Türk Borçlar Kanunu 584. maddesi, Hukuksal Eğitim mevzuat kütüphanesinde tam metin olarak yayımlanmıştır. Aşağıda maddenin tam metni, maddeyle eşleşen yüksek mahkeme kararları ve bu maddeden çıkmış sınav soruları yer alır. Ham metin için adresin sonuna /raw ekleyin.
Madde Metni
MADDE 584- Eşlerden biri mahkemece verilmiş bir ayrılık kararı olmadıkça veya yasal olarak ayrı yaşama hakkı doğmadıkça, ancak diğerinin yazılı rızasıyla kefil olabilir; bu rızanın sözleşmenin kurulmasından önce ya da en geç kurulması anında verilmiş olması şarttır.
Kefalet sözleşmesinde sonradan yapılan ve kefilin sorumlu olacağı miktarın artmasına veya adi kefaletin müteselsil kefalete dönüşmesine ya da kefil yararına olan güvencelerin önemli ölçüde azalmasına sebep olmayan değişiklikler için eşin rızası gerekmez.
(Ek fıkra: 28/3/2013-6455/77 md.) Ticaret siciline kayıtlı ticari işletmenin sahibi veya ticaret şirketinin ortak ya da yöneticisi tarafından işletme veya şirketle ilgili olarak verilecek kefaletler, mesleki faaliyetleri ile ilgili olarak esnaf ve sanatkârlar siciline kayıtlı esnaf veya sanatkârlar tarafından verilecek kefaletler, 27/12/2006 tarihli ve 5570 sayılı Kamu Sermayeli Bankalar Tarafından Yürütülen Faiz Destekli Kredi Kullandırılmasına Dair Kanun kapsamında kullanılacak kredilerde verilecek kefaletler ile tarım kredi, tarım satış ve esnaf ve sanatkârlar kredi ve kefalet kooperatifleri ile kamu kurum ve kuruluşlarınca kooperatif ortaklarına kullandırılacak kredilerde verilecek kefaletler için eşin rızası aranmaz.
C. İçeriği
I. Türlerine göre
1. Adi kefalet
Bu Maddeyle İlgili Yüksek Mahkeme Kararları
19 karar eşleşti
12. Hukuk Dairesi, 2015/25240 E., 2016/2668 K.
yüksek eşleşmeKarar metninde maddeye atıf varİcra Hukuk Mahkemesi
hakkında başlattığı takipte, adı geçen borçlu ve takibe taraf olmayan eşi ...'in, icra mahkemesine yaptıkları başvurularında; Türk Borçlar Kanunu'nun 584. maddesi uyarınca eşin rızası alınmadan verilen kefaletin geçersiz olduğunu ileri sürerek takibin iptaline ve hacizlerin kaldırılmasına karar verilmesini istedikleri, mahkemece, TBK'nun 584/2.
12. Hukuk Dairesi 2015/25240 E. , 2016/2668 K.
"İçtihat Metni"
MAHKEMESİ :İcra Hukuk Mahkemesi
Yukarıda tarih ve numarası yazılı mahkeme kararının müddeti içinde temyizen tetkiki borçlu ve 3. kişi tarafından istenmesi üzerine bu işle ilgili dosya mahallinden daireye gönderilmiş olup, dava dosyası için Tetkik Hakimi ... tarafından düzenlenen rapor dinlendikten ve dosya içerisindeki tüm belgeler okunup incelendikten sonra işin gereği görüşülüp düşünüldü:
Alacaklının bonoya dayalı olarak kambiyo senetlerine mahsus haciz yolu ile borçlu ... hakkında başlattığı takipte, adı geçen borçlu ve takibe taraf olmayan eşi ...'in, icra mahkemesine yaptıkları başvurularında; Türk Borçlar Kanunu'nun 584. maddesi uyarınca eşin rızası alınmadan verilen kefaletin geçersiz olduğunu ileri sürerek takibin iptaline ve hacizlerin kaldırılmasına karar verilmesini istedikleri, mahkemece, TBK'nun 584/2. maddesi gereğince, kamu bankalarının, eşin, kefalete rızasından muaf tutuldukları gerekçesi ile istemin reddine karar verildiği anlaşılmaktadır.
1-3. kişi ...'in temyiz itirazlarının incelenmesinde;
İİK'nun 170/a maddesi uyarınca borçlu, alacaklının takip hakkı olmadığını ve senedin kambiyo senedi niteliğini haiz olmadığını, aynı Kanunun 168/3. maddesine göre, ödeme emrinin tebliğinden itibaren 5 günlük sürede şikayet yolu ile ileri sürebilir. Sözkonusu yasal düzenlemeye göre, bu husustaki şikayet hakkı takip borçlusuna ait olup, şikayetçi 3. kişi ....'nin şikayetinin, aktif husumet ehliyeti bulunmadığından reddine karar verilmesi gerekirken, işin esasının incelenerek ret kararı verilmesi doğru değil ise de, sonuçta istem reddedildiğinden mahkeme kararı sonucu itibariyle doğrudur.
2-Borçlu ...'in temyiz itirazlarının incelenmesinde;
6098 sayılı Türk Borçlar Kanunu'nun 584/1. maddesine göre; “Eşlerden biri, mahkemece verilmiş bir ayrılık kararı olmadıkça veya yasal olarak ayrı yaşama hakkı doğmadıkça, ancak diğerinin yazılı rızasıyla kefil olabilir; bu rızanın sözleşmenin kurulmasından önce ya da en geç kurulması anında verilmiş olması şarttır.”
6102 Sayılı TTK'nun 778/3. maddesi göndermesi ile bonolar hakkında da uygulanan aynı Kanunun 702/1. maddesine göre; “Aval veren kişi, kimin için taahhüt altına girmişse aynen onun gibi sorumlu olur.”
Aval ile kefaleti birbirinden ayırmak gereklidir. Kefalet, fer'i nitelikte olmasına karşın, aval, bağımsız ve aslî bir nitelik taşır. Aval veren, lehine aval verilenin ileri sürebileceği ve senedin şekline ilişkin olanlardan başka geçersizlik sebeplerini, def'i veya itiraz olarak alacaklıya karşı ileri süremez. Oysa kefil, asıl borçluya ait kişisel def'ilerden yararlanabilir. Kefaletin, mutlaka asıl borç senedi üzerinde gösterilmesine lüzum olmadığı halde, aval şerhinin, mutlaka poliçe, bono, çek veya alonj üzerine yazılması gerekir.
Bono üzerine "kefil" ibaresi konsa dahi bu, aval olarak nitelendirilir ve aval veren, çekin diğer borçlusu ile birlikte müteselsilen sorumlu olur (TTK.702. maddesi). TTK.nun 778/1-d. maddesi göndermesi ile çekler hakkında da uygulanan aynı Kanunun 724. maddesi hükmü gereğince, kambiyo senetlerinde müteselsil borçluluk esası olduğundan, bu tür senetlerde imzası olan herkes, hamile karşı müteselsilen sorumludur. Bu açıklamalar doğrultusunda, Türk Ticaret Kanunu'nda özel hükümler olması nedeniyle, kambiyo senetlerinde TBK'nun 584. ve 603. maddeleri uygulanamaz.
Diğer taraftan, şikayet nedeni yapılmayan hususlara dayalı olarak temyiz isteminde bulunulamayacağı gibi, ödeme emrini 05.11.2014 tarihinde bizzat tebliğ alan borçlu Sinan'ın takibin iptali istemi ile icra mahkemesine 03.06.2015 tarihinde yaptığı başvuru, İİK'nun 168/3. maddesinde öngörülen yasal 5 günlük şikayet süresinin geçmesinden sonra olup, borçlunun isteminin süre aşımı nedeni ile reddine karar verilmesi gerekirken, işin esasının incelenerek yazılı şekilde istemin reddine karar verilmesi doğru değil ise de, borçlunun şikayetinin sonuçta mahkemece reddine karar verildiği anlaşılmakla, sonucu itibarı ile doğru olan mahkeme kararının onanması gerekmiştir.
SONUÇ: Borçlu ve 3. kişinin temyiz itirazlarının reddi ile sonucu doğru mahkeme kararının yukarıda yazılı nedenlerle İİK.'nun 366. ve HUMK.nun 438. maddeleri uyarınca (ONANMASINA), alınması gereken 29,20 TL temyiz harcından, evvelce alınan harç varsa mahsubu ile eksik harcın temyiz edenden tahsiline, ilamın tebliğinden itibaren 10 gün içinde karar düzeltme yolu açık olmak üzere, 28.01.2016 gününde oybirliğiyle karar verildi.
Diğer kararlar (4)
11. Hukuk Dairesi, 2020/1895 E., 2021/1873 K.
orta eşleşmeKarar metninde maddeye atıf varBÖLGE ADLİYE MAHKEMESİ 11. HUKUK DAİRESİ
tam metni aç
ği; devir sözleşmesi incelendiğinde, sözleşmede tarih ve yer almadığı gibi, kefalet tarihinin de bulunmadığını, yasanın aradığı kefalete ilişkin müteselsil kefilin bu yöndeki el yazısı ve de sorumlu olunan azami miktarın da belirtilmediği, TBK'nın 584. maddesinin birinci fıkrasının kefilin yazılı rızasını öngördüğü, buna ilişkin herhangi bir belgenin ibraz edilmediği, davalının kefaletinin yasanın
11. Hukuk Dairesi 2020/1895 E. , 2021/1873 K.
"İçtihat Metni"
MAHKEMESİ : BÖLGE ADLİYE MAHKEMESİ 11. HUKUK DAİRESİ
Taraflar arasında görülen davada Gaziantep 1. Asliye Ticaret Mahkemesi'nce verilen 20.09.2017 tarih ve 2016/262 E. - 2017/846 K. sayılı kararın davacılar vekili tarafından istinaf edilmesi üzerine, istinaf isteminin kabulüne dair Gaziantep Bölge Adliye Mahkemesi 11. Hukuk Dairesi'nce verilen 11.02.2020 tarih ve 2018/1568 E. - 2020/188 K. sayılı kararın Yargıtay'ca incelenmesi davacılar vekili tarafından istenmiş ve temyiz dilekçesinin süresi içinde verildiği anlaşılmış olmakla, dava dosyası için Tetkik Hakimi ... tarafından düzenlenen rapor dinlendikten ve yine dosya içerisindeki dilekçe, layihalar, duruşma tutanakları ve tüm belgeler okunup, incelendikten sonra işin gereği görüşülüp, düşünüldü:
Davacılar vekili, müvekkilleri ile dava dışı ... arasında Limited Şirket Hisse Devir Sözleşmesinin düzenlendiğini, bu sözleşmeye göre müvekkilleri ...'ın 99 pay, ...'ın ise 1 pay şeklinde ortak olduğu Vanessa Bitkisel Sağlık Ürünleri Kozmetik San. Tic. Ltd. Şti.'deki 65.000,00 TL hisse bedeli ve 20.000,00 TL demirbaş bedeli karşılığında ...'a satıldığını, sözleşmeye davacıların hisse devir edenler olarak ...'ın ise hisse devir alan olarak imza attığını, sözleşmenin 9. maddesi içeriğine göre de davalı ... ile dava dışı Süleyman Kaya'nın hisseyi devir alan yönünden müteselsil sorumlu olarak imza attıklarını, sözleşmenin imzalanmasını müteakip devre ilişkin şirket içi yasal prosedürlerin tamamlandığını ve şirket devrine dair ilanın yayınlandığını, müvekkillerinin sözleşme gereği yasal edimlerini yerine getirdiklerini, ancak devir alan ...'ın gerek devir esnasında, gerekse devir sonrasında vereceği devir bedelini ve demirbaş bedelini vermediğini, şirketin maliye borçlarını kapatmadığını, SGK borçlarını taksitlendirip ödemediğini, şirketi devralan ... ile onun adına müteselsil sorumluluk üstlenen davalı ... ve Süleyman Kaya'ya ihtar gönderildiğini, ardından İcra Müdürlüğü’nde bu üç kişi aleyhine ilamsız icra takibi başlatıldığını, davalının haksız olarak takibe itiraz ettiğini ileri sürerek itirazın iptaline karar verilmesini talep etmiştir.
Davalı, davaya cevap vermemiştir.
Mahkemece, iddia, savunma, bilirkişi raporu, toplanan deliller ve tüm dosya kapsamına göre; davalının davacılar ve dava dışı kişiler arasında imzalanan Limited Şirket Hisse Devir Sözleşmesi'nde hisse satın alan kişiler lehine müteselsil kefil sıfatı ile sözleşmenin tarafı olduğu, sözleşmenin düzenlendiği tarih dava dilekçesi ve ekindeki belgelerden kesin olarak tespit edilemese de pay devir sözleşmesinin 2014 yılında düzenlendiği ve 6098 sayılı yasa hükümlerinin uygulanması gerektiği, kefalet sözleşmesinin şekil şartlarının düzenlendiği TBK'nın 583. maddesi birinci fıkrası gereği; devir sözleşmesi incelendiğinde, sözleşmede tarih ve yer almadığı gibi, kefalet tarihinin de bulunmadığını, yasanın aradığı kefalete ilişkin müteselsil kefilin bu yöndeki el yazısı ve de sorumlu olunan azami miktarın da belirtilmediği, TBK'nın 584. maddesinin birinci fıkrasının kefilin yazılı rızasını öngördüğü, buna ilişkin herhangi bir belgenin ibraz edilmediği, davalının kefaletinin yasanın aradığı şekil şartlarına haiz olmaması nedeniyle geçerli bir kefalet olmadığı davacıların buna dayalı olarak alacak talep etme haklarının bulunmadığı gerekçeleriyle davanın reddine karar verilmiştir.
Karara karşı davacı vekili istinaf kanun yoluna başvuruda bulunmuştur.
Bölge Adliye Mahkemesince, davalının “Limited Şirket Hisse Devri Sözleşmesi” başlıklı sözleşmedeki teminatının garanti sözleşmesi amacı ile değil, kefalet amacı ile verildiğinden 818 sayılı BK’nın 18/1. (6098 sayılı TBK’nın 19/1.) maddesi gereğince de; davalının bu iradesinin bir kefalet amacına yönelik olduğu, kefalet sözleşmesinin fer'iliği ilkesi gereğince asıl borç geçerli biçimde doğmadığı takdirde kefalet sözleşmesinin de geçersiz olacağı, Türk Ticaret Kanunu'nun Limited Şirketlerde esas sermaye payının geçişi hâllerini düzenleyen 595/1. maddesindeki düzenlemesine göre; limited şirketlerde pay devrine ilişkin sözleşmenin geçerli olabilmesi için tarafların imzalarının noterce onanması gerektiği, Türk Borçlar Kanunu'nun 12/2. maddesine göre de; kanunda sözleşmeler için öngörülen şekil, kural olarak geçerlilik şekli olup öngörülen şekle uyulmaksızın kurulan sözleşmeler hüküm doğurmayacağından davacı tarafça dayanılan tarihsiz "limited şirket hisse devir sözleşmesi"nde tarafların imzaları noterlikçe onanmadığından sözleşmenin geçersiz ve asıl sözleşme geçersiz olduğundan da fer'i nitelikteki kefalet sözleşmesinin de geçersiz olacağı, mahkemece kefalet sözleşmesinin TBK'nın 583. maddesinde belirtilen şekil şartlarını taşımaması nedeniyle geçersiz olduğu kabul edilerek hüküm kurulması doğru olmamışsa da sonucu itibariyle doğru olan kararın gerekçesi değiştirilerek davacı vekilinin istinaf başvurusunun kabulüne, ilk derece mahkemesi kararın kaldırılmasıyla davanın reddine karar verilmiştir.
Kararı, davacı vekili temyiz etmiştir.
İlk Derece Mahkemesince verilen karara yönelik olarak yapılan istinaf başvurusu üzerine HMK'nın 355 vd. maddeleri kapsamında yöntemince yapılan inceleme sonucunda Bölge Adliye Mahkemesince esastan verilen nihai kararda, dosya kapsamına göre saptanan somut uyuşmazlık bakımından uygulanması gereken hukuk kurallarına aykırı bir yön olmadığı gibi HMK'nın 369/1. ve 371. maddelerinin uygulanmasını gerektirici nedenlerin de bulunmamasına, limited şirket hisse devrine ilişkin sözleşmenin noterde düzenlenmiş olup geçerli bulunmasına, tarafların hisse devrinin gerçekleşmediğine yönelik iddia ve savunmalarının bulunmamasına, 6098 sayılı TBK'nın 603. maddesi gereğince gerçek kişilerce, kişisel güvence verilmesine ilişkin başka ad altında diğer sözleşmelere de kefaletin şekline, ehliyete, eşin rızasına ilişkin hükümlerin aynen uygulanacak olmasına ve davacının delil olarak dayandığı sözleşmede her ne kadar davalının imzası mevcut ise de TBK'nın 583. madddesi sıhhat koşulu olarak gösterilen şekil şartlarıyla 584. madde de gösterilen eş rızasının bulunmamasına göre usul ve yasaya uygun Bölge Adliye Mahkemesi kararının onanmasına karar vermek gerekmiştir.
SONUÇ: Yukarıda açıklanan nedenlerle, davacıların temyiz istemlerinin reddi ile Bölge Adliye Mahkemesince verilen kararın HMK'nın 370/1. maddesi uyarınca ONANMASINA, HMK'nın 372. maddesi uyarınca işlem yapılmak üzere dava dosyasının İlk Derece Mahkemesine, kararın bir örneğinin Bölge Adliye Mahkemesine gönderilmesine, aşağıda yazılı bakiye 4,90 TL temyiz ilam harcının temyiz eden davacılardan alınmasına, 02.03.2021 tarihinde kesin olarak oybirliğiyle karar verildi.
11. Hukuk Dairesi, 2020/5471 E., 2021/7285 K.
orta eşleşmeKarar metninde maddeye atıf varANKARA BÖLGE ADLİYE MAHKEMESİ 21. HUKUK DAİRESİ
tam metni aç
ile davacı banka arasında imzalanan genel kredi sözleşmesine dayalı olarak davalı ...'ın müşterek ve müteselsil kefil olarak imza attığı, genel kredi sözleşmesinin ve muvafakatnamenin düzenlendiği 27/11/2012 tarihinde 6098 sayılı TBK'nın yürürlüğe girdiği, 584/1 maddesi gereğince eşlerden biri mahkemece verilmiş bir ayrılık kararı olmadıkça veya yasal olarak ayrı yaşamaya hakkı doğmadıkça ancak di
11. Hukuk Dairesi 2020/5471 E. , 2021/7285 K.
"İçtihat Metni"
MAHKEMESİ : ANKARA BÖLGE ADLİYE MAHKEMESİ 21. HUKUK DAİRESİ
BİRLEŞEN DAVA : ANKARA 4. ASLİYE TİCARET MAHKEMESİ'NİN 2015/740 ESAS
TÜRK MİLLETİ ADINA
Taraflar arasında görülen davada Ankara 3. Asliye Ticaret Mahkemesince verilen 07.06.2018 tarih ve 2015/682 E. - 2018/444 K. sayılı kararın taraf vekilleri tarafından istinaf edilmesi üzerine, istinaf istemlerinin kabulüne dair Ankara Bölge Adliye Mahkemesi 21. Hukuk Dairesi'nce verilen 13.02.2020 tarih ve 2018/2354 E. - 2020/228 K. sayılı kararın Yargıtay'ca incelenmesi asıl ve birleşen davada davacı vekili tarafından istenmiş ve temyiz dilekçesinin süresi içinde verildiği anlaşılmış olmakla, dava dosyası için Tetkik Hakimi ... tarafından düzenlenen rapor dinlendikten ve yine dosya içerisindeki dilekçeler, duruşma tutanakları ve tüm belgeler okunup, incelendikten sonra işin gereği görüşülüp, düşünüldü:
Asıl davada davacı vekili, müvekkili bankanın Başkent Kurumsal Şubesi ile Galenos Ecza Deposu Ticaret ve Sanayi A.Ş. arasında imzalanan genel kredi sözleşmesine istinaden adı geçene kredi tahsis edildiğini, davalı ...'ın işbu sözleşme kapsamında müşterek borçlu, müteselsil kefil sıfatıyla sorumlu bulunduğunu, borcun ödenmemesi nedeniyle hesabın kat edilmesine rağmen alacağın tahsil edilememesi üzerine Ankara 19. İcra Müdürlüğü'nün 2015/19770 esas sayılı takip dosyasından başlatılan takibe vaki itirazın iptali ile % 20'den aşağı olmamak üzere icra inkar tazminatının davalıdan tahsiline karar verilmesini talep ve dava etmiştir.
Birleşen davada davacı vekili, asıl dava konusu sözleşme gereği Sanofi Sağlık Ürünleri Ltd. Şti. lehine düzenlenen iki adet teminat mektubunun talep üzerine nakde çevrildiği ve 02.10.2015 tarihli denkont ile 800.000,00 TL ödeme yapıldığı bu bedelin davalıdan tahsili için Ankara 19. İcra Müdürlüğünün 2015/21447 sayılı dosyasında başlatılan icra takibine itiraz üzerine durduğunu iddia ederek, davalının haksız ve hukuki mesnetten yoksun itirazının iptali ile 804.602,74 TL üzerinden takibin devamına, borçlunun itiraz ettiği miktarın % 20'sinden aşağı olmamak üzere icra inkar tazminatının davalıdan tahsiline karar verilmesini talep ve dava etmiştir.
Asıl ve birleşen davada davalı vekili, icra takibinin haksız ve kötü niyetli olduğunu, müvekkilinin kredi borcuna kefaletinin bulunmadığını, kefalette eş rızasının yer almadığını, eşine atfen atılan imzaların sahte olduğunu bildirerek davanın reddini istemiştir.
İlk derece mahkemesince yapılan yargılama sonucunda, davacı banka tarafından davalı ... aleyhine dava dışı Galenos Ecza Deposu Tic. ve San. A.Ş. ile davacı banka arasında imzalanan genel kredi sözleşmesine dayalı olarak davalı ...'ın müşterek ve müteselsil kefil olarak imza attığı, genel kredi sözleşmesinin ve muvafakatnamenin düzenlendiği 27/11/2012 tarihinde 6098 sayılı TBK'nın yürürlüğe girdiği, 584/1 maddesi gereğince eşlerden biri mahkemece verilmiş bir ayrılık kararı olmadıkça veya yasal olarak ayrı yaşamaya hakkı doğmadıkça ancak diğerinin yazılı rızasıyla kefil olabileceği, bu rızanın sözleşmenin kurulmasından önce ya da en geç kurulması anında verilmiş olmasının şart olduğu, davalının sorumluluğuna dayanak teşkil eden kefalet sözleşmesindeki davalının eşi ...'a atfen atılan imzanın onun elinin ürünü olmadığı dolayısıyla eş muvafakatının bulunmadığı, bu nedenle kefalete değer verilemeyeceği, itirazın haklı olduğu gerekçesiyle birleşen her iki dosyada davanın reddine karar verilmiştir.
Kararı, taraf vekilleri istinaf etmiştir.
Bölge adliye mahkemesince tüm dosya kapsamına göre, takip konusu genel kredi sözleşmesinin 27/11/2012 tarihli olduğu, imza tarihinde yürürlükte bulunan 6098 sayılı TBK'nın 584/1.maddesi gereğince asıl ve birleşen davada davalı ...'ın kefil olabilmesi için eşinin rızasının alınması gerektiği, takip konusu sözleşmeye istinaden düzenlenen ve imzalanan genel kredi sözleşmesinde davalının kefaletine rızasına gösteren 27/11/2012 tarihli "Muvafakatname" başlıklı belgedeki imzanın davalının eşi ...'a ait olmadığı, ancak asıl ve birleşene davaların kararda ayrı ayrı ve infazda tereddüt oluşturmayacak biçimde hüküm kurulması gerektiği, asıl ve birleşen davada davalının asıl borçlu şirketin ortağı olduğu ve asıl ve birleşen davada davacı bankanın takip yapmakta kötü niyetli olduğuna ilişkin dosyada herhangi bir delil bulunmadığı gerekçesiyle davacı ve davalı vekilinin istinaf başvurularının kamu düzeni gözetilerek ayrı ayrı kabulü ile, ilk derece mahkemesi kararının kaldırılmasına, asıl ve birleşen davanın reddine, davalının kötü niyet tazminat isteminin reddine karar verilmiştir.
Kararı, davacı vekili temyiz etmiştir.
İlk Derece Mahkemesince verilen karara yönelik olarak yapılan istinaf başvurusu üzerine HMK'nın 355 vd. maddeleri kapsamında yöntemince yapılan inceleme sonucunda Bölge Adliye Mahkemesince esastan verilen nihai kararda, dosya kapsamına göre saptanan somut uyuşmazlık bakımından uygulanması gereken hukuk kurallarına aykırı bir yön olmadığı gibi HMK'nın 369/1. ve 371. maddelerinin uygulanmasını gerektirici nedenlerin de bulunmamasına göre usul ve yasaya uygun Bölge Adliye Mahkemesi kararının onanmasına karar vermek gerekmiştir.
SONUÇ: Yukarda açıklanan nedenlerle, asıl ve birleşen davada davacı vekilinin temyiz isteminin reddi ile Bölge Adliye Mahkemesince verilen kararın HMK'nın 370/1. maddesi uyarınca ONANMASINA, HMK'nın 372. maddesi uyarınca işlem yapılmak üzere dava dosyasının İlk Derece Mahkemesine, kararın bir örneğinin Bölge Adliye Mahkemesine gönderilmesine, aşağıda yazılı bakiye 64,20 TL temyiz ilam harcının temyiz eden asıl ve birleşen davada davacıdan alınmasına, 21/12/2021 tarihinde kesin olarak oybirliğiyle karar verildi.
11. Hukuk Dairesi, 2014/1231 E., 2014/7837 K.
orta eşleşmeKarar metninde maddeye atıf var1. ASLİYE TİCARET MAHKEMESİ
tam metni aç
İhtiyati hacze itiraz edenler vekili, 6098 sayılı TBK'nın 584/1'inci maddesinde eşlerden birinin ancak diğer eşin yazılı rızası ile kefil olabileceğinin düzenlendiğini, avalin de kefalet hükmünde olduğunu, aynı Kanunun 603'üncü maddesi uyarınca 584'üncü maddedeki düzenlemenin, avale de uygulanması gerektiğini, ihtiyat
11. Hukuk Dairesi 2014/1231 E. , 2014/7837 K.
"İçtihat Metni"
MAHKEMESİ : 1. ASLİYE TİCARET MAHKEMESİ
... 1. Asliye Ticaret Mahkemesi’nce verilen 04.04.2013 tarih ve 2013/446-2013/446 sayılı kararın Yargıtayca incelenmesi ihtiyati hacze ititraz eden (borçlular) vekili tarafından istenmiş ve temyiz dilekçesinin süresi içinde verildiği anlaşılmış olmakla, düzenlenen rapor dinlendikten ve tüm belgeler okunup, incelendikten sonra işin gereği görüşülüp, düşünüldü:
İhtiyati hacze itiraz edenler vekili, 6098 sayılı TBK'nın 584/1'inci maddesinde eşlerden birinin ancak diğer eşin yazılı rızası ile kefil olabileceğinin düzenlendiğini, avalin de kefalet hükmünde olduğunu, aynı Kanunun 603'üncü maddesi uyarınca 584'üncü maddedeki düzenlemenin, avale de uygulanması gerektiğini, ihtiyati hacze konu çekte aval veren müvekkili M.. Ş..'ın eşi F. H. Ş.'ın yazılı rızasını almadan "avalimdir" ibaresini çek üzerinde imzaladığını, bu sebeplerle muteriz M.. Ş..'ın verdiği avalin geçersiz olduğunu ileri sürülerek müvekkili aleyhine verilen ihtiyati haciz kararının kaldırılmasını talep etmiştir.
İhtiyati haciz talep eden vekili, İİK'nın 265'inci maddesinde gösterilmeyen sebeplerle itiraz edilemeyeceğini, ileri sürülen hususların başka bir davaya konu olabileceğini, müvekkilinin sattığı beton direklerinin karşılığında borçlu şirketten çek aldığını, kefalet için düzenlenen TBK'nın 581 ve devamı maddelerinin kıyas yoluyla farklı bir müessese olan, kefaletin aksine imzalayanı asli borç altına sokan ve TTK'da düzenlenen aval için uygulanamayacağını, bu sebeple avalde eşin yazılı rızasının aranmayacağını savunarak itirazın reddini istemiştir.
Mahkemece, iddia, savunma ve tüm dosya kapsamına göre, kefaletin Türk Borçlar Yasası'nda, avalin ise Türk Ticaret Yasası'nda düzenlendiği, farklı kurumlar olduğu, kefalete ilişkin hükümlerin kıyasen avalde uygulanamayacağı, itiraza dayanak gösterilen yasa maddesinin de aval için değil kefalet için düzenlendiği gerekçesiyle ihtiyati hacze itirazın reddine karar verilmiştir.
Kararı, ihtiyati hacze itiraz eden borçlular vekili temyiz etmiştir.
6098 sayılı TBK’nın 584 maddesi uyarınca eşlerden biri mahkemece verilmiş bir ayrılık kararı olmadıkça veya yasal olarak ayrı yaşama hakkı doğmadıkça, ancak diğerinin yazılı rızasıyla kefil olabilecek olup, aynı Kanun'un 603. maddesine göre de kefaletin şekline, kefil olma ehliyetine ve eşin rızasına ilişkin hükümler, gerçek kişilerce, kişisel güvence verilmesine ilişkin olarak başka ad altında yapılan diğer sözleşmelere de uygulanacaktır. “A.” de poliçe ile sorumluluk altına girmiş kişi lehine, şahsi teminat sağlamak amacı taşıyan bir müessese olup kişisel güvence verilmesinin kıymetli evrak hukukundaki görünümüdür. Şahsi teminat sağlayan akitlere ve özellikle de kefalete benzemesi yönünden avale “poliçe kefaleti” ismi de verilmektedir (Prof. Dr. ... Kitabevi 2. bası s.792). Bu nedenle, kefalette eşin rızasına ilişkin hükümlerin TBK’nın 603. maddesi uyarınca “aval”de de uygulanması gerekmekte olup, doktrinde baskın görüş de bu doğrultudadır. (Prof. Dr. ...-Türk Borçlar Kanunu Tasarısı-Kefalette Eşin izni s. 437; Prof. Dr. A. .../Doç. Dr. K. ...: Borçlar Hukuku Özel Borç İlişkileri, 12. B., Ankara 2013 s. 670; Doç. Dr. ... Kefalet Sözleşmesi, İstanbul 2012 Özen, s.50; Prof. Dr. ... Gümüş, Borçlar Hukuku Özel Hükümler, C. II, İstanbul 2014 s. 369-370.). Bu itibarla; mahkemece bu yön üzerinde durulup sonucuna göre bir karar verilmesi gerekirken, yazılı şekilde hüküm kurulması doğru bulunmamış, kararın bozulması gerekmiştir.
SONUÇ: Yukarıda açıklanan nedenlerle yerel mahkeme kararının BOZULMASINA, ödediği temyiz peşin harcın isteği halinde temyiz edene iadesine, 25.04.2014 tarihinde oybirliğiyle karar verildi.
12. Hukuk Dairesi, 2014/11663 E., 2014/14231 K.
orta eşleşmeKarar metninde maddeye atıf varAnkara 4. İcra Hukuk Mahkemesi
tam metni aç
6098 sayılı Türk Borçlar Kanunu'nun 584/1. maddesine göre;
12. Hukuk Dairesi 2014/11663 E. , 2014/14231 K.
"İçtihat Metni"
MAHKEMESİ : Ankara 4. İcra Hukuk Mahkemesi
TARİHİ : 18/03/2014
NUMARASI : 2013/248-2014/394
Yukarıda tarih ve numarası yazılı mahkeme kararının müddeti içinde temyizen tetkiki alacaklı tarafından istenmesi üzerine bu işle ilgili dosya mahallinden daireye gönderilmiş olup, dava dosyası için Tetkik Hakimi tarafından düzenlenen rapor dinlendikten ve dosya içerisindeki tüm belgeler okunup incelendikten sonra işin gereği görüşülüp düşünüldü:
Şikayetçiler vekili, Borçlar Kanunu'nun 584. maddesi uyarınca eşinin rızasını almadan borçlunun kefil olması nedeniyle takibin iptalini istemiş, mahkemece şikayetin kabulüne karar verilmiştir.
Şikayetçilerin başvurusu, bu hali ile İİK.nun 16. maddesine dayalı bir şikayet olup, yasanın emredici kuralına aykırı olarak yapıldığı iddia edilen işleme ilişkin olduğundan süresizdir.
6098 sayılı Türk Borçlar Kanunu'nun 584/1. maddesine göre; “Eşlerden biri mahkemece verilmiş bir ayrılık kararı olmadıkça veya yasal olarak ayrı yaşama hakkı doğmadıkça, ancak diğerinin yazılı rızasıyla kefil olabilir; bu rızanın sözleşmenin kurulmasından önce ya da en geç kurulması anında verilmiş olması şarttır.”
6102 Sayılı TTK'nun 818/1-g maddesi göndermesi ile çekler hakkında da uygulanan aynı kanunun 702/1. maddesine göre; “Aval veren kişi, kimin için taahhüt altına girmişse aynen onun gibi sorumlu olur.”
Aval ile kefaleti birbirinden ayırmak gereklidir. Kefalet, fer'i nitelikte olmasına karşın, aval bağımsız ve aslî bir nitelik taşır. Aval veren, lehine aval verilenin ileri sürebileceği ve senedin şekline ilişkin olanlardan başka geçersizlik sebeplerini def'i veya itiraz olarak alacaklıya karşı ileri süremez. Oysa kefil, asıl borçluya ait kişisel def'ilerden yararlanabilir. Kefaletin, mutlaka asıl borç senedi üzerinde gösterilmesine lüzum olmadığı halde, aval şerhinin mutlaka poliçe, bono, çek veya alonj üzerine yazılması gerekir.
Çek üzerine "kefil" ibaresi konsa dahi bu, aval olarak nitelendirilir ve aval veren, çekin diğer borçlusu ile birlikte müteselsilen sorumlu olur (TTK.702). TTK.nun 818/1-k. maddesi göndermesi ile çekler hakkında da uygulanan aynı kanunun 724. maddesi hükmü gereğince kambiyo senetlerinde müteselsil borçluluk esası olduğundan, bu tür senetlerde imzası olan herkes, hamile karşı müteselsilen sorumludur. Bu açıklamalar doğrultusunda Türk Ticaret Kanunu'nda özel hükümler olması nedeniyle kambiyo senetlerinde TBK'nun 584. ve 603. maddeleri uygulanamaz.
O halde, mahkemece yukarıda açıklanan nedenlerle şikayetin reddine karar verilmesi gerekirken, istemin kabulü yönünde hüküm tesisi isabetsizdir.
SONUÇ : Alacaklının temyiz itirazlarının kabulü ile mahkeme kararının yukarıda yazılı nedenlerle İİK 366 ve HUMK’nun 428. maddeleri uyarınca (BOZULMASINA), peşin alınan harcın istek halinde iadesine, ilamın tebliğinden itibaren 10 gün içinde karar düzeltme yolu açık olmak üzere, 13.05.2014 gününde oybirliğiyle karar verildi.
Eşleştirme iki kanıta dayanır: kararın kendi metnindeki madde atfı ve şerh kitaplarının o kararı hangi maddenin altında bastığı. Otomatik üretilmiştir, hukuki tavsiye değildir; kararın güncelliğini ve sonraki içtihat değişikliklerini ayrıca denetleyin.
Bu Maddeyle İlgili Sınav Sorusu
Borçlar Hukuku Özel Hükümler
Ticaret siciline kayıtlı Deri A.Ş.'nin %60 ortağı ve aynı zamanda tek başına temsile yetkili müdürü olan (K), şirketin faaliyetleri için Banka (B) ile imzalanan genel kredi sözleşmesine şahsen ‘müşterek borçlu ve müteselsil kefil’ sıfatıyla imza atmıştır. Evli olan (K)’nın bu kefaleti için eşinin yazılı rızası alınmamıştır. Bir süre sonra Deri A.Ş.’nin temerrüde düşmesi üzerine Banka (B), (K) aleyhine icra takibi başlatmış, (K) ise eş rızası alınmadığı için kefaletin geçersiz olduğunu ileri sürerek takibe itiraz etmiştir. 6098 sayılı Türk Borçlar Kanunu’nun kefalet sözleşmesine ilişkin hükümleri dikkate alındığında, (K)’nın kefaletinin geçerliliği hakkındaki aşağıdaki ifadelerden hangisi doğrudur?
A) Kefalette eş rızasını düzenleyen hüküm, aile birliğini korumaya yönelik kamu düzenine ilişkin emredici bir kural olduğundan, hiçbir istisnası yoktur ve (K)'nın kefaleti kesin hükümsüzdür.
B) (K), şirketin ayrı bir tüzel kişiliği olması sebebiyle üçüncü bir kişinin borcuna kefil olmuştur; bu durum, kendi mesleki faaliyeti kapsamında sayılmayacağından eşinin yazılı rızası alınmadıkça kefalet geçerli olmaz.
C) Sözleşmede 'müşterek borçlu ve müteselsil kefil' ifadesinin birlikte kullanılması, (K)’yı asıl borçlulardan biri haline getirdiği için bu işlem hukuken kefalet sayılmaz ve bu nedenle eş rızası aranmaz.
D) (K)’nın eşinin, kefalet sözleşmesinin kurulmasından sonra bu işleme açıkça icazet vermesi halinde kefalet baştan itibaren geçerli hale gelir; ancak icazet verilene kadar sözleşme askıda hükümsüzdür.
E) Ticaret siciline kayıtlı şirketin ortağı ve yöneticisi olan (K)'nın, şirketin ticari faaliyetiyle ilgili olarak verdiği bu kefalet için eş rızası aranmadığından, kefalet geçerlidir.
Bu maddeyle ilgili 7 soru daha var!
Soruların tamamını çözmek, açıklamalı cevapları görmek ve Hukuksal Eğitim yapay zeka asistanı ile çalışmak için platforma katılın.