Türk Borçlar Kanunu 596. maddesi, Hukuksal Eğitim mevzuat kütüphanesinde tam metin olarak yayımlanmıştır. Aşağıda maddenin tam metni, maddeyle eşleşen yüksek mahkeme kararları ve bu maddeden çıkmış sınav soruları yer alır. Ham metin için adresin sonuna /raw ekleyin.
Madde Metni
MADDE 596- Kefil, alacaklıya ifada bulunduğu ölçüde, onun haklarına halef olur. Kefil, bu hakları asıl borç muaccel olunca kullanabilir.
Kefil, aksi kararlaştırılmamışsa, rehin hakları ile aynı alacak için sağlanmış diğer güvencelerden sadece kefalet anında var olan veya bizzat asıl borçlu tarafından, sonradan özellikle bu alacak için verilmiş bulunanlara halef olur. Alacaklıya kısmen ifada bulunan kefil, rehin hakkının sadece bunu karşılayan kısmına halef olur. Alacaklının rehin konusu üzerinde geriye kalan alacak hakkı, kefilin rehin hakkından ön sırada gelir.
Kefil ile asıl borçlu arasındaki hukuki ilişkiden doğan istem ve def’iler saklıdır.
Bir alacağın güvencesini oluşturan rehin paraya çevrildiği veya borç rehin veren malik tarafından ödendiği takdirde malik, kefile karşı rücu hakkını, ancak kefil ile kendisi arasında böyle bir anlaşma varsa ya da rehin sonradan bir üçüncü kişi tarafından verilmişse kullanabilir.
Kefilin rücu hakkına ilişkin zamanaşımı, kefilin alacaklıya ifada bulunduğu anda işlemeye başlar.
Kefil, dava hakkı vermeyen veya yanılma ya da ehliyetsizlik sebebiyle asıl borçluyu bağlamayan bir borç için ödemede bulunduğu takdirde, asıl borçluya karşı rücu hakkına sahip değildir. Ancak, kefil zamanaşımına uğramış bir asıl borçtan sorumlu olmayı borçlunun vekili sıfatıyla üstlenmişse asıl borçlu, ona karşı vekâlet sözleşmesi hükümleri uyarınca sorumlu olur.
c. Kefilin bildirim yükü
Bu Maddeyle İlgili Yüksek Mahkeme Kararları
6 karar eşleşti
23. Hukuk Dairesi, 2015/284 E., 2015/6456 K.
yüksek eşleşmeKarar metninde maddeye atıf varAsliye Hukuk Mahkemesi
Kefil, TBK'nın 596/1 maddesine göre, alacaklıya ifada bulunduğu ölçüde alacaklının haklarına halef olduğundan, alacakla ilgili bütün fer'i haklar, teminatlar ödeme ile birlikte kendiliğinden kefile geçerler.
23. Hukuk Dairesi 2015/284 E. , 2015/6456 K.
"İçtihat Metni"
MAHKEMESİ :Asliye Hukuk Mahkemesi
Taraflar arasındaki sıra cetveline itiraz davasının yapılan yargılaması sonunda ilamda yazılı nedenlerden dolayı davanın kabulüne yönelik olarak verilen hüküm davalı vekilince duruşmalı olarak temyiz edilmiştir.
Temyize konu karar niteliği gereği duruşmaya tâbi olmadığından duruşma isteminin reddiyle incelemenin evrak üzerinde yapılmasına karar verildikten ve temyiz isteğinin süresinde olduğu anlaşıldıktan sonra dosya incelendi, gereği konuşulup düşünüldü.
- K A R A R -
Davacı vekili, görevsiz ... Asliye Ticaret Mahkemesi'ne sunulan dava dilekçesinde, müvekkilinin alacaklı olduğu .... İcra Müdürlüğü'nün 2012/5934 Esas sayılı dosyasında; borçlulardan ... adına kayıtlı taşınmazlar üzerine 1.sırada haciz şerhi işlendiğini, taşınmazların tapu kaydında ayrıca ....'nin ipoteği olduğunu, satış işlemine başlandıktan sonra .... tarafından .... İcra Müdürlüğü'nün 2012/26525 Esas sayılı dosyası ile borçlu ... eşi ... ve oğlunun kayınpederi ... aleyhine ipotek takibi başlatıldığını, takipten 1 ay sonra dosya alacağının tüm fer'ileri ile birlikte ...'na temlik edildiğini, yapılan temlik işleminin muvazaalı olduğunu, müşterek ve müteselsil kefil tarafından borcun tamamının ödenmesi ve alacağın kefil tarafından temlik alınması ile borçlu ve alacaklı sıfatının aynı kişide birleştiğini ileri sürerek, sıra cetvelinin iptalini talep ve dava etmiştir.
Davalı vekili, davalının kefil sıfatıyla eda ettiği şey nispetinde alacaklının haklarında ona halef olduğunu, temlik işlerinin gerçekleşmesi için borçlunun onayının alınmasına gerek olmadığını, davalının dava dışı borçlunun akdettiği kredi sözleşmesine müşterek borçlu ve müteselsil kefil sıfatıyla imza koyduğunu, girişilen takipte de borcu ödediğini, davalının bu sözleşmede borçlu sıfatıyla değil, kefil sıfatıyla yer aldığını savunarak, davanın reddini istemiştir.
... Asliye Ticaret Mahkemesi'nin görevsizlik kararı ile dosyanın gönderildiği mahkemece, iddia, savunma, benimsenen bilirkişi raporu ve tüm dosya kapsamına göre; ...'nün 2012/26525 Esas sayılı dosyası borçlularından davalı ...'nun dosya alacaklısına borcu ödeyip kendisi alacaklı durumuna geçmekle, TBK'nın 135. maddesindeki alacaklı ve borçlu sıfatının aynı kişide birleşmesi durumunun gerçekleştiği, artık bu dosyadaki borcun sona erdiği, icra dosyasında temlik alan borçlunun mahkemede veya icra dosyasında yeni bir takip yaparak, talep açarak alacağını gerçek borçluya rücu edebileceği gerekçesiyle, davacı şirket alacağının sıra cetvelinde ilk sıraya yüksetilmesine, davalının isminin sıra cetvelinden tamamen silinmesine, sıra cetveli yapılmadan ... İcra Müdürlüğü'nün 2012/5934 Esas sayılı dosyasına ödemenin yapılmasına karar verilmiştir.
Kararı, davalı vekili temyiz etmiştir.
1-Davacı taraf, .... İcra Müdürlüğü'nün 2012/26525 Esas sayılı dosyasında düzenlenen sıra cetvelinde alacaklı ....'nin dosya alacağının tüm fer'ileri ile birlikte aynı dosyada müşterek borçlu ve müteselsil kefil-davalı ...'na temlik ettiğini, takip borçlularının kefilin temlik aldığı dosyada borca itiraz etmedikleri gibi
süreci de hızlandırdıklarını, yapılan temlik işleminin muvazaalı olduğunu, alacağın kefil tarafından temlik alınması ile borçlu ve alacaklı sıfatının aynı kişide birleştiğini ileri sürerek, sıra cetveline hem davalının alacağının esası ve miktarı, hem de sırası yönünden itiraz etmiştir.
Borçluya ait mahcuz satış bedelinin bütün alacaklıların alacağını karşılamaması halinde düzenlenecek sıra cetveline itiraz, alacağın esas ve miktarına ya da hem sıraya hem alacağın esas ve miktarına yönelikse dava yoluyla genel mahkemede (İİK'nın m. 142/1), itiraz sadece sıraya yönelikse şikayet yoluyla icra mahkemesinde (İİK'nın m. 142/son) ileri sürülmelidir. Hem sıraya ve hem de alacağın esas ve miktarına yönelik itirazların birlikte ileri sürülmesi halinde mahkemece kural olarak, önce sıraya yönelik itirazın (şikayetin) karara bağlanması, bu itirazın yerinde olmadığının anlaşılması halinde ise davalı alacağının varlığına ve miktarına yönelik itirazın incelenmesi gerekir.
Somut olayda, davacı, davalının alacağının hem sırasına, hem de esasına itiraz etmiş olup, mahkemece öncelikle sıraya ilişkin itiraz incelenmeli, sonucuna göre esasa ilişkin itirazın incelenmesine geçilmelidir.
Mahkemece, bu ilkelere uygun olarak önce sıraya ilişkin itiraz incelenmiş, bu itirazın yerinde olduğu belirlendiğinden, muvazaa iddiasına ilişkin itirazların incelenmesine geçilmemiştir.
Somut olayda, ipotek veren borçlu ...'e ait taşınmaza .... tarafından 18.08.2011 tarihinde ipotek konulduğu, yine .... tarafından .... İcra Müdürlüğü'nün 2012/26525 Esas sayılı dosyası ile asıl borçlu ... ve ipotek veren ... ile müteselsil borçlu müşterek kefil ... aleyhine ipoteğin paraya çevrilmesi yoluyla takip başlatıldığı, kefil ... tarafından dosya borcu 27.12.2012 tarihinde ödenerek tarihsiz temlikname ile alacağın temlik alındığı, davacının alacaklı olduğu ... İcra Müdürlüğü'nün 2012/5934 Esas sayılı dosyasında ise kambiyo senetlerine mahsus yolla icra takibine başlandığı, borçlu ...'e ait taşınmaz üzerine 28.08.2012 tarihinde haciz konulduğu anlaşılmıştır.
....'nin ipoteği 400.000,00 TL bedelli üst sınır ipoteği olarak kurulmuş olup ... tarafından üst sınır limitinden daha az tutarda, 197.863,82 TL'nin tahsili için icra takibine başlanmıştır. Üst sınır ipoteğinde limit fazlası alacak için alacaklı tarafından ayrıca takip yapılarak haciz konulmadığı sürece, üst sınır limitinden fazla pay ayrılamaz. Diğer anlatımla, üst sınırı aşan alacaklar, teminattan faydalanmazlar ve adi alacak olarak kalırlar. (Yargıtay 19. H.D.'nin 29.03.2001 tarih ve 1115 E., 2301 K; 14.02.2002 tarih ve 7426 E., 1131 K; Dairemizin 16.09.2014 tarih ve 5836 E., 5652 K. sayılı sayılı ilamları bu yöndedir. Ayrıca Bkz. Prof. Dr. Baki Kuru, İcra ve İflas Hukuku, El0 Kitabı, 2. Baskı, 2013, sh. 988) Yargıtay 19. H.D.'nin 10.11.2005 tarih ve 5720 E., 11011 K; 27.01.2006 tarih ve 9141 E., 581 K. sayılı ilamlarında da açıklandığı üzere, üst sınır ipotek limitine kadar olan alacak ve fer'ileri toplamı için ayrı bir takibe ve hacze gerek bulunmamaktadır.
Kefil, TBK'nın 596/1 maddesine göre, alacaklıya ifada bulunduğu ölçüde alacaklının haklarına halef olduğundan, alacakla ilgili bütün fer'i haklar, teminatlar ödeme ile birlikte kendiliğinden kefile geçerler. TBK'nın 596/2. maddesine göre "Kefil, aksi kararlaştırılmamışsa, rehin hakları ile aynı alacak için sağlanmış diğer güvencelerden sadece kefalet anında varolan veya bizzat asıl borçlu tarafından, sonradan özellikle bu alacak için verilmiş bulunanlara halef olur". Bu madde hükmü tamamen yeni olup; kefilin kanuni halefiyeti açısından sınırlamalar getirmiştir. Eski Borçlar Kanunun aksine, kefilin rehinler üzerindeki halefiyeti kefaletin bağıtlanması anındaki kefil olunan kişiler tarafından verilmiş tüm rehinleri kapsamakta; buna karşılık kefaletten sonra üçüncü kişiler tarafından verilen rehinler üzerinde kefilin halefiyeti olmadığı gibi, asıl borçlu tarafından genel olarak verilen ve kefil olunan alacağı da kapsayan rehinler de kefilin halefiyeti dışında kalmıştır (TBK md. 596/2). Asıl borçlu özellikle bu alacak için yeni rehinler vermiş ise, kefil alacaklıya ödeme
yaptığı ölçüde bu rehinlere de başvuru hakkına sahip olmaktadır. TBK'nın 596/2. madde hükmünde "aksi kararlaştırılmadıkça" denilmektedir. Bununla kastedilen alacaklıya ödemede bulunan kefile intikal eden rehinlerin ve diğer güvencelerin kefil ile alacaklı arasındaki bir anlaşma ile genişletilmesidir. Örneğin kefaletin verilmesinden sonra üçüncü kişiler tarafından verilecek rehinlerin ve borçlu tarafından kefil olunan alacağı da kapsayacak şekilde verilecek genel nitelikteki rehinlerin de kefile intikali kararlaştırılabilir. Rehin veren açısından alacaklının değişmesi-alacaklı yerine kefil-bir farklılık oluşturmayacağından; borçlunun bu yasal düzenlemeye itirazı söz konusu olmayacaktır. TBK'nın 592/3. maddenin 2. cümlesinde yer alan"Alacaklı, kefalet sırasında var olan veya asıl borçlu tarafından alacak için sonradan sağlanan rehinleri ve diğer güvenceleri de kefile teslim etmek veya bunların devri için gerekli işlemleri yapmak zorundadır" hükmü, esasen ödeme ile birlikte kefile geçmiş olan taşınmaz rehninin, tapu sicilindeki devir işlemlerini ifade etmektedir; yoksa kurucu nitelikte teminatların devri işlemleri söz konusu değildir. Örneğin, kefil ödemede bulunduktan sonra, alacaklı tapuya durumu bildirmeden önce ipotekli taşınmaz üzerinde yeni ipotekler kurulsa veya haciz konulsa dahi bu gibi kısıtlamalar kanunen kefile geçmiş bulunan ipotekten sonra gelecek; ipotek alacaklısı durumunda olan kefil, ipoteğin paraya çevrilmesini talep ile alacağını öncelikle tahsil edecektir. İpotekli alacaklı, ödeme ile birlikte yasadan ötürü, hiçbir işleme gerek olmaksızın kefildir. ... Mahkemesine göre de, rehin haklarının geçmesi için, alacaklı değişikliğinin tapu siciline kaydı şart değildir (İMK 835, TMK 891). Halefiyet sonucu alacağı elde eden için de durum aynıdır. TBK'nın 592. maddesinde, alacağın taşınmaz rehni ile temini hali ayrıca düzenlenmemiş; genel olarak "Alacaklı, kefalet sırasında var olan veya asıl borçlu tarafından alacak için sonradan sağlanan rehinleri ve diğer güvenceleri de kefile teslim etmek veya bunların devri için gerekli işlemleri yapmak zorundadır" demekle yetinilmiştir. Taşınmazlarda alacaklının Tapu Müdürlüğüne başvurarak kefilin ödeme borcunu yerine getirdiğini; kendisine kanunen halef olduğunu ve ipotekli alacaklı durumuna geçtiğini bildirmesi gerekir. Ödemede bulunan kefil de, kanuni halefiyeti ispat ederek, aynı işlemin yapılmasını isteyebilir. (Prof. Dr. Seza Reisoğlu, Türk Kefalet Hukuku, Ankara, 2013, sayfa 252,267).
Somut olayda, .... ile davalı arasında imzalanan tarihsiz temliknamede de alacağın güvencesini oluşturan teminatlar ve bu teminatların kapsadığı hakların temellük edene kendiliğinden geçmiş olduğu, temlikin bunları da kapsadığı açıkça düzenlenmiştir.
Bu durumda mahkemece, Yargıtay 19. Hukuk Dairesi'nin 13.12.2010 tarih ve 9817 E., 14114 K; Dairemizin 07.05.2015 tarih ve 2014/4609 E., 2015 3382 K. sayılı ilamında da açıklandığı üzere; alacaklı ....'nin ve borcu ödeyerek alacaklının haklarına ve bu kapsamda rüçhan hakkına TBK'nın 596. maddesi uyarınca halef olan davalı ...'nun ayrıca icra takibi yapmasına gerek bulunmaksızın, üst sınır ipotek limitine kadar olan alacak ve fer'ilerinin toplamını, satış bedelinden öncelikle alabileceği, esasen taşınmaz rehnine ilişkin hükümlerin TBK'nın 135/3. maddesinde saklı tutulduğu da gözetilerek, davacı vekilinin sıraya yönelik şikayetinin reddi ile temlik işleminin muvazaalı olarak yapıldığı iddiasıyla ilgili uyuşmazlığın esasının incelenmesi ve sonucuna göre bir karar verilmesi gerekirken, yanılgılı gerekçe ile yazılı şekilde hüküm kurulması doğru olmamıştır.
2-Bozma nedenine göre, davalı vekilinin diğer temyiz itirazlarının şimdilik incelenmesine gerek görülmemiştir.
3-Kabule göre, sıra cetveline yönelik şikayetlerde İcra Mahkemesi, önüne gelen şikayetleri sonuçlandırmak ve icra müdürüne bu yönde talimat vermekle görevli olup,
düzenlenecek yeni sıra cetvelinde sıra cetvelinin hangi ilkelere göre düzenleneceğini belirtmesi, diğer anlatımla alacaklıların ne miktar için hangi sıralarda yer alması gerektiğini saptaması, hukuka uygun olmayan kısımları göstermesi, bu çerçevede işlem yapılması için icra müdürüne (İİK'nın 17. madde hükmüne kıyasen) talimat vermesi gerektiğinden, iptal nedenlerinin gerekçede belirtilmesi ve sıra cetvelinin iptaline karar verilmesi ile yetinilmesi gerekir.
Haciz yolu ile takiplerde düzenlenen sıra cetveline itiraz davalarında ise, davanın kabulü halinde kıyasen uygulanması gereken İİK'nın 235/3. maddesi uyarınca davalıya ayrılan payın, yargılama giderleri ve vekalet ücreti de dahil olmak üzere öncelikle davacıya ödenmesine, artan kısım bulunması halinde, davalıya bırakılmasına karar verilmesi, sıranın değiştirilmesine ya da iptaline ya da sıra cetvelinin iptaline karar verilmemesi gerekir. Sıra cetveline itiraz davaları sonunda verilen hüküm, sadece davanın tarafları bakımından sonuç doğurur ve verilen kabul kararı ile durumun tespiti ile yetinilmeyip, eda hükmü kurulmalıdır.
Somut olayda mahkemece, davacının sıraya yönelik itirazı yerinde görülerek esasa ilişkin incelemeye geçilmediğinden yukarıda açıklandığı gibi sıra cetvelinin iptaline karar verilmesi gerekirken, yukarıda açıklanan ilkeyi karşılamayacak şekilde hüküm kurulması ve HMK'nın 297/2 maddesi hükmüne aykırı olarak gerekçede yer alması gereken hususa hüküm fıkrasında yer verilmesi de doğru olmamıştır.
SONUÇ: Yukarıda (1) numaralı bentte açıklanan nedenlerle, davalı vekilinin temyiz itirazlarının kabulü ile hükmün, davalı yararına BOZULMASINA, (2) numaralı bentte açıklanan nedenlerle, davalı vekilinin diğer temyiz itirazlarının şimdilik incelenmesine yer olmadığına, peşin alınan harcın istek halinde iadesine, kararın tebliğinden itibaren 15 gün içerisinde karar düzeltme yolu açık olmak üzere, 12.10.2015 tarihinde oybirliğiyle karar verildi.
Diğer kararlar (4)
23. Hukuk Dairesi, 2014/4805 E., 2015/3382 K.
orta eşleşmeKarar metninde maddeye atıf varİcra Hukuk Mahkemesi
tam metni aç
Şikayet tarihi itibariyle yürürlükte bulunan TBK'nın 596. maddesinin 1.
23. Hukuk Dairesi 2014/4805 E. , 2015/3382 K.
"İçtihat Metni"
MAHKEMESİ :İcra Hukuk Mahkemesi
Taraflar arasındaki sıra cetveline şikayetin yapılan yargılaması sonunda ilamda yazılı nedenlerden dolayı şikayetin reddine yönelik olarak verilen hükmün süresi içinde şikayetçi vekilince temyiz edilmesi üzerine dosya incelendi, gereği konuşulup düşünüldü.
- K A R A R -
Şikayetçi vekili, müvekkilinin, takip borçlusu ....'nin, ....'ye olan borçlarını kefil sıfatıyla ödediğini ve kefaleten ödediği bu alacağın rücuen tahsili amacıyla adı geçen şirket aleyhine icra takibi başlattığını, söz konusu icra takibi sonucunda, banka tarafından rehin edilen aracın satışı üzerine düzenlenen sıra cetvelinde, haciz tarihi daha önce olduğu gerekçesiyle, şikayet olunan ...'a öncelikli olarak pay ayrıldığını, sıra cetvelinin bu haliyle hatalı olduğunu, zira alacaklıya ödeme yapan kefilin onun haklarına halef olduğunu, rehin hakkı sahibi müvekkiline öncelikle pay ayrılması gerektiğini ileri sürerek, sıra cetvelinin iptalini istemiş; yargılama sırasında şikayet olunan ... dışındaki diğer şikayet olunanlar ile ilgili şikayetinden feragat etmiştir.
Şikayet olunan ..., şikayetçinin aynı zamanda borçlu ....'nin ortağı olduğunu, müvekkilini dolandırdıklarını, muvazaalı olarak araç üzerine haciz konulduğunu savunarak, şikayetin reddini istemiştir.
Mahkemece, iddia, savunma ve dosya kapsamına göre, bedeli paylaşıma konu araç üzerine şikayetçi tarafın alacaklı olduğu icra dosyasında 15.02.2013 tarihinde, şikayet olunan ...'ın alacaklı olduğu icra dosyasında ise 12.10.2012 tarihine haciz konulduğu, düzenlenen sıra cetvelinde haciz tarihi daha önce olan şikayet olunan ...'a öncelikli olarak pay ayrılmasında usul ve yasaya aykırı bir yön bulunmadığı, hacze iştirak koşullarının da oluşmadığı, her ne kadar şikayetçi rehin hakkına dayanmış ise de, her iki tarafın takibinin de ilamsız takip olduğu gerekçesiyle, şikayet olunan ... yönünden şikayetin reddine, diğer şikayet olunanlar yönünden şikayetin feragat nedeniyle reddine karar verilmiştir.
Kararı, şikayetçi vekili, şikayet olunan ... hakkında verilen hüküm yönünden temyiz etmiştir.
Şikayet, borçlunun bedeli paylaşıma konu aracı üzerine tesis edilen rehin ile teminat altına alınmış olan borcunun, kefil sıfatıyla dava dışı alacaklı bankaya ödenmesi üzerine, banka alacağının yanında, rehin hakkına da halef olunduğu iddiasına dayalı sıra cetvelinin iptali istemine ilişkindir.
Şikayet tarihi itibariyle yürürlükte bulunan TBK'nın 596. maddesinin 1. ve 2. fıkraları; "Kefil, alacaklıya ifada bulunduğu ölçüde, onun haklarına halef olur. Kefil, bu hakları asıl borç muaccel olunca kullanabilir.
Kefil, aksi kararlaştırılmamışsa, rehin hakları ile aynı alacak için sağlanmış diğer güvencelerden sadece kefalet anında var olan veya bizzat asıl borçlu tarafından, sonradan özellikle bu alacak için verilmiş bulunanlara halef olur. Alacaklıya kısmen ifada bulunan kefil, rehin hakkının sadece bunu karşılayan kısmına halef olur. Alacaklının rehin konusu üzerinde geriye kalan alacak hakkı, kefilin rehin hakkından ön sırada gelir" hükümlerini içermektedir.
Bu durumda mahkemece, alacaklı dava dışı bankaya, kefil sıfatıyla ödeme yapan şikayetçinin, TBK'nın 596. maddesi uyarınca alacaklı bankanın haklarına halef olduğu, rehin konusu aracın satışı halinde satış bedeli üzerinde rüçhan hakkının devam ettiği, bunun için ayrıca takip yapmasının dahi gerekli bulunmadığı gerekçesiyle, şikayetin kabulüne karar verillmesi gerekirken, bilirkişi tarafından da aynı doğrultuda görüş bildirilmesine rağmen, yazılı şekilde yanılgılı gerekçeye dayalı olarak karar verilmesi doğru olmamıştır.
SONUÇ: Yukarıda açıklanan nedenlerle, şikayetçi vekilinin temyiz itirazlarının kabulü ile hükmün, şikayetçi yararına BOZULMASINA, peşin alınan harcın istek halinde iadesine, karar düzeltme yolu kapalı olmak üzere, 07.05.2015 tarihinde oybirliği ile karar verildi.
6. Hukuk Dairesi, 2024/866 E., 2024/2935 K.
orta eşleşmeKarar metninde maddeye atıf varAdana Bölge Adliye Mahkemesi 10. Hukuk Dairesi
tam metni aç
Türk Borçlar Kanununun “kefilin rücu hakkı” başlıklı 596. maddesi uyarınca;
6. Hukuk Dairesi 2024/866 E. , 2024/2935 K.
"İçtihat Metni"
MAHKEMESİ : Adana Bölge Adliye Mahkemesi 10. Hukuk Dairesi
SAYISI : 2022/1203 E., 2024/27 K.
ŞİKAYETÇİ : ... vekili Avukat ...
ŞİKAYET OLUNANLAR : 1- ... vekili Avukat ...
2- ... vekili Avukat ...
ŞİKAYET TARİHİ : 08.11.2021
HÜKÜM/KARAR : Ret
İLK DERECE MAHKEMESİ : Dörtyol İcra Hukuk Mahkemesi
SAYISI : 2021/192 E., 2022/24 K.
Bölge Adliye Mahkemesi kararı şikayetçi vekilince duruşmalı olarak temyiz edilmekle; kesinlik, süre, temyiz şartı ve diğer usul eksiklikleri yönünden yapılan ön inceleme sonucunda, temyize konu edilen kararın niteliğinin duruşma istenebilecek davalardan olmadığı anlaşılmıştır.
6100 sayılı Hukuk Muhakemeleri Kanunu'nun 369 uncu maddesinin ikinci fıkrası uyarınca şikayetçi vekilinin duruşma isteğinin mahiyetten reddine, temyiz dilekçesinin kabulü ile incelemenin dosya üzerinde yapılmasına karar verildikten ve Tetkik Hâkimi tarafından hazırlanan rapor dinlendikten sonra dosyadaki belgeler incelenip gereği düşünüldü:
- K A R A R -
Şikayetçi vekili, borçlular hakkında Dörtyol İcra Dairesi'nin 2011/1539 Esas sayılı dosyası ile başlatılan icra takibi sırasında dört adet taşınmazın satışı yapılarak 25.10.2021 tarihli sıra cetvelinin düzenlendiğini, müvekkili tarafından ... kefili olarak 30.03.2012 tarihinde 202.500,00 TL’nin ödendiğini, güncel alacağın ödeme tarihinden bugüne kadar işlemiş yıllık % 9 yasal faizi 98.065,48 TL ile birlikte toplam 300.562,48 TL olduğunu, alacağın altında satış yapılmasına muvafakati olmadığına ilişkin dilekçenin Dörtyol İcra Dairesi'nin 2011/1539 Esas sayılı dosyasına gönderildiğini, müvekkilinin yaptığı ödeme nedeniyle banka halefi olarak ipotek alacaklısı sıfatını kazandığını, buna rağmen icra müdürlüğü tarafından sıra cetveli düzenlenmeden önce müvekkili yerine Ziraat Bankası'nın alacağının olup olmadığını bildirmediği için 1. sırada yer alması gereken müvekkilinin ipotek alacağının sıra cetveline dahil edilmeyerek davalıların cetvele alınmasının hukuka ve icra dosyası içeriğine aykırı olduğunu, ipotek alacağının imtiyazlı alacak olduğundan satıştan elde edilen miktarın öncelikle müvekkiline ödenmesi gerektiğini belirterek 25.10.2021 tarihli sıra cetvelinin iptali ile yeniden sıra cetveli hazırlanmasına, müvekkili şikayetçinin alacağının 1. sıraya alınmasına karar verilmesini talep etmiştir.
Şikayet olunan ... vekili, sıra cetvelinin usul ve yasaya uygun olarak düzenlendiğini, tapu kayıtlarına göre ipotek alacaklısı olarak görülen Ziraat Bankası'na alacağı olup olmadığı hususunun sorulduğunu, ancak süresinde cevap verilmediği için de Ziraat Bankası'na sıra cetvelinde yer verilmediğini, şikayetçi ...'ın tapu kayıtlarında ipotek borçlusu olarak görünen ...'ın bakıcılığını yapmakta olduğu dönemde ...'ın gayrimenkulleri üzerine 2011 yılında konulan hacizleri bertaraf etmek için muvazalı olarak ipotek borcunun ... tarafından ödenmiş gibi gösterildiğini, 2012 yılında ödendiği iddia olunan borçtan dolayı bugüne kadar herhangi bir yasal takip yapılmamasının hayatın olağan akışına uygun olmadığını, İsmihan Doğan'ın hiçbir yasal sorumluluğu olmadığı halde icra taahhüt kefili olarak ipotek borcunu ödemesinin muvazaanın ta kendisi olduğunu, borcun ödenme tarihinde şikayetçinin ve ipotek borçlusu ...'ın sosyal ve ekonomik durumları araştırıldığında o tarihte şikayetçinin ödeme gücünün olmadığı hususunun açıkça ortaya çıkacağını, dolayısıyla alacağın da olmadığının anlaşılacağını, şikayetçi ve borçlunun iyi niyetli olmadığını belirterek, şikayetin reddine karar verilmesini talep etmiştir.
İlk derece mahkemesince icra müdürlüğünce hazırlanan sıra cetvelinde 1. sırada ipotek alacağı imtiyazlı alacak olduğundan şikayetçi ...'ın yer alması gerektiği anlaşıldığından şikayetin kabulüne karar verilmiştir.
İlk derece mahkemesi kararına karşı şikayet olunan ... vekilince istinaf yoluna başvurulması üzerine, Adana Bölge Adliye Mahkemesi 10. Hukuk Dairesi tarafından istinaf başvurusunun esastan kabulü ile kararın kaldırılmasına, yeniden esas hakkında karar verilmesine ve şikayetin reddine karar verilmiştir.
Bu karara karşı şikayetçi vekilince süresinde temyiz yoluna başvurulması üzerine dosya incelendi, gereği konuşulup düşünüldü.
İlk derece mahkemesince şikayetin kabulüne ilişkin karara karşı şikayet olunan ... vekilince yapılan istinaf başvurusu, Adana Bölge Adliye Mahkemesi 10. Hukuk Dairesi'nce kefilin ödediği borcun rücusu için asıl borçlu hakkında yaptığı bir takip bulunmadığı, şikayetçinin borcu ödemesinden sonra alacağı temlik aldığını ya da ipoteği devir aldığına ilişkin bir belge sunmadığı, icra dosyasında da bu hususa ilişkin belgeye rastlanmadığı gerekçesi ile usul ve yasaya aykırı görülerek istinaf başvurusunun kabulü ile ilk derece mahkemesi kararının kaldırılmasına, yeniden esas hakkında karar verilmesine ve şikayetin reddine kararı verilmiş ise de;
Türk Borçlar Kanununun “kefilin rücu hakkı” başlıklı 596. maddesi uyarınca; kefil, alacaklıya ifada bulunduğu ölçüde, onun haklarına halef olur. İpotek konusu borcu ödeyen kişi, ipotek alacaklısının kanuni halefi olup, yasa gereği ona ait tüm hakları kullanabilir. Somut olayda ipotek hakkı sahibi Ziraat Bankası'nın alacağını ödeyen şikayetçi ... ipotek alacaklısının kanuni halefi olduğundan ayrıca alacağın temliki sözleşmesi imzalanmış olması gerekmez. İpotek alacaklısına ait tüm haklar borcu ödeyen şikayetçiye geçtiğinden şikayetin reddine ilişkin bölge adliye mahkemesi kararı açıklanan nedenle usul ve yasaya uygun görülmemiştir.
SONUÇ: Yukarıda açıklanan nedenlerle Adana Bölge Adliye Mahkemesi 10. Hukuk Dairesi'nin ilk derece mahkemesince verilen kararın kaldırılarak yeniden esas hakkında verdiği karar usul ve yasaya aykırı görüldüğünden kararın BOZULMASINA, peşin alınan harcın istek halinde temyiz edene iadesine, HMK'nın 373/2. maddesi gereğince dosyanın Adana Bölge Adliye Mahkemesi 10. Hukuk Dairesine gönderilmesine, 25.09.2024 gününde oy birliğiyle karar verildi.
11. Hukuk Dairesi, 2023/982 E., 2023/4218 K.
orta eşleşmeKarar metninde maddeye atıf varTicaret Mahkemesi
tam metni aç
1086 sayılı Hukuk Usulü Muhakemeleri Kanunu'nun (1086 sayılı Kanun) 440 ıncı ve 442 nci maddeleri, 6098 sayılı Türk Borçlar Kanunu'nun 127 nci, 596 ncı maddeleri, 4721 sayılı Türk Medeni Kanunu'nun 884 üncü maddesi.
11. Hukuk Dairesi 2023/982 E. , 2023/4218 K.
"İçtihat Metni"
MAHKEMESİ :Ticaret Mahkemesi
SAYISI : 2020/350 Esas, 2020/669 Karar
HÜKÜM : Kabul
KARAR DÜZELTME İSTEYEN : Davacı vekili
Taraflar arasındaki rücuan alacak davasından dolayı yapılan yargılama sonunda, Mahkemece davanın kabulüne karar verilmiştir.
Kararın Asel Temizlik Enerji Üretim San. ve Tic. A.Ş. (Asel A.Ş.) vekili tarafından temyiz edilmesi üzerine, Dairece Mahkeme kararının bozulmasına karar verilmiştir.
Davacı vekili tarafından Dairece verilen kararın düzeltilmesi istenilmiş olmakla; kesinlik, süre ve diğer usul eksiklikler yönünden yapılan ön inceleme sonucunda, karar düzeltme dilekçesinin kabulüne karar verildikten ve Tetkik Hâkimi tarafından hazırlanan rapor dinlendikten sonra dosyadaki belgeler incelenip gereği düşünüldü:
I. DAVA
Davacı vekili, müvekkilinin davalı Koç-Ak Temizlik Gıda Nak.ve Kim. Ürün. Tic. Ltd. Şti.’nin (Koç-Ak Ltd. Şti.) ortağı iken şirketin dava dışı bankalardan kullandığı kredilerin teminatı olmak üzere taşınmazlarını ipotek verdiğini, kredi borcunun müvekkilinin ortak olduğu dönemde düzenli ödendiğini, müvekkilinin hissesini 19.10.2012 tarihli sözleşme ile davalı Asel A.Ş.'ye devrettiğini, sözleşmenin 6/1-h ve 6/2. bendine göre imza tarihinde bilançoda yer alan tüm aktif ve pasiflerin devredildiğini, kullanılan krediye ilişkin kayıtların şirket bilançolarında yer aldığını, kredi borçlarının ödenmemesi nedeniyle bankalarca yapılan ihtar üzerine müvekkilince davalı Asel A.Ş.'ye borçların ödenerek taşınmazlar üzerindeki ipoteklerin kaldırılmasının ihtar edildiğini, ihtarnamenin sonuçsuz kalması üzerine müvekkilinin taşınmazlarının paraya çevrilmesini önlemek için dava dışı bankalara toplam 71.875,00 TL ödediğini, müvekkilinin 19.10.2012 tarihli sözleşme hükümlerine göre bankalara yapılan ödeme tutarında bankaların haklarına halef olduğunu ileri sürerek 71.875,00 TL'nin ödeme tarihinden itibaren işleyecek faizi ile birlikte davalılardan müştereken ve müteselsilen tahsiline karar verilmesini talep etmiştir.
II. CEVAP
1.Davalı Asel A.Ş. vekili, müvekkilinin söz konusu şirket hisselerini yalnızca 6 ay süreyle elinde bulundurduğunu, ne şirketin borçlarından ne de kefilin rücu hakkından sorumlu tutulamayacağını, davacının Koç-Ak Ltd. Şti.'nin banka hesaplarından sürekli para çektiğini, şirketin borçlarını ödeyemez hale düştüğünü, müvekkilinin şirketi sürekli finanse ettiğini ve diğer davalı şirketten alacaklı olduğunu, sözleşmenin 6/2 nci maddesi uyarınca davacının Koç-Ak Ltd. Şti.’den alacaklı olduğunu taahhüt ettiğini, sözleşmenin 12 nci maddesi uyarınca da bu alacağını müvekkiline temlik ettiğini ancak şirket kayıtlarında davacının bu kadar alacaklı olmadığının anlaşıldığını, davacının müvekkilinden talep edebileceği bir tutar çıkması halinde ise müvekkilinin cari alacaklarının davacının olası alacaklarından takas/mahsup edilmesi gerektiğini savunarak davanın reddini istemiştir.
2.Diğer davalı şirket davaya cevap vermemiştir.
III. MAHKEME KARARI
Mahkemenin yukarıda tarih ve sayısı belirtilen kararı ile davalı Koç-Ak Ltd. Şti.'nin dava dışı bankalara olan 71.875,00 TL borcunun davacı tarafından ödendiği, bu alacağı anılan şirketten talep edebileceği, davalı Asel A.Ş. ile davacı arasında akdedilen 19.10.2012 tarihli sözleşmenin 12 nci maddesinde "Bununla birlikte satıcı işbu sözleşme tarihine kadar şirkete vermiş olduğu (mizanda belirtilmiş veya belirtilmemiş) borçlardan kaynaklanan ve tüm alacaklarını ivazsız ve gayrikabili rücu olarak alıcıya temlik etmektedir." şartı göz önüne alındığında davalı Asel A.Ş.’nin de davacının ödediği miktardan sorumlu olduğu gerekçesiyle davanın kabulüne karar verilmiştir.
IV. TEMYİZ
A. Temyiz Yoluna Başvuran
Mahkemenin yukarıda belirtilen kararına karşı süresi içinde davalı Asel A.Ş. vekili temyiz isteminde bulunmuştur.
B. Yargıtay Kararı
Dairenin 03.11.2022 tarih, 2021/2233 E. ve 2022/7744 K. sayılı kararıyla davalı Asel A.Ş.’nin kredi sözleşmesi/sözleşmelerinden asıl borçlu, kefil ya da rehin veren sıfatıyla herhangi bir sorumluluğu bulunmadığı, davacı ile davalı Asel A.Ş. arasında kanundan kaynaklanan bir halefiyet ilişkisi bulunmadığından, davacının ödediği bedelleri halefiyet ilkesi gereğince davalı Asel A.Ş.’den talep etmesinin mümkün olmadığı, esasen davacının da davalı Asel A.Ş. yönünden davasını, taraflar arasında akdedilen limited şirket pay devir sözleşmesine dayandırdığı, davacının dava dışı bankalara şirket ortağı olması dolayısıyla değil, davalı Koç-Ak Ltd.Şti.'nin kullandığı kredilere dayanak kredi sözleşmelerini müteselsil kefil sıfatıyla imzalaması ya da bu kredi sözleşmelerine teminat olarak ipotek vermesi sebebiyle ödemede bulunduğu, davacının şirketteki hisselerinin devri ile kredi veren bankalara olan yükümlülüğünün devredilmediği, davacı ile davalı Asel A.Ş. arasında akdedilen sözleşmenin maddeleri irdelendiğinde davalı Asel A.Ş.'nin hisselerini devraldığı Koç-Ak Ltd.Şti.'nin dava dışı bankalara olan borçlarını ödeyeceğine, bu borçları üstlendiğine ya da bu borçlara katıldığına dair bir sözleşme hükmünün bulunmadığının anlaşıldığı, Mahkemenin gerekçesinde davalı Asel A.Ş. bakımından davanın kabulüne dayanak kıldığı devir sözleşmesinin 12 nci maddesinde yer alan hükmünde davalı Asel A.Ş.'ye herhangi bir yükümlülük getirmediği aksine hak verdiği, davalı Asel A.Ş.’nin davacının yaptığı ödemeler dolayısıyla sorumluluğu olmadığı gerekçesiyle Mahkeme kararı bozulmuştur.
V. KARAR DÜZELTME
A. Karar Düzeltme Yoluna Başvuran
Dairenin yukarıda belirtilen kararına karşı süresi içinde davacı vekili karar düzeltme isteminde bulunmuştur.
B. Karar Düzeltme Sebepleri
Davacı vekili; müvekkili ile davalı Asel A.Ş. arasındaki sözleşmenin 6 ncı maddesinin 1.h bendinde "İmza tarihinde, bilançoda yer alan yükümlülükler haricinde Şirket'in doğrudan veya dolaylı, bilinen veya bilinmeyen, vadesi gelmiş veya gelmemiş, tahakkuk etmiş, kesinleşmiş, muhtemel veya başka türlü ve mali tablolara yansıtılması gerekli veya gerekli olmayan hiçbir borcu ve/veya başka türlü ve mali tablolara yansıtılması gerekli veya gerekli olmayan hiç bir borcu ve /veya üçüncü kişi lehine verilmiş bir kefalet veya sair garanti yükümlülüğü bulunmamaktadır." denildiğini, müvekkilinin ödemek zorunda kaldığı banka borcunun bu madde belirtilen bilançodaki borçlardan olduğunu, davalının sözleşmenin bu hükmü ile Koç-Ak Ltd.Şti.'nin imza tarihinde bilançosunda yer alan tüm sorumluluklarını (kefalet veya sair garanti yükümlülükleri) ödemeyi taahhüt ettiğini, bozma ilamında sözleşmenin 12/2 fıkrasındaki şartın davalı Asel A.Ş.'ye herhangi bir yükümlülük getirmediği aksine hak verdiği belirtilmiş ise de davanın sözleşmesel dayanağının sözleşmenin 6/1.h bendi olduğunu, taraflar arasındaki sözleşmenin 12/2 maddesine göre değerlendirme yapılıp kararın bozulmasının hatalı olduğunu ileri sürerek ve resen nazara alınacak sebeplerle Mahkeme kararının onanmasını talep etmiştir.
C. Gerekçe
1. Uyuşmazlık ve Hukuki Nitelendirme
Dava, davalı Koç-Ak Ltd. Şti.’nin kullandığı nakdi ve gayri nakdi kredilerin teminatı olarak davacı tarafından verilen ipoteklerin paraya çevrilmesinin önlenmesi için davacı tarafından dava dışı bankalara ödenen bedellerin davalılardan rücuan tahsili istemine ilişkindir.
2. İlgili Hukuk
1086 sayılı Hukuk Usulü Muhakemeleri Kanunu'nun (1086 sayılı Kanun) 440 ıncı ve 442 nci maddeleri, 6098 sayılı Türk Borçlar Kanunu'nun 127 nci, 596 ncı maddeleri, 4721 sayılı Türk Medeni Kanunu'nun 884 üncü maddesi.
3. Değerlendirme
Dosyadaki yazılara, Mahkeme kararında belirtilip Yargıtay ilamında benimsenen gerektirici sebeplere göre, davacı vekilinin 1086 sayılı Kanun’un 440 ıncı maddesinde sayılan hallerden hiçbirisini ihtiva etmeyen karar düzeltme isteminin reddi gerekir.
VI. KARAR
Açıklanan sebeplerle;
Davacı vekilinin karar düzeltme isteminin 1086 sayılı Kanun'un 442 nci maddesi gereğince REDDİNE,
Karar düzeltme harcı peşin ödenmiş olduğundan yeniden alınmasına yer olmadığına ve 3506 sayılı Yasa ile değiştirilen 1086 sayılı Kanun'un 442 nci maddesinin üçüncü fıkrası uyarınca takdiren 1.581,00 TL para cezasının karar düzeltme isteyenden alınarak Hazine'ye gelir kaydedilmesine,
06.07.2023 tarihinde oy birliğiyle karar verildi.
11. Hukuk Dairesi, 2022/4404 E., 2022/5546 K.
orta eşleşmeKarar metninde maddeye atıf varİSTANBUL BÖLGE ADLİYE MAHKEMESİ
tam metni aç
errüde düşmesi sonucu kredi alacaklısı banka tarafından müvekkiline temerrüt ihtarı gönderildiğini, bu ihtarla icra tehdidi altında kalan müvekkilinin, kefili olduğu davalıya ait borcun 72.001,75 TL'sini ödeyerek kredi borcunu kapattığını, TBK'nın 596. maddesinde düzenlenen halefiyet ilkesi uyarınca davalı/borçlu hakkında Tekirdağ İcra Müdürlüğü’nün 72.001,75 TL Esas alacak ve 8.734,90 TL birikmiş
11. Hukuk Dairesi 2022/4404 E. , 2022/5546 K.
"İçtihat Metni"
MAHKEMESİ : İSTANBUL BÖLGE ADLİYE MAHKEMESİ
19. HUKUK DAİRESİ
TÜRK MİLLETİ ADINA
Taraflar arasında görülen davada Tekirdağ 2. Asliye Hukuk Mahkemesince verilen 13.07.2018 tarih ve 2017/411 E. - 2018/378 K. sayılı kararın davalı vekili tarafından istinaf edilmesi üzerine, istinaf isteminin esastan reddine dair İstanbul Bölge Adliye Mahkemesi 19. Hukuk Dairesi'nce verilen 07.10.2020 tarih ve 2018/3147 E. - 2020/1407 K. sayılı kararın Yargıtay'ca incelenmesi davalı vekili tarafından istenmiş ve temyiz dilekçesinin süresi içinde verildiği anlaşılmış olmakla, bazı noksanlıkların ikmali için mahalline geri çevrilen dosyanın eksikliklerin giderilmesinden sonra iade edildiği anlaşılmakla dava dosyası için Tetkik Hakimi ... tarafından düzenlenen rapor dinlendikten ve yine dosya içerisindeki dilekçeler, duruşma tutanakları ve tüm belgeler okunup, incelendikten sonra işin gereği görüşülüp, düşünüldü:
Davacı vekili, davalı şirket ile ING Bank ile arasında düzenlenen kredi sözleşmelerine istinaden davalı şirkete kredi kullandırdığını, bu sözleşmede müvekkilinin kefil sıfatıyla yer aldığını, krediden yararlanan asli borçlu davalı şirketin kredi borcunu ödemeyerek temerrüde düşmesi sonucu kredi alacaklısı banka tarafından müvekkiline temerrüt ihtarı gönderildiğini, bu ihtarla icra tehdidi altında kalan müvekkilinin, kefili olduğu davalıya ait borcun 72.001,75 TL'sini ödeyerek kredi borcunu kapattığını, TBK'nın 596. maddesinde düzenlenen halefiyet ilkesi uyarınca davalı/borçlu hakkında Tekirdağ İcra Müdürlüğü’nün 72.001,75 TL Esas alacak ve 8.734,90 TL birikmiş faiz olmak üzere toplam 80.736,65 TL'lik icra takibi başlattığını takibin tamamına yapılan itiraz sonucu takibin durduğunu, takipte haklı olduğunu, rehinle temin edilmemiş alacağı nedeniyle borçlunun elinde kalan araçlar üzerine İİK'nın 257. maddesi uyarınca ihtiyati haciz konulmasına, borçlunun itirazının iptaline, takibin devamına, borçlunun itirazında haksız olması nedeniyle takip konusu alacağın yüzde yirmisinden aşağı olmamak üzere icra inkar tazminatına karar verilmesini talep etmiştir.
Davalı vekili, müvekkilinin borçlu olmadığını, kullanılan kredi bedelinin davalı şirket uhdesine girmediğini, kredinin tamamının davacı tarafça alındığını, kullanılan kredi yapılandırmalarında ve talimatlarda imzasının bulunmadığını, bu kredilerin kullanılmasına ilişkin kararın alınmasında sahtecilik yapıldığı iddiasıyla suç duyurusunda bulunduğunu savunarak davanın reddine karar verilmesini talep etmiştir.
Mahkemece, tüm dosya kapsamına göre; davalı Memişler İnş. Ltd. Şti. ile ING Bank A.Ş. arasında Genel Kredi Sözleşmesi ve Kredi Borcunun Geri Ödenmesine Dair Protokol ve Eki Geri Ödeme Planı düzenlendiği, davacı ...'in ilgili sözleşmelerde kefalet
imzalarının bulunduğu, ilgili protokolde Maliki ... adına kayıtlı gayrimenkullerin davalının ING BANK A.Ş'den kullandığı kredilere teminat olarak ING BANK A.Ş. lehine ipotek verildiği, Memişler İnş. Tic. Ltd. Şti.'nin ING BANK A.Ş. nezdindeki kredileri kapatılarak, toplam 79.000.- TL'lik tutarda yapılandırma kredisi olarak kullandığı, yapılandırma kredisinin ödenmemesi üzerine ING BANK A.Ş tarafından, davalı ve davacı aleyhinde noter aracılığı ile ihtarname gönderildiği ve müteakiben takip başlatıldığı, takibe konu yapılandırma kredisinden kaynaklı borcun, toplam 68.720,93 TL olarak davacı tarafından ödenerek, Memişler İnş. Ltd. Şti.'nin ING BANK A.Ş. nezdindeki takibe konu kredi borcunun kapatıldığı, banka dekont ve hesap ekstrelerinde davalının ING BANK A.Ş. nezdindeki takibe konu borçlarının ... tarafından ödendiğine dair açıklama kısımlarında açıkça bir ibare bulunmadığı, ancak ING BANK A.Ş. tarafından davacı ...'e hitaben verilen 14/03/2016 tarihli yazıda, ilgili ihtarnamelere konu kredi borcunun ... tarafından ödendiğinin tespit edildiği, davacının davalıdan 68.720,93 TL asıl alacak, 8.452,67 TL işlemiş faiz olmak üzere toplam 77.173,60 TL alacağı olduğunun tespit edildiği gerekçesiyle borçlu davalının Tekirdağ İcra Müdürlüğü'nün takip dosyasına yaptığı itirazın kısmen iptali ile takibe 68.720,93 TL asıl alacak, 8.452,67 TL işlemiş faiz olmak üzere toplam 77.173,60 TL üzerinden devamına, davacının fazlaya ilişkin isteminin reddine, dava konusu talep yargılamayı gerektirdiğinden ve yasal şartları oluşmadığından, icra inkar tazminatına hükmedilmesine yer olmadığına karar verilmiştir.
Karara karşı davalı vekili istinaf kanun yoluna başvuruda bulunmuştur.
Bölge Adliye Mahkemesince, davalı kullanılan kredinin şirketle alakası olmadığını ileri sürülmüş ise de, 22/03/2018 tarihli duruşmada şirket temsilcisinin alınan beyanında kredi sözleşmesindeki imzaların ve şirket kaşesinin kendisine ait olduğunu ileri sürmesi ve davacı kefilin davalı şirkete ait kredi borcunu ödediğine dair dava dışı bankanın yazılarından krediyi davalının kullandığı gerekçesiyle davalı vekilinin istinaf itirazının 6100 sayılı HMK'nın 353/1-b/1 maddesi gereğince esastan reddine karar verilmiştir.
Kararı, davalı vekili temyiz etmiştir.
Yapılan yargılama ve saptanan somut uyuşmazlık bakımından uygulanması gereken hukuk kuralları gözetildiğinde İlk Derece Mahkemesince verilen kararda bir isabetsizlik olmadığının anlaşılmasına göre yapılan istinaf başvurusunun HMK'nın 353/b-1 maddesi uyarınca Bölge Adliye Mahkemesince esastan reddine ilişkin kararın usul ve yasaya uygun olduğu kanısına varıldığından Bölge Adliye Mahkemesi kararının onanmasına karar vermek gerekmiştir.
SONUÇ: Yukarda açıklanan nedenlerle, davalı vekilinin temyiz isteminin reddi ile Bölge Adliye Mahkemesince verilen kararın HMK'nın 370/1. maddesi uyarınca ONANMASINA, HMK'nın 372. maddesi uyarınca işlem yapılmak üzere dava dosyasının İlk Derece Mahkemesine, kararın bir örneğinin Bölge Adliye Mahkemesine gönderilmesine, aşağıda yazılı bakiye 3.953,32 TL temyiz ilam harcının temyiz eden davalıdan alınmasına, 06/09/2022 tarihinde kesin olarak oybirliğiyle karar verildi.
Eşleştirme iki kanıta dayanır: kararın kendi metnindeki madde atfı ve şerh kitaplarının o kararı hangi maddenin altında bastığı. Otomatik üretilmiştir, hukuki tavsiye değildir; kararın güncelliğini ve sonraki içtihat değişikliklerini ayrıca denetleyin.
Bu Maddeyle İlgili Sınav Sorusu
Borçlar Hukuku Özel Hükümler
Asıl borçlu (B), bir bankadan ticari kredi kullanmış ve bu kredinin teminatı olarak kendi adına kayıtlı bir iş makinesini banka lehine rehnetmiştir. Aynı kredi sözleşmesine (B)’nin yakın arkadaşı (K) de müteselsil kefil olarak imza atmıştır. (B)’nin borcunu vadesinde ödememesi üzerine banka, kefil (K)’ye başvurmuş ve (K), tüm kredi borcunu faizleriyle birlikte bankaya ödemiştir. Bu ödemeden önce, (B)’nin başka bir alacaklısı olan (Ü), iş makinesi üzerine haciz koydurmuştur. İş makinesinin icra yoluyla satılması ve sıra cetveli düzenlenmesi aşamasında (K) ile (Ü) arasında öncelik konusunda bir uyuşmazlık çıkmıştır.
Bu olayda, 6098 sayılı Türk Borçlar Kanunu ve ilgili Yargıtay içtihatları uyarınca, kefil (K)'nin hukuki durumu hakkında aşağıdakilerden hangisi doğrudur?
A) (K), borcu ödediği için alacaklı bankanın haklarına halef olur; ancak bu halefiyet, (Ü)'nün haczinden sonraki bir tarihte gerçekleştiğinden, (K) sıra cetvelinde (Ü)'den sonra adi alacaklı olarak yer alır.
B) (K), borcu ödemekle yalnızca asıl borçlu (B)'ye karşı bir rücu alacağı kazanır ve bu alacak için (B) aleyhine ilamsız takip başlatması gerekir. Rehin hakkı, asıl borcun ödenmesiyle sona erdiğinden (K) bu haktan yararlanamaz.
C) (K), alacaklı bankaya ifada bulunduğu ölçüde kanunen onun haklarına ve bu hakka bağlı olan rehin hakkı gibi fer'i haklara da halef olur; bu nedenle, (Ü)'nün haczinden önce tesis edilmiş olan rehin hakkı sayesinde sıra cetvelinde (Ü)'ye karşı öncelik (rüçhan) hakkına sahiptir.
D) (K)'nin alacaklı bankanın rehin hakkına halef olabilmesi için, borcu ödediği anda bankadan rehin hakkının kendisine devredildiğine dair yazılı bir temlik sözleşmesi alması ve bunu icra dairesine bildirmesi zorunludur.
E) (K) ile asıl borçlu (B) yakın arkadaş oldukları için, (K)'nin borcu ödeyip rehin hakkına dayanarak öncelik talep etmesi, alacaklı (Ü)'ye karşı muvazaa teşkil eder ve dar yetkili icra mahkemesi bu iddiayı inceleyerek (K)'nin talebini reddedebilir.
Bu maddeyle ilgili 6 soru daha var!
Soruların tamamını çözmek, açıklamalı cevapları görmek ve Hukuksal Eğitim yapay zeka asistanı ile çalışmak için platforma katılın.