6098 sayılı Türk Borçlar Kanunu Madde 609

Türk Borçlar Kanunu 609. maddesi, Hukuksal Eğitim mevzuat kütüphanesinde tam metin olarak yayımlanmıştır. Aşağıda maddenin tam metni, maddeyle eşleşen yüksek mahkeme kararları ve bu maddeden çıkmış sınav soruları yer alır. Ham metin için adresin sonuna /raw ekleyin.

Madde Metni

MADDE 609- Sözleşmede aksi kararlaştırılmamışsa ömür boyu gelir, her altı ayda bir ve peşin olarak ödenir. Gelirin süresi ömrüne bağlanmış olan kişi, peşin ödeme öngörülen dönemin sona ermesinden önce ölse bile, o döneme ait gelirin tamamı gelir borçlusu tarafından borçlanılmış sayılır. Gelir borçlusu iflas ederse, gelir alacaklısı, gelir borçlusunun yükümlü olduğu dönemsel gelirin elde edilebilmesi için ilgili sosyal güvenlik kurumunca ödenmesi gereken anaparaya denk düşen bir parayı iflas masasına kaydettirme hakkını elde eder. II. Devredilebilmesi

Bu Maddeyle İlgili Yüksek Mahkeme Kararları

422 karar eşleşti
11. Hukuk Dairesi, 2022/3250 E., 2023/7229 K.
yüksek eşleşmeKarar metninde maddeye atıf varAnkara Bölge Adliye Mahkemesi 21. Hukuk Dairesi
Davalı vekili cevap dilekçesinde; 6098 sayılı Türk Borçlar Kanunu'nun (6098 sayılı Kanun) 73 üncü maddesi gereği rücuya dayalı alacak davasının 2 yıllık zamanaşımına tabi olduğunu ve dava tarihi itibarıyla bu sürenin dolduğunu, özelleştirmeye ilişkin iş ve işlemleri yerine getirmekle yükümlü olan ...'ın 24.07.2006 tarihinde şirketlerle imzalam
11. Hukuk Dairesi         2022/3250 E.  ,  2023/7229 K. "İçtihat Metni" İNCELENEN KARARIN MAHKEMESİ : Ankara Bölge Adliye Mahkemesi 21. Hukuk Dairesi SAYISI : 2020/1967 Esas, 2022/81 Karar HÜKÜM : Esas hakkında yeniden hüküm kurulması İLK DERECE MAHKEMESİ : Ankara 12. Asliye Ticaret Mahkemesi SAYISI : 2017/612 E., 2019/905 K. Taraflar arasındaki işletme hakkı devir sözleşmesinden kaynaklanan rücuen alacak davasından dolayı yapılan yargılama sonunda İlk Derece Mahkemesince davanın kabulüne karar verilmiştir. Kararın taraf vekilleri tarafından istinaf edilmesi üzerine, Bölge Adliye Mahkemesince istinaf başvurusunun kabulü ile İlk Derece Mahkemesi hükmü kaldırılarak yeniden esas hakkında hüküm kurulmak suretiyle davanın kabulüne karar verilmiştir. Bölge Adliye Mahkemesi kararı davalı vekili tarafından temyiz edilmekle; kesinlik, süre, temyiz şartı ve diğer usul eksiklikleri yönünden yapılan ön inceleme sonucunda, temyiz dilekçelerinin kabulüne karar verildikten ve Tetkik Hâkimi tarafından hazırlanan rapor dinlendikten sonra dosyadaki belgeler incelenip gereği düşünüldü: I. DAVA Davacı vekili dava dilekçesinde; davalı ...'ın Özelleştirme Kurulunun 02.04.2004 tarih ve 2004/2 sayılı kararı ile özelleştirme kapsamına alınmasının ardından ...'a ait dağıtım sisteminin 20 farklı dağıtım bölgesine ayrılarak her bir dağıtım bölgesi için ayrı bir anonim şirket kurulduğunu, sözü edilen dağıtım şirketlerinden birinin de müvekkili olduğunu, müvekkilinin ayrı bir tüzel kişiliği ve sermayesi bulunan ... hukuk hükümlerine tabi ticari şirket olduğunu, müvekkili şirket ile davalı ... arasında 24.07.2006 tarihinde İşletme Hakkı Devir Sözleşmesi (İHDS) imzalanarak sözleşmede belirtilen bölgedeki dağıtım işlerinin müvekkili şirkete devredildiğini, İHDS'den önceki iş ve işlemlerden ... üçüncü kişilerin hak ve taleplerinden sözleşme hükümlerince davalının sorumlu olduğunu, faaliyetlerin davalı tarafından yürütüldüğü dönemde meydana gelen iş kazası sebebiyle Adana 2. İş Mahkemesinin 2007/748 E. sayılı dosyası ile açılmış olan dava sonucu verilen kararın Yargıtay 21. Hukuk Dairesinin 2008/15182 E., 2009/5706 K. sayılı ilamıyla düzeltilerek onandığını, söz konusu mahkeme ilamına dayalı olarak Ankara 31. İcra Müdürlüğünün 2009/9008 E. sayılı icra takip dosyasına müvekkili şirket tarafından 256.784,17 TL ödenmek durumunda kalındığını, ödemeye sebep teşkil eden olay işletme hakkı devir sözleşmesinden önce meydana geldiğinden davalı şirketin sorumlu olduğunu ileri sürerek fazlaya ilişkin hakları saklı kalmak kaydıyla şimdilik 256.784,17 TL'nin ödeme tarihinden itibaren işleyecek avans faizi ile birlikte davalıdan tahsiline karar verilmesini talep etmiştir. II. CEVAP Davalı vekili cevap dilekçesinde; 6098 sayılı Türk Borçlar Kanunu'nun (6098 sayılı Kanun) 73 üncü maddesi gereği rücuya dayalı alacak davasının 2 yıllık zamanaşımına tabi olduğunu ve dava tarihi itibarıyla bu sürenin dolduğunu, özelleştirmeye ilişkin iş ve işlemleri yerine getirmekle yükümlü olan ...'ın 24.07.2006 tarihinde şirketlerle imzalamış olduğu İDHS'nin ihale şartnamesi ve hisse devir sözleşmesi ile birlikte yorumlanması gerektiğini, elektrik dağıtım şirketinin tüzel kişiliği, hakları, borçları ve yükümlülüklerinde herhangi bir değişiklik olmaksızın sadece hisselerinin el değiştirmesinin söz konusu olduğunu, davacının dava dilekçesinde kabul ettiği üzere 2004 yılından itibaren bölgede dağıtım faaliyetine başladığından 24.07.2006 tarihinden önceki dönemde dağıtım faaliyetinin ... tarafından yürütüldüğü iddiasının ... dışı olduğunu, Özelleştirme İdare Başkanlığı'nın 04.04.2012 tarihli yazısında; devre esas bilanço düzenlemeleri yapılmak suretiyle geçmişe yönelik borç ve alacak işlemleri kesinleştirildiğinden geçmiş yıllara ilişkin olarak ...'... herhangi bir talepte bulunamayacağının açıkça belirtildiğini, bu durumda davacının müvekkili kurumdan herhangi bir alacağının kalmadığını, özelleştirme modeli gereği şirketin devre esas bilanço düzenlemeleri çerçevesinde ...'ın birikmiş tüm borçları ... tarafından üstlenildiğini ve şirketin bilançosuna sermaye arttırımı yoluyla ... tarafından kaydi olarak ... sağlandığını, işletme hakkı devir sözleşmesinin 7 nci maddesinin alt bentleri de gözetildiğinde tespit tutanağına konu olan ve 7 nci maddedeki kriterler esas alınarak belirlenen dava ve icra dosyaları derdest veya daha sonra açılacak olan dosyaları kapsamadığını dava konusu edilen miktarın ...'ın %100 hissesinin ...'a ait olduğu dönemde gerçekleştirilmiş olup devre esas bilanço kayıtlarında söz konusu bedelin davacı şirket lehine alacak olarak yer almadığını, dava konusu ödemenin 2009 yılında yapıldığını, bu tarihte davacı şirketin hisseleri özelleştirilmediğinden, dava konusu ödemenin davacı şirketin hisselerinin kamuya ait olduğu dönemde yapıldığını, dolayısıyla bu ödemenin şirket kayıtlarında mevcut olduğunu, bu nedenle özelleştirme amacıyla hisse satış tarihinden önce kayıt altına alındığından, davacı şirkete ait mali tablolarda yer alması gerektiğini, davacının işletme hakkı devir sözleşmesinin 18.6 maddesi, hale şartnamesinin 22 (d), (f) ve (p) bentleri ile hisse satış sözleşmesinin 9. maddesinin 3.,4. ve 11. bentleri gereği müvekkilinden talepte bulunamayacağını, henüz hisse devri yapılmadan ödeme yapılmış olmasına bağlı olarak hisse devir tarihi itibarıyla ortada 3. bir kişi alacağı ile ilgili de bir ihtilaf ve uyuşmazlık bulunmadığını, taraflar arasındaki işletme hakkı devir sözleşmesi ve Özelleştirme İdaresinin talimatları doğrultusunda taraflarca takip edilen dosyalara ilişkin ayrım çalışmaları neticesinde dava dosyalarına ilişkin imzalanan tespit tutanağı ekindeki dava ve icra dosyalarına ilişkin listenin her iki şirketin yönetim kurulunun onayından geçmek suretiyle kesinleştiğini, söz konusu listelerde rücu davasına konu dava dosyası yer almamakla birlikte bu dosyaya ilişkin herhangi bir ihtirazi kaydın da bulunmadığını, işletme hakkı devir sözleşmesinin 7. maddesinin alt bentleri de gözetildiğinde tespit tutanağına konu olan ve 7. maddedeki kriterler esas alınarak belirlenen dava ve icra dosyalarının derdest olan dosyalar olduğunu, dolayısıyla hisse devir tarihi öncesinde tamamlanmış dosyaların bu kapsamda değerlendirilmesinin mümkün olmadığını, işletme hakkı devir sözleşmesinin 7.2 maddesi uyarınca bildirim yükümlülüğünü yerine getirmeyen davacının faiz ve icra dosyasına ilişkin giderleri talebinin yerinde olmadığını, müvekkilinin dayanak mahkeme ilamı ile hüküm altına alınan bedelden sorumlu tutulabileceğini icra takibine ilişkin giderlerden, vekalet ücretinden karara ilişkin olarak yapılan diğer masraflardan ve faizden sorumlu olmadığını savunarak davanın reddine istemiştir. III. İLK DERECE MAHKEMESİ KARARI İlk Derece Mahkemesinin yukarıda tarih ve sayısı belirtilen kararı ile dava, ... hukuk sözleşmesinden kaynaklanan rücuen alacak istemine ilişkin olup, 24.07.2006 tarihli işletme hakkı devir sözleşmesi dayalı olarak davanın açıldığı dikkate alındığında 818 sayılı Borçlar Kanunu'nun (818 sayılı Kanun) 125 ... maddesi, 6098 sayılı Türk Borçlar Kanunu'nun (6098 sayılı Kanun) 146 ncı maddesi gereği zamanaşımı süresi 10 yıl olduğundan, zamanaşımı def'inin reddi gerektiği, toplanan tüm deliller ışığında, 4628 sayılı Kanun'un 14 üncü maddesine 5496 sayılı Kanun'un 4 üncü maddesi ile eklenen ...'ın faaliyet alanında yer ... ve dağıtım faaliyeti için gerekli olan işletme ve varlıklar üzerinde, mülkiyet hakkı saklı kalmak kaydıyla, ... ile belirlenen dağıtım bölgelerinde faaliyet göstermek üzere kurulan elektrik dağıtım şirketleri arasında işletme hakkı devir sözleşmesi düzenlenebilir hükmüne istinaden ... ile %100 kamu hissesine sahip olan ... arasında işletme hakkı devir sözleşmesi düzenlendiği, bilahare ...'ın blok halinde hisselerinin davacıya satılarak devredildiği, dava konusu uyuşmazlıkta Adana 2. İş Mahkemesinde açılan davada davanın her ne kadar ...'a karşı açılmış görülse de davacı ...Ş. tarafından davaya cevap verilerek takip edildiği, İHDS öncesi dönemde gerçekleşen iş kazasından kaynaklanan manevi tazminat talepli davanın kısmen kabulüne karar verilerek Yargıtay denetiminden geçip kesinleştiği, kararın Ankara 31. İcra Müdürlüğünün 2009/9008 E. sayılı dosyasında takibe konulduğu, davacı tarafından 17.06.2009 tarihinde 256.784,17 TL ödeme yapıldığı, davacı lehine hükmedilen 12.000,00 TL vekalet ücreti ile işlemiş 1.183,56 TL faiz mahsup edildiğinde bu haliyle davacının ödemesi gerekli miktarın 256.803,89 TL olduğu, taleple bağlılık ilkesi gereğince davacının icra dosyasına yaptığı ödemenin (256.784,17 TL) davalı ...'a rücu edilebileceği kanaatine varıldığı, rücuen tazminat talebi, başkasına ait bir borcu yerine getiren kişinin mal varlığında meydana gelen kaybı gidermeye yönelen tazminat niteliğinde olup, davacının mal varlığındaki eksilme ödeme tarihinde gerçekleştiğinden ödeme gününden itibaren her iki tarafta tacir olduğundan avans faizi talep edebileceği, buna göre davacıya ödenecek miktarın ödeme tarihinden itibaren avans faizi ile tahsiline karar verilmesi gerektiği gerekçesiyle davanın kabulüne, 256.784,17 TL'nin ödeme tarihinden itibaren işletilecek avans faizi ile birlikte davalıdan tahsili ile davacıya ödenmesine, karar verilmiştir. IV. İSTİNAF A. İstinaf Yoluna Başvuranlar İlk Derece Mahkemesinin yukarıda belirtilen kararına karşı süresi içinde taraf vekilleri istinaf başvurusunda bulunmuştur. B. İstinaf Sebepleri 1.Davacı vekili istinaf dilekçesinde özetle; İlk Derece Mahkemesince ödeme tarihinden itibaren avans faizine hükmedilmiş ise de ödeme tarihinin açıkça yazılmadığını, belirterek İlk Derece Mahkemesi kararının kaldırılmasını istemiştir. 2.Davalı vekili istinaf dilekçesinde özetle; davacının iddia ettiği alacağa ilişkin ödemenin 2009 tarihinde gerçekleştiğini ancak davanın 2017 yılında açıldığını, sebepsiz zenginleşme davaları için öngörülen 2 yıllık zamanaşımı süresinin geçtiğini, ayrıca davacının rücuya konu ettiği ödemelerin ...'a ait kamu hisselerinin satışına ilişkin sözleşmenin imzalanmasından önce şirket hisselerinin kamuya ait olduğu dönemde gerçekleşmiş olması nedeniyle davaya konu bedellerin ... Genel Müdürlüğünden talep edilmeyeceğini, davacı tarafından talep edilen tutarların ... Genel Müdürlüğünce ödenmesi durumunda mükerrer ödemenin söz konusu olacağının göz ardı edildiğini, gerekçeli kararda dilekçelerde yer ... bilanço düzenlemelerine ilişkin yapılan açıklamaların dikkate alınmadığını, söz konusu alacak davasına ilişkin talep edilen bedelin ...'ın devre esas bilanço tarihinden önce ödendiği ortada olduğundan söz konusu ödemelerin müvekkilinden talep edilemeyeceğini, bu ödemelerin özelleşen şirketin şu anki hissedarları tarafından yapılmadığını, aksine hisselerin tamamının ...'a ait olduğu dönemde gerçekleştirildiğini ve devre esas bilanço kayıtlarında yer aldığını, nitekim Özelleştirme İdare Başkanlığının 04.04.2012 tarihli yazısında; devre esas bilanço düzenlemeleri yapılmak suretiyle geçmişe yönelik borç ve alacak işlemleri kesinleştirildiğinden geçmiş yıllara ilişkin olarak ...'... herhangi bir talepte bulunamayacağının açıkça belirtildiğini, bu durumda ... tarafından tekrar ödenmeleri halinde mükerrer ödeme yapılmış olacağını, işletme hakkının devri sözleşmesi, hisse devir sözleşmesi, ihale şartnamesi ve bilanço düzenlemeleri birlikte değerlendirilmeksizin salt işletme hakkı devir sözleşmesine istinaden karar verilmesinin doğru olmadığını, ihale şartnamesinin 22. ve hisse satış sözleşmesinin 9. maddesine göre davacının açmış olduğu rücuen alacak davasının kabulünün doğru olmadığını, ayrıca ...'ın kuruluş tarihi olan 01.03.2005'ten önce davacı şirketin faaliyet bölgesinde yer ... Adana, Gaziantep, Hatay, Mersin, ... ve Kilis illeri ve ilçelerinde elektrik dağıtım faaliyetlerinin, müvekkili şirketten ayrı bir tüzel kişiliğe sahip Gaziantep, Mersin, Hatay, ... ve Kilis Elektrik dağıtım müesseseleri tarafından yürütüldüğünü, davacı ile müvekkili kurum arasında dava dosyalarına ilişkin düzenlenen ve her iki şirketin yönetim kurulunun onayından geçen tespit tutanağında belirlenen ve işletme hakkı devir sözleşmesinin 7. maddesindeki kriterler esas alındığı bu tutanakta dava konusu alacağa ilişkin dava dosyasının bulunmadığını, bu tutanağın derdest dava ve icra takiplerine ilişkin olduğunu, dolayısıyla hisse devir tarihinden önce tamamlanmış dosyaların bu kapsamda değerlendirilmesinin mümkün olmadığını, zira dava konusu edilen tutarın ...'ın %100 hissesinin ...'a ait olduğu dönemde gerçekleştirilmiş olup devre esas bilanço kayıtlarında söz konusu bedelin davacı şirket lehine alacak olarak yer almadığını, davacının de söz konusu tespit tutanağına bir itirazı bulunmadığı halde işbu davayı açmış olmasının dürüstlük kuralına aykırı olduğunu, rücu davasına konu mahkeme kararında bahsi geçen alacak türünün ...'a bırakılan alacaklardan olmadığını, işletme hakkı devir sözleşmesinin 7.2 maddesi uyarınca bildirim yükümlülüğünü yerine getirmeyen davacının faiz talebinin yerinde olmadığını, davacının ödeme işlemi gerçekleştirildikten sonra rücu edilecek kişi ve rücu miktarını bilmesine rağmen kendi kusuruyla faizin artmasına neden olduğundan 4721 sayılı Türk Medeni Kanunu'nun (4721 sayılı Kanun) 2 nci maddesi gereği avans faizi isteminin reddi gerektiğini, dava konusu alacağın dayanağı olan davada yasal faize hükmedildiği halde bu davada avans faizine hükmedilmesinin de doğru olmadığını, aksi halde davacının sebepsiz zenginleşeceğini, ödeme tarihinden itibaren faize hükmedilmesinin de doğru olmadığını, kaldı ki ödeme tarihinin dahi belli olmadığını, müvekkili lehine ve aleyhine hükmedilen vekalet ücreti, harç ve yargılama giderlerinde de hata bulunduğunu belirterek İlk Derece Mahkemesi kararının kaldırılmasını istemiştir. C. Gerekçe ve Sonuç Bölge Adliye Mahkemesinin yukarıda tarih ve sayısı belirtilen kararı ile Yargıtay 21.Hukuk Dairesi'nin 16.04.2009 tarihli ve 2008/15182 E., 2009/5706 K. sayılı ilamı ile kesinleşen rücuya esas Adana 2. İş Mahkemesinin 13.05.2008 tarih ve 2007/748 E., 2008/585 K. sayılı kararına göre davacıların ... ..., ... ..., ... ..., ... ..., ... ..., davalının ...-Adana olduğu manevi tazminat davasına konu olayda; davacıların murisi ... ...'in 21.07.2003 tarihinde uğradığı iş kazasında ölümü nedeniyle destek yoksun kalan davacıların yaşadıkları manevi acının telafisi amacıyla açılan manevi tazminat davasında davanın kısmen kabulü ile davacı eş ... için 25.000,00 TL, çocuklar ..., ..., ..., ve ... için takdiren 20.000,00 TL manevi tazminat alacağının 21.07.2003 tarihinden itibaren yasal faizi ile davalıdan alınıp davacılara verilmesine, fazlaya ilişkin istemin reddine karar verildiği, rücuya esas mahkeme ilamına dayalı olarak 3. kişi vekili tarafından Ankara 31. İcra Müdürlüğünün 2009/9008 E. sayılı dosyasında ...-Adana başlatılan icra takibinde davalı ... Edaş tarafından 256.784,17 TL'nin 3. kişi vekili hesabına 17.06.2009 tarihinde ödendiği, taraflar arasında akdedildiği hususunda her hangi bir ihtilaf bulunmayan 24.07.2006 tarihli İşletme Hakkı Devir Sözleşmesinin 7.1 maddesinde; sözleşmenin imza tarihinden önce başlamış idari ve hukuki ihtilafların takip edilmesi, çözüme kavuşturulması ve bundan kaynaklanan her türlü sorumluluğun ...'a ait olduğu, 7.4 ve 7.6 maddesinde de; dağıtım faaliyetinin ... tarafından yürütüldüğü dönemde bu faaliyetler nedeniyle üçüncü kişiler tarafından ileri sürülecek her türlü talebin muhatabının ... olduğunun hükme bağlandığı, davacı tarafından yapılan ödemenin İşletme Hakkı Devir Sözleşmesi'nin imzalandığı 24.07.2006 tarihinden önceki döneme isabet eden 21.07.2003 tarihinde meydana gelen olaya dayandığı, rücuen alacağa dayanak olan Adana 2. İş Mahkemesi'ndeki davanın davacısı da bu sözleşme çerçevesinde üçüncü kişi konumunda olup İHDS'nin 7.4 ve 7.6 maddeleri gereğince davacının ödediği tüm bedelin davalıdan rücuen talep ve dava hakkının bulunduğu, rücuen alacağa dayanak davadaki uyuşmazlığın dağıtım tesislerinin mülkiyetine ilişkin olmaması karşısında sözleşmenin 7.2 maddesi uyarınca davacının ihbar yükümlülüğünün de bulunmadığı, alacak taraflar arasında imzalanan İşletme Hakkı Devir Sözleşmesine dayandığından sözleşmenin imzalandığı tarihte yürürlükte bulunan 818 sayılı Kanun'un 125 ... maddesinde öngörülen 10 yıllık zamanaşımı süresinin davacının ödeme yaptığı 17.06.2009 tarihi itibarıyla dolmadığı, rücuen tazminat talebi, başkasına ait bir borcu yerine getiren kişinin mal varlığında meydana gelen kaybı gidermeye yönelen tazminat niteliğinde olup, davacının mal varlığındaki eksilme ödeme tarihinde gerçekleştiğinden ödeme gününden itibaren her iki tarafta tacir olduğundan avans faizi talep edebileceği, o halde ilk derece mahkemesince davacının sunduğu ödeme belgesine göre dava dışı 3.kişiye ödeme yaptığı 17.06.2009 tarihinden itibaren ödenen tutara avans faizi hükmedilmesinde bir isabetsizliğin görülmediği, ne var ki ilk derece mahkemesince hükmün gerekçesinde ödeme tarihi belirtilmiş ise de gerek kısa kararda gerekse gerekçeli kararın hüküm fıkrasında faiz başlangıç tarihi olarak hüküm altına alınan ödeme tarihinin açıkça yazılmamış olmasının hükmün infazının açık olmasını emreden ve kamu düzeninden olan 6100 sayılı Hukuk Muhakemeleri Kanunu'nun (6100 sayılı Kanun) 355 ... maddesine aykırı olduğu gerekçesiyle davalı vekilinin diğer istinaf istemlerine yönelik başvurusunun esastan reddine, davalı vekilinin 6100 sayılı Kanun'un 355 ... maddesi uyarınca istinaf başvurusu ile davacı vekilinin istinaf başvurusunun kabulü ile İlk Derece Mahkemesi Kararının kaldırılmasına, davanın kabulüne, 256.784,17 TL'nin ödeme tarihi olan 17.06.2009 tarihinden itibaren işletilecek avans faizi ile birlikte davalıdan tahsili ile davacıya ödenmesine karar verilmiştir. V. TEMYİZ A. Temyiz Yoluna Başvuranlar Bölge Adliye Mahkemesinin yukarıda belirtilen kararına karşı süresi içinde davalı vekili temyiz isteminde bulunmuştur. B. Temyiz Sebepleri Davalı vekili temyiz dilekçesinde; istinaf dilekçesinde ileri sürdüğü hususları tekrar ederek kararın bozulmasını istemiştir. C. Gerekçe 1. Uyuşmazlık ve Hukuki Nitelendirme Uyuşmazlık, davacının işletme devir hakkı sözleşmesi hükümlerine istinaden davalıya karşı rücuan alacağın tahsili istemine ilişkindir. 2. İlgili Hukuk 6100 sayılı Hukuk Muhakemeleri Kanunu’nun (6100 sayılı Kanun) 369 uncu maddesinin birinci fıkrası ile 370 ve 371 ... maddeleri, 818 sayılı Türk Borçlar Kanunu'nun (818 sayılı Kanun) 125 ... maddesi, 6098 sayılı Türk Borçlar Kanunu'nun (6098 sayılı Kanun) 146 ncı maddesi 3. Değerlendirme 1.Bölge Adliye Mahkemelerinin nihai kararlarının bozulması 6100 sayılı Kanun’un 371 ... maddesinde yer ... sebeplerden birinin varlığı hâlinde mümkündür. 2.Temyizen incelenen karar, tarafların karşılıklı iddia ve savunmalarına, dayandıkları belgelere, uyuşmazlığa uygulanması gereken hukuk kuralları ile hukuki ilişkinin nitelendirilmesine, dava şartlarına, yargılama ve ispat kuralları ile kararda belirtilen gerekçelere göre usul ve yasaya uygun olup davalı vekilince temyiz dilekçesinde ileri sürülen nedenler kararın bozulmasını gerektirecek nitelikte görülmemiştir. VI. KARAR Açıklanan sebeplerle; Temyiz olunan Bölge Adliye Mahkemesi kararının 6100 sayılı Kanun’un 370 ... maddesinin birinci fıkrası uyarınca ONANMASINA, Aşağıda yazılı temyiz giderinin temyiz edene yükletilmesine, Dosyanın İlk Derece Mahkemesine, kararın bir örneğinin Bölge Adliye Mahkemesine gönderilmesine, 11.12.2023 tarihinde oy birliğiyle karar verildi.

Diğer kararlar (4)

11. Hukuk Dairesi, 2024/185 E., 2024/8685 K.
orta eşleşmeKarar metninde maddeye atıf varİstanbul Bölge Adliye Mahkemesi 44. Hukuk Dairesi
tam metni aç
ararların, hiçbir şekilde giderilemeyecek kadar ağır olduğunu, eylemleri ile hem müvekkili şirketi, hem Tekirdağ bayisini hem de aboneleri mağdur ettiğini, halk ve kamu sağlığını tehlikeye düşürdüğünü, 6102 sayılı Kanunun 56 ncı maddesi ve 6098 sayılı Türk Borçlar Kanunu'nun (6098 sayılı Kanun) 58 inci maddesi anlamında manevi zarar şartlarının tamamen oluştuğunu, davalının eylemlerinin haksız rek
11. Hukuk Dairesi         2024/185 E.  ,  2024/8685 K. "İçtihat Metni" MAHKEMESİ : İstanbul Bölge Adliye Mahkemesi 44. Hukuk Dairesi SAYISI : 2020/1826 Esas, 2023/1228 Karar HÜKÜM : Davanın kısmen kabulü İLK DERECE MAHKEMESİ : Tekirdağ 3. Asliye Hukuk Mahkemesi (Fikri ve Sınai Haklar Hukuk Mahkemesi sıfatıyla) SAYISI : 2018/257 E., 2019/374 K. Bölge Adliye Mahkemesi kararı davalı vekili tarafından temyiz edilmekle; temyiz şartı ve diğer usul eksiklikleri yönünden yapılan ön inceleme sonucunda, temyiz dilekçesinin kabulüne karar verildikten ve Tetkik Hâkimi tarafından hazırlanan rapor dinlendikten sonra dosyadaki belgeler incelenip gereği düşünüldü: KARAR I. DAVA Davacı vekili dava dilekçesinde; müvekkili şirketin, mülkiyeti ve kullanım hakkı kendisine ait ve usulüne uygun tescil edilmiş ..., ..., ... markaları ile Türkiye geneline yayılmış bayilikleri vasıtasıyla, halk arasında mutfakgazı olarak da bilinen sıvılaştırılmış petrol gazı (LPG) dağıtım ve tevzi işi ile iştigal ettiğini, markalı tüplerin ihtiyaçtan başka her ne sebeple olursa olsun elde bulundurulmasının haksız rekabet teşkil ettiğini, müvekkili şirket ile herhangi bir ticari ilişkisi bulunmayan davalının Kumbağ Mah. Belediye Cad. No:80-82-84 ... adresinde bulunan işyerinde, Tekirdağ 3. Asliye Hukuk Mahkemesi (Fikri ve Sınai Haklar Hukuk Mahkemesi Sıfatıyla) 2018/ 43 Değişik İş sayılı dosyası ile 29.06.2018 tarihinde tespit işleminde müvekkil şirketler markasını taşıyan müvekkil şirkete ait üzere toplam 234 adet tüp tespit edildiğini, davalı tarafın, müvekkil şirket ile herhangi bir ticari ilişkisi bulunmamakta, vergi levhasından görüldüğü üzere "su dağıtım" ruhsatı olduğunu, tüp işini yasal olmayan yollarla yaptığını, davacı müvekkilin rakibi bir LPG firmasının tüp bayisi olan ...'ın işletmeciliğini yaptığı davalı işyeri ... markalı dolu tüpleri Tekirdağ dışında piyasadan bir şekilde temin ederek tüketicilere sattığı, Tekirdağ bayisinin satışlarına engel olduğunu, kendi rakip firmasının pazar payını yükselttiğini, davalı yanın eylemlerinin müvekkil şirketlerin üretimi yaptırıp ticari faaliyetine konu etmek istediği tüplerden faydalanmasını engelleyen, ortadan kaldıran, müvekkile zarar veren hukuka aykırı eylemler olduğunu, müvekkil şirkete ait ve tescilli ve koruma altına alınmış markalı tüpleri, kendi yedinde bulunduran davalı yan tüplerin piyasada dolaşımını önlemek sureti ile haksız rekabet fiilini işlediğini, müvekkil şirketin demirbaşları arasında yer alan mülkiyeti müvekkil şirkete ait tüplerin, piyasadan çekildiği, dönüşümünün yapılamadığı ve bu nedenle müvekkili şirketin öz sermaye kaybının yanı sıra abone ve kâr kaybına neden olunduğunu, abone ve kâr kaybına uğradığı, ticari itibar kaybına uğramadığı, marka ve imajının zedelendiğini, davaya konu eylemin 6102 sayılı Türk Ticaret Kanunu'nun (6102 sayılı Kanun) 54 ve 55 inci maddelerine aykırı olduğu, sübut bulmuş eylemlerle müvekkillerin, markalı tüplerinin kullanımını engellendiği, müvekkilin zarara uğradığı, haksız kullanım ve ticarete konu etmek sebebi ile müvekkil aleyhine haksız kazanç elde edildiğini, davalının kötü niyetli bu eylemleri sonucu müvekkil şirketlerin maddi ve manevi zararlara uğradığı, ticari itibar ve potansiyellerinin zarar gördüğünün açık olduğunu, markaların korunmasına ilişkin 556 sayılı KHK 66 ncı maddesine göre, marka hakkı sahibinin zararı, fiili kaybın değerinin yanında tecavüz sebebiyle yoksun kalınan kazancıda kapsayacağını, keza bu, 6102 sayılı Kanunun haksız rekabet hükümleri gereği olduğu, işbu davada kâr yoksunluğuna ilişkin fazlaya ilişkin talep ve dava hakları saklı kalmak kaydı ile, tespit konusu bakımından 1 yıllık kâr yoksunluğu nedeni ile tazminat talep ettiklerini, müvekkil şirketin, davalının bu eylemleri nedeniyle uğradığı manevi zararların, hiçbir şekilde giderilemeyecek kadar ağır olduğunu, eylemleri ile hem müvekkili şirketi, hem Tekirdağ bayisini hem de aboneleri mağdur ettiğini, halk ve kamu sağlığını tehlikeye düşürdüğünü, 6102 sayılı Kanunun 56 ncı maddesi ve 6098 sayılı Türk Borçlar Kanunu'nun (6098 sayılı Kanun) 58 inci maddesi anlamında manevi zarar şartlarının tamamen oluştuğunu, davalının eylemlerinin haksız rekabet teşkil ettiğinin tespitine, vaki haksız rekabetin men'ine, tüm bu sebeplerle dava konusu 233 tüp üzerine teminatsız ihtiyati tedbir konmasını, davalının devam eden eylemlerinin, Markaya Tecavüz ve Haksız Rekabet doğurduğunun tespitine, devam ve tekrarın önlenmesi suretiyle haksız rekabetin ve tecavüzün meni'ine, davalının uhdesinde tespit edilmiş olan tüplerin imhası ile fazlaya ilişkin hakları saklı kalmak kaydı ile; ... markalı tüpler için 100,00 TL maddi ... markalı tüpler için 100,00 TL maddi, ... markalı tüpler 100,00 TL maddi, ... markalı tüpler 100,00 TL maddi, ... markası için 5.000 TL, ... markası için 2.500 TL, manevi tazminata hükmedilmesine, hükmolunacak tazminata dava tarihinden itibaren reeskont faizi uygulanmasına, hüküm özetinin Türkiye sathında yayınlanan yüksek tirajlı üç adet (günlük) gazetede ilânına, yargılama giderleri ve ücreti vekâletin davalıya yüklenmesine karar verilmesini talep etmiştir. II. CEVAP Davalı vekili cevap dilekçesinde; davacı tarafın dava dilekçesinde davalı taraf olarak müvekkili ...'u gösterdiğini, aynı zamanda davacı tarafın dava dilekçesinde Tekirdağ 3. Asliye Hukuk Mahkemesi'nin 2018/43 Değişik İş sayılı dosyasında yapılan tespite ve Bakırköy 40. Noterliğinin 07.05.2018 tarihli ve 12951 yevmiye numaralı ihtarnamesine dayandığını, ancak bu dayanak belgelerin davalı müvekkile karşı yapılmış işlemler olmadığını, bu sebeple öncelikle husumet yönünden davanın reddine karar verilmesi gerektiğini, dava dilekçesine konu işyerinin Tekirdağ ili, Süleymanpaşa ilçesi, Kumbağ mahallesinde bulunduğunu, bu iş yerinin müvekkile ait olmadığı, ...’a ait olduğunu, müvekkil ile ... arasındaki iş ilişkisini sundukları azilnameler doğrultusunda 17.10.2016 tarihinde sona erdiğini, bu azilnameler sonucu iş ilişkisinin sona ermesinin akabinde dava dışı ...'ın kendi adına vergi kaydını oluşturarak işyerini çalıştırmaya devam ettiğini, vergi levhasının incelendiğinde iş yeri açılışının 19.10.2016 tarihinde yapıldığının açık ve net olduğunu, tespit dosyasındaki bilirkişi raporunda ise vergi levhası ve işyeri açma çalıştırma ruhsatının ...’un diye belirtildiğini, müvekkilinin işletmediği işletmede vergi levhasının ve ruhsatının bulunmasının asıl işletmeci olan ...’ın kötü niyetini ortaya çıkardığını, yine tespit dosyasında alınan bilirkişi raporunda müvekkilin izinsiz bir şekilde ... marka tüp sattığına dair somut bir delilin mevcut olmadığını, yapılan tespitlerin iş yerinde ve taraflarına ait olmayan bir araçta olduğunu, tespit yapılan araç üzerindeki giydirmeden aracın Dağdelen marka su satan işyerine ait olduğunun açık olduğunu, müvekkilin Dağdelen firması ile olan iş ilişkisinin sona erdiği, ... ile Dağdelen firması arasında yapılmış olan 15.11.2016 tarihli Yetkili Bayilik Sözleşmesinin ekte yer aldığını, müvekkilin adına kayıtlı olmayan bir işyerinde ve araçta yapılan tespit sonucunda müvekkile karşı dava açılmış olmasının hukuka uygunluk teşkil etmediğini, tespit dosyasında yer alan bilirkişi raporunda dolu ... marka boş tüpün yerine başka bir marka dolu tüpün verildiğine dair bir tespit mevcut olmadığını, kaldı ki müşteriler tarafından depozitoları ödenmiş olan boş tüplerin davacı firmaya teslim edilmemiş olmasının hukuka aykırı bir fiil olmadığını, müşterilerin bu boş tüpleri iade etme mecburiyetleri bulunmadığını, bu durumlar karşısında davacı firmanın maddi bir zararının oluştuğundan bahsetmenin mümkün olmadığını, raporun muteber olmadığını, Türk Ticaret Kanununa ve Sınai Mülkiyet Kanununa aykırı bir durumun mevcut olmadığını, tüm bu sebeplerle; müvekkilin dava konusu işyeri ve işlemler ile alakasının ve ilgisinin bulunmaması sebebiyle husumet yönünden davanın reddine, davacı tarafın maddi bir zararının olmaması ve müvekkilin zarar oluşturacak bir eylemde bulunmuş olmaması sebebiyle ve Türk Ticaret Kanunu ile Sınai Mülkiyet Kanununa aykırı bir eylemin bulunmaması sebebiyle haksız davanın reddine, davacı tarafın kötü niyetli olması nedeniyle dava konusu alacağı %20’sinden aşağı olmamak üzere kötüniyet tazminatına hükmedilmesine,yapılacak her türlü yargılama giderleri ile avukatlık ücretinin de davacıdan alınmasını istemiştir. III. İLK DERECE MAHKEMESİ KARARI İlk Derece Mahkemesince, davacının dosyamız davalısı hakkında şikayetçi olmuş ise de, davanın dava dışı anılan kişi hakkında açıldığı ve belirtilen şekilde hükme bağlandığı, bu haliyle, az yukarıda belirtilen adrese ilişkin davalının su bayiliğine ilişkin bir faaliyet kaydı var ise de, dava dışı ceza yargılaması hakkında yapılan kişinin de aynı adrese ilişkin hem su hem de mutfak tüpü satışına ilişkin faaliyet kaydı olduğu, bu kaydın tespit tarihinden önceye ait olduğu, tespitte davalının işyerinde fiziki olarak mevcudiyeti tespit edilmediği, davalının üzerine atfedilen eylemleri kabul etmediği, vergi kaydının resmi olarak 2018 yılı sonunda sona erdiği, dava dışı ...'ın ceza yargılamasındaki samimi beyanları, bu dosyadaki tespit ve yargılama sonucundaki verilen hüküm, dava dışı anılan kişinin davalının eylemlerinin icra edildiği iddia edilen işyeri adresine ilişkin dava dışı kişinin vergi kaydı bilgileri birlikte değerlendirildiğinde, davalının davaya konu eylemlerin sorumlusu olmadığı gerekçesiyle davanın reddine karar verilmiş, hüküm davacı vekilince istinaf edilmiştir. IV. BÖLGE ADLİYE MAHKEMESİ KARARI Bölge Adliye Mahkemesince, davalının, davacıya ait şahsi ihtiyaç kapsamı dışında çok sayıda boş tüpü haklı ve hukuken geçerli bir neden olmaksızın, yasal düzenlemelere aykırı şekilde piyasadan toplayarak iş yerinde depo etmesi sonucu bayiilik ağı dışına çıkartıldığı böylece davacı tarafça yeniden dolumu yapılarak piyasaya girmesinin engellendiği bu kapsamda davacının ticari faaliyetine zarar verildiği ve piyasa faaliyetlerini sekteye uğratacak nitelikte olduğundan haksız rekabet teşkil ettiği, bu nedenle davacının TTK 56 ve TBK 58. maddeleri kapsamında, haksız fiilin tespiti, önlenmesi durdurulması yanında maddi manevi tazminat talep hakkının bulunduğu gerekçesiyle davacı vekilinin istinaf başvurusunun kabulü ile yeniden esas hakkında hüküm kurmak suretiyle davanın kısmen kabulüne karar verilmiş, karar davalı vekilince temyiz edilmiştir. V. TEMYİZ İNCELEMESİ 1. Uyuşmazlık ve Hukuki Nitelendirme Dava, marka hakkına tecavüz ve haksız rekabetin tespiti, kaldırılması, önlenmesi ile maddi ve manevi tazminat istemine ilişkindir. 2. İlgili Hukuk 1.6100 sayılı Hukuk Muhakemeleri Kanunu’nun (6100 sayılı Kanun) 369 uncu maddesinin birinci fıkrası ile 370 ve 371 inci maddeleri. 2. 6098 sayılı Türk Borçlar Kanunu'nun (6098 sayılı Kanun) 56 ncı ve 58 inci maddeleri. 3. 6102 sayılı Türk Ticaret Kanunu'nun (6102 sayılı Kanun) 56 ncı maddesi. 3. Değerlendirme İlk Derece Mahkemesince verilen karara yönelik olarak yapılan istinaf başvurusu üzerine 6100 sayılı Kanun'un 355 vd. maddeleri kapsamında yöntemince yapılan inceleme sonucunda Bölge Adliye Mahkemesince esastan verilen nihai kararda, dosya kapsamına göre saptanan somut uyuşmazlık bakımından uygulanması gereken hukuk kurallarına aykırı bir yön olmadığı gibi aynı Kanun'un 369 uncu maddesinin birinci fıkrası ve 371 inci maddelerinin uygulanmasını gerektirici nedenlerin de bulunmamasına göre usul ve yasaya uygun Bölge Adliye Mahkemesi kararının onanmasına karar vermek gerekmiştir. VI.SONUÇ: Yukarda açıklanan nedenlerle, davalı vekilinin temyiz itirazlarının reddi ile Bölge Adliye Mahkemesince verilen kararın 6100 sayılı Kanun'un 370 inci maddesinin birinci fıkrası uyarınca ONANMASINA, aynı Kanun'un 372 nci maddesi uyarınca işlem yapılmak üzere dava dosyasının İlk Derece Mahkemesine, kararın bir örneğinin Bölge Adliye Mahkemesine gönderilmesine, aşağıda yazılı temyiz giderinin temyiz edene yükletilmesine, 04.12.2024 tarihinde kesin olarak oybirliğiyle karar verildi.
11. Hukuk Dairesi, 2022/1306 E., 2023/4594 K.
orta eşleşmeKarar metninde maddeye atıf varİstanbul Bölge Adliye Mahkemesi 12. Hukuk Dairesi
tam metni aç
da) 5 ay içinde alamazsa alıcının diğer zararlarının yanında, geciktiği her ay için 100.000,00 TL (yüzbin) ceza olarak ödemeyi kabul ve taahhüt eder." hükmünün düzenlendiği, sözleşmede kararlaştırılan bu ceza koşulunun hukuksal niteliğince 6098 sayılı Türk Borçlar Kanunu'nun (6098 sayılı Kanun) 179 uncu maddesinin ikinci fıkrasında öngörülen "ifaya ekli ceza" niteliğinde olduğu, bahse konu taşınma
11. Hukuk Dairesi         2022/1306 E.  ,  2023/4594 K. "İçtihat Metni" MAHKEMESİ : İstanbul Bölge Adliye Mahkemesi 12. Hukuk Dairesi SAYISI : 2019/1753 Esas, 2021/1938 Karar HÜKÜM : Esastan ret; davanın kabulü İLK DERECE MAHKEMESİ : İstanbul Anadolu 6. Asliye Ticaret Mahkemesi SAYISI : 2016/1436 E., 2019/394 K. Taraflar arasındaki alacak davasından dolayı yapılan yargılama sonunda İlk Derece Mahkemesince davanın kabulüne karar verilmiştir. Kararın davalı vekili tarafından istinaf edilmesi üzerine, Bölge Adliye Mahkemesince başvurunun esastan reddine karar verilmiştir. Bölge Adliye Mahkemesi kararı davalı vekili tarafından temyiz edilmekle; kesinlik, süre, temyiz şartı ve diğer usul eksiklikleri yönünden yapılan ön inceleme sonucunda, temyiz dilekçesinin kabulüne karar verildikten ve Tetkik Hâkimi tarafından hazırlanan rapor dinlendikten sonra dosyadaki belgeler incelenip gereği düşünüldü: I. DAVA Davacı vekili dava dilekçesinde; davacı şirket tarafından yeni şirket merkezi olarak kullanılmak amacıyla davalı ile 23.11.2015 tarihinde "Gayrimenkul Alım Satım Sözleşmesi"nin imzalandığını, sözleşme kapsamında davalı satıcı tarafından İstanbul İli Pendik İlçesi Kurtköy Mah. Airport Projesi dahilinde bulunan 17 ve 18 numaralı iki adet bağımsız bölümün eksikliklerinin tamamlanması, iskanının ve kat mülkiyeti tapusunun alınması ve gayrimenkulün satışının yapılması karşılığında davacının Katma Değer Vergisi dahil toplam 12.000.000,00 TL ödeme yapmasının kararlaştırıldığını, davacının taşınmazların bedelini davalıya ödediğini, ancak davalının sözleşmenin (F) maddesinde kararlaştırılan taşınmazın satışından itibaren 5 ay içinde iskan alınması edimini zamanında yerine getirmediğini, maddenin devamında kararlaştırılan iskân alınmaması halinde gecikilen her ay için 100.000,00 TL cezai şart ödeme taahhüdünde bulunulduğunu, bu nedenle beş ay için 500.000,00 TL cezai şart ödeme yükümlülüğünün yerine getirilmesi gerektiğini, davacının en geç 02.05.2016 tarihinde tamamlaması gereken iskan işlerini beş ay gecikmeli olarak 14.10.2016 tarihinde gerçekleştirdiğini, bunun dışında davacının elektrik dağıtım şirketi ile enerji dağıtım sözleşmesi yapılmaması nedeniyle müvekkili şirkete elektrik dağıtımı yapılamadığını ileri sürerek mahalinde keşif yapılmak suretiyle davalının ilgili mecura sözleşmeye ve projeye uygun jeneratör ve elektrik dağıtım bağlantısını sağlayıp sağlamadığının tespiti ve fazlaya ilişkin hakları saklı kalmak kaydı ile şimdilik 500.000,00 TL'nin davalıdan faizi ile birlikte tahsiline karar verilmesini talep etmiştir. II. CEVAP Davalı vekili cevap dilekçesinde; taraflar arasındaki sözleşme kapsamındaki iş için 14.10.2016 tarihinde sözleşmeye konu bağımsız bölümlere yapı kullanım izninin alınmış olduğunu, her ne kadar sözleşmede kararlaştırılan tarihte taahhüt yerine getirilmemiş olsa da bu durumun, davalının iradesi dışında meydana gelen sebeplerden ötürü oluştuğunu, ayrıca ilgili sözleşme maddesinde de mücbir sebep halinde sorumlu olunmayacağının kabul edildiğini, davalı şirketin, davacılara tapu devrini sağladıktan sonra Pendik Belediye Başkanlığına gerekli başvuruyu yaptığını, belediye nezdinde kaynaklanan gecikmeler dolayısıyla idari işlemlerin sonuçlanmasının 14.10.2016 tarihine sarktığını, davacı şirketin tarafların yapmış olduğu sözleşmenin tüm şartlarını yerine getirdiğini savunarak davanın reddini istemiştir. III. İLK DERECE MAHKEMESİ KARARI İlk Derece Mahkemesinin yukarıda tarih ve sayısı belirtilen kararı ile taraflar arasında akdedilen sözleşmenin "F" maddesiyle; "satıcı yukarıda yazılı olan D.12. maddede belirtilen iskânı gayrimenkulün satışından itibaren (kanunun kabul ettiği mücbir sebepler dışında) 5 ay içinde alamazsa alıcının diğer zararlarının yanında, geciktiği her ay için 100.000,00 TL (yüzbin) ceza olarak ödemeyi kabul ve taahhüt eder." hükmünün getirildiği, anılan satışın 02.12.2015 tarihinde yapıldığı, sözleşme hükmüne göre satıştan itibaren 5 ay içinde iskan alınması gerekli olup iskanın 14.10.2016 tarihinde kararlaştırılan sürenin dolmasından 5 ay sonra alındığı, davalının iştigal ettiği faaliyeti gereği iskan alma sürecine, bürokrasisine vakıf olması, süreyi, öngörüsünü ve taahhütlerini basiretli tacir kıstasları içinde gerçekleştirmesi gerektiği, davalının gecikmenin Belediyeden kaynaklandığı, mücbir sebep bulunduğu savunmalarının sübut bulmadığı, sözleşme gereği gecikme cezası ödemesine ilişkin koşulların oluştuğu gerekçesiyle davanın kabulü ile, 500.000,00 TL'nin dava tarihinden itibaren faizi ile birlikte davalıdan tahsili ile davacıya verilmesine karar verilmiştir. IV. İSTİNAF A. İstinaf Yoluna Başvuranlar İlk Derece Mahkemesinin yukarıda belirtilen kararına karşı süresi içinde davalı vekili istinaf başvurusunda bulunmuştur. B. İstinaf Sebepleri Davalı vekili istinaf dilekçesinde özetle; 1.Müvekkilinin sadece iskan alınmaması halinde cezai şart taahhüdü altına girdiğini, sözleşmede yer alan diğer eksikliklerle ilgili cezai şart taahhütlerinin bulunmadığını, 2. Bahse konu taşınmazla ilgili iskan izninin alındığını, fakat müvekkilinin iradesi dışında gelişen olaylar nedeniyle iskan izninin alınmasında gecikildiğini, 3.Mahkemece dava konusu taşınmazın bulunduğu mahalde keşif yapılarak inşaat büyüklüğünün ve imalatın iskan işlemlerinin gecikmesine sebebiyet verip vermediğinin araştırılması gerektiğini, bilirkişilerin uzman olmadığını, denetim şirketinin faaliyetlerinin durdurulup durdurulmadığının Bakanlıktan araştırılması gerektiğini, imar işlem dosyasının tamamının getirtilerek mimar ve inşaat bilirkişilerden oluşan yeni bir heyetten rapor alınması gerektiğini belirterek kararın kaldırılmasını istemiştir. C. Gerekçe ve Sonuç Bölge Adliye Mahkemesinin yukarıda tarih ve sayısı belirtilen kararı ile taraflar arasında imzalanan 23.11.2015 tarihli sözleşmenin (F) maddesiyle; "satıcı yukarıda yazılı olan D.12 maddede belirtilen iskânı gayrimenkulün satışından itibaren (kanunun kabul ettiği mücbir sebepler dışında) 5 ay içinde alamazsa alıcının diğer zararlarının yanında, geciktiği her ay için 100.000,00 TL (yüzbin) ceza olarak ödemeyi kabul ve taahhüt eder." hükmünün düzenlendiği, sözleşmede kararlaştırılan bu ceza koşulunun hukuksal niteliğince 6098 sayılı Türk Borçlar Kanunu'nun (6098 sayılı Kanun) 179 uncu maddesinin ikinci fıkrasında öngörülen "ifaya ekli ceza" niteliğinde olduğu, bahse konu taşınmazın satışının ise 02.12.2015 tarihinde yapıldığı, sözleşme ile davalının satıştan itibaren 5 ay içinde iskan alınacağını taahhüt ettiği, ancak davalı tarafından iskanın kararlaştırılan sürenin dolmasından 5 ay sonra, 14.10.2016 tarihinde alındığı, davalının gecikmeden sorumlu olmadığını ileri sürdüğü, ne var ki, basiretli hareket etmekle yükümlü olan davalının, davacı ile sözleşmenin yapıldığı andaki inşaatın seviyesini, eksiklerin tamamlanmasının ve başvurusu sürecinin alacağı zamanı ve sözleşme ile üstlendiği taahhüdün sonuçlarını öngörerek hareket ettiğinin varsayıldığı, davalı tarafça gecikmeye denetim firmasının sözleşmesinin feshedilmesi, belediyece yapılan işlemler ve alınan izin gibi işlemlerin neden olarak gösterildiği, ancak ileri sürülen bu hususların önceden öngörülemeyen, sonradan ortaya çıkan nedenler olmadığından geçerli kabul edilmesinin mümkün olmadığı gerekçesiyle davalı vekilinin istinaf başvurusunun esastan reddine karar verilmiştir. V. TEMYİZ A. Temyiz Yoluna Başvuranlar Bölge Adliye Mahkemesinin yukarıda belirtilen kararına karşı süresi içinde davalı vekili temyiz isteminde bulunmuştur. B. Temyiz Sebepleri Davalı vekili temyiz dilekçesinde özetle; istinaf sebepleriyle kararın kaldırılmasını istemiştir. C. Gerekçe 1. Uyuşmazlık ve Hukuki Nitelendirme Uyuşmazlık, taraflar arasında bağıtlanan satım sözleşmesine göre davalı tarafından, taşınmazın yapı kullanım ruhsatının taahhüt edilen süreden 5 ay gecikmeli olarak alınmasından kaynaklanan cezai şart istemine ilişkindir. 2. İlgili Hukuk 6098 sayılı Kanun'un 179 uncu maddesinin ikinci fıkrası, 6100 sayılı Hukuk Muhakemeleri Kanunu'nun (6100 sayılı Kanun) 353 üncü maddesinin birinci fıkrasının (b) bendinin birinci alt bendi. 3. Değerlendirme 1. Tarafların iddia, savunma ve dayandıkları belgelere, uyuşmazlığın hukuki nitelendirilmesi ile uygulanması gereken hukuk kurallarına, dava şartlarına, yargılamaya hâkim olan ilkelere, ispat kurallarına ve temyiz olunan kararda belirtilen gerekçelere göre davalı vekilinin aşağıdaki paragrafların kapsamı dışındaki temyiz itirazları yerinde görülmemiştir. 2. Davacı vekili, iki adet bağımsız bölümün satışına ilişkin 23.11.2015 tarihli "Gayrimenkul Alım Satım Sözleşmesi"nin akdedildiğini, ancak bu sözleşmenin (C) maddesinin 12 nci bendinde zikredilen "iskan alınması satışın yapılma tarihinden itibaren en geç 5 ay içinde satıcı tarafından sağlanacaktır." hükmüne aykırı davranıldığını, satış işleminin 02.12.2015 tarihinde kat irtifak tapu senedinin verilmesiyle tamamlandığını ancak yapı kullanma izin belgesinin taahhüt edilenden 5 ay gecikmeli şekilde 14.10.2016 tarihinde verildiğini, bu nedenle aynı Sözleşmenin (F) maddesine göre toplamda 500.00,00 TL gecikme cezasının tahsiline karar verilmesini talep etmiştir. İlk Derece Mahkemesince davanın kabulüne, Bölge Adliye Mahkemesince davalı vekilinin istinaf başvurusunun esastan esastan reddine karar verilmiştir. Ne var ki davacının dayandığı 23.11.2015 tarihli "Gayrimenkul Alım Satım Sözleşmesi" adi yazılı şekilde düzenlenmiştir. 6098 sayılı Türk Borçlar Kanunu'nun (6098 sayılı Kanun) 237 inci maddesi, “Taşınmaz satışının geçerli olabilmesi için sözleşmenin resmi şekilde düzenlenmesi şarttır…” şeklindedir. Anılan hüküm bir geçerlilik şartıdır. Bu maddede öngörülen şekle uyulmadan yapılan sözleşmeler hüküm doğurmaz. Bu nedenle tapulu taşınmazların harici satış yoluyla devri mümkün değildir. Dolayısıyla düzenlenme anında resmi şekilde yapılmamış olan taşınmaz satışına ilişkin sözleşme geçerli kabul edilemez. Davaya konu uyuşmazlığa neden olan 23.11.2015 tarihli satış sözleşmesi, resmi şekilde yapılmadığı için geçerli kabul edilemez. Böyle bir sözleşmede, taraflar aldıklarını iade ile yükümlüdürler. Ayrıca, cezai şarta ilişkin hükümlerde geçerli olarak kabul edilemez. Öte yandan taşınmazın daha sonra tapuda resmi şekilde devrinin tamamlanmış olması da, geçersiz olan 23.11.2015 tarihli satış sözleşmesine ve sözleşmedeki cezai şart hükümlerine geçerlilik kazandırmaz. Bunun yanında, tapuda resmi şekilde yapılan devir sırasında da, alıcı davacı tarafından tapu siciline 23.11.2015 tarihli adi şekilde yapılan sözleşmeye ilişkin bir ihtirazi kayıt da konulmadığından, davanın reddine karar verilmesi gerekirken yazılı şekilde karar verilmesi doğru olmamıştır. VI. KARAR Açıklanan sebeplerle; 1. Davalı vekilinin bozma kapsamı dışındaki temyiz itirazlarının REDDİNE, 2. Temyiz olunan, İlk Derece Mahkemesi kararına karşı istinaf başvurusunun esastan reddine ilişkin Bölge Adliye Mahkemesi kararının ORTADAN KALDIRILMASINA, 3. İlk Derece Mahkemesi kararının BOZULMASINA, Peşin alınan temyiz karar harcının istek hâlinde ilgiliye iadesine, Dosyanın kararı veren İlk Derece Mahkemesine, bozma kararının bir örneğinin kararı veren Bölge Adliye Mahkemesine gönderilmesine, 04.09.2023 tarihinde oy birliğiyle karar verildi.
11. Hukuk Dairesi, 2022/6556 E., 2023/6842 K.
orta eşleşmeKarar metninde maddeye atıf varİstanbul Anadolu 6. Asliye Ticaret Mahkemesi
tam metni aç
sayılı Mülga Türk Ticaret Kanunu'nun (6762 sayılı Kanun) 342 nci maddesi ile 338 inci maddesi ve 309 uncu maddesinin dördüncü fıkrası, 818 sayılı Borçlar Kanunu'nun (818 sayılı Kanun) 42 nci maddesi ile 43 üncü maddesinin birinci fıkrası, 6098 sayılı Türk Borçlar Kanunu'nun (6098 sayılı Kanun) 50 nci maddesinin ikinci fıkrası ile 51 inci maddesi.
11. Hukuk Dairesi         2022/6556 E.  ,  2023/6842 K. "İçtihat Metni" MAHKEMESİ :İstanbul Anadolu 6. Asliye Ticaret Mahkemesi TARİHİ SAYISI:2014/207 Esas, 2022/371 Karar HÜKÜM : Davanın Reddi Davacılar vekili, davalı vekili Taraflar arasındaki şirket genel müdürüne açılan sorumluluk davasının bozma ilamına uyularak yapılan yargılaması sonucunda Mahkemece davanın reddine karar verilmiştir. İlk Derece Mahkemesi kararı davacılar vekili, davalı vekili tarafından temyiz edilmekle; kesinlik, süre temyiz şartı ve diğer usul eksiklikleri yönünden yapılan ön inceleme sonucunda temyiz dilekçesinin kabulüne karar verildikten ve Tetkik Hâkimi tarafından hazırlanan rapor dinlendikten sonra dosyadaki belgeler incelenip gereği düşünüldü: I. DAVA Davacılar vekili dava dilekçesinde; davalının şirket genel müdürü olduğunu, kusurlu, hatalı, tedbirsiz, özensiz ve şirket çalışma prensip ve kurallarına aykırı şekilde hareket ederek şirketin maddi ve manevi zarara uğramasına yol açtığını, zarardan sorumlu olduğunu iddia ile fazlaya ilişkin talep ve dava hakları saklı kalmak kaydıyla 400.000,00 TL maddi tazminatın ve ticari itibar kaybı sebebiyle 250.000,00 TL manevi tazminatın davalıdan tahsiline karar verilmesini talep etmiştir. II. CEVAP Davalı vekili cevap dilekçesinde; müvekkilinin 17.06.2009 tarihli belirli süreli iş akdi ile 01.09.2009-15.06.2010 tarihleri arasında Genel Müdür/CEO olarak çalıştığını, taraflar arasındaki ilişki ve dava bahse konu iş akdine dayalı olduğunu, bu nedenle huzurdaki davanın İş Mahkemelerinin görev alanına girdiğini, iddia olunan zararın müvekkilinin davacıdan para alması yada haksız kazanç sağlamasından doğmadığını, davacının iddiasının ...'nin yanlış üretim yapması, geç teslim ve sair nedenlerle davacının zarara uğradığı şeklinde olduğunu, yani davacı zarara uğradı ise bu zarara ...'nin yol açtığını buna göre müvekkilinin davanın tarafı olmadığını, davacının ...'nin kusurundan kaynaklanan zararı ...'den talep etme hakkının mevcut olduğunu, davanın zamanaşımı nedeniyle reddine karar verilmesi gerektiğini, şirket namına dava açmanın murakıplara (denetçilere) ait olduğunu, şirketin müdüre dava açma hakkının bulunmadığını, ibraz edilmiş olan yönetim kurulu tarafından ibraz edilen dönem için atanmış müdür ile dava açılmasının mümkün olmadığını, müvekkilinin lise öğrenimini İngiltere'de tamamladığını, Amerika'da makine mühendisliği üzerine lisans ve yüksek lisans eğitimi aldığını, Toyota ve Karsan gibi en büyük otomotiv şirketlerinde üst düzey yönetici olarak çalıştığını, '... Yönetim Sistemi'ni Türkiye'ye ilk getiren ve uygulayan olduğunu, davacının da müvekkilinin bu nitelikleri nedeniyle müvekkilinden önce danışmanlık hizmeti istediğini, müvekkilinin 2006 Ekim ayından 2009 Eylül ayına kadar danışmanlık hizmeti verdiğini, müvekkilinin davacı şirkete olan katkıları görüldükten sonra Genel Müdür olarak çalışmasının istendiğini, müvekkili ile davacı arasında 5 yıllık belirli süreli iş akdi imzalandığını ve müvekkilinin 01.09.2009'da davacı şirkette Genel Müdür/CEO olarak çalışmaya başladığını, müvekkilinin davacı şirketteki yapıyı değiştirmek için işe alındığını, şirketin aylık üretim adedi 100-150 iken 1 yılın sonunda üretim adedinin 600'e çıktığını, müvekkilinin şirket kurulduğundan bu yana yaşanmamış başarıya imza attığını, bütün bu işlemlerin şirketin tüm yöneticilerinin ve direkt olarak yönetim kurulu başkanı Ömer Çetin Nuhoğlu bilgisi dahilinde gerçekleştiğini, Çetin Nuhoğlu'nun onayı olmadan dışarıdan en basit işlemlerin yapılmasının mümkün olmadığını, hal böyle iken sistemin kurulup artık müvekkiline ve müvekkilinin ekibinde yer alan yüksek maaşlı yöneticilere ihtiyaç kalmadığını düşünen işverenin müvekkilinin ve üst düzey yöneticilerin iş akdine son verdiğini, yönetim kurulu başkanı Çetin Nuhoğlu'nun genel müdürlük görevine geri döndüğünü, işverenin müvekkilini iş akdinden doğan haklarını vermeyip oyaladığını, bunun üzerine müvekkilinin sözleşmeden doğan haklarının ödenmesi için işverene dava açtığını, bilirkişinin raporunda müvekkilinin alacağının 2.133.663,00 TL olarak hesaplandığını, sözü edilen dosyada işverenin şimdi iddia ettiği iddiadan bahsetmediğini, İş Mahkemesindeki dava ile ilgili olarak müvekkili üzerinden baskı yapmak isteyen işverenin 2 yılı sonra hayali senaryo ve sahte raporlar hazırladığını, kâr eden şirketin operasyon ve proje harcamalarını zarar gibi göstermeye çalıştığını, ... firması ile davacı firmanın halen çalıştığını, projenin uygulandığını, ... ile imzalanan satın alma sözleşmesini müvekkilinin imzalamadığını, zaten müvekkilinin tek başına imza yetkisinin bulunmadığını, müvekkilinin 2009 Eylül ayında göreve başladığında ... Dönüşüm Projesi kapsamında yapılacak değişiklikler ile ilgili çok yoğun çalışmalar yapıldığını, bunların Çetin Nuhoğlu ve diğer YK üyeleri ile paylaşıldığını, yani tüm bunlardan yönetimin haberi olduğunu, projeden 2010 Şubat ayında haberdar olunduğunun beyan edilmesinin nasıl bir senaryo oluşturulduğunu ortaya serdiğini, yönetim kurulu başkanı ve diğer yöneticilerin davacının işyerinde bulunan üretim hatlarının sökülerek ... firmasına taşındığından haberimiz yoktu demenin abesle iştigal olduğunu, hayatın olağan akışına aykırı olduğunu, müvekkilinin uyguladığı ... Yönetim Sisteminin tüm dünyada büyük şirketlerce uygulandığını, davacının müvekkilini bu sistemi kurmak işe aldığını bu sistemin davacının rakipleri olan Schmidt ve Krone tarafından da kullanıldığını, müvekkilinin ... firmasını önceden tanımadığını, işverenin kendi bünyesinde yapılan kaynaklı üretim işini dışarıda yapılmasına karar vermesinden sonra birçok firma ile görüşüldüğünü, ...'nin de bu firmalardan biri olduğunu, davacının bir bayisi ve TEMSA'nın referansı ile ... ile görüşüldüğünü ve şirket yönetiminin bilgisi dahilinde 2010 yılı Nisan ayında ... ile anlaşma yapıldığını; davacının zarar olduğunu iddia ettiği harcamalarının büyük çoğunluğunun hiç gerçekleşmediğini, bir takım harcamaların ise şirketin taşeron kullanarak üretim yapması için gerçekleşen normal harcamalar olduğunu, işverenin kendisinin düzenlediği kayıt ve belgeleri delil olarak gösterdiğini, bu kayıt ve belgelerin delil niteliğinde olmadığını, iddia edilen masraflar ile müvekkilinin eylem ve edimleri arasında illiyet bağı bulunmadığını, ayrıca bir zarar varsa bu ...'nin kusurundan doğmuş ise ...'den talep edilmesi gerektiğini, uğranıldığı iddia edilen zararların müvekkili ile herhangi bir ilgisi bulunmadığını, ...'ye makine ve ekipman taşınması için yapılan ödemeler, ...'den bir hizmet satın alındığını, bu hizmetin satın alınması için bir takım ödemelerin yapılmasının gerektiğini, bu ödemelerin zarar gibi gösterilmeye çalışılmasının kabulünün mümkün olmadığını, şirketin müşterilerine gecikme sebebiyle ödenen maliyetler, bu hususun gerçek dışı olduğunu, davacının bu konuda herhangi bir kayıt sunamadığını, davacının bu yönde ödemiş olduğu bir tazminatın bulunmadığını, davacının yaptığı indirimlerin müvekkilinin sorumluluğunda olmadığını, davacının dosyaya sunduğu hiçbir yazışmayı, belgeyi, kaydı, raporu ve sair şeyleri kabul etmediklerini, hiçbirinin davaya ilişkin iddiaları kanıtlamadığını savunarak davanın reddini istemiştir. III. MAHKEME KARARLARI, BOZMA VE BOZMADAN SONRAKİ YARGILAMA SÜRECİ A. Mahkemece Verilen İlk Karar Mahkemece 20.03.2013 tarih, 2013/397 E., 2013/48 K. sayılı kararı ile işveren davalının da 5521 sayılı İş Mahkemeleri Kanunu'nun (5521 sayılı Kanun) 1 inci maddesi uyarınca işçi sayılan kimselerden olduğu, ortak olmayan müdürlerle şirket arasındaki ilişkinin hizmet ilişkisi, görevli mahkemenin ise iş mahkemesi olduğu gerekçesiyle mahkemenin görevsizliğine, dosyanın karar kesinleştiğinde ve talep halinde görevli İstanbul Anadolu İş Mahkemesi'ne gönderilmesine karar verilmiştir. Davacı vekilince temyiz edilmiştir. B. Bozma Kararı Dairemizin 17.02.2014 tarih, 2013/12406 E., 2014/2740 K. sayılı kararı ile “.. Türk Ticaret Kanunu'nda düzenlenen hususla ilgili olarak, belirtilen madde kapsamında davaya bakma görevi ticaret mahkemelerinin görevinde olması nedeniyle işin esasına girilerek yargılama yapılması gerekirken yazılı gerekçeyle görevsizlik kararı verilmesi yerinde görülmediği..” gerekçesiyle karar bozulmuştur. C. Mahkemece Bozmaya Uyularak Verilen Karar Mahkemece yukarıda tarih ve sayısı belirtilen kararı ile davalının 01.09.2009 ile 15.09.2010 tarihleri arasında, davacı şirkette B gurubu imza yetkilisi, Genel Müdür/CEO olarak görev yaptığı, münferit imzası ile 50.000,00 euro kadar borç ve sorumluluk yükleyen iş ve işlemler yönünden yetkili bulunduğu, iş akdinde ise davalının davacı şirket yönetim kurulu başkanına bağlı olarak çalışacağının düzenlendiği, davaya konu, sorumluluk dönemi yönünden davacı şirketin 07.12.2011 tarihli 2010 yılı olağan genel kurul toplantısında, yönetim kurulu üyelerinin ibra edilmesine dair karar verildiği, ne var ki bu kararın davalıyı kapsamadığı, davanın 19.10.2012 tarihinde ikame edildiği, dava tarihi itibariyle 6102 sayılı Türk Ticaret Kanunu'nun (6102 sayılı Kanun) yürürlüğe girdiği, ancak davalıya sorumluluk yönünden atfedilen eylemlerin tarihinin ise 6762 sayılı mülga Türk Ticaret Kanunu'nun (6762 sayılı Kanun) yürürlükte olduğu, 6102 sayılı Kanun'un müdürün sorumluluğuna ilişkin hükümlerinden farklı olarak, 6762 sayılı Kanun'un 338 inci maddesinde anonim şirket yönetim kurulu üyeleri için ispat yükünün ters çevrilerek kusur esasına dayanan bir sorumluluk öngörüldüğü, yönetim kurulu üyelerinin kusur ve sorumluluklarının bulunmadığını ispat edemedikleri takdirde zarardan sorumlu olduklarının düzenlendiği, buna göre davalının, meydana gelen şirket zararından kusuru olmadığını ispat etmesi durumunda sorumluluktan kurtulabileceği, 6762 sayılı Kanun'un 340 ıncı maddesi atfı ile 309 uncu maddesinin dördüncü fıkrasında, sorumluluk davasının, zararın ve sorumlunun öğrenilmesinden itibaren 2 yıl, her halde zarar doğuran fiilden itibaren 5 yıl içinde zamanaşımına uğrayacağı şeklinde düzenlendiği, davalıya atfedilen zarar iddiası yönünden, zararın öğrenilme tarihinin, en geç davalının işten ayrılma tarihi olan 15.09.2010 tarihi olduğu ve buna göre 2 yıllık zamanaşımı süresinin dolduğu davalı tarafça ileri sürülmüş ise de, bu tarihte var ise zararın ve tutarının öğrenildiğine ilişkin bir tespit yapmanın mümkün olmadığı, davacı şirketçe 2011 yılında hazırlatılan iç denetim raporu ile bu sürenin başladığından zamanaşımı süresinin dolmadığı, davalının davacı şirkette 01.09.2009 ile 15.09.2010 tarihleri arasında, Genel Müdür/CEO olarak görev yaptığı, bu görevi sırasında, kaynaklı ürün üretiminin outsource (dışardan tedarikçi eliyle alınması) işinin, davalı tarafından uygulamaya konulduğu, davalının bu dışardan temin için dava dışı ... firması ile işbirliği yapma kararı aldığı, bu tarihe kadar ...'nin Adapazarı'nda herhangi bir tesisi bulunmadığı, aynı işi yapabilecek kapasite ve yetenekte başka bir şirket aranmadığı, bir karşılaştırma yapılmadığı, ... ile 01.04.2010 tarihinde Satın Alma Sözleşmesi imzalandığı, bu tarih itibariyle ... firmasının Adapazarı'nda davacı firmanın üretim ara aşamasını oluşturan kaynaklı üretim ile ilgili ne bir tesisi ne de personelinin olmadığı, bu şartlarda kaynaklı ürün üretiminin outsource edilmesinin davacı şirkete zarar verdiği ve bu kararı alan davalının gereken projelendirme ve ön hazırlıkları yapmadan bu kararı almasının kusurlu olduğu, bu kusurlu karar neticesinde ise davacı şirketin zarara uğradığının iddia edildiği, davalının davacı şirkette B grubu imza yetkililerinden olup, bu kapsamda münferit imzası ile 50.000,00 euro ve TL karşılığı kadar iş ve işlemler yönünden yetkili bulunduğu, davacı şirket yönetim kurulu başkanına bağlı olarak çalışacağının iş akdinde düzenlendiği, davacı şirketin davalının görev almasından önce ... Enstitü Derneği ile ... üretime dönüş projesi sözleşmesi başlıklı, 01.07.2006 yürürlük tarihli muatabakatı imzalayarak, şirkette ... üretim metoduna geçiş ile ilgili iradesini ortaya koyduğu, davalıyı da bu çerçevede ... üretim sistemini hayata geçirmek üzere genel müdür olarak görevlendirdiği, davacı tarafça sorumluluk atfı kapsamında her ne kadar davacı şirketin iyi şekilde işleyen, herhangi bir aksama olmayan üretim faaliyetleri ile ilgili, üretimi doğrudan etkileyecek bir karar ile “kaynaklı üretim faaliyetini dışarıdan tedarikçi eliyle alınması” çalışması başlattığı ileri sürülmüş ise de, yukarıda anılan sözleşme çerçevesinde davacı şirketin üretim stratejisinde yapısal değişikliğe gitme iradesinde olduğu, yine taraflar arasındaki iş akdine göre de, davalının, ... üretim sistemini hayata geçirmek için işe alındığı tespit edildiği, kaynaklı üretim faaliyetinin dışarıdan tedarikçi eliyle alınması (outsource edilmesi) ve bunun dava dışı ... firması işbirliği ile yapılması konusunda, davalının tek başına karar alıp almadığı, tek başına karar almış ise bu kararın ve uygulamasının özensiz, hatalı ve kusurlu olup olmadığı, davalının tedbirli bir yönetici gibi hareket edip etmediğinin değerlendirilmesi, bundan başka alınan karar neticesinde bir zarar olup olmadığı, varsa ölçülebilir olup olmadığının değerlendirilmesi, yanı sıra zarar ile davalının karar ve uygulamaları arasında illiyet bağının olup olmadığının da tespiti gerektiği, alınan üç kök ve bir ek raporda, yukarıda izah edildiği gibi bir zararın tespit edilmediği, yalnızca 15.11.2017 tarihli ek raporda 1.084.191,00 euro zarardan bahsedildiği, ne var ki 15.11.2017 tarihli bu ek raporda tespit edildiği bildirilen zararın, Haziran 2010-Aralık 2011 dönemine ilişkin olduğu, davalının ise yalnızca 1 yıl 14 gün genel müdür olarak görev yapıp 15.09.2010 tarihinde davalı şirketteki görevinden ayrılmış olması, bundan başka anılan ek raporda, zarar olarak açıklanan tutarın dayanağı olabilecek teklif mektubu, satın alma miktarı, alınan malın kalitesi, satın alma günündeki şirketin ihtiyacı, şirketin finansman ihtiyacı ve/veya fazlası, satın alma personelinin mal tedarikindeki uzmanlığı gibi bir şirketin kâr/zarar etme faktörüne ilişkin açıklamalara yer verilmeksizin liste halinde tutarlara yer verildiği, anılan tutarların denetime elverişli bulunmadığından 15.11.2017 tarihli raporun hükme esas alınmadığı, davalının görev süreci boyunca davacı şirketin kârlılığının arttığı, davacı şirketin incelenen mali verileri ile belirlendiği, bundan başka davacı şirketin ... üretim dönüşüm projesi kapsamında maliyetleri azaltma yoluna gitme çalışması kapsamında, davalıyı da alandaki becerisi için genel müdür olarak görevlendirdiği, bununla birlikte davalının doğrudan yönetim kurulu başkanına bağlı çalışacağının öngörüldüğü birlikte değerlendirildiğinde, kusurlu eylem olarak atfedilen, ... firmasının hiç araştırılmadan, gerekli çalışmalar yapılmadan, davalı tarafından tercih edildiği iddiasının da sübut bulmadığı gerekçesiyle davacının maddi ve manevi tazminat istemini sübut bulmadığından reddine karar verilmiştir. IV. TEMYİZ A. Temyiz Yoluna Başvuranlar Mahkemenin yukarıda belirtilen kararına karşı süresi içinde davacılar vekili, davalı vekili temyiz isteminde bulunmuştur. B. Temyiz Sebepleri 1.Davacılar vekili temyiz dilekçesinde özetle; müvekkilinin ... üretime geçil iradesinde olmasının, davalıya bu geçişte uzmanı olduğunu iddia ettiği üretim esaslarını doğru uygulamama ve koordinatörü olduğu projeye aykırı davranma hakkını vermediğini, ... Enstitü Derneğinde davalınında aralarında bulunduğu 9 ayrı danışman ve müvekkili şirketin çok sayıda personeli ile birlikte çalışılarak 2008 yılında ... 2011 Projesi Yönetim Yapılanmasının oluşturulduğunu, bir diğer deyişle şirketin 3 yıllık yol haritasının çıkarıldığını, davalının, şirketin detaylıca analizi neticesinde tüm kuralları, esasları, hedefleri belirlenen ... 2011 Projesini iyi bildiğini ve başarılı bir şeklide hayata geçireceğini belirterek genel müdürlüğüne talip olduğunu, müvekkili şirketinde zaten 3 yıllık planda tanımlanmış strateji ve aksiyonları takip edeceği için davalının talebini olumlu karşıladığını, müvekkilinin davalının genel müdür olarak 2009 yılında işe başlaması ile ... üretime sıfırdan başlamadığını, aksine davalı işe başladığında ... üretimin tüm esasları ve müvekkil şirket nezdinde uygulanacak kuralları, işlemleri, projeleri, hedefleri tanımlanmış halde işe başladığını, 2008 yılında ... Üretim Sistemine geçiş ile ilgili toplam 29 çalışma gurubunun kurulduğunu, Mahkemenin ... üretim sistemi ile outsource işini birbirine karıştırdığını, ... üretim sisteminin, üretimden satışa kadar baştan uca tüm süreçleri kapsayan bir model olduğunu, outsource ise, şirket içinde üretilen bir mal ya da hizmetin dışarıdan tedarik edilmesi olduğunu, ... üretim sistemi için bir üretim işinin outsource edilmesinin şart olmadığını, kaynaklı üretimin yapıldığı bölüm, fabrikada üretilen her treylerin muhakkak geçtiği üretim hattı olduğunu, kaynaklı üretimin yapısı itibariyle treyler üretimi yapılan bir fabrikanın omurgası olduğunu, bu bölümde hata ya da eksiklik olması halinde, bunun telafisinin diğer bölümlerde yapılan hatalar gibi kolaylıkla ortadan kaldırılamadığını, davalı tarafından ... üretim esaslarına aykırı şekilde ve bu prensipler uygulanmayarak, ... 2011 Projesi Yönetim Yapılanmasında yer almamasına/ aykırı olmasına rağmen hiçbir anlamda planlama, projelendirme, alt yapı çalışması olmaksızın, müvekkilinin sistemi hazır olmadan, kaynaklı üretimin outsource edilmesi olduğunu, davalının kaynaklı ürünlerin outsourcesunu yaptırdıktan sonra kesin olarak üretime başlanılması talimatı verdiği 01.06.2010 tarihinden tam 6 gün sonra, ... uzmanı tarafından verilen rapora göre, bu outsourcesun bu aşamada yapılamayacağı şeklinde olduğunu, Mahkemece ... uzmanının raporundaki tespitlerin dikkate alınmadığını, tedarikçiye tam ve doğru bilgi aktarabilecek bir sistemin olmadığı böyle bir faaliyetin dışarıdan temin edilmesinin, mevcut durumu kötüleştirdiğini, davalının müvekkili şirkette çalıştığı dönemde yürülükte olan ISO 9001(2008) standardını uygulamadığını, buna ilişkin verilen uzman mütalaasınında nazara alınmadan karar verildiğini, davalı genel müdür, kendisine sunulan sap ve süreç denetim raporunu görmezden gelerek outsource kararı verdiğini, davalının şirketin iç yönergesi olan tedarikçi seçme talımatı ve tedarikçi performans talimatını uygulamadan tedarikçi seçiminde bulunduğunu, davalı tarafından şirketin kaynaklı imalat yapan makine ve ekipmanlarının da sökülerek tedarikçisi ... firmasına kiralanması kararı alındığı için müvekkilin kendi bünyesinde kaynaklı ürün üretemediğini, üretim hattının durma noktasına geldiğini, sorunların giderilememesi nedeniyle yönetim kurulunun şirketi sıkıntıya sokan olayları araştırması talimatı verildiğini ve 27.05.2011 tarihli iç denetim raporunun hazırlandığını, davalının 15.12.2021 tarihli ek bilirkişi raporuna sunduğu, 2010 outsource evrakları ile işn başından beri plansız yapıldığının ikrar ettiğini, bu nedenle davalının kusurlu olduğunu, 2010 outsource eylem planında bir adet dahi ... isimli firmadan tedarik edilecek parçanın tanımlanmadığını, alınmış olan 7 maddede tanımlanan süreçlerden, talimatlardan, prosedürlerden hiçibirinin ... firmasından parça temin edilirken uygulanmadığını, davalı genel müdürün davaya konu olayda kusursuzluğunu ispat edemediği sürece kusurlu kabul edilmesi gerektiğini, davalının ... firması dışında başka firmaları araştırdığına dair tek bir delil sunmadığını, 6762 sayılı Kanun'un 342 nci maddesinde de müdürlerin sorumluluğunun yönetim kurulu üyeleri ile aynı olduğu ve bu müdürlerin sorumluluğunun yönetim kurulu emri ve nezareti altında çalışsalar dahi ortadan kaldırmayacağı şeklinde düzenlendiğini, davalının kusurlu davranışlarının kaynak üretim işini outsource etmeden önce projelendirme yapılmaması, müvekkili şirketin kaynak üretiminin outsource yapmaya hazır olup olmadığının değerlendirilmemesi, outsource'un hayata geçirilme maliyeti, şirkete yapacağı katkılar ya da maliyetler, ne tür risk ve kazançların öngörüldüğü, işlerin ters gitmesi durumunda uygulanacak B planı, hangi alt yapı çalışmalarının gerektiğine dair en ufak çalışma yapılmaması ve ... harici tedarikçilerin değerlendirilmemesi ve doğrudan yeterlilik değerlendirilmesi dahi yapılmaksızın ... seçilmesi gibi outsource yapılmadan önce çözümlenmesi gereken sorunlar çözülmeden işin uygulamaya konması olduğunu bunlara ilişkin çalışmaların yapıldığına ilişkin davalıca yazılı hiç bir delil sunulmadığından kusursuz olduğu ispat edilmeden davalı lehine karar verildiğini, 15.11.2017 tarihli raporun hükme esas alınmamasınında hatalı olduğunu, 04.09.2018 tarihli bilirkişi raporu, 19.10.2020 tarihli bilirkişi raporlarda müvekkili zararlarının belirlenmediğini, 15.12.2021 tarihli ek bilirkişi raporuna göre de sunulunan fatura ve belgelerden bir kısmı değerlendirilmek suretiyle kendi içinde çelişecek rapor hazırlandığını, zarara ait incelemenin yalnızca 15.11.2017 tarihli bilirkişi raporunda belirlendiğini, müvekkilinin zarar kalemlerinin ek işçilik maliyeti, işçilerin fazla mesai ücretleri, ...'ye görevli olarak gönderilen personelin işçilik ve akaryakıt maliyetleri, malzeme gecikmesi ve ham madde taşınması nedeniyle ... için ödenmek zorunda kalınan ilave navlunlar, ...'ye makine ve ekipman taşınması için yapılan ödemeler, malzemeden kaynaklanan zararlardan oluştuğunu, davalının işi ... firmasına devrettikten, ... firmasında üretimi başlattıktan sonra 3 ay sonra 15.09.2010 tarihinde ayrılmasının da zararın meydana gelmesini durdurmayacağını, bu nedenle Haziran 2010-Aralık 2011 tarihleri arasında zararın hesaplanmasının doğru ve hakkaniyete uygun olduğunu, Mahkemece 15.11.2017 tarihli raporda satın alma miktarı, alınan malın kalitesi, satın alma günüdeki şirketin ihtiyacı, şirketin finansman ihtiyacı ve/veya fazlası, satın alma personelinin mal tedarikindeki uzmanlığı gibi bir şirketin kâr veya zarar etme faktörlere ilişkin açıklama olmadığı için hükme esas alınmadığı belirtilmiş ise de müvekkilinin meydana gelen zararların zaten davalı tarafından yapılmadığından dolayı meydana geldiğini ve bu davayı açtıklarını, ayrıca davalının çalıştığı yılda müvekkilinin kârının artmasının nedeninin o yıl çekici pazarının Türkiye'de büyümesine bağlı olarak treyler pazarınında büyümesi nedeniyle olduğunu, müvekkili şirkete ait kâr/net satışlarının yüzdesinde ciddi bir düşüş yaşandığını belirterek kararın bozulmasını istemiştir. 2.Davalı vekili temyiz dilekçesinde özetle; davacı şirketin dava açma hakkı olmadığını, 6100 sayılı Hukuk Muhakemeleri Kanunu'nun 329 uncu maddesi gereğince avukatlık ücreti ile disiplin para cezası ödemeye mahkum edilmesini belirterek kararın bozulmasını istemiştir. C. Gerekçe 1. Uyuşmazlık ve Hukuki Nitelendirme Uyuşmazlık, davacı şirkette 01.09.2009-15.09.2010 tarihleri arasında 1 yıl 14 gün kadar süre ile Genel Müdür/CEO olarak görev yapmış bulunan davalının, davacı şirkete zarar verdiğinden bahisle, maddi manevi zararın tazmini istemine ilişkindir. 2. İlgili Hukuk 6762 sayılı Mülga Türk Ticaret Kanunu'nun (6762 sayılı Kanun) 342 nci maddesi ile 338 inci maddesi ve 309 uncu maddesinin dördüncü fıkrası, 818 sayılı Borçlar Kanunu'nun (818 sayılı Kanun) 42 nci maddesi ile 43 üncü maddesinin birinci fıkrası, 6098 sayılı Türk Borçlar Kanunu'nun (6098 sayılı Kanun) 50 nci maddesinin ikinci fıkrası ile 51 inci maddesi. 3.Değerlendirme Dava, davalı şirket yöneticisi hakkında açılan sorumluluktan kaynaklı tazminat istemine ilişkindir. Davalı müdürün, şirketin müdürlüğünü yapmadan önce davacı şirketlere 2006 Ekim ayından 2009 Eylül ayına kadar danışmanlık hizmeti verdiği, danışmanlık hizmetinin '... Yönetim Sistemi'ne ilişkin olduğu, sonrasında davalının davacı şirkette Genel Müdür/CEO olarak görev yaptığı, bu görevi sırasında, kaynaklı ürün üretiminin dış tedarikçi eliyle yapıldığı anlaşılmıştır. Mahkemece bilirkişi heyetinden alınan kök ve ek raporlarında, davacı şirketin fabrikasının gayet muntazam çalıştığı, dışarıdan hizmet alınmasına ihtiyaç duymadığı, hizmet alınsa bile fabrikanın yakınında bir tedarikçiden üretimi engelleyemeyecek bir şekilde hizmet alınabileceği, diğer bir anlatımla davalı şirket müdürünün kaynaklı üretim işini dışardan alma girişimine yönelik gerekli planlama yapmadan dış kaynaklı üretim hizmeti alındığı ve bu konuda kusurlu olduğu, davalının bu nedenle özen yükümüne aykırı davrandığından şirketin uğramış olduğu zarardan sorumlu olduğu, ancak iddia olunan zararların ne kadar olduğunun tespit edilemediği bildirilmiştir. Her ne kadar davacı şirketlerin zararlarının bilirkişi raporlarında belirlenemediğinden Mahkemece davanın reddine karar verilmiş ise de, 6098 sayılı Türk Borçlar Kanunu'nun (6098 sayılı Kanun) 50 nci maddesinin ikinci fıkrası (818 sayılı Borçlar Kanunu'nun (8181 sayılı Kanun) 42 nci maddesi) ile 51 inci maddeleri gereğince uğranılan zararın miktarı tam olarak tespit edilememesi durumunda Hâkim tarafından, olayın oluş şekli, tarafların faaliyet alanı ve ekonomik durumları ile kusurun ağırlığı göz önünde bulundurularak makul bir zarar miktarının hakkaniyete uygun olarak tespiti neticesinde karar verilmesi gerekirken yazılı şekilde hüküm tesisi doğru olmadığından mahkeme kararının bozulmasına karar vermek gerekmiştir. V. KARAR Açıklanan sebeplerle; Mahkeme kararının BOZULMASINA, Bozma sebebine göre davalı vekilinin temyiz itirazlarının incelenmesine şimdilik yer olmadığına, Peşin alınan temyiz karar harcının istekleri hâlinde ilgililere iadesine, Dosyanın Mahkemesine gönderilmesine, 27.11.2023 tarihinde oy birliğiyle karar verildi.
11. Hukuk Dairesi, 2021/6204 E., 2023/1610 K.
orta eşleşmeKarar metninde maddeye atıf varİstanbul Bölge Adliye Mahkemesi 13. Hukuk Dairesi
tam metni aç
6100 sayılı Hukuk Muhakemeleri Kanunu’nun (6100 sayılı Kanun) 369 uncu maddesinin birinci fıkrası ile 370 ve 371 inci maddeleri, 6098 sayılı Türk Borçlar Kanunu’nun (6098 sayılı Kanun) 122 nci maddesi.
11. Hukuk Dairesi         2021/6204 E.  ,  2023/1610 K. "İçtihat Metni" MAHKEMESİ : İstanbul Bölge Adliye Mahkemesi 13. Hukuk Dairesi SAYISI : 2019/1800 Esas, 2021/953 Karar HÜKÜM : Kabul İLK DERECE MAHKEMESİ : İstanbul 11. Tüketici Mahkemesi SAYISI : 2017/313 E., 2019/272 K. Taraflar arasındaki tazminat davasından dolayı yapılan yargılama sonunda İlk Derece Mahkemesince davanın reddine karar verilmiştir. Kararın davacı vekilince istinaf edilmesi üzerine, Bölge Adliye Mahkemesince başvurunun kabulü ile İlk Derece Mahkemesi hükmü kaldırılarak yeniden esas hakkında hüküm kurulmak suretiyle davanın kabulüne karar verilmiştir. Bölge Adliye Mahkemesi kararı, davacı vekili, davalı vekili ve duruşma istemli olarak fer'i müdahil TMSF vekili tarafından temyiz edilmekle;kesinlik, süre, temyiz şartı ve diğer usul eksiklikleri yönünden yapılan ön inceleme sonucunda, temyiz dilekçesinin kabulüne karar verildi. Duruşma için belirlenen 14.03.2023 günü başkaca gelen olmadığı yoklama ile anlaşılıp hazır bulunan davacı vekili Av...... ile davalı ...Ş. vekili Av. ..... ile fer'i müdahil TMSF vekili Av. .....dinlenildikten sonra duruşmalı işlerin yoğunluğu ve süre darlığından ötürü işin incelenerek karara bağlanması ileriye bırakıldı. Tetkik Hâkimi tarafından hazırlanan rapor dinlendikten sonra dosyadaki belgeler incelenip gereği düşünüldü. I. DAVA Davacı vekili dava dilekçesi ile, müvekkilinin, davalı bankanın devraldığı Egebank A.Ş.'ne 01.12.1999 tarihinde 12.000,00 TL, 21.12.1999 tarihinde ise 10.795,00 TL, yatırdığını, İstanbul 1. Ağır Ceza Mahkemesinin 2002/205 E. ve 2010/410 K. sayılı kararı ile yatınlan bu paraların banka yetkililerince bir havuz hesabına oradan da şirket grubuna aktarılmasını temin için kanuna karşı hile yoluyla havale görünümü altında dolandıncılık yaptıklarının tespit edildiğini, müvekkilinin de kapatılan İstanbul 44. Asliye Ticaret Mahkemesinde açtığı davadan elde ettiği ilamı takibe koyarak alacağına 04.07.2014 tarihinde kavuştuğunu, böylece 12.000,00 TL'si îçin 61.079,51 TL temerrüt faizi ve 10,795 TL'si için de 54.317,74 TL temerrüt faizi tahsil ettiğini, müvekkilinin 1999 tarihinde 22.795,00 TL ile Eskişehir'in gözde caddelerinden Hastane caddesinde 4 adet apartman dairesi alabilecek iken şu an kendisine ödenen 138.192,25 TL ile bunun mümkün olmadığını, zira enflasyonun varlığından dolayı 14 yıl sonra zarar oluştuğundan bu davanın açılma gereğinin doğduğunu, ağır ceza mahkemesinin kararı ile davalı banka yönetiminin müvekkilini dolandırdığının kesinleşmiş bir husus olduğu, munzam zarar koşullarının oluştuğu ve temerrüt faizi basit faize göre hesaplanmakta iken, alacağın bir banka hesabına yatırılması halinde, gelen faizlerin de eklenmesi ile oluşacak tutara faiz işleyecek olduğunu, munzam zararın kısmi alacak davası ile tazmininin istenebileceğini, bu nedenlerle şimdilik 5.000,00 TL'sinin 05.06.2013 tarihinden, 5.000,00 TL'sinin ise 04.07.2014 tarihinden itibaren avans faiziyle birlikte tahsiline ve yargılama giderlerinin bankaya yüklenmesine karar verilmesini talep etmiştir. II. CEVAP 1.Davalı ... vekili cevap dilekçesinde özetle; hisse devir sözleşmesi gereğince 09.08.2001 tarihinden önceki işlemlerden TMSF'nin sorumlu olduğundan müvekkili bankaya husumet yöneltilemeyeceğini, re'sen taraf değişikliği yapılması gerektiğini, davanın belirsiz alacak davası olarak açılamayacağını, zira talep edilen zararın ortaya konulmasını engelleyen hiçbir imkânsızlık ve belirsizlik bulunmadığını, talebin zaman aşımına uğradığını ve hak düşürücü sürelerin geçtiğini, off shore hesaplarına yatan paralara ilişkin olarak açılmış olan munzam zarar davasının müvekkili açısından reddedildiği ve Yargıtay tarafından da onandığını, davacının munzam zarar iddiasının afakî olduğunu, munzam zarar talebi koşullarının oluşmadığını, davacı talebinin dürüst davranma kuralına aykırı olduğunu, davacının müterafik kusuru bulunup bulunmadığının incelenmesi gerektiğini, hisse devir sözleşmesi gereğince mahkemece re'sen taraf değişikliğine gidilmesine, davanın husumetten reddine, davanın OYAK ve TMSF'ye ihbar edilmesine, esas yönünden davanın reddine karar verilmesini istemiştir. 2.Ferî Müdahil TMSF vekili cevap dilekçesinde özetle: munzam zarar iddiasının somutlaştırılarak hesaplanabilir veriler ortaya konulması gerektiğinden davanın belirsiz alacak davası olarak açılamayacağını, zaman aşımı ve hak düşürücü sürenin geçmiş olduğunu, dava şartlarının bulunmadığını, davalı bankanın temerrüde düşmediğini, davacının iddia ettiği zarar ve miktarının kanıtlanamamış olduğunu, munzam zararın muhtemel kar ya da farz edilen gelir olmadığından zararın ortaya konulamadığını, faiz oranının vadesiz mevduat faizi olması gerektiğinden faiz talebinin yasaya aykırı olduğunu, benzer olaylar nedeniyle verilen emsal kararlarda davanın reddedildiğini, haksız ve hukuki dayanaktan yoksun davanın usul ve esastan reddine, vekâlet ücreti ve yargılama masrafları ile avukatlık ücretinin karşı tarafa yükletilmesine karar verilmesini talep etmiştir. 3.Ferî Müdahil OYAK vekili cevap dilekçesinde özetle; 18.06.2007 tarihli sözleşme hükümlerinin müvekkili kurumu davalı yanın belirttiği şekilde taahhüt altına sokmadığını, huzurdaki uyuşmazlığın TMSF ye devrolan bankaların Off Shore hesapları nedeniyle zarara uğrayan mudilerin açtığı tazminat davası olduğunu ve bu konuda davalı banka aleyhinde onlarca davada karar verildiğini ve temyiz incelemesinden geçerek kesinleştiğini, bu davalarda TMSF nin borcu üstlendiğini açıkça beyan ettiğinden borcu üstlenen sıfatıyla TMSF aleyhinde hüküm kurulduğunu, bu nedenle davada husumetin asıl muhatap TMSF ye tevcih edilmesini ve davalı yanında ferii müdahil olarak davaya kabul edilmelerini talep ettiklerini, usul ve yasaya aykırı davanın reddine karar verilmesini talep etmiştir. III. İLK DERECE MAHKEMESİ KARARI İlk Derece Mahkemesinin yukarıda tarih ve sayısı belirtilen kararı ile davacının biriktirdiği para karşılığı almayı düşündüğü evin fiyatlarının arttığı iddiasının munzam-aşkın zarar olarak nitelendirilemeyeceği, somut ilişkinin davalı tarafından ihlali ile doğrudan bağlantı kurulamayan zararın, munzam-aşkın zarar olarak somut uyuşmazlık açısından hukuken geçerli kabul edilemeyeceği gerekçesiyle davanın reddine, karar verilmiştir. IV. İSTİNAF A. İstinaf Yoluna Başvuranlar İlk Derece Mahkemesinin yukarıda belirtilen kararına karşı süresi içinde davacı vekili istinaf başvurusunda bulunmuştur. B. İstinaf Sebepleri Davacı vekili istinaf dilekçesinde özetle; yerel mahkeme tarafından davanın esasıyla ilgili olarak gösterdikleri delillerin değerlendirilmediğini, dosya içerisinde bulunan devlet iç borçlanma senetleri faizlerinin, Türk parasına ve yabancı paraya uygulanan faiz oranları, fiyat endesksi ve altının değerleri 01.12.1999 - 04.07.2014 tarihleri arasında enflasyonun varlığını gösterdiğini, davacının dayandığı fiili karine temeline karşılık gelen enflasyon olgusu değerlendirilse idi zarara uğramadığının ispat yükünün davalı bankaya geçeceğini, bilirkişi raporunda tespit edilen 165.190,96 TL tutarlı munzam zarar tespiti karşısında davacının zararının olmadığını ifade etmenin hukuka aykırı olduğunu, banka yetkililerinin dolandırma suretiyle birikimlerini gasp etmesiyle zaten zarara uğradığını, davalı bankanın aracılığı ile davalı bankanın yönetimi tarafından davacının dolandırıldığının kesinleştiğini, dolandırılarak elde edilen paranın hangi sebeple olursa olsun iade edilmemesinin kusurlu olunduğunun açık göstergesi olduğunu, davacının birikimlerini değerlendirmek amacıyla zaten bir bankaya başvurduğunu, banka yetkilileri dolandırma suretiyle birikimlerini gasp etmeseydi bir başka bankaya veya başkaca tasarruf değerlendirme yollarına başvurarak birikimlerini değerlendireceğini, munzam zararın oluşmadığının söylenmesi ve buna yönelik özel bir ispat şartı aranmasının hem Hukuk Genel Kurulu'nun hem de Anayasa Mahkemesinin verdiği karara aykırılık teşkil ettiğini, ileri sürerek istinaf başvurusunun kabulü ile ilk derece mahkemesi kararının istinaf incelemesi sonucunda kaldırılmasına, davanın kabulüne karar verilmesini talep etmiştir. C. Gerekçe ve Sonuç Bölge Adliye Mahkemesinin yukarıda tarih ve sayısı belirtilen kararı ile somut olayda davacının, davalı bankaya yatırdığı paranın iadesi gereken tarihten, mahkeme kararı ile parasını aldığı tarihe kadar geçen süre içinde ülkemizin içinde bulunduğu enflasyonist ortam nedeniyle normal bir kişinin parasını atıl tutmayacağı, değerini korumak için girişimlerde bulunacağı, vadeli mevduata, dövize veya diğer yatırım araçlarına (altın, devlet tahvili gibi) yöneleceğinin karine olarak kabulü gerektiği, dosyada alınan bilirkişi raporları ile sepet formülüne göre munzam zarar hesabı yapılmış olduğundan bilirkişi raporunda tespit edilen munzam zarar miktarı yönünden davanın kabulüne karar verilmesi gerekirken aksi kanaatle davanın reddine karar verilmesi hatalı olduğu gerekçesiyle davacı vekilinin istinaf talebinin kabulü ile İlk Derece Mahkemesi hükmünün kaldırılmasına, yeniden esas hakkında hüküm kurulmasına, davanın kabulüne karar verilmiştir. V. TEMYİZ A. Temyiz Yoluna Başvuranlar Bölge Adliye Mahkemesinin yukarıda belirtilen kararına karşı süresi içinde davacı vekili, davalı vekili ve fer'i müdahil TMSF vekili temyiz isteminde bulunmuştur. B. Temyiz Sebepleri 1.Davacı vekili temyiz dilekçesinde özetle özetle; 78.138,08 TL'ye 05.06.2013 tarihinden, 86.872,88 TL'ye ise 04.07.2014 tarihinden itibaren avans faizi uygulanmasına hükmedilmesi gerekirken ıslah tarihinden itibaren faize hükmedilmesinin hukuka aykırı olduğunu belirterek kararın bozulmasını talep etmiştir. 2.Davalı banka vekili temyiz dilekçesinde özetle; somut olayla birebir aynı olan davalarda munzam zararın ispat edilemediği gerekçesiyle ret kararı verildiğini, ret kararlarının onandığını, davacıya avans faiz oranları üzerinden faiz ödendiğini, davacının munzam zararı oluşmadığını, munzam zarar talep etme koşullarının da oluşmadığını, davalı bankanın kusuru bulunmadığını, ayrıca davanın zamanaşımına uğradığını belirterek Bölge Adliye Mahkemesi kararının bozularak ortadan kaldırılması ve davanın reddine karar verilmesi istemi ile temyiz yoluna başvurmuştur. 3.Dahili davalı TMSF vekili temyiz dilekçesinde, munzam zarar hesabında enflasyonun olduğu ve olmadığı dönem şeklinde ayrım yapılarak karar verilmesi gerektiğini, davacının talebinin zamanaşımına uğradığını, zararın oluşmasında bankanın kusuru bulunmadığını, munzam zararın somut kanıtlarla ispatı gerektiğini, belirterek kararın bozulmasını istemiştir. C. Gerekçe 1. Uyuşmazlık ve Hukuki Nitelendirme Uyuşmazlık, faizle karşılanmayan munzam zararın tazmini istemine ilişkindir. 2. İlgili Hukuk 6100 sayılı Hukuk Muhakemeleri Kanunu’nun (6100 sayılı Kanun) 369 uncu maddesinin birinci fıkrası ile 370 ve 371 inci maddeleri, 6098 sayılı Türk Borçlar Kanunu’nun (6098 sayılı Kanun) 122 nci maddesi. C. Gerekçe 1. Uyuşmazlık ve Hukuki Nitelendirme Uyuşmazlık, faizle karşılanmayan munzam zararın tazmini istemine ilişkindir. 2. İlgili Hukuk 6100 sayılı Hukuk Muhakemeleri Kanunu’nun (6100 sayılı Kanun) 369 uncu maddesinin birinci fıkrası ile 370 ve 371 inci maddeleri, 6098 sayılı Türk Borçlar Kanunu’nun (6098 sayılı Kanun) 122 nci maddesi. 3. Değerlendirme 1. Dava, davalı ...Ş.'nin külli halefi olduğu Egebank A.Ş.’de bulunan davacı mevduatının, davacının iradesi fesada uğratılarak Off-Shore hesabına gönderildiği, gönderilen paranın mahkeme kararı ile davacı tarafından geri alındığı, dava ve icra takibi sonucu geçen süreçte davacı parasını temerrüt faizi ile tahsil etmişse de davacının tahsil ettiği paranın enflasyon karşısında eridiği, bu itibarla davacının temerrüt faizini aşan munzam zarara uğradığı iddiasına dayalı alacak davasıdır. Bölge Adliye Mahkemesince yazılı gerekçe ile davanın kabulüne karar verilmiştir. Aşkın (munzam) zararın ispatına ilişkin yükümlülük, bu zararın varlığını iddia eden alacaklının üzerindedir. Bu bağlamda aşkın (munzam) zarar alacaklısı, 6098 sayılı Kanun’un 122 nci maddesine dayalı olarak tazminat talebinde bulunabilmesi için öncelikle kaynağı ne olursa olsun evvela bir alacağı olduğunu, borçlunun temerrütte bulunduğunu, illiyet bağını ve bu alacağını tahsil edememesinden veya geç ödeme yapılmasından doğan ve duruma göre malvarlığında azalma veya engellenen kazançlardan oluşan zararını kanıtlamak durumundadır. Aşkın (munzam) zararın talebinde varlığı iddia olunan zararın, yine alacaklı tarafından yasal ispat vasıtalarıyla somut, inanılır ve açık bir biçimde ispatlaması gerekir. Başka bir anlatımla, alacaklı tarafça aşkın (munzam) zarar olgusu, 6100 sayılı Kanun'un 194 üncü maddesi gereğince ispata elverişli şekilde somutlaştırılarak ileri sürülen iddianın ispatı için gerekli tüm deliller somut olarak ortaya konulmalıdır. Bu itibarla salt ülkenin ve piyasanın içinde bulunduğu ekonomik olumsuzluklardan olan enflasyon, yüksek faiz, para değerindeki düşüş gibi olgulara dayalı olarak ileri sürülen aşkın (munzam) zarar talebi, alacaklının bu sebeple zarara uğradığını açık ve somut bir biçimde iddia ve ispat etmediği müddetçe, 6098 sayılı Kanun'un 122 nci maddesi kapsamında aşkın (munzam) zararın kanıtı olarak ileri sürülemez ve anılan şartlar sebebiyle ortaya çıkan olumsuzluklar alacaklı zararı olarak kabul edilemez. Dolayısıyla 6098 sayılı Kanun'un 122 nci maddesinde karşılanması öngörülen faizi aşan aşkın zararın, genel ekonomik olumsuzlukların (ülkede cari enflasyon oranı, yüksek ve değişken döviz kurları, mevduat faizleri, paranın satın alma gücünde meydana gelen azalma) dışında davacının durumuna özgü somut vakıalarla ispatlanması gerekir. Başka bir anlatımla yüksek enflasyon, dolar kurundaki artış, serbest piyasadaki faiz oranlarının yüksek oluşu, paranın satın alma gücünde meydana gelen azalma, davacıyı ispat yükünden kurtarmayacağı gibi herhangi bir ispat kolaylığı da sağlamaz. Bu kapsamda ülkenin içinde bulunduğu ekonomik olumsuzluklardan hareketle ileri sürülen soyut ve varsayıma dayalı zarar iddiaları hükme esas alınamaz. Davacı, dava dilekçesi ile bankaya yatırdığı parayı mahkeme kararı ve icra dosyası vasıtasıyla geç tahsil etmesi nedeniyle paranın enflasyon karşısında eridiğini ileri sürmüş olup, somut bir maddi zarara uğradığını ileri sürmemiş ve parasını geç tahsil ettiği için temerrüt faizini aşan somut bir maddi zarara uğradığını ispat edememiştir. Bu itibarla bölge adliye mahkemesince davacının istinaf başvurusunun esastan reddine karar verilmesi gerekirken yazılı gerekçeyle davacının başvurusunun kabulü ile ilk derece mahkemesi kararının kaldırılarak davanın kabulüne karar verilmesi doğru görülmemiş ve kararın bu nedenle bozulmasına karar vermek gerekmiştir. 2. Bozma sebep ve şekline göre davacı vekilinin tüm, davalı vekilinin ve fer’i müdahil TMSF vekilinin sair temyiz itirazlarının incelenmesine bu aşamada gerek görülmemiştir. VI. KARAR Açıklanan sebeplerle; Temyiz olunan Bölge Adliye Mahkemesi kararının BOZULMASINA, Bozma sebebine göre davacı vekilinin tüm, davalı vekili ve fer'i müdahil vekilinin diğer temyiz itirazlarının incelenmesine şimdilik yer olmadığına, Takdir olunan 8.400,00 TL duruşma vekalet ücretinin davacıdan alınarak davalı ve fer'i müdahil TMSF'ye verilmesine, Peşin alınan temyiz karar harcının istek halinde davalıya iadesine, Dosyanın kararı veren Bölge Adliye Mahkemesine gönderilmesine, 16.03.2023 tarihinde oy çokluğuyla karar verildi. KARŞI OY Dava; 818 sayılı Borçlar Kanunu 122 nci maddesine dayalı munzam zarar istemine ilişkindir. Kural olarak borçlu borcunu zamanında ödeseydi ödenen parayı davacı alacaklının somut bir yatırıma dönüştüreceği ileri sürüldüğü takdirde bu yatırımın yapılanmaması nedeniyle zararın oluştuğu iddiasını ispat yükü üzerinde olan davacı; somutlaştırdığı zararı ispatlamakla yükümlüdür. Ancak bu şekilde bir somutlaştırma yapılıp ispat edilmemesine rağmen davacının faizi aşan bir zararının bulunmadığını kabul etmek özellikle yüksek enflasyon ortamında paranın değer kaybı gerçeği karşısında hakkaniyete uygun bir çözüm yöntemi olmaz. Çoğun içinde az da vardır ilkesi gereğince yüksek enflasyona bağlı olarak paranın alım gücünün düşmesi nedeniyle oluşan bir zararın varlığının da ayrıca kanıtlanması gerekmez. Anayasa Mahkemesinin 2014/2267 başvuru numaralı 21.12.2017 sayılı kararında da yerel mahkemenin munzam zararının somutlaştırılıp kanıtlanamadığı yönündeki kararını onayan Yargıtay Özel Dairesinin kararı; Avrupa İnsan Hakları Mahkesi kararları da emsal gösterilerek yüksek enflasyonun alacağın değer kaybına uğradamadan ödenmesinde dikkate alınması gerektiğine işaret etmiştir. Nitekim 6100 sayılı Hukuk Muhakemeleri Kanunu 187/2 maddesinde herkesçe bilinen vakıaların ve ikrar edilmiş vakıaların ispatının gerekmediği belirtilmiştir. İspat zorluğunun bulunduğu durumlarda dahi 6098 sayılı Türk Borçlar Kanunu 50 nci maddesi gereğince zararın hakim tarafından takdir edilmesi gerekmektedir. Hakim takdir hakkını kullanırken elbette dosyaya sunulu TCMB'nin değişik yatırım argümanlarına ilişkin verilerden yararlanması ve gerektiğinde bilirkişi raporu alması gerekmektedir. O halde Bölge Adliye Mahkemesince yukarıda açıklanan ilkelere uygun olarak oluşturulan kararın onanması gerektiğinden aksi yöndeki çoğunluk bozma gerekçelerine katılmıyorum.

Eşleştirme iki kanıta dayanır: kararın kendi metnindeki madde atfı ve şerh kitaplarının o kararı hangi maddenin altında bastığı. Otomatik üretilmiştir, hukuki tavsiye değildir; kararın güncelliğini ve sonraki içtihat değişikliklerini ayrıca denetleyin.