6098 sayılı Türk Borçlar Kanunu Madde 644

Türk Borçlar Kanunu 644. maddesi, Hukuksal Eğitim mevzuat kütüphanesinde tam metin olarak yayımlanmıştır. Aşağıda maddenin tam metni, maddeyle eşleşen yüksek mahkeme kararları ve bu maddeden çıkmış sınav soruları yer alır. Ham metin için adresin sonuna /raw ekleyin.

Madde Metni

MADDE 644- Ortaklığın sona ermesi hâlinde tasfiye, yönetici olmayan ortaklar da dâhil olmak üzere, bütün ortakların elbirliğiyle yapılır. Ancak, ortaklık sözleşmesinde, ortaklardan biri tarafından kendi adına ve ortaklık hesabına belirli bazı işlemlerin yapılması öngörülmüşse, bu ortak, ortaklığın sona ermesinden sonra da o işlemleri tek başına yapmak ve diğerlerine hesap vermekle yükümlüdür. Ortaklar, tasfiye işlerini yürütmek üzere tasfiye görevlisi atayabilirler. Bu konuda anlaşamamaları hâlinde, ortaklardan her biri, tasfiye görevlisinin hâkim tarafından atanması isteminde bulunabilir. Tasfiye görevlisine ödenecek ücret, sözleşmede buna ilişkin bir hüküm veya ortaklarca oybirliğiyle verilmiş bir karar yoksa tasfiyenin gerektirdiği emek ile ortaklık malvarlığının geliri göz önünde tutularak hâkim tarafından belirlenir ve ortaklık malvarlığından, buna imkân bulunamazsa, ortaklardan müteselsilen karşılanır. Tasfiye usulüne veya tasfiye sonucunda her bir ortağa dağıtılacak paya ilişkin olarak doğabilecek uyuşmazlıklar, ilgililerin istemi üzerine hâkim tarafından çözüme bağlanır. IV. Üçüncü kişilere karşı sorumluluk

Bu Maddeyle İlgili Yüksek Mahkeme Kararları

14 karar eşleşti
6. Hukuk Dairesi, 2022/1773 E., 2023/1825 K.
orta eşleşmeKarar metninde maddeye atıf varAsliye Hukuk Mahkemesi
6098 sayılı Türk Borçlar Kanununun 644 ve devamı maddeli ile 470 ila 486 ncı maddeleri.
6. Hukuk Dairesi         2022/1773 E.  ,  2023/1825 K. "İçtihat Metni" ... MAHKEMESİ :Asliye Hukuk Mahkemesi SAYISI : 2019/692 E., 2020/554 K. DAVACILAR : 1-... 2-... vekilleri Avukat ... DAVA TARİHİ : ... HÜKÜM : Adi Ortaklığın Tasfiyesine Taraflar arasında İlk Derece Mahkemesinde görülen menfi tespit davasında verilen karar hakkında yapılan temyiz incelemesi sonucunda, Yargıtay(Kapatılan) 15.Hukuk Dairesince İlk Derece Mahkemesi kararının bozulmasına karar verilmiştir. İlk Derece Mahkemesince bozmaya uyularak yeniden yapılan yargılama sonucunda; davanın kısmen kabulüne karar verilmiştir. İlk Derece Mahkemesi kararı davacılar vekili tarafından temyiz edilmekle; kesinlik, süre, temyiz şartı ve diğer usul eksiklikleri yönünden yapılan ön inceleme sonucunda, temyiz dilekçesinin kabulüne karar verildikten ve Tetkik Hâkimi tarafından hazırlanan rapor dinlendikten sonra dosyadaki belgeler incelenip gereği düşünüldü: I. DAVA Davacı dava dilekçesinde özetle; müvekkillerinin deri fabrikası işlettiğini, aynı zamanda fason olarak da deri işlediklerini, davalının toplamda 5590 adet pikle Adana erkek derisini işlemek üzere müvekkillerinden ...'a 07.01.2014 tarihinde teslim ettiğini, söz konusu derinin teslimi sırasında isteği üzerine bir adet senedin teminat olarak düzenlenerek davalıya teslim edildiğini, yine davalı ile 07.01.2014 tarihinde tarihli bir adet "teminat senedine dair sözleşme" imzalandığını, müvekkillerinin davalıdan işlenmek üzere teslim aldıkları derileri çeşitli işlemlere tabi tuttuklarını, deri piyasasında yaşanan bu olumsuz gelişmeler üzerine davalının talimatı ile müvekkillerinin derinin işletilmesini durdurduğunu, ancak durdurma talimatına kadar toplamda 970 adet deriyi satışa hazır hale getirdikleri gibi kalan 4620 adet deriyi de yarı mamul hale getirdiklerini, müvekkillerinin bu işlemler için harcadıkları meblağın da 20.000,00 USD civarında olduğunu, davalının deri piyasasındaki bu düşüşten dolayı derileri satmadığı gibi hem müvekkillerinin masrafları olan 20.000,00 USD yi ödemediğini, hem de fabrikada yer kaplayan ve müvekkillerinin çalışmasını engelleyen derileri teslim almadığını, davalının bu tutumu üzerine müvekkillerinden ...'ın noterden ihtarname keşide ettiğini, davalının da bu ihtarnameye cevaben ihtarname keşide ettiğini ve müvekkillerle arasında hrhangi bir hukuki ilişki olmadığını, derileri işlemek üzere teslim etmediğini, 5590 adet deriyi 72.700,00 TL USD karşılığında sattığını, bu satış bedeli için bir yıl vade koyduğunu beyan ettiğini, davalının kötü niyetli olduğunu belirterek müvekkillerinin 07/01/2014 tanzim tarihli 72.700,00 USD bedelli senetten dolayı borçlu olmadığının tespiti ile söz konusu teminat senedinin müvekkillerine iadesine, haksız ve kötü niyetli olarak icra takibine konu edilmesi halinde davalı aleyhine İİK 72/ 5 hükmü uyarınca %20'den az olmamak üzere tazminata hükmedilmesine karar verilmesini talep etmiştir. II. CEVAP Davalı vekili cevap dilekçesinde özetle; davacı ile müvekkili arasında satış sözleşmesi ilişkisi bulunup, vade geldiğinde ücret alınacağını ve sözleşmede derilerin işlenmesine ilişkin hüküm bulunmadığı gibi, işlemleri durdurma talimatı da vermediğini belirterek davanın reddine karar verilmesini talep etmiştir. III. İLK DERECE MAHKEMESİ KARARI İlk Derece Mahkemesinin 07.06.2016 tarihli ve 2014/676 Esas, 2016/678 Karar sayılı kararıyla; davanın kısmen kabulü ile, 07.01.2014 tanzim tarihli 72.700,00 USD bedelli senetten dolayı davacıların borçlu olmadığının tespitine ve davacı tarafın tazminat talebinin reddine karar verilmiştir. IV. BOZMA VE BOZMADAN SONRAKİ YARGILAMA SÜRECİ A.1. Bozma Kararı 1. İlk Derece Mahkemesinin yukarıda belirtilen kararına karşı süresi içinde taraflar vekilince temyiz isteminde bulunmuştur. 2. Yargıtay(Kapatılan) 15.Hukuk Dairesi 31.01.2018 tarih 2016/5219 Esas ve2018/284 karar sayılı ilamında "Taraflar arasında 07.01.2014 tarihli imzası inkâr edilmeyen sözleşme ilişkisi kurulduğu uyuşmazlık konusu değildir. Uyuşmazlık bu sözleşmenin niteliğinde ve sözleşme uyarınca verilen teminat senedinden dolayı davacıların borçlu olup olmadıkları konusunda toplanmaktadır. Bir davada, maddi olayları açıklamak taraflara, hukuki tavsif ise hakime aittir. Davacı taraf sözleşme uyarınca kendisine teslim edilen derilerin bir kısmını işlediğini, bir kısmını da yarı mamul hale getirdiğini ve 07.01.2014 tarihli sözleşme uyarınca verilen teminat senedinden dolayı borçlu olmadığının tespitine karar verilmesini istemiş, mahkemece temel ilişkinin niteliği konusunda bir açıklama yapılmadan taraflar arasındaki ticari ilişkiden bahsedilerek menfi tespit yönünde karar verilmiştir. Davalı taraf verilen senedin satış sözleşmesi uyarınca düzenlendiğini ve satış bedeline karşılık verildiğini bildirmişse de, 07.01.2014 tarihli yazılı sözleşmede davacı ...'ya derilerin adi ortaklık ilişkisi sebebiyle verildiği, davacının derileri işleyerek satışa hazır hale getireceği ve satışa kadar tüm sorumluluğun davacı ...'a ait olacağı kararlaştırılmış ve bu sözleşme uyarınca da davaya konu teminat senedi verilmiştir. Davacılardan ... ile ... arasında imzalanıp, diğer davacı ...'ın da imzası bulunan sözleşme uyarınca verilen teminat senedinde her iki davacı da borçlu olarak yer almaktadır. Bu durumda davacılar ile davalı arasında imzalandığı tarihte yürürlükte bulunan TBK'nın 620 ve devamı maddelerinde düzenlenen “Adi Ortaklık” ilişkisi mevcut olup, mahkemece taraflar arasındaki uyumazlığın 07.01.2014 tarihli sözleşme ve bu sözleşmede hüküm bulunmayan hallerde TBK'nın 520 ve devamı maddelerinde düzenlenen hükümler çerçevesinde çözümlenmesi gerekirken, yazılı şekilde hüküm tesisi doğru olmamış," gerekçesi ile hükmün bozulmasına karar verilmiştir. B. İlk Derece Mahkemesince Bozmaya Uyularak Verilen Karar İlk Derece Mahkemesinin 03/07/2018 tarih ve 2018/284 Esas 2018/459 Kararı ile bozmaya uyularak davanın reddine karar verilmiştir. C. 2. Bozma Kararı 1. İlk Derece Mahkemesinin yukarıda belirtilen kararına karşı süresi içinde davacılar vekilince temyiz isteminde bulunmuştur. 2. Yargıtay(Kapatılan) 15.Hukuk Dairesi 09.10.2019 tarih 2019/817 Esas ve 2019/3856 Karar sayılı ilamında " mahkemece bozmaya uyulduğuna göre, yeniden oluşturulacak konusunda uzman deri tekstili işinden anlayan teknik bilirkişiler ve adi ortaklık ile tasfiyesinden anlayan mali müşavirden oluşan 3 kişilik bilirkişi kurulundan adi ortaklık sözleşmesinde öngörülen amacın gerçekleşmesinin imkânsız duruma gelmesi sebebiyle TBK’nın 639/1. maddesi gereğince ortaklık sona erdiğinden sözleşmede üstlenilen işlerin gerçekleştiği seviye de dikkate alınmak suretiyle 07.01.2014 tarihli sözleşme ile TBK’nın 644. ve devamı maddeleri gereğince adi ortaklığın tasfiyesi konusunda rapor alınıp değerlendirilerek sonucuna uygun ve gerekirse kısmi de olsa teminat senedi ile ilgili borçlu bulunulmadığının tespitine karar verilmesi gerekirken eksik inceleme ve yanlış değerlendirme ile davanın tümden reddi doğru olmamış" gerekçesi ile hükmün bozulmasına karar verilmiştir. D. İlk Derece Mahkemesince Bozmaya Uyularak Verilen Karar İlk Derece Mahkemesinin 24.11.2020 tarih ve 2019/692 Esas 2020/554 Kararı ile bozmaya uyularak, davalı tarafından davacılara teslim edilen ham derilerin dava tarihi itibariyle değeri bilirkişi raporuyla 6,50-$ olarak kabul edildiği ve 5590 adet ham deri bedeli olarak, davalının adi ortaklığa koymuş olduğu sermaye miktarının 36.335,00-$ olarak hesaplandığı, davacı tarafından satışa hazır hale getirilen 970 adet derinin maliyeti 6.305,00-$, 4620 adet yarı mamul hale getirilen derilerin işleme maliyeti 6.930,00-$ olmak üzere, davacı tarafın adi ortaklığa konulan sermaye miktarı 13.235,00-$ olarak belirlendiği, bu durumda taraflar arasındaki adi ortaklığın toplam sermaye miktarı 49.570,00-$ olmak üzere, sermayenin %73,3 kısmı davalı tarafından, %26,7 lik kısmı davacı tarafından karşılandığı, ortaklığa ait derilerin resen atanacak tasfiye memuru tarafından satışı yapılarak bedelin tasfiyesi halinde, tasfiye memuru ücreti, ilan, ihale, satış maliyetleri göz önüne alındığında ekonomik olmayacağı, taraflar arasından aynen taksiminin de mümkün olması nedeniyle, yukarıda tespit edilen oranlar doğrultusunda 970 adet satışa hazır işlenmiş derinin 259 adedinin davacılara, 711 adedinin davalıya, 4.620 adet yarı mamul derinin 1.234 adedinin davacıya, 3.386 adedinin davalıya ait olacak şekilde paylaştırılmak suretiyle adi ortaklığın tasfiyesine karar verildiği, davacı tarafından davalıya teminat olan verilen 72.700-$ bedelli bono nedeniyle borçlu olunmadığının tespiti talep edildiği, davacılar tarafından adi ortaklıktan kaynaklanan yükümlülükler kısmen ifa edilmiş olduğundan verilen teminat senedi nedeniyle borçluluk durumu ifa edilen kısımların oranlaması suretiyle tespit edilebileceği, alınan 19.06.2020 tarihli bilirkişi raporu ile 970 adet işlenmiş ham derinin toplam piyasa değeri 13.235,30-$, 4.620 adet yarı mamul haldeki derinin piyasa satış değeri 36.335,00-$ olarak belirlendiği, adi ortaklık iş tamamlanmadan tasfiye edildiğinden taraflar arasında yukarıda belirlenen sermaye payları oranında hesaplama yapılarak 970 adet işlenmiş deri bedeli olan 13.235,30-$'dan davalının %73,3 kısmı 9.758,60-$ ve 4.620 adet yarı işlenmiş deri bedeli olan 36.335,00-$'dan davalının %73,3 kısmı 26.33,50-$ olmak üzere toplam 36.392,10-$ payı hesaplandığı, buna göre davacının elinde bulunan derilerin piyasa değeri üzerinden yapılan hesaplamada davalının toplam payı 36.392,10-$ teminat olarak verilen 72.700,00-$ bedelli bonodan çıkarıldığında davacının kalan 36.307,90-$ lık kısmından borçlu olmayacağı kanaati ile, taraflar arasında kurulan 07.01.2014 tarihli adi ortaklığa ait 970 adet satışa hazır derinin 259 adetinin davacılara, 711 adetinin davalıya , 4620 adet yari mamul derinin, 1234 adetinin davacılara, 3386 adetinin davalıya ait olacak şekilde adi ortaklığın tasfiyesine, ortaklığı ait derilerin davacıların uhdesinde bulunması nedeni ile davacıların 07.01.2014 tanzim tarihli 72.700 USD bedelli bononun 36.307,90 USD kısmından borçlu olmadıklarının tespitine, fazlaya ilişkin talebin reddine karar verilmiştir. V. TEMYİZ A. Temyiz Yoluna Başvuranlar İlk Derece Mahkemesinin yukarıda belirtilen kararına karşı süresi içinde davacılar vekili temyiz isteminde bulunmuştur. B. Temyiz Sebepleri Davacılar vekili temyiz dilekçesinde özetle, bilirkişi heyetinin bozma ilamında belirtilen alanında uzman kişilerden oluşmadığını, belirlenen deri fiyatının yüksek ve neye göre belirlendiğinin belirtilmediğini, tasfiyeyi tasfiye memurunun yapması gerektiğini ve derilerin ekonomik değerinin kalmaması nedeniyle iadesi kararının doğru olmadığını belirterek kararın bozulmasını talep etmiştir. C. Gerekçe 1. Uyuşmazlık ve Hukuki Nitelendirme Uyuşmazlık, eser sözleşmesinden kaynaklanan menfi tespit istemine ilişkindir. 2. İlgili Hukuk 6100 sayılı Hukuk Muhakemeleri Kanununun 369 ncu maddesinin birinci fıkrası ile 370 ve 371 nci maddeleri, 6098 sayılı Türk Borçlar Kanununun 644 ve devamı maddeli ile 470 ila 486 ncı maddeleri. 3. Değerlendirme 1. Temyiz olunan nihai kararların bozulması 6100 sayılı Kanunun 371 nci maddesinde yer alan sebeplerden birinin varlığı hâlinde mümkündür. 2. Temyizen incelenen İlk Derece Mahkemesi kararının bozmaya uygun olduğu, kararda ve kararın gerekçesinde hukuk kurallarının somut olaya uygulanmasında bir isabetsizlik bulunmadığı, hesaplamanın ve adi ortaklığın tasfiyesine ilişkin kanun maddeleri hükümlerinin hukuka uygun olarak olaya uygulandığı anlaşıldığından temyiz dilekçesinde ileri sürülen nedenler kararın bozulmasını gerektirecek nitelikte görülmemiştir. VII. KARAR Açıklanan sebeple; Davacılar vekilinin yerinde görülmeyen tüm temyiz itirazlarının reddi ile usul ve kanuna uygun olan kararın ONANMASINA, Fazla yatırılan temyiz peşin harcın istek halinde davacılara iadesine, Dosyanın İlk Derece Mahkemesine gönderilmesine, Karara karşı tebliğ tarihinden itibaren 15 gün içinde karar düzeltme isteminde bulunulabileceğine, 16/05/2023 tarihinde oy birliğiyle karar verildi.

Diğer kararlar (4)

3. Hukuk Dairesi, 2021/2225 E., 2021/6799 K.
orta eşleşmeKarar metninde maddeye atıf varSAMSUN BÖLGE ADLİYE MAHKEMESİ 3. HUKUK DAİRESİ
tam metni aç
Bölge adliye mahkemesince; TBK'nın 644. maddesi gereğince tasfiye memuru atandığı, tasfiye memurunun davaya konu adi ortaklık sözleşmesi, ortaklığa konu işletmenin kayıtları ve tüm dosya üzerinde yaptığı inceleme sonucunda düzenlemiş olduğu raporda, ortaklığın aktifine ilişkin bir değer
3. Hukuk Dairesi         2021/2225 E.  ,  2021/6799 K. "İçtihat Metni" MAHKEMESİ : SAMSUN BÖLGE ADLİYE MAHKEMESİ 3. HUKUK DAİRESİ İLK DERECE MAHKEMESİ : SAMSUN 3. ASLİYE HUKUK MAHKEMESİ Taraflar arasında ilk derece mahkemesinde görülen asıl ve karşı dava adi ortaklığın fesih ve tasfiyesi davasının asıl davanın kısmen kabulüne, karşı davanın reddine dair verilen karar hakkında bölge adliye mahkemesi tarafından yapılan istinaf incelenmesi sonucunda; taraf vekillerinin istinaf başvurusunun esastan reddine yönelik olarak verilen kararın süresi içinde taraf vekillerince temyiz edilmesi üzerine; temyiz dilekçelerinin kabulüne karar verildikten sonra, dosya içerisindeki bütün kağıtlar okunup gereği düşünüldü: Y A R G I T A Y K A R A R I Davacı; davalı ile .... isimli lokantanın işletilmesi amacıyla 04/05/2015 tarihli adi ortaklık sözleşmesinin imzalandığını, kebap ustası olduğunu, bir süre sonra davalının haksız olarak kendisini dükkana almadığını, sözleşmenin 3. maddesinde yer alan demirbaşların davalı ile birlikte alındığını, sermaye payı olarak derin dondurucu, bakır ocak ızgarası ve televizyonun tarafınca ortaklığa getirildiğini, 21.530 TL kredi çekip davalıya 15.000 TL'nin elden verdiğini, sözleşme uyarınca ortaklığın erken bitmesi durumunda, davalı tarafından kalan kredi miktarının tek seferde ödeneceğini belirterek adi ortaklığın feshi ile; sermaye olarak ortaklığa getirilen malların tarafına iadesini; kar payı ve kalan kredi bedeli olan 11.722,56 TL'ye yönelik fazlaya ilişkin hakları saklı kalmak kaydıyla 26.822,56 TL maddi tazminat ve 15.000 TL manevi tazminatın tarafına verilmesini istemiştir. Davalı davaya cevabında; davalı ile arasında adi ortaklık sözleşmesinin olduğunu, işletmede kendisinin garson olduğunu, aynı zamanda servis elemanlığı yaptığını, davacı tarafından ortaklığa 15.000 TL verildiğinin doğru olduğunu, ancak 5.000 TL daha verilmesi gerektiğini, davacının kendi isteği ile ortaklıktan ayrıldığını, derin dondurucu, bakır ocağının, televizyonun iadesi ile kredi ödemesinin davacının ortaklık süresinden önce ortaklıktan ayrılması nedeni mümkün olmadığını ileri sürerek davanın reddine karar verilmesini dilemiş; süresinde açtığı karşı davasında ise; ortaklığın vergi dairesine, SGK'ya ve çeşitli işletmelere borçları olduğunu, yine davacının ortaklığa ödemesi gereken 5.000 TL sermaye borcu olduğunu belirterek toplamda 22.451,14 TL'nin faiziyle birlikte davacı- karşı davalıdan tahsil edilmesini istemiştir. İlk derece mahkemesince; alınan raporlar uyarınca ortaklığın aktifine ilişkin bir değerin tespit edilemediği, tasfiyenin sonucunda taraflara verilmesi gereken ortaklık payının bulunmadığı gerekçesiyle asıl dava yönünden davanın kısmen kabulüne, "...." adlı adi ortaklığın feshinin tespitine, maddi ve manevi tazminat talebi yönünden davanın reddine, karşı dava yönünden davanın reddine karar verilmiş, hüküm taraflarca istinaf edilmiştir. Bölge adliye mahkemesince; TBK'nın 644. maddesi gereğince tasfiye memuru atandığı, tasfiye memurunun davaya konu adi ortaklık sözleşmesi, ortaklığa konu işletmenin kayıtları ve tüm dosya üzerinde yaptığı inceleme sonucunda düzenlemiş olduğu raporda, ortaklığın aktifine ilişkin bir değer bulunmadığı, tasfiye sonunda ortaklara verilmesi gereken ortaklık payı bulunmadığı, tasfiye için paylaşılacak değer bulunmadığının bildirildiği gerekçesiyle tarafların istinaf taleplerinin ayrı ayrı esastan reddine karar verilmiş, hüküm taraflarca temyiz edilmiştir. Uyuşmazlık; adi ortaklığın fesih ve tasfiyesine ilişkindir. Somut olayda; taraflar arasında "..." isimli lokantanın işletilmesi amacıyla adi ortaklık kurulduğu hususunda bir uyuşmazlık bulunmamaktadır. Davacı, davalı tarafından işletmeye alınmadığını belirterek adi ortaklığın feshi ile sermaye ve kar payını istemiş; davalı ise davacının adi ortaklıktan isteği ile ayrıldığını, davacının alacağı olmadığını savunmuş, açtığı karşı davasında ise ortaklığın borçları nedeni ile davacı- karşı davalıdan 22.451,14 TL'nin tahsilini talep etmiştir. Mahkemece, idareci ortak olan davalı- karşı davacıdan aktif ve pasife yönelik belgeler talep edilmiş, dosya bilirkişiye tevdi edilmiştir. 20/10/2017 tarihli kök ve ek bilirkişi raporunda; adi ortaklığın sözleşmede kararlaştırılan 5 yıl dolmadan sona erdiği, taraflar arasında güvensizlik ve husumet oluştuğu, sözleşmede yer alan hüküm uyarınca feshin haklı olduğunu, tasfiyenin ise TBK'nın 642. ve devamı maddelerine göre yapılacağını, işletme hesabına göre 2013-2014-2015-2016 dönemleri için kar ve zarar incelemesi yapıldığında davacının payına düşen toplam zararın 19.124,39 TL olduğu, davacının ortaklığa vermiş olduğu 15.000 TL düşülerek 4.124,39 TL zararın davacıya ait olduğu, davacı tarafından ortaklığa getirilen demirbaşların aynen iadesinin talep edilemeyeceği, ortaklığın aktifinde bir değer olmadığı, tasfiye memuru atanıp ortaklığın sona erdiği tarih itibariyle malvarlığının belirlenmesi gerektiği belirtilmiş; 04/02/2020 tarihli tasfiye raporunda ise, tasfiye için paylaşılacak değer bulunmadığı tespit edilmiştir. Her ne kadar mahkemece, 20/10/2017 tarihli kök ve ek raporlar ile 04/02/2020 tarihli tasfiye raporu hükme esas alınmış ise de; alınan raporlarda, taraflar arasındaki adi ortaklığın 04/05/2015 tarihinde başladığı gözetilmeksizin 2013-2014-2015-2016 dönemleri işletme bilançosuna göre kar ve zarar hesaplaması yapılmıştır. Ayrıca, davacı tarafından derin dondurucu, bakır ocak ızgarası ve televizyonun sermaye payı olarak adi ortaklığa getirildiği hususu tartışmasızdır. Taraflar arasındaki sözleşmede, davacının derin dondurucu, bakır ocak ızgarası ve televizyona sahip olduğu, sözleşme süresi olan 5 yılın sonunda davacının bunları talep edebileceği belirtilmiştir. Sözleşmenin bu hükmü uyarınca, davacının derin dondurucu, bakır ocak ızgarası ve televizyonun kullanım hakkını ortaklığa getirmiş olduğu anlaşılmaktadır. Ortakların sermaye payı olarak taşınır bir eşyanın kullanım hakkını getirmesi mümkün olup kullanım hakkının getirilmesi durumunda, kullanımı getirilen eşyalar tasfiye hesabına katılmaksızın ortak tarafından aynen alınabilecektir. Ne var ki, alınan raporlarda bu husus da hatalı şekilde yorumlanıp demirbaşların mülkiyetinin ortaklığa getirilmesinden dolayı aynen iadenin talep edilemeyeceği tespitinde bulunulmuştur. Gelinen noktada, alınan raporların hükme elverişli olmadığı açıktır. O halde mahkemece tasfiyede izlenecek yol şu şekildedir: TBK'nın 642 ve devamı maddelerine göre, öncelikle tarafların anlaşarak tasfiye memuru belirlemeleri istenmeli; tarafların bu konuda anlaşamamaları halinde ise tasfiye işlemini gerçekleştirecek (ortaklığın faaliyet alanına göre konusunda uzman bir veya üç kişiyi) tasfiye memuru resen atanmalıdır. Bundan sonra ise, tasfiye işlemleri; hakim tarafından öngörülecek üçer aylık (uyuşmazlığın mahiyetine göre süreler uzatılıp kısaltılabilir) dönemlerde tasfiye memuru tarafından 3 aşamada gerçekleştirilmelidir. Birinci aşamada; ortaklığın sona erdiği tarih itibariyle ortaklığın tüm malvarlığı (aktif ve pasifi ile birlikte) belirlenmeli, yönetici ve idareci ortaktan ortaklık hesabını gösterir hesap istenmeli, verilen hesapta uyuşmazlık çıktığı takdirde, taraflardan delilleri sorularak toplanmalı, tasfiye memurunun belirlediği malvarlığı bilançosu taraflara tebliğ edilmeli, bu husustaki itirazları da karşılanıp, toplanacak delillere göre değerlendirilmelidir. İkinci aşamada; ortaklığın malvarlığına ilişkin satış ve nakde çevirme işlemi (TMK'nun 634. vd. maddelerinde düzenlenen resmi tasfiye işlemi kıyasen uygulanmak suretiyle) gerçekleştirilmeli, şayet bu mallar mevcut değilse, değerleri bilirkişi marifetiyle saptanmalıdır. Üçüncü ve son aşamada ise; yukarıdaki işlemler sonucu oluşan değerden, öncelikle ortaklığın borçları ödenmeli ve ortaklardan her birinin, ortaklığa verdiği avanslar ile ortaklık için yaptığı giderler ve katılım payı geri verilmeli, bundan sonra bir şey artarsa, bu kazanç veya (ortaklığın, borçlar, giderler ve avanslar ödendikten sonra kalan varlığı, ortakların koydukları katılım paylarının geri verilmesine yetmezse) zarar da belirlenerek ortaklara paylaştırılmak üzere son bilanço düzenlenmelidir. Bu aşamalardan sonra ise; tasfiye memurunun yaptığı tasfiye işleminin sonuç bilançosuna göre hakim, (HMK'nın 297.maddesi uyarınca) tarafların hak ve yükümlülüklerini saptayıp, tasfiye işlemini sonlandırmalı ve bu doğrultuda hüküm oluşturmalıdır. Hal böyle olunca, mahkemece; adi ortaklığın tasfiyesi için öncelikle, ortaklığın kurulduğu tarihten itibaren ortaklığın tüm muhasebesi ile ilgili defterler ve bu defterlerin dayanağı olan belge ve faturaların ibrazının sağlanması, yönetici ortak olan davalıdan yapılan tüm iş ve harcamalar ile gerekli görülecek olan diğer hususlarda hesap listesinin istenilmesi, hesap listesinin verilmemesi halinde yönetici ortağın hesap vermekten kaçınmış sayılacağının kabul edilmesi, hesap listesi verilmesi halinde, defter kayıtları ve diğer belgelerle uyumlu olup olmadığının belirlenmesi, aksi durumda emsal işletmenin kazanç durumunun araştırılması, ayrıca ortaklığın üçüncü kişilere ve kurumlara olan borcunun olup olmadığının tespit edilmesi suretiyle, tasfiyenin yukarıda açıklanan ve maddeler halinde belirtilen sıra ve yöntem izlenerek yapılması gerekirken, eksik inceleme ve yanılgılı değerlendirme ile yazılı şekilde hüküm tesisi doğru görülmemiş, bozmayı gerektirmiştir. İlk derece mahkemesi kararının, yukarıda açıklanan nedenlerle bozulmasına karar verilmiş olduğundan, HMK'nın 373/1 maddesi uyarınca, işbu karara karşı yapılan istinaf başvurusunun esastan reddine ilişkin bölge adliye mahkemesi kararının da kaldırılmasına karar verilmiştir. SONUÇ: Yukarıda birinci bentte açıklanan nedenlerle 6100 sayılı HMK'nın 373/1 maddesi uyarınca temyiz olunan bölge adliye mahkemesi kararının KALDIRILMASINA, aynı Kanun'un 371. maddesi uyarınca ilk derece mahkemesi kararının taraflar yararına BOZULMASINA, peşin alınan temyiz harçlarının istek halinde temyiz edenlere iadesine, dosyanın ilk derece mahkemesine, kararın bir örneğinin de bölge adliye mahkemesine gönderilmesine, 17/06/2021 tarihinde oy birliği ile karar verildi.
3. Hukuk Dairesi, 2020/2152 E., 2020/3889 K.
orta eşleşmeKarar metninde maddeye atıf varASLİYE HUKUK MAHKEMESİ
tam metni aç
Ancak, Türk Borçlar Kanununun yürürlüğe girmesinden sonra bu fiil ve işlemlere ilişkin olarak gerçekleşecek temerrüt, sona erme ve tasfiye, Türk Borçlar Kanunu hükümlerine tabidir. Tasfiye usulünü düzenleyen Türk Borçlar Kanununun 644.maddesine göre;
3. Hukuk Dairesi         2020/2152 E.  ,  2020/3889 K. "İçtihat Metni" MAHKEMESİ :ASLİYE HUKUK MAHKEMESİ Taraflar arasındaki asıl ortaklık katılım payı alacağı, birleşen cezai şart alacağı davasının mahkemece yapılan yargılaması sonucunda, davacının ortaklık payına ilişkin davasının reddine, davacının cezai şart alacağına ilişkin davasının kabulüne yönelik olarak verilen hükmün, süresi içinde taraf vekillerince temyiz edilmesi üzerine; temyiz dilekçesinin kabulüne karar verildikten sonra, dosya içerisindeki kağıtlar okunup gereği düşünüldü: Y A R G I T A Y K A R A R I Davacı asıl davada; taraflar arasında 10/06/2008 tarihinde adi ortaklık sözleşmesi imzalandığını, davalıya 42.000 TL ödeyerek kuaför ve güzellik salonuna %49 oranında ortak olduğunu, davalının ortaklığa konu iş yerinde kendi başına kararlar almaya başladığını, kendisini sürekli yıldırmaya çalıştığını ve saldırıda bulunduğunu, can güvenliği nedeniyle işe gidemediğini, davalının ortaklığı fiilen feshettiğini belirterek, fazlaya ilişkin hakları saklı kalmak kaydı ile ortaklık katılım bedeli olarak 10.000 TL'nin dava tarihinden itibaren işleyecek ticari faizi ile birlikte davalıdan tahsiline karar verilmesini talep ve dava etmiş, 08/07/2009 tarihinde talebini 42.000 TL'ye yükseltmiştir. Davalı asıl davada; davacının ortaklık sözleşmesi hükümlerine aykırı davrandığını, işyerinde çalışan ekibe ve müşterilerine rahatsızlık verdiğini, kendi payına düşen ödemeleri yapmak istemediğini, bazı gelirleri kasa defterine kaydetmediğini, sözleşmenin davacının haksız ve kusurlu davranışları sebebiyle feshedildiğini ileri sürerek, davanın reddini istemiştir. Davacı birleşen davada; asıl davada alınan bilirkişi raporunda, taraflar arasındaki ortaklık sözleşmesinin 6. maddesi uyarınca davalının cezai şart ödemesi gerektiğinin tespit edildiğini belirterek, ortaklık sözleşmesinden kaynaklanan cezai şart bedeli olarak 40.000 TL'nin sözleşme fesih tarihinden itibaren yasal faizi ile birlikte ödenmesini talep ve dava etmiştir. Davalı birleşen davada; davacının ortaklık katılım payını ödemediği için cezai şart talep edemeyeceğini, sözleşmeyi fiilen davacının feshettiğini, cezai şartı kabul etmemekle birlikte zamanaşımı itirazında bulunduklarını ileri sürerek, davanın reddini istemiştir. Mahkemece; ortaklık katılım payı alacağına yönelik dava tefrik edilerek, cezai şart alacağına yönelik davanın zamanaşımı nedeni ile reddine karar verilmiş, kararın davacı tarafından temyizi üzerine Dairemizin 09.12.2015 tarihli ve 2015/12078 E., 2015/19966 K.sayılı ilamı ile özetle; taraflar arasında adi ortaklık ilişkisinin kurulduğu, fesih ve tasfiye edilmeyen adi ortaklıkta da zamanaşımı süresinin başlamayacağı, cezai şartla ilgili mevcut talebin tasfiye davası ile karara bağlanması gerektiği, 6098 sayılı Türk Borçlar Kanununun 620 ve devamı maddelerinde düzenlenen adi ortaklık hükümleri dikkate alınarak, işin esasına girilip hasıl olacak sonuca uygun bir karar verilmesi gerekirken, zamanaşımı nedeniyle davanın reddine karar verilmiş olmasının usul ve yasaya aykırı olduğu gerekçesiyle bozulmuştur. Mahkemece bozmaya uyularak yapılan yargılama neticesinde, cezai şart alacağına ilişkin dava, ortaklık katılım payına ilişkin devam eden dava ile birleştirilerek, davacının ortaklık payına ilişkin davasının reddine, davacının cezai şart alacağına ilişkin davasının kabulüne, 40.000 TL'nin 03/03/2009 sözleşmenin fesih tarihinden itibaren yasal faizi ile birlikte davalıdan alınarak davacıya verilmesine karar verilmiş, hüküm süresi içinde taraflarca temyiz edilmiştir. Kural olarak bozma kararına uyulmakla orada belirtilen biçimde işlem yapılması yolunda lehine bozma yapılan taraf yararına kazanılmış hak, aynı doğrultuda işlem yapılması yolunda yerel mahkeme için zorunluluk doğar. Belirtilmelidir ki; bir mahkemenin Yargıtay Dairesince verilen bozma kararına uyması sonunda, kendisi için o kararda gösterilen şekilde inceleme ve araştırma yaparak, yine o kararda belirtilen hukuki esaslar gereğince hüküm verme yükümlülüğü doğar. “Usuli kazanılmış hak” olarak tanımlanan bu olgu mahkemeye, hükmüne uyduğu Yargıtay bozma kararında belirtilen çerçevede işlem yapma ve hüküm kurma zorunluluğu getirmektedir (09.05.1960 gün ve 21/9 sayılı Y.İ.B.K.). Yargıtay Hukuk Genel Kurulu'nun 2013/13-597 E, 2014/62 K sayılı ilamında da vurgulandığı üzere; “Bir mahkemenin Yargıtay Dairesince verilen bozma kararına uyması sonunda, kendisi için o kararda gösterilen biçimde inceleme ve araştırma yapmak ve yine o kararda belirtilen hukuksal esaslar gereğince karar vermek yükümlülüğü oluşur. Bu itibarla mahkemenin sonraki hükmünün bozmada gösterilen ilkelere aykırı bulunması, usule uygun olmadığından bir bozma nedenidir. Bozma kararı ile dava, usul ve yasaya uygun bir hale sokulmuş demektir. Bozmaya uyulduktan sonra buna aykırı karar verilmesi usul ve yasaya uygunluktan uzaklaşılması anlamına gelir ki, böyle bir sonuç kamu düzenine açıkça aykırılık oluşturur. Buna göre, Yargıtay’ın bozma kararına uymuş olan mahkeme, bu uyma kararı ile bağlıdır. Bozma kararında gösterilen biçimde inceleme yapmak, yada gösterilen biçimde yeni bir hüküm vermek zorundadır. Aynı ilke, Yargıtay Hukuk Genel Kurulu’nun 05.02.2003 gün ve 2003/ 8-83 E., 2003/72 K.; 17.02.2010 gün ve 2010/9-71 E., 2010/87 K. sayılı ilamlarında da benimsenmiştir. Bu ilke kamu düzeni ile ilgili olup, Yargıtay'ca kendiliğinden dikkate alınması gerekir. Hakimin değişmesi dahi açıklanan bu hukuki ilkeye etki yapamaz. Mahkemece bozma kararına uyulduğu halde gerekleri tam olarak yerine getirilmemiş, bozma ilamı doğrultusunda araştırma ve inceleme yapılmamıştır. Taraflar arasında imzalanan 10.06.2008 tarihli sözleşme, adi ortaklık sözleşmesi olup, bu husus mahkemece ve yukarıda anılan Dairemiz bozma ilamında da kabul edilmiş ve bu yön kesinlik kazanmıştır. Somut olayda; taraflar arasındaki ortaklığın fiilen son bulduğuna göre tasfiyenin de mahkemece bizzat yaptırılması gerekir. Ortaklığın feshi ile ortaklığın tasfiyesi ayrı ayrı hukuki işlemlerdir. Tasfiye, ortaklığın bütün malvarlığının belirlenip, ortakların birbirleri ile alacak verecek ve ortaklıktan doğan tüm ilişkilerinin kesilmesi yoluyla ortaklığın sonlandırılması, malların paylaşılması ya da satış yoluyla elden çıkarılmasıdır. Diğer bir anlatımla, tasfiye memuru tarafından yapılacak bir arıtma işlemi olup, hesap ve işlemlerin incelenip, bir bilanço düzenlenerek ortaklığın aktif ve pasifi arasındaki farkı ortaya koymaktır. Bu durumda, mahkemece; 01.07.2012 tarihinde yürürlüğe giren 6098 sayılı Türk Borçlar Kanununun 620 ve devamı maddelerinde düzenlenen adi ortaklık hükümleri dikkate alınmalı, Türk Borçlar Kanununun 642.madde ve devamı hükümlerine göre tasfiye işlemi gerçekleştirilmelidir. Zira, 6101 sayılı Türk Borçlar Kanununun Yürürlüğü ve Uygulama Şekli Hakkında Kanunun 1.maddesine göre; Türk Borçlar Kanununun yürürlüğe girdiği tarihten önceki fiil ve işlemlere, bunların hukuken bağlayıcı olup olmadıklarına ve sonuçlarına, bu fiil ve işlemler hangi kanun yürürlükte iken gerçekleşmişse, kural olarak o kanun hükümleri uygulanır. Ancak, Türk Borçlar Kanununun yürürlüğe girmesinden sonra bu fiil ve işlemlere ilişkin olarak gerçekleşecek temerrüt, sona erme ve tasfiye, Türk Borçlar Kanunu hükümlerine tabidir. Tasfiye usulünü düzenleyen Türk Borçlar Kanununun 644.maddesine göre; "Ortaklığın sona ermesi hâlinde tasfiye, yönetici olmayan ortaklar da dâhil olmak üzere, bütün ortakların elbirliğiyle yapılır. Ancak, ortaklık sözleşmesinde, ortaklardan biri tarafından kendi adına ve ortaklık hesabına belirli bazı işlemlerin yapılması öngörülmüşse, bu ortak, ortaklığın sona ermesinden sonra da o işlemleri tek başına yapmak ve diğerlerine hesap vermekle yükümlüdür. Ortaklar, tasfiye işlerini yürütmek üzere tasfiye görevlisi atayabilirler. Bu konuda anlaşamamaları hâlinde, ortaklardan her biri, tasfiye görevlisinin hâkim tarafından atanması isteminde bulunabilir. Tasfiye görevlisine ödenecek ücret, sözleşmede buna ilişkin bir hüküm veya ortaklarca oybirliğiyle verilmiş bir karar yoksa tasfiyenin gerektirdiği emek ile ortaklık malvarlığının geliri gözönünde tutularak hâkim tarafından belirlenir ve ortaklık malvarlığından, buna imkân bulunamazsa, ortaklardan müteselsilen karşılanır. Tasfiye usulüne veya tasfiye sonucunda her bir ortağa dağıtılacak paya ilişkin olarak doğabilecek uyuşmazlıklar, ilgililerin istemi üzerine hâkim tarafından çözüme bağlanır." Aynı yasanın kazanç ve zararın paylaşımı başlıklı 643. maddesinde ise "Ortaklığın borçları ödendikten ve ortaklardan her birinin ortaklığa verdiği avanslar ile ortaklık için yaptığı giderler ve koymuş olduğu katılım payı geri verildikten sonra bir şey artarsa, bu kazanç, ortaklar arasında paylaşılır. Ortaklığın, borçlar, giderler ve avanslar ödendikten sonra kalan varlığı, ortakların koydukları katılım paylarının geri verilmesine yetmezse, zarar ortaklar arasında paylaşılır." hükmü yer almaktadır. Katılım payı olarak bir şeyin mülkiyetini koyan ortak, ortaklığın sona ermesi üzerine yapılacak tasfiye sonucunda, o şeyi olduğu gibi geri alamaz; ancak koyduğu katılım payına ne değer biçilmişse, o değeri isteyebilir. Bu değer belirlenmemişse, geri alma, o şeyin katılım payı olarak konduğu zamandaki değeri üzerinden yapılır.( TBK' nun 642. md.) Keza, aynı yasanın kazanç ve zarara katılma başlıklı 623. maddesine göre de; "Sözleşmede aksi kararlaştırılmamışsa, her ortağın kazanç ve zarardaki payı, katılım payının değerine ve niteliğine bakılmaksızın eşittir. Sözleşmede ortakların kazanç veya zarara katılım paylarından biri belirlenmişse bu belirleme, diğerindeki payı da ifade eder. Bir ortağın zarara katılmaksızın yalnız kazanca katılacağına ilişkin anlaşma, ancak katılma payı olarak yalnızca emeğini koymuş olan ortak için geçerlidir." hükmünü ihtiva etmektedir. Mahkemece yapılacak iş; yukarıdaki yasa hükümlerine göre, öncelikle, ortaklık sözleşmesinde bu hususta hüküm bulunup bulunmadığına bakmak, hüküm bulunduğu takdirde tasfiyenin sözleşmedeki hükümlere göre yapılmasını sağlamak; böyle bir hükmün bulunmaması halinde ise ortakların anlaşarak tasfiye memuru belirlemelerini istemek; bu konuda anlaşamamaları halinde ise hakim tarafından tasfiye işlemini gerçekleştirecek (ortaklığın faaliyet alanına göre konusunda uzman bir veya üç kişiyi) tasfiye memuru olarak resen atamak olmalıdır. Bundan sonra ise, tasfiye işlemleri; hakim tarafından öngörülecek üçer aylık (uyuşmazlığın mahiyetine göre süreler uzatılıp kısaltılabilir) dönemlerde tasfiye memuru tarafından 3 aşamada gerçekleştirilmelidir. Birinci aşamada; ortaklığın sona erdiği tarih itibariyle ortaklığın tüm malvarlığı (aktif ve pasifi ile birlikte) belirlenmeli, yönetici ve idareci ortaktan ortaklık hesabını gösterir hesap istenmeli, verilen hesapta uyuşmazlık çıktığı takdirde, taraflardan delilleri sorularak toplanmalı, tasfiye memurunun belirlediği malvarlığı bilânçosu taraflara tebliğ edilmeli, bu husustaki itirazları da karşılanıp, toplanacak delillere göre değerlendirilmelidir. İkinci aşamada; ortaklığın malvarlığına ilişkin satış ve nakde çevirme işlemi (TMK'nun 634. vd. maddelerinde düzenlenen resmi tasfiye işlemi kıyasen uygulanmak suretiyle) gerçekleştirilmeli, şayet bu mallar mevcut değilse, değerleri bilirkişi marifetiyle saptanmalıdır. Üçüncü ve son aşamada ise; yukarıdaki işlemler sonucu oluşan değerden, öncelikle ortaklığın borçları ödenmeli ve ortaklardan her birinin, ortaklığa verdiği avanslar ile ortaklık için yaptığı giderler ve katılım payı geri verilmeli, bundan sonra bir şey artarsa, bu kazanç veya (ortaklığın, borçlar, giderler ve avanslar ödendikten sonra kalan varlığı, ortakların koydukları katılım paylarının geri verilmesine yetmezse) zarar da belirlenerek ortaklara paylaştırılmak üzere son bilânço düzenlenmelidir. Bu aşamalardan sonra ise; tasfiye memurunun yaptığı tasfiye işleminin sonuç bilançosuna göre hakim, (HMK'nun 297.maddesi uyarınca) tarafların hak ve yükümlülüklerini saptayıp, tasfiye işlemini sonlandırmalı ve bu doğrultuda hüküm oluşturmalıdır. Bütün bu açıklamalar ışığında, somut olaya bakıldığında; mahkemece, bozma ilamına uyulmasına karar verildikten sonra düzenlenen 20.03.2017 tarihli bilirkişi raporu hükme esas alınmış ise de, anılan bilirkişi raporu, yukarıda anılan maddi ve hukuki olguları karşılayacak nitelikte olmayıp, hüküm kurmaya ve Yargıtay denetimine elverişli değildir. Hal böyle olunca, mahkemece; taraflar arasındaki uyuşmazlığın yukarıda açıklanan ve maddeler halinde belirtilen sıra ve yöntem izlenerek çözüme kavuşturulması, cezai şart alacağının oluşup oluşmayacağı hususunun tasfiye işleminde değerlendirilmesi gerekmekte olup, bu hususlar dikkate alınmaksızın, eksik inceleme, araştırma ve özellikle uyulmasına karar verilen bozma ilamı gerekleri yerine getirilmeksizin, yazılı şekilde hüküm tesisi usul ve yasaya uygun görülmemiş, hükmün bozulmasını gerektirmiştir. SONUÇ: Yukarıda açıklanan nedenlerle hükmün HUMK'nun 428. maddesi gereğince taraflar yararına BOZULMASINA, peşin alınan temyiz harcının istek halinde temyiz edene iadesine, 6100 sayılı HMK'nun Geçici Madde 3 atfıyla 1086 sayılı HUMK'nun 440. maddesi gereğince kararın tebliğinden itibaren 15 günlük süre içinde karar düzeltme yolu açık olmak üzere, 02/07/2020 tarihinde oy birliğiyle karar verildi.
3. Hukuk Dairesi, 2020/9800 E., 2020/8006 K.
orta eşleşmeKarar metninde maddeye atıf varASLİYE HUKUK MAHKEMESİ
tam metni aç
Buna göre mahkemece; tarafların marul yetiştirerek kazanç elde etmek üzere bir ortaklık kurdukları gözetilerek konusunda uzman bir ziraat mühendisinin tasfiye memuru olarak atanması, sonrasında tasfiye memuru tarafından TBK’nın 644. madde ve diğer tasfiye hükümleri ile tespit dosyasında belirlenen marul ekilen alan da dikkate alınarak rapor alınması, davalının ortaklık için yaptığı masraflar ile d
3. Hukuk Dairesi         2020/9800 E.  ,  2020/8006 K. "İçtihat Metni" MAHKEMESİ :ASLİYE HUKUK MAHKEMESİ Taraflar arasındaki alacak davasının mahkemece yapılan yargılaması sonucunda, davanın kısmen kabulüne yönelik olarak verilen hükmün, süresi içinde davacı ve davalı tarafından temyiz edilmesi üzerine; temyiz dilekçesinin kabulüne karar verildikten sonra, dosya içerisindeki bütün kağıtlar okunup gereği düşünüldü: Y A R G I T A Y K A R A R I Davacı; davalı ile birlikte, dava dışı bir şahıstan, davaya konu 9 adet tarlayı, 30/10/2009-30/10/2010 tarihleri arası, marul yetiştirmek üzere kiraladıklarını, bu tarlaların 1 yıllık kira bedelinin kendisi tarafından peşin olarak davalıya ödendiğini, aralarındaki anlaşma gereği davalı tarafından, kiralanmış olan yaklaşık 166 dönüm yere marul ekimi yapılacağını, ancak davalının, kiralanan alanın sadece bir kısmına marul diktiğini, diğer alanlarda ise hiçbir tarımsal faaliyette bulunmadığını, yine aralarındaki anlaşma gereği; dikilen alanların hasatı sonrası elde edilecek gelirden önce davacının ödediği kira bedelinin karşılanacağı, bu ödeme yapıldıktan sonra elde edilecek hasılatın %40’ının kendisine, %60’ının davalıya ödeneceğini, ancak davalının, biten marul hasatına rağmen kendisine herhangi bir ödeme yapmadığını ileri sürerek; davalıdan olan alacağı ve yoksun kaldığı kar kaybı nedeni ile fazlaya ilişkin hakları saklı kalmak kaydıyla şimdilik 30.000 TL’nin yasal faizi ile davalıdan tahsiline karar verilmesini talep etmiş, bilahare ıslah dilekçesi ile talebini 400.000 TL’ye arttırmıştır. Davalı; davacı ile aralarındaki sözleşmede, marul ekimi ve hasatının normal şartlarda 2010 yılı mart ayı sonu olarak hesaplandığına dair bir ibare bulunduğunu, ayın sonu teriminin o ayın 30. gününü ifade ettiğini, ancak davacının, davasını, sözleşmede belirtilen tarihten çok önce 17/03/2010’da açarak sözleşmeye aykırı davrandığını, sözleşmede her ne kadar kendisinin 140.000 TL almış olduğu belirtilmiş ise de bu miktarda bir para almadığını, sözleşmede belirtilen rakamın 1.400 TL olmasının hayatın olağan akışına daha uygun olduğunu, aralarındaki anlaşma gereği kendisinin, kiralanmış olan taşınmazlarda sulama, traktörle sürme, ilaçlama, gübreleme, tohum ve fidan ekimi gibi çalışmalar yaptığını, bu aşamalarda sürekli olarak kendi traktörlerini ve şoförlerini kullandığını, ayrıca mal sahibinin işçisinin yanlış tarlayı göstermesi sonucu 30 dönümlük yanlış bir parseli sürmek zorunda kaldığını, tarlalarda ekim yapılıp hasatın beklendiği bir dönemde ise dolu ile karışık yoğun bir yağış olduğunu, bu nedenle tohum ekilen parsellerdeki tüm tohumların çürüdüğünü, fidan olarak ekilen marulların ise yağış nedeni ile bozulduğunu, bu nedenle çok büyük bir mağduriyet yaşadığını, hem yaptığı masrafları alamadığını hem de ürünler bozulduğu için emeğinin karşılığını alamadığını savunarak, davanın reddini istemiştir. Mahkemece; 16/04/2012 havale tarihli bilirkişi raporu hükme esas alınarak, davanın kısmen kabulüne 23.049 TL kar payı alacağının dava tarihinden itibaren işleyecek yasal faizi ile birlikte davalıdan alınarak davacı tarafa verilmesine, fazlaya ilişkin taleplerin reddine karar verilmiş; karar, taraflarca temyiz edilmiş, Yargıtay 7. Hukuk Dairesinin 28/05/2013 tarih 2013/811 E. - 9941 K. sayılı ilamı ile kararın; “Somut olayda, taraflar arasında bir adi ortaklık kurulduğu hususunda duraksama bulunmadığı, davacının talebinin ortaklığın tasfiyesini de kapsadığı ve tasfiyenin BK'nun 539. ve devamı maddelerine göre yapılması gerektiği” gerekçesi ile bozulmasına karar verilmiştir. Mahkemece bozmaya uyma kararı verilerek yeniden yapılan yargılama neticesinde; yine bozma ilamından önce hazırlanan 16/04/2012 havale tarihli bilirkişi raporu hükme esas alınarak davanın kısmen kabulü ile 23.049 TL kar payı alacağının dava tarihinden itibaren işleyecek yasal faizi ile birlikte davalıdan alınarak davacı tarafa verilmesine, fazlaya ilişkin taleplerin reddine karar verilmiş; karar, taraflarca temyiz edilmiştir. Mahkemece, her ne kadar bozmaya uyma kararı verilmiş ise de bozma gerekleri yerine getirilmemiş, bozmaya uygun karar verilmemiştir. Şöyle ki; Somut olayda taraflar arasında TBK’nın 620 (BK'nun 520) ve devamı maddelerinde düzenlenen bir adi ortaklık ilişkisinin kurulduğu, bila tarihli imzalanan sözleşmeyle; tarafların ortak olarak kiraladıkları taşınmazlar üzerinde marul ekimi için yapılan masraflar karşılığında davalının, davacıdan 140.000 TL aldığı, bu paranın mahsül dönüşünde ilk hasılattan karşılanıp, geri kalan kazancın %40’ının davacı, %60’ının davalı adına pay edileceğinin kararlaştırıldığı, buna göre, davacı tarafın ortaklığa sermaye olarak 140.000 TL para koyduğu, davalının ise emeğini koyduğu anlaşılmaktadır. Mahkemece, uyulan bozma ilamı doğrultusunda tasfiyenin yapılabilmesi için ortaklığın kurulduğu tarihten itibaren, ortaklıkla ilgili tüm belge ve faturalar ile hesap listelerinin ibrazı için taraflara süre verilmiştir. Ancak taraflarca dosyaya, dava konusu ortaklıkla ilgili herhangi bir bilgi ya da belge sunulmamıştır. Mahkemece, dosya, ek rapor alınması için talimat mahkemesine gönderilmiş ise de mali müşavir bilirkişi tarafından; ticari defter ve belgeler sunulmadan bozma ilamı doğrutusunda rapor tanziminin mümkün olamayacağı belirtilerek iade edilmiş, bunun üzerine yeniden rapor alınmadan, bozma ilamından önce hazırlanan 16/04/2012 havale tarihli bilirkişi raporu hükme esas alınarak karar verilmiştir. Buna göre mahkemece; tarafların marul yetiştirerek kazanç elde etmek üzere bir ortaklık kurdukları gözetilerek konusunda uzman bir ziraat mühendisinin tasfiye memuru olarak atanması, sonrasında tasfiye memuru tarafından TBK’nın 644. madde ve diğer tasfiye hükümleri ile tespit dosyasında belirlenen marul ekilen alan da dikkate alınarak rapor alınması, davalının ortaklık için yaptığı masraflar ile davacının ortaklığa koyduğu sermayenin iade edilmesi, bu aşamadan sonra bir şey artarsa bu kazancın sözleşmede belirtilen oranlarda ortaklar arasında paylaştırılması, ortaklığın davalı tarafından yapılan giderler ödendikten sonra kalan varlığı, davacının koyduğu sermaye payını ödemeye yetmezse zararın paylaştırılması suretiyle tasfiyenin tamamlanması gerekirken, yukarıda açıklandığı üzere gerek tasfiye memurunun atanmaması gerekse tasfiyeye ilişkin diğer işlemlerin yapılmaması suretiyle uyulan bozma kararının gereğinin yerine getirilmemiş olması doğru görülmemiş, bozmayı gerektirmiştir. SONUÇ; Yukarıda açıklanan nedenlerle hükmün taraflar yararına BOZULMASINA ve peşin alınan temyiz harcının istek halinde temyiz edene iadesine, 6100 sayılı HMK'nın geçici madde 3 atfıyla 1086 sayılı HUMK'nın 440.maddesi gereğince kararın tebliğinden itibaren 15 günlük süre içerisinde karar düzeltme yolu açık olmak üzere, 21/12/2020 tarihinde oy birliği ile karar verildi.
3. Hukuk Dairesi, 2017/16791 E., 2019/4615 K.
orta eşleşmeKarar metninde maddeye atıf var... BÖLGE ADLİYE MAHKEMESİ 3. HUKUK DAİRESİ
tam metni aç
Tasfiye usulünü düzenleyen Türk Borçlar Kanununun 644.maddesine göre;
3. Hukuk Dairesi         2017/16791 E.  ,  2019/4615 K. "İçtihat Metni" MAHKEMESİ : ... BÖLGE ADLİYE MAHKEMESİ 3. HUKUK DAİRESİ Taraflar arasında ilk derece mahkemesinde görülen itirazın iptali davasında verilen hüküm hakkında bölge adliye mahkemesi tarafından yapılan istinaf incelenmesi sonucunda; davacı tarafın istinaf başvurusunun esastan reddine yönelik olarak verilen hükmün, süresi içinde davacı vekili tarafından temyiz edilmesi üzerine; temyiz dilekçelerinin kabulüne karar verildikten sonra, dosya içerisindeki bütün kağıtlar okunup gereği düşünüldü: Y A R G I T A Y K A R A R I Davacı; taraflar arasında imzalanan 09/07/2014 tarihli ortaklık sözleşmesi ile davalıya ait Saç Tasarım Estetik ve Güzellik Merkezi'ne ortak olduğunu, işlerin büyümesi, çeşitli güzellik ve rehabilitasyon makinelerinin alınması, ayrıca tadilat işlemlerinin yapılması adına davalının hesabına ödemeler yaptığını, ayrıca kredi kartından harcamalar yaptığını, ortaklık sözleşmesinin resen bitmesi sebebiyle davalıya yaptığı 98.660,00 TL ödemenin tahsilini teminen ... İcra Müdürlüğü'nün ... E. sayılı dosyası üzerinden takip yaptığını, davalının itiraz ederek takibi durdurduğunu belirterek, itirazın iptaline, takibin devamına, alacağın %20'sinden az olmamak üzere icra inkar tazminatına hükmedilmesini talep ve dava etmiştir. Davalı; taraflar arasında adi ortaklık sözleşmesinin varlığı ve 85.000,00 TL adi ortaklık katılım payı ve 9.500,00 TL adi ortaklık masraf bedeli (katılım payı artışı) ödemeleri konusunda bir uyuşmazlık bulunmadığını, ancak davacının kredi kartından yapılan ödemelerin adi ortaklığın işlerinde kullanılmadığını, adi ortaklığın zarar etmesi sebebiyle davacının tehdit ve hakaret ettiğini, adi ortaklığa ait mallara zarar verdiğini, davacıya sözleşme ile tek taraflı fesih hakkı tanınmadığını, davacının ortaklıktan çıkmak için fesih bildiriminde bulunmadığını ve ortaklığın tasfiyesini talep etmediğini, adi ortaklık ilişkisinin halen devam ettiğini ve ortaklığın sona ermediğini, bu sebeple davacının taleplerinin hukuki dayanaktan yoksun olduğunu ileri sürerek davanın reddini istemiştir. Mahkemece; adi ortaklığın kurulmasından icra takibinin yapıldığı güne kadar işletmenin kar ve zarar durumu itibariyle bilirkişi incelemesine karar verildiği, bilirkişi ücretlerinin davacı tarafça yatırılmadığı, bu nedenle davacı tarafın bilirkişi deliline dayanmaktan vazgeçmiş sayıldığı, taraflar arasında adi ortaklığın sonlanıp sonlanmadığı ve davacının adi ortaklığa olan maddi katkılarının kar ve zarar durumuna göre iadesi gerekip gerekmediği hususlarında bilirkişi raporu alınamadığı, davacının davasını kanıtlayamadığı gerekçesiyle davanın reddine karar verilmiştir. Mahkemece verilen karara karşı davacı tarafından istinaf kanun yoluna başvurulmuştur. Bölge Adliye Mahkemesince; HMK.nun 353/1-b-1 maddesi gereğince davacı tarafın istinaf başvurusunun esastan reddine karar verilmiş, hüküm davacı tarafından temyiz edilmiştir. Taraflar arasında 6098 sayılı Türk Borçlar Kanununun 620 ve devamı maddelerinde düzenlenen adi ortaklık ilişkisinin bulunduğu açıkça anlaşılmaktadır. Bir ortak tarafından adi ortaklığa ilişkin olan sermaye payının istenmesi aynı zamanda ortaklığın fesih ve tasfiyesini de kapsar. Uyuşmazlık, bu bağlamda değerlendirilip, çözüme kavuşturulmalıdır. Bu durumda, mahkemece; 01.07.2012 tarihinde yürürlüğe giren 6098 sayılı Türk Borçlar Kanununun 620 ve devamı maddelerinde düzenlenen adi ortaklık hükümleri dikkate alınmalı, Türk Borçlar Kanununun 642.madde ve devamı hükümlerine göre tasfiye işlemi gerçekleştirilmelidir. Zira, 6101 sayılı Türk Borçlar Kanununun Yürürlüğü ve Uygulama Şekli Hakkında Kanunun 1.maddesine göre; Türk Borçlar Kanununun yürürlüğe girdiği tarihten önceki fiil ve işlemlere, bunların hukuken bağlayıcı olup olmadıklarına ve sonuçlarına, bu fiil ve işlemler hangi kanun yürürlükte iken gerçekleşmişse, kural olarak o kanun hükümleri uygulanır. Ancak, Türk Borçlar Kanununun yürürlüğe girmesinden sonra bu fiil ve işlemlere ilişkin olarak gerçekleşecek temerrüt, sona erme ve tasfiye, Türk Borçlar Kanunu hükümlerine tabidir. Adi ortaklık ilişkisi, TBK'nun 639.maddesinde sayılan sona erme sebeplerinden birinin gerçekleşmesi ile sona erer. Bu şekilde ortaklığın sona ermesinin başlıca iki sonucu ortaya çıkar. Bunlardan ilki, yöneticilerin görevlerinin sona ermesi, diğeri de ortaklığın tasfiyesidir. Tasfiye, ortaklığın bütün malvarlığının belirlenip, ortakların birbirleri ile alacak verecek ve ortaklıktan doğan tüm ilişkilerinin kesilmesi yoluyla ortaklığın sonlandırılması, malların paylaşılması ya da satış yoluyla elden çıkarılmasıdır. Diğer bir anlatımla, tasfiye memuru tarafından yapılacak bir arıtma işlemi olup; hesap ve işlemlerin incelenip, bir bilanço düzenlenerek, ortaklığın aktif ve pasifi arasındaki farkı ortaya koymaktır. Tasfiye usulünü düzenleyen Türk Borçlar Kanununun 644.maddesine göre; "Ortaklığın sona ermesi hâlinde tasfiye, yönetici olmayan ortaklar da dâhil olmak üzere, bütün ortakların elbirliğiyle yapılır. Ancak, ortaklık sözleşmesinde, ortaklardan biri tarafından kendi adına ve ortaklık hesabına belirli bazı işlemlerin yapılması öngörülmüşse, bu ortak, ortaklığın sona ermesinden sonra da o işlemleri tek başına yapmak ve diğerlerine hesap vermekle yükümlüdür. Ortaklar, tasfiye işlerini yürütmek üzere tasfiye görevlisi atayabilirler. Bu konuda anlaşamamaları hâlinde, ortaklardan her biri, tasfiye görevlisinin hâkim tarafından atanması isteminde bulunabilir. Tasfiye görevlisine ödenecek ücret, sözleşmede buna ilişkin bir hüküm veya ortaklarca oybirliğiyle verilmiş bir karar yoksa tasfiyenin gerektirdiği emek ile ortaklık malvarlığının geliri gözönünde tutularak hâkim tarafından belirlenir ve ortaklık malvarlığından, buna imkân bulunamazsa, ortaklardan müteselsilen karşılanır. Tasfiye usulüne veya tasfiye sonucunda her bir ortağa dağıtılacak paya ilişkin olarak doğabilecek uyuşmazlıklar, ilgililerin istemi üzerine hâkim tarafından çözüme bağlanır.". Aynı yasanın kazanç ve zararın paylaşımı başlıklı 643. maddesinde ise " Ortaklığın borçları ödendikten ve ortaklardan her birinin ortaklığa verdiği avanslar ile ortaklık için yaptığı giderler ve koymuş olduğu katılım payı geri verildikten sonra bir şey artarsa, bu kazanç, ortaklar arasında paylaşılır. Ortaklığın, borçlar, giderler ve avanslar ödendikten sonra kalan varlığı, ortakların koydukları katılım paylarının geri verilmesine yetmezse, zarar ortaklar arasında paylaşılır." hükmü yer almaktadır. Katılım payı olarak bir şeyin mülkiyetini koyan ortak, ortaklığın sona ermesi üzerine yapılacak tasfiye sonucunda, o şeyi olduğu gibi geri alamaz; ancak koyduğu katılım payına ne değer biçilmişse, o değeri isteyebilir. Bu değer belirlenmemişse, geri alma, o şeyin katılım payı olarak konduğu zamandaki değeri üzerinden yapılır. (TBK' nun 642. md.) Keza, aynı yasanın kazanç ve zarara katılma başlıklı 623.maddesine göre de; "Sözleşmede aksi kararlaştırılmamışsa, her ortağın kazanç ve zarardaki payı, katılım payının değerine ve niteliğine bakılmaksızın eşittir. Sözleşmede ortakların kazanç veya zarara katılım paylarından biri belirlenmişse bu belirleme, diğerindeki payı da ifade eder. Bir ortağın zarara katılmaksızın yalnız kazanca katılacağına ilişkin anlaşma, ancak katılma payı olarak yalnızca emeğini koymuş olan ortak için geçerlidir." hükmünü ihtiva etmektedir. Mahkemece, yukarıdaki yasa hükümlerine göre, öncelikle, ortaklık sözleşmesinde bu hususta hüküm bulunup bulunmadığına bakmak, hüküm bulunduğu takdirde tasfiyenin sözleşmedeki hükümlere göre yapılmasını sağlamak; böyle bir hükmün bulunmaması halinde ise ortakların anlaşarak tasfiye memuru belirlemelerini istemek; bu konuda anlaşamamaları halinde ise hakim tarafından tasfiye işlemini gerçekleştirecek (ortaklığın faaliyet alanına göre konusunda uzman bir veya üç kişiyi) tasfiye memuru olarak re'sen atamak olmalıdır. Bundan sonra ise, tasfiye işlemleri; hakim tarafından öngörülecek üçer aylık (uyuşmazlığın mahiyetine göre süreler uzatılıp kısaltılabilir) dönemlerde tasfiye memuru tarafından 3 aşamada gerçekleştirilmelidir. Birinci aşamada; ortaklığın sona erdiği tarih itibariyle ortaklığın tüm malvarlığı (aktif ve pasifi ile birlikte) belirlenmeli, yönetici ve idareci ortaktan ortaklık hesabını gösterir hesap istenmeli, verilen hesapta uyuşmazlık çıktığı takdirde, taraflardan delilleri sorularak toplanmalı, tasfiye memurunun belirlediği malvarlığı bilançosu taraflara tebliğ edilmeli, bu husustaki itirazları da karşılanıp, toplanacak delillere göre değerlendirilmelidir. İkinci aşamada; ortaklığın malvarlığına ilişkin satış ve nakde çevirme işlemi (TMK'nın 634. vd. maddelerinde düzenlenen resmi tasfiye işlemi kıyasen uygulanmak suretiyle) gerçekleştirilmeli, şayet bu mallar mevcut değilse değerleri bilirkişi marifetiyle saptanmalıdır. Üçüncü ve son aşamada ise; yukarıdaki işlemler sonucu oluşan değerden, öncelikle ortaklığın borçları ödenmeli ve ortaklardan her birinin, ortaklığa verdiği avanslar ile ortaklık için yaptığı giderler ve katılım payı geri verilmeli, bundan sonra bir şey artarsa, bu kazanç veya (ortaklığın, borçlar, giderler ve avanslar ödendikten sonra kalan varlığı, ortakların koydukları katılım paylarının geri verilmesine yetmezse) zarar da belirlenerek ortaklara paylaştırılmak üzere son bilanço düzenlenmelidir. Bu aşamalardan sonra ise; tasfiye memurunun yaptığı tasfiye işleminin sonuç bilançosuna göre hakim, (HMK'nun 297.maddesi uyarınca) tarafların hak ve yükümlülüklerini saptayıp, tasfiye işlemini sonlandırmalı ve bu doğrultuda hüküm oluşturmalıdır. Mahkemece, her ne kadar verilen kesin süreye rağmen bilirkişi ücretinin yatırılmaması gerekçe gösterilerek davanın da reddine karar verilmiş ise de, 6100 sayılı HMK’nun "Resen yapılması gereken işlemlere ilişkin giderler" başlığı altında yer alan 325. maddesinde; "Tarafların üzerinde serbestçe tasarruf edemeyeceği dava ve işlerde, hâkim tarafından resen başvurulan deliller için gereken giderlerin, bir haftalık süre içinde taraflardan birisi veya belirtilecek oranda her ikisi tarafından ödenmesine karar verilir. Belirlenen süre içinde bu işlemlere ait giderleri karşılayacak miktarda avans yatırılmazsa, ileride bu gideri ödemesi gereken taraftan alınmak üzere Hazineden ödenmesine hükmedilir." düzenlemesine yer verilmiştir. Somut olayda; mahkemece her ne kadar verilen kesin süreye rağmen gerekli bilirkişi ücretinin yatırılmaması gerekçe gösterilerek davanın reddine karar verilmiş ise de, mahkemece tasfiye memuru re’sen görevlendirilmesi gerektiğinden, eldeki davada 6100 sayılı HMK’nun 325. maddesi uyarınca işlem yapılması gerektiği kuşkusuzdur. O halde mahkemece; belirlenen sürede söz konusu işlemlere dair giderlerin karşılanmamış olması durumunda, ileride bu gideri ödemesi gereken taraftan alınmak üzere tasfiye giderlerinin Hazineden karşılanmasına hükmedilerek, taraflar arasındaki adi ortaklık ilişkisinin yukarıda açıklanan ilke ve esaslara titizlikle uyulmak suretiyle tasfiye edilmesi gerekirken, yanlış değerlendirme ile yazılı şekilde hüküm tesisi usul ve yasaya aykırı olup, bozmayı gerektirmiştir. İlk derece mahkemesi kararının, yukarıda açıklanan nedenle bozulmasına karar verilmiş olduğundan, HMK'nun 373 üncü maddesinin birinci fıkrası uyarınca, işbu karara karşı yapılan istinaf başvurusunun esastan reddine ilişkin bölge adliye mahkemesi kararının da kaldırılmasına karar verilmiştir. SONUÇ : Yukarıda açıklanan nedenlerle 6100 sayılı HMK'nun 373. maddesinin birinci fıkrası uyarınca temyiz olunan Bölge Adliye Mahkemesi kararının KALDIRILMASINA, aynı Kanunun 371. maddesi uyarınca İlk Derece Mahkemesi kararının davacı taraf yararına BOZULMASINA, peşin alınan temyiz harcının istek halinde temyiz edene iadesine, dosyanın İlk Derece Mahkemesine, kararın bir örneğinin de Bölge Adliye Mahkemesine GÖNDERİLMESİNE, 16/05/2019 tarihinde oy birliği ile karar verildi.

Eşleştirme iki kanıta dayanır: kararın kendi metnindeki madde atfı ve şerh kitaplarının o kararı hangi maddenin altında bastığı. Otomatik üretilmiştir, hukuki tavsiye değildir; kararın güncelliğini ve sonraki içtihat değişikliklerini ayrıca denetleyin.