Hukuk Muhakemeleri Kanunu 103. maddesi, Hukuksal Eğitim mevzuat kütüphanesinde tam metin olarak yayımlanmıştır. Aşağıda maddenin tam metni, maddeyle eşleşen yüksek mahkeme kararları ve bu maddeden çıkmış sınav soruları yer alır. Ham metin için adresin sonuna /raw ekleyin.
Madde Metni
MADDE 103- (1) Adli tatilde, ancak aşağıdaki dava ve işler görülür:
a) İhtiyati tedbir, ihtiyati haciz ve delillerin tespiti gibi geçici hukuki koruma, deniz raporlarının alınması ve dispeçci atanması talepleri ile bunlara karşı yapılacak itirazlar ve diğer başvurular hakkında karar verilmesi.
b) Her çeşit nafaka davaları ile soybağı, velayet ve vesayete ilişkin dava ya da işler.
c) Nüfus kayıtlarının düzeltilmesi işleri ve davaları.
ç) Hizmet akdi veya iş sözleşmesi sebebiyle işçilerin açtıkları davalar.
d) Ticari defterlerin kaybından dolayı kayıp belgesi verilmesi talepleri ile kıymetli evrakın kaybından doğan iptal işleri.
e) İflas ve konkordato ile sermaye şirketleri ve kooperatiflerin uzlaşma suretiyle yeniden yapılandırılmasına ilişkin işler ve davalar.
f) Adli tatilde yapılmasına karar verilen keşifler.
g) Tahkim hükümlerine göre, mahkemenin görev alanına giren dava ve işler.
ğ) Çekişmesiz yargı işleri.
h) Kanunlarda ivedi olduğu belirtilen veya taraflardan birinin talebi üzerine, mahkemece ivedi görülmesine karar verilen dava ve işler.
(2) Tarafların anlaşması hâlinde veya dava bir tarafın yokluğunda görülmekte ise hazır olan tarafın talebi üzerine, yukarıdaki iş ve davalara bakılması, adli tatilden sonraya bırakılabilir.
(3) Adli tatilde, yukarıdaki fıkralarda gösterilenler dışında kalan dava ve işlerle ilgili olarak verilen dava, karşı dava, istinaf ve temyiz dilekçeleri ile bunlara karşı verilen cevap dilekçelerinin ve dosyası işlemden kaldırılan davaları yenileme dilekçelerinin alınması, ilam verilmesi, her türlü tebligat, dosyanın başka bir mahkemeye, bölge adliye mahkemesine veya Yargıtaya gönderilmesi işlemleri de yapılır.
(4) Bu madde hükümleri, bölge adliye mahkemeleri ile Yargıtay incelemelerinde de uygulanır.
Adli tatilin sürelere etkisi
Bu Maddeyle İlgili Yüksek Mahkeme Kararları
20 karar eşleşti
Hukuk Genel Kurulu, 2020/124 E., 2022/672 K.
yüksek eşleşmeKarar metninde maddeye atıf varİş Mahkemesi
6100 sayılı Hukuk Muhakemeleri Kanunu’nun 103. maddesinde yer alan;
Hukuk Genel Kurulu 2020/124 E. , 2022/672 K.
"İçtihat Metni"
MAHKEMESİ :İş Mahkemesi
1. Taraflar arasındaki “Rücuan tazminat” davasından dolayı yapılan yargılama sonunda, Erzurum İş Mahkemesince verilen davanın kabulüne ilişkin karar davalılar vekilleri tarafından temyiz edilmesi üzerine Yargıtay 10. Hukuk Dairesince yapılan inceleme sonunda bozulmuş, mahkemece Özel Daire bozma kararına karşı direnilmiştir.
2. Direnme kararı davalı ... A.Ş. vekili tarafından temyiz edilmiştir.
3. Hukuk Genel Kurulunca dosyadaki belgeler incelendikten sonra gereği görüşüldü:
I. YARGILAMA SÜRECİ
Davacı İstemi:
4. Davacı ... (SGK/Kurum) vekili dava dilekçesinde; dava dışı sigortalı ...’un davalılar ... ve ... adına işlem gören ve davalı ... A.Ş’ye zorunlu malî mesuliyet sigortası ile sigortalı olan ... plakalı özel halk otobüsünü kullandığı sırada gerçekleşen trafik iş kazasında vefat ettiğini, dava dışı sigortalının 01.07.2012 tarihinde çalışmaya başlamasına rağmen işe giriş bildirgesinin yasal süresinden sonra Kuruma verilmesi nedeniyle davalılar ... ve ... hakkında 5510 sayılı Kanun’un 23. maddesi gereğince işlem yapılması gerektiğini ileri sürerek davacı Kurum tarafından hak sahiplerine ödenen 363TL cenaze yardımından 50TL'sinin ödeme tarihinden, bağlanan 45.843,03TL peşin değerli gelirden 4.950TL'sinin ise gelir bağlama kararlarının onay tarihinden itibaren yasal faizi ile birlikte davalılardan müteselsilen tahsilini talep etmiştir.
Davalı Cevabı:
5. Davalı ... A.Ş. vekili cevap dilekçesinde; ... plakalı aracın müvekkili şirkette 15.12.2011-15.12.2012 vadeli poliçe ile zorunlu malî mesuliyet sigortasıyla sigortalı olduğunu, bahsi geçen poliçeye göre teminatın kişi başı 200TL ile sınırlandırıldığını, yasal düzenlemelere göre trafik sigortasının sigortalı aracın üçüncü kişilere verdiği zararları limit dâhilinde ödemeyi taahhüt edebileceğini, 17.10.2012 tarihinde meydana gelen trafik kazasında araç sürücüsünün vefat ettiğini, bu durumda davacı araç sürücüsü tam kusurlu kabul edilse dâhi davacı Kurumun müvekkili şirketten tazminat talep edemeyeceğini belirterek davanın reddini savunmuştur.
6. Davalılar ... ve ... vekili cevap dilekçesi sunmamış, 26.03.2015 tarihli duruşmada davanın reddi gerektiğini savunmuştur.
Mahkeme Kararı:
7. Erzurum İş Mahkemesinin 12.01.2016 tarihli ve 2013/248 E., 2016/51 K. sayılı kararı ile; Erzurum Cumhuriyet Başsavcılığının 2012/12258 soruşturma numaralı dosyasında bulunan 30.10.2012 tarihli raporda sürücü ...’un kusurlu olduğunun, 18.03.2013 tarihli raporda ise bu kişinin 1. derecede kusurunun bulunduğunun belirtildiği, öte yandan SGK müfettişlerince hazırlanan raporda da sigortalı ...’un kusurlu olduğunun kabul edildiği, ayrıca 10.12.2014 tarihli bilirkişi heyeti tarafından hazırlanan raporda sigortalının kusur oranının %100 olduğunun belirtildiği, dava dışı sigortalı ...’un işe giriş bildirgesinin trafik kazasının gerçekleştiği gün Kuruma verildiği, bu nedenle 5510 sayılı Kanun’un 23. maddesi gereğince davalılar ... ve ...’ın kusursuz sorumluluğunun söz konusu olduğu, ancak %50’den az olmayacak şekilde hesaplanacak zarardan indirim yapılması gerektiği, kazaya karışan diğer aracı sigorta ettiren ihbar olunan ... Sigorta A.Ş. vekili tarafından Erzurum Büyükşehir Belediyesine 50.000TL ödeme yapıldığına dair belge sunulmuş ise de ihbar olunan hakkında hüküm kurulması mümkün olmadığından yapılan ödemenin mahsup edilmediği gerekçesiyle davanın kabulüne karar verilmiştir.
Özel Daire Bozma Kararı:
8. Erzurum İş Mahkemesinin yukarıda belirtilen kararına karşı süresi içinde davalılar vekilleri temyiz isteminde bulunmuştur.
9. Yargıtay 10. Hukuk Dairesinin 22.10.2018 tarihli ve 2018/5194 E., 2018/8349 K. sayılı kararı ile; davalılar vekillerinin sair temyiz itirazlarının reddine karar verildikten sonra “…2-…Somut olaya bakıldığında, sigortalının kullanmış olduğu aracın sigortacısı konumunda olan davalı ...’nın sorumluluğunun ancak 3.kişilere karşı olduğu, sigortalının aracı kullanan kişi ve kaza olayının meydana gelmesinde %100 oranında kusurlu olmak suretiyle, kendi ölümü ile neticelenen olayda 3. kişi olmadığı belirgin olmakla, davalı ...’nın da, sigortalının 3. kişi konumunda olmayan hak sahiplerine karşı bir sorumluluğu düşünülemeyeceğinden, davalı ... şirketi açısından davanın reddine karar verilmesi yerine, yazılı şekilde hüküm kurulması isabetsizdir.
Bu maddi ve hukuki esaslar göz önünde tutulmaksızın, eksik inceleme sonucunda yazılı şekilde hüküm kurulması, usul ve yasaya aykırı olup, bozma nedenidir.
O hâlde, davalılar vekillerinin bu yönleri amaçlayan temyiz itirazları kabul edilmeli ve hüküm bozulmalıdır.” gerekçesiyle karar bozulmuştur.
Direnme Kararı:
10. Erzurum 1. İş Mahkemesinin 08.07.2019 tarihli ve 2019/350 E., 2019/229 K. sayılı kararı ile; Hukuk Genel Kurulunun 14.03.2019 tarihli ve 2017/1089 E., 2019/294 K. sayılı kararının emsal nitelikte olduğu, 2918 sayılı Karayolları Trafik Kanunu’na ve Karayolları Motorlu Araçlar Zorunlu Mali Sorumluluk Sigortası Genel Şartlarına göre aracın zorunlu malî sigortacısı davalı ... şirketinin işletenin üçüncü kişilere verdiği zararları teminat altına aldığı, olayda işleten veya sürücü tam kusurlu olsalar dâhi destekten yoksun kalanların zarar gören üçüncü kişi konumunda olduğu belirtilerek önceki gerekçe de tekrar edilmek suretiyle direnme kararı verilmiştir.
Direnme Kararının Temyizi:
11. Direnme kararı süresi içinde davalı ... A.Ş. vekili tarafından temyiz edilmiştir.
II. UYUŞMAZLIK
12. Hukuk Genel Kurulu önüne gelen uyuşmazlık; somut olayda çok taraflı trafik kazasında hayatını kaybeden ve kazanın meydana gelmesinde %100 kusurlu olan dava dışı sigortalı ...’un hak sahiplerinin üçüncü kişi olarak kabul edilip edilemeyeceği; buradan varılacak sonuca göre davalı ... A.Ş’nin sigortalı ...’un hak sahiplerine karşı sorumlu tutulmasının mümkün olup olmadığı noktasında toplanmaktadır.
III. ÖN SORUN
13. Hukuk Genel Kurulundaki görüşmeler sırasında öncelikle gerekçeli direnme kararı 14.08.2019 tarihinde tebliğ edilen davalı ... A.Ş. vekili tarafından 06.09.2019 elektronik imza tarihli temyiz dilekçesinin ibraz edildiği, aynı tarihte temyiz başvuru ve karar harcının yatırıldığı eldeki davanın trafik iş kazası sonucu vefat eden sigortalının hak sahiplerine bağlanan gelirin ilk peşin sermaye değeri ile cenaze yardımından oluşan Kurum zararının rücuan tahsili istemine ilişkin olduğu gözetildiğinde davanın adli tatilde görülmesi mümkün davalardan olup olmadığı; buradan varılacak sonuca göre davalı ... şirketinin temyiz başvurusunun süresinde kabul edilip edilemeyeceği hususu ön sorun olarak tartışılıp değerlendirilmiştir.
14. 6100 sayılı Hukuk Muhakemeleri Kanunu’nun (HMK) “Adli tatil süresi” başlıklı 102. maddesi; “Adli tatil, her yıl yirmi temmuzda başlar, otuz bir ağustosta sona erer. Yeni adli yıl bir eylülde başlar” şeklinde düzenlenmiştir.
15. 6100 sayılı Hukuk Muhakemeleri Kanunu’nun 103. maddesinde yer alan; “(1) Adli tatilde, ancak aşağıdaki dava ve işler görülür:
a) İhtiyati tedbir, ihtiyati haciz ve delillerin tespiti gibi geçici hukuki koruma, deniz raporlarının alınması ve dispeçci atanması talepleri ile bunlara karşı yapılacak itirazlar ve diğer başvurular hakkında karar verilmesi.
b) Her çeşit nafaka davaları ile soybağı, velayet ve vesayete ilişkin dava ya da işler.
c) Nüfus kayıtlarının düzeltilmesi işleri ve davaları.
ç) Hizmet akdi veya iş sözleşmesi sebebiyle işçilerin açtıkları davalar.
d) Ticari defterlerin kaybından dolayı kayıp belgesi verilmesi talepleri ile kıymetli evrakın kaybından doğan iptal işleri.
e) İflas ve konkordato ile sermaye şirketleri ve kooperatiflerin uzlaşma suretiyle yeniden yapılandırılmasına ilişkin işler ve davalar.
f) Adli tatilde yapılmasına karar verilen keşifler.
g) Tahkim hükümlerine göre, mahkemenin görev alanına giren dava ve işler.
ğ) Çekişmesiz yargı işleri.
h) Kanunlarda ivedi olduğu belirtilen veya taraflardan birinin talebi üzerine, mahkemece ivedi görülmesine karar verilen dava ve işler.
(2) Tarafların anlaşması hâlinde veya dava bir tarafın yokluğunda görülmekte ise hazır olan tarafın talebi üzerine, yukarıdaki iş ve davalara bakılması, adli tatilden sonraya bırakılabilir.
(3) Adli tatilde, yukarıdaki fıkralarda gösterilenler dışında kalan dava ve işlerle ilgili olarak verilen dava, karşı dava, istinaf ve temyiz dilekçeleri ile bunlara karşı verilen cevap dilekçelerinin ve dosyası işlemden kaldırılan davaları yenileme dilekçelerinin alınması, ilam verilmesi, her türlü tebligat, dosyanın başka bir mahkemeye, bölge adliye mahkemesine veya Yargıtaya gönderilmesi işlemleri de yapılır.
(4) Bu madde hükümleri, bölge adliye mahkemeleri ile Yargıtay incelemelerinde de uygulanır.” şeklindeki hüküm ile de adli tatilde görülecek dava ve işlerin neler olduğu hüküm altına alınmıştır.
16. Diğer taraftan HMK’nın “Adli tatilin sürelere etkisi” başlıklı 104. maddesi; “Adli tatile tabi olan dava ve işlerde, bu Kanunun tayin ettiği sürelerin bitmesi tatil zamanına rastlarsa, bu süreler ayrıca bir karara gerek olmaksızın adli tatilin bittiği günden itibaren bir hafta uzatılmış sayılır.” şeklindedir.
17. Bundan başka mülga 5521 sayılı İş Mahkemeleri Kanunu’nun (5521 sayılı Kanun) 1. maddesi; “İş Kanununa göre işçi sayılan kimselerle (o kanunun değiştirilen ikinci maddesinin Ç, D ve E fıkralarında istisna edilen işlerde çalışanlar hariç) işveren veya işveren vekilleri arasında iş akdinden veya İş Kanununa dayanan her türlü hak iddialarından doğan hukuk uyuşmazlıklarının çözülmesi ile görevli olarak lüzum görülen yerlerde iş mahkemeleri kurulur.
Bu mahkemeler:
A) (Mülga: 18/10/2012-6356/81 md.)
B) İşçi Sigortaları Kurumu ile sigortalılar veya yerine kaim olan hak sahipleri arasındaki uyuşmazlıklardan doğan itiraz ve davalara da bakarlar” şeklinde olup işçi sayılan kimselerle (Kanunun değiştirilen ikinci maddesinin Ç, D ve E fıkralarında istisna edilen işlerde çalışanlar hariç) işveren veya işveren vekilleri arasında iş akdinden veya İş Kanunu'na dayanan her türlü hak iddialarından doğan hukukî uyuşmazlıkların iş mahkemelerinde çözümleneceği belirtilmiştir.
18. Öte yandan 25.10.2017 tarihli ve 30221 sayılı Resmî Gazete'de yayımlanarak yürürlüğe giren 7036 sayılı İş Mahkemeleri Kanunu'nun (7036 sayılı Kanun) 5. maddesinde iş mahkemelerinin görevi düzenlenmiş olup buna göre;
“İş mahkemeleri;
a) 5953 sayılı Kanuna tabi gazeteciler, 854 sayılı Kanuna tabi gemi adamları, 22/5/2003 tarihli ve 4857 sayılı İş Kanununa veya 11/1/2011 tarihli ve 6098 sayılı Türk Borçlar Kanununun İkinci Kısmının Altıncı Bölümünde düzenlenen hizmet sözleşmelerine tabi işçiler ile işveren veya işveren vekilleri arasında, iş ilişkisi nedeniyle sözleşmeden veya kanundan doğan her türlü hukuk uyuşmazlıklarına,
b) İdari para cezalarına itirazlar ile 5510 sayılı Kanunun geçici 4 üncü maddesi kapsamındaki uyuşmazlıklar hariç olmak üzere Sosyal Güvenlik Kurumu veya Türkiye İş Kurumunun taraf olduğu iş ve sosyal güvenlik mevzuatından kaynaklanan uyuşmazlıklara,
c) Diğer kanunlarda iş mahkemelerinin görevli olduğu belirtilen uyuşmazlıklara, ilişkin dava ve işlere bakar”.
19. Ayrıca 7036 sayılı Kanun’un “Yargılama usulü ve kanun yolları" başlıklı 7. maddesi ile;
“(1) İş mahkemelerinde basit yargılama usulü uygulanır.
(2) Davaların yığılması hâlinde, her bir talebe ilişkin vakıalar bakımından ispat yükü ve deliller ayrı ayrı değerlendirilir.
(3) 12/1/2011 tarihli ve 6100 sayılı Hukuk Muhakemeleri Kanununun kanun yollarına ilişkin hükümleri, iş mahkemelerince verilen kararlar hakkında da uygulanır.
(4) Kanun yoluna başvuru süresi, ilamın taraflara tebliğinden itibaren işlemeye başlar.
(5) Kanun yoluna başvurulan kararlar, bölge adliye mahkemesi ve Yargıtayca ivedilikle karara bağlanır.” şeklinde düzenleme yapılmıştır.
20. Görüldüğü üzere 7036 sayılı Kanun’un 7. maddesinin 1. fıkrasıyla iş mahkemelerinde basit yargılama usulünün uygulanacağı vurgulanmış, son fıkrası ile de kanun yoluna başvurulan kararların bölge adliye mahkemesi ve Yargıtayca ivedilikle karara bağlanacağı düzenlemesi getirilerek mülga 5521 sayılı Kanun’un 8. maddesinin 4. fıkrasındaki “Kanun yoluna başvurulan kararlar, bölge adliye mahkemesi ve Yargıtayca iki ay içinde karara bağlanır” şeklindeki hükmün aksine iş mahkemesince verilen kararların ivedilikle inceleneceği belirtilmiş ancak belli bir süre sınırlaması konulmamıştır.
21. Ayrıca 7036 sayılı İş Mahkemeleri Kanunu'nun 7. maddesinin gerekçesinde; “6100 sayılı Hukuk Muhakemeleri Kanunu’nun 103. maddesinin 1. fıkrasının (ç) bendi uyarınca hizmet akdi veya iş sözleşmesi sebebiyle işçilerin açtıkları davalar ilk derece mahkemesince adli tatilde görülebilmektedir. Buna karşılık dava açanın işçi veya işveren olduğuna bakılmaksızın iş mahkemesi kararları, kanun yolunda (bölge adliye mahkemesi ve Yargıtayda) ivedilikle karara bağlanacağı için 6100 sayılı Kanun’un 103. maddesinin 1. fıkrasının (h) bendi uyarınca adli tatilde de incelenebilecektir.” şeklinde açıklama yapılmıştır.
22. Bundan başka 5510 sayılı Sosyal Sigortalar ve Genel Sağlık Sigortası Kanunu'nun (5510 sayılı Kanun) 101. maddesi; “Bu Kanunda aksine hüküm bulunmayan hallerde, bu Kanun hükümlerinin uygulanmasıyla ilgili ortaya çıkan uyuşmazlıklar iş mahkemelerinde görülür” şeklindedir.
23. İş kazası nedeniyle açılan rücuan tazminat davasının yasal dayanağı olan 5510 sayılı Kanun'un 21. maddesinin 1. fıkrasında ise; “İş kazası ve meslek hastalığı, işverenin kastı veya sigortalıların sağlığını koruma ve iş güvenliği mevzuatına aykırı bir hareketi sonucu meydana gelmişse, Kurumca sigortalıya veya hak sahiplerine bu Kanun gereğince yapılan veya ileride yapılması gereken ödemeler ile bağlanan gelirin başladığı tarihteki ilk peşin sermaye değeri toplamı, sigortalı veya hak sahiplerinin işverenden isteyebilecekleri tutarlarla sınırlı olmak üzere, Kurumca işverene ödettirilir. İşverenin sorumluluğunun tespitinde kaçınılmazlık ilkesi dikkate alınır.” hükmü bulunmaktadır.
24. Bununla birlikte 5510 sayılı Kanun’un “Süresinde bildirilmeyen sigortalılıktan doğan sorumluluk” başlıklı 23. maddesi; “Sigortalı çalıştırmaya başlandığının süresi içinde sigortalı işe giriş bildirgesi ile Kuruma bildirilmemesi halinde, bildirgenin sonradan verildiği veya sigortalı çalıştırıldığının Kurumca tespit edildiği tarihten önce meydana gelen iş kazası, meslek hastalığı, hastalık ve analık halleri sonucu ilgililerin gelir ve ödenekleri Kurumca ödenir.
Yukarıdaki fıkrada belirtilen hallerde, Kurumca yapılan ve ileride yapılması gerekli bulunan her türlü masrafların tutarı ile gelir bağlanırsa bu gelirin başladığı tarihteki ilk peşin sermaye değeri tutarı, 21 inci maddenin birinci fıkrasında yazılı sorumluluk halleri aranmaksızın, işverene ayrıca ödettirilir.
4 üncü maddenin birinci fıkrasının (b) bendi kapsamında sigortalı olduğu halde, 8 inci maddenin üçüncü fıkrasında belirtilen süre içerisinde bildirimde bulunmayanlara, bildirimde bulunulmayan sürede meydana gelen iş kazası, meslek hastalığı, analık halleri sonucu ilgililerin gelir ve ödenekleri Kurumca ödenmez” şeklinde düzenlenmiştir.
25. Bu hükümlerden de anlaşılacağı üzere Kurumun iş kazası ya da meslek hastalığı hâllerinde sigortalıya, ölümü hâlinde ise hak sahiplerine bağladığı gelirin ilk peşin sermaye değerinin ilgililerden rücuan tahsili istemine ilişkin davanın yasal dayanağı 5510 sayılı Kanun olup yine aynı Kanun’un 101. maddesi uyarınca iş mahkemesinde görülmesi gerekmektedir.
26. 7036 sayılı İş Mahkemeleri Kanunu'nun yukarıda yer verilen 5. maddesinin 2. fıkrasındaki hüküm de aynı doğrultudadır.
27. Şu hâlde yukarıda belirtilen yasal düzenlemelerde öngörüldüğü üzere icra mahkemesinde görülenler hariç basit yargılama usulüne tabi olan davalara adli tatilde bakılmayacaktır. Başka bir ifade ile basit yargılama usulüne tabi davalar da adli tatile tabi olacaktır. Bu nedenle basit yargılama usulünün uygulandığı iş mahkemeleri adli tatilden yararlanacaktır (Pekcanıtez Usûl, Medeni Usul Hukuku Cilt I, İstanbul 2017, s.471).
28. Adli tatilde görülemeyen basit yargılama usulüne tâbi olan davalarla ilgili bir süre, adli tatil süresi içinde sona ererse, adli tatilden sonra ek bir süreden yararlanacaktır. Ancak HMK’nın 103. maddesinin 1. fıkrasının (h) bendi uyarınca Kanunlarda ivedi olduğu belirtilen veya taraflardan birinin talebi üzerine mahkemece ivedi görülmesine karar verilen dava ve işler adli tatilde görülmeye devam edilecektir. Dikkat edilirse burada yargılama usulü değil, dava veya işin ivedi olması ya da mahkemenin ivedi olduğuna karar vermesi önemlidir. Bu nedenle mahkeme yazılı ya da basit yargılama usulüne tabi bir dava ya da işin ivedi olduğuna karar verirse, bu dava veya işin adli tatilde de görülmesine karar verebilir (Pekcanıtez Usûl, s. 471 ve 472).
29. Öte yandan 7036 sayılı Kanun’un 7. maddesinin 5. fıkrasındaki “Kanun yoluna başvurulan kararlar, bölge adliye mahkemesi ve Yargıtayca ivedilikle karara bağlanır” düzenlemesine ilişkin madde gerekçesinde yer alan HMK’nın 103. maddesinin 1. fıkrasının (ç) bendi gereğince hizmet akdi veya iş sözleşmesi sebebiyle işçilerin açtıkları davalar ilk derece mahkemelerinde adli tatilde görülebilmekteyse de dava açanın işçi veya işveren olduğuna bakılmaksızın iş mahkemesi kararlarının bölge adliye mahkemesi ve Yargıtayca ivedilikle karara bağlanacağı için HMK’nın 103. maddesinin 1. fıkrasının (h) bendi uyarınca adli tatilde de incelenebileceğine dair açıklama karşısında yasal düzenlemenin kanun yoluna başvuru sonrası bir anlam içerdiği, kanun yoluna başvuru süresine bir etkisinin olmadığı açıktır. Zira öncesi için ivedilik durumu düzenlenmemiştir.
30. Yukarıda açıklanan yasal düzenlemeler ile somut olaya ilişkin maddi ve hukukî olgulara göre; davacı ... tarafından davalı işverenlere ve sigorta şirketine karşı murisin hak sahiplerine bağlanan gelirin ilk peşin sermaye değeri ile yapılan cenaze yardımının tahsili istemiyle açılan ve iş mahkemesinde görülen rücuan tazminat davasının HMK’nın 103. maddesinin 1. fıkrasının (ç) bendinde belirtilen “hizmet akdi veya iş sözleşmesi sebebiyle işçilerin açtıkları davalar” kapsamında bulunmadığı, yine HMK’nın 103. maddesinin 1. fıkrasının (h) bendindeki kanunlarda ivedi olduğu belirtilen veya taraflardan birinin talebi üzerine mahkemece ivedi görülmesine karar verilen dava ve işlerden de olmadığı, 7036 sayılı Kanun’un 7. maddesinin 5. fıkrasında yer alan kanun yoluna başvurulan kararların bölge adliye mahkemesi ve Yargıtayca ivedilikle karara bağlanacağına dair hükmün kanun yoluna başvuru süresine etkisinin bulunmadığı, kanun yoluna başvuru sonrası yargılama süresine ilişkin olduğu, bu itibarla eldeki dava adli tatilde görülebilecek nitelikte bir dava olmadığından tarafların HMK’nın 104. maddesinde belirtilen bir haftalık süreden yararlanabileceği anlaşılmaktadır.
31. Bu durumda adli tatile denk gelen 14.08.2019 tarihinde tebliğ edilen gerekçeli direnme kararına ilişkin davalı ... A.Ş. vekili tarafından 06.09.2019 tarihinde verilen temyiz dilekçesinin süresinde olduğu kabul edilerek ön sorunun bulunmadığına oy birliği ile karar verilmek suretiyle işin esasının incelenmesine geçilmiştir.
IV. GEREKÇE
32. Öncelikle uyuşmazlık konusu ile ilgili yasal düzenlemelere kısaca değinilmelidir.
33. Diğer sigorta türlerinde olduğu gibi sorumluluk sigortalarında da kural olarak sözleşme serbestisi ilkesi geçerlidir. Ancak, kamu yararını gözeten kanun koyucu birtakım sorumluluk sigortalarının yapılmasını tarafların iradesine bırakmamış bu konularda özel düzenlemeler yapmıştır. 5684 sayılı Sigortacılık Kanunu’nun 13. maddesinin 1. fıkrası ile kamu yararı ön planda tutularak, yaptırılması zorunlu tutulan sorumluluk sigortalarının, özel kanunlardaki özel hükümler de saklı tutularak, sigorta şirketlerinin çalışma alanı kapsamında kalanlar bakımından bu tür sigorta sözleşmelerini yapmakla sigorta şirketleri zorunlu ve yükümlü tutulmuştur (Ulaş, Işıl: Uygulamalı Zarar Sigortaları Hukuku, Ankara 2012, s. 873). Aynı konuya ilişkin bu yükümlülük 6102 sayılı Türk Ticaret Kanunu’nun 1483. maddesinde de yinelenmiştir.
34. Öte yandan 2918 sayılı Karayolları Trafik Kanunu’nun (KTK) 85. maddesinin 1. fıkrası ile işleten ve araç işleticisinin bağlı olduğu teşebbüs sahibinin hukukî sorumluluğu “Bir motorlu aracın işletilmesi bir kimsenin ölümüne veya yaralanmasına yahut bir şeyin zarara uğramasına sebep olursa, motorlu aracın bir teşebbüsün unvanı veya işletme adı altında veya bu teşebbüs tarafından kesilen biletle işletilmesi halinde, motorlu aracın işleteni ve bağlı olduğu teşebbüsün sahibi, doğan zarardan müştereken ve müteselsilen sorumlu olurlar.” şeklinde düzenlenmiştir.
35. Nitekim KTK’nın 91. maddesi ile de işletenlerin, bu maddeye göre olan sorumluluklarının karşılanmasını sağlamak üzere malî sorumluluk sigortası yaptırmaları zorunluluğu getirilmiştir. Burada işletenin sorumluluğu hukukî nitelikçe tehlike sorumluluğuna ilişkin bulunmakla birlikte, işletenin hukukî sorumluluğunu üstlenen zorunlu sigortacının 91. maddede düzenlenen sorumluluğu ise, akdi (sözleşmesel) niteliktedir. Söz konusu akdi ilişki, işleten ile onun hukukî sorumluluğunu üzerine alan zorunlu (trafik) sigortacısı arasındadır.
36. Ayrıca KTK’nın 92. maddesinde zorunlu malî sorumluluk sigortası dışında kalan hususların tahdidi olarak sayılmış olup maddenin (a) bendinde belirtildiği üzere “İşletenin; bu Kanun uyarınca eylemlerinden sorumlu tutulduğu kişilere karşı yöneltebileceği talepler” sigorta teminatı kapsamı dışında bırakılmıştır. Vurgulamakta yarar vardır ki, bu hüküm işletenin eyleminden sorumlu olduğu kişilere yönelik kendi zararına dayalı talepleri noktasında önem arz etmektedir. Kaza ve dava tarihi itibariyle yürürlükte bulunan yasal düzenlemelere göre, salt sigorta şirketinin dava edildiği ve üçüncü kişinin zararının söz konusu olduğu durumlarda bu hükmün uygulama alanı bulamayacağı açıktır.
37. Nitekim aynı ilkeler, Yargıtay Hukuk Genel Kurulunun 13.11.2013 tarihli ve 2013/17-72 E., 2013/1558 K.; 02.03.2021 tarihli ve 2017/1718 E., 2021/180 K. sayılı kararında da benimsenmiştir.
38. Kazanın meydana geldiği ve davanın açıldığı tarihte yürürlükte olan Karayolları Zorunlu Mali Mesuliyet Sigortası Genel Şartları’nın A-1. maddesinde de; “Sigortacı, poliçede tanımlanan motorlu aracın işletilmesi sırasında, bir kimsenin ölümüne veya yaralanmasına veya bir şeyin zarara uğramasına sebebiyet vermiş olmasından dolayı, 2918 sayılı Karayolları Trafik Kanunu'na göre işletene düşen hukuki sorumluluğu, zorunlu sigorta limitlerine kadar temin eder” hükmüyle sözleşmenin kapsamı ve amacı net olarak belirlenmiş, tazminat kapsamında kalan hususlar da A-6. maddede sayılarak “İşleten tarafından ileri sürülecek tazminat talepleri” sigorta teminatı kapsamı dışında bırakılmıştır.
39. Görüldüğü gibi, karayolları zorunlu malî mesuliyet sigortasında, sigorta ettirenin/sigortalının zarar verdiği kişi, sigorta sözleşmesinin tarafı olmadığı hâlde bu sigortadan yararlanmaktadır (Karasu, Rauf: Karayolları Zorunlu Mali Mesuliyet Sigortası, Ankara 2016, s. 23). Zira zorunlu trafik sigortası motorlu araç işleteninin KTK’nın 85. maddesinin 1. fıkrasında yer alan üçüncü kişilere karşı sorumluluğunu belirlenen limitler dâhilinde üstlenir. Bu nedenle zarar görenler, bu zararın giderilmesi amacıyla, araç işletenine karşı KTK hükümlerine göre başvuru hakkına sahip değilse, zarar verene ait aracın trafik sigortacısına da başvuramayacaktır. İlgililerin, sigortalının sorumluluk riski kapsamında olmayan tazminat talepleri sigorta teminatı kapsamına dâhil değildir.
40. Somut olayda dava dışı sürücü ...’un davalılar ... ve ... adına işlem gören ve davalı ... A.Ş’ye zorunlu malî mesuliyet sigortalı olan ... plakalı özel halk otobüsünü kullandığı sırada gerçekleşen trafik iş kazasında vefat ettiği, kazanın meydana gelmesinde %100 kusurlu olduğu anlaşılmıştır.
41. Bu itibarla ... plakalı özel halk otobüsünün işleteni olan işveren davalılar ... ve ... adına hareket eden ve trafik iş kazasının meydana gelmesinde %100 oranında kendi kusurlu olan dava dışı sürücü ...’un yukarıda açıklanan yasal düzenlemeler gereğince üçüncü kişi olmadığı, dolayısıyla hak sahiplerinin de üçüncü kişi olarak kabul edilemeyeceği anlaşıldığından ... plakalı özel halk otobüsünün kendi sigorta şirketi olan davalı ... A.Ş’nin dava dışı sürücü ...’un hak sahiplerine karşı sorumlu tutulamayacağı, bu nedenle davalı ... A.Ş. yönünden davanın reddi gerektiği sonucuna ulaşılmıştır.
42. Ayrıca direnme kararının başlık kısmında davalı olarak “... A.Ş.” yerine “...” olarak yazılmış ise de bu yanlışlık mahallinde düzeltilebilir maddi hata olarak kabul edilmiş ve esasa etkili görülmediğinden bozma nedeni yapılmamıştır.
43. Hâl böyle olunca Hukuk Genel Kurulunca da benimsenen Özel Daire bozma kararına uyulması gerekirken, önceki hükümde direnilmesi doğru olmamıştır.
44. O hâlde direnme kararı bozulmalıdır.
V. SONUÇ:
Açıklanan nedenlerle;
Davalı ... A.Ş. vekilinin temyiz itirazlarının kabulü ile direnme kararının yukarıda belirtilen nedenlerden dolayı 6100 sayılı Hukuk Muhakemeleri Kanunu'nun geçici 3. maddesine göre uygulanmakta olan 1086 sayılı Hukuk Usulü Muhakemeleri Kanunu'nun 429. maddesi gereğince BOZULMASINA,
İstek hâlinde temyiz peşin harcının yatırana geri verilmesine,
Karar düzeltme yolu kapalı olmak üzere, 18.05.2022 tarihinde oy birliği ile kesin olarak karar verildi.
Diğer kararlar (4)
2. Hukuk Dairesi, 2024/2351 E., 2024/8365 K.
orta eşleşmeKarar metninde maddeye atıf varİzmir Bölge Adliye Mahkemesi 2. Hukuk Dairesi
tam metni aç
4721 sayılı Türk Medeni Kanunu'nun (4721 sayılı Kanun) 286 ncı, 289 uncu, 291 inci maddeleri, 6100 sayılı Hukuk Muhakemeleri Kanunu'nun (6100 sayılı Kanun) 103 üncü maddesinin birinc fıkrasının (b) bendi, 344 üncü, 345 inci, 346 ncı, 352 nci maddeleri, 369 uncu, 370 inci ve 371 inci maddeleri.
2. Hukuk Dairesi 2024/2351 E. , 2024/8365 K.
"İçtihat Metni"
MAHKEMESİ : İzmir Bölge Adliye Mahkemesi 2. Hukuk Dairesi
SAYISI : 2023/369 E., 2023/1575 K.
KARAR : Esastan ret
İLK DERECE MAHKEMESİ : Muğla Aile Mahkemesi
SAYISI : 2020/123 E., 2022/466 K.
Taraflar arasındaki soybağının reddi davasından dolayı yapılan yargılama sonunda İlk Derece Mahkemesince davanın kabulüne karar verilmiştir.
Kararın davalı ... vekili tarafından istinaf edilmesi üzerine, Bölge Adliye Mahkemesince başvurunun esastan reddine karar verilmiştir.
Bölge Adliye Mahkemesi kararı davalı ... vekili tarafından temyiz edilmekle;kesinlik, süre, temyiz şartı ve diğer usul eksiklikleri yönünden yapılan ön inceleme sonucunda, temyiz dilekçesinin kabulüne karar verildikten ve Tetkik Hâkimi tarafından hazırlanan rapor dinlendikten sonra dosyadaki belgeler incelenip gereği düşünüldü:
I. DAVA
Davacı vekili dava dilekçesinde; müvekkilinin, kayden babası görünen muris ...'ın vefatı sonucu vasiyetname düzenleyerek müvekkili davacıyı mirasından ıskat ettiğini, müvekkilinin müteveffanın babası olmadığı konusunda duyumlar aldığını iddia ederek soybağının reddine karar verilmesini talep etmiştir.
II. CEVAP
Davalı ... vekili cevap dilekçesinde; davanın reddine karar verilmesini talep etmiştir.
III. İLK DERECE MAHKEMESİ KARARI
İlk Derece Mahkemesinin yukarıda tarih ve sayısı belirtilen kararı ile Mahkemenin 2020/124 Esas sayılı dosyası ile davacı ... tarafından ...'a karşı açılan babalık davasında alınan İzmir Adli Tıp Grup Başkanlığının 09.04.2021 tarihli raporu ile ... isimli şahsın %99,99 ihtimalle davacı ...'ın biyolojik babası olabileceğinin belirlendiği gerekçesi ile davanın kabulüne soybağının reddine karar verilmiştir.
IV. İSTİNAF
A. İstinaf Yoluna Başvuranlar
İlk Derece Mahkemesinin yukarıda belirtilen kararına karşı davalı ... vekili istinaf başvurusunda bulunmuştur.
B. İstinaf Sebepleri
Davalı ... vekili, davanın reddi gerektiğini İlk Derece Mahkemesi kararının usul ve kanuna aykırı bulunduğunu ileri sürerek; kararın kaldırılmasına karar verilmesini talep etmiştir.
C. Gerekçe ve Sonuç
Bölge Adliye Mahkemesinin yukarıda tarih ve sayısı belirtilen kararı ile "...Gerekçeli karar davalı ... vekiline elektronik olarak 26.07.2022 tarihinde tebliğ edilmiş, davalı vekili 06.09.2022 tarihinde istinaf başvurusunda bulunmuştur. Soy bağının reddine ilişkin davalar adli tatile tabi olmayan yani adli tatilde görülebilen davalardan değildir. HMK.nun 104.maddesine göre adli tatile tabi olan dava ve işlerde bu kanunun tayin ettiği sürelerin bitmesi tatil zamanına rastlarsa bu süreler ayrıca bir karara gerek olmaksızın adli tatilin bittiği günden itibaren bir hafta uzatılmış olur. Somut olayda eldeki davanın adli tatile tabi olan (adli tatilde görülemeyen) dava ve işlerden olduğu, gerekçeli kararın tebliğ tarihine göre 2 haftalık olan istinaf süresinin son günü adli tatile rastladığından istinaf süresi 1 hafta uzatılmış olmakla, davalı ...'nin 06.09.2022 tarihinde yaptığı istinaf başvurusu süresindedir. Bu nedenle davacı vekilinin anılan yöne ilişkin talebinin reddi ile istinaf incelemesine geçilmiştir.. .. Karar usul ve esas yönden uygun bulunmakla davalı annenin yerinde bulunmayan istinaf itirazlarının esastan reddine karar vermek gerekmiştir.." gerekçesi ile başvurunun esastan reddine karar verilmiştir.
V. TEMYİZ
A. Temyiz Yoluna Başvuranlar
Bölge Adliye Mahkemesinin yukarıda belirtilen kararına karşı süresi içinde davalı ... vekili temyiz isteminde bulunmuştur.
B. Temyiz Sebepleri
Davalı ... vekili, Bölge Adliye Mahkemesi kararının usul ve kanuna aykırı bulunduğunu ileri sürerek; kararın bozulmasına karar verilmesini talep etmiştir.
C. Gerekçe
1. Uyuşmazlık ve Hukuki Nitelendirme
Dava soybağının reddi istemine ilişkin olup, uyuşmazlık iş bu davanın adli tatilde görülebilecek davalardan olup olmadığı, istinaf başvurusunun süresinde yapılıp yapılmadığı noktasında toplanmaktadır.
2. İlgili Hukuk
4721 sayılı Türk Medeni Kanunu'nun (4721 sayılı Kanun) 286 ncı, 289 uncu, 291 inci maddeleri, 6100 sayılı Hukuk Muhakemeleri Kanunu'nun (6100 sayılı Kanun) 103 üncü maddesinin birinc fıkrasının (b) bendi, 344 üncü, 345 inci, 346 ncı, 352 nci maddeleri, 369 uncu, 370 inci ve 371 inci maddeleri.
3. Değerlendirme
1.6100 sayılı Kanun'un 345 inci maddesinde; " İstinaf yoluna başvuru süresi iki haftadır. Bu süre, ilamın usulen taraflardan her birine tebliğiyle işlemeye başlar. İstinaf yoluna başvuru süresine ilişkin özel kanun hükümleri saklıdır." hükmünü içermekte olup 346 ncı maddesinde de; "İstinaf dilekçesi, kanuni süre geçtikten sonra verilir veya kesin olan bir karara ilişkin olursa, kararı veren mahkeme istinaf dilekçesinin reddine karar verir ve 344 üncü maddeye göre yatırılan giderden karşılanmak suretiyle ret kararını kendiliğinden ilgiliye tebliğ eder. Bu ret kararına karşı tebliği tarihinden itibaren iki hafta içinde istinaf yoluna başvurulabilir. İstinaf yoluna başvurulduğu ve gerekli giderler de yatırıldığı takdirde dosya, kararı veren mahkemece yetkili bölge adliye mahkemesine gönderilir. Bölge adliye mahkemesi ilgili dairesi istinaf dilekçesinin reddine ilişkin kararı yerinde görmezse, ilk istinaf dilekçesine göre gerekli incelemeyi yapar." düzenlemesi yer almaktadır. Yine aynı Kanun'un 352 nci maddesinin birinci fıkrasının (c) bendine göre ise bölge adliye mahkemesi hukuk dairesince dosya üzerinde yapılacak ön inceleme sonunda başvurunun süresi içinde yapılmadığının tespiti hâlinde öncelikle gerekli kararın verileceği hususu düzenlenmiştir.
2. 6100 sayılı Kanun'un 103 üncü maddesinin birinci fıkrasının (b) bendi uyarınca soybağına ilişkin dava ve işler adli tatilde görülmeye devam ettiğinden istinaf süresi de adli tatilde durmayacaktır. Anılan yasal düzenlemeler ışığında somut uyuşmazlığa bakıldığında İlk Derece Mahkemesi tarafından verilen karar, davalı vekiline 26.07.2022 tarihinde tebliğ edilmiş; istinaf dilekçesi ise yasal süre geçirildikten sonra 06.09.2022 tarihinde verilmiştir. Hal böyle olunca İlk Derece Mahkemesi tarafından verilen kararın yasal süre içerisinde istinaf edilmeyerek kesinleştiği hususu ve davalı vekilinin istinaf dilekçesinin yasal süre geçtikten sonra verildiği hususları bir arada değerlendirilerek davalı vekilinin istinaf dilekçesinin süreden reddine karar verilecek yerde yanılgılı değerlendirme ve gerekçelerle işin esasının incelenmesi ve esası hakkında hüküm kurulması doğru görülmeyip kararın bozulmasına karar verilmesi gerekmiştir.
VI. KARAR
Açıklanan sebeple;
Temyiz olunan Bölge Adliye Mahkemesi kararının BOZULMASINA, bozma sebebine göre sair temyiz itirazlarının incelenmesine yer olmadığına,
Peşin alınan temyiz karar harcının istek hâlinde ilgiliye iadesine,
Dosyanın kararı veren Bölge Adliye Mahkemesine gönderilmesine,
06.11.2024 tarihinde oy birliğiyle karar verildi.
14. Hukuk Dairesi, 2017/2259 E., 2020/4916 K.
orta eşleşmeKarar metninde maddeye atıf varSulh Hukuk Mahkemesi
tam metni aç
Tebliğ tarihi itibariyle yürürlüğe girmiş bulunan 6100 sayılı HMK'nin 103. maddesinde adli tatilde görülecek dava ve işler sayılmıştır.
14. Hukuk Dairesi 2017/2259 E. , 2020/4916 K.
"İçtihat Metni"
MAHKEMESİ :Sulh Hukuk Mahkemesi
Davacı vekili tarafından, davalılar aleyhine 31.05.2011 gününde verilen dilekçe ile ortaklığın giderilmesi talebi üzerine yapılan duruşma sonunda; temyiz talebinin reddine dair verilen 09.06.2016 günlü ek kararın Yargıtayca incelenmesi bir kısım davalılar vekili tarafından istenilmekle süresinde olduğu anlaşılan temyiz dilekçesinin kabulüne karar verildikten sonra dosya ve içerisindeki bütün kağıtlar incelenerek gereği düşünüldü:
K A R A R
Dava, ortaklığın giderilmesi istemine ilişkindir.
Davacı vekili; ... 64 ve 75 parsel, ... 322 ada 69 parselde kayıtlı 2 nolu ve 13 nolu bağımsız bölümler ile Hendek Başpınar 192 ada 29 parsel sayılı taşınmazlarda bulunan ortaklığın satış sureti ile giderilmesine karar verilmesini talep ve dava etmiştir.
Mahkemece davanın kabulüne karar verilmiştir.
Hükmü, bir kısım davalılar vekili 26.08.2016 tarihinde temyiz etmiştir.
Mahkemece 02.09.2016 tarihli ek karar ile gerekçeli kararın; davalı vekiline 08.08.2016 tarihinde tebliğ edildiği, davalı vekili tarafından 8 günlük süre içinde temyiz edilmediği gerekçesiyle temyiz talebinin reddine karar verilmiştir.
Temyiz talebinin reddine dair ek kararı bir kısım davalılar vekili temyiz etmiştir.
1- 02.09.2016 tarihli ek kararın temyiz incelemesi yönünden;
Tebliğ tarihi itibariyle yürürlüğe girmiş bulunan 6100 sayılı HMK'nin 103. maddesinde adli tatilde görülecek dava ve işler sayılmıştır. Ortaklığın giderilmesi davaları sayılan bu davalar arasında bulunmamaktadır. Anılan kanunun adli tatilin sürelere etkisini düzenleyen 104. maddesi; “Adli tatile tabi olan dava ve işlerde, bu Kanunun tayin ettiği sürelerin bitmesi tatil zamanına rastlarsa, bu süreler ayrıca bir karara gerek olmaksızın adli tatilin bittiği günden itibaren bir hafta uzatılmış sayılır.” hükmünü içermektedir.
Somut olayda; gerekçeli karar, temyiz eden bir kısım davalılar vekiline 08.08.2016 tarihinde tebliğ edildiğinden temyiz süresi adli tatilin bittiği günden itibaren bir hafta uzatılmış sayılacaktır. Çünkü, 1086 sayılı HUMK’nun 176. maddesinin 10. fıkrası uyarınca sulh mahkemelerindeki davaların adli tatilde de görüleceğinin belirtilmesi nedeniyle önceki yasa döneminde adli tatil içerisinde dolan temyiz süreleri 6100 sayılı HMK’nin 103. maddesinde genel olarak sulh mahkemelerindeki davaların adli tatilde görülecek davalar arasında sayılmamış olması nedeniyle aynı yasanın 104. maddesi uyarınca adli tatilin bittiği günden itibaren bir hafta uzayacağından davalı vekilinin temyiz dilekçesi süresindedir. Bu itibarla mahkemenin temyiz itirazının reddine ilişkin 02.09.2016 tarihli ek kararı kaldırılarak işin esasına yönelik temyiz itirazlarının incelenmesine geçilmiştir.
2-Bir kısım davalılar vekilinin hükmün esasına yönelik temyiz itirazlarına gelince;
Paydaşlığın (ortaklığın) giderilmesi davaları, paylı mülkiyet veya elbirliği mülkiyetine konu taşınır veya taşınmaz mallarda paydaşlar (ortaklar) arasında mevcut birlikte mülkiyet ilişkisini sona erdirip ferdi mülkiyete geçmeyi sağlayan, iki taraflı, tarafları için benzer sonuçlar doğuran davalardır.
Paydaşlığın (ortaklığın) satış yoluyla giderilmesi halinde dava konusu taşınmaz üzerinde bina, ağaç v.s. gibi bütünleyici parçalar (muhdesat) varsa bunların arzla birlikte satılması gerekir. Ancak muhdesatın bir kısım paydaşlara (ortaklara) ait olduğu konusunda tapuda şerh varsa veya bu hususta bütün paydaşlar ittifak ediyorlarsa ve muhdesat arzın değerinde bir artış meydana getiriyorsa bu artışın belirlenmesi için dava tarihi itibariyle arzın ve muhdesatın değerleri ayrı ayrı tespit edilir. Belirlenen bu değerler toplanarak taşınmazın tüm değeri bulunur. Bulunan bu değerin ne kadarının arza ne kadarının muhdesata isabet ettiği yüzdelik (%...) oran kurulmak suretiyle belirlenir. Satış sonunda elde edilecek bedelin bölüştürülmesi de bu oranlar esas alınarak yapılır. Muhdesata isabet eden kısım muhdesat sahibi paydaşa, geri kalan bedel ise payları oranında paydaşlara (ortaklara) dağıtılır.
Somut olaya gelince, davalılar ..., ... ve ...’in açtığı muhdesatın aidiyeti davasında Düzce 2. Asliye Hukuk Mahkemesinin 2013/59- 2013/673 E.K. sayılı kararı ile 64 parsel sayılı taşınmaz üzerinde bulunan tavuk kümesi, kameriye, üç adet elma, iki adet armut, iki adet dut, üç adet kiraz, dört adet incir, üç adet cennet hurması, üç adet kivi, dört adet erik, bir adet kayısı ağacı ile üç adet üzüm ağacının dosyamız davalıları ..., ... ve ... tarafından meydana getirildiği tespit edilmiş ve karar kesinleşmiştir. Dava konusu 64 parsel sayılı taşınmaz üzerindeki muhdesatların adı geçen davalılara ait olduğu mahkeme kararı ile sabit olduğundan, yukarıda yazılı olan ilkeler doğrultusunda dava konusu taşınmazın tespit edilen toplam değerinin ne kadarının arza ne kadarının muhdesata isabet ettiğinin yüzdelik oran kurulmak suretiyle belirlenmesi ve muhdesata isabet eden kısmın muhdesat sahibi paydaşlara, geri kalan bedelin ise tapu kaydındaki payları oranında tüm paydaşlara dağıtılması gerekirken mahkemece belirtilen hususlar gözetilmeden yazılı şekilde hüküm kurulması doğru görülmemiş, bu nedenle kararın bozulması gerekmiştir.
SONUÇ: Yukarıda (1) No'lu bentte açıklanan nedenlerle bir kısım davalılar vekilinin mahkemenin 02.09.2016 tarihli 2011/622 Esas, 2016/578 Karar sayılı ek kararına yönelik temyiz itirazlarının kabulü ile ek kararın KALDIRILMASINA; (2) No'lu bente açıklanan nedenlerle, bir kısım davalılar vekili tarafından mahkemenin asıl kararına yönelik temyiz itirazının kabulü ile hükmün BOZULMASINA, peşin yatırılan harcın yatıranlara iadesine, 14.09.2020 tarihinde oy birliği ile karar verildi.Başkan
23. Hukuk Dairesi, 2017/2713 E., 2020/3048 K.
orta eşleşmeKarar metninde maddeye atıf var... Bölge Adliye Mahkemesi 17. Hukuk Dairesi
tam metni aç
İİK’nın 18/1 maddesi ‘İcra mahkemesine arzedilen hususlar ivedi işlerden sayılır ve bu işlerde basit yargılama usulü uygulanır", HMK’nın adli tatilde görülecek dava ve işler başlıklı 103/1-h maddesi ‘Kanunlarda ivedi olduğu belirtilen veya taraflardan birinin talebi üzerine, mahkemece ivedi görülmesine karar verilen dava ve işler.’ hükümlerini içermektedir.
23. Hukuk Dairesi 2017/2713 E. , 2020/3048 K.
"İçtihat Metni"
MAHKEMESİ : ... Bölge Adliye Mahkemesi 17. Hukuk Dairesi
İLK DERECE
MAHKEMESİ : ... 8. İcra Hukuk Mahkemesi
Taraflar arasındaki sıra cetveline şikayetin yapılan yargılaması sonunda ilamda yazılı nedenlerden dolayı davanın esastan reddine yönelik verilen hükmün süresi dışında şikayetçi vekilince temyiz edilmesi üzerine dosya incelendi, gereği konuşulup düşünüldü.
-K A R A R-
Şikayetçi vekili, ... 20. İcra Müdürlüğünün 2012/3072 E. sayılı dosyasında düzenlenen 23.12.2016 tarihli sıra cetvelinde şikayet olunan alacaklıların alacağı ile garameten paylaştırma yapıldığı, ancak kendi hacizlerinin ilk sırada olduğunu bu nedenle garameten paylaştırmanın usul ve yasaya aykırı olduğunu, garameten paylaştırma hesaplama hatası yapıldığını ileri sürerek, sıra cetvelinin iptali talep ve dava etmiştir.
Mahkemece, iddia ve tüm dosya kapsamına göre, 6183 sayılı Yasa’nın 21. maddesi uyarınca garameten paylaştırmanın doğru olduğu, şikayetçi alacaklı için ayrılan miktarın doğru hesaplandığı gerekçesiyle, şikayetin reddine karar verilmiştir.
İlk derece mahkemesi kararına karşı şikayetçi vekilince istinaf kanun yoluna başvurulması üzerine, ... Bölge Adliye Mahkemesi 17. Hukuk Dairesi tarafından istinaf başvurusunun esastan reddine karar verilmiştir.
Bu karara karşı şikayetçi vekilince temyiz yoluna başvurulması üzerine dosya incelendi, gereği konuşulup düşünüldü.
İİK’nın 18/1 maddesi ‘İcra mahkemesine arzedilen hususlar ivedi işlerden sayılır ve bu işlerde basit yargılama usulü uygulanır", HMK’nın adli tatilde görülecek dava ve işler başlıklı 103/1-h maddesi ‘Kanunlarda ivedi olduğu belirtilen veya taraflardan birinin talebi üzerine, mahkemece ivedi görülmesine karar verilen dava ve işler.’ hükümlerini içermektedir.
Somut olayda, ... Bölge Adliye Mahkemesi 17. Hukuk Dairesi kararının şikayetçi vekiline 30.06.2017 tarihinde tebliğ edildiği ve şikayetçi vekilince 07.09.2017 tarihinde temyiz isteminde bulunulduğu görülmüştür. İİK’nın 18/1. maddesi uyarınca icra mahkemesine arzedilen hususların ivedi işlerden sayılacağından ve HMK’nın 103/1-h maddesi uyarınca kanunlarda ivedi olduğu belirtilen işlerde adli tatilde sürelerin durmasına ilişkin hükümlerin uygulanmayacağından şikayetçinin temyiz başvuru süresinin 30.07.2017 tarihinde dolduğu anlaşıldığından, şikayetçi vekilince yasal temyiz süresi geçirildikten sonra yapılan temyiz isteminin süreden reddine karar vermek gerekmiştir.
SONUÇ: Yukarıda açıklanan nedenlerle şikayetçi vekilinin temyiz isteminin süreden REDDİNE, peşin alınan temyiz harcın talep halinde iadesine, dosyanın ilk derece mahkemesine, kararın bir örneğininde ... Bölge Adliye Mahkemesi 17. Hukuk Dairesine gönderilmesine, kesin olarak 14.10.2020 tarihinde oy birliği ile karar verildi.
23. Hukuk Dairesi, 2017/2711 E., 2020/3049 K.
orta eşleşmeKarar metninde maddeye atıf varAnkara Bölge Adliye Mahkemesi 23. Hukuk Dairesi
tam metni aç
İİK’nın 18/1 maddesi ‘İcra mahkemesine arzedilen hususlar ivedi işlerden sayılır ve bu işlerde basit yargılama usulü uygulanır.’, HMK’nın adli tatilde görülecek dava ve işler başlıklı 103/1-h maddesi ‘Kanunlarda ivedi olduğu belirtilen veya taraflardan birinin talebi üzerine, mahkemece ivedi görülmesine karar verilen dava ve işler.’ hükümlerini içermektedir.
23. Hukuk Dairesi 2017/2711 E. , 2020/3049 K.
"İçtihat Metni"
MAHKEMESİ : Ankara Bölge Adliye Mahkemesi 23. Hukuk Dairesi
İLK DERECE
MAHKEMESİ : ... 2. İcra Hukuk Mahkemesi
Taraflar arasındaki sıra cetveline itiraz davasının yapılan yargılaması sonunda ilamda yazılı nedenlerden dolayı davanın esastan reddine yönelik verilen hükmün süresi dışında şikayetçi vekilince temyiz edilmesi üzerine dosya incelendi, gereği konuşulup düşünüldü.
- K A R A R -
Şikayetçi vekili, ... 3. İcra Müdürlüğünün 25.10.2016 tarihinde düzenlenen sıra cetveli ve derece kararında, şikayet olunanın takip dosyasının 1. sırada, müvekkilinin takip dosyasının 2. sırada olduğunu, şikayet olunanın takip dosyasında bedeli paylaşıma konu taşınmazlar üzerine 14.05.2010 tarihli haczinden sonra 13.02.2014 ve 30.03.2015 tarihlerinde tekrar haciz koydurduğunu, her haczin konulduğu tarihin yeni bir haciz niteliğinde olduğunu, satış istendikten sonra 100. madde bilgileri toplanırken şikayet olunanın takip dosyasından verilen cevabı yazıda haciz tarihinin ise 30.03.2015 tarihli olduğunun belirtildiğini, ayrıca 14.05.2010 tarihli hacze dayanılarak yapılan 13.02.2012 tarihli satış talebinin reddedildiğini, dolayısıyla ortada geçerli bir satış talebinin bulunmadığını ileri sürerek, sıra cetvelinin iptalini talep ve dava etmiştir.
Şikayet olunan vekili, şikayetin reddini istemiştir.
Mahkemece, iddia, savunma ve tüm dosya kapsamına göre, taşınmaza birden fazla haciz konulmasına yasal bir engelin olmadığı, şikayet olunan alacaklının ilk hacizden feragat ettiği yönünde bir beyanının bulunmadığı, 14.05.2010 tarihli haczin geçerli olduğu gerekçesiyle, şikayetin reddine karar verilmiştir.
İlk derece mahkemesi kararına karşı şikayetçi vekilince istinaf kanun yoluna başvurulması üzerine, Ankara Bölge Adliye Mahkemesi 23. Hukuk Dairesi tarafından istinaf başvurusunun esastan reddine karar verilmiştir.
Bu karara karşı şikayetçi vekilince temyiz yoluna başvurulması üzerine dosya incelendi, gereği konuşulup düşünüldü.
İİK’nın 18/1 maddesi ‘İcra mahkemesine arzedilen hususlar ivedi işlerden sayılır ve bu işlerde basit yargılama usulü uygulanır.’, HMK’nın adli tatilde görülecek dava ve işler başlıklı 103/1-h maddesi ‘Kanunlarda ivedi olduğu belirtilen veya taraflardan birinin talebi üzerine, mahkemece ivedi görülmesine karar verilen dava ve işler.’ hükümlerini içermektedir.
Somut olayda, Ankara Bölge Adliye Mahkemesi 23. Hukuk Dairesi kararının şikayetçi vekiline 28.06.2017 tarihinde tebliğ edildiği ve şikayetçi vekilince 07.09.2017 tarihinde temyiz isteminde bulunulduğu görülmüştür. İİK’nın 18/1.maddesi uyarınca icra mahkemesine arzedilen hususların ivedi işlerden sayılacağından ve HMK’nın 103/1-h maddesi uyarınca kanunlarda ivedi olduğu belirtilen işlerde adli tatilde sürelerin durmasına ilişkin hükümlerin uygulanmayacağından şikayetçinin temyiz başvuru süresinin 28.07.2017 tarihinde dolduğu anlaşıldığından, şikayetçi vekilince yasal temyiz süresi geçirildikten sonra yapılan temyiz isteminin süreden reddine karar vermek gerekmiştir.
SONUÇ: Yukarıda açıklanan nedenlerle şikayetçi vekilinin temyiz isteminin süreden REDDİNE, peşin alınan temyiz harcın talep halinde temyiz edene iadesine, dosyanın ilk derece mahkemesine, kararın bir örneğininde Ankara Bölge Adliye Mahkemesi 23. Hukuk Dairesine gönderilmesine, 14.10.2020 tarihinde kesin olarak oy birliği ile karar verildi.
Eşleştirme iki kanıta dayanır: kararın kendi metnindeki madde atfı ve şerh kitaplarının o kararı hangi maddenin altında bastığı. Otomatik üretilmiştir, hukuki tavsiye değildir; kararın güncelliğini ve sonraki içtihat değişikliklerini ayrıca denetleyin.
Bu Maddeyle İlgili Sınav Sorusu
Medeni Usul Hukuku
6100 sayılı Hukuk Muhakemeleri Kanunu'na göre, aşağıdakilerden hangisi adli tatilde görülecek dava ve işler arasında yer almamaktadır?
A) İhtiyati tedbir talepleri
B) İhtiyati haciz kararına karşı itiraz
C) İş sözleşmesi sebebiyle işçilerin açtıkları davalar
D) Nüfus kayıtlarının düzeltilmesi davaları
E) Haksız fiil nedeniyle tazminat davası
Bu maddeyle ilgili 7 soru daha var!
Soruların tamamını çözmek, açıklamalı cevapları görmek ve Hukuksal Eğitim yapay zeka asistanı ile çalışmak için platforma katılın.