6100 sayılı Hukuk Muhakemeleri Kanunu Madde 104

Hukuk Muhakemeleri Kanunu 104. maddesi, Hukuksal Eğitim mevzuat kütüphanesinde tam metin olarak yayımlanmıştır. Aşağıda maddenin tam metni, maddeyle eşleşen yüksek mahkeme kararları ve bu maddeden çıkmış sınav soruları yer alır. Ham metin için adresin sonuna /raw ekleyin.

Madde Metni

MADDE 104- (1) Adli tatile tabi olan dava ve işlerde, bu Kanunun tayin ettiği sürelerin bitmesi tatil zamanına rastlarsa, bu süreler ayrıca bir karara gerek olmaksızın adli tatilin bittiği günden itibaren bir hafta uzatılmış sayılır. İKİNCİ KISIM Dava Çeşitleri, Dava Şartları ve İlk İtirazlar BİRİNCİ BÖLÜM Dava Çeşitleri Eda davası

Bu Maddeyle İlgili Yüksek Mahkeme Kararları

10 karar eşleşti
Ceza Genel Kurulu, 2021/319 E., 2022/846 K.
yüksek eşleşmeKarar metninde maddeye atıf varCeza Dairesi
Konunun Hukuk Muhakemeleri Kanunun'da yer alan düzenlemesi kanunun 104. maddesinde yer almaktadır;
Ceza Genel Kurulu         2021/319 E.  ,  2022/846 K. "İçtihat Metni" Kararı Veren Yargıtay Dairesi: 6. Ceza Dairesi Mahkemesi :Ceza Dairesi Sayısı : 1302-1547 Katılanlar : 1- ..., 2- ... Nitelikli yağma suçundan sanık ...’nin TCK'nın 149/1-c, 62/1, 53 ve 63. maddeleri uyarınca 8 yıl 4 ay hapis cezasıyla cezalandırılmasına, hak yoksunluğuna ve mahsuba ilişkin Bakırköy 19. Ağır Ceza Mahkemesince verilen 07.02.2020 tarihli ve 229-35 sayılı hükme yönelik sanık ve müdafisince istinaf başvurusunda bulunulması üzerine İstanbul Bölge Adliye Mahkemesi 7. Ceza Dairesince 14.07.2020 tarih ve 1302-1547 sayı ile; hükme "Yabancı uyruklu olan sanıkların dosyada mevcut parmak izi ve fotoğrafının karara eklenmesine" ibaresi eklenmek suretiyle hükmün düzeltilerek istinaf başvurusunun esastan reddine karar verilmiş, bu kararın da sanık müdafisi tarafından temyiz edilmesi üzerine dosyayı inceleyen aynı Dairece, temyiz isteminin kanuni süresinden sonra yapıldığından bahisle CMK'nın 296/1-a maddesi uyarınca sanık müdafisinin temyiz isteminin reddine dair ek karar verilmiş, bu ek kararın da sanık müdafisi tarafından temyiz edilmesi üzerine dosyayı inceleyen Yargıtay 6. Ceza Dairesince 03.03.2021 tarih, 2583-3859 sayı ve oy çokluğu ile temyiz isteminin esastan reddi ile hükmün onanmasına karar verilmiştir. Daire Üyesi ... ise ; "İlk derece Bakırköy 19. Ağır Ceza Mahkemesince yapılan yargılama sonunda hükümle birlikte Sanık ...’nin tutukluluk halinin devamına karar verildiği, İstanbul Bölge Adliye Mahkemesinin istinaf başvurusunun düzeltilerek esastan reddine dair kararının sanık müdafiine 21.07.2020 tarihinde tebliğ edildiği, 5271 Sayılı CMK’nun 331 maddesi ve Yargıtay Ceza Genel Kurulunun 2013/272 Esas ve 2013/524 Karar sayılı ilamında da belirtildiği üzere adli tatilde görülebilen tutuklu işlere ilişkin sürelerin adli tatil içinde de işleyeceği nazara alındığında, sanık müdafiinin temyiz başvurusunun 15 günlük yasal süresinden sonra yapıldığı anlaşıldığından CMK 296/1-a maddesi gereğince temyiz isteminin süre yönünden reddine dair Bölge Adliye Mahkemesi kararının onanmasına karar verilmesi gerektiği kanaatinde olduğumdan sayın çoğunluğun temyiz başvurusunun esastan incelenerek onanmasına dair 2 numaralı onama kararına katılmıyorum." şeklinde karşı oy kullanmıştır. Yargıtay Cumhuriyet Başsavcılığı ise 24.05.2018 tarih ve 59308 sayı ile; "İncelenen dosya kapsamından; yokluğunda verilen 14.07.2020 günlü İstanbul Bölge Adliye 7 Ceza Dairesinin kararının tutuklu sanık ... müdafiine adli tatil içerisinde 21.07.2020 günü tebliğ edildiği, sanık ... müdafiinin hükmü 02.09.2020 günü temyiz ettiği anlaşılmaktadır. 5271 sayılı CMK'nun 331. maddesi hüküm tarihinde; ‘(1) Ceza işlerini gören makam ve mahkemeler her yıl bir eylülde başlamak üzere, yirmi temmuzdan otuzbir ağustosa kadar çalışmaya ara verirler. (2) Soruşturma ile tutuklu işlere ilişkin kovuşturmaların ve ivedi sayılacak diğer hususların tatil süresi içinde ne suretle yerine getirileceği, Hâkimler ve Savcılar Yüksek Kurulunca belirlenir. (3) Tatil süresince bölge adliye mahkemeleri ile Yargıtay, yalnız tutuklu hükümlere ilişkin veya Meşhud Suçların Muhakeme Usulü Kanunu gereğince görülen işlerin incelemelerini yapar. (4) Adli tatile rastlayan süreler işlemez. Bu süreler tatilin bittiği günden itibaren üç gün uzatılmış sayılır’ şeklindedir. Maddenin 1. fıkrasında, ceza işlerini gören makam ve mahkemelerin her yıl temmuzun yirmisinden ağustosun otuz birine kadar tatil olunacağı, 2. fıkrasında, anılan makam ve mahkemelerin bu süre içinde, sadece soruşturmaları, tutuklu işlere ilişkin kovuşturmaları ve ivedi sayılacak diğer hususları yerine getirecekleri belirtilmiş, 4. fıkrasında ise, adlî tatile rastlayan sürelerin işlemeyeceği, bu sürelerin tatilin bittiği günden itibaren üç gün uzatılmış sayılacağı ifade edilmiştir. Bu düzenlemelere göre, adlî tatil içinde görülebilen işler yönünden 4. fıkra hükmü uygulanmayacak, bu tür dava ve işlerle ilgili süreler adlî tatil içinde de işleyecektir. Sürenin uzaması kuralının uygulanabilmesi için, adlî tatil içinde görülemeyen dava ve işlerle ilgili kararın tebliğinin tatilden önce gerçekleştirilmesi, işlemeye başlayan sürenin adlî tatil içinde sona ermesi gerekir. Bu takdirde tatilden önce işleyen kısma bakılmaksızın, süre, adlî tatilin bittiği günden itibaren üç gün uzayacaktır. Öte yandan 14.02.1934 sayı gün ve 47/1 sayılı İçtihadı Birleştirme Kararına göre de; adlî tatilde görülemeyen davalarla ilgili kararların, adlî tatile rastlayan dönemde tebliği geçerlidir. Ancak tatilde süre işlemeyeceği için, bu durumda mehil adlî tatilin bitiminden itibaren başlayacaktır. Bu bilgiler ışığında uyuşmazlık konusu değerlendirildiğinde; Somut olayda yargılaması tutuklu olması nedeniyle adlî tatil içinde yapılan bir davaya ilişkin gerekçeli karar 21.07.2020 tarihinde sanık müdafisine tebliğ edilmiş olup, sanık müdafisi 15 günlük temyiz süresinin sonunda 02.09.2020 tarihinde hükmü temyiz etmiştir. Dolayısıyla tutuklu işlerde temyiz süresi işleyeceğinden sanık ... müdafiinin temyiz başvurusu kanuni süreden sonra yapılmıştır." görüşüyle itiraz kanun yoluna başvurmuştur. CMK'nın 308. maddesi uyarınca inceleme yapan Yargıtay 6. Ceza Dairesince 22.06.2021 tarih, 12962-11978 sayı ve oy çokluğu ile itiraz nedenlerinin yerinde görülmediğinden bahisle Yargıtay Birinci Başkanlığına gönderilen dosya, Ceza Genel Kurulunca değerlendirilmiş ve açıklanan gerekçelerle karara bağlanmıştır. TÜRK MİLLETİ ADINA CEZA GENEL KURULU KARARI İtirazın kapsamına göre inceleme sanık ... hakkında nitelikli yağma suçundan kurulan mahkûmiyet hükmüyle sınırlı olarak yapılmıştır. Özel Daire çoğunluğu ile Yargıtay Cumhuriyet Başsavcılığı arasında oluşan ve Ceza Genel Kurulunca çözümlenmesi gereken uyuşmazlık; tutuklu işler bakımından adli tatilde temyiz süresinin işleyip işlemeyeceği hususuna ilişkindir. İncelenen dosya kapsamından; Bakırköy 19. Ağır Ceza Mahkemesince 07.02.2020 tarihinde, sanığa nitelikli yağma suçundan 8 yıl 4 ay hapis cezası verildiği, Bu hükme yönelik sanık ve müdafisi tarafından Bölge Adliye Mahkemesine başvurulması üzerine, İstanbul Bölge Adliye Mahkemesi 7. Ceza Dairesince dosya üzerinde yapılan inceleme sonucu, 16.06.2017 tarihinde CMK'nın 280/1-d maddesi uyarınca düzeltilerek istinaf başvurusunun esastan reddine karar verildiği, Bölge Adliye Mahkemesi kararının 21.07.2020 tarihinde, sanık müdafisine usulüne uygun olarak tebliğ edilmesi üzerine sanık müdafisinin kararı 02.09.2020 tarihinde temyiz ettiği, Bölge Adliye Mahkemesi 07.09.2020 tarih ve 1302-1547 sayı ile; “Dairemizce verilen kararın sanık müdafi Av. ... 21.07.2020 tarihinde tebliğ edildiği, 15 günlük yasal temyiz süresinin 05.08.2020 tarihinde sona erdiği, Yargıtay Ceza Genel Kurulu'nun 2013/272 Esas 2013/524 Karar sayılı ilamında da belirtildiği üzere adlî tatil içinde görülebilen işlerle ilgili sürelerin adlî tatil içinde de işleyeceği ve dosyanın tutuklu iş olması hususları nazara alınarak sanık ... müdafinin temyiz isteminin kanuni sürenin geçmesinden sonra yapıldığı anlaşıldığından,” şeklindeki gerekçe ile CMK'nın 296/1-a maddesi uyarınca sanık müdafinin temyiz isteminin reddine karar verdiği, Bölge Adliye Mahkemesinin ek kararının 14.09.2020 tarihinde, sanık müdafisine usulüne uygun olarak tebliğ edilmesi üzerine sanık müdafisinin kararı 16.09.2020 tarihinde temyiz ettiği, Anlaşılmaktadır. 5271 sayılı Kanun'un "Adli tatil" başlıklı 331. maddesi; "(1) Ceza işlerini gören makam ve mahkemeler her yıl ağustosun birinden eylülün beşine kadar tatil olunur. (2) Soruşturma ile tutuklu işlere ilişkin kovuşturmaların ve ivedi sayılacak diğer hususların tatil süresi içinde ne suretle yerine getirileceği, Hâkimler ve Savcılar Yüksek Kurulunca belirlenir. (3) Tatil süresince bölge adliye mahkemeleri ile Yargıtay, yalnız tutuklu hükümlere ilişkin veya Meşhud Suçların Muhakeme Usulü Kanunu gereğince görülen işlerin incelemelerini yapar. (4) Adli tatile rastlayan süreler işlemez. Bu süreler tatilin bittiği günden itibaren üç gün uzatılmış sayılır", Şeklinde iken, 26.08.2011 tarihli ve 28037 sayılı Resmî Gazete’de yayımlanan 08.08.2011 tarihli ve 650 sayılı Kanun Hükmünde Kararname’nin 27. maddesi ile maddenin birinci fıkrası; "Ceza işlerini gören makam ve mahkemeler her yıl bir eylülde başlamak üzere, yirmi temmuzdan otuzbir ağustosa kadar çalışmaya ara verirler." şeklinde değiştirilmiştir. Anayasa Mahkemesince 18.07.2012 tarih ve 2012-108 sayı ile CMK'nın 331. maddesinin 650 sayılı KHK ile değişik birinci fıkrasının iptaline karar verilmiş ancak söz konusu iptal hükmü 01 Temmuz 2013 tarihinde yürürlüğe girmiştir. Bununla birlikte 27.06.2013 tarihli ve 6494 sayılı Kanun’un 25. maddesi ile 5271 sayılı CMK'nın 331. maddesinde değişiklik yapılmış ve maddenin birinci fıkrası; "Ceza işlerini gören makam ve mahkemeler her yıl bir eylülde başlamak üzere, yirmi temmuzdan otuz bir ağustosa kadar çalışmaya ara verirler." şeklindeki son hâlini almıştır. Aynı maddenin 2. fıkrasında, anılan makam ve mahkemelerin bu süre içinde, sadece soruşturmaları, tutuklu işlere ilişkin kovuşturmaları ve ivedi sayılacak diğer hususları yerine getirecekleri belirtilmiş, 3. fıkrasında Yargıtayın, yalnız tutuklu işlere ilişkin veya 5320 sayılı Kanun’un 18. maddesi ile 1 Haziran 2005 tarihi itibarıyla yürürlükten kaldırılan Meşhud Suçların Muhakeme Usulü Kanunu gereğince görülen işlerin incelemelerini yapacağı, 4. fıkrasında ise, adli tatile rastlayan sürelerin işlemeyeceği, bu sürelerin tatilin bittiği günden itibaren üç gün uzatılmış sayılacağı hükme bağlanmıştır. Sürenin uzaması kuralının uygulanabilmesi için, kararın tebliğinin tatilden önce gerçekleştirilmesi, işlemeye başlayan sürenin adli tatil içinde sona ermesi gerekmektedir. Bu takdirde tatilden önce işleyen kısma bakılmaksızın süre, adli tatilin bittiği günden itibaren üç gün uzayacaktır. Öte yandan 14.02.1934 tarihli ve 47-1 sayılı İçtihadı Birleştirme Kararına göre de kararların, adli tatile rastlayan dönemde tebliği geçerli olmakla birlikte, tatilde süre işlemeyeceği için bu durumda temyiz süresi adli tatilin bitiminden itibaren başlayacaktır. Konunun Hukuk Muhakemeleri Kanunun'da yer alan düzenlemesi kanunun 104. maddesinde yer almaktadır; HMK'nın 104. maddesinde; ''Adli tatile tabi olan dava ve işlerde, bu Kanunun tayin ettiği sürelerin bitmesi tatil zamanına rastlarsa, bu süreler ayrıca bir karara gerek olmaksızın adli tatilin bittiği günden itibaren bir hafta uzatılmış sayılır'' düzenlemesine yer verilmiştir. Düzenlemeye göre adli tatile tabi olmayan işlerde sürelerin işleyeceği anlaşılmakta olup bu husus kanunun gerekçesinde de açık şekilde ifade edilmiştir. Uyuşmazlık konusu CMK'nın 331. maddesinde, HMK'nın 104. maddesine benzer bir düzenlemeye yer verilmemiş olmasından kaynaklanmakta olup, konunun aydınlatılabilmesi için CMK'nın kanun yollarına başvuru şart, usul ve sürelerini düzenleyen hükümleri yanında, adil yargılanma hakkı, kanun yoluna başvurma hakkı ve mahkemeye erişim hakkı bakımından incelenmesi gerekmektedir. Anayasa'nın 36. maddesinde ''Herkes, meşru vasıta ve yollardan faydalanmak suretiyle yargı mercileri önünde davacı veya davalı olarak iddia ve savunma ile adil yargılanma hakkına sahiptir'' düzenlemesine yer verilmiş, Avrupa İnsan Hakları Sözleşmesi'nin ‘Adil yargılanma hakkı’ başlıklı 6/1. maddesinde de; "Herkes davasının, … cezai alanda kendisine yöneltilen suçlamaların esası konusunda karar verecek olan, yasayla kurulmuş, bağımsız ve tarafsız bir mahkeme tarafından, adil ve kamuya açık olarak, … görülmesini isteme hakkına sahiptir..." düzenlemesi yer almıştır. Kanun yoluna başvurma hakkı adil yargılanma hakkının kullanılabilmesinin zorunlu bir unsuru olarak öne çıkmaktadır. Şöyle ki; AİHS 7 nolu ek protokolünün ''Cezai konularda iki dereceli yargılanma hakkı'' başlıklı 2. maddesi uyarınca; ''Kural olarak herkes aleyhine verilen mahkumiyet hükmünü yüksek bir mahkeme de yeniden inceletebilme hakkına sahiptir'' düzenlemesine yer verilmiştir. CMK'da itiraz ve temyiz kanun yollarına başvuru düzenlenmiştir. CMK'nın 35. maddesi kararların hazır bulunmayan ilgilisine tebliğ edileceğini ve ilgili tutuklu ise usulünü, CMK'nın 39. maddesi sürelerin başlangıcı ve hesaplanması hususlarını, CMK'nın 273. maddesi istinaf başvuru usul ve süresini, CMK'nın 291. maddesi ise temyiz başvuru usul ve süresini yoruma yer bırakmayacak şekilde açık ve ayrıntılı hükümlerle düzenlenmiştir. Bir kanun yolu başvurusunun esas yönünden mercisince incelenmesi, Anayasamızın 36. maddesinde yer bulan adil yargılanma hakkının güvencelerinden olan mahkemeye erişim hakkı kapsamında kalmaktadır. Anayasamızın "Temel hak ve hürriyetlerin sınırlanması" başlıklı 13. maddesi; "Temel hak ve hürriyetler, özlerine dokunulmaksızın yalnızca Anayasanın ilgili maddelerinde belirtilen sebeplere bağlı olarak ve ancak kanunla sınırlanabilir. Bu sınırlamalar, Anayasanın sözüne ve ruhuna, demokratik toplum düzeninin ve lâik Cumhuriyetin gereklerine ve ölçülülük ilkesine aykırı olamaz." şeklindedir. Öğretide de kanun yoluna başvurmanın bir insan hakkı olduğu ifade edilmiştir. (Yenisey-Nuhoğlu, Ceza Muhakeme Hukuku, 4.baskı s.838.) Görüldüğü üzere; temel hak ve hürriyetlerin sınırlanması kanun tarafından öngörülme, haklı bir sebebe dayanma ve ölçülülük ilkesine aykırı olmama koşullarına bağlıdır. Anayasamızın 36. maddesinde güvence altına alınan mahkemeye erişim hakkı da bu anlamda mutlak olmayıp sınırlamalara konu olabilir. Ancak ölçülülük ilkesi uyarınca sınırlamaların mahkemeye erişimi imkânsız hâle getirmemesi ya da aşırı derecede zorlaştırmaması da gerekir. Anayasa ve yasalardaki emredici düzenlemelerden anlaşılacağı üzere; Yargı mercilerince verilen kararın ne olduğunun, uygulanan kanun maddelerinin, verilen ceza miktarının, kanun yollarına başvurma ve tazminat isteme olanağının bulunup bulunmadığının, başvuru olanağı varsa süresi ve merciinin tereddüde yer vermeyecek açıklıkta taraflara bildirilmesi gereklidir. Kanun koyucu Anayasadaki emredici düzenlemeye paralel, ilgililerin “kanun yolunda” başvurularında hak kayıpları ile sonuçlanabilecek yanılgıyı önlemek için ayrıntılı düzenleme yapmak ihtiyacı hissettiği görülmektedir. Avrupa İnsan Hakları Mahkemesi kararlarında da; Kanun yoluna başvurma hakkının belli bir süre koşuluna bağlanması, hukuki güvenlik ve istikrarın sağlanması gibi önemli ve meşru bir amaca hizmet etmektedir. Bu bakımdan, iç hukuktaki usullerinin belirli ve öngörülebilir olması koşuluyla yargısal başvuruların birtakım kurallarına tabi tutulmasının tek başına mahkemeye erişim hakkının ihlali olarak değerlendirilemeyeceği, ancak mahkemelerin iç işleyişlerine ilişkin süreçlerdeki aksama ve hatalardan kaynaklanan sorumluluğun ilgililere yüklenemeyeceği ve dava açma sürelerini düzenleyen karışık ve dağınık olan mevzuatın aşırı şekilci yorumunun mahkemeye erişim hakkını ihlal edebileceği kabul edilmiştir. Bilindiği üzere usul hükümlerinde kıyas yapılması mümkün olmakla birlikte, açık düzenleme bulunmayan hallerde hakkı kısıtlayıcı şekilde yorum yapılamayacaktır. CMK'nın 331/4. maddesinde yer alan düzenleme adli tatilde sürelerin işlemeyeceği kuralına yer vermiştir. Madde metninde kuralın açık bir istisnası yoktur. Kuralın getirilme nedeni mahkemelerin çalışmaya ara verdikleri bu dönemde süreler yönünden ilgililerin hak kaybına neden olmamaktır. Adli tatil süresince tutuklu bulunan işlerin görülebilmesine yönelik düzenleme ise özünde adil yargılama için getirilmiş bir tedbir olan tutuklamanın ölçüsüz uygulanmasının önüne geçme isteğidir. Ceza Muhakemesi Kanununda, Hukuk Muhakemeleri Kanunu'nun aksine adli tatilde görülebilen işler yönünden sürelerin işleyeceği şeklinde açık bir düzenlemeye yer verilmemiş olmakla, tutuklu işlerde adli tatil süresince temyiz sürelerinin işleyeceğinin kabulü, ilgili Kanun maddesinin 3. ve 4. fıkralarının bir arada değerlendirilmesi sonucu varılan bir yorum olup, tutuklu sanığın temyiz süresini kısıtladığı göz önüne alındığında da aleyhe bir yorumdur. İtiraz ve temyiz hakkının kullanılması ve sürelerle ilgili her hususu ayrıntılı şekilde düzenleyen kanun koyucunun tutuklu sanığın temyiz süresini kısıtlayacak bir istisnayı açıkça ifade etmemiş olması, kanun sistematiğine uygun bulunmadığı gibi tutuklu sanıkların kanun yoluna başvurma ve mahkemeye erişim haklarını kısıtlayacak aleyhe bir yorum yukarıda ifade edilen temel haklar çerçevesinde de hukuka uygun kabul edilemeyecektir. Diğer taraftan adli tatil döneminde sürelerin işleyip işlemeyeceği konusunda Yargıtay Ceza Dairelerin farklı kararlarının bulunması yasanın belirlilik ilkesinde sorun olduğu kabulüne götürecektir. Bu açıklamalar ışığında uyuşmazlık konusu değerlendirildiğinde; Sanık müdafisinin kendisine 21.07.2020 tarihinde, adli tatil içerisinde ve usulüne uygun tebliğ olunan hükme yönelik temyiz dilekçesini 02.09.2020 tarihinde verdiği olayda; CMK'nın 331/4. maddesinde yer alan düzenlemede adli tatilde sürelerin işlemeyeceği kuralına yer verildiği ve bu kuralın açık bir istisnası bulunmamasının mahkemelerin çalışmaya ara verdikleri bu dönemde süreler yönünden ilgililerin hak kaybına neden olmama gerekçesiyle yapıldığı, Ceza Muhakemesi Kanununda, Hukuk Muhakemeleri Kanunu’nun aksine adli tatilde görülebilen işler yönünden sürelerin işleyeceği şeklinde açık bir düzenlemeye yer verilmemiş olmakla, tutuklu işlerde adli tatil süresince temyiz sürelerinin işleyeceğinin kabulünün ilgili Kanun maddesinin 3. ve 4. fıkralarının bir arada değerlendirilmesi sonucu varılan bir yorum olduğu ancak bu yorumun tutuklu sanığın temyiz süresini kısıtladığı göz önüne alındığında da aleyhe olacağı ve bu itibarla kanun koyucunun tutuklu sanığın temyiz süresini kısıtlayacak bir istisnayı açıkça ifade etmemiş olmasının, kanun sistematiğine uygun bulunmadığı gibi tutuklu sanıkların kanun yoluna başvurma ve mahkemeye erişim haklarını kısıtlayarak hukuka uygun kabul edilemeyeceğinden tutuklu işler bakımından adli tatilde temyiz süresinin işlemeyeceği, sanık müdafisinin temyiz talebinin süresinde olduğunun kabulü gerekmektedir. Bu itibarla Yargıtay Cumhuriyet Başsavcılığı itirazının reddine karar verilmelidir. SONUÇ : Açıklanan nedenlerle, 1- Yargıtay Cumhuriyet Başsavcılığı itirazının REDDİNE, 2- Dosyanın, mahalline gönderilmek üzere Yargıtay Cumhuriyet Başsavcılığına TEVDİ EDİLMESİNE, 27.12.2022 tarihinde yapılan müzakerede oy birliğiyle karar verildi.

Diğer kararlar (4)

Ceza Genel Kurulu, 2018/566 E., 2021/274 K.
yüksek eşleşmeKarar metninde maddeye atıf varCeza Dairesi
tam metni aç
Konunun Hukuk Muhakemeleri Kanunun'da yer alan düzenlemesi kanunun 104. maddesinde yer almaktadır;
Ceza Genel Kurulu         2018/566 E.  ,  2021/274 K. "İçtihat Metni" Kararı Veren Yargıtay Dairesi : 16. Ceza Dairesi Mahkemesi :Ceza Dairesi Sayısı : 1205-1539 Silahlı terör örgütüne üye olma suçundan sanık ... hakkında TCK'nın 314/2, 3713 sayılı Kanun'un 5/1, TCK'nın 62, 53, 58/9, 63. maddeleri uyarınca 7 yıl 9 ay 22 gün hapis cezasıyla cezalandırılmasına, hak yoksunluğuna, mahsuba ve cezasının mükerrirlere özgü infaz rejimine göre çektirilmesine ilişkin ... 2. Ağır Ceza Mahkemesince verilen 16.03.2017 tarihli ve 20-51 sayılı hükme yönelik sanık müdafisince istinaf başvurusunda bulunulması üzerine ... Bölge Adliye Mahkemesi 2. Ceza Dairesince 16.06.2017 tarih ve 1205-1539 sayı ile istinaf başvurusunun esastan reddine karar verilmiş, bu kararın da sanık müdafisi tarafından temyiz edilmesi üzerine dosyayı inceleyen Yargıtay 16.Ceza Dairesince 19.03.2018 tarih ve 3960-804 sayı ile temyiz talebinin süresinden sonra yapıldığı gerekçesiyle CMK'nın 291. maddesi uyarınca temyiz isteminin reddine karar verilmiştir. Yargıtay Cumhuriyet Başsavcılığı ise 24.05.2018 tarih ve 59308 sayı ile; "... Yüksek Yargıtayın uygulamaları ile işin tutuklu olması karşısında, Yargıtay 16.Ceza Dairesinin 19.03.2018 tarih ve 2017/3960 esas, 2018/804 karar sayılı kararında yer verilen 'kararı Adli tatilin bitiminden itibaren 7 gün içinde kanun yoluna başvurmasının gerekliliği,' ibaresinin maddi hataya müsteniden yazılmış olduğu düşünüldüğünden, anılan hatanın düzeltilmesini talep etmek gerekmiştir." görüşüyle itiraz kanun yoluna başvurmuştur. CMK'nın 308. maddesi uyarınca inceleme yapan Yargıtay 16. Ceza Dairesince 24.09.2018 tarih ve 2523-3149 sayı ile itiraz nedenlerinin yerinde görülmediğinden bahisle Yargıtay Birinci Başkanlığına gönderilen dosya, Ceza Genel Kurulunca değerlendirilmiş ve açıklanan gerekçelerle karara bağlanmıştır. TÜRK MİLLETİ ADINA CEZA GENEL KURULU KARARI Özel Daire ile Yargıtay Cumhuriyet Başsavcılığı arasında oluşan ve Ceza Genel Kurulunca çözümlenmesi gereken uyuşmazlık; tutuklu işler bakımından adli tatilde temyiz süresinin işleyip işlemeyeceği hususuna ilişkindir. İncelenen dosya kapsamından; ... 2. Ağır Ceza Mahkemesince 16.03.2017 tarihinde, sanığa silahlı terör örgütüne üye olma suçundan 7 yıl 9 ay 22 gün hapis cezası verildiği, Bu hükme yönelik sanık müdafisi tarafından Bölge Adliye Mahkemesine başvurulması üzerine, ... Bölge Adliye Mahkemesi 2. Ceza Dairesince dosya üzerinde yapılan inceleme sonucu, 16.06.2017 tarihinde istinaf başvurusunun esastan reddine karar verildiği, Bölge Adliye Mahkemesi kararının 27.07.2017 tarihinde, sanık müdafisine usulüne uygun olarak tebliğ edilmesi üzerine sanık müdafisinin kararı 11.09.2017 tarihinde temyiz ettiği, Anlaşılmaktadır. Yargıtay 16. Ceza Dairesinin temyiz talebini süresinden sonra yapıldığından reddettiği, Ceza Genel Kurulunca öncelikle Yargıtay Cumhuriyet Başsavcılığının ''Maddi Hatanın Düzeltilmesi İstemi'' başlıklı itirazının Daire gönderme kararı da dikkate alındığında itiraz mahiyetinde olduğu ve kararın gerekçesine yönelik itirazın mümkün bulunduğu kabul edilerek yapılan incelemede; 5271 sayılı Kanun'un "Adli tatil" başlıklı 331. maddesi; "(1) Ceza işlerini gören makam ve mahkemeler her yıl ağustosun birinden eylülün beşine kadar tatil olunur. (2) Soruşturma ile tutuklu işlere ilişkin kovuşturmaların ve ivedi sayılacak diğer hususların tatil süresi içinde ne suretle yerine getirileceği, Hâkimler ve Savcılar Yüksek Kurulunca belirlenir. (3) Tatil süresince bölge adliye mahkemeleri ile Yargıtay, yalnız tutuklu hükümlere ilişkin veya Meşhud Suçların Muhakeme Usulü Kanunu gereğince görülen işlerin incelemelerini yapar. (4) Adli tatile rastlayan süreler işlemez. Bu süreler tatilin bittiği günden itibaren üç gün uzatılmış sayılır", Şeklinde iken, 26.08.2011 tarihli ve 28037 sayılı Resmî Gazete’de yayımlanan 08.08.2011 tarihli ve 650 sayılı Kanun Hükmünde Kararname’nin 27. maddesi ile maddenin birinci fıkrası; “Ceza işlerini gören makam ve mahkemeler her yıl bir eylülde başlamak üzere, yirmi temmuzdan otuzbir ağustosa kadar çalışmaya ara verirler” şeklinde değiştirilmiştir. Anayasa Mahkemesince 18.07.2012 tarih ve 2012-108 sayı ile CMK'nın 331. maddesinin 650 sayılı KHK ile değişik birinci fıkrasının iptaline karar verilmiş ancak söz konusu iptal hükmü 1 Temmuz 2013 tarihinde yürürlüğe girmiştir. Bununla birlikte 27.06.2013 tarihli ve 6494 sayılı Kanun’un 25. maddesi ile 5271 sayılı CMK'nın 331. maddesinde değişiklik yapılmış ve maddenin birinci fıkrası; "Ceza işlerini gören makam ve mahkemeler her yıl bir eylülde başlamak üzere, yirmi temmuzdan otuz bir ağustosa kadar çalışmaya ara verirler" şeklindeki son hâlini almıştır. Aynı maddenin 2. fıkrasında, anılan makam ve mahkemelerin bu süre içinde, sadece soruşturmaları, tutuklu işlere ilişkin kovuşturmaları ve ivedi sayılacak diğer hususları yerine getirecekleri belirtilmiş, 3. fıkrasında Yargıtayın, yalnız tutuklu işlere ilişkin veya 5320 sayılı Kanun’un 18. maddesi ile 1 Haziran 2005 tarihi itibarıyla yürürlükten kaldırılan Meşhud Suçların Muhakeme Usulü Kanunu gereğince görülen işlerin incelemelerini yapacağı, 4. fıkrasında ise, adli tatile rastlayan sürelerin işlemeyeceği, bu sürelerin tatilin bittiği günden itibaren üç gün uzatılmış sayılacağı hükme bağlanmıştır. Sürenin uzaması kuralının uygulanabilmesi için, kararın tebliğinin tatilden önce gerçekleştirilmesi, işlemeye başlayan sürenin adli tatil içinde sona ermesi gerekmektedir. Bu takdirde tatilden önce işleyen kısma bakılmaksızın süre, adli tatilin bittiği günden itibaren üç gün uzayacaktır. Öte yandan 14.02.1934 tarihli ve 47-1 sayılı İçtihadı Birleştirme Kararına göre de kararların, adli tatile rastlayan dönemde tebliği geçerli olmakla birlikte, tatilde süre işlemeyeceği için bu durumda temyiz süresi adli tatilin bitiminden itibaren başlayacaktır. Konunun Hukuk Muhakemeleri Kanunun'da yer alan düzenlemesi kanunun 104. maddesinde yer almaktadır; HMK'nın 104. maddesinde; '' Adli tatile tabi olan dava ve işlerde, bu Kanunun tayin ettiği sürelerin bitmesi tatil zamanına rastlarsa, bu süreler ayrıca bir karara gerek olmaksızın adli tatilin bittiği günden itibaren bir hafta uzatılmış sayılır'' düzenlemesine yer verilmiştir. Düzenlemeye göre adli tatile tabi olmayan işlerde sürelerin işleyeceği anlaşılmakta olup bu husus kanunun gerekçesinde de açık şekilde ifade edilmiştir. Uyuşmazlık konusu CMK'nın 331. maddesinde, HMK'nın 104. maddesine benzer bir düzenlemeye yer verilmemiş olmasından kaynaklanmakta olup, konunun aydınlatılabilmesi için CMK'nın kanun yollarına başvuru şart, usul ve sürelerini düzenleyen hükümleri yanında, adil yargılanma hakkı, kanun yoluna başvurma hakkı ve mahkemeye erişim hakkı bakımından incelenmesi gerekmektedir. T.C. Anayasanın 36. maddesinde ''Herkes, meşru vasıta ve yollardan faydalanmak suretiyle yargı mercileri önünde davacı veya davalı olarak iddia ve savunma ile adil yargılanma hakkına sahiptir'' düzenlemesine yer verilmiş, Avrupa İnsan Hakları Sözleşmesi'nin ‘Adil yargılanma hakkı’ başlıklı 6/1. maddesinde de; ‘Herkes davasının, … cezai alanda kendisine yöneltilen suçlamaların esası konusunda karar verecek olan, yasayla kurulmuş, bağımsız ve tarafsız bir mahkeme tarafından, adil ve kamuya açık olarak, … görülmesini isteme hakkına sahiptir...’' düzenlemesi yer almıştır. Kanun yoluna başvurma hakkı adil yargılanma hakkının kullanılabilmesinin zorunlu bir unsuru olarak öne çıkmaktadır. Şöyle ki; AİHS 7 nolu ek protokolünün '' Cezai konularda iki dereceli yargılanma hakkı'' başlıklı 2. maddesi uyarınca; '' kural olarak herkes aleyhine verilen mahkumiyet hükmünü yüksek bir mahkeme de yeniden inceletebilme hakkına sahiptir'' düzenlemesine yer verilmiştir. CMK'da itiraz ve temyiz kanun yollarına başvuru düzenlenmiştir. CMK'nın 35. maddesi kararların hazır bulunmayan ilgilisine tebliğ edileceğini ve ilgili tutuklu ise usulünü, CMK'nın 39. maddesi sürelerin başlangıcı ve hesaplanması hususlarını, CMK'nın 273. maddesi istinaf başvuru usul ve süresini, CMK'nın 291. maddesi ise temyiz başvuru usul ve süresini yoruma yer bırakmayacak şekilde açık ve ayrıntılı hükümlerle düzenlenmiştir. Bir kanun yolu başvurusunun esas yönünden mercisince incelenmesi, Anayasamızın 36. maddesinde yer bulan adil yargılanma hakkının güvencelerinden olan mahkemeye erişim hakkı kapsamında kalmaktadır. Anayasamızın "Temel hak ve hürriyetlerin sınırlanması" başlıklı 13. maddesi; "Temel hak ve hürriyetler, özlerine dokunulmaksızın yalnızca Anayasanın ilgili maddelerinde belirtilen sebeplere bağlı olarak ve ancak kanunla sınırlanabilir. Bu sınırlamalar, Anayasanın sözüne ve ruhuna, demokratik toplum düzeninin ve lâik Cumhuriyetin gereklerine ve ölçülülük ilkesine aykırı olamaz." şeklindedir. Öğretide de kanun yoluna başvurmanın bir insan hakkı olduğu ifade edilmiştir.. (Yenisey-Nuhoğlu, Ceza Muhakeme Hukuku, 4.baskı s.838) Görüldüğü üzere; temel hak ve hürriyetlerin sınırlanması kanun tarafından öngörülme, haklı bir sebebe dayanma ve ölçülülük ilkesine aykırı olmama koşullarına bağlıdır. Anayasamızın 36. maddesinde güvence altına alınan mahkemeye erişim hakkı da bu anlamda mutlak olmayıp sınırlamalara konu olabilir. Ancak ölçülülük ilkesi uyarınca sınırlamaların mahkemeye erişimi imkânsız hâle getirmemesi ya da aşırı derecede zorlaştırmaması da gerekir. Anayasa ve yasalardaki emredici düzenlemelerden anlaşılacağı üzere; Yargı mercilerince verilen kararın ne olduğunun, uygulanan kanun maddelerinin, verilen ceza miktarının, kanun yollarına başvurma ve tazminat isteme olanağının bulunup bulunmadığının, başvuru olanağı varsa süresi ve merciinin tereddüde yer vermeyecek açıklıkta taraflara bildirilmesi gereklidir. Kanun koyucu Anayasadaki emredici düzenlemeye paralel, ilgililerin “kanun yolunda” başvurularında hak kayıpları ile sonuçlanabilecek yanılgıyı önlemek için ayrıntılı düzenleme yapmak ihtiyacı hissettiği görülmektedir. Avrupa İnsan Hakları Mahkemesi kararlarında da; Kanun yoluna başvurma hakkının belli bir süre koşuluna bağlanması, hukuki güvenlik ve istikrarın sağlanması gibi önemli ve meşru bir amaca hizmet etmektedir. Bu bakımdan, iç hukuktaki usullerinin belirli ve öngörülebilir olması koşuluyla yargısal başvuruların birtakım kurallarına tabi tutulmasının tek başına mahkemeye erişim hakkının ihlali olarak değerlendirilemeyeceği, ancak mahkemelerin iç işleyişlerine ilişkin süreçlerdeki aksama ve hatalardan kaynaklanan sorumluluğun ilgililere yüklenemeyeceği ve dava açma sürelerini düzenleyen karışık ve dağınık olan mevzuatın aşırı şekilci yorumunun mahkemeye erişim hakkını ihlal edebileceği kabul edilmiştir. Bilindiği üzere usul hükümlerinde kıyas yapılması mümkün olmakla birlikte, açık düzenleme bulunmayan hallerde hakkı kısıtlayıcı şekilde yorum yapılamayacaktır. CMK'nın 331/4. maddesinde yer alan düzenleme adli tatilde sürelerin işlemeyeceği kuralına yer vermiştir. Madde metninde kuralın açık bir istisnası yoktur. Kuralın getirilme nedeni mahkemelerin çalışmaya ara verdikleri bu dönemde süreler yönünden ilgililerin hak kaybına neden olmamaktır. Adli tatil süresince tutuklu bulunan işlerin görülebilmesine yönelik düzenleme ise özünde adil yargılama için getirilmiş bir tedbir olan tutuklamanın ölçüsüz uygulanmasının önüne geçme isteğidir. Ceza Muhakemesi Kanununda, Hukuk Muhakemeleri Kanununun aksine adli tatilde görülebilen işler yönünden sürelerin işleyeceği şeklinde açık bir düzenlemeye yer verilmemiş olmakla, tutuklu işlerde adli tatil süresince temyiz sürelerinin işleyeceğinin kabulü, ilgili Kanun maddesinin 3. ve 4. fıkralarının bir arada değerlendirilmesi sonucu varılan bir yorum olup, tutuklu sanığın temyiz süresini kısıtladığı göz önüne alındığında da aleyhe bir yorumdur. İtiraz ve temyiz hakkının kullanılması ve sürelerle ilgili her hususu ayrıntılı şekilde düzenleyen kanun koyucunun tutuklu sanığın temyiz süresini kısıtlayacak bir istisnayı açıkça ifade etmemiş olması, kanun sistematiğine uygun bulunmadığı gibi tutuklu sanıkların kanun yoluna başvurma ve mahkemeye erişim haklarını kısıtlayacak aleyhe bir yorum yukarıda ifade edilen temel haklar çerçevesinde de hukuka uygun kabul edilemeyecektir. Diğer taraftan adli tatil döneminde sürelerin işleyip işlemeyeceği konusunda Yargıtay Ceza Dairelerin farklı kararlarının bulunması yasanın belirlilik ilkesinde sorun olduğu kabulüne götürecektir. Nitekim somut olayda sanık müdafisi maddedeki hükmü adli tatilde sürelerinin işlemeyeceği şeklinde değerlendirerek kanun yoluna adli tatil sonrasında başvurduğu görülmektedir. Bu açıklamalara göre Yargıtay 16. Ceza Dairesi'nin itiraza konu kararında yer alan "kararı Adli tatilin bitiminden itibaren 7 gün içinde kanun yoluna başvurmasının gerekliliği," ifadelerinin çıkarılmasına ilişkin Yargıtay Cumhuriyet Başsavcılığı itirazının reddine karar verilmelidir. Bu açıklamalar ışığında uyuşmazlık konusu değerlendirildiğinde; Sanık müdafisinin kendisine 27.07.2017 tarihinde ve adli tatil içerisinde usulüne uygun tebliğ olunan hükme yönelik, adli tatilin bitiminden itibaren hesaplanması gereken ve karar tarihinde geçerli bulunan yedi günlük sürenin son günü olan 07.09.2017 tarihinden sonra 11.09.2017 tarihinde bulunduğu temyiz talebi süresinden sonra yapılmış bulunmakla, temyiz süresinin adli tatilden sonra başlaması gerektiğine işaret ederek temyiz talebini reddeden daire kararına yönelik Yargıtay Cumhuriyet Başsavcılığı itirazının reddine, dosyanın mahalline gönderilmesine karar verilmelidir. Çoğunluk görüşüne katılmayan bir Ceza Genel Kurulu üyesi, tutuklu işler bakımından adli tatilde temyiz süresinin işleyeceği düşüncesiyle karşı oy kullanmıştır. SONUÇ : Açıklanan nedenlerle; 1- Yargıtay Cumhuriyet Başsavcılığı itirazının REDDİNE, 2-Dosyanın mahalline gönderilmek üzere Yargıtay Cumhuriyet Başsavcılığına TEVDİ EDİLMESİNE, 10.06.2021 tarihinde oy çokluğuyla karar verildi.
Ceza Genel Kurulu, 2019/292 E., 2021/275 K.
yüksek eşleşmeKarar metninde maddeye atıf varCeza Dairesi
tam metni aç
Konunun Hukuk Muhakemeleri Kanunun'da yer alan düzenlemesi kanunun 104. maddesinde yer almaktadır;
Ceza Genel Kurulu         2019/292 E.  ,  2021/275 K. "İçtihat Metni" Kararı Veren Yargıtay Dairesi : 16. Ceza Dairesi Mahkemesi :Ceza Dairesi Sayısı : 1218-1444 Silahlı terör örgütüne üye olma suçundan sanık ...'nin TCK’nın 314/2, 3713 sayılı Kanun’un 5/1, TCK’nın 62, 53, 58/9, 63. maddeleri gereğince 5 yıl 22 ay 15 gün hapis cezasıyla cezalandırılmasına, hak yoksunluğuna, mahsuba ve cezasının mükerrirlere özgü infaz rejimine göre çektirilmesine ilişkin ... 6. Ağır Ceza Mahkemesi'nce verilen 30.03.2018 tarihli ve 553-274 sayılı hükme yönelik sanık ve müdafisi tarafından istinaf başvurusunda bulunulması üzerine ... Bölge Adliye Mahkemesi 3. Ceza Dairesince 13.07.2018 tarih ve 1218-1444 sayı ile istinaf başvurusunun esastan reddine karar verilmiş, bu kararın da sanık ve müdafisince temyiz edilmesi üzerine dosyayı inceleyen Yargıtay 16.Ceza Dairesince 24.01.2019 tarih ve 3729-408 sayı ile temyiz talebinin süresinden sonra yapıldığından bahisle sanığın temyiz isteminin reddine, sanık müdafisinin temyizine yönelik yapılan incelemede ise hükmün bozulmasına karar verilmiştir. Yargıtay Cumhuriyet Başsavcılığı ise 28.02.2019 tarih ve 71062 sayı ile; "Tutuklu sanık hakkındaki gerekçeli kararın sanık müdafisine 25/07/2018 tarihinde tebliğ edilmesine rağmen 5271 sayılı CMK'nın 291/1. maddesinde öngörülen 15 günlük süre geçtikten sonra 17/08/2018 tarihinde sanık müdafi, 05/09/2018 tarihinde sanık tarafından temyiz başvurusunda bulunulduğu dosya kapsamı ile sabittir. İşin tutuklu olması nedeniyle adli tatil içinde görülen işlerden olması karşısında, CMK'nın 331/4. maddesindeki düzenlemeye veya 14/02/1934 tarihli ve 47-1 sayılı İçtihadı Birleştirme Kararındaki kabule göre temyiz süresinin adli tatil içinde işleyip işlemeyeceği ihtilafın konusudur. 5271 sayılı CMK'nın 331. maddesi hüküm tarihinde; '(1) Ceza işlerini gören makam ve mahkemeler her yıl bir eylülde başlamak üzere, yirmi temmuzdan otuzbir ağustosa kadar çalışmaya ara verirler. (2) Soruşturma ile tutuklu işlere ilişkin kovuşturmaların ve ivedi sayılacak diğer hususların tatil süresi içinde ne suretle yerine getirileceği, Hâkimler ve Savcılar Yüksek Kurulunca belirlenir. (3) Tatil süresince bölge adliye mahkemeleri ile Yargıtay, yalnız tutuklu hükümlere ilişkin veya Meşhud Suçların Muhakeme Usulü Kanunu gereğince görülen işlerin incelemelerini yapar. (4) Adli tatile rastlayan süreler işlemez. Bu süreler tatilin bittiği günden itibaren üç gün uzatılmış sayılır' şeklindedir. Maddenin 1. fıkrasında, ceza işlerini gören makam ve mahkemelerin her yıl Temmuzun yirmisinden Ağustosun otuzbirine kadar tatil olunacağı, 2. fıkrasında, anılan makam ve mahkemelerin bu süre içinde, sadece soruşturmaları, tutuklu işlere ilişkin kovuşturmaları ve ivedi sayılacak diğer hususları yerine getirecekleri belirtilmiş, 4. fıkrasında ise, adlî tatile rastlayan sürelerin işlemeyeceği, bu sürelerin tatilin bittiği günden itibaren üç gün uzatılmış sayılacağı ifade edilmiştir. Bu düzenlemelere göre, adlî tatil içinde görülebilen işler yönünden 4. fıkra hükmü uygulanmayacak, bu tür dava ve işlerle ilgili süreler adlî tatil içinde de işleyecektir. Sürenin uzaması kuralının uygulanabilmesi için, adlî tatil içinde görülemeyen dava ve işlerle ilgili kararın tebliğinin tatilden önce gerçekleştirilmesi, işlemeye başlayan sürenin adlî tatil içinde sona ermesi gerekir. Bu takdirde tatilden önce işleyen kısma bakılmaksızın, süre, adlî tatilin bittiği günden itibaren üç gün uzayacaktır. Öte yandan 14/02/1934 sayı gün ve 47/1 sayılı İçtihadı Birleştirme Kararına göre de; adlî tatilde görülemeyen davalarla ilgili kararların, adlî tatile rastlayan dönemde tebliği geçerlidir. Ancak tatilde süre işlemeyeceği için, bu durumda mehil adlî tatilin bitiminden itibaren başlayacaktır. Yargıtay Ceza Genel Kurulunun 26/11/2013 tarih ve 272-524 sayılı kararı da bu yöndedir. Yüksek Dairenin uygulamasının kabul görmesi hâlinde, gerekçeli kararın adli tatil içinde tebliği nedeniyle temyiz süresinin adli tatil bitiminden itibaren işlemeye başlaması gerekeceğinden, sanığın temyiz isteminin de süresinde kabul edilmesi gerekmektedir. Ancak işin tutuklu olması nedeniyle adli tatil içinde görülebilen işlerden olması karşısında, sanık müdafiine gerekçeli kararın tebliğ tarihi olan 25/07/2018 gününden itibaren CMK'nın 291/1. maddesinde yazılı 15 günlük temyiz süresinin işlemeye başladığı, sanık müdafiinin 17/08/2018, sanığın 05/09/2018 tarihli temyizlerinin süresinden sonra olduğu bu nedenle temyiz isteminin reddi gerektiği" görüşüyle itiraz kanun yoluna başvurmuştur. CMK'nın 308. Maddesi uyarınca inceleme yapan Yargıtay 16. Ceza Dairesince 24.01.2019 tarih ve 3021-2068 sayı ile; sanığın temyiz talebinin reddine ilişkin önceki karar kaldırılarak, sanık ve müdafisinin temyiz taleplerinin, adli tatilde temyiz sürelerinin işlememesi nedeniyle süresinde yapıldığından bahisle itiraz yerinde görülmemiş ve bozma kararı verilerek Yargıtay Birinci Başkanlığına gönderilen dosya, Ceza Genel Kurulunca değerlendirilmiş ve açıklanan gerekçelerle karara bağlanmıştır. TÜRK MİLLETİ ADINA CEZA GENEL KURULU KARARI Özel Daire ile Yargıtay Cumhuriyet Başsavcılığı arasında oluşan ve Ceza Genel Kurulunca çözümlenmesi gereken uyuşmazlık; tutuklu işler bakımından adli tatilde temyiz süresinin işleyip işlemeyeceği, sanık ve müdafisinin temyiz taleplerinin süresinde yapılıp yapılmadığına ilişkindir. İncelenen dosya kapsamından; ... 6. Ağır Ceza Mahkemesinin 30.03.2018 tarihli kararı ile sanık ...'nin silahlı terör örgütüne üye olma suçundan 5 yıl 22 ay 15 gün hapis cezası ile cezalandırılmasına karar verilmesi sonucu sanık ve müdafisi tarafından istinaf kanun yoluna başvurulduğu, ... Bölge Adliye Mahkemesi 3. Ceza Dairesince 13.07.2018 tarihinde istinaf başvurusunun esastan reddine karar verildiği ve bu kararın da 25.07.2018 tarihinde sanık müdafisine tebliğ edildiği, sanık müdafisinin 17.08.2018 tarihinde, sanığın ise 05.09.2018 tarihinde hükmü ayrı ayrı temyiz ettikleri anlaşılmaktadır. 5271 sayılı CMK'nın "Adli tatil" başlıklı 331. maddesi; "(1) Ceza işlerini gören makam ve mahkemeler her yıl ağustosun birinden eylülün beşine kadar tatil olunur. (2) Soruşturma ile tutuklu işlere ilişkin kovuşturmaların ve ivedi sayılacak diğer hususların tatil süresi içinde ne suretle yerine getirileceği, Hâkimler ve Savcılar Yüksek Kurulunca belirlenir. (3) Tatil süresince bölge adliye mahkemeleri ile Yargıtay, yalnız tutuklu hükümlere ilişkin veya Meşhud Suçların Muhakeme Usulü Kanunu gereğince görülen işlerin incelemelerini yapar. (4) Adli tatile rastlayan süreler işlemez. Bu süreler tatilin bittiği günden itibaren üç gün uzatılmış sayılır", Şeklinde iken, 26.08.2011 tarihli ve 28037 sayılı Resmî Gazete’de yayımlanan 08.08.2011 tarihli ve 650 sayılı Kanun Hükmünde Kararname’nin 27. maddesi ile maddenin birinci fıkrası; “Ceza işlerini gören makam ve mahkemeler her yıl bir eylülde başlamak üzere, yirmi temmuzdan otuzbir ağustosa kadar çalışmaya ara verirler” şeklinde değiştirilmiştir. Anayasa Mahkemesince 18.07.2012 tarih ve 2012-108 sayı ile CMK'nın 331. maddesinin 650 sayılı KHK ile değişik birinci fıkrasının iptaline karar verilmiş ancak söz konusu iptal hükmü 1 Temmuz 2013 tarihinde yürürlüğe girmiştir. Bununla birlikte 27.06.2013 tarihli ve 6494 sayılı Kanun’un 25. maddesi ile 5271 sayılı CMK'nın 331. maddesinde değişiklik yapılmış ve maddenin birinci fıkrası; "Ceza işlerini gören makam ve mahkemeler her yıl bir eylülde başlamak üzere, yirmi temmuzdan otuz bir ağustosa kadar çalışmaya ara verirler" şeklindeki son hâlini almıştır. Aynı maddenin 2. fıkrasında, anılan makam ve mahkemelerin bu süre içinde, sadece soruşturmaları, tutuklu işlere ilişkin kovuşturmaları ve ivedi sayılacak diğer hususları yerine getirecekleri belirtilmiş, 3. fıkrasında Yargıtayın, yalnız tutuklu işlere ilişkin veya 5320 sayılı Kanun’un 18. maddesi ile 1 Haziran 2005 tarihi itibarıyla yürürlükten kaldırılan Meşhud Suçların Muhakeme Usulü Kanunu gereğince görülen işlerin incelemelerini yapacağı, 4. fıkrasında ise, adli tatile rastlayan sürelerin işlemeyeceği, bu sürelerin tatilin bittiği günden itibaren üç gün uzatılmış sayılacağı hükme bağlanmıştır. Sürenin uzaması kuralının uygulanabilmesi için, kararın tebliğinin tatilden önce gerçekleştirilmesi, işlemeye başlayan sürenin adli tatil içinde sona ermesi gerekmektedir. Bu takdirde tatilden önce işleyen kısma bakılmaksızın süre, adli tatilin bittiği günden itibaren üç gün uzayacaktır. Öte yandan 14.02.1934 tarihli ve 47-1 sayılı İçtihadı Birleştirme Kararına göre de kararların, adli tatile rastlayan dönemde tebliği geçerli olmakla birlikte, tatilde süre işlemeyeceği için bu durumda temyiz süresi adli tatilin bitiminden itibaren başlayacaktır. Konunun Hukuk Muhakemeleri Kanunun'da yer alan düzenlemesi kanunun 104. maddesinde yer almaktadır; HMK'nın 104. maddesinde; '' Adli tatile tabi olan dava ve işlerde, bu Kanunun tayin ettiği sürelerin bitmesi tatil zamanına rastlarsa, bu süreler ayrıca bir karara gerek olmaksızın adli tatilin bittiği günden itibaren bir hafta uzatılmış sayılır'' düzenlemesine yer verilmiştir. Düzenlemeye göre adli tatile tabi olmayan işlerde sürelerin işleyeceği anlaşılmakta olup bu husus kanunun gerekçesinde de açık şekilde ifade edilmiştir. Uyuşmazlık konusu CMK'nın 331. maddesinde, HMK'nın 104. maddesine benzer bir düzenlemeye yer verilmemiş olmasından kaynaklanmakta olup, konunun aydınlatılabilmesi için CMK'nın kanun yollarına başvuru şart, usul ve sürelerini düzenleyen hükümleri yanında, adil yargılanma hakkı, kanun yoluna başvurma hakkı ve mahkemeye erişim hakkı bakımından incelenmesi gerekmektedir. T.C. Anayasanın 36. maddesinde ''Herkes, meşru vasıta ve yollardan faydalanmak suretiyle yargı mercileri önünde davacı veya davalı olarak iddia ve savunma ile adil yargılanma hakkına sahiptir'' düzenlemesine yer verilmiş, AİHS'nin 6. maddesinde de '' Avrupa İnsan Hakları Sözleşmesi'nin ‘Adil yargılanma hakkı’ başlıklı 6/1. maddesinde de; ‘Herkes davasının, … cezai alanda kendisine yöneltilen suçlamaların esası konusunda karar verecek olan, yasayla kurulmuş, bağımsız ve tarafsız bir mahkeme tarafından, adil ve kamuya açık olarak, … görülmesini isteme hakkına sahiptir...’' düzenlemesi yer almıştır. Kanun yoluna başvurma hakkı adil yargılanma hakkının kullanılabilmesinin zorunlu bir unsuru olarak öne çıkmaktadır. Şöyle ki AİHS 7 nolu ek protokolünün '' Cezai konularda iki dereceli yargılanma hakkı'' başlıklı 2. Maddesi uyarınca; '' kural olarak herkes aleyhine verilen mahkumiyet hükmünü yüksek bir mahkeme de yeniden inceletebilme hakkına sahiptir'' düzenlemesine yer verilmiştir. CMK'da itiraz ve temyiz kanun yollarına başvuru hakları ayrıntılı şekilde düzenlemiştir. CMK'nın 35. maddesi kararların hazır bulunmayan ilgilisine tebliğ edileceğini ve ilgili tutuklu ise usulünü, CMK'nın 39. maddesi sürelerin başlangıcı ve hesaplanması hususlarını, CMK'nın 273. maddesi istinaf başvuru usul ve süresini, CMK'nın 291. maddesi ise temyiz başvuru usul ve süresini yoruma yer bırakmayacak şekilde açık ve ayrıntılı hükümlerle düzenlenmiştir. Bir kanun yolu başvurusunun esas yönünden mercisince incelenmesi, Anayasamızın 36. maddesinde yer bulan adil yargılanma hakkının güvencelerinden olan mahkemeye erişim hakkı kapsamında kalmaktadır. Anayasamızın "Temel hak ve hürriyetlerin sınırlanması" başlıklı 13. maddesi; "Temel hak ve hürriyetler, özlerine dokunulmaksızın yalnızca Anayasanın ilgili maddelerinde belirtilen sebeplere bağlı olarak ve ancak kanunla sınırlanabilir. Bu sınırlamalar, Anayasanın sözüne ve ruhuna, demokratik toplum düzeninin ve lâik Cumhuriyetin gereklerine ve ölçülülük ilkesine aykırı olamaz." şeklindedir. Öğretide de kanun yoluna başvurmanın bir insan hakkı olduğu ifade edilmiştir.. (Yenisey-Nuhoğlu, Ceza Muhakeme Hukuku, 4.baskı s.838) Görüldüğü üzere; temel hak ve hürriyetlerin sınırlanması kanun tarafından öngörülme, haklı bir sebebe dayanma ve ölçülülük ilkesine aykırı olmama koşullarına bağlıdır. Anayasamızın 36. maddesinde güvence altına alınan mahkemeye erişim hakkı da bu anlamda mutlak olmayıp sınırlamalara konu olabilir. Ancak ölçülülük ilkesi uyarınca sınırlamaların mahkemeye erişimi imkânsız hâle getirmemesi ya da aşırı derecede zorlaştırmaması da gerekir. Anayasa ve yasalardaki emredici düzenlemelerden anlaşılacağı üzere; Yargı mercilerince verilen kararın ne olduğunun, uygulanan kanun maddelerinin, verilen ceza miktarının, kanun yollarına başvurma ve tazminat isteme olanağının bulunup bulunmadığının, başvuru olanağı varsa süresi ve merciinin tereddüde yer vermeyecek açıklıkta taraflara bildirilmesi gereklidir. Kanun koyucu Anayasadaki emredici düzenlemeye paralel, ilgililerin “kanun yolunda” başvurularında hak kayıpları ile sonuçlanabilecek yanılgıyı önlemek için ayrıntılı düzenleme yapmak ihtiyacı hissettiği görülmektedir. Avrupa İnsan Hakları Mahkemesi kararlarında da; Kanun yoluna başvurma hakkının belli bir süre koşuluna bağlanması, hukuki güvenlik ve istikrarın sağlanması gibi önemli ve meşru bir amaca hizmet etmektedir. Bu bakımdan, iç hukuktaki usullerinin belirli ve öngörülebilir olması koşuluyla yargısal başvuruların birtakım kurallarına tabi tutulmasının tek başına mahkemeye erişim hakkının ihlali olarak değerlendirilemeyeceği, ancak mahkemelerin iç işleyişlerine ilişkin süreçlerdeki aksama ve hatalardan kaynaklanan sorumluluğun ilgililere yüklenemeyeceği ve dava açma sürelerini düzenleyen karışık ve dağınık olan mevzuatın aşırı şekilci yorumunun mahkemeye erişim hakkını ihlal edebileceği kabul edilmiştir. Bilindiği üzere usul hükümlerinde kıyas yapılması mümkün olmakla birlikte, açık düzenleme bulunmayan hallerde hakkı kısıtlayıcı şekilde yorum yapılamayacaktır. CMK'nın 331/4. maddesinde yer alan düzenleme adli tatilde sürelerin işlemeyeceği kuralına yer vermiştir. Madde metninde kuralın açık bir istisnası yoktur. Kuralın getirilme nedeni mahkemelerin çalışmaya ara verdikleri bu dönemde süreler yönünden ilgililerin hak kaybına neden olmamaktır. Adli tatil süresince tutuklu bulunan işlerin görülebilmesine yönelik düzenleme ise özünde adil yargılama için getirilmiş bir tedbir olan tutuklamanın ölçüsüz uygulanmasının önüne geçme isteğidir. Ceza Muhakemesi Kanununda, Hukuk Muhakemeleri Kanununun aksine adli tatilde görülebilen işler yönünden sürelerin işleyeceği şeklinde açık bir düzenlemeye yer verilmemiş olmakla, tutuklu işlerde adli tatil süresince temyiz sürelerinin işleyeceğinin kabulü, ilgili Kanun maddesinin 3. ve 4. fıkralarının bir arada değerlendirilmesi sonucu varılan bir yorum olup, tutuklu sanığın temyiz süresini kısıtladığı göz önüne alındığında da aleyhe bir yorumdur. İtiraz ve temyiz hakkının kullanılması ve sürelerle ilgili her hususu ayrıntılı şekilde düzenleyen kanun koyucunun tutuklu sanığın temyiz süresini kısıtlayacak bir istisnayı açıkça ifade etmemiş olması, kanun sistematiğine uygun bulunmadığı gibi tutuklu sanıkların kanun yoluna başvurma ve mahkemeye erişim haklarını kısıtlayacak aleyhe bir yorum yukarıda ifade edilen temel haklar çerçevesinde de hukuka uygun kabul edilemeyecektir. Diğer taraftan adli tatil döneminde sürelerin işleyip işlemeyeceği konusunda Yargıtay Ceza Dairelerin farklı kararlarının bulunması yasanın belirlilik ilkesinde sorun olduğu kabulüne götürecektir. Nitekim somut olayda sanık müdafisi maddedeki hükmü adli tatilde sürelerinin işlemeyeceği şeklinde değerlendirerek kanun yoluna adli tatil sonrasında başvurduğu görülmektedir. Bu açıklamalara göre adli tatilde tutuklu işlerde de temyiz süresinin işlemeyeceği kabul edilmeli ve Yargıtay 16. Ceza Dairesi'nin kararına yapılan Yargıtay Cumhuriyet Başsavcılığı itirazının reddine karar verilmelidir. Bu açıklamalar ışığında uyuşmazlık konusu değerlendirildiğinde; Sanık müdafinin kendisine 25.07.2018 tarihinde, adli tatil içerisinde ve usulüne uygun tebliğ olunan hükme yönelik temyiz dilekçesini 17.08.2018 tarihinde süresinde, sanığın ise 05.09.2018 tarihinde ve yine süresinde verdikleri; CMK'nın 331/4. maddesinde yer alan düzenlemede adli tatilde sürelerin işlemeyeceği kuralına yer verildiği ve bu kuralın açık bir istisnası bulunmamasının mahkemelerin çalışmaya ara verdikleri bu dönemde süreler yönünden ilgililerin hak kaybına neden olmama gerekçesiyle yapıldığı, Ceza Muhakemesi Kanununda, Hukuk Muhakemeleri Kanununun aksine adli tatilde görülebilen işler yönünden sürelerin işleyeceği şeklinde açık bir düzenlemeye yer verilmemiş olmakla, tutuklu işlerde adli tatil süresince temyiz sürelerinin işleyeceğinin kabulünün ilgili Kanun maddesinin 3. ve 4. fıkralarının bir arada değerlendirilmesi sonucu varılan bir yorum olduğu ancak bu yorumun tutuklu sanığın temyiz süresini kısıtladığı göz önüne alındığında da aleyhe olacağı ve bu itibarla kanun koyucunun tutuklu sanığın temyiz süresini kısıtlayacak bir istisnayı açıkça ifade etmemiş olmasının, kanun sistematiğine uygun bulunmadığı gibi tutuklu sanıkların kanun yoluna başvurma ve mahkemeye erişim haklarını kısıtlayarak hukuka uygun kabul edilemeyeceğinden tutuklu işler bakımından adli tatilde temyiz süresinin işlemeyeceği, sanık ve müdafisinin temyiz taleplerinin süresinde olduğunun kabulü gerekmektedir. Bu itibarla haklı nedene dayanmayan Yargıtay Cumhuriyet Başsavcılığın itirazının reddine karar verilmelidir. Çoğunluk görüşüne katılmayan bir Ceza Genel Kurulu üyesi, tutuklu işler bakımından adli tatilde temyiz süresinin işleyeceği, sanık ve müdafisinin temyiz taleplerinin süresinde olmadığı düşüncesiyle itirazın kabul edilmesi yönünde oy kullanmıştır. SONUÇ : Açıklanan nedenlerle; 1- Yargıtay Cumhuriyet Başsavcılığı itirazının REDDİNE, 2-Dosyanın mahalline gönderilmek üzere Yargıtay Cumhuriyet Başsavcılığına TEVDİ EDİLMESİNE, 10.06.2021 tarihinde oy çokluğuyla karar verildi.
Hukuk Genel Kurulu, 2020/124 E., 2022/672 K.
orta eşleşmeKarar metninde maddeye atıf varİş Mahkemesi
tam metni aç
Diğer taraftan HMK’nın “Adli tatilin sürelere etkisi” başlıklı 104. maddesi;
Hukuk Genel Kurulu         2020/124 E.  ,  2022/672 K. "İçtihat Metni" MAHKEMESİ :İş Mahkemesi 1. Taraflar arasındaki “Rücuan tazminat” davasından dolayı yapılan yargılama sonunda, Erzurum İş Mahkemesince verilen davanın kabulüne ilişkin karar davalılar vekilleri tarafından temyiz edilmesi üzerine Yargıtay 10. Hukuk Dairesince yapılan inceleme sonunda bozulmuş, mahkemece Özel Daire bozma kararına karşı direnilmiştir. 2. Direnme kararı davalı ... A.Ş. vekili tarafından temyiz edilmiştir. 3. Hukuk Genel Kurulunca dosyadaki belgeler incelendikten sonra gereği görüşüldü: I. YARGILAMA SÜRECİ Davacı İstemi: 4. Davacı ... (SGK/Kurum) vekili dava dilekçesinde; dava dışı sigortalı ...’un davalılar ... ve ... adına işlem gören ve davalı ... A.Ş’ye zorunlu malî mesuliyet sigortası ile sigortalı olan ... plakalı özel halk otobüsünü kullandığı sırada gerçekleşen trafik iş kazasında vefat ettiğini, dava dışı sigortalının 01.07.2012 tarihinde çalışmaya başlamasına rağmen işe giriş bildirgesinin yasal süresinden sonra Kuruma verilmesi nedeniyle davalılar ... ve ... hakkında 5510 sayılı Kanun’un 23. maddesi gereğince işlem yapılması gerektiğini ileri sürerek davacı Kurum tarafından hak sahiplerine ödenen 363TL cenaze yardımından 50TL'sinin ödeme tarihinden, bağlanan 45.843,03TL peşin değerli gelirden 4.950TL'sinin ise gelir bağlama kararlarının onay tarihinden itibaren yasal faizi ile birlikte davalılardan müteselsilen tahsilini talep etmiştir. Davalı Cevabı: 5. Davalı ... A.Ş. vekili cevap dilekçesinde; ... plakalı aracın müvekkili şirkette 15.12.2011-15.12.2012 vadeli poliçe ile zorunlu malî mesuliyet sigortasıyla sigortalı olduğunu, bahsi geçen poliçeye göre teminatın kişi başı 200TL ile sınırlandırıldığını, yasal düzenlemelere göre trafik sigortasının sigortalı aracın üçüncü kişilere verdiği zararları limit dâhilinde ödemeyi taahhüt edebileceğini, 17.10.2012 tarihinde meydana gelen trafik kazasında araç sürücüsünün vefat ettiğini, bu durumda davacı araç sürücüsü tam kusurlu kabul edilse dâhi davacı Kurumun müvekkili şirketten tazminat talep edemeyeceğini belirterek davanın reddini savunmuştur. 6. Davalılar ... ve ... vekili cevap dilekçesi sunmamış, 26.03.2015 tarihli duruşmada davanın reddi gerektiğini savunmuştur. Mahkeme Kararı: 7. Erzurum İş Mahkemesinin 12.01.2016 tarihli ve 2013/248 E., 2016/51 K. sayılı kararı ile; Erzurum Cumhuriyet Başsavcılığının 2012/12258 soruşturma numaralı dosyasında bulunan 30.10.2012 tarihli raporda sürücü ...’un kusurlu olduğunun, 18.03.2013 tarihli raporda ise bu kişinin 1. derecede kusurunun bulunduğunun belirtildiği, öte yandan SGK müfettişlerince hazırlanan raporda da sigortalı ...’un kusurlu olduğunun kabul edildiği, ayrıca 10.12.2014 tarihli bilirkişi heyeti tarafından hazırlanan raporda sigortalının kusur oranının %100 olduğunun belirtildiği, dava dışı sigortalı ...’un işe giriş bildirgesinin trafik kazasının gerçekleştiği gün Kuruma verildiği, bu nedenle 5510 sayılı Kanun’un 23. maddesi gereğince davalılar ... ve ...’ın kusursuz sorumluluğunun söz konusu olduğu, ancak %50’den az olmayacak şekilde hesaplanacak zarardan indirim yapılması gerektiği, kazaya karışan diğer aracı sigorta ettiren ihbar olunan ... Sigorta A.Ş. vekili tarafından Erzurum Büyükşehir Belediyesine 50.000TL ödeme yapıldığına dair belge sunulmuş ise de ihbar olunan hakkında hüküm kurulması mümkün olmadığından yapılan ödemenin mahsup edilmediği gerekçesiyle davanın kabulüne karar verilmiştir. Özel Daire Bozma Kararı: 8. Erzurum İş Mahkemesinin yukarıda belirtilen kararına karşı süresi içinde davalılar vekilleri temyiz isteminde bulunmuştur. 9. Yargıtay 10. Hukuk Dairesinin 22.10.2018 tarihli ve 2018/5194 E., 2018/8349 K. sayılı kararı ile; davalılar vekillerinin sair temyiz itirazlarının reddine karar verildikten sonra “…2-…Somut olaya bakıldığında, sigortalının kullanmış olduğu aracın sigortacısı konumunda olan davalı ...’nın sorumluluğunun ancak 3.kişilere karşı olduğu, sigortalının aracı kullanan kişi ve kaza olayının meydana gelmesinde %100 oranında kusurlu olmak suretiyle, kendi ölümü ile neticelenen olayda 3. kişi olmadığı belirgin olmakla, davalı ...’nın da, sigortalının 3. kişi konumunda olmayan hak sahiplerine karşı bir sorumluluğu düşünülemeyeceğinden, davalı ... şirketi açısından davanın reddine karar verilmesi yerine, yazılı şekilde hüküm kurulması isabetsizdir. Bu maddi ve hukuki esaslar göz önünde tutulmaksızın, eksik inceleme sonucunda yazılı şekilde hüküm kurulması, usul ve yasaya aykırı olup, bozma nedenidir. O hâlde, davalılar vekillerinin bu yönleri amaçlayan temyiz itirazları kabul edilmeli ve hüküm bozulmalıdır.” gerekçesiyle karar bozulmuştur. Direnme Kararı: 10. Erzurum 1. İş Mahkemesinin 08.07.2019 tarihli ve 2019/350 E., 2019/229 K. sayılı kararı ile; Hukuk Genel Kurulunun 14.03.2019 tarihli ve 2017/1089 E., 2019/294 K. sayılı kararının emsal nitelikte olduğu, 2918 sayılı Karayolları Trafik Kanunu’na ve Karayolları Motorlu Araçlar Zorunlu Mali Sorumluluk Sigortası Genel Şartlarına göre aracın zorunlu malî sigortacısı davalı ... şirketinin işletenin üçüncü kişilere verdiği zararları teminat altına aldığı, olayda işleten veya sürücü tam kusurlu olsalar dâhi destekten yoksun kalanların zarar gören üçüncü kişi konumunda olduğu belirtilerek önceki gerekçe de tekrar edilmek suretiyle direnme kararı verilmiştir. Direnme Kararının Temyizi: 11. Direnme kararı süresi içinde davalı ... A.Ş. vekili tarafından temyiz edilmiştir. II. UYUŞMAZLIK 12. Hukuk Genel Kurulu önüne gelen uyuşmazlık; somut olayda çok taraflı trafik kazasında hayatını kaybeden ve kazanın meydana gelmesinde %100 kusurlu olan dava dışı sigortalı ...’un hak sahiplerinin üçüncü kişi olarak kabul edilip edilemeyeceği; buradan varılacak sonuca göre davalı ... A.Ş’nin sigortalı ...’un hak sahiplerine karşı sorumlu tutulmasının mümkün olup olmadığı noktasında toplanmaktadır. III. ÖN SORUN 13. Hukuk Genel Kurulundaki görüşmeler sırasında öncelikle gerekçeli direnme kararı 14.08.2019 tarihinde tebliğ edilen davalı ... A.Ş. vekili tarafından 06.09.2019 elektronik imza tarihli temyiz dilekçesinin ibraz edildiği, aynı tarihte temyiz başvuru ve karar harcının yatırıldığı eldeki davanın trafik iş kazası sonucu vefat eden sigortalının hak sahiplerine bağlanan gelirin ilk peşin sermaye değeri ile cenaze yardımından oluşan Kurum zararının rücuan tahsili istemine ilişkin olduğu gözetildiğinde davanın adli tatilde görülmesi mümkün davalardan olup olmadığı; buradan varılacak sonuca göre davalı ... şirketinin temyiz başvurusunun süresinde kabul edilip edilemeyeceği hususu ön sorun olarak tartışılıp değerlendirilmiştir. 14. 6100 sayılı Hukuk Muhakemeleri Kanunu’nun (HMK) “Adli tatil süresi” başlıklı 102. maddesi; “Adli tatil, her yıl yirmi temmuzda başlar, otuz bir ağustosta sona erer. Yeni adli yıl bir eylülde başlar” şeklinde düzenlenmiştir. 15. 6100 sayılı Hukuk Muhakemeleri Kanunu’nun 103. maddesinde yer alan; “(1) Adli tatilde, ancak aşağıdaki dava ve işler görülür: a) İhtiyati tedbir, ihtiyati haciz ve delillerin tespiti gibi geçici hukuki koruma, deniz raporlarının alınması ve dispeçci atanması talepleri ile bunlara karşı yapılacak itirazlar ve diğer başvurular hakkında karar verilmesi. b) Her çeşit nafaka davaları ile soybağı, velayet ve vesayete ilişkin dava ya da işler. c) Nüfus kayıtlarının düzeltilmesi işleri ve davaları. ç) Hizmet akdi veya iş sözleşmesi sebebiyle işçilerin açtıkları davalar. d) Ticari defterlerin kaybından dolayı kayıp belgesi verilmesi talepleri ile kıymetli evrakın kaybından doğan iptal işleri. e) İflas ve konkordato ile sermaye şirketleri ve kooperatiflerin uzlaşma suretiyle yeniden yapılandırılmasına ilişkin işler ve davalar. f) Adli tatilde yapılmasına karar verilen keşifler. g) Tahkim hükümlerine göre, mahkemenin görev alanına giren dava ve işler. ğ) Çekişmesiz yargı işleri. h) Kanunlarda ivedi olduğu belirtilen veya taraflardan birinin talebi üzerine, mahkemece ivedi görülmesine karar verilen dava ve işler. (2) Tarafların anlaşması hâlinde veya dava bir tarafın yokluğunda görülmekte ise hazır olan tarafın talebi üzerine, yukarıdaki iş ve davalara bakılması, adli tatilden sonraya bırakılabilir. (3) Adli tatilde, yukarıdaki fıkralarda gösterilenler dışında kalan dava ve işlerle ilgili olarak verilen dava, karşı dava, istinaf ve temyiz dilekçeleri ile bunlara karşı verilen cevap dilekçelerinin ve dosyası işlemden kaldırılan davaları yenileme dilekçelerinin alınması, ilam verilmesi, her türlü tebligat, dosyanın başka bir mahkemeye, bölge adliye mahkemesine veya Yargıtaya gönderilmesi işlemleri de yapılır. (4) Bu madde hükümleri, bölge adliye mahkemeleri ile Yargıtay incelemelerinde de uygulanır.” şeklindeki hüküm ile de adli tatilde görülecek dava ve işlerin neler olduğu hüküm altına alınmıştır. 16. Diğer taraftan HMK’nın “Adli tatilin sürelere etkisi” başlıklı 104. maddesi; “Adli tatile tabi olan dava ve işlerde, bu Kanunun tayin ettiği sürelerin bitmesi tatil zamanına rastlarsa, bu süreler ayrıca bir karara gerek olmaksızın adli tatilin bittiği günden itibaren bir hafta uzatılmış sayılır.” şeklindedir. 17. Bundan başka mülga 5521 sayılı İş Mahkemeleri Kanunu’nun (5521 sayılı Kanun) 1. maddesi; “İş Kanununa göre işçi sayılan kimselerle (o kanunun değiştirilen ikinci maddesinin Ç, D ve E fıkralarında istisna edilen işlerde çalışanlar hariç) işveren veya işveren vekilleri arasında iş akdinden veya İş Kanununa dayanan her türlü hak iddialarından doğan hukuk uyuşmazlıklarının çözülmesi ile görevli olarak lüzum görülen yerlerde iş mahkemeleri kurulur. Bu mahkemeler: A) (Mülga: 18/10/2012-6356/81 md.) B) İşçi Sigortaları Kurumu ile sigortalılar veya yerine kaim olan hak sahipleri arasındaki uyuşmazlıklardan doğan itiraz ve davalara da bakarlar” şeklinde olup işçi sayılan kimselerle (Kanunun değiştirilen ikinci maddesinin Ç, D ve E fıkralarında istisna edilen işlerde çalışanlar hariç) işveren veya işveren vekilleri arasında iş akdinden veya İş Kanunu'na dayanan her türlü hak iddialarından doğan hukukî uyuşmazlıkların iş mahkemelerinde çözümleneceği belirtilmiştir. 18. Öte yandan 25.10.2017 tarihli ve 30221 sayılı Resmî Gazete'de yayımlanarak yürürlüğe giren 7036 sayılı İş Mahkemeleri Kanunu'nun (7036 sayılı Kanun) 5. maddesinde iş mahkemelerinin görevi düzenlenmiş olup buna göre; “İş mahkemeleri; a) 5953 sayılı Kanuna tabi gazeteciler, 854 sayılı Kanuna tabi gemi adamları, 22/5/2003 tarihli ve 4857 sayılı İş Kanununa veya 11/1/2011 tarihli ve 6098 sayılı Türk Borçlar Kanununun İkinci Kısmının Altıncı Bölümünde düzenlenen hizmet sözleşmelerine tabi işçiler ile işveren veya işveren vekilleri arasında, iş ilişkisi nedeniyle sözleşmeden veya kanundan doğan her türlü hukuk uyuşmazlıklarına, b) İdari para cezalarına itirazlar ile 5510 sayılı Kanunun geçici 4 üncü maddesi kapsamındaki uyuşmazlıklar hariç olmak üzere Sosyal Güvenlik Kurumu veya Türkiye İş Kurumunun taraf olduğu iş ve sosyal güvenlik mevzuatından kaynaklanan uyuşmazlıklara, c) Diğer kanunlarda iş mahkemelerinin görevli olduğu belirtilen uyuşmazlıklara, ilişkin dava ve işlere bakar”. 19. Ayrıca 7036 sayılı Kanun’un “Yargılama usulü ve kanun yolları" başlıklı 7. maddesi ile; “(1) İş mahkemelerinde basit yargılama usulü uygulanır. (2) Davaların yığılması hâlinde, her bir talebe ilişkin vakıalar bakımından ispat yükü ve deliller ayrı ayrı değerlendirilir. (3) 12/1/2011 tarihli ve 6100 sayılı Hukuk Muhakemeleri Kanununun kanun yollarına ilişkin hükümleri, iş mahkemelerince verilen kararlar hakkında da uygulanır. (4) Kanun yoluna başvuru süresi, ilamın taraflara tebliğinden itibaren işlemeye başlar. (5) Kanun yoluna başvurulan kararlar, bölge adliye mahkemesi ve Yargıtayca ivedilikle karara bağlanır.” şeklinde düzenleme yapılmıştır. 20. Görüldüğü üzere 7036 sayılı Kanun’un 7. maddesinin 1. fıkrasıyla iş mahkemelerinde basit yargılama usulünün uygulanacağı vurgulanmış, son fıkrası ile de kanun yoluna başvurulan kararların bölge adliye mahkemesi ve Yargıtayca ivedilikle karara bağlanacağı düzenlemesi getirilerek mülga 5521 sayılı Kanun’un 8. maddesinin 4. fıkrasındaki “Kanun yoluna başvurulan kararlar, bölge adliye mahkemesi ve Yargıtayca iki ay içinde karara bağlanır” şeklindeki hükmün aksine iş mahkemesince verilen kararların ivedilikle inceleneceği belirtilmiş ancak belli bir süre sınırlaması konulmamıştır. 21. Ayrıca 7036 sayılı İş Mahkemeleri Kanunu'nun 7. maddesinin gerekçesinde; “6100 sayılı Hukuk Muhakemeleri Kanunu’nun 103. maddesinin 1. fıkrasının (ç) bendi uyarınca hizmet akdi veya iş sözleşmesi sebebiyle işçilerin açtıkları davalar ilk derece mahkemesince adli tatilde görülebilmektedir. Buna karşılık dava açanın işçi veya işveren olduğuna bakılmaksızın iş mahkemesi kararları, kanun yolunda (bölge adliye mahkemesi ve Yargıtayda) ivedilikle karara bağlanacağı için 6100 sayılı Kanun’un 103. maddesinin 1. fıkrasının (h) bendi uyarınca adli tatilde de incelenebilecektir.” şeklinde açıklama yapılmıştır. 22. Bundan başka 5510 sayılı Sosyal Sigortalar ve Genel Sağlık Sigortası Kanunu'nun (5510 sayılı Kanun) 101. maddesi; “Bu Kanunda aksine hüküm bulunmayan hallerde, bu Kanun hükümlerinin uygulanmasıyla ilgili ortaya çıkan uyuşmazlıklar iş mahkemelerinde görülür” şeklindedir. 23. İş kazası nedeniyle açılan rücuan tazminat davasının yasal dayanağı olan 5510 sayılı Kanun'un 21. maddesinin 1. fıkrasında ise; “İş kazası ve meslek hastalığı, işverenin kastı veya sigortalıların sağlığını koruma ve iş güvenliği mevzuatına aykırı bir hareketi sonucu meydana gelmişse, Kurumca sigortalıya veya hak sahiplerine bu Kanun gereğince yapılan veya ileride yapılması gereken ödemeler ile bağlanan gelirin başladığı tarihteki ilk peşin sermaye değeri toplamı, sigortalı veya hak sahiplerinin işverenden isteyebilecekleri tutarlarla sınırlı olmak üzere, Kurumca işverene ödettirilir. İşverenin sorumluluğunun tespitinde kaçınılmazlık ilkesi dikkate alınır.” hükmü bulunmaktadır. 24. Bununla birlikte 5510 sayılı Kanun’un “Süresinde bildirilmeyen sigortalılıktan doğan sorumluluk” başlıklı 23. maddesi; “Sigortalı çalıştırmaya başlandığının süresi içinde sigortalı işe giriş bildirgesi ile Kuruma bildirilmemesi halinde, bildirgenin sonradan verildiği veya sigortalı çalıştırıldığının Kurumca tespit edildiği tarihten önce meydana gelen iş kazası, meslek hastalığı, hastalık ve analık halleri sonucu ilgililerin gelir ve ödenekleri Kurumca ödenir. Yukarıdaki fıkrada belirtilen hallerde, Kurumca yapılan ve ileride yapılması gerekli bulunan her türlü masrafların tutarı ile gelir bağlanırsa bu gelirin başladığı tarihteki ilk peşin sermaye değeri tutarı, 21 inci maddenin birinci fıkrasında yazılı sorumluluk halleri aranmaksızın, işverene ayrıca ödettirilir. 4 üncü maddenin birinci fıkrasının (b) bendi kapsamında sigortalı olduğu halde, 8 inci maddenin üçüncü fıkrasında belirtilen süre içerisinde bildirimde bulunmayanlara, bildirimde bulunulmayan sürede meydana gelen iş kazası, meslek hastalığı, analık halleri sonucu ilgililerin gelir ve ödenekleri Kurumca ödenmez” şeklinde düzenlenmiştir. 25. Bu hükümlerden de anlaşılacağı üzere Kurumun iş kazası ya da meslek hastalığı hâllerinde sigortalıya, ölümü hâlinde ise hak sahiplerine bağladığı gelirin ilk peşin sermaye değerinin ilgililerden rücuan tahsili istemine ilişkin davanın yasal dayanağı 5510 sayılı Kanun olup yine aynı Kanun’un 101. maddesi uyarınca iş mahkemesinde görülmesi gerekmektedir. 26. 7036 sayılı İş Mahkemeleri Kanunu'nun yukarıda yer verilen 5. maddesinin 2. fıkrasındaki hüküm de aynı doğrultudadır. 27. Şu hâlde yukarıda belirtilen yasal düzenlemelerde öngörüldüğü üzere icra mahkemesinde görülenler hariç basit yargılama usulüne tabi olan davalara adli tatilde bakılmayacaktır. Başka bir ifade ile basit yargılama usulüne tabi davalar da adli tatile tabi olacaktır. Bu nedenle basit yargılama usulünün uygulandığı iş mahkemeleri adli tatilden yararlanacaktır (Pekcanıtez Usûl, Medeni Usul Hukuku Cilt I, İstanbul 2017, s.471). 28. Adli tatilde görülemeyen basit yargılama usulüne tâbi olan davalarla ilgili bir süre, adli tatil süresi içinde sona ererse, adli tatilden sonra ek bir süreden yararlanacaktır. Ancak HMK’nın 103. maddesinin 1. fıkrasının (h) bendi uyarınca Kanunlarda ivedi olduğu belirtilen veya taraflardan birinin talebi üzerine mahkemece ivedi görülmesine karar verilen dava ve işler adli tatilde görülmeye devam edilecektir. Dikkat edilirse burada yargılama usulü değil, dava veya işin ivedi olması ya da mahkemenin ivedi olduğuna karar vermesi önemlidir. Bu nedenle mahkeme yazılı ya da basit yargılama usulüne tabi bir dava ya da işin ivedi olduğuna karar verirse, bu dava veya işin adli tatilde de görülmesine karar verebilir (Pekcanıtez Usûl, s. 471 ve 472). 29. Öte yandan 7036 sayılı Kanun’un 7. maddesinin 5. fıkrasındaki “Kanun yoluna başvurulan kararlar, bölge adliye mahkemesi ve Yargıtayca ivedilikle karara bağlanır” düzenlemesine ilişkin madde gerekçesinde yer alan HMK’nın 103. maddesinin 1. fıkrasının (ç) bendi gereğince hizmet akdi veya iş sözleşmesi sebebiyle işçilerin açtıkları davalar ilk derece mahkemelerinde adli tatilde görülebilmekteyse de dava açanın işçi veya işveren olduğuna bakılmaksızın iş mahkemesi kararlarının bölge adliye mahkemesi ve Yargıtayca ivedilikle karara bağlanacağı için HMK’nın 103. maddesinin 1. fıkrasının (h) bendi uyarınca adli tatilde de incelenebileceğine dair açıklama karşısında yasal düzenlemenin kanun yoluna başvuru sonrası bir anlam içerdiği, kanun yoluna başvuru süresine bir etkisinin olmadığı açıktır. Zira öncesi için ivedilik durumu düzenlenmemiştir. 30. Yukarıda açıklanan yasal düzenlemeler ile somut olaya ilişkin maddi ve hukukî olgulara göre; davacı ... tarafından davalı işverenlere ve sigorta şirketine karşı murisin hak sahiplerine bağlanan gelirin ilk peşin sermaye değeri ile yapılan cenaze yardımının tahsili istemiyle açılan ve iş mahkemesinde görülen rücuan tazminat davasının HMK’nın 103. maddesinin 1. fıkrasının (ç) bendinde belirtilen “hizmet akdi veya iş sözleşmesi sebebiyle işçilerin açtıkları davalar” kapsamında bulunmadığı, yine HMK’nın 103. maddesinin 1. fıkrasının (h) bendindeki kanunlarda ivedi olduğu belirtilen veya taraflardan birinin talebi üzerine mahkemece ivedi görülmesine karar verilen dava ve işlerden de olmadığı, 7036 sayılı Kanun’un 7. maddesinin 5. fıkrasında yer alan kanun yoluna başvurulan kararların bölge adliye mahkemesi ve Yargıtayca ivedilikle karara bağlanacağına dair hükmün kanun yoluna başvuru süresine etkisinin bulunmadığı, kanun yoluna başvuru sonrası yargılama süresine ilişkin olduğu, bu itibarla eldeki dava adli tatilde görülebilecek nitelikte bir dava olmadığından tarafların HMK’nın 104. maddesinde belirtilen bir haftalık süreden yararlanabileceği anlaşılmaktadır. 31. Bu durumda adli tatile denk gelen 14.08.2019 tarihinde tebliğ edilen gerekçeli direnme kararına ilişkin davalı ... A.Ş. vekili tarafından 06.09.2019 tarihinde verilen temyiz dilekçesinin süresinde olduğu kabul edilerek ön sorunun bulunmadığına oy birliği ile karar verilmek suretiyle işin esasının incelenmesine geçilmiştir. IV. GEREKÇE 32. Öncelikle uyuşmazlık konusu ile ilgili yasal düzenlemelere kısaca değinilmelidir. 33. Diğer sigorta türlerinde olduğu gibi sorumluluk sigortalarında da kural olarak sözleşme serbestisi ilkesi geçerlidir. Ancak, kamu yararını gözeten kanun koyucu birtakım sorumluluk sigortalarının yapılmasını tarafların iradesine bırakmamış bu konularda özel düzenlemeler yapmıştır. 5684 sayılı Sigortacılık Kanunu’nun 13. maddesinin 1. fıkrası ile kamu yararı ön planda tutularak, yaptırılması zorunlu tutulan sorumluluk sigortalarının, özel kanunlardaki özel hükümler de saklı tutularak, sigorta şirketlerinin çalışma alanı kapsamında kalanlar bakımından bu tür sigorta sözleşmelerini yapmakla sigorta şirketleri zorunlu ve yükümlü tutulmuştur (Ulaş, Işıl: Uygulamalı Zarar Sigortaları Hukuku, Ankara 2012, s. 873). Aynı konuya ilişkin bu yükümlülük 6102 sayılı Türk Ticaret Kanunu’nun 1483. maddesinde de yinelenmiştir. 34. Öte yandan 2918 sayılı Karayolları Trafik Kanunu’nun (KTK) 85. maddesinin 1. fıkrası ile işleten ve araç işleticisinin bağlı olduğu teşebbüs sahibinin hukukî sorumluluğu “Bir motorlu aracın işletilmesi bir kimsenin ölümüne veya yaralanmasına yahut bir şeyin zarara uğramasına sebep olursa, motorlu aracın bir teşebbüsün unvanı veya işletme adı altında veya bu teşebbüs tarafından kesilen biletle işletilmesi halinde, motorlu aracın işleteni ve bağlı olduğu teşebbüsün sahibi, doğan zarardan müştereken ve müteselsilen sorumlu olurlar.” şeklinde düzenlenmiştir. 35. Nitekim KTK’nın 91. maddesi ile de işletenlerin, bu maddeye göre olan sorumluluklarının karşılanmasını sağlamak üzere malî sorumluluk sigortası yaptırmaları zorunluluğu getirilmiştir. Burada işletenin sorumluluğu hukukî nitelikçe tehlike sorumluluğuna ilişkin bulunmakla birlikte, işletenin hukukî sorumluluğunu üstlenen zorunlu sigortacının 91. maddede düzenlenen sorumluluğu ise, akdi (sözleşmesel) niteliktedir. Söz konusu akdi ilişki, işleten ile onun hukukî sorumluluğunu üzerine alan zorunlu (trafik) sigortacısı arasındadır. 36. Ayrıca KTK’nın 92. maddesinde zorunlu malî sorumluluk sigortası dışında kalan hususların tahdidi olarak sayılmış olup maddenin (a) bendinde belirtildiği üzere “İşletenin; bu Kanun uyarınca eylemlerinden sorumlu tutulduğu kişilere karşı yöneltebileceği talepler” sigorta teminatı kapsamı dışında bırakılmıştır. Vurgulamakta yarar vardır ki, bu hüküm işletenin eyleminden sorumlu olduğu kişilere yönelik kendi zararına dayalı talepleri noktasında önem arz etmektedir. Kaza ve dava tarihi itibariyle yürürlükte bulunan yasal düzenlemelere göre, salt sigorta şirketinin dava edildiği ve üçüncü kişinin zararının söz konusu olduğu durumlarda bu hükmün uygulama alanı bulamayacağı açıktır. 37. Nitekim aynı ilkeler, Yargıtay Hukuk Genel Kurulunun 13.11.2013 tarihli ve 2013/17-72 E., 2013/1558 K.; 02.03.2021 tarihli ve 2017/1718 E., 2021/180 K. sayılı kararında da benimsenmiştir. 38. Kazanın meydana geldiği ve davanın açıldığı tarihte yürürlükte olan Karayolları Zorunlu Mali Mesuliyet Sigortası Genel Şartları’nın A-1. maddesinde de; “Sigortacı, poliçede tanımlanan motorlu aracın işletilmesi sırasında, bir kimsenin ölümüne veya yaralanmasına veya bir şeyin zarara uğramasına sebebiyet vermiş olmasından dolayı, 2918 sayılı Karayolları Trafik Kanunu'na göre işletene düşen hukuki sorumluluğu, zorunlu sigorta limitlerine kadar temin eder” hükmüyle sözleşmenin kapsamı ve amacı net olarak belirlenmiş, tazminat kapsamında kalan hususlar da A-6. maddede sayılarak “İşleten tarafından ileri sürülecek tazminat talepleri” sigorta teminatı kapsamı dışında bırakılmıştır. 39. Görüldüğü gibi, karayolları zorunlu malî mesuliyet sigortasında, sigorta ettirenin/sigortalının zarar verdiği kişi, sigorta sözleşmesinin tarafı olmadığı hâlde bu sigortadan yararlanmaktadır (Karasu, Rauf: Karayolları Zorunlu Mali Mesuliyet Sigortası, Ankara 2016, s. 23). Zira zorunlu trafik sigortası motorlu araç işleteninin KTK’nın 85. maddesinin 1. fıkrasında yer alan üçüncü kişilere karşı sorumluluğunu belirlenen limitler dâhilinde üstlenir. Bu nedenle zarar görenler, bu zararın giderilmesi amacıyla, araç işletenine karşı KTK hükümlerine göre başvuru hakkına sahip değilse, zarar verene ait aracın trafik sigortacısına da başvuramayacaktır. İlgililerin, sigortalının sorumluluk riski kapsamında olmayan tazminat talepleri sigorta teminatı kapsamına dâhil değildir. 40. Somut olayda dava dışı sürücü ...’un davalılar ... ve ... adına işlem gören ve davalı ... A.Ş’ye zorunlu malî mesuliyet sigortalı olan ... plakalı özel halk otobüsünü kullandığı sırada gerçekleşen trafik iş kazasında vefat ettiği, kazanın meydana gelmesinde %100 kusurlu olduğu anlaşılmıştır. 41. Bu itibarla ... plakalı özel halk otobüsünün işleteni olan işveren davalılar ... ve ... adına hareket eden ve trafik iş kazasının meydana gelmesinde %100 oranında kendi kusurlu olan dava dışı sürücü ...’un yukarıda açıklanan yasal düzenlemeler gereğince üçüncü kişi olmadığı, dolayısıyla hak sahiplerinin de üçüncü kişi olarak kabul edilemeyeceği anlaşıldığından ... plakalı özel halk otobüsünün kendi sigorta şirketi olan davalı ... A.Ş’nin dava dışı sürücü ...’un hak sahiplerine karşı sorumlu tutulamayacağı, bu nedenle davalı ... A.Ş. yönünden davanın reddi gerektiği sonucuna ulaşılmıştır. 42. Ayrıca direnme kararının başlık kısmında davalı olarak “... A.Ş.” yerine “...” olarak yazılmış ise de bu yanlışlık mahallinde düzeltilebilir maddi hata olarak kabul edilmiş ve esasa etkili görülmediğinden bozma nedeni yapılmamıştır. 43. Hâl böyle olunca Hukuk Genel Kurulunca da benimsenen Özel Daire bozma kararına uyulması gerekirken, önceki hükümde direnilmesi doğru olmamıştır. 44. O hâlde direnme kararı bozulmalıdır. V. SONUÇ: Açıklanan nedenlerle; Davalı ... A.Ş. vekilinin temyiz itirazlarının kabulü ile direnme kararının yukarıda belirtilen nedenlerden dolayı 6100 sayılı Hukuk Muhakemeleri Kanunu'nun geçici 3. maddesine göre uygulanmakta olan 1086 sayılı Hukuk Usulü Muhakemeleri Kanunu'nun 429. maddesi gereğince BOZULMASINA, İstek hâlinde temyiz peşin harcının yatırana geri verilmesine, Karar düzeltme yolu kapalı olmak üzere, 18.05.2022 tarihinde oy birliği ile kesin olarak karar verildi.
23. Hukuk Dairesi, 2014/8028 E., 2015/7639 K.
orta eşleşmeKarar metninde maddeye atıf varAsliye Ticaret Mahkemesi
tam metni aç
6100 sayılı HMK'nın 104. maddesi “Adli tatile tabi olan dava ve işlerde, bu Kanunun tayin ettiği sürelerin bitmesi tatil zamanına rastlarsa, bu süreler ayrıca bir karara gerek olmaksızın adli tatilin bittiği günden itibaren bir hafta uzatılmış sayılır.” hükmünü içermekted
23. Hukuk Dairesi         2014/8028 E.  ,  2015/7639 K. "İçtihat Metni" MAHKEMESİ : Asliye Ticaret Mahkemesi Taraflar arasındaki sıra cetveline itiraz davasının yapılan yargılaması sonunda ilamda yazılı nedenlerden dolayı davanın reddine yönelik olarak verilen hükmün süresi içinde davacı vekilince temyiz edilmesi üzerine dosya incelendi, gereği konuşulup düşünüldü. - K A R A R - Davacı vekili, müvekkilinin, 621.270,20 TL tutarındaki senede bağlı alacağının müflis şirketin iflas masasına kaydı için yaptıkları başvurunun haksız olarak reddedildiğini, bu senedin, müvekkilinin uzun yıllar üst düzey şirket yöneticisi olması nedeniyle doğan hakları ile kazanç payları, ücreti, kâr payı gibi alacaklarının karşılığı olarak ve bunun yanında ortaklıktan ayrılması sırasında paylarını devir alan ve şirketi tek başına temsile yetkili ortak tarafından kendisini avalist olarak göstermek suretiyle verildiğini, öte yandan, davalı ...'ın 100.932,64 TL tutarındaki alacağı reddedilmiş iken bu kez 618. sırada ve üstelik 1. derecede kabul edildiğini, benzer durumda olan müvekkilinin ise farklı muameleye tabi tutulduğunu ileri sürerek, müvekkilinin 621.270,20 TL tutarındaki alacağının, davalı ....'a ödenmesi öngörülen payla sıra cetveline kaydını, sıra cetvelinin buna göre düzeltilmesini talep ve dava etmiştir. Davalı iflas idaresi temsilcisi, talebin dayanağı olan senedin tek başına alacağın varlığını kanıtlamaya yeterli olmadığını savunarak, davanın reddini istemiştir. Davalı ... vekili, müvekkilinin alacağının işçi alacağı olduğunu, davacının itirazının yasal dayanaktan yoksun bulunduğunu ileri sürerek, davanın reddini istemiştir. Mahkemece, iddia, savunma, benimsenen bilirkişi raporu ve dosya kapsamına göre, müflis şirketin eski yönetim kurulu üyesi olan davacının, alacağının varlığını birbirini doğrulayan ve sonradan düzenlenmesi mümkün olmayan belgelerle ispatlayamadığı, alacağı dayanağı olan senedin her zaman düzenlenmesinin mümkün olduğu, bu senedin muvazaalı olarak düzenlendiği sonuç ve kanaatine varıldığı, her ne kadar müflis şirketin bir kısım borçlarının kendi malvarlığından ödendiğini iddia etmiş ise de, bu ödemelerine ilişkin 356.768,97 TL tutarındaki alacağının iflas masasına kaydedilmiş olduğu, ayrıca müflis şirketin borçlarından dolayı şahsi malvarlığı üzerine konulan hacizlerin kaldırıldığı ve ... tarafından düzenlenen ödeme emirlerinin iptal edildiği, davalı ....'ın alacağının sıra cetvelindeki kaydının terkini istenilmiş ise de, adı geçen davalının alacağının mahkeme kararına dayalı işçi alacağı olduğu, davalının bu alacağı için icra takibi başlattığı, söz konusu alacağın mahkeme kararına dayalı olması nedeniyle sıra cetveline kaydedildiği gerekçesiyle, davanın reddine karar verilmiştir. Kararı, davacı vekili temyiz etmiştir. Dava, kayıt kabul ve kayıt terkin istemine ilişkindir. İİK'nın 234/1. maddesi, "iflas idaresi sıra cetvelini iflas dairesine verir ve alacaklıları 166. maddenin 2. fıkrasındaki usule göre ilan yoluyla haberdar eder." hükmünü içermektedir. İflas idaresinin, sıra cetveli ile birlikte, sıra cetveli ile ilgili olan bütün bilgileri (deliller, diğer belgeler) de iflas idaresine vermesi gerekir. Bundan sonra, iflas idaresi, sıra cetvelinin iflas dairesine verildiğini ve orada alacaklıların ve (mülkiyet dışındaki) istihkak iddiası sahiplerinin incelemesine hazır olduğunu ilan eder. (Prof. Dr. Baki Kuru, İcra ve İflas Hukuku El Kitabı, 2013, İkinci Baskı, Ankara, sh. 1327.) Bu itibarla, yapılacak ilanda iflas sıra cetveline de yer verilmesine gerek bulunmayıp, iflas işlemlerinin yürütüldüğü iflas dairesi ve dosya numarası belirtilerek, sıra cetvelinin alacaklıların incelemesine hazır bulunduğunun belirtilmesi yeterlidir. İİK'nın 235/1. maddesinin ilk iki cümlesi "Sıra cetveline itiraz edenler, cetvelin ilanından itibaren onbeş gün içinde iflasa karar verilen yerdeki ticaret mahkemesine dava açmaya mecburdurlar. 223. maddenin üçüncü fıkrası hükmü mahfuzdur." hükmünü içermektedir. İİK'nın 234/2. madde hükmü uyarınca yapılan tebligat bilgi verme mahiyetinde olup, dava açma süresi bu tebligat ile başlamaz. Bu madde hükümlerinden de anlaşılacağı üzere, iflas sıra cetveline itiraz davaları süreye tabi olup, bu süre kural olarak sıra cetvelinin İİK'nın 166. maddesinde gösterilen usulde ilanından itibaren işlemeye başlar. Eğer davacı aynı Kanun'un 223. maddesine göre tebliğe elverişli adres gösterir ve gerekli masrafı avans olarak yatırırsa, süre kendisine yapılan tebliğden itibaren hesaplanır. Bu itibarla sıra cetvelinin hangi tarihte hangi gazetede yayınlandığının tereddüde yer bırakmayacak şekilde açıklıkla belirtilmesi ve davacının tebliğe elverişli adres bildirip, gerekli avansı yatırıp yatırmadığının net olarak bilinmesi şarttır. İflas Dairesi'nin 06.05.2014 havale tarihli yazısında, davacı alacaklı vekilinin, iflas sıra cetvelinin tebliği için adres bildirdiği ancak, bu hususta herhangi bir masraf avansı vermediği bildirilmiş ve sıra cetvelinin ilan edildiği gazete örnekleri gönderilmiştir. Dosya arasında bulunan masaya başvuru dilekçesinde, dilekçe ekinde tebligat için masraf verildiği belirtilmemiştir. Somut olayda, sıra cetveli son olarak 08.08.2012 tarihinde ''Sözcü'' Gazetesi ile Ticaret Sicili Gazetesinde ilan edilmiş olup, yapılan ilanların yukarıda belirtilen koşulları taşıdığı, davanın, İİK'nın 235/1. madde hükmü uyarınca son ilan tarihi olan 08.08.2012 tarihinden itibaren 15 günlük hak düşürücü süre geçirildikten sonra 29.08.2012 tarihinde açıldığı anlaşılmıştır. 6100 sayılı HMK'nın 104. maddesi “Adli tatile tabi olan dava ve işlerde, bu Kanunun tayin ettiği sürelerin bitmesi tatil zamanına rastlarsa, bu süreler ayrıca bir karara gerek olmaksızın adli tatilin bittiği günden itibaren bir hafta uzatılmış sayılır.” hükmünü içermektedir. HMK'nın 104. maddesine göre bitmesi adli tatile rastlayan sürelerin yedi gün daha uzatılmış sayılması, sadece, adli tatilde bakılamayacak olan iş ve davalara ilişkin olup, HMK'nın tayin ettiği süreler içindir. Başka kanunların, özellikle maddi hukuka ilişkin kanunların tayin ettikleri hak düşürücü süreler ile zamanaşımı sürelerinin bitmesi adli tatile rastlarsa, bunların adli tatilin bitmesinden itibaren yedi gün daha uzatılmış sayılmasına imkân yoktur.(Bkz. Prof.Dr. Baki Kuru, "Hukuk Muhakemeleri Usulü" 6. Baskı Cilt: 5, sh. 5508 vd.) Dairemizin 16.04.2014 tarih ve 2013/8984 E.,2014/2998 K. sayılı ilamı da bu yöndedir. Somut olayda,temyiz tarihi itibariyle yürürlükte olan 6100 sayılı HMK'nın 103/1-e bendi uyarınca bu davalar adli tatilde görülebileceğinden, temyiz süresi adli tatilde işlemeye devam ettiği gibi, dava açma süresi İİK'nda düzenlendiğinden, adli tatilde işlemeye devam eder,adli tatil bitiminden 7 gün sonrasına uzamaz. HMK'nın 115/2. maddesi uyarınca mahkeme, dava şartı noksanlığını tespit ederse davanın usulden reddine karar verir. Bu durumda, kayıt kabul ve kayıt terkine ilişkin davanın hak düşürücü süre içinde açılmış olmasına ilişkin özel dava şartının noksanlığı gerekçesiyle HMK'nın 114/2 ve 115/2. madde hükümleri uyarınca usulden reddine karar verilmesi gerekirken, yazılı şekilde esastan reddine karar verilmesi doğru olmamış ise de, karar sonucu itibariyle doğru olduğundan, davacı vekilinin temyiz itirazlarının incelenmesine gerek kalmaksızın, HUMK'nın 438/son maddesi uyarınca hükmün gerekçesi değiştirilerek, hüküm fıkrasında yapılan yanlışlığın düzeltilmesi yeniden yargılama yapılmasını gerektirmediğinden, HUMK'nın 438/7. maddesi uyarınca hüküm fıkrasının aşağıda yazılı olduğu şekilde düzeltilerek onanmasına karar vermek gerekmiştir. SONUÇ: Yukarıda açıklanan nedenlerle, kararın gerekçesi değiştirilerek ve hüküm fıkrasının 1. bendindeki "davanın" ibaresinden sonra, "HMK'nın 114/2 ve 115/2. madde hükümleri uyarınca usulden" ibaresi eklenmesi suretiyle hükmün DÜZELTİLEREK ONANMASINA, aşağıda yazılı onama harcının temyiz edenden alınmasına, kararın tebliğinden itibaren 10 gün içerisinde karar düzeltme yolu açık olmak üzere, 27.11.2015 tarihinde oybirliğiyle karar verildi.

Eşleştirme iki kanıta dayanır: kararın kendi metnindeki madde atfı ve şerh kitaplarının o kararı hangi maddenin altında bastığı. Otomatik üretilmiştir, hukuki tavsiye değildir; kararın güncelliğini ve sonraki içtihat değişikliklerini ayrıca denetleyin.

Bu Maddeyle İlgili Sınav Sorusu

Medeni Usul Hukuku

Yazılı yargılama usulüne tabi bir alacak davasında, dava dilekçesi davalı (D)'ye 1 Ağustos tarihinde tebliğ edilmiştir. (D), yasal süresi içerisinde cevap dilekçesi vermek istemektedir. Adli tatil süreci göz önüne alındığında, 6100 sayılı Hukuk Muhakemeleri Kanunu hükümlerine göre (D)'nin cevap dilekçesini mahkemeye sunabileceği son gün aşağıdakilerden hangisidir?

A) 15 Ağustos
B) 31 Ağustos
C) 1 Eylül
D) 7 Eylül
E) 14 Eylül

Bu maddeyle ilgili 2 soru daha var!

Soruların tamamını çözmek, açıklamalı cevapları görmek ve Hukuksal Eğitim yapay zeka asistanı ile çalışmak için platforma katılın.

Hukuksal Eğitim Platformu'na Üye Ol