6100 sayılı Hukuk Muhakemeleri Kanunu Madde 105

Hukuk Muhakemeleri Kanunu 105. maddesi, Hukuksal Eğitim mevzuat kütüphanesinde tam metin olarak yayımlanmıştır. Aşağıda maddenin tam metni, maddeyle eşleşen yüksek mahkeme kararları ve bu maddeden çıkmış sınav soruları yer alır. Ham metin için adresin sonuna /raw ekleyin.

Madde Metni

MADDE 105- (1) Eda davası yoluyla mahkemeden, davalının, bir şeyi vermeye veya yapmaya yahut yapmamaya mahkûm edilmesi talep edilir. Tespit davası

Bu Maddeyle İlgili Yüksek Mahkeme Kararları

5 karar eşleşti
22. Hukuk Dairesi, 2013/25289 E., 2015/9750 K.
orta eşleşmeKarar metninde maddeye atıf varİş Mahkemesi
6100 sayılı Hukuk Mahkemeleri Kanunu 105 ve 113’üncü maddelerde dava türleri tanımlanmıştır.
22. Hukuk Dairesi         2013/25289 E.  ,  2015/9750 K. "İçtihat Metni" MAHKEMESİ :İş Mahkemesi DAVA : Davacı, fazla mesai ile ulusal bayram ve genel tatil ücreti alacaklarının ödetilmesine karar verilmesini istemiştir. Mahkeme, isteği kısmen hüküm altına almıştır. Hüküm süresi içinde davalı avukatı tarafından temyiz edilmiş olmakla, dava dosyası için Tetkik Hakimi ... tarafından düzenlenen rapor dinlendikten sonra dosya incelendi, gereği konuşulup düşünüldü: Y A R G I T A Y K A R A R I Davacı İsteminin Özeti: Davacı, fazla mesai ücreti, %5 faiz alacakları, ulusal bayram ve genel tatil ücreti ile vekalet ve yargılama gideri alacaklarının davalıdan tahsilini talep etmiştir. Davalı Cevabının Özeti: Davalı, davanın reddini talep etmiştir. Mahkeme Kararının Özeti: Mahkemece davanın kabulü ile . İş Mahkemesinin 2010/229 esas, 2010/224 karar sayılı ilamında belirtilen alacaklardan davalının müteselsil sorumlu olduğu tespiti ile davalıdan tahsiline karar vermiştir. Temyiz: Kararı davacı ... davalı taraf kanuni süresi içerisinde temyiz etmiştir. Gerekçe: Basın işyerinde çalışanlarla çalıştıranlar arasındaki ilişkilerde uygulanan 5953 sayılı Basın Mesleğinde Çalışanlarla Çalıştıranlar Arasındaki Münasebetlerin Tanzimi Hakkında ki Kanunda, (satış suretiyle de olsa) işyeri devri halinde devir tarihine kadar doğmuş işçilik alacaklarından sorumluluk esasları belirlenmemiştir. Bu durumda anılan yasaya tabi çalışanlar bakımından işyeri devrinin işçilik alacaklarına etkileri hususunda kanun boşluğundan söz edilir. Yasal boşluğun genel kanun niteliğindeki Borçlar Kanunu hükümleri ile doldurulması gerekir. Borçlar Kanunu'nun 179. maddesinde, “Bir mameleki veya bir işletmeyi aktif ve pasifleriyle birlikte devralan kimse, bunu alacaklılara ihbar veya gazetelerde ilan ettiği tarihten itibaren onlara karşı mamelekin veya işletmenin borçlarından mesul olur; şu kadar ki, iki yıl müddetle evvelki borçlu dahi yenisiyle birlikte müteselsilen mesul kalır; bu müddet muaccel borçlar için ihbar veya ilan tarihinden ve daha sonra muaccel olacak borçlar için de muacceliyet tarihinden itibaren işlemeye başlar” şeklinde kurala yer verilmiştir. Aynı şekilde 6098 sayılı yeni Türk Borçlar Kanunu'nun 198 ve devamı maddelerine göre de; borçlu değişmiş olsa bile, alacaklının borçlunun kişiliğine özgü olanlar dışındaki bağlı hakları saklı kalır. Bir malvarlığını ya da işletmeyi iktisadi bütünlük içinde tümüyle devralan, malvarlığındaki veya işletmedeki borçlardan sorumludur (TBK.nun 202. mad.). İşyerine ilişkin ihale sözleşmesinde, geçmiş dönem borçlarının ihale bedelinden ödeneceği, mevcut çalışanlar ve demirbaşların ihaleyi kazanan şirkete devrolunmuş sayılacağı, çalışanların bütün hak ve alacaklarından ihaleyi alan şirketin sorumlu olacağı düzenlenmiştir. Davacı, devir tarihinde bu işyerinde çalışmıyor olsa da, ihale sözleşmesine göre davalı şirket iktisadî bütünlük içinde tüm hak ve borçları ile birlikte işyerini devraldığından devir sözleşmesine mevcut ve doğacak borçların devir kapsamında olmadığı yönünde hüküm konulması, işçilik alacaklarının tahsilini olumsuz etkileyebileceğinden geçerli sayılmamalıdır. Çünkü devreden işverenin malvarlığı devir sebebiyle ortadan kalkmış, devralan işveren de devir anında doğmuş bulunan borçları ödememiş, aksine devir öncesi borçlardan sorumlu olmadığı yönünde devir sözleşmesine hüküm konulmuştur. Bu durumda iş sözleşmesinin feshinden sonra işyeri devri yoluyla mahkeme ilamlarının etkisiz kılınması imkan dahilinde olduğundan İş Hukukunun işçi lehine yorum ilkesi gereği olarak Borçlar Kanunu'nun 179. maddesi (6098 sayılı TBK.nun 198-202 nci maddaleri) çerçevesinde işçi yararına çözüme gidilmelidir. Yerel mahkemece bu esasların kabul edildiği emsal dosyalara göre karar verilmesi yerindedir. 6100 sayılı Hukuk Mahkemeleri Kanunu 105 ve 113’üncü maddelerde dava türleri tanımlanmıştır. ... davası 6100 sayılı Kanun'un 105. maddesinde düzenlenmiştir. Davacının, talebinde davalının bir şeyi yapmaya, bir şeyi vermeye veya bir şeyi yapmamaya mahkûm edilmesini istediği dava türüne ... davası denir. ... davası sonucu kurulacak hüküm, İcra İflas Kanunu'nun 24. maddesi çerçevesinde icraya konu olabileceğinden, mahkemece açık ve tereddüt oluşturmayacak şekilde ortaya konulmalıdır. Somut olayda A. İş Mahkemesinin 2010/229 esas, 2010/224 karar sayılı dosyasındaki belirlenen alacaklardan davalının müteselsil sorumluluğun tespitine karar verilmişdir. Söz konusu dava dosyasında davanın tarafının olduğu, oluşturulan hükümden devir hükümleri nedeniyle sorumluluğun gerektiği, davacı tarafçada ... davası açıldığı, söz konusu hüküm İcra İflas Kanunu'nun 24. maddesi çerçevesinde icraya konu olabileceğinden, mahkemece açık ve tereddüt oluşturmayacak şekilde ... kararı verilmesi gerikirken tespit kararı verilmesi hatalı olup bozma nedenidir. Sonuç: Temyiz olunan kararın, yukarıda yazılı sebepten dolayı BOZULMASINA, peşin alınan temyiz harcının istek halinde ilgiliye iadesine 11.03.2015 tarihinde oybirliğiyle karar verildi.

Diğer kararlar (4)

11. Hukuk Dairesi, 2022/3145 E., 2023/6913 K.
orta eşleşmeKarar metninde maddeye atıf varİstanbul Bölge Adliye Mahkemesi 16. Hukuk Dairesi
tam metni aç
6100 sayılı Hukuk Muhakemeleri Kanunu’nun (6100 sayılı Kanun) 104, 105, 369 uncu maddesinin birinci fıkrası ile 370 ve 371 inci maddeleri.
11. Hukuk Dairesi         2022/3145 E.  ,  2023/6913 K. "İçtihat Metni" MAHKEMESİ : İstanbul Bölge Adliye Mahkemesi 16. Hukuk Dairesi SAYISI : 2022/322 Esas, 2022/478 Karar HÜKÜM : Esastan ret İLK DERECE MAHKEMESİ : İstanbul Anadolu 1. Fikri ve Sınai Haklar Hukuk Mahkemesi SAYISI : 2021/37 E., 2021/228 K. Taraflar arasındaki markaya tecavüz davasından dolayı yapılan yargılama sonunda İlk Derece Mahkemesince davanın reddine karar verilmiştir. Kararın davacı vekili tarafından istinaf edilmesi üzerine, Bölge Adliye Mahkemesince başvurunun esastan reddine karar verilmiştir. Bölge Adliye Mahkemesi kararı davacı vekili tarafından temyiz edilmekle; kesinlik, süre, temyiz şartı ve diğer usul eksiklikleri yönünden yapılan ön inceleme sonucunda, temyiz dilekçesinin kabulüne karar verildi. Tetkik Hâkimi tarafından hazırlanan rapor dinlendikten sonra dosyadaki belgeler incelenip, gereği düşünüldü. I. DAVA Davacı vekili dava dilekçesinde; her iki davalı şirketin aralarında organik bağlantı bulunduğunu, davalı ... Ürün Geliştirme ve Kozmetik Üretim Sanayi Ticaret Limited Şirketinin 03 üncü sınıfta 2017/11738 başvuru numaralı “... COSMETICS” marka tescil başvurusunun davacının itirazı üzerine davacıya ait dava dilekçesinde ekli marka tescil belgeleri uyarınca tescilli “... COSMETICS” markası ile benzer olması nedeniyle TPMK tarafından 07.12.2017 tarihinde reddedildiğini, davalı ...’nin “WTOP White To Black” markasını tescil ettirdiğini, ancak ürünleri üzerinde “... COSMETİCS” markasını bu marka ile birlikte kullandığını, “... COSMETİCS WTOP White To Black” markalı ürünleri satışa sunduğunu, bu marka kullanımının kötü niyetli olduğunu, davacının bu nedenle zarara uğradığını, ayrıca davalının inovacosmetics.com alan adını da kullandığını belirterek, davalı yana ait ticaret sicilinde bulunan isimde yer alan ve karışıklığa yol açan “...” ibaresinin 6102 sayılı Türk Ticaret Kanunu’nun (6102 sayılı Kanun) 52 nci maddesi uyarınca kaldırılmasına, 6769 sayılı Sınai Mülkiyet Kanunu’nun (6769 sayılı Kanun) 7 ve 29 uncu maddeleri uyarınca haksız eylemin durdurulmasına, dava sonuçlanıncaya kadar ilgili ürünün “... COSMETİCS” adı ile üretilmesinin ve satışa arzının engellenmesine, yargılama giderlerinin davalılar üzerinde bırakılmasına karar verilmesini talep etmiştir. II. CEVAP Davalı vekili cevap dilekçesinde; müvekkili ... İnteraktif Telemarket San. ve Tic. Ltd. Şti.'nin bu unvanı ile 2012 yılından bu yana faaliyet göstermekte olan, kozmetik sektöründe tanınan ve tüketici kitlesince ürünleri beğenilen, gerek yurt içi, gerek yurt dışı pazarda varlık gösteren, cirosu yüksek, saygın bir firma olduğunu, müvekkiline ait, 30'dan fazla kozmetik markasının Türk Patent Kurumu nezdinde tescilli olup, bu sektörde aktif faaliyet gösterildiğini, ürünlerin özellikle e-ticaret pazarında yoğun ilgi gördüğünü, davacının üzerinde hak iddia ettiği "İnnova" ve "İnnova Cosmetics" markalarının sahibi olmadığını, markaların özellikle şekil bakımından farklılık arz etmekte olup, tüketicide karışıklığa sebebiyet vermelerinin söz konusu olmadığını, bunun aksinin kabulünde dahi gerek tanınırlık, gerekse ciro, müşteri memnuniyeti, uluslararası pazarda bulunma vs. bakımından müvekkili firmanın her açıdan davacının hak sahipliği iddia ettiği markalardan daha üstün olduğunun açıkça görüldüğünü, müvekkili şirketin "WTOB WHITE TO BLACK" markasını tescilli olarak hukuka ve prosedürlere uygun şekilde kullanmakta olduğunu, davada iradi taraf değişikliğine muvafakatlarının olmadığını, HMK m.124/3-4 hükmü bakımından ise karşı tarafın, taraf bakımından yanılgısının basit bir maddi hata olmadığını ve taraf değişikliği talebinin dürüstlük kuralına uygun düşmediğini beyanla, davacının talebinin reddi ile dava şartı yokluğundan davanın reddine karar verilmesini istemiştir. III. İLK DERECE MAHKEMESİ KARARI İlk Derece Mahkemesinin yukarıda tarih ve sayısı belirtilen kararı ile davacının davada aktif taraf ehliyeti bulunması 6100 sayılı Hukuk Muhakemeleri Kanunu'nun (6100 sayılı Kanun) 114 üncü maddesinin birinci fıkrasının (d) bendi uyarınca dava şartlarından olduğu, aynı Kanunun 115 inci maddesinin birinci fıkrası uyarınca dava şartları yargılamanın her aşamasında mahkemece kendiliğinden araştırılabileceği, açılan marka hakkına tecavüzün tespiti ve önlenmesi davasında, davacının davasına dayanak olarak gösterilen markalar dava açılmadan çok önce dava dışı şirkete devredildiği, davacı bu şirketin ortağı ve yetkilisi olsa dahi marka sahibi şirketin ayrı bir tüzel kişiliği bulunduğu, davacının aktif taraf ehliyetinin mevcut olmadığı gerekçeleriyle ön inceleme tutanağı imzalanmadan önce davanın usulden reddine karar verilmiştir. IV. İSTİNAF A. İstinaf Yoluna Başvuranlar İlk Derece Mahkemesinin yukarıda belirtilen kararına karşı süresi içinde davacı vekili istinaf başvurusunda bulunmuştur. B. İstinaf Sebepleri Davacı vekili istinaf dilekçesinde özetle; "... Cosmetics" markasının sahibinin dava dışı ... Kozmetik İç ve Dış Tic. Ltd. Şti. olduğu, inhisari lisans sözleşmesi ile markayı kullanım ve dava açma hakkı sahibinin davacı olduğunu, ıslahın geçerli olduğunu, mahkemenin onayına bağlı olmadığını, buna rağmen mahkemece ıslahın talep olarak değerlendirerek reddedilmesinin usule aykırı olduğunu, bilirkişi raporunda ...'e ait markalar ile davalı yanın kullanımındaki marka arasında iltibas ilişkisinin varlığına dair değerlendirme yapıldığını, bu nedenle dava dışı şirket ile davacı arasındaki organik bağ da gözetilerek ıslah yoluna başvurduklarını, inhisari lisans sözleşmesinin 01.01.2018 tarihli olduğunu, sözleşmenin noterde yapılmasının zorunlu olmadığını, sözleşme uyarınca lisans alan davacının lisans verenin sahip olduğu tüm hukuki yollara başvurma hakkına sahip olduğunu ileri sürerek ilk derece mahkemesi kararının kaldırılması istenmiştir. C. Gerekçe ve Sonuç Bölge Adliye Mahkemesinin yukarıda tarih ve sayısı belirtilen kararı ile markaların tescil kayıtları incelendiğinde; 25.01.1993 başvuru tarihli, 86046 tescil numaralı “İNNOVA+Şekil” markasının ... Kozmetik İç ve Dış Ticaret Limited Şirketi adına 03. sınıfta “Far, oje, ruj, maskara, allık, krem, temizleme sütü, tonik ve taş pudra (naturel)” için, 06/08/2012 başvuru tarihli, 2012 68995 tescil numaralı “... COSMETICS” markasının 03, 05, 08, 35, 44 üncü sınıflarda ... Kozmetik İç ve Dış Ticaret Limited Şirketi adına tescilli oldukları, dava açılmadan önce Bakırköy 25. Noterliğinin 05.12.2017 tarihli ve 36236 yevmiye numaralı Marka Devir Sözleşmesi ile davacı ...'in bu iki markayı da ... Kozmetik şirketine devrettiği tespit edildiği, davacı ve davalı olarak gösterilen kişiler şeklen taraf ise de hakkın sahibi veya kendisine karşı hakkın himayesi istenmesi gereken kişiler olmadıkları belirlenir ise, davanın sıfat yokluğundan (husumetten) reddi gerektiği, husumetten red kararı usule ilişkin bir karar olmadığı, davada taraf olarak gösterilenlerden birinin taraf sıfatının bulunmadığını belirleyen esasa ilişkin bir karar olduğu, husumetin dava şartı olup, kamu düzenine ilişkin bulunduğundan, yargılamanın her aşamasında mahkemece re'sen gözetilmesi gereken bir husus olduğundan davanın reddine ilişkin kararın isabetli olduğu gerekçesiyle davacı vekilinin istinaf başvurusunun esastan reddine karar verilmiştir. V. TEMYİZ A. Temyiz Yoluna Başvuranlar Bölge Adliye Mahkemesinin yukarıda belirtilen kararına karşı süresi içinde davacı vekili temyiz isteminde bulunmuştur. B. Temyiz Sebepleri Davacı vekili temyiz dilekçesinde özetle; istinaf dilekçesinde belirtilen nedenlerle kararın bozulmasını istemiştir. C. Gerekçe 1. Uyuşmazlık ve Hukuki Nitelendirme Uyuşmazlık, markaya tecavüzün önlenmesi istemine ilişkindir. 2. İlgili Hukuk 6100 sayılı Hukuk Muhakemeleri Kanunu’nun (6100 sayılı Kanun) 104, 105, 369 uncu maddesinin birinci fıkrası ile 370 ve 371 inci maddeleri. 3. Değerlendirme 1.Bölge adliye mahkemelerinin nihai kararlarının bozulması 6100 sayılı Kanun’un 371 inci maddesinde yer alan sebeplerden birinin varlığı hâlinde mümkündür. 2.Temyizen incelenen karar, tarafların karşılıklı iddia ve savunmalarına, dayandıkları belgelere, uyuşmazlığa uygulanması gereken hukuk kuralları ile hukuki ilişkinin nitelendirilmesine, dava şartlarına, yargılama ve ispat kuralları ile kararda belirtilen gerekçelere göre usul ve kanuna uygun olup davacı vekilince temyiz dilekçesinde ileri sürülen nedenler kararın bozulmasını gerektirecek nitelikte görülmemiştir. VI. KARAR Açıklanan sebeplerle; Temyiz olunan Bölge Adliye Mahkemesi kararının 6100 sayılı Kanun’un 370 inci maddesinin birinci fıkrası uyarınca ONANMASINA, Aşağıda yazılı temyiz giderinin temyiz edene yükletilmesine, Dosyanın İlk Derece Mahkemesine, kararın bir örneğinin Bölge Adliye Mahkemesine gönderilmesine, 29.11.2023 tarihinde oy birliğiyle karar verildi.
22. Hukuk Dairesi, 2017/18027 E., 2018/24674 K.
orta eşleşmeKarar metninde maddeye atıf varİş Mahkemesi
tam metni aç
Öte yandan, 6100 sayılı Hukuk Muhakemeleri Kanunu’nun 105 ilâ 113. maddeleri arasında dava çeşitleri düzenlenmiştir.
22. Hukuk Dairesi         2017/18027 E.  ,  2018/24674 K. "İçtihat Metni" MAHKEMESİ :İş Mahkemesi DAVA TÜRÜ : TESPİT Taraflar arasında görülen dava sonucunda verilen kararın, temyizen incelenmesi davalılar vekilleri tarafından istenilmekle, temyiz taleplerinin süresinde olduğu anlaşıldı. Dava dosyası için Tetkik Hakimi ... tarafından düzenlenen rapor dinlendikten sonra dosya incelendi, gereği konuşulup düşünüldü: Y A R G I T A Y K A R A R I Davacı vekili, müvekkilinin 11/11/2010 tarihinde iş kazası geçirip 4 kez ameliyat olduğunu ve 52 gün yoğun bakımda kaldığını; iş kazası nedeniyle davalı Çalışma ve Sosyal Güvenlik Bakanlığı İş Teftiş Kurulu Başkanlığınca yapılan inceleme kapsamında görevlendirilen iş müfettişinin, 11/01/2011 tarihinde müvekkilinin kaza ve tedavi sürecine bağlı olarak mental algılama yeteneğinin zayıf olduğu dönemde müvekkilinin konutuna gelerek görüştüğünü, ancak müvekkilinin beyanlarını yazıya dökmediğini, bir saat kadar sonra tekrar konuta gelerek yanında getirmiş olduğu ifade tutanağını müvekkiline gösterdiğini, müvekkilinin tutanağı okuduğunda beyan etmediği halde tutanağa yazılan bazı hususların olduğunu gördüğünü ve müfettişin bunları daha sonradan düzelteceğini beyan etmesi üzerine tutanağı imzalamak zorunda kaldığını ancak silineceği belirtildiği halde davacıya ait olmayan ifadelerin tutanakta yer aldığını iddia ederek davalılar tarafından düzenlenen 11/01/2011 tarihli müvekkili ...'in ifade tutanağının sahteliğinin tespitine karar verilmesini talep etmiştir. Davalı Çalışma ve Sosyal Güvenlik Bakanlığı vekili, İlgili rapor eki 11.01.2011 tarihli ifade tutanağında kazalının olayın meydana geliş biçimine ilişkin ifade ettiği hususlara yer verildiğini, ifadeden çıkartılmasını talep ettiği hususların amir hükümlere uygun şekilde çizildiğini ve paraf edildiğini savunarak davanın reddine karar verilmesini istemiştir. Davalılar ... ve ... vekili, müvekkillerinin müfettiş olarak kamu görevi yaptığını, müvekkillerine karşı şahsi dava açılmış ise de bu dava da müvekkillerine husumet tevcihinin mümkün olmadığını, husumetin Sosyal Güvenlik Bakanlığına ait olduğunu ayrıca tutanağın sahte olduğu iddiasının gerçek dışı olduğunu, davacının ifadesinin usullere uygun şekilde alındığını ve davacı tarafça ihtirazi kayıtsız imzalandığını, kaza olayı ile ilgili tespitlerin ne derece doğru olduğunun ceza dosyasında yapılan yargılamada ortaya konduğunu belirterek davanın reddini istemiştir. Mahkemece, davacının 11.01.2011 tarihli tutanakta yer alan ifadesinde silinen 2 cümlenin davaya konu edilen bir önceki cümle ile zorunlu ve mantıki bağ içinde bulunduğu; davacının talebi ve ağır iş kazası sonrasında gördüğü tedavi sonrası taburcu edildiği 31/12/2010 tarihini izleyen 11/01/2011 tarihinde ifadenin tutanağa geçirildiği ve iddia ettiği üzere kazanın etkisinden tam olarak kurtulamamış olmasının ifade üzerinde etkili olduğu iddiasının kabul edilebilir bulunduğu ve davalı tanıklarının ifadelerinin de kazalının beyan süreci yönünden çelişki içerdiği dikkate alınarak istemin kabulüne karar verildiği gerekçesi ile 21/01/2011 tarih ÖDÖ/01 sayılı Çalışma ve Sosyal Güvenlik Bakanlığı İş Teftiş Kurulu Müfettiş Raporu ekinde yer alan kazalı ... ifadesini içeren 11/01/2011 tarihli ifade tutanağında yer alan ve çizilen 2 cümleden önce yazılı olan “çalışmaya başlamadan önce kontrol kalemiyle kontrol ettiğimde hatta enerji olmadığı için şalteri açmadım” cümlesinin tutanaktan silinmesi gereğinin tespitine karar verilmiştir. Karar davalılar vekillerince süresinde temyiz edilmiştir. Taraflar arasındaki uyuşmazlık, 4857 sayılı Kanun'un 92/3. maddesi kapsamında, iş müfettişlerince düzenlenen rapor ve tutanağın içeriğine ilişkin olup, bu hususta açılacak davanın hukuki niteliğinin değerlendirilmesi gerekmektedir. 4857 sayılı Kanun’un 91. maddesinin 2. fıkrasında, ''30.01.1950 tarihli ve 5521 sayılı İş Mahkemeleri Kanunu'nun 10. maddesine istinaden iş sözleşmesi fiilen sona eren işçilerin kanundan, iş ve toplu iş sözleşmesinden doğan bireysel alacaklarına ilişkin şikayetleri Çalışma ve Sosyal Güvenlik Bakanlığı bölge müdürlüklerince incelenir'' denilmiştir. 4857 sayılı Kanun'un 92. maddesinin 3. fıkrasında ise, "Çalışma hayatını izleme, denetleme ve teftişe yetkili iş müfettişleri ile işçi şikayetlerini incelemekle görevli bölge müdürlüğü memurları tarafından tutulan tutanaklar aksi ispatlanıncaya kadar geçerlidir. İş müfettişleri tarafından düzenlenen raporların ve tutulan tutanakların işçi alacaklarına ilişkin kısımlarına karşı taraflarca otuz gün içerisinde yetkili iş mahkemesine itiraz edilebilir. İş mahkemesinin kararının karşı taraflarca 5521 sayılı Kanun’un 8. maddesine göre kanun yoluna başvurulabilir. Kanun yoluna başvurulması mahkemesince hüküm altına alınan işçi alacağının tahsiline engel teşkil etmez.” hükmüne yer verilmiştir. Öte yandan, 6100 sayılı Hukuk Muhakemeleri Kanunu’nun 105 ilâ 113. maddeleri arasında dava çeşitleri düzenlenmiştir. Eda davası davalının, bir şeyi vermeye veya yapmaya yahut yapmamaya mahkûm edilmesinin talep edildiği dava türü olarak tanımlanmış iken, tespit davası, mahkemeden bir hakkın veya hukuki ilişkinin varlığının ya da yokluğunun yahut bir belgenin sahte olup olmadığının belirlenmesinin talep edildiği dava çeşidi olarak açıklanmıştır. 4857 sayılı Kanun’un 92. maddesinin 3. fıkrasına göre iş müfettişi raporlarına karşı açılan davalar, işçilerin bireysel başvuruları üzerine iş müfettişi tarafından işçi alacaklarına ilişkin yapılan tespitlere karşıdır. Bu tespite işçi tarafından yapılan tespitin eksik olduğu ve daha fazla alacağın bulunduğu gerekçesiyle itiraz ediliyorsa dava, eda davası niteliğindedir. Söz konusu tespite, işveren tarafından yapılan tespitin hatalı olduğu ve tamamen ya da kısmen borçlu olunmadığı gerekçesiyle itiraz ediliyorsa dava, menfi tespit davası niteliğindedir. Bu son halde, kanunda özel olarak düzenlenmiş olması sebebiyle, davacı işverenin bu davayı açmakta, kanunun ifadesiyle “hukuken korunmaya değer güncel bir yararı” bulunduğu kabul edilmelidir. Başka bir ifadeyle tespit davaları için ayrıca araştırılan hukukun korunmaya değer güncel bir yarar şartının bu dava açısından mevcut olduğu değerlendirilmelidir. Somut uyuşmazlıkta, davacı işçinin davalı iş yerinde meydana gelen kaza sonucu yaralandığı ve olayla ilgili düzenlenen 21.01.2011 tarihli rapor ekinde yer alan davacı işçinin ifadesini içerir 11.01.2011 tarihli tutanakta yer alan bir kısım ifadelerin gerçeği yansıtmadığının tespiti istenmiş olup öncelikle rapora karşı işçi tarafından 12.03.2012 tarihinde Çalışma ve Sosyal Güvenlik Bakanlığına itiraz edildiği, itiraz üzerine Bakanlık tarafından konunun yeniden incelenmesinin mümkün olmadığının 04.04.2012 tarihli yazı ile bildirildiği ve iş mahkemesinde davanın 27.11.2014 tarihinde açıldığı görüldüğünden davacı tarafça 4857 sayılı yasanın 92. maddesinde yer alan 30 günlük dava açma süresinden sonra davanın açıldığı anlaşıldığı gibi 92. madde de açıkça İş müfettişleri tarafından düzenlenen raporların ve tutulan tutanakların işçi alacaklarına ilişkin kısımlarına karşı itiraz durumu düzenlenmiş olup davacının iş yerinde meydana gelen kaza nedeni ile vermiş olduğu ifadedeki bazı cümlelerin gerçeği yansıtmadığı talebi ile açmış olduğu bu tespit davası bir işçilik alacağına ilişkin itiraz niteliği taşımadığından davacının davayı açmasında hukuki yararı yoktur. Davacı tarafın beyan etmediği halde tutanağa yazıldığını iddia ettiği ibarelerin iptalini, yaşanan iş kazasında bir kusurunun olmadığının ispatı açısından talep ettiği anlaşılmakla; davacı tarafça iş yerinde meydana gelen kaza sonucu yaralanmasından kaynaklı ileride açılması muhtemel maddi veya manevi tazminat davasında kusursuzluğun tespitinin talep edilebileceği ve açılan tazminat davasında kusura yönelik bir değerlendirme yapılabileceği anlaşıldığından bu davanın açılmasında davacının hukuki yararı bulunmamaktadır. Davanın 6100 sayılı Hukuk Muhakemeleri Kanunu’nun 114 ve 115. Maddeleri uyarınca hukuki yarar şartı yokluğu nedeni ile usulden reddi yerine kabulü hatalıdır. Ayrıca 31.10.2012 tarih ve 28453 sayısı ile Resmi Gazete'de yayımlanan Çalışma ve Sosyal Güvenlik Bakanlığı İş Teftiş Kurulu Yönetmeliğinin 42. maddesinin 3. fıkrasında; Müfettişlerin kesinleşmiş yargı kararı veya disiplin soruşturmasıyla ortaya konulmuş delil karartma ve saptırma fiilleri olmadıkça, gerçekleştirdikleri teftiş, denetim, inceleme ve soruşturmalar nedeniyle yapmış oldukları işlemlerden ve sonucunda tanzim etmiş oldukları raporlardan veya kanunla verilen yetkilerini kullanmalarından dolayı sorumlu tutulamayacakları, kanaatleri veya aldıkları tedbirler nedeniyle açılacak özel hukuk davalarında husumetin Bakanlığa tevcih edileceğinin düzenlendiği görüldüğünden iş müfettişleri aleyhine açılan davanın husumetten ret edilmesi gerekirken yazılı şekilde hüküm kurulması da ayrıca hatalı olmuştur. Anılan yönler düşünülmeden yazılı gerekçe ile davanın kabulü hatalı olup bozma sebebidir. SONUÇ: Temyiz olunan kararın yukarıda yazılı sebeplerden BOZULMASINA, peşin alınan temyiz harcının istek halinde ilgililere iadesine, 19.11.2018 gününde oy birliğiyle karar verildi.
9. Hukuk Dairesi, 2014/2140 E., 2015/13742 K.
orta eşleşmeKarar metninde maddeye atıf var... İŞ MAHKEMESİ
tam metni aç
Davalı vekili, zamanaşımı itirazında bulunarak, HMK gereği işçilik alacaklarının belirli alacak olarak kabul edilmesi karşısında ücret bordroları ve banka kayıtları ile almakta olduğu ücretin net ve kesin olan davacının HMK 105 ve 107 maddelerinde düzenlenen davaları açamayacak olduğunu, fazla mesai konusunda talebini belirli hale getirmesi gerektiğini, belirsiz alacak ve kısmi dava şeklindeki faz
9. Hukuk Dairesi         2014/2140 E.  ,  2015/13742 K. "İçtihat Metni" MAHKEMESİ : ... İŞ MAHKEMESİ DAVA : Davacı, manevi tazminat ile fazla mesai ücreti alacaklarını ödetilmesine karar verilmesini istemiştir. Yerel mahkemece, davanın reddine karar verilmiştir. Hüküm süresi içinde davacı avukatı tarafından temyiz edilmiş olmakla, dava dosyası için Tetkik Hakimi tarafından düzenlenen rapor dinlendikten sonra dosya incelendi, gereği konuşulup düşünüldü: A) Davacı İsteminin Özeti: Davacı vekili, davacının davalı bankada .. sıfatıyla görev yapmakta iken 21.09.2011 tarihinde iş akdinin haksız ve geçerli neden olmaksızın feshedildiğini, davacının 2005-2007 ve 2010-2011 yılları arasında iki dönem davalı bankada çalıştığını, ancak çalıştığı dönemlerde yaşadığı haksızlıkların manevi olarak onu çökerttiğini ve kendisine olan güvenini zedelediğini, davacının davalı bankanın ...de çalışmaya başladığını, kısa bir süre sonra şubeye alındığını, ancak hamileliğinin öğrenilmesi üzerine ...nün davacının istifasını istediğini, davacının istifa etmeyerek çalışmaya devam ettiğini, doğum izninden döndüğü 2007 Ocak ayında ... ve ... ortak kararı ile tekrar ...e alındığını öğrendiğini, ...te işe başlayan davacının şubedeki portföyünün elinden alındığını ve yeni bir müşteri portföyü yaratmasının istendiğini, yeni bir portföy oluşturmanın kısa süreçte yapılabilecek bir işlem olmadığını, kaldı ki kendisinden ... – ... gibi şubelerden müşteri referans isimleri almasının istenildiğini, anılan potansiyeli olmayan yerlerden müşteri bulmak ve satış yapmakta zorlanan davacıya bankanın uyarı yazısı verdiğini, davacının bu yazı üzerine daha fazla baskılara dayanamayarak istifa ettiğini, görüldüğü üzere davalı banka yetkililerinin davacı ile çalışmak istemediğini ve o dönemde de istifa etmesi için her türlü zorluğu, olumsuzluğu istifa etmesi için baskıyı uyguladığını, davacının bankacılık kariyerine ... da devam ettiğini, daha sonra son derece başarılı bankacılık kariyeri olan davacının ... geçerek ...de ... olarak görevini sürdürdüğünü, ... ile ... birleşmesi sonucu bankanın eski ekibi ile çalışmak durumunda kalan davacının daha önce yaşadığı baskılarla tekrar karşılaştığını, davalı bankanın haksız ve mesnetsiz olan iş akdi feshi sürecinde davacıyı manen son derece yıpratan davranışlarda bulunduğunu, davacı için bu süreci adeta bir işkenceye dönüştürdüğünü, müşterilerin zararlarından davacının sorumlu olmadığını, davacının müşterileri ile tüm riskleri paylaştığını, işlemleri gerçekleştirirken bankanın koyduğu tüm kurallara harfiyen uyduğunu, davacıya yüklenebilecek en ufak bir kusur, sorumluluk bulunmadığını, sistemli baskı, yıldırma ve istifaya zorlamanın tipik MOBBİNG şartlarını oluşturduğunu, davacının son derece yoğun bir tempoda çalıştığını, sabah 08.00, akşam 20.00-21.30 kadar çalışmasına rağmen fazla mesailerinin ödenmediğini iddia ederek sistemli şekilde uygulanan MOBBİNG nedeniyle 50.000 TL manevi tazminat ve 1.000 TL fazla mesai ücretinin faiziyle tahsiline karar verilmesini talep ve dava etmiştir. B) Davalı Cevabının Özeti: Davalı vekili, zamanaşımı itirazında bulunarak, HMK gereği işçilik alacaklarının belirli alacak olarak kabul edilmesi karşısında ücret bordroları ve banka kayıtları ile almakta olduğu ücretin net ve kesin olan davacının HMK 105 ve 107 maddelerinde düzenlenen davaları açamayacak olduğunu, fazla mesai konusunda talebini belirli hale getirmesi gerektiğini, belirsiz alacak ve kısmi dava şeklindeki fazla mesai talebinin reddini dilediklerini, davacının 04.03.2005 tarihli iş sözleşmesi ile müvekkili bankada çalışmaya başladığını, görevinden 30 Mayıs 2007 tarihli dilekçesi ile istifa ettiğini, davacı kendi isteği ile işten ayrıldığından ibraname imzaladığını ve işinden kendi isteği ile ayrıldığını ve hiçbir hak ve alacağının kalmadığını da imzası ile tasdik ettiğini, davacının ...’den ayrılarak 16.04.2010 tarihli hizmet sözleşmesi ile 19.04.2010 tarihinden itibaren ...’de ... biriminde ... statüsünde çalıştığını, davacının hizmet sözleşmesini akdettiği ...’nin ... tarafından devralınmak suretiyle birleştiklerini, devir ve birleşme sonrası çalışma koşul ve değişikliklerini içeren 16.02.2011 tarihli Bildiri ve eki İnsan Kaynakları Yönetmeliğinin 01.03.2011 tarihinde davacıya imzası karşılığında tebliğ edildiğini, davacının aynı tarihli cevabı ile 16 Şubat 2011 tarihli Bildiri ve İnsan Kaynakları Yönetmeliğini kabul ediyorum diyerek el yazı ve imzası ile onayladığını, müvekkili bankada davacının iddia ettiği şekilde bir baskı olmadığı içindir ki, davacının iş akdinin sonlandırılması değil, devam ettirilmesinin istenildiğini savunarak davanın reddine karar verilmesini talep etmiştir. C) Yerel Mahkeme Kararının Özeti: Mahkemece, davacının banka müşterilerinden ... ve ...'ın uğradığı zararlardan dolayı kendisinin sorumlu tutularak görevden alındığını ve görevden alınırken banka yöneticisinin "seni görevden alıyoruz, operasyona geçiriyoruz, sana nasıl güvenebiliriz" diyerek kendisinin küçük düşürülüp rencide edildiğini, müşteri portföyünün elinden alınıp, bilgisayar ve masasının elinden alındığını, bilgisayar sisteminin kapatıldığını, müşteriler ile konuşmasının yasaklandığını, müşterilerine bankadan ayrıldığının söylendiğini, telefonlara çıkmasının yasaklandığını, eski müşterileri şubeye geldiğinde kendisini görmesinler diye müşteriler geldiğinde üst kata çıkması ya da mutfağa, lavaboya çıkması söylenerek müşteri gidinceye kadar burada beklemek zorunda kaldığını, bu şekilde sistemli bir baskı, yıldırma ve istifaya zorlama sürecinin olduğunu belirterek manevi tazminat talep ettiği, davacı tanıklarının davacıya belirtilen şekilde baskı yapıldığına dair görgüye dayalı bir bilgilerinin bulunmadığı, işyerinde söz konusu iki müşteri ile davacı arasında bir sıkıntının yaşandığının dosya kapsamından anlaşıldığı, bu sıkıntı nedeniyle davacının da bu olaylardan rahatsızlık duyduğunun dosya kapsamından görüldüğü, buna rağmen bu müşteriler ile ilgili yaşanan sıkıntı nedeni ile bunun doğrudan doğruya davalı tarafından davacıya baskı olarak kullanıldığı ve iş akdini fesih etmesinin istendiğine dair yeterli delil olmadığı kanaatine ulaşıldığı, davacıya mobbing anlamında küçük düşürücü sözler söylendiği, işyerinde ayrımcı ve rencide edici davranışlarda bulunulduğu ve eziyet edildiğine dair yeterli delil bulunamadığı gerekçesiyle davacının manevi tazminat talebinin reddine karar verilmiştir. D) Temyiz: Karar davacı vekili tarafından temyiz edilmiştir. E) Gerekçe: 1-Dosyadaki yazılara, toplanan delillerle kararın dayandığı yasal gerektirici nedenlere göre davacının aşağıdaki bendin kapsamı dışında kalan temyiz itirazları yerinde değildir. 2-Taraflar arasında işveren temsilcisinin davacı işçiye mobbing uygulayıp uygulamadığı ve bu bağlamda işçinin manevi tazminata hak kazanıp kazanmadığı konusunda çekişme bulunmaktadır. Kişilik hakları hukuka aykırı olarak saldırıya uğrayan kimse manevi tazminata hükmedilmesini isteyebilir. Hakim manevi tazminatın miktarını tayin ederken saldırı teşkil eden eylem ve olayın özelliği yanında tarafların kusur oranını, sıfatını, işgal ettikleri makamı ve diğer sosyal ve ekonomik durumlarını da dikkate almalıdır. Miktarın belirlenmesinde her olaya göre değişebilecek özel hal ve şartların bulunacağı da gözetilerek takdir hakkını etkileyecek nedenleri karar yerinde objektif olarak göstermelidir. Çünkü kanunun takdir hakkı verdiği hususlarda hakimin hak ve nisfetle hüküm vereceği Medeni Kanun’un 4. maddesinde belirtilmiştir. Hükmedilecek bu para, zarara uğrayanda manevi huzuru doğurmayı gerçekleştirecek tazminata benzer bir fonksiyonu olan özgün bir nitelik taşır. Bir ceza olmadığı gibi mamelek hukukuna ilişkin zararın karşılanmasını da amaç edinmemiştir. O halde bu tazminatın sınırı onun amacına göre belirlenmelidir. Takdir edilecek miktar, mevcut halde elde edilmek istenilen tatmin duygusunun etkisine ulaşmak için gerekli olan kadar olmalıdır. Somut olayda; Dosya kapsamı ve tanık beyanları ile psikiyatr raporu içeriği birlikte değerlendirildiğinde; Davacının davalı bankada 2005-2007 ve 2010-2011 yılları arasında iki dönem halinde çalıştığı, en son ... sıfatıyla görev yaptığı, iş akdinin 21.09.2011 tarihinde sona erdiği, Davalı bankaya ait şubede ... sıfatıyla işveren temsilcisi olarak çalışan ... tarafından müşterilerle görüşmesinin engellendiği, müşteri geldiğinde gözden kaybolmasının, lavaboya çıkmasının istendiği, davacının da kendisini mutfağa kilitlediği, davacının bir müşteri tarafından şikayet edildiği, davacının bir hafta izne ayrıldığı, dönüşte bilgisayarının kapalı olduğu, telefonlara baktırılmadığı, üst katta boş bir masaya verildiği, bu şekilde davacının psikolojisinin de bozulduğu, Konuya ilişkin ... isimli Psikiyatr uzmanından alınmış 09.02.2012 tarihli ilgili makama başlıklı rapor sunulduğu, rapor içeriğinde özetle ...’ın 22.04.2006 tarihinden itibaren takip ve tedavisi altında olduğu, uzun süredir herhangi bir yakınması olmayan ...’ın 22.09.2011 ve 10.10.2011 tarihlerinde tarafından iki kez görüldüğü ve iş ortamında yaşadığı zorlukların ruhsal durumunu belirgin bir şekilde etkilediğinin anlaşıldığı, anti depresan ilaç tedavisine başlandığı ve psikoterapi önerildiğinin ifade edildiği anlaşılmıştır. Davacının, yukarıda anılan eylemlerle Mobbing boyutunda olmasa bile aşağılama, işten uzaklaştırma, iş vermeme şekli ile kişilik haklarının ihlal edildiği anlaşılmaktadır. Davacı işçi lehine makul düzeyde bir manevi tazminata hükmedilmesi gerektiği gözetilmeden yazılı şekilde davanın reddi hatalı olup, bozmayı gerektirmiştir. F) Sonuç: Temyiz olunan kararın yukarıda yazılı sebepten BOZULMASINA, peşin alınan temyiz harcının istek halinde ilgiliye iadesine, 09/04/2015 gününde oybirliğiyle karar verildi.
15. Hukuk Dairesi, 2013/5649 E., 2014/968 K.
orta eşleşmeKarar metninde maddeye atıf varAkyazı Asliye Hukuk Hakimliği
tam metni aç
Öte yandan; itirazın iptâli davası olup, HMK'nın 105. maddesinde düzenlenen eda davası niteliğinde olması ve HMK'nın 118 ve devamı maddelerinde düzenlenen yazılı yargılama usulüne tâbi olmasına rağmen, yargılamanın 23.11.2011 tarihli oturumunda eda davası olduğu ve basit yargılama usulüne tâbi olduğunun
15. Hukuk Dairesi         2013/5649 E.  ,  2014/968 K. "İçtihat Metni" Mahkemesi :Akyazı Asliye Hukuk Hakimliği Tarihi :12.12.2012 Numarası :2011/300-2012/557 Yukarıda tarih ve numarası yazılı hükmün temyizen tetkiki davacı vekili tarafından istenmiş ve temyiz dilekçesinin süresi içinde verildiği anlaşılmış olmakla dosyadaki kağıtlar okundu gereği konuşulup düşünüldü: - K A R A R - Dava, davacı taşeron ile davalı yüklenici arasında ödenmeyen iş bedelinin tahsili talebiyle başlatılan icra takibine itirazın iptâli ve %40 icra inkâr tazminatı ödenmesi talebinden ibaret olup, mahkemece yapılan yargılama sonunda davanın reddine karar verilmiştir. Davacı, davalı yüklenicinin üstlendiği A..D..Hastanesi Fizik Tedavi ve Rehabilitasyon Merkezi'nin inşaatında muhtelif dolgu ve hafriyat işi yaptığını ve iş bedelinin ödenmediğinden bahisle dava açmış ve 09.04.2009 tarihli “A..F..Tedavi ve Rehabilitasyon Merkezi Binası Şantiyesi” başlıklı belgeye ve davalı şirket ortağı D..G.. tarafından düzenlenen bonolara delil olarak dayanmıştır. Mahkemece tanıklar dinlenmiş ise de; sözü edilen belge ve bonolara ilişkin bir inceleme ve değerlendirme yapılmamıştır. Bu inceleme ve değerlendirme yapılmaksızın akdin varlığının yazılı delille ispat edilmediği gerekçesi ile davanın reddine karar verilmesi isabetli olmamıştır. Mahkemece yapılması gereken iş; davacının delil olarak dayandığı 09.04.2009 tarihli sözü edilen belge ile davalı şirket ortağı olduğu anlaşılan D.. G..tarafından düzenlenen bonolarla ilgili olarak davalı şirket yetkilisi 6100 sayılı HMK'nın 169 ve devamı maddeleri gereğince isticvap edilmeli, imzayı inkâr etmeleri halinde belge asılları ibraz ettirilmeli ve gerektiğinde imza incelemesi yaptırılmalı, imzaların aidiyeti subuta erdiğinde bu belgelerde imzaları bulunanların 818 sayılı mülga BK 32 ve devamı maddeleri gereğince davalı şirketi temsil edip etmedikleri de araştırıldıktan sonra davacı tarafın yemin deliline dayandığı da dikkate alınarak sonucuna uygun bir karar verilmelidir. Öte yandan; itirazın iptâli davası olup, HMK'nın 105. maddesinde düzenlenen eda davası niteliğinde olması ve HMK'nın 118 ve devamı maddelerinde düzenlenen yazılı yargılama usulüne tâbi olmasına rağmen, yargılamanın 23.11.2011 tarihli oturumunda eda davası olduğu ve basit yargılama usulüne tâbi olduğunun, 22.02.2012 tarihli oturumunda ise davanın inşai dava olduğu ve basit yargılama usulüne tâbi olduğunun belirlenmesi doğru olmamıştır. SONUÇ: Yukarıda yazılı nedenlerle kararın temyiz eden davacı yararına BOZULMASINA, ödediği temyiz peşin harcının istek halinde temyiz eden davacıya geri verilmesine, karara karşı tebliğ tarihinden itibaren 15 gün içinde karar düzeltme isteminde bulunulabileceğine 13.02.2014 gününde oybirliğiyle karar verildi.

Eşleştirme iki kanıta dayanır: kararın kendi metnindeki madde atfı ve şerh kitaplarının o kararı hangi maddenin altında bastığı. Otomatik üretilmiştir, hukuki tavsiye değildir; kararın güncelliğini ve sonraki içtihat değişikliklerini ayrıca denetleyin.

Bu Maddeyle İlgili Sınav Sorusu

Medeni Usul Hukuku

Eda Davası'nın tanımı aşağıdakilerden hangisidir?

A) Bir hakkın veya hukuki ilişkinin varlığının ya da yokluğunun belirlenmesinin talep edilmesidir.
B) Yeni bir hukuki durum yaratılmasının talep edilmesidir.
C) Davalının, bir şeyi vermeye veya yapmaya yahut yapmamaya mahkum edilmesinin talep edilmesidir.
D) Bir belgenin sahte olup olmadığının belirlenmesinin talep edilmesidir.
E) Alacağın miktarının belirlenmesinin talep edilmesidir.