6100 sayılı Hukuk Muhakemeleri Kanunu Madde 106

Hukuk Muhakemeleri Kanunu 106. maddesi, Hukuksal Eğitim mevzuat kütüphanesinde tam metin olarak yayımlanmıştır. Aşağıda maddenin tam metni, maddeyle eşleşen yüksek mahkeme kararları ve bu maddeden çıkmış sınav soruları yer alır. Ham metin için adresin sonuna /raw ekleyin.

Madde Metni

MADDE 106- (1) Tespit davası yoluyla, mahkemeden, bir hakkın veya hukuki ilişkinin varlığının ya da yokluğunun yahut bir belgenin sahte olup olmadığının belirlenmesi talep edilir. (2) Tespit davası açanın, kanunlarda belirtilen istisnai durumlar dışında, bu davayı açmakta hukuken korunmaya değer güncel bir yararı bulunmalıdır. (3) Maddi vakıalar, tek başlarına tespit davasının konusunu oluşturamaz. Belirsiz alacak davası[9]

Bu Maddeyle İlgili Yüksek Mahkeme Kararları

65 karar eşleşti
1. Hukuk Dairesi, 2014/16010 E., 2015/1362 K.
yüksek eşleşmeKarar metninde maddeye atıf varŞANLIURFA 1. ASLİYE HUKUK MAHKEMESİ
Hemen belirtilmelidir ki, 6100 sayılı Hukuk Muhakemeleri Kanunu'nun 106/1. maddesine göre, bir hakkın veya hukuki ilişkinin varlığının yada yokluğunun yahut bir belgenin sahte olup olmadığının belirlenmesi tespit davasına konu edilebilir.
1. Hukuk Dairesi         2014/16010 E.  ,  2015/1362 K. "İçtihat Metni" MAHKEMESİ : ŞANLIURFA 1. ASLİYE HUKUK MAHKEMESİ TARİHİ : 17/06/2014 NUMARASI : 2013/216-2014/351 Taraflar arasında görülen tespit davası sonunda, yerel mahkemece, davanın kabulüne ilişkin olarak verilen karar davalı tarafından yasal süre içerisinde temyiz edilmiş olmakla dosya incelendi, Tetkik Hakimi raporu okundu, açıklamaları dinlendi, gereği görüşülüp düşünüldü. -KARAR- Dava, çekişme konusu taşınmazların kullanılmadığının tespiti isteğine ilişkindir. Davacı, davaya konu 270, 271 ve 272 parsel sayılı taşınmazları kullanmamasına rağmen davalı tarafından kendisine ecrimisil ihbarnamesi gönderildiğini ileri sürerek, taşınmazları kullanmadığının tespitine karar verilmesi istemiyle eldeki davayı açmıştır. Davalı, 6183 sayılı Kanun uyarınca düzenlenen ecrimisil ihbarnamesinin iptali için borçlu olmadığı iddiası ile genel mahkemede olumsuz tespit davası açılamayacağını belirterek davanın reddini savunmuştur. Mahkemece, iddianın sabit olduğu gerekçesiyle davanın kabulüne karar verilmiştir. Dosya içeriğinden ve toplanan delillerden; 270,271 ve 271 parsel sayılı taşınmazların davalı Hazine adına tapuda kayıtlı oldukları anlaşılmaktadır. Hemen belirtilmelidir ki, 6100 sayılı Hukuk Muhakemeleri Kanunu'nun 106/1. maddesine göre, bir hakkın veya hukuki ilişkinin varlığının yada yokluğunun yahut bir belgenin sahte olup olmadığının belirlenmesi tespit davasına konu edilebilir. 6100 sayılı HMK'nın 106/3. maddesine göre ise “Maddi vakıalar, tek başlarına tespit davasının konusunu oluşturamaz.” Bu çerçevede, maddi vakıaların tek başlarına tespiti isteniyor ise tespit davasına değil; delil tespiti kurumuna başvurulması gerekecektir. Somut olayda, davacı maddi vakıanın tespitini istemektedir. Öte yandan, hernekadar davacının dava açmakta hukuki yararı var ise de; HMK'nın 106/3. maddesi gereğince ve yukarıdaki açıklamalar karşısında eldeki davanın dinlenme olanağı yoktur. Hal böyle olunca, davanın reddine karar verilmesi gerekirken yanılgılı değerlendirmelerle davanın kabulüne karar verilmiş olması doğru değildir. Davalının temyiz itirazları bu sebeple yerindedir.Kabulüyle, hükmün açıklanan nedenlerle (6100 sayılı Yasanın geçici 3.maddesi yollaması ile) 1086 sayılı HUMK'un 428.maddesi gereğince BOZULMASINA, 28.01.2015 tarihinde oybirliğiyle karar verildi.

Diğer kararlar (4)

9. Hukuk Dairesi, 2023/17621 E., 2024/3296 K.
orta eşleşmeKarar metninde maddeye atıf varİzmir Bölge Adliye Mahkemesi 7. Hukuk Dairesi
tam metni aç
6100 sayılı Kanun'un 106 ncı maddesinin ikinci fıkrası ise şu şekildedir:
9. Hukuk Dairesi         2023/17621 E.  ,  2024/3296 K. "İçtihat Metni" MAHKEMESİ : İzmir Bölge Adliye Mahkemesi 7. Hukuk Dairesi SAYISI : 2023/267 E., 2023/419 K. KARAR : İstinaf başvurusunun esastan reddi İLK DERECE MAHKEMESİ : Soma İş Mahkemesi SAYISI : 2021/166 E., 2022/376 K. Taraflar arasındaki tespit davasından dolayı yapılan yargılama sonunda İlk Derece Mahkemesince davanın usulden reddine karar verilmiştir. Kararın davacı vekilince istinaf edilmesi üzerine, Bölge Adliye Mahkemesince İlk Derece Mahkemesi kararının 6100 sayılı Hukuk Muhakemeleri Kanunu'nun (6100 sayılı Kanun) 353 üncü maddesinin birinci fıkrasının (a) bendinin (4) ve (6) ncı alt bentleri uyarınca kaldırılmasına ve dosyanın Mahkemesine gönderilmesine karar verilmiştir. Bölge Adliye Mahkemesinin kaldırma kararı üzerine İlk Derece Mahkemesince yeniden yapılan yargılama sonunda, davanın usulden ve esastan reddine karar verilmiştir. Kararın davacı vekili tarafından istinaf edilmesi üzerine, Bölge Adliye Mahkemesince başvurunun esastan reddine karar verilmiştir. Bölge Adliye Mahkemesi kararı davacı vekili tarafından temyiz edilmekle; kesinlik, süre, temyiz şartı ve diğer usul eksiklikleri yönünden yapılan ön inceleme sonucunda, temyiz dilekçesinin kabulüne karar verildikten ve Tetkik Hâkimi tarafından hazırlanan rapor dinlendikten sonra dosyadaki belgeler incelenip gereği düşünüldü: I. DAVA Davacı vekili dava dilekçesinde; davalı Şirkette, müvekkili Sendikanın üyesi işçilerin çalıştığını, yeraltı maden işletmelerinde haftalık çalışma süresinin 37,5 saat ve hafta tatillerinin iki gün yani 48 saat olarak belirlendiğini ve yine 4857 sayılı İş Kanunu'nun (4857 sayılı Kanun) 46 ncı maddesine göre, hafta içerisinde doktor raporu alan işçinin hafta tatillerinden kesinti yapılamayacağını, davalı işyerindeki uygulamalarda hafta içerisinde doktor raporu alan işçilerin hafta sonu ücretlerinin kesildiğini veya raporlu oldukları gün kadar işçilerin telafi çalışması yapmaya zorlandığını, davalı işyerinde bir işçinin yıllık ücretli izin hakkını kullanması sırasında, izinlerin hafta tatili günlerine denk gelmesi hâlinde hafta tatili günlerinin yıllık ücretli izinden sayılmaması gerektiğini, davalı işyerinde kömür yardımının işçilerin fiilî çalışma gün sayıları esas alınarak yapılması gerektiğini; ancak davalı işyerinde fiilî uygulamada bu kıstasların hiçbirinin göz önüne alınmadığını, hangi işçiye ne kadar kömür yardımı yapılacağının keyfi şekilde belirlendiğini, gerek 4857 sayılı Kanun gerekse de işyerinde uygulanan toplu iş sözleşmesinden kaynaklı hakların işçilere kullandırılmadığını ileri sürerek hafta tatili ve yıllık ücretli izinlerin kanuna ve toplu iş sözleşmesine uygun şekilde kullandırılmadığının, kömür yardımının da hakkaniyete ve toplu iş sözleşmesine uygun şekilde yapılmadığının tespitini talep etmiştir. II. CEVAP Davalı vekili cevap dilekçesinde; sendikaların çalışma ilişkisinden doğan hakları sebebiyle üyelerinin adına dava ve taraf yetkisine sahip olduğunu, sendikaların tüzel kişi olarak yorum davası açabilmelerinin de toplu iş sözleşmesinin tarafı olmaları şartına bağlı olduğunu, işbu davanın ise hukuk sistematiği ve talep sonuç kısmı itibarıyla net olmayıp hukuki olmadığını, davacı Sendikanın müvekkili Şirket nezdinde yetkili Sendika olmadığını, üyesi adına açılmış veya tarafı olunan toplu iş sözleşmesine ilişkin bir dava da söz konusu olmadığını, eda davası açılabilecekken tespit davası açılmasında hukuki yarar bulunmadığını, bu itibarla hukuki yararı olmayan ve dava taraf sıfatına da sahip olmayan davacının işbu davasının usulden reddedilmesi gerektiğini savunarak davanın reddini istemiştir. III. İLK DERECE MAHKEMESİ KARARI İlk Derece Mahkemesinin yukarıda tarih ve sayısı belirtilen kararı ile; davanın 6100 sayılı Kanun'un 113 üncü maddesi ve 6356 sayılı Sendikalar ve Toplu İş Sözleşmesi Kanunu'nun (6356 sayılı Kanun) 26 ncı maddesinin ikinci fıkrasına göre açılmış bir topluluk davası olduğu ve davacı Sendikanın dava takip yetkisini haiz olduğu, tespit davalarında hukuki yararın özel olarak düzenlendiği ve kanunda öngörülen istisnalar dışında davacının dava açmakta hukuken korunmaya değer güncel bir yararının bulunduğunu açıkça ortaya koyması gerektiği, davaya konu olan usulüne uygun kömür yardımı yapılmadığı ve hafta tatillerinin usulüne uygun kullandırılmadığı hususlarının iş sözleşmesinin devamı sırasında öne sürülerek eda davasına konu yapılabilecek hususlardan olduğu, buna göre bu taleplerin eda davasına konu olabileceğinden tespit davasına konu olabilecek nitelikte olmadığı, yıllık ücretli izin alacağı ise feshe bağlı bir alacak olup iş sözleşmesinin devamı sırasında talep edilemediğinden bu hususta tespit davası açılmasında hukuki yararın bulunduğu, işçilere yıllık ücretli izin kullandırılırken kanuni hafta tatili günlerinin dışlanması ancak akdi hafta tatili günlerinin bu süreler içinde sayılması uygulamasında isabetsizlik bulunmadığı gerekçeleriyle davacı Sendikanın davalı işyerinde hafta tatillerinin kanuna ve toplu iş sözleşmesine aykırı şekilde kullandırıldığının ve kömür yardımlarının hakkaniyete ve toplu iş sözleşmesine aykırı şekilde dağıtıldığının tespiti taleplerinin hukuki yarar yokluğundan reddine ve davalı işyerinde yıllık ücretli izinlerin kanuna ve toplu iş sözleşmesine aykırı şekilde kullandırıldığının tespiti talebinin esastan reddine karar verilmiştir. IV. İSTİNAF A. İstinaf Yoluna Başvuranlar İlk Derece Mahkemesinin yukarıda belirtilen kararına karşı süresi içinde davacı vekili istinaf başvurusunda bulunmuştur. B. İstinaf Sebepleri Davacı vekili; taleplerinin kolektif nitelikte bir dava olduğunu ve işyerinde çalışan işçi topluluğunun hak ve menfaatini korumak yahut geliştirmek üzere açıldığını, müvekkili Sendikanın davalının haksız uygulamalarından doğrudan etkilenen üyelerinin bulunduğunu ve bu hakların ihlal edilen ve gelecekte de ihlal edileceği uygulamadan anlaşılan haklar olduğunu, müvekkili Sendikanın da üyelerinin menfaatlerini korumak için kendi adlarına dava açabileceğini, Sendikanın davayı açmakta güncel yararının olduğunu, Yargıtay tarafından onanan bir kararda da sendikaların dava açmaktaki hukuki yararının geniş yorumlanmasının yalnızca bir dava ehliyeti tartışması olamayacağı, aynı zamanda demokratik toplumda örgütlenme özgürlüğünü de doğrudan ilgilendirdiği hususunun belirtildiğini, davalı işyerinde yıllık ücretli izinlerin hatalı kullandırıldığını belirterek İlk Derece Mahkemesi kararının ortadan kaldırılması ve davanın kabulüne karar verilmesi istemi ile istinaf yoluna başvurmuştur. C. Gerekçe ve Sonuç Bölge Adliye Mahkemesinin yukarıda tarih ve sayısı belirtilen kararı ile; davanın tespit istemine ilişkin olduğu, hafta tatillerinin usulüne uygun kullandırılmadığı veya kömür yardımlarının gereği gibi yapılmadığı ile ilgili hususların eda davasına konu olabileceği, tespit davasına konu olabilecek nitelikte olmadığı, işçilere yıllık ücretli izin kullandırılırken kanuni hafta tatili günlerinin dışlanması; ancak akdi hafta tatili günlerinin bu süreler içinde sayılması uygulamasında isabetsizlik bulunmadığı gerekçesiyle davacı vekilinin istinaf başvurusunun esastan reddine karar verilmiştir. V. TEMYİZ A. Temyiz Yoluna Başvuranlar Bölge Adliye Mahkemesinin yukarıda belirtilen kararına karşı süresi içinde davacı vekili temyiz isteminde bulunmuştur. B. Temyiz Sebepleri Davacı vekili; istinaf dilekçesinde ileri sürülen gerekçelerle Bölge Adliye Mahkemesi kararının ortadan kaldırılması ve davanın kabulüne karar verilmesi istemi ile temyiz yoluna başvurmuştur. C. Gerekçe 1. Uyuşmazlık ve Hukuki Nitelendirme Uyuşmazlık, davacı Sendikanın davalıya ait işyerinde hafta tatillerinin usulünce kullandırılmadığı ve toplu iş sözleşmesinden kaynaklanan kömür yardımının usulünce yapılmadığının tespiti taleplerinde hukuki yararının bulunup bulunmadığı ve yıllık ücretli izinlerin 4857 sayılı Kanun'a uygun kullandırılıp kullandırılmadığı hususlarına ilişkindir. 2. İlgili Hukuk 1. 6100 sayılı Kanun'un 369 uncu maddesinin birinci fıkrası ile 371 inci maddesi. 2. 6100 sayılı Kanun'un “Topluluk Davası” başlıklı 113 üncü maddesi şöyledir: "Dernekler ve diğer tüzel kişiler, statüleri çerçevesinde, üyelerinin veya mensuplarının yahut temsil ettikleri kesimin menfaatlerini korumak için, kendi adlarına, ilgililerin haklarının tespiti veya hukuka aykırı durumun giderilmesi yahut ilgililerin gelecekteki haklarının ihlal edilmesinin önüne geçilmesi için dava açabilir." 3. 6100 sayılı Kanun'un 106 ncı maddesinin ikinci fıkrası ise şu şekildedir: "Tespit davası açanın, kanunlarda belirtilen istisnai durumlar dışında, bu davayı açmakta hukuken korunmaya değer güncel bir yararı bulunmalıdır." 4. 6356 sayılı Kanun'un 2 nci maddesinin (ğ) bendinde sendikanın tanımı şöyle yapılmıştır: "Sendika: İşçilerin veya işverenlerin çalışma ilişkilerinde, ortak ekonomik ve sosyal hak ve çıkarlarını korumak ve geliştirmek için en az yedi işçi veya işverenin bir araya gelerek bir işkolunda faaliyette bulunmak üzere oluşturdukları tüzel kişiliğe sahip kuruluşları" 5. 6356 sayılı Kanun’un 26 ncı maddesinin ikinci fıkrası aşağıdaki gibidir: “Kuruluşlar, çalışma hayatından, mevzuattan, örf ve adetten doğan uyuşmazlıklarda işçi ve işverenleri temsilen; sendikalar, yazılı başvuruları üzerine iş sözleşmesinden ve çalışma ilişkisinden doğan hakları ile sosyal güvenlik haklarında üyelerini ve mirasçılarını temsilen dava açmak ve bu nedenle açılmış davada davayı takip yetkisine sahiptir. Yargılama sürecinde üyeliğin sona ermesi üyenin yazılı onay vermesi kaydıyla bu yetkiyi etkilemez." 6. 4857 sayılı Kanun'un 53, 54, 55, 56 ve 57 nci maddeleri. 7. Yargıtay Hukuk Genel Kurulu'nun 28.09.2021 tarihli ve 2018/(22)9-678 Esas, 2021/1110 Karar sayılı kararı. 8. Dairemizin 21.12.2021 tarihli ve 2021/12447 Esas, 2021/16718 Karar sayılı kararı. 3. Değerlendirme 1. Tarafların iddia, savunma ve dayandıkları belgelere, uyuşmazlığın hukuki nitelendirilmesi ile uygulanması gereken hukuk kurallarına, dava şartlarına, yargılamaya hâkim olan ilkelere, ispat kurallarına ve temyiz olunan kararda belirtilen gerekçelere göre davacı vekilinin aşağıdaki paragrafların kapsamı dışındaki temyiz itirazları yerinde görülmemiştir. 2. İlk Derece Mahkemesince; davacının, davalıya ait işyerinde hafta tatilinin kanuna ve toplu iş sözleşmesine, kömür yardımının hakkaniyet ve toplu iş sözleşmesine uygun kullandırılmasının tespitine yönelik taleplerinin eda davası açılabilecekken tespit davası açılmasında hukuki yararının bulunmadığı gerekçesiyle dava şartı yokluğundan reddine karar verilmiştir. İlk Derece Mahkemesince bu hususta yapılan değerlendirme ve karar hatalıdır. 3. 6100 sayılı Kanun'un 113 üncü maddesinde düzenlenen topluluk davası ile temsil ettiği topluluğun menfaatlerini korumak amacıyla dava açan tüzel kişi, ilgililerin haklarının tespiti, hukuka aykırı durumun giderilmesi ya da ilgililerin gelecekteki haklarının ihlalinin önüne geçilmesine yönelik tespit ve men davası açma şeklinde hareket edebilir (... Şahlanan, "Sendikaların Dava Ehliyeti Bağlamında Topluluk Davası (Karar incelemesi)", Türkiye Tekstil Sanayii İşverenleri Sendikası Aylık Dergisi Hukuk 104, Nisan 2016, Sayı 420, s.2-5). Buna göre 6100 sayılı Kanun'un 113 üncü maddesine ve 6356 sayılı Kanun'un 26 ncı maddesinin ikinci fıkrasına dayanılarak davacı Sendikanın tespit davası açma hakkının bulunduğunun kabul edilmesi isabetlidir. 4. 6100 sayılı Kanun'un 106 ncı maddesinde düzenlenen tespit davasının açılabilmesi için davayı açanın kişisel ve doğrudan hukuki yararının bulunması gerekir ve buradaki hukuki yarar dava şartıdır. 6100 sayılı Kanun'un topluluk davasına ilişkin 113 üncü maddesinin gerekçesinde ise “... Topluluk Davası yoluyla, toplumsal yararın korunması ve dar ve teknik anlamda hukuki yarar kavramında bir açılım yaratılması sağlanmaktadır...” ifadesine yer verilmiştir. Kanun'un madde gerekçesinden; tespit davalarındaki davacının doğrudan ve kişisel hukuki menfaatinin bulunması şeklindeki dava şartının topluluk davalarında istisna tutulduğu görülebilecektir (Şahlanan, s.2-5). 5. Topluluk davasındaki hukuki yarar kavramını; bireysel davalardan farklı olarak topluluğun ortak yararı oluşturmaktadır. Şöyle ki işyerinde kanuna ya da toplu iş sözleşmesine aykırı davranılması durumunda birden fazla çalışanın ekonomik ve sosyal hakları zarar görmekte ve zarar gören bu topluluk, menfaatlerinin korunması adına ortak paydada buluşmaktadır. Bu topluluğa karşı yapılan hukuka aykırılıkların durdurulmasında ise menfaati zarar gören her çalışanın ayrı ayrı dava açması hem usul ekonomisi bakımından sakıncalı olacak hem de aynı konuda açılan davalarda farklı kararlar çıkmasına neden olabilecektir (Yargıtay Hukuk Genel Kurulu, 28.09.2021 tarihli ve 2018/(22)9-678 Esas, 2021/1110 Karar sayılı karar). Burada da 6356 sayılı Kanun'un 2 nci maddesinin (ğ) bendinde de düzenlendiği gibi, üyesi bulunan işçilerin çalışma hayatlarındaki ekonomik, sosyal hak ve çıkarlarını korumak adına hareket eden Sendika devreye girerek topluluğun ortak menfaatini ilgilendiren hususlarda tespit davası açabilecek ve menfaati etkilenen kişiler bu davanın sonucundan yararlanabilecektir. 6. Somut uyuşmazlıkta davalıya ait işyerinde üyelerinin bulunduğunu belirten ve hafta tatilinin ve kömür yardımının kanuna ve işyerinde uygulanan toplu iş sözleşmesine aykırı uygulandığını ileri süren davacı Sendikanın; yukarıdaki açıklamalar dikkate alındığında, bu talepler yönünden dava açmakta hukuki yararının bulunduğu kabul edilerek işin esasına girilmesi gerekirken hatalı değerlendirmeyle sözü edilen talepler yönünden davanın dava şartı yokluğundan reddine karar verilmesi bozmayı gerektirmiştir. VI. KARAR Açıklanan sebeplerle; 1. Temyiz olunan, İlk Derece Mahkemesi kararına karşı istinaf başvurusunun esastan reddine ilişkin Bölge Adliye Mahkemesi kararının ORTADAN KALDIRILMASINA, 2. İlk Derece Mahkemesi kararının BOZULMASINA, Peşin alınan temyiz karar harcının istek hâlinde ilgiliye iadesine, Dosyanın kararı veren İlk Derece Mahkemesine, bozma kararının bir örneğinin kararı veren Bölge Adliye Mahkemesine gönderilmesine, 22.02.2024 tarihinde oy birliğiyle karar verildi.
11. Hukuk Dairesi, 2021/2732 E., 2022/6917 K.
orta eşleşmeKarar metninde maddeye atıf varİSTANBUL BÖLGE ADLİYE MAHKEMESİ 43. HUKUK DAİRESİ
tam metni aç
6100 sayılı Hukuk Muhakemeleri Kanunu’nun Tespit davası başlıklı 106. maddesi “Tespit davası yoluyla, mahkemeden, bir hakkın veya hukuki ilişkinin varlığının ya da yokluğunun yahut bir belgenin sahte olup olmadığının belirlenmesi talep edilir.
11. Hukuk Dairesi         2021/2732 E.  ,  2022/6917 K. "İçtihat Metni" MAHKEMESİ : İSTANBUL BÖLGE ADLİYE MAHKEMESİ 43. HUKUK DAİRESİ TÜRK MİLLETİ ADINA Taraflar arasında görülen davada İstanbul Anadolu 4. Asliye Ticaret Mahkemesince verilen 25.09.2019 tarih ve 2017/1037 E- 2019/894 K. sayılı kararın davacı vekili tarafından istinaf edilmesi üzerine, istinaf isteminin esastan reddine dair İstanbul Bölge Adliye Mahkemesi 43. Hukuk Dairesi'nce verilen 24.12.2020 tarih ve 2020/1636 E- 2020/486 K. sayılı kararın Yargıtay'ca incelenmesi davacı vekili tarafından istenmiş ve temyiz dilekçesinin süresi içinde verildiği anlaşılmış olmakla, dava dosyası için Tetkik Hakimi ... tarafından düzenlenen rapor dinlendikten ve yine dosya içerisindeki dilekçeler, duruşma tutanakları ve tüm belgeler okunup, incelendikten sonra işin gereği görüşülüp, düşünüldü: Davacı vekili, müvekkilinin, davalı şirketin ortağı ve temsile yetkili müdürü iken, 15.04.2004 tarihli hisse devir sözleşmesiyle şirketteki payını aktif ve pasifleriyle birlikte dava dışı ...’a devrettiğini, hisse devir ve temlik işleminin de 27.04.2004 tarihli Türkiye Ticaret Sicil Gazetesinde ilan edilmiş olmakla hukuken şirket ortaklığının sona erdiğini, müvekkilinin davalı şirketteki müdürlük ve ortaklık ilişkisi tamamen sona ermesine rağmen, vergi cezalarına ve vergi suçlarından dolayı davalara muhatap olduğunu ileri sürerek müvekkilin 27.04.2004 tarihinden itibaren davalı şirket ortağı olmadığının tespitine karar verilmesini talep ve dava etmiştir. Davalı, davaya cevap vermemiştir. İlk derece mahkemesince, iddia, savunma ve dosya kapsamına göre; davacının davalı şirketteki hissesini devrederek ortaklıktan ayrıldığı, ancak davacının hisse devrini vergi dairesine bildirilip, vergi dairesi nezdinde şirket ortaklığını sona erdirmediği, bu prosedürün yerine getirilmediği ya da davacının başvurusu olsa dahi vergi dairesi tarafından işlemin tamamlanamadığı, bu nedenle davacının vergi suçlarından yargılandığı dönemler yönünden ve vergi cezalarının tahakkuk dönemleri yönünden şirket ortağı gözüktüğü, mahkemece vergi idaresini bağlayıcı bir kararın verilemeyeceği, kaldı ki bu yönden mahkemenin de görevli olmadığı, davacının hukuki menfaatinin bulunmadığı gerekçesiyle davanın hukuki yarar yokluğundan reddine karar verilmiştir. Bu karara karşı davacı vekili tarafından istinaf yoluna başvurulmuştur. Bölge Adliye Mahkemesi'nce; davacının kurucu ortağı ve müdürü olduğu ve daha sonradan şirketteki hisselerini devrederek ortaklığının sona erdiği davalı şirket hakkında kesinleşmiş vergi alacaklarından dolayı davacının davalı şirketteki ortaklığının ve müdürlük yetkisinin sona erdiğinin tespitini istemesinde hukuki yararının bulunduğu bu nedenle ilk derece mahkemesi kararının isabetsiz olduğu, davalı şirketin 22.08.2003 tarihinde tescil edilerek davacı ..., dava dışı ... ve ... tarafından 3 ortaklı olarak kurulduğu, ana sözleşmede, davacının 20 yıl süreliğine müdür olarak atandığı, davacının şirketteki mevcut hisselerinin tamamını 15.04.2004 tarihli noter sözleşmesi ile dava dışı ...’a devrettiği, şirket ortaklığından ayrıldığı, bu hususun 19.04.2004 tarihli şirket ortaklar kurulu kararı ile onaylandığı, kararın 27.4.2004 tarihli Türkiye Ticaret Sicil Gazetesinde ilan edildiği, 05.05.2004 tarihli ortaklar kurulu kararıyla...’nin müdür olarak dışarıdan şirkete atandığı ve yine davalı şirket ortaklarından Abdulcabbar Balcı’nın da 25.06.2004 tarihli ortaklar kurulu kararı şirkete müdür olarak seçildiği, bu kararların ticaret sicil gazetesinde yayınlandığı, ancak davacının müdürlük görevinden istifa etmediği gibi müdürlük yetkisinin kaldırılmadığı, davacının şirketteki tüm hisselerini devretmesinden sonra da müdürlük görevini devam ettirdiği gerekçesiyle davacı vekilinin istinaf başvurusunun kısmen kabulüne, yerel mahkeme kararının kaldırılmasına ve davanın reddine karar verilmiştir. Kararı, davacı vekili temyiz etmiştir. Dava, şirket ortağı olmadığının tespiti istemine ilişkin olup, ilk derece mahkemesince davacının ticaret sicil kayıtları uyarınca payını devrettiği hususu belirli olduğundan hukuki menfaat yokluğu nedeniyle davanın usulden reddine karar verilmiş, kararın davacı tarafından istinafı üzerine ise bölge adliye mahkemesince davacının dava açmakta hukuki yararı bulunmakla beraber davacının şirket müdürlüğünden istifa etmediği, müdürlük görevinin devam ettiği gerekçesiyle davanın bu değişik gerekçe ile reddine karar verilmiştir. Davacı 27/04/2004 tarihinden itibaren şirket ortağı olmadığının tespitine karar verilmesini talep etmiş olup, müdürlük yetkisinin devam edip etmediği ile ilgili herhangi bir talebi bulunmamaktadır. Dosya kapsamına göre, davacının davalı şirketteki hisselerinin tamamını 15.04.2004 tarihli noter sözleşmesi ile dava dışı ...’a devrettiği, bu hususun 19.04.2004 tarihli şirket ortaklar kurulu kararı ile onaylandığı, kararın 27.4.2004 tarihli Türkiye Ticaret Sicil Gazetesinde ilan edildiği, böylece şirket ortaklığından usulüne uygun olarak ayrıldığı anlaşılmıştır. 6100 sayılı Hukuk Muhakemeleri Kanunu’nun Tespit davası başlıklı 106. maddesi “Tespit davası yoluyla, mahkemeden, bir hakkın veya hukuki ilişkinin varlığının ya da yokluğunun yahut bir belgenin sahte olup olmadığının belirlenmesi talep edilir. Tespit davası açanın, kanunlarda belirtilen istisnai durumlar dışında, bu davayı açmakta hukuken korunmaya değer güncel bir yararı bulunmalıdır. Maddi vakıalar, tek başlarına tespit davasının konusunu oluşturamaz.” düzenlemesini içermekte olup, davacının işbu tespit davasını açmasında HMK'nın 106. maddesi uyarınca hukuki yararın olmadığı, hukuki yararın da HMK'nın 114/h. maddesi uyarınca dava şartı olduğu gözetildiğinde davanın HMK'nın 114/h ve 115/2. maddesi uyarınca usulden reddine karar verilmesi gerekirken bölge adliye mahkemesince yerinde olmayan gerekçe ile yazılı şekilde hüküm kurulması doğru olmamış, kararın bozulması gerekmiştir. SONUÇ: Yukarda açıklanan nedenlerle, davacı vekilinin temyiz isteminin kabulü ile Bölge Adliye Mahkemesi kararının BOZULMASINA, HMK'nın 373/2. maddesi uyarınca dava dosyasının Bölge Adliye Mahkemesi'ne gönderilmesine, ödediği peşin temyiz harcının isteği halinde temyiz eden davacıya iadesine, 12/10/2022 tarihinde oybirliğiyle karar verildi.
6. Hukuk Dairesi, 2022/707 E., 2022/1811 K.
orta eşleşmeKarar metninde maddeye atıf varAnkara Bölge Adliye Mahkemesi 27. Hukuk Dairesi(İlk Derece)
tam metni aç
HMK’ nın 106. maddesine göre, ‘’
6. Hukuk Dairesi         2022/707 E.  ,  2022/1811 K. "İçtihat Metni" MAHKEMESİ : Ankara Bölge Adliye Mahkemesi 27. Hukuk Dairesi(İlk Derece) -KARAR- Dava, hakem-hakem kurulu kararının iptali istemine ilişkindir. Ankara Bölge Adliye Mahkemesi 27. Hukuk Dairesince ilk derece mahkemesi sıfatıyla yapılan yargılama sonucunda davanın reddine karar verilmiş, verilen karar taraf vekilleri tarafından temyiz edilmiştir. Dava dosyası içerisindeki bilgi ve belgelere, kararın dayandığı delillerle yasaya uygun gerektirici nedenlere ve özellikle Bölge Adliye Mahkemesince ilk derece mahkemesi sıfatıyla yapılan yargılama ve 6100 sayılı HMK’nın hakem kararlarının iptaline ilişkin 439. maddesi hükmü gözetildiğinde verilen kararda bir isabetsizlik olmadığının anlaşılmasına, HMK’nın 439. maddesinde yer alan iptal sebepleriyle sınırlı yapılan incelemede; dava şartları ve hukukun uygulanması bakımından da hükmün bozulmasını gerektirir bir neden ve kararın gerekçesinde dayanılan delillerin tartışılıp değerlendirilmesinde usul ve yasaya aykırı bir yön bulunmamasına göre yerinde olmayan bütün temyiz itirazlarının reddiyle usul ve yasaya uygun bulunan hükmün HMK’nın 370/1. maddesi uyarınca ONANMASINA, aşağıda yazılı onama harıcının temyiz eden taraflardan alınmasına, 6100 sayılı HMK’nın 372. maddesi hükmü uyarınca işlem yapılmak üzere dosyanın Ankara Bölge Adliye Mahkemesi 27. Hukuk Dairesine gönderilmesine, 30.03.2022 gününde oy çokluğuyla karar verildi. KARŞI OY Davacı vekili dava dilekçesinde özetle; taraflar arasında akdedilen Sivas - Malatya Doğalgaz İletim Hattı işinin müvekkili tarafından üstlenildiğini, işin geçici kabulünün 29.08.2005 ve kesin kabulünün 07.05.2007 tarihinde yapıldığını, davalının 2015 yılında yaptığı akıllı pig kontrolü sonucu 122. kilometrede çentik bulunduğunun belirlendiğini, ayıbın müvekkili tarafından gizlendiğini belirterek zararın giderilmesini talep ettiğini, takiben tahkim yargılaması başlattığını, hakem heyetinin hukuka aykırı biçimde zararın 774.844,50 TL olduğunun tespitine karar verdiğini, davacının talep sonucunu değiştiremeyeceğini, davanın zamanaşımına uğradığını, müvekkilinin ağır kusurlu olarak kabul edilerek 20 yıllık zamanaşımı süresinin uygulanamayacağını, davacı tarafça zararın tazmini talep edildiği halde hakem heyetinin talep sonucunu açıklatması neticesinde davanın tespit davasına dönüştürüldüğünü, hakem heyetinin aydınlatma ödevinden bahisle ihsası reyde bulunduğunu, zararın oluşmadığını, müvekkilinin 190.000 TL mobil kompresör bedeli ve varsayıma dayanarak 417.024,50 TL havaya salınan gaz bedelinden sorumlu tutulduğunu, çentiğin gizlenmesinin mümkün olmadığını, imalatta çentik bulunması halinde 2005 yılında yapılan pig kontrolünde de cihazın takılması ve hattın ilerisini ölçememesi gerektiğini, sözleşmenin 46.2 maddesi gereğince taraflar kendi hakemlerinin masraflarından ve tahkim talebinde bulunan taraf 3. hakem ile tahkime ilişkin masraflardan sorumlu olduğu halde hakem heyetinin davacı hakemi ile heyet başkanının ücretinden de müvekkilini sorumlu tuttuğunu, hakem heyetinin tarafsızlığını kaybettiğini, yetkisini aştığını öne sürerek hakem heyeti kararının iptaline karar verilmesini talep etmiştir. Davalı vekili özetle; yükleniciye iş bedelinin tamamının ödendiğini, hattın işletmeye alındığını, akıllı pig kontrolünde çentiğin tespit edildiğini, davacı yüklenicinin imalat aşamasında yaptırdığı kontrolde de çentik tespit edildiği halde çentiği kabule engel olmayan iç çap daralması olarak nitelendirdiğini, müvekkili tarafından 2015 yılında yaptırılan tespitte aynı çentiğin belirlendiğini, yüklenicinin ağır kusurlu olduğunu, tahkim yargılamasında keşif icra edildiğini, bilirkişinin çentiği tespitle değiştirilmesi gerektiğini bildirdiğini, havaya salınacak gaz bedeli 434.964,45 TL, bakım onarım bedeli 170.820 TL, gaz aktarımı için kullanılacak mobil kompresör gideri 190.000 TL olduğu, ÖTV ve KDV dâhil havaya salınacak gaz bedeli 521.690 TL olduğu halde hakem heyetinin 79.579,85 TL KDV ve 7.145,84 TL ÖTV bedelleri hakkında hüküm kurmadığını, hakem kararının tamamlanması taleplerinin de fazlaya ilişkin talebin reddine karar verildiğinden bahisle reddedildiğini, ek kararın HMK 439/2-d bendine aykırı olduğunu, davacının iptal nedeni olarak ileri sürdüğü hususların HMK 439 maddede sayılı nedenlerden olmadığını savunarak davanın reddine karar verilmesini talep etmiş; karşı davasında ise hakem heyetinin KDV ve ÖTV talepleri hakkında karar vermediğini, kararın tamamlanması taleplerinin de reddine karar verildiğini öne sürerek hükmün tamamlanmasına ilişkin ek kararın iptaline karar verilmesini dava etmiştir. Bölge Adliye Mahkemesi ilk derece sıfatıyla yaptığı yargılama sonucunda verdiği kararda; ‘’İncelenen dosya kapsamına göre; hakem heyeti kararına konu uyuşmazlığın Türk Hukukuna göre tahkime elverişli olduğu ve kararın kamu düzenine aykırı olmadığı, uyuşmazlığın taraflar arasındaki sözleşmede yer alan tahkim şartı kapsamında bulunduğu, davacı - karşı davalı ...... Şirketi tarafından dayanılan zamanaşımı, zararın tespit ve tazminatın belirlenmesi, hakem ücreti tayinine ilişkin nedenlerin uyuşmazlığın esasına ve hakem heyetinin takdirine ilişkin olması nedeniyle iptal davasında incelenemeyeceği, dava yargılamasından farklı olarak tahkim yargılamasında tarafların iddia ve savunmalarını değiştirebilecekleri, kaldı ki bu hususlarda değerlendirme yetkisinin de hakem heyetinde olduğu, hakem heyetinin yetkisini aşmadığı, davalı - karşı davacı ... tarafından ÖTV ve KDV talepleri hakkında karar verilmemiş olması iptal nedeni yapılmışsa da, hakem heyetince gerekçesi açıklanmak suretiyle davanın kısmen kabulüyle dava konusu diğer taleplerde zarar tespit edilmekle birlikte fazlaya ilişkin taleplerin reddine karar verilmek suretiyle karşı davaya konu taleplerin de reddine karar verildiği’’ gerekçesiyle dava ve karşı davanın reddine karar verilmiştir. Taraf vekilleri bu kararı temyiz etmiştir. Yüksek Özel Daire Sayın Çoğunluğunca karar oyçokluğu ile onanmıştır. Yüksek Özel Daire Sayın Çoğunluğunun ilk derece mahkemesi kararını onaması yönündeki kararına aşağıda açıklanan nedenlerle katılmıyorum Hakem yargılamasında, Hakem Heyeti, ‘’davalı yüklenici tarafından imal edilen boru hattında çentik bulunduğu, çentiğin imalattan kaynaklı gizli ayıp teşkil ettiği, yüklenicinin eserin ayıplı imalinde ağır kusurlu olduğu, davanın 20 yıllık zamanaşımı süresine tabi bulunduğundan davalının zamanaşımı def'inin reddi gerektiği, eserdeki ayıbın henüz tamir edilmediği, davacının bilirkişi raporuyla 434.964,45 TL dengeleme gaz bedeli, 7.145,84 TL ÖTV bedeli, 79.579,85 TL KDV bedeli, 190.000 TL mobil kompresör bedeli ve 170.820 TL onarım bedeli olmak üzere toplam 882.510 TL zararının belirlendiği’’ gerekçesiyle davanın kısmen kabulü ile 28.2.2003 tarihli Sivas Malatya Doğalgaz İletim Hattı Projesi Yapım İşine ait Anahtar Teslim Eser Sözleşmesine göre davalının inşa ettiği Sivas Malatya Doğalgaz İletim Hattının 122 nci kilometresindeki dent/çentiğin ayıp teşkil ettiği, eserdeki bu ayıp sebebiyle davalı yüklenicinin sorumlu olduğu ve davacı iş sahibinin tazminat isteme hakkının bulunduğunun tespitine, davacı iş sahibinin genel hükümlere göre davalıdan isteme hakkı olan tazminat (ayıbın giderilme bedelinin) tutarının, 417.024,50 – TL vent edilen doğalgaz bedeli, 190.000,00 – TL mobil kompresör bedeli, 170.820,00 – TL onarım bedeli olmak üzere toplam 777.844,50 – TL olduğunun tespitine, fazlaya ilişkin istemin reddine karara vermiştir. Uyuşmazlık, tespite yönelik hakem kararının iptal edilip edilmeyeceği noktasında toplanmaktadır. Tahkim usulü, 6100 sayılı HMK’ nın 407 vd. maddelerinde düzenlenmiştir. Hakem kararının iptali ise 439. maddede hüküm altına alınmıştır. Bu maddeye göre; ‘’Madde 439 - (1) Hakem kararına karşı yalnızca iptal davası açılabilir. İptal davası, tahkim yeri bölge adliye mahkemesinde \*1\* açılır; öncelikle ve ivedilikle görülür. (2) a) Tahkim sözleşmesinin taraflarından birinin ehliyetsiz ya da tahkim sözleşmesinin geçersiz olduğu, b) Hakem veya hakem kurulunun seçiminde, sözleşmede belirlenen veya bu Kısımda öngörülen usule uyulmadığı, c) Kararın, tahkim süresi içinde verilmediği, ç) Hakem veya hakem kurulunun, hukuka aykırı olarak yetkili veya yetkisiz olduğuna karar verdiği, d) Hakem veya hakem kurulunun, tahkim sözleşmesi dışında kalan bir konuda karar verdiği veya talebin tamamı hakkında karar vermediği ya da yetkisini aştığı, e) Tahkim yargılamasının, usul açısından sözleşmede veya bu yönde bir sözleşme bulunmaması hâlinde, bu Kısımda yer alan hükümlere uygun olarak yürütülmediği ve bu durumun kararın esasına etkili olduğu, f) Tarafların eşitliği ilkesi ve hukuki dinlenilme hakkına riayet edilmediği, g) Hakem veya hakem kurulu kararına konu uyuşmazlığın Türk hukukuna göre tahkime elverişli olmadığı, ğ) Kararın kamu düzenine aykırı olduğu, tespit edilirse, hakem kararları iptal edilebilir. (3) Hakem veya hakem kurulunun, tahkim sözleşmesi dışında kalan bir konuda karar verdiği iddiasıyla açılan iptal davasında, tahkim sözleşmesi kapsamında olan konuların, tahkim sözleşmesi kapsamında olmayan konulardan ayrılması mümkün olduğu takdirde, hakem kararının sadece tahkim sözleşmesi kapsamında olmayan konuları içeren bölümü iptal edilebilir. (4) İptal davası, bir ay içinde açılabilir. Bu süre, hakem kararının veya tavzih, düzeltme ya da tamamlama kararının taraflara bildirildiği tarihten itibaren işlemeye başlar. Hakem kararına karşı iptal davası açılması kararın icrasını durdurmaz. Ancak taraflardan birinin talebi üzerine hükmolunan para veya eşyanın değerini karşılayacak bir teminat gösterilmek şartı ile kararın icrası durdurulabilir. (5) İptal talebi, davaya bakan bölge adliye mahkemesi\*1\* aksine karar vermedikçe, dosya üzerinden incelenerek karara bağlanır. (6) İptal davası hakkında verilen kararlara karşı temyiz yoluna başvurulabilir. Temyiz incelemesi, bu maddede yer alan iptal sebepleriyle sınırlı olarak, öncelikle ve ivedilikle karara bağlanır. Temyiz, kararın icrasını durdurmaz. (7) İptal davasının kabulü hâlinde, kabul kararı temyiz edilmezse veya ikinci fıkranın (b), (c), \*1\* (ç), (d), (e) ve (f) bentlerindeki hâllerin varlığı sebebiyle kabulü hâlinde, taraflar aksini kararlaştırmamışlarsa hakemleri ve tahkim süresini yeniden belirleyebilirler. Taraflar isterlerse eski hakemleri tayin edebilirler. (\*1\* 15.3.2018 tarih ve 30361 S.R.G. de yayımlanan 28.2.2018 tarih ve 7101 sayılı kanunun 59. maddesi ile birinci fıkrasında yer alan "tahkim yerindeki mahkemede" ibaresi "tahkim yeri bölge adliye mahkemesinde" şeklinde, beşinci fıkrasında yer alan "mahkeme" ibaresi "bölge adliye mahkemesi" şeklinde değiştirilmiş ve yedinci fıkrasına "(b)," ibaresinden sonra gelmek üzere "(c)," ibaresi eklenmiştir). HMK’ nın 439. maddesinin gerekçesi şu şekildedir. ‘’Maddenin birinci fıkrasında, hakem kararına karşı ancak yetkili mahkemede iptal davası açılabileceği hüküm altına alınmıştır. İkinci fıkrada, tahkimin amacı, niteliği, tarihsel gelişimi gereği ve tahkimde sürati temin etmek için, hakem kararlarının iptali sebepleri sınırlı olarak sayılmıştır. Şu husus ifade edilmelidir ki, hakem veya hakem kurulunun, hukuku doğru uygulayıp uygulamadığı meselesi bir iptal sebebi değildir. Tahkim, sözleşmesel bir kurumdur. Yukarıda belirtilen riskin var olduğunu düşünen taraf öncelikle tahkim yolunu seçmez. Ayrıca, tahkimde hakem veya hakemlerin seçilmesi usulü, taraf serbestîsine bırakılmıştır. Uyuşmazlık konusunda, uzman kişilerin hakem seçilmesi suretiyle var olduğu düşünülen riskin de ortadan kaldırılması imkânı taraflara tanınmıştır. Üçüncü fıkrada, tahkim sözleşmesi kapsamına giren konularda, verilmiş olan geçerli bir hakem kararının korunması amaçlanmıştır. Tahkim kurumunu teşvik amacı ile getirilen önemli yeniliklerden birisi de hakem kararlarının verildiği anda icra edilebilir hâle getirilmiş olmasıdır. Bu şekilde tahkimin, süratli bir şekilde gerçekleştirilmesi imkânı yaratılmış olmaktadır. Yetkili mahkemenin, itiraz eden tarafın iptale ilişkin iddiasını ciddi görürse, talep üzerine, hükmolunan para veya eşyanın değerini karşılayacak bir teminat gösterilmek şartı ile kararın icrasını durdurabileceği dördüncü fıkrada düzenlenmiştir. Beşinci fıkrada, iptal başvurusunun süratle karara bağlanması amaçlanmıştır. Altıncı fıkrada, temyiz incelemesinin iptal sebepleri ile sınırlı olması prensibi kesin bir şekilde belirtilerek, Yargıtay’daki incelemenin, iptal sebeplerini genişletici bir şekilde yapılmasının önüne geçilmek istenilmiştir. Tahkim kurumuna sürat kazandırmak ve bu suretle kurumun teşviki için, temyiz aşamasında kararın icrasının durdurulmasının önüne geçilmiştir. Hakem kararına ilişkin olarak yetkili ilk derece mahkemesi de bir iptal sebebi görmemiş ise artık temyiz aşamasında karar icra edilmelidir. Yedinci fıkraya göre, bir iptal sebebinin varlığını taraflar kabul ediyor ise veya bu fıkrada belirtilen sebeplere dayanılarak iptal kararı verilmiş ise tarafların uyuşmazlıklarını tahkim yolu ile çözme iradesi üstün tutulmuş ve ilgili uyuşmazlık veya uyuşmazlıklarının yeniden tahkim yolu ile çözülmesi gereği kabul edilmiştir (Hükümet Gerekçesi m. 443). Tasarının 443 üncü maddesinin ikinci fıkrasının (ğ) bendinde, kamu düzenine aykırı hakem kararlarının iptal edilebileceği düzenlemesine yer verilmiş, yedinci fıkrada ise sayılan bentlerdeki durumlarda tarafların iptal davası kabul edilse dahi tahkim sözleşmesinin devamını sağlayabilecekleri belirtilmiştir. Bu nedenle, yedinci fıkrasından (ğ) bendi çıkarılmış ve madde teselsül nedeniyle 445 nci madde olarak kabul edilmiştir (Adalet Komisyonu Gerekçesi). Madde gerekçesinden de anlaşılacağı üzere kanun koyucunun, tahkim kurumunu teşvik amacı ile getirdiği önemli yeniliklerden birisi hakem kararlarının verildiği anda icra edilebilir hâle getirilmiş olmasıdır. Bu şekilde tahkimin, süratli bir şekilde gerçekleştirilmesi imkânı yaratılmış olunmaktadır. Buna göre hakem heyetinin, açılan bir eda davası sonucunda infazı kabil, icra edilebilir bir karar vermesi gerekmektedir. HMK’ nın 439/1 - e maddesine göre, tahkim yargılamasının, usul açısından sözleşmede veya bu yönde bir sözleşme bulunmaması hâlinde, bu kısımda yer alan hükümlere uygun olarak yürütülmemesi ve bu durumun kararın esasına etkili olması halinde hakem kararı iptal edilebilecektir. HMK’ nın 106. maddesine göre, ‘’ ‘’Madde 106 - (1) Tespit davası yoluyla, mahkemeden, bir hakkın veya hukuki ilişkinin varlığının ya da yokluğunun yahut bir belgenin sahte olup olmadığının belirlenmesi talep edilir. (2) Tespit davası açanın, kanunlarda belirtilen istisnai durumlar dışında, bu davayı açmakta hukuken korunmaya değer güncel bir yararı bulunmalıdır. (3) Maddi vakıalar, tek başlarına tespit davasının konusunu oluşturamaz’’. Maddenin gerekçesi şu şekildedir. ‘’Maddenin birinci fıkrasında, tespit davalarıyla ilgili genel bir tanımlamaya yer verilmiş ve ikinci ve üçüncü fıkralarında ise tespit davasının açılabilmesi için varlığı gereken şartların neler olduğuna açıkça işaret edilmiştir. Bu çerçevede, bir hakkın yahut hukukî ilişkinin varlığının ya da yokluğunun yahut da bir belgenin sahte olup olmadığının belirlenmesini hedefleyen davalara, tespit davası denir. Tespit davaları, uygulamada sıkça müracaat edilen bir dava türüdür. Çoğu kere de bir geçici hukuksal korunma türü olan delil tespiti kurumuyla karıştırılmaktadır. Bu genel tanımlama ile tespit davasının hukukumuzda caiz olduğu ve delil tespitinden tümüyle farklı bir kurum olduğu hususuna, uygulamada duyulan tereddüt giderilmek suretiyle açıklık kazandırılmıştır. İkinci fıkrada, kanunla belirtilen durumlar dışında tespit davası açan davacının, eda davası ile inşai davalardan farklı olarak dava açmakta hukuken korunmaya değer güncel bir yararının bulunduğu hususunu açıkça ortaya koyması, bir şart olarak öngörülmüştür. Üçüncü fıkrada ise maddî vakıaların tek başlarına tespit davasına konu yapılamayacağı; ancak bir hakkın yahut hukukî ilişkinin varlığının ya da yokluğunun belirlenmesi bağlamında tespit davasına konu yapılabileceği hususu hüküm altına alınmıştır. Bu çerçevede, maddî vakıaların tek başlarına tespiti isteniyor ise tespit davasına değil; delil tespiti kurumuna başvurulması gerekecektir (Hükümet Gerekçesi m. 112)’’. Bu maddeye göre, tespit davası açanın, kanunlarda belirtilen istisnai durumlar dışında, bu davayı açmakta hukuken korunmaya değer güncel bir yararı bulunmalıdır. Ayrıca maddi vakıalar, tek başlarına tespit davasının konusunu oluşturamaz. Somut olayda, hakem heyeti, eserdeki ayıp sebebiyle davalı yüklenicinin sorumlu olduğunun ve davacı iş sahibinin tazminat isteme hakkının bulunduğunun tespitine, davacı iş sahibinin genel hükümlere göre davalıdan isteme hakkı olan tazminat (ayıbın giderilme bedelinin) tutarının, 417.024,50 – TL vent edilen doğalgaz bedeli, 190.000,00 – TL mobil kompresör bedeli, 170.820,00 – TL onarım bedeli olmak üzere toplam 777.844,50 – TL olduğunun tespitine, fazlaya ilişkin istemin reddine karar vermiştir. Söz konusu hakem kararı bir tespit hükmündedir. Hakem heyeti HMK’ nın 106. maddesinin 2 ve 3. bentlerine aykırı hüküm oluşturmuştur. Eda davasında tartışılabilecek hususların ve maddi vakıaların bu maddeye göre salt tespiti mümkün değildir. Hakem heyeti tarafların tespit talebini hukuki yarar yokluğundan reddetmesi gerekirken aksine tespit kararı vermiştir. Hakem heyetinin verdiği karar öncelikle icra edilebilir ve infazı mümkün bir karar değildir. Hakem heyeti bu kararı vermekle HMK’ nın 439. maddesinin (e) bendine aykırı davrandığından, bu kararın Bölge Adliye Mahkemesi tarafından iptal edilmesi gerekmektedir. Açıklanan tüm bu nedenlerle, iptal davasının Bölge Adliye Mahkemesince kabulü gerekirken reddine dair verilen kararın Yüksek Özel Daire Sayın Çoğunluğu tarafından onanması yönündeki kararına katılmıyorum. 30.03.2022
9. Hukuk Dairesi, 2018/1821 E., 2018/3798 K.
orta eşleşmeKarar metninde maddeye atıf varMAHKEMESİ 10. HUKUK DAİRESİ
tam metni aç
Bu hakkın olup olmadığı da 6100 sayılı Kanun m.106/1 uyarınca belirlenmesi talep edilebilir.
9. Hukuk Dairesi         2018/1821 E.  ,  2018/3798 K. "İçtihat Metni" MAHKEMESİ : MAHKEMESİ 10. HUKUK DAİRESİ DAVA : Davacı, iş sözleşmesinde esaslı değişiklik olduğunun tespitine karar verilmesini istemiştir. Yerel mahkemece, davanın kabulüne karar verilmiştir. İlk Derece Mahkemesinin kabul kararına karşı davalı avukatı istinaf başvurusunda bulunmuştur. ... Bölge Adliye Mahkemesi 10. Hukuk Dairesi davalı avukatının istinaf başvurusunun kabulü ile ilk derece mahkemesi kararının kapsamı değiştirilerek yeniden esas hakkında karar verileceğinden HMK'nın 353/1-b maddesinin 2. alt bendi gereğince ... 5. İş Mahkemesi'nin 2016/430 Esas, 2017/447 Karar sayılı ve 05/07/2017 tarihli kararının kaldırılmasına karar vermiştir. ... Bölge Adliye Mahkemesi 10. Hukuk Dairesi'nin kararı süresi içinde davacı avukatı tarafından temyiz edilmiş olmakla, dava dosyası için Tetkik Hakimi tarafından düzenlenen rapor dinlendikten sonra dosya incelendi, gereği konuşulup düşünüldü: Y A R G I T A Y K A R A R I A) Davacı İsteminin Özeti: Davacı vekili; müvekkilinin davalı iş yeri Elektrik ve Elektromekanik Biriminde elektrikçi olarak çalışmakta iken 29.01.2016 tarih ve 3387 sayılı yazı ile İşletmeler Daire Başkanlığı ... Şube Müdürlüğü'nde görevlendirildiğini, bu görevlendirmenin yasal olmadığı gibi kötü niyet içeren, müvekkilinin .../Genel İş Sendikasına olan üyeliği ve yöneticiliğinden kaynaklı olarak cezalandırma amaçlı yapılan bir işlem olduğu, mobing niteliğinde olduğu, 2014 yılında yapılan mahalli seçimlerden sonra birçok işçinin ilçelerde görevlendirildiğini, müvekkilinin de görevlendirmeler arasında olduğunu duyduklarını, ancak davalı işverenlik tarafından bu işlemlerin geri alındığını, davalı işyerinde yetkili sendikanın değişmesi ve yasalarda yapılan değişiklik ile yönetim kurulunda bulunan kişilerin sayısının düşürülmesi nedeniyle yeni görevlendirmelerin başladığını ve müvekkilinin de görevlendirilmesinin yapıldığını, iptali için 04.02.2016, 07.03.2016 tarihinde dilekçe verdiklerini bu dilekçelere cevap verilmediğini, müvekkilinin bu görevlendirmeyi kabul etmediğini ve iptalini talep ettiğini ancak iş akdinin sürmesi için yeni görev yerine gittiğini, mahalli seçimlerden sonra birçok kişinin iş akdinin feshedildiğini ve sürgün bağlamında görevlendirmeler yapıldığı, bu olayın ... Valiliği İnsan Hakları Kuruluna intikal ettiği, söz konusu kurulun raporunda ... Belediye Başkanlığının yasada yer almayan kadro ve makam ihdas ettiği, kamu hizmetinde nesnellik ilkesinden uzaklaştığı, keyfi muamele yaptığı, devletin düzenine ve işleyişine ve hukuk ilkesine aykırı uygulamalar olduğu, kamu çalışanlarının düzenli ve sistematik bir şekilde insan haklarının ihlal edildiği, belediyelerin ilk iş olarak bir önceki dönemde işe girmiş veya önceki belediye yönetici kadrosu ile yakın ilişki içinde olmuş veya açıkça muhalif görünen kişileri hedef aldığı, bu kişileri ya işten çıkardığı ya da pasifize ettiğinin belirtildiğini, davalının yaptığı işlemlerde kötü niyetli davrandığını raporda belirtildiğini, müvekkilinin disk genel iş sendikası denetim kurulu üyesi olduğunu, iş yasasının 22., sendikalar kanunun 24/4. maddesi kapsamında amatör sendika yöneticisi olan müvekkilinin işyeri sendika yönetici teminatı kapsamında olduğunu, ailesiyle ...'da yaşadığını, her gün ...’ya gidip geldiğini, oturdukları evin davacıya ait olduğunu, büyük çocuğunun ilk okula gittiğini, küçük çocuğunun sağlık sorunu nedeniyle merkezde sağlık yardımı aldığını, bu nedenle ...’ya ikametgahını taşıyamayacağını, gidip-gelme masrafının ve zaman kaybının çok fazla olduğunu, davalı kurumun görevlendirme gerekçesine aykırı olarak Kemer ve ... ilçesinden bir önceki iş yerine görevlendirmeler yapıldığını, bu haliyle görevlendirmeden bir ihtiyaç duyulmadığını, yapılan işlemlerin hukuksuz olduğunu beyanla davanın kabulü ile davacının iş sözleşmesinde yapılan değişikliğinin esaslı değişiklik olduğuna karar verilmesi talep ve dava olunmuştur. B) Davalı Cevabının Özeti: Davalı vekili cevap dilekçesinde özetle; yargı yolu, ehliyet, süre, dava şartı itirazında bulunduklarını, davacının daha evvel amir sıfatı ile birim sorumlusu olarak görevlendirildiğini iddia etmiş ise de mahalli idareler kontrollörleri tarafından yapılan denetimlerde memurlara ait unvanların işçiler tarafından kullanılamayacağının bildirildiğini, davacının elektrikçi unvanı ile görev yaptığını, müvekkili kurumun yetki ve sorumluluk alanının il/mülki sınırları olarak genişlemesi neticesinde ilçe şube müdürlükleri kurulduğunu, davacının bu şube müdürlüğünde görevlendirildiğini, amacın kamu hizmetlerinin 6360 sayılı Kanun ile genişleyen il sınırlarının tamamında hızlı ve iyi bir şekilde aksamadan görülmesi olduğunu, bir anda görev sahası genişleyen idarenin işlerini mevcut personeli ile göremediğini, ilk etapta davacı gibi deneyimli kişilerin tecrübesinden faydalanıldığını, bu arada yeni personel alınarak eğitimlerinin verildiğini, mevcut personelin görev yeri değiştirilerek halihazırdaki personelden en iyi şekilde istifade edinmeye çalışıldığını, davacı gibi pek çok kişinin ilçelerde görevlendirildiğini, cezalandırma amacı değil, kamu hizmetinde kalite ve standardizasyonun sağlanması olduğunu, yapılan görevlendirmenin hukuka ve mevzuata uygun olduğunu, davacının iş akdinin 3. Kısmının B. Bendinde "işçi yukarıda belirtilen iş dışında iş verenin gösterdiği işlerde çalışmayı gerektiğinde işyeri dışında görev almayı kabul eder" "D. Bendinde işçi gerektiği hallerde yapmakta olduğu işe eşit veya düşük pozisyonlarda bir işte aynı ücretle çalışmayı kabul eder", özel şartlar başlıklı maddesinin ikinci bendinde "iş veren işçiyi ihtiyaç duyduğu her birimde çalıştırabilir" hükümlerinden davacının görev yerinin veya yapmış olduğu işin değiştirilebileceğini, bunları bilerek iş akdiyle imzaladığını, davacı yerine başka bir işçi alınması kamu yararına uygun olmadığını, mevcut personelin kamu yararına en uygun şekilde değerlendirildiğini, iş kanunun 2. Maddesinde yer alan iş yeri tanımında anlaşılacağı üzere idarenin sorumluluk alanında bulunan tüm hizmet biriminde bulunan tek bir iş yeri olduğunu, davacının ... Şube Müdürlüğü'ne görevlendirilmesinin işyeri ve işinde esaslı bir değişiklik meydana getirmediğini, sendikal görevini yerine getirmesi konusunda engel durum bulunmadığını, görev yerinin ... İl Merkezine oldukça yakın olduğunu, takdir yetkisinin kamu yararına uygun olarak kullanıldığını, 4688 sayılı Kamu Görevlileri ve Toplu Sözleşme Kanunun 18/2. maddesi işyerinin sebebi açık ve kesin şekilde belirtilmedikçe değiştirilemeyeceğini öngörmekte ise de Devlet Personel Başkanlığı görüşünde temsil ve yöneticilerin 657 sayılı Kanun uyarınca yapılacak atamalarında sebebin açık ve kesin bir şekilde belirtilmesi kaydında herhangi bir yargı kararına veya ilgilerin rızasına gerek olmaksızın kamu yararı ve hizmet gerekleri çerçevesinde idare tarafından yer değiştirmelerin yapılabileceği 4688 sayılı Kanunda geçen kaydın kasıtlı olarak sadece sendika yöneticiliği görevini binaen yapılan görev yeri değişikliklerinin önüne geçilmesi ve denetlenmesi amacına matuf bulunduğunun mütalaa edildiği çalışanların işe başladığı masa ve görev üzerinden emekliye ayrılmayı beklemelerinin kamu hizmet ve gereklerinin alenen aykırı olduğunu beyanla açılan davanın reddine karar verilmesi talep edilmiştir. C) İlk Derece Mahkemesi Kararının Özeti: İlk derece Mahkemesince davalı idarenin yetki alanının genişlediği açık olmakla birlikte, davacının görev yerinin değiştirilmesi için ileri sürülen kamu yararı ve hizmet gerekleri gerçekleri açık ve net olarak ispat edilememiş olup ayrıca ... Şube Müdürlüğünde görevli....isimli bir başka işçinin 15.04.2016 tarihli yazı ile Su Şebeke ve Arıtma Tesisleri Dairesi Başkanlığı Su Şebeke Şube Müdürlüğü’nde görevlendirilmesi sonrasında 10.08.2016 tarihli yazı ile tekrar ... Şube Müdürlüğünde görevlendirilmiş olması karşısında işleme gereği olarak tespite konu görevlendirmenin zaruri olduğu hususunda çelişki yaratıldığı davacının çalışma günlerinde işyerine ulaşmak için sarfedeceği zaman ve ilave ulaşım gideri değerlendirildiğinde makul sınırları aşan şekilde zorluk ihtiva edeceği açık olup, davacı işçiden bu teklifi kabul etmesinin haklı olarak beklenemeyeceği sonuç ve kanaatine varıldığı gerekçesiyle yapılan işlemin esaslı değişiklik niteliğinde olduğunun tespitine karar verilmiştir. D) İstinaf Karara karşı davalı taraf istinaf kanun yoluna başvurmuştur. E) Bölge Adliye Mahkemesi 10. Hukuk Dairesi Kararının Özeti Bölge Adliye Mahkemesi Hukuk Dairesince Yargıtay Hukuk Genel Kurulu’nun 2015/22-970 Esas, 2017/382 Karar sayılı ilamı uyarınca davanın hukuki yarar yokluğundan reddi gerekirken kabulüne karar verilmesi usul ve yasaya uygun bulunmadığından ilk derece mahkemesi kararının kaldırılarak davanın reddine karar verilmiştir. F) Temyiz: Kararı davacı vekili temyiz etmiştir. G) Gerekçe: Taraflar arasındaki uyuşmazlık işyerinde halen çalışan davacının işyeri değişikliği ile ilgili bunun iş sözleşmesinin esaslı nitelikte olup olmadığını istemekte hukuki yararının bulunup bulunmadığı noktasındadır. Bölge Adliye Mahkemesi Hukuk Dairesince Yargıtay Hukuk Genel Kurulu’nun 2015/22-970 Esas, 2017/382 Karar sayılı ilamı uyarınca davacının dava açmakta hukuki yararının bulunmadığı gerekçesiyle ilk derece mahkemesi kararının kaldırılarak davanın reddine karar verilmişse de, 6100 sayılı Hukuk Muhakemeleri Kanunu’nun 114. maddesinin birinci fıkrasının h bendine göre davacının dava açmakta hukuki yararı bulunması dava şartıdır. Burada hukuki yarardan anlaşılması gereken davacının sübjektif hakkına hukuki korunma sağlanması hususunda mahkemeye başvurmasında hali hazırda hukuken korunmaya değer bir yararının bulunmasıdır. Aynı Kanunun 106. maddesinde ise tespit davası düzenlenmiştir. Buna göre “(1) Tespit davası yoluyla, mahkemeden, bir hakkın veya hukuki ilişkinin varlığının ya da yokluğunun yahut bir belgenin sahte olup olmadığının belirlenmesi talep edilir. (2) Tespit davası açanın, kanunlarda belirtilen istisnai durumlar dışında, bu davayı açmakta hukuken korunmaya değer güncel bir yararı bulunmalıdır. (3) Maddi vakıalar, tek başlarına tespit davasının konusunu oluşturamaz.” 4857 sayılı İş Kanunu’nun 22. maddesinde “İşveren, iş sözleşmesiyle veya iş sözleşmesinin eki niteliğindeki personel yönetmeliği ve benzeri kaynaklar ya da işyeri uygulamasıyla oluşan çalışma koşullarında esaslı bir değişikliği ancak durumu işçiye yazılı olarak bildirmek suretiyle yapabilir. Bu şekle uygun olarak yapılmayan ve işçi tarafından altı işgünü içinde yazılı olarak kabul edilmeyen değişiklikler işçiyi bağlamaz.” düzenlemesi bulunmaktadır. Bilindiği üzere 4857 sayılı Yasa’nın 24. maddesinde işçinin iş sözleşmesini hangi durumlarda haklı nedene dayanarak feshetme hakkı bulunduğu düzenlenmiştir. Bunlardan biri de 24/II-f maddesinde düzenlenen çalışma şartlarının uygulanmamasıdır. İşçi yapılan değişiklik esaslı değişiklik niteliğinde ise bu hükme dayanarak iş sözleşmesini haklı nedenle feshedebilecek ve 1475 sayılı İş Kanunu’nun 14. maddesi uyarınca kıdem tazminatına hak kazanabilecektir. Eğer yapılan işlem esaslı değişiklik niteliğinde değilse ancak işçi esaslı değişiklik olduğunu düşünerek iş sözleşmesini feshederse feshi haksız fesih sayılacak ve kıdem tazminatına hak kazanamayacaktır. Yine aslında esaslı değişiklik olmayan bir işleme, işçi bunun esaslı değişiklik olduğunu düşünerek uymadığında, olayımızda yeni görev yerine gitmediğinde 4857 sayılı İş Kanunu’nun 25/II-g-h uyarınca işveren yönünden iş sözleşmesini haklı feshetme imkanı doğacaktır. İşçi iş sözleşmesinde yapılan değişikliğin esaslı değişiklik niteliğinde olup olmadığı dolayısıyla bu işlemin 4857 sayılı İş Kanunu’nun 22. maddesi uyarınca bağlayıp bağlamayacağı konusunda tereddüt duyabilir. Yapılan işlem esaslı değişiklik niteliğindeyse ve işçinin yazılı kabulü yoksa işçiyi bağlamayacağı hususu Kanun tarafından işçiye tanınmış bir haktır. Bu hakkın olup olmadığı da 6100 sayılı Kanun m.106/1 uyarınca belirlenmesi talep edilebilir. İşçinin kanunun verdiği haklardan yararlanabilmek için tespit davası açmasında hukuki yararının bulunduğunun kabulü gerektiği açık olduğu gibi işçi yapılan değişikliğin esaslı değişiklik olduğu konusunda alacağı ilamı işverene ibraz ettiğinde, işveren yaptığı işlemin hukuka aykırı olduğunu, işçinin çalışma şartlarında esaslı değişiklik yaptığını görerek yaptığı işlemi geri alma durumu doğabilecektir. İşçiyi yapılan işlemin esaslı değişiklik niteliğinde olup olmadığı konusunda tereddüt duyduğu bir işleme karşı doğrudan iş sözleşmesini işçi feshetsin ya da bu işleme uymasın iş sözleşmesini işveren feshetsin ondan sonra ona göre işçi eda davası açsın demek işçiyi koruma ilkesiyle de bağdaşmayacaktır. Çünkü yapılan işlem esaslı değişiklik niteliğinde değilse yukarıda da bahsedildiği üzere işçi iş sözleşmesini feshettiğinde kıdem tazminatına hak kazanamayacak, işveren feshi ise haklı fesih niteliğinde olabilecektir. Bu açıdan davacı işçinin 6100 sayılı Kanun m.106/2 anlamında korunmaya değer güncel bir yararı da bulunmaktadır. Dolayısıyla davacı işçinin iş sözleşmesinde yapılan değişikliğin esaslı değişiklik olup olmadığını saptamakta hukuki yararının bulunduğu kabul edilmelidir. Bölge Adliye Mahkemesi 10. Hukuk Dairesi’nin kararı hatalı olup bozulması gerekmiştir. H) SONUÇ: Temyiz olunan kararın, yukarıda yazılı sebepten BOZULMASINA, 6100 sayılı HMK’nun 373/2 maddesi uyarınca dosyanın kararı veren ... Bölge Adliye Mahkemesi 10. Hukuk Dairesi’ne gönderilmesine, peşin alınan temyiz harcının istek halinde ilgiliye iadesine, 22/02/2018 tarihinde oybirliğiyle karar verildi.

Eşleştirme iki kanıta dayanır: kararın kendi metnindeki madde atfı ve şerh kitaplarının o kararı hangi maddenin altında bastığı. Otomatik üretilmiştir, hukuki tavsiye değildir; kararın güncelliğini ve sonraki içtihat değişikliklerini ayrıca denetleyin.

Bu Maddeyle İlgili Sınav Sorusu

Medeni Usul Hukuku

I. Somut bir hukuki ilişki olmaksızın, sadece maddi vakıalar tespit davasına konu edilemez. II. Dava açılırken fazlaya ilişkin hakların saklı tutulmaması veya açıkça feragat edilmemesi durumunda, kısmi dava açılması, alacağın geri kalanından feragat edildiği anlamına gelmez. III. Kanunlarda aksi belirtilmedikçe, inşai davalar sonucunda verilen hükümler geçmişe etkili değil, ileriye etkilidir. 6100 sayılı Hukuk Muhakemeleri Kanunu'na göre, dava çeşitleri ile ilgili yukarıdaki ifadelerden hangisi/hangileri doğrudur?

A) I ve II
B) II ve III
C) Yalnız II
D) Yalnız III
E) I, II ve III

Bu maddeyle ilgili 3 soru daha var!

Soruların tamamını çözmek, açıklamalı cevapları görmek ve Hukuksal Eğitim yapay zeka asistanı ile çalışmak için platforma katılın.

Hukuksal Eğitim Platformu'na Üye Ol