6100 sayılı Hukuk Muhakemeleri Kanunu Madde 108

Hukuk Muhakemeleri Kanunu 108. maddesi, Hukuksal Eğitim mevzuat kütüphanesinde tam metin olarak yayımlanmıştır. Aşağıda maddenin tam metni, maddeyle eşleşen yüksek mahkeme kararları ve bu maddeden çıkmış sınav soruları yer alır. Ham metin için adresin sonuna /raw ekleyin.

Madde Metni

MADDE 108- (1) İnşaî dava yoluyla, mahkemeden, yeni bir hukuki durum yaratılması veya mevcut bir hukuki durumun içeriğinin değiştirilmesi yahut onun ortadan kaldırılması talep edilir. (2) Bir inşaî hakkın, dava yoluyla kullanılmasının zorunlu olduğu hâllerde, inşaî dava açılır. (3) Kanunlarda aksi belirtilmedikçe, inşaî hükümler, geçmişe etkili değildir. Kısmi dava

Bu Maddeyle İlgili Yüksek Mahkeme Kararları

50 karar eşleşti
1. Hukuk Dairesi, 2024/1938 E., 2024/4655 K.
orta eşleşmeKarar metninde maddeye atıf varAsliye Hukuk Mahkemesi
maddesi, 6100 sayılı Hukuk Muhakemeleri Kanunu'nun (6100 sayılı Kanun) 27. (1086 sayılı Kanun'un 73.) maddeleri, 6100 sayılı Kanun'un geçici 3.
1. Hukuk Dairesi         2024/1938 E.  ,  2024/4655 K. "İçtihat Metni" İNCELENEN KARARIN MAHKEMESİ :Asliye Hukuk Mahkemesi SAYISI : 1996/1 E., 1998/908 K. DAVALILAR : ... vekili Avukat ..., ... vekili Avukat ... DAVA TARİHİ : 24.07.1996 HÜKÜM : Kabul Taraflar arasındaki tapu iptal ve tescil istekli davadan dolayı yapılan yargılama sonunda Mahkemece davanın kabulüne karar verilmiştir. Kararın davalı ... vekili tarafından temyiz edilmesi üzerine; Tetkik Hâkimi tarafından hazırlanan rapor dinlendikten sonra dosyadaki belgeler incelenip gereği düşünüldü: I. DAVA Davacı vekili; Mersin ili, Erdemli ilçesi, ... ... mahallesi çalışma alanında bulunan 186 ada 16 parsel sayılı taşınmazın davalıların mirasbırakanı ... adına tespit edildiğini ancak taşınmazın taşlık, kayalık, çalılık vasfında olup zilyetlikle iktisabının mümkün olmadığını, Devletin hüküm ve tasarrufu altındaki yerlerden olduğunu ileri sürerek taşınmazın tapu kaydının iptali ile Hazine adına tescilini talep etmiştir. II. CEVAP Davalılardan Bayramali Doğruöz ve Hayri Doğruöz; dava konusu taşınmazın mirasbırakanları ... ...’ya babasından intikal ettiğini, iddianın ... olmadığı belirterek davanın reddini istemişler, diğer davalılar davaya cevap vermemişlerdir. III. MAHKEMESİ KARARI Mahkemenin tarih ve sayısı yukarıda belirtilen kararı ile, dava konusu taşınmazın taşlık, çalılık ve kayalık olup tarıma elverişli olmadığı, mahalli bilirkişi beyanlarına itibar edilemeyeceği gerekçesi ile davanın kabulüne karar verilmiştir. IV. TEMYİZ A. Temyiz Yoluna Başvuranlar Mahkemenin yukarıda belirtilen kararı davalı ... vekili tarafından temyiz edilmiştir. B. Temyiz Nedenleri Davalı vekili temyiz dilekçesinde özetle; gerekçeli kararın davalıya usulüne uygun tebliğ edilmediğini, karardan 22.02.2024 tarihinde haberdar olunduğunu, yargılama sırasında dava dilekçesi ile bilirkişi raporları ve duruşma günlerinin de davalıya tebliğ edilmediğini, taraf teşkili sağlanmadan karar verildiğini, mirasçılarının davaya dahil edilmesinin ... olmadığını, mirasbırakan ...’nun kızı olan ...’in mirasçılarının davaya dahil edilmediklerini, dava konusu taşınmazın mirasbırakan ile ölümü üzerine mirasçıları tarafından 100 yılı aşkın süredir kesintisiz malik sıfatı ile kullanıldığını, davanın kabulüne karar verilmesinin hatalı olduğunu belirterek kararın bozulmasını talep etmiştir. C. Gerekçe 1. Uyuşmazlık ve Hukuki Nitelendirme Dava, kadastro öncesi nedene dayalı tapu iptal ve tescil istemine ilişkindir. 2. İlgili Hukuk 2709 sayılı Türkiye Cumhuriyeti Anayasası'nın 36. maddesi, 7201 sayılı Tebligat Kanunu'nun 10 ve 35. maddeleri, Mülga Tebligat Tüzüğü'nün 55. maddesi, 6100 sayılı Hukuk Muhakemeleri Kanunu'nun (6100 sayılı Kanun) 27. (1086 sayılı Kanun'un 73.) maddeleri, 6100 sayılı Kanun'un geçici 3. maddesinin ikinci fıkrası atfıyla uygulanmasına devam olunan mülga 1086 sayılı Kanun'un 428. maddesi. 3. Değerlendirme Mersin ili, Erdemli ilçesi, ... ... mahallesi çalışma alanında bulunan 186 ada 16 parsel sayılı taşınmaz senetsizden ...’nun babasına ait iken intikal, taksim ve kazandırıcı zamanaşımı zilyetliği ile ...’ya ait olduğu, ...’nün 1973 yılında ölümü ile taşınmazın mirasçılarına geçtiği ancak mirasçıların tam olarak tespit edilemediğinden taşınmazın ölü ... adına tarla vasfı ile ve 80.272 m2 yüz ölçümlü olarak tespit edildiği, kadastro tutanağının 13.02.1995-15.03.1995 tarihleri arasında askı ilanında kalarak 16.03.1995 tarihinde kesinleştiği ve davanın davacı ... tarafından 16.03.1995 tarihinde açıldığı, Mahkemece davanın kabulüne karar verildiği ve kararın temyiz edilmediğinden 19.03.2002 tarihinde kesinleştirildiği, taşınmazın hükmen davacı ... adına tescil edildiği ve daha sonra yapılan 22/A uygulaması sonucu taşınmazın aynı ada ve parsel numarası ile halen 80.263,34 m2 yüz ölçümlü olarak tarla vasfı ile davacı adına kayıtlı olduğu anlaşılmıştır. 2709 sayılı Türkiye Cumhuriyeti Anayasası'nın 36. maddesinde, "Herkes, meşru vasıta ve yollardan faydalanmak suretiyle yargı mercileri önünde davacı veya davalı olarak iddia ve savunma ile adil yargılanma hakkına sahiptir. Hiçbir mahkeme, görev ve yetkisi içindeki davaya bakmaktan kaçınamaz." hükmüne; 6100 sayılı Kanun'un 27. maddesinde ise, "(1) Davanın tarafları, müdahiller ve yargılamanın diğer ilgilileri, kendi hakları ile bağlantılı olarak hukuki dinlenilme hakkına sahiptirler. (2) Bu hak; a) Yargılama ile ilgili olarak bilgi sahibi olunmasını, b) Açıklama ve ispat hakkını, c) Mahkemenin, açıklamaları dikkate alarak değerlendirmesini ve kararların somut ve açık olarak gerekçelendirilmesini içerir." hükmüne yer verilmiştir. Bilindiği üzere; yargılamanın sağlıklı bir biçimde sürdürülebilmesi, iddia ve savunma ile ilgili delillerin eksiksiz toplanıp tartışılabilmesi, davanın süratle sonuçlandırabilmesi, öncelikle tarafların yargılama gününden haberdar edilmesi ile mümkündür. Kişinin hangi yargı merciinde duruşmasının bulunduğunu, hakkındaki iddia ve isnatların nelerden ibaret olduğunu bilebilmesi, usulüne uygun olarak tebligat yapılması ile sağlanabilir. Anayasa'nın 36. ve Hukuk Muhakemeleri Kanunu'nun 27. (1086 sayılı Kanunun 73.) maddelerinde çok açık bir şekilde vurgulanan temel kurala göre mahkeme, tarafları dinlemeden, onları iddia ve savunmalarını bildirmeleri için usulüne uygun olarak davet etmeden hükmünü veremez. Bu bakımdan davetin ve bunun yazılı şeklinin (davetiyenin) davadaki önemi büyüktür. Asıl olan tarafların huzurunda yargılamanın yürütülmesi olmakla birlikte, hukuk mahkemelerinde taraflar yargılamaya katılmasalar bile mutlaka dava ve duruşmadan haberdar edilmelidirler. Duruşmaya gelinmese dahi ilgilinin yokluğunda davaya devam edilip karar verilmesine usulün olanak tanıdığı hâllerde, açıklanan biçimdeki uyarıyı taşıyan davetiyenin tebliğ edilmesinden ve yasaya uygun biçimde taraf teşkilinin tamamlanarak işin esasına girildikten sonra deliller toplanarak bir sonuca ulaşılması gereklidir. Değinilen işlemler nedeniyle tebligat, bilgilendirme yanında belgelendirme özelliği de bulunan bir usul işlemidir. Bu nedenle, tebliğ ile ilgili 7201 sayılı Tebligat Kanunu (7201 sayılı Kanun) ve Tebligat Tüzüğü hükümleri tamamen şeklidir. Kanun'un amacı, tebliğin muhatabına ulaşması, konusu ile ilgili olarak kişilerin bilgilendirilmesi ve bu hususun belgeye bağlanmasıdır. Bu nedenle, tebligata ilişkin yasal hükümlerin gözden uzak tutulmaması ve uygulanması zorunludur. Esasen, taraf teşkilinin sağlanması Anayasa'nın 90/son maddesi delâletiyle Avrupa İnsan Hakları Sözleşmesi'nin 6. maddesi hükmü uyarınca adil yargılanma hakkının bir gereğidir. Tebligat Kanunu'nun 10. maddesine göre tebligat, tebliğ yapılacak şahsa bilinen en son adresinde yapılır. Tebligat Kanunu'nun 35/1.fıkrası ile kendisine veya adresine kanunun gösterdiği usullere göre tebliğ yapılan kimseye, adresini değiştirdiği takdirde yeni adresini hemen tebliğ yaptıran kaza merciine bildirme yükümlülüğü getirilmiş, bundan sonraki tebliğlerin bildirilen yeni adrese yapılacağı öngörülmüştür. Tebligat Kanununun 35/2 ve Tüzüğün 55.maddelerine göre tebliğin usulüne uygun olarak yapılabilmesi için daha önce aynı adrese kanunun gösterdiği usullere göre bir tebligat yapılmış olması gerekmektedir. Evvelce yapılan tebligat usulsüz ise 35. maddeye göre tebligat yapılması mümkün değildir. Somut olayda, kararı 07.03.2024 tarihinde temyiz eden davalı ... vekilinin gerekçeli kararın davalıya usulüne uygun tebliğ edilmediğini, karardan 22.02.2024 tarihinde haberdar olunduğunu belirtmiş olup dava dilekçesinin davalı ...’ün “... ...” adresine tebliğ edildiği, adres yetersizliğinden tebligatın iade edildiği, kolluk marifeti ile yapılan adres araştırmasına göre davalının adresinin İstanbul/Bakırköy olarak belirlendiği ancak 05.10.1997 tarihli duruşmada, anılan davalıya daha önce tebligat yapıldığı belirtilerek yeniden tebligat yapılmasına yönelik bir ara karar kurulmadığı ve gerekçeli kararın da davalının ... ... adresine tebliğ edildiği, tebligatın adres yetersizliğinden iade edilmesi üzerine TK’nın 35. maddesi uyarınca tebligat yapılmasına karar verildiği ve tebligat zarfında davalının açık adresi bulunmadığından “... Belediyesi ilan panosuna asıldı” açıklaması ile kararın tebliğ edildiği ve askı tarihinin de 19.03.2002 olduğu belirtilmiş olup davalı ...’e usulüne uygun şekilde yapılmış bir tebligat bulunmadığından TK’nın 35. maddesine göre yapılan gerekçeli karar tebliğinin usulüne uygun olduğu söylenemeyeceği gibi, belediye panosuna yapılan ilanın da usulüne uygun bir tebligat olarak kabul edilmesine imkan bulunmamaktadır. Bu itibarla, davalı vekilinin temyiz dilekçesinin süresinde olduğu açıktır. Davalı vekilinin temyiz itirazlarına gelince; Davalı vekili, yargılama sırasında dava dilekçesi ile bilirkişi raporları ve duruşma günlerinin davalıya tebliğ edilmediğini, taraf teşkili sağlanmadan karar verildiğini, ...’nun ise mirasçı olmadığını, mirasçılarının davaya dahil edilmesinin ... olmadığını, mirasbırakan ...’nun kızı olan ...’in mirasçılarının davaya dahil edilmediklerini, dava konusu taşınmazın mirasbırakan ile ölümü üzerine mirasçıları tarafından 100 yılı aşkın süredir kesintisiz malik sıfatı ile kullanıldığını, davanın kabulüne karar verilmesinin hatalı olduğunu belirterek kararın bozulmasını talep etmiş olup yukarıda ayrıntılı olarak ifade edildiği üzere davalı ...’e yargılama sırasında dava dilekçesinin tebliğinden itibaren Tebligat Kanuna uygun şekilde yapılmış usulüne uygun bir tebligat bulunmadığı ve yargılamanın davalının yokluğunda yürütülerek savunma hakkının kısıtlandığı anlaşılmıştır. Hal böyle olunca; usulsüz tebligat ile savunma ve hukuki dinlenilme hakkını kısıtlayacak şekilde yazılı olduğu üzere karar verilmesinin ... olmadığı ve dava konusu taşınmazın ölü ... adına tespit ve tescil edildikten sonra davanın ... mirasçılarına husumet yöneltilerek açıldığı, ... terekesinin elbirliği mülkiyetine tabi olduğu gözetilerek dava dilekçesi ve duruşma gününün usulüne uygun şekilde ... mirasçılarına tebliğ edilmesi, taraf teşkilinin sağlanması, toplanan ve toplanacak delillerin birlikte değerlendirilmesi ve oluşacak sonuca göre bir karar verilmesi gerektiğinden hükmün bozulmasına karar vermek gerekmiştir. V. KARAR Açıklanan sebeplerle; Davalı ...’ün temyiz itirazlarının kabulü ile hükmün BOZULMASINA, bozma nedenine göre sair hususların incelenmesine şimdilik yer olmadığına, Peşin yatırılan harcın istek halinde yatırana iadesine, Dosyanın Erdemli 1. Asliye Hukuk Mahkemesine gönderilmesine, 1086 sayılı HUMK'un 440/III-1 inci maddesi uyarınca karar düzeltme yolu kapalı olmak üzere, 09.09.2024 tarihinde oy birliği ile karar verildi.

Diğer kararlar (4)

7. Hukuk Dairesi, 2024/5008 E., 2025/530 K.
orta eşleşmeKarar metninde maddeye atıf varAsliye Hukuk Mahkemesi
tam metni aç
Mahkemelerin nihai kararlarının bozulması 6100 sayılı Hukuk Muhakemeleri Kanunun'un geçici 3/2 hükmü atfıyla uygulanmasına devam olunan mülga 1086 sayılı Hukuk Usulü Muhakemeleri Kanunu'nun 428. maddesi ile 439/2 hükmünde yer alan sebeplerden birinin varlığı hâlinde mümkündür.
7. Hukuk Dairesi         2024/5008 E.  ,  2025/530 K. "İçtihat Metni" MAHKEMESİ :Asliye Hukuk Mahkemesi SAYISI :2020/221 K. Mahkemece bozmaya uyularak verilen karar davalı ASKİ Genel Müdürlüğü vekili tarafından temyiz edilmekle; kesinlik, süre, temyiz şartı ve diğer usul eksiklikleri yönünden yapılan ön inceleme sonucunda temyiz dilekçesinin kabulüne karar verildikten ve Tetkik Hâkimi tarafından hazırlanan rapor dinlendikten sonra dosyadaki belgeler incelenip gereği düşünüldü: I. DAVA 1.Davacılar vekili dava dilekçesinde; davacıların ... ... Köyü ( Mahallesinde) oturduklarını, köyde geniş arazileri, bağ ve bostanlarının bulunduğunu, ayrıca hayvancılıkla da ilgilendiklerini, ... Köyünde Ilıman (Karaboğa) mevkiinde bulunan dere yatağından akan sular ile kadimden beri arazilerini, hayvanlarını suladıklarını, ... Kaymakamlığı'nın 09.10.2006 tarihli kararı ile davacılar hakkında dere yatağında akan suya tecavüzlerinin men'ine bu yerin Hazineye teslimine karar verildiğini, davacıların kadimden buyana kullandıkları sudan mahrum kaldıklarını, dere yataklarının devletin hüküm ve tasarrufu altında bulunan yerlerden olduğunu herkesin ihtiyacı ölçüsünde yararlanabildiğini belirterek davaya konu kaynak suyundan davacılara ihtiyaçları doğrultusunda sulama izni verilmesini talep etmiştir. 2.Asli müdahiller vekili; su rejimi kurularak kaynak suyundan ev ve bahçelerinin sulanması için sulama izni verilmesini talep etmişlerdir. II. CEVAP 1.Davalı Hazine vekili cevap dilekçesinde; davada husumetlerinin olmadığını, davanın su konusunda anlaşmazlık yaşanan tarafa yöneltilmesi gerektiğini belirterek davanın reddini istemiştir. 2.Davalı Belediye vekili cevap dilekçesinde; davaya konu su üzerinde tasarruf hakkının bulunmadığını belirterek davanın husumet nedeni ile reddini istemiştir. 3.Davalı ASKİ Genel Müdürlüğü cevap dilekçesinde; ... ilçesinin mücavir alan içinde kaldığını, 2560 sayılı Yasa ile mücavir alan sınırları içindeki suyun ASKİ'nin hüküm ve tasarrufunda olduğunu, ... Mahallesinin içme suyunun Akpınar mevkiinden cazibeyle temin edildiği ancak yetersiz olduğunu, pompa ile sondaj kuyusundan su takviyesi yapıldığını, dava konusu suyun mahalleye verilmesi halinde sondaj kullanılmadan elektrik masrafı yapılmadan su ihtiyacının karşılanacağını, davacıların bireysel kullanımının durdurulması gerektiğini ileri sürerek davanın reddini dilemiştir. III. MAHKEME KARARI Mahkemece 21.09.2010 tarihli kararı ile, ... ... Köyü (mahallesi ) Ilıman (Karaboğa) mevkiinde bulunan dere yatağından akan dava konusu kaynak suyundan davacıların mahallenin içme suyu ihtiyacından fazla akan sudan yararlanmaları konusunda sulama izni verilmesine, bu hususta müdahil davacıların müdahalelerinin men'ine, asli müdahillerin (müdahil davacıların) ayrı ayrı davalarının reddine, dahili davalı ... ve davalı Hazine aleyhinde açılan davanın husumetten reddine karar verilmiştir. IV. BOZMA VE BOZMADAN SONRAKİ YARGILAMA SÜRECİ Mahkemenin 21.09.2010 tarihli kararına karşı süresi içinde asli müdahil vekili ile davalı ASKİ vekili temyiz isteminde bulunulması üzerine, Yargıtay 3. Hukuk Dairesinin 30.5.2011 tarihli kararı ile, Mahkemece bozma ilâmına uyulmasına karar verilmişse de bozma ilâm gereğinin yerine getirilmediği, dava konusu suyun genel su olduğu ve davacıların kadim ve öncelik haklarının bulunduğu, yine davalıların da ihtiyaç fazlası bulunduğunun rapor ile saptandığı, sağlıklı bir çözüm için, suların en az olduğu bir dönemde uzman bilirkişiler aracılığıyla yeniden keşif yapılarak öncelikle, anılan suyun debisinin ölçülmesi ve davacıların zorunlu sulama ihtiyacının ne suretle karşılanabileceğinin usulünce tespiti ile hasıl olacak sonuca göre bir rejim kurularak tarafların ihtiyacı oranında yararlanmasının sağlanması yolunda bir düzenleme yapılması gerektiği, bu bağlamda dava konusu olmayan ve boşa aktığı belirtilen kaynakların da bu inceleme kapsamında değerlendirilmesi gerektiği, infaz kabiliyeti olmayacak şekilde hüküm kurulmasının doğru görülmediği gerekçesiyle kararın bozulmasına karar verilmiştir. Mahkemenin, yukarıda tarih ve sayısı belirtilen kararında; davanın kabulü ile dava konusu suyun genel sulardan olduğu, herkesin ihtiyacı oranında yararlanması gerektiği, keşif ve bilirkişi incelemesi neticesinde köyün içme suyu ihtiyacının tespit edildiği, davacıların üzerinde kayıtlı taşınmazlar irdelenerek yetiştirilen ürün, yağış durumu dikkate alınıp davacıların su ihtiyacının belirlendiği, su rejimi kurularak davacıların damla sulama sistemi kullanmak ve suyu kendi imkanları ile nakletmek koşulu ile faydalanmalarına, kalan sürelerde kaynakta bulunan suyun ASKİ Genel Müdürlüğünün koruma ve kullanımına bırakılmasına, fen bilirkişi raporunda kaynaktan faydalanması mümkün olan taşınmazlar arasında asli müdahillerin taşınmazları bulunmadığından asli müdahil davacıların davasının reddine, ... ve Maliye Hazinesi yönünden daha önce verilen karar kesinleştiğinden yeniden hüküm tesisine yer olmadığına karar verilmiştir. V. TEMYİZ A.Temyiz Sebepleri Davalı ASKİ Genel Müdürlüğü vekili temyiz dilekçesinde özetle; davaya konu yerin Belediyenin mücavir alanı içinde kaldığını ve bu alan içindeki suların ASKİ'nin hüküm ve tasarrufu altına girdiğini, 2560 sayılı Kanun uyarınca kaynak suların pazarlama görevinin ASKİ' de olduğunu, davacıların bireysel kullanımının men edilerek ... Mahallesi deposuna verilmesinde ... ilçe halkının ve ASKİ'nin menfaatinin olduğunu, böylece yeni su aranmasına gerek olmayacağını ileri sürerek kararın bozulmasını istemiştir. B. Değerlendirme ve Gerekçe Uyuşmazlık, su rejiminin kurulması istemine ilişkindir. Mahkemelerin nihai kararlarının bozulması 6100 sayılı Hukuk Muhakemeleri Kanunun'un geçici 3/2 hükmü atfıyla uygulanmasına devam olunan mülga 1086 sayılı Hukuk Usulü Muhakemeleri Kanunu'nun 428. maddesi ile 439/2 hükmünde yer alan sebeplerden birinin varlığı hâlinde mümkündür. Temyizen incelenen Mahkeme kararının bozmaya uygun olduğu, kararda ve kararın gerekçesinde hukuk kurallarının somut olaya uygulanmasında bir isabetsizlik bulunmadığı, bozmaya uyulmakla karşı taraf yararına kazanılmış hak durumunu oluşturan yönlerin ise yeniden incelenmesine hukukça imkân bulunmadığı anlaşılmakla; davalı ASKİ vekili tarafından temyiz dilekçesinde ileri sürülen nedenler kararın bozulmasını gerektirecek nitelikte görülmemiştir. VI. KARAR Açıklanan sebeplerle; Davalı ASKİ Genel Müdürlüğü vekilinin yerinde görülmeyen tüm temyiz itirazlarının reddi ile usul ve kanuna uygun olan kararın ONANMASINA, Aşağıda yazılı temyiz giderinin temyiz edenlere yükletilmesine, HUMK 440/ III-2 bendi uyarınca kararın tebliğinden itibaren 15 gün içinde karar düzeltme yolu açık olmak üzere, 05.02.2025 tarihinde oy birliğiyle karar verildi.
7. Hukuk Dairesi, 2024/2965 E., 2025/1794 K.
orta eşleşmeKarar metninde maddeye atıf varAsliye Hukuk Mahkemesi
tam metni aç
Mahkemelerin nihai kararlarının bozulması 6100 sayılı Hukuk Muhakemeleri Kanunu'nun geçici 3/2 hükmü atfıyla uygulanmasına devam olunan mülga 1086 sayılı Hukuk Usulü Muhakemeleri Kanunu'nun 428. maddesi ile 439.
7. Hukuk Dairesi         2024/2965 E.  ,  2025/1794 K. "İçtihat Metni" MAHKEMESİ :Asliye Hukuk Mahkemesi SAYISI : 2024/178 E., 2024/194 K. Mahkeme kararı asıl ve birleştirilen davalarda davalı ... vekili tarafından duruşma istemli temyiz edilmekle; kesinlik, süre, temyiz şartı ve diğer usul eksiklikleri yönünden yapılan ön inceleme sonucunda, 08.04.2025 tarihinde duruşma yapılmasına ve duruşma gününün taraflara davetiye ile bildirilmesine karar verilmiştir. Belli edilen günde asıl ve birleştirilen davalarda davacı adına gelen olmadı. Davacı ... vekili Av. ... ile Yardımlaşma Derneği vekili Av. ... geldiler. Açık duruşmaya başlandı. Gelenlerin sözlü açıklamaları dinlenildikten sonra açık duruşmanın bittiği bildirildi. İşin incelenerek karara bağlanması için Tetkik Hâkimi tarafından hazırlanan rapor dinlenerek dosyadaki belgeler incelenip gereği düşünüldü: I. DAVA 1.Asıl davada davacı vekili dava dilekçesinde; müvekkiline ait olan 2098 ada 46 parsel sayılı taşınmaza davalı ... tarafından otopark ve kafeterya inşa edilmek suretiyle haksız müdahalede bulunduğunu belirterek, davalının müdahalesinin men’ine ve taşınmaz üzerinde bulunan davalıya ait yapıların kâl’ine karar verilmesini talep etmiştir. 2.Birleştirilen Ankara 16. Asliye Hukuk Mahkemesinin 2010/355 Esas sayılı dosyasında davacı vekili dava dilekçesinde; davalı Kurumun haksız müdahalesinden dolayı dava tarihinden geriye doğru beş yıl için 2.015.416 TL ecrimisil bedelinin tahsilini istemiştir. 3.Birleştirilen Ankara 21. Asliye Hukuk Mahkemesinin 2011/132 Esas sayılı dosyasında davacı vekili dava dilekçesinde; davalı derneğin aynı taşınmaza haksız müdahalede bulunduğunu, taşınmazı otopark olarak kullanıldığını belirterek davalının müdahalesinin men’i ile yapıların kâl’ini, dava tarihinden geriye doğru beş yıl için 5.000,00 TL ecrimisil bedelinin tahsilini talep etmiştir. II. CEVAP Davalılar vekilleri asıl ve birleştirilen davalarda cevap dilekçelerinde; dava konusu taşınmazın imar planında yeşil alan olarak göründüğünü, davacının bu alandan kira geliri elde edemeyeceğini, taşınmazın tapu kaydında “amme hizmetine tahsislidir” şerhi olduğunu, taşınmazı kamu yararına uygun kullandıklarını belirterek davanın reddini savunmuşlardır. III. MAHKEME KARARI Mahkemenin 21.05.2015 tarihli ve 2009/429 Esas, 2015/238 Karar sayılı kararı ile; asıl davanın kısmen kabulüne, krokide A harfi ile gösterilen kafeterya, B harfi ile gösterilen kafeterya bölümüne, su deposu olarak gösterilen bölüme, prefabrik derslik olarak gösterilen bölüme ve havalandırma santrali olarak gösterilen bölüme müdahalesinin men'ine, krokide gösterilen bu bölümlerdeki yapıların kâl'ine, taşınmazın diğer bölümlerine yönelik talebinin husumetten reddine, birleştirilen 2010/355 Esas sayılı davanın kısmen kabulü ile 75.592,59 TL ecrimisil bedelinin, 13.158,87 TL'sine 10.08.2006, 13.831,33 TL'sine 10.08.2007, 15.127,32 TL'sine 10.08.2008, 16.101,52 TL'sine 10.08.2009, 17.373,54 TL'sine 10.08.2010 tarihinden itibaren işleyecek yasal faiziyle birlikte davalı Üniversiteden tahsiline, birleştirilen 2011/132 Esas sayılı davanın kısmen kabulü ile krokide kulübe olarak gösterilen bölüme ve asıl davada belirtilen yerler dışındaki yerlere davalı derneğin müdahalesinin men'ine, kulübe olarak gösterilen yapının kâl'ine, toplam 598.880,82 TL ecrimisil bedelinin davalı dernekten tahsiline karar verilmiştir. IV. BOZMA VE BOZMADAN SONRAKİ YARGILAMA SÜRECİ A. Bozma Kararları 1. Mahkemenin yukarıda belirtilen kararına karşı süresi içinde davacı vekili ve davalılar vekili temyiz isteminde bulunmuşlardır. 2. Yargıtay 1. Hukuk Dairesinin 22.12.2015 tarihli ve 2015/12833 Esas, 2015/14919 Karar sayılı kararı ile; birleştirilen 2011/132 Esas sayılı davada zamanaşımının asıl davanın açıldığı tarihe göre değerlendirilmesi gerekirken mahkemenin davalı dernek bakımından zamanaşımı def'inin kabulü kararının yerinde olmadığı, davacı lehine belirlenecek vekâlet ücretinin harcı tamamlanan dava değerine göre belirlenmesi gerekirken davacı yararına eksik vekâlet ücreti takdirinin de isabetsiz olduğu; davalıların, mülkiyeti davacıya ait imar öncesi 2098 ada 46 parsel sayılı taşınmazda kayıttan ve mülkiyetten kaynaklanan bir hakları olmadan el attıkları saptanarak müdahalenin önlenmesi ve ecrimisile karar verilmiş olmasının doğru olduğu, bu hususa yönelik temyiz itirazlarının reddine karar verildiği, ecrimisil hesabında davalı tarafça dosyaya sunulan emsal kira sözleşmesinin Mahkemece değerlendirilmediği, dava konusu 2098 ada 46 parsel sayılı taşınmazın bulunduğu yerde imar uygulaması yapıldığı ve yeni parseller oluştuğu hâlde imar öncesi 2098 ada 46 sayılı parsel üzerinden karar verildiği, ayrıca 16.10.2014 tarihli fen bilirkişi krokisinde (A) ve (B) harfleri ile gösterilen ve yıkımına karar verilen kafeteryaların dava konusu taşınmaz dışında kalan kısımları bakımından bir araştırma yapılmadığı gibi yıkım dışında kalan kısımların bulunduğu komşu parsellerin numaralarının saptanmadığı, çekişme konusu taşınmaza taşkın olan bölümün yıkılması hâlinde geri kalan kısmın kullanılıp kullanılamayacağı, ana yapının zarar görüp görmeyeceği hususlarının üzerinde durulmadığı, son imar durumunun araştırılması ve dava konusu 2098 ada 46 sayılı taşınmazın tüm gitti kayıtlarının getirtilmesi gerektiği, tapu kaydının beyanlar hanesindeki "amme hizmetine tahsislidir" şerhinin değerlendirilmesi gerektiği gerekçesiyle kararın bozulmasına karar verilmiştir. 3. Yargıtay 1. Hukuk Dairesinin 13.4.2017 tarihli ve 2016/9843 Esas, 2017/1914 Karar sayılı kararı ile davacı vekili ve davalı ... Rektörlüğünün karar düzeltme talebinin reddine karar verilmiştir. 4. Mahkemenin 30.10.2019 tarihli ve 2017/220 Esas, 2019/687 Karar sayılı kararı ile; asıl davada davacının kafeteryalara ilişkin talebinin kabulü ile; davalı Üniversitenin krokide A harfi ile gösterilen kafeterya, B harfi ile gösterilen kafeterya bölümüne müdahalesinin men'ine, krokide gösterilen bu bölümlerdeki yapıların kâl'ine, krokide su deposu olarak gösterilen bölüme, prefabrik derslik olarak gösterilen bölüme ve havalandırma santrali olarak gösterilen bölüme müdahalesinin men'ine ve bu bölümlerdeki yapıların kâl'ine dair hükmün kesinleşmiş olması sebebiyle bu hususta yeniden hüküm tesisine yer olmadığına, davacının, davalı üniversite yönünden taşınmazın diğer bölümlerine yönelik talebinin husumetten reddine dair hükmün kesinleşmiş olması sebebiyle bu hususta yeniden hüküm tesisine yer olmadığına, birleştirilen 2010/355 Esas sayılı davada davanın feragat nedeniyle reddine, birleştirilen 2011/132 Esas sayılı davada, davanın ecrimisil talebine yönelik kısmın feragat nedeniyle reddine, davalı derneğin krokide kulübe olarak gösterilen bölüme ve asıl davada belirtilen yerler dışındaki yerlere müdahalesinin men'ine, kulübe olarak gösterilen yapının kâl'ine dair hükmün kesinleşmiş olması sebebiyle bu hususta yeniden hüküm tesisine yer olmadığına karar verilmiştir. 5. Mahkemenin yukarıda belirtilen kararına karşı süresi içinde davalılar vekili temyiz isteminde bulunmuştur. 6. Yargıtay 8. Hukuk Dairesinin 15.9.2020 tarihli ve 2020/769 Esas, 2020/5140 Karar sayılı kararı ile; bozma içeriğine uygun hüküm tesis edilmediği, önceki bozma ilâmında imar uygulamasının incelenmesinin gerektiğinden bahsedildiğinden el atmanın önlenmesi ve kâl isteklerinin bozma kapsamı dışında kalarak kesinleştiğini söyleme imkânı olmadığı, imar uygulaması nedeniyle yeni parsellerin oluştuğu ve müdahaleli alanların m²’sinde de değişiklik olduğundan yeniden hüküm tesisine yer olmadığına dair kararın isabetli olmadığı, bozma öncesi dosyaya sunulan bilirkişi raporlarına göre harç ikmal edilmiş ise de dava konusu edilen yerin değerinin keşif tarihine göre belirlendiği, bozma sonrası sunulan raporda ise dava tarihine göre değer tespit edildiğinden bu değerin esas alınması gerektiği, davacı tarafın sair temyiz itirazlarının yerinde görülmediği; birleştirilen 2010/355 Esas sayılı davada davalı ... temyiz itirazlarının yerinde görülmediği, birleştirilen 2011/132 Esas sayılı davada davalı derneğin temyiz itirazlarının incelenmesinde; el atma ve kâl taleplerinin bozma kapsamı dışında kalarak kesinleştiğini söyleme imkânı bulunmadığı, davacı vekilinin 14.5.2019 tarihli duruşmada davalı derneğin, taşınmazda gerçekleştirdiği müdahalesine son vererek taşınmazı terk ettiği, davanın diğer davalı ...’ne karşı devam ettiğini beyan ettiğine göre, el atmanın önlenmesi ve kâl talepleri yönünden davanın konusu kalmadığından karar verilmesine yer olmadığına karar verilmesi gerekirken, hüküm tesisine yer olmadığına karar verilmiş olmasının doğru olmadığı, yine el atmanın önlenmesi kâl talepleri yönünden bozma sonrası verilen ve dava tarihine göre değer tespiti yapılan bilirkişi raporuna itibar edilerek yargılama giderlerine hükmedilmesi gerektiği, davalı derneğin sair temyiz itirazlarının reddi gerektiği gerekçesiyle kararın bozulmasına karar verilmiştir. 7. Yargıtay 8. Hukuk Dairesinin 17.06.2021 tarihli ve 2021/307 Esas, 2021/5250 Karar sayılı kararı ile davacı vekili ve davalı ...’nün karar düzeltme talebinin reddine karar verilmiştir. 8. Mahkemenin 26.12.2022 tarihli ve 2021/574 Esas, 2022/645 Karar sayılı kararı ile; asıl davada davalı Üniversitenin 63934 ada 1 parselde bulunan ve krokide A harfi ile gösterilen kafeterya, B harfi ile gösterilen kafeterya, C harfi ile gösterilen su deposu, D harfi ile gösterilen prefabrik derslik ve E harfi ile gösterilen havalandırma santraline vaki müdahalesinin men'ine, krokide gösterilen bu bölümlerdeki yapıların kâl'ine, davacının, davalı Üniversite yönünden taşınmazın diğer bölümlerine yönelik talebinin husumetten reddine, birleştirilen 2010/355 Esas sayılı dosyada davanın feragat nedeniyle reddine, birleştirilen 2011/132 Esas sayılı dosyasında, davanın ecrimisil yönünden feragat nedeniyle reddine, davalı derneğe yönelik olarak açılan müdahalenin men'i ve kâl talebinin konusuz kalması sebebiyle karar verilmesine yer olmadığına karar verilmiştir. 9.Mahkemenin 26.12.2022 tarihli kararına karşı süresi içinde davalı Dernek vekili ve davalı ... vekili temyiz isteminde bulunmuşlardır. 10.Dairemizin 06.02.2024 tarihli 2023/1818 Esas, 2024/619 Karar sayılı kararı ile; davalı Üniversite vekilin temyiz itirazlarının tümünün davalı Dernek vekilinin ise diğer temyiz itirazlarının reddine, birleştirilen davada dava konusuz kaldığından maktu vekâlet ücretine hükmedilmesi gerektiği, ayrıca vekâlet ücretinin taraflar arasındaki sulh protokolüne göre hüküm altına alınması gerektiği gerekçesiyle kararın bozulmasına karar verilmiştir. B. Mahkemece Bozmaya Uyularak Verilen Karar Mahkemenin yukarıda tarih ve sayısı belirtilen kararıyla bilirkişi raporlarına göre davalı Üniversitenin davacıya ait parsele müdahalesinin devam ettiği, birleştirilen 2010/355 Esas sayılı dosyada davacı vekilinin davadan feragat ettiği, birleştirilen 2011/132 Esas sayılı dosyada ise davacı vekilinin ecrimisil istemi yönünden davadan feragat ettiği, ancak feragat edilmesinin sebebi davalının ecrimisil bedelini ödemesi olduğundan davalılar lehine yargılama gideri ve vekâlet ücretine hükmedilemeyeceği, davacı vekili 14.05.2019 tarihli duruşmada davalı derneğin taşınmazı terk ettiğini beyan ettiği gerekçesiyle, asıl davada davalı üniversitenin 63934 ada 1 parselde bulunan ve krokide A harfi ile gösterilen kafeterya, B harfi ile gösterilen kafeterya, C harfi ile gösterilen su deposu, D harfi ile gösterilen prefabrik derslik ve E harfi ile gösterilen havalandırma santraline vaki müdahalesinin men'ine, krokide gösterilen bu bölümlerdeki yapıların kâl'ine, davacının, davalı Üniversite yönünden taşınmazın diğer bölümlerine yönelik talebinin husumetten reddine, birleştirilen 2010/355 Esas sayılı dosyada davanın feragat nedeniyle reddine, birleştirilen 2011/132 Esas sayılı dosyasında davanın ecrimisil istemin yönünden feragat nedeniyle reddine, davalı derneğe yönelik olarak açılan müdahalenin men'i ve kâl talebinin konusuz kalması sebebiyle karar verilmesine yer olmadığına karar verilmiştir. V.TEMYİZ A.Temyiz Sebepleri Davalı Üniversite vekili temyiz dilekçesinde; bilirkişi raporlarında kafeteryanın bütününün yıkımdan etkileneceği ve fahiş zarar doğacağı belirtilmesine rağmen kâl kararı verildiğini, parsel sınırları sürekli değiştiğinden müvekkil kurumun kötüniyetli olmadığını, yıkımına karar verilen yapı değerlerinin yanlış belirlendiğini, mahkemece eksik incelemeyle karar verildiğini, birleştirilen davada lehlerine nispi vekâlet ücretine hükmedilmesi gerektiğini ileri sürerek hükmün bozulmasını istemiştir. B. Değerlendirme ve Gerekçe Uyuşmazlık; asıl davada, çaplı taşınmaza el atmanın önlenmesi ve kâl, birleştirilen davada ecrimisil, birleştirilen davda el atmanın önlenmesi, kâl ve ecrimisil istemlerine ilişkindir. Mahkemelerin nihai kararlarının bozulması 6100 sayılı Hukuk Muhakemeleri Kanunu'nun geçici 3/2 hükmü atfıyla uygulanmasına devam olunan mülga 1086 sayılı Hukuk Usulü Muhakemeleri Kanunu'nun 428. maddesi ile 439. maddesinin 2. fıkrasında yer alan sebeplerden birinin varlığı hâlinde mümkündür. Temyizen incelenen Mahkeme kararının bozmaya uygun olduğu, kararda ve kararın gerekçesinde hukuk kurallarının somut olaya uygulanmasında bir isabetsizlik bulunmadığı, bozmaya uyulmakla karşı taraf yararına kazanılmış hak durumunu oluşturan yönlerin ise yeniden incelenmesine hukukça imkân bulunmadığı anlaşılmakla; temyiz dilekçesinde ileri sürülen nedenler kararın bozulmasını gerektirecek nitelikte görülmemiştir. VI. KARAR Açıklanan sebeplerle; Davalı ... vekilinin yerinde görülmeyen tüm temyiz itirazlarının reddi ile usul ve kanuna uygun olan kararın ONANMASINA, Davalı Kurum harçtan muaf olduğundan harç alınmasına yer olmadığına, Yargıtay duruşma vekâlet ücreti 28.000,00 TL'nin davalı ... Rektörlüğünden alınarak davacıya verilmesine, Dosyanın Mahkemesine gönderilmesine, Kararın tebliğinden itibaren 15 gün içinde karar düzeltme yolu açık olmak üzere, 08.04.2025 tarihinde oy birliğiyle karar verildi.
7. Hukuk Dairesi, 2025/958 E., 2025/1824 K.
orta eşleşmeKarar metninde maddeye atıf varSulh Hukuk Mahkemesi
tam metni aç
Mahkemelerin nihai kararlarının bozulması 6100 sayılı Hukuk Muhakemeleri Kanunu’nun geçici 3/2 hükmünün atfıyla uygulanmasına devam olunan mülga 1086 sayılı Hukuk Uusulü Muhakemeleri Kanunu’nun 428. maddesi ile 439/2 hükmünde yer alan sebeplerden birisinin varlığı hâlinde mümkündür.
7. Hukuk Dairesi         2025/958 E.  ,  2025/1824 K. "İçtihat Metni" MAHKEMESİ :Sulh Hukuk Mahkemesi SAYISI : 2014/996 E., 2016/530 K. Mahkeme kararı bir kısım davalılar vekili tarafından temyiz edilmekle; kesinlik, süre, temyiz şartı ve diğer usul eksiklikleri yönünden yapılan ön inceleme sonucunda, temyiz dilekçesinin kabulüne karar verildikten ve Tetkik Hâkimi tarafından hazırlanan rapor dinlendikten sonra dosyadaki belgeler incelenip gereği düşünüldü: I. DAVA Davacılar vekili dava dilekçesinde; dava konusu 6 adet taşınmaz üzerindeki ortaklığın aynen taksim, mümkün değilse satış suretiyle giderilmesini talep etmiştir. II. CEVAP 1. Bir kısım davalılar vekili cevap dilekçesinde; dava konusu taşınmazların aynen taksimine, mahkeme aksi kanaatte ise müvekkil ...'ın öncelikle satın alma hakkının muhafazasını istemiştir. 2. Davalı ... cevap dilekçesinde; açılan davayı kabul ettiğini, hukuki ihtilafın satış yolu ile giderilmesini istemiştir. 3. Bir kısım davalılar katıldıkları duruşmada; dava konusu taşınmazların satılmasını istediklerini beyan etmişlerdir. III. MAHKEME KARARI Mahkemenin yapılan yargılama sonucunda yukarıda tarih ve sayısı belirtilen kararıyla; davanın kabulüne, dava konusu taşınmazlar üzerindeki ortaklığın satış suretiyle giderilmesine karar verilmiştir. IV. TEMYİZ A. Temyiz Sebepleri Bir kısım davalılar vekili temyiz dilekçesinde; 1. Mahkemece, yeterli araştırma yapılmadığını, 2. Taraf teşkilinin sağlanmadığını, 3. Taraflar arasında rızai taksim yapıldığını, 4. Müvekkillerinin çiftçi olduklarını, öncelikli alım haklarını kullanmak istediklerini, Mahkemece bu hususta olumlu-olumsuz karar verilmediğini beyan etmiştir. B. Değerlendirme ve Gerekçe Uyuşmazlık, ortaklığın giderilmesi istemine ilişkindir. Mahkemelerin nihai kararlarının bozulması 6100 sayılı Hukuk Muhakemeleri Kanunu’nun geçici 3/2 hükmünün atfıyla uygulanmasına devam olunan mülga 1086 sayılı Hukuk Uusulü Muhakemeleri Kanunu’nun 428. maddesi ile 439/2 hükmünde yer alan sebeplerden birisinin varlığı hâlinde mümkündür. Temyizen incelenen Mahkeme kararında ve kararın gerekçesinde hukuk kurallarının somut olaya uygulanmasında bir isabetsizlik bulunmadığı anlaşılmakla; bir kısım davalılar vekilinin temyiz dilekçesinde ileri sürdüğü nedenler kararın bozulmasını gerektirecek nitelikte görülmemiştir. V. KARAR Açıklanan sebeplerle; Bir kısım davalılar vekilinin yerinde görülmeyen tüm temyiz itirazlarının reddi ile usul ve kanuna uygun olan kararın ONANMASINA, Taşınmaz malın satış bedelinden payına düşecek paranın %011,38 oranında hesaplanacak onama harcından peşin alınan 29,20 TL’nin mahsubu ile bâkiyesinin temyiz edene yükletilmesine, Dosyanın Mahkemesine gönderilmesine, Karara karşı karar düzeltme yolu kapalı olmak üzere, 09.04.2025 tarihinde oy birliğiyle karar verildi.
4. Hukuk Dairesi, 2021/23480 E., 2024/3268 K.
orta eşleşmeKarar metninde maddeye atıf varTicaret Mahkemesi
tam metni aç
6100 sayılı Hukuk Muhakemeleri Kanunu'nun (6100 sayılı Kanun) geçici 3 üncü maddesinin ikinci fıkrası atfıyla uygulanmasına devam olunan mülga 1086 saylı Hukuk Muhakemeleri Kanunu'nun (1086 sayılı Kanun) 428 inci maddesi, 438 inci maddesinin yedi, sekiz ve dokuzuncu fıkraları ile 439 uncu maddesinin ikinci fıkrası, 6102 sayılı Kanun'un 1435, 1439 uncu maddeleri, Hayat Sigorta Poliçesi Genel Şartla
4. Hukuk Dairesi         2021/23480 E.  ,  2024/3268 K. "İçtihat Metni" MAHKEMESİ :Ticaret Mahkemesi SAYISI : 2019/506 E., 2020/95 K. HÜKÜM/KARAR : Davanın Kısmen Kabulü Taraflar arasında İlk Derece Mahkemesinde görülen hayat sigorta poliçesinden kaynaklanan sigorta teminatı alacağı davasında verilen karar hakkında yapılan temyiz incelemesi sonucunda, Yargıtay (kapatılan) 17. Hukuk Dairesince mahkeme kararının bozulmasına karar verilmiştir. Mahkemece bozmaya uyularak yeniden yapılan yargılama sonucunda; davanın kısmen kabulüne karar verilmiştir. Mahkeme kararı davalı vekili tarafından temyiz edilmekle; kesinlik, süre, temyiz şartı ve diğer usul eksiklikleri yönünden yapılan ön inceleme sonucunda, temyiz dilekçesinin kabulüne karar verildikten ve Tetkik Hâkimi tarafından hazırlanan rapor dinlendikten sonra dosyadaki belgeler incelenip gereği düşünüldü: I. DAVA Davacı vekili dava dilekçesinde; müvekkillerinin eşi ve babası olan .............,i'nin Fortis Bank'tan 22.07.2008 tarihinde konut kredisi kullandığını, murisi ile davalı şirket arasında kredili hayat sigortası yapıldığını, sigorta yapılırken murisin ameliyat olduğunu, ameliyatın ses tellerine ilişkin olduğunu ve guatr nedeni ile tefor ilacı kullandığını bildirdiğini, açıklama bölümünde 1998 yılında ses tellerine ilişkin ameliyat geçirdiğinin yazdığını, buna rağmen murisin vefatı ile kredi ödemesinin talep edilmesine rağmen davalı şirket tarafından talebin reddedildiğini belirtmiş ve fazlaya ilişkin haklar saklı kalmak üzere 66.165,00 TL'nin davalı şirketten tahsiline karar verilmesini talep etmiştir. II. CEVAP Davalı vekili cevap dilekçesinde;sigorta ettirenin ihbar görevine aykırı davrandığını, müteveffada kesin tanı konulmuş tiroit bezi kanseri olduğunu ve bu hastalıktan dolayı vefat ettiğini, sigorta formunda bu hastalıktan murisin bahsetmediğini, bu nedenle sigorta sözleşmesinden müvekkilinin caydığını belirterek davanın reddini istemiştir. III. İLK DERECE MAHKEMESİ KARARI İlk Derece Mahkemesinin 24.02.2015 tarihli ve 2014/858 Esas, 2015/123 Karar sayılı kararıyla;kredi sözleşmesinin imzalandığı tarihten önce 7-8 yıl boyunca sigortalı murisin kanser tedavisi gördüğü, 2003 yılında tiroit kanserinden ameliyat olduğu, buna rağmen kanser hastalığını sigorta şirketine bildirmemesi nedeni ile beyan yükümlülüğüne aykırı davrandığı gerekçesiyle davanın reddine karar verilmiştir. IV. BOZMA VE BOZMADAN SONRAKİ YARGILAMA SÜRECİ A. Bozma Kararı 1. Mahkemenin yukarıda belirtilen kararına karşı süresi içinde davacı vekili temyiz isteminde bulunmuştur. 2. Yargıtay (kapatılan) 17. Hukuk Dairesi'nin 10.06.2019 tarihli 2016/16311 esas, 2019/7188 karar sayılı ilamıyla; ''.....Davacılar murisinin kullanmış olduğu banka kredisi nedeniyle, 25/07/2008-25.07.2013 tarihlerini kapsayan hayat sigorta sözleşmesi düzenlenmiş; poliçenin düzenlenmesinden sonra, 15.09.2011 tarihinde davacıların murisi vefat etmiştir. Sigorta sözleşmesi kurulurken sigortalıya yüklenen doğru bilgi verme (ihbar) yükümlülüğünü düzenleyen 6762 sayılı TTK'nın 1290. Maddesi (6102 sayılı TTK 1435,1439 ve 1440. maddeler) her ne kadar mal sigortalarına ilişkin bulunmakta ise de, Yargıtay'ın yerleşik kararları ile hayat sigortalarında da uygulanmaktadır. Hatta anılan bu düzenleme, Hayat Sigortası Genel Şartlarının C-2.2. maddesi ile sözleşme hükmü halini almıştır. Gerek TTK’nın 1290. maddesi ve gerekse Hayat Sigortası Genel Şartlarının C-2.2. maddesi düzenlemesine göre sigorta şirketinin sorusu üzerine veya herhangi bir soru sorulmadan (dolayısı ile buna ilişkin bir form doldurulmadan) sigortalı, sözleşmesinin yapılması sırasında kendisinin bildiği ve sigortacının sözleşmeyi yapmamasını veya daha ağır şartlarla yapmasını gerektirecek bütün halleri sigortacıya bildirmekle yükümlü olup, şayet sigortalı tarafından var olan hastalık kasten bildirilmemiş ise sigortacının sözleşmeden cayma hakkı söz konusudur. Somut olayda, taraflar arasındaki uyuşmazlık, poliçenin düzenlenmesi sırasında sigortalının tiroid kanseri olup olmadığı, sigortalının önceki hastalıkları ile ölümü arasında illiyet bağının bulunup bulunmadığı, bu hastalıkları kasten gizleyip gizlemediği, dolayısı ile ihbar yükümlülüğüne aykırı davranıp davranmadığı noktasında toplanmaktadır. Dosya kapsamından dava konusu hayat sigortası sözleşmesi imzalanırken sigortalı murisin; guater nedeni ile tefor adlı ilacı kullandığını, ses telleri ile ilgili 1998 yılında ameliyat geçirdiğini beyan ettiği, ancak kanser hastalığı bulunup bulunmadığı sorusuna hayır cevabı verdiği anlaşılmaktadır. Yargılama sırasında alınan ATK raporunda; müteveffanın 2001-2003-2004-2005 yıllarında kanser tedavisi gördüğü, 15/09/2011 de vefat ettiği ve ölümünün metastatik tiroit kanseri ve gelişen komplikasyonlar sonucu meydana geldiği, mevcut tıbbi belgelere göre poliçe başlangıcından önce kişiye tiroid kanseri tanısı konulduğu ve bu tanı nedeniyle radyoterapi almak üzere onkoloji kliniği kayıtları bulunduğu ancak kişinin hastalığının kendisi tarafından bilinip bilinmediğinin mahkemece aydınlatılması gerektiği yönünde görüş bildirilmiştir. Mahkemece bilirkişi raporu hükme dayanak yapılarak sağlık beyan formu doldurulurken sigortalının kanser hastalığına hayır şeklinde cevap verdiği, sadece guater nedeni ile ilaç kullandığını ve ses tellerinden ameliyat olduğunu beyan ettiği, Oysa ki kredi sözleşmesinin imzalandığı tarihten önce 7-8 yıl boyunca kanser tedavisi gördüğü, 2003 yılında tiroit kanserinden ameliyat olduğu, buna göre kanser hastalığının sigorta şirketine bildirmemesi nedeni ile beyan yükümlülüğüne aykırı davrandığı gerekçesiyle davanın reddine karar verilmişse de; varılan sonuç dosya kapsamına uygun düşmemektedir. Dosya içinde bulunan tıbbi geçmişe ilişkin bilgilerden ve alınan bilirkişi heyeti raporundan; sigortalı murisin 2001 yılından itibaren tiroid kanseri olduğu, bu nedenle tedavi gördüğü, ameliyat geçirdiği anlaşılmaktadır. Mahkemece sigortalı murisin poliçe düzenlenirken tiroid kanseri olduğunu davalı sigorta şirketine bildirmediği gerekçesiyle davanın reddine karar verilmiş, ancak sigortalı muris dava konusu hayat sigortası poliçesi düzenlenirken guater nedeni ile tefor adlı ilacı kullandığını, ses telleri ile ilgili 1998 yılında ameliyat geçirdiğini beyan edip sadece kanser hastalığını bildirmediğinden müterafık kusuru var ise de salt bu nedenle davanın reddedilmesi sigortalının geçirdiği ameliyatı ve kullandığı ilacı bilmesine rağmen poliçeyi yapması konusunda sigorta şirketinin de kusurunun olduğu düşünülmemesi doğru değildir. Açıklanan bu maddi ve hukuksal olgulara göre mahkemece karşılıklı kusurunun varlığı nedeniyle teminat miktarından indirim yapılarak tazminata hükmedilmesi gerekirken yazılı şekilde hüküm kurulması bozmayı gerektirmiştir.' gerekçesiyle mahkeme kararı bozulmuştur. B. İlk Derece Mahkemesince Bozmaya Uyularak Verilen Karar Bozmaya uyan İlk Derece Mahkemesince yukarıda tarih ve sayısı belirtilen kararla; AKM12008000147 nolu YTL Aylık Azalan Kapitalli MH Poliçesi her türlü vefat halinde 66.165,00 YTL (TL) teminat ödemenin öngörüldüğü, uyulmasına karar verilen Yargıtay bozma ilamında belirtildiği üzere karşılıklı kusurun varlığı halinde teminat miktarından indirim yapılarak tazminata hükmedilmesi öngörüldüğünden; takdiren teminat miktarından %20 indirim yapıldığı gerekçesiyle davanın kısmen kabulüne; 52.932,00 TL’nin dava tarihinden itibaren işleyecek avans faizi ile birlikte davalıdan alınarak davacılara verilmesine karar verilmiştir. V. TEMYİZ A. Temyiz Yoluna Başvuranlar Mahkemenin yukarıda belirtilen kararına karşı süresi içinde davalı vekili temyiz isteminde bulunmuştur. B. Temyiz Sebepleri Davalı vekili temyiz dilekçesinde; poliçe uyarınca dain-i mürtehin sıfatını haiz olan Fortis'in yani güncel adıyla Türk Ekonomi Bankası A.Ş.'nin muvafakati gerektiğini, sigortalı müteveffa ile müvekkil şirket arasında akdedilen AKM12008000147 nolu YTL Aylık Azalan Kapitalli MH Poliçesi bu hükme uygun olarak aylık azalan tutarlı olarak belirlendiğini, davaya konu poliçe azalan kapitalli olup bu sigorta ilişkisi kapsamında müteveffanın vefat tarihindeki bakiye kredi borcu talep edilebileceğini, poliçe kapsamında vefat teminatına ilişkin ödeme yapmasına hükmedilse dahi bu tutarın sigortalı müteveffanın vefat tarihindeki azalan kapitalli teminat tutarı üzerinden karşılıklı kusur indirimine tabi tutularak belirlenmesi gerektiğini, sgortalı müteveffanın murisleri, dava tarihinde yalnızca sigortalı müteveffanın ölüm tarihine dek ödediği kredi taksitlerine karşılık gelecek miktarı müvekkili şirkete yöneltebilecek, bakiye kredi taksit tutarının ise bankaya ödenerek kredi borcunun kapatılmasını talep edebileceğini, sigortalı müteveffanın geçmişte gördüğü kanser tedavilerini müvekkil şirketten kasten gizleyerek poliçenin kurulması aşamasında müvekkil şirketi yanılttığı göz önünde bulundurulduğunda, karşılıklı kusur adı altında müvekkil şirketin sigortalı müteveffadan daha kusurlu olduğu değerlendirilerek poliçedeki vefat teminatı üzerinden yalnızca %20 indirime gidilmesinin hakkaniyete aykırı olduğunu belirterek mahkeme kararının bozulmasını istemiştir. C. Gerekçe: 1. Uyuşmazlık ve Hukuki Nitelendirme Uyuşmazlık; Hayat Sigortası Poliçesinden kaynaklı vefat tazminatı talebine ilişkindir. 2. İlgili Hukuk 6100 sayılı Hukuk Muhakemeleri Kanunu'nun (6100 sayılı Kanun) geçici 3 üncü maddesinin ikinci fıkrası atfıyla uygulanmasına devam olunan mülga 1086 saylı Hukuk Muhakemeleri Kanunu'nun (1086 sayılı Kanun) 428 inci maddesi, 438 inci maddesinin yedi, sekiz ve dokuzuncu fıkraları ile 439 uncu maddesinin ikinci fıkrası, 6102 sayılı Kanun'un 1435, 1439 uncu maddeleri, Hayat Sigorta Poliçesi Genel Şartları. 3. Değerlendirme Davacı ... Gözderesi'nin adının gerekçeli kararda adının yer almaması mahallinde düzeltilebilir maddi hata olduğundan bozma nedeni yapılmamıştır. Temyizen incelenen mahkeme kararının bozmaya uygun olduğu, kararda ve kararın gerekçesinde hukuk kurallarının somut olaya uygulanmasında bir isabetsizlik bulunmadığı, bozmaya uyulmakla karşı taraf yararına kazanılmış hak durumunu oluşturan yönlerin ise yeniden incelenmesinin hukukça mümkün olmadığı anlaşılmakla; temyiz dilekçesinde ileri sürülen nedenler kararın bozulmasını gerektirecek nitelikte görülmemiştir. VI. KARAR Açıklanan sebeple; Davalı vekilinin yerinde görülmeyen tüm temyiz itirazlarının reddi ile usul ve kanuna uygun olan kararın ONANMASINA, Aşağıda yazılı temyiz harcının temyiz eden davalıya yükletilmesine, Dosyanın mahkemeye gönderilmesine 15.04.2024 tarihinde oy birliğiyle karar verildi.

Eşleştirme iki kanıta dayanır: kararın kendi metnindeki madde atfı ve şerh kitaplarının o kararı hangi maddenin altında bastığı. Otomatik üretilmiştir, hukuki tavsiye değildir; kararın güncelliğini ve sonraki içtihat değişikliklerini ayrıca denetleyin.

Bu Maddeyle İlgili Sınav Sorusu

Medeni Usul Hukuku

I. Somut bir hukuki ilişki olmaksızın, sadece maddi vakıalar tespit davasına konu edilemez. II. Dava açılırken fazlaya ilişkin hakların saklı tutulmaması veya açıkça feragat edilmemesi durumunda, kısmi dava açılması, alacağın geri kalanından feragat edildiği anlamına gelmez. III. Kanunlarda aksi belirtilmedikçe, inşai davalar sonucunda verilen hükümler geçmişe etkili değil, ileriye etkilidir. 6100 sayılı Hukuk Muhakemeleri Kanunu'na göre, dava çeşitleri ile ilgili yukarıdaki ifadelerden hangisi/hangileri doğrudur?

A) I ve II
B) II ve III
C) Yalnız II
D) Yalnız III
E) I, II ve III

Bu maddeyle ilgili 2 soru daha var!

Soruların tamamını çözmek, açıklamalı cevapları görmek ve Hukuksal Eğitim yapay zeka asistanı ile çalışmak için platforma katılın.

Hukuksal Eğitim Platformu'na Üye Ol