Hukuk Muhakemeleri Kanunu 125. maddesi, Hukuksal Eğitim mevzuat kütüphanesinde tam metin olarak yayımlanmıştır. Aşağıda maddenin tam metni, maddeyle eşleşen yüksek mahkeme kararları ve bu maddeden çıkmış sınav soruları yer alır. Ham metin için adresin sonuna /raw ekleyin.
Madde Metni
MADDE 125- (1) Davanın açılmasından sonra, davalı taraf, dava konusunu üçüncü bir kişiye devrederse, davacı aşağıdaki yetkilerden birini kullanabilir:
a) İsterse, devreden tarafla olan davasından vazgeçerek, dava konusunu devralmış olan kişiye karşı davaya devam eder. Bu takdirde dava davacı lehine sonuçlanırsa, dava konusunu devreden ve devralan yargılama giderlerinden müteselsilen sorumlu olur.[12]
b) İsterse, davasını devreden taraf hakkında tazminat davasına dönüştürür.
(2) Davanın açılmasından sonra, dava konusu davacı tarafından devredilecek olursa, devralmış olan kişi, görülmekte olan davada davacı yerine geçer ve dava kaldığı yerden itibaren devam eder. (Ek cümle:22/7/2020-7251/11 md.) Bu takdirde dava davacı aleyhine sonuçlanırsa, dava konusunu devreden ve devralan yargılama giderlerinden müteselsilen sorumlu olur.
İKİNCİ BÖLÜM
Cevap Dilekçesi
Cevap dilekçesinin verilmesi
Bu Maddeyle İlgili Yüksek Mahkeme Kararları
59 karar eşleşti
Hukuk Genel Kurulu, 2021/535 E., 2023/266 K.
yüksek eşleşmeKarar metninde maddeye atıf varTicaret Mahkemesi
6100 sayılı HMK'nın 125. maddesinin 2.
Hukuk Genel Kurulu 2021/535 E. , 2023/266 K.
"İçtihat Metni"
İNCELENEN KARARIN
MAHKEMESİ :Ticaret Mahkemesi
1. Taraflar arasındaki tazminat davasından dolayı yapılan yargılama sonunda, Ankara 9. Asliye Ticaret Mahkemesince verilen aktif husumet ehliyeti yokluğundan davanın reddine ilişkin karar temlik alan davacı ... vekilinin temyizi üzerine Yargıtay (Kapatılan) 15. Hukuk Dairesince yapılan inceleme sonunda bozulmuş, Mahkemece Özel Daire bozma kararına karşı direnilmiştir.
2. Direnme kararı temlik alan davacı ... vekili tarafından temyiz edilmiştir.
3. Hukuk Genel Kurulunca dosyadaki belgeler incelendikten sonra gereği düşünüldü:
I. YARGILAMA SÜRECİ
Davacı İstemi
4. Davacı temlik eden şirket vekili dava dilekçesinde; müvekkilinin, davalıya ait genel müdürlük eğitim binası yapım işinin ihalesini kazandığını ve taraflar arasında bu işle ilgili 13.08.2008 tarihinde sözleşme imzalandığını, sözleşme gereğince müvekkilinin 11.08.2008 tarihinde 47.812,50 TL damga vergisi yatırdığını, ihale evrakları arasında davalıya teslim edilen 382.500,00 TL teminat mektubuna ilişkin 5.301,48 TL komisyon ödediğini, ancak davalının yıkılacak binaları tahliye edip yer teslimi yapmadığını, sözleşme imzalandıktan sonra davalının yapımını istediği projenin imar planına aykırı olduğunun ve yapım işine başlanabilmesi için imar planının değiştirilmesi gerektiğinin ortaya çıktığını, bu plan değişikliği ve proje tadilatını davalının yapması gerektiğini, kendi edimlerini ifa etmeyen davalının sözleşmenin imzalanmasından iki yıl sonra başka bir bina yaptırma niyetini gizleyerek yer teslimini yapmadığı ve imar ruhsat problemi olduğu hâlde sözleşmeyi tek yanlı olarak haksız ve kötüniyetle feshettiğini, bu nedenle müvekkilinin sözleşme için ödediği 47.812,50 TL damga vergisi ile davalıya teslim ettiği banka teminat mektubu için ödediği 5.301,48 TL komisyon bedeli toplamı 53.113,98 TL menfi zarara uğradığını, ayrıca müvekkilinin sözleşmeyi ifa edememesi ve sözleşmenin uygulanacağı düşüncesiyle başka ihalelere girmekten kaçınması nedeniyle yaklaşık % 15-25 oranında kâr kaybına uğradığını ileri sürerek fazlaya ilişkin hakları saklı kalmak kaydıyla haksız fesih nedeniyle ödenen vergi ve teminat mektubu komisyonlarına karşılık 53.113,98 TL maddi zararın ödenme tarihinden itibaren işleyecek ticari faiziyle, kâr kaybına karşılık da şimdilik 1.000,00 TL’nin sözleşmenin davalı tarafından haksız olarak feshedildiği 11.02.2010 tarihinden itibaren işleyecek ticari faizi ile birlikte davalıdan tahsiline karar verilmesini talep etmiş; 21.06.2013 tarihli ıslah dilekçesinde ise; davada istenen 1.000,00 TL kâr kaybını 317.750,00 TL arttırarak toplam 318.750,00 TL’ye çıkarmıştır.
5. Özel Dairenin birinci bozma kararından sonra 08.05.2018 havale tarihli “Alacağın Devri (Temlik) Sözleşmesi” ile davacıdan alacağı temlik alan ... vekili 25.09.2018 tarihli celsede alınan beyanında; davanın kabulüne karar verilmesini talep etmiştir.
Davalı Cevabı
6. Davalı vekili cevap dilekçesinde; davacı ile imzalanan sözleşmenin müvekkili şirketin yer teslimi yapmamasından değil, ilgili belediyeden inşaat ruhsatı alınamadığı için yer teslimi yapılmaması nedeniyle feshedildiğini, davacının projenin imar planına aykırı olduğu iddiasının gerçeği yansıtmadığını, müvekkili şirketin sözleşmeden doğan edimlerini yerine getirdiğini ve sözleşmeyi haklı şekilde feshettiğini belirterek davanın reddini savunmuş; 23.05.2018 havale tarihli dilekçesinde ise; davacı ile imzalanan sözleşmenin 25 inci maddesine aykırı olarak yapılan temlik sözleşmesini kabul etmediklerini belirterek davanın reddini savunmuştur.
İlk Derece Mahkemesinin Birinci Kararı
7. Ankara 9. Asliye Ticaret Mahkemesinin 31.10.2013 tarihli ve 2012/65 Esas, 2013/508 Karar sayılı kararı ile; taraflar arasında hizmet binası yapımı için eser sözleşmesi imzalandığı, davalı tarafından usulüne uygun yer teslimi yapılmadığı için bu sözleşmenin uygulanmasına imkân bulunmadığı, sözleşmenin imzalanmasından yaklaşık iki yıl sonra davalı tarafından binayla ilgili ruhsat alınamadığı gerekçesiyle sözleşmenin feshedildiği, feshin gerçek nedenlere dayanmadığı ve haklı olmadığı, davacının fesih nedeniyle sözleşme için ödediği damga vergisi ile davalıya verdiği banka teminat mektubu komisyonu toplamından oluşan 53.113,98 TL menfi zarara ve uygulanmayan sözleşmeden dolayı kâr kaybından kaynaklanan 318.750,00 TL müspet zarara uğradığı, haksız fesih nedeniyle davacının uğradığı zararların tazminini davalıdan talep edebileceği gerekçesiyle ıslah da gözetilerek davanın kabulüne, 53.113,98 TL menfi zarar ile 1.000,00 TL müspet zararın 08.02.2012 dava tarihinden, 317.750,00 TL müspet zararın da 21.06.2013 ıslah tarihinden itibaren işleyecek avans faizi ile birlikte davalıdan tahsiline karar verilmiştir.
Özel Dairenin Birinci Bozma Kararı
8. Mahkemenin yukarıda belirtilen kararına karşı süresi içinde davalı vekili temyiz isteminde bulunmuştur.
9. Yargıtay (Kapatılan) 15. Hukuk Dairesinin 09.12.2014 tarihli ve 2014/1131 Esaas, 2014/7141 Karar sayılı kararı ile;
“…Taraflar arasında imzalanan 13.08.2008 tarihli sözleşmeyle 6.375.000,00 TL götürü bedelle Genel Müdürlük Eğitim Binası İnşaatı'nın yapımı kararlaştırılmıştır. Sözleşmenin ekleri başlıklı 6. maddesinde, uygulama projelerinin sözleşmenin eki ve ayrılmaz parçası olduğu belirtilmiş, 5.1. maddesinde, “... ilgili belediyesinden vs. kuruluşlardan alınması gerekli bütün izin ve ruhsatlar yüklenici tarafından takip edilecek ve alınacaktır.” denilmiş, 8. maddesinde de, yüklenicinin mevzuata uygun hareket etmekle yükümlü olduğu belirtilmiştir. Sözleşmenin konusu inşaat yapımına ilişkin olmakla imzalandığı tarihte yürürlükte bulunan 818 sayılı mülga BK'nın 355 ve devamı maddelerinde düzenlenen eser sözleşmelerindendir. Davacı yüklenici, davalı iş sahibidir. Sözleşmenin imzalanmasından sonra davalı, 08.09.2008 tarihli dilekçesiyle belediyeden projelerin onaylanmasını istemiş, belediyenin 25.09.2008 tarihli cevabında, mimari projede plan değişikliğine gidileceği bildirilmiş, Altındağ Belediye Meclisi'nin 05.11.2008 tarihli kararıyla bina yüksekliğinin parsel bazında daha önce belirlenmediğinden 1/1000 ölçekli plan değişikliğiyle maksi bina yüksekliği Hmax = serbest olarak belirlenmesi teklifi uygun görülerek kabul edilmiş, Büyükşehir Belediye Meclisi'nin 13.03.2009 tarihli kararıyla da onanmıştır. Bunun üzerine davalı iş sahibi, 10.07.2009 tarihinde proje onayı için müracaat ettiğinde mimari projelerdeki hatalar için görüşmeye davet edilmiş, 11.02.2010 tarihinde, belediyeden inşaat ruhsatı alınamadığından yer teslimi yapılamayan inşaata ilişkin sözleşmenin fesh veya tasfiyesi ile eğitim binasının genel müdürlük kampüsünde yapılacak yeni bina kapsamında değerlendirilmesine karar verilmiştir. Görülüyor ki, sözleşme eki uygulama projelerinin avan projeler olduğu, ruhsat almak için belediyesince onaylanması gerektiği ortadadır. Nitekim plân değişikliği onayından sonra belediyesince, mimari projelerde hatalar olduğu bildirilmiştir. Ancak projelerdeki hataların plân değişikliği ile bağlantısının olup olmadığı anlaşılamamıştır. Mahkemece hukukçu, mali müşavir ve inşaat mühendisinden oluşturulan bilirkişi kurulundan asıl ve ek rapor alınmış ise de raporlarda bu husus açıklanmadığı gibi hukukçu ve mali müşavir de konunun uzmanı olmadığından yeterli inceleme ve araştırmanın yapıldığından sözedilemez.
O halde mahkemece yapılması gereken iş, 6100 sayılı HMK'nın 266. maddesince yeniden oluşturulacak üç kişilik mimar bilirkişi heyetine projeler ile imar plânı değişikliğini incelettirmek, sözleşme eki projelerin uygulanamamış olmasında plân değişikliği etkisinin olup olmadığını açıklığa kavuşturmak, sözleşme kapsamında bina inşaasının plân değişikliğine karşı yapılması veya imkansızlık durumunun araştırılarak sonucuna göre davadaki istemin, fesh veya tasfiye hükümlerince değerlendirilerek uygun karar vermekten ibarettir. Bu hususlar üzerinde durulmadan eksik inceleme ve yetersiz bilirkişi incelemesiyle hüküm kurulması usul ve yasaya aykırı olmuş, kararın bozulması gerekmiştir…” gerekçesiyle karar bozulmuştur.
İlk Derece Mahkemesinin İkinci Kararı
10. Ankara 9. Asliye Ticaret Mahkemesinin 25.09.2018 tarihli ve 2016/513 Esas, 2018/744 Karar sayılı kararı ile; Özel Dairenin bozma kararına uyularak yapılan yargılama sonucunda temlik eden davacı ile davalı arasındaki sözleşmenin 25 inci maddesinin temlik yasağına ilişkin olduğu, davanın yüklenici ... İnşaat Ticaret ve San. Ltd. Şti. tarafından açıldığı, yargılama sırasında dosyaya sunulan temlikname ile dava konusu alacağın ... ’na temlik edildiği, davacı ile davalı arasında imzalanan sözleşmede temlik yasağı bulunduğundan alacağın sadece davacı temlik eden ... İnşaat Ticaret ve San. Ltd. Şti. tarafından talep edilebileceği, temlik alan şahsın aktif husumet ehliyetinin bulunmadığı gerekçesiyle davanın usulden reddine karar verilmiştir.
Özel Dairenin İkinci Bozma Kararı
11. Mahkemenin yukarıda belirtilen kararına karşı süresi içinde temlik alan davacı ... vekili temyiz isteminde bulunmuştur.
12. Yargıtay (Kapatılan) 15. Hukuk Dairesinin 30.09.2019 tarihli ve 2019/655 Esas, 2019/3667 Karar sayılı kararı ile;
“...Dava, eser sözleşmesinden kaynaklanmış olup, fesih nedeniyle teminat mektup komisyon bedeli, damga vergisi zararı ve kâr kaybı alacaklarının tahsili istemine ilişkindir. Mahkemece bozmaya uyularak yargılama sonucunda davanın aktif husumet ehliyeti yokluğundan dolayı usulden reddine dair verilen karar, davacı devir alan vekilince temyiz edilmiştir.
Dava, 13.08.2008 tarihinde davalı iş sahibi ile devreden davacı yüklenici ... İnş. Tic. ve San. Ltd. Şti. arasında imzalanan sözleşmenin konusu olan inşaatın yapımından vazgeçilmiş ve tasfiye edilmiş olması sebebiyle yüklenici tarafından açılmıştır. Davayı açan yüklenici mahkemeye verdiği 08.05.2018 havale tarihli alacağın devri (temlik) sözleşmesi başlıklı belge ile davadan sonra ve davaya konu edilen alacaklarını 3. kişi ... 'na devretmiştir.
6100 sayılı HMK'nın 125. maddesinin 2. bendinde davanın açılmasından sonra, dava konusunun davacı tarafından devredilmiş olması halinde devir almış olan kişinin görülmekte olan davada davacı yerine geçeceği ve davanın kaldığı yerden itibaren devam edeceği hükmü getirilmiştir. Devreden yüklenici ile davalı iş sahibi arasında düzenlenen sözleşmenin 25. maddesinde; sözleşmenin ...'un onayı dışında kısmen veya tamamen devredilemeyeceği ve sözleşmeden doğan alacakların da temlik edilemeyeceği kararlaştırılmıştır.
6100 sayılı HMK'nın 33. maddesi hükmünce hakim Türk Hukuku'nu re'sen uygulayacağından maddi vakıaları ileri sürüp kanıtlamak taraflara hukuki vasıflandırma hakime aittir. 08.05.2018 tarihli alacağın devri sözleşmesi başlıklı belge yüklenici tarafından açılan davadan sonra düzenlenmiş olduğundan 6098 sayılı Borçlar Kanunu 183. ve devamı maddelerinde düzenlenen alacağın temliki sözleşmesi değil, 6100 sayılı HMK'nın 125/2. maddesinde ifade edilen dava konusunun devri işlemi ve sözleşmesidir. Alacağın temlikinde TBK'nın 183. maddesi hükmü gereği kanun, sözleşme veya işin niteliği gereğince alacağın temliki için borçlunun rızası aranabilir ise de; 6100 sayılı HMK'nın 125/2. maddesinde düzenlenen dava konusunun devri, borçlunun ya da davalının kabul ve onayına tabi tutulmamıştır. Herhangi bir koşul ve ön şart belirtilmeksizin dava konusunun devri halinde devralanın görülmekte olan davada davacı yerine geçeceği ve davanın kaldığı yerden devam edeceği hükmü getirilmiştir.
Bu durumda mahkemece, açılan davadan sonra yüklenici tarafından dava konusu ... 'na devredildiğinden HMK 125/2. hükmünce bu şahsın davacı yerine geçtiği kabul edilip davaya kaldığı yerden devam edilerek deliller de toplandıktan sonra sonucuna uygun bir karar verilmesi gerekirken yanlış değerlendirme sonucu davanın usulden reddi doğru olmamış, kararın bozulması uygun görülmüştür…” gerekçesiyle karar bozulmuştur.
Direnme Kararı
13. Ankara 9. Asliye Ticaret Mahkemesinin 03.11.2020 tarihli ve 2020/304 Esas, 2020/594 Karar sayılı kararı ile; önceki kararın gerekçesi aynen tekrarlanmak suretiyle direnme kararı verilmiştir.
Direnme Kararının Temyizi
14. Direnme kararı süresi içinde temlik alan davacı ... vekili tarafından temyiz edilmiştir.
II. UYUŞMAZLIK
15. Direnme yolu ile Hukuk Genel Kurulu önüne gelen uyuşmazlık; somut olayda, 08.05.2018 havale tarihli “Alacağın Devri (Temlik) Sözleşmesi” başlıklı belgenin mülga 818 sayılı Borçlar Kanunu’nun (BK) 162 nci maddesi (6098 sayılı Türk Borçlar Kanunu’nun (TBK) 183 üncü maddesi) gereğince alacağın temliki olarak mı, yoksa 6100 sayılı Hukuk Muhakemeleri Kanunu’nun (HMK) 125 inci maddesine göre dava konusunun devri olarak mı nitelendirileceği, buradan varılacak sonuca göre temlik alan ... ’nun aktif husumet ehliyetinin bulunup bulunmadığı, bu bağlamda temlik eden davacı şirketin yerine geçerek davaya kaldığı yerden devam edip edemeyeceği noktasında toplanmaktadır.
III. GEREKÇE
16. Uyuşmazlığın çözümü için öncelikle “Dava konusunun devri” ile ilgili kavram ve yasal düzenlemeler irdelenmelidir.
17. 6100 sayılı Hukuk Muhakemeleri Kanunu’nun (HMK) 125 inci maddesinde;
“…(1) Davanın açılmasından sonra, davalı taraf, dava konusunu üçüncü bir kişiye devrederse, davacı aşağıdaki yetkilerden birini kullanabilir:
a) İsterse, devreden tarafla olan davasından vazgeçerek, dava konusunu devralmış olan kişiye karşı davaya devam eder. Bu takdirde dava davacı lehine sonuçlanırsa, dava konusunu devreden ve devralan yargılama giderlerinden müteselsilen sorumlu olur.
b) İsterse, davasını devreden taraf hakkında tazminat davasına dönüştürür.
(2) Davanın açılmasından sonra, dava konusu davacı tarafından devredilecek olursa, devralmış olan kişi, görülmekte olan davada davacı yerine geçer ve dava kaldığı yerden itibaren devam eder. Bu takdirde dava davacı aleyhine sonuçlanırsa, dava konusunu devreden ve devralan yargılama giderlerinden müteselsilen sorumlu olur” hükmüne yer verilmiştir.
18. Bu hüküm, dava konusunun davanın açılmasından sonra devrini (müddeabihin temlikini) düzenlemektedir. Dava açıldıktan sonra sınırlayıcı bir neden bulunmadığı takdirde dava konusu malın veya hakkın üçüncü kişilere devredilebilmesi “tasarruf serbestisi” kuralının bir gereği, hak sahibi veya malik olmanın da doğal bir sonucudur. Usul Hukukumuzda da ayrık durumlar dışında dava konusu mal veya hakkın davanın devamı sırasında devredilebileceği kabul edilmiş, HMK’nın 125 inci maddesi, dava konusunun taraflarca üçüncü kişiye devir ve temliki hâlinde yapılacak usul işlemlerini belirlemiştir.
19. Uyuşmazlık konusu mal, alacak veya hak, dava açılmadan önce devredilirse HMK’nın 125 inci maddesi uygulanmaz. Zira malını, alacağını veya hakkını devreden kişinin devrettiği mal, alacak veya hak konusu üzerinde alacaklı, borçlu, malik ve zilyet gibi sıfatları kalmayacağından; devreden kişinin, devirden sonra açılan bir davada davacı ya da davalı olarak hasım gösterilmesi mümkün değildir. Hâl böyle olmakla birlikte başlangıçta alacaklı sıfatı bulunmayan davacı veya borçlu sıfatı bulunmayan davalı, davada taraf olarak gösterilip davanın devamı sırasında alacaklı veya borçlu sıfatına sahip olursa, açılan dava sıfat yokluğundan reddedilemez. Şöyle ki; dava açıldığı esnada alacaklı sıfatı bulunmayan davacının, dava sırasında alacağı devralması durumunda husumet (sıfat) ehliyeti yönünden eksiklik ortadan kalktığı için davaya devam edilerek işin esasının incelenip çözümlenmesi gerekir. Husumetin doğru kişiye yöneltilmesi dolayısıyla dava konusunun devri mahkemece resen nazara alınacak hususlardandır.
20. Hukuk Muhakemeleri Kanunu’nun 125/1 inci maddesine göre davanın açılmasından sonra, davalı tarafça dava konusunun dava dışı üçüncü kişiye devri hâlinde davacı isterse, devreden tarafla olan davasından vazgeçerek, dava konusunu devralan kişiye karşı davaya devam eder. Davacı bu seçimlik hakkını kullanmayarak isterse, davasını devreden taraf hakkında tazminat davasına dönüştürür (HMK md. 125/1-b). Davacı kendiliğinden seçimlik hakkını kullanırsa, tercihine göre hareket edilir. Aksi hâlde dava konusunun devredildiğini öğrenen mahkemenin, davacıya seçimlik hakkı bulunduğunu hatırlatarak davaya hangi kişi hakkında devam edeceğini sorması, süre vermesi ve ona göre işlem yapması gerekir.
21. Dava sırasında davalının dava konusunu üçüncü bir kişiye devretmiş olmasına rağmen mahkemece HMK’nın 125 inci maddesinde belirtilen haklardan hangisini seçtiği davacıya sorulmadan ve ona seçimi yaptırılmadan, sanki devir yapılmamış gibi eski taraflar arasında davaya devam edilerek karar verilemez. Bu seçimlik hakkının hatırlatılması kuralı, kamu düzenine ilişkindir ve kanun yolu dâhil yargılamanın her aşamasında yapılır (Yılmaz, Ejder: Hukuk Muhakemeleri Kanunu Şerhi, Ankara 2012, s. 819).
22. Maddenin ikinci fıkrası gereğince davanın açılmasından sonra, dava konusu davacı tarafından devredilirse, devralmış olan kişi, görülmekte olan davada davacı yerine geçer ve davaya kaldığı yerden itibaren devam eder. Başka bir anlatımla HMK’nın 125/2 nci maddesinde, davacı tarafından dava konusunun üçüncü kişiye devredilmesi hâlinde, devralan üçüncü kişinin, hukuk gereği (ipso iure) davacı sıfatı ve buna bağlı olarak davayı takip yetkisi kazanacağı ve davanın yeni davacı ile süreceği kabul edilmiştir.
23. Davacının dava konusunu devretmesi durumunda, davalının tercihi aranmadan, devralan, davacının yerine kendiliğinden (resen) geçerek yargılama aşamasında her zaman davada taraf sıfatını kazanacaktır. Başka bir anlatımla HMK’nın 125/2 nci maddesinde, davalıya birinci fıkradakine benzer seçimlik haklar tanınmamıştır; devir alan kişinin davacının yerine geçmek suretiyle davaya kaldığı yerden devam edeceği ilkesi getirilmiştir. Dava konusu hangi aşamada devredildiyse, o andan itibaren devralan kişi davanın tarafı hâline gelecektir.
24. Dava hakkı, asıl (subjektif ) hakkın içinde bulunan bir hak olduğu için asıl hakkın devri ile dava hakkı da devredilmiş olur. Bir hakkın devri, mülga BK'nın 162 nci (TBK’nın 183 üncü maddesi) maddesi hükümlerinde düzenlenen alacağın temliki suretiyle gerçekleşir. Alacak temlik edilince devreden kişinin, alacaklı sıfatı ile birlikte davacı sıfatı da devir alana geçer ve davacı yerine geçen üçüncü şahıs usulden doğan yetkilerini kullanabilir.
25. Bu arada “alacağın temliki (devri)” konusuna değinmekte fayda bulunmaktadır.
26. Alacağın devri, alacaklı ile onu devir alan üçüncü şahıs arasında; kanun, sözleşme veya işin niteliği engel olmadıkça, borçlunun rızasına ihtiyaç olmaksızın yapılabilen yazılı şekle bağlı sözleşme, kanun ya da kazaî kararla gerçekleşen tasarrufî bir muameledir. Alacağın devri kural olarak borçlunun rızasına ihtiyaç olmaksızın yapılabilen tasarrufî bir hukuki işlemdir, külli değil, cüz’i ve sınırlı bir halefiyet meydana gelmektedir. Burada alacaklının değişmesi söz konusudur (Uygur, Turgut.: 6098 sayılı Türk Borçlar Kanunu Şerhi, C. 1, 3. Baskı, Ankara 2013, s. 1096).
27. Başka bir şekilde ifade etmek gerekir ise; alacağın temliki (devri), mevcut bir alacağın alacaklısının değişmesi işlemidir. Alacaklının bir borç ilişkisinden doğan alacağını borçlunun rızasına gerek olmadan bir sözleşmeye dayanarak üçüncü bir kişiye devretmesine alacağın temliki adı verilir (Eren, Fikret: Borçlar Hukuku Genel Hükümler, 21. Baskı, Ankara 2017, s.1248). Alacağın temliki ile borç münasebetinde alacaklının şahsında bir değişiklik vuku bulmakta, eski alacaklının (temlik edenin) yerini yeni alacaklı (temellük eden) almaktadır (Hukuk Genel Kurulunun 03.06.2021 tarihli ve 2017/15-427 E., 2021/685 K. sayılı kararı).
28. Somut olayda uygulanması gereken, sözleşmenin imzalandığı ve davanın açıldığı tarihte yürürlükte bulunan mülga BK'nın alacağın rızai temlikine, başka bir anlatımla iradi devrine ilişkin 162 nci maddesinde;
“Kanun veya akit ile veya işin mahiyeti icabı olarak menedilmiş olmadıkça borçlunun rızasını aramaksızın alacaklı, alacağını üçüncü bir şahsa temlik edebilir.
Borçlu, alacağın temlik edilmemesi şart edilmiş olduğunu bu şartı ihtiva etmeyen bir ikrarı bilkitabeye istinat ile, alacağını temellük eden üçüncü bir şahsa karşı iddia edemez” düzenlemesine yer verilmiştir.
29. Aynı maddenin 01.07.2012 tarihinde yürürlüğe giren TBK'daki karşılığı olan 183 üncü maddesi ise;
“Kanun, sözleşme veya işin niteliği engel olmadıkça alacaklı, borçlunun rızasını aramaksızın alacağını üçüncü bir kişiye devredebilir.
Borçlu, devir yasağı içermeyen yazılı bir borç tanımasına güvenerek alacağı devralmış olan üçüncü kişiye karşı, alacağın devredilemeyeceğinin kararlaştırılmış bulunduğu savunmasını ileri süremez” şeklindedir.
30. Metinde yapılan sadeleştirme dışında, maddede, mülga BK'nın 162 nci maddesine göre herhangi bir hüküm değişikliği yoktur. TBK’da “alacağın temliki” kavramı yerine “alacağın devri” ifadesi kullanılmıştır. TBK’nın 183 üncü maddesinin birinci fıkrasına (mülga BK md. 162/1) göre maddede sayılan hâller dışında kural olarak alacağın temlikinde borçlunun rızasına gerek yoktur, sadece alacağı talep hakkı devredilmektedir. Diğer bir ifadeyle alacağın devrinde borcun özü muhafaza edilmekte, sadece şahıslarda değişiklik olmaktadır.
31. Kural olarak, bütün alacaklar temlik edilebilir. Böylece hâlen iktisap edilmiş (kazanılmış) bir alacak kadar ileride iktisap olunacak bir alacak da; keza muaccel bir alacak kadar bir vadeye veya şarta bağlanmış olan alacaklar da temlik olunabilir. Alacağın hukuki muameleden, haksız fiilden, sebepsiz zenginleşmeden veya doğrudan doğruya kanundan doğmuş olmasının da bir önemi yoktur (Hukuk Genel Kurulunun 21.03.2019 tarihli ve 2017/11-2630 E., 2019/328 K. sayılı kararı).
32. Alacağın iradî devrinde (sözleşmeye dayanan devir); bu devrin geçerli olabilmesi için sözleşmenin taraflarının fiil ve tasarruf ehliyetinin bulunması, geçerli bir sözleşmenin olması, alacaklı ile üçüncü kişi arasında mülga BK'nın 163 üncü maddesi (TBK md. 184) gereğince yazılı devir sözleşmesinin yapılması, devredilen alacak hakkının mevcut olması ve devir engeli bulunmaması koşullarının gerçekleşmiş olması gereklidir.
33. Mülga Borçlar Kanunu’nun 162 nci maddesinde (TBK md. 183) bazı alacakların devrine izin verilmemiştir. Devir yasağı kanundan, sözleşmeden veya işin niteliğinden doğmaktadır.
34. Tarafların borç ilişkisinden doğan alacağın başkasına devredilmesini yasaklaması hâlinde sözleşmeden kaynaklanan “akdî devir yasağı” söz konusudur. Sözleşmede kararlaştırılan devir yasağına rağmen alacak temlik edilmiş ise; yapılan devir nedeniyle alacağı devralan üçüncü kişi, borçluya başvuramaz. Bu durumda borçlu, alacağı devredene karşı akdî devir yasağı savunmasında bulunabilir.
35. Sözleşmeden doğan devir yasağının üçüncü kişilere mutlak olarak ileri sürülmesi bazı hâllerde haksızlıklara yol açabilir. TBK’nın 183/2 nci maddesi bu yasağı yumuşatmak amacıyla bir istisnaya yer vermiştir. Bu hükümle sözleşmeden doğan temlik yasağının bir istisnası getirilmiştir. Bu hükmün uygulanabilmesi için aşağıdaki koşullar aranacaktır:
a) Borçlu alacaklıya alacağın varlığını tanımış (ikrar etmiş) olmalıdır.
b) Borçlunun bu tanıması (ikrarı) bir senede (belgeye) dayanmalıdır.
c) Alacaklı borç tanımasını (ikrarını) içeren bu senetten doğan alacağını üçüncü kişiye devir etmiş olmalıdır.
d) Üçüncü kişi taraflar arasında devir yasağından iyiniyetle haberdar olmamalıdır (Kılıçoğlu Ahmet M.: Borçlar Hukuku Genel Hükümler, Ankara 2012, s. 791). Bu koşullar mevcut ise, devir yasağına rağmen üçüncü kişiye yapılan devir geçerlidir. Ancak alacağı temellük eden üçüncü şahıs, devir yasağını biliyor veya bilmesi gerekiyorsa, bu hükümden yararlanamaz.
36. Devri caiz olmayan bir alacak hakkında yapılan temlik işlemi ilke olarak geçersiz olup; böyle bir devir sadece borçlu karşısında değil, temlik edenle temlik alan arasında da hüküm ve sonuç doğurmaz. Sözleşmede temlik yasağı bulunması ya da borçlunun rızasına bağlanmış olup, borçlunun rızasının bulunmaması hâlinde alacağın temliki borçluya karşı ileri sürülemez (Hukuk Genel Kurulunun 03.06.2021 tarihli ve 2017/15-427 E., 2021/685 K. sayılı kararı).
37. Bu noktada eldeki davada olduğu gibi sözleşmede temlik yasağı bulunmasına rağmen, dava açıldıktan sonra alacak temlik edilmiş ise, HMK’nın 125 inci maddesine göre işlem yapılıp yapılmayacağı üzerinde de durulmalıdır.
38. Sözleşmede alacağın temliki yasağı olduğu hâlde, davadan sonra davacı alacağını dava dışı üçüncü kişiye temlik ettiyse, HMK’nın 125 inci maddesi anlamında dava konusunun devredildiği kabul edilerek davaya devralan şahıs huzurunda devam edilir, ancak davalı temlik yasağının bulunduğunu ileri sürdüğü takdirde alacağın varlığı ispatlanmamış olacağından davanın reddine karar verilmelidir. Başka bir ifadeyle alacağı devralan HMK’nın 125 inci maddesi gereğince davacı yerine geçerek usulden doğan yetkilerini kullanabilir ise de; davalının sözleşmede kararlaştırılan temlik yasağını ileri sürmesi durumunda maddi hukuk anlamında talep edebileceği alacağının bulunduğunu kanıtlaması hâlinde alacağa hükmedilebilecektir (Hukuk Genel Kurulunun 18.11.2021 tarihli ve 2018/(15)6-565 E., 2021/1464 K. sayılı kararı).
39. Yukarıda açıklanan yasal düzenleme ve ilkeler çerçevesinde alacağı temlik eden davacı yüklenici şirket ile davalı iş sahibinin imzaladığı 13.08.2008 tarihli “Türk Telekomünikasyon A.Ş. Genel Müdürlük Eğitim Binası İnşaatı” işinin yapımına ilişkin sözleşmenin 25 inci maddesinde sözleşmenin ...'un onayı dışında kısmen veya tamamen devir edilemeyeceğinin ve sözleşmeden doğan para alacağı dahil olmak ancak bununla sınırlı olmamak üzere herhangi bir yüklenici alacağının temlik edilemeyeceğinin kararlaştırıldığı, dava açıldıktan sonra yargılamanın devamı sırasında adi yazılı şekilde düzenlenen ve 08.05.2018 havale tarihli olan "Alacağın Devri (Temlik) Sözleşmesi" başlıklı temlikname ile eldeki dava konusu hak ve alacakların tamamının tüm dava ve talep haklarıyla birlikte üçüncü kişi ... 'na devir ve temlik edildiği, davalının sözleşmenin 25 inci maddesinde temlik yasağı bulunduğunu ve 25 inci maddeye aykırı olarak yapılan temlik sözleşmesini kabul etmediğini ileri sürerek temlikin geçersiz olduğunu savunduğu somut olay değerlendirildiğinde; temlik alan ... HMK’nın 125 inci maddesi gereğince alacağı temlik eden davacı şirket yerine geçerek usul yetkilerini kullanmış ise de, maddi hukuk anlamında alacağın varlığını yani geçerli bir temlikle davalıdan isteyebileceği alacağının bulunduğunu ispatlayamamıştır. Buna karşılık davalı iş sahibi, sözleşmenin 25 inci maddesinde kararlaştırılan devir yasağı nedeniyle temlik alacaklısı yeni davacının kendisinden talep edebileceği alacağın bulunmadığını kanıtladığından, mahkemece sözleşmede temlik yasağı olduğu gerekçesiyle davanın aktif husumet ehliyeti yokluğundan reddine dair verilen direnme kararı usul ve yasa hükümlerine uygun olmuştur.
40. Hukuk Genel Kurulunda yapılan görüşmeler sırasında; 08.05.2018 havale tarihli "Alacağın Devri (Temlik) Sözleşmesi" başlıklı belgenin alacağın temliki sözleşmesi değil dava konusunun devri niteliğinde olduğu ve direnme kararının Özel Daire bozma kararında belirtilen nedenlerle bozulması gerektiği görüşü ileri sürülmüş ise de; bu görüş yukarıda açıklanan gerekçelerle Kurul çoğunluğu tarafından benimsenmemiştir.
41. Hâl böyle olunca, usul ve yasaya uygun olan direnme kararı onanmalıdır.
IV. SONUÇ:
Açıklanan sebeplerle;
Temlik alan davacı ... vekilinin temyiz itirazlarının reddi ile direnme kararının ONANMASINA,
Harç peşin alındığından harç alınmasına yer olmadığına,
6217 sayılı Kanun’un 30 uncu maddesi ile 6100 sayılı Hukuk Muhakemeleri Kanunu’na eklenen “Geçici madde 3” atfıyla uygulanmakta olan 1086 sayılı Hukuk Usulü Muhakemeleri Kanunu'nun 440 ıncı maddesi uyarınca kararın tebliğinden itibaren on beş gün içinde karar düzeltme yolu açık olmak üzere,
29.03.2023 tarihinde yapılan ikinci görüşmede oy çokluğuyla karar verildi.
''K A R Ş I O Y''
1-Dava, sözleşmenin feshi nedeniyle teminat mektubu için ödenen komisyon bedeli, damga vergisi zararı ile kâr kaybından kaynaklanan alacağın tahsili talebine ilişkindir.
2-Sayın çoğunluk ile aramızdaki ihtilaf ise, dosyada bulunan 08.05.2018 havale tarihli belgenin TBK’nın 183 üncü maddesi kapsamında alacağın temlikimi, HMK 125 inci maddesine göre dava konusunun devri mi olarak nitelendirilmesi gerektiği ve buna bağlı sözleşmede yer alan “devir yasağının” davacı sıfatını etkileyip etkilemeyeceği hususunda toplanmaktadır.
3-Mevzu bahis belge bakıldığında “Ankara 9. Asliye Ticaret Mahkemesinin 2012/65 Esas sayılı ve ... AŞ’nin davalısı olduğu alacak davası kapsamındaki tüm hak ve alacaklarımı, bütün ferileriyle birlikte, ... ’na devrettim” cümlesini içerdiği görülmektedir.Uyuşmazlık doğduktan sonra, doğrudan mahkeme esas numarası zikredilmek suretiyle yapılan devrin doğrudan “dava konusunu” devretmeğe yönelik bir usul sözleşmesi olduğuna dair hiçbir tereddüt bulunmamaktadır.
4-Ne var ki, davanın dayanağını teşkil eden “Yapım İşleri Tip Sözleşmesi” devir yasağı da içermekle, bunun “dava konusun devrine” etkisini de tartışmak gerekir. Anılan metnin “Sözleşmenin Devri” başlıklı bölümünün altında “Sözleşme ...’un onayı dışında kısmen veya tamamen devredilemez… Devir alacak firmanın en az yüklenici yeterliliğinde olması gerekir, ayrıca yüklenicinin gerçekleştirmediği veya noksan bıraktığı tüm taahhütlerin ve bunların gecikme cezası dahil tüm sonuçlarının devir alan firma tarafından gerçekleştirileceğinin ve yerine getirileceğinin yazılı olarak kabul edilmesi gerekir” açıklaması görülmektedir.
5-Somut vakıada olduğu gibi, bina inşası için ihaleye çıkan kurumların gözettiği önemli ölçütlerden biri de firma yeterliliğidir. Muhatap firmanın geçmiş iş tecrübesi, hayata geçirdiği projeler ihalenin alınmasında önemli rol oynar. Bu bakımdan işin alımından sonra sürpriz yüklenici ile karşılaşmamak için sözleşmenin devir yasağına dair veyahut icazetle devrine ilişkin özel hükümler konulur. Nitekim eldeki sözleşmede de böyle bir hüküm mevcuttur.
6-Ancak, yukarıda da değinildiği üzere ortada sözleşmenin yani daha net bir ifadeyle “inşaat yapım işinin devrine” ilişkin bir hâl söz konusu değildir. Sözleşme feshedilerek dava konusu hâline geldikten sonra bizzat dava dosya numarası zikredilerek devir yapılmıştır. Bu durumda maddi hukuka ilişkin bir devirden söz edilemez. Bu işlem HMK 125 inci maddesi kapsamında değerlendirilmesi gereken tipik bir “dava konusunun/müddeabihin” devrinden ibarettir. Bu temlikle ... yüklenici değil, davacı sıfatını kazanmıştır. Şayet devir yasağının kapsamı “dava konusunun devrini” de içerseydi elbette mahkeme bununla da bağlı olacaktı. Ama gerek kenar başlığı gerekse içerik olarak böyle bir durumun söz konusu olmadığı apaçık görülmektedir.
7-Açıklanan gerekçelerle, yerel mahkeme direnme kararının bozulması gerektiği düşüncesiyle aksi yönde tezahür eden sayın çoğunluk görüşüne iştirak etmiyoruz.
''K A R Ş I O Y''
1. Dava, eser sözleşmesinden kaynaklanmış olup, fesih nedeniyle teminat mektup komisyon bedeli, damga vergisi zararı ve kâr kaybı alacaklarının tahsili istemine ilişkindir. Mahkemece bozmaya uyularak yargılama sonucunda davanın aktif husumet ehliyeti yokluğundan dolayı usulden reddine dair verilen karar Özel Daire tarafından;
“Dava, 13.08.2008 tarihinde davalı iş sahibi ile devreden davacı yüklenici ... İnşaat Ticaret ve Sanayi Ltd. Şti. arasında imzalanan sözleşmenin konusu olan inşaatın yapımından vazgeçilmiş ve tasfiye edilmiş olması sebebiyle yüklenici tarafından açılmıştır. Davayı açan yüklenici mahkemeye verdiği 08.05.2018 havale tarihli alacağın devri (temlik) sözleşmesi başlıklı belge ile davadan sonra ve davaya konu edilen alacaklarını 3. kişi ... 'na devretmiştir.
6100 sayılı HMK'nın 125 inci maddesinin ikinci bendinde davanın açılmasından sonra, dava konusunun davacı tarafından devredilmiş olması hâlinde devir almış olan kişinin görülmekte olan davada davacı yerine geçeceği ve davanın kaldığı yerden itibaren devam edeceği hükmü getirilmiştir. Devreden yüklenici ile davalı iş sahibi arasında düzenlenen sözleşmenin 25 inci maddesinde; sözleşmenin ...'un onayı dışında kısmen veya tamamen devredilemeyeceği ve sözleşmeden doğan alacakların da temlik edilemeyeceği kararlaştırılmıştır.
6100 sayılı HMK'nın 33 üncü maddesi hükmünce hâkim Türk Hukuku'nu resen uygulayacağından maddi vakıaları ileri sürüp kanıtlamak taraflara hukuki vasıflandırma hakime aittir. 08.05.2018 tarihli alacağın devri sözleşmesi başlıklı belge yüklenici tarafından açılan davadan sonra düzenlenmiş olduğundan 6098 sayılı Borçlar Kanunu 183 üncü ve devamı maddelerinde düzenlenen alacağın temliki sözleşmesi değil, 6100 sayılı HMK'nın 125/2 nci maddesinde ifade edilen dava konusunun devri işlemi ve sözleşmesidir. Alacağın temlikinde TBK'nın 183 üncü maddesi hükmü gereği kanun, sözleşme veya işin niteliği gereğince alacağın temliki için borçlunun rızası aranabilir ise de; 6100 sayılı HMK'nın 125/2 nci maddesinde düzenlenen dava konusunun devri, borçlunun ya da davalının kabul ve onayına tabi tutulmamıştır. Herhangi bir koşul ve ön şart belirtilmeksizin dava konusunun devri hâlinde devralanın görülmekte olan davada davacı yerine geçeceği ve davanın kaldığı yerden devam edeceği hükmü getirilmiştir.
Bu durumda mahkemece, açılan davadan sonra yüklenici tarafından dava konusu ... 'na devredildiğinden HMK 125/2 nci hükmünce bu şahsın davacı yerine geçtiği kabul edilip davaya kaldığı yerden devam edilerek deliller de toplandıktan sonra sonucuna uygun bir karar verilmesi gerekirken yanlış değerlendirme sonucu davanın usulden reddi doğru olmamış, kararın bozulması uygun görülmüştür.”
gerekçesiyle bozulduktan sonra mahkeme önceki kararında direnmiştir.
2. Sayın çoğunluk ile aramızda oluşan uyuşmazlık; somut olayda 6100 sayılı Hukuk Muhakemeleri Kanunu’nun (HMK) 125 inci maddesinin iki numaralı fıkrasının uygulanıp uygulanamayacağı noktasında toplanmaktadır.
3. 6098 sayılı Türk Borçlar Kanunu’nun 183 üncü maddesi şöyledir:
“ Kanun, sözleşme veya işin niteliği engel olmadıkça alacaklı, borçlunun rızasını aramaksızın alacağını üçüncü bir kişiye devredebilir.
Borçlu, devir yasağı içermeyen yazılı bir borç tanımasına güvenerek alacağı devralmış olan üçüncü kişiye karşı, alacağın devredilemeyeceğinin kararlaştırılmış bulunduğu savunmasını ileri süremez.”
4. Anılan maddede alacağın devri düzenlenmiş olup, sözleşmede aksinin kararlaştırılması durumunda alacağın başkasına devredilmesi mümkün değildir.
5. HMK’nın 125 inci maddesinin iki numaralı fıkrası ise şöyledir:
“(2) Davanın açılmasından sonra, dava konusu davacı tarafından devredilecek olursa, devralmış olan kişi, görülmekte olan davada davacı yerine geçer ve dava kaldığı yerden itibaren devam eder. (Ek cümle:22/7/2020-7251/11 md.) Bu takdirde dava davacı aleyhine sonuçlanırsa, dava konusunu devreden ve devralan yargılama giderlerinden müteselsilen sorumlu olur.”
6. Anılan fıkrada ise dava konusunun devri düzenlenmiş olup Kanun’da dava konusunun devri için borçlunun ya da davalının kabul ve onay şartı aranmamıştır.
7. Görüldüğü üzere alacağın devri ile dava konusunun devri farklı hukuki müesseselerdir. Zaten aksi düşünce, kanun koyucunun abesle iştigal ettiği ve birbiriyle çelişkili hükümler ihdası ettiği anlamına gelecektir. Devir sözleşmesi incelendiğinde tarafların “Ankara 9. Asliye Ticaret Mahkemesinin 2012/65 Esas sayılı ve ... AŞ’nin davalısı olduğu alacak davası kapsamındaki tüm hak ve alacaklarımı bütün fer'îleriyle birlikte” devri konusunda bir sözleşme imzaladıkları görülmektedir. Sözleşmede kullanılan ifadeler ve özellikle dosya numarası da verilmek suretiyle alacak davasındaki hak ve alacakların devredildiğinin düzenlenmiş olması karşısında söz konusu temlikin TBK’nın 183 üncü maddesi bağlamında bir alacağın devri değil HMK’nın 125/2 nci maddesi bağlamında dava konusunun devri olduğu açıktır. Nitekim söz konusu sözleşmenin dava tarihinden sonra düzenlenmiş olması da bu hususu teyit etmektedir. Dolayısıyla bu husustaki uyuşmazlığa TBK’nın 183 üncü maddesinin değil HMK’nın 125 inci maddesinin anılan hükmünün uygulaması gerekmektedir.
8. Öte yandan Özel Dairenin yukarıda yazılan bozma gerekçesine ek olarak, TBK’nın 183 üncü maddesi işin esasına ilişkin bulunmakla birlikte HMK’nın 125/2 nci maddesi usul hukukuna ilişkindir. Uyuşmazlık konusu, yargılama sırasında davacının değişmesinin mümkün olup olmadığı hususu olduğuna göre, usule ilişkin HMK hükmünün esasa ilişkin hükümden önce gözetilmesi gerekir. Diğer yandan davacının dava sonunda elde edeceği kazanımı, bir başkasına devrine engel bir durum bulunmadığına göre dava sonunda elde edilen kazanımın yargılama sırasında da devredilmesine mani bir halin bulunmadığının kabulü gerekir.
9. Taraflar arasında yapılan sözleşmenin ve alacağın temlik yasağına ilişkin sözleşme, söz konusu sözleşmenin ifası sırasında iş sahibinin başka bir yüklenici ile muhatap olmak istememesinden kaynaklanmaktadır. Uyuşmazlık konusu ise dava konusunun devri olup artık dava konusu olan alacak için davacının kim olduğunun davanın sonucu bakımından ve buradan hareketle işveren açısından (söz konusu hukuki kurumların mahiyeti de nazara alındığında) bir önemi bulunmamaktadır.
10. Açıklanan nedenlerle kararın bozulması gerektiği düşüncesiyle sayın çoğunluğun onama görüşüne iştirak edemiyoruz.
Diğer kararlar (4)
1. Hukuk Dairesi, 2022/7582 E., 2023/6382 K.
yüksek eşleşmeKarar metninde maddeye atıf varAdana Bölge Adliye Mahkemesi 1. Hukuk Dairesi
tam metni aç
i ile belirlenerek, tapu müdürü veya tapu görevlileri tarafından tanzim edilecek şekil koşullarına bağlandığından, tapu iptali ve tescil istemiyle açılan davalar sırasında davacının, hukuk yargılamasında uygulanacak hükümlerin düzenlendiği HMK’nın 125/2 nci maddesine dayanarak dava konusu taşınmazdaki mülkiyet ya da aynî hakkını alacağın devri yoluyla üçüncü bir kişiye devretmesi olanağı bulunmama
1. Hukuk Dairesi 2022/7582 E. , 2023/6382 K.
"İçtihat Metni"
İNCELENEN KARARIN
MAHKEMESİ : Adana Bölge Adliye Mahkemesi 1. Hukuk Dairesi
SAYISI : 2021/1677 E., 2022/1339 K.
DAVA TARİHİ : 01.12.2017
HÜKÜM/KARAR : Kabul/Esastan Ret
İLK DERECE MAHKEMESİ : Ceyhan 1. Asliye Hukuk Mahkemesi
SAYISI : 2020/121 E., 2021/57 K.
Taraflar arasındaki tapu iptali ve tescil davasından dolayı yapılan yargılama sonunda İlk Derece Mahkemesince davanın kabulüne karar verilmiştir.
Kararın davalılar vekilleri tarafından istinaf edilmesi üzerine, Bölge Adliye Mahkemesince başvurunun esastan reddine karar verilmiştir.
Bölge Adliye Mahkemesi kararı davalılar vekilleri tarafından temyiz edilmekle; kesinlik, süre, temyiz şartı ve diğer usul eksiklikleri yönünden yapılan ön inceleme sonucunda, temyiz dilekçesinin kabulüne karar verildikten ve Tetkik Hâkimi tarafından hazırlanan rapor dinlendikten sonra dosyadaki belgeler incelenip gereği düşünüldü:
I. DAVA
1. Davacılar; mirasbırakanları ...'nun, kardeşi olan davalı ...'e; ... Gıda Tar. Teks. Tohum Güb. Tic. Paz. Ltd. Şti. ile yine Ceyyum Tavukçuluk Tic. Paz. Ltd. Şti.'nin ortakları olmaları nedeniyle şirketin işleri ve kredileri için işlem yapmak üzere uzunca süre önce vekalet verdiğini, mirasbırakanlarının 2014 yılında ağır hastalandığını, fazla bir şeyin bilincinde olmadığını, davalı vekil ...'in mirasbırakana ait dava konusu 760 parsel sayılı taşınmazı 10.12.2014 tarihinde oğlu olan diğer davalı Muhammed'e devrettiğini, 05.02.2015 tarihinde de taşınmazı adına tescil ettirdiğini, 10.07.2017 tarihinde ise tarafları tanıyan, sürekli şirkette duran ve herşeyden haberdar olan davalı ...'ya taşınmazın devredildiğini, mirasbırakanları...'dan alınan vekaletnamenin mirasbırakanın bilincinin dahi yerinde olmadığı bir dönemde kötüye kullanıldığını, davalı ... ile mirasbırakanın arasının iyi olmadığını, davalı vekil ...'in yine mirasbırakana ait başka bir taşınmazı benzer şekilde üzerine geçirdiğini, bu taşınmaza ilişkin de dava açtıklarını, mirasbırakanın satışa ihtiyacı olmadığını, herhangi bir ödeme de yapılmadığını, temliklerin muvazaalı olduğunu, davalıların mirasbırakanın hastanede ve kötü durumda olduğu bir zamanda planlı ve kötüniyetli olarak işlem yaptıklarını ileri sürerek tapu kaydının iptali ile miras payları oranında adlarına tesciline karar verilmesini istemişlerdir.
2. Davacı ... Yiğit, Fethiye 5. Noterliğinin 13.10.2020 tarihli temlik sözleşmesi ile dava konusu alacağı temlik aldığını bildirmiş, davacı olarak yargılamaya devam etmiştir.
II. CEVAP
1. Davalı ...; iddiaların gerçeği yansıtmadığını, taşınmazı bedeli karşılığında satın aldığını, satış bedelini de banka kanalı ile ödediğini, ... ve kardeşi...'ı çiftçilik yapmaları nedeni ile tanıdığını, zaman zaman da ödünç para verdiğini, ancak bir ortaklıkları bulunmadığını, ortak bir iş yapmadıklarını, işlerinin durumunu ve aile ilişkilerini bilmesinin mümkün olmadığını, Mayıs 2017'de ...'e verdiği ödünç paraları istediğini, ...'in teklifi üzerine taşınmazı satın aldığını, diğer davalı ... ile aralarının bozuk olduğunu, verdiği ödünç paraları istemesi üzerine aralarının açıldığını, dava konusu taşınmazı gerçek değeri üzerinden satın aldığını belirterek davanın reddini savunmuştur.
2. Davalılar ... ve Muhammed Tahsin, mirasbırakan ile davalı kardeşi ...'in aralarının çok iyi olduğunu, kardeşlerin bütün işleri birlikte yaptığını ve birbirlerinin üstüne taşınır-taşınmaz mal alıp, sattıklarını, birlikte bir şirket yönettiklerini, birbirlerine karşı büyük bir güven ilişkisi içerisinde olduklarını, ... tarafından davalı ...'e verilen farklı vekaletnameler bulunduğunu, bu vekaletnamelerle davalı ...'in... adına çok sayıda taşınır ve taşınmaz satın aldığını, dava konusu taşınmazın ise davalı ... adına satın alınacağını, ancak kredi çıkmaması ve kredinin... adına çıkarılabilmesi nedeniyle satışın da... adına yapıldığını, taşınmaz bedelinin nakit kısmının davalı ... tarafından ödendiğini, kredi borç ve taksitlerinin de ... tarafından ödendiğini ve halen ödenmeye devam edildiğini, aniden rahatsızlanması ve hastaneye yatırılması ile kanserin ileri seviyesinde olduğunun öğrenilmesi üzerine...'ın davalı ...'e ait taşınmazların devrini istediğini, hem alıcı hem satıcı olup tek başına işlem yapamadığından, önce diğer davalı oğlu Muhammed Tahsin'e, sonra da ...'e devirlerin yapıldığını, davalı ...'in borçlarını ödeyememesi nedeni ile bir kısım borçlarına karşılık olarak dava konusu taşınmazı iyi niyetli üçüncü kişiye sattığını belirterek davanın reddini savunmuşlardır.
III. İLK DERECE MAHKEMESİ KARARI
İlk Derece Mahkemesinin 20.06.2019 tarihli ve 2017/654 Esas, 2019/456 Karar sayılı kararı ile; dava konusu taşınmazı satın alan davalının iyi niyetli üçüncü kişi olduğu, tapu siciline güven ilkesi gereğince davalının iyi niyetli mülkiyet kazanımının korunması gerektiği gerekçesiyle davanın reddine karar verilmiştir.
IV. İSTİNAF
A. İstinaf Yoluna Başvuranlar
İlk Derece Mahkemesinin yukarıda belirtilen kararına karşı süresi içinde taraf vekilleri istinaf başvurusunda bulunmuştur.
B. Kaldırma Kararı
Bölge Adliye Mahkemesinin 23.03.2020 tarihli ve 2019/1769 Esas, 2020/437 Karar sayılı kararıyla; davalı ...'in taşınmaz devrine ilişkin... ile aralarında yapıldığını ileri sürdüğü inanç sözleşmesine dayandığı, mirasbırakan... tarafından çekildiği ileri sürülen kredinin taksitlerinin kim tarafından ödendiğinin ilgili bankadan sorulup araştırılarak mirasbırakan ile davalı ... arasında inanç sözleşmesi olup olmadığının tespit edilmesi, davalılar ... ve Mehmet arasında yapılan satış sözleşmesine ilişkin resmi senet örneğinin istenerek senette gösterilen satış bedelinin bilirkişi raporundaki miktara uyup uymadığı, davalı ...'in raporda belirtilen miktar düzeyinde davalı ...'e banka aracılığıyla ödemede bulunup bulunmadığının tespitinin yapılması, davalı ...'nın mirasbırakan ve davalıyı yakından tanıması ve yakın ilişki içerisinde olması hususları dikkate alınarak bir karar verilmesi gerektiği; kabule göre de, davalılar lehine nispi vekalet ücretine hükmedilmesi gerektiği gerekçeleriyle 6100 sayılı HMK'nın 353/1-a-6 ncı maddesi gereğince tarafların istinaf başvurusunun kabulüne, İlk Derece Mahkemesi kararının kaldırılmasına, davanın yeniden görülmesi için dosyanın Mahkemesine gönderilmesine karar verilmiştir.
C. İlk Derece Mahkemesince Kaldırma Kararı Sonrasında Verilen Karar
İlk Derece Mahkemesinin 29.04.2021 tarihli ve 2020/121 Esas, 2021/57 Karar sayılı kararıyla; davalıların savunmalarını ispatlayamadığı, yazılı deliller ile destekleyemedikleri, davalı ...'nın tarafları tanıdığı, aralarındaki ilişkiyi bilebilecek olduğu, davanın ispatlandığı gerekçesiyle davanın kabulüne karar verilmiştir.
D. Kaldırma Kararı Sonrası İlk Derece Mahkemesi Kararına Karşı İstinaf Yoluna Başvuranlar
İlk Derece Mahkemesinin yukarıda belirtilen kararına karşı süresi içinde davalılar vekilleri istinaf başvurusunda bulunmuştur.
E. İstinaf Sebepleri
Davalılar vekilleri (ayrı ayrı verdikleri) istinaf dilekçelerinde özetle; kararın hukuka aykırı ve hatalı olduğunu, kredi veren Ziraat Bankasından gelen yazı cevabında kredinin... değil ... tarafından çekildiğinin ve kredi bedelinin de ... tarafından ödendiğinin açıkça görüldüğünü, taşınmazın satın alınması için kredinin ... tarafından çekildiğini ve çekilen kredi ile aynı tarihte dava konusu taşınmazın satın alındığını, tanık beyanları ve delillerle iddialarının ispatlandığını, gerekçeli kararda hiç bir gerekçe sunulmadığını, davalı ... tarafından satış bedelinin ödendiğini, dosyaya sunulan bono senetleri ile de davalı ...'in diğer davalı ...'e borçlandığının ve borçlarını ödeyemediğinin, bu nedenle taşınmazın satıldığının görüleceğini, davalı ...’nın kötü niyetli olarak bu yeri satın aldığı konusunda davacı tarafın hiçbir delil sunmadığını, davalı ...'in samimi arkadaş olduğu mirasbırakakan... aleyhine işlem yapmasının hayatın olağan akışına uygun olmadığını, davalı ...'in yalnızca tarafları tanıdığından davanın kabulüne karar verilmesinin hukukla bağdaşmadığını, kredi sözleşmesi ve geri ödenmesi ile ilgili belgeler, tapu kayıtları, banka dekontları incelendiği zaman delil başlangıcının bulunduğunu, bu durumda tanık dinlenebileceğini ve dinlenen tanıkların iddialarını doğruladığını, yapılan işlemin hukuka uygun olduğunu, davacının davasını ispatlayamadığını, davalı ...'in iyiniyetli üçüncü kişi olduğunu bildirerek ve önceki beyanlarını tekrarla İlk Derece Mahkemesi kararının kaldırılmasını talep etmişlerdir.
F. Gerekçe ve Sonuç
Bölge Adliye Mahkemesinin 23.09.2022 tarihli ve 2021/1677 Esas, 2022/1339 Karar sayılı kararı ile; davalı vekil ... ile diğer davalıların ...'nu zarara uğratmak kastıyla fikir ve eylem birliği içerisinde hareket ederek dava konusu taşınmazı davalı ... üzerine geçirdikleri, davalıların çıkar ve işbirliği içerisinde oldukları, verilen kararda usul ve esas yönünden yasaya aykırılık bulunmadığı gerekçesiyle 6100 sayılı HMK’nın 353/1-b-1 maddesi uyarınca davalıların istinaf başvurusunun esastan reddine karar verilmiştir.
V. TEMYİZ
A.Temyiz Yoluna Başvuranlar
Bölge Adliye Mahkemesinin yukarıda belirtilen kararına karşı süresi içinde davalılar vekilleri temyiz isteminde bulunmuştur.
B. Temyiz Sebepleri
Davalılar vekilleri temyiz dilekçesinde özetle; istinaf dilekçelerindeki itiraz nedenlerini yineleyip kararın hukuka aykırı ve hatalı olduğunu, taşınmazın davalı ... tarafından çekilen kredi ile mirasbırakan... adına satın alındığını, hatalı olarak kredinin... tarafından çekildiğinin bildirildiğini, savunmanın yanlış olduğu şeklinde hüküm kurulmasının hatalı olduğunu bildirerek kararın bozulmasını talep etmiştir.
C. Gerekçe
1. Uyuşmazlık ve Hukuki Nitelendirme
Dava, vekalet görevinin kötüye kullanılması hukuki nedenine dayalı tapu iptali ve tescil istemine ilişkindir.
2. İlgili Hukuk
1. Türk Medeni Kanunu’nun 706/1 inci maddesi, 6098 sayılı Türk Borçlar Kanunu’nun 183 ve 237 nci maddeleri, Tapu Kanunu’nun 21 inci ve 26 ncı maddeleri.
2. Yargıtay Hukuk Genel Kurulunun 22.11.2022 tarihli ve 2022/1-851 Esas, 2022/1557 Karar sayılı kararı.
3. Değerlendirme
1. Dosya içeriği ve toplanan delillere göre; ...'nun Ceyhan 3. Noterliğinin 09.07.2001 tarihli vekaletnamesi ile davalı ...'nu vekil tayin ettiği, dava konusu 760 parsel sayılı taşınmazın ... adına kayıtlı iken davalı vekil ... tarafından 10.12.2014 tarihinde diğer davalı Muhammed Tahsin ...'na, Muhammed Tahsin tarafından da 05.02.2015 tarihinde davalı ...'e satış suretiyle devredildiği, ...'in ise taşınmazı 10.07.2017 tarihinde davalı ...'ya temlik ettiği kayden sabittir. ...'nun 31.01.2015 tarihinde ölümü ile geride eşi ... ile kızları Gözde, Gönen ve Gülşah'ın mirasçı olarak kaldıkları anlaşılmaktadır. Eldeki dava ise mirasbırakan...'ın anılan mirasçıları tarafından tapu iptali ve tescil isteğiyle açılmış, bilahare... mirasçıları davacılar Fethiye 5. Noterliğinin 13.10.2020 tarihli sözleşmesi ile eldeki davadaki müddeabihin tamamını, her türlü hak ve alacaklarını temlik ettiklerine dair ... Yiğit ile sözleşme yapmışlardır.
2. Hemen belirtilmelidir ki; taşınmazların devrine ilişkin kurallar yukarıdaki kanun hükümleri ile belirlenerek, tapu müdürü veya tapu görevlileri tarafından tanzim edilecek şekil koşullarına bağlandığından, tapu iptali ve tescil istemiyle açılan davalar sırasında davacının, hukuk yargılamasında uygulanacak hükümlerin düzenlendiği HMK’nın 125/2 nci maddesine dayanarak dava konusu taşınmazdaki mülkiyet ya da aynî hakkını alacağın devri yoluyla üçüncü bir kişiye devretmesi olanağı bulunmamaktadır. Öte yandan, TBK’nın 183 üncü maddesine göre bir hakkın alacağın devri yoluyla üçüncü bir kişiye temliki için işin niteliğinin buna engel olmaması gerekir. Bu tür davalarda, alacağın temliki yoluyla devri mümkün olan bir hak bulunmamaktadır. Herkese karşı ileri sürülebilen mutlak hak niteliğindeki aynî hakların bu şekilde devri mümkün olmadığından, temlik alanın mülkiyet hakkı sahibi davacının yerine geçerek taraf sıfatını kazandığından da söz edilemez. Aksi takdirde, davacı tapu kaydını henüz kendi adına geçirmeden, dava sırasında varlığını ileri sürdüğü mülkiyet hakkını alacağın temliki yoluyla temlik alana geçirmiş olacaktır. Ayrıca, maddi hukuka ilişkin kanun hükümleri kapsamında hakkın devri için resmî şekil koşulunun geçerlilik koşulu olarak öngörüldüğü bir konu hakkında HMK’nın 125/2 nci maddesi ile bir istisna getirildiğini söylemek de isabetli olmayacaktır. Maddi hukuk kuralları kişilerin sahip oldukları hak, yetki, ödev ve borçları düzenlerken usul kuralları mahkemeler önündeki bir davanın çözüm yöntemi ve işleyişiyle ilgili şekli kuralları düzenlemekte, davaların belirlenen bu şekil, süre ve usullere uygun olarak çözümlenmesini hedeflemektedir. Bu nedenle maddi hukukun hüküm ve sonuç bağlamadığı olgulara usul hukuku anlamında geçerlilik tanınarak aynî hakkın devredildiği kabul edilemez. Esasen dava konusunun devri, maddi hukuk düzeyinde ortaya çıkan değişikliklerin usul hukuku düzeyinde nasıl değerlendirilmesi gerektiğini belirleyen bir kurumdur.
3. Somut olaya gelince; yargılama sırasında ... Yiğit vekili tarafından Fethiye 5. Noterliğinin 13.10.2020 tarihli temlik sözleşmesi ile dava konusu alacağın devralındığı bildirilmiş, bunun üzerine Mahkemece HMK madde 125/2 gereği dava konusu devredildiğinden, devir alan ... Yiğit'in davacı olarak kaydının yapılmasına karar verilerek bu suretle yargılamaya devam edilmiştir. Ancak bahsedildiği üzere, 6098 sayılı Türk Borçlar Kanunu'nun 183 üncü ve devamı maddelerinde düzenlenen "alacağın temliki" müessesesinde devri mümkün olan hak, bir alacağa ilişkindir. Oysa, eldeki davada yapılan temlikin, koşulların gerçekleşmesi halinde mülkiyet hakkından kaynaklanan tapu iptali-tescile yönelik sonuç doğuracağı, başka bir deyişle, mülkiyetin nakline yol açacağı açıktır. Mülkiyetin nakline ilişkin Türk Medeni Kanunu′nun 706, Türk Borçlar Kanunu′nun 237 ve Tapu Kanunu′nun 26 ncı maddeleri dikkate alındığında, Fethiye 5. Noterliğinin 13.10.2020 tarihli sözleşmenin yasal olduğunu ve hukuki sonuç doğuracağını söyleyebilme olanağı yoktur. Bu nedenle temlik alan ... Yiğit'in davada yasal açıdan sıfatının varlığı kabul edilemez.
4. Hal böyle olunca; tapu sicilinde tasarruf yetkisi bulunmayan davacıların yaptığı temlik sözleşmesi ile mülkiyet veya aynî hakkını temlik alana kazandırdığının kabul edilemeyeceğinin gözetilmesi gerekirken temlik alan ... Yiğit'in davacı taraf yerine geçtiği kabul edilmek suretiyle yargılama yapılıp yazılı şekilde karar verilmesi isabetsiz olup bozmayı gerektirmektedir.
VI. KARAR
Açıklanan sebeplerle;
1. Davalılar vekillerinin temyiz itirazlarının değinilen yönden kabulü ile temyiz olunan İlk Derece Mahkemesi kararına karşı istinaf başvurusunun esastan reddine ilişkin Bölge Adliye Mahkemesi kararının ORTADAN KALDIRILMASINA,
2.İlk Derece Mahkemesi kararının BOZULMASINA,
Bozma nedenine göre sair hususların incelenmesine şimdilik yer olmadığına,
Peşin alınan temyiz karar harcının istek hâlinde temyiz eden davalılara iadesine,
Dosyanın İlk Derece Mahkemesine, kararın bir örneğinin Bölge Adliye Mahkemesine gönderilmesine,
08.11.2023 tarihinde oy çokluğuyla karar verildi.
- KARŞI OY -
Dava, tapu iptali ve tescil davasıdır. Yargılama devam ederken davacı taraf 6100 sayılı Hukuk Muhakemeleri Kanunu'nun 125 inci maddesinin 2 numaralı fıkrası uyarınca dava konusu hakkını devretmiş, dava devralan tarafından sürdürülmüştür. Yargılama sonunda İlk Derece Mahkemesince (İDM) davanın kabulüne karar verilmiş, Bölge Adliye Mahkemesince (BAM) de başvuru esastan reddedilmiştir.
Dairemzin Sayın Çoğunluğunca ise özetle; 6100 sayılı Kanun'un 125. maddesinin 2 numaralı fıkrasının taşınmaz mülkiyetine ilişkin müdabbihleri kapsamadığı, mülkiyet hakkından kaynaklanan ve tapu iptal ve tescile yönelik sonuç doğuracak temliklerin mülkiyetin nakline yol açacağı, bunun ise kanunlarda gayrimenkulun devrini şekil şartına bağlayan kurallara aykırılık teşkil edeceğini belirtmek suretiyle kararın bozulmasına karar verilmiştir.
Sayın Çoğunluk ile aramızdaki uyuşmazlık, davacı tarafın yargılama sırasında tapu iptal ve tescil talebine ilişkin dava konusunu devredip edemeyeceği noktasında toplanmaktadır.
6100 Sayılı Kanunun "dava konusunun devri" başlıklı 125. maddesinin 2 numaralı fıkrası şöyledir:
"(2) Davanın açılmasından sonra, dava konusu davacı tarafından devredilecek olursa, devralmış olan kişi, görülmekte olan davada davacı yerine geçer ve dava kaldığı yerden itibaren devam eder. (Ek cümle:22/7/2020-7251/11 md.) Bu takdirde dava davacı aleyhine sonuçlanırsa, dava konusunu devreden ve devralan yargılama giderlerinden müteselsilen sorumlu olur."
Anılan fıkra metinden açıkça anlaşılacağı üzere kanun koyucu davanın açılmasında sonra dava konusunun devredilmesine izin vermiş ve devralanın davacının yerine geçerek davanın kaldığı yerden devam edeceğine hükmetmiştir. Kanun koyucu bu düzenlemeyi yaparken dava konusunun taşınmaz olması durumunda anılan devrin yapılamayacağına ilişkin bir kayıt veya sınırlamaya da yer vermemiştir.
Buna göre davacı tarafın tapu iptali ve tescil talep etme hakkını devralana devretmesinin önünde yasal bir engel bulunmamakta olup gerek İDM gerekse de BAM tarafından 6100 sayılı Kanun'un anılan hükmüne dayanılarak dava konusunun devrinin geçerli olduğunu kabul etmesinde hukuka aykırı bir durumun bulunmadığı açıktır.
Her ne kadar Sayın Çoğunlukça söz konusu noter sözleşmesi ile dava konusunun devredilmesine geçerlilik tanınmasının gayrimenkullerin satışını ancak tapu memuru önünde yapılacak resmi satış ile gerçekleşebileceği yönündeki şekli koşulu bertaraf edeceği ve tapu sicilinin bypass edilerek mülkiyet devrine neden olacağını değerlendirmiş ise de bu görüşe katılmak mümkün görünmemektedir. Zira davacı tarafın noter huzurunda dava konusunu devretmesi ile mülkiyet devralana geçmemekte sadece mülkiyetin devir borcu doğmaktadır. Devralan devraldığı hakkın hukukça korunması gereken bir menfaat bulunduğunu kanıtladıktan sonra mülkiyetin nakli mahkeme kararıyla gerçekleşmektedir. Dolayısıyla dava konusunun devredilmisiyle mülkiyet naklinin gerçekleştiğinden veya tapu sicilinin bypass edilerek tapu sicilinin tutulmasından kaynaklanan herhangi bir kamusal yararın ihlal edildiğinden söz edilemez. Aksi kabul kanun koyucunun 6100 sayılı Kanunun 125. maddesinin 2 numaralı fıkrasıyla ortaya koyduğu açık iradeyle çelişecektir.
8. Öte yandan yukarıdaki değerlendirmemizin 6098 sayılı Türk Borçlar Kanunu'nun 183. maddesinde bir hakkın alacağın devri yoluyla devredilebilmesi için işin niteliğinin buna engel olmaması gerektiği hükmüyle bağdaşmayan bir tarafı da bulunmamaktadır. Bir başka ifadeyle gayrimenkullerin devrinin işin niteliği gereği ancak resmi memur önünde gerçekleşebileceğinden bahisle de davacı tarafın dava konusunu devralana devredemeyeceği ileri sürülemez. Zira somut olayda, mülkiyet noterde yapılan devir sözleşmesiyle devredilmemekte, mülkiyet hakkından kaynaklanan dava hakkının üçüncü kişiye devredilmesi söz konusu olmaktadır. Yargılamada dava konusunu devreden kişinin hukuken korunması gereken bir mülkiyet hakkının bulunup bulunmadığı, bulunduğu tespit edildikten sonra ise bunun usulüne uygun olarak devralana devredilip devredilmediği, mahkemece denetlenmekte ve koşulları oluşmuş ise tıpkı diğer tapu iptali ve tescil davalarında olduğu gibi mahkeme kararıyla tesis edilmektedir. Dolayısıyla 6098 sayılı Kanun'un anılan hükmü bakımından da devre engel bir durumun bulunmadığı açıktır.
9. Açıklanan nedenlerle, dava konusunun devredilmesinde hukuka aykırı bir durum bulunmadığından işin esasıyla ilgili bir değerlendirme yapılarak temyiz incelemesinin sonuçlandırılması gerekirken yukarıda belirtilen gerekçelerle bozma yapılması yönündeki Sayın Çoğunluğun görüşüne iştirak edilememiştir.
1. Hukuk Dairesi, 2022/6346 E., 2023/440 K.
yüksek eşleşmeKarar metninde maddeye atıf varAsliye Hukuk Mahkemesi
tam metni aç
Hal böyle olunca, Mahkemece HMK'nın 125. maddesi uyarınca bahse konu alacağın devri sözleşmesi ile dava konusunun devrinin mümkün olup olmadığının, bunun sonucu olarak da alacağı temlik alan ...’in davacı yerine geçip geçmediğinin usulünce tespitinden sonra bir karar verilmesi gerekirken
1. Hukuk Dairesi 2022/6346 E. , 2023/440 K.
"İçtihat Metni"
MAHKEMESİ :Asliye Hukuk Mahkemesi
KARAR : Davanın kabulü
Taraflar arasında İlk Derece Mahkemesinde görülen ve istinaf incelemesinden geçen tapu iptali ve tescil - bedel davasında verilen karar hakkında yapılan temyiz incelemesi sonucunda, Dairemizce İlk Derece Mahkemesi kararının bozulmasına karar verilmiştir.
İlk Derece Mahkemesince bozmaya uyularak yeniden yapılan yargılama sonucunda; davanın kabulüne karar verilmiş; ek karar ile, feri müdahil ...'in temyiz talebi reddedilmiştir.
İlk Derece Mahkemesi kararı davacı ... vekili, davalı ... vekili ile feri müdahil ... vekili tarafından süresinde duruşma istekli; 15.06.2022 tarihli ek karar feri müdahil ... vekili tarafından temyiz edilmekle; duruşma günü olarak saptanan 24.01.2023 Salı günü için yapılan tebligat üzerine temyiz eden asil fer'i müdahil Saadettin ... ile temyiz edilen davalı ... vekili Avukat ... geldiler. Davetiye tebliğine rağmen diğer temyiz eden dahili davalı ... vekili ve diğerleri gelmedi. Yokluklarında duruşmaya başlandı, gelen vekilin ve asilin sözlü açıklamaları dinlendi, duruşmanın bittiği bildirildi, iş karara bırakıldı. Süresinde verildiği ve kayıt olunduğu anlaşılan temyiz dilekçelerinin kabulüne karar verildi. Dosya incelenerek gereği görüşülüp düşünüldü:
I. DAVA
Davacı ..., ekonomik sıkıntılar nedeniyle 2258 ada 1 parsel sayılı taşınmazdaki 16 numaralı bağımsız bölümü ile 1048 ada 1 parsel sayılı taşınmazdaki 5 numaralı bağımsız bölümünü satması için damadı olan davalı ...’u vekil tayin ettiğini, ancak ...’un vekalet görevini kötüye kullarak taşınmazları akrabası olan davalı ...’a temlik ettiğini ileri sürerek, tapu kayıtlarının iptali ile adına tesciline, olmadığı takdirde bedelin müteselsilen davalılardan tahsiline karar verilmesini istemiş, aşamada taşınmazların el değiştirmesi nedeniyle yeni maliklerin davaya dahil edilmesini ve bedel talepleri de olduğu için mevcut davalıların davalı sıfatlarının devam etmesini talep etmiş, 22.03.2017 tarihinde de dava konusu 241.750,00 TL alacağını fer'i müdahil ...’e temlik etmiştir.
II. CEVAP
1. Davalı ..., davalı ...’un kuzeni olduğunu, dava konusu taşınmazları ...’un borçları nedeniyle üzerine alamadığını ve geçici olarak kendisine temlik edilmesini istediğini, taşınmazların alımı için bedel ödemediğini, davanın haklı olduğunu belirterek davanın kendisi yönünden reddini savunmuştur.
2. Davalı ..., taşınmazı aldığında üzerinde tedbir bulunmadığını, bedelini ödeyerek taşınmazı satın aldığını, iyiniyetli olduğunu belirterek, davanın reddini savunmuştur.
3. Diğer davalılar, davanın reddini savunmuştur.
4. Fer'i müdahil ..., daha önce batırılan şirketinin teminatı olan davaya konu 16 ve 5 numaralı bağımsız bölümlerin davalı ...'un bir takım eylemleri sonucu gerçeğe aykırı olarak satıldığını, davalıların iyiniyetli olmadıklarını, bu eylemleri nedeniyle davalılar hakkında suç duyurusunda bulunduğunu ileri sürerek, davaya müdahale isteğinde bulunmuş; Mahkemece, ...'in davacı yanında feri müdahil olarak davaya kabulüne karar verilmiştir.
III. İLK DERECE MAHKEMESİ KARARI
İlk Derece Mahkemesinin 18.09.2018 tarihli ve 2016/516 Esas, 2018/605 Karar sayılı kararıyla; davacının tapu iptali ve tescili talebinin 16 numaralı bağımsız bölüm yönünden kabulüne, 5 numaralı bağımsız bölüm yönünden reddine, 5 numaralı bağımsız bölümün satış ve dava tarihi itibariyle rayiç değeri olan 400.000,00 TL'nin satış tarihinden itibaren işleyecek yasal faizi ile birlikte davalılar ... ve ...'dan alınarak davacıya verilmesine karar verilmiştir.
IV. İSTİNAF
A. İstinaf Yoluna Başvuranlar
İlk Derece Mahkemesinin yukarıda belirtilen kararına karşı süresi içinde davacı vekili ile davalı ... istinaf başvurusunda bulunmuştur.
B. Gerekçe ve Sonuç
Adana Bölge Adliye Mahkemesi 1. Hukuk Dairesinin 21.03.2019 tarihli ve 2019/302 Esas, 2019/299 Karar sayılı kararıyla; İlk Derece Mahkemesi kararının usul ve yasaya uygun olduğu gerekçesiyle 6100 sayılı Hukuk Muhakemeleri Kanunu'nun (HMK) 353/1.b.1. maddesi gereğince tarafların istinaf başvurularının esastan reddine karar verilmiştir.
V. BOZMA VE BOZMADAN SONRAKİ YARGILAMA SÜRECİ
A. Bozma Kararı
1. Bölge Adliye Mahkemesinin yukarıda belirtilen kararına karşı süresi içinde davacı vekili ve davalı ... temyiz isteminde bulunmuştur.
2. Dairemizin 01.04.2021 tarihli ve 2019/4232 Esas, 2021/1967 Karar sayılı kararıyla; "Türk Medeni Kanunu'nun (TMK) 706., Türk Borçlar Kanunu'nun (TBK) 237. (Borçlar Kanunu'nun (BK) 213.) ve Tapu Kanunu'nun 26. maddeleri gereğince taşınmazların intikallerinin resmi senet ile yapılacağı düzenlenmiş olmakla, taşınmazın aynına ilişkin davanın da adi nitelikteki alacağın temliki sözleşmesi ile devri mümkün değildir. Somut olayda, temlik alan ...’in dayandığı alacağın temliki sözleşmesi de 241.750,00 TL alacağın devrine ilişkindir. Hal böyle olunca, Mahkemece HMK'nın 125. maddesi uyarınca bahse konu alacağın devri sözleşmesi ile dava konusunun devrinin mümkün olup olmadığının, bunun sonucu olarak da alacağı temlik alan ...’in davacı yerine geçip geçmediğinin usulünce tespitinden sonra bir karar verilmesi gerekirken yanılgılı değerlendirme ile değinilen hususlar göz ardı edilerek yazılı şekilde karar verilmesi doğru değildir." gerekçesiyle Bölge Adliye Mahkemesi kararının ortadan kaldırılmasına, İlk Derece Mahkemesi kararının bozulmasına karar verilmiştir.
B. İlk Derece Mahkemesince Bozmaya Uyularak Verilen Karar
İlk Derece Mahkemesinin yukarıda tarih ve sayısı belirtilen kararı ile; HMK'nın 125. maddesi uyarınca, davacı ... ile feri müdahil ... arasında düzenlenen alacağın devri sözleşmesi ile dava konusunun devrinin mümkün olmadığı gerekçesiyle ...'in alacağı temlik alarak davada davacı olarak davaya devam ettiğine ilişkin usuli işlemlerden rücu edilmesine, adı geçenin davadaki taraf sıfatının ilk dahil olduğu şekliyle feri müdahil olarak düzeltilmesine dair ara karar kurulmuş, yapılan yargılama neticesinde, vekil olan davalı ... tarafından vekalet görevinin kötüye kullanıldığı, davalı ...'un ise taşınmazın gerçek satışının yapılmadığını bilerek tapuda kendi adına devir işlemini kabul ettiği, yargılama sırasında 16 numaralı bağımsız bölümü tapu kaydında "davalıdır" şerhi bulunmasına rağmen davalı ...'tan satın alan diğer davalı ...'ın iyi niyetinden bahsedilemeyeceği, öte yandan yine yargılama sırasında üzerinde "davalıdır" şerhi bulunmayan 5 numaralı bağımsız bölümü davalı ...'tan satın alan diğer davalı ...'in ediniminin kötü niyetli olduğuna dair delilin bulunmadığı gerekçeleriyle, 16 numaralı bağımsız bölüm yönünden tapu kaydının iptaliyle davacı ... adına tesciline; 5 numaralı bağımsız bölüm yönünden tapu iptali ve tescil isteğinin reddine, taşınmazın satış ve dava tarihi itibariyle rayiç değeri olan 400.000,00 TL'nin satış tarihinden itibaren işleyecek yasal faizi ile birlikte davalılar ... ve ...'tan alınarak davacı ...'ya verilmesine karar verilmiş; 15.6.2022 tarihli ek karar ile, kararı temyiz etmeye elverişli taraf sıfatına sahip olmadığı gerekçesiyle fer'i müdahil ...'in temyiz talebinin reddine karar verilmiştir.
VI. TEMYİZ
A. Temyiz Yoluna Başvuranlar
İlk Derece Mahkemesinin yukarıda belirtilen kararı süresi içinde davacı ... vekili, davalı ... vekili ile fer'i müdahil ... vekili tarafından süresinde duruşma istekli; 15.6.2022 tarihli ek karar fer'i müdahil ... vekili tarafından temyiz edilmiştir.
B. Temyiz Sebepleri
1. Davacı ... vekili, dava dilekçesindeki iddialarını yinelemiş, Mahkemece, davacı ... ve fer'i müdahil ... arasında yapılan 22.03.2017 tarihli sözleşmeye itibar edilmesi ve taraf sıfatının yeniden değerlendirerek davanın güncel tarafının ... olduğunun tespit edilmesi gerektiğini, kayıt maliki olan davalılara satışı yapan ...'un 14.09.2017 havale tarihli dilekçesinde de yer verdiği gibi, yapılan satışların hepsinin muvazzalı ve gerçeği yansıtmayan satışlar olduğunu, 5 numaralı bağımsız bölümün satış bedeli 106.000,00 TL iken keşfen saptanan değerin 400.000,00 TL olduğunu, taşınmazın, Mahkemece verilen tedbir kararının gününde alelacele satışının yapıldığını, tanık beyanlarına göre de davalı ...'in ne satıştan önce ne de satıştan sonra, yaklaşık yarım milyon TL değerindeki taşınmazı görmeye dahi gitmediğini, davalılar ... ve ... hakkında müştereken organize işlemler yaptıklarına dair şüpheler içeren Mersin Cumhuriyet Başsavcılığınca haklarında açılmış soruşturmalar bulunduğunu, davalılar ..., ... ve ...'in hem iş ortaklıklarının hem de arkadaşlıklarının olduğunu, Mahkemece, davalılar ..., ... ve ... yönünden verilen kararın isabetli olduğunu ancak davaya konu 5 numaralı bağımsız bölüm yönünden davalı ... hakkındaki davanın kabulü ile iptal - tescile karar verilmesi gerekirken tazminata hükmedilmesinin doğru olmadığını ileri sürerek kararın değinilen yönlerden bozulmasını istemiştir.
2. Davalı ... vekili, İlk Derece Mahkemesince taşınmaza konulan "davalıdır" şerhinin yasaya, usule aykırı konuduğunu, bu şerh sebebiyle davalı ...'ın kötüniyetli kabul edilmesinin doğru olmadığını, taşınmazı satın alırken iyiniyetli hareket ettiğini, satışı yapan davalı ... ve feri müdahil ...'in durumu davalı ...'a basit ve halledilecek aile içi mesele gibi lanse ettiklerini, satışı yapan taraflar ve emlakçının bu meseleyi çözeceklerine dair güvence verdiklerini, taşınmaz için yapılan ödemenin 30.000,00 TL'lik kısmının banka aracılığı ile havale edildiğine dair dekontu istinaf dilekçesi ekinde sunulduğunu, taşınmaz bedelinin ödendiğinin resmi satış senedi ile de sabit olduğunu ileri sürerek, kararın bozulmasını istemiştir.
3. Fer'i Müdahil ... vekili, asıl karara yönelik temyizinde, Noter huzurunda düzenlenen temlik (alacağın devri) sözleşmesi gereği ...'in davacı taraf olarak davada yer alıp taraf teşkilinin sağlanması ve yargılamanın buna göre sonuçlandırılması gerekirken Mahkemece buna ilişkin usulü işlemlerden rücu edilmesinin doğru olmadığını, verilen ara karar ile ...'in hak kaybına uğradığını ileri sürmüş, ayrıca ... halen feri müdahil olarak göründüğünden, yanında yer aldığı davacı ...'nun tüm temyiz itirazlarına da aynen iştirak ettiklerini belirtip kararın bozulmasını istemiş; ek karara yönelik temyizinde ise, yanında davaya katıldığı Davacı ...'nun da kararı temyiz ettiğini bu nedenle asıl karara yönelik temyiz taleplerinin değerlendirilmesi gerektiğini ileri sürerek Mahkemenin temyiz başvurusunun reddine dair 15.06.2022 tarihli kararının bozulmasına karar verilmesini istemiştir.
C. Gerekçe
1. Uyuşmazlık ve Hukuki Nitelendirme
Dava, vekalet görevinin kötüye kullanılması hukuki nedenine dayalı tapu iptali ve tescili, olmadığı takdirde bedel isteğine ilişkindir.
2. İlgili Hukuk
1. 6098 sayılı Türk Borçlar Kanunu'nda (TBK) sadakat ve özen borcu, vekilin vekil edene karşı en önde gelen borcu kabul edilmiş ve 506. maddesinde; "Vekil, vekâlet borcunu bizzat ifa etmekle yükümlüdür. Ancak vekile yetki verildiği veya durumun zorunlu ya da teamülün mümkün kıldığı hâllerde vekil, işi başkasına yaptırabilir. Vekil üstlendiği iş ve hizmetleri, vekâlet verenin haklı menfaatlerini gözeterek, sadakat ve özenle yürütmekle yükümlüdür. Vekilin özen borcundan ... sorumluluğunun belirlenmesinde, benzer alanda iş ve hizmetleri üstlenen basiretli bir vekilin göstermesi gereken davranış esas alınır." hükmüne yer verilmiştir. Bu itibarla vekil, vekil edenin yararına ve iradesine uygun hareket etme, onu zararlandırıcı davranışlardan kaçınma yükümlülüğü altındadır.
2. 4721 sayılı Türk Medeni Kanunu'nun (TMK) 1023. maddesinde; “Tapu kütüğündeki tescile iyiniyetle dayanarak mülkiyet veya bir başka aynî hak kazanan üçüncü kişinin bu kazanımı korunur.", 1024/1. maddesinde; “Bir ayni hak yolsuz olarak tescil edilmiş ise, bunu bilen veya bilmesi gereken üçüncü kişi bu tescile dayanamaz.” 1024/2. maddesinde; “Bağlayıcı olmayan bir hukukî işleme dayanan veya hukukî sebepten yoksun bulunan tescil yolsuzdur.” 1024/3. maddesinde; “Böyle bir tescil yüzünden ayni ... zedelenen kimse, tescilin yolsuz olduğunu iyiniyetli olmayan üçüncü kişilere karşı doğrudan doğruya ileri sürebilir.” düzenlemelerine yer verilmiştir.
3. 6100 sayılı Hukuk Muhakemeleri Kanunu’nun (HMK)125. maddesinde; “(1) Davanın açılmasından sonra, davalı taraf, dava konusunu üçüncü bir kişiye devrederse, davacı aşağıdaki yetkilerden birini kullanabilir:
a) İsterse, devreden tarafla olan davasından vazgeçerek, dava konusunu devralmış olan kişiye karşı davaya devam eder. Bu takdirde dava davacı lehine sonuçlanırsa, dava konusunu devreden ve devralan yargılama giderlerinden müteselsilen sorumlu olur.
b) İsterse, davasını devreden taraf hakkında tazminat davasına dönüştürür.
(2) Davanın açılmasından sonra, dava konusu davacı tarafından devredilecek olursa, devralmış olan kişi, görülmekte olan davada davacı yerine geçer ve dava kaldığı yerden itibaren devam eder. Bu takdirde dava davacı aleyhine sonuçlanırsa, dava konusunu devreden ve devralan yargılama giderlerinden müteselsilen sorumlu olur” hükmüne yer verilmiştir.
Kendiliğinden (re'sen) gözetilmesi zorunlu bulunan bu usul kuralına göre, mahkemece davacı tarafa seçimlik ... hatırlatılarak davayı ne şekilde sürdüreceği sorulmalı ve sonucuna göre işlem yapılmalıdır.
4. TBK'nın 183. maddesinde; “Kanun, sözleşme veya işin niteliği engel olmadıkça alacaklı, borçlunun rızasını aramaksızın alacağını üçüncü bir kişiye devredebilir.
Borçlu, devir yasağı içermeyen yazılı bir borç tanımasına güvenerek alacağı devralmış olan üçüncü kişiye karşı, alacağın devredilemeyeceğinin kararlaştırılmış bulunduğu savunmasını ileri süremez” şeklindeki düzenleme ile alacağın iradî devrinin mümkün olduğu durumlar hüküm altına alınmıştır.
5. Taşınmazların devrine ilişkin kurallar kanun hükümleri ile belirlenerek, tapu müdürü veya tapu görevlileri tarafından tanzim edilecek şekil koşullarına bağlandığından, tapu iptali ve tescil istemiyle açılan davalar sırasında, davacının, hukuk yargılamasında uygulanacak hükümlerin düzenlendiği HMK’nın 125/2. maddesine dayanarak, dava konusu taşınmazdaki mülkiyet ya da aynî hakkını alacağın devri yoluyla üçüncü bir kişiye devretmesi olanağı bulunmamaktadır. TBK’nın 183. maddesine göre bir hakkın alacağın devri yoluyla üçüncü bir kişiye temliki için, işin niteliğinin buna engel olmaması gerekir. Bu tür davalarda, alacağın temliki yoluyla devri mümkün olan bir hak bulunmamaktadır. Herkese karşı ileri sürülebilen mutlak hak niteliğindeki aynî hakların bu şekilde devri mümkün olmadığından, temlik alanın mülkiyet ... sahibi davacının yerine geçerek taraf sıfatını kazandığından da söz edilemez. Aksi takdirde, davacı tapu kaydını henüz kendi adına geçirmeden, dava sırasında varlığını ileri sürdüğü mülkiyet hakkını alacağın temliki yoluyla temlik alana geçirmiş olacaktır. Ayrıca, maddi hukuka ilişkin kanun hükümleri kapsamında hakkın devri için resmî şekil koşulunun geçerlilik koşulu olarak öngörüldüğü bir konu hakkında, HMK’nın 125/2. maddesi ile bir istisna getirildiğini söylemek de isabetli olmayacaktır. Maddi hukuk kuralları kişilerin sahip oldukları hak, yetki, ödev ve borçları düzenlerken, usul kuralları; mahkemeler önündeki bir davanın çözüm yöntemi ve işleyişiyle ilgili şekli kuralları düzenlemekte, davaların belirlenen bu şekil, süre ve usullere uygun olarak çözümlenmesini hedeflemektedir. Bu nedenle maddi hukukun hüküm ve sonuç bağlamadığı olgulara, usul hukuku anlamında geçerlilik tanınarak aynî hakkın devredildiği kabul edilemez. Esasen dava konusunun devri, maddi hukuk düzeyinde ortaya çıkan değişikliklerin usul hukuku düzeyinde nasıl değerlendirilmesi gerektiğini belirleyen bir kurumdur. (Yargıtay Hukuk Genel Kurulu, 22.11.2022 tarihli ve 2022/1-851 Esas, 2022/1557 Karar sayılı kararı).
6. Fer’i müdahalede üçüncü kişi, hukuki yararı olduğu gerekçesiyle görülmekte olan davaya ancak taraflardan birinin yanında ve onun yardımcısı olarak katılır. Müdahale talebinin kabulü halinde fer’i müdahil, lehine katıldığı tarafla birlikte hareket ederek davayı ancak bulunduğu noktadan itibaren takip eder. Hüküm, lehine müdahale edilen taraf hakkında verilir. Müdahil hakkında karar verilemez. Müdahil hükmü ancak, lehine katıldığı tarafla birlikte temyiz edilebilir. Lehine müdahale edilen taraf temyiz yoluna başvurmazsa, HMK’nın 68. maddesi uyarınca, yanında katıldığı tarafla birlikte hareket etmek zorunda olan fer’i müdahil, yalnız başına kararı temyiz edemez. Müdahile husumet tevcih edilmediği gibi müdahil aleyhine bir karar da verilmemiş bulunan hallerde müdahilin tek başına temyiz isteğinde bulunmaya ... yoktur.
3. Değerlendirme
1. Dosya içeriği ve toplanan delillerden; davacı ...'nun Balıkesir 3. Noterliği'nin 14.06.2016 tarihli vekaletnamesi ile dava konusu 16 ve 5 numaralı bağımsız bölümlerin satışı yetkisini içerir şekilde davalı ...'u vekil tayin ettiği, ...’un da anılan vekaletname uyarınca taşınmazları 12.07.2016 tarihinde farklı yevmiye numaralı satış işlemleriyle davalı ...’a temlik ettiği, 16 numaralı bağımsız bölüme 16.08.2016 tarihinde davalıdır şerhi konulduğu, davalı ...’un 16 numaralı bağımsız bölümü vekil kıldığı davalı ... aracılığı ile yargılama sırasında (07.03.2017 tarihinde) dahili davalı ...’a üzerindeki şerhle birlikte devrettiği, davalı ...’un 5 numaralı bağımsız bölümü ise yine vekili olan davalı ... aracılığıyla yargılama sırasında (01.08.2016 tarihinde) dahili davalı ...'e temlik ettiği, ...'in de 30.10.2020 tarihinde dava dışı ... ... ...'a devrettiği, ...’in eldeki davaya müdahil olarak katılmayı talep ettiği, 17.11.2016 tarihli celsede ...'in davacı ... yanında feri müdahil olarak davaya kabulüne karar verildiği, davacı ...'nun Beyoğlu 3. Noterliğinin 22.03.2017 tarihli ve 9268 yevmiye numaralı alacağın devri senedi ile eldeki davadaki 241.750,00 TL alacağını feri müdahil ...'e temlik ettiği anlaşılmaktadır.
2. Feri' müdahil ... vekilinin ek karara yönelik temyiz itirazlarının incelenmesinde;
Yalnız lehine davaya katıldığı tarafla birlikte hareket edebilen feri müdahilin tek başına temyiz yetkisi bulunmamaktadır. Ne var ki, hükmün davacı vekili tarafından da temyiz edildiği görülmekle, davacı yanında davaya katılan fer'i müdahil ...'in de hükmü temyiz etme hakkının olduğu tartışmasızdır. İlk Derece Mahkemesince, temyiz hakkının olmadığı gerekçesiyle feri müdahil ...'in temyiz talebinin reddine ilişkin verilen 15.6.2022 tarihli ek karar hatalıdır. Bu nedenle anılan ek kararın kaldırılmasına karar vermek gerekmektedir.
3. Davalı ... vekili ile feri müdahil ... vekilinin 16 numaralı bağımsız bölüme yönelik temyiz itirazlarının incelenmesinde;
Temyiz olunan nihai kararların bozulması 6100 sayılı Kanun'un 371. maddesinde yer alan sebeplerden birinin varlığı hâlinde mümkündür.
Temyizen incelenen İlk Derece Mahkemesi kararının önceki bozma ilamına uygun olduğu, kararda ve kararın gerekçesinde hukuk kurallarının somut olaya uygulanmasında bir isabetsizlik bulunmadığı, bozmaya uyulmakla karşı taraf yararına kazanılmış hak durumunu oluşturan yönlerin ise yeniden incelenmesine hukukça imkân bulunmadığı, tapu sicilinde tasarruf yetkisi bulunmayan davacının yaptığı sözleşme ile mülkiyet veya aynî hakkını temlik alana kazandırdığı kabul edilemeyeceğinden, mülkiyetin devri sonucunu doğuracak tapu iptali ve tescil istemi bakımından temlik alan feri müdahil ...'in davacının yerine geçmiş sayılmayacağı anlaşılmakla; temyiz dilekçesinde ileri sürülen nedenler dava konusu 16 numaralı bağımsız bölüm yönünden verilen kararın bozulmasını gerektirecek nitelikte görülmemiştir.
4. Davacı ... vekilinin 5 numaralı bağımsız bölüme yönelik temyiz itirazlarının incelenmesinde;
Davacı ... adına vekaleten hareket eden davalı ...'un vekalet görevini kötüye kullandığı, ilk el davalı ...'un vekil ... ile el ve iş birliği içerisinde hareket ettiği, Mahkemece, teminat yatırılması halinde taşınmaza tedbir şerhinin konulmasına karar verildiği gün davalı ... tarafından vekil kıldığı diğer davalı ... aracılığıyla taşınmazın dahili davalı ...'e devredildiği, temliklerin çok kısa aralıklarla yapıldığı, davalı ...'in ödeme savunmasını kanıtlayamadığı gibi edindiği taşınmazı kullanmak için herhangi bir girişimde de bulunmadığı, tanık beyanlarına göre, mesken niteliğinde olan taşınmazda halen feri müdahil ...'in ailesinin oturmakta olduğu anlaşıldığından dahili davalı ...'in ediniminin iyiniyetli olmadığı, böylelikle TMK'nın 1023. maddesinin koruyuculuğundan yararlanamayacağı sonucuna varılmaktadır.
Hal böyle olunca, taşınmazın yargılama sırasında dahili davalı ... tarafından dava dışı ... ...'ya temlik edildiği gözetilerek, öncelikle HMK'nın 125/1. maddesi uyarınca gerekli usuli işlemlerin yerine getirilmesi, ondan sonra işin esası hakkında karar verilebilmesi için hüküm bozulmalıdır.
VII. KARAR
Açıklanan sebeplerle;
1. Feri müdahil ... vekilinin ek karara yönelik yerinde görülen temyiz isteğinin kabulüyle, Mersin 1. Asliye Hukuk Mahkemesinin 15.06.2022 tarihli ve 2021/226 Esas, 2022/73 Karar sayılı ek kararının ORTADAN KALDIRILMASINA,
Ek karar yönünden peşin alınan temyiz karar harcının istek hâlinde feri müdahil ...'e iadesine,
2. Davalı ... vekili ile feri müdahil ... vekilinin karara yönelik yerinde görülmeyen tüm temyiz itirazlarının reddi ile dava konusu 16 numaralı bağımsız bölüm yönünden, usul ve kanuna ve bozma kararının gerekçelerine uygun olan hükmün ONANMASINA,
Aşağıda yazılı 9.012,44 TL bakiye onama harcının temyiz eden davalı ...'tan alınmasına,
Aşağıda yazılı 99,20 TL bakiye onama harcının temyiz eden feri müdahil ...'den alınmasına,
3. Davacı ... vekilinin 5 numaralı bağımsız bölüme yönelik yerinde görülen temyiz isteğinin kabulüyle hükmün BOZULMASINA,
Peşin alınan temyiz karar harcının istek hâlinde davacıya iadesine,
Davacı vekili duruşmaya katılmadığından lehine duruşma vekalet ücreti takdirine yer olmadığına,
Dosyanın kararı veren İlk Derece Mahkemesine gönderilmesine, kararın bir örneğinin Bölge Adliye Mahkemesine gönderilmesine,
24.01.2023 tarihinde kesin olmak üzere oy çokluğuyla karar verildi.
-MUHALEFET ŞERHİ-
Dava, tapu iptal ve tescil, olmazsa bedel isteğine ilişkindir.
Yargılama sırasında davacı, HMKnın 125/2.maddesi gereğince dava konusuna ilişkin alacak hakkını temlik etmiş, temlik alan tarafından yargılamaya devam olunmuş, yargılama sonunda İlk Derece Mahkemesince temlikin mümkün olmadığı gerekçesiyle temlik alanın davasının reddine karar verilmiştir.
Sayın çoğunluk ile aramızda oluşan ihtilaf; davacının yargılama sırasında tapu iptal ve tescil isteğinden kaynaklanan bedel isteğine ilişkin dava konusunu devredip edemeyeceğine ilişkindir. Dosya kapsamı ile sair hususlarda bir uyuşmazlık bulunmamaktadır.
Bilindiği üzere 6100 sayılı HMK’nın 125. maddesi dava konusunun devrini düzenlemiş, 2. fıkra ile de davacının dava konusunu devri hüküm altına alınmıştır. Bu maddenin başlığı “Dava konusunun devri” olup, 2. fıkra ile “Davanın açılmasından sonra, dava konusu davacı tarafından devredilecek olursa, devralmış olan kişi, görülmekte olan davada davacı yerine geçer ve dava kaldığı yerden itibaren devam eder. Bu takdirde dava davacı aleyhine sonuçlanırsa, dava konusunu devreden ve devralan yargılama giderlerinden müteselsilen sorumlu olur.” şeklinde düzenlenmiştir.
Dava konusunun ne olduğuna gelince; en basit tanımı ile, davacı tarafından davaya konu yapılarak mahkemeden hüküm altına alınması istenen hak veya alacaktır. Bu tariften de anlaşılacağı üzere dava konusu sadece alacak olarak sınırlandırılmamıştır. Eğer öyle olsaydı Yasa Koyucu HMK’nın 125. maddesini düzenlerken sadece alacağın temlikini düzenleyen Türk Borçlar Kanunu 183 v.d. maddelerini göz önüne alarak, sadece “dava konusu alacağın devrinden” bahseder,” dava konusu” ibaresini kullanmazdı.
Dava açıldıktan sonra da sınırlayıcı bir neden bulunmadığı takdirde dava konusu mal veya hakkın üçüncü kişilere devredilebilmesi tasarruf serbestisi kuralının bir gereği, hak sahibi veya malik olmanın da doğal bir sonucudur.
Dava konusunu başkasına devretmiş olan tarafın, davaya taraf sıfatıyla devam etmesine veya kendisine karşı davaya (eski hâli ile) devam edilmesine olanak yoktur. Bununla birlikte, dava sırasında dava konusu malın veya hakkın bir üçüncü kişiye devredilmesi, usuli bir taraf işlemi olarak, mevcut dava üzerinde ne şekilde etkileri olacağı usul hukukundaki “dava konusunun devri” ile çözüme kavuşturulması amaçlanmıştır. Medenî usul kanunlarında düzenlenmiş olan dava konusunun devri kurumu sayesinde, salt taraflardan birinin dava sırasında dava konusu malı veya ... bir üçüncü kişiye devretmesi hâlinde, davanın sıfat yokluğundan esastan reddedilmesinin önüne geçilmiştir (Börü, ...: Dava Konusunun Devri, Ankara Üniversitesi Sosyal Bilimler Enstitüsü, Özel Hukuk (Medeni Usul Ve İcra-İflâs Hukuku) Anabilim Dalı, Doktora Tezi, Ankara 2012, s. 32- 37). Bu durum, devre kadar elde edilmiş hukukî sonuçlar da korunarak yargılamanın ucuz, basit ve çabuk olması ilkelerini kapsayan 2709 sayılı Türkiye Cumhuriyeti Anayasası’nın (Anayasa) 141/4 ve HMK’nın 30. maddesinde yer verilen “usul ekonomisine” ilkesine de hizmet etmektedir.
Öte yandan dava konusunun devri kurumu, hukukî dinlenilme ... ile sıkı bir ilişki içindedir. Taraflara hukukî dinlenilme ... verilmesi anayasal bir haktır. Anayasa’nın 36. maddesine göre teminat altına alınan iddia ve savunma ... ile ... yargılanma ..., hukukî dinlenilme hakkını da içermektedir. Yine İnsan Hakları Avrupa Sözleşmesi’nin 6. maddesinde de hukukî dinlenilme ..., ... yargılanma ... içinde teminat altına alınmıştır. Bu hakka, tarafın hâkime meramını anlatma ... ya da iddia ve savunma ... da denilmektedir. Ancak, hukukî dinlenilme ..., bu ifadeleri de kapsayan daha geniş bir anlama sahiptir (Hukuk Genel Kurulunun 20.10.2020 tarihli ve 2017/4-1498 E., 2020/791 K. sayılı kararı).
Hukuk Muhakemeleri Kanunu’nun 27. maddesinde hukukî dinlenilme ... ayrıca düzenlenmiş olup; davanın tarafları, müdahiller ve yargılamanın diğer ilgilileri, kendi hakları ile bağlantılı olarak hukukî dinlenilme hakkına sahiptirler. Bu hak; yargılama ile ilgili olarak bilgi sahibi olunmasını, açıklama ve ispat hakkını, mahkemenin, açıklamaları dikkate alarak değerlendirmesini ve kararların somut ve açık olarak gerekçelendirilmesini içerir (HMK m. 27/2). Görüldüğü üzere, hukukî dinlenilme ... bilgilenme ..., açıklama ..., dikkate alınma ... unsurlarına sahip olup, dava konusunun devri kurumu, her üç unsurla da yakından ilişkilidir. Çünkü dava konusunun devri ile maddi ve usulî düzeyde değişiklikler gerçekleşeceğinden devralan (hukukî halefin), devredenin (selefin) ve karşı tarafın hukukî dinlenilme hakları ihlal edilmeden karar verilmelidir.
Gayrimenkulün devrinin nasıl yapılacağını düzenleyen Türk Medeni Kanunu’nun 706, Türk Borçlar Kanunu’nun 237 ve Tapu Kanunu’nun 26. Maddeler nazara alındığında, taşınmazların devrine ilişkin temliklerin tapu memuru huzurunda yapılması şart ise de, taşınmaz devir borcu doğuran sözleşmelerin noterde veya mahkeme huzurunda yapılması yeterlidir.
Kaldı ki somut olayda davacı, tapu iptal tescil olmazsa bedel isteğinde bulunmuştur. Yargılama sırasında noterde yapılan sözleşme ile temlik edilen alacağa ilişkin dava konusudur.
Davalı tarafından temlik sözleşmesine herhangi bir itiraz getirilmemiş olup temliklerin geçerli olduğu hususunda şüphe bulunmamaktadır.
Temlik, taşınmazın aynına ilişkin dahi olsa noterde yapılan sözleşmeyi kabul edip, mahkeme huzurunda yapılan sözleşmenin kabul edilmemesi mümkün değildir. Aksinin kabulü halinde noterlere mahkemeden daha fazla üstünlük tanınmış olacak, noterde yapılan gayrımenkul satış vaadi sözleşmelerine dayalı olarak açılan cebri tescil davalarının görülmesi de mümkün olmayacaktır. Diğer yandan davacıların dayandığı sözleşme mülkiyeti nakletmeyip, TMK’nun 706.m. gereğince mülkiyetin devir borcunu doğurmakta, mülkiyetin nakli mahkeme kararı ile gerçekleşmektedir.
Medeni usul hukuku öğretisinde bunun aksi yönde bir görüş tarafımca bulunamamıştır.
Sonuç itibariyle, HMK’nın 125. maddesi ile dava konusunun davacı tarafından da devri düzenlenip, bu hususta taraflar arasında düzenlenen dilekçe mahkemeye ibraz edilip, temlik hususunda devreden ve devralan arasında bir uyuşmazlık da bulunmadığına göre temlikname hususunda bir şüphe bulunmamaktadır. Tartışma konusu olan uyuşmazlığın taşınmazın aynına ilişkin olmayıp bedeline ilişkin bulunması nedeniyle sayın çoğunluğun para alacağına ilişkin bir dava konusunun HMKnın 125/2. maddesi gereği temlik edilemeyeceğine ilişkin görüşüne katılmak mümkün bulunmamıştır.
Hukuk Genel Kurulu, 2018/565 E., 2021/1464 K.
yüksek eşleşmeKarar metninde maddeye atıf varAsliye Hukuk Mahkemesi
tam metni aç
Dava konusunun devri dava tarihinde yürürlükte bulunan 6100 sayılı HMK'nın 125. maddesinde düzenlenmiştir.
Hukuk Genel Kurulu 2018/565 E. , 2021/1464 K.
"İçtihat Metni"
MAHKEMESİ :Asliye Hukuk Mahkemesi
1. Taraflar arasındaki “alacak” davasından dolayı yapılan yargılama sonunda, Ankara 15. Asliye Hukuk Mahkemesince verilen asıl davanın aktif husumet ehliyeti yokluğundan reddine, müdahale davasında da dilekçenin görevsizlik nedeniyle usulden reddine ilişkin karar temlik alan davacı ... vekilinin temyizi üzerine Yargıtay (Kapatılan) 15. Hukuk Dairesince yapılan inceleme sonunda bozulmuş, Mahkemece Özel Daire bozma kararına karşı direnilmiştir.
2. Direnme kararı temlik alan davacı ... vekili ve asli müdahil ... Elektrik Elektronik Proje Telekomünikasyon İnş. Taah. İth. İhr. San. ve Tic. Ltd. Şti. vekili tarafından temyiz edilmiştir.
3. Hukuk Genel Kurulunca dosyadaki belgeler incelendikten sonra gereği görüşüldü:
I. YARGILAMA SÜRECİ
Davacı İstemi:
4. Davacı temlik eden şirket vekili dava dilekçesinde; davalı ile imzalanan 29.08.2012 tarihli sözleşme gereğince müvekkilinin üstlendiği “Emek Hizmet Binası Çeşitli Blok Ve Katlarında Tadilat Ve Onarım” işinin devamı sırasında öngörülemeyen durumlar nedeniyle zorunlu iş artışı olduğunu, davalının müvekkiline sözleşme harici ilâve işler yaptırdığı hâlde bedelini ödemediğini, keşif artışı, projelerin teslimindeki gecikme, yeterli ödeneğin temin edilememesi ve idareden kaynaklanan nedenlerle işin bitim tarihinin ötelendiğini, buna rağmen davalının işin bitirilmesi için gerekli süre uzatımını vermediğini, hakedişlerden haksız olarak gecikme cezası kesintisi yapıldığını, işin zorunlu olarak idareden kaynaklanan nedenlerle ve mukayeseli keşif artışı sebebiyle 2013 yılına intikal etmesine rağmen malzeme ve işçilik fiyat farkı alacağının ödenmediğini ileri sürerek geçici kabul, haksız kesintiler ve süre uzatımı konusundaki muarazanın men’ine, verilmesi gereken süre uzatımlarının bilirkişilerce belirlenerek taahhüt süresine ilâvesi ile işin bitirilmesi gereken tarihin tespitine, geçici kabulün 31.03.2013 tarihi itibari ile hükmen yapılmasına, yedi ek numaralı ara hakedişten haksız olarak kesilen 139.956,75TL gecikme cezasının kesinti tarihinden ve aynı hakedişte kesin hesaba bırakıldığı belirtilerek yapıldığı hâlde dikkate alınmayan 294.879,62TL + 53.078,33TL KDV = 347.957,95TL toplam alacağın ise temerrüt tarihinden itibaren işleyecek avans faiziyle tahsiline, sözleşme dışı yaptırılan belirsiz alacağın ve idareden kaynaklanan nedenlerle işin uzayarak 2013 yılına sarkması nedeniyle 2013 yılında yapılan imalatların malzeme ve işçilik fiyat farklarının bilirkişiler tarafından belirlenmesine, davacının belirlenecek bu tutarları arttırmaya yönelik hakları saklı kalmak kaydıyla sözleşme dışı işler ile malzeme ve işçilik fiyat farkları için ayrı ayrı asgari dava değeri olarak gösterilen 10.000TL’den toplam 20.000TL’nin dava tarihinden itibaren işleyecek avans faizi ile birlikte davalıdan tahsiline karar verilmesini talep etmiştir.
5. Davacıdan alacağı temlik alan ... 05.03.2014 havale tarihli dilekçesinde; dava konusu alacağın tamamını 18.02.2014 tarihli temlikname ile TBK’nın 183. maddesi uyarınca davacıdan devir ve temlik aldığını belirterek dava sonucu ve dava esnasında yapılacak tüm ödemelerin temliknameye göre kendisine yapılmasını talep etmiştir.
6. Asli müdahil ... Elektrik Elektronik Proje Telekomünikasyon İnş. Taah. İth. İhr. San. ve Tic. Ltd. Şti. yetkilisi 17.10.2014 havale ve harç tarihli asli müdahale dilekçesinde; davacı ile anlaşarak sözleşme konusu hizmet binasının elektrik ve inşaat işini üstlenen şirketinin edimlerini tam ve eksiksiz ifa edip belediyeden iş bitirme belgesi aldığını, ancak davacının borcun tamamını ödemediğini ve hâlen davacıda 380.000TL alacağı kaldığını, borçlulardan mal ve para kaçırmak için alacağın muvazaalı olarak ...’e temlik edildiğini, 18.02.2014 tarihli temliknamenin geçersiz olduğunu belirterek fazlaya ilişkin hakları saklı kalmak kaydıyla şimdilik 10.000TL alacağın... İnş. Tur. Taah. Tic. ve San. Ltd. Şti. ile Çankaya Belediye Başkanlığından müştereken ve müteselsilen tahsiline karar verilmesini talep etmiştir.
Davalı Cevabı:
7. Davalı vekili cevap dilekçesinde; davanın çözümünde idari yargının görevli olduğunu, talep edilen alacağın zamanaşımına uğradığını, davacıya keşif artışı dışında ilave iş yaptırılmadığını, süre uzatımı verilmesine rağmen davacının işi zamanında bitirmediğini ve cezalı çalıştığını belirterek öncelikle davanın usulden, olmadığı takdirde esastan reddini savunmuş; 24.07.2014 havale tarihli dilekçesinde ise; 18.02.2014 tarihli temliknamenin davacı ile imzalanan sözleşmenin 11.5. maddesine aykırı olarak noterde düzenlenmediğini, müvekkili idarenin yazılı izin, kayıt ve şartlarını taşımadığını, temliknamede bazı miktarların belirli olmadığını, temlik şartlarını taşımayan ve geçersiz olan temliknamenin kabul edilemeyeceğini, temlikin kabulü hâlinde ise tüm ilk itiraz, cevap ve beyanlarını temlik alacaklısına karşı da ileri sürdüğünü belirterek davanın reddini savunmuştur.
Mahkeme Kararı:
8. Ankara 15. Asliye Hukuk Mahkemesinin 26.05.2015 tarihli ve 2014/182 E., 2015/227 K. sayılı kararı ile; taraflar arasında imzalanan sözleşmenin 11.5. maddesine göre davalı idarenin yazılı muvafakatı olmadan temlik yapılamayacağı, ayrıca temlikin noterde düzenlenmesinin de şekil şartı olduğu, idarenin yazılı izni ve noterde düzenlenmiş temlikname bulunmadığından temlikin geçerli olmadığı, davacı şirketin tasfiyeye girmesi nedeniyle tasfiye memuruna tebligat çıkarıldığı ve duruşmaya katılan tasfiye memurunun alacağın temlik edildiğini doğrulayarak şirket adına davayı takip etmediği; davanın devamı sırasında 17.10.2014 tarihinde müdahale dilekçesi verilerek ... Elektrik Elektronik Proje Telekomünikasyon İnş. Taah. İth. İhr. San. ve Tic. Ltd. Şti. tarafından temlik eden... İnş. Tur. Taah. Tic. ve San. Ltd. Şti.’ne alacak davası açıldığı, temlikin 05.03.2014 tarihinde mahkemeye bildirildiği, müdahalenin yapıldığı tarih dikkate alınarak asıl davacının temlik alan olması nedeniyle tacirler arasında görülmesi gereken müdahale davasında asliye ticaret mahkemesinin görevli olduğu ve görevsizlik kararı verilmesi gerektiği gerekçesiyle asıl davanın aktif husumet ehliyeti yokluğundan usulden reddine, müdahale davasında da dilekçenin görevsizlik nedeniyle usulden reddine, karar kesinleştiğinde ve süresi içinde talep hâlinde müdahale davasının ayrılarak Ankara Nöbetçi Asliye Ticaret Mahkemesine gönderilmek üzere tevzi bürosuna tevdiine karar verilmiştir.
Özel Daire Bozma Kararı:
9. Mahkemenin yukarıda belirtilen kararına karşı süresi içinde temlik alan davacı ... vekili temyiz isteminde bulunmuştur.
10. Yargıtay (Kapatılan) 15. Hukuk Dairesinin 23.06.2016 tarihli ve 2015/5589 E., 2016/3663 K. sayılı kararı ile;
“…Dava, davacı yüklenici şirket ile davalı iş sahibi ... arasında imzalanan eser sözleşmesinden kaynaklanan geçici kabul ve haksız kesintiler ile süre uzatımı konusunda yaratılan muarazanın men'i, süre uzatımı belirlenerek taahhüt süresine ilavesi gerektiğinin tespiti ve ilavesi, geçici kabulün 31.03.2013 tarihinde yapılması gerektiğinin tespiti ve bu tarih itibariyle hükmen yapılması, hakedişten haksız olarak kesilen gecikme cezasının istirdadı, sözleşme dışı imalât bedeli ile işin 2013 yılına sarkması nedeniyle malzeme ve işçilik fiyat farkı alacaklarının tahsili istemine ilişkindir.
Dava açıldıktan sonra 18.02.2014 tarihli temlikname ile, davayı açan yüklenici şirket dava konusu ettiği ve temlik tarihine kadar davalı iş sahibinden olan alacakları ile talep ve dava haklarını ...'e temlik etmiş, temlik alan ... 05.03.2014 havale tarihli dilekçesiyle temliknameyi mahkemeye ibraz ederek alacağın tahsilini talep etmiştir.
Davalı iş sahibi vekili, yargı yolu itirazında bulunmuş zamanaşımı, usul ve esas yönünden davanın reddini istemiş, sözleşmenin 11.5. maddesinde yüklenicinin her türlü hakediş ve alacaklarını idarenin yazılı izni olmaksızın başkalarına temlik edemeyeceği, temliknamelerin noter tarafından düzenlenmesi ve idarece istenilen kayıt ve şartları taşıması gerektiği şeklinde düzenleme mevcut olup, temlik geçerli olmadığından kabul etmediklerini savunmuştur.
Güven Elektrik... Ltd. Şti. harçlandırdığı 17.10.2014 tarihli dilekçe ile asli müdahele talebinde bulunmuştur.
Mahkemece temlik yasağı bulunduğu ve temlik edenin davayı takip iradesini bildirmediği anlaşıldığından, temlik alan davacı anlamında dava ehliyeti-aktif husumet ehliyeti yönünden usulden reddine, asıl dava anlamında verilen hüküm dikkate alınarak müdahele davasının asliye hukuk mahkemesinde devam etmesi gerekmediği anlaşıldığından, müdahele davası anlamında tarafların tacir olması da dikkate alınarak asliye ticaret mahkemesinin görevli olması sebebiyle dilekçenin usulden reddine dair verilen karar, temlik alan davacı vekilince temyiz edilmiştir.
Alacağın devri (temliki) 6098 sayılı Türk Borçlar Kanunu'nun 183 ve devamı maddelerinde düzenlenmiş olup 183. maddenin birinci fıkrasında kanun, sözleşme veya işin niteliği engel olmadıkça alacaklının borçlunun rızasını aramaksızın alacağını üçüncü bir kişiye devredebileceği kabul edilmiş, devam eden maddelerde devir sözleşmesinin geçerlilik şekli, yasal veya yargısal devir ve etkisi ile devrin hükümleri düzenlenmiştir. Bu düzenlemelere göre kural olarak sözleşmede temlik yasağı bulunması ya da borçlunun rızasına bağlanmış olup borçlunun rızasının bulunmaması halinde alacağın temliki borçluya karşı ileri sürülemez.
Dava konusunun devri ise alacağın temlikinden farklı olup, alacağın temlikinde davadan önce ve aşamalı ödeme kararlaştırılan hallerde sözleşmenin ifası aşamasında dahi yapılması mümkün olmakla birlikte, dava konusunun devri adından da anlaşılacağı gibi ancak davanın açılmasından sonra yapılabilir. Dava konusunun devri dava tarihinde yürürlükte bulunan 6100 sayılı HMK'nın 125. maddesinde düzenlenmiştir. Söz konusu maddenin 1. bent a ve b fıkralarında davanın açılmasından sonra davalı tarafın dava konusunu üçüncü bir kişiye devretmesi halinde davacının seçimlik hakları gösterilmiştir. Somut uyuşmazlıkta bu husus konumuzun dışındadır. Dava konusunun davacı tarafından devri 125. maddelerin 2. bendinde düzenlenmiş ve madde metninde aynen “davanın açılmasından sonra, dava konusu davacı tarafından devir edilecek olursa, devralmış olan kişi görülmekte olan davada davacı yerine geçer ve dava kaldığı yerden devam eder” denilmiştir.
Dava konusunun davacı tarafından üçüncü bir kişiye devredilmesi halini düzenleyen HMK'nın 125/2. maddesi hükmü, devralan üçüncü kişinin hukuk gereği (ipsojure) davacı sıfat ve buna bağlı olarak dava takip yetkisi kazanacağı ve davanın yeni davacı ile süreceği gerekçesiyle devralan kişinin kendiliğinden davacı yerine geçerek davaya kaldığı yerden devam olunacağı esasını getirmiştir. Bu hükme göre dava, davayı devralan üçüncü kişi ile davalı arasında devam edecektir. Bunun için davalının bu konuda karar vermesi veya devralan üçüncü kişinin davacı yerine geçmesi için onayı aranmaz. (Medeni Usul Hukuku, Yetkin Hukuk Yayınları 1. baskı Prof. Dr. Ramazan Arslan, Prof. Dr. Ejder Yılmaz, Prof. Dr. Sema Taşpınar Ayvaz sayfa 511 ve devamı). Dava konusu şey dava açıldıktan sonra davacı tarafından başka bir kişiye devredilirse, bu durumda devralmış olan kişi davacı yerine geçerek görülmekte olan davaya kaldığı yerden devam eder. Ancak bu halde davalı yeni davacıya karşı, kişisel savunma sebeplerini ileri sürebilir (Medeni Usul Hukuku Yetkin Yayınları 12. baskı Prof. Dr. Hakan Pekcanıtez, Prof. Dr. Oğuz Atalay, Prof. Dr. Muhammed Özeken sayfa 412. ve devamı).
Somut olayda dava 17.02.2014 tarihinde harcı ödenerek yüklenici Alp Demir İnş. Tur. Taah. Tic. ve San. Ltd. Şti. Tarafından açıldıktan sonra 18.02.2014 tarihinde düzenlenen temlikname ile davanın ilk olarak açıldığı Ankara 13. Asliye Ticaret Mahkemesi'nin 2014/59 Esas sayılı dosyasında davaya konusu yapılan alacaklar dava ve talep hakları ile birlikte 3. kişi ...'e devredilmiştir. Temlikname adi yazılı düzenlenmekle birlikte davacı şirketin tasfiye memuru temlikname içeriğini 26.05.2015 tarihli duruşmada imzalı beyanı ile kabul ettiğinden devir hukuken gerçekleşmiştir. Söz konusu belgenin başlığında temlikname yazılmış olmakla birlikte dava açıldıktan sonra yapıldığı ve içeriğinde davaya konu edilen hak ve alacakları talep ve dava haklarının da devredilmiş olduğu belirtildiğinden, dava konusunun devri belgesi niteliğindedir. Davacı yüklenici şirket tarafından dava açıldıktan sonra dava konusu (müdahil) ...'e devredilmiş olduğundan ... davacı yüklenici şirket yerine geçmiştir.
Bu durumda mahkemece dava açıldıktan sonra dava konusu hak ve alacakların tamamı ...'e devredildiğinden, ... HMK'nın 125/2. maddesi gereği dava açan yüklenici şirket yerine geçtiği, aktif dava ehliyeti bulunulduğu ve davaya kaldığı yerden devam edilmesi gerektiğinden işin esasına girilip taraf vekilleri (doğrusu delilleri) toplandıktan sonra sonucuna uygun bir karar verilmesi gerekirken yanlış değerlendirme ile davanın usulden reddi doğru olmamış, kararın bozulması uygun bulunmuştur…” gerekçesiyle karar oy çokluğu ile bozulmuştur.
Direnme Kararı:
11. Ankara 15. Asliye Hukuk Mahkemesinin 28.11.2017 tarihli ve 2017/333 E., 2017/425 K. sayılı kararı ile; önceki gerekçeye ilâve olarak somut olay bakımından bozma kararında yer alan karşı oy gerekçesine iştirak edildiği belirtilerek direnme kararı verilmiştir.
Direnme Kararının Temyizi:
12. Direnme kararı süresi içinde temlik alan davacı ... vekili ve asli müdahil ... Elektrik Elektronik Proje Telekomünikasyon İnş. Taah. İth. İhr. San. ve Tic. Ltd. Şti. vekili tarafından temyiz edilmiştir.
II. UYUŞMAZLIK
13. Direnme yolu ile Hukuk Genel Kurulu önüne gelen uyuşmazlık; somut olayda, 18.02.2014 tarihli “Temlikname” başlıklı belgenin 6098 sayılı Türk Borçlar Kanunu’nun (TBK) 183. maddesi gereğince alacağın temliki olarak mı, yoksa 6100 sayılı Hukuk Muhakemeleri Kanunu’nun (HMK) 125. maddesine göre dava konusunun devri olarak mı nitelendirileceği, buradan varılacak sonuca göre temlik alan ...’in aktif husumet ehliyetinin bulunup bulunmadığı veya temlik eden davacı şirketin yerine geçerek davaya kaldığı yerden devam edip edemeyeceği noktasında toplanmaktadır.
III. GEREKÇE
A) Asli müdahil ... Elektrik Elektronik Proje Telekomünikasyon İnş. Taah. İth. İhr. San. ve Tic. Ltd. Şti. vekilinin temyiz itirazlarının incelenmesinde;
14. Bilindiği üzere hukukî yarar dava şartı olduğu gibi, temyiz istemi için de gereken bir şarttır. Mahkemece asıl davanın aktif husumet ehliyeti yokluğundan reddine, müdahale davasında da dilekçenin görevsizlik nedeniyle usulden reddine dair verilen birinci karar asli müdahil vekili tarafından temyiz edilmemiştir. Bu durumda direnme kararını temyizde hukukî yararı bulunmadığından, asli müdahil ... Elektrik Elektronik Proje Telekomünikasyon İnş. Taah. İth. İhr. San. ve Tic. Ltd. Şti. vekilinin temyiz itirazlarının hukukî yarar yokluğundan reddine karar vermek gerekmiştir.
B) Temlik alan davacı ... vekilinin temyiz itirazlarının incelenmesine gelince;
15. Uyuşmazlığın çözümü için öncelikle “Dava konusunun devri” ile ilgili kavram ve yasal düzenlemeler irdelenmelidir.
16. 6100 sayılı Hukuk Muhakemeleri Kanunu’nun (HMK) 125. maddesinde;
“…(1) Davanın açılmasından sonra, davalı taraf, dava konusunu üçüncü bir kişiye devrederse, davacı aşağıdaki yetkilerden birini kullanabilir:
a) İsterse, devreden tarafla olan davasından vazgeçerek, dava konusunu devralmış olan kişiye karşı davaya devam eder. Bu takdirde dava davacı lehine sonuçlanırsa, dava konusunu devreden ve devralan yargılama giderlerinden müteselsilen sorumlu olur.
b) İsterse, davasını devreden taraf hakkında tazminat davasına dönüştürür.
(2) Davanın açılmasından sonra, dava konusu davacı tarafından devredilecek olursa, devralmış olan kişi, görülmekte olan davada davacı yerine geçer ve dava kaldığı yerden itibaren devam eder. Bu takdirde dava davacı aleyhine sonuçlanırsa, dava konusunu devreden ve devralan yargılama giderlerinden müteselsilen sorumlu olur.” hükmüne yer verilmiştir.
17. Bu hüküm, dava konusunun davanın açılmasından sonra devrini (müddeabihin temlikini) düzenlemektedir. Dava açıldıktan sonra sınırlayıcı bir neden bulunmadığı takdirde dava konusu malın veya hakkın üçüncü kişilere devredilebilmesi “tasarruf serbestisi” kuralının bir gereği, hak sahibi veya malik olmanın da doğal bir sonucudur. Usul Hukukumuzda da ayrık durumlar dışında dava konusu mal veya hakkın davanın devamı sırasında devredilebileceği kabul edilmiş, HMK’nın 125. maddesi, dava konusunun taraflarca üçüncü kişiye devir ve temliki hâlinde yapılacak usul işlemlerini belirlemiştir.
18. Uyuşmazlık konusu mal, alacak veya hak, dava açılmadan önce devredilirse HMK’nın 125. maddesi uygulanmaz. Zira malını, alacağını veya hakkını devreden kişinin devrettiği mal, alacak veya hak konusu üzerinde alacaklı, borçlu, malik ve zilyet gibi sıfatları kalmayacağından; devreden kişinin, devirden sonra açılan bir davada davacı ya da davalı olarak hasım gösterilmesi mümkün değildir. Hâl böyle olmakla birlikte başlangıçta alacaklı sıfatı bulunmayan davacı veya borçlu sıfatı bulunmayan davalı, davada taraf olarak gösterilip davanın devamı sırasında alacaklı veya borçlu sıfatına sahip olursa, açılan dava sıfat yokluğundan reddedilemez. Şöyle ki; dava açıldığı esnada alacaklı sıfatı bulunmayan davacının, dava sırasında alacağı devralması durumunda husumet (sıfat) ehliyeti yönünden eksiklik ortadan kalktığı için davaya devam edilerek işin esasının incelenip çözümlenmesi gerekir. Husumetin doğru kişiye yöneltilmesi dolayısıyla dava konusunun devri mahkemece re’sen nazara alınacak hususlardandır.
19. Hukuk Muhakemeleri Kanunu’nun (HMK) 125/1. maddesine göre davanın açılmasından sonra, davalı tarafça dava konusunun dava dışı üçüncü kişiye devri hâlinde davacı isterse, devreden tarafla olan davasından vazgeçerek, dava konusunu devralan kişiye karşı davaya devam eder. Davacı bu seçimlik hakkını kullanmayarak isterse, davasını devreden taraf hakkında tazminat davasına dönüştürür (HMK m. 125/1-b). Davacı kendiliğinden seçimlik hakkını kullanırsa, tercihine göre hareket edilir. Aksi hâlde dava konusunun devredildiğini öğrenen mahkemenin, davacıya seçimlik hakkı bulunduğunu hatırlatarak davaya hangi kişi hakkında devam edeceğini sorması, süre vermesi ve ona göre işlem yapması gerekir.
20. Maddenin ikinci fıkrası gereğince davanın açılmasından sonra, dava konusu davacı tarafından devredilirse, devralmış olan kişi, görülmekte olan davada davacı yerine geçer ve davaya kaldığı yerden itibaren devam eder. Başka bir anlatımla HMK’nın 125/2. maddesinde, davacı tarafından dava konusunun üçüncü kişiye devredilmesi hâlinde, devralan üçüncü kişinin, hukuk gereği (ipso iure) davacı sıfatı ve buna bağlı olarak davayı takip yetkisi kazanacağı ve davanın yeni davacı ile süreceği kabul edilmiştir.
21. Davacının dava konusunu devretmesi durumunda, davalının tercihi aranmadan, devralan, davacının yerine kendiliğinden geçerek yargılama aşamasında her zaman davada taraf sıfatını kazanacaktır. Eş deyişle HMK’nın 125/2. maddesinde, davalıya birinci fıkradakine benzer seçimlik haklar tanınmamıştır; devir alan kişinin davacının yerine geçmek suretiyle davaya kaldığı yerden devam edeceği ilkesi getirilmiştir. Dava konusu hangi aşamada devredildiyse, o andan itibaren devralan kişi davanın tarafı hâline gelecektir.
22. Dava hakkı, asıl (sübjektif ) hakkın içinde bulunan bir hak olduğu için asıl hakkın devri ile dava hakkı da devredilmiş olur. Bir hakkın devri, 6098 sayılı Türk Borçlar Kanunu’nun (TBK’nın) 183. maddesi hükümlerinde düzenlenen alacağın temliki suretiyle gerçekleşir. Alacak temlik edilince devreden kişinin, alacaklı sıfatı ile birlikte davacı sıfatı da devir alana geçer ve davacı yerine geçen üçüncü şahıs usulden doğan yetkilerini kullanabilir.
23. Bu arada “alacağın devri (temliki)” konusuna değinmekte fayda bulunmaktadır.
24. Alacağın devri, alacaklı ile onu devir alan üçüncü şahıs arasında; kanun, sözleşme veya işin niteliği engel olmadıkça, borçlunun rızasına ihtiyaç olmaksızın yapılabilen yazılı şekle bağlı sözleşme, kanun ya da kazaî kararla gerçekleşen tasarrufî bir muameledir. Alacağın devri kural olarak borçlunun rızasına ihtiyaç olmaksızın yapılabilen tasarrufî bir hukukî işlemdir, külli değil, cüz’i ve sınırlı bir halefiyet meydana gelmektedir. Burada alacaklının değişmesi söz konusudur (Uygur, Turgut.: 6098 sayılı Türk Borçlar Kanunu Şerhi, C. 1, 3. Baskı, Ankara 2013, s. 1096).
25. Somut olayda uygulanması gereken, sözleşmenin imzalandığı ve davanın açıldığı tarihte yürürlükte olan TBK’nın 183. maddesinde;
“Kanun, sözleşme veya işin niteliği engel olmadıkça alacaklı, borçlunun rızasını aramaksızın alacağını üçüncü bir kişiye devredebilir.
Borçlu, devir yasağı içermeyen yazılı bir borç tanımasına güvenerek alacağı devralmış olan üçüncü kişiye karşı, alacağın devredilemeyeceğinin kararlaştırılmış bulunduğu savunmasını ileri süremez” şeklinde alacağın iradî devrinin mümkün olduğu durumlar düzenlenmektedir.
26. Metinde yapılan sadeleştirme dışında, maddede, mülga 818 sayılı Borçlar Kanunu’nun (BK) 162. maddesine göre herhangi bir hüküm değişikliği yoktur. TBK’da “alacağın temliki” kavramı yerine “alacağın devri” ifadesi kullanılmıştır. TBK’nın 183. maddesinin birinci fıkrasına göre maddede sayılan hâller dışında kural olarak alacağın devrinde borçlunun rızasına gerek yoktur, sadece alacağı talep hakkı devredilmektedir. Diğer bir anlatımla alacağın devrinde borcun özü muhafaza edilmekte, sadece şahıslarda değişiklik olmaktadır.
27. Kural olarak, bütün alacaklar temlik edilebilir. Böylece hâlen iktisap edilmiş (kazanılmış) bir alacak kadar ileride iktisap olunacak bir alacak da; keza muaccel bir alacak kadar bir vadeye veya şarta bağlanmış olan alacaklar da temlik olunabilir. Alacağın hukukî muameleden, haksız fiilden, sebepsiz zenginleşmeden veya doğrudan doğruya kanundan doğmuş olmasının da bir önemi yoktur (Hukuk Genel Kurulunun 21.03.2019 tarihli ve 2017/11-2630 E., 2019/328 K. sayılı kararı).
28. Alacağın iradî devrinde (sözleşmeye dayanan devir); bu devrin geçerli olabilmesi için sözleşmenin taraflarının fiil ve tasarruf ehliyetinin bulunması, geçerli bir sözleşmenin olması, alacaklı ile üçüncü kişi arasında TBK’nın 184. maddesi gereğince yazılı devir sözleşmesinin yapılması, devredilen alacak hakkının mevcut olması ve devir engeli bulunmaması koşullarının gerçekleşmiş olması gereklidir.
29. Türk Borçlar Kanunu’nun 183. maddesinde bazı alacakların devrine izin verilmemiştir. Devir yasağı kanundan, sözleşmeden veya işin niteliğinden doğmaktadır.
30. Tarafların borç ilişkisinden doğan alacağın başkasına devredilmesini yasaklaması hâlinde sözleşmeden kaynaklanan “akdî devir yasağı” söz konusudur. Sözleşmede kararlaştırılan devir yasağına rağmen alacak temlik edilmiş ise; yapılan devir nedeniyle alacağı devralan üçüncü kişi, borçluya başvuramaz. Bu durumda borçlu, alacağı devredene karşı akdî devir yasağı savunmasında bulunabilir.
31. Sözleşmeden doğan devir yasağının üçüncü kişilere mutlak olarak ileri sürülmesi bazı hâllerde haksızlıklara yol açabilir. TBK’nın 183/2. maddesi bu yasağı yumuşatmak amacıyla bir istisnaya yer vermiştir. Bu hükümle sözleşmeden doğan temlik yasağının bir istisnası getirilmiştir. Bu hükmün uygulanabilmesi için aşağıdaki koşullar aranacaktır:
a) Borçlu alacaklıya alacağın varlığını tanımış (ikrar etmiş) olmalıdır.
b) Borçlunun bu tanıması (ikrarı) bir senede (belgeye) dayanmalıdır.
c) Alacaklı borç tanımasını (ikrarını) içeren bu senetten doğan alacağını üçüncü kişiye devir etmiş olmalıdır.
d) Üçüncü kişi taraflar arasında devir yasağından iyiniyetle haberdar olmamalıdır (Kılıçoğlu Ahmet M.: Borçlar Hukuku Genel Hükümler, Ankara 2012, s. 791). Bu koşullar mevcut ise, devir yasağına rağmen üçüncü kişiye yapılan devir geçerlidir. Ancak alacağı temellük eden üçüncü şahıs, devir yasağını biliyor veya bilmesi gerekiyorsa, bu hükümden yararlanamaz.
32. Devri caiz olmayan bir alacak hakkında yapılan temlik işlemi ilke olarak geçersiz olup; böyle bir devir sadece borçlu karşısında değil, temlik edenle temlik alan arasında da hüküm ve sonuç doğurmaz. Sözleşmede temlik yasağı bulunması ya da borçlunun rızasına bağlanmış olup, borçlunun rızasının bulunmaması hâlinde alacağın temliki borçluya karşı ileri sürülemez. Nitekim aynı hususlar, Hukuk Genel Kurulunun 03.06.2021 tarihli ve 2017/15-427 E., 2021/685 K. sayılı kararında da açıklanmıştır.
33. Bu noktada eldeki davada olduğu gibi sözleşmede temlik yasağı bulunmasına rağmen, dava açıldıktan sonra alacak temlik edilmiş ise, HMK’nın 125. maddesine göre işlem yapılıp yapılmayacağı üzerinde de durulmalıdır.
34. Sözleşmede alacağın temliki yasağı olduğu hâlde, davadan sonra davacı alacağını dava dışı üçüncü kişiye temlik ettiyse, HMK’nın 125. maddesi anlamında dava konusunun devredildiği kabul edilerek davaya devralan şahıs huzurunda devam edilir, ancak davalı temlik yasağının bulunduğunu ileri sürdüğü takdirde alacağın varlığı ispatlanmamış olacağından davanın reddine karar verilmelidir. Başka bir ifadeyle alacağı devralan HMK’nın 125. maddesi gereğince davacı yerine geçerek usulden doğan yetkilerini kullanabilir ise de; davalının sözleşmede kararlaştırılan temlik yasağını ileri sürmesi durumunda maddi hukuk anlamında talep edebileceği alacağının bulunduğunu kanıtlaması hâlinde alacağa hükmedilebilecektir.
35. Yukarıda açıklanan yasal düzenleme ve ilkeler çerçevesinde alacağı temlik eden davacı yüklenici şirket ile davalı iş sahibinin imzaladığı 29.08.2012 tarihli “Emek Hizmet Binası Çeşitli Blok ve Katlarında Tadilat ve Onarım” işinin yapımına ilişkin sözleşmenin 11.5. maddesinde yüklenicinin her türlü hakediş ve alacaklarını idarenin yazılı izni olmaksızın başkalarına temlik edemeyeceğinin, temliknamelerin noter tarafından düzenlenmesi ve idarece istenilen kayıt ve şartları taşıması gerektiğinin kararlaştırıldığı, davanın açıldığı 17.02.2014 tarihinden sadece bir gün sonra 18.02.2014 tarihinde adi yazılı şekilde düzenlenen temlikname ile dava konusu hak ve alacakların tamamının tüm dava ve talep haklarıyla birlikte aynı zamanda davacı şirketin avukatı olup sözleşmedeki devir yasağını bilebilecek durumda olan üçüncü kişi ...’e devir ve temlik edildiği, davalının sözleşmenin 11.5. maddesinde temlik yasağı bulunduğunu ve şekil şartlarının gerçekleşmediğini ileri sürerek temlikin geçersiz olduğunu savunduğu somut olay değerlendirildiğinde; temlik alan HMK’nın 125. maddesi gereğince alacağı temlik eden davacı yerine geçerek usul yetkilerini kullanmış ise de, maddi hukuk anlamında alacağın varlığını yani geçerli bir temlikle davalıdan isteyebileceği alacağının bulunduğunu ispatlayamamıştır. Buna karşılık davalı iş sahibi, sözleşmenin 11.5. maddesinde kararlaştırılan devir yasağı nedeniyle temlik alacaklısı yeni davacının kendisinden talep edebileceği alacağın bulunmadığını kanıtladığından, mahkemece sözleşmede temlik yasağı olduğu gerekçesiyle davanın aktif husumet ehliyeti yokluğundan usulden reddine dair verilen direnme kararı doğru olmuştur.
36. Hâl böyle olunca, usul ve yasaya uygun olan direnme kararı onanmalıdır.
IV. SONUÇ:
Açıklanan nedenlerle;
1) Asli müdahil ... Elektrik Elektronik Proje Telekomünikasyon İnşaat Taahhüt İthalat İhracat Sanayi ve Ticaret Limited Şirketi vekilinin temyiz itirazlarının hukukî yarar yokluğundan REDDİNE (III-A),
İstek hâlinde temyiz peşin harcının yatırana geri verilmesine,
2) Temlik alan davacı ... vekilinin temyiz itirazlarının reddi ile direnme kararının ONANMASINA (III-B),
Harç peşin alındığından harç alınmasına yer olmadığına,
6217 sayılı Kanun’un 30. maddesi ile 6100 sayılı Hukuk Muhakemeleri Kanunu’na eklenen “Geçici madde 3” atfıyla uygulanmakta olan 1086 sayılı Hukuk Usulü Muhakemeleri Kanunu'nun 440. maddesi uyarınca kararın tebliğinden itibaren on beş gün içinde karar düzeltme yolu açık olmak üzere, 18.11.2021 tarihinde oy birliği ile karar verildi.
Hukuk Genel Kurulu, 2017/1276 E., 2017/1192 K.
yüksek eşleşmeKarar metninde maddeye atıf varAsliye Hukuk Mahkemesi
tam metni aç
Şti'ne temlik edildiğinden 6100 sayılı HMK'nun 125/1.maddesi gereğince değerlendirme yapılması gerektiğinden yukarıda belirtilen Mahkeme kararının bu gerekçe ile bozulmasına, diğer karar düzeltme nedenlerinin incelenmesine yer olmadığına karar verildiği,
Hukuk Genel Kurulu 2017/1276 E. , 2017/1192 K.
"İçtihat Metni"
MAHKEMESİ :Asliye Hukuk Mahkemesi
Taraflar arasındaki “tapu iptali ve tescil" davasından dolayı yapılan yargılama sonunda; İstanbul Anadolu 3. Asliye Hukuk Mahkemesince davanın reddine dair verilen 10.07.2014 gün ve 2013/234 E., 2014/305 K. sayılı kararın temyizen incelenmesinin dahili davacılar vekili tarafından istenilmesi üzerine, Yargıtay 1. Hukuk Dairesinin 23.02.2016 gün ve 2014/18028 E., 2016/2118 K sayılı kararı ile;
(…Hükmüne uyulan bozma kararında, gösterildiği şekilde işlem yapılarak karar verilmiştir. Davacıların temyiz itirazı yerinde değildir. Reddi ile usul ve yasaya ve bozma kararının gerekçelerine uygun olan hükmün ONANMASINA…)
Karar verilmiş, dahili davacılar vekilinin karar düzeltme talebi üzerine Yargıtay 1. Hukuk Dairesinin 13.10.2016 gün ve 2016/7058 E., 2016/9425 K sayılı kararı ile;
(…Dava, yolsuz tescil hukuksal nedenine dayalı tapu iptal ve tescil isteğine ilişkindir.
Dosya içeriğinden anlaşılacağı üzere;
Davacı vekili tarafından 24.11.2009 tarihinde dava konusu 249 parsel sayılı taşınmazın davalı adına yolsuz tescil edildiğinden bahisle tapu iptal ve tescil davası açıldığı,
Mahkemece 27.10.2005 tarihli ve 2004/484-2005/459 sayılı karar ile tapu kaydının icra takibi ile oluştuğundan, ihalenin feshi davası dışında tapu iptal ve tescil istenilemeyeceğinden davanın reddine karar verildiği;
Bu kararın Dairece verilen 23.10.2008 tarihli 2008/6451-10756 sayılı kararı ile ihalenin feshi davalarında taşınmazın aynına ilişkin irdeleme yapılmadığından, icra hukuku ile sınırlı inceleme yapıldığından, ihalenin yöntemine uygun icra edilip edilmediği değerlendirildiğinden, eldeki davanın ise, davalı adına oluşan tapu kaydının illetten yoksun ve tescilin yolsuz tescil niteliğinde bulunduğu iddiasına dayanıldığından mahkeme kararının bozulmasına karar verildiği,
Karar düzeltme talebinin de reddedildiği,
Mahkemece, bozma kararına karşı 12.05.2009 tarihinde direnme kararı verildiği,
Yargıtay Hukuk Genel Kurulu'nun 04.11.2009 tarihli 2009/409-478 sayılı kararı ile Mahkemece verilen kararın yeni hüküm olduğundan dosyanın Daireye gönderildiği, Daire'nin 29.12.2009 tarihli 2009/12926-14031 sayılı kararı ile 04.10.1991 tarihli protokol hükümlerine uyulması gerektiğinden buna göre, icra takibine konu senetler hükümsüz nitelikte bulunduğundan ve tescil yolsuz olduğundan davanın kabulüne karar verilmesi gerektiğinden mahkeme kararının bozulmasına karar verildiği,
Karar düzeltme talebinin reddedildiği,
Mahkemece bozma kararına uyulduğu ve 27.12.2011 tarihli 2010/425-2011/604 sayılı karar ile Daire bozma kararı uyarınca davanın kabulüne karar verildiği,
Bu kararın Dairece 03.07.2012 tarihli ve 2012/5062-8345 sayılı karar ile önceki bozmanın dayanağını teşkil eden protokol aslı bulunmadığından ve ibraz edilmediğinden davanın kabulüne ilişkin kararın davanın reddine karar verilmesi gerektiğinden kesin olarak bozulmasına karar verildiği,
Davacı tarafça karar düzeltme talebinde bulunulduğu, Dairece verilen 07.03.2013 tarihli 2013/2040-3433 sayılı karar ile taşınmazdaki davalı payının davada taraf olmayan ... Enerji Ltd. Şti'ne temlik edildiğinden 6100 sayılı HMK'nun 125/1.maddesi gereğince değerlendirme yapılması gerektiğinden yukarıda belirtilen Mahkeme kararının bu gerekçe ile bozulmasına, diğer karar düzeltme nedenlerinin incelenmesine yer olmadığına karar verildiği,
Mahkemece bu bozma kararına da uyulduğu, davacı tarafça taşınmazı temlik alan şirkete karşı davaya devam edildiği, 10.07.2014 tarihli 2013/234-2014/305 sayılı karar ile mahkemece davanın reddine karar verildiği,
Dairece, 23.02.2016 tarihli 2014/18028-2016/2118 sayılı karar ile yerel mahkeme kararının onanmasına karar verildiği,
Bu karara karşı da davacı tarafça 6100 sayılı Hukuk Muhakemeleri Kanunu'nun (HMK) 373.maddesinde yapılan düzenleme doğrultusunda temyiz incelemesinin Yargıtay Hukuk Genel Kurulu'nca yapılması gerektiğinden ve kendileri yararına usûli kazanılmış hak oluştuğundan söz edilerek delil olarak dayandıkları 04.10.1991 tarihli protokolün mahkeme kasasına alındığından bahisle dosyanın Yargıtay Hukuk Genel Kurulu'na gönderilmesini ve mahkeme kararının bozulması talebi ile karar düzeltme istenildiği görülmektedir.
Bilindiği üzere, 17.04.2013 günlü ve 6460 sayılı Yasa ile eklenen HMK'nun 373. maddesinin 6., 1086 sayılı HUMK'nun 26.09.2004 tarihli 5236 sayılı Yasa ile yapılan değişiklikten önceki 439. maddesinin 6. ve değişiklikten sonraki 429. maddesinin 4. fıkrası gereğince “Davanın esastan reddi veya kabulünü içeren bozmaya uyularak tesis olunan kararın önceki bozmayı ortadan kaldıracak şekilde yeniden bozulması üzerine alt mahkemece verilen kararın temyiz incelemesi her hâlde Yargıtay Hukuk Genel Kurulunca yapılır” hükmü getirilmiştir.
Usûle ilişkin bu düzenlemenin mevcut dava dosyalarına da uygulanması gerekir.
Yukarıda açıklandığı üzere; yerel mahkemece davanın reddine ilişkin verilen 12.05.2009 tarihli karar Dairenin 29.12.2009 tarihli kararı ile davanın kabulüne karar verilmesi gerektiğinden bozulmuş, yerel mahkemece Daire bozma kararı doğrultusunda 27.12.2011 tarihli karar ile davanın kabulüne karar verilmiş, bu kararda Dairenin 03.07.2012 tarihli kararı ile davanın reddine karar verilmesi gerektiğinden bahisle bozulmuş, karar düzeltme talebi üzerine Dairece 07.03.2013 tarihinde yerel mahkeme kararı 6100 sayılı HMK'nin 125/1. maddesi gereğince değerlendirme yapılmak üzere değişik gerekçe ile bozulmuş, bozma nedenine göre diğer nedenler inceleme dışı tutulmuş, yerel mahkemece bu bozma kararına da uyulmuş, 10.07.2014 tarihli karar ile davanın reddine karar verilmiş, davacı tarafça temyiz edilen bu karar Dairenin 23.02.2016 tarihli kararı ile onanmış, onama kararına karşı karar düzeltme talep edilmiştir.
Dairece verilen son karar tarihi itibarı ile davanın esastan reddi veya kabulünü içeren bozmaya uyularak tesis olunan kararın önceki bozmayı ortadan kaldıracak şekilde yeniden bozulması üzerine alt mahkemece verilen kararın temyiz incelemesi her hâlde Yargıtay Hukuk Genel Kurulunca yapılır hükmü yürürlüktedir ve temyiz incelemesinin Yargıtay Hukuk Genel Kurulunca yapılması gerekmektedir.
Anılan bu husus karar düzeltme isteği üzerine bu defa yapılan inceleme sonucu anlaşıldığından, davacılar vekilinin karar düzeltme isteğinin açıklanan nedenden dolayı (6100 sayılı Yasanın geçici 3. maddesi yollaması ile) 1086 sayılı HUMK'nun 440. maddesi uyarınca kabulü ile, Dairenin 23.02.2016 tarihli 2014/18023 Esas – 2016/2118 Karar sayılı ONAMA KARARININ ORTADAN KALDIRILMASINA, dosyanın gereğinin takdiri için YARGITAY HUKUK KURULUNA GÖNDERİLMESİNE…)
Karar verilerek dosya Hukuk Genel Kurulu’na gönderilmiştir.
TALEPTE BULUNAN: Dahili davacılar vekili
HUKUK GENEL KURULU KARARI
Hukuk Genel Kurulunca incelenerek dosyadaki kağıtlar okunduktan sonra gereği görüşüldü:
Dava, yolsuz tescil hukuksal nedenine dayalı tapu iptali ve tescil istemine ilişkindir.
Davacı vekili müvekkil ile davalı şirket arasında ticari ilişki bulunduğunu, davacının demir çelik madenlerinin satın alımı ile depolanması nedeniyle düzenlemiş olduğu 26 adet senedi davalı şirkete verdiğini, ancak 04.10.1991 tarihinde taraflar arasında bir protokol yapıldığını ve bütün senetlerin iptaline karar verildiğini, bu protokole rağmen davalı şirketin senetleri icra dairesine verdiğini ve müvekkili hakkında takip başlattığını, bu takip sırasında Pendik 1. İcra Dairesinin 1992/7621 talimat dosyasında Ballıca Köyü 249 parsel sayılı taşınmazda bulunan davacı hissesinin cebri icra ile satıldığını, davacının bahsi geçen senetlerden dolayı borcunun bulunmadığını ileri sürerek cebri icra yolu ile davalıya satılan hissenin iptali ve müvekkili adına tesciline karar verilmesini talep etmiştir.
Dahili davacılar vekili davacı Mustafa Kemal Derinkök’ün 26.12.2011 tarihinde vefat ettiğini, bu nedenle davacının mirasçılarının davaya dahil edilmesi gerektiğini beyanla davanın kabulüne karar verilmesini istemiştir.
Davalı şirket vekili müvekkili şirketin davacıdan olan alacağını tahsil etmek amacıyla icra takibi başlattığını, davacının iddia ettiği gibi taraflar arasında borç yenileme, itfa, ihmal veya temdide yönelik maddi bir vakıanın gerçekleşmediğini, davaya konu taşınmazın satışına 1992 yılında başlandığını ve 1993 yılında taşınmazın satışının tamamlandığını, devamında da müvekkil şirket adına kayıt ve tescil edildiğini, davacının itiraz hakkını kullandığını, itirazların değerlendirilmesi üzerine ihalenin kesinleştiğini, her ne kadar davacı protokol ile borç ilişkisinin 10 eşit takside bölündüğünü belirtmiş ise de bu iddianın yerinde olmadığını, borç ilişkisinin 1992 yılında doğduğunu, parselin satışının ve davalı şirket adına tescilinin ise 1993 yılında olduğunu, davacı tarafın satış işlemi üzerine ihalenin feshi davası açtığını ve davanın davacı aleyhine sonuçlanarak kesinleştiğini, bu nedenle ortada bir kesin hükmün de bulunduğunu, kaldı ki davacının eldeki davayı süresinde açmadığını belirterek davanın reddinin gerektiğini savunmuştur.
Dahili davalı şirket vekili davanın haksız olduğunu bu nedenle reddinin yerinde olacağını belirtmiştir.
Feri müdahil vekili müvekkilinin, davalı müflis ... Makine San ve Tic A.Ş.‘nin % 35 hissesinin pay sahibi olduğunu, dolayısıyla feri müdahil sıfatıyla davaya katılmasının gerektiğini, feri müdahillik şartlarının somut olayda mevcut olduğunu, davalı tarafın davayı kazanmasında müvekkilinin hukuki yararının bulunduğunu ifade etmiştir.
Mahkemece (27.10.2005 tarihli ilk karar) davacı üzerine kayıtlı bulunan taşınmaz hissesinin, davacının davalı şirkete olan borcu nedeniyle başlatılan icra takibinin kesinleşmesi sonucu ihale yoluyla davalı şirkete satıldığı, yapılan ihalenin usulsüz olduğu iddiasıyla davacı tarafından açılan ihalenin feshi davasının ise reddine karar verildiği ve kesinleşen ihale sonucu hissenin davalı şirket adına tescil edildiği, taşınmazın davalı şirket tarafından iktisabının kesinleşen icra takibine neticesinde icraen yapılan ihale suretiyle oluştuğu, davacının borcu olmayan bir parayı ödemek zorunda kalması durumunda, ödediği bu parayı zamanaşımı süresi içerisinde isteyebileceği, dolayısıyla ihale ile satılan taşınmazın tapu kaydının iptalinin istenemeyeceği, davacı tarafından açılan ihalenin feshi davasının reddedilip kesinleşmesi ile birlikte ihalenin yerindeliğinin kesin olarak ortaya çıktığı, ihalenin feshi davası dışında tapunun devrini önleyecek hukuki bir yolun da söz konusu olmadığı gerekçesiyle davanın reddine karar verildiği, hükmün davacı vekili tarafından temyiz edilmesi üzerine;
Özel Dairece (23.10.2008 tarihli ilk karar) eldeki davanın ileri sürülüş biçimi itibariyle, kaydın davalı taraf adına oluşumunun illetten yoksun olduğu, bu nedenle yolsuz tescil niteliğinde bulunduğu iddiasına dayalı olduğu, dolayısıyla davanın mülkiyet hakkına dayalı olarak her zaman açılabileceği, davanın, davalı hakkında iflasın gerçekleşmiş olması halinde İflas Masasına yöneltilmesi gerektiği belirtilerek bozulduğu;
Davalı ... Makine San ve Tic. A.Ş. vekilinin karar düzeltme talebinde bulunması üzerine;
Özel Dairece (19.03.2009 tarihli karar) karar düzeltme isteğinin reddedildiği;
Yerel Mahkemece (Özel Dairenin bozma kararına karşı 12.05.2009 tarihli ikinci karar) icraen yapılan ihale ile davalı şirketin iktisapta bulunduğu, davalı alacaklının bu iktisapta 3. kişi konumunda bulunduğu, icra takibinin haklı ya da haksız olmasının ya da borcun gerçekten var olup olmamasının ihale ile taşınmazı alan kişinin iktisabına etkisinin olmadığı, iktisabın ancak ihalenin feshi durumunda hükümsüz kalacağı, bu durumda da yolsuz tescile dönüşümün söz konusu olacağı, borçlu yönünden gidilebilecek hukuki yolların, İcra ve İflas Kanunu’nun 72. maddesinde açıkça düzenlendiği, menfi tespit davası açılarak lehe alınacak bir kararla icra takibinin ve satışın durdurulabileceği, icra takibinden sonra açılan menfi tespit davası ile satış durduramayacağı için dava neticelenmeden satışın yapılması durumunda davanın istirdat davasına dönüşeceği, icra veznesine girecek paranın alacaklıya ödenmemesi için alınan ihtiyati tedbir kararının bulunması veya alacağın henüz ödenmemiş olması durumunda satış yoluyla icra veznesine giren paranın borçluya iade edilebileceği, fakat ihale ile yapılan satış geçersiz kabul edilerek malın alacaklıdan geri alınamayacağı, dolayısıyla tek yolun ihalenin feshi kararı almak olduğu, bu durumda ihalenin hükümsüz kalacağı, somut olayda ihalenin feshedilmemiş olması nedeniyle yolsuz tescilden bahsedilemeyeceği, yine davacının bütün hukuki yollara başvurduğu, kıymet takdirlerine itiraz ettiği, ihalenin feshi davası açtığı ve bu dava için iadeyi muhakeme talebinde bulunduğu, bu yönü ile davacının bütün hukuki yolları tükettiği, davacının 04.11.1991 tarihli protokole dayanarak menfi tespit davası açtığı, 19.09.1994 tarihinde açılan bu davada satışa esas İstanbul 3. İcra Dairesi’nin 1992/4216 numaralı takip dosyasındaki borç nedeniyle de talepte bulunduğu, ancak bu davanın reddedildiği, yani borcun olmadığı iddiası yönünden bu kararın kesin delil niteliğini aldığı, eldeki davanın tapu iptali olduğu, bu nedenle kesin hükmün uygulanmayacağı, ancak kesin delil teşkil ettiği dikkate alındığında artık davaya dayanak yapılan protokolün yeniden değerlendirilemeyeceği, TMK’nın 705. maddesinde taşınmaz mülkiyetinin iktisabının tescille olacağı, bazı durumlarda tescilden önce kazanılacağının belirtildiği, belirtilen bu durumlardan birisinin cebri icra olduğu, cebri icranın olması halinde tescilden önce mülkiyetin kazanılacağı, mevcut olayda cebri icra ile iktisabın söz konusu olduğu, yolsuz tescilin ancak mülkiyetin devrine esas TMK’nın 706. maddesi uyarınca resmi şekilde yapılan sözleşmelerde irade feshadı bulunması durumunda ortaya çıkabileceği, bu hususların da ehliyetsizlik, hata, hile, tehdit, muvazaa gibi aktin geçersizliği durumları olduğu, somut olayda ise mülkiyetin devrine esas taraflar arasında yapılmış resmi bir sözleşmenin bulunmadığı, mülkiyetin devri nedeninin cebri satış olduğu, ihalenin feshi söz konusu olmadıkça tescilin yolsuzluğundan da bahsedilemeyeceği gerekçesiyle direnme kararı verildiği, direnme kararının davacı vekili tarafından temyiz edilmesi üzerine;
Hukuk Genel Kurulunca (04.11.2009 tarihli karar) yerel mahkemenin, özel dairenin bozma kararında belirttiği hususları irdeleyerek önceki hükümden farklı, yeni bir hüküm tesis ettiği, bu durumda ortada bir direnme kararı bulunmayıp yeni hüküm olduğu, dolayısıyla temyiz incelenmesi yapma görevinin, Hukuk Genel Kurulu’na değil, ilgi Özel Daireye ait olacağı belirtilmek suretiyle dosyanın, temyiz incelemesi yapılmak üzere 1.Hukuk Dairesine gönderilmesine karar verildiği;
Dosyanın Hukuk Genel Kurulu tarafından Özel Daireye gönderilmesi üzerine;
Özel Dairece (29.12.2009 tarihli ikinci karar) 4.10.1991 tarihli protokol içeriği değerlendirildiğinde hükümsüz nitelikteki senetlerin icra takibine konu edilerek ihale ile çekişmeli payın satışına ve böylece yolsuz tescilin oluşmasına sebebiyet verildiği ve Türk Medeni Kanununun 1025.maddesinin birinci fıkrasında sözü edilen halin gerçekleştiği, bu nedenle davanın kabulüne karar verilmesi gerektiği belirtilerek bozulduğu;
Davalı ... Makine San ve Tic. A.Ş. vekilinin karar düzeltme talebinde bulunması üzerine;
Özel Dairece (14.07.2010 tarihli karar) karar düzeltme isteğinin reddedildiği;
Yerel Mahkemece (Özel Dairenin bozma kararına uyularak yapılan yargılama neticesinde verilen 27.12.2011 tarihli üçüncü karar) taraflar arasında yapılan 04.10.1991 tarihli protokol ve 26 adet senet için davacının ibra ettiği senetlerin karşılıksız kaldığının kararlaştırıldığı, yine protokol hükümlerine davalı vekili tarafından itiraz edilmediği, bu itibarla senetlerin davacıya işlem yapılmadan iade edilmesi gerektiği halde iade edilmeyerek takibe konulduğu ve dava konusu payın bu nedenle ihalesi ile davalı şirkete satıldığı, ihalenin hükümsüz senetlere dayandığı, dolayısıyla tescilin yolsuz olduğu gerekçesiyle davanın kabulüne ve taşınmazda davalı şirket adına kayıtlı olan hissenin iptali ile davacı adına tapuya tesciline karar verildiği, hükmün davalı şirket vekili ve feri müdahil tarafından temyiz edilmesi üzerine;
Özel Dairece (03.07.2012 tarihli üçüncü karar) taraflar arasındaki çekişmenin giderilmesinin bozma kararına esas alınan 04.10.1991 tarihli "protokol" başlıklı belgenin aslının ibrazı ile mümkün olacağı ve buna bağlı olarak davacının ibra edilip edilmediğinin ortaya çıkacağı, ancak anılan ibranamenin aslının bulunmadığı, dolayısıyla fotokopi belgeye dayanılarak davacının ibra edildiğinin kabul edilemeyeceği, Daire bozma kararının sonradan ortaya çıkan duruma göre maddi hataya dayalı olduğu ve davada dayanılan çekişme konusu taşınmazın sicil kaydının oluşumunun TMK'nun 1025. maddesinde öngörülen yolsuz tescile dayalı olduğunun söylenemeyeceği, bu itibarla davanın reddine karar verilmesi gerektiği belirtilerek bozulduğu;
Dahili davacılar vekilinin karar düzeltme talebinde bulunması üzerine;
Özel Dairece (07.03.2013 tarihli karar) davalı tarafça ibraz edilen tapu kaydına göre, taşınmazdaki davalı payının davada taraf olmayan üçüncü kişi Güven Enerji Ltd. Şti.ne devredildiği ve tapuya tescil edildiği, HUMK.nın 186.maddesinde (6100 sayılı HMK’nın 125. maddesi) dava konusunun taraflarca üçüncü kişiye devir ve temliki halinde yapılacak usulü işlemlerin düzenlendiği, 6100 sayılı HMK’nın 125/1. maddesinde, dava açıldıktan sonra davalının, dava konusunu (müddeabihi) bir başkasına temlik etmesi durumunda davacı taraf seçimlik hakkını kullanarak, dilerse temlik eden ile olan davasından vazgeçerek davaya devralan kişiye karşı devam edebileceği gibi dilerse davasını temlik eden kişi hakkında tazminat davasına dönüştürebileceğinin açıkça ifade edildiği, kendiliğinden (resen) gözetilmesi zorunlu bulunan bu usul kuralına göre, mahkemece davacı yana seçimlik hakkının hatırlatılmasının gerektiği belirtilerek 6100 sayılı HMK’nın 125/1. maddesi gereğince değerlendirme yapılmak ve usuli işlemler tamamlanmak üzere, mahkemenin 27.12.2011 tarih ve 2010/425 E. 2011/604 K. sayılı kararının bozulmasına ilişkin Dairenin 03.07.2012 tarih ve 2012/5062 E. 2012/8345 K. sayılı kararının kaldırıldığı ve hükmün bu gerekçe ile bozulduğu;
Yerel Mahkemece (Özel Dairenin bozma kararına uyularak yapılan yargılama neticesinde verilen 10.07.2014 tarihli dördüncü karar) davacı vekilinin 28.05.2013 tarihli dilekçe ile yeni malik ... Enerji Ltd. Şti.’yi davaya dahil etmek istediğini bildirip davaya dahil olan davalı ... Ltd. Şti aleyhine devam etmek istediğini açıkça ifade ettiği, davacı tarafa 04.10.1991 tarihli protokol aslını ibraz etmesi için de 06.03.2014 tarihli celsede 30 günlük kesin sürenin verildiği, ancak kesin süreye rağmen protokol aslının dosya içerisine ibraz edilmediği, bu yönü ile davacının borçtan ibra edilmiş sayılamayacağı gerekçesiyle davanın reddine karar verildiği;
Dahili davacılar vekilinin yeniden temyizi üzerine kararın Özel Dairece, yukarıda açıklanan gerekçelerle önce onandığı, sonrasında ise verilen onama kararı kaldırılmak suretiyle dosyanın Hukuk Genel Kurulu’na gönderildiği anlaşılmıştır.
Hukuk Genel Kurulu önüne gene uyuşmazlığın özü; fotokopi niteliğindeki 04.10.1991 tarihli protokolün ihtilafın çözümünde esas alınıp alınamayacağı, burada varılacak sonuca göre davacı tarafın yolsuz tescil iddiasının kanıtlanıp kanıtlanmadığı noktasında toplanmaktadır.
Hukuk Genel Kurulunda yapılan görüşmeler sırasında, işin esasının incelenmesinden önce, Yerel mahkemece Özel Daire bozma kararına uyularak verilen 10.07.2014 tarihli red kararının temyizi üzerine Özel Dairece kararın önce onandığı, dahili davacılar vekilinin karar düzeltme talebi üzerine bu kez onama kararı kaldırılmak suretiyle gereğinin taktiri için dosyanın Hukuk Genel Kurulu’na gönderildiği anlaşılmakla, eldeki dosyanın 17/04/2013 tarihli 6460 sayılı “Hukuk Usulü Muhakemeleri Kanunu ile Bazı Kanunlarda Değişiklik Yapılmasına Dair Kanun’un 1. maddesiyle 18/6/1927 tarihli ve 1086 sayılı Hukuk Usulü Muhakemeleri Kanunu’nun 439 uncu maddesinin beşinci fıkrasından ve 1086 sayılı Kanun’un 26/9/2004 tarihli ve 5236 sayılı Hukuk Usulü Muhakemeleri Kanununda Değişiklik Yapılmasına İlişkin Kanun’un 16 ncı maddesi ile değiştirilmeden önceki 429 uncu maddesinin üçüncü fıkrasından sonra gelmek üzere eklenen fıkra (“Davanın esastan reddi veya kabulünü içeren bozmaya uyularak tesis olunan kararın önceki bozmayı ortadan kaldıracak şekilde yeniden bozulması üzerine alt mahkemece verilen kararın temyiz incelemesi, her hâlde Yargıtay Hukuk Genel Kurulunca yapılır.”) kapsamında kalıp kalmadığı, burada varılacak sonuca göre temyiz inceleme görevinin Hukuk Genel Kurulu’na mı yoksa Özel Daireye mi ait olduğu, Hukuk Genel Kurulu’nun görevli olduğunun benimsenmesi halinde dahili davacılar vekilinin 29.09.2014 harç tarihli karar düzeltme dilekçesinden önce verdiği 02.09.2014 harç tarihli temyiz dilekçesindeki temyiz talebinin duruşmalı olarak incelenmesi yönündeki beyanı dikkate alındığında bu talebin duruşmalı olarak incelenip incelenemeyeceği, temyiz talebinin duruşmalı olarak incelemesi gerektiğinin kabulü halinde gerekli tebligat giderlerinin tamamlanması amacıyla dosyanın mahalline geri çevrilmesinin gerekip gerekmediği hususu ilk ön sorun olarak tartışılıp, değerlendirilmiştir.
Öncelikle belirtilmelidir ki; 17.04.2013 tarih ve 6460 sayılı Hukuk Usulü Muhakemeleri Kanunu ile Bazı Kanunlarda Değişiklik Yapılmasına Dair Kanun’un 1. maddesiyle 18.06.1927 tarihli ve 1086 sayılı Hukuk Usulü Muhakemeleri Kanunu’nun 439 uncu maddesinin beşinci fıkrasından ve 1086 sayılı Kanun’un 26.09.2004 tarihli ve 5236 sayılı Hukuk Usulü Muhakemeleri Kanunu’nda Değişiklik Yapılmasına İlişkin Kanun’un 16'ncı maddesi ile değiştirilmeden önceki 429 uncu maddesinin üçüncü fıkrasından sonra gelmek üzere eklenen fıkra:
“Davanın esastan reddi veya kabulünü içeren bozmaya uyularak tesis olunan kararın önceki bozmayı ortadan kaldıracak şekilde yeniden bozulması üzerine alt mahkemece verilen kararın temyiz incelemesi, her hâlde Yargıtay Hukuk Genel Kurulunca yapılır”
Hükmünü amir olup, anılan maddenin gerekçesinde ise;
“Madde ile, davanın esastan reddi veya kabulünü içeren kesin bozmaya uyularak tesis olunan kararların mevzuatta bir değişiklik olmadığı halde, önceki bozmayı ortadan kaldıracak şekilde yeniden bozulması üzerine ilk derece mahkemesince verilen hükmün temyiz incelemesinin Yargıtayın ilgili dairesi yerine Yargıtay Hukuk Genel Kurulunca yapılması öngörülmektedir.
"Kesin bozma", denetim mahkemelerinin yargılama hukukuna kazandırdığı bir kavramdır. Bu kavram, ilk derece mahkemelerinin davanın kabulüne ilişkin hükmünün reddedilmesini yahut davanın reddine ilişkin hükmünün kabul edilmesini öngören bozmaları içermektedir. Denetim mahkemesinin, aynı dava hakkında, verilerde değişme olmadan, birden fazla ve birbirine zıt kesin bozma kararı vermesi, başlı başına hukuk güvenliği sorununa işaret eder. İkinci kesin bozma kararı üzerine verilen ilk derece mahkeme kararlarının temyiz incelemesinin, veriler değişmediği halde, birbirleriyle çelişen bozma kararlarını veren dairece değil, Yargıtay Hukuk Genel Kurulunca yapılması, hem sorunun doğasının, hem de adil yargılama hakkının bir gereğidir. Ayrıca incelemede derecelendirmenin, içtihat istikrarına hizmet edeceği de açıktır.
Ülkemizde, istinaf kanun yolu yürürlüğe girmediğinden, Yargıtay hukuki denetim yanında maddi vakıa denetimi de yapmaktadır. Bu fiili durum, Yüksek Mahkemenin bazen kendi görevinin dışında görev alması sonucunu doğurabilmektedir. "Usuli müktesep hak" Yargıtayın müstekar içtihatlarıyla hukuk hayatımıza girmiş bir kavramdır. Yüksek Mahkeme bu ilkeye uygun davranarak birçok ilk derece mahkeme kararını bozmakta, çok istisnai olarak usuli müktesep hakkı dikkate almaksızın karar vermektedir. Aslında verilen bu kararlar istinaf kanun yolunun henüz hayata geçirilememesinin sonuçlarındandır.
Bu düşünceden hareketle, değişiklik sadece 1086 sayılı Kanunun istinaf sisteminden önce yürürlükte olan metninde yapılmaktadır. Düzenlemenin kalıcı şekilde 6100 sayılı Kanunda da yer alması, Yargıtayın "usuli müktesep hak" kavramından vazgeçtiği şeklinde bir algı doğurabileceğinden, söz konusu hükmün bölge adliye mahkemeleri faaliyete geçinceye kadar hukuki varlığını sürdürmesi amaçlanmıştır.
Yapılan düzenleme, denetim mahkemelerinin fonksiyonlarına uygun ve denetimi kademelendirerek güçlendiren yeni bir usuli mekanizma öngörmektedir.” denilmektedir.
Yapılan bu değişiklikle kanun koyucu tarafından Yargıtay Hukuk Genel Kuruluna yeni bir görev verilmiş; davanın esastan reddi veya kabulünü içeren bozmaya uyularak tesis olunan kararın önceki bozmayı ortadan kaldıracak şekilde yeniden bozulması üzerine yerel mahkemece verilen kararın temyiz incelemesinin Yargıtay Hukuk Genel Kurulunda yapılması öngörülmüştür.
Öte yandan, Hukuk Genel Kurulunun görevi davanın esastan reddini veya kabulünü içeren bozmaya uyularak tesis olunan kararlarla sınırlı bulunmaktadır.
Bu nedenle, nihai karar kavramı üzerinde durulmasında yarar vardır.
6100 sayılı Hukuk Muhakemeleri Kanunu (HMK)’nın 294/1. maddesinde mahkemelerin usule veya esasa ilişkin bir nihai kararla davayı sona erdireceği belirtilmektedir. Bilindiği gibi, hakimin davadan el çekmesini gerektiren, davayı sonuçlandıran kararlarına nihai kararlar denilmektedir. Nihai kararlar, usule ilişkin nihai kararlar veya esasa ilişkin nihai kararlar (hükümler) olmak üzere ikiye ayrılır. Usule ilişkin nihai kararlar, davanın esasıyla ilgili olmayan kararlar olup, başka bir ifade ile mahkemenin maddi hukuk bakımından değil de usul hukuku bakımından verdiği kararlardır. Bu nedenle, mahkemece verilen görevsizlik, yetkisizlik, davanın açılmamış sayılmasına ilişkin kararlar usule ilişkin nihai kararlar olduğu gibi, dava şartı yokluğu nedeni ile verilen, usulden ret kararları (HMK m.115/2) da usule ilişkin nihai kararlardır.
Esasa ilişkin kararlar ise hakimin uyuşmazlığın esasını inceleyerek verdiği kararlardır (HMK m. 294/1). Yani davada ileri sürülen taleplerin maddi hukuk açısından incelenerek esas bakımından kabul veya reddine ya da kısmen kabul ve kısmen reddine ilişkin kararlardır. Esasa ilişkin nihai karar ile taraflar arasındaki uyuşmazlık (esastan) sona erer ve hüküm kesinleşince (kesin hüküm ortaya çıkınca), artık o uyuşmazlık (dava konusu) hakkında, aynı taraflar arasında, aynı dava sebebine dayanarak yeni bir dava açılamaz; açılırsa, kesin hükümden dolayı reddedilir (HMK m.303)(Kuru, Baki:Hukuk Muhakemeleri Usulü, İstanbul 2001, Cilt:3, s.3005).
Nitekim, yukarıda vurgulanan ilkeler Hukuk Genel Kurulunun 25.02.2015 gün ve 2014/8-2485 E., 2015/850 K. sayılı ilamında da benimsenmiştir.
Somut olayda, yolsuz tescil hukuksal nedeniyle tapu iptali ve tescil istemiyle açılan davada yerel mahkemece Özel Dairenin bozma ilamına uyularak 04.10.1991 tarihli protokol ve 26 adet senet için davacının ibra ettiği senetlerin karşılıksız kaldığının kararlaştırıldığı, yine protokol hükümlerine davalı vekili tarafından itiraz edilmediği, bu itibarla senetlerin davacıya işlem yapılmadan iade edilmesi gerektiği halde iade edilmeyerek takibe konulduğu ve dava konusu payın bu nedenle ihalesi ile davalı şirkete satıldığı, ihalenin hükümsüz senetlere dayandığı, dolayısıyla tescilin yolsuz olduğu belirtilerek verilen davanın kabulüne dair 27.12.2011 tarihli üçüncü karar Özel Dairece ibranamenin aslının bulunmadığı, fotokopi belgeye dayanılarak davacının ibra edildiğinin kabul edilemeyeceği, Daire bozma kararının sonradan ortaya çıkan duruma göre maddi hataya dayalı olduğu ve davada dayanılan çekişme konusu taşınmazın sicil kaydının oluşumunun TMK'nın 1025. maddesinde öngörülen yolsuz tescile dayalı olduğunun söylenemeyeceği, bu nedenle davanın reddine karar verilmesi gerektiği gerekçesiyle bozulmuş, dahili davacılar vekilinin karar düzeltme talebinde bulunması üzerine Özel Dairece 07.03.2013 tarihli karar ile 6100 sayılı HMK’nın 125/1. maddesi; dava açıldıktan sonra davalı ... Makine San ve Tic. A.Ş.’nin, dava konusunu (müddeabihi) bir başka şirket olan ...’ne sattığı, bu nedenle davacı tarafa seçimlik hakkının hatırlatılmasının gerektiği açıklanmak suretiyle Dairenin 03.07.2012 tarih ve 2012/5062 E. 2012/8345 K. sayılı kararının kaldırılmasına ve hükmün bu yönden bozulmasına karar verilmiştir. Buna göre dahili davacılar vekilince karar düzeltme talep edilen üçüncü karar Özel Dairece önceki bozmayı ortadan kaldıracak nitelikte olmayıp, HUMK’nın 186. maddesinde (6100 sayılı HMK’nın 125. maddesi) belirtilen dava konusunun devri ve taraf değişikliğinin hatırlatılması yönündedir.
Görüldüğü üzere 17.04.2013 tarih ve 6460 sayılı Hukuk Usulü Muhakemeleri Kanunu ile Bazı Kanunlarda Değişiklik Yapılmasına Dair Kanun’un 1.maddesiyle 18.06.1927 tarihli ve 1086 sayılı Hukuk Usulü Muhakemeleri Kanunu’nun 439 uncu maddesinin beşinci fıkrasından ve 1086 sayılı Kanun’un 26.09.2004 tarihli ve 5236 sayılı Hukuk Usulü Muhakemeleri Kanunu’nda Değişiklik Yapılmasına İlişkin Kanun’un 16'ncı maddesi ile değiştirilmeden önceki 429 uncu maddesinin üçüncü fıkrasından sonra gelmek üzere eklenen fıkranın eldeki davada uygulanma imkanı bulunmamaktadır.
Hal böyle olunca yukarıda içeriğine yer verilen hukuki olgular da dikkate alınarak, yerel mahkemece verilen üçüncü kararın temyizen inceleme görevi Hukuk Genel Kurulu’na ait değil Özel Daireye atittir.
Bu nedenle, temyiz itirazlarının incelenmesi için dosyanın Özel Daireye gönderilmesi gerekir.
SONUÇ:Yukarıda gösterilen nedenlerle dahili davacılar vekilinin temyiz itirazlarının incelenmesi için dosyanın 1. HUKUK DAİRESİNE GÖNDERİLMESİNE, 14.06.2017 gününde oybirliğiyle karar verildi.
Eşleştirme iki kanıta dayanır: kararın kendi metnindeki madde atfı ve şerh kitaplarının o kararı hangi maddenin altında bastığı. Otomatik üretilmiştir, hukuki tavsiye değildir; kararın güncelliğini ve sonraki içtihat değişikliklerini ayrıca denetleyin.
Bu Maddeyle İlgili Sınav Sorusu
İdari Yargılama Usulü
Bir iptal davası devam ederken, dava konusu taşınmazın mülkiyeti davacı tarafından üçüncü bir kişiye devredilmiştir. Bu durumda mahkemece yapılacak işlem aşağıdakilerden hangisidir?
A) Davanın reddine karar verilir.
B) Davayı takip hakkı kendisine geçen yeni malikin başvurmasına kadar dosyanın işlemden kaldırılmasına karar verilir.
C) Davanın açılmamış sayılmasına karar verilir.
D) Eski malik üzerinden davaya devam edilir.
E) Kamu davasına dönüşür.
Bu maddeyle ilgili 5 soru daha var!
Soruların tamamını çözmek, açıklamalı cevapları görmek ve Hukuksal Eğitim yapay zeka asistanı ile çalışmak için platforma katılın.