Hukuk Muhakemeleri Kanunu 124. maddesi, Hukuksal Eğitim mevzuat kütüphanesinde tam metin olarak yayımlanmıştır. Aşağıda maddenin tam metni, maddeyle eşleşen yüksek mahkeme kararları ve bu maddeden çıkmış sınav soruları yer alır. Ham metin için adresin sonuna /raw ekleyin.
Madde Metni
MADDE 124- (1) Bir davada taraf değişikliği, ancak karşı tarafın açık rızası ile mümkündür.
(2) Bu konuda kanunlarda yer alan özel hükümler saklıdır.
(3) Ancak, maddi bir hatadan kaynaklanan veya dürüstlük kuralına aykırı olmayan taraf değişikliği talebi, karşı tarafın rızası aranmaksızın hâkim tarafından kabul edilir.
(4) Dava dilekçesinde tarafın yanlış veya eksik gösterilmesi kabul edilebilir bir yanılgıya dayanıyorsa, hâkim karşı tarafın rızasını aramaksızın taraf değişikliği talebini kabul edebilir. Bu durumda hâkim, davanın tarafı olmaktan çıkarılan ve aleyhine dava açılmasına sebebiyet vermeyen kişi lehine yargılama giderlerine hükmeder.
Dava konusunun devri
Bu Maddeyle İlgili Yüksek Mahkeme Kararları
702 karar eşleşti
9. Hukuk Dairesi, 2023/17919 E., 2023/15845 K.
yüksek eşleşmeKarar metninde maddeye atıf var... Mahkemesi
tilen kararı ile; bozma ilâmına uyulmasına karar verilerek, Mahkemenin ilk kararının da Yargıtay bozma ilâmı ile aynı yönde olduğu, davacı vekili 13.....2023 tarihli duruşmada doğru hasma yöneltmek için süre istemiş ise de davacı vekilinin 6100 sayılı Kanun'un 124 üncü maddesinden yararlanamayacağı, çünkü davacı vekilinin bilerek ve isteyerek husumeti davalıya yönelttiği, üstelik davacının İlk Der
9. Hukuk Dairesi 2023/17919 E. , 2023/15845 K.
"İçtihat Metni"
MAHKEMESİ :... Mahkemesi
SAYISI : 2023/216 E., 2023/357 K.
KARAR : Davanın reddi
Taraflar arasında İlk Derece Mahkemesinde görülen ve istinaf incelemesinden geçen tespit davasında verilen karar hakkında yapılan temyiz incelemesi sonucunda, Dairece ... Bölge Adliye Mahkemesi 9. Hukuk Dairesi kararının kaldırılmasına ve İlk Derece Mahkemesi kararının bozulmasına karar verilmiştir.
İlk Derece Mahkemesince bozmaya uyularak yeniden yapılan yargılama sonucunda; davanın reddine karar verilmiştir.
İlk Derece Mahkemesi kararı davacı tarafından temyiz edilmekle; kesinlik, süre, temyiz şartı ve diğer usul eksiklikleri yönünden yapılan ön inceleme sonucunda, temyiz dilekçesinin kabulüne karar verildikten ve Tetkik Hâkimi tarafından hazırlanan rapor dinlendikten sonra dosyadaki belgeler incelenip gereği düşünüldü:
I. DAVA
Davacı vekili dava dilekçesinde; müvekkilinin davalı Bakanlığa bağlı sosyal yardımlaşma ve dayanışma vakfında çalışmakta iken nakil yoluyla başka bir sosyal yardımlaşma ve dayanışma vakfına geçiş yaptığını, nakil yoluyla geçişinin hatalı değerlendirilmesi suretiyle kıdem süresi ve buna bağlı yıllık izin süresinin hatalı tespit edildiğini iddia ederek kıdem ve yıllık izin süresinin tespitine karar verilmesini talep etmiştir.
II. CEVAP
Davalı vekili cevap dilekçesinde; sosyal yardımlaşma ve dayanışma vakıflarının tüzel kişiliğe sahip olup ayrı işyeri olan bağımsız işveren olduklarını, özel hukuk kişiliğine sahip olan bu vakıflar ile müvekkili Bakanlık arasında hiyerarşi ve idari vesayet ilişkisi bulunmadığını, sosyal yardımlaşma ve dayanışma vakfının işçi alması veya çıkarması hususunda müvekkili Bakanlığın herhangi bir yetkisi ve görevi bulunmadığını, dava dilekçesindeki iddiaların da hukuka ve mevzuatlara aykırı olduğunu savunarak davanın reddini istemiştir.
III. İLK DERECE MAHKEMESİ KARARI
1. İlk Derece Mahkemesinin 20.04.2021 tarihli ve 2020/115 Esas 2021/230 Karar sayılı kararıyla; dava dışı Sosyal Yardımlaşma ve Dayanışma Vakfının özel hukuk tüzel kişisi olduğu ve davanın Bakanlığa açılmasının hatalı olduğu gerekçesiyle davanın husumetten reddine karar verilmiş; ... Bölge Adliye Mahkemesi 9. Hukuk Dairesinin 14.10.2021 tarihli ve 2021/2290 Esas, 2021/2828 Karar sayılı ilâmıyla davalı Bakanlığa husumet yöneltilmesinde hukuka aykırılık bulunmadığı gerekçesiyle İlk Derece Mahkemesi kararının ortadan kaldırılmasına ve davanın yeniden görülmesi için İlk Derece Mahkemesine gönderilmesine karar verilmiştir.
2. İlk Derece Mahkemesinin yukarıda tarih ve sayısı belirtilen kararı ile; davacının son işvereninin Tuzla Sosyal Yardımlaşma ve Dayanışma Vakfı olup 4721 sayılı ... Medenî Kanunu'nun (4721 sayılı Kanun) 101 inci maddesi gereğince vakıfların ayrı bir tüzel kişiliği haiz olduğu, Vakıflar Genel Müdürlüğünün 24.11.2020 tarihli yazı cevabı ile Tuzla Sosyal Yardımlaşma ve Dayanışma Vakfının Pendik 2. Asliye Hukuk Mahkemesinin 31.12.1992 tarihli ve 1992/453 Esas, 1992/670 Karar sayılı kararı ile tüzel kişilik kazanarak genel müdürlük ... siciline kayıt edildiğinin ve 5737 sayılı Vakıflar Kanunu'nun (5737 sayılı Kanun) 4 üncü maddesi gereğince özel hukuk tüzel kişisi olduğunun bildirildiği, davalı Bakanlık da benzer şekilde yazı cevabı ibraz ettiğinden davacının son işvereninin Tuzla Sosyal Yardımlaşma ve Dayanışma Vakfının özel hukuk tüzel kişisi olduğu, davacının son işvereninin ayrı bir tüzel kişiliği bulunduğuna göre davanın işveren olan tüzel kişiye yöneltilmesi gerektiği, davacının ileri sürdüğü kanuni değişiklik sosyal yardımlaşma ve dayanışma vakıflarının tüzel kişiliğini sona erdirmediğinden ve davalı Bakanlık davacının işvereni olmadığından davalının husumet itirazının yerinde olduğu, İlk Derece Mahkemesince davalı Bakanlığın pasif husumet ehliyeti bulunmadığına dair ilk kararındaki görüşü aynen korumakla birlikte; 6100 sayılı Hukuk Muhakemeleri Kanunu (6100 sayılı Kanun) gereğince Bölge Adliye Mahkemesi kararına karşı direnme mümkün olmadığından zorunlu olarak davanın esasına girilmek suretiyle davacının nakil öncesi çalıştığı işyerindeki çalışmalarının yok sayılamayacağı, bu çalışmanın da kıdemi ve yıllık izin süresini etkileyeceği tespitinde bulunularak davanın kısmen kabulüne karar verilmiştir.
IV. İSTİNAF
A. İstinaf Yoluna Başvuranlar
İlk Derece Mahkemesinin yukarıda belirtilen kararına karşı süresi içinde davacı ... davalı vekilleri istinaf başvurusunda bulunmuşlardır.
C. Gerekçe ve Sonuç
1. Bölge Adliye Mahkemesinin 22.09.2022 tarihli ve 2022/3722 Esas, 2022/3061 Karar sayılı kararı ile; öncelikle taraflar arasında davada taraf sıfatının kime yöneltileceği konusundaki uyuşmazlığın çözülmesinin gerektiği, sosyal yardımlaşma ve dayanışma vakfının hukuki dayanağının 3294 sayılı Sosyal Yardımlaşma ve Dayanışmayı Teşvik Kanunu (3294 sayılı Kanun) olup bu Kanun'un 7 nci maddesinde "Bu Kanunun amacına uygun faaliyet ve çalışmalar yapmak ve ihtiyaç sahibi vatandaşlara nakdî ve aynî yardımda bulunmak üzere her il ve ilçede sosyal yardımlaşma ve dayanışma vakıfları kurulur." denildiği, 3294 sayılı Kanun'un amacının, fakru zaruret içinde ve muhtaç durumda bulunan vatandaşlar ile gerektiğinde her ne suretle olursa olsun ...'de kabul edilmiş veya gelmiş olan kişilere yardım etmek, sosyal adaleti pekiştirici tedbirler alarak gelir dağılımının adilane bir şekilde tevzi edilmesini sağlamak, sosyal yardımlaşma ve dayanışmayı teşvik etmek olduğu, parasal kaynaklarının sağlanması için Sosyal Yardımlaşma ve Dayanışmayı Teşvik Fonunun kurulmasının öngörüldüğü, görevlerinin 21.08.2005 tarihli ve 25913 sayılı Resmî Gazete'de yayımlanan Sosyal Yardımlaşma ve Dayanışmayı Teşvik Fonu Kurulunun Çalışma Usul ve Esasları Hakkında Yönetmelik kapsamında düzenlendiği, buna göre görevleri arasında; "Fonda toplanan kaynakların, vakıflar ve Sosyal Yardımlar Genel Müdürlüğünce yürütülecek sosyal yardım proje ve programları ile yatırım programları çerçevesinde dağıtım önceliklerini belirlemek ve dağıtımına karar vermek, vakıflarda çalıştırılacak personelin nitelikleri ile özlük hakları ve diğer hususlarla ilgili belirlenecek kriterleri görüşmek ve karara bağlamak ile Vakıflardan ve diğer kurum ve kuruluşlardan gelen sosyal yardım amaçlı talep ve teklifleri değerlendirmek, Sosyal Yardımlar Genel Müdürlüğüne önerilerde bulunmak" hususlarının yer aldığı, Sosyal Yardımlar Genel Müdürlüğünün ... bünyesinde yer aldığı, Genel Müdürlüğün görevleri arasında; 3294 sayılı Kanun hükümlerine göre kurulan vakıfların harcamalarını, ... ve işlemlerini araştırmak, incelemek, izlemek ve denetlemek, görülen aksaklıklarla ilgili gerekli tedbirleri almak, vakıfların çalışma usul ve esasları ile sosyal yardım programlarının ölçütlerini belirlemenin yer aldığı, Genel Müdürlük içinde idari yapılanmada Vakıf Hizmetleri Daire Başkanlığının yer aldığı, Aile ve Sosyal Politikalar Bakanlığı Sosyal Yardımlar Genel Müdürlüğünün Teşkilat ve Görevlerine İlişkin Yönergesi'ne göre bu Daire Başkanlığının görevlerinin; "Vakıfların norm kadro usul ve esaslarını belirlemek ve Fon Kurulu’nun onayına sunmak, Fon Kurulu ilke ve kararları doğrultusunda Vakıf personelinin işe giriş ve işten çıkış işlemlerini yürütmek, Vakıfların yatırım taleplerini ve hizmet mekânlarının iyileştirilmesine yönelik kaynak taleplerini değerlendirmek ve Fon Kuruluna sunmak, Vakıfların görüş taleplerini içeren, proje ve yardımları ilgilendirmeyen, yazılarını cevaplamak, Hukuk Müşavirliğinin görüşüne ihtiyaç duyulmayan hallerde Vakıfların hukuki görüş taleplerini sonuçlandırmak ve Vakıfların taraf olduğu hukuki uyuşmazlıklarda hukuki destek sağlamak, Vakıf denetim raporlarının takibini yapmak ve denetim raporları doğrultusunda gerekli düzeltici işlemleri yürütmek, Vakıfların senetlerinin takibini yapmak, arşivlemek, senetlerde uygulama birliğini sağlayıcı tedbirleri almak, Mütevelli Heyette yer alan seçimlik üyelerin seçilme ve üyeliklerinin sona ermesine ilişkin usul ve esasları belirlemek ve üye listelerini güncellemek, Vakıf personelinin eğitimine yönelik programlar hazırlamak, Kaynak aktarım talimatlarını Fon Kurulu kararlarına uygun olarak düzenlemek" olarak belirtildiği; sayılan bu görevlere bakıldığında, sosyal yardımlaşma ve dayanışma vakfı tüzel kişiliğe sahip olsa da vakıfların finansının Bakanlık tarafından gerçekleştirildiği ve işe alınacakların nitelikleri, görevleri, işe alma, işten çıkarma, tayin, ücretin belirlenmesi gibi özlük işleri ile çalışma koşullarının belirlenmesinde söz sahibinin davalı Bakanlık olduğu, buna göre işveren yetkilerinin davalı Bakanlıkta olduğu, 25.05.2018 tarihli Resmî Gazete'de yayımlanan 7144 sayılı Bazı Kanunlarda Değişiklik Yapılması Hakkında Kanun'un (7144 sayılı Kanun) 7 nci maddesinde, "Vakıflar, 18.10.2012 tarihli ve 6356 sayılı Sendikalar ve Toplu ... Sözleşmesi Kanununun 34. maddesinin ikinci fıkrası hükmüne göre, Aile ve Sosyal Politikalar Bakanlığı Sosyal Yardımlar Genel Müdürlüğünce imzalanacak işletme düzeyinde toplu ... sözleşmesi kapsamında işyerleridir.” düzenlemesinin getirildiği, maddenin gerekçesinde "Madde ile 6356 Sayılı Sendikalar ve Toplu ... Sözleşmesi Kanunu'nun 34. maddesinin ikinci fıkrasında bahsi geçen kamu kurum ve kuruluşlarının aynı işkolundaki birden çok işyerlerinde toplu ... sözleşmesinin ancak işletme düzeyinde yapılması gerektiği hükmü uyarınca, Vakıfların, mevzuattaki ilgili diğer düzenlemeler aynı kalmak ve sadece toplu ... sözleşmesi kapsamıyla ilgili olmak üzere, Aile ve Sosyal Politikalar Bakanlığı Sosyal Yardımlar Genel Müdürlüğünce veya yetkili kıldığı işveren sendikasınca imzalanan işletme toplu ... sözleşmesi kapsamındaki kamu işyerleri olduğu düzenlenmiştir." denildiği, bu düzenleme ile vakıfların bir kamu işyeri olduğu ve toplu ... sözleşmesinin tarafının da Aile ve Sosyal Politikalar Bakanlığı olacağının açıklığa kavuşmuş olduğu, somut olayda davanın 7144 sayılı Kanun ile yapılan değişiklik sonrası açıldığı, anılan Bakanlıkça işyerlerinde uygulanmak üzere işletme toplu ... sözleşmesi bağıtlandığı da dikkate alındığında; davacı tarafından husumetin davalı Bakanlığa yöneltilmesinde bir hukuka aykırılık bulunmadığı sonucuna varılmıştır.
2. Esasa yönelik istinaf incelemesinde ise davacının hizmet süresinin nakil yolu ile geçiş yapmadan önceki çalışmalarının dikkate alınarak hesaplanması ve hizmet süresi ile dosya kapsamında mevcut işletme toplu ... sözleşmeleri hükümlerinin birlikte değerlendirilerek yıllık izin sürelerinin tespit edilmesinin hukuka uygun olduğu gerekçeleriyle davacı ... davalı vekillerinin istinaf başvurularının esastan reddine karar verilmiştir.
V. BOZMA VE BOZMADAN SONRAKİ YARGILAMA SÜRECİ
A. Bozma Kararı
1. Bölge Adliye Mahkemesinin yukarıda belirtilen kararına karşı süresi içinde davalı vekili temyiz isteminde bulunmuştur.
2. Dairemizin 22.03.2023 tarihli ve 2023/709 Esas, 2023/4200 Karar sayılı ilâmı ile; 7144 sayılı Kanun ile 3294 sayılı Kanun'un 7 nci maddesinde yapılan değişikliğin sosyal yardımlaşma ve dayanışma vakıflarının hukuki niteliğini değiştiren yeni ve farklı bir düzenleme olarak kabul edilmesinin mümkün olmadığı, Yargıtay İçtihadı Birleştirme Hukuk Genel Kurulunun 09.....2017 tarihli ve 2016/3 Esas, 2017/4 Karar sayılı kararı ile "3294 sayılı Sosyal Yardımlaşma ve Dayanışmayı Teşvik Kanunu ile kurulan sosyal yardımlaşma ve dayanışma vakıflarının özel hukuk tüzel kişiliğine sahip olduğu, ayrı işyeri olan bağımsız işveren oldukları" belirlendiğinden ve içtihadı birleştirme kararları, 2797 sayılı Yargıtay Kanunu'nun 45 nci maddesine göre bağlayıcı olduğundan somut olayda, sosyal yardımlaşma ve dayanışma vakıflarının kamu tüzel kişisi olduğuna yönelik kanuni bir düzenleme, Anayasa Mahkemesinin iptali kararı yahut aksi yönde içtihadı birleştirme kararı bulunmadığına göre 09.....2017 tarihli içtihadı birleştirme kararının hâlen bağlayıcı olduğu kabul edildiğinde Sosyal Yardımlaşma ve Dayanışmayı Teşvik Fonundan ayrı birer özel hukuk tüzel kişisi olan sosyal yardımlaşma ve dayanışma vakıflarının kamu tüzel kişisi olarak kabulü ile husumetin davalı olarak Aile ve Sosyal Hizmetler Bakanlığına yöneltilmesinin hatalı olduğu gerekçesiyle Bölge Adliye Mahkemesi kararının bozularak ortadan kaldırılmasına ve İlk Derece Mahkemesi kararının bozulmasına karar verilmiştir.
B. İlk derece Mahkemesince Bozmaya Uyularak Verilen Karar
İlk Derece Mahkemesinin yukarıda tarih ve sayısı belirtilen kararı ile; bozma ilâmına uyulmasına karar verilerek, Mahkemenin ilk kararının da Yargıtay bozma ilâmı ile aynı yönde olduğu, davacı vekili 13.....2023 tarihli duruşmada doğru hasma yöneltmek için süre istemiş ise de davacı vekilinin 6100 sayılı Kanun'un 124 üncü maddesinden yararlanamayacağı, çünkü davacı vekilinin bilerek ve isteyerek husumeti davalıya yönelttiği, üstelik davacının İlk Derece Mahkemesinin davanın husumetten reddine dair verilen ilk kararı bakımından da davalının doğru hasım olduğundan bahisle istinaf yoluna başvurduğu, bu nedenle davacının 6100 sayılı Kanun'un 124 üncü maddesinin üçüncü ve dördüncü fıkralarında düzenlenen hükümlerden yararlanmasının mümkün olmadığı, kaldı ki 6100 sayılı Kanun'un 124 üncü maddesinin birinci fıkrasından yararlanabilmesi için karşı tarafın açık rızası gerekmekte olup karşı tarafın açık rızası da bulunmadığı, davacı vekilinin doğru hasma husumeti yöneltmeye yönelik talebi samimi olmadığından süre talebinin reddine karar verilmesi gerektiği gerekçesiyle bozma ilâmına göre davanın husumet yönünden reddine karar verilmiştir.
VI. TEMYİZ
A. Temyiz Yoluna Başvuranlar
İlk Derece Mahkemesinin yukarıda belirtilen kararına karşı süresi içinde davacı vekili temyiz isteminde bulunmuştur.
B. Temyiz Sebepleri
Davacı vekili; Yargıtay 9. Hukuk Dairesinin 2023/15 Esas sayılı kararında aynı durumdaki işçi yönünden 6100 sayılı Kanun'un 124 üncü maddesinin işletilmesi yönünden hükmün bozulmasına karar verildiğini, yine Yargıtay 9. Hukuk Dairesinin 2023/8589 Esas sayılı ilâmı ile vakıflar arasındaki muvafakatle nakil işleminin, ... sözleşmesi devri olduğuna ve hizmetlerin birleştirilmesi gerektiğine hükmedildiğini, ayrıca vakıf personelinin norm kadro standartlarına ilişkin Yönetmelik'te değişik yapılarak tüm yetkinin Bakanlıkta toplandığını belirterek İlk Derece Mahkemesi kararının bozulması istemi ile temyiz yoluna başvurmuştur.
C. Gerekçe
1. Uyuşmazlık ve Hukuki Nitelendirme
Dosya içeriğine, bozmanın mahiyeti ve kapsamına göre taraflar arasındaki uyuşmazlık, Aile ve Sosyal Hizmetler Bakanlığına husumet yöneltilip yöneltilemeyeceği, dosyanın safahatı nedeniyle 6100 sayılı Kanun'un 124 üncü maddesinin işletilip işletilemeyeceği hususundadır.
2. İlgili Hukuk
1. 6100 sayılı Kanun'un 369 uncu maddesinin birinci fıkrası ile 370 ve 371 inci maddeleri.
2. 6100 sayılı Kanun'un 114 ve 115 nci maddeleri, 3294 sayılı Kanun'un 1, 7 ve 8 inci maddeleri, 7144 sayılı Kanun'un 7 nci maddesi, 5737 sayılı Kanun'un 4 üncü maddesi, 4721 sayılı Kanun'un 101 inci maddesi.
3. Yargıtay İçtihadı Birleştirme Hukuk Genel Kurulunun 09.....2017 tarihli ve 2016/3 Esas, 2017/4 Karar sayılı ilâmı.
4. Dairemizin 29.09.2022 tarihli ve 2022/8422 Esas, 2022/10763 Karar sayılı; 09.01.2022 tarihli ve 2022/16 Esas, 2022/583 Karar sayılı; ....02.2023 tarihli ve 2022/18482 Esas, 2023/1528 Karar sayılı ilâmları.
5. 6100 sayılı Kanun'un 124 üncü maddesi şöyledir.
" (1) Bir davada taraf değişikliği, ancak karşı tarafın açık rızası ile mümkündür.
(2) Bu konuda kanunlarda yer alan özel hükümler saklıdır.
(3) Ancak, maddi bir hatadan kaynaklanan veya dürüstlük kuralına aykırı olmayan taraf değişikliği talebi, karşı tarafın rızası aranmaksızın hâkim tarafından kabul edilir.
(4) Dava dilekçesinde tarafın yanlış veya eksik gösterilmesi kabul edilebilir bir yanılgıya dayanıyorsa, hâkim karşı tarafın rızasını aramaksızın taraf değişikliği talebini kabul edebilir. Bu durumda hâkim, davanın tarafı olmaktan çıkarılan ve aleyhine dava açılmasına sebebiyet vermeyen kişi lehine yargılama giderlerine hükmeder."
3. Değerlendirme
1. Temyiz olunan nihai kararların bozulması 6100 sayılı Kanun'un 371 inci maddesinde yer alan sebeplerden birinin varlığı hâlinde mümkündür.
2. Temyizen incelenen İlk Derece Mahkemesi kararının bozmaya uygun olduğu, kararda ve kararın gerekçesinde hukuk kurallarının somut olaya uygulanmasında bir isabetsizlik bulunmadığı, bozmaya uyulmakla karşı taraf yararına kazanılmış hak durumunu oluşturan yönlerin ise yeniden incelenmesine hukukça imkân bulunmadığı anlaşılmakla; temyiz dilekçesinde ileri sürülen nedenler kararın bozulmasını gerektirecek nitelikte görülmemiştir.
VII. KARAR
Açıklanan sebeple;
Davacı vekilinin yerinde görülmeyen tüm temyiz itirazlarının reddi ile usul ve kanuna uygun olan kararın ONANMASINA,
Dosyanın İlk Derece Mahkemesine gönderilmesine,
25.10.2023 tarihinde oy birliğiyle karar verildi.
Diğer kararlar (4)
Hukuk Genel Kurulu, 2022/920 E., 2023/806 K.
yüksek eşleşmeKarar metninde maddeye atıf varGaziantep Bölge Adliye Mahkemesi 11. Hukuk Dairesi
tam metni aç
6100 sayılı Kanun'un 50, 59, 114, 115 ve 124 üncü maddeleri.
Hukuk Genel Kurulu 2022/920 E. , 2023/806 K.
"İçtihat Metni"
MAHKEMESİ : Gaziantep Bölge Adliye Mahkemesi 11. Hukuk Dairesi
SAYISI : 2022/117 E., 2022/367 K.
KARAR : Davanın reddine
ÖZEL DAİRE KARARI : Yargıtay 11. Hukuk Dairesinin 15.11.2021 tarihli ve
2020/4386 Esas ve 2021/6220 Karar sayılı BOZMA kararı
Taraflar arasındaki itirazın iptali davasından dolayı yapılan yargılama sonunda İlk Derece Mahkemesince davanın kısmen kabulüne karar verilmiştir.
Kararın davalı ... ... vekili tarafından istinaf edilmesi üzerine, Bölge Adliye Mahkemesince anılan davalı vekilinin istinaf başvurusunun kabulü ile İlk Derece Mahkemesi kararı kaldırılarak davanın usulden reddine karar verilmiştir.
Bölge Adliye Mahkemesi kararı davacı vekili tarafından temyiz edilmesi üzerine Yargıtay 11. Hukuk Dairesince yapılan inceleme sonunda bozulmuş, Bölge Adliye Mahkemesi tarafından Özel Daire bozma kararına karşı direnilmiştir.
Direnme kararı davacı vekilleri tarafından temyiz edilmekle; kesinlik, süre, temyiz şartı ve diğer usul eksiklikleri yönünden yapılan ön inceleme sonucunda, temyiz dilekçesinin kabulüne karar verildikten sonra Tetkik Hâkimi tarafından hazırlanan gündem ve dosyadaki belgeler incelenip gereği düşünüldü:
I. DAVA
Davacı vekili; taraflar arasında ticari ilişki bulunduğunu, davalı ortaklığa, sipariş edilen iplikler karşılığında toplam 2.312.556,56 TL ödeme yapıldığını ancak davalının sadece 1.939.157,28 TL tutarında iplik gönderdiğini, bakiye 373.399,28 TL’nin tahsili için başlattıkları takibin davalı yanın itirazı üzerine durduğunu, itirazın haksız ve kötüniyetli olduğunu ileri sürerek icra takibine vaki itirazın iptaline ve icra inkâr tazminatına karar verilmesini talep etmiştir.
II. CEVAP
1. Davalı ... ... vekili; müvekkilinin sözü edilen adi ortaklığın ortağı olmadığını, bu nedenle müvekkiline husumet yöneltilemeyeceğini belirterek davanın reddini savunmuştur.
2. Davalı ... usulüne uygun tebligata rağmen cevap dilekçesi sunmamıştır.
III. İLK DERECE MAHKEMESİ KARARI
İlk Derece Mahkemesinin 27.06.2018 tarihli ve 2016/93 Esas. 2018/268 Karar sayılı kararı ile; adi ortaklığın taraf ehliyeti olmadığından ortak oldukları iddia olunan ... ve ... ...’in davalı olarak davaya dahil edilmesiyle yargılamaya devam edildiği, her iki davalının da adi ortaklıkta ortak oldukları, davacının 2015 yılı içerisinde sekiz adet fatura karşılığı 1.939.157,28 TL mal alışı karşılığında davalıya 2.312.556,56 TL ödeme yaptığı, yapılan ödemelerin tarih sırasına göre mal alış faturalarından mahsup edildiğinde kalan bakiyesinin 373.399,28 TL olduğu, davacının davalıya 373.399,28 TL fazla ödemesinin bulunduğu, bu nedenle davacının bu miktar kadar davalılardan alacaklı olduğu, davacının davalıların ortağı olduğu şirketi temerrüde düşürdüğüne ilişkin herhangi bir belgenin sunulmadığı gerekçesiyle davanın kısmen kabulüne, davalıların Kahramanmaraş 1. İcra Müdürlüğünün 2015/7877 Esas sayılı takibe vaki itirazlarının 373.399,28 TL yönünden iptaline, asıl alacağa takip tarihinden yasal faiz işletilmesine, 74.679,85 TL icra inkâr tazminatının davalılardan tahsiline karar verilmiştir.
IV. İSTİNAF
A. İstinaf Yoluna Başvuranlar
İlk Derece Mahkemesinin yukarıda belirtilen kararına karşı süresi içinde davalı ... ... vekilince istinaf başvurusunda bulunulmuştur.
B. Gerekçe ve Sonuç
Bölge Adliye Mahkemesi 07.11.2019 tarihli ve 2019/12 Esas. 2019/1330 Karar sayılı kararı ile; icra takibinde borçlunun Dilgen ... ve ... Fabrikası ... ve Ortağı şeklinde gösterildiği, adi ortaklığın tüzel kişiliğinin bulunmadığı, adi ortaklığın borcu sebebiyle adi ortaklık aleyhine dava açılmasının veya icra takibi yapılmasının mümkün olmadığı, taraf ehliyeti kamu düzeninden olup mahkemece kendiliğinden göz önüne alınacağı, 6100 sayılı Hukuk Muhakemeleri Kanunu'nda (6100 sayılı Kanun) dava açıldıktan sonra diğer kişilerin davaya dahil edilmek suretiyle davalı sıfatını kazanması ve husumetin bu kişilere yöneltilmesi konusunda bir düzenleme yer almadığı, bu nedenle alacak davalarında davaya zorunlu dava arkadaşlığı dışında dahili dava yolu ile davalı olarak taraf eklenmesinin mümkün olmadığı, öte yandan itirazın iptali davasının görülebilmesinin geçerli bir icra takibinin varlığına bağlı olduğu, ortada geçerli takip yoksa itirazın iptali davasının görülebilmesine usulen olanak bulunmadığı, davacı tarafça adi ortaklık aleyhine girişilen icra takibinin geçerli bir takip olarak kabul edilemeyeceği, bu sebeple dava şartı yokluğundan davanın reddine karar verilmesi gerekirken işin esasına girilmesinin yerinde olmadığı gerekçesiyle davalı ... ... vekilinin istinaf başvurusunun kabulüne, 6100 sayılı Kanun'un 353/1-b-2 maddesi gereğince İlk Derece Mahkemesi kararının kaldırılarak davanın dava şartı yokluğundan usulden reddine karar verilmiştir.
V. BOZMA KARARI
1. Bölge Adliye Mahkemesinin yukarıda belirtilen kararına karşı süresi içinde davacı vekili temyiz isteminde bulunmuştur.
2. Yargıtay 11. Hukuk Dairesinin yukarıda tarih ve sayısı belirtilen kararı ile; "...Dava, itirazın iptali istemine ilişkin olup, Bölge Adliye Mahkemesince, yazılı gerekçeyle davanın usulden reddine karar verilmiştir.
Davacı yan, takip talebinde, borçluyu, “Dilgen ... ve ... Fabrikası ... ve Ortağı” olarak göstermiş olup, davayı da husumet yönelttiği davalı tarafı bu şekilde göstererek açmıştır. Bu gösterimde adi ortaklığın adı yanında davalı ...’in ismi de açıkça zikredilmiş ve adi ortaklığın diğer ortağı olan davalı ... ...’den de “ortağı” sıfatıyla bahsedilmiştir. Belirtilen adi ortaklığın ortaklarının davalılar olduğu ve başka bir ortak bulunmadığı konusunda tereddüt bulunmadığı gibi, davalı ... de takibe itiraz dilekçesiyle, husumetin kendisine yöneltildiğini kabul etmiştir. Bu hale göre, husumetin adi ortaklığın ortağı olan iki ayrı kişiye yöneltilmiş olduğu kabul edilerek, işin esası hakkında bir karar verilmesi gerekirken yazılı gerekçeyle davalı ... hakkındaki davanın usulden reddine karar verilmesi doğru görülememiş, bölge adliye mahkemesi kararının bozulmasına karar vermek gerekmiştir..." gerekçesiyle karar oy çokluğuyla bozulmuştur.
VI. BÖLGE ADLİYE MAHKEMESİNCE VERİLEN DİRENME KARARI
Bölge Adliye Mahkemesinin yukarıda tarih ve sayısı belirtilen kararı ile önceki gerekçe tekrar edilmek suretiyle direnme kararı verilmiştir.
VII. TEMYİZ
A. Temyiz Yoluna Başvuranlar
Bölge Adliye Mahkemesinin yukarıda belirtilen direnme kararına karşı süresi içinde davacı vekilleri temyiz isteminde bulunmuştur.
B. Temyiz Sebepleri
1.Davacı vekili Av. ...; davalılara husumetin doğru şekilde yöneltildiği, davalı ... ...’in de icra takibindeki itirazıyla husumetin kendisine yöneltildiğini kabul ettiğini, davalıların usule uygun olarak davaya dahil edildiğini, ortaklar arası husumetin iç ilişkileriyle alakalı olduğunu, bu hususta müvekkiline kusur izafe edilemeyeceğini, taraf teşkilinin sağlandığını belirterek direnme kararını temyiz etmiştir.
2. Davacı vekili Av. ... Aslı Güney; adi ortaklığın ortakları tarafından icra takibine gerçekleştirilen itiraz ile taraf teşkilinin sağlandığını, davalıların kendilerine husumet tevcih edildiğini kabul ettiklerini belirterek direnme kararını temyiz etmiştir.
C. Uyuşmazlık
Direnme yoluyla Hukuk Genel Kurulu önüne gelen uyuşmazlık; dava konusu icra takibinin usulüne uygun olarak başlatılıp başlatılmadığı, eldeki davada taraf teşkilinin sağlanıp sağlanmadığı, buradan varılacak sonuca göre Bölge Adliye Mahkemesince verilen davanın usulden reddine ilişkin kararının yerinde olup olmadığı noktasında toplanmaktadır.
D. Gerekçe
1. İlgili Hukuk
6098 sayılı Türk Borçlar Kanunu'nun (6098 sayılı Kanun) 620 ve 638 inci maddeleri.
6100 sayılı Kanun'un 50, 59, 114, 115 ve 124 üncü maddeleri.
4721 sayılı Türk Medeni Kanunu'nun (4721 sayılı Kanun) 46, 47, 48, 49 ve 702 nci maddeleri.
2. Değerlendirme
1. Uyuşmazlığın çözümü için öncelikle konuya ilişkin yasal düzenlemeler ile hukuki kavram ve kurumların ortaya konulmasında yarar bulunmaktadır.
2. Adi ortaklık, belli bir amacı gerçekleştirmek isteyen kimselerin bir araya gelerek oluşturdukları, ayrı bir tüzel kişiliği bulunmayan, kuruluş ve işleyişlerinde sıkı şekil kurallarına tabi olmamaları ve basit bir yapıya sahip bulunmaları nedeniyle uygulamada sıkça karşılaşılan özel borç ilişkisi mahiyetindeki birlikteliklerdir. 6098 sayılı Kanun'un 620/1 inci maddesinde adi ortaklık sözleşmesi, iki ya da daha fazla kişinin emeklerini ve mallarını ortak bir amaca erişmek üzere birleştirmeyi üstlendikleri sözleşme olarak tanımlanmıştır. Bu kapsamda bir ortaklık kanunla düzenlenmiş ortaklıkların ayırt edici niteliklerini taşımıyorsa, adi ortaklık sayılır (6098 sayılı Kanun md. 620/2).
3. Adi ortaklığın 4721 sayılı Kanun'un 47 ve devamında düzenlenen hükümler çerçevesinde tüzel kişiliği bulunmamaktadır. Bu sebeple adi ortaklığın 4721 sayılı Kanun'un 48 ve 49 uncu maddeleri anlamında hak ve fiil ehliyeti mevcut değildir. Adi ortaklığın taraf ehliyetinin mevcut olup olmadığı ise 4721 sayılı Kanun hükümlerine göre belirlenecektir. Zira taraf ehliyeti; davada taraf olabilme, usuli hukuki ilişkinin sujesi olabilme yeteneği olup maddi hukuktaki medeni haklardan istifade (hak) ehliyetinin medeni usul hukukundaki görünümüdür. Buna göre medeni haklardan istifade ehliyeti bulunan her tüzel kişi (4721 sayılı Kanun md. 46) davada taraf olabilme ehliyetine de sahiptir (6100 sayılı Kanun md. 50). Gerçek veya tüzel kişiliği olmayan kuruluş yahut toplulukların taraf ehliyeti de bulunmadığından adi ortaklığın da davalarda taraf ehliyetleri bulunmamaktadır.
4. Bu durum icra takipleri için de geçerlidir. Zira icra takiplerinde de alacaklı veya borçlu taraf olarak yer alabilmenin ilk koşulu; taraf ehliyetinin mevcudiyetidir. Dolayısıyla adi ortaklığın taraf ehliyeti mevcut olmadığından, icra takiplerinde de alacaklı veya borçlu olarak yer alamazlar. Bu nedenle, adi ortaklık için yahut ortaklığa karşı dava açılacak ise adi ortaklığı oluşturan her bir gerçek veya tüzel kişiye dava dilekçesinde veya icra takip talebinde yer verilmesi zorunludur ve adi ortaklık tarafından açılacak davaların yahut icra takiplerinin de el birliği mülkiyeti kuralları gereğince (6098 sayılı Kanun md. 638., 4721 sayılı Kanun md. 702) bütün ortaklar tarafından mecburi dava arkadaşı olarak (6100 sayılı Kanun md. 59) birlikte hareket edilmesi gerekir.
5. Taraf ehliyeti 6100 sayılı Kanun'un 114/1-d maddesi gereğince dava şartlarından biri olup aynı zamanda icra takipleri bakımında da bir takip şartıdır. Bu sebeple hem davalarda hem de icra takiplerinde taraf ehliyeti, davalarda mahkemece, icra takiplerinde ise takip hukukunun doğasına uygun ölçüde icra memurunca/mahkemece kendiliğinden gözetilmesi gerekir. Aynı zamanda bu durum, taraflarca takibin/davanın her aşamasında ileri sürülebilen bir takip şartı olarak değerlendirilmelidir (6100 sayılı Kanun md. 115/1). Zira bu husus aynı zamanda kamu düzenine ilişkindir.
6. 6100 sayılı Kanun'un 115/2 nci maddesi gereğince Mahkeme, dava şartı noksanlığını tespit ederse davanın usulden reddine karar verir. Ancak, dava şartı noksanlığının giderilmesi mümkün ise bunun tamamlanması için kesin süre verir. Bu süre içinde dava şartı noksanlığı giderilmemişse davayı dava şartı yokluğu sebebiyle usulden reddeder. Maddenin üçüncü fıkrası gereğince ise dava şartı noksanlığı, mahkemece, davanın esasına girilmesinden önce fark edilmemiş, taraflarca ileri sürülmemiş ve fakat hüküm anında bu noksanlık giderilmişse, başlangıçtaki dava şartı noksanlığından ötürü, dava usulden reddedilemez.
7. 6100 sayılı Kanun'un 124 üncü maddesi, davalardaki iradi değişikliği hüküm altına almış olup buna göre diğer kanunlarda yer alan özel hükümler saklı kalmak kaydıyla ve karşı tarafın açık rızası ile davada taraf değişikliği mümkündür. Ancak, maddi bir hatadan kaynaklanan veya dürüstlük kuralına aykırı olmayan taraf değişikliği talebi, karşı tarafın rızası aranmaksızın hâkim tarafından kabul edilebileceği gibi dava dilekçesinde tarafın yanlış veya eksik gösterilmesinin kabul edilebilir bir yanılgıya dayandığı durumlarda, hâkim karşı tarafın rızasını aramaksızın taraf değişikliği talebini kabul edebilir.
8. İradi taraf değişikliği takip hukukunda açıkça düzenlenmemiştir. Ancak icra takiplerinde de icra takip taraflarının da yanlış yahut eksik olarak gösterilme durumları söz konusu olabilmektedir. Bu durumlar maddi hatadan yahut temsilcide yanılma nedeniyle yanlış gösterme gibi nedenlerden kaynaklanabilir. Böyle bir durumda icra takibinin iptali ve tekrar ikâmesi hakkaniyete aykırı sonuçlara neden olabilir. Bunu önlemek için, maddî hata ve temsilcide yanılma halleriyle sınırlı olarak istisnaî bazı hallerde icra takibi esnasında da taraf değişikliği yapılabileceğinin kabulü gereklidir.
9. Buradan hareketle davada olduğu gibi icra takibinde de tarafların yanlış gösterilmesi, bu hareketin maddi hatadan yahut dürüstlük kuralına aykırı olmayan bir durumdan veyahut kabul edilebilir bir yanılgıya dayanmasından ileri geldiği durumlarda 6100 sayılı Kanun'un iradî taraf değişikliğine ilişkin hükümlerinin -niteliği uygun düştüğü ölçüde kıyasen- uygulanması mümkün olmalıdır.
10. Bu çerçevede başlatılan bir icra takibinde dürüstlük kuralına aykırı olmayan veya kabul edilebilir bir yanılgıya dayalı olarak adi ortaklığa karşı husumet yönetilmesi sonrasında adi ortaklığın ortaklarının tamamının icra takip dosyasına itirazlarını sunmak suretiyle kendilerine husumetin yöneltildiğini kabul ettiği durumlarda 6100 sayılı Kanun'un 115/3 maddesi hükmü niteliğine uygun düştüğü ölçüde kıyasen uygulanarak eksik olan takip şartının giderildiği kabul edilmelidir. Yine adi ortaklığa husumet yöneltilerek açılan bir davanın yargılaması sırasında ortakların davaya dahili neticesinde taraf sıfatına ilişkin dava şartı eksikliğinin tamamlanmış olması durumunda taraf teşkilinin sağlandığı kabul edilerek yargılamaya devam edilmelidir.
11. Yapılan açıklamalar ışığında somut olay değerlendirildiğinde; dava konusu icra takip dosyasında yer alan takip talebi ve ödeme emirlerinde borçlunun "Dilgen ... ve ... Fabriskası Adi Ortaklığı ... ve Ortağı" olarak gösterildiği, Bakırköy 5. İcra Müdürülüğünün 2015/7733 Esas sayılı dosyasında ödeme emrine dair tebligatın borçlu olarak belirtilen adi ortaklığa gönderildiği, sonrasında anılan ödeme emrine davalılar ... ve ... ... vekili tarafından borca ve icra müdürlüğünün yetkisine itiraz edildiği, Bakırköy 5. İcra Müdürlüğünce verilen yetkisizlik kararını müteakip dosyanın gönderildiği Kahramanmaraş 1. İcra Müdürlüğünün 2015/7877 Esas sayılı dosyası kapsamında yine adi ortaklık adına ödeme emrinin tebliğ edildiği, anılan ödeme emrine davalı ... ... vekilince süresi içerisinde itiraz edildiği anlaşılmaktadır.
12. Dava konusu icra takibinde borçlu olarak kaydedilen adi ortaklığın tüm ortakları davalılar ... ve ... ...'dir. Dava konusu icra takiplerinde borçlu olarak gösterilen adi ortaklık yanında davalı ...'in ismi de belirtilmiş olup diğer ortak olan ... ...'den de "ortağı" ifadesiyle bahsedilmiştir. Bunun yanında davalı ... ... de her iki ödeme emrinin tebliğine itiraz ederek husumetin kendisine yöneltildiğini kabul etmiştir.
13. Bunun yanında işbu itirazın iptali davasında da adi ortaklığın tüm ortaklarının yargılamaya katılımları sağlandığına göre husumetin adi ortaklığın her iki ortağına da yöneltildiği kabul edilerek işin esası hakkında bir karar verilmesi gerekmekle, Bölge Adliye Mahkemesince verilen davalı ... ... vekilinin istinaf başvurusunun kabul ile İlk Derece Mahkemesince verilen karar kaldırılarak davalı ... ... yönünden davanın usulden reddine karar verilmesi doğru görülmemiştir.
14. Hukuk Genel Kurulundaki görüşmeler sırasında; taraf ehliyetine ilişkin hususun icra takiplerinde de kamu düzenine ilişkin olup süresiz süresiz şikayete tabi olduğu, davalı ... ...'in itirazında kendisi aleyhine açıkça bir icra takibi yapılmadığını belirttiği, takip talebinde yer almayan kimseye ödeme emrinin gönderilmeyeceği, adi ortaklığın borçlarından tüm ortaklarının müteselsilen sorumlu olduğu, bu sebeple alacaklının alacağını hangi ortaktan tahsil etmek istiyor ise takip talebinde bu kişileri açıkça belirtmesi gerektiği, aksi durumda ihtiyari takip arkadaşı olarak ve "ortağı" ibaresinden yola çıkılarak borçlu olarak gösterilmeyen ortağın takibe eklenemeyeceği, bu haliyle somut olayda husumetin adi ortaklığın ortaklarına yöneltildiğinin kabul edilemeyeceği, bu itibarla takip talebi ve dava dilekçesinde ismi geçmeyen davalı ... ... yönünden usulden ret kararı verilmesi gerektiği, 6100 sayılı Kanun'un 124 üncü madde koşullarının mevcut olmadığı, bu sebeple direnme kararının onanması gerektiği görüşü ile adi ortaklık aleyhine icra takibi yapılamayacağı, davalı ...'in takip talebinde isminin yer aldığı ancak diğer davalı ... ... hakkında icra takibinin söz konusu olmadığı, icra takibinin davalı ... bakımından geçerli olduğu, bu itibarla anılan davalı bakımından direnme kararı hatalı olup diğer davalı bakımından verilen direnme kararının yerinde olduğu, bu sebeple direnme kararının belirtilen değişik gerekçeyle bozulması gerektiği görüşü ileri sürülmüş ise de bu görüşler, Kurul çoğunluğu tarafından benimsenmemiştir.
15. Hâl böyle olunca; Bölge Adliye Mahkemesince önceki kararda direnilmesi doğru olmadığından, hükmün Özel Daire bozma kararında belirtilen nedenlerle bozulması gerekmiştir.
VIII. KARAR
Açıklanan sebeplerle;
Davacı vekillerinin temyiz itirazlarının kabulü ile direnme kararının Özel Daire bozma kararında gösterilen nedenlerden dolayı 6100 sayılı Kanun’un 371 inci maddesi gereğince BOZULMASINA,
İstek hâlinde temyiz peşin harcının yatırana geri verilmesine,
Dosyanın 6100 sayılı Kanun’un 373 üncü maddesinin ikinci fıkrası uyarınca kararı veren Bölge Adliye Mahkemesine gönderilmesine,
13.09.2023 tarihinde oy çokluğuyla kesin olarak karar verildi.
K A R Ş I O Y
Taraf ehliyeti HMK. md. 114,1-d gereğince dava şartıdır. Hukuk davalarında taraf ehliyetinde olduğu gibi icra takibinin taraflarının (alacaklının ve borçlunun) da taraf ehliyetine sahip olmaları gerekir. Gerçek ve tüzel kişilerin hak ehliyeti (MK. md.8 ve md.48 ) ve dolayısı ile taraf ehliyeti vardır. Adi ortaklık gibi tüzel kişiliği olmayan toplulukların taraf ehliyeti yoktur (TBK.md.620). Taraf ehliyeti olmayanların talebi üzerine (veya taraf ehliyeti olmayanlara karşı) başlamış ve devam edilmiş icra takipleri ve işlemleri geçersizdir. İcra müdürü ve icra mahkemesi bu işlemlerin geçersizliğini kendiliğinden gözetir. Bu husus kamu düzenine ilişkin olup süresiz şikayet yolu ile icra mahkemesinden takibin iptali istenebilir. İtirazın iptali davasının görülebilmesi geçerli bir icra takibine bağlı olduğundan ve icra takibi ile sıkı sıkıya bağlı olduğundan itirazın iptali davasında icra takibinin geçersizliği, mahkemece kendiliğinden gözetilip dava şartı yokluğundan davanın usul yönünden reddine karar verilmesi gerekir.
Somut olayda genel haciz yolu ile ilâmsız icra takibinde alacaklı takip talebinde borçlu olarak “... ... ve ... Fabrikası ... ve Ortağı”nı göstermiş ... ve ... ... takipte borçlu sıfatı ile gösterilmemiş ve ödeme emri bu şahıs işletmesine hitaben düzenlenerek aynı adreste daimi çalıştığını beyan eden ... ... imzasına fabrika adresinde tebliğ edilmiştir. Hakan ve ... ... vekili icra dosyasında yetki ve borca itiraz sonrasında icra dosyası yetkisizlik kararı ile yetkili Kahramanmaraş İcra Müdürlüğüne gönderilmiştir. Yetkili icra müdürlüğünce “... ... ve ... Fabrikası ... ve Ortağı” ibaresini borçlu kısımda yazılarak ödeme emri düzenlenmiş bu ödeme emrinin aynı adrese tebliği üzerine ... ... vekili icra dosyasına yaptığı itirazında, dosya borçlusu olarak gösterilen ... ... ve Perese Fabrikasının tüzel kişiliği bulunmadığını hukuken geçersiz olduğunu, kendisinin adi ortaklığın ortağı olduğunu, alacağın dayanağının ödeme emrinde gösterilmediğini, borçlu olmadığını beyan etmiştir. Açıkça kendisi aleyhinde bir takip olmadığını vurgulamıştır. İİK 58 inci maddesi takip talebinde yer alacak hususları düzenlemiştir. Söz konusu maddenin birinci fıkrasının ikinci bendinde “ Borçlunun ve varsa kanunî temsilcinin adı, soyadı, alacaklı tarafından bilinmiyor ise Türkiye Cumhuriyeti Kimlik numarası veya vergi kimlik numarası, şöhret ve yerleşim yerinin” yazılması yazılacağı düzenlenmiştir.
İcra hukukuna özgü durumları haricinde takip talebi dava dilekçesine benzetilebilir. Takip talebinde kişinin hakkında takip yapıldığı yazılı değil ise geçerli olmayan bu takibe dayanarak ödeme emri çıkarılamaz. Ödeme emri çıksa dahi bu husus alacaklıya bir hak bahşetmez.
İcra takibi takipte borçlu olarak gösterilmeyen ihtiyari takip arkadaşlarına teşmil edilemez. TBK’nın 638 inci maddesinin son fıkrası “ Ortaklar, birlikte veya bir temsilci aracılığı ile bir üçüncü kişiye karşı ortaklık ilişkisi çerçevesinde üstlendikleri borçlardan, aksi kararlaştırılmamış ise müteselsilsen sorumludurlar.” Bu hükme göre adi ortaklığın tüzel kişiliği olmadığı için adi ortaklık ilişkisi içinde ... borçların alacaklıları borcun tamamını bir ortaktan alabileceği gibi tüm ortaklardan da alabilir. Bunun için hangi ortağı veya ortakları takip etmek istiyor ise takip talebinde isim ve adreslerini açıkça borçlu tarafta göstermelidir.
Aksi halde ortakların ihtiyari takip arkadaşı olmaları dikkate alınarak icra takibi takip talebinde borçlu gösterilmeyen adi ortaklık ortağına “ort” ibaresinden yola çıkılarak takibe eklenemez.
Takip alacaklısı, “... ... ve ... Fabrikası ... ve Ortağı”nı davalı göstererek itirazın iptalini talep ettiği, ... ... vekilini cevap dilekçesinde adi ortaklığın ortağı ya da yetkilisi olmadığını, davanın tarafı olmadığını bu nedenle husumet itirazında bulunduklarını belirterek davanın reddini talep etmiştir.
Şu hale göre adi ortaklığı oluşturan kişiler takip talebinde borçlu tarafta gösterilmemiş kendilerine ödeme emri çıkarılmamıştır. Takip talebinde tüzel kişiliği olmayan adi ortaklığın ismi olan ‘ ... ... ve ... Fabrikası ... ve Ortağı’ isminin yazılmasından hareketle, adi ortaklık ismi içinde geçen ...’in ve “Ort.” İbaresi ile ... ...’in de takipte borçlu olarak gösterildiği sonucuna varılamaz. Yetkili icra dairesinde icrada itiraz eden ... ... vekili itirazında öncelikle tüzel kişiliği olmayan fabrika isminin borçlu olarak yazılması nedeniyle takibin geçersiz olduğunu beyan ettikten sonra borcun olmadığı itirazının ileri sürmesi karşısında husumetin adi ortaklığın ortaklarına yöneltildiği kabul ettiği görüşü isabetli değildir. Takip talebinde ve itirazın iptali dava dilekçesinde borçlu olarak hiç adı geçmeyen ... ... yönünden itiraz iptali isteminin usulden reddine karar verilmesi gereklidir. Aksi halde bu şekilde verilen itirazın iptali kararı ile ... ... aleyhinde icra takibinin devamı söz konusu olamaz. Nitekim 19. Hukuk Dairesi 18.03.2003 tarih, 2003/2293 Karar sayılı kararında “ Özetle takip talebi ve ödeme emrinde borçlu adi ortaklık gösterilerek tek bir ödeme çıktığı, adi ortaklığı oluşturan şirketlerin takip talebinde ayrı ayrı borçlu gösterilmediğine göre tüzel kişiliği olmayan adi topluluk aleyhine icra takibi geçersizdir. İtirazın iptali dava koşulları oluşmadığı için reddi gerekir” şeklinde bir görüş benimsenmiştir.
Takip talebinde borçlu olarak yer almayan bir kişinin itirazın iptal davasına eklenmesi de mümkün değildir. HMK’nın 124 üncü maddesinin olayda uygulanma şartları bulunmamaktadır.
Bölge Adliye Mahkemesinin direnme kararının onanması görüşünde olduğumdan Çoğunluğun bozma yönündeki görüşüne katılamıyorum.
Hukuk Genel Kurulu, 2022/1152 E., 2022/1703 K.
yüksek eşleşmeKarar metninde maddeye atıf varYargıtay 4. Hukuk Dairesi (İlk Derece Mahkemesi Sıfatıyla)
tam metni aç
Bu durumun özellikle usul ekonomisi açısından eleştirilere tabi tutulmasını dikkate alan yasa koyucu, 6100 sayılı HMK’nın 124. maddesi ile belirli hallerde iradi taraf değişikliğine olanak veren bir düzenleme getirilmiştir .
Hukuk Genel Kurulu 2022/1152 E. , 2022/1703 K.
"İçtihat Metni"
MAHKEMESİ : Yargıtay 4. Hukuk Dairesi (İlk Derece Mahkemesi Sıfatıyla)
1. Taraflar arasındaki “tazminat” davasından dolayı ilk derece mahkemesi sıfatıyla yapılan yargılama sonunda, Yargıtay 4. Hukuk Dairesince davanın husumet nedeniyle reddine karar verilmiştir.
2. Karar davacı vekili tarafından temyiz edilmiştir.
3. Hukuk Genel Kurulunca dosyadaki belgeler incelendikten sonra gereği görüşüldü:
I. YARGILAMA SÜRECİ
Davacı İstemi:
4. Davacı, hâkim ...’ı davalı göstererek ... Sulh Hukuk Mahkemesine vermiş olduğu dava dilekçesinde; davalı ...’ın aile mahkemesi hâkimi olup eşi ile kendisinin boşanma davasında hâkim olarak görev yaptığını, mahkemedeki tutum ve davranışlarından dolayı kendisini Hâkimler ve Savcılar Yüksek Kuruluna (HSYK) şikâyet ettiğini, konunun medyada haber olarak yer alması üzerine davalının kendisi hakkında suç duyurusunda bulunduğunu, Cumhuriyet Savcılığınca takipsizlik kararı verildiğini, ayrıca davalının tekzip taleplerinin reddedildiğini, bunun üzerine davalının “Açıklama” adı altında basında ve internet medyasında duyuru yaptığını, davalının aile birliği içindeki en mahrem iddiaları kamuoyuna açıkladığını, özel hayatın gizliliğini ihlâl ederek suç işlediğini, açıklamanın hâlen internet sitelerinde yayında olduğunu belirterek yayında olan açıklama metninin internet sitelerinden silinmesine-kaldırılmasına ve 1,00TL manevi tazminatın davalıdan tahsiline karar verilmesini talep etmiştir.
5. ... Sulh Hukuk Mahkemesince görevsizlik kararı verilerek dosya ... Asliye Hukuk Mahkemesine gönderilmiş, ... Asliye Hukuk Mahkemesince de görevsizlik kararı verilerek Yargıtay 4. Hukuk Dairesine gönderilmiştir. Yargıtay 4. Hukuk Dairesince davalı sıfatı ile Maliye Hazinesine dava dilekçesi tebliğ edilmiştir.
Davalı Cevabı:
6. Davalı Maliye Hazinesi vekili; uğranıldığı iddia edilen zararın yasal dayanağının olmadığını, yapılan işlemlerde kusur, kast ve hatanın bulunmadığını, idareye atfedilecek bir kusurun da mevcut olmadığını, 6100 sayılı Hukuk Muhakemeleri Kanunu’nun (HMK) 46. maddesinde belirtilen koşulların oluşmadığını, sorumluluğu ispata yarayacak yeterli delilin sunulmadığını belirterek davanın reddini savunmuştur.
7. Davalı hâkim ... vekili cevap dilekçesinde; müvekkilinin davacı ile eşinin boşanma davasında hâkimlik görevini yürüttüğünü, yargılama devam ederken davacı tarafından müvekkili hakkında taraflı davrandığı, kasıtlı olarak davalı lehine karar verdiği, ihsas-ı rey niteliğinde eylemlerde bulunduğu ve tanık ifadelerini çarpıtarak zapta geçirdiği iddialarının ortaya atıldığını ve iddiaların ulusal basına da verildiğini, müvekkili tarafından tekzip davası açılarak haberlerin tekzip edildiğini, yayınlanan tekzip metni gerekçe gösterilerek davacı tarafından manevi tazminat davası açıldığını, huzurdaki uyuşmazlığın hâkimin yargılama faaliyetinden değil şahsi olarak yayınladığı tekzip metninden kaynaklandığını, bu nedenle dava konusu olayda Yargıtay 4. Hukuk Dairesinin görevsiz olduğunu, müvekkilinin boşanma davasında verilen kararın Yargıtay 2. Hukuk Dairesince onandığını, davacı tarafından sunulan şikâyet dilekçesinin HSYK tarafından işleme konulmadığını, tekzip metninin mahkeme kararı uyarınca yayınlandığını belirterek davanın reddini savunmuştur.
Özel Dairenin Birinci Kararı:
8. Yargıtay 4. Hukuk Dairesinin 24.03.2015 tarihli ve 2014/21 E., 2015/17 K. sayılı kararı ile;
“…DAVA: Dava dilekçesinde, davacının açtığı boşanma davasının ihbar olunan hakim tarafından karara bağlandığı; davacının, ihbar olunan hakkında HSYK nezdinde şikayette bulunduğu; bu durumun basına yansıdığı ve ihbar olunan hakimin şikayeti üzerine kovuşturmaya yer olmadığı yönünde karar verildiği; tekzip isteminin de reddedildiği; ihbar olunan hakim tarafından boşanma davası hakkında internet üzerinden açıklama yapılarak özel hayatın gizliliğinin ihlal edildiği ileri sürülerek; 1,00-TL manevi tazminata hükmedilmesi, talep ve dava olunmuştur.
CEVAP: Cevap dilekçesinde, hak düşümü süresinin geçirildiği ve sorumluluk koşullarının da oluşmadığı savunulmuştur.
GEREKÇE: Dava, hakimlerin hukuki sorumluluğuna dayalı olarak manevi tazminat istemine ilişkindir.
Hakimlerin yargısal faaliyetleri nedeniyle sorumlulukları, HMK'nın 46-49. maddelerinde düzenlenmiş bulunmaktadır.Yasada gösterilen sorumluluk nedenleri, örnek niteliğinde olmayıp; sınırlı ve sayılı durumları ifade etmektedir.
Somut olayda, sorumluluğa dayanak yapılan olgu; davacının tarafı olduğu boşanma davası ile ilgili olarak ihbar olunan tarafından yapılan açıklamalardır. Bu konuda, davacının basına beyanları olmuş ve dava konusu açıklamalar yapılmıştır. Sınırlı ve sayılı hukuki sorumluluk nedenlerinden hiç birisi mevcut değildir. Şu durumda, davanın reddine karar verilmesi gerekir.
6100 sayılı Hukuk Muhakemeleri Kanunu'nun 49. maddesi uyarınca, davanın esastan reddi halinde disiplin para cezasının takdir edilerek hüküm altına alınması gerekir. Bu konuda, para cezasında yeniden değerleme oranında yapılması gereken arttırım miktarı ile dava konusu olayın gelişim biçimi ve dosyaya yansıyan olgular göz önünde tutulmuştur.
HÜKÜM: Yukarıda gösterilen nedenlerle;
1-HMK'nın 46. maddesindeki koşullar oluşmadığından davanın esastan reddine,
2-Takdiren 700,00-TL disiplin para cezasının davacıdan tahsiline,
3-Alınması gereken 27,70.-TL maktu karar ve ilam harcından peşin alınan 24,30.-TL'nin düşümü ile kalan 3,40.-TL'nin davacıdan tahsiline ve Hazine'ye gelir kaydına,
4-Karar tarihinde yürürlükte bulunan Avukatlık Asgari Ücret Tarifesi uyarınca davalı yararına takdir edilen 3.000,00.-TL maktu avukatlık ücretinin davacıdan alınarak davalıya verilmesine,
5-Yargılama giderlerinin davacı üzerinde bırakılmasına,…” karar verilmiştir.
Hukuk Genel Kurulunun Birinci Bozma Kararı:
9. Özel Dairenin yukarıda belirtilen kararına karşı süresi içinde davacı vekili temyiz isteminde bulunmuştur.
10. Hukuk Genel Kurulunun 29.11.2017 tarihli ve 2015/4-3519 E., 2017/1442 K. sayılı kararı ile; “…Hukuk Genel Kurulundaki görüşme sırasında işin esasının incelenmesinden önce eldeki davanın, hâkimin yargılamaya ilişkin hizmet kusurundan mı, yoksa kişisel kusurundan mı kaynaklandığı, burada varılacak sonuca göre Yargıtay 4. Hukuk Dairesinin mi yoksa ... Asliye Hukuk Mahkemesinin mi görevli olduğu hususu ön sorun olarak görüşülüp tartışılmış, uyuşmazlığın hâkimin yargılamaya ilişkin işlemlerinden kaynaklandığı, bu nedenle Özel Dairenin görevli olduğu sonucuna varılarak ön sorun oyçokluğuyla aşılarak işin esasının incelenmesine geçilmiştir.
Bu noktada, Özel Dairece Maliye Hazinesinin resen davalı olarak davaya dahil edilerek yargılamaya devam edilip edilemeyeceğinin irdelenmesi gerekir.
Bilindiği üzere, davacı, dava dilekçesinde tarafların kimler olduğunu belirtir ve dava, dava dilekçesinde gösterilen taraflar arasında devam eder. Ancak davanın açılmasından sonra dava dilekçesinde gösterilen taraflarda değişiklik yapılması ihtiyacı ortaya çıkabilir. Bu değişiklik örneğin, taraflardan birinin dava sırasında ölmesinde veya dava yürürken dava konusunun devrinde olduğu gibi zorunlu (yasal) nedenlerle olabileceği gibi, davacının iradesine bağlı (iradi) değişiklik şeklinde de olabilir (Ejder Yılmaz, Hukuk Muhakemeleri Kanunu Şerhi, Ankara 2012, s.812).
İradi taraf değişikliğinde; bu durum davayı değiştirme anlamına geldiğinden, zorunlu taraf değişikliğinden farklı bir rejime tabidir. Mülga 1086 sayılı Hukuk Usulü Muhakemeleri Kanunu (HUMK) iradi taraf değişikliği hakkında açık bir hüküm içermemekle birlikte, yerleşik Yargıtay uygulaması ile genel olarak, davada iradi taraf değişikliğine izin verilmemiştir. Bu durumun özellikle usul ekonomisi açısından eleştirilere tabi tutulmasını dikkate alan yasa koyucu, 6100 sayılı HMK’nın 124. maddesi ile belirli hallerde iradi taraf değişikliğine olanak veren bir düzenleme getirilmiştir .
Anılan Yasaya göre bir davada taraf değişikliği, ancak karşı tarafın açık rızası ile mümkündür (m.124/1). Ancak yasa koyucu bu konuda yasalarda yer alan özel hükümleri saklı tutarak (m.124/2) hâkimin izni ile taraf değişikliği yapılabilecek hallere de yer vermiştir. Anılan iki fıkra çerçevesinde maddî bir hatadan kaynaklanan veya dürüstlük kuralına aykırı olmayan taraf değişikliği talebi, karşı tarafın rızası aranmaksızın hâkim tarafından kabul edileceği gibi, tarafın yanlış veya eksik gösterilmesinin kabul edilebilir bir yanılgıya dayanması durumunda da hâkimin izniyle taraf değişikliği yapılabilecektir (HMK m.124/3,4). İradî taraf değişikliğine ilişkin hükme istinaden gerek davacı gerekse davalı tarafta, iradî taraf değişikliği yapılması mümkündür (Taş Korkmaz, H.: Medenî Usûl Hukukunda İradî Taraf Değişikliği, Ankara 2014, s.169; Pekcanıtez, H./Atalay, O./Özekes, M.: Medenî Usûl Hukuku, 14.b., Ankara 2013, s.310; Saldırım, M.: Açıklamalı ve İçtihatlı Hukuk Muhakemeleri Kanunu ve İlgili Mevzuat, Ankara 2011, s.103). Yargıtay uygulaması da bu yöndedir (Bkz. HGK, 19.09.2012 gün ve 2012/6-338 E., 2012/586 K.).
Yapılan bu açıklamalar dikkate alındığında, somut olayda Özel Dairece, yukarıda belirtilen usul hükümleri gerekleri yerine getirilmeksizin Maliye Hazinesinin “davaya dâhil edilmesi” yönünde karar verilmesi yerinde bulunmamıştır.
Hukuk Genel Kurulunda yapılan görüşmeler sırasında bir kısım üyelerce; davalı Maliye Hazinesinin yasal hasım olduğu, Özel Dairece Maliye Hazinesinin resen davalı olarak dahil edilmesinin usul ve yasaya uygun olduğu yönünde görüş belirtilmiş ise de, Kurul çoğunluğu tarafından bu görüş kabul edilmemiştir.
S O N U Ç: Yukarıda gerekçesi açıklandığı üzere; davacının temyiz itirazlarının kabulü ile Yargıtay 4. Hukuk Dairesinin ilk derece mahkemesi sıfatıyla verdiği kararın BOZULMASINA” karar verilmiştir.
Özel Dairenin İkinci Kararı:
11. Yargıtay 4. Hukuk Dairesince Hukuk Genel Kurulunun bozma kararına uyularak yapılan yargılama sonunda, 07.05.2019 tarihli ve 2018/80 E., 2019/58 K. sayılı kararı ile;
“…DAVA: Davacı dava dilekçesinde özetle; açtığı boşanma davasında karar veren hakimi HSK nezdinde şikayet ettiğini, bunun basına yansıdığını, hakimin kendisi hakkında şikayetçi olduğunu, ancak takipsizlik kararı verildiğini, yine tekzip talebinin de reddedildiğini, bunun üzerine hakimin internet medyası üzerinden özel hayatının gizliliğini ihlal edecek şekilde açıklamalarda bulunarak kişilik haklarını ihlal ettiğini belirtmiş, manevi zararının tazminini ve açıklamaların internet sitelerinden silinmesini istemiştir.
CEVAP: Cevap dilekçesinde, zamanaşımı süresinin dolduğu ve HMK'nun 46. maddesindeki sorumluluk koşullarının da oluşmadığı savunulmuştur.
GEREKÇE: Dava kişilik hakların ihlaline dayalı manevi tazminat ve internet yayınının kaldırılması taleplerine ilişkindir.
Dosya kapsamından; davanın ilk olarak 12/05/2013 tarihinde davalı olarak davacının boşanma davasına bakan hakim ... gösterilmek suretiyle ... Sulh Hukuk Mahkemesi'ne açıldığı, 15/05/2013 tarihinde asliye hukuk mahkemelerinin görevli olduğu gerekçesiyle mahkemenin görevsizliğine karar verildiği, bu kararın 04/07/2013 tarihinde kesinleştiği, dosyanın gönderildiği ... Asliye Hukuk Mahkemesince 09/12/2013 tarihinde hakimlerin görevleri sırasında görevlerinden veya kişisel nedenlerden kaynaklanan iddialarla ilgili olarak haklarında açılacak tazminat davalarına bakma görevinin Dairemize ait olduğu şeklindeki gerekçeyle görevsizlik kararı verildiği, Dairemizce yargılamanın ilk derece sıfatıyla yapıldığı, davalı olarak Maliye Hazinesi'nin kabul edildiği, ilgili hakimin ise ihbar olunan sıfatını aldığı, Dairemizce 24/03/2015 tarihinde davanın esastan reddine karar verildiği, davacının temyizi üzerine Yargıtay Hukuk Genel Kurulunca 29/11/2017 tarihinde usul hükümleri gerekleri yerine getirilmeksizin Maliye Hazinesinin davaya dahil edilmesinin hukuka aykırı olduğundan bahisle Dairemiz kararının bozulduğu, bilahare ihbar olunan sıfatını taşıyan hakim ...’ın karar düzeltme isteminin de reddedildiği anlaşılmıştır.
Davacı, gerek dava dilekçesinde gerekse Dairemizce yapılan ön inceleme tutanağındaki beyanlarında açıkça hakimin kişisel sorumluluğuna dayanarak eldeki davayı açtığını belirtmiş, dava dilekçesinde de ilgili hakim davalı olarak gösterilmiştir.
Şu durumda, HMK’nun 46. maddesinde belirtilen hakimlerin yargılama faaliyetlerinden dolayı Devlet aleyhine açılmış bir tazminat davası bulunmadığı, ilgili hakimin kişisel eylemi nedeniyle tazminata hükmedilmesi istendiği ve asliye hukuk mahkemelerinin görevli olduğu anlaşılmakla dairemizin görevsizliğine karar vermek gerekmiş ve aşağıdaki şekilde hüküm kurulmuştur.
HÜKÜM: Gerekçesi yukarıda açıklandığı üzere;
1-Dava dilekçesinin Dairemizin görevsiz olması sebebiyle HMK'nun 114/1-c ve 115/2 maddeleri uyarınca usulden reddine, ... Nöbetçi Asliye Hukuk Mahkemesi'nin görevli olduğuna,
2-Karar kesinleştiğinde olumsuz görev uyuşmazlığının giderilmesi için dosyanın Hukuk Genel Kurulu'na gönderilmesine,” oy çokluğu ile karar verilmiştir.
Hukuk Genel Kurulunun İkinci Bozma Kararı:
12. Özel Dairenin yukarıda belirtilen kararına karşı süresi içinde davalı ... vekili temyiz isteminde bulunmuştur.
13. Hukuk Genel Kurulunun 08.12.2020 tarihli ve 2019/4-606 E., 2020/1003 K. sayılı kararı ile; “…20. Davacı dava dilekçesinde, Hâkim ...’ı davalı göstererek ... Sulh Hukuk Mahkemesinde eldeki davayı açmış, mahkemece görevsizlik kararı verilerek dosya ... Asliye Hukuk Mahkemesine gönderilmiş, ... Asliye Hukuk Mahkemesince de görevsizlik kararı verilerek dosya Yargıtay 4. Hukuk Dairesine gönderilmiştir. Yargıtay 4. Hukuk Dairesince davalı sıfatı ile Maliye Hazinesine dava dilekçesi tebliğ edilerek yargılamaya devam olunmuş ve davanın esastan reddine karar verilmiştir. Kararın davacı tarafından temyizi üzerine Hukuk Genel Kurulunca yapılan temyiz incelemesinde, “Hukuk Genel Kurulundaki görüşme sırasında işin esasının incelenmesinden önce eldeki davanın, hâkimin yargılamaya ilişkin hizmet kusurundan mı, yoksa kişisel kusurundan mı kaynaklandığı, burada varılacak sonuca göre Yargıtay 4. Hukuk Dairesinin mi yoksa ... Asliye Hukuk Mahkemesinin mi görevli olduğu hususu ön sorun olarak görüşülüp tartışılmış, uyuşmazlığın hâkimin yargılamaya ilişkin işlemlerinden kaynaklandığı, bu nedenle Özel Dairenin görevli olduğu sonucuna varılarak ön sorun oyçokluğuyla aşılarak işin esasının incelenmesine geçilmiştir.” denilerek dava konusu uyuşmazlığın hâkimin yargılamaya ilişkin işlemlerden kaynaklandığı gerekçesiyle Yargıtay 4. Hukuk Dairesinin görevli olduğuna karar verilmiştir.
21. Hukuk Genel Kurulunca işin esasının incelenmesinde ise; HMK’nın 124/1. maddesine göre bir davada taraf değişikliğinin, ancak karşı tarafın açık rızası ile mümkün olduğu, Özel Dairece, belirtilen usul hükmü gerekleri yerine getirilmeksizin Maliye Hazinesinin davaya dâhil edilmesi yönünde karar verilmesinin yerinde bulunulmadığı gerekçesiyle Özel Daire kararının bozulmasına karar verilmiştir.
22. Özel Dairece, 07.05.2019 tarihli duruşmada Hukuk Genel Kurulunun bozma kararına uyulmasına dair ara karar kurulmuş sonrasında ise Dairenin görevsizliğine karar verilmiştir.
23. Yukarıda yapılan açıklamalar çerçevesinde; gerek 6100 sayılı HMK’nın 46. maddesine göre hâkimlerin yargılama faaliyetinden dolayı ancak Devlet aleyhine tazminat davası açılabilmesi, gerekse Hukuk Genel Kurulunun bozma kararında uyuşmazlığın hâkimin yargılamaya ilişkin işlemlerinden kaynaklandığı, bu nedenle Özel Dairenin görevli olduğu sonucuna varılması nedeniyle Özel Dairece, HMK’nın 46. maddesinde belirtilen hâkimlerin yargılama faaliyetlerinden dolayı Devlet aleyhine açılmış bir tazminat davasının bulunmadığı, ilgili hâkimin kişisel eylemi nedeniyle tazminata hükmedilmesinin istendiği ve asliye hukuk mahkemelerinin görevli olduğu gerekçesiyle dava dilekçesinin görevsizlik nedeniyle usulden reddine ve ... Nöbetçi Asliye Hukuk Mahkemesinin görevli olduğuna dair karar verilmesi usul ve yasaya aykırıdır.
24. Bu nedenle Özel Daire kararının bozulması gerekir.” gerekçesiyle karar bozulmuştur.
Özel Dairenin Üçüncü Kararı:
14. Yargıtay 4. Hukuk Dairesince Hukuk Genel Kurulunun bozma kararına uyularak yapılan yargılama sonunda, 02.11.2021 tarihli ve 2021/14 E., 2021/112 K. sayılı kararı ile;
“…Dosya kapsamından davanın ilk olarak ... Sulh Hukuk Mahkemesine açıldığı, anılan mahkemece görevsizlik kararı verilerek ... Asliye Hukuk Mahkemesine gönderildiği, bu mahkemece de görevsizlik kararı verilerek dosyanın Dairemize gönderildiği ve ilk derece esasına kaydedildiği anlaşılmaktadır.
Dairemizin 24/03/2015 gün ve 2014/21 E – 2015/17 K sayılı birinci kararı ile “Somut olayda, sorumluluğa dayanak yapılan olgu, davacının tarafı olduğu boşanma davası ile ilgili olarak ihbar olunan tarafından yapılan açıklamalardır. Bu konuda davacının basına beyanları olmuş ve dava konusu açıklamalar yapılmıştır. Sınırlı ve sayılı hukuki sorumluluk nedenlerinden hiç birisi mevcut değildir. Şu durumda, davanın reddine karar verilmesi gerekir.” şeklindeki gerekçe ile davanın esastan reddine karar verilmiştir.
Davacının temyizi üzerine HGK’nun 29/11/2017 gün ve 2015/4-3519 E – 2017/1442 K sayılı ilamı ile ön sorun olarak görev hususu tartışılarak uyuşmazlığın hâkimin yargılamaya ilişkin işlemlerinden kaynaklandığı, bu nedenle Özel Dairenin görevli olduğu sonucuna oy çokluğu ile varılarak işin esası incelenmiş ve “ Bu noktada, Özel Dairece Maliye Hazinesinin resen davalı olarak davaya dahil edilerek yargılamaya devam edilip edilemeyeceğinin irdelenmesi gerekir.
Bilindiği üzere, davacı, dava dilekçesinde tarafların kimler olduğunu belirtir ve dava, dava dilekçesinde gösterilen taraflar arasında devam eder. Ancak davanın açılmasından sonra dava dilekçesinde gösterilen taraflarda değişiklik yapılması ihtiyacı ortaya çıkabilir. Bu değişiklik örneğin, taraflardan birinin dava sırasında ölmesinde veya dava yürürken dava konusunun devrinde olduğu gibi zorunlu (yasal) nedenlerle olabileceği gibi, davacının iradesine bağlı (iradi) değişiklik şeklinde de olabilir (Ejder Yılmaz, Hukuk Muhakemeleri Kanunu Şerhi, Ankara 2012, s.812).
İradi taraf değişikliğinde; bu durum davayı değiştirme anlamına geldiğinden, zorunlu taraf değişikliğinden farklı bir rejime tabidir. Mülga 1086 sayılı Hukuk Usulü Muhakemeleri Kanunu (HUMK) iradi taraf değişikliği hakkında açık bir hüküm içermemekle birlikte, yerleşik Yargıtay uygulaması ile genel olarak, davada iradi taraf değişikliğine izin verilmemiştir. Bu durumun özellikle usul ekonomisi açısından eleştirilere tabi tutulmasını dikkate alan yasa koyucu, 6100 sayılı HMK’nın 124. maddesi ile belirli hallerde iradi taraf değişikliğine olanak veren bir düzenleme getirilmiştir .
Anılan Yasaya göre bir davada taraf değişikliği, ancak karşı tarafın açık rızası ile mümkündür (m.124/1). Ancak yasa koyucu bu konuda yasalarda yer alan özel hükümleri saklı tutarak (m.124/2) hâkimin izni ile taraf değişikliği yapılabilecek hallere de yer vermiştir. Anılan iki fıkra çerçevesinde maddî bir hatadan kaynaklanan veya dürüstlük kuralına aykırı olmayan taraf değişikliği talebi, karşı tarafın rızası aranmaksızın hâkim tarafından kabul edileceği gibi, tarafın yanlış veya eksik gösterilmesinin kabul edilebilir bir yanılgıya dayanması durumunda da hâkimin izniyle taraf değişikliği yapılabilecektir (HMK m.124/3,4). İradî taraf değişikliğine ilişkin hükme istinaden gerek davacı gerekse davalı tarafta, iradî taraf değişikliği yapılması mümkündür (Taş Korkmaz, H.: Medenî Usûl Hukukunda İradî Taraf Değişikliği, Ankara 2014, s.169; Pekcanıtez, H./Atalay, O./Özekes, M.: Medenî Usûl Hukuku, 14.b., Ankara 2013, s.310; Saldırım, M.: Açıklamalı ve İçtihatlı Hukuk Muhakemeleri Kanunu ve İlgili Mevzuat, Ankara 2011, s.103). Yargıtay uygulaması da bu yöndedir (Bkz. HGK, 19.09.2012 gün ve 2012/6-338 E., 2012/586 K.).
Yapılan bu açıklamalar dikkate alındığında, somut olayda Özel Dairece, yukarıda belirtilen usul hükümleri gerekleri yerine getirilmeksizin Maliye Hazinesinin “davaya dâhil edilmesi” yönünde karar verilmesi yerinde bulunmamıştır.” şeklindeki gerekçe ile Dairemizin ilk kararının bozulmasına karar verilmiştir.
Davalının karar düzeltme istemi talepte bulunmaya hakkı olduğu kabul edilerek reddedilmiştir.
Dairemizce bozma ilamına uyularak yapılan yargılama sonucunda 07/05/2019 gün ve 2018/80 E – 2019/58 K sayılı ikinci kararı ile “Davacı, gerek dava dilekçesinde gerekse Dairemizce yapılan ön inceleme tutanağındaki beyanlarında açıkça hakimin kişisel sorumluluğuna dayanarak eldeki davayı açtığını belirtmiş, dava dilekçesinde de ilgili hakim davalı olarak gösterilmiştir.
Şu durumda, HMK’nun 46. maddesinde belirtilen hakimlerin yargılama faaliyetlerinden dolayı Devlet aleyhine açılmış bir tazminat davası bulunmadığı, ilgili hakimin kişisel eylemi nedeniyle tazminata hükmedilmesi istendiği ve asliye hukuk mahkemelerinin görevli olduğu anlaşılmakla Dairemizin görevsizliğine karar vermek gerekmiş ve aşağıdaki şekilde hüküm kurulmuştur.” gerekçesi ... Nöbetçi Asliye Hukuk Mahkemesi'nin görevli olduğundan davanın usulden reddine karar verilmiştir.
Dairemizin bu ikinci kararının da temyizi üzerine HGK’nun 2019/4-606 E – 2019/58 K sayılı ilamı ile “6100 sayılı HMK’nın 46. maddesine göre hakimlerin yargılama faaliyetinden dolayı ancak Devlet aleyhine tazminat davası açılabilmesi, gerekse Hukuk Genel Kurulunun bozma kararında uyuşmazlığın hâkimin yargılamaya ilişkin işlemlerinden kaynaklandığı, bu nedenle Özel Dairenin görevli olduğu sonucuna varılması nedeniyle Özel Dairece, HMK’nın 46. maddesinde belirtilen hâkimlerin yargılama faaliyetlerinden dolayı Devlet aleyhine açılmış bir tazminat davasının bulunmadığı, ilgili hâkimin kişisel eylemi nedeniyle tazminata hükmedilmesinin istendiği ve asliye hukuk mahkemelerinin görevli olduğu gerekçesiyle dava dilekçesinin görevsizlik nedeniyle usulden reddine ve ... Nöbetçi Asliye Hukuk Mahkemesinin görevli olduğuna dair karar verilmesi usul ve yasaya aykırıdır.” gerekçesi ile bozulmuştur. Dairemizce usul ve yasaya uygun bozma ilamına uyulmuştur.
GEREKÇE: Dava HMK’nun 46. maddesine dayalı tazminat istemine ilişkin olup ilk derece mahkemesi sıfatıyla Dairemiz görevlidir.
6100 sayılı HMK’nun “Hakimin Hukuki Sorumluluğu” üst başlığı altında “Devletin sorumluğu ve rücu” alt başlıklı 46. maddesinde sorumluluk nedenleri tek tek belirtilerek hakimlerin yargılama faaliyetinden dolayı tazminat davasının Devlet aleyhine açılabileceği ve ödenen tazminatın sorumlu hakime rücu edileceği düzenlenmiştir
Davacı vekili dava dilekçesinde davalı olarak hakimi göstermiş ve tüm aşamalarda hakimin baktığı dava nedeniyle yaptığı basın açıklaması sonucu yargısal faaliyet dışında kişisel kusuruna dayandıklarını işin esasının incelenerek karar verilmesini istemiştir.
Yukarıda açıklanan yasal düzenleme ve davacının dosyadaki dilekçe ve beyanları dikkate alındığında, davanın ilgili hakime rücu edilmek kaydıyla ancak Devlet aleyhine açılabileceği, davalıya husumet düşmeyeceği anlaşılmakla davanın pasif husumet yokluğundan reddine karar vermek gerekmiş ve aşağıdaki şekilde hüküm kurulmuştur.
HÜKÜM: Yukarıda gösterilen nedenlerle;
1-Davanın husumet nedeniyle REDDİNE,
2-HMK'nun 49. maddesi gereğince dava usulden reddedildiğinden disiplin para cezası tayinine yer olmadığına,
3-Alınması gereken 59,30-TL maktu karar ve ilam harcının peşin alınan 24,30-TL'den mahsubuna, kalan 35,00-TL'nin davacıdan alınarak hazineye gelir kaydedilmesine,
4-Karar tarihinde yürürlükte bulunan Avukatlık Ücret Tarifesi uyarınca takdir olunan 5.940,00-TL avukatlık ücretinin davacıdan alınarak davalıya verilmesine,
5-Yargılama giderlerinin davacı üzerinde bırakılmasına,” karar verilmiştir.
Kararın Temyizi:
15. Özel Dairenin yukarıda belirtilen kararına karşı süresi içinde davacı vekili temyiz isteminde bulunmuştur.
II. GEREKÇE
16. Yapılan açıklamalara, dosyadaki tutanak ve kanıtlara, bilgi ve belgelere, Daire kararında açıklanan gerektirici nedenlere, delillerin değerlendirilmesinde bir isabetsizlik bulunmamasına göre usul ve yasaya uygun olduğu tespit edilen Yargıtay 4. Hukuk Dairesinin ilk derece mahkemesi sıfatıyla verdiği kararın onanması gerekir.
III. SONUÇ:
Açıklanan nedenlerle;
Davacı vekilinin temyiz itirazlarının reddi ile Yargıtay 4. Hukuk Dairesinin ilk derece mahkemesi sıfatıyla verdiği kararın ONANMASINA,
Harç peşin alındığından harç alınmasına yer olmadığına,
6100 sayılı Hukuk Muhakemeleri Kanunu’nun Geçici 3. maddesi atfıyla uygulanmakta olan 1086 sayılı Hukuk Usulü Muhakemeleri Kanunu’nun 440. maddesi uyarınca kararın tebliğ tarihinden itibaren on beş gün içerisinde karar düzeltme yolu açık olmak üzere, 08.12.2022 tarihinde oy birliği ile karar verildi.
9. Hukuk Dairesi, 2022/6665 E., 2022/9001 K.
yüksek eşleşmeKarar metninde maddeye atıf var... Mahkemesi
9. Hukuk Dairesi 2022/6665 E. , 2022/9001 K.
"İçtihat Metni"
MAHKEMESİ :... Mahkemesi
DAVA TÜRÜ : ALACAK
Taraflar arasında görülen dava sonucunda verilen kararın, temyizen incelenmesi davalılar ... Tur. Taah. Tic. San. A.Ş. ve ... ile davalı olmaktan çıkartılan ... vekili tarafından istenilmekle, temyiz taleplerinin süresinde olduğu anlaşıldı. Dava dosyası için Tetkik Hâkimi tarafından düzenlenen rapor dinlendikten sonra dosya incelendi, gereği konuşulup düşünüldü:
Y A R G I T A Y K A R A R I
Davacı İsteminin Özeti
Davacı vekili; müvekkillerinin miras bırakanı...'ın 15.01.1990 tarihinden 07.07.2015 tarihine kadar aralıksız davalı yanında bahçıvan, çiftçi, bahçe görevlisi olarak çalıştığını ve kalp krizi geçirip hayatını kaybedene kadar çalışmasını sürdürdüğünü belirterek ölüm sebebine dayalı ... sözleşmesi sona erdiğinden kıdem tazminatının davalıdan tahsiline karar verilmesini talep ve dava etmiştir.
Davalılar Cevabının Özeti
Davalı olarak gösterilen ... vekili, husumet itirazında bulunarak davanın reddine karar verilmesini istemiştir.
Mahkeme Kararının Özeti
Mahkemece, yapılan yargılama sonucunda toplanan delillere ve alınan bilirkişi raporuna dayanılarak davanın kabulüne karar verilmiştir.
Bozma ve Bozmadan Sonraki Yargılama Süreci
Kararın davalı olarak gösterilen ... vekilince temyiz edilmesi üzerine Dairemizin 26.10.2020 tarihli ve 2017/17920 Esas, 2020/13466 Karar sayılı kararı ile " ... Dava dilekçesinde, davalı olarak ... gösterilmiş ise de, dosya içerisinde yer alan Sosyal Güvenlik Kurumu belgeleri ve tanık beyanlarından davacının çalışmasının bildirildiği şirketlerde davalı olarak gösterilen ...’ın yönetici olduğu görülmektedir. Bu itibarla davacının davalı şahsa ait olduğu veya davalının yöneticisi olduğu şirketlerde çalışan olarak gözüktüğü ve dosya kapsamına göre hem davalıya ait ev, bahçe ve seralarda hem de otelde çalıştığı hususları birlikte değerlendirildiğinde, davacının davalıyı yanlış göstermesi kabul edilebilir bir yanılgıya dayanmaktadır. Buna göre davanın, ... Tur. Taah. Tic. San. A.Ş. ve Birlik Tur. İnş. San. Tic. Yön. A.Ş. aleyhine açılması gerekirken davalı aleyhine açılması HMK'nın 124/4. maddesi uyarınca husumette yanılma kabul edilerek, davacı mirasçılara... Tur. Taah. Tic. San. A.Ş. ve Birlik Tur. İnş. San. Tic. Yön. A.Ş.’ne husumet tevcihi için süre verilip, husumet tevcih dilekçesi ile dava dilekçesi tebliğ edilerek işin esasına girilerek karar verilmesi gerekir ..." gerekçesiyle kararın bozulmasına karar verilmiştir.
Mahkemece bozmaya uyulmuş ve dava dilekçesi ile yöneltme dilekçesi ...Tur. Taah. Tic. San. A.Ş. ve Birlik Turizm İnşaat Sanayi Ticaret ve Yönetim A.Ş.'ye tebliğ edilerek taraf teşkili sağlanmıştır.
Davalılar ...Tur. Taah. Tic. San. A.Ş. ve Birlik Turizm İnşaat Sanayi Ticaret ve Yönetim A.Ş. vekili davaya cevap dilekçesinde, davacının varsa tüm haklarının Sosyal Güvenlik Kurumu kayıtları ile şahsi sicil dosyasında mevcut olduğunu, bunun aksine hiçbir iddiayı kabul etmediklerini, davanın zamanaşımına uğradığını, ücret iddiasının da fahiş olduğunu savunarak davanın reddine karar verilmesini istemiştir.
Mahkemece, taraf teşkili sağlandıktan sonra davanın kabulüne karar verilmiştir.
Temyiz
Karar, davalılar ve taraf olmaktan çıkartılan ... vekili tarafından temyiz edilmiştir.
Gerekçe
1. Dosyadaki yazılara toplanan delillerle kararın dayandığı kanuni gerektirici sebeplere göre, davalı Şirketlerin tüm, taraf olmaktan çıkartılan ...’ın aşağıdaki bendin kapsamı dışındaki temyiz itirazları yerinde değildir.
2. Taraflar arasında ... lehine vekâlet ücretine hükmedilip hükmedilmeyeceği noktasında uyuşmazlık bulunmaktadır.
Somut olayda dosya içeriğinden; davacı tarafın davalı olarak ...’ı göstermiş olduğu, 6100 sayılı Hukuk Muhakemeleri Kanunu'nun (6100 sayılı Kanun) 124 üncü maddesi uyarınca taraf değişikliğine gidilerek yargılamaya Birlik Tur. Tic. ve San. A.Ş.' nin ...Turizm Taah. Tic. ve San. A.Ş bünyesinde birleştiği hususu dikkate alınarak ...Turizm Taah.Tic.ve San. A.Ş.’ nin davalı olarak kabulüyle devam edildiği görülmektedir.
6100 sayılı Kanun'un 124 üncü maddesinin dördüncü fıkrasındaki “Dava dilekçesindeki tarafın yanlış veya eksik gösterilmesi kabul edilebilir bir yanılgıya dayanıyorsa, hakim karşı tarafın rızasını aramaksızın taraf değişikliği talebini kabul edebilir. Bu durumda hakim, davanın tarafı olmaktan çıkarılan ve aleyhine dava açılmasına sebebiyet vermeyen kişi lehine yargılama giderlerine hükmeder.” şeklindeki hüküm nedeniyle 6100 sayılı Kanun'un 124 üncü maddesinin dördüncü fıkrasındaki usul işletilerek gerçekleştirilen taraf değişikliğinde aleyhine dava açılmasına sebebiyet vermeyen taraf lehine yargılama giderlerine hükmedilmelidir. Bu durumda, taraf olmaktan çıkartılan ...’ın davada kendisini vekille temsil ettirmiş olduğu gözetilerek lehine vekâlet ücretine hükmedilmesi gerekirken anılan şahıs lehine vekâlet ücretine hükmedilmemesi hatalıdır.
Ne var ki bu husus yeniden yargılamayı gerektirmediğinden, 6100 sayılı Kanun'un geçici 3 üncü maddesi uyarınca hâlen yürürlükte olan mülga 1086 sayılı Hukuk Usulü Muhakemeleri Kanunu'nun 438 inci maddesinin yedinci fıkrası uyarınca hükmün aşağıdaki şekilde düzeltilerek onanmasına karar vermek gerekmiştir.
Sonuç
Yukarıda açıklanan nedenlerle;
Temyiz olunan kararın hüküm fıkrasında yer alan “Davalı lehine vekalet ücreti takdirine yer olmadığına,” şeklindeki bendin hükümden tamamen çıkartılarak yerine “Dava açılmasına sebebiyet vermeyen ve 6100 sayılı Hukuk Muhakemeleri Kanunu’nun 124 üncü maddesinin dördüncü fıkrası işletilerek taraf olmaktan çıkartılan ...’ın davada kendisini vekille temsil ettirmiş olduğu gözetilerek karar tarihinde yürürlükte bulunan Avukatlık Asgari Ücret Tarifesi uyarınca belirlenen 4.080,00 TL maktu vekâlet ücretinin davacıdan alınıp taraf olmaktan çıkartılan ...’a verilmesine” rakam ve sözcüklerinin eklenmesine ve hükmün bu şekilde DÜZELTİLEREK ONANMASINA, aşağıda yazılı temyiz giderinin davalı Şirketlere yükletilmesine, peşin alınan temyiz harcının istek hâlinde taraf olmaktan çıkartılan ...' a iadesine, 13.09.2022 tarihinde oy birliğiyle karar verildi.
9. Hukuk Dairesi, 2020/3790 E., 2021/3658 K.
yüksek eşleşmeKarar metninde maddeye atıf varİş Mahkemesi
tam metni aç
Eğitim Araştırma Hastanesi’nde çalıştığını belirterek davayı 6100 Sayılı Hukuk Muhakemeleri Kanunu’nun 124. maddesi gereğince Sağlık Bakanlığına yöneltmiştir.
9. Hukuk Dairesi 2020/3790 E. , 2021/3658 K.
"İçtihat Metni"
MAHKEMESİ :İş Mahkemesi
DAVA TÜRÜ : ALACAK
Taraflar arasında görülen dava sonucunda verilen kararın, temyizen incelenmesi davacı vekili ile davalılardan ... ve ... Sağlık Hiz. ve Görüntüleme İnşaat Taah. San. ve Tic. Ltd. Şti. vekillerince istenilmekle, temyiz taleplerinin süresinde olduğu anlaşıldı. Dava dosyası için Tetkik Hakimi tarafından düzenlenen rapor dinlendikten sonra dosya incelendi, gereği konuşulup düşünüldü:
Y A R G I T A Y K A R A R I
Davacı İsteminin Özeti:
Davacı vekili, müvekkilinin davalı şirket işçisi olarak 01.01.2010 tarihinde Gazi Üniversitesi Hastanesi’nde çalışmaya başladığını, 2012 yılından itibaren ise ... Üniversitesi Hastanesi’nde gece sekreterliğinde çalıştığını, fazla çalışma ve genel tatil alacaklarının karşılığının ödenmemesi sebebi ile iş sözleşmesini haklı olarak feshettiğini ileri sürerek, kıdem tazminatı ile izin, fazla çalışma ve genel tatil alacaklarının davalılardan tahsiline karar verilmesini istemiştir.
Davacı vekili yargılama sırasında Mahkemeye sunduğu düzeltme dilekçesi ile davacının ...’ne bağlı iş yerinde çalışmadığını, müvekkilinin son dönemde Sağlık Bakanlığına bağlı ... Eğitim Araştırma Hastanesi’nde çalıştığını belirterek davayı 6100 Sayılı Hukuk Muhakemeleri Kanunu’nun 124. maddesi gereğince Sağlık Bakanlığına yöneltmiştir.
Davalı Cevabının Özeti:
Davalı Şirket vekili, davacının gece sekreteri olarak çalıştığını ve 03.02.2013 tarihinden itibaren işe gelmediğini ve ödenmeyen işçilik alacağı bulunmadığını savunarak, davanın reddini istemiştir.
Davalı ... vekili, husumet itirazında bulunduklarını, davacının ... Sağlık Hizmetleri Limited Şirketi’nin işçisi olduğunu ve davacı ile aralarında iş sözleşmesi ilişkisinin bulunmadığını savunarak, davanın reddini istemiştir.
Mahkeme Kararının Özeti:
Mahkemece, toplanan kanıtlar ve bilirkişi raporuna dayanılarak, davalının iş sözleşmesini fesihte haksız olduğu, davacının ... Eğitim ve Araştırma Hastanesindeki çalışmasından dolayı hasım ... olarak gösterilmiş ise de hasmın Sağlık Bakanlığı olarak düzeltilmesi karşısında 6100 sayılı Hukuk Muhakemeleri Kanunu’nun 124. maddesi uyarınca bu durumun tevcihte hata kabul edildiği ve 6100 sayılı Kanun’un 124/4. maddesi gereğince davanın tarafı olmaktan çıkarılan ve aleyhine dava açılmasına sebebiyet vermeyen kişi lehine vekalet ücretine hükmedilmesi gerektiğine yönelik gerekçeyle davanın kısmen kabulüne karar verilmiş, hüküm fıkrasında Sağlık Bakanlığı da dava konusu fazla çalışma ve genel tatil alacaklarından sorumlu tutulmuştur.
Davacının, davalı ...’nin taraf olmaktan çıkartılması sebebiyle karar başılığından çıkartılması ve yerine Sağlık Bakanlığının eklenmesi yönündeki tashih ve tavzih talebi Mahkemece 13.10.2016 tarihli ek kararla, davacının ... Üniversitesi Rektörlüğüne karşı dava ikame ettiği ancak yargılama sırasında bunun Sağlık Bakanlığı olarak düzeltilmesini talep ettiği, her ne kadar Mahkemece bu talep kabul edilmiş ise de; Sağlık Bakanlığının davaya dahlinin sağlanmadığı, dava dilekçesi ve duruşma gününün tebliğ edilip davadan haberdar edilmediği, ... aleyhine açılan davanın husumet yokluğu nedeniyle reddedildiği, hüküm fıkrasında Sağlık Bakanlığı aleyhine hüküm kurulmuş ise de; Sağlık Bakanlığının davaya dahlinin sağlanmamış olması karşısında tashih yada tavzih yolu ile dahi hükmün başlığında davalı olarak gösterilen ve aleyhine açılan dava husumet yokluğundan reddedilen ...'nün Sağlık Bakanlığı olarak değiştirilmesinin yasal olarak mümkün olmadığı gerekçesiyle reddedilmiştir.
Temyiz:
Kararı davalılardan ... Sağlık Hizmetleri Limited Şirketi ve davalı ... vekilleri; 13.10.2016 tarihli ek kararı ise davacı vekili temyiz etmiştir.
Gerekçe:
I) 13.10.2016 tarihli ek karara yönelik temyiz incelemesi :
Temyiz olunan karar, 13.10.2016 tarihli ek karar ile davacının tavzih ve tashih isteminin reddine ilişkindir.
6100 sayılı Hukuk Muhakemeleri Kanunu'nun hükmün tashihi başlıklı 304. maddesinde, "Hükümdeki yazı ve hesap hataları ile diğer benzeri açık hatalar, mahkemece resen veya taraflardan birinin talebi üzerine düzeltilebilir. Hüküm tebliğ edilmişse hâkim, tarafları dinlemeden hatayı düzeltemez. Davet üzerine taraflar gelmezse,dosya üzerinde inceleme yapılarak karar verilebilir.
Tashih kararı verildiği takdirde, düzeltilen hususlarla ilgili karar, mahkemede bulunan nüshalar ile verilmiş olan suretlerin altına veya bunlara eklenecek ayrı bir kâğıda yazılır, imzalanır ve mühürlenir." düzenlemesine yer verilmiştir.
Anılan Kanunun hükmün tavzihini düzenleyen 305. maddesi ise; "Hüküm yeterince açık değilse veya icrasında tereddüt uyandırıyor yahut birbirine aykırı fıkralar içeriyorsa, icrası tamamlanıncaya kadar taraflardan her biri hükmün açıklanmasını veya tereddüt ya da aykırılığın giderilmesini isteyebilir.
Hüküm fıkrasında taraflara tanınan haklar ve yüklenen borçlar, tavzih yolu ile sınırlandırılamaz, genişletilemez ve değiştirilemez."düzenlemesini içermektedir.
Dosya içeriğine göre, hüküm fıkrasında taraflara tanınan haklar ve yüklenen borçların, tavzih ya da tashih yolu ile sınırlandırılması, genişletilmesi ve değiştirilmesinin mümkün olmadığı anlaşılmakla; Sağlık Bakanlığına usulüne uygun şekilde davanın yöneltilmediği ve dava dilekçesinin tebliğ edilmediği ve bu durumda davaya dahil edilmeyen Bakanlığın karar başlığında davalı olarak gösterilmesine yönelik tavzih isteminin reddine ilişkin Mahkemece verilen karar, 6100 sayılı Hukuk Muhakemeleri Kanunu'nun 304 ve 305. maddelerine uygun olduğundan bu karara yönelik temyiz isteminin reddi ile 13.10.2016 tarihli EK KARARIN ONANMASINA, aşağıda yazılı temyiz giderinin temyiz edene yükletilmesine,
II) Asıl karara yönelik temyiz incelemesi :
Bir kişinin belli bir davada gerçekten davacı veya davalı sıfatına sahip olup olmadığı hususu usul hukuku değil, dava konusu hakkın özüne ilişkin bir maddi hukuk meselesidir. Bir davanın tarafları o davada gerçekten taraf sıfatına sahip değilse, mahkeme dava konusu hakkın esasına girip karar veremez. Davayı sıfat yokluğundan reddetmesi gerekir. Davacı olma sıfatı dava konusu hakkın sahibine, davalı sıfatı ise sübjektif hak kendisinden istenebilecek kişiye aittir. Kuşkusuz bu hak sözleşmeden, haksız fiilden, sebepsiz iktisaptan veya kanundan doğabilir.
Bir alacak davasında davalı olma sıfatı o alacağın gerçek borçlusuna aittir. Alacak davası, o alacağın gerçek borçlusundan başka bir kişiye karşı açılırsa, dava konusu alacağın mevcut olmadığından dolayı değil, davalının davalı sıfatına sahip olmadığından dolayı reddedilir. (Hukuk Muhakemeleri Usulü, Prof. Dr. Baki Kuru, I. Cilt, s. 1159)
Taraf sıfatı dava şartı değildir. Ancak taraf sıfatı itiraz niteliğinde olduğundan hakim diğer itirazlar gibi dosyadan anlaşılabildiği sürece resen dikkate alır.( Prof. Dr. Baki Kuru, Hukuk Muhakemeleri Usulü, I. Cilt, s. 1195; Prof. Dr.Hakan Pekcanıtez - Prof. Dr. Oğuz Atalay - Prof. Dr. Muhammet Özekes Medeni Usul Hukuku Temel Bilgiler , s. 214)
6100 sayılı Hukuk Muhakemeleri Kanunu 124. maddesi ile bir davada taraf değişikliğinin, ancak karşı tarafın açık rızası ile mümkün olduğu, maddi bir hatadan kaynaklanan veya dürüstlük kuralına aykırı olmayan taraf değişikliği talebinin, karşı tarafın rızası aranmaksızın hâkim tarafından kabul edilebileceği, dava dilekçesinde tarafın yanlış veya eksik gösterilmesinin kabul edilebilir bir yanılgıya dayanması halinde hâkimin karşı tarafın rızasını aramaksızın taraf değişikliği talebini kabul edebileceği düzenlenmiştir.
Hasımda yanılma halinde taraf değişikliği, karşı tarafın muvafakati ile gerçekleştirilebilirken, maddi hata bulunması, dürüstlük kuralına aykırı olmaması veya hasımda yanlışlığın kabul edilebilir bir yanılgıya dayanması halinde karşı tarafın muvafakati aranmaksızın hakim tarafından kabul edilmek suretiyle yapılabilmektedir.
Somut uyuşmazlıkta; davacı vekilince davacının ... Eğitim ve Araştırma Hastanesi’ndeki çalışmaları için ... hasım olarak gösterilmiş, ardından Mahkemeye sunulan dilekçe ile maddi hataya dayalı olarak hasmın ... Üniversitesi olarak gösterildiği belirtilmiş, 6100 sayılı Kanun’un 124. maddesi gereğince taraf değişikliği yapılarak dava Sağlık Bakanlığına yöneltilmiştir. Mahkemece, davacı tarafın yöneltme dilekçesi ile dava dilekçesi ve ekleri Sağlık Bakanlığına tebliğ edilmemiş ve Sağlık Bakanlığı usulüne uygun olarak davaya dahil edilmediğinden davada taraf teşkili sağlanmamıştır. Belirtilen sebeple, Mahkemece, Sağlık Bakanlığına dava dilekçesi ve ekleri usulüne uygun olarak tebliğ edilerek taraf teşkili sağlanmalı, Bakanlığın göstereceği deliller de toplanarak dava konusu alacaklar yeniden bir değerlendirmeye tabi tutulmalıdır. Taraf teşkili usulüne uygun olarak sağlanmadan yazılı şekilde karar verilmesi hatalı olup, hükmün sair yönleri incelenmeksizin bu sebeple bozulması gerekmiştir.
Sonuç:
Temyiz olunan kararın, yukarıda yazılı sebepten dolayı BOZULMASINA, bozma sebebine göre davalıların diğer temyiz itirazlarının incelenmesine şimdilik yer olmadığına, peşin alınan temyiz harcının istek halinde davacı ve davalı ... Sağlık Hiz. ve Görüntüleme İnşaat Taah. San. ve Tic. Ltd. Şti.'ye iadesine, 04.02.2021 tarihinde oy birliğiyle karar verildi.
Eşleştirme iki kanıta dayanır: kararın kendi metnindeki madde atfı ve şerh kitaplarının o kararı hangi maddenin altında bastığı. Otomatik üretilmiştir, hukuki tavsiye değildir; kararın güncelliğini ve sonraki içtihat değişikliklerini ayrıca denetleyin.
Bu Maddeyle İlgili Sınav Sorusu
Medeni Usul Hukuku
6100 sayılı Hukuk Muhakemeleri Kanunu'na göre, davalarla ilgili aşağıdaki ifadelerden hangisi yanlıştır?
A) Dava dilekçesi, mahkeme tarafından davalıya tebliğ edilir.
B) Davacı, hüküm verilinceye kadar, ancak davalının açık rızası ile davasını geri alabilir.
C) Davanın geri alınması durumunda davanın açılmamış sayılmasına karar verilir.
D) Bir davada taraf değişikliği, kural olarak ancak karşı tarafın açık rızası ile mümkündür.
E) Maddi hatadan kaynaklanan taraf değişikliği talebi, karşı tarafın rızası aranmaksızın hakim tarafından kabul edilir.
Bu maddeyle ilgili 3 soru daha var!
Soruların tamamını çözmek, açıklamalı cevapları görmek ve Hukuksal Eğitim yapay zeka asistanı ile çalışmak için platforma katılın.