Hukuk Muhakemeleri Kanunu 127. maddesi, Hukuksal Eğitim mevzuat kütüphanesinde tam metin olarak yayımlanmıştır. Aşağıda maddenin tam metni, maddeyle eşleşen yüksek mahkeme kararları ve bu maddeden çıkmış sınav soruları yer alır. Ham metin için adresin sonuna /raw ekleyin.
Madde Metni
MADDE 127- (1) Cevap dilekçesini verme süresi, dava dilekçesinin davalıya tebliğinden itibaren iki haftadır. Ancak, durum ve koşullara göre cevap dilekçesinin bu süre içinde hazırlanmasının çok zor yahut imkânsız olduğu durumlarda, yine bu süre zarfında mahkemeye başvuran davalıya, cevap süresinin bitiminden itibaren işlemeye başlamak, bir defaya mahsus olmak ve bir ayı geçmemek üzere ek bir süre verilebilir. Ek cevap süresi talebi hakkında verilen karar taraflara derhâl bildirilir.[13]
Süresinde cevap dilekçesi verilmemesinin sonucu
Bu Maddeyle İlgili Yüksek Mahkeme Kararları
13 karar eşleşti
5. Hukuk Dairesi, 2024/9016 E., 2025/753 K.
orta eşleşmeKarar metninde maddeye atıf varAsliye Hukuk Mahkemesi
5. Hukuk Dairesi 2024/9016 E. , 2025/753 K.
"İçtihat Metni"
MAHKEMESİ :Asliye Hukuk Mahkemesi
SAYISI : 2024/318 Esas, 2024/367 Karar
I. YARGI YERİ BELİRLENMESİNE KONU KARARLAR
A. Denizli 7. Asliye Hukuk Mahkemesinin 04.04.2024 Tarihli ve 2023/114 Esas, 2024/303 Karar Sayılı Kararı
Trafik kazasının Amasya ilinde gerçekleştiği, davacının vekiline verdiği vekaletnamede adresinin de Amasya ili olduğu, tarafların adreslerinin Denizli ili olmadığı, sigorta şirketinin adresinin de yine Denizli ili olmadığı, bu sebeple haksız fiile ilişkin 6100 sayılı Hukuk Muhakemeleri Kanunu'nun (6100 sayılı Kanun) 16 ncı ve ilgili maddeleri gereği seçenek yetki yerlerinden hiçbirinin Denizli ili olmadığı, davalının kimlik ekli İstanbul Anadolu Adliyesinden gönderilen cevap dilekçesinde yetki itirazında bulunduğu gerekçesiyle yetkisizlik kararı verilmiştir.
B. Amasya 1. Asliye Hukuk Mahkemesinin 25.06.2024 Tarihli ve 2024/318 Esas, 2024/367 Karar Sayılı Kararı
Davalının davanın yetkisiz mahkemede açıldığını, yetkili mahkemenin Amasya Mahkemeleri olduğunu, ayrıca ikamet adresinin İstanbul ili ... olması nedeniyle davanın İstanbul Anadolu Asliye Hukuk Mahkemesinde açılması gerektiğini belirttiği, eldeki davada her iki mahkemenin de 6100 sayılı Kanun 16 ncı maddesi uyarınca uyuşmazlığın çözümü konusunda yetkisinin bulunduğu, ancak davalının davanın hangi mahkemede çözümlenmesi gerektiğini açık bir şekilde bildirmediği, yalnızca Amasya ve İstanbul Anadolu Mahkemelerinin yetkili olduğundan bahsederek dosyanın yetkili mahkemeye gönderilmesini talep ettiği, bu sebeple usulüne uygun yetki itirazından bahsedilemeyeceği ve davanın açıldığı yetkisiz Denizli 7. Asliye Hukuk Mahkemesinin yetkili hale geleceği gerekçesiyle yetkisizlik kararı verilmiştir.
II. GEREKÇE
A. Uyuşmazlık
Uyuşmazlık, trafik kazasından kaynaklanan tazminat istemine ilişkindir.
B. İlgili Hukuk
1. Farklı bölge adliye mahkemelerinin yargı çevresinde kalan ilk derece mahkemeleri ile bölge adliye mahkemeleri arasındaki yetki ve görev uyuşmazlıklarının giderilmesi isteminin hukuki dayanağı, 6100 sayılı Hukuk Muhakemeleri Kanunu’nun (6100 sayılı Kanun) 21 ve 22 nci maddeleri ile 5235 sayılı Adlî Yargı İlk Derece Mahkemeleri ile Bölge Adliye Mahkemelerinin Kuruluş, Görev ve Yetkileri Hakkında Kanun’un (5235 sayılı Kanun) 36 ncı maddesinin üçüncü fıkrasında yer alan düzenlemelerdir.
2. 6100 sayılı Kanun’un “Genel yetkili mahkeme” başlıklı 6 ıncı maddesinin birinci fıkrası şöyledir:
“Genel yetkili mahkeme, davalı gerçek veya tüzel kişinin davanın açıldığı tarihteki yerleşim yeri mahkemesidir.”
3. 6100 sayılı Kanun'un “Davalının birden fazla olması hâlinde yetki” başlıklı 7 nci maddesinin birinci fıkrası şöyledir:
“Davalı birden fazla ise dava, bunlardan birinin yerleşim yeri mahkemesinde açılabilir. Ancak, dava sebebine göre kanunda, davalıların tamamı hakkında ortak yetkiyi taşıyan bir mahkeme belirtilmişse, davaya o yer mahkemesinde bakılır.”
4. 6100 sayılı Kanun’un “Haksız fiilden doğan davalarda yetki” başlıklı 16 ncı maddesi şöyledir:
“Haksız fiilden doğan davalarda, haksız fiilin işlendiği veya zararın meydana geldiği yahut gelme ihtimalinin bulunduğu yer ya da zarar görenin yerleşim yeri mahkemesi de yetkilidir.”
5. 6100 sayılı Kanun'un “Yetki itirazının ileri sürülmesi” başlıklı 19 uncu maddesi şöyledir:
“(1) Yetkinin kesin olduğu davalarda, mahkeme yetkili olup olmadığını, davanın sonuna kadar kendiliğinden araştırmak zorundadır; taraflar da mahkemenin yetkisiz olduğunu her zaman ileri sürebilir.
(2) Yetkinin kesin olmadığı davalarda, yetki itirazının, cevap dilekçesinde ileri sürülmesi gerekir. Yetki itirazında bulunan taraf, yetkili mahkemeyi; birden fazla yetkili mahkeme varsa seçtiği mahkemeyi bildirir. Aksi takdirde yetki itirazı dikkate alınmaz.
(3) Mahkeme, yetkisizlik kararında yetkili mahkemeyi de gösterir.
(4) Yetkinin kesin olmadığı davalarda, davalı, süresi içinde ve usulüne uygun olarak yetki itirazında bulunmazsa, davanın açıldığı mahkeme yetkili hâle gelir.”
6. 6100 sayılı Kanun'un “Cevap dilekçesini verme süresi” başlıklı 127 nci maddesi şöyledir:
“Cevap dilekçesini verme süresi, dava dilekçesinin davalıya tebliğinden itibaren iki haftadır. Ancak, durum ve koşullara göre cevap dilekçesinin bu süre içinde hazırlanmasının çok zor yahut imkânsız olduğu durumlarda, yine bu süre zarfında mahkemeye başvuran davalıya, cevap süresinin bitiminden itibaren işlemeye başlamak, bir defaya mahsus olmak ve bir ayı geçmemek üzere ek bir süre verilebilir. Ek cevap süresi talebi hakkında verilen karar taraflara derhâl bildirilir.”
C. Değerlendirme
1. Kesin yetki halinin kuralının bulunmadığı ve birden fazla yetkili mahkemenin bulunduğu hallerde yetkili mahkemeyi seçme hakkı davacıya aittir. Davacı, kesin yetki kuralının bulunmadığı bir davayı yetkisiz bir mahkemede açmışsa, seçme hakkı itiraz eden davalıya geçer, davalının bildirdiği yetkili mahkemede davanın görülmesi gerekir.
2. Dosya kapsamından haksız fiilin işlendiği kazanın Amasya ilinde meydana geldiği, dava tarihi itibarıyla davalının yerleşim yerinin Pendik/İstanbul zarar gören davacının yerleşim yeri adresinin ise Merzifon/Amasya olduğu anlaşılmaktadır. Dolayısı ile birden çok mahkemenin yetkili olduğu ve kesin yetki kuralının bulunmadığı bu davada, Denizli ilinde yetkisiz bir mahkemede davacının dava açtığı anlaşılmaktadır. Hal böyle olunca seçme hakkı davalıya geçmişse de yetki itirazında bulunan davalının cevap dilekçesinde Amasya Mahkemeleri ile İstanbul Anadolu Mahkemelerinin yetkili olduğundan bahisle yetki itirazında bulunduğu, yetkili mahkemelerden hangisini seçtiğini belirtmediği, bu hali ile yetki itirazının usulüne uygun olmadığı anlaşılmaktadır. Yetkinin kesin olmadığı davalarda, davalı, süresi içinde ve usulüne uygun olarak yetki itirazında bulunmazsa, davanın açıldığı mahkeme yetkili hâle geleceğinden bu durumda, uyuşmazlığın Denizli 7. Asliye Hukuk Mahkemesinde görülüp sonuçlandırılması gerekmektedir.
III. KARAR
Açıklanan sebeplerle;
6100 sayılı Kanun’un 21 ve 22 nci maddeleri ile 5235 sayılı Kanun’un 36 ncı maddesinin üçüncü fıkrası gereğince Denizli 7. Asliye Hukuk Mahkemesinin YARGI YERİ OLARAK BELİRLENMESİNE,
20.01.2025 tarihinde oy birliğiyle kesin olarak karar verildi.
Diğer kararlar (4)
5. Hukuk Dairesi, 2023/12415 E., 2024/3227 K.
orta eşleşmeKarar metninde maddeye atıf varAsliye Hukuk Mahkemesi
5. Hukuk Dairesi 2023/12415 E. , 2024/3227 K.
"İçtihat Metni"
MAHKEMESİ :Asliye Hukuk Mahkemesi
SAYISI : 2022/59 Esas, 2022/52 Karar
I. YARGI YERİ BELİRLENMESİNE KONU KARARLAR
A. Giresun 1. Asliye Hukuk Mahkemesinin 02.12.2021 Tarihli ve 2021/98 Esas, 2021/288 Karar Sayılı Kararı
Davalı vekilinin cevap dilekçesinde yetki ilk itirazında bulunduğu ve davalı tarafın yerleşim adresinin Şeyhcui Mah Macit Ceren Sok. No: 22/1/8 ... adresi olduğu gerekçesiyle yetkisizlik kararı verilmiştir.
B. Amasya 1. Asliye Hukuk Mahkemesinin 14.02.2022 Tarihli ve 2022/59 Esas, 2022/52 Karar Sayılı Kararı
Dava dilekçesinin 22.03.2021 tarihinde davalıya tebliğ edildiği, cevap dilekçesinin 07.04.2021 tarihinde yasal cevap verme süresi olan 2 haftalık süre geçtikten sonra yapılmış olmakla süresinde olmayan yetki itirazı nedeniyle Giresun Mahkemeleri yetkili hale geldiği gerekçesiyle yetkisizlik kararı verilmiştir.
II. GEREKÇE
A. Uyuşmazlık
Uyuşmazlık, kurum zararı nedeniyle tazminat istemine ilişkindir.
B. İlgili Hukuk
1. Farklı bölge adliye mahkemelerinin yargı çevresinde kalan ilk derece mahkemeleri ile bölge adliye mahkemeleri arasındaki yetki ve görev uyuşmazlıklarının giderilmesi isteminin hukuki dayanağı, 6100 sayılı Kanunu’nun 21 ve 22 nci maddeleri ile 5235 sayılı Adlî Yargı İlk Derece Mahkemeleri ile Bölge Adliye Mahkemelerinin Kuruluş, Görev ve Yetkileri Hakkında Kanun’un (5235 sayılı Kanun) 36 ncı maddesinin üçüncü fıkrasında yer alan düzenlemelerdir.
2. 6100 sayılı Kanun’un “Genel yetkili mahkeme” başlıklı 6 ncı maddesi şöyledir:
" Genel yetkili mahkeme, davalı gerçek veya tüzel kişinin davanın açıldığı tarihteki yerleşim yeri mahkemesidir."
3. 6100 sayılı Kanun'un "Yetki itirazının ileri sürülmesi" başlıklı 19 uncu maddesinin ikinci, üçüncü ve
dördüncü fıkrası şöyledir:
"(2) Yetkinin kesin olmadığı davalarda, yetki itirazının, cevap dilekçesinde ileri sürülmesi gerekir. Yetki itirazında bulunan taraf, yetkili mahkemeyi; birden fazla yetkili mahkeme varsa seçtiği mahkemeyi bildirir. Aksi takdirde yetki itirazı dikkate alınmaz."
"(3) Mahkeme, yetkisizlik kararında yetkili mahkemeyi de gösterir."
"(4) Yetkinin kesin olmadığı davalarda, davalı, süresi içinde ve usulüne uygun olarak yetki itirazında bulunmazsa, davanın açıldığı mahkeme yetkili hâle gelir."
4. 6100 sayılı Kanun'un “İleri sürülmesi ve incelenmesi” başlıklı 117 nci maddesinin birinci fıkrası şöyledir.
“(1) İlk itirazların hepsi cevap dilekçesinde ileri sürülmek zorundadır; aksi hâlde dinlenemez.”
5. 6100 sayılı Kanun'un “Cevap dilekçesini verme süresi” başlıklı 127 inci maddesi şöyledir.
“Cevap dilekçesini verme süresi, dava dilekçesinin davalıya tebliğinden itibaren iki haftadır. Ancak, durum ve koşullara göre cevap dilekçesinin bu süre içinde hazırlanmasının çok zor yahut imkânsız olduğu durumlarda, yine bu süre zarfında mahkemeye başvuran davalıya, cevap süresinin bitiminden itibaren işlemeye başlamak, bir defaya mahsus olmak ve bir ayı geçmemek üzere ek bir süre verilebilir. Ek cevap süresi talebi hakkında verilen karar taraflara derhâl bildirilir.”
C. Değerlendirme
Somut olayda, davalı tarafa dava dilekçesinin 22.03.2021 tarihinde tebliğ edildiği, davalı tarafça cevap dilekçesi vermesi için gereken yasal süre geçtikten sonra 07.04.2021 tarihli dilekçesi ile yetki itirazında bulunduğu, bu haliyle davalının süresinde yetki itirazında bulunmadığı anlaşılmaktadır. Bu durumda uyuşmazlığın davanın ilk açıldığı yer olan Giresun 1. Asliye Hukuk Mahkemesinde görülüp, sonuçlandırılması gerekmektedir.
III. KARAR
Açıklanan sebeplerle;
6100 sayılı Kanun’un 21 ve 22 nci maddeleri ile 5235 sayılı Kanun’un 36 ncı maddesinin üçüncü fıkrası gereğince Giresun 1. Asliye Hukuk Mahkemesinin YARGI YERİ OLARAK BELİRLENMESİNE,
18.03.2024 tarihinde oy birliğiyle kesin olarak karar verildi.
2. Hukuk Dairesi, 2023/7250 E., 2024/4827 K.
orta eşleşmeKarar metninde maddeye atıf varKonya Bölge Adliye Mahkemesi 2. Hukuk Dairesi
tam metni aç
4721 sayılı Kanun'un 4 üncü maddesi, 166 ncı maddesinin birinci ve ikinci fıkrası, 174 üncü maddesinin birinci ve ikinci fıkrası, 175 inci maddesi, 6100 sayılı Hukuk Muhakemeleri Kanunu'nun (6100 sayılı Kanun) 122 nci, 127 nci ve 128 inci maddeleri, 369 uncu maddesinin birinci fıkrası ile 370 ve 371 inci maddesi, 6098 sayılı Türk Borçlar Kanunu'nun 50 nci ve 51 inci maddeleri.
2. Hukuk Dairesi 2023/7250 E. , 2024/4827 K.
"İçtihat Metni"
MAHKEMESİ : Konya Bölge Adliye Mahkemesi 2. Hukuk Dairesi
SAYISI : 2022/362 E., 2023/1328 K.
KARAR : Başvurunun kısmen kabulü ile gerekçenin düzeltilmesi
İLK DERECE MAHKEMESİ : Yunak Asliye Hukuk (Aile) Mahkemesi
SAYISI : 2020/89 E., 2021/94 K.
Taraflar arasındaki boşanma davasından dolayı yapılan yargılama sonunda İlk Derece Mahkemesince davanın kabulü ile tarafların boşanmalarına ve boşanmanın fer'ilerine karar verilmiştir.
Kararın davalı kadın vekili tarafından istinaf edilmesi üzerine, Bölge Adliye Mahkemesince başvurunun kısmen esastan reddi ve kısmen kabulü ile İlk Derece Mahkemesinin kusura ilişkin gerekçesinin düzeltilmesine karar verilmiştir.
Bölge Adliye Mahkemesi kararı davalı kadın vekili tarafından temyiz edilmekle; kesinlik, süre, temyiz şartı ve diğer usul eksiklikleri yönünden yapılan ön inceleme sonucunda, temyiz dilekçesinin kabulüne karar verildikten ve Tetkik Hâkimi tarafından hazırlanan rapor dinlendikten sonra dosyadaki belgeler incelenip gereği düşünüldü:
I. DAVA
Davacı erkek vekili dava dilekçesinde; kadının eviyle ve erkek ile ilgilenmediğini, temizliğine dikkat etmediğini, iki haftada bir banyoya girdiğini, hiç bir ev işini yapmadığını, vücudunda yaralar çıktığını ve yaraların kötü koktuğunu, yatağını ayırdığını, gece gündüz telefonla konuştuğunu, misafir istemediğini, misafir gelince başka odaya geçtiğini, erkeğin önceki evliliğinden olan çocukları eve istemediğini, ziynetlerini ve diğer eşyalarını toplayıp ailesinin yanına gittiğini, evi terk ettiğini belirterek davanın kabulü ile 4721 sayılı Türk Medeni Kanun'un (4721 sayılı Kanun) 166 ncı maddesinin birinci fıkrası uyarınca tarafların boşanmalarına karar verilmesini talep ve dava etmiştir.
II. CEVAP
Davalı kadın süresinde cevap dilekçesi sunmamıştır.
III. İLK DERECE MAHKEMESİ KARARI
İlk Derece Mahkemesinin yukarıda tarih ve sayısı belirtilen kararı ile kadının, erkeğin önceki evliliğinden olan çocukların eve gelmesini istemediği, eve misafir gelmesini istemediği, evin temizliğiyle ilgilenmediği, kişisel hijyenine dikkat etmediği, makul olmayacak sıklıkta kendi ailesinin evine gittiği, tam kusurlu olduğu gerekçesiyle davanın kabulü ile 4721 sayılı Kanun'un 166 ncı maddesinin birinci fıkrası uyarınca tarafların boşanmalarına, ara karar ile kadın yararına aylık 300,00 TL tedbir nafakasına karar verilmiştir.
IV. İSTİNAF
A. İstinaf Yoluna Başvuranlar
İlk Derece Mahkemesinin yukarıda belirtilen kararına karşı süresi içinde davalı kadın vekili istinaf başvurusunda bulunmuştur.
B. İstinaf Sebepleri
Davalı kadın vekili istinaf dilekçesinde;dava dilekçesinin usule uygun tebliğ edilmemesi, davanın kabulü, kusur belirlemesi, yoksulluk nafakası ve tazminat talepleri hakkında karar verilmemesi yönünden istinaf başvurusunda bulunmuştur.
C. Gerekçe ve Sonuç
Bölge Adliye Mahkemesinin yukarıda tarih ve sayısı belirtilen kararı ile tanıkların çelişkili beyanları nedeniyle kadına yüklenen kişisel hijyene dikkat etmeme kusurun kaldırılması gerektiği, kadına yüklenen diğer kusurların sabit olduğu, erkeğin kusurunun bulunmadığı, kadının yine tam kusurlu olduğu gerekçesiyle kadının kusur belirlemesine yönelik istinaf talebinin kısmen kabulüne, sair istinaf taleplerinin esastan reddine karar verilmiştir.
V. TEMYİZ
A. Temyiz Yoluna Başvuranlar
Bölge Adliye Mahkemesinin yukarıda belirtilen kararına karşı süresi içinde davalı kadın vekili temyiz isteminde bulunmuştur.
B. Temyiz Sebepleri
Davalı kadın vekili temyiz dilekçesinde özetle; dava dilekçesinin kadının oturduğu adrese tebliğ edilmediğini, bu nedenle savunma hakkının kısıtlandığını, kadının kusurunun bulunmadığını, erkeğin kusurlu olduğunu, yoksulluk nafakası ve tazminat taleplerine ilişkin hüküm kurulmadığını belirterek cevap dilekçesinin usule uygun tebliğ edilmemesi, davanın kabulü, kusur belirlemesi, yoksulluk nafakası ve tazminat talepleri hakkında karar verilmemesi yönünden kararın bozulmasına karar verilmesini talep etmiştir.
C. Gerekçe
1. Uyuşmazlık ve Hukuki Nitelendirme
Uyuşmazlık, dava dilekçesinin tebliğinin usule uygun olup olmadığı, davanın kabulü, kusur belirlemesi, yoksulluk nafakası ve tazminatlar hakkında hüküm kurulmaması noktasında toplanmaktadır.
2. İlgili Hukuk
4721 sayılı Kanun'un 4 üncü maddesi, 166 ncı maddesinin birinci ve ikinci fıkrası, 174 üncü maddesinin birinci ve ikinci fıkrası, 175 inci maddesi, 6100 sayılı Hukuk Muhakemeleri Kanunu'nun (6100 sayılı Kanun) 122 nci, 127 nci ve 128 inci maddeleri, 369 uncu maddesinin birinci fıkrası ile 370 ve 371 inci maddesi, 6098 sayılı Türk Borçlar Kanunu'nun 50 nci ve 51 inci maddeleri.
3. Değerlendirme
1.Bölge Adliye Mahkemelerinin nihai kararlarının bozulması 6100 sayılı Kanun'un 371 inci maddesinde yer alan sebeplerden birinin varlığı hâlinde mümkündür.
2.Temyizen incelenen karar, tarafların karşılıklı iddia ve savunmalarına, dayandıkları belgelere, uyuşmazlığa uygulanması gereken hukuk kuralları ile hukuki ilişkinin nitelendirilmesine, dava şartlarına, yargılama ve ispat kuralları ile kararda belirtilen gerekçelere göre usul ve kanuna uygun olup davalı kadın vekilince temyiz dilekçesinde ileri sürülen nedenler kararın bozulmasını gerektirecek nitelikte görülmemiştir.
VI. KARAR
Açıklanan sebeplerle;
Temyiz olunan Bölge Adliye Mahkemesi kararının 6100 sayılı Kanun'un 370 inci maddesinin birinci fıkrası uyarınca ONANMASINA,
Adli yardımdan yararlanması sebebi ile başlangıçta alınmamış olan aşağıda yazılı karar ve ilam harcı ile temyiz başvuru harcının ...'ya yükletilmesine,
Dosyanın İlk Derece Mahkemesine, kararın bir örneğinin Bölge Adliye Mahkemesine gönderilmesine,25.06.2024 tarihinde oy birliğiyle karar verildi.
2. Hukuk Dairesi, 2022/11014 E., 2023/1933 K.
orta eşleşmeKarar metninde maddeye atıf var... Bölge Adliye Mahkemesi 2. Hukuk Dairesi
tam metni aç
6100 sayılı Hukuk Muhakemeleri Kanunu’nun (6100 sayılı Kanun) 127 nci, 128 inci maddeleri, 369 uncu maddesinin birinci fıkrası ile 370 ve 371 inci maddeleri.
2. Hukuk Dairesi 2022/11014 E. , 2023/1933 K.
"İçtihat Metni"
İNCELENEN KARARIN
MAHKEMESİ : ... Bölge Adliye Mahkemesi 2. Hukuk Dairesi
SAYISI : 2021/868 E., 2022/1490 K.
DAVA TARİHİ : 14.01.2016
KARAR : Başvurunun kısmen kabulü ile esas hakkında yeniden hüküm kurma
İLK DERECE MAHKEMESİ : ... 1. Aile Mahkemesi
SAYISI : 2020/564 E., 2021/218 K.
Taraflar arasındaki boşanma davasından dolayı yapılan yargılama sonunda İlk Derece Mahkemesince davanın kabulü ile tarafların boşanmalarına karar verilmiştir. Kararın davalı kadın vekili tarafından istinaf edilmesi üzerine, Bölge Adliye Mahkemesince başvurunun kabulü ile hükmün kaldırılmasına dosyanın İlk Derece Mahkemesine gönderilmesine karar verilmiştir.
Gönderme kararı sonrasında yapılan yargılama sonunda İlk Derece Mahkemesince davanın kabulü ile tarafların boşanmalarına karar verilmiştir. Kararın davalı kadın vekili tarafından istinaf edilmesi üzerine, Bölge Adliye Mahkemesince başvurunun kabulü ile hükmün ikinci kez kaldırılmasına dosyanın İlk Derece Mahkemesine gönderilmesine karar verilmiştir.
Gönderme kararı sonrasında yapılan yargılama sonunda İlk Derece Mahkemesince davanın kabulü ile tarafların boşanmalarına karar verilmiştir.
Kararın davalı kadın vekili tarafından istinaf edilmesi üzerine, Bölge Adliye Mahkemesince başvurunun kısmen kabulü ile bu yönlerden yeniden esas hakkında hüküm kurulmak suretiyle karar verilmiştir.
Bölge Adliye Mahkemesi kararı davalı kadın vekili tarafından temyiz edilmekle; kesinlik, süre, temyiz şartı ve diğer usul eksiklikleri yönünden yapılan ön inceleme sonucunda, temyiz dilekçesinin kabulüne karar verildikten ve Tetkik Hâkimi tarafından hazırlanan rapor dinlendikten sonra dosyadaki belgeler incelenip gereği düşünüldü:
I. DAVA
Davacı erkek vekili dava dilekçesinde özetle; kadının eş ve anne olarak görevlerini yerine getirmediğini, çocuklarının temizlik, bakım ve eğitimleriyle ilgilenmediğini, evlilik birliğinin kendisine yüklediği görevleri yapmaktan kaçındığını, evin ve kendinin kişisel temizliğine dikkat etmediğini, tartışma ve kavgaların çocukları da etkilediğini, müvekkiline karşı sürekli onur kırıcı ağır sözler sarfettiğini, ortak çocuklarına ve müvekkilinin annesi ile diğer yakınlarına da aynı tavırları sergilediğini, karı koca ilişkilerinin son bulduğunu belirterek tarafların 4721 sayılı Türk Medeni Kanunu'nun (4721 sayılı Kanun) 166 ncı maddesinin birinci fıkrası gereği boşanmalarına, ortak çocukların velâyetinin müvekkiline verilmesine karar verilmesini talep ve dava etmiştir.
II. CEVAP
Davalı kadın vekili cevap dilekçesinde özetle; erkeğin müvekkilinden boşanmak istemesinin nedeninin bir başka kadınla olan ilişkisi olduğunu, müvekkilinden bunu saklamadığını, erkeğin müvekkilinden boşanması karşılığında ev, para ve müvekkilinin giderlerini karşılama taahhüdünde bulunduğunu, müvekkilinin kabul etmediğini, bunun üzerine erkeğin baskı ve tehditlerde bulunduğunu, müvekkilinin ortak çocuk ...'i alarak annesinin evine gittiğini, erkeğin sık sık akşam saatinden sonra gelen mesaj üzerine giyinip kuşanıp evden çıkıp sabaha doğru eve geldiğini, erkeğin müvekkiline ve ailesine hakaretler ettiğini, müvekkilini çocuklarının gözü önünde dövdüğünü belirterek davanın reddine, ortak çocukların geçici velâyetinin müvekkile verilmesine, çocuklar için ayrı ayrı 500,00 TL tedbir nafakasına, müvekkili için aylık 1.000,00 TL tedbir nafakasına, boşanmaya karar verilmesi halinde nafakaların devamına, müvekkili lehine 100.000,00 TL maddî, 50.000,00 TL manevî tazminata karar verilmesini talep etmiştir.
III. İLK DERECE MAHKEMESİ KARARI
A. İlk Derece Mahkemesinin Birinci Kararı
İlk Derece Mahkemesinin 21.09.2017 tarihli, 2016/21 Esas ve 2017/520 Karar sayılı kararı ile kadının aile birliğinden kaynaklı yükümlülüklerini yerine getirmediği, eşi ve çocukları ile ilgilenmediği, çocuklarının temizlik, eğitim öğretim gibi ihtiyaçlarını yerine getirmediği, müşterek hanenin ve kendi kişisel temizliğine dikkat etmediği, erkeğin uyarmasına rağmen kendi giyim kuşamına dikkat etmediği, kadının tam kusurlu bulunduğu, kadının erkeğin başka bir bayanla ilişkisinin bulunduğunu söyleyerek sadakat yükümlülüğünü ihlal ettiğini belirtmiş ise de, bu iddiasını destekleyen delillerini en geç öninceleme duruşması sırasında verilen kesin süre içerisinde dosyaya sunmadığı, tanık olarak ortak çocuk ...'ü gösterdiği fakat duruşmada bu tanığı dinletmekten vazgeçtiği, yine telefon görüşme kayıtlarını kadının istediği ancak görüştüğü söylenen kişiye ait telefon numarası belirtilmediği gibi gelen kayıtlar incelenerek bu durumu netliğe kavuşturmadıkları, taraflarca gösterilmeyen görüşme bilgileri konusunda re'sen araştırma yapılamayacağından kadının savunmaları ispat edilemediği gerekçesiyle davanın kabulü ile tarafların 4721 sayılı Kanun'un 166 ncı maddesinin birinci fıkrası gereği boşanmalarına, ortak çocukların velâyetlerinin süregelen fiili durum, tarafların ekonomik ve sosyal durumları ve bilirkişi raporu dikkate alınarak babalarının yanında kalmasının daha uygun olduğu kanaatine varılarak velâyetinin babaya verilmesine, anne ile ortak çocuklar arasında kişisel ilişki düzenlenmesine, kadının mevcut ekonomik durumu dikkate alınarak hükmün kesinleşmesine kadar aylık 300,00 TL tedbir nafakasına, kadının yoksulluk nafakası, maddî manevî tazminat talepleri değerlendirildiğinde tarafların ayrılmalarında ve boşanmaya sebebiyet veren olaylarda kadının tam kusurlu bulunduğu anlaşıldığından yoksulluk nafakası, maddî ve manevî tazminat taleplerinin reddine karar verilmiştir.
B. Bölge Adliye Mahkemesinin Gönderme Kararı
1.İlk Derece Mahkemesinin yukarıda belirtilen kararına karşı süresi içinde davalı kadın vekili müvekkiline yönelik isnatlarını ispat edilemediğini, erkeğin sadakat yükümlülüğüne aykırı davrandığını, dava bitmeden başka bir kadınla düğün yaptığını, erkeğin ağır kusurlu olduğunu, ortak çocukların velâyetinin babaya verilmesinin hukuka aykırı olduğunu beyanla hükmün tamamı yönünden istinaf başvurusunda bulunulmuştur.
2.Bölge Adliye Mahkemesinin 12.03.2019 tarih ve 2017/2521 Esas ve 2019/436 Karar sayılı kararı ile Mahkemece idrak çağında olan ortak çocukları 2003 doğumlu ... ve 2007 doğumlu ... dinlenilmeden velâyete ilişkin karar verildiği, bu sebeple Mahkeme kararı kaldırılarak, idrak çağındaki çocuk dinlenerek, dosyada bulunan tüm deliller birlikte değerlendirilerek velâyet husunda karar verilmesi gerektiği gerekçesiyle kararın kaldırılmasına, sair hususların şimdilik incelenmesine yer olmadığına karar verilmiştir.
C. İlk Derece Mahkemesinin İkinci Kararı
İlk Derece Mahkemesinin 26.09.2019 tarihli, 2019/216 E. Ve 2019/554 Karar sayılı kararıyla kadının aile birliğinden kaynaklı yükümlülüklerini yerine getirmediği, eşi ve çocukları ile ilgilenmediği, çocuklarının temizlik, eğitim öğretim gibi ihtiyaçlarını yerine getirmediği, müşterek hanenin ve kendi kişisel temizliğine dikkat etmediği, erkeğin uyarmasına rağmen kendi giyim kuşamına dikkat etmediği, tam kusurlu bulunduğu, davalının kusurlu hareketleri sebebiyle evlilik birliğinin temelinden sarsıldığı, erkeğe ise atfı kabil bir kusur bulunmadığı, kadın her ne kadar 04.02.2016 tarihli cevap dilekçesi ile erkeğin kendisini aldattığını ve kendisine ve ailesine hakaret ettiğini iddia etmiş ise de, cevap dilekçesinin süresi içinde sunulmadığı, süresi içinde cevap dilekçesi sunmayan kadının dava dilekçesindeki iddiaları inkar etmiş sayılacağı, yeni bir iddia ve delil öne süremeyeceği anlaşıldığından kadının süresinden sonra verdiği cevap dilekçesindeki iddialara dikkate alınamadığı gerekçesiyle davanın kabulü ile tarafların 4721 sayılı Kanun'un 166 ncı maddesinin birinci fıkrası gereği boşanmalarına, ortak çocukların velâyetlerinin ortak çocukların tarafların ayrı yaşadığı dönemde babaları ile kalmaları, idrak çağında olduğu anlaşılan ortak çocuklardan ... ...'un velâyet hususundaki tercihi ve dosyada bulunan sosyal inceleme raporu dikkate alınarak babalarına verilmesine, yine kadın her ne kadar cevap dilekçesinde boşanmaya karar verilmesi halinde tarafına yoksulluk nafakası, maddî ve manevî tazminat ödenmesine karar verilmesini talep etmiş ise de, kadın süresi içinde cevap dilekçesi sunmadığından davalının yoksulluk nafakası, maddî ve manevî tazminat talepleri hakkında karar verilmesine yer olmadığına karar verilmiştir.
D. Bölge Adliye Mahkemesinin İkinci Gönderme Kararı
1.İlk Derece Mahkemesinin yukarıda belirtilen kararına karşı süresi içinde davalı kadın vekili sadakatsizliğin yargılamanın her aşamasında dikkate alınması gerektiğini, müvekkilinin davaya cevap vermediğine ilişkin gerekçenin doğru olmadığını, mahkemece müvekkiline yapılan tebligatın usulsüz olduğunu, müvekkilinin kendi iradesi ile seçmediği, ikamet etmediği bir adrese usulsüz tebligat yapıldığını, ortak çocukların velâyetinin babaya verilmesinin çocukların yararına uygun olmayıp, hukuka aykırı olduğunu beyanla hükmün tamamı yönünden istinaf başvurusunda bulunmuştur.
2.Bölge Adliye Mahkemesinin 20.10.2020 tarih ve 2019/2852 Esas ve 2020/1206 Karar sayılı kararı ile dava dilekçesinin kadına tebliğine ilişkin yapılan incelemede tebliğ mazbatasında komşu imzasının ve imza vermekten kaçındığına dair şerhin bulunmaması nedeniyle dava dilekçesinin davalıya tebliğinin Tebligat Kanununun 21 inci maddesine aykırı ve usulsüz olduğu, bu nedenle kadının 04.02.2016 tarihli cevap dilekçesinin süresinde olduğu, nitekim Mahkemenin 21.09.2017 tarihli ilk kararında cevap dilekçesinin süresinde kabul edildiği, İlk Derece Mahkemesinin 26.09.2016 tarihli ikinci kararında, kadının davaya süresinde cevap vermediği ve dava dilekçesindeki iddiaları inkar ettiği gerekçesi ile kadının savunması ve iddiaları dikkate alınmayarak yazılı şekilde karar verildiği, kadına dava dilekçesinin tebliğinin usulsüz olduğu gözetilmeksizin, kadının davaya süresinde cevap vermediğinin kabul edilmesi nedeni ile Mahkemece kadının savunması ve delillerinin değerlendirilmemesi ve boşanmanın fer'îsi niteliğindeki talepleri yönünden, taleplerin esası incelenmeksizin, süresi içerisinde talep edilmediği gerekçesi ile karar verilmesine yer olmadığına şeklinde karar verilmesi usul ve yasaya aykırı olduğu gerekçesiyle kadının istinaf talebinin kabulüne, İlk Derece Mahkemesi kararının kaldırılmasına, kadının savunması ve iddiaları kapsamında tüm dosya içeriği ve deliller birlikte değerlendirilerek 6100 sayılı Hukuk Muhakemeleri Kanunu'nun (6100 sayılı Kanun) 297 nci maddesine uygun şekilde gerekçe oluşturularak bir karar verilmek üzere dosyanın İlk Derece Mahkemesine gönderilmesine, kararın kaldırılma sebebine göre; İlk Derece Mahkemesince yeniden boşanma ve boşanmanın fer'îsi niteliğindeki talepler yönünden hüküm kurulması zorunlu olduğundan, kadının diğer yönlere ilişkin istinaf istemlerinin şimdilik incelenmesine yer olmadığına karar verilmiştir.
E. İlk Derece Mahkemesinin Son Kararı
İlk Derece Mahkemesinin yukarıdaki başlıkta tarih ve sayısı belirtilen kararı ile, yapılan yargılama sonucunda; kadının aile birliğinden kaynaklı yükümlülüklerini yerine getirmediği, eşi ve çocukları ile ilgilenmediği, çocuklarının temizlik, eğitim öğretim gibi ihtiyaçlarını yerine getirmediği, müşterek hanenin ve kendi kişisel temizliğine dikkat etmediği, kendi giyim kuşamına dikkat etmediği, oluşan geçimsizlikte aile birliğinden kaynaklı yükümlülüklerini yerine getirmeyen, eşi ve çocukları ile ilgilenmeyen, müşterek hanenin, kendisinin ve çocukların temizliğine dikkat etmeyen, kadının tam kusurlu bulunduğu, kadın her ne kadar 04.02.2016 tarihli cevap dilekçesi ile erkeğin kendisine aldattığını ve kendisine ve ailesine hakaret ettiğini iddia etmiş ise de, kadın tarafın bu iddiasını destekleyen delillerini süresinde dosyaya sunmadığı, kadın tarafın tanık olarak müşterek çocuk ...'ü gösterdiği fakat duruşmada bu tanığı dinletmekten vazgeçtiği, bu hususta başkaca delil de sunulmadığından kadın tarafın savunmalarının ispat edilemediği kabul edilerek erkeğe atfı kabil bir kusur bulunmadığı gerekçesiyle davanın kabulü ile tarafların 4721 sayılı Kanun'un 166 ncı maddesinin birinci fıkrası gereği boşanmalarına, ortak çocuklar ..., ... ve ...'in velâyetlerinin davacı babaya verilmesine, ortak çocuklar ile anne arasında kişisel ilişki tesisine, kadın için aylık 300,00 TL tedbir nafakasına, kadının yasal koşulları oluşmayan yoksulluk nafakası, maddî ve manevî tazminata yönelik taleplerinin reddine karar verilmiştir.
IV. İSTİNAF
A. İstinaf Yoluna Başvuranlar
İlk Derece Mahkemesinin yukarıda belirtilen kararına karşı davalı kadın vekili istinaf başvurusunda bulunmuştur.
B. İstinaf Sebepleri
Davalı kadın vekili istinaf başvuru dilekçesinde özetle; hükmün tamamı yönünden istinaf buşvurusunda bulunmuştur.
C. Gerekçe ve Sonuç
Bölge Adliye Mahkemesinin yukarıdaki başlıkta tarih ve sayısı belirtilen kararı ile; yapılan soruşturma ve toplanan delillere göre kadına İlk Derece Mahkemesince yüklenilen kusurların gerçekleştiği, kadının dava dilekçesinin 19.01.2016 tarihinde usulüne uygun şekilde tebliğ edilmesine rağmen süresinden sonra 04.02.2016 tarihinde cevap dilekçesi sunduğu, süresinde cevap dilekçesi vermeyen kadının erkeğin kusurlu olduğuna yönelik vakıa ileri süremeyeceği ve delil bildiremeyeceği, bildirse dahi bu delillerinin toplanıp hükme esas alınamayacağı gözetildiğinde, kusura ilişkin yapılan değerlendirmede ve davanın kabulü ile boşanmaya karar verilmesinde, ortak çocukların, yaşları, velâyet konusundaki tercihleri, fiili durum, dosya içerisindeki denetime elverişli sosyal inceleme raporu dikkate alındığında velâyet ve kişisel ilişkiye dair yapılan düzenlemede bir isabetsizlik görülmediği, ancak kadının süreden sonra talep ettiği bu maddî ve manevî tazminat ile yoksulluk nafakası talepleri hakkında karar verilmesine yer olmadığına şeklinde karar verilmesi gerekirken kesin hüküm oluşturacak şekilde ret kararı verilmesinin doğru olmadığı, tarafların gerçekleşen sosyal ve ekonomik durumlarına, nafakanın niteliğine, günün ekonomik koşulları nazara alındığında davalı kadın yararına takdir olunan tedbir nafakasının da düşük olduğu gerekçesiyle karar tarihinden itibaren kadın yararına aylık 750,00 TL tedbir nafakasına, kadının süresinden sonra talep ettiği maddî ve manevî tazminat ile yoksulluk nafakası talepleri hakkında karar verilmesine yer olmadığına karar verilerek kadının tedbir nafakası miktarına ve maddî ve manevî tazminat ile yoksulluk nafakasına ilişkin istinaf taleplerinin hüküm kurulmasının yanlış olmasına hasren kabulü ile sair istinaf taleplerinin ise esastan reddine karar verilmiştir.
V. TEMYİZ
A. Temyiz Yoluna Başvuranlar
Bölge Adliye Mahkemesinin yukarıda belirtilen kararına karşı süresi içinde davalı kadın vekili temyiz isteminde bulunmuştur.
B. Temyiz Sebepleri
Davalı kadın vekili temyiz başvuru dilekçesinde özetle; cevap dilekçesinin süresinde olduğunu, zira müvekkile tebligatın usulüne uygun yapılmadığı, tebliğ mazbatasında komşuya sorulduğu ama komşunun imzasının alınmadığı, alınmama nedeninin belirtilmediği; muhatabın nerede olduğunun sorulmadığı, sorulduysa da cevabının yazılmadığı, bu hususta usuli kazanılmış hak oluştuğu, bu hususu İlk Derece ve Bölge Adliye Mahkemesinin de bu aşamadan sonra yeniden incelemesinin açıkça hukuka aykırı olduğu, boşanma hukuken gerçekleşene kadar sadakat yükümlülüğüne uyulmak zorunda olduğu, dava açıldıktan sonra delillendirilebilen bu husus, erkeğin yeni gayrı resmi evliliğine ilişkin tören resimlerini sosyal medyada paylaşmasıyla ortaya çıkmış ve delillendirme olanağı doğduğu, hal böyle olunca sadakat yükümlülüğüne aykırı hareket eden erkeğin kusuru da, müvekkilin elinde olmayan nedenlerden ötürü ancak ve ancak dava açıldıktan, hatta karar verildikten sonra kanıtlanma olanağına kavuştuğu, karara dayanak yapılan tanık beyanlarının yansız olmadığı, zira hem erkeğin yakınlarının hem de babalarına muhtaç bırakılan çocukların yanlı beyanları güvenilir olmadığı iddiasıyla hükmü tamamı yönünden temyiz etmiştir.
C. Gerekçe
1. Uyuşmazlık ve Hukuki Nitelendirme
Uyuşmazlık, erkek tarafından açılan boşanma davasında taraflar arasında ortak hayatı temelinden sarsacak derecede ve birliğin devamında imkan vermeyecek nitelikte bir geçimsizlik bulunup bulunmadığı, geçimsizlik var ise kusurun kimden kaynaklandığı, davanın kabulünün gerekip gerekmediği, kadının cevap dilekçesinin sürede olup olmadığı gibi kadının savunma ve hukuki dinlenilme hakkının ihlal edilip edilmediği, noktasında toplanmaktadır.
2. İlgili Hukuk
6100 sayılı Hukuk Muhakemeleri Kanunu’nun (6100 sayılı Kanun) 127 nci, 128 inci maddeleri, 369 uncu maddesinin birinci fıkrası ile 370 ve 371 inci maddeleri. 4721 sayılı Türk Medeni Kanunu’nun 166 ncı maddesinin birinci fıkrası, 169 uncu maddesi, 174 üncü maddesinin birinci ve ikinci fıkrası, 182 nci maddesi, 336 ncı maddesi.
3. Değerlendirme
1.Bölge adliye mahkemelerinin nihai kararlarının bozulması 6100 sayılı Kanun'un 371 inci maddesinde yer alan sebeplerden birinin varlığı hâlinde mümkündür.
2.Temyizen incelenen karar, tarafların karşılıklı iddia ve savunmalarına, dayandıkları belgelere, uyuşmazlığa uygulanması gereken hukuk kuralları ile hukuki ilişkinin nitelendirilmesine, dava şartlarına, yargılama ve ispat kuralları ile kararda belirtilen gerekçelere ve özellikle 07.07.2003 doğumlu ortak çocuk ...'nın temyiz inceleme tarihi itibarıyla ... olduğunun anlaşılmasına göre usul ve kanuna uygun olup davalı kadın vekili tarafından temyiz dilekçesinde ileri sürülen nedenler kararın bozulmasını gerektirecek nitelikte görülmemiştir.
VI. KARAR
Açıklanan sebeple;
Temyiz olunan Bölge Adliye Mahkemesi kararının 6100 sayılı Kanun'un 370 inci maddesinin birinci fıkrası uyarınca ONANMASINA,
Aşağıda yazılı temyiz giderinin temyiz edene yükletilmesine,
Dosyanın İlk Derece Mahkemesine, kararın bir örneğinin Bölge Adliye Mahkemesine gönderilmesine,
26.04.2023 tarihinde oy birliğiyle karar verildi.
Hukuk Genel Kurulu, 2017/1991 E., 2020/803 K.
orta eşleşmeKarar metninde maddeye atıf varAsliye Hukuk Mahkemesi
tam metni aç
maddesi gereğince cevap süresinin duruşma gününe kadar uzatılmasına” karar verilmesini istemiş; Mahkemece 18.09.2013 tarihli ek karar ile “ilk itirazlar hariç olmak üzere” açıklamasıyla 6100 sayılı Hukuk Muhakemeleri Kanunu’nun (HMK) 127. maddesi çerçevesinde bir aylık cevap süresi verilmiş, bu süre içerisinde verilen 02.10.2013 tarihli cevap dilekçesiyle Kurum aleyhine açılan davanın yasal dayana
Hukuk Genel Kurulu 2017/1991 E. , 2020/803 K.
"İçtihat Metni"
MAHKEMESİ :Asliye Hukuk Mahkemesi
1. Taraflar arasındaki “muarazanın giderilmesi” davasından dolayı yapılan yargılama sonunda, Ankara 26. Asliye Hukuk Mahkemesince verilen yetkisizlik kararı her iki taraf vekilinin temyizi üzerine Yargıtay (kapatılan) 13. Hukuk Dairesince yapılan inceleme sonunda bozulmuş, Mahkemece Özel Daire bozma kararına karşı direnilmiştir.
2. Direnme kararı davacı vekili tarafından temyiz edilmiştir.
3. Hukuk Genel Kurulunca dosyadaki belgeler incelendikten sonra gereği görüşüldü:
I. YARGILAMA SÜRECİ
Davacı İstemi:
4. Davacı vekili 30.07.2013 tarihli dava dilekçesiyle; müvekkilinin Aksaray’da bulunan Eflatun Eczanesinin mesul müdürü olduğunu, davalı ... Kurumunun fatura edilen bazı reçetelerdeki imzaların hak sahibi veya hasta yakınlarına ait olmadığının tespit edildiği gerekçesiyle 25.06.2013 tarihli yazı ile 3.718,83TL tutarındaki reçete bedeli ve 2009 yılı eczane protokolünün 4.3.6.,6.3.3 maddeleri çerçevesinde tahakkuk edilen 18.594,15TL cezai şartın müvekkilinin Kurum’dan olan alacağından mahsup edileceğini bildirdiğini, ihtiyati tedbir yoluyla kararın icra edilmesini önlediklerini, Kurum işleminin hukuka ve sözleşmeye aykırı olmakla iptalinin gerektiğini ileri sürerek tedbir kararının devamı ile cezai şart ve reçete bedelinin tahsili yönündeki işlemin haksızlığının tespiti ve iptaline karar verilmesini talep etmiştir.
Davalı Cevabı:
5. Davalı vekili; 16.09.2013 tarihli dilekçesiyle “Yetki ve derdestlik gibi ilk itirazlarımız ile zamanaşımı def’i yapılmış sayılarak HUMK’un 197. maddesi gereğince cevap süresinin duruşma gününe kadar uzatılmasına” karar verilmesini istemiş; Mahkemece 18.09.2013 tarihli ek karar ile “ilk itirazlar hariç olmak üzere” açıklamasıyla 6100 sayılı Hukuk Muhakemeleri Kanunu’nun (HMK) 127. maddesi çerçevesinde bir aylık cevap süresi verilmiş, bu süre içerisinde verilen 02.10.2013 tarihli cevap dilekçesiyle Kurum aleyhine açılan davanın yasal dayanaktan yoksun olmakla reddi gerektiği, müfettişlikçe yapılan incelemede ifadelerine başvurulan bazı reçete sahibi ve hasta yakınlarının imzaların kendilerine ait olmadığını belirtmeleri nedeniyle sözleşme çerçevesinde işlem yapıldığını savunarak davanın usul ve esastan reddini istemiştir.
Mahkeme Kararı:
6. Ankara 26. Asliye Hukuk Mahkemesinin 17.04.2014 tarihli ve 2013/415 E., 2014/165 K. sayılı kararı ile; taraflar arasındaki protokolün 8. maddesinde ''Taşra teşkilatı ile eczaneler arasında imzalanan sözleşmelerin uygulanmasından doğan uyuşmazlıklarda sözleşmesi yapan taşra teşkilatı yer mahkemeleri ve icra daireleri yetkilidir'' ibaresi bulunduğundan davada yetkili mahkemenin Aksaray Mahkemeleri olduğu gerekçesiyle HMK'nın 114/1-ç ve 115/2 maddesi uyarınca mahkemenin yetkili olmasına ilişkin dava şartı noksanlığı nedeniyle talebin usulden reddine, dosyanın yetkili Aksaray Nöbetçi Asliye Hukuk Mahkemesine gönderilmesine karar verilmiştir.
Özel Daire Bozma Kararı:
7. Yerel Mahkemenin yukarıda belirtilen kararına karşı süresi içinde taraf vekilleri temyiz isteminde bulunmuştur.
8. Yargıtay (kapatılan) 13. Hukuk Dairesince 29.01.2015 tarihli ve 2014/26967 E., 2015/2041 K. sayılı kararı ile; “1-Dosyadaki yazılara kararın dayandığı delillerle yasaya uygun gerektirici nedenlere ve özellikle delillerin takdirinde bir isabetsizlik bulunmamasına göre temyiz eden davalının tüm temyiz itirazlarının reddi gerekir.
2- HMK'nun 6. maddesi gereğince bir davada genel yetkili mahkeme, davalının ikametgahının bulunduğu yer mahkemesidir. Aynı kanunun 10. maddesinde sözleşmeden doğan davalar için, sözleşmenin ifa edildiği yer mahkemesinin de yetkili olduğu belirtilmiştir ki bu da özel yetkiye ilişkin bir düzenlemedir. Öte yandan yine aynı kanunun 17. maddesinde tarafların yetki sözleşmesi yapmak suretiyle yetkili olmayan bir mahkemenin yetkisini kabul edebilecekleri de belirtilmiştir. Tarafların sözleşmede yetkili mahkemeyi kararlaştırılmış olmaları, HMK'nun 6. maddesi uyarınca genel yetkili olan ve 10. maddedeki kural gereğince özel yetkili bulunan mahkemeleri yetkilerini kaldırmaz. Dolayısıyla dava, davacının seçimine göre, hem genel ve hem de özel yetkili mahkemede, ya da yetki sözleşmesi ile yetkili kılınan mahkemede açılabilir. (HGK. 05.11.2003, 2003/13-640-627 sayılı kararı)
Dava konusu olayda, genel yetkili mahkeme, davalının ikametgahı olan Ankara Asliye Hukuk Mahkemesi de, HMK'nun 6. maddesi gereğince yetkili olup, işin esasının incelenmesi gerekirken, yazılı şekilde yetkisizlik kararı verilmiş olması, usul ve yasaya aykırı olup, bozmayı gerektirir.” gerekçesi ile karar bozulmuştur.
Direnme Kararı:
9. Mahkemece 03.11.2015 tarihli ve 2015/315 E., 2015/429 K. sayılı karar ile; ilk karar gerekçelerinin yanında, taraflar arasındaki sözleşmenin 2012 yılında imzalandığı ve davanın da HMK’nın 17. maddesinin yürürlükte olduğu dönemde açıldığı belirtmek suretiyle direnme kararı verilmiştir.
Direnme Kararının Temyizi:
10. Direnme kararı süresi içinde davacı vekili tarafından temyiz edilmiştir.
II. UYUŞMAZLIK
11. Direnme yolu ile Hukuk Genel Kurulu önüne gelen uyuşmazlık; somut olay bakımından Mahkemece kesin yetkiye ilişkin dava şartı yokluğundan davanın reddine karar verilmesinin usul ve yasaya uygun olup olmadığı noktasında toplanmaktadır.
III. GEREKÇE
12. Uyuşmazlığın çözümünde öncelikle mahkemelerin yetkisi konusuna kısaca değinmekte fayda vardır.
13. Yetki, bir davaya hangi yerdeki görevli mahkeme tarafından bakılacağını belirler. Hiç kimse kanunen tâbi olduğu mahkemeden başka bir mahkeme önüne çıkarılamaz (2709 sayılı T.C. Anayasası, m. 37). Mahkemelerin yetkisi kanunla düzenlenir (Anayasa, m. 142) ve hukuk mahkemelerinin yetkisi, diğer kanunlarda yetkiye ilişkin hükümler saklı kalmak kaydıyla, medeni usul kanunlarındaki hükümlere tâbidir.
14. Kural olarak her davada, davanın açıldığı tarihte davalının yerleşim yeri mahkemesi yetkilidir (HMK, m. 6). Bazı hâllerde ise kanun koyucu bu genel yetkinin yanında, özel yetki kuralları ile de yetkili mahkemeyi belirlemiştir (Sözleşmeden doğan davalarda sözlemenin yerine getirileceği yer mahkemesinin de yetkili olacağına ilişkin HMK 10. madde hükmü gibi.). Kural olarak özel yetki kuralı, genel yetkiyi kaldırmaz. Fakat, taşınmaz üzerindeki aynî hakka ilişkin davalarda taşınmazın bulunduğu yer mahkemesinin yetkili olduğuna ilişkin 12/1. madde düzenlemesinde olduğu üzere, bazı davaların mutlaka belli bir yer mahkemesinde açılması kanunla öngörülebilir ki, bu hâlde kesin yetki söz konusu olur.
15. HMK’ya göre yetkinin kesin olduğu davalarda, mahkeme yetkili olup olmadığını, davanın sonuna kadar kendiliğinden araştırmak zorundadır; taraflar da mahkemenin yetkisiz olduğunu her zaman ileri sürebilir (HMK, m. 19/1). Zira kesin yetki HMK’nın 114/1-ç maddesi gereğince dava şartıdır. Yetkinin kesin olmadığı davalarda ise yetki itirazının cevap dilekçesinde ileri sürülmesi gerekir (m. 19/2-1. cümle). Yetki itirazında bulunan taraf, yetkili mahkemeyi; birden fazla yetkili mahkeme varsa seçtiği mahkemeyi bildirir; aksi takdirde yetki itirazı dikkate alınmaz (m. 19/2-2. ve 3. cümle) ve davanın açıldığı mahkeme yetkili hâle gelir (m. 19/4).
16. Görüldüğü üzere bir davada kesin yetkinin söz konusu olup olmaması yetki itirazının nasıl ileri sürüleceği ve mahkemeler tarafından hangi aşamalarda dikkate alınacağı hususlarında önem taşıyacağından yetki kuralının kesin olup olmadığının doğru şekilde tespit edilmesi şarttır.
17. Bazı durumlarda ise kanun koyucu taraflara, belli bazı sınırlamalar dâhilinde, kanunen yetkisiz olan bir mahkemeyi yetkili kılmalarına izin vermiştir; bu noktada yetki sözleşmesi kavramı karşımıza çıkar.
18. Tarafların, belli bir dava (uyuşmazlık) için kanunen yetkili olmayan (aslında yetkisiz olan) bir mahkemeyi yetkili kılmak için yaptıkları sözleşmeye yetki sözleşmesi denir. Bu sözleşme usul hukukuna ilişkin bir sözleşmedir, zira asıl etkisini usul hukuku alanında gösterir (Kuru, B.: Hukuk Muhakemeleri Usulü, 6. Baskı, C.1, s. 555).
19. Yetki sözleşmesi somut olayda taraflar arasındaki protokol tarihinde yürürlükte olan 1086 sayılı mülga Hukuk Usulü Muhakemeleri Kanunu’nun (HUMK) 22. maddesinde şu şekilde düzenlenmiştir:
“Mahkemenin salahiyeti intizamı amme esasına binaen tayin edilmemiş olan hâllerde iki taraf bir veya mütaaddit muayyen hususa mütaallik ihtilaflarının salahiyettar olmıyan mahal mahkemesinde görülmesini tahriren mukavele edebilirler. Bu halde işbu mahal mahkemesi o davaya bakmaktan imtina edemez.”
20. Buna göre; yetkinin kamu düzenine ilişkin olmadığı hâllerde taraflar muayyen bir uyuşmazlık için, belli bir mahkemeyi yetkili kılabilirlerse de bu yöndeki bir kararlaştırmanın yazılı şekilde yapılması şarttır ve yapılan yetki sözleşmesi kanunen yetkili olan genel ve özel yetkili mahkemelerin yetkilerini kaldırmaz.
21. Eldeki uyuşmazlıkta taraflar arasındaki protokol 2009 yılında yapılmış olmakla birlikte dava 6100 sayılı Kanun’un yürürlüğe girdiği tarihten sonra açıldığından HMK’nın zaman bakımından uygulanmasına ilişkin 448. maddesindeki “Bu Kanun hükümleri, tamamlanmış işlemleri etkilememek kaydıyla derhâl uygulanır.” hükmü gereğince uyuşmazlığa 6100 sayılı Kanun’un uygulanması gerekir.
22. Anılan Kanun’un 17. madde hükmüne göre tarafların üzerinde serbestçe tasarruf edemeyecekleri konular ile kesin yetki hâllerinin söz konusu olmaması kaydıyla ve (HUMK düzenlemesinde bu yöne ilişkin ayrım bulunmamaktayken) yalnızca tacirler veya kamu tüzel kişileri yetki sözleşmesi yapabilir ve taraflarca aksi kararlaştırılmadıkça dava ancak sözleşmeyle belirlenen bu mahkemelerde açılabilir. HMK’nın 17. maddesinin “Taraflarca aksi kararlaştırılmadıkça dava sadece sözleşmeyle belirlenen bu mahkemelerde açılır.” şeklindeki ikinci cümlesi hükmüne göre, yetki sözleşmesi (veya yetki şartı) yapan taraflar, aksine bir düzenleme yapmamışlarsa yetki sözleşmesinde gösterilen mahkemenin, kanunda bu tabir kullanılmamış ise de münhasır yetkili mahkeme olacağı kabul edilmelidir. Münhasır yetki sözleşmesinden kasıt, tarafların yetki sözleşmesi ile kararlaştırılan mahkemeden başka bir mahkemede dava açılamaması üzerinde anlaşmalarıdır. Görüldüğü üzere, HUMK hükümlerinden farklı olarak HMK uygulamasında, taraflar salt bir münhasır yetki sözleşmesiyle, kanunun öngörmüş olduğu genel ve özel yetkili mahkemelerin yetkisini kaldırabilmektedirler. Taraflar, bu sonucun ortaya çıkmasını istemiyorsa, yani genel ve özel yetkili mahkemelerin yetkisinin devam etmesini istiyorlarsa yetki sözleşmesinde bunu ayrıca belirtmek zorundadırlar.
23. Bu noktada tartışılması gereken ve uyuşmazlığın odağı olan husus HMK düzenlemesine göre yetki sözleşmesi ile belirlenen mahkemenin yetkisinin kesin yetki mahiyeti taşıyıp taşımadığı ve bunun sonucu olarak mahkemece resen dikkate alınmasının gerekip gerekmediğidir.
24. Yukarıda da bahsedildiği üzere; kesin yetki hâlinin kamu düzenine ilişkin ve kanun koyucunun yalnızca belirli bir mahkemede dava açılabileceğini emrettiği durumlarda söz konusu olması, yetki sözleşmesinin ise ancak tarafların üzerinde anlaşabileceği konularda yapılabilmesi ve davanın salt sözleşme ile belirlenen mahkemede açılacağına ilişkin hükmün aksinin taraflarca kararlaştırılabilmesinin mümkün bulunması, bunların yanı sıra sözleşme ile kesin yetkili mahkemelerin yetkisinin ortadan kaldırılamaması da göz önünde bulundurulduğunda yetki sözleşmesiyle yapılan belirlemenin kesin yetki olarak nitelendirilemeyeceği açıktır. Aksi yöndeki bir değerlendirme, taraf iradesiyle yapılan bir belirleme ya da sözleşmeye “kamu düzeni” kavramının gücünü yüklemek anlamına gelecektir ki bu durum hukuken kabul edilemez.
25. Tüm bu açıklamalar ışığında somut olay değerlendirildiğinde; taraflar arasındaki yetki sözleşmesi kesin yetki hâli teşkil etmediğinden dava şartı yokluğundan davanın reddine karar verilemez. Bu hâlde davalının usulüne uygun şekilde yetki itirazında bulunup bulunmadığının irdelenmesi gerekir. Davalı taraf cevap süresinde ve yetkili mahkeme de açıkça gösterilerek usulüne uygun yetki itirazında bulunmadığından HMK’nın 19. maddesi hükmüne göre usulsüz yetki itirazı dikkate alınamayacaktır. Bu durumda Kanun gereği yetkili hâle gelmiş sayılan mahkemece işin esasına girilerek hasıl olacak sonuca göre taraflar arasındaki uyuşmazlık hakkında bir karar verilmesi gerektiği göz ardı edilerek hatalı değerlendirmeyle yazılı şekilde hüküm tesisi usul ve yasaya aykırıdır.
26. Hâl böyle olunca direnme kararının açıklanan değişik gerekçe ve nedenlerle bozulmasına karar verilmelidir.
IV. SONUÇ :
Direnme kararının açıklanan bu değişik gerekçe ve nedenlerle 6100 sayılı Hukuk Muhakemeleri Kanunu’nun geçici 3. maddesine göre uygulanmakta olan 1086 sayılı Hukuk Usulü Muhakemeleri Kanunu’nun 429. maddesi gereğince BOZULMASINA,
İstek hâlinde temyiz peşin harcının yatırana geri verilmesine,
Aynı Kanun’un 440/III-3. maddesi uyarınca karar düzeltme yolu kapalı olmak üzere 21.10.2020 tarihinde oy birliğiyle ve kesin olarak karar verildi.
Eşleştirme iki kanıta dayanır: kararın kendi metnindeki madde atfı ve şerh kitaplarının o kararı hangi maddenin altında bastığı. Otomatik üretilmiştir, hukuki tavsiye değildir; kararın güncelliğini ve sonraki içtihat değişikliklerini ayrıca denetleyin.
Bu Maddeyle İlgili Sınav Sorusu
Medeni Usul Hukuku
Cevap dilekçesi verme süresi ve ek süre ile ilgili aşağıdaki ifadelerden hangisi yanlıştır?
A) Cevap süresi, dava dilekçesinin tebliğinden itibaren 2 haftadır.
B) Ek süre, cevap süresinin bitiminden itibaren işlemeye başlar.
C) Ek süre verilebilmesi için davalının, cevap süresi dolmadan mahkemeye başvurması gerekir.
D) Ek süre 1 ayı geçmemek üzere verilebilir.
E) Ek süre verilmesi halinde bu durum karşı tarafa tebliğ edilmez.
Bu maddeyle ilgili 11 soru daha var!
Soruların tamamını çözmek, açıklamalı cevapları görmek ve Hukuksal Eğitim yapay zeka asistanı ile çalışmak için platforma katılın.