Hukuk Muhakemeleri Kanunu 138. maddesi, Hukuksal Eğitim mevzuat kütüphanesinde tam metin olarak yayımlanmıştır. Aşağıda maddenin tam metni, maddeyle eşleşen yüksek mahkeme kararları ve bu maddeden çıkmış sınav soruları yer alır. Ham metin için adresin sonuna /raw ekleyin.
Madde Metni
MADDE 138- (1) Mahkeme, öncelikle dava şartları ve ilk itirazlar hakkında dosya üzerinden karar verir; gerektiği takdirde kararını vermeden önce, bu konuda tarafları ön inceleme duruşmasında dinleyebilir.
Ön inceleme duruşmasına davet
Bu Maddeyle İlgili Yüksek Mahkeme Kararları
29 karar eşleşti
7. Hukuk Dairesi, 2021/2859 E., 2022/1307 K.
orta eşleşmeKarar metninde maddeye atıf varAsliye Hukuk Mahkemesi
Mahkemece ön inceleme aşamasından sonra tahkikat işlemine gerek olmaması halinde nihai bir karar verilebilir (HMK m.138-142).
7. Hukuk Dairesi 2021/2859 E. , 2022/1307 K.
"İçtihat Metni"
7. Hukuk Dairesi
MAHKEMESİ :Asliye Hukuk Mahkemesi
Davacı vekili tarafından, davalı aleyhine 19.09.2018 gününde verilen dilekçe ile tapu iptali ve tescil talebi üzerine yapılan duruşma sonunda; davanın reddine dair verilen 16.01.2020 günlü hükmün; kanun yararına bozulması Adalet Bakanlığı Hukuk İşleri Genel Müdürlüğünün 21/05/2021 tarihli yazısı ile istenilmekle, evrak okunup gereği görüşülüp düşünüldü:
K A R A R
Davacı, dava konusu ... Köyünde bulunan 113 ada 14 parsel sayılı taşınmazda 1/3 oranında malik olduğunu, 29/06/2018 tarihinde davalı ...'in taşınmazın 1/3 oranındaki payını kardeşi olan ...'dan satın aldığını, bu satıştan dolayı davalının taşınmaza 1/3 oranında malik olduğunu, bu satışın bilgisi haricinde gerçekleştiğini ve sonradan haberdar olduğunu, Medeni Kanunun 732. maddesi uyarınca önalım hakkına dayalı tapu iptali ve tescil isteminde bulunmuştur.
Davalı, davacının yapılan satıştan haberdar olmamasının hayatın olağan akışına aykırı olduğunu, davanın kötüniyetle açıldığını, taşınmazın fiilen taksim edildiğini ve bu durumda şufa hakkının kullanılamayacağını, aynı taşınmaz hakkında aynı mahkemede açılan 2018/245 Esas sayılı dosyanın usul ekonomisi gereğince birleştirilmesi gerektiğini belirterek davanın reddini talep etmiştir.
Mahkemece, davanın reddine kesin olmak üzere karar verilmiştir. Hüküm kesin olarak verilmiştir.
Davacı vekili tarafından hükme karşı kanun yararına bozma isteminde bulunulmuş ve Adalet Bakanlığı'nın 21.05.2021 tarihli 39152028-153.01-890-2020-E. 825/14630 sayılı yazısı ile davacı vekilinin temyiz istemi yerinde görülmekle dosya, temyiz istemi ile Dairemize gönderilmiştir.
Davacı önalım hakkına dayalı tapu iptali ve tescil isteminde bulunmuştur. Davalı cevap dilekçesinde dava konusu taşınmazın satış tarihinden önce paydaşlar arasında fiilen taksim edilmiş olduğunu savunmuştur. Mahkemece mahallinde yapılan keşifte dinlenen mahalli bilirkişiler taşınmazın davalıya satış tarihinden önce de fiilen taksim edildiğini bildirmeleri üzerine davacı vekili 15.01.2020 tarihli dilekçe ile fiili taksimin olmadığını bu hususun kesin olarak tespiti için TÜRKSAT'tan dava konusu parselin satış tarihinden önceki durumunu gösteren uydu görüntüsünün istenilmesini ve mesleki mazeretli sayılmasını talep etmiştir. Davalı vekili de 16.01.2020 tarihli dilekçesi ile mesleki mazeretli kabul edilmesini istemiştir.
Mahkemece, 16.01.2020 tarihli oturumda davacı ve davalı vekilinin usulüne uygun mazeretlerinin kabulüne karar verilmekle birlikte yargılamaya devamla davanın reddine ilişkin hüküm tesis edilmiştir. Dava konusu taşınmazın tapudaki satış bedeli 905,54 TL olması nedeniyle verilen karar kesin olarak görülmüştür.
6100 sayılı Hukuk Muhakemeleri Kanunu ile usul hukukumuzda ilk derece yargılamasının beş temel aşamadan oluşması öngörülmüştür. Bunlar sırası ile; dilekçelerin karşılıklı verilmesi, ön inceleme, tahkikat, sözlü yargılama ve hükümdür.
Davanın açılması üzerine dilekçelerin karşılıklı verilmesinden sonra ön inceleme yapılır.
Mahkemece ön inceleme aşamasından sonra tahkikat işlemine gerek olmaması halinde nihai bir karar verilebilir (HMK m.138-142). Ancak mahkemenin, ön inceleme aşamasında nihai karar verebilmesi için dava şartlarından birinin bulunmaması, ilk itirazların yerinde olması, hak düşürücü sürenin geçmiş olması ve zamanaşımı def'inin dinlenebilir olması gerekir. Mahkemece, bu nedenler dışında işin esasına girilerek delillerin değerlendirilmesi sonucu bir karar verilecekse, HMK'nın 143. ve devamı maddeleri uyarınca tahkikat aşamasına geçilmeli ve özellikle HMK'nın 147. maddesi uyarınca taraflar tahkikat için duruşmaya davet edilmeli, tarafların tahkikatın tümü hakkındaki açıklamalarından sonra, tahkikatı gerektiren bir husus kalmadığı durumda, tahkikatın bittiği taraflara tefhim edilmelidir (HMK m.184). Mahkeme, tahkikatın bittiğini tefhim ettikten sonra aynı duruşmada sözlü yargılama bitiminden sonra sözlü yargılama aşamasına geçer. Bu durumda taraflardan birinin talebi üzerine duruşma iki haftadan az olmamak üzere ertelenir. Hazır bulunsun ya da bulunmasın sözlü yargılama için taraflara ayrıca davetiye gönderilmez. Sözlü yargılamada mahkeme taraflara son sözlerini sorar ve hükmünü verir. 6100 sayılı HMK ile ön görülen yargılama kesitlerine, Kanunda belirtilen sebepler dışında uyulmadan karar verilemez.
Yukarıda belirtilen yasal düzenlemelerden açıkça anlaşıldığı üzere mahkemece Hukuk Muhakemeleri Kanununda belirlenen düzenlemelere aykırı şekilde yargılama sonuçlandırılmıştır. Şöyle ki; mahkemece ön inceleme duruşması yapılmış ve tahkikat aşamasına geçilerek mahallinde keşif yapılmış ve bilirkişi raporu taraflara tebliğ edilmiştir. Davacı vekili 15.01.2020 tarihli dilekçesi ile fiili taksimin bulunmadığının ispatı için uydu görüntülerinin getirtilmesini talep ederek duruşmada mazeretli sayılmasını istemiştir. Yine davalı vekili de 16.01.2020 tarihli dilekçe ile mazeret bildirmiştir. Bunun üzerine 16.01.2020 tarihli celsede her iki tarafın mazeretinin kabulüne karar verilerek aynı celse davanın reddine karar verilmiştir.
Hal böyle olunca, mazeretleri kabul edilen taraflara yeni bir duruşma günü tayin edilerek tayin edilecek gün ve saatte mahkemede hazır bulunulmaları için meşruhatlı davetiye çıkarılması, verilen sözlü yargılama duruşmasında karar verileceği bildirilerek son sözleri sorulduktan sonra bir karar verilmesi gerekirken 6100 sayılı HMK'nın 27. maddesi uyarınca hukuki dinlenme hakkı ihlal edilecek şekilde, karar verileceğine dair bir ihtarda bulunmaksızın mesleki mazeretlerinin kabulüne rağmen aynı celse esas hakkında karar verilmesi doğru görülmediğinden hükmün bozulması gerekmiştir.
SONUÇ: Yukarıda açıklanan nedenlerle, Adalet Bakanlığının 21/05/2021 tarihli 39152028-153.01-890-2020-E. 825/14630 sayılı yazısı ile Kanun yararına bozma talebinin kabulüne, HMK'nın 363 maddesi gereğince hükmün hukuki sonuçları kalkmamak koşulu ile KANUN YARARINA BOZULMASINA, aynı Yasanın 363/son maddesi uyarınca kararın bir örneğinin Resmi Gazete'de yayımlanmak üzere Adalet Bakanlığı'na gönderilmesi için Yargıtay Cumhuriyet Başsavcılığı'na verilmesine, 23.02.2022 gününde oy birliğiyle karar verildi.
Diğer kararlar (4)
Hukuk Genel Kurulu, 2017/3141 E., 2021/1691 K.
orta eşleşmeKarar metninde maddeye atıf varAsliye Hukuk Mahkemesi
tam metni aç
maddesinin ihlal edildiğini, Yeşilyurt Asliye Hukuk Mahkemesinde sunulan mütalaa doğrultusunda değil aksine karar verildiğini, davacı ile dava dışı ...’in hazırladıkları mütalaanın usul ve yasaya aykırı olduğunu, 6100 sayılı Hukuk Muhakemeleri Kanunu’na (HMK) göre bilimsel mütalaanın hâkimin yargılama görevi kapsamına giren konuları içermemesi gerektiğini, 2709 sayılı Anayasa’nın 138. maddesi uyar
Hukuk Genel Kurulu 2017/3141 E. , 2021/1691 K.
"İçtihat Metni"
MAHKEMESİ :Asliye Hukuk Mahkemesi
1. Taraflar arasındaki “manevi tazminat” davasından dolayı yapılan yargılama sonunda, Diyarbakır 2. Asliye Hukuk Mahkemesince verilen davanın kısmen kabulüne ilişkin karar, davalı vekilinin temyizi üzerine Yargıtay 4. Hukuk Dairesince yapılan inceleme sonunda bozulmuş, Mahkemece Özel Daire bozma kararına karşı direnilmiştir.
2. Direnme kararı davalı vekili tarafından temyiz edilmiştir.
3. Hukuk Genel Kurulunca dosyadaki belgeler incelendikten sonra gereği görüşüldü:
I. YARGILAMA SÜRECİ
Davacı İstemi:
4. Davacı vekili dava dilekçesinde; müvekkilinin Dicle Üniversitesi Hukuk Fakültesinde öğretim üyesi olduğunu, dava dışı ... ile birlikte Yeşilyurt Asliye Hukuk Mahkemesinin 2008/46 E. sayılı dosyasına hukukî mütalaa verdiklerini, davalının bu dosyada vekil olup, 30.06.2012 tarihli dilekçe ile mütalaanın hukuka aykırı olduğundan bahisle müvekkilini Yüksek Öğretim Kuruluna (YÖK), Dicle Üniversitesi Rektörlüğüne, Hukuk Fakültesi Dekanlığına şikâyet ettiğini, şikâyet dilekçelerinde hakaret içerikli ifadeler kullandığını, davalı hakkında suç duyurusunda bulunulduğunu, dilekçe içerisindeki ifadelerin müvekkilinin kişilik haklarına saldırı teşkil ettiğini ileri sürerek 20.000TL manevi tazminatın 30.04.2012 tarihinden itibaren işleyecek yasal faizi ile birlikte davalıdan tahsiline karar verilmesini talep etmiştir.
Davalı Cevabı:
5. Davalı vekili cevap dilekçesinde; davacının kötü niyetli olduğunu, eldeki dava açılmadan önce ilgili baroya bilgi verilmesi gerektiğini, Türkiye Barolar Birliği (TBB) meslek kurallarının 27/2. maddesinin ihlal edildiğini, Yeşilyurt Asliye Hukuk Mahkemesinde sunulan mütalaa doğrultusunda değil aksine karar verildiğini, davacı ile dava dışı ...’in hazırladıkları mütalaanın usul ve yasaya aykırı olduğunu, 6100 sayılı Hukuk Muhakemeleri Kanunu’na (HMK) göre bilimsel mütalaanın hâkimin yargılama görevi kapsamına giren konuları içermemesi gerektiğini, 2709 sayılı Anayasa’nın 138. maddesi uyarınca hiç kimsenin mahkemelere tavsiye ve telkinde bulunamayacağını, müvekkilinin avukat olup davaya konu edilen sözlerin savunma sınırları içerisinde değerlendirilmesi gerektiğini, talep edilen tazminat miktarının fahiş olduğunu belirterek davanın reddini savunmuştur.
Mahkeme Kararı:
6. Diyarbakır 2. Asliye Hukuk Mahkemesinin 27.06.2014 tarihli ve 2013/129 E., 2014/888 K. sayılı kararı ile; davalının Yeşilyurt Asliye Hukuk Mahkemesinde görülen davada vekil olarak yer aldığı, Dicle Üniversitesi Hukuk Fakültesinde öğretim görevlisi olan davacının ise bu dosyaya hukukî mütalaa sunduğu, mahkemece bahsi geçen mütalaanın aksine karar verildiği ve kararın Yargıtay denetiminden geçerek onandığı, davalının verdiği dilekçelerinde kullandığı ifadelerin davacının kişilik haklarını zedelediği, davalı tarafın beyanlarının savunma hakkı kapsamında değerlendirilmesinin mümkün olmadığı gerekçesiyle davanın kısmen kabulü ile 10.000TL manevi tazminatın 30.04.2012 tarihinden itibaren işleyecek yasal faizi ile birlikte davalıdan tahsiline karar verilmiştir.
Özel Daire Bozma Kararı:
7. Mahkemenin yukarıda belirtilen kararına karşı süresi içinde davalı vekili temyiz isteminde bulunmuştur.
8. Yargıtay 4. Hukuk Dairesinin 17.12.2015 tarihli ve 2014/17625 E., 2015/14873 K. sayılı kararı ile;
“...Dosya arasındaki bilgi ve belgelerden, davacının hazırladığı hukuki mütalaa nedeniyle davalı avukatın davacı hakkında şikayet dilekçeleri verdiği görülmektedir. Söz konusu şikâyet dilekçelerinde kullanılan ifadelerin davacının kişilik haklarına saldırı içerdiği iddiasıyla davalı hakkında şikayette bulunulmuştur. Hakaret suçundan açılan kamu davası sonunda hükmün açıklanmasının geri bırakılmasına karar verilmiş ise de hükmün açıklanmasının geri bırakılması kararı, maddi anlamda kesin hüküm teşkil eder nitelikte bir hüküm olmadığından hukuk yargıcı yönünden ortada bağlayıcı nitelikte bir ceza mahkemesi kararı bulunmamaktadır.
AİHM'nin 22 Nisan 2013 tarihli 48876/08 başvuru nolu kararında “İfade özgürlüğünün, demokratik bir toplumun vazgeçilmez esasını ve bu toplumun gelişiminin ve her bireyin kendini gerçekleştirmesinin temel koşulunu oluşturduğunu, 10. maddenin 2. fıkrası hükümleri saklı kalmak kaydıyla ifade özgürlüğünün sadece kabul edilen, zararsız ya da farklı olan «bilgi» ya da «düşünceler» için değil ama ayrıca hoşa gitmeyen, sarsıcı ya da rahatsız edici olanlar için de geçerli olduğunu, bunların, «demokratik toplumun» onlarsız olamayacağı çoğulculuğun, hoşgörünün ve açık fikirliliğin gereği olduğunu, 10. maddede açıklandığı gibi bu özgürlüğe yapılan sınırlamaların her halde dar yorumlanması gerektiğini ve herhangi bir sınırlama gereksiniminin ikna edici bir biçimde ortaya koyulması gerektiğini,...” ifade etmektedir.
Somut olaya gelince, davalının avukat olarak takip ettiği bir dosyaya davacı öğretim üyesi tarafından hukuki mütalaa verildiği, dosyanın bu mütalaanın aksine karar çıktığı ve onandığı, davalı avukatın söz konusu mütalaayı hukuka aykırı görmesi nedeniyle davacı hakkında şikayette bulunduğu, söz konusu şikayet dilekçelerinde davalının sarf ettiği düşüncelerinin yukarıda değinildiği gibi hoşa gitmeyen, sarsıcı hatta rahatsız edici olanları dahi Avrupa İnsan Hakları Sözleşmesi'nin 10. maddesi, Anayasa'nın 26. maddesi uyarınca ifade ve düşünce özgürlüğü kapsamında korunması gerektiği, kişisel değer yargısı niteliğindeki beyanların eleştiri sınırlarında kaldığının kabulü ile istemin tümden reddi yerine kısmen kabulü doğru olmadığından kararın bozulması gerekmiştir...” gerekçesiyle karar oy çokluğuyla bozulmuştur.
Direnme Kararı:
9. Diyarbakır 2. Asliye Hukuk Mahkemesinin 20.12.2016 tarihli ve 2016/174 E., 2016/859 K. sayılı kararı ile önceki karar gerekçesi genişletilmek suretiyle direnme kararı verilmiştir.
Direnme Kararının Temyizi:
10. Direnme kararı süresi içinde davalı vekili tarafından temyiz edilmiştir.
II. UYUŞMAZLIK
11. Direnme yolu ile Hukuk Genel Kurulu önüne gelen uyuşmazlık; davalının 30.04.2012 tarihli Yeşilyurt Asliye Hukuk Mahkemesi verdiği beyan dilekçesinde ve 30.06.2012 tarihli Yükseköğretim Kurumuna, Dicle Üniversitesi Rektörlüğüne ve Dicle Üniversitesi Hukuk Fakültesi Dekanlığına verdiği şikâyet dilekçelerinde kullanılan ifadelerin hak arama özgürlüğü ile iddia ve savunma dokunulmazlığı sınırlarını aşıp aşmadığı; buradan varılacak sonuca göre davacının kişilik haklarına saldırının söz konusu olup olmadığı ve davalının manevi tazminatla sorumlu tutulup tutulamayacağı noktalarında toplanmaktadır.
III. GEREKÇE
12. Uyuşmazlığın çözümü açısından öncelikle konuyla ilgili kavram ve yasal düzenlemelerin irdelenmesinde yarar vardır.
13. Manevi zarar, kişilik değerlerinde oluşan objektif eksilmedir. Duyulan acı, çekilen ızdırap manevi zarar değil, onun görüntüsü olarak ortaya çıkabilir. Acı ve elemin manevi zarar olarak nitelendirilmesi sonucu, tüzel kişileri ve bilinçsizleri; öte yandan, acılarını içlerinde gizleyenleri tazminat isteme haklarından yoksun bırakmamak için yasalar manevi tazminat verilebilecek bazı olguları özel olarak düzenlemiştir.
14. Bunlar kişilik değerlerinin zedelenmesi [Türk Medeni Kanunu (TMK) m. 24], isme saldırı (TMK m. 26), nişan bozulması (TMK m. 121), evlenmenin butlanı (TMK m. 158/2), boşanma (TMK m. 174/2) bedensel zarar ve ölüme neden olma [818 sayılı Borçlar Kanunu (BK) m. 47, 6098 sayılı Türk Borçlar Kanunu (TBK) m. 56] durumlarından biri ile kişilik haklarının zedelenmesi (818 sayılı BK m. 49, 6098 sayılı TBK m. 58) olarak sıralanabilir.
15. Türk Medeni Kanunu’nun 24. maddesi ile 818 sayılı Borçlar Kanunu’nun 49. maddesi diğer yasal düzenlemelere nazaran daha kapsamlıdır.
16. Türk Medeni Kanunu’nun 24. maddesinde;
“Hukuka aykırı olarak kişilik hakkına saldırılan kimse, hakimden, saldırıda bulunanlara karşı korunmasını isteyebilir.
Kişilik hakkı zedelenen kimsenin rızası, daha üstün nitelikte özel veya kamusal yarar ya da kanunun verdiği yetkinin kullanılması sebeplerinden biriyle haklı kılınmadıkça, kişilik haklarına yapılan her saldırı hukuka aykırıdır.” düzenlemesi mevcuttur.
17. Dava konusu dilekçelerin verildiği tarihte yürürlükte bulunan ve somut olaya uygulanması gereken 818 sayılı Borçlar Kanunu’nun 49. maddesinde ise;
“Şahsiyet hakkı hukuka aykırı bir şekilde tecavüze uğrayan kişi, uğradığı manevi zarara karşılık manevi tazminat namıyla bir miktar para ödenmesini dava edebilir.
Hâkim, manevi tazminatın miktarını tayin ederken, tarafların sıfatını, işgal ettikleri makamı ve diğer sosyal ve ekonomik durumlarını da dikkate alır.
Hâkim, bu tazminatın ödenmesi yerine, diğer bir tazmin sureti ikame veya ilave edebileceği gibi tecavüzü kınayan bir karar vermekle yetinebilir ve bu kararın basın yolu ile ilanına da hükmedebilir.” hükmü yer almaktadır.
18. Türk Medeni Kanunu’nun 24 ve Borçlar Kanunu’nun 49. maddelerinde belirlenen kişisel haklar, bedensel ve ruhsal tamlık ve yaşam ile nesep gibi insanın, insan olmasından güç alan varlıklar ya da kişinin adı, onuru ve sır alanı gibi dolaylı varlıklar olarak iki kesimlidir.
19. Görüldüğü üzere BK'nın 49. maddesi gereğince kişilik hakları zarara uğrayanların manevi tazminat isteme hakları vardır.
20. Bu aşamada “hak arama hürriyeti” ile “iddia ve savunma dokunulmazlığı” kavramlarına değinmekte fayda bulunmaktadır.
21. 2709 sayılı Türkiye Cumhuriyeti Anayasası’nın (Anayasa), “Hak arama hürriyeti” başlıklı 36. maddesine göre;
“Herkes, meşru vasıta ve yollardan faydalanmak suretiyle yargı mercileri önünde davacı veya davalı olarak iddia ve savunma ile adil yargılanma hakkına sahiptir.”
22. Anayasa’nın 36. maddesi ve 5237 sayılı Türk Ceza Kanunu’nun (TCK) “Yargı mercileri veya idari makamlar nezdinde yapılan yazılı veya sözlü başvuru, iddia ve savunmalar kapsamında, kişilerle ilgili olarak somut isnatlarda ya da olumsuz değerlendirmelerde bulunulması halinde ceza verilemez” şeklindeki 128. maddesi ile iddia ve savunma dokunulmazlığı anayasal ve yasal teminat altına alınmıştır. Her hakta olduğu gibi iddia ve savunma dokunulmazlığı da sınırsız olmayıp, madde devamında, “Ancak, bunun için, isnat ve değerlendirmelerin, gerçek ve somut vakıalara dayanması ve uyuşmazlıkla bağlantılı olması gerektiği” bildirilmiştir.
23. Söz konusu madde ile her ne kadar dokunulmazlığın kullanımına şekil, yer ve ölçülülük yönünden sınırlama getirilmiş olsa da maddi gerçeklerin iddia ile savunmanın çarpışması sonucu ortaya çıkacağı dikkate alındığında bu sınırlamaların mümkün olduğunca dar yorumlanması gerekmektedir. Yargılama esnasında kullanılan ifadelerin ve eleştiri hakkının makul olmayan ölçüde sınırlandırılmasının Anayasa’nın 36. maddesi altında güvence altına alınan hakların gereğince yerine getirilmesini engelleyeceği unutulmamalıdır. Yargının işleyişine halel getirmemek adına davanın tarafları herhangi bir müeyyide veya ceza tehdidi altında kalmamalıdırlar (Kenan Gül, B. No: 2015/17892, 19.02.2019, § 45-46).
24. Anayasa’nın ve TCK’nın kabul ettiği esasa göre, iddia ve savunma hakkının kullanılması ancak meşru vasıta ve yollardan yararlanmak suretiyle olmalıdır. İddia ve savunma hakkının her türlü etkiden uzak olarak kullanılması esastır. Yargı mercileri veya idari makamlar nezdinde yapılan yazılı veya sözlü başvurular ile bir davada tarafların yargı mercileri önünde iddia ve savunmalarını hiçbir endişeye kapılmadan serbestçe yapmaları gerekir. Ancak bu serbesti, başvuru veya dava konusu olayın aydınlığa kavuşması, bir başka anlatımla hakkın meydana çıkarılmasına vesile olması amacına hizmet etmelidir. Böyle olduğu takdirde Anayasa’nın öngördüğü meşru vasıta ve yollara başvurulmuş olur. Ancak başvuru veya dava sebebiyle söylenmesinde ve yazılmasında yarar bulunmayan, diğer bir deyişle davanın aydınlığa kavuşmasında ve hakkın meydana çıkarılmasında hiçbir olumlu etkisi olmayan iddialarda bulunulmasında veya yazı ve sözlerin kullanılmasında meşruiyet vardır denilemez. Bu gibi durumlarda iddia ve savunma sınırı aşılmış olur.
25. Tüm bu açıklamalar ve yasal düzenlemeler ışığında somut olay incelendiğinde; Yeşilyurt Asliye Hukuk Mahkemesinin 2008/46 E. sayılı dosyasında davalının vekil sıfatıyla görev yaptığı, bu dosyaya davacı ile dava dışı ...’in hukukî mütalaa sundukları, davalı avukatın davacı ile dava dışı ...’in verdikleri mütalaanın hukuka aykırı olduğu iddiasıyla farklı kurumlara şikâyet ettiği, Ceza Mahkemesince dilekçe içeriklerinde kullanılan ifadelerin hakaret suçunu oluşturduğu sabit görürek davalı hakkında adli para cezasına hükmedildiği ve hükmün açıklanmasının geri bırakılmasına karar verildiği, ayrıca davacı ile birlikte hukukî mütalaayı hazırlayan dava dışı ...’in aynı sebeplerden dolayı davalıya karşı açtığı manevi tazminat davasının Diyarbakır 3. Asliye Hukuk Mahkemesinin 25.04.2016 tarihli ve 2015/382 E., 2016/463 K. sayılı kararıyla kısmen kabul edildiği ve kararın Özel Dairece onanarak kesinleştiği anlaşılmaktadır.
26. Bu durumda; davalı tarafından verilen dilekçelerde yer alan "…HMK ve mantık çerçevesi içinde ne olduğu belirsiz yazı, Adına hukuki mütalaa dedikleri yazı, ancak bu iki akademisyen bilim adamlarının da hukukun da, üniversitenin de, YÖK'ün de adını batırmış kendi itibarları ile birlikte akademiyanın da ve en önemlisi hukukun da adını batırmaya cüret etmişlerdir. …sorun artık bilim yuvalarının dahi hukuk bilmez ya da utanma bilmez ya da paraya tamah eden kişilere ünvan vermesinde, ...bu zatlar hangi kategoride onu da vicdanlara bırakıyoruz, …ve hukuk fakülteleri ve adalet adına utanç verici bir rapor, …haddini bilmez ve maaselef utanarak ifade ediyorum hukuk bilmez, ticaret hukukunda adının önünde ünvanı olan ve medeni usul hukukunda adının önünde ünvanı olan iki kişinin beyanları bu dosyaya girer, …bu yazıyı yazan titri (ünvanı) olan kişiler hukuk bilmediği gibi mahkeme kararını sonuna kadar okumaktan aciz ünvanlı kişilerdir, …gerek kendileri için gerekse de akademiya için gerekse adalet için utanç verici bu yazıyı kaleme almazlardı, …hukuk cinayeti işleyecek cüretkarlıktadırlar... ya aldıkları mütalaa (!) ücretinden ya da hatırdan ya da hiç hukuk bilmediklerinden bu cinayeti işlemişlerdir, …Dicle Üniversitesi Hukuk fakültesinde okuyan malum iki zatın öğrencileri dahi ünvanlı bu iki kişiden daha iyi bilir (İnşallah) hukuk bilmeyen bu zatlar, …kâr etmenin fakirleşmeye değil zenginleşmeye neden olduğunu anlayamayacak kapasitede olan…" şeklindeki ifadelerin davacıyı küçük düşürücü nitelikte olduğu, iddia ve savunma sınırları içerisinde değerlendirilmesi mümkün olmadığı ve davacının kişilik haklarına saldırı teşkil ettiği sonucuna varılmıştır.
27. Hâl böyle olunca; mahkemece yukarıda açıklanan hususlara değinilerek verilen direnme kararı usul ve yasaya uygun olup yerindedir.
28. Ne var ki, Özel Dairece tazminat miktarı yönünden bir inceleme yapılmadığından bu yöne ilişkin temyiz itirazlarının incelenmesi için dosyanın Özel Daireye gönderilmesi gerekir.
IV. SONUÇ:
Açıklanan nedenlerle;
Direnme uygun olduğundan, davalı vekilinin hükmedilen tazminat miktarına yönelik temyiz itirazlarının incelenmesi için dosyanın YARGITAY 4. HUKUK DAİRESİNE GÖNDERİLMESİNE,
6100 sayılı Hukuk Muhakemeleri Kanunu’nun geçici 3. maddesi gereğince uygulanmakta olan 1086 sayılı Hukuk Usulü Muhakemeleri Kanunu’nun 440/III-1. maddesi uyarınca karar düzeltme yolu kapalı olmak üzere, 16.12.2021 tarihinde oy birliği ile kesin olarak karar verildi.
20. Hukuk Dairesi, 2020/1564 E., 2020/2125 K.
orta eşleşmeKarar metninde maddeye atıf var
tam metni aç
HMK'nın 138. maddesi uyarınca dosya üzerinde yapılan inceleme sonucunda mahkememizin görevi ile ilgili dava şartının somut olayda gerçekleşmediği ve görevli mahkemenin asliye ticaret mahkemesi olduğu gerekçesi ile görevsizlik kararı verilmiştir.
20. Hukuk Dairesi 2020/1564 E. , 2020/2125 K.
"İçtihat Metni"
.......Asliye Hukuk Mahkemelerince ayrı ayrı yetkisizlik kararı verilmesi nedeni ile yargı yerinin belirlenmesi için gönderilen dosya içindeki tüm belgeler incelendi, gereği düşünüldü:
K A R A R
Dava Tazminat istemine ilişkindir.
.....ret Mahkemesince uyuşmazlığın Türk Ticaret Kanununda düzenlenen bir hususa ilişkin olması veya davanın ticaret mahkemesinde görüleceğine dair açık bir yasal düzenlemenin bulunması halinde mutlak ticari dava söz konusu olup mahkememizin görev alanı içinde kalacaktır. Dava gerçek kişi tarafından şirket aleyhine açılan oluşan zararın tahsili davası olup; TTK'nın 4. maddesinde ya da başka bir kanunda davanın ticaret mahkemesinde görüleceğine dair bir hüküm yoktur. Bu durumda davaya bakma görevi asliye hukuk mahkemesine ait olduğu gerekçesi ile görevsizlik kararı verilmiştir
İstanbul Anadolu 4. Asliye Hukuk Mahkemesince ise uyuşmazlık, bakiye fatura bedelinin tahsili amacıyla başlatılan icra takibine vaki itirazın iptali isteminden kaynaklanmaktadır.
TTK'nın 4. maddesinde, bu Kanundan doğan hukuk davalarının ticari dava sayıldığı, aynı Kanunun 5. maddesinde de ticari davalara ticaret mahkemesinde bakılacağı hususları yer almaktadır. 6100 sayılı HMK'nın 114/1.c bendinde mahkemenin görevli olması dava şartları arasında sayılmış, aynı Kanunun 115/2. fıkrasında ise dava şartı yokluğu halinde davanın usulden reddedileceği öngörülmüştür. HMK'nın 138. maddesi uyarınca dosya üzerinde yapılan inceleme sonucunda mahkememizin görevi ile ilgili dava şartının somut olayda gerçekleşmediği ve görevli mahkemenin asliye ticaret mahkemesi olduğu gerekçesi ile görevsizlik kararı verilmiştir.
6102 sayılı Türk Ticaret Kanunu (TTK)’nun 3. maddesi hükmüne göre bu Kanunda düzenlenen hususlarla bir ticari işletmeyi ilgilendiren bütün işlem ve fiiller ticari işlerdendir. Bir işin ticari veya adi olması, farklı kuralların uygulanmasını gerektirir. Bir işin ticari olup olmadığını kanunda öngörülen kurallar uyarınca saptamak gerekir. Eğer iş ticari ise özel ticari kuralların uygulanması zorunlu olur. Ticari işletmeyi ilgilendiren bütün işler, yani, haklı veya haksız fiil yahut işletmeyi ilgilendiren her iş ayrık durumlar dışında, ticari iş sayılır. Bu işler, eğer bir ticari işletmeyi ilgilendirmiyorsa, ticari iş sayılmazlar (ERİŞ Gönen, Gerekçeli- Açıklamalı- İçtihatlı 6335 Sayılı Kanunla Güncellenmiş Yeni TTK Hükümlerine Göre Ticari İşletme ve Şirketler Ticaret Sicili Yönetmeliği ve İlgili Tebliğler, Seçkin Yayınevi, 1. Baskı, Mart 2013, 1. Cilt, Sh, 323).
Ticari davalar ise aynı Kanunun 4/1. maddesinde tanımlanmıştır. Bu maddeye göre, her iki tarafın da ticari işletmesiyle ilgili hususlardan doğan hukuk davaları ile ticari nitelikteki çekişmesiz yargı işleri ve tarafların tacir olup olmadıklarına bakılmaksızın Türk Medenî Kanununun, rehin karşılığında ödünç verme işi ile uğraşanlar hakkındaki 962 ilâ 969. maddelerinde, 6098 sayılı Türk Borçlar Kanununun malvarlığının veya işletmenin devralınması ile işletmelerin birleşmesi ve şekil değiştirmesi hakkındaki 202 ve 203, rekabet yasağına ilişkin
444 ve 447, yayın sözleşmesine dair 487 ilâ 501, kredi mektubu ve kredi emrini düzenleyen 515 ilâ 519, komisyon sözleşmesine ilişkin 532 ilâ 545, ticari temsilciler, ticari vekiller ve diğer tacir yardımcıları için öngörülmüş bulunan 547 ilâ 554, havale hakkındaki 555 ilâ 560, saklama sözleşmelerini düzenleyen 561 ilâ 580. maddelerinde; fikrî mülkiyet hukukuna dair mevzuatta; borsa, sergi, panayır ve pazarlar ile antrepo ve ticarete özgü diğer yerlere ilişkin özel hükümlerde ve bankalara, diğer kredi kuruluşlarına, finansal kurumlara ve ödünç para verme işlerine ilişkin düzenlemelerde öngörülen hususlardan doğan hukuk davaları ticari dava sayılır. Bu maddeye göre bir davanın ticari dava sayılabilmesi için tarafların her ikisinin tacir olması ve uyuşmazlığın her iki tarafın ticari işletmesiyle ilgili hususlardan doğması veya ticari nitelikte çekişmesiz yargı işi olması veyahut da açılan davanın maddede altı bent halinde sayılan davalardan olması gerekir. Taraflardan biri tacir değilse veya tacir olmasına rağmen uyuşmazlığın ticari işletmeyle ilgisi yoksa ticari davanın varlığından söz edilemez.
Ticari davalar, mutlak ticari davalar, nispi ticari davalar ve yalnızca bir ticari işletmeyle ilgili olmasına rağmen ticari nitelikte kabul edilen davalar olmak üzere üç gruba ayrılır.
Mutlak ticari davalar, tarafların tacir olup olmadığına ve işin bir ticari işletmeyi ilgilendirip ilgilendirmediğine bakılmaksızın ticari sayılan davalardır. Mutlak ticari davalar, TTK'nın 4/1. maddesinde bentler halinde sayılmıştır. Bunların yanında Kooperatifler Kanunu (m.99), İcra İflas Kanunu (m.154), Finansal Kiralama Kanunu (m.31), Ticari İşletme Rehni Kanunu (m.22) gibi bazı özel kanunlarda belirlenmiş ticari davalar da bulunmaktadır. Bu guruptaki davaların ticari dava sayılabilmesi için taraflarının tacir olması veya ticari işletmeleriyle ilgili olması gibi şartlar aranmaz. TTK'nın 4/1. bendinde sınırlı olarak sayılan davalar arasında yer alması veya özel kanunlarda ticari dava olarak nitelendirilmesi yeterlidir. Bu davalar kanun gereği ticari dava sayılan davalardır.
Nispi ticari davalar, her iki tarafın ticari işletmesiyle ilgili olması halinde ticari nitelikte sayılan davalardır. TTK'nın 4/1. maddesine göre, her iki tarafın ticari işletmesiyle ilgili hususlardan doğan ve iki tarafı da tacir olan hukuk davaları ticari dava sayılır. Bu hükme göre bir davanın ticari dava sayılabilmesi için, hem iki tarafın ticari işletmesini ilgilendirmesi hem de iki tarafın tacir olması gereklidir. Bu şartlar birlikte bulunmadıkça, uyuşmazlık konusunun ticari iş niteliğinde olması veya ticari iş karinesi sebebiyle diğer taraf için de ticari iş sayılması davanın ticari dava olması için yeterli değildir. Ticari iş karinesinin düzenlendiği TTK’nın 19/2. maddesi uyarınca, taraflardan biri için ticari iş sayılan bir işin diğeri için de ticari iş sayılması, davanın niteliğini ticari hale getirmez. TTK gereği ticari dava sayılan davalar haricinde, ticari davayı ticari iş esasına göre değil, ticari işletme esasına göre belirlemiştir. Hal böyle olunca, işin ticari nitelikte olması davayı ticari dava haline getirmez.
Üçüncü grup ticari davalar, yalnızca bir tarafın ticari işletmesini ilgilendiren havale, vedia ve fikri haklara ilişkin davalardır. Yukarıda açıklandığı üzere bir davanın ticari dava sayılması için kural olarak ya mutlak ticari davalar arasında yer alması ya da her iki tarafın ticari işletmesiyle ilgili bulunması gerekirken havale, vedia ve fikri haklara ilişkin davaların ticari nitelikte sayılması için yalnızca bir yanın ticari işletmesiyle ilgili olması TTK'da yeterli görülmüştür.
6335 sayılı Türk Ticaret Kanunu ile Türk Ticaret Kanununun Yürürlüğü ve Uygulama Şekli Hakkında Kanunda Değişiklik Yapılmasına Dair Kanunun 2. maddesi ile değişik TTK’nın 5/1. maddesinde, aksine hüküm bulunmadıkça, dava olunan şeyin değerine veya tutarına bakılmaksızın, asliye ticaret mahkemesinin tüm ticarî davalar ile ticari nitelikteki çekişmesiz yargı işlerine bakmakla görevli olduğu belirtilmiştir. Buna göre, asliye ticaret mahkemesi ile asliye hukuk mahkemesi ve diğer hukuk mahkemeleri arasındaki hukuki ilişki, 6762 sayılı Türk Ticaret Kanunundan ve 6102 sayılı Türk Ticaret Kanunu'nun 6335 sayılı Kanunla yapılan değişiklikten önceki halinden farklı olarak iş bölümü ilişkisi değil görev ilişkisidir. Bu nedenle, asliye ticaret mahkemesinin bakması gereken davalarda, asliye hukuk mahkemesi görevli sayılamaz. Göreve ilişkin düzenlemeler, 6100 sayılı Hukuk Muhakemesi Kanununun 1. maddesi uyarınca kamu düzenine ilişkin olup mahkemelerce ve temyiz incelemesi aşamasında Yargıtayca
re'sen dikkate alınır. Bu kuralın tek istisnası, 6335 sayılı Kanunun 2. maddesi ile değişik 6102 sayılı TTK'nın 5/4. maddesinde düzenlenmiştir. Bu düzenlemeye göre, yargı çevresinde ayrı bir asliye ticaret mahkemesi bulunmayan yerlerde, asliye hukuk mahkemelerine açılan davalarda görev kuralına dayanılmamış olması görevsizlik kararı verilmesini gerektirmez.
Somut olayda, davacı vekili, Yurtgaz A.Ş müvekkile ait akaryakıt istasyonuna ariyet olarak 17/10/2011 tarihinde davalı firmaya ait 1110/162 seri numaralı....... dispanseri usulüne uygun olarak montaj edip teslim ettiğini, Mayıs 2012- Haziran 2012 tarihlerinde LPG alım-satım rakamları arasında farklılık olduğu tespit edildiğini, bunun üzerine 16/06/2012 tarihinde davalı firma yetkili servisine haber verdiğini, yetkili servisin yaptığı ve test ve kalibrasyon incelemelerinde söz konusu pompanın 1 no'lu tabancasının yüzde 10 fazla LPG verdiği tespit edildiğini, her ne kadar yetkili servis arızanın dispanserinin içindeki bir parçanın bozuk olduğundan kaynaklandığını, ve arızanın giderildiğini, dispanserden yapılan LPG satışı nedeni ile 7200 litre fazla LPG verildiğini, firmaya Ağustos 2012 tarihinde .....n 2012-20542 yevmiye numaralı ile ihtarname gönderildiğini, davalı bu ihtarımıza cevap vermediğini, dispanserin yeniden LPG vermesi üzerine davalı firmaya ait dispanser sökülerek yerine başka bir firmaya ait dispanser takıldığını, dispanserin bozuk olduğu Mayıs- Haziran 2012 tarihinde dispanserin bozuk olması nedeni ile 7200 litre fazla LPG verildiğini resmi evraklarla tespit edildiğini, 7200 litre LPG'nin davanın açıldığı tarihteki güncel değeri olarak 18.360 TL dava tarihinden işleyerek ticari-yasal faizi ile birlikte ödenmesini karar verilmesini talep ve dava etmiştir.
Dosya kapsamında davacı gerçek kişi tacir, davalı taraf ticari şirket olduğu anlaşılmakla uyuşmazlığın 6102 sayılı Türk Ticaret Kanunu kapsamında kaldığından asliye ticaret mahkemesinde görülüp sonuçlandırılması gerektiği anlaşılmaktadır.
SONUÇ: Yukarıda açıklanan nedenlerle; 6100 sayılı HMK'nın 21 ve 22. maddeleri gereğince;.......Ticaret Mahkemesinin YARGI YERİ OLARAK BELİRLENMESİNE 25/06/2020 gününde oy birliği ile karar verildi.
20. Hukuk Dairesi, 2019/391 E., 2019/1391 K.
orta eşleşmeKarar metninde maddeye atıf varAsliye Hukuk Mahkemesi
tam metni aç
HMK'nın 138. maddesi uyarınca dosya üzerinde yapılan inceleme sonucunda mahkememizin görevi ile ilgili dava şartının somut olayda gerçekleşmediği ve görevli mahkemenin asliye ticaret mahkemesi olduğu gerekçesi ile görevsizlik kararı verilmiştir.
20. Hukuk Dairesi 2019/391 E. , 2019/1391 K.
"İçtihat Metni"
MAHKEMESİ :Asliye Hukuk Mahkemesi
Taraflar arasındaki davada ...17. Asliye Ticaret ve...28. Asliye Hukuk Mahkemelerince ayrı ayrı görevsizlik kararı verilmesi nedeni ile yargı yerinin belirlenmesi için gönderilen dosya içindeki tüm belgeler incelendi, gereği düşünüldü:
K A R A R
Dava eser sözleşmesine dayalı açılmış alacak davasıdır.
...17. Asliye Ticaret Mahkemesince, Uyuşmazlığın Türk Ticaret Kanununda düzenlenen bir hususa ilişkin olması veya davanın ticaret mahkemesinde görüleceğine dair açık bir yasal düzenlemenin bulunması halinde mutlak ticari dava söz konusu olup mahkememizin görev alanı içinde kalacaktır. Dava konusu talep BK'da düzenlenmiş olup, TTK'nın 4. maddesinde ya da başka bir yasada davanın ticaret mahkemesinde görüleceğine dair bir hüküm yoktur. Bu durumda davaya bakma görevi asliye hukuk mahkemesine ait olduğu gerekçesiyle görevsizlik kararı verilmiştir.
...28. Asliye Hukuk Mahkemesince ise ticari davalar; nispi ticari dava-mutlak ticari dava olmak üzere iki türlüdür. Mutlak ticari davalar TTK'nın 4/1-a bendi uyarınca; tarafların tacir olup olmadıklarına bakılmaksızın TTK'da düzenlenen hususlardır. TTK'nın 4/1. maddesi uyarınca nisbi ticari dava olması için, her iki tarafın tacir olması ve davanın ticari işletmelerinden doğması gerekir. Davacı tarafın ...Vergi Dairesinin 14/03/2014 tarihli yazı cevabından, Karayolu ile Şehirlerarası Yük Taşımacılığı işini yaptığı anlaşıldığından, aracın ticari araç olarak kayıtlı olduğu tespit edildiğinden, davalının ise limited şirket olması sebebiyle her iki tarafın tacir olduğu tespit edilmiştir. Bu nedenle TTK'nın 3. maddesi uyarınca yaptığı iş, ticari iş niteliği taşıdığından ve sözleşme her iki tarafın ticari işletmesini ilgilendirdiğinden, talep bu sözleşmeden doğduğundan, nispi ticari davanın her iki tarafın tacir olması ve dava konusu alacağın veya talebin ticari işletmelerini ilgilendirmesi şartları gerçekleştiğinden, görevli mahkeme asliye ticaret mahkemeleridir. TTK'nın 5/2. maddesi gereğince bağımsız ticaret mahkemelerinin bulunduğu yerlerde ticari davaların ticaret mahkemelerinde bakılacağı düzenlenmiştir. Ticaret mahkemeleri ile asliye hukuk mahkemeleri arasındaki iş bölümü 6335 sayılı Ticaret Kanunu değişikliği ile göreve dönüştüğünden, re'sen nazara alınır. HMK'nın 114/1-c maddesi uyarınca mahkemenin görevli olması dava şartı olup, mahkemece yargılamanın her aşamasında nazara alınacağından, her ne kadar mahkememizce esas hakkında karar verilip Yargıtay 3. Hukuk Dairesince görev konusuna değinilmeksizin esastan bozulmasına karar verilmiş ise de; Yargıtay Hukuk Genel Kurulunun 23/05/2018 tarih ve 2017/22-3125 E. - 2018/1120 K. sayılı kararında da belirtildiği üzere görev, hak düşürücü süre, kesin hüküm itirazı, harç ve maddi hataya dayanan bozma kararlarına uyulmasında olduğu gibi kamu düzenine ilişkin konularda usuli kazanılmış haktan söz edilemeyeceği gerekçesiyle görevsizlik kararı verilmiştir.
TTK'nın 4. maddesinde, bu kanundan doğan hukuk davalarının ticari dava sayıldığı, aynı Kanunun 5. maddesinde de ticari davalara ticaret mahkemesinde bakılacağı hususları yer almaktadır. 6100 sayılı HMK'nın 114/1.c bendinde mahkemenin görevli olması dava şartları arasında sayılmış,
aynı Kanunun 115/2. fıkrasında ise dava şartı yokluğu halinde davanın usulden reddedileceği öngörülmüştür. HMK'nın 138. maddesi uyarınca dosya üzerinde yapılan inceleme sonucunda mahkememizin görevi ile ilgili dava şartının somut olayda gerçekleşmediği ve görevli mahkemenin asliye ticaret mahkemesi olduğu gerekçesi ile görevsizlik kararı verilmiştir.
6102 sayılı Türk Ticaret Kanunu (TTK)’nın 3. maddesi hükmüne göre bu Kanunda düzenlenen hususlarla bir ticari işletmeyi ilgilendiren bütün işlem ve fiiller ticari işlerdendir. Bir işin ticari veya adi olması, farklı kuralların uygulanmasını gerektirir. Bir işin ticari olup olmadığını kanunda öngörülen kurallar uyarınca saptamak gerekir. Eğer iş ticari ise özel ticari kuralların uygulanması zorunlu olur. Ticari işletmeyi ilgilendiren bütün işler, yani, haklı veya haksız fiil yahut işletmeyi ilgilendiren her iş ayrık durumlar dışında, ticari iş sayılır. Bu işler, eğer bir ticari işletmeyi ilgilendirmiyorsa, ticari iş sayılmazlar (ERİŞ Gönen, Gerekçeli- Açıklamalı-İçtihatlı 6335 Sayılı Kanunla Güncellenmiş Yeni TTK Hükümlerine Göre Ticari İşletme ve Şirketler Ticaret Sicili Yönetmeliği ve İlgili Tebliğler, Seçkin Yayınevi, 1. Baskı, Mart 2013, 1. Cilt, Sh, 323).
Ticari davalar ise aynı Kanunun 4/1 maddesinde tanımlanmıştır. Bu maddeye göre, her iki tarafın da ticari işletmesiyle ilgili hususlardan doğan hukuk davaları ile ticari nitelikteki çekişmesiz yargı işleri ve tarafların tacir olup olmadıklarına bakılmaksızın Türk Medenî Kanununun, rehin karşılığında ödünç verme işi ile uğraşanlar hakkındaki 962 ilâ 969 uncu maddelerinde, 6098 sayılı Türk Borçlar Kanununun malvarlığının veya işletmenin devralınması ile işletmelerin birleşmesi ve şekil değiştirmesi hakkındaki 202 ve 203, rekabet yasağına ilişkin 444 ve 447, yayın sözleşmesine dair 487 ilâ 501, kredi mektubu ve kredi emrini düzenleyen 515 ilâ 519, komisyon sözleşmesine ilişkin 532 ilâ 545, ticari temsilciler, ticari vekiller ve diğer tacir yardımcıları için öngörülmüş bulunan 547 ilâ 554, havale hakkındaki 555 ilâ 560, saklama sözleşmelerini düzenleyen 561 ilâ 580. maddelerinde; fikrî mülkiyet hukukuna dair mevzuatta; borsa, sergi, panayır ve pazarlar ile antrepo ve ticarete özgü diğer yerlere ilişkin özel hükümlerde ve bankalara, diğer kredi kuruluşlarına, finansal kurumlara ve ödünç para verme işlerine ilişkin düzenlemelerde öngörülen hususlardan doğan hukuk davaları ticari dava sayılır. Bu maddeye göre bir davanın ticari dava sayılabilmesi için tarafların her ikisinin tacir olması ve uyuşmazlığın her iki tarafın ticari işletmesiyle ilgili hususlardan doğması veya ticari nitelikte çekişmesiz yargı işi olması veyahut da açılan davanın maddede altı bent halinde sayılan davalardan olması gerekir. Taraflardan biri tacir değilse veya tacir olmasına rağmen uyuşmazlığın ticari işletmeyle ilgisi yoksa ticari davanın varlığından söz edilemez.
Ticari davalar, mutlak ticari davalar, nispi ticari davalar ve yalnızca bir ticari işletmeyle ilgili olmasına rağmen ticari nitelikte kabul edilen davalar olmak üzere üç gruba ayrılır.
Mutlak ticari davalar, tarafların tacir olup olmadığına ve işin bir ticari işletmeyi ilgilendirip ilgilendirmediğine bakılmaksızın ticari sayılan davalardır. Mutlak ticari davalar, TTK'nın 4/1. maddesinde bentler halinde sayılmıştır. Bunların yanında Kooperatifler Kanunu (m.99), İcra İflas Kanunu (m.154), Finansal Kiralama Kanunu (m.31), Ticari İşletme Rehni Kanunu (m.22) gibi bazı özel kanunlarda belirlenmiş ticari davalar da bulunmaktadır. Bu guruptaki davaların ticari dava sayılabilmesi için taraflarının tacir olması veya ticari işletmeleriyle ilgili olması gibi şartlar aranmaz. TTK'nın 4/1. bendinde sınırlı olarak sayılan davalar arasında yer alması veya özel kanunlarda ticari dava olarak nitelendirilmesi yeterlidir. Bu davalar kanun gereği ticari dava sayılan davalardır.
Nispi ticari davalar, her iki tarafın ticari işletmesiyle ilgili olması halinde ticari nitelikte sayılan davalardır. TTK'nın 4/1. maddesine göre, her iki tarafın ticari işletmesiyle ilgili hususlardan doğan ve iki tarafı da tacir olan hukuk davaları ticari dava sayılır. Bu hükme göre bir davanın ticari dava sayılabilmesi için, hem iki tarafın ticari işletmesini ilgilendirmesi hem de iki tarafın tacir olması gereklidir. Bu şartlar birlikte bulunmadıkça, uyuşmazlık konusunun ticari iş niteliğinde olması veya ticari iş karinesi sebebiyle diğer taraf için de ticari iş sayılması davanın ticari dava olması için yeterli değildir. Ticari iş karinesinin düzenlendiği TTK’nın 19/2. maddesi uyarınca, taraflardan biri için ticari iş sayılan bir işin diğeri için de ticari iş sayılması, davanın niteliğini ticari hale getirmez. TTK, Kanun gereği ticari dava sayılan davalar haricinde, ticari davayı ticari iş esasına göre değil, ticari işletme esasına göre belirlemiştir. Hal böyle olunca, işin ticari nitelikte olması davayı ticari dava haline getirmez.
Üçüncü grup ticari davalar, yalnızca bir tarafın ticari işletmesini ilgilendiren havale, vedia ve fikri haklara ilişkin davalardır. Yukarıda açıklandığı üzere bir davanın ticari dava sayılması için kural olarak ya mutlak ticari davalar arasında yer alması ya da her iki tarafın ticari işletmesiyle ilgili bulunması gerekirken havale, vedia ve fikri haklara ilişkin davaların ticari nitelikte sayılması için yalnızca bir yanın ticari işletmesiyle ilgili olması TTK'da yeterli görülmüştür.
6335 sayılı Türk Ticaret Kanunu İle Türk Ticaret Kanununun Yürürlüğü Ve Uygulama Şekli Hakkında Kanunda Değişiklik Yapılmasına Dair Kanunun 2. maddesi ile değişik TTK’nın 5/1. maddesinde, aksine hüküm bulunmadıkça, dava olunan şeyin değerine veya tutarına bakılmaksızın, asliye ticaret mahkemesinin tüm ticarî davalar ile ticari nitelikteki çekişmesiz yargı işlerine bakmakla görevli olduğu belirtilmiştir. Buna göre, asliye ticaret mahkemesi ile asliye hukuk mahkemesi ve diğer hukuk mahkemeleri arasındaki hukuki ilişki, 6762 sayılı Türk Ticaret Kanunundan ve 6102 sayılı Türk Ticaret Kanununun 6335 sayılı Kanunla yapılan değişiklikten önceki halinden farklı olarak iş bölümü ilişkisi değil görev ilişkisidir. Bu nedenle, asliye ticaret mahkemesinin bakması gereken davalarda, asliye hukuk mahkemesi görevli sayılamaz. Göreve ilişkin düzenlemeler, 6100 sayılı Hukuk Muhakemesi Kanununun 1. maddesi uyarınca kamu düzenine ilişkin olup mahkemelerce ve temyiz incelemesi aşamasında Yargıtayca re'sen dikkate alınır. Bu kuralın tek istisnası, 6335 sayılı Kanunun 2. maddesi ile değişik 6102 sayılı TTK'nın 5/4. maddesinde düzenlenmiştir. Bu düzenlemeye göre, yargı çevresinde ayrı bir asliye ticaret mahkemesi bulunmayan yerlerde, asliye hukuk mahkemelerine açılan davalarda görev kuralına dayanılmamış olması görevsizlik kararı verilmesini gerektirmez.
Somut olayda, davacı vekili dava dilekçesi ile; müvekkilinin işletmecisi olduğu Tektaş Nakliyatın, filosunda yer alan ... plakalı kamyonun, kapalı kasa taşıma aracı haline getirilmesi için davalı şirket ile 15.340,00.-TL bedel karşılığı anlaşma yaptığını, ancak davalı şirketin aracın kasasını karayolu taşımacılığı mevzuatına uygun olmayacak şekilde, sözleşmede belirtilenin aksine uzunluğunu 7.77, enini 2,57 metre, kasa iç yüksekliğini 2.82 metre olarak imal ettiğini, kasada kullanılan profiller preslenerek geçme paneller olduklarından kapalı kasayı taşıyacak güçte olmadıklarını ve bu durumda eşya taşımasının ağır risk oluşturduğunu, araç kasası mevzuata ve sözleşmeye aykırı imal edildiğinden, ödenen 15.340,00.-TL iş bedelinin 14/08/2012 fatura tarihinden itibaren ve müvekkilin taşıma işini yapamamasından kaynaklanan zararı 1.000,00.-TL belirsiz alacağın davalıdan dava tarihinden itibaren işleyecek reeskont faizleriyle birlikte tahsilini talep etmiştir.
Dosya kapsamında Yargıtay 3. Hukuk Dairesinin 06.07.2017 tarihli 2016/822 - 2017/11251 E.K. sayılı bozma ilamı mevcuttur.
Somut olayda uyuşmazlık, 6098 sayılı Türk Borçlar Kanununun 470 ve devamı maddelerinde düzenlenen eser sözleşmesi ilişkisinden kaynaklanmakta olup, bu nevi davaların ticari dava olduğuna ya da asliye ticaret mahkemelerinde görüleceğine ilişkin bir yasal düzenleme bulunmamaktadır. Bu durumda, eldeki davanın ticari dava olarak kabulü ile uyuşmazlığın asliye ticaret mahkemesi tarafından çözülebilmesi için, uyuşmazlık konusu işin her iki tarafın ticari işletmesi ile ilgili olması zorunludur. Dosya kapsamında davalı taraf ticari şirket olup, davacı gerçek kişi tacir olduğu gibi iki tarafında ticari işletmesine ilişkin bir uyuşmazlık olduğu anlaşılmakla uyuşmazlığın 6102 sayılı Türk Ticaret Kanunu kapsamında kaldığından asliye ticaret mahkemesinde görülüp sonuçlandırılması gerektiği anlaşılmaktadır.
SONUÇ: Yukarıda açıklanan nedenlerle, 6100 sayılı HMK'nın 21 ve 22. maddeleri gereğince...17. Asliye Ticaret Mahkemesinin YARGI YERİ OLARAK BELİRLENMESİNE 04/03/2019 gününde oy birliğiyle karar verildi.
20. Hukuk Dairesi, 2018/5192 E., 2018/6672 K.
orta eşleşmeKarar metninde maddeye atıf varAsliye Hukuk Mahkemesi
tam metni aç
HMK'nın 138. maddesi uyarınca dosya üzerinde yapılan inceleme sonucunda mahkememizin görevi ile ilgili dava şartının somut olayda gerçekleşmediği ve görevli mahkemenin asliye ticaret mahkemesi olduğu gerekçesi ile görevsizlik kararı verilmiştir.
20. Hukuk Dairesi 2018/5192 E. , 2018/6672 K.
"İçtihat Metni"
MAHKEMESİ :Asliye Hukuk Mahkemesi
Taraflar arasındaki davada ... ... 6. Asliye Ticaret ile ... ... 10. Asliye Hukuk Mahkemelerince ayrı ayrı yetkisizlik kararı verilmesi nedeni ile yargı yerinin belirlenmesi için gönderilen dosya içindeki tüm belgeler incelendi, gereği düşünüldü:
K A R A R
Dava itirazın iptali istemine ilişkindir.
... ... 6. Asliye Ticaret Mahkemesince davacı tarafından davalıya faturalı olarak yapılan mal satışından kaynaklı alacağın tahsili için giriştiği icra takibine; davalının yapmış olduğu itiraza yönelik yasal süresi içinde açılmış itirazın iptali ve takibin devamı ile icra inkar tazminatına hükmedilmesi istemine yönelik davada; tarafların tacir olduğu; ancak, ... Ticaret Sicil Müdürlüğü'nün 15/09/2015 tarih ve 84329644/126693-95591 sayılı yazı cevabında; davalının, ortaklarından ve yönetim kurulu üyelerinden olduğu şirket kaydının bulunmadığının bildirildiği; bu bilgiye istinaden, davalının tacir olmadığından bahisle sehven davada görevsizlik kararı verildiği görülmekle; kısa karara uygun şekilde gerekçeli karar yazılması gerekmekle; mahkememizin iş bu davada görevsiz olduğu gerekçesi ile görevsizlik kararı verilmiştir. ... ... 10. Asliye Hukuk Mahkemesince ise uyuşmazlık, bakiye fatura bedelinin tahsili amacıyla başlatılan icra takibine vaki itirazın iptali isteminden kaynaklanmaktadır.
TTK'nın 4. maddesinde, bu kanundan doğan hukuk davalarının ticari dava sayıldığı, aynı Kanunun 5. maddesinde de ticari davalara ticaret mahkemesinde bakılacağı hususları yer almaktadır. 6100 sayılı HMK'nın 114/1.c bendinde mahkemenin görevli olması dava şartları arasında sayılmış, aynı yasanın 115/2. fıkrasında ise dava şartı yokluğu halinde davanın usulden reddedileceği öngörülmüştür. HMK'nın 138. maddesi uyarınca dosya üzerinde yapılan inceleme sonucunda mahkememizin görevi ile ilgili dava şartının somut olayda gerçekleşmediği ve görevli mahkemenin asliye ticaret mahkemesi olduğu gerekçesi ile görevsizlik kararı verilmiştir.
6102 sayılı Türk Ticaret Kanunu (TTK)’nın 3. maddesi hükmüne göre bu Kanunda düzenlenen hususlarla bir ticari işletmeyi ilgilendiren bütün işlem ve fiiller ticari işlerdendir. Bir işin ticari veya adi olması, farklı kuralların uygulanmasını gerektirir. Bir işin ticari olup olmadığını kanunda öngörülen kurallar uyarınca saptamak gerekir. Eğer iş ticari ise özel ticari kuralların uygulanması zorunlu olur. Ticari işletmeyi ilgilendiren bütün işler, yani, haklı veya haksız fiil yahut işletmeyi ilgilendiren her iş ayrık durumlar dışında, ticari iş sayılır. Bu işler, eğer bir ticari işletmeyi ilgilendirmiyorsa, ticari iş sayılmazlar (ERİŞ Gönen, Gerekçeli- Açıklamalı-İçtihatlı 6335 Sayılı Kanunla Güncellenmiş Yeni TTK Hükümlerine Göre Ticari İşletme ve Şirketler Ticaret Sicili Yönetmeliği ve İlgili Tebliğler, Seçkin Yayınevi, 1. Baskı, Mart 2013, 1. Cilt, Sh, 323). 2018/5192 - 2018/6672 Ticari davalar ise aynı Kanunun 4/1 maddesinde tanımlanmıştır. Bu maddeye göre, her iki tarafın da ticari işletmesiyle ilgili hususlardan doğan hukuk davaları ile ticari nitelikteki çekişmesiz yargı işleri ve tarafların tacir olup olmadıklarına bakılmaksızın Türk Medenî Kanunu’nun, rehin karşılığında ödünç verme işi ile uğraşanlar hakkındaki 962 ilâ 969 uncu maddelerinde, 6098 sayılı Türk Borçlar Kanununun malvarlığının veya işletmenin devralınması ile işletmelerin birleşmesi ve şekil değiştirmesi hakkındaki 202 ve 203, rekabet yasağına ilişkin 444 ve 447, yayın sözleşmesine dair 487 ilâ 501, kredi mektubu ve kredi emrini düzenleyen 515 ilâ 519, komisyon sözleşmesine ilişkin 532 ilâ 545, ticari temsilciler, ticari vekiller ve diğer tacir yardımcıları için öngörülmüş bulunan 547 ilâ 554, havale hakkındaki 555 ilâ 560, saklama sözleşmelerini düzenleyen 561 ilâ 580. maddelerinde; fikrî mülkiyet hukukuna dair mevzuatta; borsa, sergi, panayır ve pazarlar ile antrepo ve ticarete özgü diğer yerlere ilişkin özel hükümlerde ve bankalara, diğer kredi kuruluşlarına, finansal kurumlara ve ödünç para verme işlerine ilişkin düzenlemelerde öngörülen hususlardan doğan hukuk davaları ticari dava sayılır. Bu maddeye göre bir davanın ticari dava sayılabilmesi için tarafların her ikisinin tacir olması ve uyuşmazlığın her iki tarafın ticari işletmesiyle ilgili hususlardan doğması veya ticari nitelikte çekişmesiz yargı işi olması veyahut da açılan davanın maddede altı bent halinde sayılan davalardan olması gerekir. Taraflardan biri tacir değilse veya tacir olmasına rağmen uyuşmazlığın ticari işletmeyle ilgisi yoksa ticari davanın varlığından söz edilemez. Ticari davalar, mutlak ticari davalar, nispi ticari davalar ve yalnızca bir ticari işletmeyle ilgili olmasına rağmen ticari nitelikte kabul edilen davalar olmak üzere üç gruba ayrılır. Mutlak ticari davalar, tarafların tacir olup olmadığına ve işin bir ticari işletmeyi ilgilendirip ilgilendirmediğine bakılmaksızın ticari sayılan davalardır. Mutlak ticari davalar, TTK'nın 4/1. maddesinde bentler halinde sayılmıştır. Bunların yanında Kooperatifler Kanunu (m.99), İcra İflas Kanunu (m.154), Finansal Kiralama Kanunu (m.31), Ticari İşletme Rehni Kanunu (m.22) gibi bazı özel kanunlarda belirlenmiş ticari davalar da bulunmaktadır. Bu guruptaki davaların ticari dava sayılabilmesi için taraflarının tacir olması veya ticari işletmeleriyle ilgili olması gibi şartlar aranmaz. TTK'nın 4/1. bendinde sınırlı olarak sayılan davalar arasında yer alması veya özel kanunlarda ticari dava olarak nitelendirilmesi yeterlidir. Bu davalar kanun gereği ticari dava sayılan davalardır. Nispi ticari davalar, her iki tarafın ticari işletmesiyle ilgili olması halinde ticari nitelikte sayılan davalardır. TTK'nın 4/1. maddesine göre, her iki tarafın ticari işletmesiyle ilgili hususlardan doğan ve iki tarafı da tacir olan hukuk davaları ticari dava sayılır. Bu hükme göre bir davanın ticari dava sayılabilmesi için, hem iki tarafın ticari işletmesini ilgilendirmesi hem de iki tarafın tacir olması gereklidir. Bu şartlar birlikte bulunmadıkça, uyuşmazlık konusunun ticari iş niteliğinde olması veya ticari iş karinesi sebebiyle diğer taraf için de ticari iş sayılması davanın ticari dava olması için yeterli değildir. Ticari iş karinesinin düzenlendiği TTK’nın 19/2. maddesi uyarınca, taraflardan biri için ticari iş sayılan bir işin diğeri için de ticari iş sayılması, davanın niteliğini ticari hale getirmez. TTK, Kanun gereği ticari dava sayılan davalar haricinde, ticari davayı ticari iş esasına göre değil, ticari işletme esasına göre belirlemiştir. Hal böyle olunca, işin ticari nitelikte olması davayı ticari dava haline getirmez.
Üçüncü grup ticari davalar, yalnızca bir tarafın ticari işletmesini ilgilendiren havale, vedia ve fikri haklara ilişkin davalardır. Yukarıda açıklandığı üzere bir davanın ticari dava sayılması için kural olarak ya mutlak ticari davalar arasında yer alması ya da her iki tarafın ticari işletmesiyle ilgili bulunması gerekirken havale, vedia ve fikri haklara ilişkin davaların ticari nitelikte sayılması için yalnızca bir yanın ticari işletmesiyle ilgili olması TTK'da yeterli görülmüştür.
6335 sayılı Türk Ticaret Kanunu İle Türk Ticaret Kanununun Yürürlüğü Ve Uygulama Şekli Hakkında Kanunda Değişiklik Yapılmasına Dair Kanunun 2. maddesi ile değişik TTK’nın 5/1. maddesinde, aksine hüküm bulunmadıkça, dava olunan şeyin değerine veya tutarına bakılmaksızın, asliye ticaret mahkemesinin tüm ticarî davalar ile ticari nitelikteki çekişmesiz yargı işlerine bakmakla görevli olduğu belirtilmiştir. Buna göre, asliye ticaret mahkemesi ile asliye hukuk mahkemesi ve diğer hukuk mahkemeleri arasındaki hukuki ilişki, 6762 sayılı Türk 2018/5192 - 2018/6672 Ticaret Kanunundan ve 6102 sayılı Türk Ticaret Kanununun 6335 sayılı Kanunla yapılan değişiklikten önceki halinden farklı olarak iş bölümü ilişkisi değil görev ilişkisidir. Bu nedenle, asliye ticaret mahkemesinin bakması gereken davalarda, asliye hukuk mahkemesi görevli sayılamaz. Göreve ilişkin düzenlemeler, 6100 sayılı Hukuk Muhakemesi Kanununun 1. maddesi uyarınca kamu düzenine ilişkin olup mahkemelerce ve temyiz incelemesi aşamasında Yargıtayca re'sen dikkate alınır. Bu kuralın tek istisnası, 6335 sayılı Kanunun 2. maddesi ile değişik 6102 sayılı TTK'nın 5/4. maddesinde düzenlenmiştir. Bu düzenlemeye göre, yargı çevresinde ayrı bir asliye ticaret mahkemesi bulunmayan yerlerde, asliye hukuk mahkemelerine açılan davalarda görev kuralına dayanılmamış olması görevsizlik kararı verilmesini gerektirmez.
Somut olayda, davacı vekili; müvekkili şirketin ..., halat ve asansör malzemelerinin alım satım işi ile uğraştığını, borçlunun davacı şirketten bir kısım malzemeler talep ettiğini, bu malzemelerin borçluya 778097 ve 410930 sıra nolu sevk irsaliyeleri ile borçlunun imzası karşılığı teslim edildiğini, davalı/borçlunun davacı şirketten almış olduğu malzemelerin bedeli olan toplam da 2.047,89.-TL'lik 240097 ve 434430 nolu faturaların kesilerek davalı tarafa verildiğini, ancak davacının, davalı ile defalarca görüşmesine rağmen borcun ödenmediğini, bunun üzerine davacı tarafından borçlu aleyhine ... ... 18. İcra Müdürlüğünün 2014/16186 sayılı dosyası üzerinden icra takibi başlatıldığını, davalının kötüniyetli olarak takibi sürümcemede bırakmak amacıyla takibe itiraz ettiğini; bu nedenlerle, davalının icra takibine vaki itirazının iptali ile takibin devamına ve icra inkar tazminatına hükmedilmesini; talep etmiştir.
Dosya kapsamında davacı taraf ticari şirket olup, davalı gerçek kişinin tacir olduğu anlaşılmakla uyuşmazlığın 6102 sayılı Türk Ticaret Kanunu kapsamında kaldığından asliye ticaret mahkemesinde görülüp sonuçlandırılması gerektiği anlaşılmaktadır.
SONUÇ: Yukarıda açıklanan nedenlerle; 6100 sayılı HMK'nın 21 ve 22. maddeleri gereğince; ... ... 6. Asliye Ticaret Mahkemesinin YARGI YERİ OLARAK BELİRLENMESİNE 22/10/2018 gününde oy birliği ile karar verildi.
Eşleştirme iki kanıta dayanır: kararın kendi metnindeki madde atfı ve şerh kitaplarının o kararı hangi maddenin altında bastığı. Otomatik üretilmiştir, hukuki tavsiye değildir; kararın güncelliğini ve sonraki içtihat değişikliklerini ayrıca denetleyin.
Bu Maddeyle İlgili Sınav Sorusu
Genel
6100 sayılı Hukuk Muhakemeleri Kanunu'na göre, yazılı yargılama usulünde dilekçeler aşamasının tamamlanmasının ardından geçilen ön inceleme evresinin temel amaç ve işlevleriyle ilgili olarak aşağıdaki ifadelerden hangileri doğrudur?
I. Dava şartları ve ilk itirazlar gibi usule ilişkin konuları öncelikli olarak ele alıp karara bağlayarak, davanın esasına girilmesine engel bir durum olup olmadığını tespit etmek.
II. Tarafların iddia ve savunmaları çerçevesinde anlaştıkları ve anlaşamadıkları hususları tek tek tespit ederek tahkikatın kapsamını ve çerçevesini çizmek.
III. Tarafların üzerinde serbestçe tasarruf edebileceği dava ve işlerde, uyuşmazlığın alternatif çözüm yollarıyla sona erdirilmesi amacıyla tarafları sulhe veya arabuluculuğa teşvik etmek.
A) Yalnız I
B) I ve II
C) II ve III
D) I ve III
E) I, II ve III
Bu maddeyle ilgili 6 soru daha var!
Soruların tamamını çözmek, açıklamalı cevapları görmek ve Hukuksal Eğitim yapay zeka asistanı ile çalışmak için platforma katılın.