Hukuk Muhakemeleri Kanunu 145. maddesi, Hukuksal Eğitim mevzuat kütüphanesinde tam metin olarak yayımlanmıştır. Aşağıda maddenin tam metni, maddeyle eşleşen yüksek mahkeme kararları ve bu maddeden çıkmış sınav soruları yer alır. Ham metin için adresin sonuna /raw ekleyin.
Madde Metni
MADDE 145- (1) Taraflar, Kanunda belirtilen süreden sonra delil gösteremezler. Ancak bir delilin sonradan ileri sürülmesi yargılamayı geciktirme amacı taşımıyorsa veya süresinde ileri sürülememesi ilgili tarafın kusurundan kaynaklanmıyorsa, mahkeme o delilin sonradan gösterilmesine izin verebilir.
Mevcut delillerle davanın aydınlanması
Bu Maddeyle İlgili Yüksek Mahkeme Kararları
10 karar eşleşti
7. Hukuk Dairesi, 2023/2988 E., 2024/2455 K.
orta eşleşmeKarar metninde maddeye atıf varİstanbul Bölge Adliye Mahkemesi 2. Hukuk Dairesi
a mazeretli olan davacı vekilinin mazeretinin kabul edildiği halde yokluğunda yapılan ön inceleme duruşmasının usule uygun olmadığı, dolayısıyla bir sonraki duruşmada keşif talebinin sonradan delil gösterme niteliğinde kabul edilemeyeceği, HMK'nın 145 inci maddesine göre keşif deliline dayanılmasına izin verilmesinin usule aykırılık teşkil etmediği, dava konusu taşınmazda, tarafların murisi ...
7. Hukuk Dairesi 2023/2988 E. , 2024/2455 K.
"İçtihat Metni"
MAHKEMESİ : İstanbul Bölge Adliye Mahkemesi 2. Hukuk Dairesi
SAYISI : 2022/883 E., 2023/843 K.
DAVA TARİHİ : 10.08.2018
KARAR : İstinaf başvurusunun kabulü ile İlk Derece Mahkeme kararının kaldırılmasına, davanın reddine
İLK DERECE MAHKEMESİ : İstanbul 5. Asliye Hukuk Mahkemesi
SAYISI : 2018/394 E., 2021/311 K.
Taraflar arasındaki ecrimisil davasından dolayı yapılan yargılama sonunda, İlk Derece Mahkemesince davanın kabulüne karar verilmiştir.
Kararın davalı vekili tarafından istinaf edilmesi üzerine, Bölge Adliye Mahkemesince başvurunun kabulü ile İlk Derece Mahkeme kararının kaldırılmasına, davanın reddine karar verilmiştir.
Bölge Adliye Mahkemesi kararı davacı vekili tarafından temyiz edilmekle; kesinlik, süre, temyiz şartı ve diğer usul eksiklikleri yönünden yapılan ön inceleme sonucunda, temyiz dilekçesinin kabulüne karar verildikten ve Tetkik Hâkimi tarafından hazırlanan rapor dinlendikten sonra dosyadaki belgeler incelenip gereği düşünüldü:
I. DAVA
Davacı vekili; tarafların murisinden kalan otelin kira gelirinin davalı tarafından alındığını ve müvekkilinin payına düşen kira gelirinin ödenmediğini belirterek murisin vefat ettiği 19.05.2014 tarihinden dava sonuçlanıncaya kadar doğacak olan tüm kira gelirlerinden davacının payının tahsilini talep etmiştir.
II. CEVAP
Davalı davaya cevap vermemiştir.
III. İLK DERECE MAHKEMESİ KARARI
İlk Derece Mahkemesinin yukarıda tarih ve sayısı belirtilen kararıyla davanın kabulü ile; 544.981 TL'nin davalıdan bu bedelden 1.000,00 TL’ye dava tarihinden, 543.981,00 TL’ye ıslah tarihinden itibaren işleyecek yasal faizi ile birlikte davalıdan tahsili ile davacıya ödenmesine karar verilmiştir.
IV. İSTİNAF
A. İstinaf Yoluna Başvuranlar
İlk Derece Mahkemesinin yukarıda belirtilen kararına karşı süresi içinde davalı vekili istinaf başvurusunda bulunmuştur.
B. İstinaf Sebepleri
Davalı vekili istinaf dilekçesinde özetle; taşınmazın kira gelirlerinin davalı tarafından tahsil edildiğini, ispatlayıcı bir delil ibraz edilmediğini, dava dilekçesinde ise delil olarak sadece tapu kaydı ve mirasçılık belgesine dayanıldığını ileri sürerek İlk Derece Mahkemesi kararının kaldırılmasını istemiştir.
C. Gerekçe ve Sonuç
Bölge Adliye Mahkemesinin yukarıda tarih ve sayısı belirtilen kararı ile; davacı vekilinin dava dilekçesinde tapu kaydı, mirasçılık belgesi ve her türlü delil şeklinde delillerini belirttiği, ön inceleme duruşmasında mazeretli olan davacı vekilinin mazeretinin kabul edildiği halde yokluğunda yapılan ön inceleme duruşmasının usule uygun olmadığı, dolayısıyla bir sonraki duruşmada keşif talebinin sonradan delil gösterme niteliğinde kabul edilemeyeceği, HMK'nın 145 inci maddesine göre keşif deliline dayanılmasına izin verilmesinin usule aykırılık teşkil etmediği, dava konusu taşınmazda, tarafların murisi ... ... 1/4 hisseye sahip olduğu, muris dışında dava dışı paydaşların olduğu, bilirkişi raporuna göre taşınmazda otel ve dükkân olarak kullanılan 9 katlı binanın bulunduğu, kirada olduğu tespitine yer verilmiş olmakla birlikte kira sözleşmelerine ulaşılamadığı, davacı tarafın kira sözleşmeleri, tanık gibi sübuta elverişli delil göstermediği, otel ve dükkanların davalı tarafından kiraya verilerek tasarruf edildiğine dair dosyada iddianın ispatına yarar delil bulunmadığı, kiraya kim tarafından verildiği, paylı taşınmazın kiralanmasına dair kira sözleşmelerinin geçerli olup olmadığı konusunda dosyada delil bulunmadığı, davalının taşınmazı haksız işgal ettiği iddiası ispat yükü üzerinde olan davacı tarafça yöntemince ispat edilemediği gerekçesiyle istinaf başvurusunun kabulüne, İlk Derece Mahkemesi kararının kaldırılmasına, davanın reddine karar verilmiştir.
V. TEMYİZ
A. Temyiz Yoluna Başvuranlar
Bölge Adliye Mahkemesinin yukarıda belirtilen kararına karşı süresi içinde davacı vekili temyiz isteminde bulunmuştur.
B. Temyiz Sebepleri
Davacı vekili temyiz dilekçesinde özetle; dava konusu taşınmazdaki otelin normalde mirasçılar tarafından işletildiğini, sonradan ... Otel’e 150.000 Dolara kiraya verildiğini, davacının babasının ölüm tarihinden beri hiç kira geliri alamadığını, davalının banka hesapları getirtilerek kiranın davalı tarafından alındığının anlaşılabileceğini, bilirkişi raporunda taşınmazın kiraya verildiğinin tespit edildiğini, bilirkişi raporu tek başına delil olmasa da Mahkemece kolluk araştırması yapılması veya hesap hareketlerine bakılması gerektiğini ileri sürerek kararın bozulmasını istemiştir.
C. Gerekçe
1. Uyuşmazlık ve Hukuki Nitelendirme
Uyuşmazlık, paydaşlar arası ecrimisil istemine ilişkindir.
2. İlgili Hukuk
1. 6100 sayılı Hukuk Muhakemeleri Kanununun 369 uncu maddesinin birinci fıkrası ile 370 ve 371 inci maddeleri,
2. 4721 sayılı Türk Medeni Kanununun, “Mülkiyet hakkının içeriği” başlıklı 683 üncü maddesi, “İyi niyetli olmayan zilyet bakımından” başlıklı 995 inci maddesi.
3. Değerlendirme
1. Bölge Adliye Mahkemelerinin nihai kararlarının bozulması 6100 sayılı Kanunun 371 inci maddesinde yer alan sebeplerden birinin varlığı hâlinde mümkündür.
2. Temyizen incelenen karar, tarafların karşılıklı iddia ve savunmalarına, dayandıkları belgelere, uyuşmazlığa uygulanması gereken hukuk kuralları ile hukuki ilişkinin nitelendirilmesine, dava şartlarına, yargılama ve ispat kuralları ile kararda belirtilen gerekçelere göre usul ve kanuna uygun olup davacı vekili tarafından temyiz dilekçesinde ileri sürülen nedenler kararın bozulmasını gerektirecek nitelikte görülmemiştir.
VI. KARAR
Açıklanan sebeplerle;
Temyiz olunan Bölge Adliye Mahkemesi kararının 6100 sayılı Kanunun 370 inci maddesinin birinci fıkrası uyarınca ONANMASINA,
Aşağıda yazılı temyiz giderinin temyiz edene yükletilmesine,
Dosyanın İlk Derece Mahkemesine, kararın bir örneğinin Bölge Adliye Mahkemesine gönderilmesine,
08.05.2024 tarihinde kesin olmak üzere oy birliğiyle karar verildi.
Diğer kararlar (4)
4. Hukuk Dairesi, 2022/14013 E., 2024/3023 K.
orta eşleşmeKarar metninde maddeye atıf varİzmir Bölge Adliye Mahkemesi 20. Hukuk Dairesi
tam metni aç
r istençleri ile kabul edilmiş bu ek teminat için getirilen özel koşulun yasaya ve Sigorta Genel Şartlarına aykırılık oluşturmadığı, hastalık sonucu oluşan kesin iş göremezliğin belirli bir oranının sigorta tazminatı dışında bırakılmasının 6100 sayılı Kanun'un 1452 nci maddesinde sayılan koruyucu hükümlere aykırılık da oluşturmadığı, 09.12.2016 tarihli ve bir yıl süreli Grup Kaza Sigortası sözleşm
4. Hukuk Dairesi 2022/14013 E. , 2024/3023 K.
"İçtihat Metni"
MAHKEMESİ : İzmir Bölge Adliye Mahkemesi 20. Hukuk Dairesi
SAYISI : 2020/1449 E., 2022/1175 K.
DAVA TARİHİ : 22.12.2017
HÜKÜM/KARAR : Red/Esastan Red
İLK DERECE MAHKEMESİ : Söke 2. Asliye Hukuk Mahkemesi (Ticaret Mahkemesi Sıf.)
SAYISI : 2017/984 E., 2019/122 K.
Taraflar arasındaki grup kaza sigortası sözleşmesinden kaynaklanan tazminat davasından dolayı yapılan yargılama sonunda İlk Derece Mahkemesince davanın reddine karar verilmiştir.
Kararın davacı vekili tarafından istinaf edilmesi üzerine, Bölge Adliye Mahkemesince başvurunun esastan reddine karar verilmiştir.
Bölge Adliye Mahkemesi kararı davacı vekili tarafından temyiz edilmekle; kesinlik, süre, temyiz şartı ve diğer usul eksiklikleri yönünden yapılan ön inceleme sonucunda, temyiz dilekçesinin kabulüne karar verildikten ve Tetkik Hâkimi tarafından hazırlanan rapor dinlendikten sonra dosyadaki belgeler incelenip gereği düşünüldü:
I. DAVA
Davacı vekili dava dilekçesinde; ...Giyim Sanayi ve Ticaret A.Ş.'de işçi olarak çalışmakta iken işvereni ile davalı arasında müvekkili lehine grup kaza ve grup yıllık yaşam sigortası yaptırıldığını, sigorta kapsamında maluliyet, vefat, kaza sonucu maluliyet ve hastalık da dahil tedavi giderinin güvence altına alındığını, Nazilli Devlet Hastanesi'nin 08.06.2017 tarihli raporu ile müvekkilinin %42 oranında engelli olduğunun tespit edildiğini, davalıya yapılan başvurunun talebin Poliçe Genel ve Özel Şartları kapsamı dışında kalması nedeniyle reddedildiğini, poliçenin yapılması sırasında veya sonrasında Özel ve Genel Şartlar kararlaştırılmışsa sigortacının bilgilendirme yükümlülüğü kapsamında lehtar olan müvekkiline bilgi verilmesi gerektiğini, müvekkilinde ...Giyim Sanayi ve Ticaret Ltd. Şti. Grup Yıllık Yaşam Sigortası ve Grup Kaza Sigortası Sertifikası dışında belge bulunmadığını, sertifikada da poliçenin başlangıç ve bitiş tarihleri ile teminatın kapsamı dışında bir bilgi bulunmadığını, poliçenin Özel ve Genel Şartları hakkında lehtar olan müvekkilinin bilgilendirilmediğini, müvekkilinin daimi maluliyet şartlarını taşıdığı halde tazminatın ödenmediğini belirterek 6100 sayılı Hukuk Muhakemeleri Kanunu'nun (6100 sayılı Kanun) 107 nci maddesi gereğince 1.000,00 TL'nin davalıya başvuru tarihinden itibaren işleyecek faizi ile birlikte davalıdan tahsilini talep etmiştir.
II. CEVAP
Davalı vekili cevap dilekçesinde; dava konusu maluliyet tazminatının meblağ sigortası olduğunu, teminat tutarının belli olup bölünebilir nitelikte olmadığını, bu nedenle kısmi dava açılmasında hukuki yarar bulunmadığını, davacının tespit edilen maluliyetinin %60'dan düşük olduğunu, Sigorta Özel Şartları gereğince sadece %60 ve üstü maluliyetler için teminat verildiğini, bu nedenle davacının talebinin teminat kapsamında olmadığını belirterek davanın reddini istemiştir.
III. İLK DERECE MAHKEMESİ KARARI
İlk Derece Mahkemesinin yukarıda tarih ve sayısı belirtilen kararı ile; davalı ile davacının iş vereni arasında düzenlenen 09.12.2016 tarihli sigorta sözleşmesinde hastalık sonucu tam ve kısmi iş göremezliğin sigorta teminatları arasında sayıldığı, sözleşmenin 4 üncü maddesinin (C) bendinde sigortalının, hastalık sonucu iş göremezlik teminatının tam ve sürekli iş göremezliğin gerçekleşmesine bağlandığı, tam ve sürekli iş göremezliğin ise 18.03.1998 gün ve 23290 sayılı Resmi Gazete yayımlanan “Özürlülere Verilecek Sağlık Kurulu Raporları Hakkında Yönetmelik” ekinde yer alan “Özür Durumuna Göre Çalışma Gücü Kaybı Oranları Cetveli”nde sayılan %60 ve üstü oranlara karşılık gelen haller olarak tanımlandığı, davacı tarafından sunulan Nazilli Devlet Hastanesi'nin 08.06.2017 tarihli raporunda davacının %42 oranında sürekli maluliyeti olduğunun tespit edildiği, mahkemece ... Üniversitesi Uygulama ve Araştırma Hastanesi'nden alınan 02.11.2018 tarihli raporda ise davacının %12 oranında maluliyeti olduğunun tespit edildiği, her iki raporda belirlenen oranın sigorta sözleşmesinde belirlenen %60 maluliyet oranının altında kaldığı, 6102 sayılı Türk Ticaret Kanunu'nun (6102 sayılı Kanun) 1423 üncü maddesine göre aydınlatma açıklamasının verilmemesi halinde sigorta ettiren sözleşmenin yapılmasına on dört gün içinde itiraz etmezse sözleşmenin poliçede yazılı şartlarda yapılmış sayılacağı, aynı Kanun'un 1424 üncü maddesine göre ise sigortacının poliçenin geç verilmesinden doğan zarardan sorumlu olduğu, sigortacının bu yükümlülüklerini yerine getirmemiş olmasının sözleşmede hastalık sonucu oluşan sürekli iş göremezlik nedeniyle sigorta tazminatına hak kazanabilmek için %60 ve üzerinde iş göremezlik oranı aranmasına ilişkin özel koşulun geçersizliği ya da hastalık sonucu oluşan sürekli iş göremezlik durumunun, kaza sonucu oluşan sürekli iş göremez durumunda olduğu gibi her hangi bir oran sınırlanması olmaksızın sigorta teminatı kapsamında olduğu sonucunu doğurmayacağı, sözleşmede verilen teminatın 6102 sayılı Kanun'un 1507 ila 1510 uncu maddelerinde düzenlenmiş olan kaza sigortası kapsamında olmadığı, yine sağlık ve hastalık sigortalarının düzenlendiği 1511 inci ve izleyen maddelerde de hastalık sonucu oluşan iş göremezliğin teminat kapsamında sayılmadığı, dava konusu sigorta sözleşmesindeki hastalık sonucu oluşan iş göremezlik durumunun sigorta teminatı altına alınmasının, kanunda bulunmamasına karşın kaza sigortasında sigorta teminatını genişleten özel bir sözleşme hükmü olduğu, sigorta sözleşmesinde getirilen kanunda ve Sigorta Genel Şartlarında bulunmayan ve sözleşme özgürlüğü içinde yanların özgür istençleri ile kabul edilmiş bu ek teminat için getirilen özel koşulun yasaya ve Sigorta Genel Şartlarına aykırılık oluşturmadığı, hastalık sonucu oluşan kesin iş göremezliğin belirli bir oranının sigorta tazminatı dışında bırakılmasının 6100 sayılı Kanun'un 1452 nci maddesinde sayılan koruyucu hükümlere aykırılık da oluşturmadığı, 09.12.2016 tarihli ve bir yıl süreli Grup Kaza Sigortası sözleşmesinde teminat kapsamında bulunan hastalık nedeniyle sürekli iş göremezlik durumunun %60 ve üzerindeki sürekli iş göremezlik durumu ile sınırlandırılmış olmasının geçerli bir sözleşme koşulu olduğu, yanları bağladığı, davacının sürekli iş göremezlik oranının bu koşulu sağlamadığı gerekçesiyle davanın reddine karar verilmiştir.
IV. İSTİNAF
A. İstinaf Yoluna Başvuranlar
İlk Derece Mahkemesinin yukarıda belirtilen kararına karşı süresi içinde davacı vekili istinaf başvurusunda bulunmuştur.
B. İstinaf Sebepleri
Davacı vekili istinaf dilekçesinde; 6102 sayılı Kanun'un 1496 ncı maddesinde grup sigortasının düzenlendiğini, sigorta şirketinin grup üyesini gruba dahil olmadan önce bilgilendirmesi ve gruba dahil olduktan sonra 15 gün içinde poliçe verme yükümlülüğü altında olduğunu, davalının poliçe verdiğini ve bilgilendirme yaptığını ispatlayamadığını, poliçenin ancak dava sürecinde görülebildiğini, poliçe içeriği hakkında müvekkilinin bilgilendirilmediğini, davaya konu poliçe kapsamında lehtar olan müvekkilinin Poliçe Özel ve Genel Şartları konusunda bilgilendirilmemiş olması nedeniyle %60'ın altında kalan maluliyetin teminat dışı kaldığına ilişkin özel şartın geçersiz olduğunu, davalının kötü niyetli davranarak sözleşmenin yapılması sırasında ve sonrasında bilgi vermediği gibi ret sebebi hakkında da bilgi vermediğini ileri sürerek İlk Derece Mahkemesi kararının kaldırılmasını talep etmiştir.
C. Gerekçe ve Sonuç
Bölge Adliye Mahkemesinin yukarıda tarih ve sayısı belirtilen kararı ile; davalı sigorta şirketinin 5684 sayılı Sigortacılık Kanunu'nun 11 inci maddesinin üçüncü fıkrası ve 28.10.2007 tarihli Resmi Gazetede yayınlanan Sigorta Sözleşmelerinde Bilgilendirmeye İlişkin Yönetmelik hükümlerine aykırı şekilde "talebe rağmen" sigorta ettirene karşı bilgilendirme konusundaki yükümlülüklerini sigortadan faydalanacak kişilere karşı da yerine getirme zorunluluğuna aykırı davrandığına dair bir bilgi, belge ve iddia bulunmadığı, dosya kapsamındaki bilgi ve belgeler ile sözleşmenin açık hükümlerine göre; hastalığa dayalı maluliyetlerin teminat kapsamında sayılabilmesi için en az %60 oranında bir maluliyetin arandığı, davalı şirket ile dava konusu sigorta sözleşmesini imzalayanın davacının işvereni olan dava dışı şirket olup davacının ise lehtar konumunda olduğu, bu bakımdan davacının şartları bilse idi sözleşmeyi yapmayacak olduğu şeklinde bir konumunun da sözkonusu olmadığı, davacının maluliyete ilişkin alınan raporlarının sözleşmedeki şartı sağlamadığı, yeniden rapor alınmasına yönelik mahkeme ara kararına rağmen bu yönde bir taleplerinin olmadığını beyanla mahkemeye müracaatta da bulunulmadığı gerekçesiyle davacı vekilinin istinaf başvurusunun esastan reddine karar verilmiştir.
V. TEMYİZ
A. Temyiz Yoluna Başvuranlar
Bölge Adliye Mahkemesinin yukarıda belirtilen kararına karşı süresi içinde davacı vekili temyiz isteminde bulunmuştur.
B. Temyiz Sebepleri
Davacı vekili temyiz dilekçesinde; istinaf dilekçesinde ileri sürülen nedenlerle Bölge Adliye Mahkemesi kararının bozulmasını talep etmiştir.
C. Gerekçe
1. Uyuşmazlık ve Hukuki Nitelendirme
Uyuşmazlık, davacının iş vereni ile davalı arasında düzenlenen Grup Kaza Sigorta Sözleşmesi ile teminat altına alınan hastalık sonucu tam veya kısmi daimi maluliyet nedeniyle sigorta teminatının ödenmesi istemine ilişkindir.
2. İlgili Hukuk
6100 sayılı Hukuk Muhakemeleri Kanunu'nun (6100 sayılı Kanun) 369 uncu maddesinin birinci fıkrası ile 370 ve 371 inci maddeleri, 6102 sayılı Türk Ticaret Kanunu'nun 1423 ve 1515 inci maddeleri, 5684 sayılı Sigortacılık Kanunu'nun 11 inci maddesinin üçüncü fıkrası, Sigorta Sözleşmelerinde Bilgilendirmeye İlişkin Yönetmelik'in 7 nci maddesi.
3. Değerlendirme
Bölge Adliye Mahkemelerinin nihai kararlarının bozulması 6100 sayılı Kanun'un 371 inci maddesinde yer alan sebeplerden birinin varlığı hâlinde mümkündür.
Temyizen incelenen karar, tarafların karşılıklı iddia ve savunmalarına, dayandıkları belgelere, uyuşmazlığa uygulanması gereken hukuk kuralları ile hukuki ilişkinin nitelendirilmesine, dava şartlarına, yargılama ve ispat kurallarına, davalı ile davacının iş vereni arasında düzenlenen sigorta sözleşmesi sonrasında davacıya sigorta sözleşmesine ilişkin sertifika verilmiş olmasına, davacı tarafından aydınlatma açıklaması verilmemesi nedeniyle yapılmış itiraz bulunmadığından 6102 sayılı Kanun'un 1423 üncü maddesinin ikinci fıkrası gereğince sözleşmenin poliçede yazılı şartlarla yapılmış olduğu kabulünün yerinde olmasına, Sigorta Sözleşmelerinde Bilgilendirmeye İlişkin Yönetmelik'in 7 nci maddesi gereğince bilgilendirme yükümlülüğünün yerine getirilmemesinin lehtar konumunda olan davacının kararına etkili olmasının söz konusu olamayacak olması ile kararda belirtilen gerekçelere göre usul ve kanuna uygun olup davacı vekili tarafından temyiz dilekçesinde ileri sürülen nedenler kararın bozulmasını gerektirecek nitelikte görülmemiştir.
VI. KARAR
Açıklanan sebeplerle;
Davacı vekilinin tüm temyiz itirazlarının reddi ile temyiz olunan Bölge Adliye Mahkemesi kararının 6100 sayılı Kanun'un 370 inci maddesinin birinci fıkrası uyarınca ONANMASINA,
Aşağıda yazılı temyiz harcının temyiz eden davacıya yükletilmesine,
Dosyanın İlk Derece Mahkemesine, kararın bir örneğinin Bölge Adliye Mahkemesine gönderilmesine,
25.03.2024 tarihinde oy birliğiyle karar verildi.
11. Hukuk Dairesi, 2024/3264 E., 2024/5316 K.
orta eşleşmeKarar metninde maddeye atıf varAntalya Bölge Adliye Mahkemesi 11. Hukuk Dairesi
tam metni aç
teslime ilişkin belgeleri sunmadığı, davalı vekilinin cevap dilekçesinden itibaren sunacağını belirttiği teslime ilişkin belgelerinin, yargılamanın hiçbir aşamasında sunulmadığı hususu geekçede değerlendirilip, tartışılmış olmasına rağmen 6100 sayılı Hukuk Muhakemeleri Kanunu'nun 145 inci maddesine aykırı olarak Yargıtay bozma ilamının gerekçesinde davalı vekiline bu imkan tanınmasının gerektiğini
11. Hukuk Dairesi 2024/3264 E. , 2024/5316 K.
"İçtihat Metni"
MAHKEMESİ : Antalya Bölge Adliye Mahkemesi 11. Hukuk Dairesi
SAYISI : 2023/2443 Esas, 2024/459 Karar
HÜKÜM : Direnme
İLK DERECE MAHKEMESİ : Mersin 1. Asliye Ticaret Mahkemesi
SAYISI : 2018/123 E., 2019/672 K.
Taraflar arasında İlk Derece Mahkemesinde görülen ve istinaf incelemesinden geçen menfi tespit ve banka teminat mektubunun iadesi davasında verilen karar hakkında yapılan temyiz incelemesi sonucunda, Dairece Bölge Adliye Mahkemesi kararının bozulmasına karar verilmiştir.
Bölge Adliye Mahkemesince bozmaya direnme kararı verilmiştir
Bölge Adliye Mahkemesinin direnme kararı davalı vekili tarafından temyiz edilmekle; kesinlik, süre, temyiz şartı ve diğer usul eksiklikleri yönünden yapılan ön inceleme sonucunda, temyiz dilekçesinin kabulüne karar verildikten ve Tetkik Hâkimi tarafından hazırlanan rapor dinlendikten sonra dosyadaki belgeler incelenip gereği düşünüldü:
I. DAVA
Davacı vekili dava dilekçesinde özetle; davalı tarafından düzenlenen 02.03.2015 tarih ve A-029358 seri nolu 52.081,00 TL bedelli faturada belirtilen malların müvekkiline teslim edilmediğini, müvekkili ile davalı arasında alacak borç ilişkisi bulunmadığını ileri sürerek, anılan fatura nedeniyle müvekkilinin davalıya borçlu olmadığının tespitini ve İNG Bank Mersin Şubesince düzenlenen 134 TM 117744 sayılı 10.10.2013 tarihli 150.000,00 TL tutarındaki teminat mektubunun iadesini talep etmiştir.
II. CEVAP
Davalı vekili cevap dilekçesinde; menfi tespit davasında, eda hükmü niteliğinde teminat mektubu iadesinin de talep edilemeyeceğini, bu talebin tefrik edilerek ayrı harç alınması gerektiğini, müvekkili davalı şirket ile davacı şirket arasında 19.10.2012 tarihli "Münhasır Dağıtım Sözleşmesi" imzalandığını, sözleşmenin 5.9 maddesinde, sözleşmeye konu ürünlerin muhafazası için gereken derin dondurucu dolaplarla ilgili hükümlerin yer aldığını, dava konusu faturanın, işbu sözleşmenin 5.9 maddesi gereğince müvekkili tarafından davacıya teslim edilmiş olan dolapların iade edilmemesi nedeniyle düzenlendiğini, taraflar arasında sözleşme bulunmasına rağmen davacının faturaya konu ticari ilişkiyi ve malların teslim alındığını açıkça inkar ettiğini, tarafların ticari defterleri incelendiğinde ticari ilişkinin varlığının ortaya çıkacağını, ayrıca fatura konusu dolapların teslim edildiğine dair tutanakların mevcut olduğunu, öte yandan faturanın düzenlendiği 02.03.2015 tarihinde müvekkili şirkete bir kısım ödemeler yapıldığını, müvekkilinin davacıdan 21.085,56 TL tutarında alacaklı olduğunu savunarak davanın reddini istemiştir.
III. İLK DERECE MAHKEMESİ KARARI
İlk Derece Mahkemesinin yukarıda tarih ve sayısı belirtilen kararı ile dava konusu faturanın her iki tarafın defter ve kayıtlarında yer almadığı, fatura münderecatındaki emtianın teslimine dair herhangi bir belge ve kaydın bulunmadığı, bu fatura dışında cari hesaptan kaynaklı 21.085,56 TL alacak hususunda bir ihtilaf bulunmadığı, bu alacağın ödendiği ve bu hususun dava konusu olmadığı, dava konusu A-029358 seri numaralı 02.03.2015 tarihli 52.081,02 TL bedelli faturadan dolayı davacının borçlu olmadığı, davalı tarafın herhangi bir alacağı ve riski kalmadığı gerekçesiyle davanın kabulüne, teminat mektubunun davacıya iadesine karar verilmiştir.
IV. İSTİNAF
A. İstinaf Yoluna Başvuranlar
İlk Derece Mahkemesinin yukarıda belirtilen kararına karşı süresi içinde taraf vekilleri istinaf başvurusunda bulunmuştur.
B. Gerekçe ve Sonuç
Bölge Adliye Mahkemesinin12.03.2021 tarihli 2020/201 Esas, 2021/475 Karar sayılı kararıyla; davacı vekilinin tüm davalı vekilinin ise vekalet ücreti ve yargılama masraflarına yönelik istinaf gerekçeleri dışında kalan sair istinaf itirazlarının İlk Derece Mahkemesi kararında tartışılıp değerlendirilen ve usul ve yasaya uygun bulunan gerekçeler nedeniyle reddine karar verilmiştir. Dava konusu teminat mektubunun dava tarihi itibari ile iade edilmemesinde davalının haklı olduğu gerekçesiyle davalı vekilinin bu yöne ilişkin istinaf itirazlarında kabulü ile İlk Derece Mahkemesi kararının kaldırılmasına davanın kabulü ile 02.03.2015 tarih ve A-029358 seri nolu düzenleyeni ... Gıda Sanayi ve Ticaret A.Ş, borçlusunun davacı olduğu faturadan dolayı davacının borçlu olmadığının tespitine, davacı tarafından davalıya verilen ING Bank A.Ş ... Şubesi tarafından düzenlenen 134 TM KE 11744 nolu 150.000,00 TL bedelli teminat mektubunun davacıya iadesine karar verilmiştir.
V. BOZMA VE BOZMADAN SONRAKİ YARGILAMA SÜRECİ
A. Bozma Kararı
1. Bölge Adliye Mahkemesinin yukarıda belirtilen kararına karşı süresi içinde davalı vekili temyiz isteminde bulunmuştur.
2. Dairemizin 11.04.2023 tarih, 2021/4971 E. ve 2023/2228 K. sayılı kararıyla mahkemece davalı yandan dava edilen faturaya konu malların davacıya teslimine ilişkin bilgi ve belgelerin sunmasının istenmesi, davalı yana ispat hakkı tanınması gerekirken eksik değerlendirme ile sonuca gidilmesi doğru olmadığı, kabule göre de, taraflar arasındaki 19.10.2012 tarihli münhasır dağıtım sözleşme hükümlerinin değerlendirilmesinde dava edilen faturaya konu malların iade yükümlülüğü davacı tarafta olup mahkemece bu hususun kararda tartışılmamasının da doğru olmadığı gerekçesiyle Bölge Adliye Mahkemesi kararının bozulmasına karar verilmiştir.
B. Bölge Adliye Mahkemesince Verilen Direnme Kararı
Bölge Adliye Mahkemesinin yukarıda tarih ve sayısı belirtilen kararı ile Yargıtay bozma ilamında belirtilen bozma sebebinin 30.11.2017 tarih, 2017/864 E. ve 2017/1382 K. sayılı kararda ilk derece mahkemesinin kararının kaldırılması sebebi yapıldığı, direnilen kararda da bu hususun belirtildiği, kaldırma kararı doğrultusunda davalı vekilinden cevap dilekçesinde belirttiği dava konusu derin dondurucu dolap ve mısır arabalarının teslimine ilişkin belgeleri sunmasının istenilmesine, davalı vekilinin kaldırma kararının da buna ilişkin olduğunu bilmesine rağmen cevap dilekçesinden itibaren sunacağını belirttiği teslime ilişkin belgeleri sunmadığı, davalı vekilinin cevap dilekçesinden itibaren sunacağını belirttiği teslime ilişkin belgelerinin, yargılamanın hiçbir aşamasında sunulmadığı hususu geekçede değerlendirilip, tartışılmış olmasına rağmen 6100 sayılı Hukuk Muhakemeleri Kanunu'nun 145 inci maddesine aykırı olarak Yargıtay bozma ilamının gerekçesinde davalı vekiline bu imkan tanınmasının gerektiğinin belirtilmesi nedeniyle ve yine kabule göre 19.10.2012 tarihli Münhasır Dağıtım Sözleşme hükümlerinin değerlendirilmesinde dava edilen faturaya konu malların iade yükümlülüğü davacı tarafta olup mahkemece bu hususun kararda tartışılmamasının doğru olmadığı ve bozmayı gerektirdiği belirtilmiş ise de; kararda; davacı adına düzenlenen dava konusu 52.081,02 TL bedelli faturanın tarihinin 02.03.2015 tarihli olduğu ve bu tarihten sonra düzenlenen tarafların kabulünde olan 31/03/2015 tarihi itibariyle davacının davalıya 21.085,56 TL bakiye borcu olduğuna ilişkin mutabakat belgesi gözetildiğinde ilk derece mahkemesince davanın kabulünün doğru olduğu gerekçesine yer verildiği gerekçesi ile direnme kararı verilmiştir.
VI. TEMYİZ
A. Temyiz Yoluna Başvuranlar
Bölge Adliye Mahkemesinin yukarıda belirtilen direnme kararına karşı süresi içinde davalı vekili temyiz isteminde bulunmuştur.
B. Temyiz Sebepleri
Davalı vekili temyiz dilekçesinde özetle; derin dondurucu dolapların davacı tarafça teslim alındığına karine olarak kabul edilip edilmeyeceğinin tartışılmadığını, oysa sözleşme ile birlikte değerlendirildiğinde dolapların teslim edildiğinin karine olduğunun açık olduğunu, dolapların iade edilmediğinde düzenlenecek faturaya davacının itiraz etmeyeceğini, ürünlerin muhafazası amacıyla derin dondurucu dolapların mülkiyeti müvekkilinde kalmak üzere ariyet olarak müvekkilinden davacının temin ettiğini ve kendi müşterilerinin adreslerine bıraktırdığını, dolapları iade edilmesinden davacının sorumlu olduğunun sözleşme de yer aldığını
C. Gerekçe
1. Uyuşmazlık ve Hukuki Nitelendirme
Dava, faturaya dayalı menfi tespit ve teminat mektubunun iadesi istemine ilişkindir.
2. İlgili Hukuk
6100 sayılı Hukuk Muhakemeleri Kanunu'nun (6100 sayılı Kanun) 369 uncu maddesinin birinci fıkrası ile 370 ve 371 inci maddeleri.
3. Değerlendirme
1.Temyiz olunan nihai kararların bozulması 6100 sayılı Kanun'un 371 inci maddesinde yer alan sebeplerden birinin varlığı hâlinde mümkündür.
2. 6100 sayılı Kanun’un 373 üncü maddesinin beşinci fıkrası gereğince Dairemizce yeniden yapılan incelemede; Bölge Adliye Mahkemesi kararının isabetli olduğu anlaşılmıştır.
3. Temyizen incelenen karar, tarafların karşılıklı iddia ve savunmalarına, dayandıkları belgelere, uyuşmazlığa uygulanması gereken hukuk kuralları ile hukuki ilişkinin nitelendirilmesine, dava şartlarına, yargılama ve ispat kuralları ile kararda belirtilen gerekçelere göre usul ve kanuna uygun olup davalı vekili temyiz dilekçesinde ileri sürülen nedenler kararın bozulmasını gerektirecek nitelikte görülmemiştir.
VII. KARAR
Açıklanan sebeplerle;
Temyiz olunan Bölge Adliye Mahkemesi kararının 6100 sayılı Kanun’un 370 inci maddesinin birinci fıkrası ve 373 üncü maddesinin beşinci fıkraları uyarınca ONANMASINA,
Aşağıda yazılı temyiz giderinin temyiz edene yükletilmesine,
Dosyanın kararı veren İlk Derece Mahkemesine, kararın bir örneğinin kararı veren Bölge Adliye Mahkemesine gönderilmesine,
27.06.2024 tarihinde oy birliğiyle karar verildi.
11. Hukuk Dairesi, 2024/1716 E., 2024/5121 K.
orta eşleşmeKarar metninde maddeye atıf varİstanbul Bölge Adliye Mahkemesi 44. Hukuk Dairesi
tam metni aç
sayılı dava sonrası başlayan (aktif) bir suç örüntüsü olgusu sonucu olarak yeni delil ortaya çıktığını, HMK 145 md hükmünce yargılamaya hakim prensipler çerçevesinde ve taraflarına yüklenen ispat külfeti gereği bu delillerin toplandığını veya yerinin gösterildiğini, matrah artırımı île ikrar ve itiraf edilen açık bir suç olduğunu, bu delilin Şarköy Mal
11. Hukuk Dairesi 2024/1716 E. , 2024/5121 K.
"İçtihat Metni"
MAHKEMESİ : İstanbul Bölge Adliye Mahkemesi 44. Hukuk Dairesi
SAYISI : 2021/847 Esas, 2022/656 Karar
HÜKÜM : Esastan ret
İLK DERECE MAHKEMESİ : Tekirdağ 1. Asliye Hukuk Mahkemesi
SAYISI : 2021/34 E., 2021/149 K.
Taraflar arasındaki menfi tespit davasından dolayı yapılan yargılama sonunda İlk Derece Mahkemesince davanın reddine karar verilmiştir.
Kararın davalı vekili tarafından istinaf edilmesi üzerine, Bölge Adliye Mahkemesince başvurunun esastan reddine karar verilmiştir.
Bölge Adliye Mahkemesi kararı davalı vekili tarafından temyiz edilmekle; kesinlik, süre, temyiz şartı ve diğer usul eksiklikleri yönünden yapılan ön inceleme sonucunda, temyiz dilekçesinin kabulüne karar verildikten ve Tetkik Hâkimi tarafından hazırlanan rapor dinlendikten sonra dosyadaki belgeler incelenip, gereği düşünüldü.
I. DAVA
Davacı vekili dava dilekçesinde; davalı şirket tarafından aleyhine kambiyo senetlerine mahsus haciz yoluyla icra takibi yapıldığını, yapılan takibe dayanak bonoların malen kaydı içerdiğini, davalının kooperatiflerine herhangi bir mal alım satımı, bir alış veriş yapmadığını, davalı şirketin kooperatiflerinin Gıda Tarım ve Hayvancılık Bakanlığının "Kırsal Kalkınma Yatırımlarının Desteklenmesi Programı" kapsamında kurulan şarap fabrikası ve meyve suyu projesinin yükleniciliğini yaptığını, davalınının V etop 59.01.104.50028 no.lu meyve suyu projesi işinde üzerine düşen taahhütlerini yerine getirmediğini ve tesisi atıl vaziyette natamam bıraktığını, ancak işi teslim etmediği gibi 30.11.2010 tarihli tutanakla iş teslim tutanağı ve ibraname tanzim edilerek taraflar arasında 30.11.2010 tarihi itibariyle alacak verecek ilişkisi kalmadığına ilişkin tutanak imzalandığını, işin bitirilmediğinden bahisle Şarköy Cumhuriyet Başsavcılığına vaki şikayetleri üzerine 2012/202 sayılı soruşturma dosyasına davalı şirket yetkilisi... tarafından sunulan 04.04.2012 savcılık havale tarihli dilekçe ve eklerinde projenin bitirilerek teslim edildiği ve dava konusu ettikleri bonolarla ilgili açıklamalarda bulunulduğunu, davalı şirket yetkilisinin müvekkil kooperatife 280.000,00 TL kredi kullandırıldığı ve karşılığında dava konusu bonoların alındığını beyan ederek kredi sözleşmesi ve dava konusu bono fotokopilerini dosyaya sunduklarını, dava konusu bono metnindeki "malen" kaydının davalı şirket tarafından Şarköy Cumhuriyet Başsavcılığına sunulan 04.04.2012 tarihli dilekçe ile talil edildiğini, kullandırılan 06.12.2010 havale tarihli kredi sözleşmesi gereği ödenen nakit karşılığı olarak bonoların tanzim edildiği beyan ve ikrar edildiğini, bono metnindeki "malen" kaydının "nakten" olarak talil eden davalı alacaklı tarafın iddiasını ispat külfeti altına girdiğini, davalı şirket tarafından kooperatiflerine kullandırılmış herhangi bir kredi ve bunun karşılığı verilmiş bir borç para bulunmadığını, müvekkillerine ait banka kayıtlarında böyle bir yüklü miktar para aktarımının olmadığının da görüleceğini, taraflara ait kayıtlarda da böyle bir ödemenin yapılmadığının görüleceğini, 06.12.2010 tarihli kredi sözleşmesi ile verildiği belirtilen 280.000,00 TL'lık kredinin meyve suyu projesinin finansmanı için verildiğini, projenin 30.11.2010 tarihi itibariyle teslim edilip bitirilmiş ve ibralaşma yapılmış olduğunu, kesinleşen icra takibi nedeniyle yapılan ödemelerin istirdadı ile takibe dayanak bonolar kapsamında borçlu olmadığının tespitine ve % 20'den aşağı olmamak üzere kötü niyetli tazminatına hükmedilmesini talep etmiştir.
II. CEVAP
Davalı vekili cevap dilekçesinde; 300.000,00 TL borcun davacıya verildiğini, davacı tarafına ödeme yapılmadığını, bu suretle davanın reddi ile icra inkâr tazminatına hükmedilmesini istemiştir.
İlk derece mahkemesinin 29.05.2017 tarih, 2013/558 E. ve 2017/195 K. sayılı kararı ile, davacı dava dilekçesi ile senette malen kaydının bulunduğunu, davalının kendisine herhangi bir mal satmadığını ve mal alışverişinin olmadığını beyan ederek icra takibi kapsamında borçlu olmadığının tespiti ve yapılan ödemelerin istirdatını talep ettiği, davaya konu Tekirdağ 1. İcra Dairesinin 2013/4881 icra sayılı dosyasında takibe dayanak bonoların malen kaydının içerdiği, bu suretle Yüksek Yargıtay 19. Hukuk Dairesi'nin yerleşik içtihatları gereğince bonolarda malen kaydının bulunması halinde senedin ihdas sebebi talil edilmesi dolayısıyla ispat yükünün davalıya geçtiği, mahkemece de ispat yükü davalıda kabul edilerek değerlendirme yapıldığı, 18.06.2014 havale tarihli bilirkişi raporu ile 23.03.2015 havale tarihli ek bilirkişi raporunda tarafların resmi defterlerine göre mal karşılığı davacının davalıya borçlu bulunduğunun tespit edildiği, yapılan tespitte davacının defterlerine göre davalıya 395.098,82 TL borçlu olduğu, davalı şirketin defterlerine göre ise davacının davalıya 567.434,82 TL borçlu olduğu, davalı tarafından iddia edilen 150.000,00 TL'lik ödemenin resmi defterlerde karşılıklı olarak doğrulama bağlantısının kurulamadığı ve davalı şirkete 150.000,00 TL'lik yapılan bir ödemenin bulunmadığı, mal karşılığı davacının davalı şirkete borçlu olduğu tespit edildiğinden davalının alacağının bulunduğunu kanıtladığı ve ayrıca davacının icra takibine dayanak borç kapsamında borcu ödediğini ispatlayamadığından davacının menfi tespit davasının reddine, dayanak borç devam ettiğinden kısmen ödenen bedelin istirdatı talebinin reddine, icra takibinin verilen ihtiyati tedbir kararı ile durdurulduğu, davanın alacaklı lehine bittiği ve alacaklının alacağına kavuşmasının tedbir yoluyla geciktirildiği gerekçesi ile davalının icra inkâr tazminatı talebinin kabulü ile 61.264,20 TL'nin davacıdan alınarak davalıya verilmesine karar verilmiştir.
Bölge Adliye Mahkemesinin 27.12.2020 tarih, 2020/162 E. ve 2020/427 K. sayılı kararı ile mahkemece ispat yükünün senetteki "malen" kaydını "nakden" olarak ta'lil eden davalı tarafta olduğu kabul edilmesine rağmen, bilirkişi rapor ve ek raporuna göre davalı şirketin, davacıdan mal alımı karşılığı(malen) alacaklı olduğu yönünde değerlendirme yapılarak karar verilmesinin hatalı olduğu, davalı tarafın senetlerin, nakden verilen paranın karşılığı alındığını iddia etmişse de bu iddiasını yazılı bir delille ispat edemediği, buna göre Mahkemece davanın reddine karar verilmesi hatalı olduğu, 2004 Sayılı İİK 72/6. maddesi "Borçlu, menfi tesbit davası zımmında tedbir kararı almamış ve borç da ödenmiş olursa, davaya istirdat davası olarak devam edilir." hükmünü içerdiği, davacı tarafın beyanlarından ve icra dosya dosyası kapsamından dosya borcunun bir kısmının davacı tarafça ödenmiş olduğu anlaşıldığından, ödenen bu kısım yönünden de davaya istirdat davası olarak devam edilmesi gerektiği gerekçesi ile bu hususlar dikkate alınarak yeniden değerlendirme yapılması için dosyanın mahkemesine gönderilmesine karar verilmiştir.
III. İLK DERECE MAHKEMESİ KARARI
İlk Derece Mahkemesinin yukarıda tarih ve sayısı belirtilen kararı ile davacının, senette malen kaydının bulunduğunu, davalının kendisine herhangi bir mal satmadığını ve mal alışverişinin olmadığını beyan ederek icra takibi kapsamında borçlu olmadığının tespiti ve yapılan ödemelerin istirdatını talep ettiği, davalının ise, kooperatife elden borç para verildiğini ve takibe konu bonoların verilen bu para karşılığı alındığını davaya konu bonolar üzerinde "malen" açıklaması olmasına rağmen davalı savunmasıyla esasen "nakden" alacaklı olduğunu ifade ederek talil ettiğinden, senet metninin aksini iddia eden davalının kanıtlaması gerektiği, ancak tüm dosya kapsamı ve İstanbul Bölge Adliye Mahkemesi 44. Hukuk Dairesinin 2020/162 E., 2020/427 K. sayılı ilamı gereğince bu iddiasını ispat edemediği ve davacının davalıya icra takibine dayanak bonolar kapsamında borcunun bulunmadığı sabit olduğu gerekçesi ile davanın kabulüne, davacının davalıya Tekirdağ 1. İcra Dairesi'nin 2013/4881 icra sayılı dosyasından borçlu bulunmadığının tespitine, Tekirdağ İcra Müdürlüğünün 2013/4881 sayılı dosyasında davaya konu bonolar kapsamında davacı S.S. Mursallı Köyü Tarımsal Kalkınma Kooperatifi tarafından 12.02.2015 tarihinde 2.713,80 TL, 12.02.2015 tarihinde 1.040,58 TL, 05.11.2014 tarihinde 2.134,13 TL, 20.09.2013 tarihinde 5.000,00 TL,16.08.2013 tarihinde 10.000,00 TL, ödeme yapıldığı, İİK'nun 72/6. maddesi gereğince, menfi tespit davasında yargılamaya konu borcun ödenmesi halinde, ödenen kısım yönünden davaya istirdat davası olarak devam edileceğinden, davalıya haksız olarak yapılan ödemelerin İİK'nun 72/6. maddesi gereğince istirdatı gerekeceğinden, davacıdan tahsil edilen 20.888,51 TL'nin ödeme tarihlerinden itibaren ticari faizi ile birlikte davalıdan alınarak davacıya verilmesine, davalı şirket temsilcisinin 05.03.2021 tarihli celsede mal teslimleri yapıldığına dair beyanda bulunarak savunmasını genişletmiş ise de; davacı vekili sunulan belge ve delilleri kabul etmediğini beyan ettiğinden, bu iddianın mahkemece değerlendirilemeyeceği, davalı tarafın, bonolardaki senedin ihdas nedenini talil ettiği, ancak bunu ispatlayamadığı ve bu suretle de icra takibinde haksız ve kötü niyetle hareket ettiği sabit olduğundan, kötü niyet tazminatı talebinin İİK'nun 72/5. maddesi gereğince kabulüne, asıl alacak miktarının %20'si oranında (61.264,20 TL) kötü niyet tazminatının davalıdan alınarak davacıya verilmesine karar verilmiştir.
IV. İSTİNAF
A. İstinaf Yoluna Başvuranlar
İlk Derece Mahkemesinin yukarıda belirtilen kararına karşı süresi içinde davalı vekili istinaf başvurusunda bulunmuştur.
B. İstinaf Sebepleri
Davalı vekili istinaf dilekçesinde özetle;
1-Davanın, iddianamedeki iddia ve sunulan deliller, kesin delil ile ispatlandığını, davacının delillerinin çürütüldüğünü, borcun varlığı konusunda şüpheye düşürecek hiç bir belge veya bulgu olmadığından, kararın hatalı, hukuka aykırı, kendi içinde çelişkili olduğunu,
2-Yargılama süresince davacıların menfi tespit dışında bir talebi olmadığı halde, istinaf incelmesi sonucu menfi tespit talebi -iddia genişletilerek- istirdat talep etme hakkı verildiğini, talepten fazlaya hüküm kurulduğunu,
3-İstinaf kararı sonrası yüklenen ispat külfeti altında sundukları deliller ve argümanlar incelenmeden ve aleyhte beyanlar sorulmadan, aleyhte davacı beyanları (isticvab) alınmadan yargılama yapıldığını,
4-Kredi verdiklerini, bonolarda ve sözleşmelerde imzası olan yöneticilerin borcu amacı doğrultusunda kullandıklarını ve bağlı sözleşme olan hibe sözleşmesi şartının (%50 nakit katkı şartı) yerine geldiğini, tesislerin kurulabildiğini, BK md 36 kapsamında kredi sözleşmesine itiraz olmadığını, 06/2010 tarihli ve 06/2011 tarihli genel kurullarında görüşülüp, muhasebe kayıtlarına girmiş bir bononun karşılığının çeklerle ödendiğini, TTK'nın 445 hükmünce de hiçbir itiraz olmayan açık bir borç olduğunu,
5-Davada davacıları temsil eden avukatın temsil ettiği şahısların yöneticilik vasfı sona erdiği ve Kooperatifi temsil ehliyeti olmadığının açıkça ortaya çıktığını,
6-Hâkimin davayı aydınlatma görevi ve kendiliğinden getirtme prensibi gereği ulaştıkları ve sundukları veya yerini gösterdikleri delillerin kararda irdelenmediğini,
7-Avukatın, temsil etmediği ve husumetli olduğu ilk yönetimden başka kimsenin elinde bulunmayan delilleri ileri sürerek, hukuken fiilen ehliyeti olmayan proje konularında (IV ve V etap projeleri), ilk yöneticilerin yetkili olduğu iş ve işlemler ile ilgili mesnetsiz ve hukuksuz iddiaları istinaf incelemesinde ileri süremeyeceğini,
8-Yargılamada; davacıların iddiasına karşılık, beyanları uyarınca yüklenicilik sözleşmesi, faturaları ve her türlü diğer destekleyici delilleri karşılığında mal verilip verilmediği yönünde karşıt delil istenmediğini,
9-Genel Kurul ve Yönetim Kurulu Kararı ile projeyi yönetmek, borçlanmak ve hibe sözleşmesi imzalamak ile yetkilendirilen eski yönetimin imzaladığı her iki hibe sözleşmesi hükümleri yerine getirilerek, projenin tamamlandığını, kooperatifin proje ile verilen inşaat mal ve makinelerin mülkiyetini devraldığını, projenin sona erdiğini, yetkinin (ehliyet) tükendiğini, hibe projeleri veya ekleri sözleşmeler ile ilgili talil (neden gösterme/delil sözleşmesini iptal) için fiilen ehliyetleri olmayan bir iddiayı davacıların istinaf incelemesinde sunduklarını,
10-Dava dosyasında Şarköy Asliye Ceza Mahkemesi'nde görülen 2013/293 E. sayılı dava sonrası başlayan (aktif) bir suç örüntüsü olgusu sonucu olarak yeni delil ortaya çıktığını, HMK 145 md hükmünce yargılamaya hakim prensipler çerçevesinde ve taraflarına yüklenen ispat külfeti gereği bu delillerin toplandığını veya yerinin gösterildiğini, matrah artırımı île ikrar ve itiraf edilen açık bir suç olduğunu, bu delilin Şarköy Mal müdürlüğü'nden veya Şarköy Cumhuriyet Savcılığı'ndan (Şarköy Mal Müdürlüğünün yaptığı suç duyurusu) celbi talep edilmesine rağmen cevap alınamadığını,
11-Ticari kayıtların 2013/558 E. Sayılı Menfi Tespit dosyasına delil olarak sunulduğunu, bilirkişice ticari kayıtları ile muhasebesinin uyuşmadığı tespit edildiğinden, Vergi Denetim Kurulu Başkanlığı'na "kayıt dışılık ve kaçaklık" suç duyurusunda bulunduklarını, bu kayıtların müfettiş incelenmesine ve Tarım Bakanlığı müfettiş incelmesine de (2012 yılında istemiştir. yönetimin ibra edilememesi üzerine) sunulmadığını ve incelettirilmediğini, davacı yönetim tarafından 6736 sayılı kanundan istifade ile (bu talep 1163 sayılı kanun ve 6736 sayılı kanun sahtelik şüphesi nedeniyle bu kanundan istifadeye izin vermeyen hükümlerine rağmen) matrah artırımına gidildiğini, yapılan matrah artırımının ikrar ve suç itirafı niteliğinde olduğunu,
12-Yıl sonu mutabakatı yaptıkları kayıtların noter onaysız ticari deftere intikal ettirilmediğinin ve/veya yanlış eksik tutar intikal ettirildiğinin, sayfa çıkarıldığının, banka kayıtları ve diğer ticari kayıtlar ile örtüşmediğinin dava devam ederken ortaya çıktığını, bu muhasebe kayıtlarının mutabakat yaptıkları orijinal kayıtlar ile çeliştiğini ve ticari kayıtların yönetim aleyhine suç delili olduğunu, Yasaya ve ana sözleşmeye uygun olarak 06/2011 tarihli genel kurul kararı ile Kooperatifin ticari kayıtlarının ibra edildiğini, gerçek kayıtlar ile menfi tespit dosyasına sunulan ticari kayıtların aynı olmadığını, sonradan üretildiği açık olan ve bu davaya delil olarak sunulan defter ve kayıtların dava dosyasından kaybolduğunu, bilirkişi raporuna istinaden banka kayıtları ile alındığı sabit olan borcun, sadece 150 bin TL'sının verdikleri borç olarak gösterildiğini, verdikleri borç üzerinden bankadan dekont ile yüklendikleri işin fatura ödemesinin yapıldığını ve yüklenici olarak hibe ödemesinin kurumca yatırıldığını, faturadan kaynaklanan borcun bittiğini, senet kaynaklı borcun durduğunu, bilirkişinin incelediği ve raporuna aldığı bu olgunun, ilk verilen kararda mahal mahkemesi tarafından bu yönde inceleme yapılarak hüküm kurulmasına rağmen, istinaf sonrası verilen kararda çelişki olarak sunulduğunu,
13-Delil olarak sunulan İbra Belgesi fotokopisinin kanunsuz delil olduğunu, yatırımcıya ve yüklenici olarak taraflarına bu belgenin verilmediğini, hibe projesinin eki nihai raporun evraklarından olup, hibe sözleşmesi ile tanımlanmış evraklar ile birlikte asıl (ıslak imzalı) suretinin delil olabileceğini, istinaf kararı sonrası meydana gelen yeni durum karşısında, yargılamanın 05.03.2021 günlü celsesinde davalı şirket yetkilisi ve avukatı tarafından sunulan delillerden olan, mal verildiğini belirleyen fatura sunularak açıklama getirildiğini, üzerinde fatura no yazan bir dekontun iki sözleşmeden (borç ve yüklenicilik) kaynaklanan borcu nasıl ödediğinin açıklanmadığını, duruşmada incelenmediğini,
14-Tekirdağ 1. Ağır Ceza Mahkemesinin 2017/170 E. - 2021/187 K. ve 31.03.2021 tarihli kararı ile Şarköy Asliye Ceza Mahkemesi'nin 2013/293 E. sayılı dosyalarının irtibatları olmadığı açıkça ortaya çıktığı ve tamamen dosyadan çıkarılması talep edildiği halde dosyanın iddianame ve hükmünün kararda yer almasının hukuka aykırı olduğunu, masumiyet karinesinin korunmasını gözetilmesini isteme hakkı olduğunu, Dosyada görüleceği üzere "yatırım kredisi projesi onaylanmamış", proje "işletme kredisi" olarak ayni (hammadde, malzeme, teçhizat, yardımcı malzeme, hizmet vb. faturası ödenerek) olarak karşılandığını, bu duruma ilk kararda yer verilmeyip bu kararda yer verilmesinin çelişki olduğunu,
15-1163 sayılı Ticaret Kanunu kapsamında (Ek fıkra 06.10.1988-3476/1 md.) Kooperatifin dava açmakta hukuki yararının olmadığını, davanın....Köyü Kalkınma Kooperatifinin tesis yatırımı için verdikleri kredi sözleşmesi ve borcu gösterir senetlerle tespitli borca ilişkin olduğunu, bonoda, imza inkârı ve/veya borçlu olmadıkları yönünde bir itirazları olmadığı ve olamayacağı gibi davacıların kooperatif yöneticileri ve ortakları sıfatı ile bu davayı açtıklarını, davada avukatın ilk yönetimi ve kooperatifi temsil etmediğini, ..., ..., ....'ı temsil ettiklerini, davacıların, kooperatif yöneticisi olması hasebi ile temsil yetkilerinden kaynaklanan bir dava açtıklarını, yaptığı iş ile ilgili bir husumet olmadığını, mülkiyetin kendilerine geçtiğini ve tamamlanmış bir proje olduğunu, bu itibarla projede taraf olmayan davacıların "iyi niyetli üçüncü taraf olarak" taraflarına açılan menfi tespit davasında da ehliyetlerinin olmadığını, davacının illi hibe sözleşmesi için borçlandığını, kesin delil senetleri kullanarak TBK md 138 hükmünce hibe sözleşmesi hükümlerine uygun olarak projesini gerçekleştirdiğini, (Yargıtay 3. H.D. E. 2020/2910 K. 2020/6680 T. 17.11.2020) kendisinden kaynaklanan yönetim değişikliği vb. sebeplerle dürüstlük kurallarına aykırı şekilde sözleşme hükümlerini değiştirerek, sözleşmeden dönme ve senetleri iptal ettirme hakkı olmadığını, ... yönetiminin, proje ile ilgili söz söyleme ve tasarrufta bulunma hakkı veren bir genel kurul yetkilendirme ve projeyi yönetme kararı olmadığı halde, hibe sözleşmesini fesihle sonuçlandıracak eylemeler içine girdiğini, 2018 yılında yönetimin değiştiğini, ... ekibi avukatı vekâleti/ehliyeti olmaksızın bu davaya devam ettiğini kooperatif üyelerine bilgi vermeden davaları yürüttüğünü,
16-Yargılama sırasında davacıların iddiasına karşılık, davalı taraf olarak beyanlarına karşı ilave bir delil ile mal verilip verilmediğinin ispatının istenmediğini, davacı Yönetimin genel kurul kararı olmaksızın; yönetim yetkisine dayanarak menfi tespit iddiaları ve istinaf itirazında bulunduğunu, Avukat ...'in 15.05.2018 tarihinde tescil edilen değişen kooperatif yönetimin kendisini yetkilendiren usule uygun bir genel kurul kararı ve/veya vekâleti olmaksızın 05.03.2021 tarihinde ehliyetsiz şekilde davaya katıldığını, davada en baştan itibaren ehliyeti olmayan avukatın ve davacı tarafın fiili ehliyeti ve dava şartı olmadığının net bir şekilde ortaya çıkarılmadığını, sunduğu nedenler ve re'sen görülecek eksiklikler karşısında anılan hükmün bozularak yeni hüküm kurulmasını istemiştir.
C. Gerekçe ve Sonuç
Bölge Adliye Mahkemesinin yukarıda tarih ve sayısı belirtilen kararı ile davalı tarafın cevap ve Şarköy Cumhuriyet Başsavcılığı'na 04.04.2012 tarihinde verdiği dilekçe ile senet metnindeki malen kaydını nakden olarak talil ettiğinden, senet bedeli kadar parayı davacı tarafa verdiğini kanıtlamakla yükümlü olup, alınan bilirkişi raporu ile kanıtlamadığından, davalı tarafın iddialarını kanıtladıklarına ilişkin istinaf sebebinin yerinde olmadığı gibi, gerekçeli kararın çelişkili olduğu iddia edilmiş ise de; çelişkinin niteliği açıklanmadığı gibi, kararın bütün itibariyle içeriğinde çelişki barındırmadığı tespit edildiği, İİK'nun 72/6. maddesi "Borçlu, menfi tesbit davası zımmında tedbir kararı almamış ve borç da ödenmiş olursa, davaya istirdat davası olarak devam edilir." hükmünü içerdiği, davacı tarafından icra dosyasına toplam 20.888,51 TL ödeme yapıldığı, ödenen bu kısım yönünden davaya istirdat davası olarak devam edilmesinin emredici nitelikteki yasa gereği olduğu, davalı şirket temsilcisinin 05.03.2021 tarihli oturumda mal teslimlerinin yapıldığına dair beyanda bulunmuş ise de; davacı vekili sunulan belge ve delilleri kabul etmediğini beyan ettiği, mal teslimlerinin yapıldığına dair beyan savunmanın genişletilmesi niteliğinde olup, davacı vekilinin sunulan belge ve delilleri kabul etmediğine dair beyanı da muvafakat verilmediğini gösterdiğinden, mahkemece de aynı gerekçe ile değerlendirilmediği, gerekçeli kararın sondan bir önceki paragrafında belirtildiğinden ve yasal düzenlemelere aykırılık bulunmadığı, senetlerde; malen kaydı mevcut olup, davalı şirket yetkilisi... tarafından Şarköy C. Başsavcılığı'na sunulan 04.04.2012 havale tarihli dilekçede; davalı kooperatife 280.000,00 TL kredi kullandırıldığı ve karşılığında dava konusu bonoların alındığı beyan edilmek suretiyle bono metnindeki "malen" kaydı "nakten" olarak değiştirildiğinden, senet metninde yer almayan kredi gereği verildiğinin davalı tarafça kanıtlanması gerektiği, TTK'nın 445 inci maddesi "Genel Kurul Kararlarının İptali"ni düzenlediğinden, konu ile ilgisinin bulunmadığı, kredi karşılığında verildiğinin kanıtlanması halinde ancak sözleşme şartlarının yerine geldiği hususu incelenebileceği, Dairece kaldırma kararı verilerek dosyanın İlk Derece Mahkemesine iadesinden sonra icra edilen 05.03.2021 tarihli oturuma Avukat ...'in yeni yönetimden vekâlet sunmadan katıldığı, tespit edilmiş ise de; 04.05.2021 tarihli Şarköy Noterliğinin 2279 yevmiye numaralı vekâletnamesi ile kooperatifi temsile yetkili ... ve ...tarafından müşterek imza ile Avukat ...'i vekil olarak atamakla yaptığı işlemlere icazet verdikleri bu suretle vekâlet eksiğinin tamamlandığı,Yatırımcı Yüklenici Tutanağı başlıklı belgenin sahte olarak düzenlendiğinden bahisle görevi kötüye kullanma suçundan cezalandırılması istemiyle kamu davası açıldığı, yapılan yargılama sonucunda mahkemece sanıkların atılı görevi kötüye kullanma suçunu işledikleri kanaatine varılmakla hapis cezası ile cezalandırılmalarına, Hükmün Açıklanmasının Geri Bırakılmasına karar verildiği ve kararın 03.03.2015 tarihinde kesinleştiği, dosya kapsamında bizzat sanıkların proje tamamlanmadığı halde tamamlanmış gibi düzenlendiğine ilişkin ikrarlarının olduğu ve beyanların mahkemece karara geçirildiği tespit edildiğinden, mahkemenin kararı ile belgenin aksi sabit olduğundan, davalı vekilinin projenin tamamlandığı ve bu projeden kaynaklı hakların tüketildiğinin dava ve istinaf konusu yapılmayacağı, matrah artırımı verilme nedenleri vergi usul kanunu kapsamında verilen bildirim olup, tek başına davalı tarafın iddiasını kanıtlamayacağı, davacı kooperatifin defterlerinde yeniden yazım olduğu tespit edilmiş ise de, sayfa kaybına ilişkin tespitin bulunmadığı, davalı şirkete ait defterlerin 12.07.2017 tarihli tutanak ile şirket yetkilisine teslim edildiği, kooperatife ait defterlerin halen mahkeme dosya içinde olduğu tespit edildiği, mahkemece ilk ve kaldırma kararından sonra verilen gerekçeli kararda Şarköy Asliye Ceza Mahkemesinin 2014/351 E., 2015/47 K. sayılı dosyasına yer verildiği, Şarköy Sulh Ceza Mahkemesinin 2013/293 E. sayılı dosyasına yer verilmediği tespit edildiği, ilk derece mahkemesi kararında esas yönünden yasaya aykırılık bulunmadığı gerekçesiyle davalı vekilinin istinaf başvurusunun esastan reddine karar verilmiştir.
V. TEMYİZ
A. Temyiz Yoluna Başvuranlar
Bölge Adliye Mahkemesinin yukarıda belirtilen kararına karşı süresi içinde davalı vekili temyiz isteminde bulunmuştur.
B. Temyiz Sebepleri
Davalı vekili temyiz dilekçesinde özetle; dava şartı bulunmadığını, davanın konusuz kaldığını, davacının davayı açmakta hukuki yararının olmadığını, davacının taraf ehliyetinin bulunmadığını, davacı tarafından dayanılan delillerin kanunsuz olduğunu, lehe olan kararın aleyhe çevrilmesine mahkemece gerekçe gösterilmediğini belirterek kararın bozulmasını istemiştir.
C. Gerekçe
1. Uyuşmazlık ve Hukuki Nitelendirme
Uyuşmazlık, menfi tespit ve icra takip dosyası kapsamında yapılan ödemenin istirdadı istemine ilişkindir.
2. İlgili Hukuk
1. 6100 sayılı Hukuk Muhakemeleri Kanunu’nun (6100 sayılı Kanun) 369 uncu maddesinin birinci fıkrası ile 370 ve 371 inci maddeleri.
2.2004 sayılı İcra ve İflas Kanunun 68 inci maddesi.
3. Değerlendirme
1.Bölge Adliye Mahkemelerinin nihai kararlarının bozulması 6100 sayılı Kanun’un 371 inci maddesinde yer alan sebeplerden birinin varlığı hâlinde mümkündür.
2.Temyizen incelenen karar, tarafların karşılıklı iddia ve savunmalarına, dayandıkları belgelere, uyuşmazlığa uygulanması gereken hukuk kuralları ile hukuki ilişkinin nitelendirilmesine, dava şartlarına, yargılama ve ispat kuralları ile kararda belirtilen gerekçelere göre usul ve kanuna uygun olup davalı vekilince temyiz dilekçesinde ileri sürülen nedenler kararın bozulmasını gerektirecek nitelikte görülmemiştir.
VI. KARAR
Açıklanan sebeplerle;
Temyiz olunan Bölge Adliye Mahkemesi kararının 6100 sayılı Kanun’un 370 inci maddesinin birinci fıkrası uyarınca ONANMASINA,
Aşağıda yazılı temyiz giderinin temyiz edene yükletilmesine,
Dosyanın İlk Derece Mahkemesine, kararın bir örneğinin Bölge Adliye Mahkemesine gönderilmesine,
24.06.2024 tarihinde oy birliğiyle karar verildi.
Hukuk Genel Kurulu, 2020/700 E., 2022/207 K.
orta eşleşmeKarar metninde maddeye atıf varİş Mahkemesi
tam metni aç
Nitekim bu husus, HMK’nın “Sonradan delil gösterilmesi” başlığını taşıyan 145. maddesinde “(1) Taraflar, Kanunda belirtilen süreden sonra delil gösteremezler.
Hukuk Genel Kurulu 2020/700 E. , 2022/207 K.
"İçtihat Metni"
MAHKEMESİ :İş Mahkemesi
1. Taraflar arasındaki “işçilik alacağı” davasından dolayı yapılan yargılama sonunda, Ankara 28. İş Mahkemesince verilen davanın kısmen kabulüne ilişkin karar davalı vekili tarafından temyiz edilmesi üzerine Yargıtay (Kapatılan) 22. Hukuk Dairesince yapılan inceleme sonunda bozulmuş, mahkemece Özel Daire bozma kararına karşı direnilmiştir.
2. Direnme kararı davalı vekili tarafından temyiz edilmiştir.
3. Hukuk Genel Kurulunca dosyadaki belgeler incelendikten sonra gereği görüşüldü:
I. YARGILAMA SÜRECİ
Davacı İstemi:
4. Davacı vekili dava dilekçesinde; müvekkilinin davalı nezdinde şoför olarak çalıştığını, ihtarname ile ödenmesini talep ettiği alacakların ödenmediğinden iş sözleşmesini haklı nedenle feshettiğini, ücret bordrolarındaki imzaların bazılarının müvekkiline ait olmadığını, bazı bordroların müvekkilinin arkadaşları, bazılarının ise muhasebeciler tarafından imzalandığını ileri sürerek kıdem tazminatı, fazla çalışma ile ulusal bayram ve genel tatil ücreti alacaklarının davalıdan tahsiline karar verilmesini talep etmiştir.
Davalı Cevabı:
5. Davalı vekili cevap dilekçesinde; zamanaşımı def’înde bulunduklarını, davacı haklı neden olmaksızın iş sözleşmesini feshettiğinden kıdem tazminatına hak kazanmadığını, fazla çalışma yapması durumunda ve ayrıca çalıştığı genel tatil günlerine ait ücretlerinin bordrolarda tahakkuk yapılarak ödendiğini belirterek davanın reddini savunmuştur.
Mahkeme Kararı:
6. Ankara 28. İş Mahkemesinin 03.05.2016 tarihli ve 2016/75 E., 2016/199 K. sayılı kararı ile; davacı işçi ücret alacaklarının eksik ödenmesi sebebiyle iş sözleşmesini haklı nedenle feshettiğinden kıdem tazminatına hak kazandığı, 2013 yılından beri devam eden yargılamada davalı işveren tarafından sunulan ücret bordrolarında davacı işçinin imzasının bulunmaması sebebi ile tanık beyanlarına göre fazla çalışma ile ulusal bayram ve genel tatil ücretlerinin hesaplandığı, bilirkişi ek raporunda bordrolarda tahakkuk ettirilen ve ödenen miktarların mahsup edildiği, davalı işveren tarafından ıslahtan sonra imzalı ücret bordroları sunulmuş ise de, bordro asıllarını incelenmesinde, imzaların açık bir şekilde birbirinden farklılık arz ettiği, bordroların karar aşamasına kadar dosyaya sunulmamasının haklı bir nedeni ortaya konulmayıp davayı uzatmaya yönelik olduğu, bu nedenle itibar edilmediği gerekçesiyle davanın kısmen kabulüne karar verilmiştir.
Özel Daire Bozma Kararı:
7. Ankara 28. İş Mahkemesinin yukarıda belirtilen kararına karşı süresi içinde davalı vekili temyiz isteminde bulunmuştur.
8. Yargıtay (Kapatılan) 22. Hukuk Dairesinin 26.11.2019 tarihli ve 2016/22754 E., 2019/21565 sayılı kararı ile; davalının sair temyiz itirazlarının reddine karar verildikten sonra “…2-Taraflar arasındaki uyuşmazlık karar aşamasında sunulan bordro asılları üzerinden davacının itirazı nedeniyle imza incelemesi yapılıp yapılmayacağı konusundadır.
Somut olayda, davacı fazla mesai ve genel tatil çalışması yaptığını iddia etmiş, davalı ise davacının fazla çalışma ve genel tatil ücretlerinin imzalı bordrolarda tahakkuk ettirilerek ödendiğini savunmuştur. Davacının, davalı tarafından sunulan tüm bordrolardaki imzaların incelenmesi gerektiği yönündeki imza itirazı üzerine mahkemece 08/10/2015 tarihli duruşmada davalı vekiline bordro asıllarının sunulması için 2 haftalık süre kesin süre verilmiş, davalı vekili ilgili belge asıllarını verilen süre geçtikten sonra dosyanın karar bağlandığı 03/05/2016 tarihli duruşmada dosyaya sunmuştur.
Mahkemece sunulan bordrolardaki imzaların bariz şekilde farklı olduğu, ayrıca gerekçesiz şekilde karar aşamasına kadar bordro asıllarının sunulmadığı, karar aşamasında sunulmasının davaya uzatmaya yönelik olduğu gerekçesi ile imza incelemesi yapılmadan dosya kapsamına göre hüküm kurulmuş ise de, davalı vekili çalışan işçi sayısının çokluğu ve bordroların belirli arşivlerde saklanmış olması nedeniyle tüm aramalara rağmen verilen sürede bordro asıllarının bulunamadığını, bulunduğunda sunma hakkını saklı tuttuklarını beyan etmiş ve karar verilmeden önce uyuşmazlık konusu bordro asıllarını dosyaya sunmuştur.
O halde, davalı tarafından borcun ödendiği savunmasına dayalı olarak sunulan ve davacı tarafından imza itirazında bulunulan bordro asılları üzerinden imza incelemesi yaptırılarak, varılacak sonuca ve tüm dosya kapsamına göre talep konusu edilen alacaklar hakkında bir karar verilmesi gerekir.
Mahkemece belirtilen hususlar gözetilmeden yazılı gerekçe imza incelemesi yapılmadan verilen karar hatalı olup bozmayı gerektirmiştir…” gerekçesiyle karar bozulmuştur.
Direnme Kararı:
9. Ankara 28. İş Mahkemesinin 30.06.2020 tarihli ve 2020/56 E., 2020/160 K. sayılı kararı ile; davalı vekiline imzalı bordro asıllarını sunması için ihtar içeren kesin sürenin verildiği duruşma günü ile kararın verildiği tarihe kadar 6 ay 25 gün süre geçtiği, bu zaman aralığı içerisinde bir duruşma daha yapıldığı, davalı vekili bilirkişi raporu alınmadan önce imzalı bordro fotokopilerini sunduğuna göre asıllarının da kendisinin ulaşabileceği bir yerde bulunduğu, buna rağmen kesin sürede ibraz edilmediği, 6100 sayılı Hukuk Muhakemeleri Kanunu’nda basit yargılama usulünü düzenleyen hükümler arasında bozma kararında belirtilen şekilde "...bulduğunda sunma hakkını saklı tutma..." gibi bir usul hükmünün bulunmadığı, imzalı bordroların asıllarının sunulmamasının davalının yargılamayı uzatma amacından kaynaklandığı, işletmenin büyüklüğünün mücbir bir sebep olmadığı, kaldı ki imzalı bordronun borcun ödendiği savunması olarak kabul edilemeyeceği gibi borcun ortaya çıkmasını engelleyen belge olduğu, bu nedenle ibrazının süreye bağlı olduğu gerekçesiyle direnme kararı verilmiştir.
Direnme Kararının Temyizi:
10. Direnme kararı süresi içinde davalı vekili tarafından temyiz edilmiştir.
II. UYUŞMAZLIK
11. Direnme yolu ile Hukuk Genel Kurulu önüne gelen uyuşmazlık; somut olayda, dosyaya fotokopisi ibraz edilen fazla çalışma ücreti ve genel tatil ücreti tahakkuku içeren imzalı ücret bordrolarına karşı davacı vekilince imza itirazında bulunulduğu gözetildiğinde, davalı vekili tarafından kararın verildiği 03.05.2016 tarihli duruşmada ibraz edilen ücret bordrosu asıllarının kanuni süresi içerisinde sunulup sunulmadığı ile borcun ödendiği savunması olarak kabul edilip edilemeyeceği; buradan varılacak sonuca göre bordro asılları üzerinde imza incelemesi yapılmasının gerekip gerekmediği noktasında toplanmaktadır.
III. GEREKÇE
12. Direnmeye konu uyuşmazlığın niteliği dikkate alınarak öncelikle adil yargılanma hakkı başlığı altında hukukî dinlenilme hakkı kavramının, devamında basit yargılama usulü ve delil gösterme ile ispat ve belge delili üzerinde durulmalı, bu hususlarla ilgili açıklamalar yapıldıktan sonra somut uyuşmazlığın değerlendirilmesine geçilmelidir.
A. Adil Yargılanma Hakkı
13. Hukuk devletinin bir gereği olarak bireyler hakları ihlâl edildiği ya da tehlikeye düştüğü durumda, hukukî korunma için devlete başvurmak zorunda olup kendiliğinden hak arama yetkisine sahip değildirler. Bireylere tanınan bu hak, devletin anayasal teminatı altındadır.
14. 2709 sayılı Türkiye Cumhuriyeti Anayasası’nın (Anayasa) “Hak arama hürriyeti” başlıklı 36. maddesinin 1. fıkrası “Herkes, meşru vasıta ve yollardan faydalanmak suretiyle yargı mercileri önünde davacı veya davalı olarak iddia ve savunma ile adil yargılanma hakkına sahiptir.” hükmünü düzenlemiş olup, hak arama özgürlüğü adı altında hukukî koruma (korunma) talebine yönelik anayasal teminatı bireylere vermektedir.
15. 2709 sayılı Türkiye Cumhuriyeti Anayasası’nın 36. maddesinin 1. fıkrasında, herkesin yargı mercileri önünde davacı veya davalı olarak iddiada bulunma ve savunma hakkına sahip olduğu belirtilmiştir. Dolayısıyla mahkemeye erişim hakkı, Anayasa’nın 36. maddesinde güvence altına alınan hak arama özgürlüğünün bir unsurudur (Gökhan Ateş, B. No: 2017/32699, 12.01.2021, § 23).
16. 2709 sayılı Türkiye Cumhuriyeti Anayasası’nın 90. maddesinin son fıkrasında ise usulüne göre yürürlüğe konulmuş milletlerarası antlaşmaların kanun hükmünde olduğu, bunlar hakkında Anayasa’ya aykırılık iddiası ile Anayasa Mahkemesine başvurulamayacağı, temel hak ve özgürlüklere ilişkin milletlerarası antlaşmalarla kanunların aynı konuda farklı hükümler içermesi nedeniyle çıkabilecek uyuşmazlıklarda milletlerarası antlaşma hükümlerinin esas alınacağı ifade edilmiştir.
17. Bu bağlamda ülkemizin de taraf olduğu Avrupa İnsan Hakları Sözleşmesi’nin (AİHS) 6. maddesinde adil yargılanma hakkı ayrıntılı şekilde yer almış olup, Sözleşmenin “Adil yargılanma hakkı” kenar başlıklı 6. maddesinin 1. fıkrası; “Herkes davasının, medeni hak ve yükümlülükleriyle ilgili uyuşmazlıklar ya da cezai alanda kendisine yöneltilen suçlamaların esası konusunda karar verecek olan, yasayla kurulmuş, bağımsız ve tarafsız bir mahkeme tarafından, kamuya açık olarak ve makul bir süre içinde görülmesini isteme hakkına sahiptir.” şeklinde düzenlenmiştir.
18. Gerek Anayasa gerekse AİHS düzenlemelerine koşut olarak düzenlenen 6100 sayılı Hukuk Muhakemeleri Kanunu’nun (HMK) “Hukuki dinlenilme hakkı” başlıklı 27. maddesinde;
"(1) Davanın tarafları, müdahiller ve yargılamanın diğer ilgilileri, kendi hakları ile bağlantılı olarak hukuki dinlenilme hakkına sahiptirler.
(2) Bu hak;
a) Yargılama ile ilgili olarak bilgi sahibi olunmasını,
b) Açıklama ve ispat hakkını,
c) Mahkemenin, açıklamaları dikkate alarak değerlendirmesini ve kararların somut ve açık olarak gerekçelendirilmesini,
içerir." hükmüne yer verilmiştir.
19. Hukukî dinlenilme hakkının temel unsurları maddede tek tek belirtilmiş, böylece uygulamada bu temel yargısal hak konusundaki tereddütlerin önüne geçilmesi amaçlanmıştır.
20. Bu unsurlardan ilki “bilgilenme hakkı”dır. Bu çerçevede, öncelikle tarafların gerek yargı organlarınca gerek karşı tarafça yapılan işlemler konusunda bilgilendirilmeleri zorunludur. Kişinin kendisinden habersiz yargılama yapılarak karar verilmesi, kural olarak mümkün değildir. Hak sahibinin kendisi ile ilgili yargılama ve yargılamanın içeriği hakkında tam bir şekilde bilgi sahibi olması sağlanmalıdır. Tarafın bilgi sahibi olmadığı işlemler, belge ve bilgiler yargılamada esas alınamaz. Bilgilenmenin şekli bakımından, hukukî dinlenilme hakkına uygun davranılmalı, ilgilinin bilgilenmesi şeklen değil, gerçek anlamda sağlanmaya çalışılmalıdır.
21. Bu hakkın ikinci unsuru, “açıklama ve ispat hakkı”dır. Taraflar, yargılamayla ilgili açıklamada bulunma, bu çerçevede iddia ve savunmalarını ileri sürme ve ispat etme hakkına sahiptirler. Her iki taraf da bu haktan eşit şekilde yararlanır. Bu durum "silahların eşitliği ilkesi" olarak da ifade edilmektedir. Avrupa İnsan Hakları Mahkemesine (AİHM) göre silahların eşitliği ilkesi, davanın bir tarafını, diğer taraf karşısında belirli bir dezavantaj içine sokmayacak şartlar altında, her bir tarafın deliller de dahil olmak üzere, davasını ortaya koymak için makul ve kabul edilebilir olanaklara sahip olması zorunluluğu şeklinde ifade edilmiştir (İnceoğlu, Sibel; Adil Yargılanma Hakkı, Anayasa Mahkemesine Bireysel Başvuru El Kitapları Serisi-4, 2018, s. 115).
22. Anayasa Mahkemesine göre ise silahların eşitliği ilkesi, davanın taraflarının usule ilişkin haklar bakımından aynı koşullara tabi tutulması ve taraflardan birinin diğerine göre daha zayıf bir duruma düşürülmeksizin iddia ve savunmalarını makul bir şekilde mahkeme önünde dile getirme fırsatına sahip olması anlamına gelmekte; bu usul güvencesinin, uyuşmazlığın her iki tarafına da savunmasının temel dayanağı olan delilleri sunma imkânı tanınmasını kapsadığı ifade edilmektedir (Ali Tulumcu, B. No: 2017/18458, 10.02.2021, § 34).
23. Adil yargılanma hakkının içinde yer alan ve silahların eşitliği ilkesinin tamamlayıcısı diğer bir hak ise, “çelişmeli (çekişmeli) yargılama hakkı”dır. Çekişmeli yargılama ilkesinin anlamı, bir hukuk ya da ceza davasında tüm taraflara, mahkemenin kararını etkilemek amacıyla ulusal yargının bağımsız bir mensubu tarafından bile olsa gösterilen kanıtlar ve sunulan görüşlerle ilgili bilgiye sahip olma ve bunlarla ilgili görüş bildirebilme hakkının tanınmasıdır (Doğru, Osman/ Nalbant, Atilla: İnsan Hakları Avrupa Sözleşmesi (Açıklama ve Önemli Kararlar), C.1., 2012, s. 637).
24. Hukukî dinlenilme hakkının üçüncü unsurunu, “tarafların iddia ve savunmalarını yargı organlarının tam olarak dikkate alıp değerlendirmesi” oluşturmaktadır. Bu değerlendirmenin de kararların gerekçesinde yapılması gerekir (6100 sayılı Hukuk Muhakemeleri Kanunu’nun Hükümet gerekçesi madde 32).
25. 2709 sayılı Türkiye Cumhuriyeti Anayasası’nın 36. maddesine göre mahkemelerin, tarafların dayanaklarını, iddialarını ve delillerini etkili bir biçimde inceleme görevi vardır. Dolayısıyla mahkemelerce, yargılamanın taraflarınca ileri sürülen iddialar ve gösterilen deliller gereği gibi incelemek zorundadır.
26. Nitekim Anayasa Mahkemesi, genel anlamda hakkaniyete uygun bir yargılamanın yürütülebilmesi için silahların eşitliği ve çelişmeli yargılama ilkeleri ışığında taraflara iddialarını sunmak hususunda uygun olanakların sağlanmasının şart olduğunu; taraflara, tanık delili de dâhil olmak üzere delillerini sunma ve inceletme noktasında da uygun imkânların tanınması gerektiğini; bu anlamda delillere ilişkin dengesizlik veya hakkaniyetsizlik iddialarının da yargılamanın bütünü ışığında değerlendirilmesinin zorunlu olduğunu belirtmiştir. Bununla birlikte, bu noktada dikkat edilmesi gereken önemli hususun, tarafların tanık ve bilirkişi incelemesi de dâhil ortaya koydukları delillerin değerlendirilmesi ve özellikle bu taleplerin reddi hâlinde yargılama makamınca bu karara ilişkin tutarlı şekilde gerekçe gösterilmesi gerektiğini vurgulamıştır (Emine Yıldız, B. No: 2014/12324, Karar Tarihi: 01.02.2017, § 34).
27. Bununla birlikte AİHM, ulusal mahkemelerin, davanın taraflarınca öne sürülen iddiaların ve sunulan delillerin kabulünde takdir yetkisine sahip olduklarını; fakat bu yetkiyi kararlarında gerekçe göstererek haklılaştırmakla yükümlü olduklarını vurgulamaktadır. Suominen/Finlandiya kararında, bir hukuk davasının hazırlık duruşmasında başvurucu tarafından sunulan deliller listesinden sadece ikisinin kabul edilmesi ve bu konuda hiçbir gerekçe gösterilmemesi gerekçeli karar hakkı bakımından ihlâl verilmesine neden olmuştur (İnceoğlu, s. 171.)
B. Basit Yargılama Usulü ve Delil Gösterme
28. 6100 sayılı Hukuk Muhakemeleri Kanunu’nda iki temel yargılama usulü düzenlenmiştir. Bunlar; yazılı (m. 118-186) ve basit (m. 316-322) yargılama usulleridir. Davanın açıldığı mahkemeye veya uyuşmazlığın niteliğine göre uygulanacak yargılama usulü farklılık göstermektedir.
29. 6100 sayılı Hukuk Muhakemeleri Kanunu’nun “Basit yargılama usulüne tabi dava ve işler” başlıklı 316. maddesinin (g) bendi; “Diğer kanunlarda yer alan ve yazılı yargılama usulü dışındaki yargılama usullerinin uygulanacağı belirtilen dava ve işler” şeklindeki düzenleme ile hangi dava ve işlerin basit yargılama usulüne tabi olduğunu açıklamıştır.
30. Mülga 5521 sayılı İş Mahkemeleri Kanunu’nun 7. maddesinde iş mahkemelerinde şifahi yargılama usulü uygulanacağı; 15. maddesinde ise bu Kanunda açıklık olmayan hâllerde Hukuk Muhakemeleri Usulü Kanunu’nun uygulanacağı hükme bağlanmıştır. Ancak 01.10.2011 tarihinde yürürlüğe giren ve 450. maddesi ile 1086 sayılı Hukuk Usulü Muhakemeleri Kanunu’nu (HUMK) yürürlükten kaldıran HMK’nın 447/1. maddesi uyarınca diğer kanunların sözlü yahut seri yargılama usulüne atıf yaptığı hâllerde, bu Kanun’daki basit yargılama usulü ile ilgili hükümlerin uygulanacağını düzenlemiş, aynı Kanun’un 316 vd. maddeleri gereğince iş davaları için basit yargılama usulü benimsenmiştir.
31. Bu usul, daha çabuk sonuçlandırılması gereken, daha kısa bir incelemeye ihtiyaç duyan ve daha kolay bir inceleme ile sonuçlandırılabilecek dava ve işler için kabul edilmiş basit ve seri bir yargılama usulüdür.
32. Bu yargılama usulünde, dava ve davaya cevap verilmesi yazılı yargılama usulünde olduğu gibi dilekçe ile olur (m.317/1). Cevap süresi, dava dilekçesinin davalıya tebliğinden itibaren iki haftadır. Ancak, mahkeme duruma göre bu sürede cevap dilekçesi verilmesi zor ise bu süre içinde başvurulmak kaydıyla davalıya, bir defaya mahsus olarak ve iki haftayı geçmeyecek ek bir süre verebilir (m.317/2). Belirtmek gerekir ki, 28.07.2020 tarihli ve 31199 sayılı Resmî Gazete’de yayımlanarak yürürlüğe giren 7251 sayılı Hukuk Muhakemeleri Kanunu ile Bazı Kanunlarda Değişiklik Yapılması Hakkında Kanun’un (7251 sayılı Kanun) 31. maddesi ile bu fıkrada yer alan “davalıya, bir defaya mahsus” ibaresi “davalıya, cevap süresinin bitiminden itibaren işlemeye başlamak, bir defaya mahsus olmak” şeklinde değiştirilmiştir.
33. 6100 sayılı Hukuk Muhakemeleri Kanunu’nun 317. maddesinin 3. fıkrası uyarınca, basit yargılama usulünde, dava ve cevap dilekçesi dışında cevaba cevap ve ikinci cevap dilekçesi verilemez. Bu çerçevede, taraflar dilekçeleriyle birlikte tüm delillerini açıkça ve hangi vakıanın delili olduğunu da belirterek bildirmek, ellerinde bulunan delillerini dilekçelerine eklemek ve başka yerlerden getirtilecek belge ve dosyalar için de bunların bulunabilmesini sağlayacak bilgilere dilekçelerinde yer vermek zorundadırlar (m. 318). Dilekçe sayısı, bu usulde görülecek işlerin basit olması ve kısa sürede karara bağlanmasını sağlamak amacıyla sınırlandırıldığından birer defa dilekçe vermek durumunda olan tarafların daha dikkatli davranmaları gerekmektedir.
34. Basit yargılama usulünde iddia ve savunmanın genişletilmesi ve değiştirilmesi yasağı, yazılı yargılama usulünden farklı olarak dava açılmasıyla ve cevap dilekçesinin mahkemeye verilmesiyle başlar (m.319).
35. Bu noktada, kısaca ön inceleme aşamasından bahsetmek yararlı olacaktır.
36. Yargılamanın gereksiz yere uzamasının engellenmesi, mahkemenin ve tarafların yargılamada gereken hazırlığı davanın başında yapmasının sağlanması bakımından Hukuk Muhakemeleri Kanunu ile dilekçelerin verilmesinden sonra ve tahkikat aşamasından önce gelmek üzere “ön inceleme” adıyla yeni bir yargılama aşaması kabul edilmiştir.
37. Ön inceleme aşaması (m. 140), yargılamada özel bir öneme sahiptir. Bu aşamanın başarısı, esasen bu duruşmaya doğru bir şekilde hazırlanılması ve yapılması gereken işlemlerin mahkemece ve taraflarca doğru bir şekilde yapılmasına bağlıdır (Yılmaz, Ejder: Hukuk Muhakemeleri Kanunu Şerhi, 4. Baskı, Ankara 2021, s.2994 vd.).
38. Ön inceleme, dilekçeler aşaması ile tahkikat aşaması arasında ayrı ve bağımsız bir aşama olacak şekilde, beş yargılama aşamasından biri olarak öngörülmüştür. Bu aşamada ilk itirazlar ve dava şartları yönünden dosyanın incelemeye tabi tutulması ve tarafların uyuşmazlık içerisinde olduğu konular ile anlaştıkları konuların ayrılarak, delillerin toplandığı ve değerlendirildiği tahkikat aşamasına eksiksiz ve hazır bir şekilde geçilmesi amaçlanmıştır.
39. Bu çerçevede ön inceleme duruşmasında tahkikat işlemleri yapılamaz, tahkikata götüren hazırlık işlemleri yapılır. Tahkikat aşamasından farklı olarak ön inceleme aşamasında işin esasına girilmeyeceğinden, kural olarak delillerin incelenmesi söz konusu olmayacaktır. Bu aşamada delillerin toplanması için hazırlık işlemleri yapılacak ve bu sayede dosyanın tekemmül etmesi sağlanacaktır.
40. 6100 sayılı Hukuk Muhakemeleri Kanunu’nun “Ön inceleme duruşmasına davet” başlıklı 139. maddesi, yargılama sırasında tamamlanmış işler bakımından uygulanması gereken ve 7251 sayılı Kanunun 13. maddesiyle yapılan değişiklikten önceki hâliyle; “(1)Mahkeme, dilekçelerin karşılıklı verilmesinden ve yukarıdaki maddelerde belirtilen incelemeyi tamamladıktan sonra, ön inceleme için bir duruşma günü tespit ederek taraflara bildirir. Çıkarılacak davetiyede, duruşma davetiyesine ve sonuçlarına ilişkin diğer hususlar yanında, taraflara sulh için gerekli hazırlığı yapmaları, duruşmaya sadece taraflardan birinin gelmesi ve yargılamaya devam etmek istemesi durumunda, gelmeyen tarafın yokluğunda yapılan işlemlere itiraz edemeyeceği ve diğer tarafın, onun muvafakati olmadan iddia ve savunmasını genişletebileceği yahut değiştirebileceği ayrıca ihtar edilir.” şeklinde düzenlenmiştir.
41. 7251 sayılı Kanun’un 13. maddesiyle yapılan değişiklikle birlikte anılan madde; “(1) Mahkeme, dilekçelerin karşılıklı verilmesinden ve yukarıdaki maddelerde belirtilen incelemeyi tamamladıktan sonra, ön inceleme için bir duruşma günü tespit ederek taraflara bildirir. (Değişik cümle:22/7/2020-7251/13 md.) Çıkarılacak davetiyede aşağıdaki hususlar ihtar edilir:
a) Duruşma davetiyesine ve sonuçlarına ilişkin diğer hususlar.
b) Tarafların sulh için gerekli hazırlığı yapmaları.
c) Duruşmaya sadece taraflardan birinin gelmesi ve yargılamaya devam etmek istemesi durumunda gelmeyen tarafın yokluğunda yapılan işlemlere itiraz edemeyeceği.
ç) Davetiyenin tebliğinden itibaren iki haftalık kesin süre içinde tarafların dilekçelerinde gösterdikleri, ancak henüz sunmadıkları belgeleri mahkemeye sunmaları veya başka yerden getirtilecek belgelerin getirtilebilmesi amacıyla gereken açıklamayı yapmaları, bu hususların verilen süre içinde yerine getirilmemesi hâlinde o delile dayanmaktan vazgeçmiş sayılacaklarına karar verileceği.” şeklinde düzenlenmiştir.
42. 6100 sayılı Hukuk Muhakemeleri Kanunu’nun 139. maddesinin yeni düzenlemesine bakıldığında, dilekçelerin teatisi aşamasının tamamlanması ve tarafların ön inceleme duruşmasına davet edilmesi yine iki farklı aşama olarak korunmaya devam edilmiştir. Fakat değişiklikle birlikte, eksik delillerin sunulması ve başka yerden getirtilecek delillere ilişkin açıklama yapılması ihtarının artık ön inceleme duruşması davetiyesi ile birlikte yapılacağı düzenlenmiştir.
43. Ön inceleme aşamasına ilişkin genel açıklamalardan sonra basit yargılama usulünde HMK’nın “Ön inceleme ve tahkikat” başlıklı 320. maddesinin;
“(1) Mahkeme, mümkün olan hâllerde tarafları duruşmaya davet etmeden dosya üzerinden karar verir.
(2) Daha önce karar verilemeyen hâllerde mahkeme, ilk duruşmada dava şartları ve ilk itirazlarla hak düşürücü süre ve zamanaşımı hakkında tarafları dinler; daha sonra tarafların iddia ve savunmaları çerçevesinde, anlaştıkları ve anlaşamadıkları hususları tek tek tespit eder. Uyuşmazlık konularının tespitinden sonra hâkim, tarafları sulhe veya arabuluculuğa teşvik eder. Tarafların sulh olup olmadıkları, sulh olmadıkları takdirde anlaşamadıkları hususların nelerden ibaret olduğu tutanağa yazılır; tutanağın altı hazır bulunan taraflarca imzalanır. Tahkikat bu tutanak esas alınmak suretiyle yürütülür.
(3) Mahkeme, tarafların dinlenmesi, delillerin incelenmesi ve tahkikat işlemlerinin yapılmasını yukarıdaki fıkrada belirtilen duruşma hariç, iki duruşmada tamamlar. Duruşmalar arasındaki süre bir aydan daha uzun olamaz. İşin niteliği gereği bilirkişi incelemesinin uzaması, istinabe yoluyla tahkikat işlemlerinin yürütülmesi gibi zorunlu hâllerde, hâkim gerekçesini belirterek bir aydan sonrası için de duruşma günü belirleyebilir ve ikiden fazla duruşma yapabilir.
(4) Basit yargılama usulüne tabi davalarda, işlemden kaldırılmasına karar verilmiş olan dosya, yenilenmesinden sonra takipsiz bırakılırsa, dava açılmamış sayılır” şeklinde düzenlendiğini belirtmek gerekmektedir.
44. 6100 sayılı Hukuk Muhakemeleri Kanunu’nun 322. maddesi atfı ile basit yargılama usulünde de uygulama alanı bulan HMK’nın “Ön İnceleme duruşması” başlıklı 140. maddesinin, 7251 sayılı Kanunun 14. maddesi ile değiştirilmeden önceki 5. fıkrasına göre; ön inceleme duruşmasında, taraflara dilekçelerinde gösterdikleri, ancak henüz sunmadıkları belgeleri mahkemeye sunmaları veya başka yerden getirtilecek belgelerin getirtilebilmesi amacıyla gereken açıklamayı yapmaları için iki haftalık kesin süre verilir. Bu hususların verilen kesin süre içinde tam olarak yerine getirilmemesi hâlinde, o delile dayanmaktan vazgeçilmiş sayılmasına karar verilir. Yapılan değişiklikle ise 5. fıkra; “139 uncu madde uyarınca yapılan ihtara rağmen dilekçelerinde gösterdikleri belgeleri sunmayan veya belgelerin getirtilmesi için gerekli açıklamayı yapmayan tarafın bu delillere dayanmaktan vazgeçmiş sayılmasına karar verilir.” şeklinde düzenlenmiştir.
45. Burada vurgulanması gereken husus özellikle 140. maddede “dilekçelerinde gösterdikleri” ibaresinin kullanılmış olmasıdır. HMK’nın 140. maddesinin gerekçesinde belirtildiği üzere taraflar, delil olarak dayandıkları belgeleri dilekçelerine ekleyerek vermek ya da başka yerden getirilecekse, bunu belirtmek zorundadırlar. Şayet taraflar, bu konuda yapmaları gereken işlemleri eksik bırakmışlarsa, tahkikata başlamadan önce taraflara son kez kısa bir süre verilerek bu eksiklikleri tamamlamaları düşünülmüştür. Taraflar bu şanslarını da doğru kullanamazlarsa artık tahkikat mevcut delillerle yürütülecek ve tarafların o delile dayanmaktan vazgeçtikleri kabul edilecektir.
46. 6100 sayılı Hukuk Muhakemeleri Kanunu’nun 140/5. maddesi, ön inceleme duruşmasında dahi, dava ve cevap dilekçesinde gösterilmiş olmayan belgenin ikamesine izin vermemiştir. Zira şeklî gerçeği arayan özel hukuk yargılamasında, ilişkinin maddi gerçeği değil, özel hukukun biçtiği kalıplara uygunluğu incelenecektir. Böyle bir kalıbı ispat eden belgeyi delil olarak zikretmeyen tarafın, hak arama özgürlüğünü doğru biçimde kullandığından söz edilemez. Hakkını etkin biçimde kullanma çabasını başlangıçta göstermeyen tarafın, sonradan belgeyi delil olarak kullanmak istemesi, uyuşmazlığın netleşmesini de çözümünü de geciktirecektir. Üstelik böyle bir belgenin dava veya cevap dilekçesinde zikredilmiş olması, uzlaşmayı kolaylaştırabilecekken, bu imkân da kaybedilmiş olacaktır. Böyle olunca, uyuşmazlığın süratle çözümlenmesinden beklenen kamu yararı zedelenecektir. O hâlde, dava ve cevap dilekçelerinde gösterilmemiş bulunan belge delillerinin, ön inceleme duruşması da dâhil olmak üzere sonradan ikame edilmesi, ancak 145. maddede belirtilen şartlarla mümkündür.
47. 6100 sayılı Hukuk Muhakemeleri Kanunu'nun sisteminde, uyuşmazlık döneminde yürürlükte bulunan HMK’nın 140/5. maddesi dikkate alındığında ön inceleme duruşmasında tayin edilen kesin süreye uyulmaması, vazgeçme yaptırımına bağlanarak, davayı uzatıcı bu kötüniyetli davranışlar engellenmeye çalışılmıştır. Zira dilekçelere eklenip sunulmamış, daha sonra ön incelemede ek olarak bildirilen süre içinde de verilmemiş delillere, tahkikat içinde kural olarak dayanılamaz. Tahkikatın amacı, kural olarak, delil toplamak değil, delilleri incelemek ve değerlendirmektir; aksi hâlde tahkikat tamamlanamaz ve yargılama uzar.
48. Ancak istisnaen belirli koşulların gerçekleşmesi kaydıyla taraflar gerek ön inceleme gerekse de tahkikat aşamasında yeni delil gösterebilme olanağına sahiptirler. Nitekim bu husus, HMK’nın “Sonradan delil gösterilmesi” başlığını taşıyan 145. maddesinde “(1) Taraflar, Kanunda belirtilen süreden sonra delil gösteremezler. Ancak bir delilin sonradan ileri sürülmesi yargılamayı geciktirme amacı taşımıyorsa veya süresinde ileri sürülememesi ilgili tarafın kusurundan kaynaklanmıyorsa, mahkeme o delilin sonradan gösterilmesine izin verebilir.” şeklinde düzenlenmiştir.
49. Tarafların Kanun’da belirtilen süreden sonra delil gösteremeyeceklerine ilişkin kurala getirilen istisnanın, dava ve cevap dilekçelerinde hiç delil bildirmeyen, ön inceleme aşamasında veya çıkarılacak davetiye üzerine delillerini sunmayan veya toplanması için gerekli işlemleri yapmayan tarafın tahkikat aşamasında delil bildirme haklarının olduğu şeklinde anlaşılması mümkün değildir.
50. Bu kapsamda delilin sonradan sunulması, o delile daha önceden ulaşılamamasına ya da o delilin varlığı hakkında mazur görülebilir bir bilgisizliğe, bir engellemeye vs. dayanıyorsa mümkündür. Tarafın salt ihmalkârlığı, yeterince araştırmaması, davayı uzatma amacı, davayı önemsememesi, kötü niyeti gibi hususlarla o delili sunmaması hâlinde sonradan delil sunulması kabul edilemez, artık o delilden vazgeçmiş sayılır (Atalay, Oğuz; Pekcanıtez Usul Medeni Usul Hukuku, Cilt II, 15. Bası, İstanbul 2017, s.1760).
51. 6100 sayılı Hukuk Muhakemeleri Kanunu’nun 31. maddesi gereğince hâkim de, davayı aydınlatma ödevi uyarınca maddi ya da hukukî açıdan belirsiz gördüğü hususlar açısından ihtiyaç duyduğu takdirde taraftan yeni delil göstermesini isteyebilir.
52. Görüldüğü üzere, HMK’nın sistematiği içinde tahkikat aşamasına geçilmezden evvel tarafların uyuşmazlık konularının ve bu uyuşmazlıkların çözümü için ileri sürdükleri delillerin daha işin en başında belirlenerek tahkikatın etkin bir şekilde yapılmasının hedeflendiği anlaşılmaktadır.
53. Ön inceleme aşamasında tarafların anlaşıp anlaşamadıkları konuları belirleyen ve hangi vakıaların uyuşmazlık konusu olduğunu tespit eden ve bunu tutanağa geçiren mahkemenin, tahkikat aşamasında yapacağı faaliyet (iş), uyuşmazlık konusu olayları incelemek, bunlar hakkında tarafların gösterdiği delilleri, ileride vereceği hükme esas almak üzere ispat hukuku kurallarına göre değerlendirmektir (Yılmaz, s. 901).
54. Taraflar, tahkikat aşamasında kural olarak iddia ve savunmalarını genişletip değiştiremezler; yani yeni vakıa ileri süremezler ve eski vakıaların yerine yeni vakıalar ikame edemezler. Bunun yapılabilmesi ancak karşı tarafın açık muvafakati, bunun mümkün olmaması durumunda da ıslah suretiyle gerçekleştirilebilir.
55. Kanun koyucunun, belli şartların varlığı hâlinde, taraflara yargılamanın daha sonraki aşamalarında delil ileri sürebilmeleri için istisnai bir düzenleme getirmesinin gerekçesi, adil yargılanma hakkının bir unsurunu oluşturan “hukukî dinlenilme hakkı”dır (Yılmaz, s.3032).
56. 6100 sayılı Hukuk Muhakemeleri Kanunu’nun 322. madde yollamasıyla uygulanması mümkün olan HMK’nın 145. maddesindeki koşulların bulunması hâlinde, sonradan gösterilen delillerin basit yargılama usulünde de incelenmesi mümkündür.
C. İspat ve Belge Delili
57. Bilindiği üzere, dava konusu edilen bir hakkın ve buna karşı yapılan savunmanın dayandığı vakıaların (olguların) var olup olmadıkları hakkında mahkemeye kanaat verilmesi işlemine ispat denir. İspatın konusunu tarafların üzerinde anlaşamadıkları ve uyuşmazlığın çözümüne etkili olabilecek vakıalar oluşturur ve bu vakıaların ispatı için delil gösterilir (HMK m. 187/1).
58. Vakıa (olgu), kendisine hukuki sonuç bağlanmış olaylardır (03.03.2017 tarihli ve 2015/2 E., 2017/1 K. sayılı Yargıtay İçtihadı Birleştirme Kararı).
59. 6100 sayılı Hukuk Muhakemeleri Kanunu’nun 189. maddesinin 1. fıkrasında da belirtildiği üzere “Taraflar, kanunda belirtilen süre ve usule uygun olarak ispat hakkına sahiptir.”. Madde gerekçesine göre de, “...ispat hakkı kavramı, kanunî sınırları belirtilmek suretiyle, bir davanın her iki tarafına da tanınmış olmaktadır. Böylece ispat, bu maddede taraflar bakımından sadece bir yük olmanın ötesinde aynı zamanda kanunî bir hak olarak düzenlenmiştir.”.
60. Belirtmek gerekir ki, sadece taraflarca ileri sürülen ve dayanılan vakıalar, ispatın konusunu oluşturur. Taraflarca getirilen vakıaların hukuki nitelendirmesini yapmak hâkime ait ise de kural olarak taraflarca ileri sürülmeyen vakıaları hâkim araştıramaz ve bunların ispatını da isteyemez. Usul hukukumuza hâkim olan ve HMK'nın 25. maddesinde düzenlenen "Taraflarca getirilme ilkesi" uyarınca kanunda öngörülen istisnalar dışında hâkim, iki taraftan birinin söylemediği şeyi veya vakıaları kendiliğinden dikkate alamaz ve onları hatırlatabilecek davranışlarda dahi bulunamaz.
61. Nitekim bu ilkeye uygun olarak HMK'nın "Dava dilekçesinin içeriği" başlıklı 119. maddesinin 1. fıkrasının (e) bendinde "Davacının iddiasının dayanağı olan bütün vakıaların sıra numarası altında açık özetleri"nin gösterilmesi gerektiği düzenlendiği gibi, "Cevap dilekçesinin içeriği" başlıklı 129. maddesinin 1. fıkrasının (d) bendinde de "Davalının savunmasının dayanağı olan bütün vakıaların sıra numarası altında açık özetleri"nin bulunması gerektiği hüküm altına alınmıştır. Görüldüğü üzere, davacı dava dilekçesinde talep sonucunu haklı göstermeye yarayan yani davanın temelini oluşturan maddi vakıaları yazmak zorundadır. Aynı ilke uyarınca davalı da cevap dilekçesinde savunmasının dayanağını oluşturan vakıaları sunmak zorundadır. Böylece davacı iddiasını, davalı da savunmasını somutlaştırmış olacaktır.
62. Uygulamada genel geçer ifadelerle somut vakıalara dayanmadan davaların açılıp yürütülmesinin önüne geçmek amacıyla HMK'da yeni bir düzenleme yapılmış ve 194. maddenin 1. fıkrasında "Taraflar, dayandıkları vakıaları, ispata elverişli şekilde somutlaştırmalıdırlar." hükmüne yer verilmiştir. Aynı maddenin 2. fıkrasında ise somutlaştırma yükünün delillerle ilişkisi ortaya konulmuş ve tarafların, dayandıkları delilleri ve hangi delilin hangi vakıanın ispatı için gösterildiğini açıkça belirtmek zorunda oldukları düzenlenmiştir (HMK m. 194/2).
63. Bu aşamada, belge delili üzerinde de kısaca durmak yararlı olacaktır.
64. Türk Hukuk Lûgatında belge “Bir gerçeği doğrulayan yazı, fotoğraf, resim, film vb. (Kanıt)” olarak tanımlanmıştır (Türk Hukuk Lûgatı Türkçe-Türkçe Cilt I, Ankara 2021, s. 147).
65. Öncelikle belirtmek gerekir ki, mülga HUMK’da yer almayan “belge” kavramı ilk kez HMK’nın “İspat ve Deliller” başlıklı dördüncü kısmının “Belge ve Senet” başlıklı ikinci bölümünde düzenlenmiştir. HMK’nın “Belge” başlıklı 199. maddesi “Uyuşmazlık konusu vakıaları ispata elverişli yazılı veya basılı metin, senet, çizim, plan, kroki, fotoğraf, film, görüntü veya ses kaydı gibi veriler ile elektronik ortamdaki veriler ve bunlara benzer bilgi taşıyıcıları bu Kanuna göre belgedir.” şeklindedir.
66. “Belge” bir üst kavram olarak senet kavramını da içermektedir. Buna göre, ilişkin olduğu vakıaları ispata elverişli her türlü bilgi taşıyıcısı belge olarak nitelendirilir (Atalı, Murat/Ermenek, İbrahim/Erdoğan, Ersin: Medeni Usul Hukuku, 4. Baskı, Ankara 2021, s.520). Kanun koyucunun belgeyi tanımlamasının sebebi senet ile diğer belgelerin birbirine karıştırılmasının önüne geçmektedir. HMK m. 199 hükmüne belgeler sayılırken, bunların en tipik (rastlanır) olanlarına yer verilmiştir. Burada sınırlı bir sayımdan kaçınılmasının sebebi, bu konuda olası gelişmelere engel olmamaktır (Görgün, Şanal/ Börü, Levent/Kodakoğlu, Mehmet: Medenî Usul Hukuku, 10. Baskı, Ankara 2021, s. 485).
67. Bir kimsenin vücuda getirdiği, bir hukukî işlemi ya da vakıayı konu alan ve kendi aleyhine delil teşkil eden yazılı belgeye ise “senet” denir (Tanrıver, Süha: Medeni Usûl Hukuku Cilt I, Ankara 2021, s.914). Bu noktada, senetle belge arasındaki ayırıma da dikkat çekmek gerekir. Özellikle iradenin dış âlemde varlık kazanmasını sağlayan şey, çok genel anlamıyla belge olarak kabul edilebilir; ancak her belge kanun anlamında belge sayılmaz. Örneğin; fotokopi, faks metinleri birer belgedir, ancak senet sayılmaz. Buna karşılık, HMK’nın 200. maddesinde sayılan unsurları içeren senet, aynı zamanda bir belgedir. Demek ki, belge 199. maddede sayılanlar yanında senedi de kapsayan bir üst kavramdır (Erdönmez, Güray; Pekcanıtez Usûl Medeni Usûl Hukuku, Cilt II, 15. Bası, İstanbul 2017, s.1772).
68. Bir tarafın delil olarak dayandığı belgeyi mahkemeye ibraz etmesi, hem ispat hakkının (delil gösterme ve delile ulaşma hakkının) bir parçası, hem de delil gösterme yükünün bir sonucudur. HMK, yargılamanın farklı aşamalarında, dayanılan belgelerin mahkemeye ibraz ile ilgili hükümler sevk etmiştir. Yukarıda da açıklandığı üzere dilekçeler aşamasında 121. maddede; ön inceleme aşamasında 140. maddenin 5. fıkrasında; tahkikat aşamasında ise 145. maddede belgelerin ibrazı ile ilgili düzenlemeler mevcuttur.
69. 6100 sayılı Hukuk Muhakemeleri Kanunu’nun “Mahkemece belge aslının istenmesi ve geri verilmesi” başlıklı 216. maddesinde ise;
“(1) Belgenin sadece örneğinin mahkemeye verildiği durumlarda, mahkeme kendiliğinden veya taraflardan birinin talebi üzerine belgenin aslının verilmesini de isteyebilir.
(2) Belgenin aslını elinde bulunduran taraf, üçüncü kişi veya resmî makamlar, istenmesi hâlinde bunu mahkemeye vermek zorundadır.
(3) Mahkeme, belge aslının verilmesi durumunda, belgenin saklanması için gerekli tedbirleri alır veya istendiğinde tekrar verilmek üzere belgeyi ibraz edene geri verebilir.
(4) Taraflardan biri elindeki belgenin aslını mahkemeye verirse, bu belgenin geri verilmesini talep edebilir. Bu takdirde hâkim, belgenin aslının verilip verilmeyeceğine karar verir. Geri verilmesine karar verildiğinde, aslına uygun olduğu mahkeme mührü ve yazı işleri müdürünün imzasıyla onanmış örneği dosyaya konur.” düzenlemesine yer verilmiştir. Özellikle belge suretinin tereddütlü olması hâlinde aslının görülmesi ve incelemesi gerekmektedir.
D. Somut Olayın Değerlendirilmesi
70. Somut uyuşmazlıkta davacı vekili, ücret bordrolarındaki imzaların bazılarının müvekkiline ait olmadığını, bazı bordroların müvekkilinin arkadaşları, bazılarının ise muhasebeciler tarafından imzalandığını ileri sürmüş, davalı vekili ise davacının fazla çalışma yapması durumunda ve ayrıca çalıştığı genel tatil günlerine ait ücretlerim tahakkuk yapılarak ödendiğini savunmuştur.
71. Davalı işveren vekili cevap dilekçesinde delil olarak işyeri şahsi sicil dosyası ile ücret bordrolarına da dayandığını belirtmiş, mahkemece de tensip tutanağında belirtilen bu belgelerin istenilmesine dair ara karar oluşturulmuştur.
72. Öncelikle belirtmek gerekir ki, imzalı ücret bordrosunda tahakkuk bulunan fazla çalışma ile ulusal bayram ve genel tatil ücreti alacaklarının ödendiği varsayılır. İşçinin imzasını içermeyen ücret bordrolarında fazla çalışma ile ulusal bayram ve genel tatil ücreti tahakkuku yer alması ve tahakkukta yer alan miktarların karşılığının banka hesabına ödenmesi hâlinde ise bordrolarda yer alan fazla çalışma ile ulusal bayram ve genel tatil ücreti ödeme tutarları hesaplamadan mahsup edilmelidir. Buna göre, somut olay bakımından ücret bordrolarının ilgili aya ait fazla çalışma ile ulusal bayram ücretinin ödendiği savunmasına ilişkin olarak sunulduğu açıktır.
73. Diğer taraftan, davalı vekili tarafından kanuni süre içerisinde işyeri şahsi sicil dosyası ile ücret bordrolarının fotokopi şeklinde dosyaya ibraz edildiği, ücret bordrolarının bir kısmında fazla çalışma ücreti ile ulusal bayram ve genel tatil ücreti tahakkuk ettirildiği, bordroların altında imza yer almakla birlikte davacı vekilinin imza itirazında bulunduğu görülmüştür.
74. Mahkemece davacı tarafın imza itirazında bulunması üzerine 08.10.2015 tarihli duruşmada “Davalı vekiline bordro asıllarını sunmak üzere 2 haftalık süre verilmesine” dair ara karar kurulduğu, davalı vekilince 22.10.2015 tarihli dilekçe ile davacıya ait bordro asıllarının müvekkilinin arşivinden temin edilemediği, bunun için araştırmanın devam ettiği; 05.11.2015 havale tarihli dilekçe ile de bordro asıllarının temin edilmesi hâlinde ibraz hakkını saklı tuttuklarını, müvekkilinin yaklaşık on bin çalışanının bulunduğu, belirli zaman aralıklarında belirli arşivlerde muhafaza edilmesi nedeniyle imzalı bordroların bulunamadığı belirtilerek dilekçe ekinde imzasız bordro örneklerinin sunulduğu, bankaya yazılan müzekkere sonrasında da davacıya ait hesap özetinin dosya içerisine alındığı anlaşılmaktadır.
75. Bununla birlikte, mahkemece 04.02.2016 tarihli duruşmada imzasız bordrolarda tahakkuk bulunan ve banka kayıtları ile ödendiği anlaşılan fazla çalışma ile ulusal bayram ve genel tatil ücretlerinin mahsup edilerek bakiye alacakları gösteren ek bilirkişi raporu alınması yönünde ara karar kurulmuş ve ek raporun taraf vekillerine tebliğ edilmesinden sonra davalı vekili 03.05.2016 tarihli dilekçesiyle rapora karşı itirazları ile birlikte davacıya ait imzalı ücret bordrolarının asıllarını ibraz ederek aynı tarihli duruşmada da beyanlarını yinelemiş, mahkemece bordro asıllarının incelemesinde imzaların birbirinden farklılık arz ettiği tutanağa geçirilmek suretiyle yargılama sona erdirilerek karar verilmiştir.
76. Öncelikle ifade etmek gerekir ki, davalı vekili tarafından iki haftalık süre geçtikten sonra bordro asıllarının sunulması üzerine mahkemece yukarıda açıklanan gerekçe ile ücret bordrosu asılları dikkate alınmaksızın sonuca gidilmiş ise de, kanuni süresi içerisinde sunulan cevap dilekçesinde ücret bordrolarına delil olarak dayanıldığından ve bordroların fotokopileri dosyaya ibraz edildiğinden söz konusu belgelerin delil olarak dikkate alınması gerektiği açıktır.
77. Öte yandan davacı tarafından imza itirazında bulunulmasına göre belge asıllarının ibrazına ihtiyaç duyulduğundan, mahkemece bu durumda davalı tarafa kanuni sonuçları ihtar edilmek suretiyle kesin süre verilmesi gerekirken bu hususa riayet edilmediği görülmektedir. Bu anlamda olmak üzere, her ne kadar bozma kararında davalı vekiline iki haftalık kesin süre verildiği belirtilmiş ise de, duruşma tutanağından da açıkça anlaşıldığı üzere davalı vekiline kesin süre verilmemiştir.
78. Açıklanan bu maddi ve hukukî olgular karşısında, mahkemece davalı vekiline kanuni sonuçları açık ve tereddüde yer bırakmayacak şekilde ihtar edilerek kesin süre verilmediğinden, borcun ödendiği savunmasına dayalı olarak sunulan ücret bordrosu asıllarının delil ibrazı bakımından kanuni süre içinde sunulduğu kabul edilmeli ve bordro asılları üzerinde imza incelemesi yaptırılarak oluşacak sonuca ve dosya kapsamına göre karar verilmelidir.
79. Hâl böyle olunca direnme kararının yukarıda açıklanan bu değişik gerekçe ve nedenlerden dolayı bozulması gerekmiştir.
IV. SONUÇ:
Açıklanan nedenlerle;
Davalı vekilinin temyiz itirazlarının kabulü ile direnme kararının yukarıda açıklanan değişik gerekçe ve nedenlerden dolayı 6100 sayılı Hukuk Muhakemeleri Kanunu'nun geçici 3. maddesine göre uygulanmakta olan 1086 sayılı Hukuk Usulü Muhakemeleri Kanunu'nun 429. maddesi gereğince BOZULMASINA,
İstek hâlinde temyiz peşin harcının yatırana geri verilmesine,
Karar düzeltme yolu kapalı olmak üzere, 24.02.2022 tarihinde oy birliği ile kesin olarak karar verildi.
Eşleştirme iki kanıta dayanır: kararın kendi metnindeki madde atfı ve şerh kitaplarının o kararı hangi maddenin altında bastığı. Otomatik üretilmiştir, hukuki tavsiye değildir; kararın güncelliğini ve sonraki içtihat değişikliklerini ayrıca denetleyin.
Bu Maddeyle İlgili Sınav Sorusu
Medeni Usul Hukuku
Sonradan delil gösterilmesi ile ilgili kural ve istisna aşağıdakilerden hangisinde doğru belirtilmiştir?
A) Taraflar her aşamada delil gösterebilir.
B) Kanunda belirtilen süreden sonra delil gösterilemez; ancak yargılamayı geciktirme amacı yoksa veya kusursuzluk varsa mahkeme izin verebilir.
C) Sonradan delil gösterilmesi sadece karşı tarafın rızası ile mümkündür.
D) Sonradan delil gösterilmesi sadece ıslah ile mümkündür.
E) Kamu düzenini ilgilendiren davalar dışında sonradan delil gösterilemez.