Hukuk Muhakemeleri Kanunu 154. maddesi, Hukuksal Eğitim mevzuat kütüphanesinde tam metin olarak yayımlanmıştır. Aşağıda maddenin tam metni, maddeyle eşleşen yüksek mahkeme kararları ve bu maddeden çıkmış sınav soruları yer alır. Ham metin için adresin sonuna /raw ekleyin.
Madde Metni
MADDE 154- (1) Hâkim, tahkikat ve yargılama işlemlerinin icrasıyla, iki tarafın ve diğer ilgililerin sözlü açıklamalarını, gerekirse özet olarak zabıt kâtibi aracılığıyla tutanağa kaydettirir.
(2) Taraflar veya diğer ilgililer sözlü açıklamalarını hâkimin izniyle doğrudan da tutanağa yazdırabilir.
(3) Aşağıdaki hususlar mutlak olarak tutanağa yazılır:
a) Mahkemenin adı, duruşmanın açıldığı yer, gün ve saat.
b) Hâkim, zabıt kâtibi, hazır bulunan taraflar ve varsa vekilleri, kanuni temsilcileri, fer’î müdahil ve tercümanın ad ve soyadları.
c) Yargılamanın aleni ya da gizli yapıldığı.
ç) Beyanda bulunana okunmak ve imzası alınmak kaydıyla ikrar, yeminin edası, davanın geri alınmasına muvafakat, davadan feragat, davayı kabule ilişkin beyanlar ve sulh müzakereleri ile sonucu.
d) Beyanda bulunana okunmak kaydıyla taraf, tanık, bilirkişi veya uzman kişi beyanı.
e) Duruşma dışında yapılan işlemlerin özeti.
f) Tarafların sundukları belgelerin neler olduğu.
g) Tarafların soruşturmaya ilişkin istekleri ile diğer kanunların tutanağa yazılmasını emrettiği konular.
ğ) Ara kararları ve hükmün sonucu.
h) Karar veya hükmün açıklanma biçimi.
(4) Tutanakta sözü edilen veya dosyaya konduğu belirtilen belgeler de tutanağın eki sayılır.
(5) Tahkikat ve yargılama sırasında yapılan işlemler teknik araçlarla kayda alınırsa, bu durum bir tutanakla tespit olunur.
Tutanağın imzalanması ve imza atamayanların durumu
Bu Maddeyle İlgili Yüksek Mahkeme Kararları
7 karar eşleşti
11. Hukuk Dairesi, 2018/5809 E., 2019/7176 K.
orta eşleşmeKarar metninde maddeye atıf varBÖLGE ADLİYE MAHKEMESİ 21. HUKUK DAİRESİ
Ancak, HMK'nın 154/ç maddesinde de belirtildiği üzere tutanağın ikrara ilişkin bölümünün ikrar eden tarafın önünde okunarak imza ettirilmesi ikrar için geçerlilik şartıdır.
11. Hukuk Dairesi 2018/5809 E. , 2019/7176 K.
"İçtihat Metni"
MAHKEMESİ : BÖLGE ADLİYE MAHKEMESİ 21. HUKUK DAİRESİ
Taraflar arasında görülen davada Ilgaz Asliye Hukuk Mahkemesince verilen 22/11/2017 tarih ve 2016/153 E- 2017/93 K. sayılı kararın davacı vekili tarafından istinaf edilmesi üzerine, istinaf isteminin kabulüne dair Ankara Bölge Adliye Mahkemesi 21. Hukuk Dairesi'nce verilen 19/10/2018 tarih ve 2018/530 E- 2018/1088 K. sayılı kararın Yargıtay'ca incelenmesi davalı vekili tarafından istenmiş ve temyiz dilekçesinin süresi içinde verildiği anlaşılmış olmakla, dava dosyası için Tetkik Hakimi ... tarafından düzenlenen rapor dinlendikten ve yine dosya içerisindeki dilekçe, layihalar, duruşma tutanakları ve tüm belgeler okunup, incelendikten sonra işin gereği görüşülüp, düşünüldü:
Davacı vekili; taraflar arasında 10/02/2015 tarihli bir sözleşme yapıldığını, bu sözleşme gereğince davacının ortağı olduğu şirketteki hisselerinin % 50'sini davalıya devretmeyi taahhüt etmesine karşılık davalının da 55.000.- TL ödemeyi kabul etttiğini, 01/03/2015 tarihli hisse devir sözleşmesi ile davacının hisselerini davalıya devrettiğini, bu devrin 15/04/2015 tarhli Ticaret Sicil Gazetesinde tescil ve ilan edildiğini, ancak davalının ödemeyi taahhüt ettiği hisse devir bedeli karşılığı olan 55.000.- TL'yi bugüne kadar ödemediğini ileri sürerek 55.000.- TL'nin dava tarihinden itibaren işleyecek yasal faizi ile birlikte davalıdan tahsilini talep ve dava etmiştir.
Davalı, davaya cevap vermemiştir.
İlk derece mahkemesince, iddia, savunma ve dosya kapsamına göre; davacı ve davalı arasında 01/03/2015 tarihli anonim şirket hisse devri protokülünün imzalandığı, hisse devrinin 01/03/2015 tarihinde gerçekleştiği, davacının protokolde "... devir bedelini haricen bugün nakden ve peşinen tahsil eyledim, bu hususta bir alacağımın kalmadığını, devre bahis hisselerin bugünden sonra devir alana ait bulunduğunu" beyanının yer aldığı, davacı tarafça sözleşmenin altındaki imzanın da inkar edilmediği, davacının ödemenin kendisine yapılmadığına dair HMK 200. madddesi kapsamında bir delil sunmadığı gerekçesiyle davanın reddine karar verilmiştir.
Karara karşı davacı vekili tarafından istinaf kanun yoluna başvurulmuştur.
Bölge Adliye Mahkemesi'nce; davalı vekilinin sunduğu dilekçeler ve duruşmadaki beyanlarından taraflar arasındaki hisse devrine ilişkin 10/02/2015 tarihli sözleşmeyi ve sözleşmede kararlaştırılan 55.000,00 TL'nin davacıya ödenmediğini ikrar ettiği, ödenmeme nedenini ise davacının davalıya ödemesi gereken bedelin ödememesine ve davalı tarafça davacıya ait elektrik, su, kira borçlarının ödenmiş olması nedeniyle bu miktarların davacı alacağından mahsup edilmesi şeklinde açıkladığı, davalı vekilinin beyanlarının bileşik ikrar niteliğinde olduğu bu durumda ispat yükünün davalı tarafta olduğu, davalı yanca savunmalarını ispatlayacak herhangi bir delil sunulmadığı, takas ve mahsup talebinin de bulunmadığı gerekçesiyle davacı vekilinin istinaf başvurusunun kabulü ile ilk derece mahkemesi kararının HMK'nın 353/(1).b-2 maddesi uyarınca kaldırılmasına, davanın kabulü ile 55.000.- TL'nin dava tarihinden itibaren işleyecek yasal faizi ile birlikte davalıdan tahsiline karar verilmiştir.
Kararı, davalı vekili temyiz etmiştir.
Dava, anonim şirket hissesi devir bedelinin davalıdan tahsili istemine ilişkin olup, mahkemece, taraflar arasında düzenlenen 01/03/2015 tarihli hisse devir protokolü uyarınca davacının hisse devir bedelini tahsil ettiği gerekçesiyle davanın reddine karar verilmiş, davacının istinaf istemi üzerine bölge adliye mahkemesince de, davalının hisse devir bedelini ödemediğini ikrar ettiği, ispat yükünün davalı tarafa geçtiği, davalının ispata yarar delil sunmadığı gerekçesiyle yerel mahkeme kararı kaldırılarak davanın kabulüne karar verilmiştir.
Davacı 10/02/2015 tarihli “Sözleşme” başlıklı belgeye dayanarak 55.000.- TL'nin tahsilini talep etmiştir. Davalı ise davacıdan hisse devraldığını kabul etmekle birlikte hisse devir bedelinin sonraki tarihte (01/03/2015) düzenlenen “Anonim Şirket Hisse Devri Protokolü” başlıklı belgede belirtildiği üzere davacıya ödendiğini, ayrıca davacının ödemesi gereken bedelleri ödemediğini, şirketin borçlarını kendisinin ödediğini savunmuştur. Davacının delil olarak dayandığı sözleşmeye göre şirketin ortaklık yapısı %50 - %50 olarak kararlaştırılmış olup, davacının %50 hisseye tekabül olarak 165.00 TL ödeyeceği, davalı ...’nın ise 55.000.- TL ödeyeceği kararlaştırılmıştır. Anılan sözleşmeden söz konusu bedellerin belgeyi düzenleyenler tarafından kime ödenmesi gerektiği, şirkete mi yoksa tarafların birbirlerine mi ödeyecekleri anlaşılamamaktadır. Ancak, davalı da bu sözleşmeye itirazı olmadığını, fakat bu sözleşmeden sonra düzenlenen 01.03.2015 tarihli protokolde de belirtildiği üzere davacının hisse devir bedelini tamamen tahsil ederek kendisini ibra ettiğini savunmaktadır. Davalının delil olarak dayandığı protokole göre; 01/03/2015 tarihinde davacı, davalıya hisse devretmiş ve aynı gün davacı devir bedelini nakden ve peşinen tahsil etmiş, başkaca da bir alacağı kalmamıştır.
HMK'nın 188. madddesi gereğince, tarafların veya vekillerinin mahkeme önünde ikrar ettikleri vakıalar, çekişmeli olmaktan çıkar ve ispatı gerekmez. Mahkeme içi ikrar, mahkeme önünde sözlü olarak da yapılabilir. Ancak, HMK'nın 154/ç maddesinde de belirtildiği üzere tutanağın ikrara ilişkin bölümünün ikrar eden tarafın önünde okunarak imza ettirilmesi ikrar için geçerlilik şartıdır. Somut olayda, davacının delili olan ve davalı tarafından kabul edilen 10.02.2015 tarihli belgeden sonra yine taraflar arasında düzenlenen 01.03.2015 tarihli belgede davacı, hisse devir bedelini tamamen tahsil ettiğini, başkaca bir alacağı kalmadığını bildirmiştir. Davalı vekilinin 05.04.2017 tarihli mahkeme zaptındaki beyanı, aslında hisse devir bedelini ödemediğine ilişkin açık bir ikrar olmadığı gibi usulünce davalı vekiline okunup imzası da alınmamıştır. Bu durumda, bölge adliye mahkemesince bu beyanın ikrar olarak nitelendirilip bu gerekçeyle davanın kabulü doğru olmayıp, bozmayı gerektirmiştir.
SONUÇ: Yukarda açıklanan nedenlerle, davalı vekilinin temyiz isteminin kabulü ile Bölge Adliye Mahkemesi kararının BOZULMASINA, HMK'nın 373/2. maddesi uyarınca dava dosyasının Bölge Adliye Mahkemesi'ne gönderilmesine, ödediği peşin temyiz harcının isteği halinde temyiz edene iadesine, 13/11/2019 tarihinde oybirliğiyle karar verildi.
Diğer kararlar (4)
23. Hukuk Dairesi, 2014/5510 E., 2015/1957 K.
orta eşleşmeKarar metninde maddeye atıf varAsliye Hukuk Mahkemesi
tam metni aç
sayılı ilamında da açıklandığı üzere; 6100 sayılı HMK'nın 154/ç maddesi uyarınca feragat edenin imzasının alınması koşulu ile davadan feragat, davaya son veren taraf işlemlerinden biri olup, davanın taraflarından birinin (davacının) netice-i talebinden vageçmesidir (HMK.
23. Hukuk Dairesi 2014/5510 E. , 2015/1957 K.
"İçtihat Metni"
MAHKEMESİ :Asliye Hukuk Mahkemesi
Taraflar arasındaki sıra cetveline itiraz davasının bozma kararına uyularak yapılan yargılaması sonunda ilamda yazılı nedenlerden dolayı davanın reddine yönelik olarak verilen hükmün süresi içinde davacı vekilince temyiz edilmesi üzerine dosya incelendi, gereği konuşulup düşünüldü.
- K A R A R -
Davacı vekili, sıra cetvelinde pay ayrılan davalının alacağının gerçek bir alacak olmadığını ileri sürerek, davalının sıra cetvelinden çıkarılmasını talep ve dava etmiştir.
Davalı vekili, müvekkilinin takip borçlusuna zeytin sattığını ve karşılığında icra takibine konu 5.000,00 TL bonoyu aldığını savunarak, davanın reddini istemiştir.
Mahkemece, davalının dava dışı borçluya zeytin sattığını yazılı delille kanıtlayamadığı gerekçesiyle davanın kabulüne dair verilen karar, Dairemizin 13.09.2013 tarih ve 3528 E., 5361 K. sayılı ilamıyla, davacı vekilinin, davanın süresinde açıldığını belgelemek amacıyla sunduğu ve alacaklısı olduğu ... İcra Müdürlüğü’nün 2007/11849 Esas sayılı dosyasındaki 25.07.2011 günlü tutanakta sıra cetvelini tebellüğ ettiği, sıra cetveline yönelik bir itirazının olmadığı ve paraların bu sıra cetveline göre dağıtılmasına muvafakat ettiğinin görüldüğü, bu durumda davacının sıra cetveline itiraz hakkından vazgeçtiğinin kabulü ile bir karar oluşturmak gerekirken, hatalı değerlendirme ile davanın esasına girilerek karar verilmesinin doğru olmadığı, öte yandan, davalının zeytin tarımı, dava dışı borçlunun ise zeytin ticareti ile uğraştığı ve takip dayanağı bonoya da zeytin ticareti ile uğraştığı unvanından anlaşılan bir şirket tarafından aval verildiği, bu itibarla, tanık beyanları başta olmak üzere, davalı yanca gösterilen diğer delillerin de bono ile birlikte değerlendirilmesi ve davalı ve davacının alacak tutarlarının, davalı ile dava dışı borçlu arasında muvazaalı bir alacak oluşturulması suretiyle davacıdan mal kaçırmak kasdını gösterip göstermeyeceği üzerinde durularak bir karar verilmesi gerekirken, eksik inceleme ve hatalı değerlendirmelerle yazılı şekilde karar verilmiş olmasının da kabul şekli itibariyle isabetsiz bulunduğu belirtilmiştir.
Mahkemece bozma ilamına uyularak yapılan yargılama sonucunda, iddia, savunma ve dosya kapsamına göre, davalı yanca gösterilen delliler ile birlikte takip konusu bono birlikte değerlendirildiğinde, davalının muvazaalı bir alacak oluşturmak suretiyle davacıdan mal kaçırmak gibi bir kastının olmadığı gerekçesiyle, davanın reddine karar verilmiştir.
Kararı, davacı vekili temyiz etmiştir.
Mahkemece, Dairemizin bozma ilamına uyulmuş ise de, bozma ilamında belirtilen davacının sıra cetveline yönelik bir itirazının olmadığına ve paraların bu sıra cetveline göre dağıtılmasına muvafakat ettiğine dair 25.07.2011 tarihli tutanak değerlendirmeksizin, bozma ilamının, yapılan yanlışlıkları mahkemenin kabulüne göre tespit edip, eleştiren son paragrafına da uyularak yapılan değerlendirme ve tartışma sonucu davanın esası hakkında hüküm kurulmuştur.
Oysa, YHGK'nın 21.03.2012 tarih ve 10-20 E., 235 K. sayılı ilamında da açıklandığı üzere, bozma sebebine göre inceleme sırası gelmemekle birlikte sadece mahkemenin hükmündeki hatanın varlığına işaret eden, hükmü o yönden eleştiren, mahkemenin aynı hataya düşmemesi için ona bir tavsiye ve yol gösterme amacına yönelik bulunan ifade ve açıklamalar ile bozma ilamlarında "kabule göre de", "kabul şekli ile" veya "kaldı ki" gibi söz dizinleriyle başlayan ifadeler usul hukuku anlamında "bozma" niteliği taşımamaktadır. Yerel mahkemelerin, bozma ilamında yer alan bu tür ifade ve açıklamalara ilişkin direnme ya da uyma kararı veremeyecekleri belirgindir. Bozmada işaret edilen bu tür ifade ve açıklamalar ile eleştirilere karşı direnilmesi veya usuli anlamda bozma niteliği taşımayan bu hususlara uyulması mümkün olmadığından, aynı hususların Hukuk Genel Kurulu'nca ya da temyiz incelemesini yapmakla görevli Dairece de incelenmesi olanaklı değildir.
Öte yandan, YHGK'nın 24.04.2013 tarih ve 2012/12-1564 E, 2013/580 K. sayılı ilamında da açıklandığı üzere; 6100 sayılı HMK'nın 154/ç maddesi uyarınca feragat edenin imzasının alınması koşulu ile davadan feragat, davaya son veren taraf işlemlerinden biri olup, davanın taraflarından birinin (davacının) netice-i talebinden vageçmesidir (HMK. m. 307). Hiç kimse kendi lehine olan bir davayı açmaya zorlanamayacağı gibi (HMK. m. 24), davacı da açmış olduğu bir davayı sonuna kadar takip etmeye zorlanamaz. Feragat, davayı sona erdiren kesin bir usul işlemidir. 311. maddesi uyarınca da kesin hükmün hukuki neticelerini doğurur. 309/2. maddesi uyarınca karşı tarafın kabulüne de bağlı değildir. Feragatten dönülmesi ve HMK'nın 176. maddesine göre, ıslah yolu ile feragatin hükümsüz kılınması olanaksız ise de, irade bozukluğu hallerinde feragatin iptali istenebilir (HMK. m. 311/1-2. cümle; Kuru, B.:Hukuk Muhakemeleri Usulü, 6. Baskı, Cilt: IV, İstanbul 2001, sahife: 3646 vd.). Bilindiği gibi, feragat yalnız mevcut davadan değil, o dava ile istenen haktan da vazgeçme anlamına gelmektedir. Davadan fergat neticesinde, feragate konu hak tamamen düşer ve artık bir daha dava konusu yapılamaz. (Postacıoğlu, İ.E.: Medeni Usul Hukuku Dersleri, 6. Bası, İstanbul 1975, sahife: 479). 311. maddenin gerekçesi "feragate ilişkin irade beyanları, hata, hile veya ikrah sebeplerinden biriyle sakatlanmış ise beyanda bulunan taraf, borçlar hukuku kuralları çerçevesinde, iradeyi sakatlayan sebebi ispat etmek şartıyla, feragatin iptali için dava açabilir" şeklindedir.
İİK'nın 142/1. maddesi "Cetvel suretinin tebliğinden yedi gün içinde her alacaklı takibin icra edildiği mahal mahkemesinde alakadarlar aleyhine dava etmek suretiyle cetvel mündericatına itiraz edebilir." hükmünü içermekte olup, bu süre hak düşürücü niteliktedir. Bu durumda mahkemece, davacı vekilinin ... İcra Müdürlüğü'nün 2007/11849 E. sayılı dosyasındaki 25.07.2011 tarihli tutanakta sıra cetveline itiraz hakkından vazgeçtiği yolundaki beyanı esas alınarak, sıra cetveline itiraz hakkından, hakkın doğumundan sonra feragat ettiği, bu beyanından dönemeyeceği, buna göre sıra cetvelinin davacı yönünden kesinleştiği gözetilerek işin esasına girilmeksizin, davacı tarafın bu şekilde kesinleşen sıra
cetveline karşı itirazda bulunmakta hukuki yararının olmadığı gerekçesiyle, HMK'nın 114/1-h ve 115/2. maddesi uyarınca davanın usulden reddine karar verilmesi gerekirken, yazılı gerekçeyle reddi doğru olmamış ve gerekçeli karar başlığında 01.08.2012 olan dava tarihinin 07.11.2013 olarak yazılmış olması da hatalı olmuş ise de, sonucu itibariyle doğru olan kararın HUMK'nın 438/son maddesi gereğince gerekçesi değiştirilerek ve hüküm fıkrasının birinci bendinde yapılan yanlışlığın giderilmesi yeniden yargılama yapılmasını gerektirmediğinden, hükmün HUMK'nın 438/7. maddesi uyarınca aşağıda yazılı olduğu şekilde düzeltilerek onanması, gerekçeli karar başlığındaki dava tarihinin aşağıdaki şekilde değiştirilmesi gerekmiştir.
SONUÇ: Yukarıda açıklanan nedenlerle, davacı vekilinin temyiz itirazlarının reddi ile yerel mahkeme kararının gerekçesi değiştirilmek ve HÜKÜM fıkrasının birinci bendinde "Davacının davasının" ibaresinden sonra "hukuki yarara ilişkin dava şartı noksanlığından" ibaresinin eklenmesi suretiyle hükmün DÜZELTİLEREK ONANMASINA, gerekçeli karar başlığında dava tarihinin 01.08.2012 olarak yazılmasına, aşağıda yazılı onama harcının temyiz edenden alınmasına, kararın tebliğinden itibaren 15 gün içerisinde karar düzeltme yolu açık olmak üzere, 26.03.2015 tarihinde oybirliğiyle karar verildi.
12. Hukuk Dairesi, 2015/3937 E., 2015/19170 K.
orta eşleşmeKarar metninde maddeye atıf varİcra Hukuk Mahkemesi
tam metni aç
Diğer taraftan, 6100 sayılı HMK.nun 154.maddesinin 3.fıkrası;
12. Hukuk Dairesi 2015/3937 E. , 2015/19170 K.
"İçtihat Metni"
MAHKEMESİ :İcra Hukuk Mahkemesi
Yukarıda tarih ve numarası yazılı mahkeme kararının müddeti içinde temyizen tetkiki borçlu tarafından istenmesi üzerine bu işle ilgili dosya mahallinden daireye gönderilmiş olup, dava dosyası için Tetkik Hakimi ... tarafından düzenlenen rapor dinlendikten ve dosya içerisindeki tüm belgeler okunup incelendikten sonra işin gereği görüşülüp düşünüldü :
Alacaklı tarafından borçlular aleyhine kambiyo senetlerine özgü haciz yoluyla başlatılan takipte, borçlu Ahmet icra mahkemesine başvurusunda; bonodaki imzayı, borcun aslını, faiz ve fer'ilerine kabul ettmediğini ileri sürerek itiraz etmiş, mahkemece, dosya üzerinden yapılan incelemede,icra takip dosyasında borçlunun açtığı davada feragat ettiği gerekçesiyle istemin reddine karar verilmiştir.
İİK'nun 169/a-1. maddesine göre; "İcra mahkemesi hakimi, itiraz sebeplerinin tahkiki için iki tarafı en geç otuz gün içinde duruşmaya çağırır. Hakim, duruşma sonucunda borcun olmadığının veya itfa veya imhal edildiğinin resmi veya imzası ikrar edilmiş bir belge ile ispatı halinde itirazı kabul eder. İcra mahkemesi hakimi, yetki itirazının incelenmesinde taraflar gelmese de gereken kararı verir." hükmüne yer verilmiştir. Buna göre, borca itirazın duruşma açılarak incelenmesi gerekir.
Anılan Kanunun 170/b.maddesi göndermesi ile uygulanması gereken aynı Kanunun 70. maddesi uyarınca icra mahkemesi imza inkarı incelemesi için de duruşma açmak zorundadır.
Diğer taraftan, 6100 sayılı HMK.nun 154.maddesinin 3.fıkrası; "Aşağıdaki hususlar mutlak olarak tutanağa yazılır" hükmünü içermekte olup, Anılan Kanun maddesinin (ç).bendinde; "Beyanda bulunana okunmak ve imzası alınmak kaydı ile ikrar, yeminin edası, davanın geri alınmasına muvafakat, davadan feragat, davayı kabule ilişkin beyanlar ile sulh müzakereleri ile sonucu." şeklinde bir düzenlemeye gidilmiştir. İcra hukukunda da kıyasen uygulanması gereken bu hükme göre, feragate dair beyanın feragat edene okunması ve okunduğunun tutanağa yazılması zorunludur. Feragatin doğurduğu hukuki sonuçlar gözönüne alındığında, feragat beyanında bulunan taraf, ancak hangi hukuki sonuçlar doğuracağını bildiği veya en azından bilmesi gerektiği ölçüde onunla bağlı tutulabilir.
Somut olayda, başvuru borca ve imzaya itiraz niteliğinde olup, mahkemece mutlaka duruşma açılmalı ve itiraz duruşmalı olarak incelenmelidir. Diğer taraftan borçlu asilin icra mahkemesinde açtığı davadan feragate ilişkin beyanı icra müdürlüğünce 10.10.2014 tarihli kesin haciz tutanağına geçirilmiş ise de, işbu feragat beyanı hakkında borçlunun diyecekleri de sorulmamıştır.
O halde mahkemece, duruşma açılarak borçluya davadan feragat beyanı sorularak ve varsa tarafların delilleri toplanarak oluşacak sonuca göre karar verilmesi gerekirken, dosya üzerinden yapılan inceleme ile yazılı şekilde hüküm tesisi isabetsizdir.
SONUÇ : Borçlunun temyiz itirazlarının kabulü ile mahkeme kararının yukarıda yazılı nedenlerle İİK'nun 366 ve HUMK’nun 428. maddeleri uyarınca (BOZULMASINA), peşin alınan harcın istek halinde iadesine, ilamın tebliğinden itibaren 10 gün içinde karar düzeltme yolu açık olmak üzere, 06/07/2015 gününde oybirliğiyle karar verildi.
23. Hukuk Dairesi, 2014/2323 E., 2014/7373 K.
orta eşleşmeKarar metninde maddeye atıf varAnkara 13. İcra Hukuk Mahkemesi
tam metni aç
sayılı ilamında da açıklandığı üzere; 6100 sayılı HMK'nın 154/ç maddesi uyarınca feragat edenin imzasının alınması koşulu ile davadan feragat, davaya son veren taraf işlemlerinden biri olup, davanın taraflarından birinin (davacının) netice-i talebinden vageçmesidir (HMK.
23. Hukuk Dairesi 2014/2323 E. , 2014/7373 K.
"İçtihat Metni"
MAHKEMESİ : Ankara 13. İcra Hukuk Mahkemesi
TARİHİ : 28/11/2013
NUMARASI : 2013/637-2013/1105
Taraflar arasındaki sıra cetveline şikayetin yapılan yargılaması sonunda ilamda yazılı nedenlerden dolayı şikayetin kabulüne yönelik olarak verilen hükmün süresi içinde taraf vekillerince temyiz edilmesi üzerine dosya incelendi, gereği konuşulup düşünüldü.
-K A R A R-
Şikayetçi vekili, şikayet olunanın alacaklı olduğu icra dosyalarında süresinde yatırılan satış avanslarının daha sonra geri çekilmiş olması nedeniyle hacizlerinin düşmüş oluduğunu, Ankara 18. İcra Müdürlüğü'nün 2008/4288 E. sayılı icra dosyasında 20.05.2013 tarihinde düzenlenen sıra cetvelinde şikayet olunana usul ve yasaya aykırı olarak pay ayrıldığını, bunun yanında sıra cetvelinde kendilerine pay ayrılan diğer dosyalardaki hacizlerin de incelenmesi gerektiğini ileri sürerek, sıra cetvelinin iptalini istemiştir.
Şikayet olunan vekili, müvekkilinin hacizlerinin düşmediğini, bedeli paylaşıma konu taşınmazlar üzerine geçerli bir haczi bulunmayan şikayetçinin, alacaklı olduğu Ankara 30. İcra Müdürlüğü'nün 2010/5746 E. sayılı dosyasında, takip borçlusuna ait başka bir taşınmazın satıldığını, satış bedeli alacağını karşılamaya yeterli olduğu halde, anılan dosyadaki paranın tahsil edilmediğini, bu itibarla söz konusu şikayetinde hukuki yararı bulunmadığını, bunun yanında sıra cetveli kendisine tebliğ edildikten sonra Ankara 18. İcra Müdürlüğü'nün 2008/4288 E. sayılı dosyasına müracaat ederek herhangi bir itirazı olmadığını bildirdiğini savunarak, şikayetin reddini istemiştir.
Mahkemece, iddia, savunma, benimsenen bilirkişi raporu ve dosya kapsamına göre; şikayet olunanın hacizlerinin düşmüş olduğu gerekçesiyle, şikayetin kabulüne ve sıra cetvelinde her bir alacaklıya düşecek miktar ayrı ayrı belirtilmek suretiyle sıra cetvelinin düzeltilmesine, şikayete, şikayet olunan sebebiyet vermediğinden aleyhine yargılama gideri ve vekalet ücreti takdirine yer olmadığına karar verilmiştir.
Kararı, taraf vekilleri temyiz etmiştir.
1-Şikayet, sıra cetvelinde sıraya ilişkindir.
Sıra cetvelinin düzenlendiği Ankara 18. İcra Müdürlüğü'nün 2008/4288 E. sayılı dosyasında şikayetçi vekilinin 12.06.2013 tarihinde sıra cetvelini elden tebliğ alarak sıra cetveline karşı herhangi bir itirazı bulunmadığını aynı gün saat 09:30'da bildirerek bu yöndeki beyanını imzaladığı, aynı gün saat 10:30'da yanılgıya dayalı olduğunu belirterek bu beyanından vazgeçtiğini açıkladığı anlaşılmıştır. Şikayetçi vekilince sıra cetveline karşı herhangi bir itirazı olmadığı yönündeki 12.06.2013 tarihli beyanın sehven verildiği belirtilmiş ise de, bu konuda gerek icra müdürlüğünde gerekse şikayet dilekçesinde hatanın sebebi hususunda herhangi bir iddiada bulunulmadığı gibi bu konuda herhangi delil de sunulmamıştır. Şikayet olunan vekilince, bu husus cevap dilekçesinde savunulmuş olmasına rağmen, şikayetçi vekilince feragatin iptali davası açıldığı ya da açılacağı bildirilmemiş olup, mahkemece bu konuda herhangi bir tartışma ve değerlendirme yapılmamıştır.
YHGK'nın 24.04.2013 tarih ve 2012/12-1564 E, 2013/580 K. sayılı ilamında da açıklandığı üzere; 6100 sayılı HMK'nın 154/ç maddesi uyarınca feragat edenin imzasının alınması koşulu ile davadan feragat, davaya son veren taraf işlemlerinden biri olup, davanın taraflarından birinin (davacının) netice-i talebinden vageçmesidir (HMK. m. 307). Hiç kimse kendi lehine olan bir davayı açmaya zorlanamayacağı gibi (HMK. m. 24), davacı da açmış olduğu bir davayı sonuna kadar takip etmeye zorlanamaz. Feragat, davayı sona erdiren kesin bir usul işlemidir. 311. maddesi uyarınca da kesin hükmün hukuki neticelerini doğurur. 309/2. maddesi uyarınca karşı tarafın kabulüne de bağlı değildir. Feragatten dönülmesi ve HMK'nın 176. maddesine göre, ıslah yolu ile feragatin hükümsüz kılınması olanaksız ise de, irade bozukluğu hallerinde feragatin iptali istenebilir (HMK. m. 311/1-2. cümle; Kuru, B.:Hukuk Muhakemeleri Usulü, 6. Baskı, Cilt: IV, İstanbul 2001, sahife: 3646 vd.). Bilindiği gibi, feragat yalnız mevcut davadan değil, o dava ile istenen haktan da vazgeçme anlamına gelmektedir. Davadan fergat neticesinde, feragate konu hak tamamen düşer ve artık bir daha dava konusu yapılamaz. (Postacıoğlu, İ.E.: Medeni Usul Hukuku Dersleri, 6. Bası, İstanbul 1975, sahife: 479). 311. maddenin gerekçesi "feragate ilişkin irade beyanları, hata, hile veya ikrah sebeplerinden biriyle sakatlanmış ise beyanda bulunan taraf, borçlar hukuku kuralları çerçevesinde, iradeyi sakatlayan sebebi ispat etmek şartıyla, feragatin iptali için dava açabilir" şeklindedir.
Öte yandan, İİK'nın 142/1. maddesi "Cetvel suretinin tebliğinden yedi gün içinde her alacaklı takibin icra edildiği mahal mahkemesinde alakadarlar aleyhine dava etmek suretiyle cetvel mündericatına itiraz edebilir." hükmünü içermekte olup, bu süre hak düşürücü niteliktedir. Bu durumda mahkemece, Dairemizin 16.04.2014 tarih ve 1281 E, 2891 K. sayılı ilamında da belirtildiği üzere, şikayetçinin, sıra cetveline itiraz hakkından, hakkın doğumundan sonra feragat ettiği, bu beyanından dönemeyeceği gözetilerek, sıra cetvelinin şikayetçi yönünden kesinleştiği, sıra cetveline karşı süresinde şikayette bulunulmadığı gerekçesiyle süreye ilişkin dava şartı noksanlığı nedeniyle HMK'nın 114/2 ve 115/2. maddeleri uyarınca şikayetin usulden reddine karar verilmesi gerekirken, şikayetin esasının incelenmesi doğru olmamıştır.
2-Bozma nedenine göre, şikayetçi vekilinin tüm, şikayet olunan vekilinin diğer temyiz itirazlarının şimdilik incelenmesine gerek görülmemiştir.
3-Kabule göre, sıra cetveline yönelik şikayetlerde İcra Mahkemesi, önüne gelen şikayetleri sonuçlandırmak ve icra müdürüne bu yönde talimat vermekle görevli olup, düzenlenecek yeni sıra cetvelinde sıra cetvelinin hangi ilkelere göre düzenleneceğini belirtmesi, diğer anlatımla alacaklıların ne miktar için hangi sıralarda yer alması gerektiğini saptaması, hukuka uygun olmayan kısımları göstermesi, bu çerçevede işlem yapılması için icra müdürüne talimat vermesi (İİK. m.17/I) gerektiğinden, iptal nedenlerinin gerekçede belirtilmesi ve sıra cetvelinin iptaline karar verilmesi ile yetinilmesi gerekir. Mahkemece, açıklanan bu ilkeye aykırı şekilde hüküm fıkrasında düzenlenecek sıra cetvelinde her bir icra dosyasına düşen payın ayrı ayrı gösterilmesi, icra müdürününün yerine geçilmek suretiyle sıra cetvelinin düzenlenmesi anlamını taşıdığı gibi, HMK'nın hüküm fıkrasında gerekçeye ait herhangi bir sözün tekrar edilmemesine ilişkin 297/2. maddesine aykırı olmuştur.
SONUÇ:Yukarıda (1) numaralı bentte açıklanan nedenlerle, şikayet olunan vekilinin diğer temyiz itirazlarının kabulü ile hükmün, şikayet olunan yararına BOZULMASINA, (2) numaralı bentte açıklanan nedenlerle, şikayetçi vekilinin tüm, şikayet olunan vekilinin diğer temyiz itirazlarının şimdilik incelenmesine yer olmadığına, peşin alınan harçların istek halinde iadelerine, kararın tebliğinden itibaren 10 gün içerisinde karar düzeltme yolu açık olmak üzere, 19.11.2014 tarihinde (1) numaralı bent yönünden oyçokluğu, diğer bentler yönünden oybirliğiyle karar verildi.
Değişik Muhalefet Görüşü
Feragat kesin hükmün sonuçlarını doğurur. Feragat HMK'da düzenlenmiş ise de irade fesadı halinde TBK'nın irade fesadına ilişkin hükümlerinin kıyasen uygulama yeri bulacağı genel kabul gören görüştür.
Şikayetçi vekili takip dosyasında 12.06.2013 tarihinde saat 9:30'daki beyanıyla, sıra cetvelini tebellüğü ile birlikte sıra cetveline karşı itiraz ve şikayeti olmadığını belirterek kendisi aleyhine sıra cetvelinin kesinleşmesini sağlamış, aynı gün saat 10:30'daki beyanın da ise feragate ilişkin beyanının sehve dayalı olduğunu belirterek saat 9:30'daki beyanından dönmüştür. Ardından yedi günlük hak düşürücü süre içerisinde icra mahkemesine sıra cetvelinin iptali istemiyle şikayet başvurusunda bulunmuştur.
Şikayetçi vekili, takip dosyasındaki feragat ve feragattan rücu beyanı sonrası süresi içerisinde icra mahkemesine sıra cetvelinin iptali istemiyle şikayette bulunduğundan ve şikayet olunan, takip dosyasındaki feragat sebebiyle şikayet hakkının düştüğünü savunma olarak bildirdiğinden, şikayetçinin talep dilekçesinde anlatımı olmasa, savunma olarak bildirilmese bile takip dosyasının incelenmesi sırasında feragat ve feragattan rücuyu gören icra hakiminin, feragat hali def'i değil itiraz niteliğinden olduğundan, bu hususu res'en nazara alması gerekmekte ise de, icra hakimi dar yetkili olması nedeniyle feragat ve feragattan rücu beyanını takdir ile görüp sonuçlandıramayacağından, şikayetçi tarafa feragatin feshine ilişkin genel mahkemede dava açıp karar getirmesi için süre vermesi, karar getirilir ise bu hususu tartışarak gerekçe oluşturması ve temyiz incelemesinin de oluşturulacak bu gerekçe üzerinden yapılması gerekir. Kararın öncelikle bu sebeple bozulması gerektiği ve esasa ilişkin diğer temyiz itirazlarının şu aşamada incelenmesine yer olmadığı görüşündeyim.
Şikayetçiye ispat imkanı tanımayan, feragati görüp irade fesadı var ise feragatten rûcu imkanı olmasına karşın dönülemeyeceği sebebiyle gözetmeyen, icra mahkemesine de gerekçe oluşturma fırsatı vermeyen, feragat sebebiyle şikayet hakkının düştüğü tespitiyle kesin bozma yapan çoğunluğun 1 nolu bozma gerekçesine belirttiğim sebeplerle iştirak edemiyorum.
2. Hukuk Dairesi, 2014/1210 E., 2014/11606 K.
orta eşleşmeKarar metninde maddeye atıf varKüçükçekmece 3. Aile Mahkemesi
tam metni aç
Kısmi feragat ve kabulü ihtiva eden bu sözlü beyanlar, beyanda bulunanlara okunup ve imzaları alınmak kaydıyla geçerli kabul edilebilir (HMK.md.154/3-4).
2. Hukuk Dairesi 2014/1210 E. , 2014/11606 K.
"İçtihat Metni"
MAHKEMESİ :Küçükçekmece 3. Aile Mahkemesi
TARİHİ :02.10.2013
NUMARASI :Esas no: 2013/155 Karar no:2013/912
Taraflar arasındaki davanın yapılan muhakemesi sonunda mahalli mahkemece verilen, yukarıda tarihi ve numarası gösterilen hüküm taraflarca temyiz edilmekle, evrak okunup gereği görüşülüp düşünüldü:
1-Mahkemece, tarafların 02.10.2013 tarihli oturumdaki beyanları esas alınarak, Türk Medeni Kanununun 166/3. maddesi gereğince boşanmalarına karar verilmiştir. Bu madde gereğince boşanma kararı verilebilmesi için, evliliğin en az bir yıl sürmüş olması koşuluyla, eşlerin birlikte başvurması ya da bir eşin diğerinin davasını kabul etmesi, hakimin tarafları bizzat dinleyerek iradelerinin serbestçe açıklandığına kanaat getirmesi ve tarafların boşanmanın mali sonuçları ile çocukların durumu hususunda tam bir mutabakata varmış olmaları, taraflarca kabul edilerek bu düzenlemenin de hakim tarafından uygun bulunması zorunludur (TMK.md.166/3). Aksi halde, anlaşmalarını esas alan boşanma kararı verilemez.
Taraflar arasında boşanma ve mali sonuçları hususunda bir mutabakat bulunmadığı gibi, 02.10.2013 tarihli oturumda tutanağa geçen beyanlar da imza altına alınmamıştır. Kısmi feragat ve kabulü ihtiva eden bu sözlü beyanlar, beyanda bulunanlara okunup ve imzaları alınmak kaydıyla geçerli kabul edilebilir (HMK.md.154/3-4). Bu bakımdan tarafların imzalarını taşımayan söz konusu beyanlar taraflarca kabul edilmiş bir düzenleme olarak görülemez. Ortada boşanma ve mali sonuçları hususunda taraflarca kabul edilmiş bir düzenleme bulunmadan, Türk Medeni Kanununun 166/3. maddesi uyarınca boşanma kararı verilmesi kanuna açık aykırılık oluşturur. Kanunun sarih maddesine aykırılık ise, tarafların bu yönü bozma sebebi olarak ileri sürüp sürmediklerine bakılmaksızın hükmün tamamını sakatlar ve bozma sebebi oluşturur (HUMK.md.439/2). Açıklanan sebeple, tarafların Türk Medeni Kanununun 166/3. maddesi gereğince boşanmalarına karar verilmesi doğru bulunmamıştır.
2-Hüküm fıkrasında, taraflara yüklenen borç ve tanınan hakların, açık, şüphe ve tereddüt uyandırmayacak şekilde gösterilmesi zorunludur (HMK.md.297/2). Birden fazla hükmü ihtiva eden hüküm fıkrasında, biri diğeri ile çelişen iki ayrı hükme yer verilemez. Hüküm fıkrasının beşinci maddesinde “tarafların, karşılıklı olarak kendilerine özgü nafaka ve tazminat istekleri bulunmadığından” bahisle bu yönlerde hüküm kurulmasına yer olmadığına “ karar verildiği halde; altıncı maddesinde, bu defa “davacı lehine bu maddede gösterilen miktarlarda maddi ve manevi tazminata” hükmedilmesi açık çelişki oluşturmaktadır. Bu şekilde hüküm tesisi de usule aykırıdır.
SONUÇ: Temyiz edilen hükmün yukarıda gösterilen sebeplerle BOZULMASINA, her iki bozma sebebine göre diğer yönlerin incelenmesine yer olmadığına, temyiz peşin harcının yatıranlara geri verilmesine, işbu kararın tebliğinden itibaren 15 gün içinde karar düzeltme yolu açık olmak üzere oybirliğiyle karar verildi. 27.05.2014 (Salı)
Eşleştirme iki kanıta dayanır: kararın kendi metnindeki madde atfı ve şerh kitaplarının o kararı hangi maddenin altında bastığı. Otomatik üretilmiştir, hukuki tavsiye değildir; kararın güncelliğini ve sonraki içtihat değişikliklerini ayrıca denetleyin.
Bu Maddeyle İlgili Sınav Sorusu
Medeni Usul Hukuku
I. Duruşma dışında yapılan işlemlerin özeti II. Duruşmaya katılan tercümanın adı ve soyadı III. Tarafların ya da vekillerinin her oturumdaki imzası 6100 sayılı Hukuk Muhakemeleri Kanunu'na göre, yukarıdakilerden hangisi/hangileri duruşma tutanağında bulunması zorunlu unsurlardan değildir?
A) Yalnız I
B) Yalnız II
C) Yalnız III
D) I ve II
E) II ve III
Bu maddeyle ilgili 3 soru daha var!
Soruların tamamını çözmek, açıklamalı cevapları görmek ve Hukuksal Eğitim yapay zeka asistanı ile çalışmak için platforma katılın.