6100 sayılı Hukuk Muhakemeleri Kanunu Madde 163

Hukuk Muhakemeleri Kanunu 163. maddesi, Hukuksal Eğitim mevzuat kütüphanesinde tam metin olarak yayımlanmıştır. Aşağıda maddenin tam metni, maddeyle eşleşen yüksek mahkeme kararları ve bu maddeden çıkmış sınav soruları yer alır. Ham metin için adresin sonuna /raw ekleyin.

Madde Metni

MADDE 163- (1) Yargılama sırasında, davaya ilişkin bir ön sorun ortaya çıkarsa, ilgili taraf, bunu dilekçe vermek suretiyle yahut duruşma sırasında sözlü olarak ileri sürebilir. Ön sorunun incelenmesi

Bu Maddeyle İlgili Yüksek Mahkeme Kararları

7 karar eşleşti
1. Hukuk Dairesi, 2022/4095 E., 2024/1056 K.
yüksek eşleşmeKarar metninde maddeye atıf varAsliye Hukuk Mahkemesi
Türk Medeni Kanunu’nun 713 üncü maddesi ve 3402 sayılı Kadastro Kanunu’nun 14 üncü ve 17 inci maddesi, 6100 sayılı Hukuk Muhakemeleri Kanunu'nun 307 inci ve 163 üncü maddeleri,
1. Hukuk Dairesi         2022/4095 E.  ,  2024/1056 K. "İçtihat Metni" MAHKEMESİ :Asliye Hukuk Mahkemesi SAYISI : 2019/304 E., 2022/31 K. HÜKÜM : Kısmen Kabul Taraflar arasında görülen kadastro harici bırakılan yerin tescili davasında verilen karar hakkında yapılan temyiz incelemesi sonucunda, Yargıtay (Kapatılan) 16. Hukuk Dairesin'ce Mahkeme kararının bozulmasına karar verilmiştir. Mahkemece bozmaya uyularak yeniden yapılan yargılama sonucunda; davanın kısmen kabulüne karar verilmiştir. Mahkeme kararı davalı Hazine vekili ile Asli Müdahil ... tarafından temyiz edilmekle; kesinlik, süre, temyiz şartı ve diğer usul eksiklikleri yönünden yapılan ön inceleme sonucunda, temyiz dilekçesinin kabulüne karar verildikten ve Tetkik Hâkimi tarafından hazırlanan rapor dinlendikten sonra dosyadaki belgeler incelenip gereği düşünüldü: I. DAVA Davacılar vekili dava dilekçesinde özetle: ... mahallesinde 536 parselin yanında bulunan yerin taşlık ve kayalık olması sebebiyle tescil harici bırakıldığını, taşınmazın yaklaşık 7 dönüm büyüklüğündeki yerini müvekkili ... nın 1983 yılından beri yoğun emek ve para harcanarak imar-ihya ettiğini, 1983 ılında imar-ihyanın bittiğini, o tarihten bu zamana kadar da nizasız ve fasılasız tarım arazisi olarak kullanıldığını, aynı taşınmazın 8 dönüm büyüklüğündeki yerini diğer müvekkili ...'nın 1983 yılından beri yoğun emek ve para harcayarak imar-ihya ettiğini, o tarihten bu zamana kadar da nizasız fasılasız tarım arazisi olarak kullandığını belirterek taşınmazın davacılar tarafından kullanılmakta olan bölümünün davacılar adına tescilini talep etmiştir. II. CEVAP 1.Davalı Hazine vekili cevap dilekçesinde özetle; dava konusu yerin değerinin düşük gösterildiğini, davacıların imar-ihya ve zilyetlik şartlarını yerine getirmediğini,memleket haritalarının getirilmesi ve incelenmesini belirterek taşınmazın Hazine adına tescilini, haksız ve yersiz açılan davanın reddini istemiştir. 2.Davalı ... vekili cevap dilekçesinde özetle; taşınmazın tescil harici bir yer olduğunu, tescilde aranan şartların gerçekleşmediğini belirterek haksız ve hukuki dayanaktan yoksun davanın reddini istemiştir. III. MAHKEME KARARI Mahkemece dava şartı yokluğundan davanın usulden reddine karar verilmiştir. IV. BOZMA VE BOZMADAN SONRAKİ YARGILAMA SÜRECİ A. Bozma Kararı 1. Mahkemenin yukarıda belirtilen kararına karşı süresi içinde davacılar vekili temyiz isteminde bulunmuştur. 2. Yargıtay (Kapatılan) 16. Hukuk Dairesi 2018/5018 Esas - 2018/7952 Karar sayılı kararıyla; "Çekişmeli taşınmazın mirasbırakan ...'in ölümüyle taksim edildiği anlaşıldığından davacılar yönünden zilyetlikle edinim koşullarının araştırılması" gerekçesiyle hüküm bozulmuştur. B. Mahkemece Bozmaya Uyularak Verilen Karar Mahkemenin yukarıda tarih ve sayısı belirtilen kararı ile; bilirkişi raporunda (A1), (A2) ve (B) ile gösterilen bölümler yönünden zilyetlikle kazanım şartlarının davacılar lehine oluştuğu, bilirkişi raporunda (C), (D) ve (E) harfi ile gösterilen kısımların ise taşlık olup keşif sonrası bu alanlar için talepte bulunulmaması ve ziraat bilirkişisi raporlarına göre bu alanların tarım için uygun olmaması nedeniyle davanın kabulü ile, 1- ... Mahallesinde 121814 ada 107 parsel sayılı taşınmazın doğusunda bulunan ve jeodezi ve fotogrametri mühendisi ...’un 04.06.2020 düzenleme ve havale tarihli raporunun ekli krokisinde "A1" harfi ile gösterilen 6.358,00 m² yüz ölçümündeki taşınmaz ile “A2” harfi ile gösterilen 5.672,00 m² yüz ölçümündeki taşınmazın, aynı ada son parsel numarası almak kaydıyla davacı ... adına tarla vasfıyla tapuya kayıt ve tesciline, (B) harfi ile gösterilen 7.250,00 m² yüz ölçümündeki taşınmazın aynı ada son parsel numarası almak kaydıyla davacı ... adına tarla vasfıyla tapuya kayıt ve tesciline, 3- Müdahil davacılar ... ve ... tarafından müdahale taleplerinden feragat ettiklerinden müdahil davacılar hakkında hüküm kurulmasına yer olmadığına, 4- Maliye Hazinesinin tescil talebinin reddine karar verilmiştir. V. TEMYİZ A. Temyiz Yoluna Başvuranlar Mahkemenin yukarıda belirtilen kararına karşı süresi içinde davalı Hazine vekili ile Asli Müdahil ... temyiz isteminde bulunmuştur. B. Temyiz Sebepleri 1.Asli müdahil ... temyiz dilekçesinde özetle; taşınmazın elbirliği halinde olduğunu, kendisinin kullanıldığını, davadan feragat etmesi yönünde telkinde bulunulduğunu öne sürerek kararın bozulmasını talep etmiştir. 2. Davalı Hazine vekili temyiz dilekçesinde özetle; reddedilen bölümler yönünden Hazine adına tescil kararı verilmediğini, davacılar komşu taşınmazın maliki olup kullanımlarının süreklilik arz etmediğini öne sürerek kararın bozulmasını talep etmiştir. C. Gerekçe 1. Uyuşmazlık ve Hukuki Nitelendirme Dava, kadastro harici bırakılan yerin tescili istemine ilişkindir. 2. İlgili Hukuk Türk Medeni Kanunu’nun 713 üncü maddesi ve 3402 sayılı Kadastro Kanunu’nun 14 üncü ve 17 inci maddesi, 6100 sayılı Hukuk Muhakemeleri Kanunu'nun 307 inci ve 163 üncü maddeleri, 3. Değerlendirme 1. Davacı; ... Mahallesinde, tescil harici bırakılan taşınmaz bölümleri hakkında irsen intikali, taksim ve kazandırıcı zamanaşımı zilyetliğine dayanarak tapuya tescili istemiyle dava açmıştır. 2. Mahkemece kazandırıcı zamanaşımı zilyetliği için aranan şartların bulunduğu gerekçesiyle kabule karar verilmişse de yapılan araştırma ve inceleme hüküm vermeye yeterli bulunmamaktadır. Bozmaya uyulduğu halde bozma gerekleri yerine getirilmemiştir. Şöyle ki; bozma öncesi ve bozma sonrasında alınan hava fotoğraflarının incelemesine ilişkin bilirkişi raporlarında çelişki giderilmeden, taşınmazın imar kapsamına alınıp alınmadığının sorulmadan, çekişmeli taşınmazın davacılara ne şekilde düştüğü (satış, bağış, taksim vs) belirlenmeden eksik araştırma ile hüküm kurulması isabetsizdir. Öte yandan, asli müdahillerden ... 18.11.2013 tarihli dilekçeyle müdahale talebinden feragat etmiş, Mahkemece feragat nedeniyle davanın reddine karar verilmiş ise de, temyiz dilekçesinde feragatin özgür iradesini yansıtmadığını, hile nedeniyle geçersiz olduğunu ileri sürerek kararın bozulmasını istemiştir. 3. Bilindiği üzere, davacının davasından feragat etmesi ile dava konusu uyuşmazlık sona erer, kesin hükmün hukuksal sonuçları doğar (HMK m. 311). Bu nedenle mahkeme henüz feragat nedeniyle davanın reddine karar vermemiş olsa bile davacı feragatten dönemez (rücu edemez), başka bir ifadeyle davacı feragat beyanı ile bağlıdır. Ancak, feragatle ortaya çıkan sonucun iradeyi bozan bir nedene dayandığı kanıtlanırsa, doğurduğu netice bakımından iradesi fesada uğrayan kimseye talep hakkı bahşedeceğinde kuşku yoktur. Feragate ilişkin irade açıklamasının gerçeği yansıtmadığının bildirilmesi halinde bu halin ya aynı dava içerisinde HMK'nın 163 üncü maddesine göre ön sorun (hadise) şeklinde ya da ayrı bir dava olarak incelenmesi olanaklı ve gereklidir. 4. Hâl böyle olunca; Mahkemece, öncelikle feragatin hileye dayalı olduğu iddiasının hadise şeklinde (6100 sayılı Hukuk Muhakemeleri Kanunu'nun 163 üncü ve 164 üncü maddeleri - ön sorun) aynı dava içerisinde ele alınıp her türlü delille ispatının mümkün olduğu gözetilerek bu yöndeki taraf delillerinin toplanması, bundan sonra çekişmeli taşınmaz bölümlerinin mirasbırakanlarından kendilerine ne şekilde intikal ettiği hususunda açıklama istenmesi; taksim, bağış, satın alma vs. gibi nedenlerden birine dayanılması durumunda, bu hususun kanıtlanması için süre ve imkan verilmesi; bu şekilde davacıların aktif dava ehliyeti bulunduğu sonucuna varılması halinde taşınmazın imar planı kapsamında kalıp kalmadığı Büyükşehir Belediye Başkanlığı ile ilgili İlçe Belediye Başkanlığından sorulması, Harita Genel Müdürlüğü WEB sitesinin harita sorgulama sayfasına girilerek taşınmazın bulunduğu köyü/mahalleyi kapsayacak şekilde hangi yıllara ait hava fotoğrafı bulunduğu araştırılıp belirlenmek ve (denetimin sağlanması bakımından) ilgili sayfanın çıktısı dosya arasına alınmak suretiyle buradan elde edilen verilere göre dava tarihinden(imar planı içerisinde ise bu tarihten) 15-20-25 yıl öncesine ilişkin farklı dönemlerde çekilmiş stereoskopik hava fotoğraflarının en az üç tanesi tarihleri açıkça yazılmak suretiyle Harita Genel Müdürlüğünden, bu fotoğraflardan yararlanılarak üretilmiş memleket haritaları ile en eski ve yeni tarihli uydu fotoğrafları ise ilgili kurumlardan getirtilmeli, komşu taşınmazlara ait kadastro tutanakları, hükmen oluşmuş iseler mahkeme dosyaları celp edilmelidir. 5. Bundan sonra mahallinde, elverdiğince yaşlı, tarafsız, yöreyi iyi bilen, davada yararı bulunmayan şahıslar arasından seçilecek üç kişilik mahalli bilirkişi kurulu, taraf tanıkları, 3 kişilik ziraat mühendisi bilirkişi kurulu, 1 kişilik jeodezi ve fotogrametri uzmanı bilirkişisi ve fen bilirkişisinin katılımıyla yeniden keşif yapılmalı, keşif sırasında dinlenilecek yerel bilirkişi ve tanıklardan çekişmeli taşınmazın öncesi itibariyle kime ait olduğu, kimden kime ne zaman ve ne şekilde intikal ettiği, kim tarafından ne zamandan beri ve hangi tasarruflarla zilyet edildiği,taşınmazın imar-ihya gerektiren yerlerden olup olmadığı, böyle yerlerden ise imar-ihyaya konu edilip edilmediği ve edilmiş ise imar-ihyasının hangi tarihte tamamlandığı hususları etraflıca sorulup maddi olaylara dayalı olarak açıklattırılmalı, dinlenen yerel bilirkişi ve tanık beyanlarının çelişmesi halinde gerektiğinde yüzleştirme yapılmak suretiyle oluşan çelişkilerin giderilmesine çalışılmalı; bilirkişi ve tanık sözleri komşu parsellerin tespit tutanakları ve dayanaklarıyla denetlenmelidir. 6. Ziraat mühendisi bilirkişi kurulundan çekişmeli taşınmazın toprak yapısı, eğimi, bitki deseni ve diğer yönlerden tarımsal niteliğini belirten, komşu parsellerle karşılaştırmalı biçimde değerlendirilerek taşınmazın değişik yönlerden çekilmiş fotoğrafları ile desteklenmiş somut verilere dayalı, taşınmazın ne zaman imar ihya edildiği ve tamamlandığı hususlarını açıklayan, önceki tarihli ziraatçi bilirkişi raporunu da irdeler şekilde ayrıntılı ve gerekçeli rapor alınmalı, taşınmaz ile çevresinin yakın plan ve panaromik fotoğrafları çektirilip üzerine taşınmazın sınırlarının işaretlenilmesi istenilmeli; Mahkeme hakiminin, taşınmazın konumuna, niteliğine ve çevre parsellerle karşılaştırılmalı olarak fiziksel özelliklerine ilişkin gözlemi keşif tutanağına aynen yansıtılmalıdır. 7. Jeodezi ve fotogrametri uzmanı bilirkişisinden taşınmazın kadastro paftasındaki konumunun bilgisayar programı aracılığıyla uydu ve hava fotoğraflarına aktarılması suretiyle hava fotoğrafları üzerinde stereoskop aletiyle ve temin edilebilecek en eski ve yeni tarihli uydu fotoğrafları üzerinde de inceleme yaptırılarak taşınmazın önceki ve şimdiki niteliği, taşınmazın taşlık-çalılık gibi imar ihyaya muhtaç olan yerlerden mi yoksa boş (hali) nitelikte mi bulunduğu, imar-ihyaya muhtaç yerlerden olması halinde imar-ihyasının hangi tarihte tamamlandığı, ekonomik amaca uygun olarak tarım arazisi niteliğiyle kullanılıp kullanılmadığı ve kullanımın hangi tarihten itibaren başladığı hususlarında ayrıntılı rapor düzenlemesi istenilmelidir. 8. Fen bilirkişisine keşfi takibe, bilirkişi ve tanık sözlerini denetlemeye imkan verir krokili rapor düzenlettirilmeli; bundan sonra taşınmazın öncesine ait niteliği doğru şekilde belirlenerek sonucuna göre bir karar verilmelidir. VI. KARAR Açıklanan sebeplerle; 1. Davalı Hazine vekili ile asli müdahil ...'ın temyiz itirazlarının kabulüyle hükmün, 6100 sayılı Kanun'un geçici 3 üncü maddesi yollaması ile 1086 sayılı HUMK'un 428 inci maddesi gereğince BOZULMASINA, 2. 492 sayılı Harçlar Kanunu'nun değişik 13 üncü maddesinin “j” bendi gereğince Hazineden harç alınmasına yer olmadığına; asli müdahilden alınan peşin harcın istek halinde iadesine, 3. 1086 sayılı HUMK'un 440/III-1 inci maddesi uyarınca karar düzeltme yolu kapalı olmak üzere, 12.02.2024 tarihinde oy birliğiyle karar verildi.

Diğer kararlar (4)

9. Hukuk Dairesi, 2022/16194 E., 2023/279 K.
orta eşleşmeKarar metninde maddeye atıf var... Bölge Adliye Mahkemesi 9. Hukuk Dairesi
tam metni aç
Davacı tarafından anlaşma belgesinin geçersizliğinin tespiti ile alacak veya işe iade davası birlikte talep edilmediği sürece anlaşma belgesinin iptali hususunun, 6100 sayılı Kanun'un 163 üncü maddesi bağlamında ön sorun olarak ele alınması mümkün değildir.
9. Hukuk Dairesi         2022/16194 E.  ,  2023/279 K. "İçtihat Metni" İNCELENEN KARARIN MAHKEMESİ : ... Bölge Adliye Mahkemesi 9. Hukuk Dairesi SAYISI : 2022/1967 E., 2022/1840 K. DAVA TARİHİ : 04.01.2022 KARAR : İstinaf başvurusunun esastan reddi İLK DERECE MAHKEMESİ : ... 3. ... Mahkemesi SAYISI : 2022/6 E., 2022/163 K. Taraflar arasındaki alacak davasından dolayı yapılan yargılama sonunda İlk Derece Mahkemesince davanın usulden reddine karar verilmiştir. Kararın davacı vekili tarafından istinaf edilmesi üzerine, Bölge Adliye Mahkemesince başvurunun esastan reddine karar verilmiştir. Bölge Adliye Mahkemesi kararı davacı vekili tarafından temyiz edilmekle; kesinlik, süre, temyiz şartı ve diğer usul eksiklikleri yönünden yapılan ön inceleme sonucunda, temyiz dilekçesinin kabulüne karar verildikten ve Tetkik Hâkimi tarafından hazırlanan rapor dinlendikten sonra dosyadaki belgeler incelenip gereği düşünüldü: I. DAVA Davacı vekili dava dilekçesinde; müvekkilinin davalı Federal Mogul Powertraın Otomotiv Anonim Şirketinin (Fedaral Mogul Şirketi) alt işvereni olan Adar Nakliye Tahmil Tahliye İnşaat Koruma Kollama ve Sosyal Hizmetler Taahhüt Sanayi ve Ticaret Limited Şirketinde (Adar Şirketi) 20.03.2015-31.08.2021 tarihleri arasında kamyon şoförü ve bir çok nakliye aracı sürücüsü olarak çalıştığını, 3.600 prim gün saysının dolması nedeniyle ve fazla çalışma, ... bayram ve genel tatil alacaklarının ödenmemesi nedeniyle ... sözleşmesini haklı nedenle feshettiğini, davacının tüm genel tatil ve dinî bayramlarda çalıştığını, yıllık izin kullandırılmadığını, günlük ortalama çalışma saatinin 15 saati bulduğunu ileri sürerek fark kıdem tazminatı ile yıllık izin, fazla çalışma ve ... bayram ve genel tatil ücreti alacaklarının davalıdan tahsiline karar verilmesini talep etmiştir. II. CEVAP 1. Davalı Federal Mogul Şirketi vekili cevap dilekçesinde; davacının talep ettiği alacakların zamanaşımına uğradığını, ihtiyari arabulucuk ile anlaşıldığını ve ödeme yapıldığını, bu nedenle davanın usulden reddini gerektiğini savunarak davanın reddini istemiştir. 2. Davalı Adar Şirketi vekili cevap dilekçesinde; ihtiyari arabuluculuk ile anlaşma sağlandığını ve ödeme yapıldığını, bu nedenle davanın usulden reddi gerektiğini, davacının tüm hafta tatillerini kullandığını, millî ve dinî bayramlarda çalışma yapmadığını, yıllık izinlerini kullandığını, ayrıca yıllık izne ilişkin bakiye alacağın ödendiğini, zamanaşımı def'inde bulunduklarını savunarak davanın reddini istemiştir. III. İLK DERECE MAHKEMESİ KARARI İlk Derece Mahkemesinin yukarıda tarih ve sayısı belirtilen kararı ile; dosya içerisinde yer alan 01.09.2021 tarihli arabuluculuk faaliyetinin sona ermesine ilişkin son oturum tutanağına göre tarafların, anlaşmayla görüşmeleri sona erdirdiğinin belirtildiği, nitekim aynı tarihli İhtiyari Arabulculuk Anlaşma Belgesi'ne göre de tarafların birbirlerini gayri kabili rücu ibra ettikleri, dava açılmadan önce tarafların arabuluculuk aşamasında anlaştıkları gerekçesiyle davanın, dava şartı yokluğundan usulden reddine karar verilmiştir. IV. İSTİNAF A. İstinaf Yoluna Başvuranlar İlk Derece Mahkemesinin yukarıda belirtilen kararına karşı süresi içinde davacı vekili istinaf başvurusunda bulunmuştur. B. İstinaf Sebepleri Davacı vekili istinaf başvuru dilekçesinde; arabuluculuk evrakının muhasebeci tarafından imzalatıldığını, müvekkilinin irade fesadına uğratıldığını, arabuluculuğa herhangi bir başvurusunun olmadığını, hangi alacak kalemi için ne kadar ödeme yapıldığının belirtilmediğini ileri sürerek kararın kaldırılmasını talep etmiştir. C. Gerekçe ve Sonuç Bölge Adliye Mahkemesinin yukarıda tarih ve sayısı belirtilen kararı ile; davacı tarafından ihtiyari arabuluculuk tutanağındaki imzaya itiraz edilmediği, taraflar arasında müzakere süreci ve arabuluculuk görüşmesi olmadığının iddia edildiği, evrakın sahteliğine ilişkin bir başvuru olduğunun kanıtlanamadığı, ihtiyari arabuluculuk evrakının geçersizliğinin tespiti için bir dava açılmadığı, taraflar arasında yapılan ihtiyari arabuluculuk görüşmeleri sonucunda imzalanan arabuluculuk tutanağının hata, hile ve ikrah gibi irade fesadına maruz kalınması nedeniyle imzalandığının dosya kapsamındaki delillerle ispatlanamadığı gerekçesiyle davacının istinaf başvurusunun esastan reddine karar verilmiştir. V. TEMYİZ A. Temyiz Yoluna Başvuranlar Bölge Adliye Mahkemesinin yukarıda belirtilen kararına karşı süresi içinde davacı vekili temyiz isteminde bulunmuştur. B. Temyiz Sebepleri Davacı vekili temyiz başvuru dilekçesinde; istinaf dilekçesinde ileri sürülen nedenlerle ve ek olarak vekâlet ücretine itiraz ederek Bölge Adliye Mahkemesi kararının bozularak ortadan kaldırılması istemi ile temyiz yoluna başvurmuştur. C. Gerekçe 1. Uyuşmazlık ve Hukuki Nitelendirme Uyuşmazlık, ihtiyari arabuluculuk tutanağının iptali talebi ile alacak talebinin aynı davada görülüp görülemeyeceği noktasındadır. 2. İlgili Hukuk 1. 6100 sayılı Kanun 369 uncu maddesinin birinci fıkrası ile 371 inci maddesi. 2. 7036 sayılı ... Mahkemeleri Kanunu'nun 3 üncü maddesinin birinci ve ikinci fıkraları şu şekildedir: " (1) Kanuna, ... veya toplu ... sözleşmesine dayanan işçi veya işveren alacağı ve tazminatı ile işe iade talebiyle açılan davalarda, arabulucuya başvurulmuş olması dava şartıdır. (2) Davacı, arabuluculuk faaliyeti sonunda anlaşmaya varılamadığına ilişkin son tutanağın aslını veya arabulucu tarafından onaylanmış bir örneğini dava dilekçesine eklemek zorundadır. Bu zorunluluğa uyulmaması hâlinde mahkemece davacıya, son tutanağın bir haftalık kesin süre içinde mahkemeye sunulması gerektiği, aksi takdirde davanın usulden reddedileceği ihtarını içeren davetiye gönderilir. İhtarın gereği yerine getirilmez ise dava dilekçesi karşı tarafa tebliğe çıkarılmaksızın davanın usulden reddine karar verilir. Arabulucuya başvurulmadan dava açıldığının anlaşılması hâlinde herhangi bir işlem yapılmaksızın davanın, dava şartı yokluğu sebebiyle usulden reddine karar verilir." 3. 6325 sayılı Hukuk Uyuşmazlıklarında Arabuluculuk Kanunu'nun ( 6325 sayılı Kanun) 18 inci maddesinin beşinci fıkrası şöyledir: "(5) (Ek: 12/10/2017-7036/24 md.) Arabuluculuk faaliyeti sonunda anlaşmaya varılması hâlinde, üzerinde anlaşılan hususlar hakkında taraflarca dava açılamaz." 4. 6100 sayılı Kanun'un "Davaların ayrılması" kenar başlıklı 167 nci maddesi şu şekildedir: " (1) Mahkeme, yargılamanın iyi bir şekilde yürütülmesini sağlamak için, birlikte açılmış veya sonradan birleştirilmiş davaların ayrılmasına, davanın her aşamasında, talep üzerine veya kendiliğinden karar verebilir. Bu durumda mahkeme, ayrılmasına karar verilen davalara bakmaya devam eder. " 5. 6100 sayılı Kanun'un "Bekletici sorun" kenar başlıklı 165 inci maddesi ise şöyledir: "(1) Bir davada hüküm verilebilmesi, başka bir davaya, idari makamın tespitine yahut dava konusuyla ilgili bir hukuki ilişkinin mevcut olup olmadığına kısmen veya tamamen bağlı ise mahkemece o davanın sonuçlanmasına veya idari makamın kararına kadar yargılama bekletilebilir." 6. 6098 sayılı ... Borçlar Kanunu’nun 27, 30, 39 ve 420 nci maddeleri. 3. Değerlendirme 1. İnceleme konusu uyuşmazlıkta davacı 20.03.2015-31.08.2021 tarihleri arasında davalılara ait işyerinde kamyon şoförü ve nakliye aracı sürücüsü olarak çalıştığını, ... sözleşmesini haklı nedenle feshettiğini ancak kıdem tazminatı alacağının eksik ödendiğini, diğer alacaklarının ise hiç ödenmediğini ileri sürerek fark kıdem tazminatı ile fazla çalışma, yıllık izin, ... bayram ve genel tatil ücreti alacaklarının davalılardan tahsilini talep etmiştir. Davalılar, davacının talep ettiği alacakların ihtiyari arabuluculuk faaliyetine konu edildiğini, yapılan müzakereler sonucunda anlaşmaya varıldığını ve ihtiyari arabuluculuk anlaşma tutanağı düzenlendiğini, anlaşılan konularda dava açılamayacağını savunarak davanın reddini istemiştir. 2. İlk Derece Mahkemesince 01.09.2021 tarihli son tutanağa ve aynı tarihli İhtiyari Arabuluculuk Anlaşma Belgesi'ne göre tarafların anlaştıkları gerekçesiyle davanın dava şartı yokluğundan usulden reddine karar verilmiştir. 3. Bölge Adliye Mahkemesi ise davacının işçilik alacaklarını dava konusu yaptığı, ihtiyari arabuluculuk evrakının iptali yönünde bir talepte bulunmadığı, imzaya itiraz etmediği, evrakın sahteliğine ilişkin bir başvuru olduğunun kanıtlanamadığı, arabuluculuk tutanağının hata, hile ve ikrah gibi irade fesadına maruz kalınması nedeniyle imzalandığının dosya kapsamındaki delillerle ispatlanamadığı gerekçesiyle istinaf başvurusunun esastan reddine karar verilmiştir. 4. Bilindiği gibi, 6325 sayılı Kanun'un 18 inci maddesinin beşinci fıkrasında arabuluculuk faaliyeti sonucunda anlaşmaya varılması hâlinde anlaşılan hususlarda dava açılamayacağı emredilmektedir. Söz konusu hükme yönelik değerlendirmenin sonucu, anlaşma belgesinin iptali talebinin alacak davasında bir ön sorun olarak ileri sürülüp sürülemeyeceği bakımından önem taşımaktadır. 5. Dairemizce yapılan değerlendirmede, anlaşma belgesinin veya anlaşmaya dair son tutanağın, anlaşılan hususlarda dava açılmasının önünde hukuki bir engel oluşturduğu sonucuna varılmıştır. 6325 sayılı Kanun'un 18 inci maddesinde açıkça ve emredici şekilde, anlaşılan hususlarda dava açılamayacağı öngörüldüğünden öncelikle bu engelin ortadan kaldırılması gerekmektedir. Kanun, anlaşma belgesinin varlığı karşısında bu belgede anlaşıldığı belirtilen hususlarda dava açılmasına imkân tanımamaktadır. Bu bakımdan anlaşma belgesinin iptaline karar verilmedikçe alacak yahut işe iade talebi ile açılan davaların esasına yönelik inceleme yapılması mümkün değildir. Anlaşma belgesinin geçersizliğini ileri süren taraf, bu belgenin iptalini ayrı bir dava ile talep edebileceği gibi anlaşma belgesinin iptali talebini, alacak veya işe iade talebi ile aynı davada da ileri sürebilir. Davacı tarafından anlaşma belgesinin geçersizliğinin tespiti ile alacak veya işe iade davası birlikte talep edilmediği sürece anlaşma belgesinin iptali hususunun, 6100 sayılı Kanun'un 163 üncü maddesi bağlamında ön sorun olarak ele alınması mümkün değildir. 6. Belirtilen sebeple somut uyuşmazlıkta; davacıya, anlaşma belgesinin iptali konusunda ayrı bir dava açmak üzere kesin süre verilmelidir. Kanuna uygun olarak verilen kesin süreye rağmen bu tür bir dava açılmaması hâlinde, ihtiyari arabuluculuk anlaşma belgesine değer verilerek 6325 sayılı Kanun'un 18 inci maddesinin beşinci fıkrası uyarınca davanın usulden reddine karar verilmelidir. Süresi içinde anlaşma belgesinin iptali istemi ile dava açılması durumunda ise bu dava, bekletici mesele yapılmalıdır. Mahkemece bu husus gözetilmeksizin davanın dava şartı yokluğu nedeniyle usulden reddine karar verilmesi usul ve kanuna aykırıdır. 7. Açıklanan sebeplerle kararın sair yönler incelenmeksizin usulden bozulması gerekmiştir. VI. KARAR Açıklanan sebeple; 1. Temyiz olunan, İlk Derece Mahkemesi kararına karşı istinaf başvurusunun esastan reddine ilişkin Bölge Adliye Mahkemesi kararının ORTADAN KALDIRILMASINA, 2. İlk Derece Mahkemesi kararının BOZULMASINA, Bozma sebebine göre davacının diğer temyiz itirazlarının incelenmesine şimdilik yer olmadığına, Peşin alınan temyiz karar harcının istek hâlinde ilgiliye iadesine, Dosyanın kararı veren İlk Derece Mahkemesine, bozma kararının bir örneğinin kararı veren Bölge Adliye Mahkemesine gönderilmesine, 12.01.2023 tarihinde oy çokluğuyla karar verildi. . (Değişik Gerekçe) D E Ğ İ Ş İ K G E R E K Ç E İnceleme konusu uyuşmazlıkta davacı 20.03.2015-31.08.2021 tarihleri arasında davalılara ait işyerinde kamyon şoförü ve nakliye aracı sürücüsü olarak çalıştığını, ... sözleşmesini haklı nedenle feshettiğini ancak kıdem tazminatı alacağının eksik ödendiğini, diğer alacaklarının ise hiç ödenmediğini ileri sürerek fark kıdem tazminatı ile fazla çalışma, yıllık izin, ... bayram ve genel tatil ücreti alacaklarının davalılardan tahsilini talep etmiştir. Davalılar, davacının talep ettiği alacakların ihtiyari arabuluculuk faaliyetine konu edildiğini, yapılan müzakereler sonucunda anlaşmaya varıldığını ve ihtiyari arabuluculuk anlaşma tutanağı düzenlendiğini, anlaşılan konularda dava açılamayacağını savunarak davanın reddini istemiştir. İlk Derece Mahkemesince 01.09.2021 tarihli son tutanağa ve aynı tarihli İhtiyari Arabuluculuk Anlaşma Belgesi'ne göre tarafların anlaştıkları gerekçesiyle davanın dava şartı yokluğundan usulden reddine karar verilmiştir. Bölge Adliye Mahkemesi ise davacının işçilik alacaklarını dava konusu yaptığı, ihtiyari arabuluculuk evrakının iptali yönünde bir talepte bulunmadığı, imzaya itiraz etmediği, evrakın sahteliğine ilişkin bir başvuru olduğunun kanıtlanamadığı, arabuluculuk tutanağının hata, hile ve ikrâh gibi irade fesadına maruz kalınması nedeniyle imzalandığının dosya kapsamındaki delillerle ispatlanamadığı gerekçesiyle istinaf başvurusunun esastan reddine karar verilmiştir. Dairemizce ihtiyari arabuluculuk anlaşma belgesinin geçersizliğinin aynı konuya ilişkin alacak veya işe iade davasında bir ön sorun olarak değerlendirilemeyeceği, somut olayda mahkemece davacı tarafa ihtiyari arabuluculuk anlaşma belgesinin geçersizliğinin tespiti konusunda ayrı bir dava açmak üzere süre verilmesi, verilen süre içinde dava açılması hâlinde ihtiyari arabuluculuk anlaşma belgesinin geçersizliğinin tespitine ilişkin davanın sonucunun alacak davasında bekletici mesele yapılması gerektiği gerekçesiyle hükmün bozulmasına karar verilmiştir. Ülkemizde ... hukuk uyuşmazlıklarında alternatif bir uyuşmazlık ... yöntemi olarak arabuluculuk, ilk defa 07.....2012 tarihli ve 6325 sayılı Kanun ile kabul edilmiştir. Daha sonra başta 12.10.2017 tarihli ve 7036 sayılı Kanun olmak üzere bazı kanunlarla dava şartı arabuluculuk ihdas edilmiştir. 7036 sayılı Kanun’un 3 üncü maddesinde arabuluculuk, “Kanuna, ... veya toplu ... sözleşmesine dayanan işçi veya işveren alacağı ve tazminatı ile işe iade talebiyle açılan davalar” bakımından dava şartı olarak düzenlenmiştir. 6325 sayılı Kanun’un 18 inci maddesinin beşinci fıkrasında “Arabuluculuk faaliyeti sonunda anlaşmaya varılması halinde, üzerinde anlaşılan hususlar hakkında taraflarca dava açılamaz.” hükmü yer almakta ise de anlaşma belgesi maddi anlamda bir borçlar hukuku sözleşmesidir. Dairemizce temyiz incelemesi yapılan bir kısım dosyalarda, bu sözleşmenin irade sakatlığı ya da arabuluculuk faaliyetine ilişkin sürecin usule uygun yapılmadığı iddiasıyla geçersizliği ileri sürülerek alacak davası açılabileceği kabul edilmiştir (9. Hukuk Dairesinin 05.12.2022 tarihli ve 2021/14055 Esas, 2022/15998 Karar; 23.12.2022 tarihli ve 2022/16466 Esas, 2023/126 Karar; 17.10.2022 tarihli ve 2022/8404 Esas, 2022/12594 Karar; 15.....2022 tarihli ve 2022/6918 Esas, 2022/7792 Karar sayılı kararları). Öğretide de Kanun’daki “dava açılamaz” ifadesinin mutlak bir yasak olmadığı ve anlaşma belgesinin irade fesadı, sahtelik gibi nedenlerle geçersizliğinin ileri sürülebileceği kabul edilmektedir (Ömer ..., Muhammet Özekes, Murat Atalı, Vural Seven, Hukuk Uyuşmazlıklarında Arabuluculuk, ..., İkinci Baskı, Kasım 2019, s. 263, 266; Süha Tanrıver, Hukuk Uyuşmazlıkları Bağlamında Arabuluculuk, ..., 2020, s.124; ... Akkan, “Arabuluculuk Faaliyeti Sonucunda Anlaşılan Hususlarda Dava Açma Yasağı ve Sonuçları”, DEÜHFD, C.20, S.2, s.3, 22; Hasan Kayırgan, “... Uyuşmazlıklarında Arabuluculuk Anlaşma Tutanaklarının İrade Fesadı Bağlamında Değerlendirilmesi, Arabuluculuğun Geleceği Sempozyumu, 14 Kasım 2020, s. 69-70; Yusuf Yiğit/M. Can Özkır, “... Hukuku Açısından Dava Şartı (Zorunlu) Arabuluculuk Uygulamasına Başvurunun Hukuki Sonuçları”, Uluslararası Bilimlerde Yenilikçi Yaklaşımlar Dergisi, 2020, V. 4(3), s.86; Emel Badur, "Arabuluculuk Anlaşma Belgesinin Borçlar Hukuku Açısından Değerlendirilmesi", Uyuşmazlık Mahkemesi Dergisi, Y.9, S.11, Aralık 2021, s.70). Bu kabul ve uygulama karşısında “arabuluculuk tutanağı iptal edilmedikçe alacak davası açılamaz” şeklindeki görüşten hareketle anlaşma belgesinin/tutanağın geçersizliğinin tespiti için ayrı bir dava açma zorunluluğundan söz edilemez. Uygulamada genellikle arabulucu aracılığıyla yapılan anlaşma belgesinin ya da son tutanağın serbest irade ürünü olmadığı yahut arabuluculuk sürecinin Kanun’da öngörülen usule uygun yapılmadığı, alacak davasında davacı tarafça ön sorun olarak ileri sürülebildiği gibi anlaşma belgesinin/son tutanağının iptali istemi ayrı bir dava konusu da yapılabilmektedir. Somut olayda Mahkemece, davalının cevap dilekçesi ekinde sunulan ihtiyari arabuluculuk anlaşma belgesi yargılama sırasında ortaya çıkan davaya ilişkin bir ön sorun olarak ele alınmış ve ihtiyari arabuluculuk anlaşma belgesinin hata, hile ve ikrâh gibi irade fesadına maruz kalınması nedeniyle imzalandığının dosya kapsamındaki delillerle ispatlanamadığı gerekçesiyle davanın reddine dair hüküm kurulmuştur. Dairemiz bozma kararının temel dayanağı alacak, tazminat veya işe iade davası ile arabuluculuk anlaşma belgesinin geçersizliği yahut iptali istemli davaların iki ayrı dava olduğuna yönelik kabuldür. Oysa alacak veya işe iade davasına ilişkin yargılama sırasında uyuşmazlığın ihtiyari arabuluculuğa konu edildiği ve taraflarca anlaşmaya varıldığı ileri sürüldüğünde, anlaşma belgesinin geçerli olup olmadığı hususu bir ön sorun olarak ele alınabilmeli; anlaşma belgesinin geçerliliği veya geçersizliği, aynı mahkemedeki yargılama faaliyeti içerisinde çözümlenebilmelidir. 6325 sayılı Kanun’un 18 inci maddesinin beşinci fıkrasında yer alan anlaşılan konularda dava açılamayacağına yönelik düzenleme, anlaşılan konular bakımından tarafları bağlar. Davacının tutanağın geçersizliğinin tespiti ve işçilik alacaklarının tahsili istemi ile dava açması 6100 sayılı Kanun’un 163 üncü maddesi bağlamında taraflar arasında anlaşma bulunmadığı şeklindeki ön sorunun ileri sürülmesi iken davalının savunmasında anlaşma belgesi sunarak anlaşmanın varlığını ileri sürmesi de aynı şekilde bir ön sorunun ileri sürülmesidir. Bu durumda mahkemece anlaşma belgesinin geçersizliğinin aynı Kanun’un 164 üncü maddesi uyarınca ön sorun olarak incelenebilmesi gerekir. İhtiyari arabuluculuk anlaşma belgesinin geçerli olup olmadığının denetiminin alacak veya işe iade davasına bakan mahkemece yapılmasına yasal herhangi bir engel bulunmadığı gibi aksine ihtiyari arabuluculuk anlaşma belgesinin geçersizliğine yönelik değerlendirmenin, o belgenin geçersizliği yahut geçerliliğine bağlanan hukuki sonuçların konu edildiği davada ele alınması öncelikle tercih edilmelidir. Ayrıca belirtmek gerekir ki burada 6100 sayılı Kanun’un 165 inci maddesi bağlamında bir bekletici sorun olduğunun kabulü de somut olayın özelliğine uygun düşmemektedir. Bekletici mesele kavramı, bir davada hüküm verilebilmesinin başka bir davaya bağlı olması hâlinde ortaya çıkar; tamamen asıl davaya özgülenmiş bir sorun olarak kabul edilemez. Oysa anlaşma belgesinin geçersizliğinin tespiti ayrı bir dava konusu olmadığı gibi geçersizliğin tespiti, mevcut yargılamayı sürdüren mahkemeden bir başka mahkemenin görevine de girmez. Üstelik anlaşma belgesinin geçerli olup olmadığı sorunu tamamen alacak, tazminat veya işe iade davasını ilgilendirmekte olup bu davadan ayrı düşünülmesi mümkün değildir. Özellikle alacak davasında anlaşmanın ya da arabuluculuk tutanağının geçersizliği tespit edildiğinde, yeni bir arabuluculuk sürecinin başlatılmasının gerekmediğine ilişkin Dairemizin uygulaması da dikkate alındığında, davacıya geçersizliğin tespiti için ayrı bir dava açmak üzere süre verilmesinin gereksizliği açıktır. Sayın çoğunluğun görüşü benimsendiğinde, alacak davasına yahut işe iade davasına bakan mahkemece, ihtiyari arabuluculuk anlaşma belgesi ile ilgili olarak herhangi bir inceleme yapılması mümkün olmayacak aksine ... mahkemesinin görevli olduğu bir uyuşmazlığın çözümünde bir başka ... mahkemesinde dava açması için davacıya süre verilerek yargılama süreci gereksiz şekilde uzatılacaktır. Bekletici meselenin, zaman, emek ve masraf açısından usul ekonomisine aykırı olduğu konusunda tereddüt bulunmamaktadır. Bu durumda kanunda açıkça zorunlu kılınmadığı hâlde, anlaşma belgesinin geçersizliğine ilişkin davanın ayrı bir dava şeklinde görülmesi ve alacak davasında bekletici mesele yapılması gerektiğinin kabulü usul kuralları bakımından zorlayıcı bir yorum olur. Kaldı ki, 6100 sayılı Kanun’un 208 inci maddesinin üçüncü fıkrasında bir belgenin sahteliğini iddia eden kimsenin, bunu aynı mahkemede ön sorun şeklinde ileri sürebileceği gibi bu konuda ayrı bir dava da açabileceği ifade edilmektedir. Sahtelik iddiasının dahi aynı dava içinde bir ön sorun olarak incelenebilmesi mümkün iken davalı tarafından sunulan ihtiyari arabuluculuk anlaşma belgesine karşılık davacıya, aynı dava içinde bu belgenin geçersizliğini ileri sürebilme imkânı tanınmaması temel hak ve hürriyetler açısından oldukça kısıtlayıcı bir sonuçtur. Arabuluculuk anlaşma belgesinin/son tutanağının geçerli olup olmadığının alacak davasında ön sorun olarak incelenemeyeceği kabul edilir ise, özellikle iradesi sakatlanmış olan işçinin iki ayrı dava açmak zorunda kalması nedeniyle ağır bir külfete katlanması söz konusu olacaktır. Zira böyle bir durumda anlaşma belgesinin/son tutanağın geçersizliğinin tespiti için dava açılıp bu davanın kesinleşmesi bekletici mesele yapılacaktır. Böylece işçi iki davanın yargılama sürecinden sonra alacağına kavuşmuş olacaktır. İradesi sakatlanmış olan bir işçiyi mevcut şartlarda en az 8-10 yıl sonra alacağına kavuşturmak adalet kavramı ile izah edilemez. Ayrıca işçinin yargılama gideri riski nedeniyle kısmi dava açması halinde talep edilmeyen miktar bakımından zamanaşımı tehlikesi de ortaya çıkacak ve belki de işçi alacağının önemli bir kısmına kavuşamayacaktır. Keza uyuşmazlık birden fazla dava ile hem daha fazla masraf yapılarak hem de mahkemelerin ... yükü artırılarak çözümlenecek ki bunun usul ekonomisi ilkesine aykırı olduğu da açıktır. Anayasa’nın 13 üncü maddesine göre “Temel hak ve hürriyetler, özlerine dokunulmaksızın yalnızca Anayasanın ilgili maddelerinde belirtilen sebeplere bağlı olarak ve ancak kanunla sınırlanabilir. Bu sınırlamalar, Anayasanın sözüne ve ruhuna, demokratik toplum düzeninin ve lâik Cumhuriyetin gereklerine ve ölçülülük ilkesine aykırı olamaz." Bu anayasal hükme göre temel bir hakkı sınırlandıran kanun hükmü geniş yorumlanamaz veya kanunun belirlediği sınırın dışına çıkılamaz. Dava şartı arabuluculuğa ilişkin kanuni düzenleme ile mahkemeye erişim hakkı belirli ölçüde sınırlanmıştır. Bununla birlikte, geçersizlik tespitinin ön sorun olarak incelenmesine kanunen bir engel bulunmadığı hâlde, davacı işçiyi alacağına kavuşması için iki ayrı dava açmak zorunda bırakmak, mahkemeye erişim hakkını kanunun öngördüğü düzenlemenin ötesinde sınırlamak anlamına gelir. Diğer yandan, yukarıda belirtildiği üzere işçinin iki davanın yargılama giderini karşılamak zorunda kalması, makul yargılama süresinin aşılması ve alacağın zamanaşımına uğraması gibi durumlar nedeniyle usul ekonomisi ilkesi, adil yargılanma hakkı ve mülkiyet hakkı ihlal edilmiş olacaktır. Somut olayda Mahkemece davalının sunduğu ihtiyari arabuluculuk anlaşma belgesinin varlığı ön sorun olarak değerlendirilmiş ve anlaşma belgesinin geçerli olduğu sonucuna varılarak alacak davası reddedilmiştir. Davalı tarafın savunması üzerine arabuluculuk anlaşma belgesinin geçersizliğini, alacak davası içinde bir ön sorun olarak ele alınıp inceleyen Mahkemenin kararı yukarıda açıkladığım gerekçelerle yerindedir. Ancak davacı taraf arabulucululuk faaliyetinin hiç yapılmadığı ve iradesinin fesada uğratıldığını ileri sürmesine rağmen bu iddiaya ilişkin delillerin toplanmadığı ve eksik inceleme ile karar verildiği dosya kapsamından anlaşılmaktadır. Bu sebeple kararın davacı tarafın bildirdiği delillerin toplanması ve tanıkların dinlenmesi için bozulması gerektiği görüşünde olduğumdan, anlaşma belgesinin geçersizliğinin tespiti için davacıya süre verilmesi ve söz konusu davanın alacak davası bakımından bekletici mesele yapılması gerektiği yönündeki sayın çoğunluğun görüşüne katılamıyorum.
9. Hukuk Dairesi, 2023/1254 E., 2023/4821 K.
orta eşleşmeKarar metninde maddeye atıf var... Bölge Adliye Mahkemesi 8. Hukuk Dairesi
tam metni aç
Davacı tarafından anlaşma belgesinin geçersizliğinin tespiti ile alacak veya işe iade davası birlikte talep edilmediği sürece anlaşma belgesinin iptali hususunun, 6100 sayılı Kanun'un 163 üncü maddesi bağlamında ön sorun olarak ele alınması mümkün değildir.
9. Hukuk Dairesi         2023/1254 E.  ,  2023/4821 K. "İçtihat Metni" İNCELENEN KARARIN MAHKEMESİ : ... Bölge Adliye Mahkemesi 8. Hukuk Dairesi SAYISI : 2021/1436 E., 2022/3886 K. DAVA TARİHİ : 23.09.2020 KARAR : İstinaf başvurusunun kabulü ile davanın usulden reddi İLK DERECE MAHKEMESİ : ... 42. ... Mahkemesi SAYISI : 2020/673 E., 2021/144 K. Taraflar arasındaki alacak davasından dolayı yapılan yargılama sonunda İlk Derece Mahkemesince davanın usulden reddine karar verilmiştir. Kararın davacı vekili tarafından istinaf edilmesi üzerine, Bölge Adliye Mahkemesince başvurunun kabulü ile İlk Derece Mahkemesi hükmü kaldırılarak yeniden esas hakkında hüküm kurulmak suretiyle davanın usulden reddine karar verilmiştir. Bölge Adliye Mahkemesi kararı davacı vekili tarafından temyiz edilmekle; kesinlik, süre, temyiz şartı ve diğer usul eksiklikleri yönünden yapılan ön inceleme sonucunda temyiz dilekçesinin kabulüne karar verildi. Davacı vekilince temyiz incelemesinin duruşmalı olarak yapılması istenilmiş ise de 6100 sayılı Hukuk Muhakemeleri Kanunu'nun (6100 sayılı Kanun) 369 uncu maddesinin ikinci fıkrası gereğince duruşma isteğinin mahiyetten reddine ve incelemenin dosya üzerinden yapılmasına karar verildikten ve Tetkik Hâkimi tarafından hazırlanan rapor dinlendikten sonra dosyadaki belgeler incelenip gereği düşünüldü: I. DAVA Davacı vekili dava dilekçesinde; müvekkilinin 02.08.2005-19.08.2015 tarihleri arasında davalının ...'daki işyerinde, 29.08.2015-09.01.2017 tarihleri arasında ise Arabistan'daki işyerinde net 7.500 SAR ücretle üç öğün yemek ve barınmanın işverence karşılanmak suretiyle çalıştığını, çalışmasının haftanın 7 günü 07.00-21.00 arası devam ettiğini, dinî bayramların ilk günü hariç tüm ... bayram ve genel tatil günlerinde çalıştığını, ... sözleşmesi işveren tarafından haksız nedene dayalı olarak feshedilmesine rağmen kıdem ve ihbar tazminatları ile bir kısım işçilik alacaklarının ödenmediğini ileri sürerek kıdem ve ihbar tazminatı, fazla çalışma, hafta tatili ile ... bayram ve genel tatil ücreti alacaklarının davalıdan tahsiline karar verilmesini talep etmiştir. II. CEVAP Davalı vekili cevap dilekçesinde; davacının talep ettiği alacakların zamanaşımına uğradığını, ihtiyari arabulucuk ile anlaşıldığını, arabuluculuk anlaşma belgesi nedeniyle dava açılmasının mümkün olmadığından davanın usulden reddi gerektiğini, esas yönünden ise davacının iddialarının yerinde olmadığını savunarak davanın reddini istemiştir. III. İLK DERECE MAHKEMESİ KARARI İlk Derece Mahkemesinin yukarıda tarih ve sayısı belirtilen kararı ile; dosyaya ibraz edilen ihtiyari arabuluculuk tutanağı ve anlaşma metninde davacının çalışma dönemi belirtilmediği ve bu hâliyle arabuluculuk anlaşma metninin davacının iddialarına rağmen tüm çalışma dönemini kapsadığı, tarafların dava konusu edilen kıdem ve ihbar tazminatı ile bir kısım işçilik alacakları yönünden arabuluculuk sözleşmesi ile anlaşmalarına rağmen 6235 sayılı Hukuk Uyuşmazlıklarında Arabuluculuk Kanunu'nun (6235 sayılı Kanun) “Tarafların Anlaşması” başlıklı 18 inci maddesinin beşinci fıkrasında yer alan emredici hükmü dikkate alınmaksızın kanuna aykırı bu davanın açıldığı, davacının ve ihtiyari arabulucunun konumları, yaptıkları ... ve mahiyetleri dikkate alındığında davacının iradesinin sakatlanmasının hayatın olağan akışına aykırı olduğu, öte yandan ihtiyari arabuluculuk anlaşma metninin 18.09.2019 tarihinde imzalanmasına rağmen eldeki davanın bir yıllık hak düşürücü süre geçtikten sonra 23.09.2020 tarihinde açılmış olduğu gerekçesiyle davanın dava şartı yokluğundan usulden reddine karar verilmiştir. IV. İSTİNAF A. İstinaf Yoluna Başvuranlar İlk Derece Mahkemesinin yukarıda belirtilen kararına karşı süresi içinde davacı vekili istinaf başvurusunda bulunmuştur. B. İstinaf Sebepleri Davacı vekili istinaf başvuru dilekçesinde; tutanağı imzalayan arabulucunun davalı Şirketin kadrolu arabulucusu olduğunu, aynı davalıya karşı açılan ... 43. ... Mahkemesinin 2020/271 Esas, 2020/737 Karar sayılı dosyasında İlk Derece Mahkemesince verilen usulden ret kararına yönelik istinaf başvurusu üzerine ... Bölge Adliye Mahkemesi 30. Hukuk Dairesinin 2020/3372 Esas, 2020/871 Karar sayılı kararı ile ihtiyari arabuluculuk tutanağına itibar edilmemesi gerektiğine karar verildiğini; ayrıca davalı lehine hükmedilen vekâlet ücretinin de hatalı olduğunu ileri sürerek kararın kaldırılmasını talep etmiştir. C. Gerekçe ve Sonuç Bölge Adliye Mahkemesinin yukarıda tarih ve sayısı belirtilen kararı ile; davacı vekilince emsal dosya olarak gösterilen dosyanın aksine eldeki davada davacının iradesinin ne şekilde sakatlandığı hususunda herhangi bir delil ya da bulgu sunulmadığı, sırf aynı arabulucu tarafından gerçekleştirilen başka bir anlaşma tutanağına itibar edilmemesinin bu davada da aynı sonuca ulaştırmayacağı, davacının irade fesadı konusunda iddiasını ispatlayamadığından anlaşma tutanağının geçerli olduğu, bu nedenle davanın usulden reddine karar verilmesi yerinde ise de kendisini vekille temsil ettiren davalı lehine hükmedilen vekâlet ücretinin harca esas değerin 100,00 TL olması sebebiyle bu miktarı geçmemesi gerekirken fazla vekâlet ücretine hükmedilmesinin isabetsiz olduğu gerekçesiyle davacı vekilinin istinaf başvurusunun kabulü ile İlk Derece Mahkemesi hükmü kaldırılarak yeniden esas hakkında hüküm kurulmak suretiyle davanın dava şartı yokluğu nedeniyle usulden reddine karar verilmiştir. V. TEMYİZ A. Temyiz Yoluna Başvuranlar Bölge Adliye Mahkemesinin yukarıda belirtilen kararına karşı süresi içinde davacı vekili temyiz isteminde bulunmuştur. B. Temyiz Sebepleri Davacı vekili temyiz başvuru dilekçesinde; ihtiyari arabuluculuk tutanağının dava konusu edilen döneme ilişkin olmadığını, davalı tarafından iradesi sakatlanarak aşırı yararlanma ile baskı altında ihtiyari arabuluculuk tutanağının imzalatıldığını ileri sürerek Bölge Adliye Mahkemesi kararının bozularak ortadan kaldırılması istemi ile temyiz yoluna başvurmuştur. C. Gerekçe 1. Uyuşmazlık ve Hukuki Nitelendirme Uyuşmazlık, ihtiyari arabuluculuk tutanağının iptali talebi ile alacak talebinin aynı davada görülüp görülemeyeceği noktasındadır. 2. İlgili Hukuk 1.6100 sayılı Kanun 369 uncu maddesinin birinci fıkrası ile 371 inci maddesi. 2.7036 sayılı ... Mahkemeleri Kanunu'nun 3 üncü maddesinin birinci ve ikinci fıkraları şu şekildedir: " (1) Kanuna, ... veya toplu ... sözleşmesine dayanan işçi veya işveren alacağı ve tazminatı ile işe iade talebiyle açılan davalarda, arabulucuya başvurulmuş olması dava şartıdır. (2) Davacı, arabuluculuk faaliyeti sonunda anlaşmaya varılamadığına ilişkin son tutanağın aslını veya arabulucu tarafından onaylanmış bir örneğini dava dilekçesine eklemek zorundadır. Bu zorunluluğa uyulmaması hâlinde mahkemece davacıya, son tutanağın bir haftalık kesin süre içinde mahkemeye sunulması gerektiği, aksi takdirde davanın usulden reddedileceği ihtarını içeren davetiye gönderilir. İhtarın gereği yerine getirilmez ise dava dilekçesi karşı tarafa tebliğe çıkarılmaksızın davanın usulden reddine karar verilir. Arabulucuya başvurulmadan dava açıldığının anlaşılması hâlinde herhangi bir işlem yapılmaksızın davanın, dava şartı yokluğu sebebiyle usulden reddine karar verilir." 3. 6325 sayılı Kanun 18 inci maddesinin beşinci fıkrası şöyledir: "(5) (Ek: 12/10/2017-7036/24 md.) Arabuluculuk faaliyeti sonunda anlaşmaya varılması hâlinde, üzerinde anlaşılan hususlar hakkında taraflarca dava açılamaz." 4. 6100 sayılı Kanun'un "Davaların ayrılması" kenar başlıklı 167 nci maddesi şu şekildedir: " (1) Mahkeme, yargılamanın iyi bir şekilde yürütülmesini sağlamak için, birlikte açılmış veya sonradan birleştirilmiş davaların ayrılmasına, davanın her aşamasında, talep üzerine veya kendiliğinden karar verebilir. Bu durumda mahkeme, ayrılmasına karar verilen davalara bakmaya devam eder. " 5.6100 sayılı Kanun'un "Bekletici sorun" kenar başlıklı 165 inci maddesi ise şöyledir: "(1) Bir davada hüküm verilebilmesi, başka bir davaya, idari makamın tespitine yahut dava konusuyla ilgili bir hukuki ilişkinin mevcut olup olmadığına kısmen veya tamamen bağlı ise mahkemece o davanın sonuçlanmasına veya idari makamın kararına kadar yargılama bekletilebilir." 6. 6098 sayılı ... Borçlar Kanunu’nun 27, 30, 39 ve 420 nci maddeleri. 3. Değerlendirme 1. İnceleme konusu uyuşmazlıkta davacı 02.08.2005-19.08.2015 tarihleri arasında davalıya ait işyerinde ... makinası bakım ve onarım ustası olarak çalıştığını, ... sözleşmesinin haksız olarak feshedildiğini ileri sürerek ihbar ve kıdem tazminatı ile bir kısım işçilik haklarının davalıdan tahsiline karar verilmesini talep etmiştir. Davalı, davacının talep ettiği alacakların arabuluculuk faaliyetine konu edildiğini, yapılan müzakereler sonucunda anlaşmaya varıldığını ve arabuluculuk anlaşma tutanağı düzenlendiğini, anlaşılan konularda dava açılamayacağını savunarak davanın reddini istemiştir. 2. İlk Derece Mahkemesince davacının kalifiye eleman olması, kıdemi, eğitim durumu ve tecrübesi dikkate aldığında arabuluculuk faaliyetinin anlamını ve önemini anlayabilecek kapasitede olduğu, arabulucu A.B'nin H.Ü. Hukuk Fakültesi öğretim olması karşısında arabuluculuk tutanağındaki hususlarla ilgili aydınlatılmamış olmasının düşünülemeyeceği, iradesinin sakatlanmasının hayatın olağan akışına aykırı olduğu, kaldı ki tutanağın imzalandığı tarih itibarıyla bir yıllık hak düşürücü sürenin de geçmiş olduğu gerekçesiyle davanın dava şartı yokluğu nedeniyle davanın reddine karar verilmiştir. 3. Bölge Adliye Mahkemesince, davacının iradesinin sakatlandığı konusundaki iddiasını kanıtlayamadığı, sırf aynı arabulucu tarafından gerçekleştirilen başka bir anlaşma tutanağına itibar edilmemesinin bu davada da aynı sonuca varılmasına sebep teşkil etmediği belirtilmek suretiyle davacının istinaf başvurusu vekâlet ücreti yönünden kabul edilerek, İlk Derece Mahkemesi kararı kaldırılıp davanın dava şartı yokluğu nedeniyle reddine karar verilmiştir. 4. Bilindiği gibi, 6325 sayılı Kanun'un 18 inci maddesinin beşinci fıkrasında arabuluculuk faaliyeti sonucunda anlaşmaya varılması hâlinde anlaşılan hususlarda dava açılamayacağı emredilmektedir. Söz konusu hükme yönelik değerlendirmenin sonucu, anlaşma belgesinin iptali talebinin alacak davasında bir ön sorun olarak ileri sürülüp sürülemeyeceği bakımından önem taşımaktadır. 5. Dairemizce yapılan değerlendirmede, anlaşma belgesinin veya anlaşmaya dair son tutanağın, anlaşılan hususlarda dava açılmasının önünde hukuki bir engel oluşturduğu sonucuna varılmıştır. 6325 sayılı Kanun'un 18 inci maddesinde açıkça ve emredici şekilde anlaşılan hususlarda dava açılamayacağı öngörüldüğünden öncelikle bu engelin ortadan kaldırılması gerekmektedir. Kanun, anlaşma belgesinin varlığı karşısında bu belgede anlaşıldığı belirtilen hususlarda dava açılmasına imkân tanımamaktadır. Bu bakımdan anlaşma belgesinin iptaline karar verilmedikçe alacak yahut işe iade talebi ile açılan davaların esasına yönelik inceleme yapılması mümkün değildir. Anlaşma belgesinin geçersizliğini ileri süren taraf, bu belgenin iptalini ayrı bir dava ile talep edebileceği gibi anlaşma belgesinin iptali talebini, alacak veya işe iade talebi ile aynı davada da ileri sürebilir. Davacı tarafından anlaşma belgesinin geçersizliğinin tespiti ile alacak veya işe iade davası birlikte talep edilmediği sürece anlaşma belgesinin iptali hususunun, 6100 sayılı Kanun'un 163 üncü maddesi bağlamında ön sorun olarak ele alınması mümkün değildir. 6. Belirtilen sebeple somut uyuşmazlıkta; davacıya, anlaşma belgesinin iptali konusunda ayrı bir dava açmak üzere kesin süre verilmelidir. Kanuna uygun olarak verilen kesin süreye rağmen bu tür bir dava açılmaması hâlinde, ihtiyari arabuluculuk anlaşma belgesine değer verilerek 6325 sayılı Kanun'un 18 inci maddesinin beşinci fıkrası uyarınca davanın usulden reddine karar verilmelidir. Süresi içinde anlaşma belgesinin iptali istemi ile dava açılması durumunda ise bu dava, bekletici mesele yapılmalıdır. Mahkemece bu husus gözetilmeksizin davanın dava şartı yokluğu nedeniyle usulden reddine karar verilmesi usul ve kanuna aykırıdır. 7. Açıklanan sebeplerle Bölge Adliye Mahkemesi kararının sair yönler incelenmeksizin usulden bozulması gerekmiştir. VI. KARAR Açıklanan sebeple; Temyiz olunan, Bölge Adliye Mahkemesi kararının usulden BOZULMASINA, Bozma sebebine göre davacı vekilinin diğer temyiz itirazlarının incelenmesine şimdilik yer olmadığına, Peşin alınan temyiz karar harcının istek hâlinde ilgiliye iadesine, Dosyanın Bölge Adliye Mahkemesine gönderilmesine, 30.03.2023 tarihinde oy çokluğuyla karar verildi. (Değişik Gerekçe) T.H. D E Ğ İ Ş İ K G E R E K Ç E İnceleme konusu uyuşmazlıkta davacı 02.08.2005-19.08.2015 tarihleri arasında davalıya ait işyerinde ... makinası bakım ve onarım ustası olarak çalıştığını, ... sözleşmesinin haksız olarak feshedildiğini ileri sürerek ihbar ve kıdem tazminatı ile bir kısım işçilik haklarının davalıdan tahsiline karar verilmesini talep etmiştir. Davalı, davacının talep ettiği alacakların arabuluculuk faaliyetine konu edildiğini, yapılan müzakereler sonucunda anlaşmaya varıldığını ve arabuluculuk anlaşma tutanağı düzenlendiğini, anlaşılan konularda dava açılamayacağını savunarak davanın reddini istemiştir. İlk Derece Mahkemesince davacının kalifiye eleman olması, kıdemi, eğitim durumu ve tecrübesi dikkate aldığında arabuluculuk faaliyetinin anlamını ve önemini anlayabilecek kapasitede olduğu, arabulucu A.B'nin H.Ü. Hukuk Fakültesi öğretim üyesi olması karşısında arabuluculuk tutanağındaki hususlarla ilgili aydınlatılmamış olmasının düşünülemeyeceği, iradesinin sakatlanmasının hayatın olağan akışına aykırı olduğu; kaldı ki tutanağın imzalandığı tarih itibarıyla bir yıllık hak düşürücü sürenin de geçmiş olduğu gerekçesiyle davanın dava şartı yokluğu nedeniyle reddine karar verilmiştir. Bölge Adliye Mahkemesince davacının iradesinin sakatlandığı konusundaki iddiasını kanıtlayamadığı, sırf aynı arabulucu tarafından gerçekleştirilen başka bir anlaşma tutanağına itibar edilmemesinin bu davada da aynı sonuca varılmasına sebep teşkil etmediği belirtilmek suretiyle davacının istinaf başvurusu vekâlet ücreti yönünden kabul edilerek İlk Derece Mahkemesi kararı kaldırılıp davanın dava şartı yokluğu nedeniyle reddine karar verilmiştir. Dairemizce ihtiyari arabuluculuk anlaşma belgesinin geçersizliğinin aynı konuya ilişkin alacak veya işe iade davasında bir ön sorun olarak değerlendirilemeyeceği, somut olayda mahkemece davacı tarafa ihtiyari arabuluculuk anlaşma belgesinin geçersizliğinin tespiti konusunda ayrı bir dava açmak üzere süre verilmesi, verilen süre içinde dava açılması hâlinde ihtiyari arabuluculuk anlaşma belgesinin geçersizliğinin tespitine ilişkin davanın sonucunun alacak davasında bekletici mesele yapılması gerektiği gerekçesiyle hükmün bozulmasına karar verilmiştir. Ülkemizde ... hukuk uyuşmazlıklarında alternatif bir uyuşmazlık ... yöntemi olarak arabuluculuk, ilk defa 07.....2012 tarihli ve 6325 sayılı Kanun ile kabul edilmiştir. Daha sonra başta 12.10.2017 tarihli ve 7036 sayılı Kanun olmak üzere bazı kanunlarla dava şartı arabuluculuk ihdas edilmiştir. 7036 sayılı Kanun’un 3 üncü maddesinde arabuluculuk, “Kanuna, ... veya toplu ... sözleşmesine dayanan işçi veya işveren alacağı ve tazminatı ile işe iade talebiyle açılan davalar” bakımından dava şartı olarak düzenlenmiştir. 6325 sayılı Kanun’un 18 inci maddesinin beşinci fıkrasında “Arabuluculuk faaliyeti sonunda anlaşmaya varılması halinde, üzerinde anlaşılan hususlar hakkında taraflarca dava açılamaz.” hükmü yer almakta ise de anlaşma belgesi maddi anlamda bir borçlar hukuku sözleşmesidir. Dairemizce temyiz incelemesi yapılan bir kısım dosyalarda, bu sözleşmenin irade sakatlığı ya da arabuluculuk faaliyetine ilişkin sürecin usule uygun yapılmadığı iddiasıyla geçersizliği ileri sürülerek alacak davası açılabileceği kabul edilmiştir (9. Hukuk Dairesinin 05.12.2022 tarihli ve 2021/14055 Esas, 2022/15998 Karar; 23.12.2022 tarihli ve 2022/16466 Esas, 2023/126 Karar; 17.10.2022 tarihli ve 2022/8404 Esas, 2022/12594 Karar; 15.....2022 tarihli ve 2022/6918 Esas, 2022/7792 Karar sayılı kararları). Öğretide de Kanun’daki “dava açılamaz” ifadesinin mutlak bir yasak olmadığı ve anlaşma belgesinin irade fesadı, sahtelik gibi nedenlerle geçersizliğinin ileri sürülebileceği kabul edilmektedir (Ömer ..., Muhammet Özekes, Murat Atalı, Vural Seven, Hukuk Uyuşmazlıklarında Arabuluculuk, ..., İkinci Baskı, Kasım 2019, s. 263, 266; Süha Tanrıver, Hukuk Uyuşmazlıkları Bağlamında Arabuluculuk, ..., 2020, s.124; ... Akkan, “Arabuluculuk Faaliyeti Sonucunda Anlaşılan Hususlarda Dava Açma Yasağı ve Sonuçları”, DEÜHFD, C.20, S.2, s.3, 22; Hasan Kayırgan, “... Uyuşmazlıklarında Arabuluculuk Anlaşma Tutanaklarının İrade Fesadı Bağlamında Değerlendirilmesi, Arabuluculuğun Geleceği Sempozyumu, 14 Kasım 2020, s. 69-70; Yusuf Yiğit/M. Can Özkır, “... Hukuku Açısından Dava Şartı (Zorunlu) Arabuluculuk Uygulamasına Başvurunun Hukuki Sonuçları”, Uluslararası Bilimlerde Yenilikçi Yaklaşımlar Dergisi, 2020, V. 4(3), s.86; Emel Badur, "Arabuluculuk Anlaşma Belgesinin Borçlar Hukuku Açısından Değerlendirilmesi", Uyuşmazlık Mahkemesi Dergisi, Y.9, S.11, Aralık 2021, s.70). Bu kabul ve uygulama karşısında “arabuluculuk tutanağı iptal edilmedikçe alacak davası açılamaz” şeklindeki görüşten hareketle anlaşma belgesinin/tutanağın geçersizliğinin tespiti için ayrı bir dava açma zorunluluğundan söz edilemez. Uygulamada genellikle arabulucu aracılığıyla yapılan anlaşma belgesinin ya da son tutanağın serbest irade ürünü olmadığı yahut arabuluculuk sürecinin Kanun’da öngörülen usule uygun yapılmadığı, alacak davasında davacı tarafça ön sorun olarak ileri sürülebildiği gibi anlaşma belgesinin/son tutanağının iptali istemi ayrı bir dava konusu da yapılabilmektedir. Somut olayda Mahkemece, davalının cevap dilekçesi ekinde sunulan ihtiyari arabuluculuk anlaşma belgesi yargılama sırasında ortaya çıkan davaya ilişkin bir ön sorun olarak ele alınmış ve ihtiyari arabuluculuk anlaşma belgesinin hata, hile ve ikrah gibi irade fesadına maruz kalınması nedeniyle imzalandığının dosya kapsamındaki delillerle ispatlanamadığı gerekçesiyle davanın reddine dair hüküm kurulmuştur. Dairemiz bozma kararının temel dayanağı alacak, tazminat veya işe iade davası ile arabuluculuk anlaşma belgesinin geçersizliği yahut iptali istemli davaların iki ayrı dava olduğuna yönelik kabuldür. Oysa alacak veya işe iade davasına ilişkin yargılama sırasında uyuşmazlığın ihtiyari arabuluculuğa konu edildiği ve taraflarca anlaşmaya varıldığı ileri sürüldüğünde, anlaşma belgesinin geçerli olup olmadığı hususu bir ön sorun olarak ele alınabilmeli; anlaşma belgesinin geçerliliği veya geçersizliği, aynı mahkemedeki yargılama faaliyeti içerisinde çözümlenebilmelidir. 6325 sayılı Kanun’un 18 inci maddesinin beşinci fıkrasında yer alan anlaşılan konularda dava açılamayacağına yönelik düzenleme, anlaşılan konular bakımından tarafları bağlar. Davacının tutanağın geçersizliğinin tespiti ve işçilik alacaklarının tahsili istemi ile dava açması 6100 sayılı Kanun’un 163 üncü maddesi bağlamında taraflar arasında anlaşma bulunmadığı şeklindeki ön sorunun ileri sürülmesi iken davalının savunmasında anlaşma belgesi sunarak anlaşmanın varlığını ileri sürmesi de aynı şekilde bir ön sorunun ileri sürülmesidir. Bu durumda mahkemece anlaşma belgesinin geçersizliğinin aynı Kanun’un 164 üncü maddesi uyarınca ön sorun olarak incelenebilmesi gerekir. İhtiyari arabuluculuk anlaşma belgesinin geçerli olup olmadığının denetiminin alacak veya işe iade davasına bakan mahkemece yapılmasına yasal herhangi bir engel bulunmadığı gibi aksine ihtiyari arabuluculuk anlaşma belgesinin geçersizliğine yönelik değerlendirmenin, o belgenin geçersizliği yahut geçerliliğine bağlanan hukuki sonuçların konu edildiği davada ele alınması öncelikle tercih edilmelidir. Ayrıca belirtmek gerekir ki burada 6100 sayılı Kanun’un 165 inci maddesi bağlamında bir bekletici sorun olduğunun kabulü de somut olayın özelliğine uygun düşmemektedir. Bekletici mesele kavramı, bir davada hüküm verilebilmesinin başka bir davaya bağlı olması hâlinde ortaya çıkar; tamamen asıl davaya özgülenmiş bir sorun olarak kabul edilemez. Oysa anlaşma belgesinin geçersizliğinin tespiti ayrı bir dava konusu olmadığı gibi geçersizliğin tespiti, mevcut yargılamayı sürdüren mahkemeden bir başka mahkemenin görevine de girmez. Üstelik anlaşma belgesinin geçerli olup olmadığı sorunu tamamen alacak, tazminat veya işe iade davasını ilgilendirmekte olup bu davadan ayrı düşünülmesi mümkün değildir. Özellikle alacak davasında anlaşmanın ya da arabuluculuk tutanağının geçersizliği tespit edildiğinde, yeni bir arabuluculuk sürecinin başlatılmasının gerekmediğine ilişkin Dairemizin uygulaması da dikkate alındığında, davacıya geçersizliğin tespiti için ayrı bir dava açmak üzere süre verilmesinin gereksizliği açıktır. Sayın çoğunluğun görüşü benimsendiğinde, alacak davasına yahut işe iade davasına bakan mahkemece, ihtiyari arabuluculuk anlaşma belgesi ile ilgili olarak herhangi bir inceleme yapılması mümkün olmayacak aksine ... mahkemesinin görevli olduğu bir uyuşmazlığın çözümünde bir başka ... mahkemesinde dava açması için davacıya süre verilerek yargılama süreci gereksiz şekilde uzatılacaktır. Bekletici meselenin, zaman, emek ve masraf açısından usul ekonomisine aykırı olduğu konusunda tereddüt bulunmamaktadır. Bu durumda kanunda açıkça zorunlu kılınmadığı hâlde, anlaşma belgesinin geçersizliğine ilişkin davanın ayrı bir dava şeklinde görülmesi ve alacak davasında bekletici mesele yapılması gerektiğinin kabulü usul kuralları bakımından zorlayıcı bir yorum olur. Kaldı ki, 6100 sayılı Kanun’un 208 inci maddesinin üçüncü fıkrasında bir belgenin sahteliğini iddia eden kimsenin, bunu aynı mahkemede ön sorun şeklinde ileri sürebileceği gibi bu konuda ayrı bir dava da açabileceği ifade edilmektedir. Sahtelik iddiasının dahi aynı dava içinde bir ön sorun olarak incelenebilmesi mümkün iken davalı tarafından sunulan ihtiyari arabuluculuk anlaşma belgesine karşılık davacıya, aynı dava içinde bu belgenin geçersizliğini ileri sürebilme imkânı tanınmaması temel hak ve hürriyetler açısından oldukça kısıtlayıcı bir sonuçtur. Arabuluculuk anlaşma belgesinin/son tutanağının geçerli olup olmadığının alacak davasında ön sorun olarak incelenemeyeceği kabul edilir ise, özellikle iradesi sakatlanmış olan işçinin iki ayrı dava açmak zorunda kalması nedeniyle ağır bir külfete katlanması söz konusu olacaktır. Zira böyle bir durumda anlaşma belgesinin/son tutanağın geçersizliğinin tespiti için dava açılıp bu davanın kesinleşmesi bekletici mesele yapılacaktır. Böylece işçi iki davanın yargılama sürecinden sonra alacağına kavuşmuş olacaktır. İradesi sakatlanmış olan bir işçiyi mevcut şartlarda en az 8-10 yıl sonra alacağına kavuşturmak adalet kavramı ile izah edilemez. Ayrıca işçinin yargılama gideri riski nedeniyle kısmi dava açması halinde talep edilmeyen miktar bakımından zamanaşımı tehlikesi de ortaya çıkacak ve belki de işçi alacağının önemli bir kısmına kavuşamayacaktır. Keza uyuşmazlık birden fazla dava ile hem daha fazla masraf yapılarak hem de mahkemelerin ... yükü artırılarak çözümlenecek ki bunun usul ekonomisi ilkesine aykırı olduğu da açıktır. Anayasa’nın 13 üncü maddesine göre “Temel hak ve hürriyetler, özlerine dokunulmaksızın yalnızca Anayasanın ilgili maddelerinde belirtilen sebeplere bağlı olarak ve ancak kanunla sınırlanabilir. Bu sınırlamalar, Anayasanın sözüne ve ruhuna, demokratik toplum düzeninin ve lâik Cumhuriyetin gereklerine ve ölçülülük ilkesine aykırı olamaz." Bu anayasal hükme göre temel bir hakkı sınırlandıran kanun hükmü geniş yorumlanamaz veya kanunun belirlediği sınırın dışına çıkılamaz. Dava şartı arabuluculuğa ilişkin kanuni düzenleme ile mahkemeye erişim hakkı belirli ölçüde sınırlanmıştır. Bununla birlikte, geçersizlik tespitinin ön sorun olarak incelenmesine kanunen bir engel bulunmadığı hâlde, davacı işçiyi alacağına kavuşması için iki ayrı dava açmak zorunda bırakmak, mahkemeye erişim hakkını kanunun öngördüğü düzenlemenin ötesinde sınırlamak anlamına gelir. Diğer yandan, yukarıda belirtildiği üzere işçinin iki davanın yargılama giderini karşılamak zorunda kalması, makul yargılama süresinin aşılması ve alacağın zamanaşımına uğraması gibi durumlar nedeniyle usul ekonomisi ilkesi, adil yargılanma hakkı ve mülkiyet hakkı ihlal edilmiş olacaktır. Somut olayda Mahkemece davalının sunduğu ihtiyari arabuluculuk anlaşma belgesinin varlığı ön sorun olarak değerlendirilmiş ve anlaşma belgesinin geçerli olduğu sonucuna varılarak alacak davası reddedilmiştir. Davalı tarafın savunması üzerine arabuluculuk anlaşma belgesinin geçersizliğini, alacak davası içinde bir ön sorun olarak ele alıp inceleyen Mahkemenin kararı yukarıda açıkladığım gerekçelerle yerindedir. Ancak davacı taraf arabulucululuk faaliyetinin hiç yapılmadığı ve iradesinin fesada uğratıldığını ileri sürmesine rağmen bu iddiaya ilişkin delillerin toplanmadığı ve eksik inceleme ile karar verildiği dosya kapsamından anlaşılmaktadır. Bu sebeple kararın davacı tarafın bildirdiği delillerin toplanması ve tanıkların dinlenmesi için bozulması gerektiği görüşünde olduğumdan, anlaşma belgesinin geçersizliğinin tespiti için davacıya süre verilmesi ve söz konusu davanın alacak davası bakımından bekletici mesele yapılması gerektiği yönündeki sayın çoğunluğun görüşüne katılamıyorum.
3. Hukuk Dairesi, 2022/7764 E., 2022/9438 K.
orta eşleşmeKarar metninde maddeye atıf varİSTANBUL BÖLGE ADLİYE MAHKEMESİ 3. HUKUK DAİRESİ
tam metni aç
Öte yandan; HMK'nın " Ön sorunun ileri sürülmesi " başlığı altında düzenlenen 163 üncü maddesinde ise ;
3. Hukuk Dairesi         2022/7764 E.  ,  2022/9438 K. "İçtihat Metni" MAHKEMESİ : İSTANBUL BÖLGE ADLİYE MAHKEMESİ 3. HUKUK DAİRESİ İLK DERECE MAHKEMESİ : İSTANBUL ANADOLU 15. ASLİYE HUKUK MAHKEMESİ Taraflar arasında ilk derece mahkemesinde görülen menfi tespit davasının reddine dair verilen karar hakkında bölge adliye mahkemesi tarafından yapılan istinaf incelemesi sonucunda; davacı tarafın istinaf başvurusunun kabulü ile ilk derece mahkemesi kararı kaldırılarak yeniden davanın kabulüne yönelik olarak verilen karar, davalı vekilince temyiz edilmiş; Dairece temyiz incelemesi için gönderilen dava hakkında davalı vekili tarafından sulh sözleşmesinin imzalandığının bildirilmiş olması nedeniyle, sulh hakkında ek karar verilmek üzere dosyanın bölge adliye mahkemesine iadesi üzerine; bölge adliye mahkemesince 06/07/2022 tarihli ek karar ile sulh hakkında karar verilmesine yer olmadığına karar verilmiş, bu kez davalı vekili tarafından ek karar temyiz edilmiş olmakla; dosya içerisindeki bütün kağıtlar okunup gereği düşünüldü: Y A R G I T A Y K A R A R I Davacı; davalının yakın arkadaşı ile kısa bir süre güzellik salonunun işletilmesine yönelik ortaklık yaptığını, ortaklığın sona ermesiyle birlikte dava dışı ortağın ortaklık payı alacağının 199.000 TL olarak hesaplandığını, işbu bedel tutarında tanzim ettiği bonoyu davalıya teslim ettiğini, davalının bono bedelinin tahsili amacıyla hakkında icra takibi başlattığını, takibin hukuka aykırı olarak kesinleştirildiğini, takibe konu alacağın tamamını taksitler halinde davalı vekiline ödediğini, haricen yaptığı ödemelerin icra dosyasına yansıtılmaması nedeniyle takibin haksız olarak devam ettiğini ileri sürerek; takip nedeniyle davalıya borçlu olmadığının tespitini talep etmiştir. Davalı; davacının iddialarının gerçeği yansıtmadığını, daha önce davacıya borç olarak verdiği paranın tahsili amacıyla hakkında icra takibi başlattığını, ancak alacağının ödenmediğini, ödeme iddiasının yazılı delille ispat edilmesi gerektiğini savunarak, davanın reddini istemiştir. İlk derece mahkemesince; davalı tarafından davacının hesabına gönderilen 100.000 TL'nin davacıya ödünç olarak verildiğinin havale açıklamasından anlaşıldığı, buna karşılık davacının ödeme iddiasını ispat edemediği gerekçesiyle, davanın reddine karar verilmiştir. İlk derece mahkemesi kararına karşı, davacı tarafından istinaf yoluna başvurulmuştur. Bölge adliye mahkemesince; davada ispat yükünün davalıda olduğu, davalının savunmasını ispat edemediği gerekçesiyle, davacının istinaf başvurusunun kabulü ile ilk derece mahkemesi kararı kaldırılarak yeniden esas hakkında; davanın kabulü ile davaya konu icra takibi nedeniyle davacının davalıya borçlu olmadığının tespitine dair verilen karar, davalı vekili tarafından temyiz edilmiş, Dairece verilen 24/03/2022 tarihli ve 2021/8634 E. - 2022/2743 K. sayılı kararla; davalı vekili tarafından temyiz aşamasında ibraz edilen dilekçe ile tarafların “sulh” oldukları ve bu hususta sulh protokolünün düzenlendiğinin bildirildiği, temyiz incelemesi aşamasında ortaya çıkan sulh hakkında karar verme yetkisinin hükmü veren mahkemeye ait olduğundan bahisle, sulh hususunda ek karar verilmek üzere dosyanın bölge adliye mahkemesine geri çevrilmesine karar verilmesi üzerine, bölge adliye mahkemesince 06/07/2022 tarihli ek karar ile sulh protokolünün davacı tarafından kabul edilmediği gerekçesiyle, sulh konusunda karar verilmesine yer olmadığına karar verilmiş; bu kez 06/07/2022 tarihli ek karar davalı vekili tarafından temyiz edilmiştir. 1) Sulh, bir sözleşme olarak mahkeme dışında da yapılabilir; buna, mahkeme dışı sulh denir. HMK’da mahkeme dışı sulh düzenlenmemiştir. “Tarafların mahkeme dışında yapacakları sulh, kuruluş ve etkileri bakımından kural olarak bir maddi hukuk işlemidir. Mahkeme dışı sulh borçlar hukukunun konusu olduğundan, bu maddede düzenleme dışı bırakılmıştır. Taraflardan birinin, mahkeme dışı sulh sözleşmesinin yapıldığı ve bu sözleşmeye uygun olarak mahkemece bir karar verilmesi gerektiği yolundaki iddia ve talebi, diğer tarafça kabul edilmediği takdirde, onun varlığının ve kapsamının iddia eden tarafça ispatlanması gerekecektir. Maddede, taraflar arasında uyuşmazlık konusu olan hak üzerindeki anlaşmanın yargılamaya etkisi olduğundan, sadece mahkeme içi sulh düzenlenmiştir.” (6100 sayılı HMK'nın Hükümet gerekçesi madde 313). Mahkeme dışı sulh sözleşmesi, dava devam ederken yapılsa bile, kendiliğinden görülmekte olan davayı etkilemez; burada iki ihtimal vardır: Taraflar mahkeme dışında yapmış oldukları sulh sözleşmesini mahkemeye verirler ve buna göre sulh olduklarını bildirirlerse, bu husus tutanağa geçirilir, taraflara okunur ve imza ettirilir. Bu halde, mahkeme dışı sulh, mahkeme içi sulhe dönüşür. Taraflar (ikisi birlikte) mahkeme dışında sulh olduklarını davaya bakan mahkemeye bildirmezlerse (veya taraflardan biri böyle bir sulh sözleşmesini inkar ederse), mahkeme dışındaki sulh sözleşmesine dayanan taraf, bunu mahkemede ispat etmekle yükümlüdür (Kuru, Baki, Medeni Usul Hukuku Cilt 2, Yetkin Yayıncılık, Ankara: 2020, s.1104). HMK’nın “Sulhun etkisi” başlığı altında düzenlenen 315 inci maddesinde ise ; “Sulh ilgili bulunduğu davayı sona erdirir ve kesin hüküm gibi hukuki sonuç doğurur. Mahkeme, taraflar sulhe göre karar verilmesini isterlerse, sulh sözleşmesine göre; sulhe göre karar verilmesini istemezlerse, karar verilmesine yer olmadığına karar verir. İrade bozukluğu ya da aşırı yararlanma hallerinde sulhun iptali istenebilir.” şeklinde düzenleme yapılmıştır. “...tüm sözleşmelerde olduğu gibi, tarafların iradelerini sakatlayan, hata, hile ve ikrah gibi bir sebebin varlığı durumunda veya sulh sözleşmesindeki hükümlerin, zor durumda olan taraf için gabin teşkil ettiği hallerde, söz konusu sözleşmeyi ortadan kaldırmak isteyen tarafın, borçlar hukukundaki kurallar çerçevesinde, sulhün iptali için dava açması mümkündür. Ortada mahkemece verilmiş bir hüküm bulunmadığından, kesin hüküm niteliğindeki sulhün, iradeyi sakatlayan sebeplere veya gabine dayanılarak iptali için ayrı bir dava açılması gerekecektir.” (HMK'nın Hükümet gerekçesi madde 315). Öte yandan; HMK'nın " Ön sorunun ileri sürülmesi " başlığı altında düzenlenen 163 üncü maddesinde ise ; " Yargılama sırasında, davaya ilişkin bir ön sorun ortaya çıkarsa, ilgili taraf, bunu dilekçe vermek suretiyle yahut duruşma sırasında sözlü olarak ileri sürebilir." şeklinde düzenleme yapılmıştır. Somut olayda; temyiz aşamasında davalı tarafça ibraz edilen "sulh ve ibra anlaşması" başlıklı 31/05/2021 tarihli sözleşme içeriğinden anlaşıldığı üzere, tarafların mahkeme dışında sulh oldukları, protokolün davacı asil ile davalı vekili tarafından imzalandığı, ancak davacı tarafça dosyaya sunulan 05/05/2022 tarihli dilekçe ile iradesi sakatlanarak imzalatılan işbu protokolün kendisini bağlamayacağı yönünde beyanda bulunulduğu anlaşılmaktadır. Hal böyle olunca, bölge adliye mahkemesince; yukarıda açıklanan maddi ve hukuki olgular çerçevesinde, iddia ve savunmanın genişletilmesi yasağına tabi olmadan, iradeyi sakatlayan sebeplere dayanılarak sulhun geçersizliğinin her zaman ileri sürülebileceği gibi aynı davada da savunma yoluyla ileri sürülebileceği dikkate alınıp, davacının sulh protokolünün irade sakatlığı nedeniyle geçersiz olduğuna yönelik iddiasının ön sorun olarak incelenip, iddiaya ilişkin deliller toplanılarak, hasıl olacak sonuca uygun bir karar verilmesi gerekirken; davacı tarafça sulh protokolünün kabul edilmediği yönündeki yanılgılı değerlendirme sulh konusunda karar verilmesine yer olmadığına dair verilen 06/07/2022 tarihli ek karar usul ve kanuna aykırı olup, bozmayı gerektirmiştir. 2) Bozma nedenine göre davalı vekilinin sair temyiz itirazlarının bu aşamada incelenmesine gerek görülmemiştir. SONUÇ: Yukarıda (1) numaralı bentte açıklanan nedenlerle 6100 sayılı HMK'nın 371 inci maddesi uyarınca temyiz olunan bölge adliye mahkemesinin 06/07/2022 tarihli EK KARARININ BOZULMASINA, (2) numaralı bentte açıklanan nedenlerle davalı vekilinin sair temyiz itirazlarının incelenmesine şimdilik yer olmadığına, peşin alınan temyiz harcının istek halinde temyiz edene iadesine, aynı Kanun'un 373 üncü maddesinin ikinci fıkrası uyarınca dava dosyasının kararı veren bölge adliye mahkemesine gönderilmesine, 13/12/2022 tarihinde oy birliği ile karar verildi.
10. Hukuk Dairesi, 2021/3920 E., 2022/6810 K.
orta eşleşmeKarar metninde maddeye atıf varYerköy Asliye Hukuk (İş) Mahkemesi
tam metni aç
6100 sayılı HMK’nun Ön Sorun ve Bekletici Sorun Başlığını taşıyan 3. Ayrımında 163.maddede: Yargılama sırasında, davaya ilişkin bir ön sorun ortaya çıkarsa, ilgili taraf, bunu dilekçe vermek suretiyle yahut duruşma sırasında sözlü olarak ileri sürebilir.
10. Hukuk Dairesi         2021/3920 E.  ,  2022/6810 K. "İçtihat Metni" Mahkemesi : Yerköy Asliye Hukuk (İş) Mahkemesi Dava, meslek hastalığı nedeniyle sürekli iş göremezliğe uğradığı iddiasıyla sigortalının maddi ve manevi zararlarının tazmini istemine ilişkindir. İlk derece mahkemesince ilamında belirtilen gerekçelerle davanın reddine ilişkin verilen kararın davacı ve davalı vekili tarafından istinaf edilmesi üzerine ... Bölge Adliye Mahkemesi 7. Hukuk Dairesince davacının istinaf başvurusunun esastan reddine, davalı vekilinin istinaf başvurusunun kabulü ile yeniden esas hakkında karar verilmiştir. ... Bölge Adliye Mahkemesi 7. Hukuk Dairesince verilen kararın davacı vekili tarafından süresi içerisinde temyiz edildiği anlaşıldıktan ve Tetkik Hâkimi ... tarafından düzenlenen raporla dosyadaki kağıtlar okunduktan sonra işin gereği düşünüldü ve aşağıdaki karar tespit edildi. I- İSTEM: Davacı vekili dava dilekçesinde özetle; müvekkilinin 01.12.1992 tarihinde davalı işveren bünyesindeki Çimento fabrikasında çalışmaya başlayıp farin değirmeni, laboratuvar ünitesi, çimento değirmeni ve klinker yükleme sisteminde çalıştığını ve 14.07.2009 tarihinde iş akdinin feshedildiğini, müvekkilinin 17 yıl bilfiil çalışması nedeniyle cilt hastalığı, hipertansiyon, hastalığı, astım ve bronşit hastalıklarına yakalandığını bu hastalıkların mesleki nitelikte olduğunu iş gücünden yoksun bıraktığına dair devlet hastanesi raporları bulunduğunu beyanla fazlaya ilişkin talep hakkı saklı kalmak üzere 1.000,00 TL maddi ve 20.000 TL manevi tazminata hükmedilmesini talep etmiştir. II- CEVAP: Davalı vekilinin cevap dilekçesinde: davacının bahse konu tüm rahatsızlıklarının zaten işe başlamadan evvel mevcut olduğunu, yaptığı işlerden kaynaklı olmadığını, işe başladıktan sonra ortaya çıkan hastalıkları olduysa bile meslek hastalığı niteliğinde olmadığını, davacının uzun süre laborant ve kantarcı olarak çalıştığını, bu iki birim açısından da davacının iddiasının aksine tansiyon, astım, alerji ve benzeri rahatsızlıklara sebebiyet verebilecek yada mevcut rahatsızlıkları arttırabilecek bir iş ortamının söz konusu olmadığını, anılan yerlerde vardiyalı iş olmakla birlikte ağır ve tehlikeli işler yönetmeliğine göre ağır ve tehlikeli sayılmayan işler olduğunu, ayrıca ÇEİS vasıtası ile yapılan maruziyet ölçümlerinde tozlu ortam olarak da değerlendirilmediğini, davacı işçinin çalışmış olduğu müvekkili şirkete ait işyeri bir çimento fabrikası olduğunu, burada hammadde taşıma bantları, kepçeler ve vinçler ile üretim bölümüne aktarıldığını, buradan çıkan ürünler benzeri alet yardımıyla istiflenerek, taşınıp, tahliye edildiğini, davacının tansiyon rahatsızlığının sebebinin yaptığı iş olmadığını, davacıda mevcut alerjik bir cilt rahatsızlığının çalıştığı iş ortamı ile uzaktan yakından alakası olmadığını, ayrıca fabrika genelinde gürültülü ortamlarda kulak koruyucular, gözlük ve toz maskelerinin kullanımının da mecburi olduğu, davacının tansiyon hastalığına rağmen yüksükte çalıştırıldığını da iddia ettiği, oysa ki çimento değirmeninde yüksekte çalışma yalnız 15 günde bir kapak açma, ızgara deliklerinin kontrolü ve temizlenmesi amacıyla yapılmakta olduğunu, bu çalışma sırasında yükseklik sadece 428 cm olduğu, bu iş yapılırken kişisel koruyucu ekipmanların da kesinlikle kullanıldığını, ağır malzemeler vinç yardımıyla kaldırıldığını, bu çalışma vardiyalı sistemde değişik vardiyalara denk geldiğinden çalışanlara sadece 1,5-2 ayda bir tesadüf ettiğini, kaldı ki davacının o ünitede klinker tartımı ve otomatik sistemle kamyon yüklemesi yaptığını, dosyaya sunulan belge ve raporlar karşısında davacı tarafın meslek hastalığı iddialarının soyut olduğunu, davacının çalıştığı dönemlerde astım hastalığı yada benzeri hastalıklarla ilgili herhangi bir şikayetinin bulunmadığını, davacının çalıştığı müvekkili şirkete ait işyerinde işçilerin periyodik sağlık kontrolüne tabi tutuldukları, davacının çalıştığı ortamın tozlu olduğu bu sebeple rahatsızlık yaşadığı iddiasının da gerçek dışı olduğunu, davacının çalıştığı ortamın iddiasının aksine tozlu olmadığını, davacı gibi diğer işçilerin de rutin kontrollerden geçtiklerini ve ayrıca tozlu ortamlarda çalışan işçilere de tozdan korunma amaçlı maskeler verdiklerini, müvekkili şirkette düzenli olarak solunabilir toz ölçümü yapıldığını, bu ölçümler de düzenli olarak raporlandığını, müvekkili şirketin işyerinde davacı ile aynı pozisyonda ve birimde çok daha uzun yıllar çalışan işçiler bulunduğunu, bu güne değin toz sebebi ile yapılmış bir şikayetin, ortaya çıkan bir rahatsızlığın olmadığını ayrıca davacının iş akdinin müvekkili şirket tarafından feshedilmesi neticesinde manevi yönden zarara uğradığını ve depresyona girerek işten çakılması neticesinde bedeni anlamda çalışamaz hale geldiği yönündeki iddiasının da bütünüyle hukuki dayanaktan yoksun olduğunu savunarak, davanın reddini istemiştir. III- MAHKEME KARARI: A-İLK DERECE MAHKEME KARARI İlk Derece Mahkemesince davanın reddine dair karar verilmiştir. B-BÖLGE ADLİYE MAHKEMESİ KARARI: Bölge Adliye Mahkemesince “Davacı vekilinin istinaf başvurusunun Hukuk Muhakemeleri Kanununun 353/1-b.1 maddesi gereğince esastan reddine, Davalı vekilinin istinaf başvurusunun karar tarihinde yürürlükte bulunan AAÜT’nin 10/4.maddesine göre manevi tazminat davasının, maddi tazminat veya parayla değerlendirilmesi mümkün diğer taleplerle birlikte açılması durumunda; manevi tazminat açısından avukatlık ücreti ayrı bir kalem olarak hükmedileceği, somut uyuşmazlıkta; vekille temsil edilen davalı lehine maddi ve manevi tazminat talepleri yönünden ayrı ayrı vekâlet ücretleri takdir edilmesi gerekirken tek vekâlet ücreti takdir edilmesinin hatalı olduğuna işaretle II-) Davalı vekilinin istinaf başvurusunun ise HMK 353/1-b.2 maddesi gereğince kabulü ile ilk derece mahkemesi kararının kaldırılmasına, 1- Davanın reddine, 2-Davalı vekille temsil edildiğinden, karar tarihinde yürürlükte bulunan Avukatlık Asgari Ücret Tarifesine göre maddi tazminat talebi yönünden 1.000 TL vekâlet ücretinin; manevi tazminat talebi yönünden ise 4.080 TL vekâlet ücretinin, davacıdan alınıp davalıya verilmesine,” karar verilmiştir. IV-TEMYİZ KANUN YOLUNA BAŞVURU VE NEDENLERİ: Davacı vekili temyiz dilekçesinde özetle: müvekkilinin cilt rahatsızlığının çimento içerisindeki kimyasal maddelerden kaynaklı olduğunu, müvekkilinin cildiye bölümünde yapılan muayenelerinde “potassium dichromate” ve “thiuram mix” adı verilen kimyasallara maruz kaldığının tespit edildiğini, bu maddelerin çimentonun ham maddesi olduğunu, bu hususun dosya kapsamında alınan raporlarda irdelenmediğini, bu hususta Adli Tıp Genel Kurulundan veya Üniversite Hastanelerinden meslek hastalığı hakkında rapor alınması gerektiğini beyanla kararın bozulmasını talep etmiştir. V-İLGİLİ HUKUK KURALLARI VE İNCELEME: Sosyal Güvenlik Kurumu tarafından karşılanmayan zararın ödetilmesine ilişkin tazminat davaları açısından SGK tarafından olayın iş kazası veya meslek hastalığı olarak tespiti yargılamanın esasını çözüme kavuşturmadan önce açıklığa kavuşturulması gereken bir sorun niteliğindedir. 6100 sayılı HMK’nun Ön Sorun ve Bekletici Sorun Başlığını taşıyan 3. Ayrımında 163.maddede: Yargılama sırasında, davaya ilişkin bir ön sorun ortaya çıkarsa, ilgili taraf, bunu dilekçe vermek suretiyle yahut duruşma sırasında sözlü olarak ileri sürebilir. 164.maddesinde “Hâkim, taraflardan birinin ileri sürdüğü ön sorunu incelemeye değer bulursa, belirleyeceği süre içinde, varsa delilleriyle birlikte cevabını bildirmesi için diğer tarafa tefhim veya tebliğ eder. Ön sorun hakkında iki taraf arasında uyuşmazlık varsa, hâkim gerekirse tarafları davet edip dinledikten sonra kararını verir. Hâkim, ön sorun hakkındaki kararını taraflara tefhim veya tebliğ eder.165.maddesinde ise “Bir davada hüküm verilebilmesi, başka bir davaya, idari makamın tespitine yahut dava konusuyla ilgili bir hukuki ilişkinin mevcut olup olmadığına kısmen veya tamamen bağlı ise mahkemece o davanın sonuçlanmasına veya idari makamın kararına kadar yargılama bekletilebilir. Bir davanın incelenmesi ve sonuçlandırılması başka bir davanın veya idari makamın çözümüne bağlı ise mahkeme, ilgili tarafa görevli mahkemeye veya idari makama başvurması için uygun bir süre verir. Bu süre içinde görevli mahkemeye veya idari makama başvurulmadığı takdirde, ilgili taraf bu husustaki iddiasından vazgeçmiş sayılarak esas dava hakkında karar verilir.” Düzenlemeleri yer almaktadır. İş Kazası 5510 sayılı Sosyal Sigortalar Kanunun 13.maddesine göre; a) Sigortalının işyerinde bulunduğu sırada, b) (Değişik bend: 17.04.2008-5754 S.K./8.mad) İşveren tarafından yürütülmekte olan iş nedeniyle sigortalı kendi adına ve hesabına bağımsız çalışıyorsa yürütmekte olduğu iş nedeniyle, c) Bir işverene bağlı olarak çalışan sigortalının, görevli olarak işyeri dışında başka bir yere gönderilmesi nedeniyle asıl işini yapmaksızın geçen zamanlarda, d) ( Değişik bend: 17.04.2008-5754 S.K./8.mad) Bu Kanunun 4 üncü maddesinin birinci fıkrasının (a) bendi kapsamındaki emziren kadın sigortalının, iş mevzuatı gereğince çocuğuna süt vermek için ayrılan zamanlarda, e) Sigortalıların, işverence sağlanan bir taşıtla işin yapıldığı yere gidiş gelişi sırasında, meydana gelen ve sigortalıyı hemen veya sonradan bedenen ya da ruhen özüre uğratan olaydır. Meslek Hastalığı ise 5510 sayılı Kanunun 14.maddesinde tanımlanmış olup, Meslek hastalığı, sigortalının çalıştığı veya yaptığı işin niteliğinden dolayı tekrarlanan bir sebeple veya işin yürütüm şartları yüzünden uğradığı geçici veya sürekli hastalık, bedensel veya ruhsal özürlülük halleridir. İş Kazası ve Meslek Hastalığı arasındaki temel fark iş Kazasının ani bir olay sonucu meydana gelirken Meslek hastalığının çalışılan ortam ve koşullar neticesindeki süreç neticesinde meydana gelmesidir 5510 sayılı Yasa’nın 13. maddesinde İş kazasının 4 ncü maddesinin birinci fıkrasının (a) bendi ile 5 nci madde kapsamında bulunan sigortalılar bakımından bunları çalıştıran işveren tarafından, o yer yetkili kolluk kuvvetlerine derhal ve Kuruma en geç kazadan sonraki üç işgünü içinde iş kazası ve meslek hastalığı bildirgesi ile doğrudan ya da taahhütlü posta ile bildirilmesinin zorunlu olduğu, iş kazasının işverenin kontrolü dışındaki yerlerde meydana gelmesi halinde iş kazasının öğrenildiği tarihten başlayacağı, Kuruma bildirilen olayın iş kazası sayılıp sayılmayacağı hakkında bir karara varılabilmesi için gerektiğinde, Kurumun denetim ve kontrol ile yetkilendirilen memurları tarafından veya Bakanlık İş Müfettişleri vasıtasıyla soruşturma yapılabileceği bildirilmiştir. Öte yandan, 5510 sayılı Yasa'nın 18'nci maddesinde Kurumca yetkilendirilen hekim veya sağlık kurullarından istirahat raporu alınmış olması şartıyla; iş kazası nedeniyle iş göremezliğe uğrayan sigortalıya her gün için geçici iş göremezlik ödeneği verileceği, 19'ncu maddesinde iş kazası sonucu oluşan hastalık ve özürler nedeniyle Kurumca yetkilendirilen sağlık hizmeti sunucularının sağlık Kurulları tarafından verilen raporlara istinaden Kurum Sağlık Kurulunca meslekte kazanma gücü en az % 10 oranında azalmış bulunduğu tespit edilen sigortalıya sürekli iş göremezlik geliri bağlanacağı bildirilmiştir. Kurumca sigortalının sürekli iş göremezlik oranının belirlenerek sigortalıya gelir bağlanabilmesi için öncelikle zararlandırıcı olayın iş kazası veya meslek hastalığı niteliğinde olup olmadığının tespiti ön sorundur. Kuruma belirtilen şekilde bir bildirimde bulunulmadığının anlaşılması halinde ise yapılacak iş, davacıya iş kazasını veya meslek hastalığını Sosyal Güvenlik Kurumuna ihbarda bulunmak, olayın Kurumca iş kazası veya meslek hastalığı olarak kabul edilmemesi halinde Sosyal Güvenlik Kurumuna ve hak alanını etkileyeceğinden işveren aleyhine “iş kazası/ meslek hastalığı tespiti” davası açması için önel verilmesi, önel içerisinde dava açılması halinde iş bu davanın sonucu beklenilerek, sonucuna göre davacı sigortalının Kurum tarafından sürekli iş göremezlik oranın tespiti ve giderek tespit edilen bu oran doğrultusunda gelir bağlanmasının temini sağlandıktan sonra tazminat davasının çözüme kavuşturulması gerektiği açıktır. (Kapatılan 21. HD’nin 14.01.2020 Tarih 2019/411 E- 2020/66 K, Aynı mahiyette aynı dairenin 03.07.2018 tarih ve 2016/19961 E- 2018/5961 K sayılı, 14.05.2013 tarih ve 2013/1704 E- 2013/9754K sayılı kararları da bu doğrultudadır) Somut olayda, davacı sigortalının, davalı şirkete ait çimento fabrikasında çalışması sürecinde maruz kaldığı kimyasal maddeler nedeniyle meslek hastalığına uğradığını iddia etmiş olduğu, Kurum müfettişi tarafından tahkikat raporu düzenlenerek kurum sağlık kurulu raporu sonucuna göre zararlandırıcı olayın, meslek hastalığı kabul edilip edilmeyeceğinin belirtildiği, Kurum Sağlık Kurulunun 25.06.2015 tarihli raporunda ise olayın alerjik kontakt dermatit, eritema ve egzema hastalıklarının mesleki olmadığına karar verildiği, Mahkemece Kurum sağlık raporuna itiraz nedeniyle Yüksek Sağlık Kurulundan rapor alınmadan Adli Tıp 3. İhtisas Kurulundan rapor alındığı, alınan raporda da sigortalıda mevcut hastalıkların meslek hastalığı niteliğinde olmadığının tespit edildiği anlaşılmaktadır. Bu açıklamalar doğrultusunda mahkemece yapılacak iş, SGK tarafından dava konusu olayın meslek hastalığı olarak tespitinin kurum sağlık kurulu rapor sonucuna bağlandığı ve bu raporda da davacıdaki rahatsızlığın mesleki olmadığının tespit edilmiş olmasına göre, davacıya kuruma ve işverene karşı işyerinde çalışması nedeniyle bünyesinde geliştiğini iddia ettiği hastalıkların meslek hastalığı niteliğinde olduğunun tespitine dair dava açması için (HMK 165.maddesi kapsamında) önel vermek, verilecek bu önel neticesinde süresi içerisinde açılacak davayı bekletici mesele yaparak tespit davasının sonucuna göre davacının iş bu davaya konu maddi ve manevi tazminat istemi hakkında bir karar vermekten ibarettir. İlk Derece Mahkemesince, açıklanan bu maddi ve hukuki olgular göz önünde tutulmaksızın ve özellikle eksik inceleme ve araştırma sonucu yazılı şekilde hüküm kurulması, usul ve yasaya aykırı olup, bozma nedenidir. O hâlde, davacı vekilinin bu yönleri amaçlayan temyiz itirazları kabul edilmeli ve ... Bölge Adliye Mahkemesi 7. Hukuk Dairesinin istinaf başvurusunun kabulüne ilişkin kararı bozulmalıdır. SONUÇ: ... Bölge Adliye Mahkemesi 7. Hukuk Dairesi kararının yukarıda açıklanan nedenlerle HMK’nın 373/2 maddesi gereği BOZULMASINA, temyiz harcının istek halinde davacıya iadesine, dosyanın kararı veren Bölge Adliye Mahkemesine gönderilmesine, 10/05/2022 gününde oybirliğiyle karar verildi.

Eşleştirme iki kanıta dayanır: kararın kendi metnindeki madde atfı ve şerh kitaplarının o kararı hangi maddenin altında bastığı. Otomatik üretilmiştir, hukuki tavsiye değildir; kararın güncelliğini ve sonraki içtihat değişikliklerini ayrıca denetleyin.