6100 sayılı Hukuk Muhakemeleri Kanunu Madde 171

Hukuk Muhakemeleri Kanunu 171. maddesi, Hukuksal Eğitim mevzuat kütüphanesinde tam metin olarak yayımlanmıştır. Aşağıda maddenin tam metni, maddeyle eşleşen yüksek mahkeme kararları ve bu maddeden çıkmış sınav soruları yer alır. Ham metin için adresin sonuna /raw ekleyin.

Madde Metni

MADDE 171- (1) İsticvabına karar verilen kimseye bizzat davetiye gönderilir ve belirlenen gün ve saatte isticvap olunmak üzere hazır bulunması gerektiği belirtilir. Davetiyede, ayrıca, isticvap konusu vakıalar gösterilir; ilgili tarafın geçerli bir özrü olmaksızın gelmediği veya gelip de sorulara cevap vermediği takdirde, isticvap konusu vakıaları ikrar etmiş sayılacağı ihtarı da yapılır. (2) Çağrılan taraf özürsüz olarak gelmediği veya gelip de soruları cevapsız bıraktığı takdirde, mahkemece sorulan vakıalar ikrar edilmiş sayılır. Bizzat isticvap olunma

Bu Maddeyle İlgili Yüksek Mahkeme Kararları

6 karar eşleşti
11. Hukuk Dairesi, 2021/5372 E., 2023/892 K.
orta eşleşmeKarar metninde maddeye atıf varİstanbul Bölge Adliye Mahkemesi 43. Hukuk Dairesi
elerinde öngörülen şekil şartlarını taşımadığı, imza inkarı nedeniyle davalı asıllara davalılar vekilince bildirilen adreslerine isticvap davetiyesi usulüne uygun tebligat ile tebliğ edildiği, ancak davalıların duruşmada hazır bulunmadığı, 6100 sayılı Hukuk Muhakemeleri Kanunu'nun (6100 sayılı Kanun) 171 ve 211 inci maddeleri gereğince davalılar imza incelemesi yapılmak üzere hazır bulunmadığından
11. Hukuk Dairesi         2021/5372 E.  ,  2023/892 K. "İçtihat Metni" MAHKEMESİ : İstanbul Bölge Adliye Mahkemesi 43. Hukuk Dairesi SAYISI : 2020/318 Esas, 2021/540 Karar HÜKÜM : Davanın kabulüne İLK DERECE MAHKEMESİ : İstanbul 7. Asliye Ticaret Mahkemesi SAYISI : 2014/1421 E., 2018/1261 K. Taraflar arasındaki alacak davasından dolayı yapılan yargılama sonunda İlk Derece Mahkemesince davanın kabulüne karar verilmiştir. Kararın davalılar vekili tarafından istinaf edilmesi üzerine, Bölge Adliye Mahkemesince başvurunun kabulü ile İlk Derece Mahkemesi hükmü kaldırılarak yeniden esas hakkında hüküm kurulmak suretiyle davanın kabulüne karar verilmiştir. Bölge Adliye Mahkemesi kararı, Yargıtayca duruşma istemli olarak davalılar vekili tarafından temyiz edilmekle; kesinlik, süre, temyiz şartı ve diğer usul eksiklikleri yönünden yapılan ön inceleme sonucunda, temyiz dilekçesinin kabulüne karar verildi. Duruşma için belirlenen 14.02.2023 günü hazır bulunan davacı vekilleri Avukat..., Avukat ... ile davalılar ... ve ... vekilleri Avukat ..., Avukat ... dinlenildikten sonra duruşmalı işlerin yoğunluğu ve süre darlığından ötürü işin incelenerek karara bağlanması ileriye bırakıldı. Tetkik Hâkimi tarafından hazırlanan rapor dinlendikten sonra dosyadaki belgeler incelenip gereği düşünüldü. I. DAVA Davacı vekili dava dilekçesinde; müvekkili şirketin davalıların birlikte hakim hissedarı ve sahibi oldukları Map Mümessillik ve Ticaret A.Ş. ve İnterpap Dış Ticaret ve Mümessillik A.Ş. ile aralarında daha önceye dayalı ticari bir ilişki olduğunu, dava dışı Saray Matbaacılık Kağıtçılık Kırtasiyecilik Tic. A.Ş.'nin 2009 yılı başında müvekkilinden kağıt satın almak istediğini, müvekkilinin bu şirketten teminat istemesi üzerine banka teminat mektubu veremediğini, Map Mümessillik ve Ticaret A.Ş. firmasının sahipleri davalılar ... ve ...'ın Saray Kağıt'a kendi şirketleri üzerinden satış yapılması ve Saray Kağıt'tan alınacak çeklerin de Map Mümessillik cirosu ile müvekkiline verilebileceğinin bildirilmesi üzerine geçmiş yıllardaki ticaretin verdiği güvenle "Saray Kağıt'a, Map Mümessillik Şirketi üzerinden mal verilmesi" fikrinin makul göründüğünü, davalıların Map Mümessillik ve Tic. A.Ş.'nin borçlarını teminen 08.05.2009 tarihli, 5.000.000,00 TL limitli müteselsil kefalet senedini müvekkiline teminat olarak tevdi ettiklerini, 2012 yılına kadar Saray Kağıtçılık çeklerinin Map Mümessillik A.Ş. tarafından ciro edilerek müvekkiline verildiğini, 2013 yılı başında davalıların yine bütün hisseleri kendilerine ait ortaklaşa sahip oldukları İnterpap Dış Ticaret ve Mümessillik A.Ş. firması üzerinden ticaretlerine devam etmek istediklerini bildirmeleri üzerine, kağıt alımlarını İnterpap Dış Ticaret ve Mümessillik A.Ş. üzerinden gerçekleştirmeye başladıklarını, bu ticari ilişkinin teminatı olarak da 26.12.2012 tarihinde müvekkiline 8.000.000,00 TL'lik kefalet senedi tanzim ederek tevdi ettiklerini, daha sonra 2013 yılı başlarında davalıların talebi üzerine, Saray Kâğıtçılık firmasına giden tüm kâğıtlara karşılık İnterpap firmasının çeklerinin doğrudan alınmaya başlandığını, alıcı şirketin ortakları ve yöneticileri olan davalılar ... ve ... (kefiller) tarafından müvekkiline 26.12.2012 tarihli, 8.000.000,00 TL'lik tevdi edilen kefaletnameden sonra, 16.12.2013 tarihinde 9.000.000 TL'lik ikinci bir kefaletname verildiğini, son olarak 22.05.2014 tarihli, 13.000.000 TL'lik kefalet senedi ile toplam 30.000.000,00 TL limite yükseltilmiş üçüncü kefaletnameyi imzalayarak 3 ayrı müteselsil kefalet senedi imzalanarak müvekkiline teslim edildiğini, 2014 yılında İnterpap A.Ş.'nin ödemelerini yavaşlattığını, gecikmelerin başladığını, bunun üzerine, davalıların 06.08.2014 tarihinde "Beyan ve Taahhüt" başlıklı bir belgeyi ("Taahhütname") 30.000.000,00 TL limitli kefaletlerinin varlıkları ve geçerliliklerinin teyit edildiğini, İnterpap A.Ş.'nin verdiği çeklerin ödemesinin durduğunu, 29.08.2014 tarihinde bu kez İnterpap, ... ve ...'a borcun ödenmesi ihtarının gönderildiğini, muhatapların 08.09.2014 tarihli cevabi ihtarname ile "ihtarname müstenidatı olarak sunulan gerek kıymetli evrak ve gerekse de sair belgeler ya da ihtarnamede atıfta bulunulan belgeler altında imzalarının bulunmadığını, müvekkiline karşı borçlarının bulunmadığını, kefalet taahhütlerinin süresinin dolduğunu ve kefaletlerin usulüne uygun olmadığını" beyan ederek ödemede bulunmayacaklarını beyan etmeleri üzerine verilen kefalet senetleri üzerinde özel grafoloji uzmanından rapor alındığını ve bu rapor ile 26.12.2012 tarihli kefaletnamedeki ... imzası ile her üç kefaletnamede ve 06.08.2014 tarihli taahhütnamede yer alan ... imzalarının anılan şahıslara ait bulunduğu sonucuna varıldığını, İnterpap firmasının cari hesap borç bakiyesinin 13.273.595,85 USD'ye ulaştığını, İnterpap ve kefillerin borç ödeme edimlerini yerine getirmemesi üzerine, fazlaya dair tüm haklar saklı kalmak kaydıyla ödenmeyen 13 adet çek için İnterpap A.Ş. aleyhine takip başlatıldığını, icra dosyasına yapılan bir ödeme olmayıp davalıların, imzaları kendilerine ait olan ve limiti belli kefalet senedi doğrultusunda borçlu olduklarını, ancak kefalet sözleşmelerinin şekil şartları yerine getirilmediğinden geçersiz olduklarının iddia edilmesinin hakkın kötüye kullanılması olarak değerlendirilmesi gerektiğini, hukuki sorumluluklarından dürüstlük kuralına ve hakkın kötüye kullanılması yasağına aykırı olarak sıyrılmaya çalışan davalı kefiller hakkında fazlaya dair tüm talep ve dava hakkı saklı tutularak şimdilik (2.695.000,00 USD x 2.2384 kur ile) toplam 6.032.488,00 TL’nin temerrüt tarihinden itibaren avans faizi ile birlikte davalılardan tahsiline karar verilmesini talep etmiştir. II. CEVAP Davalılar vekili cevap dilekçesinde; davaya dayanak olarak sunulan kefalet sözleşmelerinin yasada aranan geçerlilik şartlarını haiz olmadığını, bunun ileri sürülmesinin hakkın kötüye kullanılması niteliğinde değerlendirilemeyeceğini, ayrıca davalı ...’ın kefaletine dair 26.12.2012-16.12.2013 ve 22.05.2014 tarihli kefalet senetlerindeki müvekkiline atfen atılı imzaların müvekkiline ait olmadığını, bu hususun davacının dilekçesinde kabul edildiğini, müvekkili ...'nın ise, kefalet senedini diğer borçlusu müvekkil ...'ın imzaladığının kendisine beyan edilmesi üzerine iyi niyetli olarak imzaladığını savunarak davanın reddine karar verilmesini istemiştir. III. İLK DERECE MAHKEMESİ KARARI İlk Derece Mahkemesinin yukarıda tarih ve sayısı belirtilen kararı ile davacı taraf ile Map Mümessillik ve Tic. A.Ş. ve İnterpap A.Ş. arasında kağıt alım satımına ilişkin ticari alışveriş bulunduğu ve kefalet sözleşmelerinin bu alışverişe istinaden davacı tarafa teslim edildiği hususunda bir ihtilaf bulunmadığı, kefalet sözleşmelerinin tamamının 6098 sayılı Türk Borçlar Kanunu'nun (6098 sayılı Kanun) yürürlük zamanında akdedildiği, kefaletlerin, 6098 sayılı Kanun'un 583 ve 584 üncü maddelerinde öngörülen şekil şartlarını taşımadığı, imza inkarı nedeniyle davalı asıllara davalılar vekilince bildirilen adreslerine isticvap davetiyesi usulüne uygun tebligat ile tebliğ edildiği, ancak davalıların duruşmada hazır bulunmadığı, 6100 sayılı Hukuk Muhakemeleri Kanunu'nun (6100 sayılı Kanun) 171 ve 211 inci maddeleri gereğince davalılar imza incelemesi yapılmak üzere hazır bulunmadığından kefalet sözleşmelerindeki imzalarının kendilerine ait olduğunu ikrar etmiş olarak kabul edileceği, davalılardan ...'nın senetlerin kendisi tarafından imzalandığını ve davacı tarafa teslim edildiğini, İstanbul Anadolu C. Başsavcılığına verdiği 27.10.2015 tarihli ifadesinde ikrar ettiği, 06.08.2014 tarihli taahhütnamede de davalıların bu tarihten önce vermiş oldukları kefaletleri teyit ettikleri, 06.08.2014 tarihli "Beyan ve Taahhüt" başlıklı belge bakımından da davalıların imza incelemesi yapılmak üzere hazır bulunmamasının sonucu olarak imzalarının kendilerine ait olduğu hususunun ikrar edilmiş olduğu, ayrıca kefiller Map Mümessillik ve Tic. A.Ş. ve İnterpap Dış Tic. ve Mümessillik A.Ş.'nin ortak ve yöneticileri olup tacir olduklarından 6098 sayılı Kanun'un 583 ve devamı maddelerindeki eş rızası koşulu aranmasının 4721 sayılı Türk Medeni Kanunu'nun (4721 sayılı Kanun) 2 nci maddesi kapsamında dürüstlük kuralına aykırı olduğu ve eş rızası olmasa da kefalet sözleşmesinin hukuken geçerli nitelikte olduğu, davalıların ortağı olduğu şirketler ile davacı taraf arasında 2014 yılı Ağustos ayına kadar devam eden ticari ilişki nedeniyle davacı tarafta şekil eksikliğine rağmen kefalet sözleşmesinin geçerli olduğu hususunda haklı bir güven oluşturdukları, ancak kefalet sözleşmesinden doğan borçlarını şekil eksikliği ve imza inkarı nedenlerine dayandırarak ifadan kaçındıkları, kendi borcunu yerine getiren davacıya karşı sözleşmenin şekil eksikliği sebebiyle geçersiz olduğunu ileri sürmenin dürüstlük kuralı ve hakkın kötüye kullanılması yasağına aykırı olup hukuk düzenince himaye edilemeyeceği gerekçesiyle davanın kabulü ile 6.032.488,00 TL'nin 10.09.2014 tarihinden itibaren işleyecek avans faizi ile birlikte davalılardan alınıp davacıya verilmesine karar verilmiştir. IV. İSTİNAF A. İstinaf Yoluna Başvuranlar İlk Derece Mahkemesinin yukarıda belirtilen kararına karşı süresi içinde davalılar vekili istinaf başvurusunda bulunmuştur. B. İstinaf Sebepleri Davalılar vekili istinaf dilekçesinde özetle; şekil şartını haiz olmadığından kesin hükümsüz olan kefalet sözleşmelerinin, emredici yasa hükmüne rağmen geçerli sayılarak ve üzerindeki imzanın davalı müvekkili ...'a ait olmadığı hususu dosyada sabit olduğu hâlde davanın kabul edilmesinin usul ve yasaya aykırı olduğunu, kaldı ki davacı tarafın dava dilekçesi ve delil listesi ekinde sunduğu özel inceleme evrakı ile imzaların müvekkili ...'a ait olmadığını beyan ve kabul ettiği hâlde, İlk Derece Mahkemesince davacı tarafın imza incelemesi talebinin kabulüne karar verilerek ve isticvap hususunda haklı talepleri reddedilerek usule aykırı davranıldığını, oysa müvekkiline isticvap davetiyesi tebliğ edilemediğini, kanunun emredici normu ve yerleşmiş Yargıtay kararları gereğince kesin hükümsüz olan kefalet sözleşmelerinin, dürüstlük kuralı ve hakkın kötüye kullanılması yasağı çerçevesinde geçerli sayıldığını, hangi nedenlerden dolayı müvekkillerinin kötü niyetli olduklarına kanaat getirildiğinin hüküm gerekçesinde açıklanmadığını belirterek İlk Derece Mahkemesi kararının kaldırılmasını istemiştir. C. Gerekçe ve Sonuç Bölge Adliye Mahkemesinin yukarıda tarih ve sayısı belirtilen kararı ile kefalet sözleşmeleri geçersiz olduğundan davalıların kefil ve/veya müteselsil kefil olarak sorumlu tutulması mümkün bulunmadığı gibi davalılar hakkında sahtecilik ve dolandırıcılık suçundan yürütülen cezai soruşturma sonucunda, Kemalpaşa Cumhuriyet Başsavcılığının 05.03.2019 tarihli, 2015/1348 nolu soruşturma ve 2019/858 K. sayılı kararıyla davalılar hakkında kovuşturmaya yer olmadığına dair karar verildiği sabit olup söz konusu “Müteselsil Kefalet Senedi” başlığı altında birden fazla aynı şekilde düzenlenen ve kanunda aranan geçerlilik şartlarını haiz olmayan kefalet sözleşmelerinin şeklen geçersizliğinin davalılarca ileri sürülmesinin davacının tacir sıfatı ve basiretli tacir gibi davranma yükümlülüğü çerçevesinde hakkın kötüye kullanılması olarak değerlendirilemeyeceği, ancak davalı ... tarafından imzası kabul edilen, diğer davalı ... tarafından ise açıkça imzası inkar edilmeyen 06.08.2014 tarihli “Beyan ve Taahhüt” başlıklı belgenin 6098 sayılı Kanun'un 196 ncı maddesinin birinci fıkrasında düzenlenen İnterpap Dış Ticaret A.Ş.’nin borçları için verilmiş tüm kefaletlerinin toplamı olan 30.000.000 TL borcun kabul edilerek asıl borçlu şirketin borcu üstlenmesi şeklinde bir belge olduğu, borcu üstlenmenin, borcu üstlenen açısından borçlandırıcı bir işlem olduğu ve kanunda şekil şartı da aranmadığı, sonucu itibari ile doğru olan İlk Derece Mahkemesi kararının gerekçesinin düzeltilmesi gerektiği gerekçesiyle davalıların istinaf başvurularının kısmen kabulü ile davacının talebi ile bağlı kalınarak talep gibi 6.032.488,00 TL’nin davalılardan temerrüt tarihi olan 10.09.2014 tarihinden itibaren işleyecek avans faizi ile birlikte tahsiline karar verilmiştir. V. TEMYİZ A. Temyiz Yoluna Başvuranlar Bölge Adliye Mahkemesinin yukarıda belirtilen kararına karşı süresi içinde davalılar vekili temyiz isteminde bulunmuştur. B. Temyiz Sebepleri Davalılar vekili temyiz dilekçesinde özetle; istinaf mahkemesi kararının hüküm fıkrasının çelişkili olduğunu, davacı tarafça delil listesinde bildirilmeyen delillerin dosyaya ibraz edildiğini, istinaf aşamasında sunulan delilin karara esas alındığını, müvekkillerinin ne için isticvap edildiğinin davetiyede yazmadığını, imzaların müvekkiline ait olmadığını davacının dahi kabul ettiği yerde Mahkemece imza incelemesi istenilmesinin doğru olmadığını, isticvap davetiyesinin duruşma gününden sonra tebliğ edildiğini, dosyada imza örnekleri varken yeniden imza alınmasının doğru olmadığını, davacı şirketin alacağını asıl borçlu şirketten talep etmesi gerektiğini, kefalet sözleşmelerinin geçersizliğini ileri sürmenin hakkın kötüye kullanımı olmadığını, 06.08.2014 tarihli belgeyi borcun dış üstlenmesi şeklinde nitelendirmenin istinaf mahkemesince re'sen yapılamayacağını, bunun kanundaki koşullarının oluşmadığını savunarak kararın kaldırılarak bozulmasını istemiştir. C. Gerekçe 1. Uyuşmazlık ve Hukuki Nitelendirme Dava, taraflar arasındaki kefalet senedine dayalı alacak istemine ilişkin olup uyuşmazlık, borçlu şirket olan İnterpap Dış Ticaret A.Ş.’nin borçlarının teminatı olarak davaya dayanak sunulan 26.12.2012, 16.12.2013 ve 22.05.2014 tarihli kefalet sözleşmelerinin ve 06.08.2014 tarihli beyan ve taahhütname başlıklı belgenin geçerli olup olmadığı noktasında toplanmaktadır. 2. İlgili Hukuk 6100 sayılı Kanun'un 369 uncu maddesinin birinci fıkrası ile 370 ve 371 inci maddeleri, 6098 sayılı Kanun'un 583 ve devamı maddeleri. 3. Değerlendirme 1.Bölge adliye mahkemelerinin nihai kararlarının bozulması 6100 sayılı Kanun’un 371 inci maddesinde yer alan sebeplerden birinin varlığı hâlinde mümkündür. 2.Bölge adliye mahkemesince istinaf aşamasında sunulan deliller, münhasıran hükme dayanak yapılmamıştır. 3.Temyizen incelenen karar, tarafların karşılıklı iddia ve savunmalarına, dayandıkları belgelere, uyuşmazlığa uygulanması gereken hukuk kuralları ile hukuki ilişkinin nitelendirilmesine, dava şartlarına, yargılama ve ispat kuralları ile kararda belirtilen gerekçelere göre usul ve kanuna uygun olup davalılar vekilince temyiz dilekçesinde ileri sürülen nedenler kararın bozulmasını gerektirecek nitelikte görülmemiştir. VI. KARAR Açıklanan sebeplerle; Temyiz olunan Bölge Adliye Mahkemesi kararının 6100 sayılı Kanun’un 370 inci maddesinin birinci fıkrası uyarınca ONANMASINA, Takdir olunan 8.400,00 TL vekâlet ücretinin davalılardan alınarak davacıya verilmesine, Aşağıda yazılı temyiz giderinin temyiz eden davalılara yükletilmesine, Dosyanın İlk Derece Mahkemesine, kararın bir örneğinin Bölge Adliye Mahkemesine gönderilmesine, 16.02.2023 tarihinde oy birliğiyle karar verildi.

Diğer kararlar (4)

15. Hukuk Dairesi, 2020/2852 E., 2020/3224 K.
orta eşleşmeKarar metninde maddeye atıf varAsliye Hukuk Mahkemesi
tam metni aç
İsticvap, bizzat taraf davet edilmek suretiyle yapılır ve usulüne uygun davetiyeye rağmen taraf isticvap için mahkemeye gelmezse isticvap edilen vakıa ikrar edilmiş sayılır (HMK'nun 171/1-2. maddesi).
15. Hukuk Dairesi         2020/2852 E.  ,  2020/3224 K. "İçtihat Metni" Mahkemesi :Asliye Hukuk Mahkemesi Yukarıda tarih ve numarası yazılı hükmün temyizen tetkiki davalı vekili tarafından istenmiş ve temyiz dilekçesinin süresi içinde verildiği anlaşılmış olmakla dosyadaki kağıtlar okundu gereği konuşulup düşünüldü: - K A R A R - Dava eser sözleşmesinden kaynaklanan ödenmeyen iş bedeli alacağının tahsili için yapılan ilamsız icra takibine itirazın iptâli talebine ilişkindir. Mahkemece davanın reddine dair verilen karar, davacı vekilince temyiz edilmiştir. Davacı, davalı iş sahibi şirkete sıva işçiliğine ilişkin 11.09.2014 tarihli sözleşmeyi imzaladıklarını, sözleşme konusu edimin ifa edilmesine rağmen, davalı iş sahibinin borcunu ödemediğini, 27.500,00 TL alacağa ilişkin ilamsız takip başlattıklarını, itiraz üzerine takibin durduğunu, davalının itirazının iptâli ile %20'den aşağı olmamak üzere icra inkâr tazminatına hükmedilmesini istemiştir. Davalı, taraflar arasında akdi ilişki olmadığını, takip konusu işle ilgili olarak başka bir yüklenici ile sözleşme imzaladıklarını savunarak davanın reddine karar verilmesini talep etmiştir. Mahkemece, ispatlamayan davanın reddine karar verilmiştir. Davacı, takip talebine ve dava dilekçesine eklediği 11.09.2014 tarihli "Sıva İşçiliği Sözleşmesi" başlıklı sözleşme ile taraflar arasında akdi ilişki kurulduğunu iddia etmiştir. Davalı taraf bu sözleşmenin şirket yetkililerince imzalanmadığını ve taraflar arasında sözleşme ilişkisi kurulmadığını savunmuştur. Davacı tarafça yazılı sözleşmeye dayanıldığına göre sözleşmenin hukuken geçerli olup olmadığı ve sözleşmeye hukuki değer atfedilip edilmeyeceği hususu tartışılıp değerlendirilmeden davanın esası hakkında inceleme yapılıp karar verilmesi mümkün değildir. Bu incelemenin de davalının isticvabı suretiyle yapılması zorunludur. Davacı tarafın delil olarak dayandığı 11.09.2014 tarihli sözleşme ile ilgili davalı isticvap edilerek beyanı alınmamış, söz konusu sözleşmenin geçerliliği ve tarafları bağlayıcı olup olmadığı incelenip değerlendirilmemiştir. İsticvap, 6100 sayılı HMK'nın 169 ve devamı maddelerinde düzenlenmiştir. Bu maddeler gereğince mahkeme kendiliğinden veya talep üzerine, taraflardan her birini davanın temelini oluşturan vakıalar ve onunla ilişkisi bulanan hususlar hakkında dinleyebilir. İsticvap, bir tarafın kendi aleyhine olan belli bir vakıa hakkında mahkeme tarafından dinlenmesi anlamına gelmekte olup, davanın aydınlatılmasına katkıda bulunan bir usul işlemi olarak tanımlanmaktadır. İsticvap, bizzat taraf davet edilmek suretiyle yapılır ve usulüne uygun davetiyeye rağmen taraf isticvap için mahkemeye gelmezse isticvap edilen vakıa ikrar edilmiş sayılır (HMK'nun 171/1-2. maddesi). Bu durumda mahkemece HMK'nın 169 ve devamı madde hükümlerine göre davacının delil olarak dayandığı 11.09.2014 tarihli sözleşme içeriği ile altındaki imza konusunda beyanı alınmak üzere davalı şirketin yetkili temsilcisi isticvap edilip, 11.09.2014 tarihli sözleşmenin altında davalı şirket adına atılan imza ve içeriği konusunda beyanı alınıp, imzaya ve imzalayanın yetkisine itiraz edilmesi halinde imza incelemesinin HMK'nın 208 ve devamı maddelerine göre, imzalayanın yetkisi ve davalıyı bağlayıcı olup olmadığının TBK'nın 40 ve devamı maddelerine göre, incelenip değerlendirildikten sonra işin esasının incelenip davanın sonuçlandırılması gerekirken, eksik inceleme ile davanın reddine karar verilmesi doğru olmamış, hükmün bozulması uygun bulunmuştur. SONUÇ: Yukarıda açıklanan nedenlerle temyiz itirazlarının kabulüyle hükmün davacı yararına BOZULMASINA, ödenenden 5766 sayılı Kanun'un 11. maddesi ile yapılan değişiklik gereğince Harçlar Kanunu 42/2-d maddesi uyarınca alınması gereken 218,50 TL Yargıtay başvurma harcının mahsup edilerek, varsa fazla alınan temyiz harcının temyiz eden davacıya iadesine, karara karşı tebliğ tarihinden itibaren 15 gün içinde karar düzeltme isteminde bulunulabileceğine 15.12.2020 gününde oybirliğiyle karar verildi.
15. Hukuk Dairesi, 2020/1047 E., 2020/2622 K.
orta eşleşmeKarar metninde maddeye atıf varTicaret Mahkemesi
tam metni aç
delillerle yasaya uygun gerektirici nedenlere ve özellikle asıl dosya davalı-birleşen dosya davacısının ibraz ettiği ödeme makbuzlarına karşı, taşeronların usulüne uygun isticvap davetiyesine rağmen süresinde itirazda bulunmamaları sonucu, 6100 sayılı HMK'nın 171/2 maddesi uyarınca makbuzların altındaki imza ve içeriklerin ikrar edilmiş sayılmasında bir isabetsizlik bulunmamasına göre davacı- birl
15. Hukuk Dairesi         2020/1047 E.  ,  2020/2622 K. "İçtihat Metni" Mahkemesi:Ticaret Mahkemesi Yukarıda tarih ve numarası yazılı hüküm davacı-birleşen dosya davalısı ... vekili ile birleşen dosya davalısı ... tarafından temyiz edilmiş, birleşen dosya davalısı ... tarafından duruşma istenmiş olmakla duruşma için tayin edilen günde davacı vekili Avukat ... ve birleşen dosya davalısı asil ... ile davalılar vekili Avukat ... geldi. Temyiz dilekçelerinin süresi içinde verildiği anlaşıldıktan ve hazır bulunan taraflar avukatları dinlendikten sonra vaktin darlığından ötürü işin incelenerek karara bağlanması başka güne bırakılmıştı. Bu kere dosyadaki kağıtlar okunduktan sonra işin gereği konuşulup düşünüldü: - K A R A R - Asıl dava, eser sözleşmesinden kaynaklanan iş bedelinin tahsili, birleşen dava ise sözleşme nedeniyle fazla ödenen bedelin istirdadı istemine ilişkindir. Mahkemece asıl davanın reddine, birleşen davanın kısmen kabulüne dair verilen karar, asıl dosya davacısı-birleşen dosya davalısı vekili tarafından (asıl-birleşen dava yönünden) temyiz edilmiştir. 1-Dosyadaki yazılara, kararın dayandığı delillerle yasaya uygun gerektirici nedenlere ve özellikle asıl dosya davalı-birleşen dosya davacısının ibraz ettiği ödeme makbuzlarına karşı, taşeronların usulüne uygun isticvap davetiyesine rağmen süresinde itirazda bulunmamaları sonucu, 6100 sayılı HMK'nın 171/2 maddesi uyarınca makbuzların altındaki imza ve içeriklerin ikrar edilmiş sayılmasında bir isabetsizlik bulunmamasına göre davacı- birleşen dosya davalısı ... ile birleşen dosya davalısı ...'ın aşağıdaki bendin kapsamı dışın kalan diğer temyiz itirazları yerinde görülmemiş, reddi gerekmiştir. 2-Asıl davada, davacı taşeron, davalı ise yüklenicidir. Davacı ..., davalı yüklenicinin üstlenmiş olduğu 16 derslik imam hatip lisesi ve 200 kişilik pansiyon işinde, inşaatın beton kalıp ve demir işini davalının onayı ile 1. teşeron ...’dan devraldığını, işin m2 birim fiyatının 10,00 TL olduğunu, işin büyük bölümünü tamamladığını, iş bedelini istediğinde, davalı tarafından darp edilerek 23.07.2013 tarihli 8,50 TL/m2 birim fiyatlı sözleşme imzalattırıldığını, savcılığa şikayeti sonrasında 26.07.2013 tarihli 10,00 TL/m2 birim fiyatlı sözleşme imzalandığını ancak gelişen olayalar nedeniyle işe devam etmediğini, imalât bedeli 120.000,00 TL'nin tahsiline karar verilmesini talep etmiştir. Birleşen dosyada davacı yüklenici, davalılar ise asıl dosya davacısı 2. taşeron ... ve ilk taşeron ...'dır. Yüklenici davasında; yükümlendiği işin saha tanzimi, beton kalıp ve demir yapım işini (kaba inşaat) 480.000,00 TL götürü bedelli sözleşme ile ilk taşeron ...'a verdiğini, İbrahim'in işi %60 seviyelerine getirdiği ancak işi sözleşme süresinde bitiremediğinden, onun onayı ve tavsiyesiyle 2. taşeron ... ile anlaşma yapıldığını, ...'ın da işi süresinde tamamlayamadığını, davalılara işin zamanında tamamlanması şartıyla 480.000,00 TL ödenmesi gerekirken 560.000,00 TL fazla ödeme yapıldığını, şimdilik davalı ...'dan 10.000 TL, diğer davalı ...'tan 10.000,00 TL olmak üzere toplam 20.000,00 TL'nin istirdadını talep etmiş, sonrasında davasını ıslah ederek, dava değerini 95.574,60 TL'ye yükseltmiştir. Mahkemece, asıl davada, davacı ...'ın işi tamamlamadan bıraktığını, yapılan işin oranının ihtilaflı olduğunu, bu konuda delil tespiti yaptırılmadığını, bilirkişi raporuna göre hakedişlerde taşeronların toplam yaptığı imalât bedelinin 373.424,40 TL olduğunun tespit edildiğini, yüklenici tarafından sunulan ve taşeronlarca tarafından itiraz edilmeyerek kesinleşen ödeme makbuzlarına göre taşeronlara yapılan ödemenin 420.462,00 TL olduğunu, ödenen bedelden toplam imalât bedeli düşülünce, davacının alacaklı olmadığı kabul edilerek asıl davanın reddine karar verilmiş, birleşen dava da ise; yapılan imalât tutarından, taşeronlara yapılan 420.462,00 TL ödemenin düşülmesi ile 47.037,60 TL bakiye bulunduğu, bunun 25.000,00 TL tutarındaki bedelden davalı ..., tamamından ise davalı ...'ın sorumlu tutulmasına karar verilmiştir. Karar asıl dosya davacısı-birleşen dosya davalısı ... vekili (asıl ve birleşen dava yönünden) ve birleşen dosya davalısı ... tarafından temyiz edilmiştir. Asıl dava da taşeronun talebi, yüklenici ile yapılan en son 26.07.2013 tarihli sözleşme uyarınca hak ettiği halde ödenmeyen iş bedelinin tahsili, birleşen davada yüklenicinin talebi ise her iki sözleşmeye göre taşeronlara yapılan fazla ödemelerin istirdadıdır. Dosya kapsamında bulunan sözleşmeler ve tarafların beyanı ile mahkemenin de kabulünde olduğu gibi yüklenici Küranlıoğlu İnş. Tahh. Turz. Eml. ve Teks. San. ve Tic. Ltd. Şti. ile ... arasında tarihsiz 480.000,00 TL eser sözleşmesi imzalandığı, ...'ın bu işi tamamlayamaması nedeniyle taşeron ... ile yüklenici iş ortaklığı arasında 07.03.3013 tarihli, 8,50 TL/m2 birim fiyatlı sözleşme ve bilahare 26.07.2013 tarihli 10,00 TL/m2 birim fiyatlı sözleşme imzalandığı, bu sözleşmeden sonra gelişen olaylar sonucu taşeron ...'ın işe devam etmediği ve 26.07.2013 tarihli sözleşmede ...'ın kefil olarak yer aldığı anlaşılmaktadır. Yine, ilk taşeron İbrahim'in ve ikinci taşeron Seyfi'nin üstlendikleri edimleri tamamlamadıkları, sebebi konusunda uyuşmazlık olmakla birlikte, tarafların kabulündedir. Eser sözleşmelerinde teslim, yüklenicinin tamamladığı eseri sözleşmeyi ifa etmek niyeti ile iş sahibinin fiili hakimiyetine geçirmesi olarak tanımlanmaktadır. Teslimi kanıtlama yükü somut olaydaki savunmaya göre taşeronlarda olmakla, bu teslimin nasıl kanıtlaması gerektiği davanın çözüm noktasını oluşturmaktadır. Taşeronun (yüklenicinin) meydana getirdiği eseri teslim ettiği vakıasını, teslim, hukuki işlem değil, hukuki fiil olduğundan kural olarak her tür kanıtla bu arada tanıkla dahi ispat edebilir. Bu açıklamalar ışığında somut olayda taraflarca işin bırakılması ya da durdurulmasından sonra taraflarca delil tespiti yoluyla yapılan imalâtların seviyesi belirlenmediğinden, dairemizin yerleşik içtihat ve uygulamalarında eser sözleşmesinin varlığı halinde taşeronların (yüklenicinin) gerçekleşip, teslim ettiği işlerin, her türlü delille ve bu arada tanık beyanıyla ispatlanabileceklerdir. Taşeronlarca yapılan imalât bedelinin hesaplanmasında: yüklenici iş ortaklığı ile davalı ilk taşeron ... arasındaki sözleşme götürü bedelli olduğundan, taşeronun bu sözleşmeyi kısmen ifa etmesi halinde hak ettiği iş bedeli ya da yüklenicinin fazla ödemesi olup olmadığı, sözleşme ile üstlenilen işin tamamına göre, gerçekleştirilen imalâtın fiziki oranının tespit edilerek, bu oranın sözleşme bedeline uygulanarak, hak edilen bedelin hesaplanıp, davalı ...'a kanıtlanan ödemeler düşülmek suretiyle belirlenmesi gerektiği, ikinci taşeron ...'ın yaptığı imalât bedelinin hesabında ise taraflar arasındaki sözleşmede belirlenen birim fiyatların esas alınması gerekmektedir. Mahkemece, davalı taşeronlarca hak edilen iş bedeli; dava dışı iş sahibinden getirtilen hakkedişlere göre düzenlettirilen bilirkişi raporu ile hesaplattırılmış ise de, dayanak hakkedişlerde, taşeronların yaptığı tüm imalâtların yer alıp almadığı belirli olmadığı gibi söz konusu hakkedişlerde taşeronların imzası da bulunmadığı ve raporda hesaplamanın hangi sözleşme hükümlerine göre ve ne şekilde yapıldığı açık olarak gösterilmediğinden, söz konusu rapor ve ek raporun yeterli görülüp hükme esas alınması mümkün değildir. Bu durumda mahkemece yapılacak iş; yeniden seçilecek, konusunda uzman teknik bilirkişi marifetiyle, gösterilen tanıklarda mahallinde dinlenmek üzere, keşif yapılıp, ilk taşeron ...'ın tarihsiz 480.000,00 TL götürü bedelli sözleşme kapsamında üstlenip gerçekleştirdiği imalâtların fiziki gerçekleşme oranı tespit edilip, bu oranın sözleşme bedeli olan 480.000,00 TL'ye uygulayarak ...'ın hak ettiği iş bedelini belirlemek, 2. taşeron ...'ın 07.03.2013 ve 26.07.2013 tarihli sözleşmeler uyarınca üstlenip gerçekleştirdiği imalâtların nelerden ibaret olduğu belirlenerek, ...'ın gerçekleştirdiği imalâtın 26.07.2013 tarihli sözleşmedeki m2 birim fiyatları ile yapılan imalât bedelleri hesaplattırılıp, mahkemenin kabulünde olan ve yükleniciler tarafından temyiz edilmeyerek aleyhine kesinleşen, toplam 420.462,00 TL ödemeden, 2. taşeron ...'a yapılan ödeme, hak ettiği iş bedelinden düşülerek asıl davada sonuca göre ve birleşen davada ...’a yapılan ödeme, ...'ın hak ettiği bedelden düşülerek, asıl ve birleşen davada sonuca uygun bir karar verilmesi gerekirken, eksik inceleme ve hatalı değerlendirme ile yazılı şekilde hüküm tesisi doğru olmamış, kararın bozulması uygun bulunmuştur. SONUÇ: Yukarıda 1. bentte açıklanan nedenlerle taşeronlar ... ve ...'ın diğer temyiz itirazlarının reddine, 2. bent kapsamı ile asıl davada kurulan hükmün davacısı ... için birleşen davada kurulan hükmün davalıları ... ve ... yararına BOZULMASINA, 2.540,00 TL duruşma vekâlet ücretinin asıl dosya davacısı iş ortaklığından alınarak Yargıtay'daki duruşmada vekille temsil olunan asıl dosya davacısı-birleşen dosya davalısı ...'a verilmesine, ödenenden 5766 sayılı Kanun'un 11. maddesi ile yapılan değişiklik gereğince Harçlar Kanunu 42/2-d maddesi uyarınca alınması gereken 437,00 TL Yargıtay başvurma harcının mahsup edilerek, varsa fazla alınan temyiz harcının temyiz eden davacı-birleşen dosya davalısı ...'a, 218,50 TL Yargıtay başvurma harcının mahsup edilerek, varsa fazla alınan temyiz harcının temyiz eden birleşen dosya davalısı ...'a iadesine, karara karşı tebliğ tarihinden itibaren 15 gün içinde karar düzeltme isteminde bulunulabileceğine 30.09.2020 gününde oybirliğiyle karar verildi.
Hukuk Genel Kurulu, 2017/829 E., 2020/471 K.
orta eşleşmeKarar metninde maddeye atıf varTicaret Mahkemesi
tam metni aç
e talimat yazılmış ise de, talimat mahkemesince davacı şirket yetkilisine çıkarılan talimat duruşma gününü bildirir meşruhatlı tebligatta “Geçerli bir özrünüz olmaksızın duruşmaya gelmediğiniz, gelip de sorulara cevap vermediğiniz takdirde HMK’nun 171. Maddesi uyarınca isticvap konusu vakıayı ikrar etmiş sayılacağınız, tebliğ olunan mutabakat belgesindeki adınıza atfen atılı imzanın şahsınıza ait
Hukuk Genel Kurulu         2017/829 E.  ,  2020/471 K. "İçtihat Metni" MAHKEMESİ :Ticaret Mahkemesi 1. Taraflar arasındaki “menfi tespit” davasından dolayı yapılan yargılama sonunda, Ankara 6. Asliye Ticaret Mahkemesince verilen davanın reddine ilişkin karar davacı vekili tarafından temyiz edilmesi üzerine Yargıtay 19. Hukuk Dairesince yapılan inceleme sonunda bozulmuş, Mahkemece Özel Daire bozma kararına karşı direnilmiştir. 2. Direnme kararı davacı vekili tarafından temyiz edilmiştir. 3. Hukuk Genel Kurulunca dosyadaki belgeler incelendikten sonra gereği görüşüldü: I. YARGILAMA SÜRECİ Davacı İstemi: 4. Davacı vekili 18.02.2013 tarihli dilekçesinde, davalı tarafından müvekkili şirket aleyhine kambiyo senetlerine mahsus haciz yoluyla icra takibi yapıldığını ancak borca dayanak gösterilen 28.02.2012 tarihli ve 15.000TL bedelli senetteki imzanın müvekkili şirket temsilcisi ...’e ait olmadığını, şirket yetkilisi tarafından savcılığa suç duyurusunda bulunulduğunu, senedin diğer borçlusu...’ın borcun kendisine ait olduğunu kabul ettiğini ancak gereğini yerine getirmediğini, dava dışı...’ın şirketi zarara uğratmak kastı ile sahtecilik suçu işlediğini ileri sürerek, senetteki imzanın şirket adına yetkili olmayan kişi tarafından imzalandığının tespiti ile icra takibinin iptaline ve %20 oranında kötüniyet tazminatının davalıdan tahsiline karar verilmesini talep ve dava etmiştir. Davalı Cevabı: 5. Davalı vekili 22.05.2013 tarihli dilekçesinde, davacıya ödeme emri tebliğ edilmesine rağmen imzaya ve borca itiraz etmediğini, davacı ile diğer senet borçluları arasında ticari ilişki bulunduğunu, icra takibine konu senedin bizzat... tarafından getirildiğini, senet borçluları arasındaki ticari ilişki müvekkili tarafından bilindiğinden senedi getiren kişiye başka bir şey sorulmadığını belirterek davanın reddini savunmuştur. İlk Derece Mahkemesi Kararı: 6. Ankara 6. Asliye Ticaret Mahkemesinin 07.05.2014 tarihli ve 2013/95 E., 2014/263 K. sayılı kararı ile; dava konusu senet altında davacı şirket adına atılmış imzaya ilişkin sahtelik iddiasında bulunulduğu, 6100 sayılı Hukuk Muhakemeleri Kanunu’nun (HMK) 211. maddesi uyarınca imzayı inkâr eden davacı şirket yetkilisinin isticvabına, isticvaptan bir kanaat edinilememesi hâlinde münkir tarafın huzurda yazı ve imza örneklerinin alınmasına, sahtelik konusunda başkaca bir incelemeye gerek olup olmadığının diğer delillerle birlikte değerlendirilerek senedin sahteliği hakkında karar verilmesine, buna rağmen sahtelik konusunda kesin bir kanaate varılamadığı takdirde karşılaştırma yapmaya elverişli yazı ve imzaların ilgili yerlerden getirtilmesi suretiyle bilirkişi incelemesi yaptırılmasına karar verildiği, verilen karar uyarınca isticvap uygulamasının gerçekleştirilmesi için Kahramanmaraş Asliye Ticaret Mahkemesine talimat yazıldığı, davacı şirket yetkilisinin meşruhatlı isticvap davetiyesi tebliğine rağmen duruşmaya katılmadığı, davacının isticvaptan kaçınmış olmakla sahtelik konusunda başkaca bir incelemeye gerek görülmediği gerekçesiyle ispat edilemeyen davanın reddine karar verilmiştir. Özel Daire Bozma Kararı: 7. Ankara 6. Asliye Ticaret Mahkemesinin yukarıda belirtilen kararına karşı süresi içinde davacı vekili tarafından temyiz isteminde bulunmuştur. 8. Yargıtay 19. Hukuk Dairesince 25.12.2014 tarihli ve 2014/14271 E., 2014/18750 K. sayılı kararı ile; "İmzanın, davacının yetkilisine ait olduğunu ispat külfetinin davalı lehtarda olduğu, bu durumda davalı lehtarın, imzanın davacı şirketin yetkilisine ait olduğunu kanıtlamakla yükümlü olduğu, bu yön gözetilmeden ispat külfeti tersine çevrilerek usulsüz isticvap davetiyesine göre yazılı şekilde karar verilmesinin isabetsiz olduğu gerekçesiyle" kararın bozulmasına, bozma nedenine göre davacının diğer temyiz itirazlarının şimdilik incelenmesine yer olmadığına karar verilmiştir. Direnme Kararı: 9. Ankara 3. Asliye Ticaret Mahkemesinin 01.06.2015 tarihli ve 2015/249 E., 2015/492 K. sayılı kararı ile; sahtelik iddiasına ilişkin davada nasıl bir inceleme yapılması gerektiğinin 6100 sayılı HMK'nın 211. maddesinde belirlendiği, anılan maddeye uygun araştırma ve inceleme yapılacağının 24.02.2014 tarihli duruşmada karara bağlanarak araştırma ve incelemenin sırası ve şeklinin gösterildiği, bu doğrultuda isticvap uygulaması için talimat yazıldığı ve talimat mahkemesince de davacıya meşruhatlı isticvap davetiyesi çıkartılarak duruşmaya davet edildiği hâlde davacının duruşmaya katılmadığı, davacının tebligatın usulsüz olduğuna yönelik bir iddia ve itirazının ne yargılama sırasında ne de temyiz dilekçesinde olmadığı, imzanın kendisine ait olduğu ileri sürülen tarafın isticvap hükümlerine göre çağırıldığı hâlde gelmediği takdirde kendisine ait olduğu bildirilen senetteki imzayı ikrar etmiş sayılacağı gerekçesiyle direnme kararı verilmiştir. Direnme Kararının Temyizi: 10. Direnme kararı süresi içinde davacı vekili tarafından temyiz edilmiştir. II. UYUŞMAZLIK 11. Somut olayda davacı şirket yetkilisinin senetteki imzayı inkâr etmesi üzerine imzanın davacı şirket yetkilisine ait olup olmadığı noktasında ispat yükünün davacıda mı yoksa davalıda mı olduğu noktasında toplanmaktadır. III. GEREKÇE 12. Öncelikle, konuyla ilgisi bakımından “ispat yükü”ne ilişkin açıklama yapılmasında yarar vardır. 13. 4721 sayılı Türk Medeni Kanunu'nun (TMK) 6. maddesi: “Kanunda aksine bir hüküm bulunmadıkça, taraflardan her biri, hakkını dayandırdığı olguların varlığını ispatla yükümlüdür. ” 14. 6100 sayılı Hukuk Muhakemeleri Kanunu (HMK)’nun “İspat yükü” başlığını taşıyan 190. maddesi: “(1) İspat yükü, kanunda özel bir düzenleme bulunmadıkça, iddia edilen vakıaya bağlanan hukuki sonuçtan kendi lehine hak çıkaran tarafa aittir. (2) Kanuni bir karineye dayanan taraf, sadece karinenin temelini oluşturan vakıaya ilişkin ispat yükü altındadır. Kanunda öngörülen istisnalar dışında, karşı taraf, kanuni karinenin aksini ispat edebilir.” hükmünü içermektedir. 15. Yukarıda belirtilen maddenin birinci fıkrasında, ispat yükünün belirlenmesine ilişkin temel kural vurgulanmıştır. Buna göre, bir vakıaya bağlanan hukuki sonuçtan kendi lehine hak çıkaran taraf ispat yükünü taşıyacaktır. 16. İspat yükünün belirlenebilmesi için önce ilgili maddi hukuk kuralındaki koşul vakıaların doğru bir şekilde tespit edilmiş olması ve buna uygun somut vakıaların ortaya konulmuş olması gerekir. Her bir vakıa bakımından lehine hak çıkarma çerçevesinde ispat yükü kuralları belirlenir. Ancak kanunda özel olarak ispat yükünün belirlendiği hâllerde, genel kurala göre değil, kanunda belirtilen şekilde ispat yükü belirlenecektir. 17. İkinci fıkrada ise, karinelerin varlığı hâlinde ispat yükünün nasıl belirleneceği düzenlenmiştir. 18. Karine belli bir olaydan, belli olmayan diğer bir olay için çıkarılan sonuçtur. Karineler ispat yükünün bir istisnasını oluşturur. Lehine karine olan taraf ispat yükünden kısmen veya tamamen kurtulur. Karine söz konusu olduğunda, karine temeli ile karine sonucunu birbirinden ayırt etmek gerekir. Karineye dayanan taraf, sadece karine sonucunu ispat yükünden kurtulmuş olur, ancak karine temelini ispat etmek yükü altındadır. Bu durumu vurgulamak için, fıkrada açık düzenleme yapılmıştır. Kesin kanuni karineler dışında, karşı taraf karinenin aksini ispat edebilir. Fıkrada, özellikle aksini ispat kavramına yer verilmiştir. Zira aksini ispat ve karşı ispat farklı kavramlardır. Karine söz konusu olduğunda, karşı ispat faaliyeti yerine karine ile kabul edilen durumun aksinin ispat edilmesi söz konusu olur. 19. Bir senette yer alan yazının veya imzanın inkâr edilmesi durumunda, 6100 sayılı HMK’nın 208. maddesinin birinci ve üçüncü fıkrası anlamında bir “sahtelik iddiası” söz konusu olur. 6100 sayılı HMK’nın 208. maddesine ilişkin gerekçede bu husus “Maddenin kenar başlığında “Yazı veya imza inkârı” ibaresi birlikte kullanılmıştır. Her iki husus uygulamada sahtelik iddiası olarak adlandırılan durumu ifade etmektedir” şeklinde belirtilmiştir (Pekcanıtez H./ Özekes M./ Akkan M./ Korkmaz H.T.: Pekcanıtez Usul Medeni Usul Hukuku, Cilt II, İstanbul 2017, s. 1792). 20. Öte yandan, bir senetteki imzanın inkâr edilmesi hâlinde, mahkemenin imzanın sahte olup olmadığı konusunda kendiliğinden araştırma yapması gerekir. Bu araştırma ve incelemenin sırası ise 6100 sayılı HMK’nın 211. maddesinde düzenlenmiştir (Pekcanıtez H./ Özekes M./ Akkan M./ Korkmaz H.T., s. 1794). 21. Buna göre; bir senedin sahteliğinin iddia edilmesi durumunda bu hususta karşı tarafın açıklamaları da dikkate alınarak ve aşağıdaki sıra ile inceleme yapılarak karar verilir (m. 211/1). 22. Hâkim ilk önce inkâr edilen imza hakkında tarafları dinler ve tarafların gösterdikleri delillerle bir kanaat edinmeye çalışır. Bu şekilde yeterli kanaat sahibi olması hâlinde senedin kabul veya reddine karar verir. 23. İmzayı inkâr eden taraf duruşmada hazır değilse, hâkim imzayı inkâr eden tarafı isticvap eder. İsticvap için mahkemeye davet edilen taraf belirtilen günde hazır bulunmadığı takdirde, inkâr etmiş olduğu belgedeki yazı veya imzayı ikrar etmiş sayılır; bu husus kendisine çıkartılacak davetiyede ayrıca ihtar edilir. 24. Hâkim, yazı veya imzayı inkâr eden tarafı isticvap ettikten sonra bir kanaat edinememişse huzurda bu kişiye yazı yazdırıp imza attırmak suretiyle başka bir incelemeye gerek duymadan karar verebilecek durumda ise gerekçesini açıkça belirtmek suretiyle senedin sahteliği hakkında bir karar verir (m. 211/a.c.1 ve 2). 25. Yukarıdaki şekilde yapılan incelemeye rağmen sahtecilik konusunda kesin bir kanaat oluşmamışsa hâkim bilirkişi incelemesine karar verir (m.211/b.c.1). Bilirkişi incelemesi yapılmadan önce mevcutsa, o tarafa ait karşılaştırma yapmaya elverişli yazı ve imzalar ilgili yerlerden getirtilir (m.211/b,c. 2). 26. Bilirkişi, bu yazı ve imzalarla, o mahkemede elde edilen yazı ve imzaları esas alarak inceleme yapar. Bilirkişi, inceleme için gerekli görürse, kendi huzurunda tarafın yeniden yazı yazması veya imza atmasını mahkemeden talep edebilir (m. 211/b), (Kuru B.: İstinaf Sistemine Göre Yazılmış Medeni Usul Hukuku, İstanbul 2016, s 350 vd.). 27. 6100 sayılı HMK’nın 211. maddesinde yer alan ve imza incelemesi konusunda getirilen bu sıraya uyulması zorunludur. Buna göre hâkim imzayı inkâr eden tarafın isticvap edilmesine karar verdiği hâlde, bu davete icabet edilmemesi imzanın ikrar edilmiş sayılması sonucunu doğuracak ve bilirkişi incelemesi yapılmasına ihtiyaç kalmayacaktır. Aynı şekilde inkâr edilen imza ile karşılaştırılan imzanın birbirine benzemediğinin ilk bakışta tespit edilebildiği hâllerde bilirkişi incelemesi yapılmasına gerek yoktur (Pekcanıtez H./ Özekes M./ Akkan M./ Korkmaz H.T., s. 1795). 28. Nitekim aynı ilkeler, Hukuk Genel Kurulunun 09.05.2019 tarihli ve 2017/19-1656 E., 2019/548 K., sayılı kararında da benimsenmiştir. 29. Bu ilke ve açıklamalar ışığında somut olay değerlendirildiğinde; kambiyo senedindeki imzanın davacı borçluya ait olduğu yönündeki ispat yükü, senedi elinde bulundurup icra takibine girişen ve senette yer alan imzanın borçluya ait olduğunu iddia eden davalı alacaklıya düşmektedir. Bu durumda mahkemece bonoda yer alan imzanın inkârı hâlinde az önce yukarıda anılan 6100 sayılı HMK’nın 211. maddesinde belirtilen yöntem izlenerek sonucuna göre karar verilmesi gerekmektedir. 30. Somut olayda her ne kadar mahkemece 6100 sayılı HMK’nın 211. maddesi uyarınca imzayı inkâr eden davacı şirket yetkilisinin isticvabına karar verilmiş ve bulunduğu yer mahkemesine talimat yazılmış ise de, talimat mahkemesince davacı şirket yetkilisine çıkarılan talimat duruşma gününü bildirir meşruhatlı tebligatta “Geçerli bir özrünüz olmaksızın duruşmaya gelmediğiniz, gelip de sorulara cevap vermediğiniz takdirde HMK’nun 171. Maddesi uyarınca isticvap konusu vakıayı ikrar etmiş sayılacağınız, tebliğ olunan mutabakat belgesindeki adınıza atfen atılı imzanın şahsınıza ait olduğunun mahkemece kabul edileceği hususu İHTAR OLUNUR” şerhi yazıldığı anlaşılmaktadır. 31. Talimat mahkemesince davacı şirket yetkilisine çıkarılan tebligatta, isticvaba konu “senet örneği” yerine “mutabakat belgesi” bulunduğunun yazıldığı anlaşılması karşısında, çıkarılan isticvap davetiyesinin usulsüz olduğunun kabulü gerekir. 32. Mahkemece, davacı şirket yetkilisine usulsüz isticvap davetiyesi gönderilmesi nedeniyle, yeniden isticvap davetiyesi çıkarılarak az önce yukarıda anılan 6100 sayılı HMK’nın 211. maddesinde belirtilen yöntem izlenerek sonucuna göre karar verilmesi gerekmektedir. 33. Açıklanan bu değişik gerekçe ile direnme kararının bozulması gerekmiştir. IV. SONUÇ: Açıklanan nedenlerle; Davacı vekilinin temyiz itirazlarının kabulü ile direnme kararının yukarıda açıklanan değişik gerekçe ile 6100 sayılı Hukuk Muhakemeleri Kanunu’nun Geçici 3. maddesine göre uygulanmakta olan 1086 sayılı Hukuk Usulü Muhakemeleri Kanunu'nun 429. gereğince BOZULMASINA, Bozma neden ve kapsamına göre davacı vekilinin diğer temyiz itirazlarının şimdilik incelenmesine yer olmadığına, İstek hâlinde temyiz peşin harcının yatırana geri verilmesine, Aynı Kanun'un 440-III/1. maddesi uyarınca karar düzeltme yolu kapalı olmak üzere 24.06.2020 gününde oy birliği ile kesin olarak karar verildi.
9. Hukuk Dairesi, 2019/1244 E., 2019/5006 K.
orta eşleşmeKarar metninde maddeye atıf varİŞ MAHKEMESİ
tam metni aç
madde uyarınca ihtarat yazılmış olup, 6100 sayılı HMK.nın 171. maddesi:
9. Hukuk Dairesi         2019/1244 E.  ,  2019/5006 K. "İçtihat Metni" MAHKEMESİ :İŞ MAHKEMESİ Taraflar arasında görülen dava sonucunda verilen kararın, temyizen incelenmesi davacı vekili tarafından istenilmekle, temyiz taleplerinin süresinde olduğu anlaşıldı. Dava dosyası için Tetkik Hakimi tarafından düzenlenen rapor dinlendikten sonra dosya incelendi, gereği konuşulup düşünüldü: YARGITAY KARARI A) Davacı isteminin özeti: Davacı vekili, müvekkilinin davalı üniversitenin asıl işveren olduğu ...Tıp Fakültesi Hastanesinde temizlik işçisi olarak 08.11.1999-07.03.2006 tarihleri arasında çalıştığını, 07.03.2006 tarihinde zorla istifa ettirildiğini, bir kısım işçilik alacaklarının ödenmediğini ileri sürerek kıdem tazminatı, ihbar tazminatı, yıllık izin ücreti alacaklarını istemiştir. B)Davalı cevabının özeti: Davalı vekili, müvekkiline husumet yöneltilemeyeceğini, iddia ve taleplerin yersiz olduğunu savunarak davanın reddini istemiştir. C)Yerel Mahkeme kararının özeti: Mahkemece, toplanan delillere ve bilirkişi raporuna göre, Mahkeme'nin ilk kararının Yargıtay 9. Hukuk Dairesi'nin 17/02/2015 tarihli ilamı ile; "...1- Dosyadaki yazılara, toplanan delillerle kararın dayandığı kanuni gerektirici sebeplere göre davalının aşağıdaki bentlerin kapsamı dışında kalan temyiz itirazları yerinde değildir. 2- Somut olayda, davacı iş aktinin 07/03/2006 tarihinde sona erdiğini iddia etmiş, Mahkeme tarafından bilirkişi raporu dayanak ve gerekçe yapılarak davacının kıdem ve ihbar tazminatları ile izin ücretleri hüküm altına alınmış ise de, dosyadaki bilgi ve belgeler ve özellikle hizmet dökümü ve davalı vekilinin 21/05/2012 havale tarihli dilekçesindeki açıklamalarından, davacının hizmet aktinin ihale bitimi olan 31/03/2006 tarihine kadar devam ettiği ve akabinde ihaleyi tekrar alan Avrupa Grubu ve Seven İnşaat Adi Ortaklığı işyerinde 01/04/2006 tarihinden itibaren çalışmaya devam ettiği ve çalışmasının 14/07/2006 tarihine kadar sürdüğü görülmektedir. Mahkeme tarafından davacının iş aktinin 07/03/2006 tarihinde sona erdiğine ilişkin davacının soyut iddiasına dayanılarak fesih kabul edilmiş ise de dosyadaki belgeler ve hizmet cetvelinde görülen çalışmalar davacıya sorulup açıklatılmamış ve alt işveren nezdindeki işyeri sicil dosyası getirtilmemiştir. Mahkeme tarafından, SGK kayıtları ve çalışma olgusu davacı asıla sorulup açıklatılmadan, alt işverendeki işçi şahsi sicil dosyası ve özellikle dava dilekçesinde belirtilen istifa dilekçesi getirtilmeden, kayden resmi belgelere göre devam eden çalışmanın 07/03/2006 tarihinde sona erdiğinin kabulü ve işyeri devri esaslarına göre değerlendirme yapılmadan eksik araştırma ve inceleme ile sonuca gidilmesi hatalıdır. 3-Davacının hizmet dökümünde 22/01/2001 tarihinden önce çalıştığı işyerleri ile 15/10/1999- 03/11/2001 tarihleri arasında çalıştığı görünen sair işyerlerinin ünvanı, davalı İdare ile ilişkisine dair SGK belgeleri ve gerekirse Ticaret Sicil Müdürlüğü belgeleri getirtilerek hizmet süresine dahil edilip edilmeyeceği irdelenmeden hizmet süresinin belirlenmesi hatalıdır. 4-Yıllık izin ücretinin net miktarının hesaplanmasında gelir vergisi ve damga vergisi yanında sigorta priminin ve işsizlik priminin de düşülmesi gerektiğinin düşünülmemesi hatalıdır..." gerekçesi ile bozulduğu, bozma ilamına uyulduğu, bozma ilamındaki tespit uyarınca, "yargıtay bozma ilamı doğrultusunda duruşmaya gelip beyanda bulunmadığı takdirde davaya konu olayda işyeri devri prensipleri gereğince 07.03.2006 tarihi itibari ile iş akdinin feshedilmediği, üst işverenle çalışmaya devam ettiği yönünde işlem yapılacağı ve bu hali ile dosyanın karara çıkartılacağı ihtarına" şeklinde davacı isticvap yapıldığı, davetiye tebliğ edilmesine rağmen davacı duruşmaya gelmediği, davacı vekili beyanına göre davacı müvekkillerinin adresi tebligat yapılan adres olup, müvekkilleri ile görüştüklerini bu celseye gelmediğini, bir daha ki celse getireceklerini beyan ettiği, bozmadan sonra 7 celse davacıya ulaşılamamış olup, ihtaratlı tebliğ nedeniyle, tekrar süre verilmediği, ihtaratlı tebliğ uyarınca, davacı gelip beyanda bulunmadığından, dosyadaki bilgi ve belgeler ve özellikle hizmet dökümü ve davalı vekilinin 21/05/2012 havale tarihli dilekçesindeki açıklamalarından, davacının hizmet aktinin ihale bitimi olan 31/03/2006 tarihine kadar devam ettiği ve akabinde ihaleyi tekrar alan Avrupa Grubu ve Seven İnşaat Adi Ortaklığı işyerinde 01/04/2006 tarihinden itibaren çalışmaya devam ettiği ve çalışmasının 14/07/2006 tarihine kadar sürdüğü, davacının SGK kaydına göre çalışması kesintisiz olmakla, iş aktinin 07/03/2006 tarihinde sona erdiğine ilişkin beyan soyut kabul edilip itibar edilmediği, bu nedenle dava açtığı dönemde işyeri devri prensipleri gereğince fiilen çalışmasının devam ettiği kabul edilmekle, fesih olgusu olmadığı, işçinin asıl işverenden alınan iş kapsamında ve değişen alt işverenlere ait işyerinde ara vermeden çalışması halinde, işyeri devri kurallarına göre çözüme gidilmesi gerektiği, bu durumda değişen alt işverenler işçinin iş sözleşmesini ve doğmuş bulunan işçilik haklarını da devralmış sayıldığı, iş sözleşmesinin tarafı olan işçi veya alt işveren tarafından bir fesih bildirimi yapılmadığı sürece, iş sözleşmeleri değişen alt işverenle devam edeceğinden, işyerinde çalışması devam eden işçi açısından, feshe bağlı haklar olan ihbar ve kıdem tazminatı ile izin ücreti talep koşulları gerçekleşmiş sayılmadığı, prensipleri gereğince, davacının hizmet cetveline göre, davaya konu olayda fesih olgusu olmayıp, çalışma işyeri devri prensiplerine göre devam ettiğinden, feshe bağlı haklar olan ihbar ve kıdem tazminatı ile izin ücreti talep koşulları gerçekleşmeyeceği gerekçesi ile davanın reddine karar verilmiştir. D)Temyiz: Karar süresi içinde davacı vekili tarafından temyiz edilmiştir. E)Gerekçe: Somut uyuşmazlıkta, davacının isticvabı bakımından; Bozma sonrasında davacıya çıkan ilk tebligat bila tebliğ dönmüş, davacı vekili müvekkiline ulaşamadığını belirtmiştir. Davacı hakkında önce ihzar çıkarılmasına sonra zorla getirme emri çıkarılmasına karar verilmiştir. Dava hukuk davası olup tanık sıfatı bulunmayan davacı hakkında ihzar ve/veya zorla getirme emri çıkarılması yerinde değildir. Ardından 25/04/2017 tarihli celsede davacının mernis adresine isticvab davetiyesi çıkarılmasına karar verilmiş, ancak bu davetiyeye davacının 15/02/2017 tarihinde Uyap’tan zabıt katibi tarafından çıkarılan mernis adresinin değil, evvelce bila tebliğ gelen adresinin yazıldığı, tebligat üzerinde iade edilmemesi ve Tebligat Kanunu’nun 21. maddesine göre tebliğ edilmesi belirtildiğinden 21. maddeye göre tebliğ yapıldığı görülmüştür. Bu tebligatta duruşma tarihi 20/06/2017 olarak yazılıdır. Davacı vekili 20/06/2017 tarihli celsede davacı ile görüştüğünü, davacının o celse gelemediğini, tebligatın doğru adreste yapıldığını, sonraki celsede davacıyı hazır edeceğini belirtmiş, aynı celsede dava reddedilmiştir. İsticvab davetiyesinde "Yargıtay ilamı doğrultusunda isticvabına karar verildiği" ve 171. madde uyarınca ihtarat yazılmış olup, 6100 sayılı HMK.nın 171. maddesi: "İsticvap olunacak tarafın davet edilmesi MADDE 171- (1) İsticvabına karar verilen kimseye bizzat davetiye gönderilir ve belirlenen gün ve saatte isticvap olunmak üzere hazır bulunması gerektiği belirtilir. Davetiyede, ayrıca, isticvap konusu vakıalar gösterilir; ilgili tarafın geçerli bir özrü olmaksızın gelmediği veya gelip de sorulara cevap vermediği takdirde, isticvap konusu vakıaları ikrar etmiş sayılacağı ihtarı da yapılır. (2) Çağrılan taraf özürsüz olarak gelmediği veya gelip de soruları cevapsız bıraktığı takdirde, mahkemece sorulan vakıalar ikrar edilmiş sayılır." şeklindedir. "Dairemizin bozma ilamında davacının "SGK kayıtlarının, çalışma olgusunun davacıya sorularak açıklatılması" belirtilmiştir. Davacı zaten 07/03/2006 tarihinde iş aktinin sona erdiğini ileri sürmüş ve dava dilekçesinde ayrıca istifa dilekçesinden bahsetmiş olup, bununla birlikte çalışma olgusunun devam ettiği SGK kayıtlarından göründüğünden davacının bunları ikrar etmiş sayılması davanın reddi için yeterli gerekçe olmadığı gibi bozma ilamında davacının isticvabından da bahsedilmemiş, davacıya bu konuların sorularak açıklatılması belirtilmiştir. O halde , bozma ilamına göre davacının açıklama yapmaması halinde, dosyaya toplanan delillere göre karar verilmelidir. Dairemizin ... Esas sayılı bozma ilamının 2. şıkkındaki belgelerin celbi için Mahkeme tarafından bir işlem yapıldığına dair dosyada belgeye rastlanmamıştır. Şöyle ki; Dairemizin ... Esas sayılı bozma ilamına göre davacının hizmet döküm cetvelinde 07/03/2006 tarihinde çalıştığı görünen alt işveren ile 07/03/2006 tarihinden 14/07/2006 tarihine kadar davacının çalıştığı hizmet döküm cetvelinde görünen işyerlerinin ünvanları dosyadaki SGK belgelerinden işyeri numaraları ve hizmet döküm cetvelindeki işyeri numaraları karşılaştırılarak tespit edilmelidir. Gerekir ise SGK'dan eksik belgeler celbedilmelidir. Zira, Dairemizin bozma ilamında tüm işyerlerinin ünvanları gerek görülmediği için belirtilmemiştir. Ardından davacının 07/03/2006 (dahil) tarihinden 14/07/2006 tarihine dek çalıştığı SGK belgelerinden anlaşılan alt işverenlerden davacının varsa 07/03/2006 tarihinde verdiği istifa dilekçesi ile işyeri şahsi sicil dosyaları Mahkeme tarafından yazı ile istenmelidir. Dairemizin önceki bozma ilamının 2. şıkkında bu hususun belirtilmesine rağmen dosyada ilgili alt işverenliklere bu yönde yazılmış Mahkeme yazısı mevcut değildir. Bozma sonrasında Mahkeme tarafından müzekkere yazılan Atılım Şirketi'nin, halihazırda dosyada mevcut belgelere göre belirtilen alt işverenlerden olmadığı intibaı doğmaktadır. Davacının yukarda belirtilen tarihlerde / tarih aralıklarında çalıştığı alt işverenlerin güncel ünvanları ve güncel merkez adresleri gerekir ise bu tarihlerde / tarih aralıklarında geçerli hizmet alım sözleşemeleri getirtilerek ve bu işverenlerin güncel ünvanları ile güncel merkez adresleri Ticaret Sicili Müdürlüklerinden sorularak tespit edilmeli, Mahkeme müzekkerelerini bu doğru ünvan ve adreslere yazmalı, müzekkerelerde işyerinin, varsa, davacının çalıştığı dönemdeki eski ünvanı da belirtilmelidir. Bahsedilen işverenler iş ortaklığı şeklinde iseler, ortaklığı oluşturan her bir işveren için bu işlemler ayrı ayrı yapılmalıdır. Yukarıda belirtilen işlemlerin aynısı dosyada mevcut, ... Tıp Fakültesi Dekanlığı'nın, ... Rektörlüğü Hukuk Müşavirliğine hitaben yazıldığı 561 sayılı yazısındaki 01/01/2006-14/07/2006 tarihleri arasında çalıştığı bildirilen alt işverenler bakımından da gerçekleştirilmelidir. Yukarıda belirtilen şekilde belgeler celbedildikten sonra Dairemizin ... Esas sayılı bozma ilamının gerekçe kısmında yer alan 4 adet şıkta belirtilen bozma gerekçeleri aynen yerine getirilmelidir. Bozma gereğinin yerine getirilmemesi tekrar bozmayı gerektirmiştir. F) SONUÇ: Temyiz olunan kararın yukarda yazılı sebeplerden dolayı BOZULMASINA, peşin alınan temyiz harcının istek halinde ilgiliye iadesine, 28/02/2018 gününde oybirliğiyle karar verildi.

Eşleştirme iki kanıta dayanır: kararın kendi metnindeki madde atfı ve şerh kitaplarının o kararı hangi maddenin altında bastığı. Otomatik üretilmiştir, hukuki tavsiye değildir; kararın güncelliğini ve sonraki içtihat değişikliklerini ayrıca denetleyin.

Bu Maddeyle İlgili Sınav Sorusu

Medeni Usul Hukuku

Hukuk Muhakemeleri Kanunu uyarınca, hakkında isticvap kararı verilen bir taraf, kendisine gönderilen ve kanuni ihtar şerhini içeren davetiyeye rağmen, geçerli bir mazeret göstermeksizin duruşmaya katılmazsa veya katıldığı halde mahkemenin yönelttiği soruları cevapsız bırakırsa, bu durumun hukuki yaptırımı aşağıdakilerden hangisidir?

A) Sorguya konu edilen vakıaların ilgili tarafça yalanlanmış kabul edilmesi
B) Sorguya konu edilen vakıaların ilgili tarafça kabul edilmiş sayılması
C) İlgili vakıalara ilişkin ispat külfetinin karşı tarafa yüklenmesi
D) Davanın o taraf aleyhine sonuçlanması
E) İlgili tarafın o vakıayı ispat hakkını kaybetmesi

Bu maddeyle ilgili 3 soru daha var!

Soruların tamamını çözmek, açıklamalı cevapları görmek ve Hukuksal Eğitim yapay zeka asistanı ile çalışmak için platforma katılın.

Hukuksal Eğitim Platformu'na Üye Ol