Hukuk Muhakemeleri Kanunu 176. maddesi, Hukuksal Eğitim mevzuat kütüphanesinde tam metin olarak yayımlanmıştır. Aşağıda maddenin tam metni, maddeyle eşleşen yüksek mahkeme kararları ve bu maddeden çıkmış sınav soruları yer alır. Ham metin için adresin sonuna /raw ekleyin.
Madde Metni
MADDE 176- (1) Taraflardan her biri, yapmış olduğu usul işlemlerini kısmen veya tamamen ıslah edebilir.
(2) Aynı davada, taraflar ancak bir kez ıslah yoluna başvurabilir.
Islahın zamanı ve şekli[20]
Bu Maddeyle İlgili Yüksek Mahkeme Kararları
52 karar eşleşti
7. Hukuk Dairesi, 2022/2207 E., 2022/5659 K.
orta eşleşmeKarar metninde maddeye atıf varAsliye Hukuk Mahkemesi
ilişkin 09.11.2021 havale tarihli raporda belirtilen tutarda davalıdan alacağının oluştuğu ancak davacılar vekilinin Yargıtay'ın bozma kararı öncesinde 22.12.2017 tarihli ıslah dilekçesi sunduğu ve yeniden ıslah talebinde bulunmadığı gibi HMK'nın 176/2. maddesi uyarınca aynı davada ikinci kez ıslah ile talep arttırılmasının mümkün olmadığı gerekçesiyle bozma öncesi alınan 06.12.2017 tarihli hukukç
7. Hukuk Dairesi 2022/2207 E. , 2022/5659 K.
"İçtihat Metni"
7. Hukuk Dairesi
MAHKEMESİ :Asliye Hukuk Mahkemesi
DAVACILAR : ... vd.
Davacılar vekili tarafından, davalı aleyhine 13/05/2013 gününde verilen dilekçe ile tenkis istenmesi üzerine Yargıtay 1. Hukuk Dairesinin bozma ilamına uyularak yapılan duruşma sonunda; davanın kabulüne dair verilen 11/01/2022 günlü hükmün Yargıtayca incelenmesi taraf vekillerince istenilmekle süresinde olduğu anlaşılan temyiz dilekçesinin kabulüne karar verildikten sonra dosya ve içerisindeki bütün evrak incelenerek gereği düşünüldü:
K A R A R
Dava, tenkis isteğine ilişkindir.
Davacılar vekili, davacıların mirasbırakanları ...’ın yedi parça taşınmazdaki payını davalı oğluna hibe ettiğini, temlik nedeniyle saklı paylarının ihlal edildiğini ileri sürerek tenkis istemişlerdir.
Davalı vekili cevap dilekçesinde, temlik harici terekenin bulunduğunu ve davacıların saklı paylarının ihlal edilmediğini belirterek davanın reddini savunmuştur.
İlk derece mahkemesince, mirasbırakan tarafından davalıya yapılan hibe işlemi nedeniyle davacıların saklı paylarının ihlal edildiği gerekçesiyle davanın kabulüne ilişkin verilen karara karşı taraf vekillerinin yaptığı istinaf başvuruları İstanbul Bölge Adliye Mahkemesi 1.Hukuk Dairesi tarafından esastan reddine karar verilmiştir.
Taraf vekillerinin temyizi üzerine Yargıtay 1. Hukuk Dairesinin 16.12.2020 tarihli, 2019/4087 Esas, 2020/6789 Karar sayılı ilamında; “…Somut olayda, temliki tasarruflar TMK'nın 565/3. maddesi gereğince miras bırakanın ölüm tarihinden evvelki bir yıldan daha önce gerçekleştirildiğine göre, öncelikle anılan tasarrufların saklı pay kurallarını etkisiz kılmak amacıyla yapıldığının davacı tarafça ispatlanması zorunludur.Ne var ki, mahkemece yukarıdaki ilkeler uyarınca bu yönde araştırma yapılmadan sonuca gidilmiştir. Hal böyle olunca, davacılara delil listesinde tanık delili de bulunduğundan tanık isimlerini bildirmek üzere usulünce süre verilmesi, bildirildiği takdirde tanıklar dinlenerek toplanan ve toplanacak delillerle birlikte değerlendirilerek mirasbırakanın saklı pay kurallarını etkisiz kılma amacıyla temlik yapıp yapmadığı hususunun açıklığa kavuşturulması ve sonucuna göre bir karar verilmesi gerekirken, eksik araştırma ve inceleme ile yazılı şekilde karar verilmesi doğru değildir.” denilerek hükmün bozulmasına karar verilmiştir.
İlk derece mahkemesince bozma ilamına uyularak yapılan yargılama sonucunda, davacıların tenkise ilişkin 09.11.2021 havale tarihli raporda belirtilen tutarda davalıdan alacağının oluştuğu ancak davacılar vekilinin Yargıtay'ın bozma kararı öncesinde 22.12.2017 tarihli ıslah dilekçesi sunduğu ve yeniden ıslah talebinde bulunmadığı gibi HMK'nın 176/2. maddesi uyarınca aynı davada ikinci kez ıslah ile talep arttırılmasının mümkün olmadığı gerekçesiyle bozma öncesi alınan 06.12.2017 tarihli hukukçu/matematikçi bilirkişi raporundaki tenkis değerleri üzerinden davanın kabulüne hükmolmuştur.
Hükmü, taraf vekilleri temyiz etmiştir.
1) Yapılan yargılamaya, toplanan delillere ve tüm dosya içeriğine göre davalı vekilinin temyiz itirazları yerinde görülmemiş, reddi gerekmiştir.
2) Davacılar vekilinin temyiz itirazlarına gelince;
Bilindiği üzere, tenkis davaları ihlâl edilen saklı payın temin edilmesi amacını taşımaktadır. Tenkis hesabı uzmanlık gerektiren bir iş olup, davacıdan davanın başında saklı payının ihlal edilip edilmediğini, ihlâl edilmiş ise bunun miktarını bilmesini beklemek hayatın olağan akışına aykırıdır. Dava dilekçesinde gösterilen miktar; harca esas alınan tahmini değerdir. Bu bakımdan tenkis davalarında, davacının dava dilekçesinde gösterdiği dava değeri ile talebini sınırladığını söyleyebilme olanağı yoktur ve bu tür davalar 6100 s. HMK'nun 107. maddesinde düzenlenen belirsiz alacak davalarının örneğini teşkil eder.
Somut olayda, davacılar vekilinin Yargıtay'ın bozma kararı öncesinde 22.12.2017 tarihli ıslah dilekçesi sunduğu ve yeniden ıslah talebinde bulunmadığı gibi HMK'nın 176/2. maddesi uyarınca aynı davada ikinci kez ıslah ile talep arttırılmasının mümkün olmadığı gerekçesiyle bozma öncesi alınan 06.12.2017 tarihli hukukçu/matematikçi bilirkişi raporundaki tenkis değerleri üzerinden davanın kabulüne karar verilmesi yerinde değildir.
Mahkemece tenkis davasının belirsiz alacak davası niteliğine sahip olduğu dikkate alınarak 11.11.1994 günlü 4/4 sayılı İçtihadı Birleştirme Kararı uyarınca süratle dava konusu olup sabit tenkis oranına göre bölünemeyen malın, karar tarihindeki rayiç bedeline göre değeri belirlenmeli ve bu değerin sabit tenkis oranıyla çarpımından bulunacak naktin davacılara ödetilmesine karar verilmelidir. Belirtilen hususlar üzerinde durulmadan eksik incelemeyle yazılı şekilde karar verilmesi doğru görülmemiş, bu nedenle hükmün bozulması gerekmiştir.
SONUÇ: Yukarıda (1) numaralı bentte açıklanan nedenlerle davalı vekilinin temyiz itirazlarının REDDİNE, (2) numaralı bent uyarınca davacılar vekilinin temyiz itirazlarının kabulüyle temyiz olunan hükmün BOZULMASINA, peşin yatırılan harcın yatırana iadesine, kararın tebliğinden itibaren 15 gün içinde karar düzeltme yolu açık olmak üzere, 29.09.2022 tarihinde oy birliği ile karar verildi.
Diğer kararlar (4)
3. Hukuk Dairesi, 2014/784 E., 2014/8292 K.
orta eşleşmeKarar metninde maddeye atıf varANKARA 14. ASLİYE HUKUK MAHKEMESİ
tam metni aç
HUMK'nun 83.maddesi (HMK md.176)'ne göre;
3. Hukuk Dairesi 2014/784 E. , 2014/8292 K.
"İçtihat Metni"
MAHKEMESİ : ANKARA 14. ASLİYE HUKUK MAHKEMESİ
TARİHİ : 10/09/2013
NUMARASI : 2009/215-2013/344
Taraflar arasında görülen tazminat davasının yapılan muhakemesi sonunda mahalli mahkemece verilen hüküm taraflarca temyiz edilmiştir.
Y A R G I T A Y K A R A R I
Temyiz isteminin süresi içinde olduğu anlaşıldıktan sonra dosyadaki bütün kağıtlar okunup gereği düşünüldü:
Davacı vekili dava dilekçesinde; müvekkilinin oğlu Yaşam Ör u'yu 16.06.2008 tarihinde Büyükşehir Belediye Başkanlığı tarafından Kentkoop Mahallesinde kurulan panayıra götürdüğünü, oğlunun eğlenmesi amacı ile Rodeo'ya bindiğini, hiçbir uyarı yapılmadan Rodeonun çalıştırıcısının ihmali sonucu oğlunun rodeonun kulpunu tutmaya çalışırken parmağını Rodeonun delik olan kısmına girmesi ile can havli ile bağırdığını, yere düşecekken Rodeonun durdurulduğunu, ancak oğlunun parmağının koptuğunu, parmağının kopmasından Rodeoyu çalıştıran firmanın sorumlu olduğunu, yeterli denetiminin yapılmadığını, panayırın kurulmasını sağlayan Ankara Büyükşehir Belediyesinin de sorumluluğunun olduğunu, kaza sonucu oğlunun kopan parmağının dikildiğini, ancak yaşam fonksiyonlarını 2 (orta) derecede etkilendiği ve bu nedenle oğlunun hayal ettiği asker ve polis okullarına girme şansını kaybettiğini, ayrıca saz gibi perdeli müzik aletini çalmasının zorlaştığını beyan ederek, fazlaya ilişkin hakları saklı kalmak üzere 1.000,00 TL maddi,20.000,00 TL manevi tazminatın 16.06.2008 tarihinden itibaren yasal faizi ile birlikte davalılardan müştereken tahsiline karar verilmesini talep ve dava etmiştir.
Mahkemece, davanın kısmen kabulüne karar verilmiş, verilen bu karar her iki tarafça da temyiz edilmiştir.
Dosyadaki yazılara, kararın dayandığı delillerle kanuni gerektirici sebeplere ve özellikle delillerin takdirinde bir isabetsizlik görülmemesine göre, davacının tüm, davalıların sair temyiz itirazları yerinde değildir.
HUMK'nun 83.maddesi (HMK md.176)'ne göre; ''İki taraftan her biri usule mütaallik olarak yaptığı muameleyi tamamen veya kısmen ıslah edebilir. Aynı davada her taraf ancak bir kere ıslah hakkını kullanabilir.''
Somut olayda, davacı ilk defa 01.06.2012 tarihinde ıslah etmiştir. 18.06.2013 tarihli dilekçeyle ikinci kez ıslah yapılmış, hükümde bu doğrultuda tesis edilmiştir.
Bir davada, Hukuk Usulü Muhakemeleri Kanununun 83 (HMK 176) maddeleri uyarınca taraflar ancak bir kere ıslah yoluna başvurabilirler. Bu itibarla 2. ıslah niteliğindeki 18.06.2013 tarihli dilekçede belirtilen talep doğrultusunda hüküm tesisi usul ve yasaya aykırı olup, bozmayı gerektirmektedir.
Bu itibarla yukarıda açıklanan esaslar gözönünde tutulmaksızın yazılı şekilde hüküm tesisi isabetsiz, temyiz itirazları bu nedenlerle yerinde olduğundan kabulü ile hükmün HUMK.nun 428.maddesi gereğince BOZULMASINA ve peşin alınan temyiz harcının istek halinde temyiz edene iadesine, 27.05.2014 tarihinde oybirliğiyle karar verildi.
2. Hukuk Dairesi, 2023/9360 E., 2024/3362 K.
orta eşleşmeKarar metninde maddeye atıf varİstanbul Bölge Adliye Mahkemesi 10. Hukuk Dairesi
tam metni aç
Kadın tarafından ön inceleme duruşmasına kadar usulüne uygun şekilde asıl dava, cevaba cevap ve karşı davaya cevap dilekçesinde talep edilmeyen ve bu konuda usulünce yapılmış bir ıslah (6100 sayılı Kanun md.
2. Hukuk Dairesi 2023/9360 E. , 2024/3362 K.
"İçtihat Metni"
MAHKEMESİ : İstanbul Bölge Adliye Mahkemesi 10. Hukuk Dairesi
SAYISI : 2023/1346 E., 2023/1147 K.
KARAR : Bozma ilamına uyularak, yeniden esas hakkında hüküm kurulmasına
Taraflar arasında İlk Derece Mahkemesinde görülen ve istinaf incelemesinden geçen boşanma davalarında verilen karar hakkında yapılan temyiz incelemesi sonucunda, Dairece Bölge Adliye Mahkemesi kararının kadının zina davası yönünden bozulmasına, bozma sebebine göre diğer istinaf taleplerinin şimdilik incelenmesine yer olmadığına karar verilmiştir.
Bölge Adliye Mahkemesince bozmaya uyularak yeniden yapılan yargılama sonucunda; kadının zina davası konusuz kaldığından karar verilmesine yer olmadığına ve kadın yararına tazminatlara karar verilmiştir.
Bölge Adliye Mahkemesi kararı taraf vekilleri tarafından temyiz edilmekle; kesinlik, süre, temyiz şartı ve diğer usul eksiklikleri yönünden yapılan ön inceleme sonucunda, temyiz dilekçesinin kabulüne karar verildikten ve Tetkik Hâkimi tarafından hazırlanan rapor dinlendikten sonra dosyadaki belgeler incelenip gereği düşünüldü:
I. DAVA
1.Davacı karşı davalı kadın vekili dava dilekçesinde özetle; erkeğin müvekkilini rencide ettiğini, psikolojik baskı uyguladığını, eş ve babalık görevlerini yerine getirmediğini, mesafeli ve sık olmayan cinsel birliktelik kurduğunu, aile sorumluluklarını yerine getirmediğini, sürekli iş seyahatlerine gittiğini, Türkiye'ye döndüğünde haber vermediğini, müvekkili durumu sorduğunda "sen bana hesap soramazsın şeklinde cevaplar verdiğini" evin ve çocukların maddî ve manevî tüm sorumluğunun müvekkili üzerine bırakıldığını, erkeğin öfke kontrolü olmadığını, küfür ve hakaretler ettiğini, müvekkiline omuz atmak ve sert davranma şeklinde tavırlar sergilediğini, müvekkilinin annesini evden kovduğunu, sürekli ağabeyinin borçlarını üstlendiğini, müvekkilini sürekli ayrılıkla tehdit ettiğini, birden fazla kez de evden ayrıldığını, dava tarihinden 7 ay önce evi terk ettiğini, bu nedenle tarafların ayrı yaşadığını, sonrasında çocukları ile de iletişim kurmadığını iddia ederek, tarafların 4721 sayılı Türk Medeni Kanunu’nun (4721 sayılı Kanun) 166 ncı maddesi birinci fıkrası uyarınca boşanmalarına, ortak çocukların velâyetinin annelerine verilmesini, ortak çocuklar için aylık 3.500,00 TL tedbir ve iştirak nafakasına, nafakanın yıllık %10 oranında arttırılmasına, müvekkili yararına 100.000,00 TL manevî tazminata hükmedilmesini talep ve dava etmiştir.
2.Davacı karşı davalı kadın vekili cevaba cevap dilekçesinde özetle; cevap ve karşı dava dilekçesinde iddiaların doğru olmadığını, dava dilekçesindeki iddiaları tekrarla, müvekkilinin satranç merkezi kurucusu olduğunu, turnuvalar düzenlendiğini, iş dışında kimseyle görüşme ve mesajlaşması olmadığını, güven sarsıcı davranış iddiasının doğru olmadığını, erkeğin evi otel gibi kullandığını, işini her daim ön planda tuttuğunu, sürekli işi ile ilgilendiği için tüm yükün müvekkili üzerinde olduğunu, müvekkilinin annesinin sadece çocukların bakımına destek olduğunu, ayrı düzeni ve hayatı olup, taraflarla birlikte yaşamasının söz konusu olmadığını belirterek karşı dava ve feri taleplerin reddine karar verilmesini talep etmiştir.
3.Davacı karşı davalı kadın birleşen İstanbul Anadolu 18.Aile Mahkemesinin 2018/1039 Esas sayılı dosyasında dava dilekçesinde özetle; davalı erkeğin ... isimli bir kadın ile ve başka kadınlarla zina yaptığını, zina eyleminin evlilik birliği içerisinde ve sonrasında da devam ettiğini iddia ederek tarafların 4721 sayılı Kanun'un 161 inci maddesi uyarınca boşanmalarına karar verilmesini, müvekkili yararına 200.000,00 TL maddî, 200.000,00 TL manevî tazminata hükmedilmesini talep ve dava etmiştir.
II. CEVAP
1.Davalı karşı davacı erkek vekili cevap ve karşı dava dilekçesinde özetle; dava dilekçesindeki iddiaların doğru olmadığını, davacı karşı davalı kadının annesinin alt katta ayrı dairesi olmasına rağmen sürekli taraflarla yaşadığını, tarafların evliliğine müdahale ettiğini, müvekkilini dışladıklarını, sürekli otoriter kurallar koyduklarını, kadının geliri fazla olduğu için müvekkilini aşağıladığını ve rencide ettiğini, bir yıl önce müvekkilinin akciğer embolisi nedeniyle hastanede yattığını, kadının bir defa bile ziyarete gelmediğini, 2015 yılı sonunda ameliyat geçirdiğini, bacağı alçılı iken kadının ilgi göstermediğini, önemsemediğini, kadının annesinin müvekkilini evden kovduğunu, müvekkiline söylemeden çocuklar ve annesi ile birlikte tatile gittiklerini, 2016 yazında kadının boşanacağını belirterek müvekkilinin eve gelmesini istemediğini, anlaşmalı boşanmaya zorladığını, fahiş nafaka ve maddî taleplerde bulunduğunu, müvekkilinin annesi ve ağabeyi ile görüşmediğini, annesinin cenazesinde bile sadece kilisedeki törene katıldığını, kadının gece geç saatlerde başka bir erkek ile mesajlaştığını, arkadaş sitelerine üye olduğunu, güven sarsıcı davranışları bulunduğunu, cinsel hayatını annesi ve çevresi ile paylaşıp müvekkilini küçük düşürdüğünü, aşağıladığını iddia ederek tarafların 4721 sayılı Kanun'un 166 ncı maddesinin birinci fıkrası uyarınca boşanmalarına, baba ile çocuklar arasında kişisel ilişki kurulmasına, müvekkili yararına 100.000,00 TL manevî tazminat ile mahrum kalınan aile olanakları, kendisinden gizlenen kira geliri ve ortak edinilen menkul değere ait kazanç kaybından kaynaklan 100.000,00 TL maddî tazminatın davacı karşı davalı kadından alınarak müvekkiline verilmesini talep ve dava etmiştir.
2.Davalı karşı davacı erkek vekili birleşen davaya cevap dilekçesinde özetle; davacı tarafın iddialarının gerçek dışı olduğunu, müvekkilinin hiç bir zaman zina yapmadığını, müvekkilinin ruhban sınıfından olduğunu, dini, ahlaki ve vicdanı nedeniyle evliliğinin kutsallığına inandığını belirterek davanın reddine karar verilmesini talep etmiştir.
III. İLK DERECE MAHKEMESİ KARARI
İlk Derece Mahkemesinin 16.12.2020 tarihli ve 2017/34 Esas, 2020/777 Karar sayılı kararıyla; boşanmaya sebebiyet veren olaylarda davalı karşı davacı erkeğin kusurlu olduğunu, evlilik birliğinin gerektirdiği sorumluluklarını yerine getirmediğini, evi, eşi ve çocukları ile ilgilenmediğini, ihmal ettiğini, eşi ve çocukları ile zaman geçirmediğini, sık sık evden gittiğini ve eşine bilgi vermediğini, eşine sinirli ve agresif davrandığını, kavga ve tartışma çıkardığını, hakaret ettiğini, kadına karşı aşağılayıcı söz ve davranışlarda bulunduğunu, evi terk etmekle tehdit ettiğini, kadının kusurunun tespit edilemediğini, bu kapsamda asıl davada, davacı kadının davasının kabulüne, erkeğin karşı davasının reddine karar verildiğini, ortak çocuklar 2006 doğumlu Şant ile 2011 doğumlu Karla'nın velâyetlerinin küçüklerin yaşları, anne sevgi ve şefkatine ihtiyaçları, eğitim ve sağlık yönünden yararları göz önüne alınarak anneye verilmesine, baba ile çocuklar arasında şahsi münasebet tesis edilmesine, tarafların mali ve sosyal durumları, günün ekonomik koşulları, paranın alım gücü, küçüklerin eğitim, sağlık, sosyal, bakım masrafları ve ihtiyaçları dikkate alınarak ortak çocuklar yararına tedbir ve iştirak nafakasına hükmedildiğini, boşanmaya sebebiyet veren olaylarda erkeğin kusurlu olduğu, kadının boşanmakla eşinin desteğini yitireceği, nazara alınarak kadın yararına 25.000,00 TL manevî tazminata hükmedildiğini, zina davası yönünden yapılan değerlendimede; erkeğin, eşini başka bir kadınla ilişkide bulunmak suretiyle aldattığının ve sadakat yükümlülüğünü ihlal ettiğinin sabit olduğu gerekçesi ile davanın kabulüne karar verildiği, kadın yararına 25.000,00 TL maddî ve 25.000,00 TL manevî tazminata hükmedildiği belirtilerek; erkeğin davasının reddine, kadının asıl ve birleşen davasının kabulü ile tarafların 4721 sayılı Kanun'un 166 ıncı maddesinin birinci fıkrası ve 161 inci maddesi uyarınca boşanmalarına, ortak çocukların velâyetinin anneye verilmesine, ortak çocuklar için aylık 2.500,00'er TL tedbir ve 3.000,00'er TL iştirak nafakasına, nafakaların yıllık ÜFE oranında arttırılmasına, kadın yararına 25.000,00 TL maddî ve 25.000,00 TL manevî tazminata, erkeğin tazminat taleplerinin reddine hükmedilmiştir.
IV. İSTİNAF
A. İstinaf Yoluna Başvuranlar
İlk Derece Mahkemesinin yukarıda belirtilen kararına karşı davacı karşı davalı kadın vekili, nafaka ve tazminatların miktarı yönünden, davalı karşı davacı erkek vekili kadının davalarının kabulü, müvekkilinin reddedilen davası, kusur belirlemesi, müvekkili aleyhine hükmedilen tazminatlar, müvekkilinin reddedilen tazminat talepleri ile nafakaların miktarı yönünden istinaf başvurusunda bulunmuştur.
B. Gerekçe ve Sonuç
Bölge Adliye Mahkemesinin 10.05.2022 tarih, 2021/335 Esas ve 2022/740 Karar sayılı kararıyla; İlk Derece Mahkemesince delil olarak dayanılan İzmir, Antalya ve Bodrum Emniyetlerinden otel kayıtlarının getirtildiği ancak kayıtlarda sadece erkeğin kaldığı tarihler ve odaların bildirildiği, erkeğin bildirilen tarihlerde başka bir kadınla aynı odada kalıp kalmadığı hususunun araştırılmadığı, bu kapsamda tahkikat genişletilerek Emniyet Müdürlüklerine yeniden müzekkere yazılarak erkeğin başka bir kadınla odada kalıp kalmadığının araştırıldığı, inceleme sırasında gelen kayıtlarda, erkeğin İzmir ... ... Otelde 12.08.2017-13.08.2017 tarihinde aynı odada ... adlı kadınla kaldığının anlaşıldığı, erkek vekilinin itiraz ve talebi üzerine ilgili otele yeniden müzekkere yazıldığı, kayıtlarda karışıklık olup olmadığı hususunun sorulduğu, otel tarafından, kayıtlarda karışıklık olmadığı ve odalarda birlikte kalanların imzaladıkları Register Card belgesi örneğinin gönderildiği, buna göre davalı karşı davacı erkek ile .... İsimli kadının aynı odada kaldığının anlaşıldığı, İlk Derece Mahkemesince asıl ve birleşen dava yönünden ayrı ayrı kusur belirlemesi yapılmış ise de, usulüne uygun dayanılan vakıa ve deliller dikkate alındığında, erkeğin eşi dışında bir kadınla birleşen dava tarihinden önce otelde kalması nedeniyle zina eyleminin sabit olduğu, evlilik birliğinin gerektirdiği sorumlulukları yapmama, evi, eşi ve çocukları ilgilenmeme, ihmal etme, eşi ve çocukları ile zaman geçirmeme eylemlerinin sabit olduğu, diğer eylemlerinin somut görgüye dayalı delillerle ispatlanamadığı, hakaret eyleminden dolayı erkeğe kusur yüklenmiş ise de, ceza dosyasında, davadan sonraki olay nedeniyle hakaret eylemi sabit olan kişinin kadın olduğu, erkeğe kusur olarak yüklenemeyeceği, whatsapp yazışmalarında kadının erkeğin evden gitmesini istediği ve buna dair yazışmalar olduğu, erkeğin kadına kusur olarak atfettiği güven sarsıcı eylemlerin ispatlanamadığı, buna göre boşanmaya sebep olan olaylarda erkeğin sabit olan kusurları karşısında ağır kusurlu, kadının ise erkeğin evden gitmesini isteyerek evi terke zorladığı, bu nedenle hafif kusurlu olduğu sonucuna varıldığı, bu kapsamda yasal şartlar oluşmakla erkeğin karşı davasının da kabulü ile tarafların boşanmalarına hükmedilmesi gerektiği, tarafların ortak çocukları yararına tedbir ve iştirak nafakasına hükmedilmesinin ve miktarlarının uygun olduğu, İlk Derece Mahkemesince asıl ve birleşen dava yönünden ayrı ayrı kusur belirlemesi yapılıp kadın lehine asıl dava yönünden 25.000,00 TL manevî tazminat, birleşen dava yönünden 25.000,00 TL maddî, 25.000,00 TL manevî tazminata hükmedildiği, asıl, karşı ve birleşen dava açılması halinde Mahkemece yapılacak işlemin tarafların kusurlarını bütün olarak belirleyip tazminatlar ve boşanmanın ferileri yönünden talepleri konusunda tek karar vermekten ibaret olduğu, kadın yararına maddî ve manevî tazminata hükmedilmesinin doğru olduğu, ancak asıl ve birleşen dava yönünden ayrı ayrı tazminata hükmedilmesinin usule aykırı olduğu, ayrıca tarafların dosyaya yansıyan ekonomik, sosyal durumları, hakkaniyet ilkesi gereğince tazminat miktarlarının az olduğu, bu haliyle davalı karşı davacı erkeğin kadına tazminat verilmesi ve miktarına yönelik istinaf talebinin reddine, davacı karşı davalı kadının tazminat miktarına yönelik istinaf talebinin kısmen kabulüne karar verildiği, erkeğin maddî tazminat talebinin boşanmanın feri niteliğine olmadığı gerekçesi ile davalı karşı davacı erkek vekilinin kusura yönelik istinaf talebinin kısmen kabulüne, boşanmaya sebep olan olaylarda erkeğin ağır kusurlu, kadının hafif olduğunun tespitine, davalı karşı davacı erkek vekilinin, reddedilen davasına yönelik istinaf talebinin kabulüne, davalı karşı davacı erkeğin karşı boşanma davasının da kabulü ile tarafların 4721 sayılı Kanun'un 166 ncı maddesinin birinci fıkrası uyarınca boşanmalarına, davacı karşı davalı kadın vekilinin maddî manevî tazminat miktarına yönelik istinaf talebinin kabulü ile kadın yararına 150.000,00 TL maddî, 100.000,00 TL manevî tazminata, davalı karşı davacı erkek vekilinin manevî tazminat talebinin reddine yönelik istinaf talebinin kusur gerekçesi düzeltilmek suretiyle reddine, davalı karşı davacı erkek vekilinin maddî tazminat talebi yönünden istinaf talebinin diğer yönler incelenmeksizin kabulü ile, davalı karşı davacı erkeğin maddî tazminat talebi yönünden karar verilmek üzere dosyanın İlk Derece Mahkemesine gönderilmesine, tarafların diğer istinaf taleplerinin esastan reddine karar verilmiştir.
V. BOZMA VE BOZMADAN SONRAKİ YARGILAMA SÜRECİ
A. Bozma Kararı
1.Bölge Adliye Mahkemesinin yukarıda belirtilen kararına karşı davalı karşı davacı erkek vekili, kadının kabul edilen zina davası, kusur belirlemesi, müvekkili aleyhine hükmedilen maddî ve manevî tazminat yönünden temyiz isteminde bulunmuştur.
2.Dairenin 21.06.2023 tarihli kararı ile İlk Derece Mahkemesince yapılan yargılama sonucunda, erkeğin, evlilik birliğinin gerektirdiği sorumluluklarını yerine getirmediğini, evi, eşi ve çocukları ile ilgilenmediğini, ihmal ettiğini, eşi ve çocukları ile zaman geçirmediğini, sık sık evden gittiğini ve eşine bilgi vermediğini, eşine sinirli ve agresif davrandığını, kavga ve tartışma çıkardığını, hakaret ettiğini, kadına karşı aşağılayıcı söz ve davranışlarda bulunduğunu, evi terk etmekle tehdit ettiğini, kadının kusurunun tespit edilemediğini belirterek davacı kadının 4721 sayılı Kanun'un 166 ncı maddesinin birinci fıkrası kapsamındaki davasının kabulüne, erkeğin davasının reddine karar verildiği, bunun yanında erkeğin eşini başka bir kadınla ilişkide bulunmak suretiyle aldattığının, ve sadakat yükümlülüğünü ihlal ettiğinin sabit olduğu gerekçesi ile de kadının birleşen 4721 sayılı Kanun'un 161 inci maddesi kapsamındaki davasının da kabulü ile boşanmalarına karar verildiği bu karara karşı davacı davalı kadın tarafından nafaka ve tazminatların miktarı yönünden, davalı davacı erkek tarafından ise kadının davalarının kabulü, reddedilen davası, kusur belirlemesi, aleyhine hükmedilen tazminatlar, reddedilen tazminat talepleri ile nafakaların miktarı yönünden istinaf yoluna başvurulduğu 6100 sayılı Kanun'un 355 inci maddesi uyarınca kamu düzenine aykırılık teşkil eden haller hariç olmak üzere, istinaf incelemesi, istinaf dilekçesinde belirtilen sebeplerle sınırlı olarak yapılacağı, somut uyuşmazlıkta davacı davalı kadının delillerinin toplanmadığı, İlk Derece Mahkemesi tarafından eksik inceleme yapıldığı hususlarında istinaf talebi bulunmadığına, davalı karşı davacı erkek vekili tarafından da zina sebebine dayalı davanın ispatlanmadığı ve reddi gerektiği yönünden istinaf başvurusunda bulunulduğuna göre, artık Bölge Adliye Mahkemesince yapılacak iş İlk Derece Mahkemesince yapılan yargılama, toplanan deliller, tarafların iddia ve savunmaları ile İlk Derece Mahkemesinin gerekçesi bir bütün halinde değerlendirilerek, davacı davalı kadının zina davasının kabulü koşullarının oluşup oluşmadığı noktasında istinaf incelemesi yapmaktan ibaret olduğu İlk Derece Mahkemesince getirtilen otel, banka, yurt dışı giriş çıkış kayıtları, tanık beyanları ve diğer deliller nazara alındığında, davacı karşı davalı kadının zina sebebine dayalı davası ispatlanamadığı, o halde Bölge Adliye Mahkemesince kadının zina sebebine dayalı davasının kabulü yönünden davalı davacı erkek vekilinin istinaf başvurusunun kabulüne karar verilerek, 4721 sayılı Kanun'un 161 inci maddesi uyarınca açılan davanın reddine karar verilecek yerde, tarafların istinaf başvuru dilekçelerinde bu yöne ilişkin bir talebi bulunmadığı nazara alınmadan, re'sen İzmir İl Emniyet Müdürlüğü'ne ve İzmir ... ... otele müzekkere yazılarak, alınan cevabi yazılar doğrultusunda, davalı karşı davacı erkeğin zina eyleminin sabit kabul edilmesinin usul ve yasaya aykırı olduğundan bahisle hükmün bozulmasına karar verilmiştir.
B. Bölge Adliye Mahkemesince Bozmaya Uyularak Verilen Karar
Bölge Adliye Mahkemesinin yukarıda başlıkta tarih ve sayısı belirtilen kararıyla; bozma ilamına uyulmasına karar verilerek Bölge Adliye Mahkemesinin 2021/335 Esas, 2022/740 Karar sayılı 10.05.2022 karar tarihli kararının taraflarca temyiz edilmeksizin kesinleşen karşı davanın kabulü, erkeğin maddî ve manevî tazminat talepleri ve tarafların diğer istinaf taleplerinin reddi yönünden yeniden karar verilmesine yer olmadığına, kadının boşanma davasında verilen boşanma kararı ile karşı davada verilen boşanma kararı kesinleştiğinden erkeğin birleşen davanın kabulüne yönelik istinaf talebinin kısmen kabulüne, İlk Derece Mahkemesi kararının birleşen dava yönünden verilen hükümlerinin kaldırılmasına, kadının zinaya dayalı birleşen davası konusuz kaldığından karar verilmesine yer olmadığına, birleşen dava yönünden erkek yararına yargılama gideri ve vekâlet ücretine, erkeğin kusura yönelik istinaf talebinin kısmen kabulüne, erkeğin ağır kusurlu, kadının hafif kusurlu sayılmasına, kadının maddî manevî tazminata yönelik istinaf talebinin kısmen kabulü ile, 150.000,00 TL maddî, 100.000,00 TL manevî tazminatın erkekten alınarak kadına verilmesine karar verilmiştir.
VI. TEMYİZ
A. Temyiz Yoluna Başvuranlar
Bölge Adliye Mahkemesinin yukarıda belirtilen kararına karşı süresi içinde taraf vekilleri temyiz isteminde bulunmuştur.
B. Temyiz Sebepleri
1.Davacı karşı davalı kadın vekili; erkeğin zinasının sabit olduğu, kadının zina davasının kabulü gerektiği, ayrıca takdir edilen maddî ve manevî tazminatların usul ve kanuna aykırı bulunduğunu ileri sürerek; zina davası hakkında verilen hüküm, kusur belirlemesi, tazminatların miktarı yönünden kararın bozulmasına karar verilmesini talep etmiştir.
2.Davalı karşı davacı erkek vekili; kadının zinaya dayalı boşanma davası reddedilmiş olduğundan reddedilen davaya dayalı olarak erkeğin kadına göre daha kusurlu olduğundan bahsedilerek ve kusur belirlemesi yapılarak maddî ve manevî tazminata hükmedilemeyeceği, kararın usul ve kanuna aykırı bulunduğunu ileri sürerek; kusur belirlemesi, tazminatlar yönünden kararın bozulmasına karar verilmesini talep etmiştir.
C. Gerekçe
1. Uyuşmazlık ve Hukuki Nitelendirme
Uyuşmazlık, kadın tarafından 4721 sayılı Kanun'un 161 inci maddesinde düzenlenen zina hukuki sebebine dayalı olarak açılan boşanma davasında, davanın konusuz kaldığından karar verilmesine yer olmadığına karar verilmesinin ve kadın yararına tazminatlara hükmedilmesinin ve tazminatların miktarlarının uygun olup olmadığı noktasında toplanmaktadır.
2. İlgili Hukuk
6100 sayılı Hukuk Muhakemeleri Kanunu'nun (6100 sayılı Kanun) 369 uncu maddesinin birinci fıkrası ile 370 inci ve 371 inci maddeleri. 4721 sayılı Kanun'un 166 ıncı maddesinin birinci ve ikinci, 169 uncu maddesi, 174 üncü maddesinin birinci ve ikinci fıkrası, 175 inci maddesi, 176 ncı maddesi. 6098 sayılı Türk Borçlar Kanunu'nun 50 nci ve 51 inci maddeleri.
3. Değerlendirme
1.Temyizen incelenen Bölge Adliye Mahkemesi kararında ve kararın gerekçesinde hukuk kurallarının somut olaya uygulanmasında bir isabetsizlik bulunmadığı, bozma kararı gereğince hüküm verilmiş olduğu anlaşılmakla; davacı karşı davalı kadın vekilinin tüm, davalı karşı davacı erkek vekilinin aşağıdaki bent kapsamı dışındaki temyiz itirazlarının reddine karar vermek gerekmiştir.
2.Davacı karşı davalı kadın asıl dava dilekçesi ile tarafların 4721 sayılı Kanun'un 166 ncı maddesinin birinci fıkrası uyarınca boşanmalarına ve kadın yararına manevî tazminata karar verilmesini, birleşen dava dilekçesi ile ise 4721 sayılı Kanun'un 161 inci maddesi uyarınca boşanmalarına ve kadın yararına maddî ve manevî tazminatlara karar verilmesini talep etmiş, davalı karşı davacı erkek ise 4721 sayılı Kanun'un 166 ncı maddesinin birinci fıkrası uyarınca tarafların boşanmalarına karar verilmesini talep etmiştir. İlk Derece Mahkemesince davacı karşı davalı kadın tarafından açılan davaların kabulüne, erkek tarafından açılan boşanma davasının reddine, kadın yararına asıl dava yönünden 25.000,00 TL manevî tazminat, birleşen dava yönünden 25.000,00 TL maddî ve 25.000,00 TL manevî tazminata karar verilmiştir. Hükmün taraflarca istinaf edilmesi üzerine Bölge Adliye Mahkemesince erkeğin davasının da kabulü gerektiği, kadının tazminat talepleri hakkında ayrı ayrı her dava için hüküm kurulmasının hatalı olduğu, miktarlarının ise az olduğu gerekçesi ile tarafların istinaf talepleri kısmen kabul edilmiştir. Erkek tarafından, kadının kabul edilen zina davası, kusur belirlemesi ve hükmedilen maddî ve manevî tazminatlar yönünden temyiz edilmiş, Dairemizin 21.06.2023 tarihli bozma ilamı ile, Bölge Adliye Mahkemesince kadının zina sebebine dayalı davasının kabulü yönünden erkek vekilinin istinaf başvurusunun kabulüne karar verilerek, 4721 sayılı Kanun'un 161 inci maddesi uyarınca açılan davanın reddine karar verilecek yerde, davalı davacı erkeğin zina eyleminin sabit kabul edilmesinin usul ve yasaya aykırı olduğundan bahisle hükmün bozulmasına, sair yönlerin ise şimdilik incelenmesine yer olmadığına karar verilmiştir. Bölge Adliye Mahkemesince bozma ilamına uyulmasına karar verilerek kadının boşanma davasında verilen boşanma kararı ile karşı davada verilen boşanma kararı kesinleştiğinden erkeğin birleşen davanın kabulüne yönelik istinaf talebinin kısmen kabulüne, İlk Derece Mahkemesi kararının birleşen dava yönünden verilen hükümlerinin kaldırılmasına, kadının zinaya dayalı birleşen davası konusuz kaldığından karar verilmesine yer olmadığına, erkeğin kusura yönelik istinaf talebinin kısmen kabulüne, erkeğin ağır kusurlu, kadının hafif kusurlu sayılmasına, kadının maddî manevî tazminata yönelik istinaf talebinin kısmen kabulü ile kadın yararına maddî ve manevî tazminat ödenmesine karar verilmiştir.
3.6100 sayılı Kanun'un 141 inci maddesinde "Taraflar, cevaba cevap ve ikinci cevap dilekçeleri ile serbestçe; ön inceleme aşamasında ise ancak karşı tarafın açık muvafakati ile iddia veya savunmalarını genişletebilir yahut değiştirebilirler, ön inceleme duruşmasına taraflardan biri mazeretsiz olarak gelmezse, gelen taraf onun muvafakati aranmaksızın iddia veya savunmasını genişletebilir yahut değiştirebilir, ön inceleme aşamasının tamamlanmasından sonra iddia veya savunma genişletilemez yahut değiştirilemez. İddia ve savunmanın genişletilip değiştirilmesi konusunda ıslah ve karşı tarafın açık muvafakati hükümleri saklıdır." hükmü bulunmaktadır. Yapılan incelemede; kadın asıl dava dilekçesinde, cevaba cevap ve erkeğin karşı davasında verdiği cevap dilekçesinde maddî tazminat talep etmemiş, ispat edilemeyen ancak konusuz kalmakla hakkında karar verilmesine yer olmadığı kararı verilen birleşen zina hukuki nedenine dayalı dava dilekçesinde maddî tazminat talebinde bulunmuştur. Kadın tarafından ön inceleme duruşmasına kadar usulüne uygun şekilde asıl dava, cevaba cevap ve karşı davaya cevap dilekçesinde talep edilmeyen ve bu konuda usulünce yapılmış bir ıslah (6100 sayılı Kanun md. 176) işlemi yapılmayan, yalnızca karar verilmesine yer olmadığı kararı verilen birleşen zina davasında talep edilen maddî tazminat talebi hakkında, Mahkemece olumlu ya da olumsuz karar verilebilecek nitelikte bir maddî tazminat talebi mevcut değildir. Talepten fazlaya hükmedilemez. (6100 sayılı Kanun md. 26) Bu durumda kadının maddî tazminat talebi hakkında kabul edilen asıl davada veya erkeğin karşı davasında "usulüne uygun ileri sürülmediğinden karar verilmesine yer olmadığına" karar verilecek yerde, bu husus nazara alınmadan kadın yararına maddî tazminata karar verilmesi doğru olmayıp, bozmayı gerektirmiştir.
VI. KARAR
Açıklanan sebeplerle;
1.Yukarıda (3) numaralı parağrafta belirtildiği üzere temyiz olunan Bölge Adliye Mahkemesi kararının kadın yararına hükmedilen maddî tazminat yönünden BOZULMASINA,
2.Yukarıda (2) numaralı paragrafta belirtildiği üzere temyiz olunan Bölge Adliye Mahkemesi kararının bozma kapsamı dışında kalan temyize konu bölümlerinin 6100 sayılı Kanun'un 370 inci maddesinin birinci fıkrası uyarınca ONANMASINA,
Peşin alınan temyiz karar harcının istek halinde temyiz eden Bergman'a iadesine,
Aşağıda yazılı temyiz giderinin temyiz eden Karin'e yükletilmesine,
Dosyanın Bölge Adliye Mahkemesine gönderilmesine,
13.05.2024 tarihinde oy çokluğu ile karar verildi.
KARŞI OY YAZISI
Dosyadaki yazılara, kararın dayandığı delillerle yasal gerektirici sebeplere ve özellikle, yasal süresi içerisinde ileri sürülmek kaydıyla ister asıl davada; ister birleşen veya karşı davada ileri sürülmüş olsun, dayanılan tüm delillerin toplanmasının, birlikte değerlendirme yapmak suretiyle tek bir kusur belirlemesi yapılmasının, boşanmanın ekiyle ilgili istemler yönünden de belirlenen kusur durumu dikkate alınarak istemlerin esasıyla ilgili tek bir hüküm kurulmasının boşanma davalarında bir zorunluluk olduğunun anlaşılmış bulunmasına göre (2.HD.’nin, 13.11.2019 tarih, E:2019/3480-K: 2019/11418 ile YHGK.’nin 15.06.2021 tarih, E: 2020/(2)/273-K: 2021/762 sayılı kararı), yerinde bulunmayan tüm temyiz itirazlarının reddiyle usul ve kanununa uygun olan hükmün tümüyle onanması gerektiğini düşündüğümden, değerli çoğunluğun kararın 1. bendinde yazılı bozmaya ilişkin görüşüne katılmıyorum.
10. Hukuk Dairesi, 2024/1326 E., 2024/8882 K.
orta eşleşmeKarar metninde maddeye atıf varGaziantep Bölge Adliye Mahkemesi 9. Hukuk Dairesi
tam metni aç
bedel arttırım dilekçesi sunduğu anlaşılmış olup; 6100 sayılı Hukuk Muhakemeleri Kanunu evleviyetle uygulanan 176/2 nci maddesi lafzı ve gereğince 22.06.2023 tarihli duruşmada ayrıntısı tefhim ile 2.
10. Hukuk Dairesi 2024/1326 E. , 2024/8882 K.
"İçtihat Metni"
MAHKEMESİ : Gaziantep Bölge Adliye Mahkemesi 9. Hukuk Dairesi
SAYISI : 2023/677 E., 2023/966 K.
KARAR : Esastan ret
İLK DERECE MAHKEMESİ : Gaziantep 4. İş Mahkemesi
SAYISI : 2021/220 E., 2023/140 K.
Taraflar arasındaki iş kazasından tazminat istemi davasından dolayı yapılan yargılama sonunda İlk Derece Mahkemesince davanın kısmen kabul ve kısmen reddine karar verilmiştir.
İlk Derece Mahkemesi kararının davacılar ve davalı vekilleri tarafından istinaf edilmesi üzerine, Bölge Adliye Mahkemesince istinaf başvurularının esastan reddine karar verilmiştir.
Bölge Adliye Mahkemesi kararı davacılar ve davalı vekilleri tarafından temyiz edilmekle; kesinlik, süre, temyiz şartı ve diğer usul eksiklikleri yönünden yapılan ön inceleme sonucunda, temyiz dilekçesinin kabulüne karar verildikten ve Tetkik Hâkimi ... tarafından hazırlanan rapor dinlendikten sonra dosyadaki belgeler incelenip gereği düşünüldü:
I. DAVA
Davacılar vekili dava dilekçesinde özetle; 29.06.2013 tarihinde davalının sahibi ve işveren konumunda bulunduğu ... Mühendislik firmasında çelik konsol yapımı sırasında kaynak işçisi olarak çalışan ... ...'nin, o sırada vinci kullanmakta olan firma çalışanı ...'nin vinci hareket ettirmesi nedeniyle vince ait tutma kancasının ... ...'nin üzerine düşmesi sonucu ağır yaralandığını ve kaldırıldığı hastanede tedavi görmekte iken vefat etmesi ile neticelenen dava konusu iş kazası meydana geldiğini ileri sürerek müteveffanın annesi, babası, kardeşi için destekten yoksun kalma tazminatı şeklinde maddi tazminatın ve manevi tazminatın tahsiline karar verilmesini talep etmiştir.
II. CEVAP
Davalı vekili cevap dilekçesinde; davacı tarafından talep edilen maddi ve manevi tazminat taleplerinin zamanaşımına uğradığını, davacıların mütevvefanın mirasçıları olduğunun anlaşılamadığını, davacıların mirasçı sıfatının ve iş bu davada taraf sıfatlarının doğduğunun bilinmesi için davacılara süre verilerek veraset ilamı sunulması, aksi takdirde davanın usulden reddi gerektiğini, keza vekil aracılığı ile sunulan dava dilekçesinde davacı ...'nin akli melekelerinin olmadığının ikrar edildiğini, ancak davacı ... tarafından vasi onayı olmaksızın vekaletname düzenlendiğini, iş bu vekaletname TMK. m. 405 uyarınca geçersiz olduğundan davacı ... yönünden usuli eksikliğin giderilmesi mümkün değilse iş bu davacı yönünden davanın usulden reddine karar verilmesi gerektiğini, sigorta şirketlerine davanın ihbar edilmesini talep ettiklerini, ... ...'nin yaklaşık 1,5 yıl müvekkil şirkette kaynak teknikeri olarak çalıştığını, müteveffanın iş sağlığı ve güvenliği eğitimi aldığını ve müvekkil şirketin iş güvenliği hususunda alması gereken tüm tedbirlere uygun hareket etmek ile birlikte iş yerinde ikaz levhalarının bulunduğu konusunda olay yerinde 29.06.2013 tarihli olay yeri görgü ve tespit tutanağının da bunu teyit ettiğini, ceza dosyasında alınan raporlar ile müteveffanın asli kusurlu olduğunun açık olduğunu, bu halde kazalının kusurunun müvekkile yükletilmesi hakkaniyetli olmayacak olup iş kazası nedeniyle müvekkil şirketin sorumlu tutulabilmesi için kazanın oluşumunda kusuru bulunması gerektiğini, davacıya İş. Kanunu 77 nci madde uyarınca alması gereken her türlü önlemi alarak, gerekli eğitimleri veren, uyarılarda bulunan, çalışması için gerekli araçları temin eden, nezaret ve denetim görevlerini yerine getiren müvekkil şirkete izafe edilebilecek hiçbir kusur bulunmadığını belirterek davanın reddini talep etmiştir.
III. İLK DERECE MAHKEMESİ KARARI
İlk Derece Mahkemesinin yukarıda tarih ve sayısı belirtilen kararı ile "29.06.2013 günü ... ...
Çiftçi'nin ... Mühendislik Makine İnşaat İthalat İhracat Sanayi ve Ticaret Limited
Şirketinde çalışırken üzerine çelik makas mamulün gelmesi sonucu önce yaralandığı ve daha sonra
vefat ettiği, olayın işletme sahasında içerisinde olduğu, söz konusu malzemenin düşmesi ile kaza
geçirmiş olduğu olayın 5510 sayılı Sosyal Sigortalar ve Genel Sağlık Sigortası Kanunu'nun 13 üncü
maddesine göre iş kazası olduğu; davalı şirketin ve müteveffanın ihmalleri olduğu ve iş bu ihmalleri karşısında davalı işveren şirketin %50 oranında kusurlu olduğuna Mahkememizce kanaat getirilmiş; ... ... ...'ın tecrübeli ve aklıselim bir işçi olarak gerekli dikkat ve özeni göstermeyerek tedbirsiz davrandığı, 6331 sayılı İş Sağlığı ve İş Güvenliği kurallarını kısmen de olsa ihlal ettiği ve kişisel güvenliğini sağlamada ihmalinin olduğu anlaşılmakla; davacının %30 oranında, dava dışı şirket müdürünün %10, ve dava dışı Sadi Tilki'nin %10 oranında kusurlu olduğuna mahkememizce kanaat getirilmiş ve iş bu kusur oranları takdir edilmiştir. Meydana gelen iş kazasında müteveffanın %30 kusurunun oluşu, davalının kusurlu oluşu, davacıların murisinin iş kazası sonucu hayatını kaybettiği ve davacıların bu suretle maddi zararının oluştuğu görüldüğünden dava ve ıslah dilekçesi içeriğine göre 14.03.2023 tarihli bilirkişi raporuna itibar ile müteveffanın anne babası adına maddi tazminat taleplerinin kabulü gerekmiştir. Davacı ... açısından maddi tazminat talebinin reddi gerekmiştir. Davacılar ... ve ... çocuklarının diğer davacı ... kardeşinin ölümüyle büyük bir acı ve keder içine düşecekleri, ömür boyu bu üzüntüyle yaşayacakları muhakkaktır. İş kazasına maruz kalarak hayatını kaybeden ... ... ...'ın davacı anne ve babası ile kardeşi için manevi tazminat talebi yönünden yapılan değerlendirmede; manevi tazminat davalarında tazminata hükmedilirken miktar yönünden davalının kusur oranlarının matematiksel bir oranla tespiti gerekmeyip az da olsa kusurlu olmaları durumunda manevi tazminat verilmesi gerektiği, tarafların kusur durumu, bunların yanında olayın işverenin iş sağlığı ve güvenliği önlemlerini yeterince alınmamasından kaynaklandığı da gözetilerek gelişen hukuktaki yaklaşıma da uygun olarak davacıların manevi tatmin duygusu yanında belirlenen miktarın caydırıcılık uyandırma oranı (HGK 23.6.2004, 13/291-370) göz önüne alınarak davacı anne ve baba için 80.000,00 TL, davacı kardeş ... için 50.000 TL manevi tazminat belirlenmiş, fazlaya ilişkin manevi tazminat talepleri reddedilmiştir. Her ne kadar davacı vekilince 29.06.2023 tarihli tavzih dilekçesi sunmuş ise de; iş bu talep gerekçeli karar yazılmadan önce sunulduğundan gerekçe içerisinde tartışılmıştır. Önemle her ne kadar davacı vekili ret alacak tutarının davacı ... bakımından manevi tazminat için 20.000 TL olduğunu beyan etmiş ise de; aksine kabul tutarının 80.000 değil 50.000 olduğu ancak duruşma sırasında zabta anne ve baba için kabul edilen tutardan kaynaklı sehven yanlış yazıldığı anlaşılmıştır. Yine de iş bu husus tavzih ve tashih ile giderilemeyecek olduğundan; el deki dosya da yapılan rakam hatası karar içeriğine şerh edilmekle yetinilmek zorunda kalınmıştır. Yine davacı vekili 12.10.2022 tarihli celseye bizzat katılarak arttırım dilekçesi sunmak üzere süre talep etmiş ve 18.10.2022 tarihinde bedel arttırım dilekçesini sunmuş ise de; akabinde 22.06.2023 tarihinde usul hukuku hükümlerini aşar şekilde yeniden 2. bedel arttırım dilekçesi sunduğu anlaşılmış olup; 6100 sayılı Hukuk Muhakemeleri Kanunu evleviyetle uygulanan 176/2 nci maddesi lafzı ve gereğince 22.06.2023 tarihli duruşmada ayrıntısı tefhim ile 2. bedel arttırım dilekçesi başlıklı beyan dilekçesi reddedilmiş ve 12.10.2022 tarihli dilekçe nazara alınarak karar verilmiştir. Yapılan inceleme ve yargılama neticesinde; müteveffanın davalı iş yerinde yalnızca 7 ay çalıştığı, yaptığı işin mahiyeti ve niteliği ile önemle çalışma süresi nazara alınmakla asgari ücretle çalıştığının kabulüne karar verilmiş ve bu noktada kök ve son 14.03.2023 tarihli ek hesap raporunun asgari ücrete göre olan hesaplamasına itibar ile aşağıda ki şekilde hüküm kurulmuştur." gerekçeleriyle "davanın kısmen kabulüne, kısmen reddi ile
Davacı vekilinin 18.10.2022 tarihli talep artırım dilekçesi nazara alınarak;
1-)262.196,76 TL maddi tazminatın iş kazası tarihi olan 29.06.2013 tarihinden itibaren işleyecek yasal faizi ile birlikte davalıdan alınarak davacı ...'ye verilmesine,
2-)79.297,05 TL maddi tazminatın iş kazası tarihi olan 29.06.2013 tarihinden itibaren işleyecek yasal faizi ile birlikte davalıdan alınarak davacı ...'ye verilmesine, fazlaya ilişkin 10.796,29 TL talebin reddine
3-)1.000,00 TL ... açısından talep edilen maddi tazminat talebinin reddine,
4-)80.000,00 TL manevi tazminatın iş kazası tarihi olan 29.06.2013 tarihinden itibaren işleyecek yasal faizi ile birlikte davalıdan alınarak davacı ...'ye verilmesine, fazlaya ilişkin 20.000,00 TL talebin reddine
5-)80.000,00 TL manevi tazminatın iş kazası tarihi olan 29.06.2013 tarihinden itibaren işleyecek yasal faizi ile birlikte davalıdan alınarak davacı ...'ye verilmesine, fazlaya ilişkin 20.000,00 TL talebin reddine,
6-)80.000,00 TL manevi tazminatın iş kazası tarihi olan 29.06.2013 tarihinden itibaren işleyecek yasal faizi ile birlikte davalıdan alınarak davacı ...'ye verilmesine, fazlaya ilişkin 50.000,00 TL talebin reddine" karar verilmiştir.
IV. İSTİNAF
A. İstinaf Yoluna Başvuranlar
İlk Derece Mahkemesinin yukarıda belirtilen kararına karşı süresi içinde davacılar ve davalı vekilleri istinaf başvurusunda bulunmuşlardır.
B. İstinaf Sebepleri
1.Davacılar vekili istinaf dilekçesinde özetle; müvekkillerinin dava konusu olay neticesinde ruh hallerinin bozulduğunu, acı ve ızdırap çektiğini, psikolojik sarsıntı yaşadığını, halen ve ömür boyu, acı çekmeye, üzüntü duymaya mahkum edildiğini, müvekkillerin sağlıklı bir şekilde hayatlarını devam ettiremez olduğunu, manevi tazminat davasının hukuka aykırı bir eylem veya işlem nedeniyle nedeniyle bireyin yaşadığı üzüntü, elem ve yıpranmanın yol açtığı manevi zararların giderilmesini amaçlayan bir dava türü olduğunu, Mahkemenin kısmen kabul kısmen red kararının usul ve yasaya aykırı olduğunu, mahkemece hükmedilen manevi tazminat miktarının düşük olduğunu, müvekkil ... yönünden 100.000,00 TL tazminat talebinin bulunduğunu, gerekçeli kararda görüleceği üzere mahkemenin maddi hataya düştüğünü, 80.000,00 TL manevi tazminatın iş kazası tarihi olan 29.06.2013 tarihinden itibaren işleyecek yasal faizi ile birlikte davalıdan alınarak davacı ...'ye verilmesine, fazlaya ilişkin 50.000,00 TL talebin reddine karar verildiğini, istinaf incelemesi sonucu kararın onanması halinde "fazlaya ilişkin 20.000,00 TL talebin reddine" şeklinde düzeltilerek onanmasını talep etiklerini, müvekkili Leman lehine 262.196,76 TL, müvekkili Mahmut yönünden ise 79.297,05 TL tazminata hükmedildiğini, mahkemece maddi tazminata hükmedilirken bilirkişi raporlarında esas alınmış TÜİK verilerine göre yapılmış olan hesaplamaların dikkate alınmadığını, bir kaynak işçisinin asgari ücret ile çalıştığının kabul edilemeyeceğini, TÜİK verilerinden de görüleceği üzere bir kaynak işçisinin asgari ücretin çok üzerinde bir maaş ile çalıştığını, Mahkemede hükme esas aldığı bilirkişi raporunda TÜİK verilerine göre karar vermemiş olup asgari ücreti baz aldığını, hatalı ve hukuka aykırı bir karar verdiğini, ayrıca gerek Yargıtay kararları gerekse Yerleşik İçtihat Kararları gereği bilindiği üzere hüküm verilirken hüküm tarihine en yakın asgari ücretin baz alınması gerektiğini, 20.06.2023 tarihinde asgari ücretin 1 Temmuz 2023 tarihi itibari ile güncelleneceğinin açıklandığını, ancak mahkemenin bunu görmezden gelip 6 numaralı 21.06.2023 tarihli mazeretli sayılmış olduğu duruşmada "davacı vekilinin yeniden rapor alınmasına dair talebinin asgari ücretin henüz resmi gazetede yayınlanmadığı göz önüne alınarak reddine," şeklinde hüküm kurulduğunu ve hiçbir ihtarat yapmadan ve tebliğ etmeden 1 gün sonrası olan 22.06.2023 tarihine karar duruşması günü verdiğini ve karar verdiğini, asgari ücretin güncellenecek olması bilindiği halde tamamiyle taleplerin görmezden gelindiğini ve hukuka aykırı bir şekilde hatalı hüküm kurulduğunu, asgari ücretin güncellenmesi sebebi ile yapılacak olan inceleme esnasında tekrar bilirkişi raporu aldırılarak kararın düzeltilerek onanmasını talep etiklerini, yargılama esnasında Gaziantep 5. İş
Mahkemesi 2014/404 Esas dosyasında bu oranların kabul gördüğünü, müteveffaya %30 kusur atfedildiğini, müteveffaya atfedilen kusuru kabul etmediklerini, müteveffanın davalı yanın gerekli tedbir ve önlemi almaması sonucunda hayatını kaybettiğini, davalı yanın %100 kusurlu olduğunu, elim kaza neticesinde müteveffanın vefatı ile müvekkillerinin yaşadıkları fiziki ve psikolojik sarsıntı sonucu sosyal ve ekonomik hayatlarının zarar gördüğünü, hükmedilen manevi tazminat tutarının yaşanan ve yaşanacak olan acıları dindirmeyecek olduğunu belirterek istinaf kanun yoluna başvurmuştur.
2.Davalı vekili istinaf dilekçesinde özetle; davacıların, müteveffanın desteğinden yoksun kaldıklarını ispat edemediklerini, destekten yoksunluğun sadece kusur ile bağlı olmadığını, destekten yoksunluğun TBK 50 nci madde hükmüne göre; ölen sigortalının gelirinden sürekli destekte bulunduğu ileri sürülüp, TBK 55 inci madde göre maddi delillerle hesaplanabilir, sürekli ve fiili bir desteğin varlığının davacının iddia ve delillerinden kanıtlanmadığını, müteveffanın farazi desteğinin dahi mümkün olmadığını, zira; müteveffanın kaza tarihinde 22 yaşında ve nişanlı olduğunu, gelecekte desteğin devam edemeyeceğini ya da beklenen desteğin oluşmayacağının açık olduğunu, müteveffanın yaşayacak olsaydı evlenme ile bu desteğinin son bulacağı kesin olmakla birlikte desteğin ölümden önceki yaşamlarındaki sosyal ve ekonomik durumlarının korunması olduğunu, davacıların kazadan 8 yıl sonra müteveffanın desteğini yitirdiği iddiası ile iş bu davanın ikame edilmesinin hayatın olağan akışına uymadığı gibi haksız ve iyi niyet kuralları ile örtüşmediğini, diğer taraftan davacı baba Mahmut'un 4/a emekli geliri olan, SOYBİS kayıtlarına göre adına kayıtlı tarlaları olan, oturdukları iki katlı bahçeli evin kendilerine ait olduğu, SGK tarafından peşin sermaye geliri bağlanmak üzere yapılan araştırmalarla ve dosyadaki yazılı belgelerle ispatlandığını, SGK'nın baba Mahmut'a peşin sermaye geliri dahi bağlamadığını, ... ölmeseydi nasıl bir desteğin yitirildiği ya da desteğin hangi konuda süreceği konusunda yazılı delil sunulmadığını, bu hususta dinlenen tanıkların da müteveffanın desteğinin hangi konuda olduğu, ne kadar olduğu ve ne zamana kadar olacağı konularında bilgileri olmadığını, hatta kazadan sonra 8 yıl boyunca neler olduğu konusunda dahi bilgi ve görgüleri olmadığını, hatta gerçeğe aykırı tanıklık yaptıklarını, bazı konularda inkara gittiklerini, çelişkilerle dolu ifadelerin dosyaya yansıdığını, ancak davalı şirketin baba Mahmut adına bankaya ödeme yaptığını bilen ...'un, yatalak olan babanın emekli maaşını ve şirketin ödediği bedelleri kim tarafından çekildiğini bilmiyor olmasının hayatın akışıyla uyumlu olmadığı gibi gerçekle de örtüşmediğini, sebepsiz zenginleşmek için kazadan 8 sene geçmiş olduğu da dikkate alındığında eldeki davanın davacılarının asıl amaçlarının destekten yoksunluk değil, haksız olarak menfaat elde etmek istedikleri olduğunu, dinlenen tanıkların 8 yıl boyunca ne tür bir maddi sıkıntı yaşadıklarını izah edemediğini, aile olarak yaşadıkları maddi zorlukların ne olduğundan hiç bahsetmediğini ve kazadan 8 yıl sonra ne oldu da bu maddi destek ihtiyacı içinde olduklarını da ifade etmediğini, gerçeğe aykırı, tutarsız ve hesaplanabilir bir desteğin varlığının ispatlanamadığını, açıklanan gerekçelerle, mahkemece desteğin karine olacağı dahi kabul edilemeyeceğini, hele ki kendi kusuru ile böyle bir kazanın oluşumuna sebebiyet veren mütevefanın, davadan 8 yıl sonra kesinleşmiş mahkeme karalarına rağmen hak ve menfaat elde edemeyeceklerini, bu davanın da hukuk tarafından korunmayacağını, mahkemece ... kusursuzmuş gibi hüküm kurulmasının hukuka açıkça aykırı olduğunu, savunma hakkının kısıtlandığını, adil yargılanmanın ihlal edildiğini, Mahkemece eldeki delillerin değerlendirilmesinde açıkça hataya düşüldüğünü, müteveffanın kesinleşmiş Mahkeme kararlarıyla %30 kusurlu olduğu yok sayılarak, maddi tazminatın ıslah dilekçesi esas alınarak kısmen kabul, kısmen reddine karar verildiğini, raporun içeriğinden de hesaplama yöntemi verilmediği gibi dayanak tablonun ne olduğunun açıklanmadığını, rapor ekindeki ücret tablosuna atıf yapıldığını, bu tablonun da neye göre hesaplandığının raporda açıklanmadığını, kök raporla ek rapor çelişkisinin giderilmediğini ve tabloların hangi verilere göre hesaplamada kullanıldığının açıklattırılmadığını, davacının dilekçesinde dayanmadığı ve deliller arasında göstermediği TÜİK verileri üzerinden ücrete itiraz edildiğini, ayrıca asgari ücretin 3 katı oranında ücret aldığını ifade eden iddialarının mahkemece dinlenmesinin de hukuka aykırı olduğunu, iddianın genişletilmesi yasağı kapsamında itirazlarının dikkate alınmadığını ve dosya içerisinde davacı yanın 18.10.2022 tarihli ıslah dilekçesine itibar eden Mahkemenin ıslah tarihinden sonra dosyayı iki kere daha bilirkişiye ek rapor hesabı için göndermesinin, hangi husus için gerekli olduğu konusunun anlaşılmadığını, hem usul ekonomisi hem de yargılama giderleri açısından haksız olarak mahkum edildiği dikkate alındığında davacının müteveffanın ücret konusunda yasaklı olması gerekirken ısrarla mahkemece dinlenmesinin, ıslah rakamına en yakın olan ve ıslah tarihinden sonra alınan 4. ek raporun 14.03.2023 hükme esas olmasının hukuk tarafından korunmayacağını, davanın reddi gerekirken mütevefanın kesinleşmiş 30 kusuru dahi düzenlenen kök ve ek raporların tamamında dikkate alınmadığını ve mahkemece bu durumun gözetilmediğini, manevi tazminat yönünden davanın reddi gerekirken, kısmen kabul kısmen reddi ile her bir davacı adına 80.000,00 TL ayrı ayrı kaza tarihinden itibaren işleyecek faiz ile verdiği kararın davalıyı cezalandırmak olduğunu, zira kazadan 8 yıl sonra hak sahiplerinin haksız ve hukuksuz olarak sebepsiz zenginleşecek kadar istedikleri hükmü elde ettiğini, oysa manevi tazminatın bir cezalandırma yerine geçmemesi gerektiğini, zira müvekkil şirketin ceza davası nedeniyle cezasını çektiğini, SGK rücu davasıyla da ilgili zararları ödediğini, 8 yıl sonra açılan davada davacıların üzüntü ve kederinin de ispat edilmediğini, müvekkil şirketin bu tazminat rakamları karşısında ağır yük altına alındığını, müvekkil şirketin adil yargılanmadığını, savunma hakkının kısıtlandığını, kesinleşmiş mahkeme kararlarında müteveffanın %30 kusurunun dikkate alınmadığını, müteveffanın kusursuzmuş gibi hüküm kurulduğunu, hesap bilirkişi raporlarının bilimsel verilerden uzak çelişkili ve dayanaksız olarak düzenlendiğini belirterek istinaf kanun yoluna başvurmuştur.
C. Gerekçe ve Sonuç
Bölge Adliye Mahkemesinin yukarıda tarih ve sayısı belirtilen kararı ile "dosya kapsamından müteveffanın vinçle kaldırılıp tezgaha konduğu çelik makası yeterince sabitlemeden, ...'ye makasın vinçle olan bağlantısını sökmesine izin verdiği ve askıda yüke çok yakın olarak konumlandığı anlaşıldığından Mahkemece mühteveffanın %30 oranında kusuru olduğunun kabulü isabetlidir. Mahkemece hesaplamaya esas olarak kabul edilen ücretin de dosya kapsamına uygun olduğu değerlendirilmiştir. Manevi zarar adı ile talep edilecek ve Mahkemece hükmedilecek manevi tazminat tutarı adalete uygun olmalıdır. Hükmedilecek bu para, zarara uğrayanda manevi huzuru doğurmayı gerçekleştirecek tazminata benzer bir fonksiyonu olan özgün bir nitelik taşır. Bir ceza olmadığı gibi, mamelek hukukuna ilişkin zararın karşılanmasını da amaç edinmemiştir. O halde, bu tazminatın sınırı onun amacına göre belirlenmelidir. Takdir edilecek miktar, mevcut halde elde edilmek istenilen tatmin duygusunun etkisine ulaşmak için gerekli olan kadar olmalıdır. Bu ilkeler ışığında, ülkenin ekonomik koşulları, tarafların sosyal ve ekonomik durumları, paranın satın alma gücü, tarafların kusur durumu ve sonucunda meydana gelen elem ve ızdırabın derecesi, olayın oluş şekli, maluliyet oranı ve olay tarihi dikkate alındığında mahkemece hükmedilen manevi tazminat tutarları isabetlidir. İlk Derece Mahkemesince müteveffanın kardeşi ... hakkında 50.000,00 TL manevi tazminata hükmedildiği, nitekim gerekçeli kararda da açıklandığı üzere kabul edilen tutarın 50.000,00 TL, reddedilen tutarın 50.000,00 TL olmasına rağmen sehven kabul edilen rakamın yanlış yazıldığı anlaşılmıştır. Açıklanan nedenlerle; HMK'nın 355 inci ve 357 nci maddeleri gereğince istinaf sebepleri ile bağlı olarak ve kamu düzenine aykırılık hususları da gözetilerek yapılan inceleme sonucunda, vakıa ve hukuki değerlendirme ile gerekçede ve özellikle delillerin takdirinde bir isabetsizlik görülmemesine göre yerinde bulunmayan bütün istinaf itirazlarının reddi ile usul ve esas yönünden hukuka uygun olduğu anlaşılan İlk Derece Mahkemesi kararına karşı yapılan istinaf başvurusunun esastan reddine karar verilmesi gerekmiştir." gerekçeleriyle "6100 sayılı HMK'nın 353 üncü maddesi gereğince İlk Derece Mahkemesi kararına karşı yapılan istinaf başvurularının esastan reddine" karar verildiği anlaşılmıştır.
V. TEMYİZ
A. Temyiz Yoluna Başvuranlar
Bölge Adliye Mahkemesinin yukarıda belirtilen kararına karşı süresi içinde davacılar ve davalı vekilleri temyiz isteminde bulunmuşlardır.
B. Temyiz Sebepleri
1.Davacılar vekili temyiz dilekçesinde özetle; müvekkilleri lehine manevi tazminat miktarlarının az olduğunu, maddi tazminat hesabında TÜİK verileri esas alınması gerekirken asgari ücret verileri dikkate alınarak hata yapıldığını, asgari ücretin güncellenen değerleri üzerinden rapor alınmasına dair talebin reddolmasının hatalı olduğunu, iş kazasının gerçekleşmesinde davalı tarafın tam kusurlu kabulü gerektiğini, beyanla kararın bozulmasını talep etmiştir.
2.Davalı vekili temyiz dilekçesinde özetle; istinaf incelemesi neticesinde verilen kararda istinaf başvuru sebepleri ile ilgili gerekçe yer almadığını, müteveffanın desteklik olgusunun ispatlanamadan tazminata hükmedilmesinin hatalı olduğunu, müvekkilinin tedavi yardımında bulunduğu gibi davacılara maddi yardımlarının da bulunduğunu, kusur oran ve aidiyetlerinin hatalı tespit edildiğini, rücu davasında hükmedilen tutarın maddi tazminat hesabında rücu edilecek gelir olarak dikkate alınması gerektiğini, ret vekalet ücretinin hatalı tespit edildiğini, ıslah dilekçesinden sonra dosyanın hesap bilirkişisine tevdi edilerek savunma haklarının kısıtlandığını belirtmiştir.
C. Gerekçe
1. Uyuşmazlık ve Hukuki Nitelendirme
Uyuşmazlık, iş kazasından kaynaklı tazminat istemine ilişkin olup somut olayda gerekçe ile hüküm arasında çelişki olup olmadığı inceleme konusudur.
2. İlgili Hukuk
Anayasanın 141 inci maddesindeki gerekçeli karar hakkı, 6100 sayılı Hukuk Muhakemeleri Kanunu'nun "temyiz incelemesinin kapsamı" açısından 6100 sayılı Hukuk Muhakemeleri Kanunu'nun 369, 370 ve 371 inci maddeleri, "hükmün kapsamı" açısından aynı Kanun 297 ile 353 üncü maddeleridir.
3. Değerlendirme
1.Anayasanın 141 inci maddesinde bütün mahkemelerin her türlü kararları gerekçeli olarak yazılacağı düzenleme altına alınmıştır.
2.Bu düzenleme doğrultusunda 6100 sayılı Hukuk Muhakemeleri Kanunu'nun 294 üncü maddesi gereğince Mahkeme, hazır olan tarafları iddia ve savunmalarını dinledikten sonra yargılamanın sona erdiğini bildirerek kararını tefhim eder. Kararın tefhimi en az aynı Kanun'un 297 nci maddesinde belirtilen hüküm sonucunun tutanağa geçirilerek okunması suretiyle olur.
3.6100 sayılı Hukuk Muhakemeleri Kanunu’nun 297 nci maddesinde, İlk Derece Mahkemesi kararında bir mahkemenin gerekçe ve hükmünün kapsamının ne şekilde olması gerektiği açıklanmıştır.
4. Bu hükümle benzer hükümler ihtiva eden Bölge Adliye Mahkemesi kararları ile ilgili düzenleme aynı Kanun'un 359 uncu maddesinde düzenlenmiş olup "1-e" fıkrasında "taraflar arasında uyuşmazlık konusu olan veya olmayan hususlarla bunlara ilişkin delillerin tartışması, ret ve üstün tutma sebepleri, sabit görülen vakıalarla bunlardan çıkarılan sonuç ve hukuki sebep" 2 nci fıkrasında ise "hükmün sonuç kısmında, gerekçeye ait herhangi bir söz tekrar edilmeksizin, taleplerden her biri hakkında verilen hükümle, taraflara yüklenen borç ve tanınan hakların, sıra numarası altında, açık, şüphe ve tereddüt uyandırmayacak şekilde gösterilmesi gereklidir"
5. Bu açıklamalardan olarak mahkemelerce verilecek kararların hüküm sonuçlarının gerekçeleriyle tutarlılık arz etmesi gerektiği açık olup, bu husus kamu düzeni kapsamında re'sen incelemeye tabi tutulan sebeplerden olup; kısa karar, bir davayı sona erdiren (nihai) temyizi mümkün olan son kararlardandır. Bu kararla mahkeme davadan elini çeker ve davayı sona erdirmiş olur. Asıl olan kısa karardır. Bu gibi hallerde de Hukuk Muhakemeleri Kanunu'nun 297 nci maddesine uygun olarak tarafların hak ve yükümlülüklerini açıkça gösteren kısa karar ile daha sonra yazılan gerekçeli kararında buna uygun olarak düzenlenmesi gereklidir. (10.04.1992 gün ve 7/4 sayılı içtihadı birleştirme kararı) Nitekim aynı ilkeler Hukuk Genel Kurulunun 2011/21-23 E., 268 K., 2012/6–97 E., 203 K., 2012/10–149 E., 291 K. sayılı kararlarında da benimsenmiştir.
6. Öte yandan Bölge Adliye Mahkemelerinin “Duruşma Yapılmadan Verilecek Kararlar” ile ilgili düzenlemeler içeren aynı Kanun'un 353 üncümaddesinde:
“Ön inceleme sonunda dosyada eksiklik bulunmadığı anlaşılırsa;
a) Aşağıdaki durumlarda Bölge Adliye Mahkemesi, esası incelemeden kararın kaldırılmasına ve davanın yeniden görülmesi için dosyanın kararı veren mahkemeye veya kendi yargı çevresinde uygun göreceği başka bir yer mahkemesine ya da görevli ve yetkili mahkemeye gönderilmesine duruşma yapmadan kesin olarak karar verir:
1) Davaya bakması yasak olan hâkimin karar vermiş olması.
2) İleri sürülen haklı ret talebine rağmen reddedilen hâkimin davaya bakmış olması.
3) Mahkemenin görevli ve yetkili olmasına rağmen görevsizlik veya yetkisizlik kararı vermiş olması veya mahkemenin görevli ya da yetkili olmamasına rağmen davaya bakmış bulunması.
4) Diğer dava şartlarına aykırılık bulunması.
5) Mahkemece usule aykırı olarak davanın veya karşı davanın açılmamış sayılmasına, davaların birleştirilmesine veya ayrılmasına, karar verilmiş olması.
6) Mahkemece, tarafların davanın esasıyla ilgili olarak gösterdikleri delillerin hiçbiri toplanmadan veya gösterilen deliller hiç değerlendirilmeden karar verilmiş olması.
b) Aşağıdaki durumlarda davanın esasıyla ilgili olarak;
1) İncelenen mahkeme kararının usul veya esas yönünden hukuka uygun olduğu anlaşıldığı takdirde başvurunun esastan reddine,
2) Yargılamada eksiklik bulunmamakla beraber, Kanun'un olaya uygulanmasında hata edilip de yeniden yargılama yapılmasına ihtiyaç duyulmadığı takdirde veya kararın gerekçesinde hata edilmiş ise düzelterek yeniden esas hakkında,
3) Yargılamada bulunan eksiklikler duruşma yapılmaksızın tamamlanacak nitelikte ise bunların tamamlanmasından sonra yeniden esas hakkında, duruşma yapılmadan karar verilir” düzenlemesi yer almaktadır.
7.Somut olayda, İlk Derece Mahkemesi kararı gerekçesinde açıkça "davacı kardeş ... için 50.000 TL manevi tazminat belirlenmiş, fazlaya ilişkin manevi tazminat talepleri reddedilmiştir. Her ne kadar davacı vekilince 29.06.2023 tarihli tavzih dilekçesi sunmuş ise de; iş bu talep gerekçeli karar yazılmadan önce sunulduğundan gerekçe içerisinde tartışılmıştır. Önemle her ne kadar davacı vekili ret alacak tutarının davacı ... bakımından manevi tazminat için 20.000 TL olduğunu beyan etmiş ise de; aksine kabul tutarının 80.000 değil 50.000 olduğu ancak duruşma sırasında zabta anne ve baba için kabul edilen tutardan kaynaklı sehven yanlış yazıldığı anlaşılmıştır. Yine de iş bu husus tavzih ve tashih ile giderilemeyecek olduğundan; eldeki dosya da yapılan rakam hatası karar içeriğine şerh edilmekle yetinilmek zorunda kalınmıştır." gerekçesine yer verilmekle beraber hüküm fıkrasında kısa kararda da açıklandığı üzere; "80.000,00 TL manevi tazminatın iş kazası tarihi olan 29.06.2013 tarihinden itibaren işleyecek yasal faizi ile birlikte davalıdan alınarak davacı ...'ye verilmesine, fazlaya ilişkin 50.000,00 TL talebin reddine" karar verilmiş, iş bu karara karşı istinaf incelemesi yapan Bölge Adliye Mahkemesi kararında; anılan çelişki fark edilmek suretiyle "İlk Derece Mahkemesince müteveffanın kardeşi ... hakkında 50.000,00 TL manevi tazminata hükmedildiği, nitekim gerekçeli kararda da açıklandığı üzere kabul edilen tutarın 50.000,00 TL, reddedilen tutarın 50.000,00 TL olmasına rağmen sehven kabul edilen rakamın yanlış yazıldığı anlaşılmıştır" gerekçesine yer verilmişken tespit edilen bu çelişki gereğince HMK'nın 353/1-b-2 fıkrası gereğince yeniden esasa girilerek esas hakkında bir karar verilmesi gerekirken, İlk Derece Mahkemesi kararı içeriğinde olduğu gibi Bölge Adliye Mahkemesi kararı içeriğinde de gerekçe ile hüküm arasında çelişki oluşturacak şekilde HMK'nın 353/1-b-1 fıkrası gereğince istinaf başvurularının esastan reddine karar verilmesi suretiyle Bölge Adliye Mahkemesi karar içeriği ve hüküm sonucu arasında çelişki yaratıcı mahiyette olmuştur.
2.Bölge Adliye Mahkemesince bu maddi ve hukuki olgular nazara alınmaksızın, karar verilmesi usul ve yasaya aykırı olup bozma nedenidir.
3.O hâlde, HMK’nun 369/1 inci maddesi kapsamında kanunun açık hükmüne aykırı görülen bu husus re'sen dikkate alınarak, bu aşamada davacılar ve davalı vekillerinin temyiz itirazlarının sair yönleri incelenmeksizin hüküm bozulmalıdır.
VI. KARAR
Açıklanan sebeplerle;
1. Davacılar ve davalı vekilleri tarafından temyiz olunan, İlk Derece Mahkemesi kararına karşı istinaf başvurularının esastan reddine ilişkin Bölge Adliye Mahkemesi kararının HMK 353 üncü madde hükmüne açıkça aykırı olması nedeniyle BOZULMASINA,
2. Peşin alınan temyiz karar harcının istek hâlinde ilgililere iadesine,
3. Dosyanın Bölge Adliye Mahkemesine gönderilmesine,23.09.2024 tarihinde oy birliğiyle karar verildi.
4. Hukuk Dairesi, 2021/25347 E., 2024/565 K.
orta eşleşmeKarar metninde maddeye atıf varKonya Bölge Adliye Mahkemesi 3. Hukuk Dairesi
tam metni aç
6100 Sayılı Hukuk Muhakemeleri Kanun'un 176 ncı maddesinde, taraflardan her birinin yapmış olduğu usul işlemlerini kısmen veya tamamen ıslah edebileceği ve aynı davada tarafların ancak bir kez ıslah yoluna başvurabileceği düzenlenmiştir.
4. Hukuk Dairesi 2021/25347 E. , 2024/565 K.
"İçtihat Metni"
MAHKEMESİ : Konya Bölge Adliye Mahkemesi 3. Hukuk Dairesi
SAYISI : 2021/900 E., 2021/1072 K.
DAVACILAR : 1- ...
2- ... vekilleri Avukat ...
DAVA TARİHİ : 30.12.2016
HÜKÜM/KARAR : Kısmen Kabul - Esastan Ret
İLK DERECE MAHKEMESİ : Konya 1. Asliye Ticaret Mahkemesi
SAYISI : 2016/820 E., 2021/132 K.
Taraflar arasındaki tazminat davasından dolayı yapılan yargılama sonunda İlk Derece Mahkemesince davanın kısmen kabulüne karar verilmiştir.
Kararın davalı vekili tarafından istinaf edilmesi üzerine, Bölge Adliye Mahkemesince başvurunun esastan reddine karar verilmiştir.
Bölge Adliye Mahkemesi kararı davalı vekili tarafından temyiz edilmekle; kesinlik, süre, temyiz şartı ve diğer usul eksiklikleri yönünden yapılan ön inceleme sonucunda, temyiz dilekçesinin kabulüne karar verildikten ve Tetkik Hâkimi tarafından hazırlanan rapor dinlendikten sonra dosyadaki belgeler incelenip gereği düşünüldü:
I. DAVA
Davacılar vekili dava dilekçesinde; müvekkillerinin yolcu olarak bulunduğu davalıya zorunlu trafik sigortalı aracın 23.08.2016 tarihinde yaptığı kazada yaralandıklarını, davacı ...'ın tedavisinin uzun sürmediği ancak davacı ...'in halen tedavi gördüğünü, fazlaya ilişkin hakları saklı kalmak kaydı ile davacı ... için şimdilik SGK tarafından karşılanmayan tedavi gideri için 250,00 TL, bakıcı gideri için 250,00 TL, geçici iş göremezlik tazminatı 250,00 TL, sürekli iş göremezlik tazminatı 250,00 TL olmak üzere toplam 1.000,00 TL, davacı ... için şimdilik 200,00 TL tedavi masrafı, rapor almak için ödenen 205,00 TL, SGK tarafından karşılanmayan tedavi gideri için 50,00 TL, bakıcı gideri 50,00 TL olmak üzere toplam 505,00 TL'nin sigortaya müracaat tarihinden itibaren işleyecek yasal faizi ile birlikte tahsilini talep etmiştir.
Davacı vekili, davacı ... için sürekli iş göremezlik tazminatını 66.992,62 TL, geçici iş göremezlik tazminatını 5.247,77 TL, bakıcı giderini 6.642,90 TL olmak üzere toplam 78.883,29 TL olarak ıslah etmiştir.
Davacı vekili 21.01.2021 tarihli dilekçesi ile sürekli iş göremezlik tazminatını 105.046,96 TL, tedavi giderini 3.000,00 TL olmak üzere toplam 119.344,80 TL olarak ıslah etmiştir.
II. CEVAP
Davalı vekili cevap dilekçesinde; davacı tarafından eksik belgelerin iletilmediğini, dava açma hakları olmadığını, maluliyet ile kaza arasındaki illiyet bağının tespitini, maluliyet raporunun Adli Tıp Kurumundan alınmasını, kusur oranlarının belirlenmesi maksadı ile dosyanın Adli Tıp Kurumuna tevdiini talep ettiklerini, tedavi gideri, bakıcı gideri ve geçici iş göremezlik tazminatının teminat kapsamında olmadığını, hesaplamada TRH 2010 Yaşam Tablosu ve %1.8 teknik faiz yönteminin kullanılması ve hatır taşıması nedeni ile indirim yapılması gerektiğini savunarak davanın reddini talep etmiştir.
III. İLK DERECE MAHKEMESİ KARARI
İlk Derece Mahkemesinin yukarıda tarih ve sayısı belirtilen kararı ile; davacıların trafik kazası nedeni ile maddi tazminat isteminde bulundukları, davacı ...'e ilişkin taleplerden feragat edildiği davacı ...'e ilişkin ise sürekli ve geçici iş göremezlik tazimanatı, bakıcı gideri ve tedavi gideri talebinde bulunulduğu, maluliyet oranının tespitine yönelik olarak Çalışma Gücü ve Meslekte Kazanma Gücü Kaybı Oranı Tespit İşlemleri Yönetmeliği'nin kullanılması gerektiği, Adli Tıp Kurumundan verilen raporda davacının %16 oranında çalışma gücü kaybı ve 4 ay geçici iş göremezliğin belirtildiği, Yargıtay Hukuk Genel Kurulunun 1989/4-586 Esas, 1990/199 sayılı kararı ile hesaplamada PMF 1931 Yaşam Tablosunun esas alınması gerektiği 11.09.2018 tarihli kusur raporu ile sigortalı araç sürücüsünün kazada %100 oranında kusurlu olduğunun anlaşıldığı, hükme esas alınan 15.01.2021 tarihli aktüer raporda davacının 4.709,84 TL geçici iş göremezlik, 105.046,96 TL sürekli iş göremezlik ve 3.000,00 TL tedavi giderine ilişkin tazminat alacağı bulunduğunun belirlendiği, davacının 19.05.2018 tarihli talep artırım dilekçesi ile PMF 1931 Yaşam Tablosu kullanılarak yapılan hesaplama ile belirlenen miktarlar uyarınca sürekli iş göremezlik zararını 66.992,62 TL, geçici iş göremezlik tazminatını 5.247, 77 TL, bakıcı gideri zararını ise 6642,90 TL olarak artırdığı, 21.01.2021 tarihli ıslah dilekçesi ile de sürekli iş göremezlik tazminatını 105.046,96 TL, tedavi gideri zararını 3.000,00 TL olarak ıslah ettiği, davacının başkasının bakımına ihtiyacı olmadığı, davalı hatır taşıması def'inde bulunmuş ise de buna ilişkin delil ibraz etmediği, emniyet kemeri takılmadığına ilişkin delil olmadığı, davacı ...'in kaza nedeni ile %16 oranında malul kaldığının kabulü ile davacı ... Manav yönünden davanın feragat nedeni ile reddine, davacı ... yönünden kısmen kabul ile 105.046,96 TL sürekli iş göremezlik tazminatı, 4.709,84 TL geçici iş göremezlik tazminatı, 3.000,00 TL tedavi gideri olmak üzere toplam 112.756,80 TL tazminatın poliçe limiti ile sınırlı olmak üzere 11.11.2016 tarihinden itibaren işleyecek yasal faizi ile birlikte davalıdan tahsiline, fazlaya ilişkin talebin reddine karar verilmiştir.
IV. İSTİNAF
A. İstinaf Yoluna Başvuranlar
İlk Derece Mahkemesinin yukarıda belirtilen kararına karşı süresi içinde davalı vekili istinaf isteminde bulunmuştur.
B. İstinaf Sebepleri
Davalı vekili; Anayasa Mahkemesinin iptal kararlarının bu uyuşmazlık için dikkate alınmaması gerektiğini, tedaviye yönelik muayene, tetkik, röntgen, laboratuar incelemesi konsültasyon cerrahi veya tıbbi müdahale, yoğun bakım, ameliyat, pansuman, ilaç, kan, tıbbi ve cerrahi malzeme, protez, yatak, hemşirelik hizmetleri, rehabilitasyon ile fizik tedavi ve yahut kaplıca tedavisi, tedavi için gerekli araç veya malzemelerin tümü için yapılan bütün harcamaları içerdiğini, keza tedavi sürecinde hastalığın niteliğine bağlı olarak hastaya fonksiyonel kapsamda yapılan refakatçi gider ve harcamalarının da tedavi gideri içerisinde yer aldığını, hükme esas alınan maluliyet oranının hatalı olduğunu, raporun düzenlendiği tarihte yürürlükte olan yönetmeliğe uygun olarak düzenlenmediği gibi şahsın fizik tedavi ile iyileşme ihtimali olan arazlarının da maluliyete dahil edildiğini, mahkemece maluliyet ve tazminat hesaplaması bakımından KTK ve TBK da bir düzenleme bulunmadığından içtihatların dikkate alınması gerektiği gerekçesiyle genel şartlara tamamen aykırı düzenlemelerin dikkate alındığını, sürekli sakatlık tazminatının vadesi gelmeden ve peşin ödendiğinden teknik faiz uygulanmasının da gerçek zarar ilkesinin gereği olduğunu, müterafik kusur ve hatır taşıması hususlarında bir delil sunulmadığının belirtildiğini, dava öncesi yapılan başvuru ile taraflarına ifade tutanaklarının iletilmediğini, mahkemece itirazları doğrultusunda hatır taşımasının olup olmadığının tespiti için ceza dosyasının celbi ve karşılıksız bir taşımanın olup olmadığının tespiti gerekirken ispat yükünün taraflarına yüklendiğini, belirterek İlk Derece Mahkemesi kararının kaldırılmasını talep etmiştir.
C. Gerekçe ve Sonuç
Bölge Adliye Mahkemesinin yukarıda tarih ve sayısı belirtilen kararı ile; uyuşmazlığın yaralamalı trafik kazası sebebiyle geçici iş göremezlik, sürekli iş göremezlik, tedavi ve bakıcı giderlerine ilişkin maddi tazminat istemi olduğu, Anayasa Mahkemesinin verdiği iptal kararının yayımlanması ile sonuç doğuracağı, bu durumun bozma kararına uyulmakla meydana gelen usuli müktesep hakkın istisnası olduğu ve eldeki tüm uyuşmazlıklarda uygulanması gerektiği, Anayasa Mahkemesinin iptal kararı sonrasında Özürlülük Ölçütü Sınıflandırması ve Özürlülere Verilecek Sağlık Kurulu Raporları Hakkında Yönetmelik hükümleri ve Erişkinler için Engellilik Değerlendirmesi Hakkında Yönetmelik hükümlerinin uygulanma imkanının kalmadığı, bu nedenle Çalışma Gücü ve Meslekte Kazanma Gücü Kaybı Oranı Tespit İşlemleri Yönetmeliği hükümlerinin uygulanması gerektiği, Yargıtay Hukuk Genel Kurulu'nun 1989/4-586 Esas,1990/199 K sayılı kararı ve Yargıtay (Kapatılan) 17. Hukuk ve 4. Hukuk Dairesinin yerleşik içtihatları gereği, Population Masculine Et – Feminine (PMF 1931) Tablosu esas alınarak davacının bakiye yaşam süresinin belirlenmesi gerektiği ve karara esas alınan rapor ile PMF 1931 Tablosuna göre rapor alındığı ve raporun usul ve yasaya uygun olduğu, davalının geçici iş göremezlik tazminatı ve tedavi giderinden sorumlu olduğu gerekçesi ile davalının istinaf talebinin esastan reddine karar verilmiştir.
V. TEMYİZ
A. Temyiz Yoluna Başvuranlar
Bölge Adliye Mahkemesinin yukarıda belirtilen kararına karşı süresi içinde davalı ...Ş. vekili temyiz isteminde bulunmuştur.
B. Temyiz Sebepleri
Davalı ...Ş. vekili; istinaf dilekçesinde ileri sürdüğü nedenler ile kararın bozulmasını talep etmiştir.
C. Gerekçe
1. Uyuşmazlık ve Hukuki Nitelendirme
Uyuşmazlık; davalı ... tarafından Karayolları Motorlu Araçlar Zorunlu Mali Sorumluluk Sigortası (ZMSS) Poliçesi ile teminat altına alınan aracın karıştığı 23.08.2016 tarihli trafik kazası sonucu yaralanıp malul kalan davacı yolcunun uğradığı zarar nedeniyle sürekli iş göremezlik ve geçici iş göremezlik tazminatı, bakıcı ve tedavi gideri talebine ilişkindir.
2. İlgili Hukuk
6100 sayılı Hukuk Muhakemeleri Kanunu'nun 369 uncu maddesinin birinci fıkrası ile 370 ve 371 inci maddeleri, 6098 sayılı Türk Borçlar Kanunu'nun 51, 52 ve 54 üncü maddeleri, 2918 sayılı Karayolları Trafik Kanunu'nun 85, 89, 90 ve 91 inci maddeleri, Zorunlu Mali Sorumluluk Sigortası Genel Şartları.
3. Değerlendirme
1. Tarafların iddia, savunma ve dayandıkları belgelere, uyuşmazlığın hukuki nitelendirilmesi ile uygulanması gereken hukuk kurallarına, dava şartlarına, yargılamaya hâkim olan ilkelere, ispat kurallarına ve temyiz olunan kararda belirtilen gerekçelere, PMF 1931 Tablosu ve prograsif rant yöntemine göre alınan hesap raporunun davacının kabulünde olmasına, kaza tespit tutanağında koruyucu tertibatın kullanılıp kullanılmadığının belirsiz olarak şerh edilmiş olduğunun anlaşılmasına göre davalı ...Ş. vekilinin aşağıdaki bentlerin kapsamı dışındaki temyiz itirazları yerinde görülmemiştir.
2. Davalı ...Ş. vekilinin diğer temyiz nedenlerine gelince;
Haksız fiil sonucu çalışma gücünde kayıp olduğu iddiası ve buna yönelik bir talebin bulunması hâlinde, zararın kapsamının tespiti açısından geçici iş göremezlik süresi ile sürekli iş göremezlik oranının doğru bir şekilde belirlenmesi zorunludur. Söz konusu belirlemenin, bağlı oldukları mevzuat uyarınca sağlık kurulu raporu vermeye yetkili hastaneler veya sağlık kuruluşları tarafından çalışma gücü kaybı olduğu iddia edilen kişide bulunan şikâyetler dikkate alınarak oluşturulacak uzman doktor heyetinden kaza tarihinde yürürlükte bulunan mevzuata göre yapılması gerekir.
11.10.2008 tarihinden önce Sosyal Sigorta Sağlık İşlemleri Tüzüğü, 11.10.2008 ilâ 01.09.2013 tarihleri arasında Çalışma Gücü ve Meslekte Kazanma Gücü Kaybı Oranı Tespit İşlemleri Yönetmeliği, 01.09.2013 ilâ 01.06.2015 tarihleri arasında Maluliyet Tespiti İşlemleri Yönetmeliği, 01.06.2015 ilâ 20.02.2019 tarihleri arasında Özürlülük Ölçütü, Sınıflandırması ve Özürlülere Verilecek Sağlık Kurul Raporları Hakkında Yönetmelik ve 20.02.2019 tarihinden sonra ise Erişkinler İçin Engellilik Değerlendirmesi Hakkında Yönetmelik yürürlükte olduğundan kaza tarihinde geçerli mevzuat uyarınca sağlık kurulu raporu düzenlenmelidir. Eldeki davada kaza 23.08.2016 tarihinde meydana gelmiştir.
Somut olayda Adli Tıp Kurumu İhtisas Kurulunun verdiği 06.11.2017 tarihli rapor ile Çalışma Gücü ve Meslekte Kazanma Gücü Kaybı Oranı Tespit İşlemleri Yönetmeliği hükümleri uyarınca davacının %16 oranında çalışma gücü kaybının olduğunun kabulü ile hesaplama yapılarak karar verilmiştir. Ancak kaza tarihi itibari ile geçerli olan Özürlülük Ölçütü, Sınıflandırması ve Özürlülere Verilecek Sağlık Kurul Raporları Hakkında Yönetmelik hükümlerinin dikkate alınarak karar verilmesi gerekmektedir. Dosya içinde Adli Tıp Kurumu 2. İhtisas Kurulunun verdiği 25.12.2019 tarihli rapor ve 19.10.2020 tarihli Adli Tıp İkinci Üstü Kurulunun verdiği rapor kaza tarihi itibari ile geçerli Özürlülük Ölçütü, Sınıflandırması ve Özürlülere Verilecek Sağlık Kurul Raporları Hakkında Yönetmelik hükümlerine göre hazırlanmış olup söz konusu raporun karara esas alınması gerekirken hatalı yönetmelik hükümlerine göre hazırlanan raporun dikkate alınması bozmayı gerektirmiştir.
3. Dosya kapsamından; eldeki davanın, kısmi dava olarak açıldığı, davacı 21.05.2018 tarihli dilekçesi ile talebini toplam 78.883,29 TL'ye çıkarmış, 21.01.2021 tarihli ıslah dilekçesi ile de 119.344,80 TL'ye yükseltmiş, mahkemece davanın kısmen kabulü ile 112.756,80 TL tazminata hükmedildiği anlaşılmıştır. Davacı vekilinin 18.05.2018 tarihli rapor uyarınca talebini 78.883,29 TL olarak ıslah ederken, alınan 15.01.2021 tarihli rapor gereği de 2. kez ıslah dilekçesi verilerek talebini 119.344,80 TL’ye yükselttiği ve 2. ıslah dilekçesi kabul edilerek hüküm kurulduğu anlaşılmıştır.
6100 Sayılı Hukuk Muhakemeleri Kanun'un 176 ncı maddesinde, taraflardan her birinin yapmış olduğu usul işlemlerini kısmen veya tamamen ıslah edebileceği ve aynı davada tarafların ancak bir kez ıslah yoluna başvurabileceği düzenlenmiştir. Anılan düzenleme uyarınca ıslah dilekçesi, her davada bir kez verilir, ikinci kez ıslah yoluna başvurulamayacağı hususu değerlendirilmeden karar verilmesi hatalı olup, bozmayı gerektirmiştir.
KARAR
1. Temyiz olunan, İlk Derece Mahkemesi kararına karşı istinaf başvurusunun esastan reddine ilişkin Bölge Adliye Mahkemesi kararının ORTADAN KALDIRILMASINA,
2. Değerlendirme bölümünün (1) numaralı bendinde açıklanan sebeplerle davalı ...Ş. vekilinin diğer temyiz itirazlarının REDDİNE,
3. Değerlendirme bölümünün (2) ve (3) numaralı bentlerinde açıklanan nedenlerle davalı ...Ş. vekilinin temyiz isteminin kabulü ile İlk Derece Mahkemesi kararının BOZULMASINA,
Peşin alınan temyiz harcının istek halinde davalıya iadesine,
Dosyanın kararı veren İlk Derece Mahkemesine, bozma kararının bir örneğinin Bölge Adliye Mahkemesine gönderilmesine,
17.01.2024 tarihinde oy birliği ile karar verildi,
Eşleştirme iki kanıta dayanır: kararın kendi metnindeki madde atfı ve şerh kitaplarının o kararı hangi maddenin altında bastığı. Otomatik üretilmiştir, hukuki tavsiye değildir; kararın güncelliğini ve sonraki içtihat değişikliklerini ayrıca denetleyin.
Bu Maddeyle İlgili Sınav Sorusu
Medeni Usul Hukuku
Islah yoluyla aşağıdaki işlemlerden hangisi yapılamaz?
A) Talep sonucunu artırmak.
B) Yeni bir vakıa ileri sürmek.
C) Davanın türünü değiştirmek.
D) İkinci tanık listesi vermek.
E) Zamanaşımı def'ini ileri sürmek.
Bu maddeyle ilgili 1 soru daha var!
Soruların tamamını çözmek, açıklamalı cevapları görmek ve Hukuksal Eğitim yapay zeka asistanı ile çalışmak için platforma katılın.