Hukuk Muhakemeleri Kanunu 177. maddesi, Hukuksal Eğitim mevzuat kütüphanesinde tam metin olarak yayımlanmıştır. Aşağıda maddenin tam metni, maddeyle eşleşen yüksek mahkeme kararları ve bu maddeden çıkmış sınav soruları yer alır. Ham metin için adresin sonuna /raw ekleyin.
Madde Metni
MADDE 177- (1) Islah, tahkikatın sona ermesine kadar yapılabilir.
(2) (Ek:22/7/2020-7251/18 md.) Yargıtayın bozma kararından veya bölge adliye mahkemesinin kaldırma kararından sonra dosya ilk derece mahkemesine gönderildiğinde, ilk derece mahkemesinin tahkikata ilişkin bir işlem yapması hâlinde tahkikat sona erinceye kadar da ıslah yapılabilir. Ancak bozma kararına uymakla ortaya çıkan hukuki durum ortadan kaldırılamaz.
(3) Islah, sözlü veya yazılı olarak yapılabilir. Karşı taraf duruşmada hazır değilse veya ıslah talebi duruşma dışında yapılıyorsa, bu yazılı talep veya tutanak örneği, haber vermek amacıyla karşı tarafa bildirilir.
Islah sebebiyle ortaya çıkan yargılama giderleri ve karşı tarafın zararının ödenmesi
Bu Maddeyle İlgili Yüksek Mahkeme Kararları
100 karar eşleşti
4. Hukuk Dairesi, 2024/2246 E., 2024/4354 K.
yüksek eşleşmeKarar metninde maddeye atıf varAsliye Hukuk Mahkemesi
ilamında, bozmadan sonra ıslah yapılamayacağı gözetilerek davacı bakımından tazminatın belirlenmesine vurgu yapılmış ve mahkeme tarafından ıslahla artırılan 262.000,00 TL dikkate alınmadan karar verilmişse de, 7251 sayılı kanun ile değişik 6100 sayılı HMK'nın 177/2. maddesi gereği varılan sonuç doğru olmamıştır.
4. Hukuk Dairesi 2024/2246 E. , 2024/4354 K.
"İçtihat Metni"
İNCELENEN KARARIN
MAHKEMESİ :Asliye Hukuk Mahkemesi
SAYISI : 2023/189 E. 2023/448 K.
HÜKÜM/KARAR : Kabul
Taraflar arasında İlk Derece Mahkemesinde görülen haksız fiil nedeniyle maddi tazminat davasında verilen karar hakkında yapılan temyiz incelemesi sonucunda, Dairece kararın bozulmasına karar verilmiştir.
İlk Derece Mahkemesince bozmaya uyularak yeniden yapılan yargılama sonucunda; davanın kabulüne karar verilmiştir.
İlk Derece Mahkemesi kararı davalı vekili tarafından temyiz edilmekle; kesinlik, süre, temyiz şartı ve diğer usul eksiklikleri yönünden yapılan ön inceleme sonucunda, temyiz dilekçesinin kabulüne karar verildikten ve Tetkik Hâkimi tarafından hazırlanan rapor dinlendikten sonra dosyadaki belgeler incelenip gereği düşünüldü:
I. DAVA
Davacı vekili dava dilekçesinde; davacının alabalık çiftliği sahibi olduğunu, yaklaşık 15 yıldır alabalık üretim ve pazarlama ve perakende satış işi yaptığını, bu tesislerde 120 ton/yıl kapasite ile üretim ve satış yaptığını, ancak davalı şirketin Temmuz 2011 içerisinde Kayaiçi mevkiinde Karadere Nehiri (çayı) üzerinde hiçbir tedbir almadan dere ıslah, istinat çalışması yaptığını, bu çalışmada aşırı derecede bozuk, bulanık, çamurlu suya sebebiyet vererek bu suyun kendi çiftliğine gelmesine ve balıklarının zayiatına sebebiyet verdiğini iddia ederek fazlaya ilişkin hakkı saklı kalmak kaydıyla şimdilik 10.000,00 TL maddi tazminatın dava tarihinden itibaren işleyecek ticari faizi ile birlikte tahsiline karar verilmesini talep ve dava etmiş, talebini 05.09.2016 tarihli talep artırım dilekçesi ile 272.000,00 TL'ye yükseltmiştir.
II. CEVAP
Davalı vekili cevap dilekçesinde; talebin zamanaşımına uğradığını, sorumluluklarının olmadığını savunarak davanın reddini istemiştir.
III. İLK DERECE MAHKEMESİ KARARI
İlk Derece Mahkemesinin 09.05.2013 tarihli ve 2011/171 Esas 2013/156 Karar sayılı kararıyla; davacının iddia ettiği zararın tespit edilemediği, daha önce açmış olduğu bir tespit davası da bulunmadığı, balıkların zaiyata uğradığını da ispat edemediği gerekçeleri ile davanın reddine karar verilmiştir.
IV. BOZMA VE BOZMADAN SONRAKİ YARGILAMA SÜRECİ
A. İlk Bozma Kararı
İlk Derece Mahkemesinin 09.05.2013 tarihli ve 2011/171 Esas 2013/156 Karar sayılı kararına karşı süresi içinde davacı vekili temyiz isteminde bulunmuştur.
Yargıtay 4. Hukuk Dairesinin 09.06.2014 tarihli ve 2013/14251 Esas, 2014/9439 Karar sayılı ilamıyla; "Dosya kapsamından; mahkemece hükme esas alınan bilirkişi raporunda, davacı işletmenin geçmiş ve ilgili yıllardaki (2008, 2009, 2010 ve 2011 yılları) üretim faaliyetleri ile ilgili ilçe tarım müdürlüğünden gelen bilgiler karşılaştırması yapılarak ve her üç yılda giren ve çıkan balık aktiviteleri arasında fark olmadığı, tam üretim üzerinden teşvik aldığı, yine 2012 yılında da aynı teşviği aldığından zararının olmadığının belirtildiği, yine; davacı tarafından, olaydan hemen sonra ilçe tarım müdürlüğüne yaptırılan tespit sonucu düzenlenen 22.07.2011 tarihli tutanakta “ ...suyun kirlendiği,balık havuzlarında çamur biriktiği, yavru balıkların solungaçlarının tıkandığı, bunun sonucunda yavru balıklarda %50, sofralık alabalıklarda %20-25 civarında ölümler gerçekleştiği, dere boyu gidildiğinde Akenerji şantiyesinden kontrolsüz olarak yapılan dere ıslahının dereyi bulandırdığı...” hususunun belirtildiği anlaşılmaktadır.
Şu halde; ilçe tarım müdürlüğü tutanağına göre bir miktar zararın varlığı sabittir. Mahkemece tarafların kusurları ve zarar kapsamı belirlenip sonucuna göre bir karar verilmesi gerekirken, eksik inceleme ile davanın reddine karar verilmesi doğru değildir. Kararın bu nedenle bozulması gerekmiştir." denilerek hükmün bozulmasına karar verilmiştir.
B. İlk Derece Mahkemesince Bozmaya Uyularak Verilen Karar
İlk Derece Mahkemesinin 21.03.2018 tarihli 2014/329 Esas, 2018/106 Esas sayılı kararı ile davalı şirketin 2011 yılı Temmuz ayında hiçbir tedbir almadan dere ıslah, istinat çalışması yaptığı, bu nedenle suyun bulanmasına neden olduğu, suyun alabalık çiftliğine gelmesi üzerine davacının maliki olduğu balıkların ölümüne sebep olduğu gerekçesi ile davacının davasının kabulü ile, 272.000,00 TL tazminatın dava tarihi olan 01.08.2011 tarihinden itibaren işletilecek yasal faizi ile birlikte davalıdan alınarak davacı tarafa verilmesine karar verilmiştir.
C. İkinci Bozma Kararı
İlk Derece Mahkemesinin 21.03.2018 tarihli 2014/329 Esas, 2018/106 Esas sayılı kararına karşı süresi içinde davalı vekili temyiz isteminde bulunmuştur.
Yargıtay 4. Hukuk Dairesinin 08.04.2019 tarihli ve 2018/4871 Esas, 2019/2083 Karar sayılı ilamıyla; " Mahkemece, bozma sonrası bilirkişi raporu alınmış, dava ve ıslah dilekçeleri ile talep edilen maddi tazminat isteminin ödetilmesine karar verilmiştir.
Islah, iddia ve savunmanın genişletilmesi ve değiştirilmesi yasağının istisnası olup, 1086 sayılı HUMK'un 83 ve devamı maddelerinde, 6100 sayılı HMK'nın 176 ve devamı maddelerinde düzenlenmiştir. Her iki kanunda da ıslahın tahkikatın bitimine kadar yapılması gerektiği öngörülmüş, 04/02/1948 tarih ve 1944/10 Esas 1948/3 Karar sayılı İçtihadı Birleştirme Kararı ile de bozmadan sonra ıslah yapılamayacağı kabul edilmiştir. Şu durumda bozma ilamından sonra yapılan ıslah ile artırılan maddi tazminat miktarı yönünden davanın kabulüne karar verilmesi yasal düzenlemeye ve İçtihadı Birleştirme Kararına aykırı olup bu durum kararın bozulmasını gerektirmiştir." denilerek hükmün bozulmasına karar verilmiş; bu kez davacı vekili tarafından kararın düzeltilmesi istenmiştir.
Yargıtay 4. Hukuk Dairesinin 11.02.2020 tarihli ve 2019/2103 Esas, 2020/465 Karar sayılı ilamıyla; davacı vekilinin karar düzeltme isteğinin reddine karar verilmiştir.
D. İlk Derece Mahkemesince Bozmaya Uyularak Verilen Karar
İlk Derece Mahkemesinin 25.11.2020 tarihli 2020/65 Esas, 2020/456 Esas sayılı kararı ile her ne kadar yasa değişikliği olsa da bozma kararına uymakla ortaya çıkan hukuki durum ortadan kalkmayacağından, davacının davasının kabulü ile 10.000,00 TL tazminatın dava tarihi olan 01.08.2011 tarihinden itibaren işletilecek yasal faizi ile birlikte davalıdan alınarak davacı tarafa verilmesine karar verilmiştir.
E. Üçüncü Bozma Kararı
İlk Derece Mahkemesinin 25.11.2020 tarihli 2022/65 Esas, 2022/456 Esas sayılı kararına karşı süresi içinde davacı vekili ile davalı vekili temyiz isteminde bulunmuştur.
Yargıtay 4. Hukuk Dairesinin 19.10.2022 tarihli ve 2022/6653 Esas, 2022/12633 Karar sayılı ilamıyla; " 1-Dosyadaki yazılara, kararın bozmaya uygun olmasına, delillerin değerlendirilmesinde bir isabetsizlik bulunmamasına göre davalı vekilinin aşağıdaki bendin kapsamı dışında kalan temyiz itirazlarının reddi gerekmiştir.
2-Dava, maddi tazminat istemine ilişkindir.
Somut olayda dava dilekçesinde açıkça "fazlaya ilişkin hakları saklı kalmak kaydı ile 10.000,00 TL maddi tazminatın dava tarihinden itibaren işleyecek ticari avans faizi ile birlikte tahsili" talep edilmiş, mahkemece açılan davanın reddine karar verilmiştir. Dairemizin 09.06.2014 tarihli ilk bozma kararı üzerine, mahkemece tahkikata ilişkin olarak zararın hesaplanması için bilirkişi raporu alınmış, rapor sonrası davacı tarafça mahkemeye sunulan 05.09.2016 tarihli ıslah dilekçesi ile dava değeri 272.000,00 TL'ye yükseltilmiştir. Mahkemece verilen ikinci kararda davacının davasının kabulü ile 272.000,00 TL tazminatın dava tarihinden itibaren işleyecek yasal faizi ile tahsiline karar verilmiş, karara karşı davalı vekilince temyiz isteminde bulunulması üzerine Dairemizin 08.04.2019 tarihli kararında; bozma ilamından sonra yapılan ıslah ile artırılan maddi tazminat miktarı yönünden davanın kabulüne karar verilmesi yasal düzenlemeye ve İçtihadı Birleştirme Kararına aykırı olduğundan ikinci kez bozma kararı verilmiştir. Mahkemece ikinci bozma ilamına uyularak, ıslah yapılmamış gibi davacının davasının kabulü ile 10.000,00 TL tazminatın dava tarihinden itibaren işleyecek yasal faizi ile davalıdan tahsiline karar verilmiştir.
Her ne kadar mahkemece uyulan Dairemizin 08.04.2019 tarihli ilamında, bozmadan sonra ıslah yapılamayacağı gözetilerek davacı bakımından tazminatın belirlenmesine vurgu yapılmış ve mahkeme tarafından ıslahla artırılan 262.000,00 TL dikkate alınmadan karar verilmişse de, 7251 sayılı kanun ile değişik 6100 sayılı HMK'nın 177/2. maddesi gereği varılan sonuç doğru olmamıştır.
22.07.2020 yürürlük tarihli 7251 sayılı Kanun ile değişen 6100 sayılı HMK'nın 177/2. maddesinde; "Yargıtayın bozma kararından veya bölge adliye mahkemesinin kaldırma kararından sonra dosya ilk derece mahkemesine gönderildiğinde, ilk derece mahkemesinin tahkikata ilişkin bir işlem yapması halinde tahkikat sona erinceye kadar da ıslah yapılabilir. Ancak bozma kararına uymakla ortaya çıkan hukuki durum ortadan kaldırılamaz" düzenlemesine yer verilerek bozmadan sonra ıslah konusuna yasal açıklık getirilmiş, bozma kararı sonrası ıslah yapılıp yapılamayacağı hakkındaki farklı görüş ve uygulamalara son verilerek bozma ve kaldırma kararlarından sonra dosyanın ilk derece mahkemesine döndüğünde tahkikata ilişkin bir işlem yapılıyor ise tahkikat bitinceye kadar ıslah yapılabileceği net bir şekilde belirlenmiştir.
Açıklanan nedenlerle; 22.07.2020 yürürlük tarihli 7251 sayılı Kanun ile değişen 6100 sayılı HMK'nın 177/2. maddesi ile bozma kararından sonra tahkikata ilişkin bir işlem yapılması halinde, tahkikat sona erinceye kadar da ıslah yapılabileceğine dair açık düzenleme yapıldığı gözetilerek, Kanun değişikliği uyarınca Dairemizin ilk bozma kararından sonra tahkikata ilişkin işlem yapıldığı göz önünde
bulundurularak davacının 05.09.2016 tarihli dilekçesi değerlendirilerek bir karar verilmesi gerekirken yazılı şekilde karar verilmesi isabetli olmayıp bozmayı gerektirmiştir.
3-Bozma neden ve şekline göre davalı vekilinin vekalet ücretine ilişkin sair temyiz itirazlarının şimdilik incelenmesine yer olmadığına karar vermek gerekmiştir." denilerek hükmün bozulmasına karar verilmiştir.
F. İlk Derece Mahkemesince Bozmaya Uyularak Verilen Karar
İlk Derece Mahkemesinin yukarıda tarih ve sayısı belirtilen kararı ile davalı şirketin 2011 yılı temmuz ayında hiçbir tedbir almadan dere ıslah, istinat çalışması yaptığı, bu nedenle suyun bulanmasına neden olduğu, suyun alabalık çiftliğine gelmesi üzerine davacının maliki olduğu balıkların ölümüne sebep olduğu gerekçesiyle davacının davasının kabulü ile 272.000,00 TL tazminatın dava tarihi olan 01.08.2011 tarihinden itibaren işletilecek yasal faizi ile birlikte davalıdan alınarak davacı tarafa verilmesine karar verilmiştir.
V. TEMYİZ
A. Temyiz Yoluna Başvuranlar
İlk Derece Mahkemesinin yukarıda belirtilen kararına karşı süresi içinde davalı vekili temyiz isteminde bulunmuştur.
B. Temyiz Sebepleri
Daval vekili temyiz dilekçesinde; davacının kusuru ve zararı ispat edemediğini, mahkemenin yeterli araştırma yapmadan farazi bir karar verdiğini, davalı şikretin meydana gelen zarardan sorumluluğu olmadığını, taleplerin zamanaşımına uğradığını savunarak kararın bozulmasını talep etmiştir.
C. Gerekçe
1. Uyuşmazlık ve Hukuki Nitelendirme
Uyuşmazlık, davalı şirketin dere ıslahı çalışması sırasında davacının alabalık tesisinde yetiştirdiği balıkların zayi olması nedeni ile maddi zararın tazmini talebine ilişkindir.
2. İlgili Hukuk
6100 sayılı Hukuk Muhakemeleri Kanunu'nun geçici 3 üncü maddesi delaletiyle mülga 1086 sayılı Hukuk Usulü Muhakemeleri Kanunu'nun 427 vd. maddeleri.
3. Değerlendirme
Temyiz olunan nihai kararların bozulması 1086 sayılı Kanun'un 428 inci maddesinde yer alan sebeplerden birinin varlığı hâlinde mümkündür.
Temyizen incelenen kararın bozmaya uygun olduğu, kararda ve kararın gerekçesinde hukuk kurallarının somut olaya uygulanmasında bir isabetsizlik bulunmadığı, bozmaya uyulmakla karşı taraf yararına kazanılmış hak durumunu oluşturan yönlerin ise yeniden incelenmesine hukukça imkân bulunmadığı anlaşılmakla; temyiz dilekçesinde ileri sürülen nedenler kararın bozulmasını gerektirecek nitelikte görülmemiştir.
VI. KARAR
Açıklanan sebeplerle;
Davalı vekilinin yerinde görülmeyen tüm temyiz itirazlarının reddi ile usul ve kanuna uygun olan kararın ONANMASINA,
Aşağıda yazılı temyiz harcının temyiz eden davalıya yükletilmesine,
Dosyanın İlk Derece Mahkemesine gönderilmesine,
08.05.2024 tarihinde oy birliğiyle karar verildi.
Diğer kararlar (4)
7. Hukuk Dairesi, 2022/4309 E., 2022/7178 K.
yüksek eşleşmeKarar metninde maddeye atıf varAsliye Hukuk Mahkemesi
tam metni aç
6100 sayılı Hukuk Muhakemeleri Kanununun 177. maddesinde;
7. Hukuk Dairesi 2022/4309 E. , 2022/7178 K.
"İçtihat Metni"
MAHKEMESİ :Asliye Hukuk Mahkemesi
Davacı vekili tarafından, davalı aleyhine 11.11.2014 gününde verilen dilekçe ile el atmanın önlenmesi, eski hale iade, ecrimisil ve tazminat talebi üzerine Yargıtay 8. Hukuk Dairesinin bozma ilamına uyularak yapılan duruşma sonunda; davanın kabulüne dair verilen 16.12.2021 günlü hükmün Yargıtayca incelenmesi davalı vekili tarafından istenilmekle süresinde olduğu anlaşılan temyiz dilekçesinin kabulüne karar verildikten sonra dosya ve içerisindeki bütün kağıtlar incelenerek gereği düşünüldü:
K A R A R
Dava, el atmanın önlenmesi, eski hale getirme, ecrimisil ve tazminat istemine ilişkindir.
Davacı vekili, müvekkilinin Bursa ili, ... ilçesi, 456 ada (yeni 643 ada) 116 parsel sayılı taşınmazın maliki olduğunu, dava konusu taşınmaza davalının mermer taş bloklar yerleştirmek suretiyle haksız müdahale ettiğini, her bir mermer bloğun ağırlığının yaklaşık 25 ton olduğunu, taşınmazda tarım yapamama ihtimalinin oluştuğunu belirterek, dava konusu taşınmaza yapılan müdahalenin men'ine, taşınmazın eski hale getirilmesine, 05.06.2014 günlü tespit tarihinden itibaren tecavüzün sona erme tarihine kadar belirlenecek olan ecrimisil bedelinin (aylık 1.500,00 TL olmak üzere şimdilik 9.000,00 TL) ve tazminatın (şimdilik 1.000,00 TL) davalıdan tahsiline karar verilmesini istemiş, 14.12.2021 tarihli ıslah dilekçesi (bozmadan sonra) ile ecrimisil istemini 72.326,96 TL'ye, tazminat istemini ise 9.075,51 TL'ye ıslah etmiştir.
Davalı vekili, ticaret mahkemesinin görevli olduğunu, davalının dava konusu taşınmaza komşu parselde kiracı olduğunu, taşınmazların sınırlarını ayıran belirgin hiç bir emare bulunmadığını, kiracı sıfatıyla kullanılan yan parseldeki taşınmazın daha önce kömür depolama alanı olarak kullanıldığını, taşınmaz tarım toprağı vasfını yitirmiş ise davalının kusurunun bulunmadığını, haksız kullanıldığı iddia edilen kısmın dava konusu taşınmazın ne kadar kısmına isabet ettiği, ecrimisilin dava tarihine kadar istenebileceğini, dava tarihinden sonraki tarihe karşılık gelen talebin ayrı bir dava konusu olabileceğini belirterek davanın reddini savunmuştur.
Mahkemece, davanın kabulüne dair verilen kararın davacı vekili tarafından temyiz edilmesi üzerine Yargıtay 8. Hukuk Dairesinin 02.06.2020 gün ve 2018/5313 Esas, 2020/2850 Karar sayılı ilamında davacı vekilinin, sair temyiz itirazlarının reddine, usul ve yasaya aykırı hesaplandığı gerekçesiyle ecrimisile yönelik temyiz itirazlarının kabulü ile hükmün bozulmasına karar verilmiştir.
Mahkemece bozma ilamına uyularak yapılan yargılama sonucunda davalının fen bilirkişisi ... Güyen'in 09.03.2015 tarihli raporunda ''A'' harfi ile göstermiş olduğu 19.318,10 metrekarelik kısma müdahalesinin menine, eski hale getirilmesine dair verilen karar kesinleştiğinden yeniden hüküm kurulmasına yer olmadığına, 22.02.2021 tarihli heyet bilirkişi raporu uyarınca davacının ecrimisil talebinin kabulü ile 05.06.2014-11.11.2014 tarihleri arasındaki aylara ilişkin tespit edilen 72.326,96 TL ecrimisil bedelinin ve 9.079,51 TL eski hale getirme masrafının dava tarihinden itibaren işletilecek yasal faizi ile birlikte davalıdan alınarak davacıya verilmesine karar verilmiştir.
Hükmü, davalı vekili temyiz etmiştir.
6100 sayılı Hukuk Muhakemeleri Kanununun “Tarafların Duruşmaya Gelmemesi, Sonuçları ve Davanın Açılmamış Sayılması” başlığını taşıyan 150. maddesinin 2. fıkrasında “Usulüne uygun şekilde davet edilmiş olan taraflardan biri duruşmaya gelir, diğeri gelmezse, gelen tarafın talebi üzerine, yargılamaya gelmeyen tarafın yokluğunda devam edilir veya dosya işlemden kaldırılır. Geçerli bir özrü olmaksızın duruşmaya gelmeyen taraf, yokluğunda yapılan işlemlere itiraz edemez.” hükmüne, 320. maddesinin 4. fıkrasında; "Basit yargılama usulüne tabi davalarda, işlemden kaldırılmasına karar verilmiş olan dosya, yenilenmesinden sonra takipsiz bırakılırsa, dava açılmamış sayılır" hükmüne yer verilmiştir.
İddia ve savunma ..., 6100 sayılı Hukuk Muhakemeleri Kanununun hukuki dinlenilme ... başlıklı 27. maddesi ile usul hukukumuza yansıtılmıştır.
Anılan maddenin birinci fıkrasında davanın taraflarının kendi hakları ile bağlantılı olarak hukuki dinlenilme hakkına sahip oldukları belirtildikten sonra maddenin ikinci fıkrasında bu hakkın "açıklama ve ispat ..."nı da içerdiği vurgulanmıştır. Davanın taraflarının usul hukuku hükümlerine aykırı olarak açıklama ve ispat hakkını kullanmalarının kısıtlanması, iddia ve savunma hakkının kısıtlanması sonucunu doğurur.
6100 sayılı Hukuk Muhakemeleri Kanununun 27. maddesinde yer bulan “Hukuki Dinlenilme ...” gereğince davanın tarafları, müdahiller ve yargılamanın diğer ilgilileri, kendi hakları ile bağlantılı olarak hukuki dinlenilme hakkına sahip olup bu hakkın yargılama ile ilgili olarak bilgi sahibi olunmasını, açıklama ve ispat hakkını, mahkemenin açıklamaları dikkate alarak değerlendirmesini ve kararların somut ve açık olarak gerekçelendirilmesini içermektedir. Mahkeme, iki tarafa eşit şekilde hukukî dinlenilme ... tanıyarak hükmünü vermelidir. Anayasanın 36. maddesinde ve Avrupa İnsan Hakları Sözleşmesinin 6. maddesinde düzenlenen ... yargılanma hakkının en önemli unsuru olan hukukî dinlenilme ..., ... yargılanma ... içinde teminat altına alınmıştır. Bu hakka, tarafın ... meramını anlatma ... ya da iddia ve savunma ... da denilmektedir. Ancak, hukukî dinlenilme ..., bu ifadeleri de kapsayan daha geniş bir anlama sahiptir. Bu hak çerçevesinde, tarafların gerek yargı organlarınca gerekse karşı tarafça yapılan işlemler konusunda bilgilendirilmeleri zorunludur. Kişinin kendisinden habersiz yargılama yapılarak karar verilmesi, kural olarak mümkün değildir.
Bu kapsamda hukuki dinlenilme ..., bilgilenme/bilgilendirme, açıklama yapma, yargı organlarınca dikkate alınma ve kararların gerekçeli olması gibi hususları içerdiği açıktır. Bilgilenme ..., yargılamanın içeriğine dair tam bir bilgi sahibi olmanın yanında gerek karşı tarafın gerekse de yargı organlarının dosya içeriğine yapmış oldukları işlemleri öğrenmelerini kapsar. Bilgilenme/ bilgilendirme hakkının etkin biçimde kullanılabilmesi için gönderilecek tebligat ve davetiyelerde kanunda öngörülmüş şekil şartlarına sıkı sıkıya uyulması gerekmektedir. Ayrıca bu hak sadece davanın başındaki iddia ve savunmalar açısından değil yargılamanın her aşamasında dikkate alınmalıdır. Bu kapsamda devam eden bir yargılamada, tarafların açıklamaları için bilgilendirme yeterli olmayıp yargılamada yer alan diğer kişilerin (tanık, bilirkişi gibi) açıklamaları açısından da önemlidir. Bilgilenme hakkının usulüne uygun kullanımı ile tarafların haklarında öğrendikleri isnat ve iddialara karşı beyanda bulunabilme, davaya yönelik bilgi ve belge verebilme yani açıklama yapma ... da hukuki güvenceye bağlanmaktadır. Böylece davanın her iki tarafına eşit şekilde açıklama yapma ... tanınması ile adaletin görünür kılınması sağlanacaktır. Açıklamada bulunma ..., tarafların, yazılı veya sözlü şekilde iddia ve savunmalara karşı itirazda bulunabilme, davaya ilişkin beyanda bulunmalarını sağlar.
6100 sayılı Hukuk Muhakemeleri Kanununun 177. maddesinde; "ıslah, tahkikatın sona ermesine kadar yapılabilir. Yargıtayın bozma kararından veya bölge adliye mahkemesinin kaldırma kararından sonra dosya ilk derece mahkemesine gönderildiğinde, ilk derece mahkemesinin tahkikata ilişkin bir işlem yapması hâlinde tahkikat sona erinceye kadarda ıslah yapılabilir. Ancak bozma kararına uymakla ortaya çıkan hukuki durum ortadan kaldırılamaz.
(3) Islah, sözlü veya yazılı olarak yapılabilir. Karşı taraf duruşmada hazır değilse veya ıslah talebi duruşma dışında yapılıyorsa, bu yazılı talep veya tutanak örneği, haber vermek amacıyla karşı tarafa bildirilir." şeklinden düzenleme bulunmaktadır.
6100 sayılı Hukuk Muhakemeleri Kanununun 177. maddesine 22.07.2020 tarihinde 7251 sayılı Kanunun 18. maddesi ile eklenen fıkra ile bozmadan sonra da ıslah yapılabilmesinin önü açılmıştır.
Yukarıda açıklanan ilkeler ışığında somut olaya gelince;
1- Davalı vekili 15.12.2021 günlü dilekçesi ile 16.12.2021 tarihinde yapılacak celse için başka adliyede bulunan mahkemelerdeki aynı tarihli duruşmalarını somutlaştırarak mazeretli kabul edilmesini ve yeni duruşma gün ve saatinin UYAP ortamından öğrenmesine karar verilmesini talep etmiştir. Davalı vekilinin başka yerdeki mahkeme ile eldeki davanın duruşmasına aynı anda katılması mümkün olmadığından mazeret isteminin reddine karar verilmesi davalı asilin hukuki dinlenilme hakkına aykırılık oluşturmaktadır. Mazeret isteminin kabulü ile yeni duruşma gününün belirlenmesi gerekirken davalı vekilinin yokluğunda hüküm kurulması doğru görülmemiştir.
2- 6100 sayılı Hukuk Muhakemeleri Kanununun 177. maddesine göre karşı taraf duruşmada hazır değilse veya ıslah talebi duruşma dışında yapılıyorsa, bu yazılı talep veya tutanak örneği, haber vermek amacıyla karşı tarafa bildirilir. Davacı vekili tarafından 14.12.2021 tarihli ıslah dilekçesi dosyaya ibraz edilmiş, bu dilekçe davalı tarafa tebliğ edilmeden hüküm kurulması doğru görülmemiş, hükmün bozulmasına karar verilmiştir.
SONUÇ: Yukarıda açıklanan nedenlerle davalı vekilinin temyiz itirazlarının kabulü ile hükmün BOZULMASINA, peşin yatırılan harcın yatırana iadesine, kararın tebliğinden itibaren 15 gün içerisinde karar düzeltme yolu açık olmak üzere, 24.11.2022 tarihinde oy birliği ile karar verildi.
3. Hukuk Dairesi, 2021/5888 E., 2021/13033 K.
yüksek eşleşmeKarar metninde maddeye atıf varASLİYE HUKUK MAHKEMESİ
tam metni aç
Ancak ıslahın yapılması, Kanun uyarınca zaman bakımından sınırlandırılmış ve HMK'nın "Islahın Zamanı ve Şekli" başlıklı 177. maddesinin 1.
3. Hukuk Dairesi 2021/5888 E. , 2021/13033 K.
"İçtihat Metni"
MAHKEMESİ :ASLİYE HUKUK MAHKEMESİ
Taraflar arasındaki tazminat davasının mahkemece yapılan yargılaması sonucunda, davanın reddine dair verilen hükmün süresi içinde davacı vekili tarafından temyiz edilmesi üzerine; temyiz dilekçesinin kabulüne karar verildikten sonra, dosya içerisindeki bütün kağıtlar okunup gereği düşünüldü:
Y A R G I T A Y K A R A R I
Davacı; davalı şirketin imzaladıkları sebze ekim sözleşmesinden doğan vecibelerini yerine getirmediğini, bozuk tohum teslim ettiği için sözleşmede belirtilen malın üretilemediğini, ürün alınamaması nedeniyle müspet ve menfi zarara uğradığını, Çanakkale 2. Asliye Hukuk Mahkemesinin 2013/60 Değişik İş sayılı dosyası ile müspet zararının 21.204,61 TL olarak belirlendiğini, ayrıca kira ödediğini, sulama çapalama ve bakım masrafı yaptığını, davalının kusurları nedeniyle tahmini 40.000 TL zarara uğradığını; öte yandan beklediği verimi alamamaktan ya da hiç alamamaktan da menfi zararı doğduğunu ileri sürerek; fazlaya ilişkin hakları saklı kalmak kaydıyla 40.000 TL maddi tazminatın tespit tarihinden itibaren işleyecek yasal ticari faizi ile birlikte davalıdan tahsiline karar verilmesini istemiştir.
Davalı, davanın reddini dilemiştir.
Mahkemece; davanın reddine dair verilen hüküm davacı tarafın temyizi üzerine, Yargıtay (Kapatılan) 13. Hukuk Dairesinin 27/02/2020 tarihli ve 2017/3787 Esas 2020/2957 Karar sayılı kararıyla; “Görev kamu düzenine ilişkin olup, yargılamanın her aşamasında res'en gözetilir. Bu nedenle mahkemece, davaya Asliye Hukuk Mahkemesi Sıfatıyla bakılması gerekirken, Ticaret Mahkemesi sıfatı ile bakılarak yazılı şekilde karar verilmesi usul ve kanuna aykırıdır.” gerekçesiyle bozulmuştur.
Bozmaya uyularak yapılan yargılama sonucunda mahkemece, davacı tarafça zararın varlığı 29/05/2013 tarihinde öğrenildiği halde 5553 sayılı kanundaki altı aylık süre geçirilerek davanın 10/04/2014 tarihinde açıldığı; öte yandan, davacının bozuk tohum ve fide verildiği yönündeki iddiasını ispat edemediği gerekçesiyle, davanın reddine karar verilmiş; hüküm, davacı vekili tarafından temyiz edilmiştir.
6100 sayılı HMK'nın 141/1 maddesinde tarafların yargılamada iddia ve savunmalarını ne zamana kadar değiştirebilecekleri düzenlenmiştir. Bu madde uyarınca, tarafların cevaba cevap ve ikinci cevap dilekçeleri ile serbestçe, iddia ve savunmanın genişletilmesi yahut değiştirilmesi mümkündür. Yine HMK’nın 144/2 maddesinde, iddia ve savunmanın genişletilip değiştirilmesi konusunda ıslah ve karşı tarafın açık muvafakati hükümlerinin saklı olduğu belirtilmiştir. Bu anlamda ıslah, karşı tarafın rızasının olmadığı durumlarda yasağın başladığı andan itibaren iddia ve savunmaları değiştirme noktasında taraflar için tek çare olmaktadır.
Kavram olarak ıslah; taraflardan birinin yapmış olduğu usul işleminin tamamen veya kısmen düzeltilmesidir (6100 sayılı HMK. m. 176). Taraflar ihmal, unutma, yetersiz bilgi ve benzeri sebeplerle eksik ya da hatalı şekilde iddia ve savunmada bulunmuş olabilecekleri gibi, yargılama sırasında meydana gelen gelişmeler neticesinde de yargılamanın başında sundukları iddia ve savunmalarında değişiklik yapma ihtiyacı duyabilirler. Islah müessesesi, dava değiştirme, başka bir deyişle iddia ve savunmanın değiştirilmesi veya genişletilmesi yasağını bertaraf eden bir imkandır. Zira bu suretle, aslında yasal itiraz ile karşılanabilecek olan herhangi bir taraf muamelesi, ıslah kurumu yardımı ile artık bu itirazı davet etmeksizin yapılabilmektedir (Üstündağ S: Medeni Yargılama Hukuku, C.I.II.B.5, İstanbul 1992, s.534).
Islah, mahkemeye yöneltilen tek taraflı ve açık bir irade beyanı olduğundan, yasal şartları yerine getirildiği takdirde, karşı tarafın ya da mahkemenin kabulüne bağlı olmaksızın yapılabilir. İddia ve savunmayı değiştirme ya da genişletme sayılmayan hallerde veya karşı tarafın genişletme ve değiştirmeye rıza gösterdiği hallerde ıslaha başvurmaya gerek olmadığı açıktır. Davanın tamamen ıslahı mümkün olduğu gibi kısmen ıslahı da mümkündür. Ancak ıslahın yapılması, Kanun uyarınca zaman bakımından sınırlandırılmış ve HMK'nın "Islahın Zamanı ve Şekli" başlıklı 177. maddesinin 1. fıkrasında tahkikatın sona ermesine kadar ıslahın yapılabileceği düzenlenmiştir. Öte yandan, 28/07/2020 yürürlülük tarihli 7251 sayılı Kanun ile değişen 6100 sayılı HMK'nın 177. maddesinin 2. fıkrasında Yargıtayın bozma kararından veya bölge adliye mahkemesinin kaldırma kararından sonra dosya ilk derece mahkemesince gönderildiğinde, ilk derece mahkemesinin tahkikata ilişkin bir işlem yapması halinde tahkikat sona erinceye kadar da ıslah yapılabilir. Ancak bozma kararında uymakla ortaya çıkan hukuki durum ortadan kaldırılamaz.” düzenlemesine yer verilerek bozmadan sonra ıslah konusuna yasal açıklık getirilmiştir.
Tahkikat, HMK’nın 147. maddesi uyarınca ön inceleme aşamasının tamamlanmasından sonra başlamaktadır. Bu anlamda tahkikat evresinde işin esasına girilerek delillerin değerlendirilmesi sonucu bir karar verilmek üzere taraflar duruşmaya davet edilir. Bu yönüyle tahkikat evresi, yargılamanın en önemli ve uzun aşaması olarak nitelendirilmektedir. HMK 186. maddesi uyarınca; mahkeme, tahkikatın bittiğini tefhim ettikten sonra aynı duruşmada sözlü yargılama aşamasına geçer. Bu durumda taraflardan birinin talebi üzerine duruşma iki haftadan az olmamak üzere ertelenir. Hazır bulunsun veya bulunmasın sözlü yargılama için taraflara ayrıca davetiye gönderilmez. Sözlü yargılamada mahkeme, taraflara son sözlerini sorar ve hükmünü verir. HMK’nın 184. ve 185. maddeleri gereğince tahkikatı gerektiren bir husus kalmadığında mahkeme, tahkikatın bittiğini taraflara tefhim eder ve bu tefhim ile tahkikat aşaması sona erer.
Islah ise kavram olarak; taraflardan birinin yapmış olduğu usul işleminin tamamen veya kısmen düzeltilmesine denir ( HMK m. 176). Islah müessesesi, davayı değiştirme, başka
deyişle iddia ve müdafaanın değiştirilmesi veya genişletilmesi yasağını bertaraf eden bir imkandır. Zira bu suretle, aslında yasal itiraz ile karşılaşılabilecek olan herhangi bir taraf muamelesi, ıslah kurumu yardımı ile artık bu itirazı davet etmeksizin yapabilmektedir. 6100 sayılı HMK’nın 176. maddesine göre ıslah tamamen veya kısmen olmak üzere iki şekilde yapılabilmektedir.
Tamamen ıslahta davacı, davasını baştan (dava dilekçesinden) itibaren ıslah eder ve bir hafta içerisinde yeni bir dava dilekçesi verir (HMK m. 180). Davanın tamamen ıslahı yoluna, dava dilekçesinden (dava dilekçesi dahil) itibaren (HMK m. 179/2 de sayılanlar hariç) bütün usul işlemlerinin yapılmamış sayılması için başvurulur (HMK m. 179/1). Bu hâlde dava dilekçesinden itibaren yapılmış olan usul işlemlerinin (HMK m. 179/2 de sayılanlar hariç) tamamının yapılmamış sayılması (ıslah edilmesi, düzeltilmesi) söz konusu olduğu için buna davanın tamamen ıslahı denir. Başka bir anlatımla davacı tamamen ıslah ile yeni bir dilekçe vererek davasını baştan itibaren usule müteallik bütün işlemlerini değiştirebilir. Yani davacı bu yolla dava sebebini ve talep sonucunu tamamen değiştirip genişletebileceği gibi, davalı da tam ıslah ile savunmasını tamamen değiştirip genişletebilecektir. Bunun doğal sonucu olarak, dava dilekçesinde yer alan ilk talep içeriği değil, ıslah yoluyla açıklanan talep içeriği nazara alınarak araştırma ve inceleme yapılması ve mahkemece verilecek hükümde de ıslahla ileri sürülen istemin karşılanması gerekecektir.
Tüm bu açıklamalar çerçevesinde somut olay değerlendirildiğinde; bozma kararı üzerine davacı asil tarafından sunulan 16/02/2021 tarihli dilekçede; talebinin taraflar arasındaki sözleşmeden kaynaklı olup sözleşme gereğince yetiştirilen ürünlerin davalı tarafça vaktinde alınmadığı, ürünlerin tarlada bekletilmesi nedeniyle zarar görüp parçalandığı, oluşan zararın davalıdan tahsilinin istendiğini bildirilmiştir. HMK’nın 176. maddesindeki, taraflardan her birinin yapmış olduğu usul işlemlerini kısmen veya tamamen ıslah edebileceğine ilişkin düzenleme karşısında, 16/02/2021 tarihli dilekçe, gerek içeriği gerekse talep sonucu bakımından davanın ıslahı niteliğinde olduğuna ve 7251 sayılı Kanun ile değişen 6100 sayılı HMK'nın 177/2. maddesine göre bozmadan sonra ıslah mümkün olduğundan, mahkemece davaya ıslah edilen talep kapsamına göre devam edilerek tarafların iddia ve savunmaları doğrultusunda delillerinin toplanması gerekirken, eksik inceleme ile yazılı şekilde karar verilmesi doğru görülmemiş, bozmayı gerektirmiştir.
SONUÇ: Yukarıda açıklanan nedenlerle hükmün HUMK'nın 428 inci maddesi gereğince davacı taraf yararına BOZULMASINA, peşin alınan temyiz harcının istek halinde temyiz edene iadesine, 6100 sayılı HMK'nın Geçici Madde 3 atfıyla 1086 sayılı HUMK'nın 440 ıncı maddesi gereğince kararın tebliğinden itibaren 15 günlük süre içinde karar düzeltme yolu açık olmak üzere, 15/12/2021 tarihinde oy birliği ile karar verildi.
2. Hukuk Dairesi, 2023/1959 E., 2024/188 K.
orta eşleşmeKarar metninde maddeye atıf varİstanbul Bölge Adliye Mahkemesi 10. Hukuk Dairesi
tam metni aç
Hukuk Dairesi kararıyla ihtiyati tedbir kararının kaldırıldığını, sonrasında banka adına tapu tescil işlemi gerçekleştirildiğini, 6100 sayılı Kanun'un 177 nci maddesinin ikinci fıkrası gereğince davayı ıslah ettiklerini, harç eksikliğinin tamamlanması ile ilgili ara karar kurulması ile tahkikat aşaması işleminin gerçekleştiğinin sabit olduğunu, ipotek işleminin tesis edildiği tarihte müvekkilinin
2. Hukuk Dairesi 2023/1959 E. , 2024/188 K.
"İçtihat Metni"
MAHKEMESİ : İstanbul Bölge Adliye Mahkemesi 10. Hukuk Dairesi
SAYISI : 2022/1952 E., 2022/2066 K.
DAVA TARİHİ : 20.11.2015
KARAR : Esastan ret
İLK DERECE MAHKEMESİ : Tekirdağ 1. Aile Mahkemesi
SAYISI : 2020/432 E., 2022/197 K.
Taraflar arasındaki ipoteğin kaldırılması davasından dolayı yapılan yargılama sonunda İlk Derece Mahkemesince davanın kabulü ile ipoteğin kaldırılmasına karar verilmiştir. Kararın davalı banka vekili tarafından istinaf edilmesi üzerine, Bölge Adliye Mahkemesince başvurunun kabulü ile hükmün kaldırılarak İlk Derece Mahkemesine gönderilmesine karar verilmiştir.
Gönderme kararı sonrasında yapılan yargılama sonunda İlk Derece Mahkemesince ıslah edilen davanın kabulü ile tapu iptali ve tesciline karar verilmiştir.
Kararın davalı banka tarafından istinaf edilmesi üzerine, Bölge Adliye Mahkemesince başvurunun esastan reddine karar verilmiştir.
Bölge Adliye Mahkemesi kararı davalı banka vekili tarafından temyiz edilmekle; kesinlik, süre, temyiz şartı ve diğer usul eksiklikleri yönünden yapılan ön inceleme sonucunda, temyiz dilekçesinin kabulüne karar verildikten ve Tetkik Hâkimi tarafından hazırlanan rapor dinlendikten sonra dosyadaki belgeler incelenip gereği düşünüldü:
I. DAVA
1. Davacı vekili dava dilekçesinde; müvekkili ile davalının 2001 yılında evlendikleri, evlilik birliği içinde 2008 yılında davalı ... adına satın aldıkları tapu da Tekirdağ İli, Hürriyet Mah. Ada: 2066, Parsel: 1, C BLok 1. Kat No: 6 'da kayıtlı Hürriyet Mahallesi Öğretmenler Caddesi ... Sokak Doruk Kent Sitesi C Blok D: 6 Süleymanpaşa/ Tekirdağ adresinde bulunan gayrimenkulü aile konutu olarak kullanmaya başladıklarını, hali hazırda bu konutun aile konutu olduğunu, davalı eşinin çalışmakta olduğu ...Petrol Ürünleri Otom. Ve Gıda Mad. San. Ve Tic. Ltd. Şti. tarafından kullanılan krediye 02.02.2012 tarihinde kefil olduğu ve tarafların aile konutu olarak kullandıkları gayrimenkulü davalı banka lehine aynı tarihte 240.000,00 TL bedelle ipotek ettirdiğini, davalı bankanın burada iyi niyetli davranmayarak müvekkilinin hiçbir bilgisi, izni ya da muvafakatı olmadan aile konutu olarak kullanılan bu gayrimenkulü ipotek ettiğini, müvekkilinin aile sorunları nedeniyle aile konutu şerhi verilmesi istemi ile 13.08.2015 tarihinde tapuya gittiğinde Türkiye Halk Bankası'nın ipotek işleminin olduğunu öğrendiğini, niza konusu gayrimenkulün tapu kaydında halen Aile Konutu Şerhinin mevcut olduğunu belirterek açılan davalarının kabulü ile; müvekkilinin zarar görmemesi bakımından aile konutu olarak kullanılan Tekirdağ İli, Hürriyet Mah. Ada: 2066, Parsel: 1, C BLok 1. Kat No: 6 'da kayıtlı taşınmazın tapu kaydına davalıdır şerhinin ve 3. kişilere devrinin önlenmesi bakımından ihtiyati tedbir şerhi konulmasına, dava konusu taşınmazın tapu kaydında yer aldığı üzere aile konutu olarak tespit ve tescil ile gayrimenkul üzerine müvekkilinin rızası olmadan konulan ipotek kaydı ve işleminin kaldırılmasına karar verilmesi talep etmiştir.
2.Davacı vekili 31.03.2021 tarihli ıslah dilekçesinde, dava dilekçesi ve yargılama aşamasındaki beyanlarını tekrarlamış, İstanbul Bölge Adliye Mahkemesi 10. Hukuk Dairesi kararıyla ihtiyati tedbir kararının kaldırıldığını, sonrasında banka adına tapu tescil işlemi gerçekleştirildiğini, 6100 sayılı Kanun'un 177 nci maddesinin ikinci fıkrası gereğince davayı ıslah ettiklerini, harç eksikliğinin tamamlanması ile ilgili ara karar kurulması ile tahkikat aşaması işleminin gerçekleştiğinin sabit olduğunu, ipotek işleminin tesis edildiği tarihte müvekkilinin taşınmazı aile konutu olarak kullandığını, bankanın iyi niyetli kabul edilemeyeceğini belirterek ipoteğin kaldırılması talepli davanın taşınmazın ihale ile banka adına tescil edilmesi nedeniyle tapu kaydının iptali ile davalı eş adına tesciline, aksi halde fazlaya ilişkin hakları saklı kalmak kaydıyla belirsiz alacak davası olarak taşınmazın ekonomik karşılığının tazmini talepli 130.300,00 TL tazminatın dava tarihinden itibaren işleyecek en yüksek faiziyle birlikte tahsiline karar verilmesini talep etmiştir.
II. CEVAP
1.Davalı banka vekili cevap dilekçesinde; ipotek tesis edilirken taşınmazda aile konutu şerhinin olmadığını, bu nedenle ipoteği tesis ettiklerini, davanın reddinin gerektiğini, müvekkili bankanın alacağının tahsili amacıyla ipotek tesis ettiğini, müvekkili bankanın kötü niyetli hareket ettiğinin söylenemeyeceğini, buna ilişkin bir delilin de sunulamadığını, davacının eşi ile birlikte ipotek tesisi sırasında taşınmazın ipotek verilmesi işlemine muvafakatının olduğunu, davacının ipotek tesisine muvafakat ettiğinden, icrai işlemler sırasında kendisinin bizzat haberdar olduğu işlemlere karşı hiçbir itirazda bulunmadığını, davacının genel kurallara dayanarak yasanın tanıdığı hakları kötüye kullanmaya kalktığını, işlem yapılmadan taşınmazın ipotekle takyit edilmesine rıza göstererek, ipotek tesisine ve dolayısıyla kredi kullandırılmasına olanak sağladığını, daha sonra kredinin ödenmemesi nedeniyle icra takibi başlatıldığını, sonrasında ihalenin gerçekleştiğini, ihalenin gerçekleşmesinden 7 gün sonra iş bu davayı ikame ettiğini belirterek ihtiyati tedbirin kaldırılmasına, tedbir devam edecekse ihale bedeli kadar teminat yatırılmasına, yasal dayanağı bulunmayan davanın reddine karar verilmesini talep etmiştir.
2.Davalı ... cevap dilekçesinde; dava dilekçesinde iddia edildiği üzere ...Petrol Ürünleri Otom. Ve Gıda Mad. San. Ve Tic. Ltd. Şti.'de sigortalı olarak çalıştığını, patronunun ricası üzerine davalı bankadan aldığı krediye kefil olduğunu, aynı gün oturdukları gayrimenkulü 240.000,00 TL bedelle ipotek ettirdiğini, patronunun bu krediyi kısa süre içinde kapatacağını söylediğini, bu nedenle eşine haber vermediğini, ancak krediyi kullanan patronunun krediyi ödemeyince banka tarafından icra takibi başlatıldığını, takipte eline bir belge ulaşmadığından muhtara tebligat yapıldığından gerekli itirazlarını yapamadığını, icra dosyasındaki usulsüzlükler nedeniyle ihalenin feshi ve takibin iptali için Tekirdağ İcra Hukuk Mahkemesine 2015/515 Esas sayılı dosya ile dava açtığını, eşinin bu arada bankanın ipoteğinden haberdar olduğunu, ancak banka tarafından eşine bilgi verilmediğini, bu konuyu eşinden saklamış olduğundan bu konunun aralarında büyük bir sorun olduğunu, bu nedenle tartıştıklarını, tartışma nedeniyle eşinin kendisinden şikayetçi olduğunu, daha sonra şikayetinden vazgeçtiğini, davacı eşinin yaptığı kredi sözleşmesinden ve müşterek ev olarak kullandıkları konutu ipotek ettirdiğinden hiçbir şekilde haberinin olmadığını belirterek açılan davayı kabul ettiğini, kabulüne karar verilmesini talep etmiştir.
III. İLK DERECE MAHKEMESİ KARARI
A. İlk Derece Mahkemesinin Birinci Kararı
İlk Derece Mahkemesinin 20.12.2016 tarih ve 2015/816 Esas, 2016/861 Karar sayılı kararı ile; dava dosyasında aile konutu üzerine davalı banka lehine ipotek tesis edilip dosya içerisinde davacı eşin muvafakatnamesinin mevcut olmadığı ve davacı eşin rızası olduğu yönünde bir beyan bulunmadığı ve davacının rızası olmadığını ileri sürdüğü, eşin açık rızası alınmadan yapılan işlemin geçerli olduğunu kabul etmek imkansız olup bu durum karşısında yasal düzenlemeler ve ilkelere uygun değerlendirme yapılarak davanın kabulü gerektiği gerekçesiyle Tekirdağ İli, Merkez İlçesi, Hürriyet Mah., 2066 Ada, 1 Parsel C Blok K: 1 No: 6'da kayıtlı taşınmaz üzerine davalı banka lehine konulan ipotek kaydının kaldırılmasına; hesap olunan 16.394,40 TL nispi harçtan peşin alınan 27,70 TL harcın mahsubu ile bakiye 13.366,70 TL harcın davalılardan müştereken ve müteselsilen alınarak Hazine'ye irat kaydına karar verilmiştir.
B. Bölge Adliye Mahkemesinin Gönderme Kararı
1.İlk Derece Mahkemesinin yukarıda belirtilen kararına karşı süresi içinde davalı banka vekili istinaf başvurusunda bulunulmuştur.
2.Bölge Adliye Mahkemesinin 27.10.2020 tarih ve 2018/3114 Esas, 2020/1251 Karar sayılı kararı ile; dava açıldığında 27,70 TL başvurma harcı ve 27,70 TL peşin harç ve 45,60 TL tedbir talebi harcının yatırıldığı, ipoteğin kaldırılmasına ilişkin istemlerin nispi harca tabi olup, davanın değeri ipotek miktarı olduğundan, bu bedel üzerinden nispi harç tamamlattırılmadan müteakip işlemler yapılamayacağı, açıklanan nedenlerle nispi peşin harç noksanlığının tamamlattırılması, tamamlandığı takdirde işin esasına girilmesi, tamamlanmaması halinde Harçlar Kanununun 30 uncu maddesi gereğince işlem yapılması gerekirken, harç eksikliği tamamlanmadan yargılamaya devamla işin esası hakkında karar verilmesi yasaya aykırı olduğundan başka yönler incelenmeksizin İlk Derece Mahkemesi kararının kaldırılmasına, harç eksikliği giderilerek yeniden hüküm verilmesi amacıyla dosyanın mahkemesine gönderilmesine, yine dava dilekçesindeki talep üzerine "Tekirdağ Çarşı Polis Merkezi Amirliği'ne yazı yazılarak dava konusu Tekirdağ Merkez Hürriyet Mah. Ada; 2066 Parsel: 1 C Blok 1. Kat No: 6 Cilt: 1 Sahife: 83'de kayıtlı taşınmazın tapu kaydına ihtiyati tedbir konulmasına," karar verildiği, ihalenin feshi davasının kesinleştiği dikkate alınarak ihtiyati tedbire yönelik istinaf talebinin kabulüne, Mahkemece dava konusu taşınmaz üzerine konulan ihtiyati tedbir kararının kaldırılmasına da karar verilmiştir.
C. İlk Derece Mahkemesinin Son Kararı
İlk Derece Mahkemesinin yukarıdaki başlıkta tarih ve sayısı belirtilen kararı ile; kaldırma kararı sonrasında davacı vekili tarafından ıslah dilekçesi sunulduğu, nispi harç yatırıldığı, davacı vekili davayı tam ıslah dilekçesinde davalı banka adına ihale sonucunda oluşan dava konusu gayrimenkulün tapu kaydının iptali ile mülkiyetin önceki haline iadesine ve davalı eş ... adına tesciline, tapu iptal ve tescil konusundaki talepleri kabul görmemesi halinde fazlaya ilişkin hakları saklı kalarak harca esas olarak 130.300.00 TL olarak gösterilen değer ile istenen taşınmazın ekonomik karşılığının tazmini ile müvekkiline ödenmesi konusundaki bedeli bilirkişi raporu doğrultusunda 582.273,57 TL arttırmak ve ilgili harcı da yatırmak sureti ile bilirkişi raporundaki keşif tarihindeki güncel değeri üzerinden 712.573,57.TL olarak arttırma taleplerinin kabulüne, davalı taraftan ihale tarihinden itibaren işleyecek en yüksek faizli ile tahsili ile müvekkiline ödenmesine; teminat karşılığında konulan ihtiyati tedbir şerhinin karar kesinleşinceye kadar devamına karar verilmesini talep ettiği, dava konusu taşınmazın dava tarihinde davacı ...'in eşi olan davalılardan ... adına kayıtlı olduğu, davalı eş Sezgin'in sigortalı çalıştığı iş yeri olan "...Petrol Ürünleri Otomotiv ve Gıda Maddeleri San. Tic. Ltd. Şti" nin Türkiye Halk Bankası Tekirdağ Şubesinden kullandığı krediye kefil olduğu ve bankanın bu alacağı nedeniyle dava konusu taşınmaz üzerine 02.02.2012 tarihinde 240.000,00 TL bedel ile ipotek tesis edildiği, ipotek işlemi tesis edilirken 4721 sayılı Kanun'un 194 üncü maddesinin birinci fıkrası gereği davacının açık rızasının alınmadığı, kadının bilahare bu ipotek tesis işleminden sonra taşınmaz üzerine aile konutu şerhi koydurduğu, asıl borçlu olan ve davalı ...'in çalıştığı ticari şirketin borcunu ödememesi üzerine davalı banka tarafından dava konusu taşınmaz ile ilgili olarak alacaklı sıfatıyla Tekirdağ 1. İcra Müdürlüğü'nün 2013/6555 Esas sayılı dosyası ile ipoteğin paraya çevrilmesi yoluyla icra takibinde bulunulduğu ve aile konutu olarak kullanılan bu gayrimenkulün icra müdürlüğünce satışa çıkartılarak davalı bankanın alacağına mahsuben ihalenin gerçekleştiği, bu defa davalı eş ... tarafından Tekirdağ İcra Hukuk Mahkemesi'nin 2015/515 Esas sayılı dosyası ile ihalenin feshi davası açıldığı ancak yapılan yargılama sonunda davanın reddine karar verildiği, Mahkemece taşınmaz üzerine konulan tedbir nedeniyle davalı bankanın tescil işlemini gerçekleştiremediği ve bu arada da mahkemenin 2015/816 Esas-2016/861 Karar sayılı kararı ile ipoteğin kaldırılmasına karar verildiği, davalı bankanın kararı istinaf etmesi üzerine İstanbul Bölge Adliye Mahkemesi 10. Hukuk dairesi'nin 2018/3114 Esas, 2020/1252 Karar sayılı kararı ile kaldırma kararı verildiği, tedbirin kalkması ile birlikte davalı banka tarafından taşınmaza ilişkin tescil işleminin gerçekleştirildiği, taşınmazın tapuda davalı banka adına kayıt ve tescil edildiği, dava konusu taşınmazın davacı ... ve davalı eş ...'in aile konutu olduğu, davacı kadının rızası alınmadan aile konutu üzerinde kısıtlayıcı bir işlem olan ipotek tesis edildiği, davalı bankanın basiretli tacir gibi davranma yükümlülüğü olup mevcut dosyada bankanın özen ve basiretli tacir gibi davranma yükümlüğünü yerine getirmediği, aile konutu olan gayrimenkulde diğer eşin açık rızası alınmadan ipotek tesis işlemini gerçekleştirdiği, bu durumda davalı bankanın iyi niyetli olduğunu kabul etmenin mümkün olmadığı, Yargıtay Hukuk Genel Kurulunun 2019/2-318 Esas ve 2019/1238 Karar sayılı kararı ve aynı mahiyetteki emsal kararları da gözetilerek yapılan değerlendirmede; dava konusu taşınmazın cebri icra ve ihale sonucu satılması, ihalenin kesinleşmesi ve tescil ile de davalı eş adına olan tapu kaydının davalı banka adına geçmesi halinde dahi aile konutu niteliğinde olduğu hususunda tereddüt ve duraksama bulunmayan taşınmaz için davacı kadının açık rızası alınmadan tesis edilen ipotek işleminin bağlayıcılığının bulunmadığı, ipotek işleminin baştan itibaren geçersiz olması nedeniyle banka adına cebri icra ve ihale ile yapılan tescilin de yolsuz tescil olduğu, bu durumda ihalenin feshi davası açılıp açılmamasının bir öneminin de bulunmadığı, tüm bu nedenlerle cebri icra ve ihale sonucu davalı bankaya ihale ve akabinde tescil edilen taşınmaz ilişkin tescilin de yolsuz tescil olması nedeniyle tapu kaydının iptalinin gerektiği anlaşılmakla dava konusu taşınmazın davalı banka adına olan kaydının iptali ile taşınmazın davalı eş ... adına kayıt ve tesciline karar verilmiştir.
IV. İSTİNAF
A. İstinaf Yoluna Başvuranlar
İlk Derece Mahkemesinin yukarıda belirtilen kararına karşı davalı banka vekili istinaf başvurusunda bulunmuştur.
B. İstinaf Sebepleri
Davalı banka vekili istinaf dilekçesinde; davacının davasının ipoteğin fekki davası olduğunu, ipoteğin, yargılamanın devamı sırasında kaldırılması üzerine Mahkemece konusu kalmayan davanın reddine karar verileceği yerde davacının ıslah talebinin kabulüne karar verilmesi usul ve yasaya aykırı olduğunu, davacının, davaya konu ipotekten en başından beri haberi olup ipoteğin kaldırılması veya konutun aile konutu olduğu yönünde hiçbir itiraz, beyan ve talep sunmayarak ihale gerçekleştikten ve taşınmaz davalı müvekkile ihale yolu ile geçtikten sonra gerçek dışı beyanlarla eldeki davasını açtığını, davacının kötü niyetli olduğunu belirterek kabul edilen dava ve devam eden tedbir yönünden istinaf buşvurusunda bulunmuştur.
C. Gerekçe ve Sonuç
Bölge Adliye Mahkemesinin yukarıdaki başlıkta tarih ve sayısı belirtilen kararı ile; ipoteğin kaldırılması davasının ıslahla tapu iptal ve tescil davasına dönüştürülmesine engel yasal düzenlemenin bulunmadığı, davanın ıslahı halinde uyuşmazlığın ıslah talebi doğrultusunda neticelendirilmesinin yasal zorunluluk olduğu, aile konutu niteliğinde olan taşınmaz için davacı eşin açık rızası alınmadığından, cebri satış sonucu davalı banka adına tescil edilen taşınmazın tapu kaydının iptali ile davalı eş adına tesciline karar verilmesinde usul ve yasaya aykırılık bulunmadığı, bilirkişi raporuna yönelik itirazların değerlendirilmemesinin verilecek kararın esasına etki etmeyeceği, taşınmazın uyuşmazlık konusu olması nedeniyle 6100 sayılı Hukuk Muhakemeleri Kanunu'nun (6100 sayılı Kanun) 389 uncu ve devamı maddeleri uyarınca tapu kaydına ihtiyati tedbir konulmasında yasaya aykırılık bulunmadığı anlaşıldığından davalı bankanın tüm istinaf taleplerinin esastan reddine karar verilmiştir.
V. TEMYİZ
A. Temyiz Yoluna Başvuranlar
Bölge Adliye Mahkemesinin yukarıda belirtilen kararına karşı süresi içinde davalı banka vekili temyiz isteminde bulunmuştur.
B. Temyiz Sebepleri
Davalı banka vekili temyiz dilekçesinde; istinaf başvuru dilekçesini tekrarla kabul edilen dava yönünden kararın bozulmasına, ihtiyati tedbir kararının ise kaldırılmasına karar verilmesini talep etmiştir.
C. Gerekçe
1. Uyuşmazlık ve Hukuki Nitelendirme
Uyuşmazlık, davanın kabulü için aranan yasal şartların oluşup oluşmadığı noktasında toplanmaktadır.
2. İlgili Hukuk
6100 sayılı Hukuk Muhakemeleri Kanunu’nun (6100 sayılı Kanun) 177 nci maddesinin ikinci fıkrası, 369 uncu maddesinin birinci fıkrası ile 370 ve 371 inci maddeleri. 4721 sayılı Kanun’un 6 ncı ve 194 üncü maddesi.
3. Değerlendirme
1.Bölge adliye mahkemelerinin nihai kararlarının bozulması 6100 sayılı Kanun'un 371 inci maddesinde yer alan sebeplerden birinin varlığı hâlinde mümkündür.
2.Temyizen ..., tarafların karşılıklı iddia ve savunmalarına, dayandıkları belgelere, uyuşmazlığa uygulanması gereken hukuk kuralları ile hukuki ilişkinin nitelendirilmesine, dava şartlarına, yargılama ve ispat kuralları ile kararda belirtilen gerekçelere göre usul ve kanuna uygun olup davalı banka vekilince temyiz dilekçesinde ileri sürülen nedenler kararın bozulmasını gerektirecek nitelikte görülmemiştir.
VI. KARAR
Açıklanan sebeplerle;
Temyiz olunan Bölge Adliye Mahkemesi kararının 6100 sayılı Kanun'un 370 inci maddesinin birinci fıkrası uyarınca ONANMASINA,
Aşağıda yazılı temyiz giderinin temyiz edene yükletilmesine,
Dosyanın İlk Derece Mahkemesine, kararın bir örneğinin Bölge Adliye Mahkemesine gönderilmesine,
11.01.2024 tarihinde oy birliğiyle karar verildi.
3. Hukuk Dairesi, 2023/4053 E., 2023/2288 K.
orta eşleşmeKarar metninde maddeye atıf varAsliye Hukuk Mahkemesi
tam metni aç
28.07.2020 tarih ve 31199 sayılı Resmi Gazetede yayımlanarak yürürlüğe giren 7251 Sayılı Kanun ile 6100 sayılı Hukuk Muhakemeleri Kanunu’nun 177/2 nci maddesine göre;
3. Hukuk Dairesi 2023/4053 E. , 2023/2288 K.
"İçtihat Metni"
MAHKEMESİ :Asliye Hukuk Mahkemesi
SAYISI : 2014/22 E., 2021/297 K.
Taraflar arasındaki tazminat davasından dolayı yapılan yargılama sonunda, Mahkemece bozmaya uyularak davanın kısmen kabulüne karar verilmiştir.
Kararın bir kısım davacılar (..., ..., ..., ..., ..., ..., ..., ..., ...) vekili ve davalılardan ... Alibeyköy Hastanesi Halk Sağlığı Hizmet San. ve Tic. A.Ş. vekili tarafından temyiz edilmesi üzerine, Dairece Mahkeme kararının onanmasına karar verilmiştir.
Davalı ... Alibeyköy Hastanesi Halk Sağlığı Hizmet San. Tic. A.Ş. vekili tarafından Dairece verilen kararın düzeltilmesi istenilmiş olmakla; kesinlik, süre ve diğer usul eksiklikleri yönünden yapılan ön inceleme sonucunda, karar düzeltme dilekçesinin kabulüne karar verildikten ve Tetkik Hâkimi tarafından hazırlanan rapor dinlendikten sonra dosyadaki belgeler incelenip gereği düşünüldü:
I. DAVA
Davacılar; ... ve ...'in kızı, ...'in ve ...'nin torunu ve ...'in kardeşi olan 9 yaşındaki ... ...'in 11.03.2004 tarihinde bademcik ameliyatı için davalı hastaneye yatırıldığını, ancak yanlış anestezi uygulaması nedeni ile bitkisel yaşama girdiğini ve yaklaşık 11 ... yoğun bakım sonrasında akabinde Samatya SSK İstanbul Eğitim Hastanesinde yaşamını yitirdiğini belirterek, fazlaya ilişkin hakları saklı kalmak kaydıyla 60.000,00 TL maddi, her bir davacı için 100,000,00 TL olmak üzere 500.000,00 TL manevi olmak üzere toplam 560.000,00 TL tazminatın olay tarihinden itibaren yasal faizi ile birlikte davalılardan müştereken ve müteselsilen tahsiline karar verilmesini talep ve dava etmişler, 16.01.2020 havale tarihli ıslah dilekçesi ile; fazlaya ilişkin hakları saklı kalmak üzere, maddi tazminatın 188.397,87 TL arttırılarak 248.397,87 TL'nin tahsiline karar verilmesini talep etmişlerdir.
II. CEVAP
1. Davalılardan ...; hastanenin o dönemki yönetim kurulu başkanı olduğunu, olayın meydana gelmesinde herhangi bir kusur ve kabahati bulunmadığı gibi mesleğinin de doktorluk olmadığını, gereken her şeyin yapıldığını, beyan ederek davanın reddini dilemiştir.
2. Davalılardan ... Ozan; anestezi uzmanı doktor olduğunu, küçüğün anestezi sırasında bronşlarında sıkışma ve akciğerlerin aldığı havayı dışarı vermemesi üzerine solunumun durması denilen komplikasyon geçirdiğini beyan ederek davanın reddini dilemiştir.
3. Davalılardan ...; merhum küçüğün ölüm sebebinin beyne oksijen gitmemesi olduğunu, ölüm sebebi ile eylemi arasında illiyet bağı bulunmadığını, ceza davasının düştüğünü, dosyada Yüksek Sağlık Şurasına gönderme şartlarının oluşmadığını beyan ederek davanın reddini dilemiştir.
4. Davalılardan ...; başhekim olması nedeni ile hasta yakınlarının yoksulluğunu ve çaresizliğini belirtmeleri üzerine ücretsiz olarak muayene ve tetkiklerinin yapılmasını sağladığını, ameliyat olan hastalarda komplikasyon olabileceğini beyan ederek davanın reddini dilemiştir.
5. Davalılardan ... Alibeyköy Hastanesi Halk Sağlığı Hizmet San. ve Tic. A.Ş. vekili; narkoz uygulamasına bağlı ortaya çıkan durum karşısında gerekli tıbbi müdahalenin yapıldığının hastane kayıtlarından anlaşıldığını, mağdurların bu ameliyata rızasının olduğunu, hasta yakınlarının ameliyat riski konusunda bilgilendirildiklerini ve ameliyat öncesinde muvafakatname verdiklerini beyan ederek davanın reddini dilemiştir.
III. MAHKEME KARARI
İstanbul 18. Asliye Hukuk Mahkemesinin 03.04.2012 tarihli ve 2005/23 E., 2012/233 K, sayılı kararıyla; Adli Tıp Kurumu 3 üncü İhtisas Kurulu ve itiraz üzerine Adli Tıp Kurumu Genel Kurulunun düzenlemiş olduğu raporlarda küçüğün ameliyat ve tedavisi sırasında yapılan işlemlerin tıp kurallarına uygun olduğu, davalı hekimler ve hastanenin küçüğün ölümünde herhangi bir kusurlarının olmadığının tespit edildiği gerekçesi ile davanın reddine karar verilmiştir.
IV. BOZMA VE BOZMADAN SONRAKİ YARGILAMA SÜRECİ
A. Bozma Kararı
1. Mahkeme kararına karşı süresi içinde davacılar vekilince temyiz isteminde bulunmuştur.
2. Yargıtay (kapatılan) 13. Hukuk Dairesinin 28.05.2013 tarihli 2013/6529 E., 2013/13976 K, sayılı ilamıyla; ''dava konusu olay nedeniyle davalı doktorlar hakkında devam eden ceza davası zamanaşımı nedeniyle düşmüş ise de temyiz incelemesinin devam ettiği, davalı doktorlardan KBB Hastalıkları Uzmanı Dr. ... ve Anestezi ve Reanimasyon Uzmanı Dr. ... Ozan hakkında İstanbul Tabip Odası ... Kurulunca her iki hekime 15 ... meslekten alıkoyma cezası verilmiş olup, itiraz üzerine hekim ... hakkındaki ceza bozulsa bile, hekim ... Ozan hakkındaki cezanın onandığı, davalı doktorlar hakkındaki ceza davasının henüz kesinleşmemiş olması ve dosyaya kazandırılan raporlar ile İstanbul Tabip Odasının olaya yaklaşımı arasındaki farklılık dikkate alınarak dosyanın üniversitelerden seçilecek konusunda uzman -özellikle Anestezi ve Reanimasyon Uzmanı ile Kulak Burun Boğaz Hastalıkları Uzmanının da bulunduğu bilirkişi heyeti oluşturularak, toplanan diğer deliller, ceza soruşturması ve İstanbul Tabip Odası tarafından doktor ... Ozan'a uygulanan cezanın dayanakları tartışılmak suretiyle taraf, mahkeme ve Yargıtay denetimine açık, ayrıntılı ve gerekçeli rapor tanzim edilmesinin istenmesi, bundan sonra hasıl olacak sonuca göre bir karar verilmesi gerekirken, eksik inceleme ve araştırma sonucu yazılı şekilde hüküm tesis edilmesinin usul ve yasaya aykırı olduğu'' gerekçesiyle karar bozulmuştur.
3. Davalı ... vekilince süresinde karar düzeltme talebinde bulunulmuş, Yargıtay (kapatılan) 13. Hukuk Dairesinin 25.12.2013 tarihli, 2013/26154 Esas, 2013/32757 Karar sayılı ilamıyla karar düzeltme isteminin reddine karar verilmiştir.
B. Mahkemece Bozma Kararına uyularak Verilen Karar
İstanbul 18. Asliye Hukuk Mahkemesinin 10.06.2021 tarihli ve 2014/22 E., 2021/297 K. sayılı kararıyla; ''Davaya konu somut olayda, davalılardan Dr. ...'ın ameliyat ve ölümün meydana geldiği sırada Hastanenin Başhekimi olduğu, diğer davalı ...'ın ise Hastanenin Yönetim Kurulu Başkanı olduğu, Mahkemece aldırılan 2 adet ATK raporu ile 3 adet heyet raporunda söz konusu ameliyat ve ölümün meydana gelmesinde kusurlarının bulunmadığının tespit olunması nedenleriyle bu davalılar yönünden husumet yokluğu açık olduğundan, davanın dava şartı yokluğundan usulden reddine karar verilmesi gerektiği, bozma kararından sonra Mahkemece aldırılan son heyet rapor olan 13.06.2017 tarihli bilirkişi heyet raporunda ise KBB uzmanınca Dr. ...'nin kusurunun olmadığı yönündeki karşı oy yazısına karşın diğer iki bilirkişi olan Anestezi uzmanlarınca kusur atfedilmişse de, davalılardan ilk muayeneyi yapan ve ameliyat kararı ... KBB uzmanı Dr. ... hakkında, İstanbul Tabip Odasınca kendisinin kusurlu olduğu yönünde verilen ilk kararın itiraz üzerine kaldırılmış olması, Mahkemece aldırılan Adli Tıp Kurumunun 31.12.2008 tarihli 7112 sayılı raporu, Adli Tıp Kurumu Başkanlığı Genel Kurulunun 13.01.2011 tarihli 30226 sayılı raporu ile bozma sonrası Mahkemece aldırılan her biri akademik ünvana sahip KBB ve Anastezi uzmanı akademisyen doktorlardan oluşan 3 kişilik heyet bilirkişi raporlarında kendisine kusur atfedilmediği ve son raporda da zaten KBB uzmanının, Dr. ...'nin kusurunun bulunmadığını belirtmiş olması dikkate alındığında, bir kusurunun bulunmadığı yönünde Mahkemece kanaat oluştuğundan, KBB uzmanı Dr. ... aleyhine açılan davanın reddine karar verilmesi gerektiği, diğer davalı Anestezi uzmanı Dr. M.... Ozan'a her ne kadar, Mahkemece aldırılan Adli Tıp Kurumu raporu, Adli Tıp Kurumu Başkanlığı Genel Kurulunun raporu ile bozma sonrası Mahkemece aldırılan heyet raporlarından 19/08/2015 tarihli bilirkişi raporunda kusur atfedilmemiş olsa da, İstanbul Tabip Odasınca kendisinin kusurlu olduğu yönünde ceza verilmiş olması, itiraz üzerine dahi bu cezanın kaldırılmamış olması, bozma ilamı doğrultusunda aldırılan 07.01.2015 tarihli ve 13.06.2017 tarihli 3'lü heyet tarafından hazırlanan raporlarda kusurlu bulunmuş olması, anestezi uzmanı olarak ameliyata başlamadan anestezi verilmeye başlamadan gerekli tetkiklerin ve muayenenin yapılmamış olması nedeniyle gerekli özeni göstermemiş olması ile tedbirsizlik ve dikkatsizlikle hastanın ölümünde özensizliğiyle kusurunun bulunması nedeniyle ve davalı ... Alibeyköy Hastanesi Halk Sağlığı Hizmetleri San. Tic. A.Ş. yönünden, ameliyatın gerçekleştirildiği ve doktorların çalıştığı yer olması nedeniyle kusursuz sorumluluk gereği aleyhine açılan maddi tazminat davalarının, Mahkemece aldırılan aktüerya bilirkişisi tarafından TRH 2010 kıstasları uygulanarak hazırlanan, karara esas alınan ve denetlenebilir nitelikteki ... ve ek raporlar doğrultusunda, davacılar vekilinin ıslah dilekçesi doğrultusunda kabulüne karar verilmesi gerektiği gerekçesiyle; davalılar ... ve ... yönünden, açılan maddi tazminat davası ile manevi tazminat davasının ayrı ayrı pasif husumete dair dava şartı yokluğu nedeniyle usulden reddine, davalı ... yönünden, sübut bulmayan maddi tazminat davası ve manevi tazminat davasının ayrı ayrı reddine, davalılar ... ve ... Alibeyköy Hastanesi Halk Sağlığı Hizmetleri San. Tic. A.Ş. yönünden, maddi tazminat davasının kabulü ile; davacı ...'in maddi tazminat talebinin kabulü ile, 90.700,77 TL maddi tazminatın, davacı ...'in maddi tazminat talebinin kabulü ile, 141.280,53 TL maddi tazminatın, haksız fiil (ölüm) tarihi olan 22.03.2004 tarihinden itibaren işleyecek yasal faiziyle birlikte, davalılar ... ve ... Alibeyköy Hastanesi Halk Sağlığı Hizmetleri San. Tic. A.Ş.den müştereken ve müteselsilen alınarak adı geçen davacılara verilmesine, davacı ... yönünden maddi tazminat davası bulunmadığından, bu hususta karar verilmesine yer olmadığına, davalılar ... ve ... Alibeyköy Hastanesi Halk Sağlığı Hizmetleri San. Tic. A.Ş. yönünden, manevi tazminat davasının kısmen kabulü ile davacı ...' için 30.000,00 TL, davacı ... için 30.000,00 TL, davacı ... için 15.000,00 TL, davacı ... için 15.000,00 TL, davacı ...'un manevi tazminat davasından davayı takip eden mirasçılarından ..., ..., ..., ..., ...'in her biri için hisselerine düşen 1.406,25 TL'şer olmak üzere toplam 7.031,25 TL manevi tazminatın, haksız fiil (ölüm) tarihi olan 22.03.2004 tarihinden itibaren işleyecek yasal faiziyle birlikte, davalılar ... ve ... Alibeyköy Hastanesi Halk Sağlığı Hizmetleri San. Tic. A.Ş.den müştereken ve müteselsilen alınarak adı geçen davacılara verilmesine, davacı ...'un manevi tazminat davasını takip etmeyen mirasçıları dahili davacılar, ... ve ... yönünden, ...'un manevi tazminat davasından hisselerine düşen kısmı yönünden, HMK'nın 150 nci maddesinin beşinci fıkrası gereğince 28.07.2015 tarihi itibariyle açılmamış sayılmasına, davacı ...'un manevi tazminat davasını takip etmeyen mirasçıları dahili davacılar, ..., ..., ..., ... ve ... yönünden davanın tefrikle 2020/362 E. sayılı dosyası üzerinden açılmamış sayılmasına karar verilmiş olduğundan, bu hususta karar verilmesine yer olmadığına karar verilmiştir.
IV. TEMYİZ
A. Temyiz Yoluna Başvuran
Mahkemenin yukarıda belirtilen kararına karşı süresi içinde davacılar vekili ve davalılardan ... Alibeyköy Hastanesi Halk Sağlığı Hizmet San. ve Tic. A.Ş. vekili temyiz isteminde bulunmuştur.
B. Gerekçe ve Sonuç
Dairenin 16.01.2023 tarihli ve 2022/7356 Esas, 2023/10 Karar sayılı kararıyla; ''dosyadaki yazılara, kararın bozmaya uygun olmasına ve delillerin takdirinde bir isabetsizlik bulunmamasına göre, yerinde görülmeyen bütün temyiz itirazlarının reddi ile usul ve kanuna uygun olan hükmün onanmasına'' karar verilmiştir.
V. KARAR DÜZELTME
A. Karar Düzeltme Yoluna Başvuran
Dairenin yukarıda belirtilen kararına karşı davalılardan ... Alibeyköy Hastanesi Halk Sağlığı Hizmet San. ve Tic. A.Ş. vekili karar düzeltme isteminde bulunmuştur.
B. Karar Düzeltme Sebepleri
Davalı ... Alibeyköy Hastanesi Halk Sağlığı Hizmet San. ve Tic. A.Ş.; Adli Tıp Kurumunun 31.12.2008 ve ATK Genel Kurulunun 13.01.2011 tarihli raporunda hastaneye kusur atfedilmediğini, 01.01.2015 havale tarihli raporun da raporu hazırlayan bilirkişilerden birinin aynı zamanda İstanbul Tabipler Odasına sunulan raporu hazırlayan bilirkişilerden olması nedeniyle Mahkemenin de kabulünde olduğu üzere hükme esas alınamayacağını, 19.08.2015 tarihli Ankara'dan alınan ... rapor ile bu rapora itiraz üzerine aynı heyetten alınan ek raporda yine hastaneye kusur atfedilemeyeceğinin bildirildiğini, Mahkemece hükme esas alınan raporun eksik incelemeye dayalı olduğunu, olayın gerçekleştiği 2004 yılındaki tıp kuralları ile Yönetmelik hükümlerinin göz önüne alınması gerektiğini, doktor tarafından hastaya sodyumbikarbonat verilmesi eleştirilmişse de o dönemde kalbi durmayan hastaya adrenalin verilmesinin alışılagelmiş bir uygulama olmadığını, idari yargı ve ceza yargılamasında da herhangi bir kusur tespit edilmediğini, sağlık kuruluşu ve hekimin 2 ayrı birim olarak görülmesi ve olaya bu şekilde bakılarak hastane yönünden davanın reddine karar verilmesi gerektiğini, PMF yaşam tablosu hesabının hükme esas alınmasının usul ve yasaya aykırı olduğunu, bozmadan sonra ıslah yapılamayacağını, zamanaşımı defi ileri sürülmüşse de bunun dikkate alınmadığını, ıslah edilen kısma dava tarihinden itibaren faize hükmedilmesinin usul ve yasaya aykırı olduğunu, Mahkemece bozmaya uyulmasına rağmen bozmanın dışına çıkılarak dava dilekçesine dahi konu edilmeyen aydınlatılmış onam gibi hususlarda resen araştırma yapılmasının doğru olmadığını, ... mirasçıları lehine tazminata hükmedilmesinin usul ve yasaya aykırı olduğunu, davacı vekili ...'un mirasçıları adına davayı takip etmeyeceklerini ve vekaletname sunmayacaklarını belirtmiş olup bir kısım mirasçılar tarafından bu beyan üzerine dosyanın yenilenmesi ve tazminata hükmedilmesinin doğru olmadığını beyan ederek kararın bozulmasını talep etmiştir.
C. Gerekçe
1. Uyuşmazlık ve Hukuki Nitelendirme
Uyuşmazlık, vekilin ... borcuna aykırılığından kaynaklanan maddi manevi tazminat istemine ilişkindir.
2. İlgili Hukuk
1.Vekil, vekalet görevine konu işi görürken yöneldiği sonucun elde edilmemesinden sorumlu değil ise de, bu sonuca ulaşmak için gösterdiği çabanın, yaptığı iş ve işlemlerin, davranışların özenli olmayışından ... zararlardan dolayı sorumludur. Mesleki iş gören vekil özenle davranmak zorunda olup, en hafif kusurundan bile sorumludur (BK 321/1 md) (TBK 400). O nedenle doktor ve hastanenin meslek alanı içinde olan bütün kusurları hafif de olsa sorumluluğun unsuru olarak kabul edilmelidir.
2.Vekil, hastanın zarar görmemesi için, mesleki tüm şartları yerine getirmek, hastanın durumunu tıbbi açıdan zamanında ve gecikmeksizin saptayıp, somut durumunun gerektirdiği önlemleri eksiksiz bir şekilde almak, uygun tedaviyi de yine gecikmeden belirleyip uygulamak zorundadır. Asgari düzeyde dahi olsa bir tereddüt doğuran durumlarda, bu tereddütü ortadan kaldıracak araştırmaları yapmak ve bu arada da koruyucu tedbirleri almakla yükümlüdür. Çeşitli tedavi yöntemleri arasında bir seçim yapılırken, hastanın ve hastalığın özellikleri göz önünde tutulmak, onu risk altına sokacak tutum ve davranışlardan kaçınmak ve en ... yol seçilmek gerekir. Gerçekten de müvekkil (hasta) mesleki bir iş gören vekilden, tedavinin bütün aşamalarında titiz bir ihtimam ve dikkat beklemek hakkına sahiptir. Gereken ... görevini göstermeyen vekil, vekaleti gereği gibi ifa etmemiş sayılmalıdır. Aynı hususlar adam çalıştıran sıfatı ile doktorun görev yaptığı sağlık kuruluşları için de geçerlidir.
3. 28.07.2020 tarih ve 31199 sayılı Resmi Gazetede yayımlanarak yürürlüğe giren 7251 Sayılı Kanun ile 6100 sayılı Hukuk Muhakemeleri Kanunu’nun 177/2 nci maddesine göre; Yargıtayın bozma kararından veya bölge adliye mahkemesinin kaldırma kararından sonra dosya ilk derece mahkemesine gönderildiğinde, ilk derece mahkemesinin tahkikata ilişkin bir işlem yapması hâlinde tahkikat sona erinceye kadar da ıslah yapılabilir. Ancak bozma kararına uymakla ortaya çıkan hukuki durum ortadan kaldırılamaz.
4.''Bir mahkemenin Yargıtay Dairesince verilen bozma kararına uyması sonunda, kendisi için o kararda gösterilen şekilde inceleme ve araştırma yaparak yine o kararda belirtilen hukuki esaslar gereğince karar verme mükellefiyeti meydana gelir ve bu itibarla mahkemenin sonraki hükmünün bozmada gösterilen esaslara aykırı bulunması, usule uygun sayılmaz, bozma sebebidir. Mahkemenin bozma kararına uymasıyla meydana gelen bozma gereğince muamele yapma ve hüküm verme durumu, taraflardan birisi lehine ve diğeri aleyhine hüküm verme neticesini doğuracak bir durum olup, buna " usuli müktesep hak" denilmektedir. Gerçekten, mahkemenin doğru bularak uyduğu veyahut uymak zorunda olduğu bozma kararı ile dava, usul ve kanuna uygun bir çığıra sokulmuş demektir." (09.05.1960 tarihli ve 21/9 sayılı Yargıtay İçtihadı Birleştirme Kararı)
3. Değerlendirme
Tarafların iddia, savunma ve dayandıkları belgelere, uyuşmazlığın hukuki nitelendirilmesi ile yukarıda yer verilen hukuk kurallarına göre, davanın vekilin ... borcuna aykırı davranması hukuksal nedenine dayalı maddi manevi tazminat davası olduğu, gereken ... görevini göstermeyen vekilin, vekaleti gereği gibi ifa etmemiş sayıldığı, aynı hususların adam çalıştıran sıfatı ile doktorun görev yaptığı sağlık kuruluşları için de geçerli olup, davalının sağlık kuruluşu ve doktorun birbirinden bağımsız 2 birim olarak değerlendirilmesi gerektiği iddiasının dinlenemeyeceği, Mahkemece bozmaya uyulmasına karar verilerek bozma doğrultusunda düzenlenen ve hükme esas alınan bilirkişi raporlarının taraf, mahkeme ve Yargıtay denetimine elverişli olduğu, davalının bozmadan sonra ıslah yapılamayacağına ilişkin iddiasının yukarıda yer verilen 6100 Sayılı Kanun'un 177/2 nci maddesi gereği dinlenemeyeceği, davalı her ne kadar ıslaha karşı beyanda bulunmuşsa da bu beyanlarında zamanaşımı itirazını ileri sürmediği, ... mirasçıları yönünden vefat eden ... vekilinin davayı takip etmeyeceklerine yönelik beyanının kendisini vekil tayin etmeyen diğer mirasçılar yönünden sonuç doğurmayacağı, davasını takip eden mirasçılar lehine manevi tazminata hükmedilmesinde hukuka aykırılık bulunmadığı anlaşılmakla davalının karar düzeltme talebinin reddine karar vermek gerekmiştir.
VII. KARAR
Açıklanan sebeplerle;
Davalının karar düzeltme talebinin REDDİNE,
Aşağıda yazılı para cezası ile bakiye karar düzeltme harcının karar düzeltme isteyene yükletilmesine,
19.09.2023 tarihinde oy birliği ile karar verildi.
Eşleştirme iki kanıta dayanır: kararın kendi metnindeki madde atfı ve şerh kitaplarının o kararı hangi maddenin altında bastığı. Otomatik üretilmiştir, hukuki tavsiye değildir; kararın güncelliğini ve sonraki içtihat değişikliklerini ayrıca denetleyin.
Bu Maddeyle İlgili Sınav Sorusu
Medeni Usul Hukuku
I. Islaha aynı davada yalnızca bir kez başvurulabilir. II. İstinaf aşamasında da ıslaha başvurulabilir. III. Kısmen ıslahta bulunan taraf, ıslah ettiği usul işlemini 1 hafta içinde yapmazsa ıslah hiç yapılmamış gibi davaya devam edilir. 6100 sayılı Hukuk Muhakemeleri Kanunu'na göre, ıslahla ilgili yukarıdaki ifadelerden hangisi/hangileri doğrudur?
A) Yalnız I
B) Yalnız II
C) I ve III
D) I, II ve III
E) II ve III
Bu maddeyle ilgili 7 soru daha var!
Soruların tamamını çözmek, açıklamalı cevapları görmek ve Hukuksal Eğitim yapay zeka asistanı ile çalışmak için platforma katılın.