6100 sayılı Hukuk Muhakemeleri Kanunu Madde 178

Hukuk Muhakemeleri Kanunu 178. maddesi, Hukuksal Eğitim mevzuat kütüphanesinde tam metin olarak yayımlanmıştır. Aşağıda maddenin tam metni, maddeyle eşleşen yüksek mahkeme kararları ve bu maddeden çıkmış sınav soruları yer alır. Ham metin için adresin sonuna /raw ekleyin.

Madde Metni

MADDE 178- (1) Islah eden taraf, ıslah sebebiyle geçersiz hâle gelen işlemler için yapılan yargılama giderleri ile karşı tarafın uğradığı ve uğrayabileceği zararları karşılamak üzere hâkimin takdir edeceği teminatı, bir hafta içinde, mahkeme veznesine yatırmak zorundadır. Aksi hâlde, ıslah yapılmamış sayılır. (2) Karşı tarafın zararının kesin olarak tespit edilmesinden sonra, mahkeme veznesine yatırılan miktar eksikse tamamlattırılır, fazla ise iade edilir. Islahın etkisi

Bu Maddeyle İlgili Yüksek Mahkeme Kararları

3 karar eşleşti
Hukuk Genel Kurulu, 2017/256 E., 2021/1280 K.
yüksek eşleşmeKarar metninde maddeye atıf varTicaret Mahkemesi
eceğini beyan etmesi üzerine mahkemece 18.07.2013 tarihli duruşmada 1 nolu ara kararı ile davacıya ıslah dilekçesi tanzim ve ibraz ederek davalıya tebliğe çıkartmak, o tarihe kadar bu dava nedeniyle yapılan yargılama giderinin tümünü, keza HMK'nın 178. maddesi uyarınca davalı tarafın uğradığı ve uğrayabileceği zararlar kapsamında olmak üzere asıl alacağın takdiren %20'si oranında nakdi veya kesin
Hukuk Genel Kurulu         2017/256 E.  ,  2021/1280 K. "İçtihat Metni" MAHKEMESİ :Ticaret Mahkemesi 1. Taraflar arasındaki “Menfi tespit ve takibin iptali” davasından dolayı yapılan yargılama sonunda, Bakırköy 10. Asliye Ticaret Mahkemesince verilen davanın reddine ilişkin karar davacı vekili tarafından temyiz edilmesi üzerine Yargıtay (Kapatılan) 15. Hukuk Dairesince yapılan inceleme sonunda bozulmuş, Mahkemece Özel Daire bozma kararına karşı direnilmiştir. 2. Direnme kararı davacı vekili tarafından temyiz edilmiştir. 3. Hukuk Genel Kurulunca dosyadaki belgeler incelendikten sonra gereği görüşüldü: I. YARGILAMA SÜRECİ Davacı İstemi: 4. Davacı vekili dava dilekçesinde; müvekkilinin, davalı şirket ile beş bin adet VIP tanıtım kataloğunun yapımı için 28.500TL’ye anlaştığını, birkaç ay sonra katalogların kendiliğinden dağıldığının görülmesi üzerine bu durumun davalıya bildirilerek yüz civarında ayıplı kataloğun iade faturası düzenlenip gönderildiğini, davalının bu katalogları incelemesi sonucu gizli ayıp olduğunu kabul ettiğini bunların yerine geçmek üzere yeni kataloglar yaparak gönderdiğini, ancak birkaç ay sonra davalının ikinci parti kataloglar için müvekkili aleyhine haksız olarak icra takibi başlattığını, davacının takibe itirazı üzerine Bakırköy 3. Asliye Ticaret Mahkemesinde dava sürecinin başladığını, müvekkili şirketin ortak ve yetkililerinin bir soruşturma kapsamında 10.12.2010 tarihinde tutuklandıklarını, bu süreçte davacı şirketin ve yetkililerinin mal varlığına el konulduğunu, aciz duruma düşen müvekkilinin, savunmasını yapıp delillerini sunamadığından davanın aleyhine sonuçlandığını ve parasını ödediği kataloglara ikinci kez para ödemek durumunda bırakıldığını, davalıya müvekkilinin hiçbir borcu bulunmadığını ileri sürerek 28.500TL olan katalog ücreti dışında müvekkiline teslim dahi edilmeyen faturalarla 37.110TL üzerinden Küçükçekmece 4. İcra Müdürlüğünün 2010/2400 sayılı icra dosyasında başlattığı takipten dolayı borçlu olmadığının tespitine ve takibin iptaline, müvekkili şirketin ve yetkililerinin mal varlığına el konulduğundan adli yardım talebinin kabulüne, davalının %20’den az olmamak kaydıyla icra inkâr tazminatına mahkum edilmesine karar verilmesini talep etmiş; 24.07.2013 havale tarihli ıslah dilekçesinde ise, davacının malvarlığına el konulduğundan adli yardım talebinin kabulü ile müvekkili şirketin 2009 yılı Şubat ayında davalıdan bedelini ödeyerek teslim aldığı beş bin adet kataloğun gizli ayıplı olduğunun belli olduğunu belirterek ayıplı ürünler için ödenen 28.500TL’nin iadesine karar verilmesini istemiş; davasını “istirdat davası” olarak ıslah etmiştir. Davalı Cevabı: 5. Davalı vekili cevap dilekçesinde; müvekkili şirketin davacıdan olan alacaklarının bir kısmının tahsili için Küçükçekmece 4. İcra Müdürlüğünün 2010/2400 sayılı dosyasında ilamsız icra takibi başlattığını, davacının haksız itirazı üzerine müvekkilinin Bakırköy 3. Asliye Ticaret Mahkemesinin 2010/182 E., sayılı dosyasında açtığı itirazın iptali davasının kabul edildiğini, anılan kararın temyiz incelemesinde de düzeltilerek onandığını, davacının karar düzeltme yoluna başvurmak yerine kanunu dolanmak suretiyle menfi tespit davasını açtığını, menfi tespit davası açmakta hukukî yararı bulunmayan davacının Bakırköy 3. Asliye Ticaret Mahkemesinin 2010/182 E., sayılı dosyasında ileri sürdüğü savunmalarını bu davada aynen tekrarladığını, katalogların bedelini ödemeyen davacıdan mükerrer tahsilat yapılmadığını, davacının sadece yüz on sekiz adet kataloğun ayıplı olduğunu bildirerek bunları da iade faturasıyla geri gönderdiğini, bunların dışında ayıp ihbarının yapılmadığını, itirazın iptali davasında savunma yapamadığına ilişkin iddiaları asılsız olan davacının adli yardım talebinin de dayanağının bulunmadığını, daha önce davacı şirkete hacze gidildiğinde 79.840TL teminatı çok kısa sürede nakit olarak yatıran davacının adli yardım talebine yönelik aciz hâlinin fiilen doğru olmadığını belirterek davanın reddini ve davacı aleyhine %40’tan az olmamak üzere icra inkâr tazminatına hükmedilmesini savunmuş; ıslah dilekçesine karşı sunduğu cevap dilekçesinde ise; davacının ıslah talebi üzerine mahkemece verilen kesin süre içinde ve yapılan ihtara rağmen teminatı yatırmadığından, ıslah hiç yapılmamış gibi davaya devam edilmesi gerektiğini, kanuna aykırı adli yardım talebinin reddinin gerektiğini, ıslah talebinin teminat şartı yerine getirilmediği için geçersiz olduğu gibi Yargıtay tarafından onanan Bakırköy 3. Asliye Ticaret Mahkemesinin 2010/182 E., sayılı davada verilen karara aykırılıktan dolayı da geçersiz olduğunu, davacının iadesini talep ettiği bedelin Bakırköy 3. Asliye Ticaret Mahkemesinin 2010/182 E., sayılı davada verilen karar doğrultusunda cebri icra yoluyla ödemek zorunda kaldığı tutar olup, bunun da hukuken mümkün olmadığını belirterek davanın reddi ile %40’tan aşağı olmamak üzere icra inkâr tazminatına hükmedilmesini savunmuştur. Mahkeme Kararı: 6. Bakırköy 10. Asliye Ticaret Mahkemesinin 17.09.2013 tarihli ve 2012/760 E., 2013/406 K. sayılı kararı ile; Bakırköy 3. Asliye Ticaret Mahkemesinin 2010/182 E., sayılı dosyasında aynı icra takibi ve aynı ticari ilişkiden dolayı açılan itirazın iptali davasında, bu davada ileri sürülen sebeplerin savunma nedeni olarak ileri sürülmesinin mümkün olduğu, davacının iddialarının bir kısmının söz konusu davada dile getirildiği, icra takibine konu alacağın bulunup bulunmadığı, ayıbın söz konusu olup olmadığı hususlarının tespit ve tartışmasının yapıldığı, bu bakımdan davacının menfi tespit istemiyle bu davayı açmasında hukukî yararı bulunmadığından dava şartı yokluğu nedeniyle davanın reddinin gerektiği, davacının ıslahla davayı istirdat davasına dönüştürdüğü ve adli yardım talebinde bulunduğu, ancak 04.01.2013 tarihli ara karar ile adli yardım talebinin reddedildiği, yasal süresi içinde teminat yatırılmadığı için ıslahın yapılmamış sayılması gerektiği; ihtiyati tedbir kararı ile takibin durdurulduğu gözetildiğinde ise, davalı tarafın tazminat talebinin haklı olduğu gerekçesiyle ıslahın yapılmamış sayılmasına, davanın reddi ile asıl alacağın %40'ı oranındaki tazminatın davacıdan tahsiline karar verilmiştir. Özel Daire Bozma Kararı: 7. Mahkemenin yukarıda belirtilen kararına karşı süresi içinde davacı vekili temyiz isteminde bulunmuştur. 8. Yargıtay (Kapatılan) 15. Hukuk Dairesinin 14.11.2014 tarihli ve 2013/6713 E., 2014/6595 K. sayılı kararı ile; “…Dava, eser sözleşmesinden kaynaklanan iş bedeli alacağının tahsili için yapılıp kesinleşen ilâmsız icra takibi nedeniyle borçlu bulunulmadığının tespiti ve takibin iptâli istemlerine ilişkindir. Yargılamanın devamı sırasında davacı vekilinin davayı ıslah edeceğini beyan etmesi üzerine mahkemece 18.07.2013 tarihli duruşmada 1 nolu ara kararı ile davacıya ıslah dilekçesi tanzim ve ibraz ederek davalıya tebliğe çıkartmak, o tarihe kadar bu dava nedeniyle yapılan yargılama giderinin tümünü, keza HMK'nın 178. maddesi uyarınca davalı tarafın uğradığı ve uğrayabileceği zararlar kapsamında olmak üzere asıl alacağın takdiren %20'si oranında nakdi veya kesin ve süresiz banka teminat mektubunu ibraz etmek üzere HMK'nın 180. maddesi uyarınca bir hafta kesin mehil verilmesine karar verilmiş ve sonuçları ihtar edilmiştir. Davacı vekili 24.07.2013 tarihli davanın tamamen ıslahı mahiyetindeki ıslah dilekçesi ile davasını ıslah ederek menfi tesbit davasına konu olmayan ve daha önce yapılıp ayıplı olması nedeniyle reddedilen etiketlerle ilgili olarak ödenen 28.500,00 TL'nin iadesini isteyerek davasını istirdat davasına dönüştürmüştür. Ayrıca davacı şirketin ve yetkilisinin tüm malvarlıkları ile banka hesaplarına el konulduğundan adli yardım talebinde bulunmuş, adli yardım talebiyle ilgili deliller ve emsal olduğunu ileri sürdüğü Yargıtay Yüksek 11. Hukuk Dairesi'nin 20.05.2013 gün 2012/11718 Esas, 2013/10377 Karar sayılı ilâmını ibraz etmiştir. Mahkemece 24.07.2013 tarihli dilekçe ile yapılan adli yardım istemi konusunda dava açılırken istenen adli yardım talebi, adli yardım talep edebilecek kişiler arasında gerçek kişi, dernek ve vakıf dışında tüzel kişilerin belirtilmemiş bulunması sebebiyle reddedildiğinden adli yardım talebinin yerinde görülmediği gerekçesiyle HMK'nın 178. maddesindeki teminat, verilen kesin süre içerisinde yatırılmadığından ıslahın yapılmamış sayılmasına ve davanın reddine karar verilmiştir. Davacı tarafça temyiz talebinde bulunulurken şirketin malvarlığına el konulduğu belirtilerek adli yardım talebinde bulunulmuş ve temyiz harcı yatırılmamıştır. Adli yardım isteminin temyiz aşamasında ileri sürülmesine hukuken bir engel bulunmadığı gibi 6100 sayılı HMK'nın 336/II. maddesinde açıkça mümkün hale getirildiği ve dosyaya sunulan belgelerden davacı şirket ve yetkilisinin mal varlıklarına el konulduğu anlaşıldığından temyizle ilgili adli yardım talebi kabul edilerek temyiz itirazlarının incelenmesine geçilmiştir. Adli yardım talebinin incelenmesi başlıklı 6100 sayılı HMK'nın 336/II. maddesinde adli yardım talebinin reddine ilişkin kararlara karşı tebliğinden itibaren bir hafta içinde itiraz edilebileceği ve itirazın o hukuk mahkemesinin bir sonrası olan, bulunmaması halinde aynı işlere bakmakla görevli en yakın mahkemece inceleneceği ve itiraz incelemesi neticesinde verilen kararın kesin olduğu belirtilmiş ise de; somut olayda mahkemece nihai kararla adli müzaharet talebi yerinde görülmediği ve işin esası hakkında karar verilmek suretiyle işten el çekildiğinden itiraz yolunun uygulanması imkansız hale geldiği ve bu halde verilen red ya da yerinde görülmeme kararının nihai kararla birlikte temyizi kabil hale geldiğinden Yargıtay'ca nihai kararla birlikte verilen adli yardım talebinin reddi ya da yerinde görülmeme kararının esas hükümle birlikte temyiz edilip incelenebileceği kabul edilmiştir. 6100 sayılı HMK'nın adli yardımdan yararlanacak kişiler başlıklı 334. maddesinin 1. bendinde “Kendisi ve ailesinin geçimini önemli ölçüde zora düşürmeksizin gereken yargılama veya takip giderlerini kısmen veya tamamen ödeme gücünden yoksun olan kimseler iddia ve savunmalarında geçici hukuki koruma taleplerinde ve icra takibinde taleplerinin açıkça dayanaktan yoksun olmaması kaydıyla adli yardımdan yararlanabilirler” 2. bendinde de “Kamuya yararlı dernek ve vakıflar, iddia ve savunmalarında haklı göründükleri ve mali açıdan zor duruma düşmeden gerekli giderleri kısmen veya tamamen ödeyemeyecek durumda oldukları takdirde adli yardımdan yararlanabilirler” hükmü getirilmiştir. Bu maddedeki düzenlemelerden gerçek kişiler ile kamuya yararlı dernek ve vakıfların adli yardımdan yararlanabilecekleri anlaşılmakta ve bir kısım Yargıtay kararları ile doktrinde kanunda belirtilenler dışında tüzel kişilerin adli yardımdan yararlanamayacakları genel kabul görmektedir. Ancak Kanunda, diğer tüzel kişiler ve şirketlerin adli yardımdan yararlanamayacaklarına dair açık bir hüküm de bulunmamaktadır. Türkiye Avrupa İnsan Hakları Sözleşmesini onaylamış ve Avrupa İnsan Hakları Mahkemesi'nin yargı yetkisini de kabul etmiştir. TC. Anayasa'nın değişik 90. maddesinde usulüne göre yürürlüğe konulmuş milletlerarası andlaşmaların kanun hükmünde olduğu, bunlar hakkında Anayasa'ya aykırılık iddiası ile Anayasa Mahkemesi'ne başvurulamayacağı, usulüne göre yürürlüğe konulmuş temel hak ve özgürlüklere ilişkin milletlerarası andlaşmalarla kanunların aynı konuda farklı hükümler içermesi nedeniyle çıkabilecek uyuşmazlıklarda milletlerarası andlaşmalarının esas alınacağı kuralı getirilmiştir. Avrupa İnsan Hakları Sözleşmesi'nin 6. maddesinde de adil yargılanma başlığı altında adil ve aleni yargılanma, bilgilendirme, savunma, vekil tutma ve adaletin yararı gerektiriyorsa ücretsiz hukuki yardım alma, sorguya çekme veya çektirme, çevirmen yardımından yararlanma gibi haklar düzenlenmiştir. Sözleşmenin 6 (1). fıkrası davanın taraflarına “kişisel hak ve yükümlülüklerinin” karara bağlanması için etkili bir şekilde mahkemeye başvurma hakkı tanınmakla birlikte, devlete de bu amaç için kullanılabilecek araçları seçme serbestisi vermektedir. Bir mahkemeye veya yargı yerine başvurma hakkına getirilen kısıtlamanın meşru amaç izlememesi veya kullanılan araç ile gerçekleştirilmek istenen meşru amaç arasında makul bir orantılılık ilişkisi bulunmamasının sözleşmenin 6 (1). fıkrasıyla bağdaşmayacağı kabul edilmektedir. (AİHM'nin 13.07.1995 tarihli Tolstoy Milavsky, Birleşik Krallık Kararı paragraf 59 ve 17.07.2007 gün 52658/99 başvuru nolu Mehmet ve Suna Yiğit/Türkiye Kararı). Uygulama ve Avurupa İnsan Hakları Mahkemesi kararlarında sözleşmenin 6. maddesinin dar bir yoruma tabi tutulması için hiçbir gerekçenin meşru kabul edilemeyeceği benimsenmiştir. Somut olayda davacı şirket ve yetkilisi Okan Arsan'ın bir suç soruşturması nedeniyle tüm mal varlıkları ile hak ve alacaklarına, kıymetli evraklarına, ortaklığı bulunduğu şirketteki ortaklık paylarına, kiralık kasa mevcutlarına ve diğer mal varlığı değerlerine Büyükçekmece 2. Sulh Ceza Mahkemesi'nin 2010/2960 sayılı Değişik iş sayılı kararı ile el konulmasına izin kararı verildiği ve el konulduğu dosyaya sunulan karar örneği ve belgeler ile anlaşılmaktadır. 6100 sayılı HMK'nın 178/1. maddesinde dayanağını bulup mahkemenin 18.07.2013 tarihli duruşmanın bir nolu ara kararında belirtilen teminat miktarı 37.110,00 TL olan dava değerin %20'si 7.422,00 TL ve miktarı belirtilmeyen ıslah tarihine kadar yapılan yargılama giderlerinden ibaret olup, yaklaşık 8.000,00 TL civarındadır. Davacı şirket ve yetkilisinin tüm mal varlıkları ile hak ve alacaklarına el konulup tasarruf yetkisi kısıtlandığından şirket ve yetkilisinin 8.000,00 TL civarında ve asgari ücretin yaklaşık dokuz misli fazlası ıslah teminatını yatırması aşırı bir külfet oluşturacaktır. Bu nedenle somut olayda HMK'nın 178/1. maddesine göre ıslah teminatının yatırılmasının istenmesi mahkeme veya yargı yerine başvurma hakları üzerinde orantısız bir kısıtlama olduğundan ıslah teminatı ile ilgili adli yardım talebinin kabul edilemeyerek ıslah yapılmamış sayılıp, davanın sonuçlandırılması, yargıya erişim engellenerek Avurupa İnsan Hakları Sözleşmesi'nin 6 (1). fıkrasında ifadesini bulan adil yargılanma hakkının ihlali niteliğindedir. Doğrudan doğruya somut olayla ilgili olmamakla birlikte Avrupa İnsan Hakları Mahkemesi'nin 17.07.2007 gün 52658/99 başvuru nolu Mehmet ve Suna Yiğit/Türkiye, 26.06.2007 gün 25321/02 başvuru nolu Ülger/Türkiye, 22.10.2013 gün ve 20577/05 başvuru nolu Sace Elektrik Tic. ve San. A.Ş./Türkiye ve 19.06.2001 gün ve 28249/95 başvuru nolu Kreuz/Polonya gibi kararlarında yargıya erişimin engellenmesinin gerçek veya tüzel kişi ayrımı yapılmaksızın sözleşmenin 6 (1). fıkrasındaki adil yargılanma hakkının ihlali niteliğinde olduğu kabul edilmektedir. Adil yargılanma hakkı, iç hukukumuzda da 6100 sayılı HMK'nın 27. maddesi ile kabul edildiğinden bu ilke doğrultusunda konunun yorumlanması zorunluluk arzetmektedir. Bu durumda mahkemece somut olayda davacı şirket ve yetkilisinin tüm malvarlığına el konulmuş olduğundan ıslah için HMK'nın 178/I. maddesi uyarınca talep edilen teminatı yatırmasının mümkün olmaması sebebiyle adli yardım talebi kabul edilip dava tamamen ıslah edildiğinden, ıslah edilen şekliyle işin esası incelenip sonucuna uygun bir karar verilmesi gerekirken bu hususlar üzerinde durulmadan adli yardım talebi yerinde görülmeyerek, teminatın yatırılmaması nedeniyle ıslahın yapılmamış sayılması ve davanın reddine karar verilmesi doğru olmamış, bozulması uygun bulunmuştur…” gerekçesiyle karar bozulmuştur. Direnme Kararı: 9. Bakırköy 7. Asliye Ticaret Mahkemesinin 14.06.2016 tarihli ve 2016/412 E., 2016/503 K. sayılı kararı ile; HMK’nın 334. maddesindeki açık düzenleme ve Hükümet gerekçesine göre gerçek kişiler ile kamuya yararlı dernek ve vakıflar dışındaki tüzel kişilerin adli yardımdan yararlanamayacağı, kanun koyucunun tahdidi olarak kimlerin adli yardımdan yararlanabileceğini kanunda açıkça düzenlediği, maddede konuyla ilgili herhangi bir hukukî boşluk da bulunmadığından yargı yetkisini kullanan mahkemenin TMK’nın 1. maddesi gereğince somut olaya özgü hukuk yaratmasının mümkün olmadığı, mahkemenin değişik gerekçe ve yorumlarla tüzel kişilerin de adli yardımdan yararlanabileceğine karar vermesinin yetki gaspı olup bu yorumun hukuken kabulünün mümkün olmadığı, kanundaki düzenlemenin Avrupa İnsan Hakları Mahkemesi kararlarına aykırı olması hususunun da yasa koyucu tarafından düzeltilmesi gereken bir durum olduğu, mahkemelerin ancak pozitif mevcut hukukun yorumunda Avrupa İnsan Hakları Mahkemesi kararlarını dikkate alabileceği, kendi yorumuna göre mevcut düzenlemenin İnsan Hakları Mahkemesi kararlarına aykırı olduğundan bahisle Meclisin açık iradesini ortadan kaldıracak tarzda karar vermesinin mümkün olmadığı gerekçesiyle önceki kararda direnilmiştir. Direnme Kararının Temyizi: 10. Direnme kararı süresi içinde davacı vekili tarafından temyiz edilmiştir. II. UYUŞMAZLIK 11. Direnme yolu ile Hukuk Genel Kurulu önüne gelen uyuşmazlık; adli yardımdan yararlanacak kişilerin düzenlendiği 6100 sayılı HMK’nın 334. maddesi uyarınca gerçek kişiler ile kamuya yararlı dernek ve vakıflar dışındaki tüzel kişilerin, dolayısıyla davacı şirketin adli yardımdan istifade edip edemeyeceği, istifade edebilecek ise somut olayda adli yardımdan yararlanması için gerekli olan şartların gerçekleşip gerçekleşmediği, davacı şirket ve yetkilisinin tüm mal varlığı ile hak ve alacaklarına el konulmasının ıslah teminatı ile ilgili adli yardım talebinin kabulüne olanak sağlayıp sağlamayacağı noktasında toplanmaktadır. III. GEREKÇE 12. Uyuşmazlığın çözümü için öncelikle “adli yardım” ile ilgili kavram ve yasal düzenlemelerin irdelenmesinde yarar vardır. 13. Sosyal hukuk devletinin bir gereği olarak kabul edilmiş olan adli yardım, ekonomik bakımdan yetersiz olan kimselere, yargı organları önünde haklarını arayabilmeleri veya savunma yapabilmeleri için parasal kolaylıklar sağlanması anlamına gelir. Bu anlamdaki kolaylıklar yargılama giderlerinden muafiyet ve ücretsiz hukukî yardım sağlanması yoluyla gerçekleştirilebilir (Pekcanıtez Hakan/ Özekes Muhammet/ Akkan Mine/ Taş Korkmaz Hülya: Pekcanıtez Usûl, Medeni Usûl Hukuku, Cilt III, İstanbul 2017, s. 2410-2411). 14. Adli yardım 6100 sayılı Hukuk Muhakemeleri Kanunu’nun (HMK'nın) 334 ve devamı maddelerinde düzenlenmiştir. HMK’nın 334. maddesindeki; “(1) Kendisi ve ailesinin geçimini önemli ölçüde zor duruma düşürmeksizin, gereken yargılama veya takip giderlerini kısmen veya tamamen ödeme gücünden yoksun olan kimseler, iddia ve savunmalarında, geçici hukuki korunma taleplerinde ve icra takibinde, taleplerinin açıkça dayanaktan yoksun olmaması kaydıyla adli yardımdan yararlanabilirler. (2) Kamuya yararlı dernek ve vakıflar, iddia ve savunmalarında haklı göründükleri ve mali açıdan zor duruma düşmeden gerekli giderleri kısmen veya tamamen ödeyemeyecek durumda oldukları takdirde adli yardımdan yararlanabilirler. (3) Yabancıların adli yardımdan yararlanabilmeleri ayrıca karşılıklılık şartına bağlıdır.” hükmü gereğince adli yardımın şartları “ödeme gücünden yoksun olma” ve “talebin açıkça dayanaktan yoksun olmaması”dır. 15. Adli yardım isteğinde bulunan kimsenin, kendisi ve ailesinin geçimini önemli ölçüde zor duruma düşürmeksizin gereken yargılama giderlerini kısmen veya tamamen ödeme gücünden yoksun olması gerekir (m. 334/1). Adli yardım talebinde bulunan kimsenin yargılama giderlerini karşılayabilecek durumda olmadığını gösteren mali durumuna ilişkin belgeleri de mahkemeye ibraz etmesi gerekir (m. 336/2). Adli yardım talebinde bulunanın ödeme gücünden yoksun olup olmadığı bu belgeler incelenerek belirlenecektir. 16. Hukuk Muhakemeleri Kanunu’nun (HMK'nın) 334/1. maddesi hükmünce adli yardımdan kural olarak yalnızca gerçek kişilerin istifade etmesi mümkün olup, 334/2. maddesinde de istisnaî olarak ancak kamuya yararlı dernek ve vakıfların adli yardımdan yararlanması kabul edilmiştir. Nitekim aynı ilkelere Hukuk Genel Kurulunun 13.10.2020 tarihli ve 2020/14-349 E., 2020/754 K. sayılı kararında da değinilmiştir. 17. Tüzel kişilerin adli yardımdan yararlanması sadece kamuya yararlı dernek ve vakıflarla sınırlıdır. HMK’nın 334/2. maddesinin Hükümet Gerekçesinde; “…Kamuya yararlı dernek ve vakıfların faaliyetleri sırasında taraf olmak zorunda kalacakları dava ve işler sebebiyle yapacakları harcamaları karşılayacak yeterli malî kaynaklarının bulunmaması durumunda, gerçekleştirebilecekleri kamuya yararlı faaliyetlerin de tehlikeye girmesi söz konusu olabileceğinden, bu tür tüzel kişilerin de adli yardımdan yararlanmaları uygun bulunmuştur.” şeklinde maddenin konuluş amacı açıklanmıştır. Şu hâlde kamuya yararlı dernek ve vakıflar dışındaki tüzel kişilerin adli yardımdan yararlanması mümkün değildir. 18. Tüm bu genel açıklamalar kapsamında somut olay değerlendirildiğinde; adli yardım isteminde bulunan ticarî şirketi olan davacı, HMK'nın 334/2. maddesinde tahdidi olarak sayılan adli yardımdan yararlanabilecek tüzel kişilerden olmadığından; mahkemece anılan madde hükmü gözetilerek davacı şirketin adli yardımdan istifade edemeyeceği gerekçesiyle verilen direnme kararı uygun bulunmuştur. 19. Hâl böyle olunca mahkemenin yukarıda açıklanan hususlara değinen direnme kararı yerindedir. 20. Ne var ki, Özel Dairece bozma nedenine göre davanın esasına yönelik diğer temyiz itirazları incelenmediğinden, bu yönde inceleme yapılmak üzere dosyanın Özel Daireye gönderilmesi gerekir. IV. SONUÇ: Açıklanan nedenlerle; Direnme kararı uygun olduğundan davacı vekilinin işin esasına ilişkin diğer temyiz itirazlarının incelenmesi için dosyanın YARGITAY 6. HUKUK DAİRESİNE GÖNDERİLMESİNE, Ancak karar düzeltme yolunun açık olması nedeniyle öncelikle mahkemesince Hukuk Genel Kurulu kararının taraflara tebliği ile taraflarca karar düzeltme yoluna başvurulması hâlinde dosyanın Hukuk Genel Kuruluna, başvurulmaması hâlinde ise mahkemesince doğrudan Yargıtay 6. Hukuk Dairesine gönderilmesine, 6217 sayılı Kanun’un 30. maddesi ile 6100 sayılı Hukuk Muhakemeleri Kanunu’na eklenen “Geçici Madde 3” atfıyla uygulanmakta olan 1086 sayılı Hukuk Usulü Muhakemeleri Kanunu’nun 440. maddesi uyarınca kararın tebliğ tarihinden itibaren on beş gün içerisinde karar düzeltme yolu açık olmak üzere, 21.10.2021 tarihinde oy birliği ile karar verildi.

Diğer kararlar (2)

15. Hukuk Dairesi, 2013/6713 E., 2014/6595 K.
yüksek eşleşmeKarar metninde maddeye atıf varBakırköy 10. Asliye Ticaret Mahkemesi
tam metni aç
eceğini beyan etmesi üzerine mahkemece 18.07.2013 tarihli duruşmada 1 nolu ara kararı ile davacıya ıslah dilekçesi tanzim ve ibraz ederek davalıya tebliğe çıkartmak, o tarihe kadar bu dava nedeniyle yapılan yargılama giderinin tümünü, keza HMK'nın 178. maddesi uyarınca davalı tarafın uğradığı ve uğrayabileceği zararlar kapsamında olmak üzere asıl alacağın takdiren %20'si oranında nakdi veya kesin
15. Hukuk Dairesi         2013/6713 E.  ,  2014/6595 K. "İçtihat Metni" Mahkemesi :Bakırköy 10. Asliye Ticaret Mahkemesi Tarihi :17.09.2013 Numarası :2012/760-2013/406 Yukarıda tarih ve numarası yazılı hükmün duruşmalı olarak temyizen tetkiki davacı vekili tarafından istenmiş olmakla duruşma için tayin edilen günde davacı vekili Avukat .... ile davalı vekili Avukat .... geldi. Temyiz dilekçesinin süresi içinde verildiği anlaşıldıktan ve hazır bulunan taraflar avukatları dinlendikten sonra vaktin darlığından ötürü işin incelenerek karara bağlanması başka güne bırakılmıştı. Bu kere dosyadaki kağıtlar okunduktan sonra işin gereği konuşulup düşünüldü: - K A R A R - Dava, eser sözleşmesinden kaynaklanan iş bedeli alacağının tahsili için yapılıp kesinleşen ilâmsız icra takibi nedeniyle borçlu bulunulmadığının tespiti ve takibin iptâli istemlerine ilişkindir. Yargılamanın devamı sırasında davacı vekilinin davayı ıslah edeceğini beyan etmesi üzerine mahkemece 18.07.2013 tarihli duruşmada 1 nolu ara kararı ile davacıya ıslah dilekçesi tanzim ve ibraz ederek davalıya tebliğe çıkartmak, o tarihe kadar bu dava nedeniyle yapılan yargılama giderinin tümünü, keza HMK'nın 178. maddesi uyarınca davalı tarafın uğradığı ve uğrayabileceği zararlar kapsamında olmak üzere asıl alacağın takdiren %20'si oranında nakdi veya kesin ve süresiz banka teminat mektubunu ibraz etmek üzere HMK'nın 180. maddesi uyarınca bir hafta kesin mehil verilmesine karar verilmiş ve sonuçları ihtar edilmiştir. Davacı vekili 24.07.2013 tarihli davanın tamamen ıslahı mahiyetindeki ıslah dilekçesi ile davasını ıslah ederek menfi tesbit davasına konu olmayan ve daha önce yapılıp ayıplı olması nedeniyle reddedilen etiketlerle ilgili olarak ödenen 28.500,00 TL'nin iadesini isteyerek davasını istirdat davasına dönüştürmüştür. Ayrıca davacı şirketin ve yetkilisinin tüm malvarlıkları ile banka hesaplarına el konulduğundan adli yardım talebinde bulunmuş, adli yardım talebiyle ilgili deliller ve emsal olduğunu ileri sürdüğü Yargıtay Yüksek 11. Hukuk Dairesi'nin 20.05.2013 gün 2012/11718 Esas, 2013/10377 Karar sayılı ilâmını ibraz etmiştir. Mahkemece 24.07.2013 tarihli dilekçe ile yapılan adli yardım istemi konusunda dava açılırken istenen adli yardım talebi, adli yardım talep edebilecek kişiler arasında gerçek kişi, dernek ve vakıf dışında tüzel kişilerin belirtilmemiş bulunması sebebiyle reddedildiğinden adli yardım talebinin yerinde görülmediği gerekçesiyle HMK'nın 178. maddesindeki teminat, verilen kesin süre içerisinde yatırılmadığından ıslahın yapılmamış sayılmasına ve davanın reddine karar verilmiştir. Davacı tarafça temyiz talebinde bulunulurken şirketin malvarlığına el konulduğu belirtilerek adli yardım talebinde bulunulmuş ve temyiz harcı yatırılmamıştır. Adli yardım isteminin temyiz aşamasında ileri sürülmesine hukuken bir engel bulunmadığı gibi 6100 sayılı HMK'nın 336/II. maddesinde açıkça mümkün hale getirildiği ve dosyaya sunulan belgelerden davacı şirket ve yetkilisinin mal varlıklarına el konulduğu anlaşıldığından temyizle ilgili adli yardım talebi kabul edilerek temyiz itirazlarının incelenmesine geçilmiştir. Adli yardım talebinin incelenmesi başlıklı 6100 sayılı HMK'nın 336/II. maddesinde adli yardım talebinin reddine ilişkin kararlara karşı tebliğinden itibaren bir hafta içinde itiraz edilebileceği ve itirazın o hukuk mahkemesinin bir sonrası olan, bulunmaması halinde aynı işlere bakmakla görevli en yakın mahkemece inceleneceği ve itiraz incelemesi neticesinde verilen kararın kesin olduğu belirtilmiş ise de; somut olayda mahkemece nihai kararla adli müzaharet talebi yerinde görülmediği ve işin esası hakkında karar verilmek suretiyle işten el çekildiğinden itiraz yolunun uygulanması imkansız hale geldiği ve bu halde verilen red ya da yerinde görülmeme kararının nihai kararla birlikte temyizi kabil hale geldiğinden Yargıtay'ca nihai kararla birlikte verilen adli yardım talebinin reddi ya da yerinde görülmeme kararının esas hükümle birlikte temyiz edilip incelenebileceği kabul edilmiştir. 6100 sayılı HMK'nın adli yardımdan yararlanacak kişiler başlıklı 334. maddesinin 1. bendinde “Kendisi ve ailesinin geçimini önemli ölçüde zora düşürmeksizin gereken yargılama veya takip giderlerini kısmen veya tamamen ödeme gücünden yoksun olan kimseler iddia ve savunmalarında geçici hukuki koruma taleplerinde ve icra takibinde taleplerinin açıkça dayanaktan yoksun olmaması kaydıyla adli yardımdan yararlanabilirler” 2. bendinde de “Kamuya yararlı dernek ve vakıflar, iddia ve savunmalarında haklı göründükleri ve mali açıdan zor duruma düşmeden gerekli giderleri kısmen veya tamamen ödeyemeyecek durumda oldukları takdirde adli yardımdan yararlanabilirler” hükmü getirilmiştir. Bu maddedeki düzenlemelerden gerçek kişiler ile kamuya yararlı dernek ve vakıfların adli yardımdan yararlanabilecekleri anlaşılmakta ve bir kısım Yargıtay kararları ile doktrinde kanunda belirtilenler dışında tüzel kişilerin adli yardımdan yararlanamayacakları genel kabul görmektedir. Ancak Kanunda, diğer tüzel kişiler ve şirketlerin adli yardımdan yararlanamayacaklarına dair açık bir hüküm de bulunmamaktadır. Türkiye Avrupa İnsan Hakları Sözleşmesini onaylamış ve Avrupa İnsan Hakları Mahkemesi'nin yargı yetkisini de kabul etmiştir. TC. Anayasa'nın değişik 90. maddesinde usulüne göre yürürlüğe konulmuş milletlerarası andlaşmaların kanun hükmünde olduğu, bunlar hakkında Anayasa'ya aykırılık iddiası ile Anayasa Mahkemesi'ne başvurulamayacağı, usulüne göre yürürlüğe konulmuş temel hak ve özgürlüklere ilişkin milletlerarası andlaşmalarla kanunların aynı konuda farklı hükümler içermesi nedeniyle çıkabilecek uyuşmazlıklarda milletlerarası andlaşmalarının esas alınacağı kuralı getirilmiştir. Avrupa İnsan Hakları Sözleşmesi'nin 6. maddesinde de adil yargılanma başlığı altında adil ve aleni yargılanma, bilgilendirme, savunma, vekil tutma ve adaletin yararı gerektiriyorsa ücretsiz hukuki yardım alma, sorguya çekme veya çektirme, çevirmen yardımından yararlanma gibi haklar düzenlenmiştir. Sözleşmenin 6 (1). fıkrası davanın taraflarına “kişisel hak ve yükümlülüklerinin” karara bağlanması için etkili bir şekilde mahkemeye başvurma hakkı tanınmakla birlikte, devlete de bu amaç için kullanılabilecek araçları seçme serbestisi vermektedir. Bir mahkemeye veya yargı yerine başvurma hakkına getirilen kısıtlamanın meşru amaç izlememesi veya kullanılan araç ile gerçekleştirilmek istenen meşru amaç arasında makul bir orantılılık ilişkisi bulunmamasının sözleşmenin 6 (1). fıkrasıyla bağdaşmayacağı kabul edilmektedir. (AİHM'nin 13.07.1995 tarihli Tolstoy Milavsky, Birleşik Krallık Kararı paragraf 59 ve 17.07.2007 gün 52658/99 başvuru nolu M. ve S. Y./Türkiye Kararı). Uygulama ve Avurupa İnsan Hakları Mahkemesi kararlarında sözleşmenin 6. maddesinin dar bir yoruma tabi tutulması için hiçbir gerekçenin meşru kabul edilemeyeceği benimsenmiştir. Somut olayda davacı şirket ve yetkilisi O. A. bir suç soruşturması nedeniyle tüm mal varlıkları ile hak ve alacaklarına, kıymetli evraklarına, ortaklığı bulunduğu şirketteki ortaklık paylarına, kiralık kasa mevcutlarına ve diğer mal varlığı değerlerine Büyükçekmece 2. Sulh Ceza Mahkemesi'nin 2010/2960 sayılı Değişik iş sayılı kararı ile el konulmasına izin kararı verildiği ve el konulduğu dosyaya sunulan karar örneği ve belgeler ile anlaşılmaktadır. 6100 sayılı HMK'nın 178/1. maddesinde dayanağını bulup mahkemenin 18.07.2013 tarihli duruşmanın bir nolu ara kararında belirtilen teminat miktarı 37.110,00 TL olan dava değerin %20'si 7.422,00 TL ve miktarı belirtilmeyen ıslah tarihine kadar yapılan yargılama giderlerinden ibaret olup, yaklaşık 8.000,00 TL civarındadır. Davacı şirket ve yetkilisinin tüm mal varlıkları ile hak ve alacaklarına el konulup tasarruf yetkisi kısıtlandığından şirket ve yetkilisinin 8.000,00 TL civarında ve asgari ücretin yaklaşık dokuz misli fazlası ıslah teminatını yatırması aşırı bir külfet oluşturacaktır. Bu nedenle somut olayda HMK'nın 178/1. maddesine göre ıslah teminatının yatırılmasının istenmesi mahkeme veya yargı yerine başvurma hakları üzerinde orantısız bir kısıtlama olduğundan ıslah teminatı ile ilgili adli yardım talebinin kabul edilemeyerek ıslah yapılmamış sayılıp, davanın sonuçlandırılması, yargıya erişim engellenerek Avurupa İnsan Hakları Sözleşmesi'nin 6 (1). fıkrasında ifadesini bulan adil yargılanma hakkının ihlali niteliğindedir. Doğrudan doğruya somut olayla ilgili olmamakla birlikte Avrupa İnsan Hakları Mahkemesi'nin 17.07.2007 gün 52658/99 başvuru nolu M. ve S. Y./Türkiye, 26.06.2007 gün 25321/02 başvuru nolu Ü../Türkiye, 22.10.2013 gün ve 20577/05 başvuru nolu S... Elektrik Tic. ve San. A.Ş./Türkiye ve 19.06.2001 gün ve 28249/95 başvuru nolu K.../Polonya gibi kararlarında yargıya erişimin engellenmesinin gerçek veya tüzel kişi ayrımı yapılmaksızın sözleşmenin 6 (1). fıkrasındaki adil yargılanma hakkının ihlali niteliğinde olduğu kabul edilmektedir. Adil yargılanma hakkı, iç hukukumuzda da 6100 sayılı HMK'nın 27. maddesi ile kabul edildiğinden bu ilke doğrultusunda konunun yorumlanması zorunluluk arzetmektedir. Bu durumda mahkemece somut olayda davacı şirket ve yetkilisinin tüm malvarlığına el konulmuş olduğundan ıslah için HMK'nın 178/I. maddesi uyarınca talep edilen teminatı yatırmasının mümkün olmaması sebebiyle adli yardım talebi kabul edilip dava tamamen ıslah edildiğinden, ıslah edilen şekliyle işin esası incelenip sonucuna uygun bir karar verilmesi gerekirken bu hususlar üzerinde durulmadan adli yardım talebi yerinde görülmeyerek, teminatın yatırılmaması nedeniyle ıslahın yapılmamış sayılması ve davanın reddine karar verilmesi doğru olmamış, bozulması uygun bulunmuştur. SONUÇ: Yukarıda açıklanan nedenlerle temyiz itirazlarının kabulü ile hükmün davacı yararına BOZULMASINA, bozma sebebine göre diğer temyiz itirazlarının şimdilik incelenmesine yer olmadığına, 1.100,00 TL duruşma vekâlet ücretinin davalıdan alınarak Yargıtay duruşmasında vekille temsil olunan davacıya verilmesine, karara karşı tebliğ tarihinden itibaren 15 gün içinde karar düzeltme isteminde bulunulabileceğine 14.11.2014 gününde oybirliğiyle karar verildi.
9. Hukuk Dairesi, 2023/14806 E., 2023/11988 K.
orta eşleşmeKarar metninde maddeye atıf var... Bölge Adliye Mahkemesi 8. Hukuk Dairesi
tam metni aç
Kanunu'nun (1475 sayılı Kanun) 14 üncü maddesi, 6100 sayılı Kanun'un 176 ila 183 üncü maddeleri.
9. Hukuk Dairesi         2023/14806 E.  ,  2023/11988 K. "İçtihat Metni" MAHKEMESİ : ... Bölge Adliye Mahkemesi 8. Hukuk Dairesi SAYISI : 2020/622 E., 2023/252 K. KARAR : İstinaf başvurularının esastan reddi İLK DERECE MAHKEMESİ : Aksaray ... Mahkemesi SAYISI : 2018/514 E., 2019/443 K. Taraflar arasındaki alacak davasından dolayı yapılan yargılama sonunda İlk Derece Mahkemesince davanın reddine karar verilmiştir. Kararın taraf vekillerince istinaf edilmesi üzerine, Bölge Adliye Mahkemesince başvuruların ayrı ayrı esastan reddine karar verilmiştir. Bölge Adliye Mahkemesi kararı davacı vekili tarafından temyiz edilmekle; kesinlik, süre, temyiz şartı ve diğer usul eksiklikleri yönünden yapılan ön inceleme sonucunda temyiz dilekçesinin kabulüne karar verildikten ve Tetkik Hâkimi tarafından hazırlanan rapor dinlendikten sonra dosyadaki belgeler incelenip gereği düşünüldü: I. DAVA Davacı vekili dava dilekçesinde; müvekkilinin davalı Şirkete ait otel işletmesinde 10.10.2017 tarihinde müdür olarak çalışmaya başladığını, ... sözleşmesinin 17.08.2018 tarihinde haksız ve bildirimsiz olarak feshedildiğini, hakkında asılsız ve gerçeğe aykırı biçimde devamsızlık tutanağı düzenlendiğini, aylık sabit ücretine ilaveten ücretini otel ve kafeteryanın toplam gelirinden prim verileceğine ilişkin anlaşma yapılmasına rağmen fesih tarihine kadar kendisine herhangi bir ödeme yapılmadığını ileri sürerek ihbar tazminatı, prim alacağı, fazla çalışma ücreti, ... bayram ve genel tatil ücreti, kötüniyet tazminatı, asgari geçim indirimi alacağı ile sözleşmenin süresinden önce feshi medeniyle yoksun kaldığı kârın davalıdan tahsiline karar verilmesini talep etmiştir. II. CEVAP Davalı vekili cevap dilekçesinde; davacının müvekkili Şirkete ait işyerinde otel ve kafeteryanın müdürü olarak çalıştığını, müvekkili Şirket yetkilisi Z.U’nun dava dışı işçi M.G’yi mutfağı temiz tutması konusunda uyarması ve bu hususta tutanak düzenleme istemesi üzerine davacının bundan imtina edip küfür vb hakaretler etmek suretiyle işyerini terk ettiğini, ihtarname ile işe davet edilmesine rağmen işe gelmediğini, davalı işyerinde müdür olarak çalışan davacının çalışmasını kendisinin belirlediğini, fazla çalışma yapmadığını ve tatil günlerinde çalışmadığını, davalı Şirketin 2017 ve 2018 yılını zararla kapattığı için %5 prim alacağı talebinin dayanaksız olduğunu, alacak tespiti hâlinde davacının müvekkiline ödemediği yakıt borcu bakımından takas ve mahsup talep ettiklerini savunarak davanın reddini istemiştir. III. İLK DERECE MAHKEMESİ KARARI İlk Derece Mahkemesininin yukarıda tarih ve sayısı belirtilen kararıyla; dosya kapsamına göre davacının dava dışı işçinin ... yerinden çıkarılmasından sonra işyerinden ayrıldığı, ... sözleşmesine eylemli olarak davacı tarafından son verildiği, buna göre ihbar tazminatı talebinin reddi gerektiği, ... bayram ve genel tatil ücreti alacaklarının bordro ile ödendiği gerekçesiyle dosya kapsamına göre sübut bulmayan kötüniyet tazminatı, prim alacağı ve ... bayram ve genel tatil ücreti alacağı taleplerinin reddine, bilirkişi raporu ile hesaplanan fazla çalışma alacağının ise talep tutarına indirim uygulanmak suretiyle kabulüne dair davanın kısmen kabulüne karar verilmiştir. IV. İSTİNAF A. İstinaf Yoluna Başvuranlar İlk Derece Mahkemesinin yukarıda belirtilen kararına karşı süresi içinde taraf vekilleri istinaf başvurusunda bulunmuşlardır. B. İstinaf Sebepleri 1. Davacı vekili; dosyada müvekkilinin kendiliğinden işi terk ettiğine dair bir delil olmadığını, davalı tanık beyanlarına itibar edilerek karar verilmesinin doğru olmadığını, bu tanıkların görgüye dayalı bilgileri bulunmadığını, davalı ve vekilinin talimatları doğrultusunda ifade verdiklerini, davalı işverenin davacıya ücret bordrosu imzalatmasına rağmen hesabına eksik ödeme yaptığını ve dolayısıyla müvekkilinin asgari geçim indirimi, ... bayram ve genel tatil ücreti alacaklarını alamadığını, fesihte kötüniyetli hareket etmiş olduğunu, müvekkiline prim ödememek için işverenin ticari defter kayıtlarında hileli işlemler yaparak kendisini zarar etmiş gibi gösterdiğini, fazla çalışma ücreti alacağının eksik hesaplandığını, bilirkişi raporuna itirazları göz ardı edilip davayı ıslah hakkı tanınmadan eksik inceleme ile karar verildiğini ileri sürerek İlk Derece Mahkemesi kararın ortadan kaldırılması istemi ile istinaf yoluna başvurmuştur. 2. Davalı vekili; müvekkili Şirkette müdür sıfatı ile çalışan davacının çalışma saatlerini kendisinin belirlediğini, Şirket yetkilileri tarafından belirlenmiş bir çalışma düzeni olmadığını ve fazla çalışma yapmadığını, tanık M.Ö'nün müvvekili Şirkete karşı davası bulunması nedeniyle taraflı anlatımda bulunduğunu ve beyanına itibar edilemeyeceğini belirterek İlk Derece Mahkemesi kararının ortadan kaldırılması ve davanın reddine karar verilmesi istemi ile istinaf yoluna başvurmuştur. C. Gerekçe ve Sonuç Bölge Adliye Mahkemesinin yukarıda tarih ve sayısı belirtilen kararıyla; dinlenen tanık beyanları ve dosya kapsamı dikkate alındığında, ... sözleşmesinin davacı tarafından eylemli olarak feshedildiği yönündeki İlk Derece Mahkemesi kararının isabetli olduğu, imzalı ücret bordrolardaki tahakkukların esas alınmasında isabetsizlik bulunmadığı, davacı tarafça davalıya ait işyerinin zarar etmesinin hayatın olağan akışına uygun olmadığı, İlk Derece Mahkemesince bilirkişi incelemesi talebinin kabul edilmemesinin yanlış olduğunu, prim ve yoksun kalınan kâr açısından bu hususun zorunlu olduğu bildirilmiş ise de davalı tarafça dosyaya sunulan kayıtlardan davacının prim alacağının bulunmadığının açıkça anlaşıldığı, denetime elverişli bilirkişi rapor kapsamında hesaplanan fazla çalışma ücreti alacağının hüküm altına alınmasının yerinde olduğu gerekçeleriyle taraf vekillerinin istinaf başvurularının ayrı ayrı olmak üzere esastan reddine karar verilmiştir. V. TEMYİZ A. Temyiz Yoluna Başvuranlar Bölge Adliye Mahkemesinin yukarıda belirtilen kararına karşı süresi içinde davacı vekili temyiz isteminde bulunmuştur. B. Temyiz Sebepleri Davacı vekili; istinaf başvurusundaki nedenleri tekrar ederek ve vekâlet görevinden azledilen vekile yapılan tebligatın usulsüz olduğunu ve bilirkişi raporuna itirazlarının göz ardı edilip taraflarına ıslah hakkı tanınmadan eksik inceleme ile karar verildiğini belirterek Bölge Adliye Mahkemesi kararının bozularak ortadan kaldırılması ve İlk Derece Mahkemesi kararının bozulması istemi ile temyiz yoluna başvurmuştur. C. Gerekçe 1. Uyuşmazlık ve Hukuki Nitelendirme Uyuşmazlık, davacının ... sözleşmesinin hangi tarafça feshedildiği ve buna göre ihbar tazminatı ödenmesinin gerekip gerekmediği, alacakların ispat ve hesaplanması, usulüne uygun şekilde ıslah hakkının kullandırılıp kullandırılmadığı hususlarındadır. 2. İlgili Hukuk 1. 6100 sayılı Hukuk Muhakemeleri Kanunu'nun (6100 sayılı Kanun) 369 uncu maddesinin birinci fıkrası ile 371 inci maddesi. 2. 4857 sayılı ... Kanunu'nun (4857 sayılı Kanun) 17 nci maddesi, 25 inci maddesinin (II) numaralı bendi ile 32, 41 ve 63 üncü maddeleri, aynı Kanun'un 120 nci maddesinin atfıyla hâlen yürürlükte bulunan mülga 1475 sayılı ... Kanunu'nun (1475 sayılı Kanun) 14 üncü maddesi, 6100 sayılı Kanun'un 176 ila 183 üncü maddeleri. 3. Değerlendirme 1. Tarafların iddia, savunma ve dayandıkları belgelere, uyuşmazlığın hukuki nitelendirilmesi ile uygulanması gereken hukuk kurallarına, dava şartlarına, yargılamaya hâkim olan ilkelere, ispat kurallarına ve temyiz olunan kararda belirtilen gerekçelere göre davacı vekilinin aşağıdaki paragrafların kapsamı dışındaki temyiz itirazları yerinde görülmemiştir. 2. İhbar tazminatı, belirsiz süreli ... sözleşmesini haklı bir nedeni olmaksızın ve usulüne uygun bildirim süresi tanımadan fesheden tarafın, karşı tarafa ödemesi gereken bir tazminattır. Buna göre, öncelikle ... sözleşmesinin 4857 sayılı Kanun'un 24 ve 25 inci maddelerinde yazılı olan nedenlere dayanmaksızın feshedilmiş olması ve 4857 sayılı Kanun'un 17 nci maddesinde belirtilen şekilde usulüne uygun olarak ihbar süresi tanınmamış olması hâlinde ihbar tazminatı ödenmelidir. Yine haklı fesih nedenine rağmen işçi ya da işverenin 26 ncı maddede öngörülen hak düşürücü süre içinde fesih yoluna gitmemeleri hâlinde sonraki fesihlerde karşı tarafa ihbar tazminatı ödeme yükümlülüğü doğar. 3. İhbar tazminatı ... sözleşmesini fesheden tarafın karşı tarafa ödemesi gereken bir tazminat olduğu için, ... sözleşmesini fesheden tarafın feshi haklı bir nedene dayansa dahi, ihbar tazminatına hak kazanması mümkün olmaz. Yine işçinin, mülga 1475 sayılı Kanun'un 14 üncü maddesi hükümleri uyarınca emeklilik, muvazzaf askerlik, evlilik gibi sebeplerle ... sözleşmesini feshetmesi durumunda ihbar tazminatı talep hakkı bulunmamaktadır. Anılan fesihlerde işveren de ihbar tazminatı talep edemez. 4. Somut olayda ... sözleşmesinin işçi tarafından eylemli olarak feshedildiği kabul edilerek ihbar tazminatı talebinin reddine karar verilmiştir. Dosya içeriğine göre davacının davalı işyerinde müdür olarak çalıştığı, dava dışı başka bir çalışan ile davalı Şirket yetkilisi arasında yaşanan münakaşa sonrası kendisine haber verilmeden fesih yoluna gidilmesinin hatalı olduğunu belirtmesi üzerine davalı tarafça ... sözleşmesinin feshedilerek işe gelmemesinin beyan edildiği anlaşılmaktadır. Davacı ...S'nin "....bundan sonra patron önce M.' yi işten çıkardı. Sonra da davacıyı işten çıkardı" şeklindeki görgüye dayalı anlatımı ile de davacının ... sözleşmesinin davalı tarafça feshedildiği hususu doğrulanmış olup dosya kapsamına göre ... sözleşmesi davalı tarafından haklı bir neden olmadan feshedilmesine rağmen davacıya ihbar öneli tanınmamıştır. 5. Şu hâlde ... sözleşmesinin davacı tarafça eylemli olarak feshedildiği yönündeki kabul, dosya kapsamına uygun olmayıp ihbar tazminatı talebinin kabulü yerine reddine karar verilmesi hatalı olup bozmayı gerektirmektedir. 6. Ayrıca bilirkişi raporu ile hesaplanan fazla çalışma alacağı tutarı brüt 11.569,57 TL olup bu tutar yerine dava dilekçesindeki talep tutarı üzerinden indirim uygulanarak alacağın hüküm altına alınması da doğru olmamıştır. VI. KARAR Açıklanan sebeplerle; 1. Temyiz olunan İlk Derece Mahkemesi kararına karşı istinaf başvurusunun esastan reddine ilişkin Bölge Adliye Mahkemesi kararının ORTADAN KALDIRILMASINA, 2. İlk Derece Mahkemesi kararının BOZULMASINA, Peşin alınan temyiz karar harcının istek hâlinde ilgilisine iadesine, Dosyanın kararı veren İlk Derece Mahkemesine, bozma kararının bir örneğinin kararı veren Bölge Adliye Mahkemesine gönderilmesine, 13.09.2023 tarihinde oy birliğiyle karar verildi.

Eşleştirme iki kanıta dayanır: kararın kendi metnindeki madde atfı ve şerh kitaplarının o kararı hangi maddenin altında bastığı. Otomatik üretilmiştir, hukuki tavsiye değildir; kararın güncelliğini ve sonraki içtihat değişikliklerini ayrıca denetleyin.

Bu Maddeyle İlgili Sınav Sorusu

Medeni Usul Hukuku

6100 sayılı Hukuk Muhakemeleri Kanunu'na göre, ıslah nedeniyle ortaya çıkan zararlar için mahkemece belirlenen teminat ne kadar süre içinde yatırılmalıdır?

A) 1 hafta
B) 2 hafta
C) 10 gün
D) 3 gün
E) 1 ay