6100 sayılı Hukuk Muhakemeleri Kanunu Madde 266

Hukuk Muhakemeleri Kanunu 266. maddesi, Hukuksal Eğitim mevzuat kütüphanesinde tam metin olarak yayımlanmıştır. Aşağıda maddenin tam metni, maddeyle eşleşen yüksek mahkeme kararları ve bu maddeden çıkmış sınav soruları yer alır. Ham metin için adresin sonuna /raw ekleyin.

Madde Metni

MADDE 266- (1) Mahkeme, çözümü hukuk dışında, özel veya teknik bilgiyi gerektiren hâllerde, taraflardan birinin talebi üzerine yahut kendiliğinden, bilirkişinin oy ve görüşünün alınmasına karar verir. (Değişik cümle: 3/11/2016-6754/49 md.) Ancak genel bilgi veya tecrübeyle ya da hâkimlik mesleğinin gerektirdiği hukukî bilgiyle çözümlenmesi mümkün olan konularda bilirkişiye başvurulamaz. (Ek cümle: 3/11/2016-6754/49 md.) Hukuk öğrenimi görmüş kişiler, hukuk alanı dışında ayrı bir uzmanlığa sahip olduğunu belgelendirmedikçe, bilirkişi olarak görevlendirilemez. Bilirkişi sayısının belirlenmesi

Bu Maddeyle İlgili Yüksek Mahkeme Kararları

232 karar eşleşti
4. Hukuk Dairesi, 2022/4673 E., 2024/2463 K.
orta eşleşmeKarar metninde maddeye atıf varAsliye Hukuk Mahkemesi
6100 sayılı Hukuk Muhakemeleri Kanunu 266 ncı maddesi hükmüne göre, çözümü özel veya teknik bir bilgiyi gerektiren konularda bilirkişi oy ve görüşünün alınması zorunludur.
4. Hukuk Dairesi         2022/4673 E.  ,  2024/2463 K. "İçtihat Metni" MAHKEMESİ :Asliye Hukuk Mahkemesi SAYISI : 2020/154 E., 2022/9 K. DAVALILAR : 1-..., 2-... vekilleri Avukat ..., 3-..., 4-... vekilleri Avukat ... DAVA TARİHİ : 03.03.2015 HÜKÜM/KARAR : Davanın Kabulü Taraflar arasındaki tazminat davasından dolayı yapılan yargılama sonunda verilen kararın temyiz edilmesi üzerine Dairece mahkeme kararının bozulmasına karar verilmiştir. Mahkemece, bozmaya uyularak yapılan yargılama sonucunda, davanın kabulüne karar verilmiştir. Mahkeme kararı davalılar vekilleri tarafından duruşma istemli temyiz edilmekle; kesinlik, süre, temyiz şartı ve diğer usul eksiklikleri yönünden yapılan ön inceleme sonucunda, 05.03.2024 tarihinde duruşma yapılmasına ve duruşma gününün taraflara davetiye ile bildirilmesine karar verilmiştir. Belli edilen gün ve saatte davacı vekili Avukat .....geldi. Davalılar tarafından gelen olmadı. Davacı vekilinin sözlü açıklamaları dinlenildikten sonra işin incelenerek karara bağlanması için uygun görülen 05.03.2024 gününde Tetkik Hâkimi tarafından hazırlanan rapor dinlenerek dosyadaki belgeler incelenip gereği düşünüldü: I. DAVA Davacı vekili dava dilekçesinde; ... tarafından 2010 yılında...Devlet Hastanesi görevlileri hakkında yapılan idari soruşturma sonucunda 2009 yılı ekim ayında personelin kartlı sisteme geçisinden sonra tüketim malzemeleri günlük tabelalarını hazırlamayarak tahmini rakama göre hasta ve refakatçı formları doldurulduğunu, refakatçi gerektiğine dair form doruldurulmadığı halde her hasta için refakatçı varmış gibi işlem yapılarak refakatçi yemek bedellerinin yemek temin eden firmaya ödendiğini, sorumluluğu tespit edilenlere karşı 96.551,70 TL kamu zararının tahsili amacıyla...1. Asliye Hukuk Mahkemesi'nin 2011/87 Esas sayılı dosyası üzerinden dava ikame edildiğini, yapılan yargılama sonucunda mahkemece sorumluluğu belirlenen üç davalı...,...,... yönünden kısmen kabul, diğer davalılar yönünden red kararı verildiğini, dava değerinin yarısının tazmin raporunda yer almayan dava dışı bir kısım görevlilerin sorumlu oldukları gerekçesiyle red edildiğini, kararın temyizi neticesinde onandığını, mahkemenin kararına dayanak olan bilirkişi raporunda denetim görevini yerine getirmeyerek kamu zararına sebep oldukları gerekçesiyle dava değerinin %50'si olan 48.275,85 TL den dava dışı o dönemki il sağlık müdür ve müdür yardımcılarının sorumlu olduğunun tespit edildiğini ve eldeki davanın açıldığını, davalıların denetim görevini yerine getirmeyerek kamu zararına yol açtıklarını, bu nedenle 48.275,85 TL kamu zararının meydana geldiği tarihten itibaren işleyecek yasal faizi ile birlikte davalılardan müştereken ve müteselsilen yasal faizi ile birlikte tahsilini talep etmiştir. II. CEVAP Davalılar Aytekin Kemit ve ... vekili cevap dilekçesinde; mahkemenin yetkisiz olduğunu, esasa ilişkin olarak ise davalı ...'in 2009-2011 yılları arasında ... İl Sağlık Müdürü olarak, davalı ...'ın ise 2007-2008 yılları arasında ... il Sağlık Müdür Yardımcısı olarak görev yaptığını, davanın haksız olduğunu,...1. Asliye Hukuk Mahkemesi'nin 2011/87 Esas nolu dosyasında davalıların taraf olmadığını, yargılama aşamasında davaya dahil edilmediklerini, kendilerini savunamadıklarını, mahkeme kararının davalılar yönünden bağlayıcı olmadığını, dava konusu olaydan ... Kamu Hastaneleri Birliği Genel Sekreterliğinin yazısı ile haberdar olarak idari yönden yazı içeriğine itirazda bulunduklarını, bu itirazın kamu hasteneleri kurumunun taktirine bırakıldığını ve başkanlığın da dava açtığını, davalıların il sağlık müdürü ve yardımcısı sıfatıyla olay tarihinde...Devlet Hastanesi'ni mali yönden denetleme yetkisi bulunmadığını, ancak sağlık işleyişi yönünden denetleyebileceklerini, bunu da yaptıklarını, buna rağmen aleyhlerine tazminat davası açıldığını,...1. Asliye Hukuk Mahkemesi kararının karar düzeltme aşamasında olduğunu belirterek davanın reddini istemiştir. Davalılar ... ve ... vekili cevap dilekçesinde; mahkemenin yetkisiz olduğunu, ayrıca...1. Asliye Hukuk Mahkemesi'nin 2011/87 Esas nolu dosyasındaki 13.02.2013 tarihli bilirkişi raporunun davacı idareye tebliğinin üzerinden iki yılı aşkın süre geçtiğinden davanın zamanaşımından reddi gerektiğini, davalıların sağlık müdürü ve sağlık müdür yardımcısı olarak görev yaptıklarını, Sağlık Hizmetlerinin Yürütülmesi Hakkındaki Yönergenin 7 nci maddesinde il sağlık müdürünün görevlerinin sayıldığını, sağlık müdürünün hastenelerin mali denetimini yapma görev ve yetkisi bulunmadığını, sağlık müdürünün ihaleleri denetleme yetkisi de bulunmadığını,...1. Asliye Hukuk Mahkemesi'nin 2011/87 Esas sayılı dosyasında görülen davada alınan bilirkişi raporlarında davalılar hakkında herhangi bir sorumluluk veya kusur tespit edilmediğini, belirtilen rapor dayanak alınarak davalılar hakkında hüküm tesis edilemeyeceğini belirterek davanın reddini istemiştir. III. MAHKEME KARARI Mahkemenin 23.06.2016 tarihli ve 2015/173 Esas, 2016/968 Karar sayılı kararıyla; "...Buna göre davacı vekili her ne kadar davalılar aleyhine...1. Asliye Hukuk Mahkemesi'nde verilip kesinleşen 2011/87 Esas nolu dosyada sorumlulukları bulunduğundan bahis ile iş bu davayı açmış ise de 02 kasım 2011 tarihinde yayınlanan 663 sayılı ... ve Bağlı Kuruluşların Teşkilat ve Görevleri Hakkında Kanun Hükmünde Kararname ile bazı tanımlar değişmekle birlikte kamu zararının oluştuğu dönemde geçerli olan Devlet Memurları Tedavi ve Cenaze Giderleri Yönetmeliği ile Sağlık Bakanlığına Bağlı Sağlık Kurum ve Kuruluşlarında Görevli Personele Döner Sermaye Gelirlerinden Ek Ödeme Yapılmasına Dair Yönetmelik'te bakanlığın ...'nı, kuruluşun il sağlık müdürlüğü ile bünyesindeki sağlık grup başkanlıklarını sağlık merkezlerini, sağlık ocaklarını, sağlık evlerini, 112 acil sağlık istasyonlarını, halk sağlığı laboratuvarlarını, ana çocuk sağlığı ve aile planlaması merkezlerini, dispanserleri, ilçe belde gün hastanelerini v.b 1. basamak sağlık hizmeti sunan kuruluşların kurum ile bakanlığa bağlı 2.ve 3. basamak yataklı tedavi kurumlarını ifade ettiği açıktır. Taraflarca dilekçelerinde belirtilen yönergede sağlık müdürlerinin denetleme yetkisi olan sağlık birimleri bünyesinde yataklı tedavi hizmeti bulunmayan il sağlık müdürlükleri sağlık merkezleri, sağlık ocakları, 112 acil sağlık istasyonları, halk sağlığı laboratuvarları, verem savaş dispanserleri gibi sağlık birimlerini ifade etmektedir. Davaya konu kamu zararının oluştuğu sağlık birimi ise 2. basamak yataklı tedavi kurumu olan...Devlet Hastanesi Baştabipliğidir. Tarafların kamu zararının oluşumu ile ilgili tanımlanan görevlerin ihmal edildiği belirtilen yönetmeliğinde yataklı tedavi kurumları işletme yönetmeliği olduğu açıktır. Sağlık müdürlüklerinin ve ilgili yataklı tedavi kurumları şube müdürlüklerinin denetim yetkisi bilirkişi raporunda belirtildiği üzere kurumların sağlık ile ilgili faaliyetleri istatistik, bulaşıcı hastalıklar, afet ilk yardım hizmetleri, 112 ilk yardım ile yoğun bakım yataklarının koordinasyonu ile sınırlıdır. Bu itibarla Yargıtay tarafından da onanan...1. Asliye Hukuk Mahkemesi'nin kararına dayanak olan bilirkişi raporunda oluşan kamu zararında sadece harcama yetkilisi başhekim ile gerçekleştirme görevlisi hastane müdürü yada yetki devri yapılan yardımcıları değil tüketim malları günlük tabelasını hazırlayıp onaylayan diyetisyen, yemek ihalesi uygulaması ile görevli hastene müdür yardımcısı, ilgili baştabip yardımcısı, her ay sonunda yemek hizmeti ödemesi ile ilgili muayene ve kabul raporunu hazırlayan komisyon üyeleri de görev süreleri ile sorumludurlar, anlatılanlar ışığında yapılan değerlendirmede hüküm kurmaya elverişli bilirkişi raporu doğrultusunda davalıların oluşan kamu zararından sorumlu olmadıkları kanaatine varıldığı ..." gerekçesiyle davanın reddine karar verilmiştir. IV. BOZMA VE BOZMADAN SONRAKİ YARGILAMA SÜRECİ A. Bozma Kararı Mahkeme kararına karşı süresi içinde davacı vekili temyiz isteminde bulunmuştur. Yargıtay 4. Hukuk Dairesi'nin 21.01.2019 tarihli ve 2016/14275 Esas, 2019/243 Karar sayılı ilamıyla, "... Dosya kapsamından, dava konusu olay nedeniyle dava dışı kişiler hakkında...1. Asliye Hukuk Mahkemesi'nin 2011/87 Esas sayılı dosyası ile açılan davada alınan bilirkişi raporunda kamu zararının % 50’sinden hastane üzerindeki denetim görevini gereği gibi yapmamış olan ... İl Sağlık Müdürü veya...Devlet Hastanesinden sorumlu müdür yardımcısının, % 50’sinden de hastane müdürü ile başhekimin sorumlu olması gerektiği yönünde görüş bildirildiği, mahkemece bu rapor doğrultusunda davanın bir kısım davalılar yönünden reddine, bir kısım davalılar yönünden kısmen kabulüne karar verildiği, kararın Dairemizin 16.12.2014 tarih, 2013/15928 Esas 2014/17280 Karar sayılı ilamı ile onanmasına karar verildiği ve kararın kesinleştiği anlaşılmaktadır. Şu durumda mahkemece, Dairemizin 16.12.2014 tarih, 2013/15928 Esas 2014/17280 Karar sayılı onama ilamının da dikkate alınarak sonuca gidilmesi gerekirken mahkemece eksik inceleme sonucu yazılı şekilde karar verilmiş olması doğru değildir. Kararın bu nedenle bozulması gerekir..." gerekçesiyle hükmün bozulmasına karar verilmiştir. Daire kararına karşı davalılar vekilleri kararın düzeltilmesi talebinde bulunmuşlardır. Yargıtay 4. Hukuk Dairesi'nin 22.01.2020 tarihli ve 2019/1375 Esas, 2020/222 Karar sayılı ilamıyla, "......1. Asliye Hukuk Mahkemesi'nin 2011/87 Esas sayılı dosyasında hükme esas alınan 14.02.2013 havale tarihli raporda imzası bulunan emekli Sayıştay uzman denetçisi bilirkişiler...ve Nihat Taşkaya, anılan bu raporda zararın %50’sinden hastane üzerindeki denetim görevini gereği gibi yapmamış olan ... İl Sağlık Müdürü veya...Devlet Hastanesinden sorumlu müdür yardımcısının sorumlu olduğunu belirtmişlerdir. Eldeki dava dosyasında alınan 12,05,2016 tarihli bilirkişi kurulunda da emekli Sayıştay uzman denetçisi olarak yine...ve Nihat Taşkaya görevlendirilmiş; ancak bu defa ilk rapordan farklı olarak ... İl Sağlık Müdürü ve sağlık müdür yardımcısı olan davalıların zarardan sorumlu olmadıkları yönünde görüş bildirmişlerdir. Bu hali ile her iki bilirkişi kurulu raporu arasında çelişki oluşmuştur. Şu durumda, mahkemece yeniden oluşturulacak bilirkişi kurulundan rapor alınmak suretiyle çelişkinin giderilmesi ve buna göre değerlendirme yapılarak oluşacak sonuca göre karar verilmesi gerekir. Açıklanan bu yön gözetilmeden karar verilmiş olması, usul ve yasaya uygun düşmediğinden davalıların karar düzeltme istemi kabul edilmeli, Dairemizin 21.01.2019 gün 2016/14275 Esas ve 2019/243 Karar sayılı bozma ilamı kaldırılmalı ve mahkeme kararı yukarıda gösterilen değişik gerekçe ile bozulmalıdır..." gerekçesiyle Hukuk Usulü Muhakemeleri Kanunu'nun 440 ve 442 nci maddeleri gereğince davalıların karar düzeltme isteminin kabulüne, Dairenin, 21.01.2019 gün 2016/14275 Esas ve 2019/243 Karar sayılı kararının kaldırılmasına, mahkeme kararının yukarıda açıklanan nedenle farklı gerekçeyle bozulmasına karar verilmiştir. B. Mahkemece Bozmaya Uyularak Verilen Karar Mahkemenin yukarıda tarih ve sayısı belirtilen kararıyla, "...... İl sağlık Müdürleri ..., ... ile yataklı Tedavi Şubesinden sorumlu Sağlık Müdür Yardımcıları ... ve ...'un 5018 sayılı Kanun hükmüne istinaden...Devlet Hastanesinin yaptığı ihalelerde harcama yetkilisi veya gerçekleştirme görevlisi olmadıkları gibi ihalelerin ve bu ihalelere istinaden yapılan harcamaların usulüne uygun yapılıp yapılmadığının tespitine yönelik mali denetim yetkilerinin olmadığı, ancak Sağlık Hizmetleri Yönergesinin ''İl Sağlık Teşkilatı ve Görevler Başlıklı'' kısmında Sağlık Müdürünün görevlerinin tanımlandığı 7 nci maddenin g bendindeki denetim görevi ile şube müdürlerinin görevlerinin tanımlandığı 10 uncu maddesinin f bendindeki denetim görevinin sağlık hizmeti ile ilgili denetim görevlerinin olduğu, bu kapsamda kamu zararından sorumluluklarından da bulunduğu anlaşılmakla tüm dosya kapsamı, hüküm kurmaya ve denetime elverişli bilirkişi raporunda yer alan miktarlar da dikkate alınarak 17.457,01 TL'sinin Kadir Çağlar Çataktan, 6.680,91 TL'sinin ...'ten 11.609,13 TL'sinin ...'dan, 12.528,80 TL'sinin ...'tan dava tarihinden itibaren işleyecek yasal faizi ile birlikte tahsili ile davacı kuruma verilmesine karar verilerek hüküm kurulmuştur..." gerekçesiyle, "...1-Davanın kabulü ile toplam 48.275,85 TL zarardan, 17.457,01 TL'sinin Kadir Çağlar Çataktan, 6.680,91 TL'sinin ...'ten, 11.609,13 TL'sinin ...'dan, 12.528,80 TL'sinin ...'tan dava tarihinden itibaren işleyecek yasal faizi ile birlikte tahsili ile davacı kuruma verilmesine, ..." karar verilmiştir. V. TEMYİZ A. Temyiz Yoluna Başvuran Mahkemenin yukarıda belirtilen kararına karşı süresi içinde davalılar vekilleri temyiz isteminde bulunmuştur. B. Temyiz Sebepleri Davalılar ... ve ... vekili temyiz dilekçesinde; davalıların hastaneleri mali yönden denetleme yetkileri bulunmadığını, yetkileri olmayan bir konudan dolayı sorumlu kabul edilmelerinin hatalı olduğunu, bilirkişilerin, davalıların görev ve yetkilerini düzenleyen ilgili maddelerin sağlık hizmetleri ile sınırlı olmak üzere denetim yetkilerinin olduğu görüşünün de davalıları haklı çıkardığını, hesaplanan tazminattan davalıların müşterek ve müteselsilen sorumlu kabul edilmelerinin de mevzuata aykırı olduğunu, kamu zararının oluştuğu tarihte, kamu hastaneleri mali yönden kendi bütçesi bulunan özerk kuruluşlar olduğunu, hastanenin ihtiyaçlarını belirleme, bu ihtiyaçlar için ihale yapmaya karar verme ve ihale sözleşmesi yapma yetkisi tamamen hastane idaresine ait olduğunu sağlık müdürünün bu ihaleleri denetleme yetkisi de bulunmadığını, verilen kararın usul ve kanuna aykırı bulunduğunu ileri sürerek kararın bozulmasına karar verilmesini talep etmiştir. Davalılar ... ve ... vekili temyiz dilekçesinde; davaya konu olayda davalıların mali yönden denetleme yetkileri bulunmadığını, yetkileri olmayan bir konudan dolayı sorumlu kabul edilmelerinin hatalı olduğunu, bilirkişilerin, davalıların görev ve yetkilerini düzenleyen ilgili maddelerin sağlık hizmetleri ile sınırlı olmak üzere denetim yetkilerinin olduğu görüşünün de davalıları haklı çıkardığını, hesaplanan tazminattan davalıların müşterek ve müteselsilen sorumlu kabul edilmelerinin de mevzuata aykırı olduğunu, kamu zararının oluştuğu tarihte, kamu hastaneleri mali yönden kendi bütçesi bulunan özerk kuruluşlar olduğunu, hastanenin ihtiyaçlarını belirleme, bu ihtiyaçlar için ihale yapmaya karar verme ve ihale sözleşmesi yapma yetkisi tamamen hastane idaresine ait olduğunu, sağlık müdürünün bu ihaleleri denetleme yetkisi de bulunmadığını, gerek denetime elverişli bilirkişi raporu, gerek yasal mevzuat, gerek ... Hukuk Servisinin görüşü ve tüm dosya muhteviyatı bir bütün olarak değerlendirildiğinde davalıların kamu zararından sorumlu olmadıklarının açıkça ortaya çıktığını, verilen kararın usul ve kanuna aykırı bulunduğunu ileri sürerek kararın bozulmasına karar verilmesini talep etmiştir. C. Gerekçe 1. Uyuşmazlık ve Hukuki Nitelendirme Uyuşmazlık,...Devlet Hastanesinde her hasta için refakatçı varmış gibi işlem yapılarak refakatçi yemek bedellerinin yemek temin eden firmaya ödenmesi nedeniyle davacı idarenin zarar uğratıldığı gerekçesiyle oluşan kurum zararının İl Sağlık Müdürlüğü müdür ve müdür yardımcıları olan davalılardan tazmini talebine ilişkindir. 2. İlgili Hukuk 6217 sayılı Kanun’un 30 uncu maddesi ile 6100 sayılı Hukuk Muhakemeleri Kanunu'na eklenen "Geçici madde 3" atfıyla uygulanmakta olan 1086 sayılı Hukuk Usulü Muhakemeleri Kanunu'nun 427, 428 ve 429 uncu maddeleri, 818 sayılı Borçlar Kanunu'nun (mülga) 41 inci maddesi. 3. Değerlendirme 6100 sayılı Hukuk Muhakemeleri Kanunu 266 ncı maddesi hükmüne göre, çözümü özel veya teknik bir bilgiyi gerektiren konularda bilirkişi oy ve görüşünün alınması zorunludur. Genel hayat tecrübesi ve kültürünün sonucu olarak herkes gibi hakimin de bildiği konularda bilirkişi dinlenmesine karar verilemeyeceği gibi, hakimlik mesleğinin gereği olarak hakimin hukuki bilgisi ile çözümleyebileceği konularda da bilirkişi dinlenemez. Her halde seçilecek bilirkişinin mesleği itibarıyla konunun uzmanı olması gerekir. Dosyadaki bilgi ve belgeler ile dosya kapsamında bulunan bilirkişi raporları incelendiğinde; talimat yoluyla emekli sayıştay uzmanı ve hastane müdüründen oluşan beş kişilik bilirkişi heyetince düzenlenen 12.05.2016 tarihli bilirkişi raporunda; davalıların İl Sağlık Müdürlüğü ile bünyesindeki sağlık grup başkanlıkları, sağlık merkezleri, sağlık ocakları, sağlık evleri, 112 acil sağlık istasyonları, halk sağlığı laboratuvarları, ana-çocuk sağlığı ve aile planlaması merkezleri, dispanserler, ilçe belde gün hastaneleri ve benzeri birinci basamak sağlık hizmeti sunan kuruluşları denetim yetkisi olduğu, davaya konu kamu zararının oluştuğu sağlık biriminin ise ikinci basamak yataklı tedavi kurumu olan...Devlet Hastanesi Baştabipliği olduğu, davalıların kamu zararının oluşumu ile ilgili tanımlanan görevlerinin ihmal edildiği belirtilen yönetmeliğin de Yataklı Tedavi Kurumları İşletme Yönetmeliği olduğu, Sağlık Müdürlüklerinin denetim yetkisinin ise kurumların sağlık ile ilgili faaliyetleri ile istatistik, bulaşıcı hastalıklar, afetfilk yardım hizmetleri, 112 ilk yardım ile yoğun bakım yatakları ve benzerinin koordinasyonu ile sınırlı olduğu ve meydana gelen zarardan davalıların sorumlu olmadıkları yönünde görüş belirtilmiştir. Mahkemece, söz konusu bilirkişi raporu ile...1. Asliye Hukuk Mahkemesi'nin 2011/87 Esas sayılı dosyasında alınan bilirkişi raporu arasındaki çelişkiyi gidermek üzere alınan Nisan 2021 tarihli bilirkişi raporunda da; ... İl Sağlık Müdürlüğü, müdür ve müdür yardımcısı olan davalıların, 5018 sayılı Kanun hükmüne istinaden...Devlet Hastanesinin yaptığı ihalelerde Harcama Yetkilisi veya Gerçekleştirme Görevlisi olmadıkları gibi, ihalelerin ve bu ihalelere istinaden yapılan harcamaların usulüne uygun olarak yapılıp yapılmadığının tespitine yönelik mali denetim yetkilerinin olmadığı, Sağlık Hizmetleri Yönergesinin “İl Sağlık Teşkilatı ve Görevler Başlıklı” kısmında Sağlık Müdürünün Görevlerinin tanımlandığı 7 nci maddenin (g) bendirideki denetim görevi ile Şube Müdürlerinin Görevlerinin tanımlandığı 10 uncu maddesinin (c) bendindeki denetim görevinin, sağlık hizmetleri ile ilgili denetim görevi olduğunun değerlendirildiği yönünde mütalaada bulunulmuştur. HMK.'nın 266 ncı maddesi kapsamında konusunda uzman bilirkişilerden alınan her iki raporda da davalıların...Devlet Hastanesi'nin mali işlemleri üzerinde mali denetim yetkilerinin bulunmadığı, denetim görevlerinin sadece sağlık hizmetleri ile sınırlı olduğu açıkça belirtilmiştir. Bu durumda, davalıların denetim görevi bulunmayan bir durum nedeniyle tazminatla sorumlu olduklarının kabulü usul ve yasaya uygun düşmemiş, haklarında açılan dava reddedilmek üzere kararın bozulması gerekmiştir. VI. KARAR Değerlendirme bölümününde açıklanan nedenle davalılar vekillerinin temyiz itirazlarının kabulü ile temyiz olunan mahkeme kararının BOZULMASINA, Peşin alınan temyiz harcının istek hâlinde davalılara iadesine, Duruşmada vekille temsil olunmayan davalılar yararına vekalet ücreti taktirine yer olmadığına, Dosyanın kararı veren mahkemeye gönderilmesine, 05.03.2024 tarihinde oy birliğiyle karar verildi.

Diğer kararlar (4)

3. Hukuk Dairesi, 2023/67 E., 2023/3678 K.
orta eşleşmeKarar metninde maddeye atıf var... Bölge Adliye Mahkemesi 5. Hukuk Dairesi
tam metni aç
6100 sayılı Hukuk Muhakemeleri Kanunu 266 ncı maddesinde;
3. Hukuk Dairesi         2023/67 E.  ,  2023/3678 K. "İçtihat Metni" MAHKEMESİ : ... Bölge Adliye Mahkemesi 5. Hukuk Dairesi Taraflar arasındaki maddi-manevi tazminat davasından dolayı yapılan yargılama sonunda İlk Derece Mahkemesince davanın kısmen kabulüne karar verilmiştir. Kararın davalı vekili tarafından istinaf edilmesi üzerine, Bölge Adliye Mahkemesince, davalının istinaf başvurusunun esastan reddine karar verilmiştir. Bölge Adliye Mahkemesi kararı davalı vekili tarafından temyiz edilmekle incelemenin duruşmalı olarak yapılması istenilmekle; kesinlik, süre, temyiz şartı ve diğer usul eksiklikleri yönünden yapılan ön inceleme sonucunda, 12.12.2023 tarihinde duruşma yapılmasına ve duruşma gününün taraflara davetiye ile bildirilmesine karar verilmiştir Belli edilen günde gelen davacı vekili Avukat ... ile davalı vekili Avukat...'ın sözlü açıklamaları dinlenildikten sonra işin incelenerek karara bağlanması için uygun görülen saat 14.00'te Tetkik Hâkimi tarafından hazırlanan rapor dinlenerek dosyadaki belgeler incelenip gereği düşünüldü: I. DAVA Davacı vekili; müvekkillerinin oğlu ...'in 05.01.2013 tarihinde davalıya ait ...adlı ... yerinden torpil diye adlandırılan patlayıcı maddeyi satın aldığını, küçük ...'in davalıdan aldığı torpili evinin önünde patlatmak istediğini, torpil maddesinden birini ateşlediğini ve uzağa fırlattığını, diğer torpilin yanmadığını bunun üzerine ...'in torpilin düştüğü yere gittiğini, torpili yerden almadan tekrar kibrit ile ateşlediğini, torpili ateşledikten sonra kalkmaya fırsat bulamadan torpilin patladığını, patlama sonucu ...'in sol gözünü kaybettiğini, müvekkillerin oğlu ...'in olay tarihinde 13 yaşında olduğunu, proteknik maddelerin kırtasiyelerde satışının yasak olduğunu, davalının bu satış yasağına uymadığını, 13 yaşındaki küçüğe patlayıcı madde satarak dava konusu olayın meydana gelmesine sebebiyet verdiğini ileri sürerek, fazlaya ilişkin hakları saklı kalmak kaydıyla, şimdilik 60.000,00 TL maddi tazminat ile manevi üzüntülerinin bir nebze olsun giderilebilmesi için 40.000,00 TL manevi tazminatın davalıdan tahsiline karar verilmesini talep etmiştir. II. CEVAP Davalı vekili; davacının olayla ilgili olarak müvekkilden şikayetçi olduğunu, müvekkili hakkında ... Cumhuriyet Başsavcılığının 2013/130 Soruşturma nolu dosya ile soruşturma başlatıldığını, şüphelinin ... yerinde yapılan aramada söz konusu maddenin ele geçirilemediği ayrıca mağdurun yaralanması ile maddenin satışı arasında taksirle yaralama suçuna ilişkin olarak illiyet bağının bulunmadığı anlaşıldığından üzerine atılı suç bakımından kamu adına kovuşturma yapılmasına yer olmadığına karar verildiğini, davacının olay tarihi itibariyle TCK açısından cezai ehliyete sahip olduğunu, dolayısıyla davacının ayırt etme gücünün ve olayların sonuçlarını algılama yeteneğinin mevcut olduğunu, buna rağmen davacının kendi kusuru ile ifadesinde yazılı olduğu üzere yerdeki daha önceden yaktığı maddeyi yakın bir mesafeden yaktığını ve yaralanmaya kendisinin sebep olduğunu, dolayısıyla davacının yaralanması olayında kendi kusurunun söz konusu olduğunu, müvekkilin olayda eylem veya ihmal gerçekleştirmediğinin savcılık dosyası ile de sabit olduğunu savunarak, davanın reddine karar verilmesini istemiştir. III. İLK DERECE MAHKEMESİ KARARI İlk Derece Mahkemesinin yukarıda tarih ve sayısı belirtilen kararıyla; davacı tarafın, davalı ...'ın işlettiği kırtasiyede, satışa sunması sonucu davacı ... ve ...'in kardeşi dava dışı küçük Kubilay tarafından satın alınan patlayıcı nitelikteki torpil maddesinin küçük ... tarafından patlatılmak istenirken meydana gelen patlama sonucunda sol gözünün kaybına sebep olunduğunu ve bu zarar nedeni ile maddi ve manevi zararları bulunduğundan bahisle zararlarının tazminini talep ettiği, davalı yan, davacı ...'e herhangi bir patlayıcı madde satmadığını ve hatta bu maddeyi işletmesinde dahi bulundurmadığını ve bir an için tarafından satıldığı Mahkemece kabul edilecek olsa dahi kabul anlamına gelmemekle birlikte satış fiili ile patlama ve yaşanan göz kaybı sonucu(zararı) arasında bir illiyet bağı bulunmadığını ve dolayısı ile kusur ve sorumluluğunun bulunmadığını savunduğu, yasal düzenlemeler de dikkate alındığında davacı talebinin, haksız fiil sorumluluğuna ve torpil maddesi satışından kaynaklı tüketici sözleşmesine dayandığı ve davacı tarafça failin ise davalı ... olarak görüldüğü, öncelikle satışa konu edildiği belirtilen torpil maddesinin tehlike arz eden bir madde olması ve belirli tedbir ve usuller dairesinde satışa arzı gerektiği,Tekel Dışı Bırakılan Patlayıcı Maddelerle Av Malzemesi ve Benzerlerinin Üretimi, İthali,taşınması, Saklanması, Depolanması, Satışı,kullanılması, Yok Edilmesi, Denetlenmesi Usul ve Esaslarına İlişkin Tüzük'e dayanılarak çıkarılan İçişleri Bakanlığının 06.04.2006 tarih ve 32 sayılı genelgesi ile yaş sınırının madde 7/1,b gereği 18 olduğu ve bu yaş altındakilere satışın yasaklandığın anlaşıldığı, davacı ...'in kardeşi dava dışı ... ... ... Merkezi Amirliğinde 25.01.2013 tarihinde bilgi sahibi sıfatıyla "...isimli işyerinden dört tane torpil maddesi satın aldık" şeklinde bulunduğu beyan, Davacı ...'in ... ... Merkezi Amirliğinde 23.01.2013 tarihinde mağdur/şikayetçi sıfatıyla alınan beyanları, emniyet birimince 05.01.2013 tarih saat 18.15'te tutulan tutanak, davacı ...'in dayısı dava dışı ...'ın ... ... Merkezi Amirliğinde 07.02.2013 tarihinde bilgi sahibi sıfatıyla alınan beyanlarında kendisinin davalının işyerine gittiği ve davalıya sorması üzerine davalının işyerinde geçen konuşmada davalı ...'ın "eğer senin yeğenin olduğunu bilseydim bu torpilleri satmazdım" şeklindeki beyanı, davacı tanığı olarak 6. celse yemini tahtında dinlenen Recep çelik ise davacının amcası olduğunu ve olay anında yaralı ...'e ve dava dışı küçük Kubilay'a sorması üzerine torpilin davalı işyerinden alındığını davacıdan duyduğu şeklindeki beyanı, olaydan 32 gün sonra davalı işyerinde yapılan 07.02.2013 tarihli aramada tutulan tutanak, 07.02.2013 tarihli yüzleştirme tutanağı ile tüm dosya kapsamından davalı tarafından anılan düzenlemelere aykırı biçimde işyerinde patlayıcı madde bulundurulduğu ve bu maddenin davacıya satıldığının sabit olduğu, her ne kadar davalı, davacıların isnat ve beyanlarını kabul etmese de davacıların davalıyı meydana gelen elim neticeden haksız şekilde sorumlu tutmalarını gerektirecek önceye dayanan herhangi bir husumet bulunmamakla birlikte en başından sonuna dek davacı ... ve dava dışı... ve uyumlu beyanları ile davalı ...'ı sorumlu olarak gösterdikleri ve bu sayılanlar da davalının geliştirdiği savunmaların tamamen sorumluluktan kurtulmaya yönelik olduğunu gösterdiği, eldeki dava öncesi veya sırasında verilmiş bulunan bir ceza hakimi kararı bulunmamakla birlikte davalı tarafça savunma aracı olarak kullanılan Kovuşturmaya Yer Olmadığı kararının da bu davada değerlendirme açısından yer bulamayacağı, cezai soruşturma dosyasında davalının işyerinde gerçekleştirilen aramanın olaydan tam 32 gün sonra olduğu, her ne kadar kollukça yapılan aramada ele geçirilmiş bir suç unsuru maddeye rastlanılamadığı kaydedildi ise de davalı ...'ın uzun yıllar boyu esnaflık-işletmecilik yaptığı ve bir ilçe şartlarında belirli bir düzeyde ekonomik refah seviyesinde olduğu, bu ekonomik erişkinliğe ulaşmanın sıradan ve dar gelirli bir işletme sahibine nazaran belirli meziyet ve öngörülebilirliği gerektirdiği, davalının vardığı ekonomik durumun ve malvarlığının belirli risk ve öngörüleri hesap edemeyen bir işletme sahibinin elde edebileceği iktisadi boyutların üzerinde bulunduğu ve dolayısıyla bu şekilde basiretli bir işleten olan ve riziko hesabı yapabilecek davalının, hem nispeten küçük sayılabilecek bir ilçede patlama olayının gerçekleşmesinin süratle duyulabileceği ve hem de davacının dayısı tarafından olaydan hemen sonra davalıya ait işyerine gidilerek anılan patlama ile ilgili diyaloğa girilmesi vakaları da dikkate alındığında olaydan hemen sonra sorumluluğuna konu olabilecek bir unsuru uhdesinde veya ... yerinde bulundurmasının değil davalı tarafından bu denli ekonomik düzeye kavuşmamış ve hiçbir risk hesabı yapması kendisinden beklenmeyen daha küçük bir işletmeci tarafından dahi ortada bulundurulması veya arama sonrası bulunabilecek bir yerde muhafaza edilmesi beklenilemeyeceğinden arama sonucu herhangi bir patlayıcı madde(torpil maddesi) bulunamamasının eldeki davada ileri sürülmesinin ve Mahkemece bunun anılan gerekçelere üstün tutulmasının kabulünün mümkün görülmediği, dinlenen davalı tanığı ... ... 9. celse beyanında her ne kadar davalı ile komşu olduğunu ve torpil maddesi satılması halinde göreceğini, davalının bu maddeyi sattığına şahitlik etmediğini belirtmiş ise de soyut beyanlardan ibaret bu tanıklığa itibar edilmediği, netice itibarıyla davalının patlayıcı maddeyi satışa konu etmesi ve olay tarihinde 18 yaşından küçük davacıya satmasının anılan kaide ve kanıtlar karşısında hukuka aykırılık unsuru kapsamında kaldığı ve davacı ...'in %32 oranında malül bulunduğu ve ek rapor ile 337.722,22 TL maddi zararın bulunduğuna ilişkin sunulan raporlar ve davacı vekilinin 04.06.2018 havale tarihli ıslah dilekçesi ile de görüleceği üzere diğer haksız fiil unsuru olan zararın gerçekleştiği ve illiyet bağının bu şekilde kurulduğu, her ne kadar dosya münderecatında alınan dört farklı raporda kusur oranları tespit edildi ise de Adalet Bakanlığı (Hukuk İşleri Genel Müdürlüğü)nın 07.09.2020 tarihinde ilan edilen "Bilirkişilerin Uyacağı Rehber İlkeler Ve Bilirkişi Raporunda Bulunması Gereken Standartlar" gereği bilirkişilerin münhasıran hakimin yetkisinde olan kusurluluk konusunda herhangi bir değerlendirme yapamayacakları da dikkate alınarak mahkemece kusur oranlarının re'sen belirlendi, davalının yaşı, bulunduğu sosyokültürel çevre, dosya muhtevasında bulunan Davacı ...'in kardeşi dava dışı ... ... ... Merkezi Amirliğinde 25.01.2013 tarihinde bilgi sahibi sıfatıyla verdiği "....ağabeyim ... evden almış olduğu kibrit ile torpil maddesinden birini ateşledi ve attı fakat bu torpil yanmadı, daha sonra torpili atmış olduğu yere giderek yerden torpili almadan tekrar kibrit ile ateşledi." beyan ve bizatihi davacı ...'in kardeşi ile aynı yöndeki 23.01.2013 tarihli beyanından esasen davacı ...'in patlayıcı nitelikteki maddeyi tanıdığı ve patlayıcılık özelliğini bildiği ve bu konulardaki bilgisinin tam olduğu ancak patlama sırasında oluşabilecek tehlikeyi ve meydana gelecek zarar konusunda temyiz kudretini haiz olmadığı ve yaşı itibari ile de bunun kendisinden beklenmesinin mümkün bulunmadığı ve dolayısı ile davacı ...'in patlayıcı madde satın alması noktasında davacı ...'in babası ... ve annesi ...'in ise bu konuda velayetleri altındaki çocukları üzerinde tedip ve terbiye yükümlülüğünü yerine getirmemesi gerekçesi ile davacı tarafın %30 oranında müterafik kusurlu olduğu, davalının ise satışa sunduğu patlayıcı maddenin tehlike arz ettiğini ve nihayet 18 yaşından küçük kimselere satılmasının beraberinde eldeki davaya da konu olduğu üzere ağır zararlara yol açabileceğini öngörmesi gerektiği halde bunu öngörememesi ve fiili ile oluşan zarar arasında kurulan geniş anlamda illiyet bağının varlığından hareketle %70 oranında kusurlu olduğu ve maddi zarar hesabında bu oranların esas alındığı, davalının görme duyu organı olan gözünü kaybetmesi ve maluliyet oranı da dikkate alınarak lehine manevi tazminata hükmetmek gerektiği gerekçesiyle, davacının maddi tazminat isteminin kısmen kabulü ile 236.405,55 TL maddi tazminatın dava tarihi olan 03.09.2013 tarihinden itibaren yasal faizi ile birlikte davalıdan tahsili ile davacıya ödenmesine, fazlaya ilişkin istemin reddine, davacının manevi tazminat talebinin kısmen kabulü ile 28.000,00 TL manevi tazminatın dava tarihi olan 0./09.2013 tarihinden itibaren yasal faizi ile birlikte davalıdan tahsili ile davacıya ödenmesine, fazlaya ilişkin istemin reddine karar verilmiştir. IV. İSTİNAF A. İstinaf Yoluna Başvuranlar İlk Derece Mahkemesinin yukarıda belirtilen kararına karşı, süresi içinde davalı vekili istinaf başvurusunda bulunmuştur. B. İstinaf Sebepleri Davalı istinafında; arttırılan kısım bakımından faiz başlangıç tarihinin ıslah tarihi olması gerekirken yazılı olduğu şekilde hüküm kurulmasının hukuka aykırı olduğunu, olay günü yaşananlara ilişkin görgü ve bilgisi olan bir şahsın bulunmadığını, bu sebeple olayın oluş şeklinin netlik kazanmadığını, kaza sonrasında kolluk ekipleri tarafından aynı gün olayın gerçekleştiği yere gidildiğini, olaya sebep olan patlayıcı madde vb. materyallerle ilgili herhangi bir ize ve bulguya rastlanılmadığına dair 05.01.2013 tarihli görgü tespit tutanağı tanzim edildiğini, zarara sebep olan maddenin her ne kadar davacı tarafça torpil olduğu iddia edilse de gerçekte zarara sebep olan materyalin ne olduğunun sabit olmadığını, gözün vücudun en hassas organlarından biri olması sebebiyle torpilden daha az zararlı bir materyalden bile etkilenmiş olabileceğini, bu sebeple zarara sebep olan nesnenin vasıflandırması ve tespiti yapılmadan farazi iddialar üzerine hüküm tesis edildiğini, mevcut yaralanma eyleminin, dava dilekçesinde de ikrar edildiği üzere mağdurun kendi kendisini yaralaması olduğunu, bundan dolayı müvekkilin kastı, taksiri ve ihmalinin mevcut olmadığını, olayın gerçekleştiği sırada davacının, temyiz kudretine haiz olup ve cezai ehliyetinin de bulunmadığını, dolayısıyla hal ve hareketlerinin sonuçlarını öngörebilecek yaşta olduğunu, olay esnasında anne ...'in, gözetim ve denetim görevini yerine getirmediğini, baba ...'in ise ... seyahatinde olduğunun sabit olduğunu, bu sebeple aile reisi sıfatıyla baba ...'in kusursuz sorumluluğu olduğunu, olaya ilişkin müvekkile ait ... yerinde yapılan aramada patlayıcı satışı yapıldığına dair herhangi bir bulguya ve olay yerinde ize rastlanılmadığının 07.02.2013 tarihli ... yeri arama tutanağı ile kayıt altına alındığını, satış olgusunun varlığı kanıtlanmamakla birlikte, var olduğu kabul edilse bile çocuğun ateşleme eylemi olmasa zararında doğmayacağı açık olduğundan zarar ile uygun illiyet bağı olmadığını, fitili ateşleme ve sonrasında uzaklaşmama fiili olduğunu, olaya konu torpil olduğu iddia edilen nesnenin başka yerden alınmış olma ihtimali bulunduğunu, yargılama aşamasında bu hususta herhangi bir değerlendirme yapılmadığını, dava konusu kazaya sebep olduğu iddia edilen materyali satışa yetkili yerler hakkında bile bir araştırma yapılmadığını, Yargıtayın yerleşik uygulamasına ve öğretideki genel kabule göre, maddi olgunun tespitine dair ceza mahkemesi kararının hukuk hakimini bağladığını, ... Cumhuriyet Başsavcılığının 2013/130 soruşturma, 2013/98 Karar numaralı kararında meydana gelen olay ile müvekkil davalı arasında bir illiyet bağı kurulmadığından bahisle verilen kararın, ... Ağır Ceza Mahkemesinin 2013/274 D. ... sayılı ve 18/03/2013 tarihli kararı ile onanması akabinde maddi olgunun tespitine ilişkin kararın işbu yargılamada göz önünde bulundurulması gerektiğini, kusur durumuna ilişkin taraflarınca dosya kapsamına sunulan uzman - bilirkişi raporunda bütün hususların ayrıntılı olarak açıklandığını belirterek, İlk Derece Mahkemesinin kararının kaldırılarak, davanın reddine karar verilmesini talep etmiştir. C. Gerekçe ve Sonuç Bölge Adliye Mahkemesinin yukarıda tarih ve sayısı belirtilen kararıyla; dosyadaki belgelere, duruşma sürecini yansıtan tutanaklara, kararın dayandığı deliller ile gerekçe içeriğine göre, İlk Derece Mahkemesi kararında davanın esasıyla ilgili tarafların gösterdiği hükme etki edecek tüm delillerin toplandığı, kanunun olaya uygulanmasında ve gerekçede hata edilmediği, ihtilafın doğru olarak tanımlandığı, Dairenin kaldırma kararı gereği yerine getirilerek verilen kararın usul ve yasaya uygun bulunduğu anlaşıldığından, davalı vekilinin yerinde bulunmayan istinaf başvurusunun esastan reddine karar verilmiştir. V. TEMYİZ A. Temyiz Yoluna Başvuranlar Bölge Adliye Mahkemesinin yukarıda belirtilen kararına karşı, süresi içinde davalı vekili temyiz isteminde bulunmuştur. B. Temyiz Sebepleri Davalı vekili temyiz dilekçesinde, istinaf başvusunda bildirdiği sebepleri tekrar ederek, davanın reddine karar verilmesini talep etmiştir C. Gerekçe 1. Uyuşmazlık ve Hukuki Nitelendirme Uyuşmazlık, haksız fiil sonucu oluşan maddi ve manevi tazminatın tazmini istemine ilişkindir. 2. İlgili Hukuk 6098 sayılı Türk Borçlar Kanunu 49 uncu maddesi. 3. Değerlendirme Temyizen incelenen kararda belirtilen gerekçelere ve özellikle Mahkemece zararın meydana gelmesine ve miktarının belirlenmesine yönelik tespitlerin usul ve yasaya uygun olduğu, olayın meydana geldiği tarih ile davalıya ait işyerinde yapılan aramanın tarihi arasındaki 32 günlük süre farkının bulunduğu, söz konusu olayda maddi vakıaların hadiselerin tespiti konusunda yargılama sonucunda verilmiş bir beraat veya mahkumiyet hükmü bulunmamaktadır. ... Ağır Ceza Mahkemesinin 18.03.2013 tarihli 2013/274 Değişik ... Nolu kararının hukuk davası bakımından hakimi bağlayıcı nitelikte bulunmadığı, dosya içeriğinde bulunan bilgi, belge ile taraf ve tanık beyanları dikkate alındığında davalının meydana gelen zarardan, haksız fiil kapsamında sorumlu ve ıslah edilen maddi tazminat miktarına dava tarihinden itibaren faiz işletilmesinin kanuna uygun olduğu da anlaşıldığından, davalı vekilinin tüm temyiz itirazlarının reddi ile usul ve yasaya uygun kararın onanması gerekmiştir. VI. KARAR Açıklanan sebeple; Temyiz olunan Bölge Adliye Mahkemesi kararının 6100 sayılı Kanun'un 370 inci maddesinin birinci fıkrası uyarınca ONANMASINA, 17.100,00 TL Yargıtay duruşması vekalet ücretinin davalıdan alınıp davacıya verilmesine, Aşağıda yazılı bakiye temyiz harcının temyiz edene yükletilmesine, Dosyanın İlk Derece Mahkemesine, kararın bir örneğinin Bölge Adliye Mahkemesine gönderilmesine, 12.12.2023 tarihinde oy çokluğuyla karar verildi. KARŞI OY Dava velayet altında bulunan küçüğün patlayıcı madde ile gözünden yaralanması nedeniyle maddi ve manevi tazminata ilişkindir. Dosya safahatında aldırılan bilirkişi raporlarından, Adli Tıp kurumunun 12.12.2016 tarihli raporunda sol gözde görme kaybının %32 olduğu belirtilmiştir. Aktüerya bilirkişinin hükme esas alınan 04.06.2018 havale tarihli ek raporunda maddi zararın 337.722,22 olduğunu müterafik kusur kabul edilirse kusur oranında indirim yapılması gerektiği belirtilmiştir. Talimatla aldırılan 14.01.2016 tarihli ..., Silahlı Olaylar uzmanı bilirkişi raporunda, davalı ...'ın küçüğe patlayıcı maddeyi satan kişi olduğu kanaati halinde %90 kusurlu, davacı ...'in ailesi ... ve ...'in %5 kusurlu, ... ilçesi idari heyetinin %5 kusurlu olduğu belirtilmiştir. Makine mühendisi, Kimya mühendisi, Emniyet müdüründen oluşan 22.04.2016 havale tarihli bilirkişi kurulu raporunda, davalının patlayıcı madde (maytap) sattığı görüşüne varılırsa satışı yasak olan tehlikeli maddeyi satış ruhsatı olmayan Kırtasiye dükkanda gizlice ücret karşılığı sattığı için olayda tam kusurlu olduğu, mağdur ...'in ve olaydan haberi olmayan ailesinin kusursuz olduğu, ... Kaymakamlığının da idarenin kontrol listesinde olan ... yeri olmadığından ve herhangi bir ihbar olmadığından kusursuz olduğu belirtilmiştir. ... Üniversitesi Hukuk Fakültesi öğretim üyesinden aldırılan 17.03.2017 tarihli raporda zararın meydana gelmesine davacının (Küçüğün) torpilin patlaması sırasında oradan uzaklaşmamasının ağır kusurlu olduğu bu ağır kusurun illiyet bağını kesecek nitelikte olup olmadığı hususunun mahkemenin takdirinde olduğu belirtilmiştir. ... Üniversitesi Hukuk Fakültesi öğretim üyesinden aldırılan 17.04.2017 tarihli bilirkişi raporunda, davalının mağdura maytap sattığı sonucuna ulaşılırsa satış sözleşmesi hükümleri çerçevesinde sorumluluğunun doğduğu, koruma yükümlülüklerini ihlal nedeniyle Türk Borçlar Kanunu 112 maddesi gereğince tazminat hakkı doğduğu belirtilmiştir. İlk Derece Mahkemesi kararında, dosya kapsamına göre Adalet Bakanlığı Hukuk İşleri Genel Müdürlüğünün 07.09.2020 tarihinde ilan edilen bilirkişilerin uyacağı rehber ilkeler ve bilirkişi raporunda bulunması gereken standartlar gereği bilirkişilerin münhasıran hakimin yetkisinde olan kusurluluk konusunda herhangi bir değerlendirme yapamayacakları da dikkate alınarak Mahkemece kusur oranları resen belirlenmiş olup davalının yaşı, bulunduğu sosyo kültürel çevre, dosya muhteviyatında bulunan davacı ...'in kardeşi dava dışı ... poliste 25.01.2013 tarihinde alınan beyanı, davacının kardeşiyle aynı yöndeki 23.01.2023 tarihli beyanı ile davacı ...'in patlayıcı nitelikteki maddeyi tanıdığı ve patlayıcılık özelliğini bildiği ve bu konulardaki bilgisinin tam olduğu ancak patlama sırasında oluşabilecek tehlike ve meydana gelerek zarar konusunda temyiz kudretini haiz olmadığı ve yaşı itibariyle de bunun kendisinden beklenmesinin mümkün bulunmadığı dolayısıyla davacı ...'in patlayıcı maddeyi satın alması noktasında davacı ...'in babası ... ve annesi ...'in velayetleri altındaki çocuk üzerinde tedip ve terbiye yükümlülüğünün yerine getirmemesi gerekçesiyle davacı tarafın %30 oranında müterafik kusurlu olduğu, davalının ise satışa sunduğu patlayıcı maddenin tehlike arz ettiğine ve nihayet 18 yaşından küçük kimselere satılmasının beraberinde eldeki davaya da konu olduğu üzere ağır zararlara yol açabileceğini öngörmesi gerektiği halde bunu öngörememesi ve fiili ile oluşan zarar arasında kurulan geniş anlamda illiyet bağının varlığından hareketle %70 oranında kusur olduğu kabul edilmiş ve maddi zarar hesabında bu oranlar esas alınmış davacının görme duyu organı olan gözünü kaybetmesi ve maluliyet oranı da dikkate alınarak lehine müterafik kusur % 30 düşülerek kısmen maddi ve manevi tazminata karar verilmiştir. Hüküm davalı tarafından temyiz edilmiştir. Dairenin Sayın çoğunluğu ile aramızdaki görüş farklılığı, Hakimin olaydaki kusur dağılımını bizzat tespit edip buna bağlı olarak karar verip veremeyeceği noktasındadır. Yargılama safahatında mahkemece 4 ayrı bilirkişi raporu aldırılmıştır. Patlayıcı maddenin davalıdan alındığının kabulü halinde, bir hukukçu bilirkişi raporunda davacı mağdurun ağır kusurlu olduğu, bir Hukukçu bilirkişi raporunda davalının tam kusurlu olduğu, teknik bilirkişilerden alınan bir raporda davalının tam kusurlu olduğu, teknik bilirkişilerden aldırılan diğer raporda ise davacı mağdurun anne ve babasının % 5, ... ilçesi idare heyetinin %5, davalının %90 kusurlu olduğu belirtilmiş iken en son hakimin resen davacı mağdurun anne ve babasının %30 davalının ise %70 kusurlu olduğu belirtilerek, bilirkişi raporlarındaki kusurlardan farklı olan kendi tespitine göre karar verdiği görülmüştür. Dairenin 2018/4085 E., 2019/1192 K. sayılı kararında;”Bilirkişi raporu kural olarak hâkimi bağlamaz. Hâkim, raporu serbestçe takdir eder. Hâkim, raporu yeterli görmezse, bilirkişiden ek rapor isteyebileceği gibi gerçeğin ortaya çıkması için önceki bilirkişi veya yeniden seçeceği bilirkişi vasıtasıyla yeniden inceleme de yaptırabilir. Bilirkişi raporları arasındaki çelişki varsa hâkim çelişkiyi gidermeden karar veremez.... Mahkemece; davalılar açısından ... malikinin sorumluluğuna ilişkin; Elektrik Kuvvetli Akım Tesisleri Yönetmeliğine göre somut olayı aydınlatan, elektrik direklerinin olaydan sonra yerlerinin değiştirilmesi konusunu da değerlendiren, taraf ve Yargıtay denetimine elverişli, daha önce rapor sunmamış konusunda uzman bilirkişilerden (elektrik mühendisleri) rapor alınarak, çelişki giderildikten sonra varılacak sonuca göre hüküm kurulması gerekirken; eksik inceleme ile çelişkili bilirkişi raporlarından öncekine dayanarak hüküm kurulması usul ve yasaya aykırı olup, bu konu bozmayı gerektirmiştir.” Dairenin 2022/5603 E., 2022/9361 K. sayılı kararında; "Türk Borçlar Kanunu 74 üncü maddesi uyarınca; "Hakim zarar verinin kusurunun olup olmadığı, ayırt etme gücünün bulunup bulunmadığı hakkında karar verirken, ceza hukukunun sorumlulukla ilgili hükümleriyle bağlı olmadığı gibi, ceza hakimi tarafından verilen beraat kararıyla da bağlı değildir. Aynı şekilde ceza hakiminin kusurun değerlendirilmesine ve zararın belirlenmesine ilişkin kararı da, hukuk hakimini bağlamaz." şeklindeki düzenleme yer almaktadır. Ceza dosyasında alınan bilirkişi raporunda davacıya tali kusur yüklendiği ancak Mahkemece aldırılan bilirkişi raporlarında, davacı yönünden bir görüş bildirilmediği anlaşılmaktadır. Bu hali ile bilirkişi raporlarının hükme esas alınarak sonuca varılması mümkün değildir. Açıklanan nedenlerle, olayın gelişim biçimi ve hayvan idare edenin (hayvan tutucusunun) sorumluluğunu düzenleyen ilkeler ve açıklanan Türk Borçlar Kanunu hükmü de birlikte değerlendirilerek, mahkemece konusunda uzman bilirkişilerden tarafların kusur durumuna ilişkin taraf ve yargıtay denetimine elverişli rapor alınarak ve davacının kusur oranı da belirlenmek suretiyle sonucuna uygun bir karar verilmelidir. Mahkemece yetersiz bilirkişi raporları ile yazılı şekilde karar verilmesi usul ve yasaya aykırı olup bozmayı gerektirir.” 6100 sayılı Hukuk Muhakemeleri Kanunu 266 ncı maddesinde; "(1) Mahkeme, çözümü hukuk dışında, özel veya teknik bilgiyi gerektiren hâllerde, taraflardan birinin talebi üzerine yahut kendiliğinden, bilirkişinin oy ve görüşünün alınmasına karar verir.hükmüne uygun olarak, davaya konu olayda patlayıcı madde ile yaralanma meydana geldiğine göre; bu maddenin niteliği, hangi şartlarda hangi yerlerde satılabileceğinin belirlenmesi, olayın oluşum biçimine göre etki derecesi, yaralanmanın şekli sonuçları her biri çözümü hukuk dışında özel ve teknik bilgiyi gerektirdiğinden patlayıcıdan anlayan uzman bilirkişilerden rapor alınmak suretiyle karar verilmesi gerekir." HMK 266 ncı maddesi (Ek cümle: 3/11/2016-6754/49 md.); "Hukuk öğrenimi görmüş kişiler, hukuk alanı dışında ayrı bir uzmanlığa sahip olduğunu belgelendirmedikçe, bilirkişi olarak görevlendirilemez.hükmü gereği bir yan dalı olması kaydıyla hukukçu bilirkişilerde nitelikli bilirkişi olarak adlandırılıp bilirkişi listesine kayıt olduklarından bu bilirkişilerden de rapor alınması uygun hale gelmiştir. Hukuki uyuşmazlığın kanunlar ve içtihatlar çerçevesinde sınırlarının çizilmesinde, hukuki kavram ve yaklaşımların teknik konularla bitiştirilmesinde hukukçuların bir yan dal ile donatılarak bölge bilirkişi kurullarında "nitelikli hesaplamalar" kısmında yer almaları sağlanmıştır." Bilirkişinin raporunda belirttiği görüş "HMK 282 maddesinde (1) Hâkim, bilirkişinin oy ve görüşünü diğer delillerle birlikte serbestçe değerlendirir" hükmü gereği hakimi bağlayıcı olmadığına göre bilirkişinin yargı yetkisini üstlendiğinden söz edilmesi bir çelişkidir. Hakim ihsas-ı rey baskısı altında olduğundan; tarafların tartışabilecekleri hukuki zemin ancak bilirkişi raporunda ortaya çıkmaktadır. Hakimin bizzat hesabı yapması halinde, tartışma en erken karar ile başlamaktadır. Tarafların önlerinde karar öncesi itiraz edebilecekleri, tartışabilecekleri bir metin, bir görüş olmaması tarafların hukuki dinlenilme hakkını ihlâl etmesi nedeniyle olumsuzluklara yol açmaktadır. Bu husus, bazen tarafların üzerinde hiç durmadığı, açıklama ve değerlendirme imkânına sahip olmadığı bir hukuki sebebin esas alınması suretiyle verilen sürpriz karar şeklinde ortaya çıkabilir ki, buda hukuki dinlenilme hakkını ihlâl etmektedir. Yukarıda açıklanan sebeplerle mevcut durum itibariyle bilirkişi raporu alınması gereken uyuşmazlıkta bilirkişi raporunun kural olarak Hakimi bağlamayacağı, Hakimin raporu serbestçe takdir edebileceği ancak raporlu yeterli görmezse bilirkişiden ek rapor isteyebileceği gibi gerçeğin ortaya çıkması için önceki bilirkişi veya yeniden seçeceği bilirkişi vasıtasıyla inceleme yaptırabileceği ve bilirkişi raporları arasında çelişki varsa bu çelişkiyi gidermeden karar veremeyeceğinden, Hakimin mevcut bilirkişi raporlarını hükme yeter kabul etmediğine göre önceki bilirkişi raporları ile mukayeseli yeniden bilirkişi raporu almak yerine kendisinin bilirkişi yerine geçerek konusu uzmanlık ve teknik bilgiyi gerektiren bir konuda bizzat kusur oranını belirleyip hüküm vermesi hatalı olmuştur. Bu nedenlerle önceki raporlarla mukayeseli yeni bir bilirkişi raporu aldırılarak sonucuna göre karar verilmesi kanaatiyle bozma düşüncesinde olduğumdan Sayın çoğunluğun hükmün onanmasına ilişkin görüşüne iştirak edilmemiştir.
11. Hukuk Dairesi, 2021/8990 E., 2023/4518 K.
orta eşleşmeKarar metninde maddeye atıf varİstanbul Bölge Adliye Mahkemesi 13. Hukuk Dairesi
tam metni aç
tacısının müvekkili şirkete ödeme yapmasının bir anlamda davalının ödeme yapması demek olduğunu, oysa ne davalının sigortacısının ödeme yaptığını, ne de davalının kendisinin yaptığını, bilirkişi kurulunun da hatalı şekilde teşkil ettiğini, 6100 sayılı Hukuk Muhakemeleri Kanunu'nun 266 ncı maddesine göre hâkimlik mesleğinin gerektirdiği genel ve hukuki bilgiyle çözümlenmesi mümkün olan konularda bi
11. Hukuk Dairesi         2021/8990 E.  ,  2023/4518 K. "İçtihat Metni" MAHKEMESİ : İstanbul Bölge Adliye Mahkemesi 13. Hukuk Dairesi SAYISI : 2019/2061 Esas, 2021/1478 Karar HÜKÜM : Esastan ret İLK DERECE MAHKEMESİ : İstanbul 17. Asliye Ticaret Mahkemesi SAYISI : 2015/348 E., 2019/188 K. Taraflar arasındaki itirazın iptali davasından dolayı yapılan yargılama sonunda İlk Derece Mahkemesince davanın kısmen kabulüne karar verilmiştir. Kararın taraf vekilleri tarafından istinaf edilmesi üzerine, Bölge Adliye Mahkemesince davacı vekilinin istinaf talebinin esastan reddine, davalı vekilinin istinaf talebinin usulden reddine karar verilmiştir. Bölge Adliye Mahkemesi kararı davacı vekili tarafından temyiz edilmekle; kesinlik, süre, temyiz şartı ve diğer usul eksiklikleri yönünden yapılan ön inceleme sonucunda, temyiz dilekçesinin kabulüne karar verildikten ve Tetkik Hâkimi tarafından hazırlanan rapor dinlendikten sonra dosyadaki belgeler incelenip gereği düşünüldü: I. DAVA Davacı vekili dava dilekçesinde; taraflar arasında düzenlenen konşimentoda belirtilen toplam 6.125,88 KG ağırlığındaki 84 top kumaşın denizyolu ile taşınarak alıcı Chingzhou Tooku Garments Co. Ltd firmasına teslim edilmesi hususunda anlaşıldığını, navlun ücretinin davalıya peşin olarak ödendiğini, sözleşme konusu malların tamamını 21.08.2013 tarihli 541402 numaralı konşimento ile taşıyan davalı firmaya teslim edildiğini, navlun faturası gereğince davalının taşıyan sıfatını kazandığını, 23.08.2013 tarihli Srei A 965322 numaları deniz navlunu faturası konişmento ile davalıya teslim edilen malların aynı şekilde fatura üzerinde de yer aldığını, malların limanda konteyner içerisinde gemiye yüklenmeye hazır durumda olmasına rağmen davalının ihmali sonucu hem konteynerin hemde içerisindeki malların taşıyıcı firma tarafından gemiye yüklenmesinin unutulması nedeniyle taşımanın gerçekleşmediğini, müvekkilinin telafisi olmayan zarara uğradığını, davalı tarafın müvekkili ile irtibata geçerek hatayı telfai etmeye hazır olduklarını tüm zararı da ödemeye hazır olduklarını bildirdiklerini, müvekkili firmanın bu gecikmeden dolayı müşteri firmanın zararını üstlenmek zorunda kaldığını, tutarın 44.571,32 USD olduğunu, bu faturayı müvekkilinin davalı tarfın yerine ödediğini, 14.04.2014 tarihli Seri B 552083 sıra numaralı 44.571,32 USD tutarlı faturanın kesilerek davalıya tebliğ edildiğini, davalı tarafın faturayı iade ettiğini, fatura tutarı kadar alacak üzerinden icra takibi başlatıldığını, davalının takibe itiraz ederek itirazın durduğunu belirterek itirazın iptaline, %40 icra inkar tazminatına karar verilmesini talep etmiştir. II. CEVAP Davalı vekili cevap dilekçesinde, davacı tarafa ait yükün hasarsız olarak taşındığını, 21.10.2013 tarihinde alıcısına teslim edildiğini, yükün belirlenen teslim süresinin bitimini müteakip 60 günlük süreyi geçmeden taşındığını, zayi edilmediğini, müvekkilinin emtiayı HJCU 804662-8 nolu konteyner ile deniz yoluyla taşımayı üstlenen akdi taşıyan olduğunu, müvekkilinin 23.08.2013 tarih ve Seri A 965322 nolu 55,50 USD miktarlı navlun faturasını düzenleyerek davacıya verdiğini, müvekkilinin yükün taşınmasını ....'den talep ettiğini, .... yükü China Shipping Cntainer Lines Co. Ltd şirketi tarafından işletilen Xin Chang Shu gemisinin V.0143E sayılı seferi ile taşınmak üzere 21.08.2013 günü yüklemeyi ve yükün 19.09.2013 tarihinde Shanghai Limanına tahliyesinin planlandığını, bu hususları müvekkilinin davacıya bildirdiğini, davacı tarafın yükü 14.08.2013 tarihinde gönderdiğini, yükün ....'nin kusurundan kaynaklanan nedenlerle planlanan gemiye yüklenemediğini, yeni tahliye planı yapıldığının davacıya bildirildiğini, ikinci gemi ile taşınan yükün 19.10.2013 tarihinde Shangai limanında tahliye edildiğini, alıcıya varma ihbarının yapıldığını, alıcı Changzhou Tooku Garments Co Ltd şirketi 21.10.2013 tarihinde ordinoyu alarak yükü tesellüm ettiğini, dava konusu taşımaya ilişkin yükün belirlenen teslim tarihinden 24 gün sonra 19.10.2013 tarihi itibariyle hasarsız olarak taşınarak alıcısına teslim edildiğini, davanın yasal hak düşürücü sürede açılmadığını, meydana gelen gecikmede müvekkilinin hiçbir kusur ve sorumluluğunun bulunmadığını, mamul ürünlerinin Çin'den 17 ülkeye dağıtımı ile ilgili hava nakliye ücretlerini ödemeyi kabul ettiğine dair hiçbir anlaşmanın olmadığını, davacı tarafın hile yaptığını, dava konusu taşımadaki gönderilenin ödediği hiçbir hava navlun faturası bulunmadığını, ibraz edilen hava navlun faturalarının gönderilen tarfından ödenmiş faturalar olmadığını, davanın ihbarını talep ettiklerini belirterek davanın reddine karar verilmesini istemiştir. III. İLK DERECE MAHKEMESİ KARARI İlk Derece Mahkemesinin yukarıda tarih ve sayısı belirtilen kararıyla davanın yasal hak düşürücü süre içerisinde açıldığı, 6.125,88 kg ağırlığındaki 84 top kumaş yükünün Kumport Limanı'ndan Shangai Limanı'na taşınması hususunda davacı ...Ş. ile davalı MCL Uluslararası Konsol ve Liman Hiz. Ltd. Şti. arasında navlun sözleşmesi akdedildiği, davacı ...Ş.'nin taşıtan sıfatına, davalı MCL Uluslararası Konsol ve Liman Hiz. Ltd. Şti.'nin eşya taşıma taahhüdünde bulunduğu için taşıyan sıfatına, kumaş yükünü varma limanında teslim alan Chingzhou Tooku Garments Co. Ltd. şirketinin gönderilen sıfatına sahip olduğu, ....'nin China Shipping Container Lines Co. Ltd. şirketini temsilen davalı-MCL Uluslararası Konsol şirketi ile 84 top kumaş yükünün Shangai Limanı'na taşınması hususunda bir başka navlun sözleşmesi akdettiği, kumaş yükünün China Shipping Container Lines Co. Ltd. şirketi tarafından taşındığından China Shipping Container Lines Co. Ltd. şirketinin fiili taşıyan sıfatına sahip olduğu, kumaş emtialarının planlanan tarihe göre geç teslim edilmesinin sebebinin davalı tarafın da cevap dilekçesinde belirttiği gibi fiili taşıyan China Shipping Container Lines Co. Ltd. Şirketinin hatası nedeniyle limanda unutularak bir sonraki gemi ile taşınması olduğunun tartışmasız olduğu, eldeki dosya bakımından esas uyuşmazlığın bu hatanın 6102 sayılı Türk Ticaret Kanunu'nun (6102 sayılı Kanun) 1186 ncı maddesinin altıncı fıkrası kapsamında mı, 1187 maddesi kapsamında mı değerlendirilmesi gerektiği noktasında toplandığı, yerleşik Yargıtay uygulamaları gereği 1187 maddesinin uygulanması bir diğer deyişle sorumluluk sınırının olayda uygulanması için taşıyanın eyleminin kasten yapılması yahut geç teslim olasılığını hiçe sayan, bu olasılığı düşüncesizce göze alan pervasız bir davranış niteliğinde olması ve bu davranış neticesinde eşyanın geç teslim edilme olasılığının yüksek olduğunun bilinmesi gerektiği, ayrıca taşıyanın kendi şahsi kastı veya pervasızca hareketinin gecikmeye neden olmuş olması gerekli olmakla bu itibarla, taşıyanın adamlarının yahut fiili taşıyanın ya da onun acentesinin kasten veya pervasızca davranışlarının gecikmeye veya zarara sebebiyet vermesinin taşıyanın sınırlı sorumluluktan yararlanma hakkını kaybetmesine neden olmayacağı, ayrıca taşıyanın sınırlı sorumluluktan yararlanma hakkının kaybına neden olabilecek derecede kasti veya pervasızca bir davranışının olduğu hususunun bunu iddia eden tarafça ispatı gerektiği, eldeki dosyada davalının gecikme nedeniyle kanunda aranan şekilde bir kastı yahut sonuçlarını öngörür şekilde bir eyleminin olduğu kanaatinin mahkemede oluşmadığı, öte yandan davacının her ne kadar davalının mali yazışmalarında kusuru ve zararı karşılamayı kabul ettiğini beyan etmişse de, dosyaya sunulan mail yazışmaları incelendiğinde davacı tarafın zararı karşılamayı kabule yönelik açık ve anlaşılır bir kabulü görülemediği, mail yazışmalarında dava dışı şirket tarafından kesilecek faturanın davalı sigorta şirketince karşılanabilmesi amacıyla gerekli düzenlemelerin yapılmasından bahsedildiği ancak davalı tarafça bizzat zararın ödeneceğine ilişkin bir beyan bulunmadığı, sigorta şirketince dava konusu faturanın ödenebilmesi için yapıldığı anlaşılan yazışmaların mahkemece davacının zararı karşılamayı taahhüt ve kabulü şeklinde değerlendirilmediği, 6102 sayılı Kanun'un 1186 ncı maddesinin 6 ncı maddesinde gecikme zararları bakımından taşıyanın sorumluluğunun üst sınırı belirlendiği, hükümde taşıyanın, navlun sözleşmesine konu eşyanın geç tesliminden doğan sorumluluğu, geciken eşya için ödenecek navlunun iki buçuk katı ile sınırlıdır ancak bu tutarın, navlun sözleşmesi uyarınca ödenecek toplam navlun miktarından fazla olamayacağının belirtildiği, dava dosyasında yapılan incelemelerde; 84 top kumaş yükünün taşınması için taşıyana ödenen toplam navlun bedeli 55,50 USD olduğundan taşıyan ve fiili taşıyanın, 6102 sayılı Kanun'un 1186 ncı maddesinin 6 ncı maddesi uyarınca, geciken yük için ödenen toplam navlun bedeli ile sınırlı olarak yükle ilgilinin gecikmeden kaynaklanan zararlarından sorumlu olacağı gerekçesiyle davanın kısmen kabulü ile icra dosyasına yapılan itirazın kısmen iptaline, 121,00 TL asıl alacak bakımından takibin devamına, asıl alacağa takip tarihi itibariyle yasal faiz uygluanmasına, fazlaya dair talebin reddine, borç miktarının yargılama neticesinde anlaşıldığı gerekçesiyle icra inkar tazminatı taleplerinin reddine karar verilmiştir. IV. İSTİNAF A. İstinaf Yoluna Başvuranlar İlk Derece Mahkemesinin kararına karşı süresi içinde taraf vekilleri istinaf başvurusunda bulunmuştur. B. İstinaf Sebepleri 1.Davacı vekili istinaf dilekçesinde özetle; 6102 sayılı Kanun'un 1191 madde hükmünde, taşıyanın adamları veya fiili taşıyanın kusur ve ihmalinden kaynaklanan zararlarda taşıyanın kusursuz sorumluluğunun öngörüldüğünü, dava konusu olayda da taşıyanın (davalının), tedbirli bir taşıyanın göstermesi gereken özen ve dikkat yükümlülüğünü yerine getirmediğini, 6102 sayılı Kanun'un 1178'e göre gönderilene usulüne uygun teslim yapılmadığını, 1179 uncu maddesine göre taşıyanın ve onun adına hareket eden adamlarının somut olaydaki fiili taşıyanın, ağır bir kusurunun pervasızca bir davranışının bu zarara sebebiyet verdiğini, bu nedenle davalı taşıyanın 1187 nci maddesine göre sınırsız sorumlu olduğunu, müvekkili şirket ile davalı MCL şirketi arasında navlun sözleşmesi akdedildiğini; ... ile de davalı MCL şirketi arasında bir başka navlun sözleşmesi akdedildiğini, akti ilişki nedeniyle müvekkili şirketin muhatabının sadece davalı olduğunu, China Shipping şirketini davalının bulup seçtiğini, müvekkili şirketin fiili taşıyanı tanımadığını, bilmediğini, bu şartlar ve genel hukuk prensipleri altında müvekkili şirketin aralarında hukuki ilişki bulunan davalı MCL şirketi dururken hukuki ilişkisi bulunmayan ve olayda kusur atfedilen China Shipping'e doğrudan başvurmasının beklenemeyeceğini, yüklerin gemiye yüklenmesinin unutulmasının da kanunun tanımladığı pervasızca davranış tanımına girdiğini, China Shipping için geçerli olan pervasızca davranışın, davalı MCL şirketi için de pervasızca davranış anlamına geldiğini, davalı MCL firmasının, taşıma işini verdiği şirket çalışanlarını takip edip yükün yüklenip yüklenmediğini kontrol etseydi böyle bir unutma hadisesinin yaşanmayacağını, davalının ağır ihmalinin başka bir ispatının da yükün belirlenen tarihten 24 gün sonra teslim edilmesi olduğunu, davalının da beyanına göre 21.08.2013 günü yüklenmesi gereken eşyanın ancak 17.09.2013 tarihinde yüklenmiş olduğunu, yaklaşık 1 ay boyunca ihmalin fark edilmediğini ve yükün öylece bekletildiğini, davalı yükün gemiye yüklenmesinin unutulmasını hemen fark edebilseydi, hemen bir sonraki gemi ile gönderebileceğini ve 24 günlük gecikmeye sebebiyet verilmeyeceğini, bu durumda müvekkili şirketin de Çin'deki müşterisine, Çin'deki müşterisinin de kumaşları konfeksiyon haline getirip yolladığı kendi müşterilerine karşı sorumluluk altına girmeyeceğini, buradan hareketle de dava konusu uyuşmazlığın sonucunun öngörülebilir bir eylem sonucu oluşan pervasızca davranış tanımına girdiğinin açık olduğunu, davalı firma yetkililerinin olay üzerine müvekkili şirket ile irtibata geçerek hatanın tamamen kendilerinden kaynaklandığını, hatayı telafi etmeye ve sebep oldukları tüm zararı da ödemeye hazır olduklarını bildirdiklerini, hatta müvekkili şirket yetkililerinin zararın tazmini konusunda davalı firmadan tekrar teyit aldığını, yazışmalarda faturanın nasıl düzenleneceğine dair detaylar üzerinde dahi anlaşma sağladıklarını, davalı şirket yetkilisi Hakan Özbek'in 15.01.2014 tarihli maili ile zararın ödemesini kabul edip düzenlenecek faturanın detaylarını kabul ettiğine dair mail yazısının da sunulduğunu, şirket yetkilisi Hakan Özbek'in mailinde yazdığı fatura açıklaması ile faturanın da birebir aynı olduğunu, bu şartlar altında, mahkeme'nin bu yazışmaların zararın karşılanmasının taahhüdü ve kabulü şeklinde değerlendirilemeyeceği yorumunu kabul etmediklerini, bu mail ve sundukları diğer maillerin, şirketin kusurunun kendilerinde olduğunu, gecikmeden kaynaklı faturayı ödeyeceğini kabul ettikleri anlamını içerdiğini, mahkeme'nin, davalının sigortasından karşılanması için yazışmaların yapıldığı anlaşılmaktadır açıklamasının ise hukuk mantığına aykırı olduğunu, maillerin hiçbir yerinde sigorta lafı geçmediğini, öyle bir durum olsa her şeyin yazıldığı gibi bunun da yazılması gerektiğini, bunun yerel mahkemenin kendi çıkarımı olduğunu, davalının dahi böyle bir savunması olmadığını, kaldı ki davalının sigortacısının müvekkili şirkete ödeme yapmasının bir anlamda davalının ödeme yapması demek olduğunu, oysa ne davalının sigortacısının ödeme yaptığını, ne de davalının kendisinin yaptığını, bilirkişi kurulunun da hatalı şekilde teşkil ettiğini, 6100 sayılı Hukuk Muhakemeleri Kanunu'nun 266 ncı maddesine göre hâkimlik mesleğinin gerektirdiği genel ve hukuki bilgiyle çözümlenmesi mümkün olan konularda bilirkişinin görüşüne başvurulamayacağını, dosyaya sunulan hem kök rapor hem de ek raporda, bilirkişinin adeta hakimin yerine geçerek hukuki tespitte bulunup değerlendirmeler yaptığını, yerel mahkemenin de aynı doğrultuda hüküm kurduğunu, karara dayanak olan bilirkişi heyetinde iki kişi bulunduğunu, bu hususun HMK'nın 267. maddesine aykırılık teşkil ettiğini, hukuk bilirkişisine ihtiyaç duyulmadan defter incelemesi için alınan bilirkişi raporunun yeterli olduğunu, defter incelemesini yapan 12.03.2018 tarihli bilirkişi raporunda da müvekkilinin davalıdan 94.388,68 TL tutarında alacaklı olduğunun tespit edildiğini, bu nedenle hüküm kurmaya elverişsiz yok hükmündeki bilirkişi raporuna istinaden verilen kararın usul ve yasaya aykırı olduğunu belirterek, İlk Derece Mahkemesi kararının kaldırılarak davanın kabulüne karar verilmesini talep etmiştir. 2.Davalı vekili istinaf dilekçesinde özetle ; yükün alıcısı tarafından, taşıyana gecikme ile ilgili hiçbir ihbar yapılmadığını, bu nedenle taşıyanlardan gecikme zararı talep edilemeyeceğini, bu itibarla davanın tümüyle reddi gerekirken 121,00 TL yönünden takibin devamına karar verilmesinin hatalı olduğunu, davacı tarafın kötü niyetli olup hile yaptığını, kendi ticari defterlerini de yaptığı hileye göre tuttuğunu, taşıma akdinin alıcısı olan Changzhou Tooku Garments Co Ltd şirketinin gecikme zararı olmadığını, davacı taşıtanın, yükün alıcısı Changzhou Tooku Garments Co Ltd şirketine hiçbir tazminat ödemesi yapmadığını belirterek, kısmi istinaf taleplerinin kabulü ile, İlk Derece Mahkemesi kararının kabul edilen 121,00 TL ve buna bağlı fer'iler yönünden kaldırılarak davanın tümüyle reddine karar verilmesini talep etmiştir. C. Gerekçe ve Sonuç Bölge Adliye Mahkemesinin yukarıda tarih ve sayısı belirtilen kararıyla; D. United Traing Corporation Ltd. Şirketi tarafından davacıya düzenlenen ve dosyaya tercümesi ibraz edilen 20.01.2014 tarihli faturada " çeşitli noktalara hava taşımacılığı farklı maliyetlerde olduğundan HJCU804662-8 numaralı konteynerın başka bir hava yolu ile gönderilmesinin unutulduğu, sevkiyatçı ile alakalı bu hava navlun bedelinin satıcı fatura numarası 674727 14.08.2013 tarihli" şeklinde açıklama bulunduğu, banka ve adres bilgilerine yer verildiği ve "Changzhou Tooku Garment Co. Ltd.adına " yazdığı, Mahkemece, yükün geç teslimi nedeniyle davacı zararı oluştuğu kabul edilmekle birlikte, somut olarak zararın nasıl ve ne şekilde gerçekleştiğinin açıklanmadığı, davacı tarafça, D. United Traing Corporation Ltd. Şirketi tarafından tanzim edilen fatura karşılığında alıcı Changzhou Tooku Garments Co. Ltd. Şirketine 10.04.2014, 14.04.2014 ve 13.05.2014 tarihli faturalara konu malları göndererek ödeme yapıldığı beyan edildiği, söz konusu faturalar incelendiğinde; her üçünün de mal satışına ilişkin olduğu, 20.01.2014 tarihli faturaya konu borcun ödemesi olarak tanzim edildikleri şeklinde bir açıklamanın yer almadığı, incelenen davacı ticari defterlerinde de bu yönde bir bilirkişi tespiti bulunmadığı, icra takibine dayanak faturanın davalı tarafça davacıya iade edildiği, faturanın tanzimine esas teşkil ettiği belirtilen 20.01.2014 tarihli faturanın dava konusu taşımaya taraf olmayan 3. kişi durumunda bulunan bir şirket tarafından tanzim edildiği, sırf fatura tanzimi ya da fatura içeriğindeki açıklamalar alacağı ispatlamak için yeterli olmadığı gibi, faturanın yük alıcısı ile D. United Traing Corporation Ltd. Şirketi arasında dava konusu taşımanın gecikmesi nedeniyle yapılan anlaşmaya binaen düzenlendiği ve fatura konusu edimin yerine getirilip getirilmediğinin de ispatlanmadığı, ayrıca davacı tarafça söz konusu fatura bedelinin mal teslimi ile ödendiği yönündeki savunmasının da dosya kapsamı ile ispatlanamadığı, davacı tarafça mail yazışmaları ile davalının zararı ve ödemeyi kabul ettiği ileri sürülmüş ise de, davalı vekilinin, davalı şirket adına mail yazışması yaptığı belirtilen ...'in ibraz edilen imza sirkülerine göre davalı şirket temsilcisi olmayıp şirket çalışanı olduğu yönündeki beyanına göre ... tarafından gönderilen mailler davalıyı bağlamayacağı gibi mahkemece de belirtildiği üzere davalı tarafça bizzat zararın ödeneceğine ilişkin bir beyan bulunmadığı, sigorta şirketince dava konusu faturanın ödenebilmesi için söz konusu yazışmaların yapıldığı; bilirkişi heyeti 6100 sayılı Kanun'un 266 ncı maddesine uygun olarak teşekkül ettirilmemiş ise de, bilirkişilerin uzmanlık alanlarının farklı olduğu nazara alındığında, bu hususun sonuca etkili olmadığı kanaatine varıldığı, bu hali ile mahkemece davanın reddine karar verilmesi gerekirken, yazılı gerekçe ile kısmen kabul kararı verilmesinin usul ve yasaya aykırı olmakla birlikte, aleyhe bozma yasağı ilkesi gereğince aleyhe bozma yapılamayacağı gerekçesiyle davacı vekilinin istinaf başvurusunun esastan reddine, davalı aleyhine hükmedilen 121,00 TL ve fer'ilerine ilişkin hükmün istinaf edildiği, ilk derece mahkemesince verilen karar davalı yönünden kesin nitelikte olduğu, miktar olarak kesin nitelikteki karar ile ilgili olarak yerel mahkemece karara karşı kanun yolunun açık olduğunun belirtilmesinin de sonuca bir etkisi bulunmadığı gerekçesiyle davalı vekilinin istinaf başvurusunun 6100 sayılı Kanun'un 352 inci maddesi gereğince usulden reddine karar verilmiştir. V. TEMYİZ A. Temyiz Yoluna Başvuranlar Bölge Adliye Mahkemesinin yukarıda belirtilen kararına karşı süresi içinde davacı vekili temyiz isteminde bulunmuştur. B. Temyiz Sebepleri Davacı vekili temyiz dilekçesinde özetle; istinaf dilekçesinde ileri sürülen sebeplerle Bölge Adliye Mahkemesi kararının bozulmasına karar verilmesini istemiştir. C. Gerekçe 1. Uyuşmazlık ve Hukuki Nitelendirme Uyuşmazlık, taraflar arasındaki navlun sözleşmesine istinaden taşınan eşyanın geç tesliminden kaynaklanan alacağa yönelik başlatılan takibe itirazın iptali istemine ilişkindir. 2. İlgili Hukuk 6100 sayılı Hukuk Muhakemeleri Kanunu'nun (6100 sayılı Kanun) 369 uncu maddesinin birinci fıkrası ile 370 ve 371 inci maddeleri, 2004 sayılı İcra İflas Kanunu'nun 67 nci maddesi. 3.Değerlendirme 1.Bölge adliye mahkemelerinin nihai kararlarının bozulması 6100 sayılı Kanun’un 371 inci maddesinde yer alan sebeplerden birinin varlığı hâlinde mümkündür. 2.Temyizen incelenen karar, tarafların karşılıklı iddia ve savunmalarına, dayandıkları belgelere, uyuşmazlığa uygulanması gereken hukuk kuralları ile hukuki ilişkinin nitelendirilmesine, dava şartlarına, yargılama ve ispat kuralları ile kararda belirtilen gerekçelere göre usul ve kanuna uygun olup davacı vekilince temyiz dilekçesinde ileri sürülen nedenler kararın bozulmasını gerektirecek nitelikte görülmemiştir. VI. KARAR Açıklanan sebeplerle; Temyiz olunan Bölge Adliye Mahkemesi kararının 6100 sayılı Kanun’un 370 inci maddesinin birinci fıkrası uyarınca ONANMASINA, Aşağıda yazılı temyiz giderinin temyiz edene yükletilmesine, Dosyanın İlk Derece Mahkemesine, kararın bir örneğinin Bölge Adliye Mahkemesine gönderilmesine, 17.07.2023 tarihinde oy birliğiyle karar verildi.
4. Hukuk Dairesi, 2022/15462 E., 2023/3458 K.
orta eşleşmeKarar metninde maddeye atıf varTicaret Mahkemesi
tam metni aç
6100 sayılı Hukuk Muhakemeleri Kanunu'nun 26, 371 ve 266 ncı maddeleri, Türk Ticaret Kanunu, Hayat Sigortası Genel Şartları.
4. Hukuk Dairesi         2022/15462 E.  ,  2023/3458 K. "İçtihat Metni" MAHKEMESİ :Ticaret Mahkemesi SAYISI : 2020/418-2020/463 SAYISI : 2021/İHK-22187 HÜKÜM/KARAR : Başvurunun kabulü/İtirazın reddi SAYISI : 2020/69677 Taraflar arasındaki sigorta tahkim yargılaması sonunda Uyuşmazlık Hakem Heyetince davanın kabulüne karar verilmiştir. Karara karşı davalı vekili tarafından itiraz edilmesi üzerine, İtiraz Hakem Heyetince itirazın reddine karar verilmiştir. ... kararı, davalı vekilince temyiz edilmekle; kesinlik, süre, temyiz şartı ve diğer usul eksiklikleri yönünden yapılan ön inceleme sonucunda temyiz dilekçesinin kabulüne karar verildikten ve Tetkik Hâkimi tarafından hazırlanan rapor dinlendikten sonra dosyadaki belgeler incelenip gereği düşünüldü I. DAVA Davacı dava dilekçesinde; davalı tarafından 20.09.2019 başlangıç tarihli poliçe ile Sağlık Sigortası yapıldığını, 18.03.2020 tarihinde Koç Üniversitesi Sağlık Eğitim ve Uygulama Merkezinde uygulanan endoskopik submukozal diseksiyon operasyonu ve yatarak tedaviden kaynaklı olarak kendisinin tedavi gideri ödemesi yaptığını, yapılan bu tedavi giderlerinin poliçe teminatı kapmasında kalmasından ötürü davalıya ödeme için başvurduğunu, ancak rahatsızlığının poliçe öncesine dayanması gerekçesiyle sağlık gideri talebinin reddedildiğini belirterek 137.454,13 TL sağlık gideri harcamasının davalı ... şirketinden tahsilini talep ve dava etmiştir. II. CEVAP Davalı vekili cevap dilekçesinde; sigortalının poliçe başlangıcından önce var olan hastalığını şirkete bildirmediğini, poliçenin tanziminden önce 17.07.2017 tarihinde Giresun Ada Hastanesinde yapılan endoskopi sonucunda gastrit, kös gevşekliği, grade 2 özafajit bulguları tespit edildiğini, beyan edilmeyen bu hastalığın mevcut şartlarda akdi yapmaya engel olduğunu, davacı bunu beyan etmiş olsaydı şirketin riski değerlendirerek ya poliçeyi hiç akdetmeyeceğini ya da şarta bağlı işlem yapacağını, bu sebeble poliçenin iptal edilmediğini ancak “üst gastrointsetinal sistem hastlalıkları kontrol ve komplikasyon tedavisi hariçtir” şeklinde muafiyet uygulaması olduğunu, rahatsızlığın poliçe öncesi varlığının kabul edilmemesi halinde alınması gereken primler ile alınan primler arasındaki oranın hesaplanarak tazminattan belirlenen oranda indirim yapılması gerektiğini belirterek davanın reddini savunmuştur. III. ... KARARI ...'nin yukarıda tarih ve sayısı belirtilen kararı ile incelenen tedavi evraklarına göre davacıda ortaya çıkan hastalığın poliçe kapsamında teminat altına alındığı gerekçesiyle başvurunun kabulüne, 137.454,00 TL’nin 22.06.2020 tarihinden itibaren yasal faizi ile davalıdan tahsili ile başvurana ödenmesine karar verilmiştir. IV. İTİRAZ A.İtiraz Yoluna Başvuranlar ...'nin yukarıda tarih ve sayısı belirtilen kararına karşı süresi içinde davalı vekili itiraz başvurusunda bulunmuştur. B. İtiraz Sebepleri Davalı vekili itiraz dilekçesinde; sigorta poliçesinin başlangıç tarihinin 20.09.2019 olduğunu, sigortalının 18.03.2020 tarihinde bulantı, kusma şikayeti ile Koç Üniversitesi Hastanesi'ne başvurduğunu, müvekkili şirkete iletilen sigortalının police öncesi 17.07.2017 Giresun Ada Hastanesi'nde yapılan endoskopi sonucunda; gastrit, kös gevşekliği, grade 2 özefajit bulguları tespit edildiğinin görüldüğünü, poliçeye "üst gastrointestinal - sistem hastalıkları kontrol komplikasyon, tedavi hariçtir." şeklinde muafiyet uygulandığını ve bu hususta sigortalıya da dosyaya sunmuş bulunduğu yazı ile bilgi verildiğini, tespiti yapılan rahatsızlığın doğuştan gelen bir anomali olduğunu, dosyada herhangi bir bilirkişi incelemesi yapılmadığı anlaşılmakla, uzman gerektiren tıbbi hususlarda tedavi giderlerinin miktar itibarı ile de denetimi bakımından inceleme yapılması gerektiğini belirterek başvurunun reddini talep etmiştir. C. Gerekçe ve Sonuç İtiraz Hakem Heyetinin yukarıda tarih ve sayısı belirtilen kararı ile dosya kapsamı ve hükme esas alınan bilirkişi raporu uyarınca davacının talep ettiği sağlık giderinin poliçe teminatı kapsamı dışında kalmadığı gerekçesiyle davalı vekilinin itirazlarının reddine karar verilmiştir. V. TEMYİZ A. Temyiz Yoluna Başvuranlar ...'nin yukarıda tarih ve sayısı belirtilen kararına karşı süresi içinde davalı vekili temyiz isteminde bulunmuştur. B. Temyiz Sebepleri Davalı vekili temyiz dilekçinde; itirazında belirttiği sebepler ile ... kararının bozulmasını talep etmiştir. C. Gerekçe 1. Uyuşmazlık ve Hukuki Nitelendirme Dava Sağlık Sigortası poliçesine dayalı tedavi gideri tazminatına ilişkindir. 2. İlgili Hukuk 6100 sayılı Hukuk Muhakemeleri Kanunu'nun 26, 371 ve 266 ncı maddeleri, Türk Ticaret Kanunu, Hayat Sigortası Genel Şartları. 3. Değerlendirme 1. Tarafların iddia, savunma ve dayandıkları belgelere, uyuşmazlığın hukuki nitelendirilmesi ile uygulanması gereken hukuk kurallarına, dava şartlarına, yargılamaya hâkim olan ilkelere, ispat kurallarına ve temyiz olunan kararda belirtilen gerekçelere göre davalı vekilinin aşağıdaki bentlerin kapsamı dışında kalan temyiz itirazları yerinde görülmemiştir. 2. 6100 sayılı HMK'nın 266/1 inci maddesinde, çözümü hukuk dışında özel ve teknik bilgi gerektiren konularda hakimin kendiliğinden ya da tarafların talebi üzerine bilirkişi raporu alabileceği kabul edilmiştir. Alınacak raporu düzenleyecek olan bilirkişinin, rapor düzenlenecek hususlarda uzmanlığının bulunması gerektiği gözetilerek bilirkişi seçimi yapılması gerektiği açıktır. İtiraz Hakem Heyetince davacının dava konusu tedavi gördüğü hastalığının poliçe teminat kapsamında olup olmadığının tespiti için adli tıp uzmanından rapor alınmış ve sonucuna göre de davacının tedavi gördüğü endoskopik submukozal diseksiyon operasyonu işleminin sigorto poliçesi kapsamında kaldığı gerekçesiyle davalı vekilinin itirazları reddedilmiştir. Davalı taraf, davacının geçmişte (poliçe tanziminden önce) gastrit, kös gevşekliği, grade 2 özefajit bulguları ile tedavi gördüğünü, dava konusu hastalığı ile geçmişteki üst gastrointestinal sistem hastalığı arasında illiyet bağı olduğunu ve poliçeye muafiyeti uygulandığını, bu sebeble talep edilen tedavi giderlerinin teminat dışında olduğunu iddia etmektedir. Davacının geçmiş rahatsızlığı ve dava konusu hastalığı arasında illiyet bağı olup olmadığının değerlendirmesinin gastroenteroloji uzmanı doktor bilirkişi tarafından yapılması gerekmektedir. Bu sebeble hükme esas alınan ve adli tıp uzmanı tarafından tanzim edilen rapor yetersizdir. Eksik inceleme ile karar verilemez. O halde, davacının dava konusu olan endoskopik submukozal diseksiyon operasyonu ve tedavisi ile 17.07.2017 tarihinde Giresun Ada Hastanesinde yapılan endoskopi sonucunda antral gastrit, kös gevşekliği, grade 2 özafajit tanıları arasında, illiyet bağının olup olmadığının belirlenmesi bakımından üniversite hastanelerinin adli tıp anabilim dalı başkanlığından veya Adli Tıp Kurumu'ndan içerisinde konusunda uzman gastroenteroloji doktorunun da bulunduğu heyetten iddia ve itirazları karşılayan denetime elverişli, ayrıntılı, gerekçeli rapor alınarak sonucuna göre karar verilmesi gerekirken yazılı olduğu şekilde eksik inceleme ile hüküm kurulması bozmayı gerektirmiştir. 3. Davacı 18.03.2020 tarihinde Koç Üniversitesi Sağlık Eğitim ve Uygulama Merkezinde uygulanan endoskopik submukozal diseksiyon operasyonu ve yatarak tedaviden kaynaklı olarak 137.454,13 TL tedavi giderinin hastanece kendisinden tahsil edildiğini ve bu miktarın poliçe kapsamında davalı ... şirketinden alınmasını talep etmektedir. Davalı vekili, uzmanlık gerektiren tıbbi hususlarda tedavi giderlerinin miktar itibarı ile de denetimi bakımından incelemesi gerektiğini savunmuş, Uyuşmazlık Hakem Heyetince bu konuda rapor alınmamış, davacı tarafından sunulan ödeme belgesine itibar edilerek karar verilmiş, İtiraz Hakem Heyetince de davalı vekilinin itirazı reddedilmiştir. Ancak eksik inceleme ile karar verilmiştir. Bu durumda davacının sunduğu hastane ödeme belgeleri de denetlenmek ve hastane tarafından sigorta şirketinden onay alınıp alınmadığı belirlenmek suretiyle, uygulanan tedavilerin sigortalının hastalığı ile uyumlu olup olmadığı, poliçe öncesi mevcut hastalığı ile illiyet bağı ve muafiyet kapsamındaki hastalık niteliğinde olup olmadığı konusunda inceleme yapılması gerektiğinden, yukarıda 2 numaralı bentte belirtilen uzman doktor bilirkişi heyetinden bu konuda da denetime elverişli, ayrıntılı, gerekçeli bir rapor alınması ve gerçek zararın tespit edilerek sonucuna göre karar verilmesi gerekir. Eksik değerlendirme ile yazılı şekilde hüküm tesisi doğru olmamıştır. 4. Yargılamaya hakim olan ilkelerden olan “taleple bağlılık ilkesi” HMK'nın 26 ncı maddesinde düzenlenmiş olup hakim tarafların talep sonuçlarıyla bağlıdır ve ondan fazlasına veya başka bir şeye karar veremez. Davacı, dava dilekçesinde faiz talep etmediği halde, Uyuşmazlık Hakem Heyetince dava konusu alacağa dava tarihinden faiz işletilmesine karar verilmesi ve İtiraz Hakem Heyetince de davalı vekilinin bu konuya yönelik itirazının reddedilmesi de doğru olmamıştır. VI. KARAR 1- Değerlendirme bölümünün (1) numaralı bendinde açıklanan sebeblerle, davalı vekilinin temyiz itirazlarının REDDİNE, 2- Değerlendirme bölümünün (2), (3) ve (4) numaralı bentlerinde açıklanan sebeblerle, davalı vekilinin temyiz itirazlarının kabulü ile ... kararının BOZULMASINA, Peşin alınan temyiz harcının istek halinde davalıya iadesine, Dosyanın mahkemeye gönderilmesine, 14.03.2023 tarihinde oy birliğiyle karar verildi.
Hukuk Genel Kurulu, 2020/109 E., 2022/1268 K.
orta eşleşmeKarar metninde maddeye atıf varTicaret Mahkemesi
tam metni aç
Bu noktada; Hukuk Muhakemeleri Kanunu’nun “Bilirkişiye başvurulmasını gerektiren hâller” başlıklı 266/1. maddesine değinmek gerekirse, bu madde;
Hukuk Genel Kurulu         2020/109 E.  ,  2022/1268 K. "İçtihat Metni" MAHKEMESİ :Ticaret Mahkemesi 1. Taraflar arasındaki “alacak” davasından dolayı yapılan yargılama sonunda, ... Asliye Ticaret Mahkemesince verilen davanın kabulüne ilişkin karar davalı şirket vekilleri tarafından ayrı ayrı temyiz edilmesi üzerine Yargıtay (Kapatılan) 19. Hukuk Dairesince yapılan inceleme sonunda bozulmuş, Mahkemece Özel Daire bozma kararına karşı direnilmiştir. 2. Direnme kararı davalı şirket vekilleri tarafından ayrı ayrı temyiz edilmiştir. 3. Hukuk Genel Kurulunca dosyadaki belgeler incelendikten ve direnme kararının verildiği tarih itibariyle 6100 sayılı Hukuk Muhakemeleri Kanunu'nun geçici 3. maddesine göre uygulanmakta olan mülga 1086 sayılı Hukuk Usulü Muhakemeleri Kanunu'nun 26.09.2004 tarihli ve 5236 sayılı Kanunla değişikliği öncesi hâliyle 438. maddesinin ikinci fıkrası gereğince direnme kararlarının temyiz incelemesinde duruşma yapılamayacağından davalı vekillerinin duruşma isteğinin ayrı ayrı reddine karar verildikten sonra gereği görüşüldü: I. YARGILAMA SÜRECİ Davacı İstemi: 4. Davacı vekili dava dilekçesinde; müvekkili şirket tarafından davalılardan satın alınan olan ... plakalı ... matik tipli aracın arızalı olması ve bugüne kadar arızaların giderilmemiş olması nedeniyle ayıplı olan aracın orijinal ve hatasız (sıfır km) yenisi ile değiştirilmesine, aksi hâlde ödenen ücretin ödeme tarihinden itibaren işleyecek ticari faizi ile birlikte davalılardan tahsiline karar verilmesini talep ve dava etmiştir. Davalılar Cevabı: 5.1. Davalı ... vekili cevap dilekçesinde; davanın iyi niyet kurallarına açıkça aykırı olduğunu, davacı tarafça muayene-ihbar süreleri kaçırılmış olduğundan dava ve talep haklarının düştüğünü belirterek dayanaksız ve kötü niyetli davanın reddini savunmuştur. 5.2. Davalı ... Türk A.Ş. vekili cevap dilekçesinde; davacı tarafa ait ... plakalı aracın 02.03.2007 tarihinde müvekkili şirket tarafından satıldığını, satıştan on ay geçtikten sonra davacı tarafın ... Noterliği aracılığıyla ihtarname gönderdiğini, Türk Ticaret Kanunu hükümlerine göre ayıba karşı tekeffül taleplerinin zamanaşımına uğradığını, aracın ayıplı olmadığını, aracın değişimi veya bedelin geri ödemesi gibi bir durumun söz konusu olmadığını, aracın imalatçısı ve ithalatçısının da müvekkili olmadığını belirterek davanın reddini savunmuştur. İlk Derece Mahkemesinin Birinci Kararı ve Devamında İzlenen Süreç: 6. ... Asliye Ticaret 23.11.2009 tarihli ve 2008/134 E., 2009/671 K. sayılı kararı ile; 10.03.2009 tarihli bilirkişi raporunda ... plakalı ... ... markalı otomobilde ayıba karşı tekeffül hükümlerinin uygulanmasını gerektirecek önemde bir ayıbın olmadığının belirtildiği gerekçesiyle ve gelen müzekkere cevapları ile birbirini doğrulayan bilirkişi raporları birlikte değerlendirilerek davanın reddine karar verilmiştir. 7. ... Asliye Ticaret Mahkemesinin yukarıda belirtilen kararına karşı süresi içinde davacı vekili temyiz isteminde bulunmuştur. 8. Yargıtay (Kapatılan) 19. Hukuk Dairesinin 08.03.2011 tarihli ve 2010/5263 E., 2011/2964 K. sayılı kararı ile; “…Mahkemece alınan 28.04.2009 tarihli bilirkişi kurulu raporuna karşı davacı vekili tarafından gerekçeleri de belirtilmek suretiyle itirazda bulunulmuş, mahkemece itirazların karşılanması yönünden yeni bir bilirkişi kurulundan rapor alınmaması doğru olmadığı gibi, dosya içerisine sunulan ... Asliye Ticaret Mahkemesi’nde görülmekte olan 2008/714 Esas sayılı dava dosyasına ilişkin bilirkişi raporu, mahkemece alınmış ikinci rapor gibi değerlendirilip, karar gerekçesinde “…birbirini doğrulayan bilirkişi raporları ile birlikte değerlendirildiğinde …”şeklinde yorumlanarak hüküm tesis edilmiş olması da isabetli görülmemiştir.,…” gerekçesiyle karar bozulmuş, bozma nedenine göre davacı vekilinin diğer temyiz itirazlarının şimdilik incelenmesine yer olmadığına karar verilmiştir. İlk Derece Mahkemesinin İkinci Kararı: 9. ... Asliye Ticaret Mahkemesince bozma kararına uyularak, 18.02.2016 tarihli ve 2011/368 E., 2016/103 K. sayılı karar ile; eldeki davada bozma sonrası oluşturulan bilirkişi heyetinde yer alan Prof. Dr. ... tarafından araçta ayıp olmadığı mütalaa edilmiş ise de, grup araçlardan ... Plaka sayılı araca ilişkin aynı dava sebebine dair yargılamanın yapıldığı, ... Asliye Ticaret Mahkemesinin konuya ilişkin dosyasında aracın imalat ayıplı olduğu yönünde mütalaada bulunduğu ve mahkemece davanın kabulüne dair verilen kararın ayıp noktasında esastan onanarak kesinleştiği, bu dava dosyasının eldeki dava açısından kesin hüküm olmamakla birlikte kuvvetli bir delil teşkil ettiği, eldeki davada mübrez bilirkişi raporları ile davalı tarafça sunulan uzman mütalaasında her ne kadar araçların ayıplı olmadığı mütalaa olunmuş ise de; birlikte satın alınan ve farklı yerlerde, farklı yol şartlarında kullanılan her üç araçta aynı şikâyetin bulunması, araçların en üst (lüks segment) araçlar olması ve direksiyonun araç kontrol- güvenliği noktasında en önemli sistemlerden birini oluşturması nedeniyle araç kullanıcısında araca karşı güvensizlik duygusunu ortadan kaldıracak vasıflara sahip olması gerektiği, araçta tespit edilen tekerlekten direksiyona yansıyan titreşimlerin davacı tarafça sunulan kapsamlı ve bizzat laboratuvar testine dayalı uzman mütalaasında da belirtildiği şekliyle aracın yenisiyle değiştirilmesine gerektirecek şekilde imalat ayıbı bulunduğu gerekçesiyle davanın kabulüne, dava konusu ... plaka sayılı aracın davalılara iadesi ile davacı tarafça ödenen 462.384,64TL'nin aracın davalılara teslimi tarihinden itibaren işleyecek değişen oranlarda avans faizi ile birlikte davalılardan müştereken ve müteselsilen tahsiline oy çokluğuyla karar verilmiştir. Özel Daire İkinci Bozma Kararı: 10. ... Asliye Ticaret Mahkemesinin yukarıda belirtilen ikinci kararına karşı da süresi içinde davalı vekilleri ayrı ayrı temyiz isteminde bulunmuştur. 11. Yargıtay (Kapatılan) 19. Hukuk Dairesinin 02.05.2017 tarihli ve 2016/16203 E., 2017/3489 K. sayılı kararı ile; “…Bozma ilamından sonra alınan bilirkişi raporlarında dava konusu araçta ayıbın varlığının belirlenemediği açıkça bildirilmiş ve gerekçeleri ile açıklanmıştır. Dosya kapsamında ise aracın misli ile değiştirilmesini ya da bedelinin iadesini gerektirecek bir ayıbın varlığı olgusunu destekleyen delile rastlanmamıştır. Öte yandan, başka bir dava dosyasına konu, aynı segment başka bir araç hakkında alınan rapor ve verilen hüküm de eldeki dava açısından bağlayıcı değildir. Mahkemece bu yönler gözetilip değerlendirilerek bir karar verilmesi gerekirken, yanılgılı değerlendirme ile yazılı şekilde hüküm tesisi isabetsizdir,…” gerekçesiyle hüküm davalılar yararına bozulmuş, bozma nedenine göre davalı vekillerinin sair temyiz itirazlarının incelenmesine yer olmadığına karar verilmiştir. Direnme Kararı: 12. ... Asliye Ticaret Mahkemesinin 27.06.2019 tarihli ve 2019/171 E., 2019/593 K. sayılı kararı ile; önceki karar gerekçesi yanında, dosyada mübrez 6100 sayılı Hukuk Muhakemeleri Kanunu’nun (HMK) 293. maddesi gereğince delil vasfına haiz davacı tarafça sunulan ölçümleme ve testine dayalı 20.03.2013 tarihli raporun sonuç kısmında ifade edildiği üzere ''dosyamıza konu ... plaka sayılı araç ile ... ATM dosyasına konu ... plaka sayılı araç ve ... ATM'nin 2012-66 esas sayılı dosyasına konu ... plaka sayılı ... ... tipi araçların direksiyonlarının duruş halinde çevrilmesi sırasında açık ve göz ile bile görülebilen, ölçüm cihazları ile ölçülebilen ve sürücü tarafından direksiyon simidinde açıkça hissedilen yüksek genlikle tekerlek titreşimlerinin araçların güvenlik anlamında en önemli sistemlerinden birinin de olduğu da dikkate alınarak dünya çapında çok pahalı ve çok lüks kategorisinde yer alan bu araçlara karşı güvensizlik doğuracak bir ayıp olduğu'' şeklinde mütalaada bulunulduğu, dava konusu araç ile birlikte diğer araçların aynı taraflar arasında birlikte alınan tüm özellikleri ile aynı model-marka seri araçlar olması, farklı yerlerde farklı yol şartlarında kullanılmalarına rağmen aynı hatayı verdikleri bu hususun tesadüf ile izah edilemeyeceği, üst düzey güvenlik sistemlerine sahip yüksek segment araçların fren-denge mekanizmasının herhangi bir şüpheye yer vermeyecek şekilde performans sağlaması ve aracı bu sebeple tercih eden kullanıcı da mevcut güven duygusunu sarsacak veya ortadan kaldıracak kusurunun olmaması gerekliliği, hak ve nesafet kuralları ile somut olay adaleti birlikte nazara alındığında aracın ayıplı olduğuna ilişkin kabulünün isabetli olduğu gerekçesiyle direnme kararı verilmiştir. Direnme Kararının Temyizi: 13. Direnme kararı süresi içinde davalı ... Türk A.Ş. vekili ile davalı ... Tic. Türk A.Ş. vekilleri tarafından ayrı ayrı temyiz edilmiştir. II. UYUŞMAZLIK 14. Direnme yoluyla Hukuk Genel Kurulu önüne gelen uyuşmazlık; dosya kapsamında aracın misli ile değiştirilmesini ya da bedelinin iadesini gerektirecek bir ayıbın varlığı olgusunu destekleyen delilin bulunup bulunmadığı ve başka bir dava dosyasına konu (... Asliye Ticaret Mahkemesinin 2010/64 E. sayılı dosyası), aynı segment başka bir araç hakkında alınan rapor ve verilen hükmün eldeki dava açısından güçlü delil olarak değerlendirilip değerlendirilemeyeceği noktasında toplanmaktadır. III. GEREKÇE 15.  Uyuşmazlığın çözümü için “delil”, “kesin hüküm” ve “kuvvetli (güçlü) delil” kavramlarının kısaca açıklamasında yarar vardır. 16. Medeni usul hukukunda deliller, kesin deliller ve takdiri deliller olmak üzere ikiye ayrılmaktadır. Hukukumuzda kesin deliller, ikrar (HMK m. 188), senet (HMK m. 199 vd.), yemin (HMK m. 225 vd.) ve kesin hüküm (HMK m. 303) olmak üzere dört tanedir. Takdiri deliller ise tanık (HMK m.240 vd.), bilirkişi (HMK m. 266 vd.), keşif (HMK m.288 vd.) ve kanunda düzenlenmemiş diğer deliller (HMK m. 192) olarak sayılmaktadır. Takdiri deliller yönünden delil türlerinin sınırlı olarak sayılmadığı kabul edilmektedir (Arslan, Ramazan/ Yılmaz, Ejder/ Taşpınar Ayvaz, Sema: Medeni Usul Hukuku, ... 2017, s. 389-390). Bu açıdan kuvvetli (güçlü) delil takdiri bir delil türü olarak nitelendirilebilir. 17. Kesin hükme gelince, kesin hüküm HMK'nın 303. maddesinde düzenlenmiş olup, şekli ve maddi anlamda kesin hüküm olmak üzere olarak ikiye ayrılır. Verilen bir hükme karşı kanun yolları kapalı ise veya kanun yolları açık olsa bile süresinde gidilmemişse veya tüm kanun yolları tükenmişse hüküm şeklen kesinlik kazanmıştır. 18. Maddi anlamda kesin hükümde ise; dava sebebinin (maddi vakıaların), taraflarının ve ilk davanın hüküm fıkrası ile ikinci davaya ait talep sonucunun aynı olması gerekir. 19. Önemle vurgulanmadır ki; maddi anlamda kesinlik, yalnız hüküm fıkrası için söz konusudur. Hüküm fıkrası, davada (veya karşı davada) istenen hususlar (talep sonucu) hakkında mahkemece verilen kararı (hükmü) gösterir. Hükmün gerekçesinin kesin hüküm gücü bulunmamaktadır. Bununla beraber, gerekçe maddi anlamda kesinlikten tamamen soyutlanmış da değildir. 20. Maddi anlamda kesinlik, yalnız hüküm fıkrasına ilişkin olduğundan hükümde tarafların talep sonuçları (veya talep sonuçlarının bazı kalemleri) hakkında olumlu veya olumsuz bir karar verilmemişse, hakkında karar verilmemiş olan hususlar bakımından maddi anlamda kesin hüküm söz konusu olmaz. 21. Maddi anlamda kesin hükmün amacı da bu hâli ile mahkeme kararlarına güvenilmesini ve uyulmasını sağlamak, taraflar arasındaki uyuşmazlığı kararın maddi anlamda kesinleştiği andan itibaren geleceğe yönelik olarak sona erdirmek ve nihayet çelişkili kararlar verilmesini önleyerek toplum hayatında hukukî istikrar ve güvenliği tesis etmektir. 22. İspat bakımından değerlendirmek gerekir ise; HMK'nın 204. maddesinin birinci fıkrasına göre ilamlar kesin delil sayılmaktadır. 23. Birinci davada verilmiş olan hüküm, aynı taraflar arasında, aynı dava sebebine dayanarak, aynı konuya ilişkin olarak açılan ikinci davada, kesin hükme bağlanmış olan husus yönünden kesin delil teşkil eder (HMK m.303/1,2). 24. Aynı taraflar arasında, aynı dava sebebine dayanarak ve aynı hukukî ilişki hakkında açılan ikinci davanın konusu, birinci davadakinden farklı olsa bile, iki davanın da temelini oluşturan aynı hukukî ilişkinin mevcut olup olmadığı hakkında (birinci davada) verilmiş olan (kesin) hüküm, ikinci davada kesin delil teşkil eder. 25. Bir davada verilen kesin hüküm, bu davanın tarafları dışındaki başka birine (üçüncü kişiye) karşı açılan (veya üçüncü kişi tarafından birinci davanın taraflarından birine karşı açılan) ve konusu ile dava sebebi (vakıalar) aynı olan ikinci bir davada kesin delil teşkil etmez; çünkü iki davanın tarafları farklıdır. Fakat, birinci davada verilen kesin hüküm, ikinci davada kuvvetli (güçlü) bir takdiri delil teşkil eder (Kılıç, Halil: Açıklamalı İçtihatlı Hukuk Muhakemeleri Kanunu, Cilt II, ..., 2011, s. 2341 vd.). Nitekim aynı hususlara Yargıtay Hukuk Genel Kurulunun 30.03.2021 tarihli ve 2017/(22)9-3108 E., 2021/380 K.; 09.02.2021 tarihli ve 2016/(7)9-1247 E., 2021/54 K.; 17.11.2020 tarihli ve 2016/(7)9-1867 E., 2020/908 K. ve 15.09.2020 tarihli ve 2017/(22)9-1293 E., 2020/588 K. sayılı kararlarında da yer verilmiştir. 26. Bu noktada; Hukuk Muhakemeleri Kanunu’nun “Bilirkişiye başvurulmasını gerektiren hâller” başlıklı 266/1. maddesine değinmek gerekirse, bu madde; “Mahkeme, çözümü hukuk dışında, özel veya teknik bilgiyi gerektiren hâllerde, taraflardan birinin talebi üzerine yahut kendiliğinden, bilirkişinin oy ve görüşünün alınmasına karar verir. Ancak genel bilgi veya tecrübeyle ya da hâkimlik mesleğinin gerektirdiği hukukî bilgiyle çözümlenmesi mümkün olan konularda bilirkişiye başvurulamaz. Hukuk öğrenimi görmüş kişiler, hukuk alanı dışında ayrı bir uzmanlığa sahip olduğunu belgelendirmedikçe, bilirkişi olarak görevlendirilemez.” düzenlemesini içermektedir. 27. 24.11.2016 tarihli ve 29898 sayılı Resmî Gazete'de yayımlanarak yürürlüğe giren 6754 sayılı Bilirkişilik Kanunu'nun 3. maddesinin 3. fıkrasında yer alan “Genel bilgi ve tecrübeyle ya da hâkimlik mesleğinin gerektirdiği hukuki bilgiyle çözümlenmesi mümkün olan konularda bilirkişiye başvurulamaz.” şeklindeki hüküm ile HMK'nın 266/1. maddesine benzer bir düzenleme getirilmiştir. 28.  Bilirkişi açıklamalarının tespiti ve raporun şekli ise HMK'nın 279. maddesinde düzenlenmiştir. Bu maddenin 2. bendine göre; “Raporda, tarafların ad ve soyadları, bilirkişinin görevlendirildiği hususlar, gözlem ve inceleme konusu yapılan maddi vakıalar, gerekçe ve varılan sonuçlarla, bilirkişiler arasında görüş ayrılığı varsa, bunun sebebi, düzenlenme tarihi ve bilirkişi ya da bilirkişilerin imzalarının bulunması gerekir. Azınlıkta kalan bilirkişi, oy ve görüşünü ayrı bir rapor hâlinde de mahkemeye sunabilir”. 29. Aynı Kanun’un “Bilirkişi raporuna itiraz” başlıklı 281. maddesinin 2. fıkrasında ise; “Mahkeme, bilirkişi raporundaki eksiklik yahut belirsizliğin tamamlanması veya açıklığa kavuşturulmasını sağlamak için, bilirkişiden, yeni sorular düzenlemek suretiyle ek rapor alabileceği gibi, tayin edeceği duruşmada, sözlü olarak açıklamalarda bulunmasını da kendiliğinden isteyebilir” hükmüne yer verilmiş ve 282. madde ile de hâkimin bilirkişinin oy ve görüşünü diğer delillerle birlikte serbestçe değerlendireceği belirtilmiştir. 30. Belirtmek gerekir ki, bilirkişi, raporunu mahkemece belirlenen sınırlar dahilinde, tümüyle maddi vakıalara hasretmeli; kendisine yöneltilen somut soruları, tek tek yöneltiliş sırasına göre, bilimsel dayanaklarını da açık ve anlaşılır bir biçimde göstermek suretiyle, doyurucu ve ikna edici bir tarzda, özlü ve yalın bir dille, teferruata boğmadan, özel ve teknik bilgi bağlamında uzman kimliği bulunmayan hâkimin ve tarafların anlayabileceği kavramları kullanıp, temel yazım kuralları ile noktalama işaretlerini de dikkate alarak, eksiksiz bir biçimde cevaplandırmalı; oy ve görüşüne başvurulan her bir konuyla ilgili olarak ulaşmış bulunduğu kanıyı, asla hukukî değerlendirilmelere girişmeden, açık ve kesin bir biçimde ortaya koymalıdır (Tanrıver, Süha: Medeni Yargıda Bilirkişilik, 2016, s. 95). 31. Tüm bu açıklamalar ve yasal düzenlemeler ışığında somut olay değerlendirildiğinde; mahkemece bozmadan önce ... ... Kampüsü içinde icra edilen keşif üzerine Prof. Dr. ... ve Prof. Dr. ... tarafından düzenlenen 28.04.2009 tarihli bilirkişi raporunda; ayıba karşı tekeffül hükümlerinin uygulanmasını gerektirecek nitelikte bir ayıbın varlığının tespit edilemediği belirtilmiş, mahkemece bu bilirkişi raporu ve ... Asliye Ticaret Mahkemesinde düzenlenen bilirkişi raporuna dayalı olarak davanın reddine karar verilmiştir. 32. Kararın davacı vekilince temyizi üzerine Özel Dairece karar bozulmuş, mahkemece bu bozma kararına uyulmuştur. Bunun üzerine, keşif yapılarak bilirkişiler Prof. Dr. ..., Prof. Dr. ... ve Prof. Dr. ... marifetiyle düzenlenen 06.12.2011 tarihli raporda özetle; satılan araçta ayıba karşı tekeffül hükümlerinin uygulanmasını gerektirecek nitelikte bir ayıbın varlığı tespit edilmediği için huzurdaki davanın dayanağının bulunmadığı kanaatine varıldığı yönünde mütalaada bulunulduğu anlaşılmaktadır. 33. Mahkemece dava konusu aracın yenisi ile değiştirilmesini gerektirecek ölçüde üretim hatasından kaynaklanan ayıplı olup olmadığının, ... Asliye Ticaret Mahkemesi dosyası ile ve ... Asliye Ticaret Mahkemesinde dosyasında alınan raporlar da değerlendirilerek araç üzerinde keşfen ve laboratuvar ortamında bilirkişi incelemesi yapılması yönünde ... Asliye Ticaret Mahkemesine yazılan talimat neticesinde; bilirkişiler Prof. Dr. ..., Doç. Dr. ... ve Yrd. Doç. Dr. ... marifetiyle düzenlenen 11.02.2013 tarihli raporda özetle; davaya konu ... plakalı araçta davacı tarafın talep ettiği ayıpsız misliyle değiştirilmesi veya bunun mümkün olmadığı durumda araç bedelinin yasal faiziyle birlikte davacı tarafa ödenmesi taleplerinin yerine getirilmesini gerektirecek önemde bir ayıbın olmadığı yönünde mütalaada bulundukları anlaşılmaktadır. 34. Davalı ... Türk A.Ş. vekili tarafından dosyaya sunulan Prof. Dr. ..., Prof. Dr. ... ve Yrd. Doç. Dr. ... imzalı 16.04.2012 tarihli uzman mütalaasında bilirkişilerin "…bir aracın servo direksiyon sistemindeki hidrolik pompada oluşabilecek problemler, hidrolik sistemde hava kabarcıklarının bulunması, hidrolik yağın özelliğinin bozulması, hidrolik hatlardaki şekilsel değişimler hidrolik kaynaklı titreşimlere neden olabilir. Yapılan test ve değerlendirmeler sonucunda, lastiğin esneme özelliği ve yer ile temas yüzeyi arasındaki sürtünme kuvvetinin değişim yapısına bağlı olarak yukarıda anlatılan yapışma-kayma oluşabileceği ve bu durumun bir arıza, kusur ya da ayıp olarak değerlendirilemeyeceği, bu durumun sürüş güvenliği ya da konforuna etki etmediği" şeklinde görüş bildirdikleri görülmüştür. 35. Davalı ... Türk A.Ş. vekili tarafından dosyaya sunulan Prof. Dr. ..., Doç. Dr. ... ve Doç. Dr. ... imzalı 11.05.2012 tarihli uzman mütalaasında "…aracın ön tekerleklerinin ön tekerlek sapma açılarını belirleyen ön düzen ölçme sistemi üzerine bindirilmesi sonucu direksiyonun sağa sola çevrilmesi esnasında, ön lastiklerin zemine fazla tutunması sonucu normal direksiyon simidinde normal düzeyde bir titreme meydana geldiği görülmüştür. Bu durumun imalat hatası olmadığı, sürekli dört çeker araçlarda sistem gereği oluşan normal bir durum olduğu tespit edilmiştir" şeklinde görüş bildirmişlerdir. 36. Davacı vekilince ibraz olunan 20.03.2013 tarihli Prof. Dr. ..., Prof. Dr. ... ve Yrd. Doç. Dr. ... imzalı uzman mütalaasında; "…raporumuzda detaylandırılmış bulgular ışığında ..., ... ve ... plaka sayılı ... tipi araçların direksiyonlarının duruş halinde çevrilmesi sırasında açıkça gözle bile görülebilen ölçüm cihazları ile ölçülebilen ve sürücü tarafından direksiyon simidinde açıkça hissedilen yüksek genlikli tekerlek titreşimlerinin araçların güvenlik anlamında en önemli sistemlerinden birinde olduğu da dikkate alarak dünya çapında çok pahalı ve lüks kategorisinde yer alan bu araçlara karşı güvensizlik doğuracak bir ayıp olduğu" şeklinde görüş bildirdikleri anlaşılmıştır. 37. ... Asliye Ticaret Mahkemesinin 05.07.2012 tarihli ve 2010/64 E. ve 2012/171 K. sayılı dosyasında davaya konu aynı mahiyetteki davalıdan satın alınan grup araçlardan ... plaka sayılı araca ilişkin yapılan yargılama neticesinde; eldeki davada görev yapan ve aynı şikâyet nedeniyle herhangi bir ayıp bulunmadığı mütalaasını veren Prof. Dr. ...'nin de içinde yer aldığı bilirkişi heyetinin araçlarda direksiyonda hissedilen titremenin imalat ayıbı olduğu yönündeki mütalaası doğrultusunda verilen davanın kabulüne dair kararın esasa ilişkin kısmının onandığı, faiz hususunda bozulduğu, mahkemesince bozmaya uyularak bozma doğrultusunda karar verilmiştir. 38. Grup araçlardan ... plaka sayılı araca ilişkin davanın yargılamasının yapıldığı ... Asliye Ticaret Mahkemesince 07.05.2009 tarihli ve 2008/714 E., 2009/207 K. sayılı; 02.06.2011 tarihli ve 2010/468 E., 2011/282 K. sayılı; 27.02.2014 tarihli ve 2012/66 E., 2014/77 K. sayılı dava konusu araçta imalat ayıbı tespit edilemediğine ilişkin bilirkişi raporlarına dayanılarak oluşturulan davanın reddine dair her üç hüküm temyiz incelemesinde esastan bozulmuştur. Ancak nihayetinde mahkemece 29.03.2019 tarihli ve 2015/7 E., 2019/351 K. sayılı teknik incelemeler yapılarak tanzim edilen 13.06.2018 tarihli bilirkişi kurulu raporunda, aracın 11 yıl 1 ay 14 gün süreyle 284.603 km kullanıldığı, şoför ve yolcuların sürüş güvenliğini tehlikeye atacak bir durumun oluşmadığı tespit edildiğinden, aracın ya da bedelinin iadesini gerektirir bir ayıbın bulunmadığı gerekçesiyle davanın reddine dair verilen kararın 25.05.2021 tarihinde Yargıtay 11. Hukuk Dairesince onanmasına karar verilmiştir. 39. O hâlde; mahkemece grup araçlara ilişkin diğer dosyalardaki bilirkişi raporları da dikkate alınıp, dava konusu araçta davacı tarafın iddia ettiği ayıbın mevcut olup olmadığı konusunda laboratuvar ortamında inceleme ve araştırma yaptırılarak konusunda uzman bilirkişi kurulundan yeniden rapor alınması ve tüm delillerin birlikte değerlendirilmesi suretiyle varılacak sonuç çerçevesinde bir karar verilmesi gerekir. 40. Hukuk Genel Kurulunda yapılan görüşmeler sırasında; direnme kararının Özel Daire bozma kararında belirtilen nedenlerle bozulması gerektiği görüşü ileri sürülmüş ise de bu görüş yukarıda açıklanan gerekçelerle Kurul çoğunluğu tarafından benimsenmemiştir. 41. Diğer taraftan her ne kadar dava tarihi 11.03.2008 olmasına rağmen direnmeye esas gerekçeli kararın karar başlığında 19.08.2011 olarak hatalı gösterilmiş ise de, bu husus mahallinde düzeltilebilir maddi hata niteliğinde olup esasa etkili olmadığından bozma nedeni yapılmamıştır. 42. Hâl böyle olunca direnme kararı açıklanan bu değişik gerekçe ve nedenlerle bozulmalıdır. IV. SONUÇ: Açıklanan nedenlerle; Davalı vekillerinin temyiz itirazlarının ayrı ayrı kabulüyle, direnme kararının yukarıdaki değişik gerekçe ve nedenlerden dolayı 6217 sayılı Kanun’un 30. maddesi ile 6100 sayılı Hukuk Muhakemeleri Kanunu’na eklenen “Geçici madde 3” atfıyla uygulanmakta olan 1086 sayılı Hukuk Usulü Muhakemeleri Kanunu’nun 429. maddesi gereğince BOZULMASINA, İstek hâlinde temyiz peşin harcının yatıranlara ayrı ayrı geri verilmesine, Aynı Kanun’un 440. maddesi uyarınca kararın tebliğinden itibaren on beş gün içerisinde karar düzeltme yolu açık olmak üzere, 11.10.2022 tarihinde oy çokluğu ile karar verildi. KARŞI OY Dosyada bozma kararı sonrasında alınan bilirkişi raporlarında dava konusu araçta ayıbın varlığının belirlenemediği açıkça bildirilmiş ve gerekçeleriyle açıklanmıştır. Davalı tarafın sunduğu uzman görüşü (HMK 293) niteliğindeki rapora göre de araçta ayıp bulunmamaktadır. Davacı tarafça sunulan uzman görüşü niteliğindeki raporda farklı bir sonuca varılmış ise de dosya kapsamındaki raporlar birlikte değerlendirildiğinde bu uzman görüşü ayıbın varlığını kabule yeterli değildir. Zira mahkemece alınan raporlar davalı tarafın sunduğu uzman görüşüyle de ayıbın varlığının belirlemediği yönünde uyuşmakta iken sadece davacı tarafın sunduğu uzman görüşü farklı bir sonuca varmaktadır. Davacı tarafın sunduğu uzman görüşü aynı segment başka araçları da kapsamakta olup başka bir araç için ayıbın varlığı belirlenerek verilen kararın kesinleşmiş olması da bu dosyada aynı sonuca varmayı zorunlu kılan bir neden değildir. Zira aynı segmentte üretilmiş olsa da sonuçta kesinleşen karar farklı bir araçla ilgilidir. Dosyada toplanan deliller karar vermeye yeterli olduğundan başkaca rapor veya ek rapor alınmasına da gerek yoktur. Yeterli delillere rağmen yeni araştırmalara girişilmesi yargılamanın en az giderle makul sürelerde sonuçlandırılması gereğine aykırılık da oluşturacaktır. Bu esaslara uygun biçimde verilen bozma kararına uyulması gerekirken önceki hükümde direnilmesi doğru olmamıştır. Açıklanan bu nedenlerle direnme hükmünün Özel Daire kararı gibi bozulması gerektiği görüşünde olduğumdan yeniden rapor alınması gereğine değinilerek verilen ve değişik bozma yönünde oluşan değerli çoğunluk görüşüne katılamıyorum.

Eşleştirme iki kanıta dayanır: kararın kendi metnindeki madde atfı ve şerh kitaplarının o kararı hangi maddenin altında bastığı. Otomatik üretilmiştir, hukuki tavsiye değildir; kararın güncelliğini ve sonraki içtihat değişikliklerini ayrıca denetleyin.

Bu Maddeyle İlgili Sınav Sorusu

Medeni Usul Hukuku

Hukuk öğrenimi görmüş kişilerin bilirkişi olarak görevlendirilmesi ile ilgili temel şart nedir?

A) En az 5 yıl avukatlık yapmış olmaları gerekir.
B) Hukuk alanı dışında ayrı bir uzmanlığa sahip olduklarını belgelendirmeleri gerekir.
C) Hukuk alanında yüksek lisans yapmış olmaları gerekir.
D) Sadece usul hukuku alanında bilirkişilik yapabilirler.
E) Hukukçular hiçbir surette bilirkişi olamazlar.

Bu maddeyle ilgili 3 soru daha var!

Soruların tamamını çözmek, açıklamalı cevapları görmek ve Hukuksal Eğitim yapay zeka asistanı ile çalışmak için platforma katılın.

Hukuksal Eğitim Platformu'na Üye Ol