Hukuk Muhakemeleri Kanunu 267. maddesi, Hukuksal Eğitim mevzuat kütüphanesinde tam metin olarak yayımlanmıştır. Aşağıda maddenin tam metni, maddeyle eşleşen yüksek mahkeme kararları ve bu maddeden çıkmış sınav soruları yer alır. Ham metin için adresin sonuna /raw ekleyin.
Madde Metni
MADDE 267- (1) Mahkeme, bilirkişi olarak, yalnızca bir kişiyi görevlendirebilir. Ancak, gerekçesi açıkça gösterilmek suretiyle, tek sayıda, birden fazla kişiden oluşacak bir kurulun bilirkişi olarak görevlendirilmesi de mümkündür.
Bilirkişilerin görevlendirilmesi
Bu Maddeyle İlgili Yüksek Mahkeme Kararları
6 karar eşleşti
6. Hukuk Dairesi, 2021/1382 E., 2022/2808 K.
orta eşleşmeKarar metninde maddeye atıf varTicaret Mahkemesi
Bilirkişi raporunu hazırlayan bilirkişi sayısının HMK’nın 267. maddesine aykırılık teşkil ettiği anlaşılmaktadır.
6. Hukuk Dairesi 2021/1382 E. , 2022/2808 K.
"İçtihat Metni"
MAHKEMESİ :Ticaret Mahkemesi
Taraflar arasındaki itirazın iptali davasının yapılan yargılaması sonunda ilamda yazılı nedenlerden dolayı davanın kısmen kabulüne yönelik verilen hüküm davalı vekilince duruşmalı, davacı vekilince duruşmasız olarak temyiz edilmesi üzerine ilgililere çağrı kağıdı gönderilmişti. Belli günde davacı vekili Avukat ... ve Avukat..ile davalı vekili Avukat ... n gelmiş olmalarıyla duruşmaya başlanarak hazır bulunan avukatların sözlü açıklamaları dinlenildikten ve temyiz dilekçesinin süresinde olduğu anlaşıldıktan sonra dosya incelendi, gereği konuşulup düşünüldü.
- K A R A R -
2797 sayılı Yargıtay Kanunu'nun 41/4. maddesi gereğince bir işin duruşmasında bulunan başkan ve üyelerin çoğunluğunun kurul kadrolarında değişiklik, izin veya hastalık gibi nedenler dışında o işin görüşülmesinin yapıldığı kurullarda yer alması zorunlu ise de 15.09.2020 tarihli duruşmada hazır bulunan Daire başkanı ...’ün ve üye ... ’nin emeklilik nedeniyle görevden ayrılması, üye ...’ın da Yargıtay Hukuk Genel Kurulu Başkanlığına seçilmesi, üye ...’ın Hukuk Genel Kurulu üyesi olarak görevlendirilmesi nedeniyle işin görüşülmesinin yapıldığı bugünkü kurulda yer almaları fiilen ve hukuken mümkün olmadığından temyiz incelemesinin duruşmada hazır bulunan daire üyesi ... ile duruşmada hazır bulunmayan daire başkanı ... başkanlığında daire üyeleri ..., ... ve ...’in katılımıyla yapılmasına karar verilerek işin esası incelendi.
Davacı vekili, MV BUA CEMENT gemisine müvekkili tarafından bakım onarım ve tersanecilik hizmeti verildiğini, müvekkilince gemiye sağlanan hizmetlerin havuzlama işleri, çelik işleri, donatma tamirleri ve sair bakım ve onarım hizmetlerini içerdiğini, müvekkilince tamamlanan hizmet bedellerinin ödenmediğini ve geminin tersaneden çıkarılmadığını, müvekkili tarafından verilen hizmetlerin bedelleri ve verilen ek hizmetler ile rıhtım bekleme ücretiyle birlikte müvekkilinin toplamda 4.114.436,00 USD tutarında alacağı doğduğunu, davalı donatan tarafından müvekkiline yalnızca 631.758,00 USD tutarında ödeme yapıldığını ve bakiye 3.512.678,00 USD tutarındaki bedelin ödenmediğini belirterek, itirazın iptali ile takibin devamına, alacağın %20'sinden az olmamak üzere icra inkar tazminatına hükmedilmesini talep ve dava etmiştir.
Davalı vekili cevap dilekçesinde; davalının MV BUA CEMENT isimli geminin donatanı olan Reefer Marine SA adlı şirketin acentesi olmadığını, acentelik ilişkisinin kurulması için sözleşme yapılmasının zorunlu olduğunu, davalının Reefer Marine SA şirketinin tamir ve bakım acentesi olmadığını, davacının “Standart hükümler ve başlıklar” isimli sözleşmeye dayandığını, bu sözleşmenin donatanı temsile yetkili kişiler tarafından imzalanmaması nedeniyle sözleşmenin resmi olarak var olmadığını, taraflar arasındaki uyuşmazlığın davacının temerrüdünden kaynaklandığını, dava konusu davacı tarafından düzenlenen faturanın tebliğ edilmemesi nedeniyle gemi donatanının temerrüde düşürülmediğini beyan ederek davanın reddini savunmuştur.
Mahkemece “Davanın KISMEN KABULÜ ile davalı borçlunun İstanbul 24.İcra Müdürlüğü'nün 2014/18650 E.Sayılı dosyasında 3.161.410,20 USD asıl alacağa yönelik itirazının iptali ile takibin belirtilen asıl alacağa takip tarihinden itibaren 3095 Sayılı Yasanın 4/a maddesi gereğince yürütülecek faizi ile birlikte devamına, davacı tarafın bu konudaki fazlaya ilişkin isteminin reddine,
Koşulları oluşmadığından her iki tarafın tazminat istemlerinin ayrı ayrı reddine” karar verilmiş, karar taraf vekilleri tarafından temyiz edilmiştir.
Mahkemece dava konusu gemi üzerinde keşfen inceleme yapılmak suretiyle oluşturulan bilirkişi kurulundan rapor alınmıştır.
Taraflar arasındaki uyuşmazlık gemi bakım ve onarım işi ile ilgili olduğundan 6100 sayılı HMK’nın 266 ve devamı maddeleri hükümlerince çözümü özel ve teknik bilgiyi gerektirdiğinden mahkemece bilirkişi incelemesinin yaptırılması yerindedir. Ne var ki, mahkemece “Gemi makineleri işletme mühendisi uzakyol başmühendisi” ve “Gemi inşa ve gemi makinaları mühendisi A sınıfı iş güvenliği uzmanı” olmak üzere iki teknik bilirkişi ile mali müşavirden oluşan üçlü bilirkişi heyeti oluşturulmuş, teknik bilirkişilerden gemi inşa ve gemi makineleri mühendisi A sınıfı iş güvenliği uzmanı ... 09.03.2018 tarihli bilirkişi raporunu “Bilirkişi inceleme konusu vakıalarda farklı sonuçlara ulaştığını, bu farklı görüşü içeren ayrı bir bilirkişi raporu sunacağını” belirterek imzalamış ve 16.03.2018 tarihli ayrı bir rapor sunmuştur. Mali müşavir bilirkişi de 09.03.2018 tarihli raporu “Kayıtlar kapsamında tespitlerim raporda mevcuttur. Sektörel ayrı görüşlerin takdiri sayın mahkemeye aittir.” yazarak imzalamıştır. Görüldüğü gibi mahkemece üçlü bilirkişi heyeti oluşturulmuşsa da mali müşavir bilirkişi ile diğer iki teknik bilirkişinin uzmanlık alanlarının farklı olduğu açıktır. Ayrı ayrı rapor düzenleyen teknik bilirkişiler ise dava konusu ile ilgili birbirinden tamamen farklı sonuçlara ulaşmışlardır.
Mahkemece 09.03.2018 tarihli bilirkişi raporunun gerekçeli, denetlenebilir olduğu, uyuşmazlığı çözmeye yeterli görüldüğü belirtilerek hükme esas alınmış, bilirkişi raporundaki ayrık görüşe değer verilmediği belirtilmiştir. Bu şekilde birbirinden tamamen farklı sonuçlar içeren iki ayrı teknik bilirkişi raporundan biri esas alınarak hüküm tesis edilmesi mümkün değildir. Davalı tarafından hükme esas alınan bilirkişi raporuna ayrıntılı ve gerekçeli olarak itiraz edilmesine rağmen mahkemece konusunda uzman yeni bir bilirkişi kurulundan rapor alınmaksızın sonuca gidilmesi usule aykırıdır. Bilirkişi raporunu hazırlayan bilirkişi sayısının HMK’nın 267. maddesine aykırılık teşkil ettiği anlaşılmaktadır.
HMK 267.maddesinde bilirkişi sayısı düzenlemekte olup anılan maddede; kural olarak bir kişinin bilirkişi olarak seçilebileceği belirtilmekle birlikte, açıklığa kavuşturulması gereken maddi vaka birden fazla uzmanlık alanına ait bilgilerin bir araya getirilmesini ve birleştirilmesini zorunlu kılıyorsa, bunun gerekçesi açık gösterilmek suretiyle birden çok kişinin de bilirkişi olarak seçilebileceği belirtilmiştir. Ancak, seçilen bilirkişi sayısının tek olması gerekir; çift sayıda bilirkişi seçilemez. Bunun nedeni, oybirliği ile karar verilmemesi halinde ortaya çıkan sakıncalara meydan vermemektir.
Somut olayda da her ne kadar tek sayıda bilirkişi heyeti seçilmiş görünüyorsa da bilirkişilerin uzmanlık alanları dikkate alındığında aynı uzmanlık alanından iki teknik bilirkişi seçildiği, bilirkişilerin oy birliğiyle karar vermediği ve uzmanlık alanı itibariyle bilirkişi raporunda çoğunluk görüşü oluşmadığı anlaşılmaktadır.
Diğer yandan, taraf vekilleri alınan bilirkişi raporuna itiraz etmiş ve bu itirazlarına 6100 sayılı HMK’nın 293. maddesi gereğince aldıkları uzman görüşlerini dayanak olarak eklemişlerdir.
Bilindiği üzere 6100 sayılı HMK'nın 293. maddesinde düzenlenen uzman görüşü, tarafların uyuşmazlığın aydınlanabilmesi, anlaşılabilmesi ve iddia ve savunmaların ispatı için kendisinin belirlediği özel ve teknik bilirkişiden bir konuda bilgi alması olarak düzenlenmiş olup, uygulamada özel bilirkişi adı da verilmektedir. Taraflar kendi menfaatlerini koruyabilmek ve alınan bilirkişi raporundan tatmin olmamaları halinde olayın tam olarak aydınlanmasını sağlamak ve doğru ve adil kararın verilmesi için uzman görüşü alıp mahkemeye ibraz edebilecektir. Mahkeme özellikle özel ve teknik bilgiyi gerektiren konularda, tarafın sunduğu uzman görüşünün dava konusuyla ilgili olması halinde bunu dikkate almak ve değerlendirmek zorundadır. Bu anlamda alınan bilirkişi raporuna, taraflardan biri, uzman görüşüne dayanmak suretiyle itiraz etmiş ve ve bu itirazlar mahkeme tarafından hiç değerlendirmeye alınmamış ve itirazlar gerekçeli bir şekilde karşılanmamış ise uzman görüşüne dayanan tarafın 6100 sayılı HMK'nın 27., Anayasa'nın 36. ve Avrupa İnsan Hakları Sözleşmesi'nin 6. maddesinde düzenlenen adil yargılanma hakkının en önemli unsuru olan hukuki dinlenme hakkını ihlal etmiş olabilecektir.
Taraflarca dosyaya ibraz edilen uzman görüşlerinde bilirkişi raporu ile tespit edilen görüşlerin aksine tespit ve görüşler ileri sürülmüş olup, bilirkişi raporu ile uzman görüşleri arasındaki çelişkinin giderilmesi amacıyla dosya yeni bir bilirkişi heyetine tevdi edilmemiştir. Taraflarca sunulan uzman görüşlerinin kararda gerekçeli olarak değerlendirilip tartışılmadan karar verilmiş olması da doğru olmamış, bozmayı gerektirmiştir.
Bu durumda mahkemece yapılması gereken iş; 6100 sayılı HMK’nın 266 ve devamı madde hükümlerine uygun olarak seçilecek deniz ticareti konusunda uzman bir kişi gemi inşa, bakım ve onarımı konusunda uzman üç kişi ve bir mali müşavir bilirkişiden oluşacak heyetle, gerektiğinde yerinde keşif de yapılmak suretiyle, davalı şirketin dava dışı ... SA Şirketinin yetkili acentesi olup olmadığı ve Standart Hükümler ve Başlıklar isimli sözleşmenin geçerliliği konuları da dahil olmak üzere taraf, iddia ve savunmaları hususunda mahkemenin ve Yargıtayın denetimine elverişli, ayrıntılı ve gerekçeli, icra takibine konu edilen alacak kalemlerinin her birinin ve ayrıca uzman görüşlerinin de değerlendirilip tartışıldığı rapor alınmasından, alınacak rapora itiraz edilmesi halinde bu itirazları karşılayacak ek rapor alınması çelişkilerin giderilememesi halinde gerek görülürse yeniden oluşturulacak aynı nitelikteki başka heyetten rapor alınmasından ve oluşacak kanaate göre hüküm kurmaktan ibaret olmalıdır.
Karar açıklanan nedenlerle bozulmalıdır.
SONUÇ: Yukarıda açıklanan nedenlerle hükmün taraflar yararına BOZULMASINA, 2.540,00 TL duruşma vekâlet ücretinin taraflardan karşılıklı alınarak Yargıtaydaki duruşmada vekille temsil olunan taraflara verilmesine, peşin alınan harcın istek halinde temyiz eden davacı ile davalıya iadesine, karara karşı tebliğ tarihinden itibaren 15 gün içinde karar düzeltme isteminde bulunulabileceğine, 24.05.2022 gününde oy birliğiyle karar verildi.
Diğer kararlar (4)
13. Hukuk Dairesi, 2014/43848 E., 2015/36803 K.
orta eşleşmeKarar metninde maddeye atıf varAsliye Hukuk Mahkemesi (Tüketici Mahkemesi sıfatıyla)
tam metni aç
6100 sayılı HMK'nın 267. maddesinde "Mahkeme, bilirkişi olarak, yalnızca bir kişiyi görevlendirebilir.
13. Hukuk Dairesi 2014/43848 E. , 2015/36803 K.
"İçtihat Metni"
MAHKEMESİ :Asliye Hukuk Mahkemesi (Tüketici Mahkemesi sıfatıyla)
Taraflar arasındaki alacak davasının yapılan yargılaması sonunda ilamda yazılı nedenlerden dolayı davanın reddine yönelik olarak verilen hükmün süresi içinde davacı avukatınca temyiz edilmesi üzerine dosya incelendi gereği konuşulup düşünüldü.
KARAR
Davacı, davalı ....2011 model ... marka araba satın aldığını, aracın bir süre sonra belirli bir hızda giderken direksiyon ve aracın titreme yaptığını, yine aracın hareket halindeyken kendiliğinden el freninin çekildiğini ileri sürerek aracın 0 km ayıpsız misliyle değiştirilmesine, mümkün olmadığı takdirde arızanın başladığı 17.121 km ayarında ayıpsız misliyle değiştirilmesine veye bu yönde fark bedelinin tespit edilmesine karar verilmesini istemiştir.
Davalılar davanın reddini dilemişlerdir.
Mahkemece, davanın reddine karar verilmiş; hüküm, davacı tarafından temyiz edilmiştir.
1-Davacı davalı şirketten satın aldığı aracın ayıplı çıkması sonucu aracın ayıpsız misliyle değiştirilmesine ilişkin eldeki davayı açmıştır. Mahkemece alınan bilirkişi raporu doğrultusunda araçta ayıp bulunmadığı gerekçesiyle davanın reddine karar verilmiştir. 6100 sayılı HMK'nın 267. maddesinde "Mahkeme, bilirkişi olarak, yalnızca bir kişiyi görevlendirebilir. Ancak, gerekçesi açıkça gösterilmek suretiyle, tek sayıda, birden fazla kişiden oluşacak bir kurulun bilirkişi olarak görevlendirilmesi de mümkündür." hükmüne yer verilmiştir. Somut olayda yargılamada alınan hükme dayanak bilirkişi raporu iki kişilik heyet tarafından düzenlenmiştir. Bununla birlikte davacı bilirkişi raporuna, araçta incelemenin eksik yapıldığı, dosyada bulunan cd kaydında yer alan problemlere açıklama getirilmediğini ileri sürerek itiraz etmiştir. Davacı tarafın bilirkişi raporuna itirazında ileri sürdüğü iddialar da dikkate alındığında hükme dayanak alınan bilirkişi raporu yetersizdir. Mahkemece HMK'nın 267. maddesi de gözetilerek oluşturulacak bilirkişi heyeti aracılığıyla tarafların iddia ve savunmalarını karşılayan Yargıtay denetimine açık, ayrıntılı rapor alınmak suretiyle sonuca uygun karar verilmesi gerekirken yetersiz bilirkişi raporu ile yazılı şekilde hüküm kurulması usul ve yasaya aykırı olup bozmayı gerektirir.
2-Bozma nedenine göre davacının sair temyiz itirazlarının incelenmesine şimdilik gerek görülmemiştir.
SONUÇ: Yukarıda birinci bentte açıklanan nedenle hükmün davacı yararına BOZULMASINA, ikinci bent gereğince davacının sair temyiz itirazlarının incelenmesine şimdilik yer olmadığına, peşin alınan 25,20 TL harcın istek halinde iadesine, 15/12/2015 gününde oybirliğiyle karar verild.
3. Hukuk Dairesi, 2023/3813 E., 2024/1956 K.
orta eşleşmeKarar metninde maddeye atıf varSamsun Bölge Adliye Mahkemesi 5. Hukuk Dairesi
tam metni aç
6100 sayılı Hukuk Muhakemeleri Kanunu'nun 266 ve 267 nci maddeleri.
3. Hukuk Dairesi 2023/3813 E. , 2024/1956 K.
"İçtihat Metni"
İNCELENEN KARARIN
MAHKEMESİ : Samsun Bölge Adliye Mahkemesi 5. Hukuk Dairesi
Taraflar arasındaki maddi ve manevi tazminat davasından dolayı yapılan yargılama sonunda İlk Derece Mahkemesince davanın reddine karar verilmiştir.
Kararın davacı vekili tarafından istinaf edilmesi üzerine, Bölge Adliye Mahkemesince başvurunun esastan reddine karar verilmiştir.
Bölge Adliye Mahkemesi kararı davacı vekili tarafından temyiz edilmekle; kesinlik, süre, temyiz şartı ve diğer usul eksiklikleri yönünden yapılan ön inceleme sonucunda, temyiz dilekçesinin kabulüne karar verildikten ve Tetkik Hâkimi tarafından hazırlanan rapor dinlendikten sonra dosyadaki belgeler incelenip gereği düşünüldü:
I. DAVA
Davacı vekili; müvekkilinin mide rahatsızlıkları sebebiyle davalı şirket nezdindeki hastaneye müracaatı üzerine davalı doktor Volkan tarafından acil ameliyat önerildiğini, ameliyatın üçüncü günü gece yarısı şiddetli bir mide ağrısı yaşaması üzerine hemşirelerin mide ağrı kesicisi ile müdahale ettiklerini, rahatsızlıklarını ve şikayetlerini davalı doktora bildirdiğini, aynı gün taburcu edildiğini, beş ay boyunca sürekli ve şiddetli bir şekilde mide ağrısına maruz kaldığını, davalı doktora tekrar müracaatı üzerine safra direnajı için davalının tekrar ameliyat ettiğini, bu ameliyattan beş gün sonra davacının durumunun ağırlaştığını, davalı doktorun bu kez farklı bir hastalıktan bahsettiğini ve bağırsak fıtığı olduğunu bu nedenle de ameliyatın zorunlu olduğunu ifade ettiğini, üçüncü kez ameliyat olmak zorunda kaldığını, şikayetlerinin daha da artarak ciddi boyutlara ulaştığını, davalı doktorun artık bir şey yapamayacağını belirtmesi üzerine farklı bir hastane ve hekime başvurduğunu, tetkikler yapıldıktan sonra mecburen dördüncü ameliyatı kabul etmek zorunda kaldığını, mevcut durumunu değerlendiren doktorların tamamının, daha önce yapılan ameliyatlarda mide içinde bulunan kumaşların parçalandığını ve kalıcı bir hasar meydana geldiğini belirttiğini, sürecin hem müvekkilinin hem de yakınlarının psikolojisini oldukça olumsuz etkilediğini, müvekkilinin yaşadığı acı ve ızdaraba dayanamayacak hale geldiği zamanlar olduğunu, hastane fobsi oluştuğunu, kaygılı bir ruh haline büründüğünü, operasyonlardan sonra ayna karşısında kendi vücudana bakamaz hale geldiğini, hastanelere yaptığı ödemelerin 18.000,00 TL'lik bir tutarı bulduğunu, kalıcı bir maluliyet ve iş gücü kaybı oluştuğunu, tedavi aşamasında bakıcı hizmetinden faydalanmak zorunda kaldığını, davalı kuruma ameliyat için 5.000,00 TL, sonraki ameliyat için Medicana hastanesine 13.000,00 TL ödeme yaptığını ileri sürerek fazlası saklı olmak üzere 1.000,00 TL maddi, 100.000,00 TL manevi tazminatın olay tarihinden itibaren işleyecek faizi ile birlikte davalılardan tahsilini talep etmiştir.
II. CEVAP
1. Davalı Hospitalpark Sağlık Hizmetleri A Ş. vekili; iddiaların tıbbi bilgi, belge ve dayanaktan yoksun olduğunu, yapılacak müdahalelerde davacının tüm müdahale hakkında detaylı olarak bilgilendirildiğini, aydınlatıldığını, ilgili onam formlarının okunduğu, kendisine izah edildiğini, müdahalenin komplikasyonları ile ilgili olarak da aydınlatılan davacı onam formunu "okuduğunu, anladığını, kabul ettiğini" kendi el yazısıyla beyan ederek imzaladığını, her türlü teşhis ve tedavi eksiksiz olarak yapıldığını, her türlü özenin gösterildiğini, test, tetkik ve tahlillerin tıbbi literatüre uygun olarak yapılmasına olanak sağlandığını savunarak davanın reddini istemiştir.
2. Davalı ... vekili; duruşmalardaki beyanlarında davanın reddini talep etmiştir.
3. İhbar olunan vekili; hastane uygulamalarının tıp kurallarına uygun olduğunu, hastanın kontrollere gelmemesinin kendi kusur ve ihmali olduğunu açıkça ortaya koyduğunu davanın reddi gerektiğini savunmuştur.
III. İLK DERECE MAHKEMESİ KARARI
İlk Derece Mahkemesinin yukarıda tarih ve sayısı belirtilen kararıyla; Samsun Cumhuriyet Başsavcılığının 2021/15693 Soruşturma sayılı dosyasındaki Adli Tıp 7. İhtisas Kurulunun 22.04.2022 tarihli ve 2022/8758 sayılı raporunda; kişinin tedavisine katılan sağlık personelinin uygulamalarına tıbbi hata atfedilemediğinin, hizmeti sağlık çalışanları aracılığı ile yürüten idarenin dosya içerisindeki mevcut belgelere göre görünür bir hatasının saptanmadığının bildirildiği, genel cerrahi uzmanı bilirkişilerin 30.11.2022 tarihli raporunda, davalılara izafe edilebilecek bir eksiklik olmadığı, gastrik by pass, safra reflü cerrahisi ve fıtık ameliyatları kararının tıbben doğru olduğu doktor ve hastanenin eksikliklerinin olmadığının belirtildiği, teşhis ve tedavileri ile ilgili tıbbın gerekli kurallarına göre davalıların sorumluluğunu gerektirecek ihmal ve hatası bulunmadığı gerekçesiyle davanın reddine karar verilmiştir.
IV. İSTİNAF
A. İstinaf Yoluna Başvuranlar
İlk Derece Mahkemesinin yukarıda belirtilen kararına karşı, süresi içinde davacı vekili istinaf başvurusunda bulunmuştur.
B. İstinaf Sebepleri
Davacı vekili; hükme esas alınan raporların denetime ve hüküm kurmaya elverişli, yeterli olmadığını, aldırılan raporlara itirazları dikkate alınmadan karar verildiğini, tedavi evrakları üzerinden rapor aldırıldığını, nasıl tespite gidildiği hususuna bir açıklık olmadığını, davacının sanki keyfi olarak hekimi bırakarak başka bir hekime gittiğinin belirtildiğini, tanık anlatımları ile de sabit olduğu üzere doktora ulaşamadığını, gerekli takibin yapılmaması ve hayati tehlikenin yüksek olması nedeniyle başka bir hekime müracaat etmek zorunda kaldığını ileri sürerek; İlk Derece Mahkemesi kararının kaldırılmasına karar verilmesini talep etmiştir.
C. Gerekçe ve Sonuç
Bölge Adliye Mahkemesinin yukarıda tarih ve sayısı belirtilen kararıyla; yerel Mahkemece talimatla aldırılan konusunda uzman bilirkişi heyetince düzenlenen raporda, davalılara izafe edilebilecek bir eksiklik olmadığının, ameliyat kararının tıbben doğru olduğunun, gastrik by pass sonrası safra reflüsü, multiple karın ameliyatı sonrası karın duvarında fıtık oluşmasının komplikasyon kabul edildiğinin,davalıların eksiklikleri olmadığının belirtildiği gerekçesiyle davacı vekilinin istinaf başvurusunun esastan reddine karar verilmiştir.
V. TEMYİZ
A. Temyiz Yoluna Başvuranlar
Bölge Adliye Mahkemesinin yukarıda belirtilen kararına karşı, süresi içinde davacı vekili temyiz isteminde bulunmuştur.
B. Temyiz Sebepleri
Davacı vekili; istinaf nedenlerini tekrar ederek kararın bozulmasına karar verilmesini talep etmiştir.
C. Gerekçe
1. Uyuşmazlık ve Hukuki Nitelendirme
Uyuşmazlık, davacının yanlış ve hatalı tedavi uygulandığı iddiasına dayalı olarak açılan maddi ve manevi tazminat istemine ilişkindir.
2. İlgili Hukuk
1. 6098 sayılı Türk Boçlar Kanunu'nun 502 nci ve devamı maddeleri.
2. 6100 sayılı Hukuk Muhakemeleri Kanunu'nun 266 ve 267 nci maddeleri.
3. Değerlendirme
1. Vekil, vekalet görevine konu işi görürken yöneldiği sonucun elde edilmemesinden sorumlu değil ise de bu sonuca ulaşmak için gösterdiği çabanın, yaptığı iş ve işlemlerin, davranışların özenli olmayışından doğan zararlardan dolayı sorumludur. Mesleki iş gören vekil özenle davranmak zorunda olup, en hafif kusurundan bile sorumludur. O nedenle doktor ve hastanenin meslek alanı içinde olan bütün kusurları hafif de olsa sorumluluğun unsuru olarak kabul edilmelidir. Vekil, hastanın zarar görmemesi için, mesleki tüm şartları yerine getirmek, hastanın durumunu tıbbi açıdan zamanında ve gecikmeksizin saptayıp, somut durumunun gerektirdiği önlemleri eksiksiz bir şekilde almak, uygun tedaviyi de yine gecikmeden belirleyip uygulamak zorundadır. Asgari düzeyde dahi olsa tereddüt doğuran durumlarda, bu tereddütü ortadan kaldıracak araştırmaları yapmak ve bu arada da koruyucu tedbirleri almakla yükümlüdür. Çeşitli tedavi yöntemleri arasında bir seçim yapılırken, hastanın ve hastalığın özellikleri göz önünde tutulmak, onu risk altına sokacak tutum ve davranışlardan kaçınmak ve en emin yolun seçilmesi gerekir. (Tandoğan, Borçlar Hukuk Özel Borç İlişkileri, Cilt, Ank. 1982, Sh.236 vd) Gerçekten de müvekkil (hasta) mesleki bir iş gören vekilden, tedavinin bütün aşamalarında titiz bir ihtimam ve dikkat beklemek hakkına sahiptir. Gereken özen görevini göstermeyen vekil, vekalet görevini gereği gibi ifa etmemiş sayılmalıdır. Aynı hususlar doktorun görev yaptığı sağlık kuruluşu için de geçerlidir.
2. Mahkemece gerekçede değerlendirilen Samsun Cumhuriyet Başsavcılığı 2021/15693 Soruşturma numaralı dosyada alınan Adli Tıp Kurumu 7. İhtisas Dairesince hazırlanan 22.02.2022 tarihli raporda hastanın 07.08.2020 tarihinde geçirdiği gastrik bypass ameliyatı sonrası gelişen alkalen reflünün her türlü dikkat ve özene rağmen görülebilen bir komplikasyon olduğu yüzeysel şekilde belirtilmiş, eldeki dosyada alınan 30.11.2022 tarihli genel cerrahi uzmanı bilirkişilerden alınan raporda da benzer şekilde davacıya yapılan gastrik by pass ameliyatı sonrası oluşan safra reflüsü ve fıtığın ameliyat sonrası rastlanabilen komplikasyon olduğu, cerrahi müdahalelerin tıbbi uygulamalara uygun olduğu, aydınlatılmış onam belgesinin alındığı belirtilmiştir. Ancak söz konusu raporlarda yer alan incelemeler davacının iddialarını karşılar nitelikte olmayıp hüküm kurmaya elverişli değildir.
3. Hal böyle olunca, Mahkemece bariatric cerrahi (obezite cerrahisi) ve gastroloji alanında uzman, üniversitede görev yapan öğretim elemanlarından oluşturulacak yeni bilirkişi heyetinden somut olaya uygun şekilde davacının geçirdiği ilk ameliyat ve sonraki ameliyatlarda davalıların özen yükümlülüklerine aykırılık niteliğinde ihmal ve kusurlarının bulunup bulunmadığı, gastrik by pass ameliyatı sonrası safra reflüsü ve fıtık oluşumunun her türlü dikkat ve özene rağmen ortaya çıkabilecek komplikasyonlar olduğu belirtilmiş ise de bunlara neden olacak şekilde ilk operasyonda ve devamındaki operasyonlarda hata bulunup bulunmadığı, uygulanan operasyonların tıp kurallarına ne şekilde uygun olduğu ya da başkaca yöntemlerin uygulanmasının mümkün olup olmadığı hususlarında davacının tüm itirazlarını karşılar nitelikte, taraf, Mahkeme ve Yargıtay denetimine açık rapor alınarak sonucuna göre karar verilmesi gerekirken, eksik inceleme ile yazılı şekilde karar verilmesi doğru görülmemiş, İlk Derece Mahkemesinin kararının bu sebeple bozulması gerekmiştir.
VI. KARAR
Açıklanan sebeplerle;
Temyiz olunan, İlk Derece Mahkemesi kararına karşı istinaf başvurusunun esastan reddine ilişkin Bölge Adliye Mahkemesi kararının ORTADAN KALDIRILMASINA,İlk Derece Mahkemesi kararının yukarıda yazılı gerekçeyle BOZULMASINA,Dosyanın İlk Derece Mahkemesine, bozma kararının bir örneğinin Bölge Adliye Mahkemesine gönderilmesine, 12.06.2024 tarihinde oy birliğiyle karar verildi.
11. Hukuk Dairesi, 2022/1787 E., 2023/2416 K.
orta eşleşmeKarar metninde maddeye atıf varAsliye Hukuk Mahkemesi
tam metni aç
6100 sayılı Hukuk Muhakemeleri Kanunu'nun (6100 sayılı Kanun) 220 ve 267'nci maddeleri ve 2004 sayılı İcra İflas Kanunu'nun (2004 sayılı Kanun) 72'nci maddesinin beşinci fıkrası, 15.07.2018 tarih 4 sayılı Cumhurbaşkanlığı Kararnamesinin 16 ncı maddesinin ikinci fıkrası.
11. Hukuk Dairesi 2022/1787 E. , 2023/2416 K.
"İçtihat Metni"
İNCELENEN KARARIN
MAHKEMESİ :Asliye Hukuk Mahkemesi
SAYISI : 2016/575 Esas, 2021/284 Karar
HÜKÜM : Kısmen kabul
Taraflar arasındaki menfi tespit davasının bozma ilamına uyularak yapılan yargılaması sonucunda Mahkemece davanın kısmen kabulüne karar verilmiştir.
Mahkeme kararı taraf vekilleri tarafından temyiz edilmekle; kesinlik, süre temyiz şartı ve diğer usul eksiklikleri yönünden yapılan ön inceleme sonucunda temyiz dilekçelerinin kabulüne karar verildikten ve Tetkik Hâkimi tarafından hazırlanan rapor dinlendikten sonra dosyadaki belgeler incelenip gereği düşünüldü:
I. DAVA
Davacılar vekili dava dilekçesinde; Akbank A.Ş ... Şubesi tarafından, müvekkillerinden Farmet Tıbbi Gereçler Sanayi ve Ticaret Ltd. Şti.'ne 6 adet senet refakat föyü gönderilerek, bedelinin ödenmesinin istenildiğini, talep edilmesine rağmen senet asıllarına ulaşılamadığını, daha sonra, davalının bu bonoların 2 tanesine dayanarak, her iki müvekkili hakkında takip başlattığını, bonolardaki keşideci ve ciranta imzaların müvekkili şirket yetkililerine ait olmadığını ileri sürerek davaya konu toplam 109.000,00 TL bedelli 6 adet senet nedeniyle davalıya borçlu olunmadığının tespitine ve davalı hakkında kötü niyet tazminatına karar verilmesini talep etmiştir.
II. CEVAP
Davalı vekili cevap dilekçesinde; ciro yoluyla hamil olan müvekkilinin iyi niyetli üçüncü kişi olduğunu savunarak davanın reddi ile davacılar hakkında kötü niyet tazminatına karar verilmesini istemiştir.
III. MAHKEME KARARLARI, BOZMA VE BOZMADAN SONRAKİ YARGILAMA SÜRECİ
A. Mahkemece Verilen Karar
Mahkemece 14.07.2015 tarih, 2009/417 E. ve 2015/607 K. sayılı kararı ile takibe konu edilen 2 senet üzerinde yaptırılan bilirkişi incelemesi sonucunda, bilirkişi tarafından keşideci imzasının, ...'in eli ürünü olmadığı, ... yönünden ise tespit yapılamadığı yönünde görüş bildirildiği, ispat yükü davalı tarafta olup, davalı yanca alacağın varlığını ispat edecek mahiyette delil sunulamadığı gerekçesiyle davanın kabulüne, davacıların ... İcra Müdürlüğünün 2009/757 E. sayılı dosyasına konu 25.10.2008 tanzim tarihli 14.000,00 TL ve 30.000,00 TL bedelli kambiyo senetlerinden dolayı ve Akbank ... Şubesi tarafından davacı Farmet Şirketine gönderilen 25.04.2009 vade tarihli 15.000,00 TL bedelli, 30.04.2009 vade tarihli 15.000,00 TL bedelli, 30.05.2009 vade tarihli 15.000,00 TL bedelli, 30.06.2009 vade tarihli 20.000,00 TL bedelli senetlerden dolayı davacıların borçlu olmadığının tespitine, kötü niyet tazminatına hükmedilmesine yer olmadığına karar verilmiş, davalı ve davacı Sinmed Tıbbi Gereçler San. ve Tic..Ltd. Şti. vekillerince temyiz edilmiştir.
B. Bozma Kararı
Yargıtay (Kapatılan) 19. Hukuk Dairesinin 01.06.2016 tarih, 2015/17240E., 2016/9854K. sayılı kararı ile“... 1- Dosyadaki yazılara kararın dayandığı delillerle gerektirici sebeplere, delillerin takdirinde bir isabetsizlik bulunmamasına göre, davalının aşağıdaki bendin kapsamı dışında kalan sair temyiz itirazlarının reddi gerekmiştir. 2- Davacılar, kendilerine gönderilen ihbarname uyarınca, 6 adet senetten dolayı imza inkarına dayalı menfi tespit isteminde bulunmuşlardır. Mahkemece, 2 adet senet üzerinde imza incelemesi yaptırılmış ise de, rapor usule uygun olarak düzenlenmemiştir. Mahkemece, dava konusu tüm senet asıllarının dosyaya ibrazı sağlanıp, imzaları bulunan şahısların şirketi temsile yetkili olup olmadığı da belirlenip isticvap yapıldıktan sonra, imza örnekleri de alınıp, imza tarihinden önceki döneme ve sonraki döneme ait resmi kurumlar huzurunda atılmış imzaları da getirtilip, usulüne uygun olarak imza incelemesi sonucuna göre bir karar verilmesi gerekirken, eksik inceleme ile yazılı şekilde karar verilmesi ve imza incelemesi yaptırılmayan 4 adet senet hakkında da karar verilmesi doğru olmadığı...” gerekçesiyle karar bozulmuştur.
C. Mahkemece Bozmaya Uyularak Verilen Karar
Mahkemece yukarıda tarih ve sayısı belirtilen kararı ile davacı taraf her ne kadar unsurlarını belirttiği ve senet refakat föyü ile bilgi sahibi oldukları bu senetlerden dolayı menfi tespit isteminde bulunmuş ise de, ilgili senetlerin aslı dosyaya celbedilemediğinden bu senetlerin unsurlarının tam olup olmadığı, senet üzerindeki imzanın davacılara ait olup olmadığı ve hatta böyle bir senedin mevcut olup olmadığının tespit edilemediği, dosya kapsamında ibraz edilemeyen, herhangi bir icrai işleme konu edilmeyen ve nerede olduğu da tespit edilemeyen davacı istemine konu 25.04.2009 vade tarihli 15.000,00 TL bedelli, 30.04.2009 vade tarihli 15.000,00 TL bedelli, 30.05.2009 vade tarihli 15.000,00 TL bedelli, 30.06.2009 vade tarihli 20.000,00 TL bedelli senetler hakkında davacının dava açmakta hukuki yararı bulunmadığı, menfi tespit istemine konu senetlerin 25.10.2008 tanzim tarihli olduğu değerlendirildiğinde, davacı Farmed Tıbbi Gereçler A.Ş.'nin senet tanzim tarihindeki yetkilisinin ..., davacı Sinmed Tıbbi Gereçler Ltd. Şti.'nin senet tanzim tarihindeki yetkilisinin ise ... olduğu, menfi tespit istemine konu iki adet senet üzerindeki imzaların senet tanzim tarihinde şirket yetkilisi konumunda olan ...'in eli ürünü olmadığı, davanın niteliği ve davacılar iddiası birlikte değerlendirildiğinde ispat yükü davalı tarafta olup imzanın da davacıya ait olduğu ispatlanamadığı, ilgili senetlerin icra takibine konu edildiği, icra takibinin, davalı ... tarafından kendisine bonoları ciro eden borçlu hakkında yapıldığı, alacaklının, bonolardaki ciroya ilişkin imzaların, borçlu Sinmed Tıbbi Gereçler San. ve Tic. Ltd. Şti.ne ait olup olmadığını, bu bonoları kendisinden alması nedeniyle bilebilecek durumda olduğu, bonolardaki imzanın borçlunun eli ürünü olduğunu tesbit etmeden ya da imzanın huzurunda atılmasını sağlamadan bonoları alan alacaklının, imzaya itirazı hususundaki haklılığını ispat edene karşı başlatılan takipte en azından ağır kusurlu kabul edilmesi gerektiği, davacı Farmed A.Ş. açısından ise, ilgili şirket yetkilisi ...'in isticvabında dava konusu iki adet senet üzerindeki imzanın kendisine ait olmadığını beyan ettiği, ilgilinin imza örnekleri ve resmi kurumlardaki imza örnekleri toplanarak senet üzerindeki imzaların ...'in eli ürünü olup olmadığı hususunda aldırılan dosya kapsamındaki bozmadan önceki ve bozmadan sonraki her iki bilirkişi raporunda da imzaların ...'in eli ürünü olmadığının tespit edildiği, menfi tespit istemine konu iki adet senet üzerindeki imzaların senet tanzim tarihinde şirket yetkilisi konumunda olan ...'in eli ürünü olmadığından davanın niteliği ve davacılar iddiası birlikte değerlendirildiğinde ispat yükü davalı tarafta olup, davalının davaya konu 2 adet senetten dolayı alacaklı olduğunu ispat edemediği, her ne kadar davacı Farmed Tıbbi Gereçler San. ve Tic. A.Ş. kötü niyet tazminatı isteminde bulunmuş ise de, davalının senet üzerindeki ciro sıralaması dikkate alındığında bu davacıya yönelik kötü niyeti sabit olmadığından ayrıca ilk kararda davacıların kötü niyet tazminatı istemleri reddedilmiş olup bu karar yalnızca davalı ve davacı Sinmed Tıbbi Gereçler San.ve Tic. Ltd. Şti. vekillerince temyiz edildiğinden, usuli kazanılmış hak ilkesi de göz önünde bulundurularak bu davacının kötü niyet tazminatı talebinin reddi gerektiği gerekçesiyle davanın kısmen kabulü ile davacıların ... İcra Müdürlüğünün 2009/757 E. sayılı dosyasında takibe konulan 25.10.2008 tanzim tarihli, 25.03.2009 vade tarihli 14.000,00 TL ve 25.10.2008 tanzim tarihli, 25.02.2009 vade tarihli 30.000,00 TL bedelli olmak üzere toplamda 44.000,00 TL bedelindeki kambiyo senetlerinden dolayı davalıya borçlu olmadıklarının tespitine, davacıların talebine konu diğer senetler olan 25.04.2009 vade tarihli 15.000,00 TL bedelli, 30.04.2009 vade tarihli 15.000,00 TL bedelli, 30.05.2009 vade tarihli 15.000,00 TL bedelli, 30.06.2009 vade tarihli 20.000,00 TL bedelli senetler hakkında açılan davanın hukuki yarar yokluğu nedeniyle usulden reddine, davacı Sinmed Tıbbi Gereçler San. ve Tic. Ltd. Şti.'nin kötü niyet tazminatının kısmen kabulü ile Mahkemece kabulüne karar verilen asıl alacağın %40'ı olan 17.600,00 TL tazminatın davalıdan alınarak bu davacıya ödenmesine, davacı Farmed Tıbbi Gereçler San. ve Tic. A.Ş.'nin kötü niyet tazminatı talebinin reddine karar verilmştir.
IV. TEMYİZ
A. Temyiz Yoluna Başvuranlar
Mahkemenin yukarıda belirtilen kararına karşı süresi içinde taraf vekilleri temyiz isteminde bulunmuştur.
B. Temyiz Sebepleri
1.Davacılar vekili temyiz dilekçesinde özetle; her ne kadar takibe konulmayan 4 adet bono yönünden hukuki yarar yokluğundan davanın usulden reddine karar verilmiş ise de, aslında bu senetler açısından dava açmakta hukuki yararlarının bulunduğunu, müvekkil şirketler gerçeğe aykırı olarak düzenlenmiş 4 adet bononun her an icra takibine konu edilebilme tehlikesi ile karşı karşıya bulunduğunu, borçlu olmadıklarının tespitine karar verilmesini istedikleri 4 adet bono davalı tarafça dosyaya sunulmadığını ve bu senetler üzerinde Mahkemece imza incelemesi yapılamadığını, davacı taraf olarak senetlerin ibrazını davalı yandan istemelerine karşın ve hatta Mahkemece de kesin mehil verilmesine rağmen davaya konu 4 adet bono dosyaya ibraz edilmediğini, buna karşın Sayın Mahkeme ibraz edilmeyen bonolar yönünden davalı aleyhine çıkarımda bulunmayarak dava açmalarında hukuki yarar olmadığına kanaat getirdiğini, oysa ki davalı tarafın elinde olduğu anlaşılan 4 adet gerçeğe aykırı bononun müvekkili şirketler aleyhine her an takibe konulması mümkün iken bu davanın açılmasında hukuki yarar görülmemesi hatalı bir hukuki değerlendirme olduğunu, ibraz edilmeyen davaya konu bu bonoları ibrazdan kaçınan davalı taraf aleyhine olarak ispat külfetinin yer değiştirdiğini, davalı yanın alacaklı olduğunu ispat edememesi nedeniyle borçlu olmadıklarının subuta erdiği, dolayısıyla dava konusu olan tüm bonolar yönünden borçlu olmadıklarının tespitine karar verilmesi gerektiğini, davacı Farmed yönünden kötü niyet tazminatına hükmedilmemesinin de hatalı olduğunu, davalı tarafın müvekkil şirket aleyhine haksız takip yapması, müvekkil şirketi dava açmaya mecbur bırakması, açılan bu davanın müvekkil şirketleri mağdur eden uzun yargılama süreci, yargılama sırasında alınan rapor ile senet üzerindeki imzanın sahte olduğunun ortaya çıkmış olması, davalının bonolardaki imzanın borçlunun eli ürünü olup olmadığını tespit etmeden yada imzanın huzurunda atılmasını sağlamadan bonoları almış olması, yine davalının imza konusundaki tereddüte karşın davayı kabul yada sulh için hiçbir girişimde bulunmaması, böylelikle müvekkil şirketin mağdur edilmesi davalı tarafın kötü niyetinin göstergesi olduğunu belirterek kararın bozulmasını istemiştir.
2.Davalı vekili temyiz dilekçesinde özetle; Mahkemece davanın hukuki yarar yokluğu nedeni ile değilde davacının davasını ispat edemediğinden davanın esastan reddine karar verilmesi gerektiğini, Yargıtay bozma kararına uyulmasına rağmen bozma kararı gereği yapılmayarak, üç ayrı görüş belirten bilirkişi raporları arasında çelişkinin giderilmesi talebinin yerine getirilmeyerek eksik incelemeye dayalı olarak karar verildiğini belirterek kararın bozulmasını istemiştir.
C. Gerekçe
1. Uyuşmazlık ve Hukuki Nitelendirme
Uyuşmazlık, senetteki imzaların inkarına dayalı menfi tespit istemine ilişkin olup, imzaları bulunan şahısların şirketleri temsile yekili olup olmadıkları uyuşmazlık konusudur.
2. İlgili Hukuk
6100 sayılı Hukuk Muhakemeleri Kanunu'nun (6100 sayılı Kanun) 220 ve 267'nci maddeleri ve 2004 sayılı İcra İflas Kanunu'nun (2004 sayılı Kanun) 72'nci maddesinin beşinci fıkrası, 15.07.2018 tarih 4 sayılı Cumhurbaşkanlığı Kararnamesinin 16 ncı maddesinin ikinci fıkrası.
3.Değerlendirme
Dava, bonolardaki imzaların şirket yetkililerine ait olmadığı iddiasına dayalı borçlu olunmadığının tespiti istemine ilişkindir. Mahkemece bozma ilamına uyularak bir kısım bonoların aslının dosyaya sunulmaması, söz konusu bonoların herhangi bir icrai işleme konu edilmeyip ve nerede olduğu da tespit edilemediğinden bu senetler hakkında davacıların dava açmakta hukuki yararı bulunmadığı; diğer senetler yönünden ise tanzim tarihi itibariyle imzaların davacı Farmed ..A.Ş. şirket yetkilisi ... ile davacı Sinmed ... Ltd. Şti. şirket yetkilisi ...'in eli ürünü olmadıkları gerekçesiyle davanın kısmen kabulüne karar verilmiştir. Ancak, dosya içerisinde bulunan Mahkemece farklı heyet ve kurumlardan alınan bilirkişi raporları üzerinde davacı Sinmed.. Ltd. Şti şirket yetkilisi ... yönünden yapılan incelemede, bozma öncesi 03.02.2015 tarihli Adli Tıp Kurumunca düzenlenen raporda davacı Sinmed.. Ltd. Şti. şirket yetkilisi ... açısından imzaların adı geçen şahsın eli ürünü olup olmadığı yönünde bir tespit yapılamadığı şeklinde görüş bildirildiği, bozma ilamı sonrası alınan 25.02.2021 tarihli Marmara Üniversitesi Güzel Sanatlar Fakültesi Grafik Bölümünden oluşan bilirkişi heyetinde davaya konu senetler üzerindeki imzaların şirket yetkilisi ...'in eli ürünü olduğunun belirtildiği, bilirkişi raporları arasındaki çelişkiyi gidermeye yönelik alınan 21.05.2021 tarihli Jandarma Kriminal Laboratuvar Amirliği görevlileri tarafından alınan raporda ise davaya konu senetler üzerindeki imzaların davacı Sinmed.. Ltd. Şti. Şirket yetkilisi ...'in eli ürünü olmadığı şeklinde görüş bildirildiği görülmüştür. Mahkemece her ne kadar son alınan bilirkişi raporunu hükme esas alınmak suretiyle davacı Sinmed.. Ltd. Şti. yönünden de davaya konu bir kısım senetler yönünden borçlu olunmadığının tespitine karar verilmiş ise de, bilirkişi raporları arasındaki çelişkiler ve davalının son bilirkişi raporuna ilişkin itirazları değerlendirilmeksizin karar verilmesi doğru olmamıştır. 15.07.2018 tarih 4 sayılı Cumhurbaşkanlığı Kararnamesinin 16 ncı maddesinin ikinci fıkrası uyarınca Fizik İhtisas Dairesi ile diğer bilirkişi raporları arasında çelişki bulunduğundan Mahkemece ilgili ihtisas dairesinin en az yedi uzmanının katılımı ile oluşan genişletilmiş uzmanlar heyetinden oluşan kuruldan 25.02.2009 ve 25.03.2009 vade tarihli, icra takibine konu edilen her iki bonodaki keşideci Farmed A.Ş.'ye atfedilen imzaların yetkilisi ..., lehdar-ciranta Sinmed Ltd. Şti.'ye atfedilen imzaların da yetkilisi ...'e ait olup olmadığı konusunda rapor alınmak suretiyle oluşacak sonuca göre karar verilmesi gerekirken yanılgılı ve hatalı değerlendirme ile yazılı olduğu şekilde karar verilmesi doğru olmamış bozmayı gerektirmiştir.
V. KARAR
Açıklanan sebeplerle;
Mahkeme kararının BOZULMASINA,
Bozma sebebine göre taraf vekillerinin diğer temyiz itirazlarının incelenmesine şimdilik yer olmadığına,
Peşin alınan temyiz karar harcının istekleri halinde taraflara iadesine,
Dosyanın Mahkemesine gönderilmesine,
25.04.2023 tarihinde oy çokluğuyla karar verildi.
KARŞI OY
Yerel Mahkeme kararının dosya kapsamı itibariyle usul ve yasaya uygun olduğunu düşündüğümden sayın çoğunluğun bozma yönündeki görüşüne katılmamaktayım.
11. Hukuk Dairesi, 2021/8990 E., 2023/4518 K.
orta eşleşmeKarar metninde maddeye atıf varİstanbul Bölge Adliye Mahkemesi 13. Hukuk Dairesi
tam metni aç
hem de ek raporda, bilirkişinin adeta hakimin yerine geçerek hukuki tespitte bulunup değerlendirmeler yaptığını, yerel mahkemenin de aynı doğrultuda hüküm kurduğunu, karara dayanak olan bilirkişi heyetinde iki kişi bulunduğunu, bu hususun HMK'nın 267. maddesine aykırılık teşkil ettiğini, hukuk bilirkişisine ihtiyaç duyulmadan defter incelemesi için alınan bilirkişi raporunun yeterli olduğunu, deft
11. Hukuk Dairesi 2021/8990 E. , 2023/4518 K.
"İçtihat Metni"
MAHKEMESİ : İstanbul Bölge Adliye Mahkemesi 13. Hukuk Dairesi
SAYISI : 2019/2061 Esas, 2021/1478 Karar
HÜKÜM : Esastan ret
İLK DERECE MAHKEMESİ : İstanbul 17. Asliye Ticaret Mahkemesi
SAYISI : 2015/348 E., 2019/188 K.
Taraflar arasındaki itirazın iptali davasından dolayı yapılan yargılama sonunda İlk Derece Mahkemesince davanın kısmen kabulüne karar verilmiştir.
Kararın taraf vekilleri tarafından istinaf edilmesi üzerine, Bölge Adliye Mahkemesince davacı vekilinin istinaf talebinin esastan reddine, davalı vekilinin istinaf talebinin usulden reddine karar verilmiştir.
Bölge Adliye Mahkemesi kararı davacı vekili tarafından temyiz edilmekle; kesinlik, süre, temyiz şartı ve diğer usul eksiklikleri yönünden yapılan ön inceleme sonucunda, temyiz dilekçesinin kabulüne karar verildikten ve Tetkik Hâkimi tarafından hazırlanan rapor dinlendikten sonra dosyadaki belgeler incelenip gereği düşünüldü:
I. DAVA
Davacı vekili dava dilekçesinde; taraflar arasında düzenlenen konşimentoda belirtilen toplam 6.125,88 KG ağırlığındaki 84 top kumaşın denizyolu ile taşınarak alıcı Chingzhou Tooku Garments Co. Ltd firmasına teslim edilmesi hususunda anlaşıldığını, navlun ücretinin davalıya peşin olarak ödendiğini, sözleşme konusu malların tamamını 21.08.2013 tarihli 541402 numaralı konşimento ile taşıyan davalı firmaya teslim edildiğini, navlun faturası gereğince davalının taşıyan sıfatını kazandığını, 23.08.2013 tarihli Srei A 965322 numaları deniz navlunu faturası konişmento ile davalıya teslim edilen malların aynı şekilde fatura üzerinde de yer aldığını, malların limanda konteyner içerisinde gemiye yüklenmeye hazır durumda olmasına rağmen davalının ihmali sonucu hem konteynerin hemde içerisindeki malların taşıyıcı firma tarafından gemiye yüklenmesinin unutulması nedeniyle taşımanın gerçekleşmediğini, müvekkilinin telafisi olmayan zarara uğradığını, davalı tarafın müvekkili ile irtibata geçerek hatayı telfai etmeye hazır olduklarını tüm zararı da ödemeye hazır olduklarını bildirdiklerini, müvekkili firmanın bu gecikmeden dolayı müşteri firmanın zararını üstlenmek zorunda kaldığını, tutarın 44.571,32 USD olduğunu, bu faturayı müvekkilinin davalı tarfın yerine ödediğini, 14.04.2014 tarihli Seri B 552083 sıra numaralı 44.571,32 USD tutarlı faturanın kesilerek davalıya tebliğ edildiğini, davalı tarafın faturayı iade ettiğini, fatura tutarı kadar alacak üzerinden icra takibi başlatıldığını, davalının takibe itiraz ederek itirazın durduğunu belirterek itirazın iptaline, %40 icra inkar tazminatına karar verilmesini talep etmiştir.
II. CEVAP
Davalı vekili cevap dilekçesinde, davacı tarafa ait yükün hasarsız olarak taşındığını, 21.10.2013 tarihinde alıcısına teslim edildiğini, yükün belirlenen teslim süresinin bitimini müteakip 60 günlük süreyi geçmeden taşındığını, zayi edilmediğini, müvekkilinin emtiayı HJCU 804662-8 nolu konteyner ile deniz yoluyla taşımayı üstlenen akdi taşıyan olduğunu, müvekkilinin 23.08.2013 tarih ve Seri A 965322 nolu 55,50 USD miktarlı navlun faturasını düzenleyerek davacıya verdiğini, müvekkilinin yükün taşınmasını ....'den talep ettiğini, .... yükü China Shipping Cntainer Lines Co. Ltd şirketi tarafından işletilen Xin Chang Shu gemisinin V.0143E sayılı seferi ile taşınmak üzere 21.08.2013 günü yüklemeyi ve yükün 19.09.2013 tarihinde Shanghai Limanına tahliyesinin planlandığını, bu hususları müvekkilinin davacıya bildirdiğini, davacı tarafın yükü 14.08.2013 tarihinde gönderdiğini, yükün ....'nin kusurundan kaynaklanan nedenlerle planlanan gemiye yüklenemediğini, yeni tahliye planı yapıldığının davacıya bildirildiğini, ikinci gemi ile taşınan yükün 19.10.2013 tarihinde Shangai limanında tahliye edildiğini, alıcıya varma ihbarının yapıldığını, alıcı Changzhou Tooku Garments Co Ltd şirketi 21.10.2013 tarihinde ordinoyu alarak yükü tesellüm ettiğini, dava konusu taşımaya ilişkin yükün belirlenen teslim tarihinden 24 gün sonra 19.10.2013 tarihi itibariyle hasarsız olarak taşınarak alıcısına teslim edildiğini, davanın yasal hak düşürücü sürede açılmadığını, meydana gelen gecikmede müvekkilinin hiçbir kusur ve sorumluluğunun bulunmadığını, mamul ürünlerinin Çin'den 17 ülkeye dağıtımı ile ilgili hava nakliye ücretlerini ödemeyi kabul ettiğine dair hiçbir anlaşmanın olmadığını, davacı tarafın hile yaptığını, dava konusu taşımadaki gönderilenin ödediği hiçbir hava navlun faturası bulunmadığını, ibraz edilen hava navlun faturalarının gönderilen tarfından ödenmiş faturalar olmadığını, davanın ihbarını talep ettiklerini belirterek davanın reddine karar verilmesini istemiştir.
III. İLK DERECE MAHKEMESİ KARARI
İlk Derece Mahkemesinin yukarıda tarih ve sayısı belirtilen kararıyla davanın yasal hak düşürücü süre içerisinde açıldığı, 6.125,88 kg ağırlığındaki 84 top kumaş yükünün Kumport Limanı'ndan Shangai Limanı'na taşınması hususunda davacı ...Ş. ile davalı MCL Uluslararası Konsol ve Liman Hiz. Ltd. Şti. arasında navlun sözleşmesi akdedildiği, davacı ...Ş.'nin taşıtan sıfatına, davalı MCL Uluslararası Konsol ve Liman Hiz. Ltd. Şti.'nin eşya taşıma taahhüdünde bulunduğu için taşıyan sıfatına, kumaş yükünü varma limanında teslim alan Chingzhou Tooku Garments Co. Ltd. şirketinin gönderilen sıfatına sahip olduğu, ....'nin China Shipping Container Lines Co. Ltd. şirketini temsilen davalı-MCL Uluslararası Konsol şirketi ile 84 top kumaş yükünün Shangai Limanı'na taşınması hususunda bir başka navlun sözleşmesi akdettiği, kumaş yükünün China Shipping Container Lines Co. Ltd. şirketi tarafından taşındığından China Shipping Container Lines Co. Ltd. şirketinin fiili taşıyan sıfatına sahip olduğu, kumaş emtialarının planlanan tarihe göre geç teslim edilmesinin sebebinin davalı tarafın da cevap dilekçesinde belirttiği gibi fiili taşıyan China Shipping Container Lines Co. Ltd. Şirketinin hatası nedeniyle limanda unutularak bir sonraki gemi ile taşınması olduğunun tartışmasız olduğu, eldeki dosya bakımından esas uyuşmazlığın bu hatanın 6102 sayılı Türk Ticaret Kanunu'nun (6102 sayılı Kanun) 1186 ncı maddesinin altıncı fıkrası kapsamında mı, 1187 maddesi kapsamında mı değerlendirilmesi gerektiği noktasında toplandığı, yerleşik Yargıtay uygulamaları gereği 1187 maddesinin uygulanması bir diğer deyişle sorumluluk sınırının olayda uygulanması için taşıyanın eyleminin kasten yapılması yahut geç teslim olasılığını hiçe sayan, bu olasılığı düşüncesizce göze alan pervasız bir davranış niteliğinde olması ve bu davranış neticesinde eşyanın geç teslim edilme olasılığının yüksek olduğunun bilinmesi gerektiği, ayrıca taşıyanın kendi şahsi kastı veya pervasızca hareketinin gecikmeye neden olmuş olması gerekli olmakla bu itibarla, taşıyanın adamlarının yahut fiili taşıyanın ya da onun acentesinin kasten veya pervasızca davranışlarının gecikmeye veya zarara sebebiyet vermesinin taşıyanın sınırlı sorumluluktan yararlanma hakkını kaybetmesine neden olmayacağı, ayrıca taşıyanın sınırlı sorumluluktan yararlanma hakkının kaybına neden olabilecek derecede kasti veya pervasızca bir davranışının olduğu hususunun bunu iddia eden tarafça ispatı gerektiği, eldeki dosyada davalının gecikme nedeniyle kanunda aranan şekilde bir kastı yahut sonuçlarını öngörür şekilde bir eyleminin olduğu kanaatinin mahkemede oluşmadığı, öte yandan davacının her ne kadar davalının mali yazışmalarında kusuru ve zararı karşılamayı kabul ettiğini beyan etmişse de, dosyaya sunulan mail yazışmaları incelendiğinde davacı tarafın zararı karşılamayı kabule yönelik açık ve anlaşılır bir kabulü görülemediği, mail yazışmalarında dava dışı şirket tarafından kesilecek faturanın davalı sigorta şirketince karşılanabilmesi amacıyla gerekli düzenlemelerin yapılmasından bahsedildiği ancak davalı tarafça bizzat zararın ödeneceğine ilişkin bir beyan bulunmadığı, sigorta şirketince dava konusu faturanın ödenebilmesi için yapıldığı anlaşılan yazışmaların mahkemece davacının zararı karşılamayı taahhüt ve kabulü şeklinde değerlendirilmediği, 6102 sayılı Kanun'un 1186 ncı maddesinin 6 ncı maddesinde gecikme zararları bakımından taşıyanın sorumluluğunun üst sınırı belirlendiği, hükümde taşıyanın, navlun sözleşmesine konu eşyanın geç tesliminden doğan sorumluluğu, geciken eşya için ödenecek navlunun iki buçuk katı ile sınırlıdır ancak bu tutarın, navlun sözleşmesi uyarınca ödenecek toplam navlun miktarından fazla olamayacağının belirtildiği, dava dosyasında yapılan incelemelerde; 84 top kumaş yükünün taşınması için taşıyana ödenen toplam navlun bedeli 55,50 USD olduğundan taşıyan ve fiili taşıyanın, 6102 sayılı Kanun'un 1186 ncı maddesinin 6 ncı maddesi uyarınca, geciken yük için ödenen toplam navlun bedeli ile sınırlı olarak yükle ilgilinin gecikmeden kaynaklanan zararlarından sorumlu olacağı gerekçesiyle davanın kısmen kabulü ile icra dosyasına yapılan itirazın kısmen iptaline, 121,00 TL asıl alacak bakımından takibin devamına, asıl alacağa takip tarihi itibariyle yasal faiz uygluanmasına, fazlaya dair talebin reddine, borç miktarının yargılama neticesinde anlaşıldığı gerekçesiyle icra inkar tazminatı taleplerinin reddine karar verilmiştir.
IV. İSTİNAF
A. İstinaf Yoluna Başvuranlar
İlk Derece Mahkemesinin kararına karşı süresi içinde taraf vekilleri istinaf başvurusunda bulunmuştur.
B. İstinaf Sebepleri
1.Davacı vekili istinaf dilekçesinde özetle; 6102 sayılı Kanun'un 1191 madde hükmünde, taşıyanın adamları veya fiili taşıyanın kusur ve ihmalinden kaynaklanan zararlarda taşıyanın kusursuz sorumluluğunun öngörüldüğünü, dava konusu olayda da taşıyanın (davalının), tedbirli bir taşıyanın göstermesi gereken özen ve dikkat yükümlülüğünü yerine getirmediğini, 6102 sayılı Kanun'un 1178'e göre gönderilene usulüne uygun teslim yapılmadığını, 1179 uncu maddesine göre taşıyanın ve onun adına hareket eden adamlarının somut olaydaki fiili taşıyanın, ağır bir kusurunun pervasızca bir davranışının bu zarara sebebiyet verdiğini, bu nedenle davalı taşıyanın 1187 nci maddesine göre sınırsız sorumlu olduğunu, müvekkili şirket ile davalı MCL şirketi arasında navlun sözleşmesi akdedildiğini; ... ile de davalı MCL şirketi arasında bir başka navlun sözleşmesi akdedildiğini, akti ilişki nedeniyle müvekkili şirketin muhatabının sadece davalı olduğunu, China Shipping şirketini davalının bulup seçtiğini, müvekkili şirketin fiili taşıyanı tanımadığını, bilmediğini, bu şartlar ve genel hukuk prensipleri altında müvekkili şirketin aralarında hukuki ilişki bulunan davalı MCL şirketi dururken hukuki ilişkisi bulunmayan ve olayda kusur atfedilen China Shipping'e doğrudan başvurmasının beklenemeyeceğini, yüklerin gemiye yüklenmesinin unutulmasının da kanunun tanımladığı pervasızca davranış tanımına girdiğini, China Shipping için geçerli olan pervasızca davranışın, davalı MCL şirketi için de pervasızca davranış anlamına geldiğini, davalı MCL firmasının, taşıma işini verdiği şirket çalışanlarını takip edip yükün yüklenip yüklenmediğini kontrol etseydi böyle bir unutma hadisesinin yaşanmayacağını, davalının ağır ihmalinin başka bir ispatının da yükün belirlenen tarihten 24 gün sonra teslim edilmesi olduğunu, davalının da beyanına göre 21.08.2013 günü yüklenmesi gereken eşyanın ancak 17.09.2013 tarihinde yüklenmiş olduğunu, yaklaşık 1 ay boyunca ihmalin fark edilmediğini ve yükün öylece bekletildiğini, davalı yükün gemiye yüklenmesinin unutulmasını hemen fark edebilseydi, hemen bir sonraki gemi ile gönderebileceğini ve 24 günlük gecikmeye sebebiyet verilmeyeceğini, bu durumda müvekkili şirketin de Çin'deki müşterisine, Çin'deki müşterisinin de kumaşları konfeksiyon haline getirip yolladığı kendi müşterilerine karşı sorumluluk altına girmeyeceğini, buradan hareketle de dava konusu uyuşmazlığın sonucunun öngörülebilir bir eylem sonucu oluşan pervasızca davranış tanımına girdiğinin açık olduğunu, davalı firma yetkililerinin olay üzerine müvekkili şirket ile irtibata geçerek hatanın tamamen kendilerinden kaynaklandığını, hatayı telafi etmeye ve sebep oldukları tüm zararı da ödemeye hazır olduklarını bildirdiklerini, hatta müvekkili şirket yetkililerinin zararın tazmini konusunda davalı firmadan tekrar teyit aldığını, yazışmalarda faturanın nasıl düzenleneceğine dair detaylar üzerinde dahi anlaşma sağladıklarını, davalı şirket yetkilisi Hakan Özbek'in 15.01.2014 tarihli maili ile zararın ödemesini kabul edip düzenlenecek faturanın detaylarını kabul ettiğine dair mail yazısının da sunulduğunu, şirket yetkilisi Hakan Özbek'in mailinde yazdığı fatura açıklaması ile faturanın da birebir aynı olduğunu, bu şartlar altında, mahkeme'nin bu yazışmaların zararın karşılanmasının taahhüdü ve kabulü şeklinde değerlendirilemeyeceği yorumunu kabul etmediklerini, bu mail ve sundukları diğer maillerin, şirketin kusurunun kendilerinde olduğunu, gecikmeden kaynaklı faturayı ödeyeceğini kabul ettikleri anlamını içerdiğini, mahkeme'nin, davalının sigortasından karşılanması için yazışmaların yapıldığı anlaşılmaktadır açıklamasının ise hukuk mantığına aykırı olduğunu, maillerin hiçbir yerinde sigorta lafı geçmediğini, öyle bir durum olsa her şeyin yazıldığı gibi bunun da yazılması gerektiğini, bunun yerel mahkemenin kendi çıkarımı olduğunu, davalının dahi böyle bir savunması olmadığını, kaldı ki davalının sigortacısının müvekkili şirkete ödeme yapmasının bir anlamda davalının ödeme yapması demek olduğunu, oysa ne davalının sigortacısının ödeme yaptığını, ne de davalının kendisinin yaptığını, bilirkişi kurulunun da hatalı şekilde teşkil ettiğini, 6100 sayılı Hukuk Muhakemeleri Kanunu'nun 266 ncı maddesine göre hâkimlik mesleğinin gerektirdiği genel ve hukuki bilgiyle çözümlenmesi mümkün olan konularda bilirkişinin görüşüne başvurulamayacağını, dosyaya sunulan hem kök rapor hem de ek raporda, bilirkişinin adeta hakimin yerine geçerek hukuki tespitte bulunup değerlendirmeler yaptığını, yerel mahkemenin de aynı doğrultuda hüküm kurduğunu, karara dayanak olan bilirkişi heyetinde iki kişi bulunduğunu, bu hususun HMK'nın 267. maddesine aykırılık teşkil ettiğini, hukuk bilirkişisine ihtiyaç duyulmadan defter incelemesi için alınan bilirkişi raporunun yeterli olduğunu, defter incelemesini yapan 12.03.2018 tarihli bilirkişi raporunda da müvekkilinin davalıdan 94.388,68 TL tutarında alacaklı olduğunun tespit edildiğini, bu nedenle hüküm kurmaya elverişsiz yok hükmündeki bilirkişi raporuna istinaden verilen kararın usul ve yasaya aykırı olduğunu belirterek, İlk Derece Mahkemesi kararının kaldırılarak davanın kabulüne karar verilmesini talep etmiştir.
2.Davalı vekili istinaf dilekçesinde özetle ; yükün alıcısı tarafından, taşıyana gecikme ile ilgili hiçbir ihbar yapılmadığını, bu nedenle taşıyanlardan gecikme zararı talep edilemeyeceğini, bu itibarla davanın tümüyle reddi gerekirken 121,00 TL yönünden takibin devamına karar verilmesinin hatalı olduğunu, davacı tarafın kötü niyetli olup hile yaptığını, kendi ticari defterlerini de yaptığı hileye göre tuttuğunu, taşıma akdinin alıcısı olan Changzhou Tooku Garments Co Ltd şirketinin gecikme zararı olmadığını, davacı taşıtanın, yükün alıcısı Changzhou Tooku Garments Co Ltd şirketine hiçbir tazminat ödemesi yapmadığını belirterek, kısmi istinaf taleplerinin kabulü ile, İlk Derece Mahkemesi kararının kabul edilen 121,00 TL ve buna bağlı fer'iler yönünden kaldırılarak davanın tümüyle reddine karar verilmesini talep etmiştir.
C. Gerekçe ve Sonuç
Bölge Adliye Mahkemesinin yukarıda tarih ve sayısı belirtilen kararıyla; D. United Traing Corporation Ltd. Şirketi tarafından davacıya düzenlenen ve dosyaya tercümesi ibraz edilen 20.01.2014 tarihli faturada " çeşitli noktalara hava taşımacılığı farklı maliyetlerde olduğundan HJCU804662-8 numaralı konteynerın başka bir hava yolu ile gönderilmesinin unutulduğu, sevkiyatçı ile alakalı bu hava navlun bedelinin satıcı fatura numarası 674727 14.08.2013 tarihli" şeklinde açıklama bulunduğu, banka ve adres bilgilerine yer verildiği ve "Changzhou Tooku Garment Co. Ltd.adına " yazdığı, Mahkemece, yükün geç teslimi nedeniyle davacı zararı oluştuğu kabul edilmekle birlikte, somut olarak zararın nasıl ve ne şekilde gerçekleştiğinin açıklanmadığı, davacı tarafça, D. United Traing Corporation Ltd. Şirketi tarafından tanzim edilen fatura karşılığında alıcı Changzhou Tooku Garments Co. Ltd. Şirketine 10.04.2014, 14.04.2014 ve 13.05.2014 tarihli faturalara konu malları göndererek ödeme yapıldığı beyan edildiği, söz konusu faturalar incelendiğinde; her üçünün de mal satışına ilişkin olduğu, 20.01.2014 tarihli faturaya konu borcun ödemesi olarak tanzim edildikleri şeklinde bir açıklamanın yer almadığı, incelenen davacı ticari defterlerinde de bu yönde bir bilirkişi tespiti bulunmadığı, icra takibine dayanak faturanın davalı tarafça davacıya iade edildiği, faturanın tanzimine esas teşkil ettiği belirtilen 20.01.2014 tarihli faturanın dava konusu taşımaya taraf olmayan 3. kişi durumunda bulunan bir şirket tarafından tanzim edildiği, sırf fatura tanzimi ya da fatura içeriğindeki açıklamalar alacağı ispatlamak için yeterli olmadığı gibi, faturanın yük alıcısı ile D. United Traing Corporation Ltd. Şirketi arasında dava konusu taşımanın gecikmesi nedeniyle yapılan anlaşmaya binaen düzenlendiği ve fatura konusu edimin yerine getirilip getirilmediğinin de ispatlanmadığı, ayrıca davacı tarafça söz konusu fatura bedelinin mal teslimi ile ödendiği yönündeki savunmasının da dosya kapsamı ile ispatlanamadığı, davacı tarafça mail yazışmaları ile davalının zararı ve ödemeyi kabul ettiği ileri sürülmüş ise de, davalı vekilinin, davalı şirket adına mail yazışması yaptığı belirtilen ...'in ibraz edilen imza sirkülerine göre davalı şirket temsilcisi olmayıp şirket çalışanı olduğu yönündeki beyanına göre ... tarafından gönderilen mailler davalıyı bağlamayacağı gibi mahkemece de belirtildiği üzere davalı tarafça bizzat zararın ödeneceğine ilişkin bir beyan bulunmadığı, sigorta şirketince dava konusu faturanın ödenebilmesi için söz konusu yazışmaların yapıldığı; bilirkişi heyeti 6100 sayılı Kanun'un 266 ncı maddesine uygun olarak teşekkül ettirilmemiş ise de, bilirkişilerin uzmanlık alanlarının farklı olduğu nazara alındığında, bu hususun sonuca etkili olmadığı kanaatine varıldığı, bu hali ile mahkemece davanın reddine karar verilmesi gerekirken, yazılı gerekçe ile kısmen kabul kararı verilmesinin usul ve yasaya aykırı olmakla birlikte, aleyhe bozma yasağı ilkesi gereğince aleyhe bozma yapılamayacağı gerekçesiyle davacı vekilinin istinaf başvurusunun esastan reddine, davalı aleyhine hükmedilen 121,00 TL ve fer'ilerine ilişkin hükmün istinaf edildiği, ilk derece mahkemesince verilen karar davalı yönünden kesin nitelikte olduğu, miktar olarak kesin nitelikteki karar ile ilgili olarak yerel mahkemece karara karşı kanun yolunun açık olduğunun belirtilmesinin de sonuca bir etkisi bulunmadığı gerekçesiyle davalı vekilinin istinaf başvurusunun 6100 sayılı Kanun'un 352 inci maddesi gereğince usulden reddine karar verilmiştir.
V. TEMYİZ
A. Temyiz Yoluna Başvuranlar
Bölge Adliye Mahkemesinin yukarıda belirtilen kararına karşı süresi içinde davacı vekili temyiz isteminde bulunmuştur.
B. Temyiz Sebepleri
Davacı vekili temyiz dilekçesinde özetle; istinaf dilekçesinde ileri sürülen sebeplerle
Bölge Adliye Mahkemesi kararının bozulmasına karar verilmesini istemiştir.
C. Gerekçe
1. Uyuşmazlık ve Hukuki Nitelendirme
Uyuşmazlık, taraflar arasındaki navlun sözleşmesine istinaden taşınan eşyanın geç tesliminden kaynaklanan alacağa yönelik başlatılan takibe itirazın iptali istemine ilişkindir.
2. İlgili Hukuk
6100 sayılı Hukuk Muhakemeleri Kanunu'nun (6100 sayılı Kanun) 369 uncu maddesinin birinci fıkrası ile 370 ve 371 inci maddeleri, 2004 sayılı İcra İflas Kanunu'nun 67 nci maddesi.
3.Değerlendirme
1.Bölge adliye mahkemelerinin nihai kararlarının bozulması 6100 sayılı Kanun’un 371 inci maddesinde yer alan sebeplerden birinin varlığı hâlinde mümkündür.
2.Temyizen incelenen karar, tarafların karşılıklı iddia ve savunmalarına, dayandıkları belgelere, uyuşmazlığa uygulanması gereken hukuk kuralları ile hukuki ilişkinin nitelendirilmesine, dava şartlarına, yargılama ve ispat kuralları ile kararda belirtilen gerekçelere göre usul ve kanuna uygun olup davacı vekilince temyiz dilekçesinde ileri sürülen nedenler kararın bozulmasını gerektirecek nitelikte görülmemiştir.
VI. KARAR
Açıklanan sebeplerle;
Temyiz olunan Bölge Adliye Mahkemesi kararının 6100 sayılı Kanun’un 370 inci maddesinin birinci fıkrası uyarınca ONANMASINA,
Aşağıda yazılı temyiz giderinin temyiz edene yükletilmesine,
Dosyanın İlk Derece Mahkemesine, kararın bir örneğinin Bölge Adliye Mahkemesine gönderilmesine,
17.07.2023 tarihinde oy birliğiyle karar verildi.
Eşleştirme iki kanıta dayanır: kararın kendi metnindeki madde atfı ve şerh kitaplarının o kararı hangi maddenin altında bastığı. Otomatik üretilmiştir, hukuki tavsiye değildir; kararın güncelliğini ve sonraki içtihat değişikliklerini ayrıca denetleyin.
Bu Maddeyle İlgili Sınav Sorusu
Medeni Usul Hukuku
Bilirkişi sayısının belirlenmesi usulü hakkında aşağıdakilerden hangisi doğrudur?
A) Her durumda en az üç kişilik bir kurul görevlendirilmelidir.
B) Mahkeme kural olarak yalnızca bir kişiyi görevlendirir.
C) Bilirkişi sayısı tarafların anlaşmasıyla belirlenir.
D) Kurul halinde görevlendirmede sayı çift olabilir (2, 4 gibi).
E) Kanunda sayıya ilişkin bir sınırlama yoktur.
Bu maddeyle ilgili 1 soru daha var!
Soruların tamamını çözmek, açıklamalı cevapları görmek ve Hukuksal Eğitim yapay zeka asistanı ile çalışmak için platforma katılın.