Hukuk Muhakemeleri Kanunu 282. maddesi, Hukuksal Eğitim mevzuat kütüphanesinde tam metin olarak yayımlanmıştır. Aşağıda maddenin tam metni, maddeyle eşleşen yüksek mahkeme kararları ve bu maddeden çıkmış sınav soruları yer alır. Ham metin için adresin sonuna /raw ekleyin.
Madde Metni
MADDE 282- (1) Hâkim, bilirkişinin oy ve görüşünü diğer delillerle birlikte serbestçe değerlendirir.
Bilirkişi gider ve ücreti[32]
Bu Maddeyle İlgili Yüksek Mahkeme Kararları
51 karar eşleşti
Hukuk Genel Kurulu, 2020/657 E., 2022/808 K.
yüksek eşleşmeKarar metninde maddeye atıf varFikri ve Sınaî Haklar Hukuk Mahkemesi
maddesindeki koşulun gerçekleştiği, 6100 sayılı Hukuk Muhakemeleri Kanunu’nun (HMK) 282. maddesi kapsamında yapılan değerlendirme sonrasında YİDK nezdinde davacı tarafın mesnet markasının çikolata alanında tanınmış olduğuna kanaat verilecek şekilde evrak sunulduğundan bilirkişi heyetinin aksi görüşüne itibar edilmediği gerekçesiyle di
Hukuk Genel Kurulu 2020/657 E. , 2022/808 K.
"İçtihat Metni"
MAHKEMESİ :Fikri ve Sınaî Haklar Hukuk Mahkemesi
1. Taraflar arasındaki “Türk Patent ve Marka Kurumu Yeniden İnceleme ve Değerlendirme Kurulu (YİDK) kararının iptali ve marka hükümsüzlüğü” davasından dolayı yapılan yargılama sonunda; Ankara Bölge Adliye Mahkemesi 20. Hukuk Dairesince verilen davalı Kurum vekilinin istinaf isteminin esastan reddine dair karar, davalı Kurum vekilinin temyizi üzerine Yargıtay 11. Hukuk Dairesince yapılan inceleme sonunda bozulmuş, ilk derece mahkemesince Özel Daire bozma kararına karşı direnilmiştir.
2. Direnme kararı davalı Kurum vekili tarafından temyiz edilmiştir.
3. Hukuk Genel Kurulunca dosyadaki belgeler incelendikten sonra gereği görüşüldü:
I. YARGILAMA SÜRECİ
Davacı İstemi:
4. Davacı vekili; müvekkilinin "..." esas unsurlu ulusal ve uluslararası alanda tanınmış markaların sahibi olduğunu, anılan ibarenin özgün bir ibare olarak ünlü bir tasarımcı tarafından özel olarak tasarlandığını, davalı gerçek kişinin müvekkili markalarıyla iltibasa sebep olabilecek 2013/10838 sayılı "..." ibareli marka tescil başvurusuna, iltibas ve tanınmışlık vakıasına dayanarak itiraz ettiklerini, yapılan itirazın nihai olarak YİDK kararıyla reddedildiğini, kararın haksız ve hukuka aykırı olduğunu, müvekkiline ait “MİLANGO” ibareli markanın tanıtımı için ciddi yatırımlar yapıldığını, markalar arasında karıştırılma tehlikesinin bulunduğunu, müvekkilinin markalarının tanınmışlığından haksız yararlanma ve itibarına zarar verme ihtimallerinin bulunduğunu, davaya konu YİDK kararında müvekkilinin markalarının tanınmışlığının nazara alınmadığını ileri sürerek YİDK’nın 2014-M-16810 numaralı kararının iptaline ve başvuruya konu davalı markanın hükümsüzlüğüne karar verilmesini talep etmiştir.
Davalı Cevabı:
5. Davalı Kurum vekili; kurum kararının usul ve yasaya uygun olduğunu, 556 sayılı Markaların Korunması Hakkında Kanun Hükmünde Kararname’nin (556 sayılı KHK) 8/1-b ve 8/4. maddesi koşullarının bulunmadığını belirterek davanın reddini savunmuştur.
6. Davalı ..., usulüne uygun tebligata rağmen cevap dilekçesi sunmamıştır.
İlk Derece Mahkemesi Kararı:
7. Ankara 4. Fikri ve Sınaî Haklar Hukuk Mahkemesinin 17.10.2016 tarihli ve 2015/78 E., 2016/306 K. sayılı kararı ile; taraf markalarının farklı sınıflarda tescilli olmalarına rağmen işaretlerin birebir benzer olduğu ve davaya konu marka başvurusunun bir marka ofisi aracılığıyla yapıldığı gözetildiğinde, marka sorgulaması yapılırken aynı yazı ve puntolarla bir markanın tescilli olduğunun bilinebileceği, bu açıdan çikolata emtiaları yönünden yaygın ve tanınmış olduğu dosyaya yansıtılan reklam, doküman ve sair belgelerden anlaşılan bir markanın aynısının, farklı sınıflarda da tescil edilmesi hâlinde, davacı markasının tanınmışlığından haksız yarar sağlanılacağı ve onun markasının itibarına ve ayırt edicilik niteliğine zarar verebileceği, bu nedenle 556 sayılı KHK'nın 8/4. maddesindeki koşulların oluştuğu gerekçesiyle davanın kabulü ile YİDK'nın 2014-M-16810 sayılı kararının iptaline, dava konusu marka karar tarihi itibariyle tescilli olmadığından hükümsüzlük konusunda karar verilmesine yer olmadığına karar verilmiştir.
Bölge Adliye Mahkemesi Kararı:
8. İlk derece mahkemesinin yukarıda belirtilen kararına karşı süresi içerisinde davalı Kurum vekilince istinaf başvurusunda bulunulmuştur.
9. Ankara Bölge Adliye Mahkemesi 20. Hukuk Dairesinin 08.02.2017 tarihli ve 2017/86 E., 2017/105 K. sayılı kararı ile; mahkemenin vakıa ve hukukî değerlendirmesinde usul ve esas yönünden yasaya aykırılığın bulunmadığı, davacıya ait tanınmış markanın davalıya ait başvuru sınıfında kullanılmasının markanın itibarına ve ayırt ediciliğine zarar verebilecek nitelikte olması nedeniyle 556 sayılı KHK'nın 8/4 maddesindeki koşulların gerçekleştiği gerekçesiyle davalı Kurum vekilinin istinaf talebinin esastan reddine karar verilmiştir.
Özel Daire Bozma Kararı:
10. Bölge adliye mahkemesinin yukarıda belirtilen kararı, süresi içerisinde davalı Kurum vekili tarafından temyiz edilmiştir.
11. Yargıtay 11. Hukuk Dairesinin 13.11.2018 tarihli ve 2017/1410 E., 2018/7017 K. sayılı kararı ile; “…Dava, TPE YİDK kararının iptali ve marka hükümsüzlüğü istemlerine ilişkindir.
556 sayılı KHK’nın 8/4 fıkrası ilk cümlesi uyarınca, markaların aynı veya benzerinin önceden tescilli markanın tescil kapsamı dışında kalan farklı tür mal ve hizmetler yönünden tesciline bir engel bulunmamaktadır. Ancak, tanınmış markalar sahiplerine, markanın tescil kapsamındaki aynı ve benzer tür mal ve hizmetlerin yanı sıra, 556 sayılı KHK 8/4. maddesinde yazılı koşulların varlığı halinde farklı tür mal ve hizmetler yönünden de koruma sağlar. Böyle bir korumanın varlığı için her şeyden önce, tanınmış marka ile sonraki başvuru konusu markaya konu işaretler arasında nispi bir benzerlik bulunması gerekmektedir. Benzerlik şartının sağlanması için, markaları üreten firmalar arasında idari veya ekonomik bir bağ olduğu konusunda ilişkilendirilme ihtimali bulunması şart olmayıp, sonraki marka ile tanınmış markayı çağrıştırması yeterlidir. Ancak, tanınmış marka korumasından yararlanabilmek için, tek başına benzerlik bulunması yeterli olmayıp, az önce de belirtildiği üzere 556 sayılı KHK’nın 8/4. maddesi uyarınca, sonraki tarihli başvuru konusu işaretin tescilinin tanınmış markanın itibarına veya ayırt edicilik karakterine zarar vermesi ya da tanınmışlıktan haksız yarar sağlaması hallerinden en az birinin gerçekleşme ihtimalinin bulunması da zorunludur.
Yapılan açıklamalar ışığında somut olay incelendiğinde, tanınmışlık olgusunun tespiti özel ve teknik bilgi gerektirdiğinden mahkemece bilirkişi incelenmesi yaptırılmış, dosyaya sunulan deliller doğrultusunda tanzim edilen bilirkişi raporunda, davacı markalarının tanınmışlığının ispat edilemediği mütalaa edilmiştir. Mahkemece, kararda açıklanan gerekçe ile teknik bir hususta bilirkişilerce bildirilen kanaatin aksinin kabulü doğru olmadığı gibi, davaya konu marka başvurusunun bir marka ofisi aracılığıyla yapılmasının hükümsüzlük sebebi olarak gösterilmesi de doğru değildir. Ayrıca davacı markasının yiyecek içecek sınıflarında, davalı markasının ise giysi emtiası için tescilli olmasına rağmen, KHK’nın 8/4. maddesindeki risklerin ne şekilde oluşacağı dahi tartışılmaksızın, bu maddeye dayalı olarak davanın kabulüne karar verilmesi de doğru görülmemiş, kararın davalı TPE yararına bozulması gerekmiştir…” gerekçesiyle karar bozularak dosyanın ilk derece mahkemesine gönderilmesine karar verilmiştir.
Direnme Kararı:
12. Ankara 4. Fikri ve Sınaî Haklar Hukuk Mahkemesinin 08.07.2019 tarihli ve 2019/86 E., 2019/251 K. sayılı kararı ile önceki gerekçeye ek olarak; 556 sayılı KHK'nın 8/1-b maddesi yönünden iltibas oluşmadığı kabul edilmekle beraber taraf marka işaretleri arasında ayniyete yakın benzerliğin olduğu, davalı başvurusunun bir marka ofisi aracılığıyla yapıldığı gözetildiğinde, marka sorgulaması yapılırken aynı yazı ve punto büyüklüğündeki bir markanın önceden tescilli olduğu kolaylıkla anlaşılacağı gibi dosyaya yansıtılan YİDK itiraz sürecinde de çeşitli doküman ve belgeler (reklam suretleri, köşe yazıları ve benzeri belgeler) ile çikolata emtiaları yönünden yaygın ve tanınmış olduğu anlaşılan bir markanın birebir aynısının tekstil sınıfında da tescili için başvurulmasıyla ortalama düzeydeki tüketici nezdinde tanınmışlıktan haksız yararlanma, itibarına zarar verme ve ayırt edici karakteri zedeleme hususları ihtimalinin ortaya çıktığı, davalı marka başvurusunun davacının seri markaları arasına sızmaya çalışma niteliğinde olduğundan 556 sayılı KHK’nin 8/4. maddesindeki koşulun gerçekleştiği, 6100 sayılı Hukuk Muhakemeleri Kanunu’nun (HMK) 282. maddesi kapsamında yapılan değerlendirme sonrasında YİDK nezdinde davacı tarafın mesnet markasının çikolata alanında tanınmış olduğuna kanaat verilecek şekilde evrak sunulduğundan bilirkişi heyetinin aksi görüşüne itibar edilmediği gerekçesiyle direnme kararı verilmiştir.
Direnme Kararının Temyizi:
13. Direnme kararı süresi içinde davalı Kurum vekili tarafından temyiz edilmiştir.
II. UYUŞMAZLIK
14. Direnme yoluyla Hukuk Genel Kurulu önüne gelen uyuşmazlık; dosyada mevcut bilirkişi raporunda davacıya ait “MİLANGO” esas ibareli markaların tanınmışlıklarının ispat edilemediğinin mütalaa edilmiş olması, davalı ...’a ait dava konusu markanın tescil başvurusunun bir marka ofisi aracılığıyla yapılmış olması ve davacı tarafından dosyaya sunulan markaların tanınmışlığına dair iddiaya dayanak evrakın mevcudiyeti karşısında, davacıya ait markaların tanınmış marka niteliğini haiz olup olmadığı, buradan varılacak sonuca göre farklı sınıflarda tescil edilmek istenen davalı ...’a ait 2013/10838 sayılı ve “MİLANGO” ibareli markaya ilişkin olarak verilen YİDK kararının, 556 sayılı KHK’nın 8/4. maddesi kapsamında iptaline dair koşulların oluşup oluşmadığı noktasında toplanmaktadır.
III. GEREKÇE
15. Uyuşmazlığın çözümü için öncelikle konuya ilişkin yasal düzenlemeler ile hukukî kavram ve kurumların ortaya konulmasında yarar bulunmaktadır.
16. Hemen belirtmek gerekir ki, tescilli bir markanın, ait olduğu mal ve hizmetler bakımından sağladığı korumanın kapsamı ve sınırları 10.01.2017 tarihinde yürürlüğe giren 6769 sayılı Sınaî Mülkiyet Kanunu (SMK) ile düzenlenmiştir. Ancak somut olayda uyuşmazlığın çözümü için başvuru ve dava tarihinde yürürlükte bulunan 556 sayılı KHK’nın uygulanması gerekmektedir.
17. Bilindiği üzere, Türk hukukunda sağlanan marka koruması tescil yoluyla elde edilir. Dava tarihi itibariyle somut olaya uygulanması gereken 556 sayılı KHK'nın 7. maddesinde bir marka tescil başvurusunun Türk Patent ve Marka Kurumu (Kurum) tarafından “mutlak ret nedenleri” kapsamında yapılacak inceleme sonucunda reddedilmesinin koşulları belirlenmiştir. Mutlak ret nedenlerinin ortak özelliği, marka olarak tescili talep olunan işaretin kamuyu ilgilendirmesi veya kamuya mal olmasıdır. Ret nedenlerinin mutlak karakteri icabı, herhangi bir kişinin ileri sürmesine gerek kalmaksızın Kurum ve mahkeme tarafından "re’sen" dikkate alınırlar. Zira mutlak ret nedenleri birer def’î değil, itiraz sebebidir. Mutlak ret nedenlerini, mükellefiyetleri olmamasına rağmen, 556 sayılı KHK’nın 34. maddesi gereği herkes Kurum’un bilgisine arz edebilir ve ilgililer (tescil neticesinde menfaat kaybına uğrayabilecek kişiler) de 556 sayılı KHK’nın 35. maddesi çerçevesinde "itiraz" konusu yapabilirler. İlgililer bu itirazlarından feragat edemezler. İtiraza rağmen YİDK tarafından verilen kesinleşmiş tescil kararına karşı, 556 sayılı KHK’nın 53. maddesi gereğince iptal davası ikame edilebilir. Bu davalarda, mutlak ret nedenleri mahkemece re'sen dikkate alınır. YİDK kararlarının iptali için açılan davalarda mutlak ret nedenleri hakkındaki inceleme ve değerlendirme başvuru tarihindeki koşullara göre yapılır. Mutlak ret nedenlerinden birinin varlığı dolayısıyla tescil olunmaması gerekirken her nasılsa tescil olunan bir markaya karşı 556 sayılı KHK’nın 42/1-a maddesi gereğince hükümsüzlük davası açılabilir. Böyle bir dava sonuçlanmadan tescili yolsuz da olsa bir markanın kullanımı engellenemez (Karan, Hakan/Kılıç, Mehmet: Markaların Korunması 556 sayılı KHK Şerhi ve İlgili Mevzuat, Ankara 2004, s. 79, 80).
18. 556 sayılı KHK’nın 8. maddesinde ise markanın tescili ile ilgili "nispi ret nedenleri" düzenlenmiştir. Bu nedenlerin ortak özelliği, tescili talep olunan marka üzerinde üçüncü bir kişinin üstün hak iddiasına dayanmasıdır. Mutlak ret nedenlerinden farklı olarak nispi ret nedenlerinin kamu menfaati ile herhangi bir ilgisi bulunmamaktadır. Nispi ret nedenleri, mahkeme veya Kurum tarafından re'sen dikkate alınmazlar. Bunların mutlaka 556 sayılı KHK’nın 35. maddesi gereğince ilgili kişiler (yani daha önceki bir tarihte tescil edilmiş veya tescil başvurusunda bulunulmuş bir markanın sahibi ile tescilsiz markayı kullanarak bu işaret üzerinde daha eski bir tarihte hak kazanmış olan kişiler) tarafından "itiraz" olarak ileri sürülmesi gerekir. İlgili kişiler, itiraz hakkını kullanmaktan feragat edebilirler. Nispi ret nedenlerinden birinin varlığı dolayısıyla tescil olunmaması gerekirken her nasılsa tescil olunan bir markaya karşı 556 sayılı KHK’nın 47 ilâ 53. maddeleri arasındaki prosedür takip edilerek kesinleşmiş YİDK kararı aleyhine iptal davası açılabileceği gibi, 556 sayılı KHK’nın 42/1-b maddesindeki şartlar dairesinde hükümsüzlük davası da ikame edilebilir.
19. 556 sayılı KHK’nın 8/1-a ve b maddesindeki düzenlemeye göre tescil için başvurusu yapılan marka ile tescil edilmiş veya tescil için daha önce başvurusu yapılmış bir marka arasında halk tarafından karıştırılma ihtimalinden (iltibas) bahsetmek için hem karşılaştırmaya konu marka işaretleri arasında hem de işaretlerin tescil edileceği mal ve hizmetler arasında aynılık veya benzerlik olması gerekir. Ancak burada farklı mal ve hizmetlerde tescilli ancak benzer ibareler içeren markalar bakımından 556 sayılı KHK’nın 8/4. maddesinin hatırlatılması da gereklidir. Zira tescil edilmiş veya tescil için başvurusu yapılmış markanın, toplumda ulaştığı tanınmışlık düzeyi nedeniyle haksız bir yararın sağlanabileceği, markanın itibarına zarar verebileceği veya tescil için başvurusu yapılmış markanın ayırt edici karakterini zedeleyici sonuçlar doğurabileceği durumda, tescil edilmiş veya tescil için başvurusu daha önce yapılmış bir marka sahibinin itirazı üzerine, farklı mal veya hizmetlerde kullanılacak olsa bile, sonraki markanın tescil başvurusu ret edilebilecektir.
20. 556 sayılı KHK’nın 8/4. maddesinde, marka sahiplerinin, ibareleri benzer olmasına rağmen farklı mal veya hizmetleri kapsayan diğer markaların tescilini engelleyemeyeceği kuralının istisnası düzenlenmiş olup anılan madde; “Marka, tescil edilmiş veya tescil için başvurusu daha önce yapılmış bir markanın aynı veya benzeri olmakla birlikte, farklı mallar veya hizmetlerde kullanılabilir. Ancak, tescil edilmiş veya tescil için başvurusu yapılmış markanın, toplumda ulaştığı tanınmışlık düzeyi nedeniyle haksız bir yararın sağlanabileceği, markanın itibarına zarar verebileceği veya tescil için başvurusu yapılmış markanın ayırt edici karakterini zedeleyici sonuçlar doğurabileceği durumda, tescil edilmiş veya tescil için başvurusu daha önce yapılmış bir marka sahibinin itirazı üzerine, farklı mal veya hizmetlerde kullanılacak olsa bile, sonraki markanın tescil başvurusu red edilir” hükmünü içermektedir. Buradan da anlaşılacağı üzere 556 sayılı KHK “toplumsal tanınmışlık” düzeyine ulaşmış markaların, farklı mal ve hizmetler için tesciline bazı durumlarda izin vermemekte, böyle bir marka sahibine de itiraz, tescili hâlinde ise hükümsüzlüğünü talep hakkı tanımaktadır. Zira toplumda tanınmış niteliği haiz bir markanın farklı mal veya hizmetlerde kullanımı hâlinde, o markanın tüketicileri çoğu zaman tanınmış marka sahibinin faaliyet alanını genişlettiğine inanarak mal veya hizmet tercihlerini değiştirebilirler. Böyle bir durumda tanınmış marka ile işletme arasındaki bağ, marka hakkı sahibinin arzusu dışında zayıflayarak markanın itibarı zedelenmeye başlar.
21. Bu itibarla tescil edilmiş veya tescil için başvurusu yapılmış bir markanın toplumda ulaştığı tanınmışlık düzeyi nedeniyle böyle bir markanın başka bir mal veya hizmet için tescili, onu tescil ettirecek kişiye haksız yarar sağlayacak (haksız yararlanma, şöhreti sömürme), markanın itibarına zarar verecek ya da ayırt edici karakterini zedeleyecek sonuçlar doğuracak ise, tanınmış marka sahibinin itirazı üzerine tescil talebi Kurum tarafından ret edilecektir (556 sayılı KHK m. 8/4. ikinci cümle). Şöhreti sömürme, itibar yitirilmesi ve markanın itibarının sulandırılması aynı zamanda bir tecavüz eylemidir ve tanınmış marka sahibi bu tür kullanımları da engelleme hakkına sahiptir (556 sayılı KHK m. 9/1-c, 61/1-a) (Tekinalp, Ünal: Fikri Mülkiyet Hukuku, İstanbul 2012 s. 426).
22. Hangi markaların tanınmış, hangilerinin toplumda tanınmışlık düzeyine erişmiş olduğunu tespit için 1999 yılında "WIPO (World Intellectual Property Organization-Dünya Fikri Mülkiyet Teşkilatı) Ortak Tavsiye Kararı" adı altında bazı ölçütler getirilmiş ve bu suretle bir markanın tanınmışlığında kendisinden yararlanılabilecek bazı kriterler oluşturulmuştur. Bu kriterler, bağlayıcı olmamakla birlikte uygulama ve öğretide de kabul görmektedir. Buna göre, bir markanın tanınmışlığı belirlenirken aşağıdaki hususlar göz önünde bulundurulur. Bir markanın tanınmışlık niteliğinin tespiti için yapılacak incelemede:
a) Toplumun ilgili kesiminde markanın tanınma derecesi,
b) Markanın kullanıldığı coğrafi alan, kullanım süresi ve yoğunluğu,
c) Marka promosyonlarının hedef aldığı coğrafi alan, promosyon süresi ve yoğunluğu,
ç) Markanın tesciller veya tecil başvuruları ile korunduğu coğrafi alanın büyüklüğü;
d) Markanın resmi makamlarca tanınmışlığına delalet eden karar ve uygulamaları,
e) Markanın ekonomik değeri şeklinde sıralanan ölçütler nazara alınarak somut olayın niteliğine uygun düştüğü ölçüde ve sunulan delillerden hareketle bir karara varılacaktır. Yapılacak olan bu incelemede ise gerekli görüldüğü takdirde, teknik hususlardaki belirlemelerin yapılabilmesi için bilirkişi incelemesine de başvurulabilecektir. Öte yandan WIPO Kriterlerine göre, bir markanın toplumda tanınmışlık düzeyine erişmesinde dikkate alınacak "toplum"dan kasıt, her somut olayın özelliklerine bağlı olarak değişmekle birlikte, markanın kapsadığı mal veya hizmet tipinin mevcut ve müstakbel müşterileridir (Karan/Kılıç, s. 202, 203). Bu hususta Hukuk Genel Kurulunun 29.01.2016 tarihli ve 2015/11-3127 E., 2016/114 K. sayılı kararında da aynı esaslar benimsenmiştir.
23. Ayrıca belirtilmelidir ki; 556 sayılı KHK’nın 8/4. maddesindeki hâllerin varlığı için, tanınmış markanın aynısı ya da benzerinin farklı grup mal ve hizmetler üzerinde kullanılması nedeniyle söz konusu mal veya hizmetlerin ortalama tüketicisinin bu marka ile tanınmış marka arasında bir bağlantı kurması ve bu bağlantının yaratacağı olumlu izlenim ve çağrışımla satın alma tercihlerine yön verilmesi suretiyle tanınmış markadan haksız yararlanma sonucuna yol açılması gereklidir. Dolayısıyla burada bahsi geçen bağlantı ya da ilişkilendirme ile 556 sayılı KHK’nın 8/1-b maddesinde düzenlenen karıştırılma ihtimali (iltibas) birbirinden farklı kavramlardır.
24. Öte yandan tescil edilen yahut tescil başvurusu yapılan bir markanın, farklı sınıflarda tescilli tanınmış bir marka ile benzer ibareye sahip olması, salt ibarelerin benzerliği nedeniyle 556 sayılı KHK’nın 8/4. maddesi kapsamında nispi ret nedeni olamayacağı gibi hükümsüzlük nedeni de oluşturmaz. Başka bir anlatımla aynı KHK’nın 8/4. maddesinin “ikinci cümlesinde” düzenlenen koşullar nedeniyle hükümsüzlüğün gerçekleşmesi için, farklı mal veya hizmetler için yapılan benzer ibareli marka tescilinden dolayı tanınmış markanın toplumda ulaşmış olduğu tanınmışlık düzeyi nedeniyle haksız bir yarar sağlama, markanın itibarına zarar verme ya da markanın ayırt edici karakterinin zedeleme ihtimallerinin ortaya konulması gerekir. Hemen belirtilmedir ki, bahsi geçen şartların hepsinin aynı anda gerçekleşmesi zorunlu değildir. Bu hâllerin herhangi birisinin somut olayda bulunması, 556 sayılı KHK’nın 8/4. maddesi anlamında nispi ret ve hükümsüzlük nedeninin varlığı için yeterlidir.
25. Bu hâllerden tanınmışlık düzeyi nedeniyle haksız bir yarar sağlamaktan kast edilen; tanınmış markanın tüketiciler nezdinde sahip olduğu olumlu imajın hukuka aykırı bir şekilde diğer markaya aktarılmasıdır. Bu yolla tanınmış markanın reklâm değeri ve şöhreti sömürülmekte, tescilli markanın itibarından dolayı haksız avantaj elde edilmektedir (556 sayılı KHK m. 9/1-c). Tanınmış markanın itibarına zarar verilmesi hâli ise, doktrinde “lekeleme (tarnishment)” olarak adlandırılmaktadır. Bu durumda, marka itibarı zarar görecek şekilde küçültücü, imaj zedeleyici bir mal veya hizmet için kullanılmaktadır (Çolak, Uğur: Türk Marka Hukuku, 2. Baskı, 2015 s. 311).
26. Ayrıca 556 sayılı KHK’nın 8/4. maddesinde sayılan tanınmış markadan haksız yararlanma hâlleri, her somut olayın özelliklerine, markanın ne kadar tanınmış olduğuna, tanınmış markanın ayırt edicilik derecesinin ne derecede yüksek olduğuna, her iki tarafa ait markanın birebir aynı olup olmamasına, farklı sınıftaki mal veya hizmetin tanınmış markanın asıl olarak kullanıldığı sektör veya sektörlerden mal ve/veya hizmetlerden ne derece uzak ya da yakın, ne derece farklı olduğuna göre değerlendirilmelidir (Çolak, s. 314, 319). Bu anlamda, marka hükümsüzlüğüne ilişkin olarak 556 sayılı KHK’nın 8/4. maddesi kapsamında yapılacak değerlendirmelerde, karşılaştırılan markaların kapsamlarındaki mal veya hizmetler bakımından maddede sayılan şartların mevcudiyetinin detaylı bir şekilde tartışılarak yine aynı maddede işaret edilen şartların hangi mal veya hizmetlerde mevcut olduğunun somut bir biçimde belirlenmesi gerekir.
27. 556 sayılı KHK’nın 8/4. maddesi kapsamında yapılacak olan değerlendirmelerde, marka başvurusunun reddine yahut tescil edilmiş markanın hükümsüzlüğüne dayanak olarak ileri sürülen mesnet markaların tanınmışlığına dair iddia ile anılan KHK’nın 8/4. maddesinde belirtilen koşulların tescil edilen yahut tescil edilmek istenen markanın kapsamındaki mal ve hizmetler bakımından gerçekleşebileceğine ilişkin iddiaların, teknik düzeyde incelenmesi ve belirlenebilmesi için mahkemelerce, gerekli görüldüğü takdirde bilirkişi incelemesine başvurulabilecektir. Bu sebeple gelinen aşamada, 6100 sayılı Hukuk Muhakemeleri Kanunu’nda (HMK) düzenlenen bilirkişi incelemesine ilişkin açıklamalarda bulunmakta fayda vardır.
28. Hukuk Muhakemeleri Kanunu’nun 266/1. maddesi, “Mahkeme, çözümü hukuk dışında, özel veya teknik bilgiyi gerektiren hâllerde, taraflardan birinin talebi üzerine yahut kendiliğinden, bilirkişinin oy ve görüşünün alınmasına karar verir. Ancak genel bilgi veya tecrübeyle ya da hâkimlik mesleğinin gerektirdiği hukukî bilgiyle çözümlenmesi mümkün olan konularda bilirkişiye başvurulamaz. Hukuk öğrenimi görmüş kişiler, hukuk alanı dışında ayrı bir uzmanlığa sahip olduğunu belgelendirmedikçe, bilirkişi olarak görevlendirilemez.” şeklinde düzenlenmiş olup bu manada bilirkişi incelemesinin esas amacı; uyuşmazlığın çözümünde gerekli olan hukuk dışındaki özel veya teknik bilgiyi dava dosyasına temin etmektedir. Yine 6754 sayılı Bilirkişilik Kanunu’nun 3. maddesinde de, HMK’nın yukarıda bahsi geçen madde içeriğine paralel olarak bilirkişi incelemesinde hakim olan temel ilkeler düzenlenmiştir.
29. Hukuk Muhakemeleri Kanunu’nun 282. maddesinde ise hâkimin bilirkişinin oy ve görüşünü diğer delillerle birlikte serbestçe değerlendireceği belirtilmiştir. Bu hükümden hareketle, 6100 sayılı HMK’da yer alan “kesin delil” ve “takdiri delil” şeklindeki tasnif içerisinde bilirkişi raporu, takdiri deliller içerisinde yer almakla hâkim, uyuşmazlık konusuyla ilgili kanun tarafından tanınan takdir yetkisi çerçevesinde, olumlu ya da olumsuz bir karar vermek için gerekli olan kanaatin oluşumunda bilirkişi raporunu, dosya kapsamındaki diğer delillerle birlikte değerlendirerek bir karar tesis edecektir. Ancak ayrıca belirtilmelidir ki hâkim tarafından hukuka ve hakkaniyete uygun karar tesisinde gerekli olan kanaatin oluşumu için HMK’nın 282. maddesi çerçevesinde bilirkişi raporuna ilişkin olarak yapılacak değerlendirmenin, hukukî sınırlar içerisinde ve uyuşmazlık konusu somut vakıaya uygun niteliği haiz olması gerekir. Bunun sonucu olarak uyuşmazlığın çözümü için dosya arasına alınan bilirkişi raporundaki görüşlerden farklı bir kanaatle verilecek kararın da, somut olayın niteliğine ve dosya kapsamındaki verilere uygun olarak hukukî çerçevede gerekçelendirilmiş olması gerekmektedir.
30. Bu açıklamalar ışığında somut olay incelendiğinde; davalı gerçek kişi tarafından 2013/10838 sayılı ve “...” ibareli markanın 25. sınıfta tescili için başvuruda bulunulduğu, anılan marka tescil başvurusuna davacı tarafından, “MİLANGO” esas unsurlu çok sayıda markaya dayalı olarak gerçekleştirilen itirazın nihai olarak dava konusu YİDK kararıyla reddedildiği, taraf markalarının kapsadıkları mal ve hizmetlerin de farklı türlerde olduğu, öte yandan taraf markalarında kullanılan ibarelerin ise benzer oldukları anlaşılmaktadır.
31. 556 sayılı KHK’nın 8/4. maddesinin uygulama şartlarından ilki, itiraza dayanak olarak markanın tanınmış marka niteliğini haiz olmasıdır. Bu kapsamda ilk derece mahkemesince, davacının tanınmışlık yönündeki iddiasının davalı marka başvurusuna 556 sayılı KHK'nın 8/4. maddesi kapsamında engel oluşturup oluşturmadığı ve davacının "MİLANGO" ibareli markasının tanınmışlığının tespitinin 556 sayılı KHK hükümleri kapsamında mümkün olup olmadığı hususlarında rapor hazırlanması için dosyada bilirkişi incelemesi yapılarak düzenlenen 02.03.2016 tarihli rapor dosya arasına alınmıştır.
32. Dosyada mevcut olan davacı markasının tanınmışlığına dair deliller üzerinde inceleme yapılarak düzenlenen 02.03.2016 tarihli bilirkişi raporunda ise; uyuşmazlık konusu hususa ilişkin olarak; davacıya ait markanın, fikri mülkiyet hukukunda benimsenen ulusal ve uluslararası düzenlemeler ile bu çerçevede belirlenen kriterler kapsamında yapılan detaylı inceleme sonucunda davacıya ait markanın tanınmışlığının ispatlanamadığı, bu sebeple 556 sayılı KHK’nın 8/4. maddesi koşullarının somut olayda uygulama imkânının bulunmadığı mütalaa edilmiştir. Anılan bilirkişi raporunun incelenmesinde; raporun bu yöndeki değerlendirmelerinin dosya kapsamına ve bir markanın tanınmışlığının belirlenmesinde faydalanılması mümkün olan ve yukarıda detaylı olarak açıklanan ölçütlere uygun olup bu hâliyle dosyadaki bilirkişi raporu, ulusal ve uluslar arası düzeydeki düzenlemelerden yola çıkılarak elde edilen kıstaslar çerçevesinde, işbu uyuşmazlık konusu hususla alakalı somut, ayrıntılı ve denetime elverişli belirlemeler içermektedir.
33. Bu itibarla her ne kadar ilk derece mahkemesince; HMK’nın 282. maddesi kapsamında yapıldığı belirtilen değerlendirme sonucunda davacı tarafın itiraza dayanak markasının çikolata alanında tanınmış olduğuna kanaat verilecek şekilde evrakın sunulmuş olması nedeniyle bilirkişi raporunun aksi yöndeki görüşüne itibar edilemeyeceği, tanınmış olduğu belirlenen davacı markasının birebir aynısının tekstil sınıfında da tescil edilmek için yapılan başvuruyla 556 sayılı KHK 8/4. maddesindeki koşulların gerçekleştiğinden bahisle direnme kararı verilmiş ise de; dosya arasına alınan 02.03.2016 tarihli bilirkişi raporundaki, davacıya ait markanın tanınmış marka niteliğini haiz olmadığına dair yapmış olduğu dosya kapsamına uygun belirleme karşısında aksi yönde kanaat içeren direnme kararındaki gerekçenin dosya kapsamına ve somut olayın niteliğine uygun olduğu söylenemez.
34. Bunun yanında ilk derece mahkemesince, davacının markasının tanınmış marka olarak kabul edilmesi sonrasında ise 25. sınıfta tescil edilmek istenen davalıya ait başvuru markasının tesciline dair başvuru ile yiyecek içecek sınıflarında tescilli olan davacı markası yönünden 556 sayılı KHK’nın 8/4. maddesindeki risklerin ne şekilde oluşacağı da yeterli düzeyde gerekçelendirilmeksizin karar verilmiştir. Ayrıca belirtilmelidir ki; davalı gerçek kişiye ait marka başvurusunun bir marka ofisi aracılığıyla yapılmış olmasının, uyuşmazlık kapsamı itibariyle ve yukarıda yapılan tüm bu açıklamalar karşısında herhangi bir önemi bulunmamaktadır.
35. Hukuk Genel Kurulunda yapılan görüşmeler sırasında; davacı markasının tanınmış bir marka olduğundan ilk derece mahkemesince ve bölge adliye mahkemesince yapılan değerlendirmelerin doğru olduğu, bu nedenle direnme kararının onanması gerektiği yönünde görüş ileri sürülmüş ise de bu görüş, yukarıda açıklanan nedenlerle Kurul çoğunluğunca benimsenmemiştir.
36. Hâl böyle olunca Hukuk Genel Kurulunca da benimsenen Özel Daire bozma kararına uyulmak gerekirken, önceki kararda direnilmesi usul ve yasaya aykırıdır.
37. Bu nedenle direnme kararı bozulmalıdır.
IV. SONUÇ:
Açıklanan nedenlerle;
Davalı Kurum vekilinin temyiz itirazlarının kabulü ile direnme kararının Özel Daire bozma kararında belirtilen nedenlerden dolayı 6100 sayılı Hukuk Muhakemeleri Kanunu'nun 371. maddesi gereğince BOZULMASINA,
İstek hâlinde temyiz peşin harcının yatırana geri verilmesine, 02.06.2022 tarihinde oy çokluğu ile kesin olarak karar verildi.
Diğer kararlar (4)
Hukuk Genel Kurulu, 2022/1037 E., 2023/531 K.
yüksek eşleşmeKarar metninde maddeye atıf varİcra Hukuk Mahkemesi
tam metni aç
6100 sayılı Hukuk Muhakemeleri Kanunu'nun (6100 sayılı Kanun) 208, 211, 282 nci maddeleri.
Hukuk Genel Kurulu 2022/1037 E. , 2023/531 K.
"İçtihat Metni"
MAHKEMESİ :İcra Hukuk Mahkemesi
SAYISI : 2022/142 E., 2022/179 K.
KARAR : Davanın kısmen kabulüne
Taraflar arasındaki imzaya itiraz isteminden dolayı yapılan inceleme sonunda İlk Derece Mahkemesince itirazın kabulüne karar verilmiştir.
Kararın alacaklı vekili tarafından istinaf edilmesi üzerine, Bölge Adliye Mahkemesince istinaf başvurusunun esastan reddine karar verilmiştir.
Bölge Adliye Mahkemesi kararı alacaklı vekili tarafından temyiz edilmesi üzerine Yargıtay 12. Hukuk Dairesince yapılan inceleme sonunda bozulmuş, İlk Derece Mahkemesi tarafından Özel Daire bozma kararına karşı direnilmiştir.
Direnme kararı alacaklı vekilince temyiz edilmekle; kesinlik, süre, temyiz şartı ve diğer usul eksiklikleri yönünden yapılan inceleme sonucunda, temyiz dilekçelerinin kabulüne karar verildikten sonra Tetkik Hâkimi tarafından hazırlanan gündem ve dosyadaki belgeler incelenip gereği düşünüldü:
I. TALEP
Borçlu vekili; alacaklı tarafından müvekkili hakkında Ankara 31. İcra Müdürlüğünün 2018/9866 Esas sayılı dosyası üzerinden kambiyo senetlerine özgü haciz yolu ile icra takibi başlatıldığını, takibe dayanak senette bulunan imzaların müvekkiline ait olmadığını, müvekkilinin bahse konu senet nedeniyle herhangi bir borcunun bulunmadığını, senedin lehtarı Serkan Ünal'ın müvekkilinin müteveffa kardeşinin oğlu olduğunu, müvekkilinden 800.000,00 TL alacaklı olmasının mümkün olmadığını ileri sürerek, imzaların müvekkiline ait olmadığının tespitine, takibin durdurulmasına, alacaklı hakkında takip konusu alacağın % 20'si oranında tazminata ve % 10 oranında para cezasına hükmedilmesine karar verilmesini talep etmiştir.
II. CEVAP
Temlik eden vekili; cevap dilekçesi sunmamış, duruşmada istemin reddine karar verilmesini talep etmiştir.
III. İLK DERECE MAHKEMESİ KARARI
İlk Derece Mahkemesinin 14.07.2020 tarihli ve 2019/134 Esas, 2020/133 Karar sayılı kararı ile; somut olayda, hükme esas alınan Adli Tıp Kurumu Başkanlığının 17.06.2020 tarihli raporu ile Jandarma Genel Komutanlığı Kriminal Daire Başkanlığının 01.10.2019 tarihli raporunda senette bulunan imzanın borçlunun eli ürünü olduğu ya da olmadığı yönünde kesin bir kanaat bildirilemediği, bu durumda bilirkişi raporunda yer alan belirsizliğin borçlu lehine yorumlanmasının zorunlu olduğu, takibe başlayan ve icra dosyasına sunduğu bonodaki imzanın borçluya ait olduğunu iddia edenin alacaklı olduğu, bu iddiayı ispat külfetinin de alacaklıya ait olduğu, alacaklının kötüniyet ve ağır kusurunun ispatlanamadığı gerekçesiyle takibin borçlu yönünden durdurulmasına, yasal şartları oluşmadığından kötüniyet tazminatı talebinin reddi ile alacaklı aleyhine para cezasına hükmedilmesine yer olmadığına karar verilmiştir.
IV. İSTİNAF
A. İstinaf Yoluna Başvuranlar
İlk Derece Mahkemesinin yukarıda belirtilen kararına karşı süresi içinde alacaklı vekili istinaf başvurusunda bulunmuştur.
B. Gerekçe ve Sonuç
Bölge Adliye Mahkemesinin 17.11.2021 tarihli ve 2020/1639 Esas, 2021/2126 Karar sayılı kararı ile; Adli Tıp Kurumu Başkanlığı raporu ile Jandarma Genel Komutanlığı Kriminal Daire Başkanlığından alınan raporların aynı mahiyette olduğu, aralarında çelişki oluşturacak nitelikte bir tespit içermediği, dosya kapsamı, ileri sürülen istinaf sebepleri dikkate alındığında İlk Derece Mahkemesinin vaka ve hukuki değerlendirmesinde usul ve esas yönünden yasaya ve kamu düzenine aykırılık bulunmadığı gerekçesiyle alacaklı vekilinin istinaf başvurusunun esastan reddine karar verilmiştir.
V. BOZMA VE BOZMADAN SONRAKİ İNCELEME SÜRECİ
A. Bozma Kararı
1. Bölge Adliye Mahkemesinin yukarıda belirtilen kararına karşı süresi içinde alacaklı vekili temyiz isteminde bulunmuştur.
2. Yargıtay 12. Hukuk Dairesinin yukarıda tarih ve sayısı belirtilen kararı ile;
"..Somut olayda; Jandarma Genel Komutanlığı Kriminal Daire Başkanlığı tarafından düzenlenen 01/10/2019 tarihli raporda; senetteki imzanın borçlunun eli ürünü olup olmadığının tespit edilemediğinin belirtildiği, Grafoloji konusunda uzman üç kişilik bilirkişi heyeti tarafından düzenlenen 09/12/2019 tarihli raporda; imzanın borçlunun eli ürünü olduğunun bildirildiği, Adli Tıp Kurumu Fizik İhtisas Dairesi Başkanlığı tarafından düzenlenen 17/06/2020 tarihli raporda; imzanın borçlunun eli ürünü olup olmadığı yönünde daha ileri bir tespite gidilemediğinin bildirildiği anlaşılmaktadır.
Her ne kadar mahkemece, imzaların aidiyetinin belirlenememesi sebebiyle kesin kanaat bildirilemeyen raporların borçlu lehine yorumlanması gerektiğinden bahisle imzaya itirazın kabulüne ve takibin durdurulmasına karar verilmiş ise de, dosyada mevcut 09/12/2019 tarihli bilirkişi raporunda imzanın borçlunun eli ürünü olduğu yönünde kesin kanaat bildirildiği, bahsi geçen raporun uzman bilirkişiler tarafından gerekli teknik cihazlar kullanılmak suretiyle, keşide tarihine en yakın mukayeseye esas belgeler üzerinden inceleme yapılarak düzenlendiği, dolayısıyla kesin kanaat içeren bu raporun hüküm kurmaya elverişli olduğu görülmektedir.
O halde, mahkemece imzaya itirazın reddine karar verilmesi gerekirken, borçlu lehine değerlendirme yapılmak suretiyle yazılı şekilde hüküm tesisi ve Bölge Adliye Mahkemesince istinaf başvurusunun esastan reddine karar verilmesi isabetsiz olup kararın bozulması gerekmiştir…" gerekçesiyle karar bozulmuştur.
B. İlk Derece Mahkemesince Verilen Direnme Kararı
İlk Derece Mahkemesinin yukarıda tarih ve sayısı belirtilen kararı ile; önceki gerekçeye ilaveten Jandarma Genel Komutanlığı Kriminal Daire Başkanlığınca düzenlenen 01.10.2019 tarihli raporda kişiye atfedilebilecek kaligrafik ve karakteristik özellikler ihtiva etmeyen "N" yapılışından ve çizgisel çekilişlerden ibaret basit tersimli imzalar olduğu, bu nedenle imzaların ... eli ürünü olup olmadığı hususunda bir kanaat bildirilemediği, alacaklı tarafından rapora itiraz edilmesi üzerine grafoloji uzmanlarınca düzenlenen 09.12.2019 tarihli bilirkişi raporunda imzanın kişiye atfedilecek karakteristik hususiyetler ihtiva etmediğine ilişkin tespitte bulunduktan sonra uyuşmazlığa konu senetteki imzaların borçluya ait olduğu sonucuna varılmakla raporun kendi içerisinde çelişkili olduğu, raporun sonuç kısmında imzanın basit tersimli olmasına rağmen borçluya ait olduğuna ilişkin kanıya hangi gerekçelerle varıldığının ayrıntılı olarak belirtilmediği, bu nedenle denetime elverişli olmadığı kabul edilerek rapora itibar edilmediği, bunun üzerine Adli Tıp Kurumu Fizik İhtisas Dairesinden alınan 17.06.2020 tarihli raporda; “inceleme konusu senette ... adına atılı majüskül "N" harfinden ibaret imzalar ile mukayese imzalar açısından biçimsel benzerlik görülmekle birlikte söz konusu imzaların karakteristik tanı unsuru içermeyen tersimi basit, taklidi kolay imzalar olması nedeniyle ... eli ürünü olup olmadığı yönünde daha ileri bir tespite gidilemediği hususlarını bildirir kanaat raporudur” şeklinde tespitte bulunulduğu, bu raporun gerekçeli ve ayrıntılı olduğu göz önünde bulundurularak bu rapora itibar edildiği gerekçesiyle direnme kararı verilmiştir.
VI. TEMYİZ
A. Temyiz Yoluna Başvuranlar
Direnme kararına karşı süresi içinde alacaklı vekilince temyiz isteminde bulunulmuştur.
B. Temyiz Sebepleri
Alacaklı vekili; İlk Derece Mahkemesinin yersiz ve eksik gerekçelerle 09.12.2019 tarihli raporu çelişkili saydığını, rapordaki inceleme ve tespitlerin dikkate alınmadığını, Jandarma Kriminal Daire Başkanlığı ve Adli Tıp Kurumu raporlarında imzanın borçlunun eli ürünü olup olmadığının kesin olarak tespit edilemediğine dair raporlar ile 09.12.2019 tarihli rapor arasında çelişki olduğunun kabul edilemeyeceği, çelişki olduğu varsayılsa bile Adli Tıp Kurumu Yüksek Uzmanlar Kurulu tarafından da inceleme yapılması konusundaki taleplerinin reddedilmesinin anlaşılır bir durum olmadığını belirterek direnme kararının bozulmasını talep etmiştir.
C. Uyuşmazlık
Direnme yoluyla Hukuk Genel Kurulu önüne gelen uyuşmazlık; kambiyo senetlerine özgü haciz yoluyla takipte borçlu tarafından imzaya itiraz edildiği somut olayda, Jandarma Kriminal Daire Başkanlığı ve Adli Tıp Kurumu Fizik İhtisas Dairesi Başkanlığı tarafından düzenlenen raporlarda imzanın borçlunun eli ürünü olup olmadığı yönünde daha ileri bir tespite gidilemediğinin bildirilmesi karşısında, grafoloji konusunda uzman üç kişilik bilirkişi heyeti tarafından düzenlenen ve imzanın borçlunun eli ürünü olduğunu belirten 09.12.2019 tarihli raporun hükme esas alıp alınamayacağı, buradan varılacak sonuca göre imzaya itirazın reddine karar verilmesinin gerekip gerekmediği noktasında toplanmaktadır.
D. Gerekçe
1. İlgili Hukuk
1. 2004 sayılı İcra ve İflas Kanunu'nun (2004 sayılı Kanun) 68/a ve170 inci maddeleri.
2. 6100 sayılı Hukuk Muhakemeleri Kanunu'nun (6100 sayılı Kanun) 208, 211, 282 nci maddeleri.
3. 15.07.2018 tarihli ve 30479 sayılı Resmî Gazete’de yayımlanan Bakanlıklara Bağlı, İlgili, İlişkili Kurum ve Kuruluşlar ile Diğer Kurum ve Kuruluşların Teşkilatı Hakkında 4 sayılı Cumhurbaşkanlığı Kararnamesi'nin (4 sayılı Kararname) 16 ncı maddesi ile Adli Tıp Kurumu Kanunu Uygulama Yönetmeliği'nin 23 üncü maddesinin (ı) bendi.
2. Değerlendirme
1. Kambiyo senetlerine dayalı olarak başlatılan takiplerde imzaya itiraz, 2004 sayılı Kanun'un 170 inci maddesinde düzenlenmiş olup, bu maddenin üçüncü fıkrasında icra mahkemesince imza incelemesinin aynı Kanun'un 68/a maddesi dördüncü fıkrasına göre yapılması gerektiği düzenlenmiştir. 2004 sayılı Kanun'un 68/a maddesinin dördüncü fıkrasında yer alan hükümde atıf yapılan mülga 1086 sayılı Hukuk Muhakemeleri Kanunu'nun 308 inci ve devamı maddelerinde imza inkârı hâlinde mahkemelerce yapılacak usuli işlemler düzenlenmiştir. 6100 sayılı Kanun'un 447 nci maddesinin ikinci fıkrası gereğince 1086 sayılı Kanun'a yapılan yollamalar 6100 sayılı Kanun'a yapılmış sayılır. Bu hüküm uyarınca 6100 sayılı Kanun'un yürürlük tarihinden sonra icra mahkemesinde 6100 Kanun'un 208, 211 ve 217 nci maddelerine göre imza incelemesi yapılması gerekmektedir.
2. Buna göre, 6100 sayılı Kanun'un 211/a maddesine göre yapılan incelemeye rağmen hâkimde sahtelik konusunda kesin bir kanaat oluşmamış ise 6100 sayılı Kanun'un 266 ncı ve devamı maddelerine göre çözümü özel veya teknik bilgi gerektirdiğinden bilirkişi incelemesine karar verilir. 6100 sayılı Kanun’un 211/b maddesine göre bilirkişi incelemesinden önce mevcutsa o tarafa ait karşılaştırma yapmaya elverişli yazı ve imzalar ilgili yerlerden getirilir. Bilirkişi o mahkemede elde edilen yazı ve imzalarla inceleme yapar. Bu husus maddenin gerekçesinde "...Bilirkişi incelemesinde, bu yazı ve imzalarla mahkemece elde edilen yazı ve imzalar esas alınır. Bilirkişi inceleme için gerekli görürse kendi huzurunda tarafın yeniden yazı yazması veya imza atmasını mahkemeden talep edebilir..." şeklinde açıklanmıştır. Bu hükümden anlaşılacağı üzere takibe dayanak senedin sahteliğinin bilirkişi raporu ile ispatlanması gerekir. Bilirkişi incelemesinde kullanılacak belgeler mahkeme veya bilirkişi huzurunda alınan imza örnekleri ve mukayeseye esas belgelerdir.
3. İmza incelemesinde öncelikle senedin düzenleme tarihinden öncesine ilişkin borçluya ait olduğu muhakkak olan karşılaştırmaya elverişli imzalarını taşıyan belgeler, keşide tarihine en yakın tarihli olanından başlayarak bilirkişi tarafından mukayeseye esas alınmalıdır. Yapılacak bilirkişi incelemesinin, konunun uzmanınca ve yeterli teknik donanıma sahip bir laboratuvar ortamında, optik aletler ve o incelemenin gerektirdiği diğer cihazlar kullanılarak, grafolojik ve grafometrik yöntemlerle yapılması, bu alet ve yöntemlerle gerek incelemeye konu ve gerekse karşılaştırmaya esas belgelerdeki imza veya yazının tersim, seyir, baskı derecesi, eğim, doğrultu gibi yönlerden taşıdığı özelliklerin tam ve kuşkuya yer vermeyecek şekilde belirlenip karşılaştırılması; sonuçta, imza veya yazının atfedilen kişiye ait olup olmadığının, dayanakları gösterilmiş, tarafların, mahkemenin ve Yargıtayın denetimine elverişli bir raporla ortaya konulması, gerektiğinde karşılaştırılan imza veya yazının hangi nedenle farklı veya aynı kişinin eli ürünü olduklarının fotoğraf ya da diğer uygun görüntü teknikleriyle de desteklenmesi şarttır. Nitekim bu ilkeler, Yargıtay Hukuk Genel Kurulunun 26.04.2023 tarihli ve 2022/12-332 Esas, 2023/358 Karar; 08.10.2019 tarihli ve 2017/12-2692 Esas, 2019/1003 Karar sayılı kararlarında da benimsenmiştir.
4. Diğer taraftan 6100 sayılı Kanun'un 282 nci maddesine göre hâkim, bilirkişinin oy ve görüşünü diğer delillerle birlikte serbestçe değerlendirir. Mahkeme bilirkişi raporunun tatmin edici bir nitelik taşımadığı kanaatine ulaşacak olursa, yani raporda bazı belirsizlikler ya da çelişkiler bulunduğu kanısına varırsa taraflardan birinin herhangi bir talebi bulunmasa bile bu belirsizliklerin ya da çelişkilerin giderilmesi için kendiliğinden yeni sorular düzenlemek suretiyle aynı bilirkişiden ek rapor alınmasına yahut raporu tanzim eden bilirkişinin sözlü açıklamalarda bulunmak üzere bir gün tayin ederek duruşmaya davet edilmesine ya da gerçeğin ortaya çıkarılması için gerekli görürse yeni görevlendireceği bilirkişi aracılığıyla tekrar bir inceleme yaptırılmasına karar verebilir (6100 sayılı Kanun md. 282, Bilirkişilik Yönetmeliği md. 56).
5. Somut olayda, alacaklı vekili tarafından borçlu şirket aleyhine başlatılan kambiyo senetlerine özgü haciz yoluyla icra takibine dayanak 800.000,00 TL bedelli ve 05.02.2018 keşide tarihli senette keşideci ..., lehdar ise Serkan Ünal olup, senet Serkan Ünal tarafından takip alacaklısı ...'e ciro edilmiştir. Dosya içeriğine göre ... icra dosyasındaki alacağını ... 5. Noterliğinde 28.02.2020 tarihinde yapılan sözleşme ile ...'ye temlik etmiştir.
6. Borçlu vekilinin takibe dayanak senet üzerindeki imzaların müvekkiline ait olmadığını ileri sürmesi üzerine İlk Derece Mahkemesince alınan ve Jandarma Genel Komutanlığı Kriminal Laboratuvar Amirliği tarafından düzenlenen 01.10.2019 tarihli raporda "...kişiye atfedilebilecek kaligrafik ve karakteristik özellikler ihtiva etmeyen "N" harfinin yapılışından ve çizgisel çekilişlerden ibaret, basit tersimli imzalar olduğu..." açıklandıktan sonra senet üzerindeki imzaların ... eli ürünü olup olmadığı hususunda bir kanaat bildirmenin mümkün olmadığı sonucuna varılmıştır.
7. İlk Derece Mahkemesince yeniden rapor alınmasına karar verilmesi üzerine adli belge inceleme uzmanı üç bilirkişi tarafından düzenlenen 09.12.2019 tarihli raporda "...gerek tetkike konu borçlu imzalarının, gerekse ...'ın mukayese imzalarının kişilere atfedilebilecek karakteristik hususiyetleri fazlaca ihtiva etmeyen çizgisel yapıda imzalar oldukları, ayrıca ...'ın mukayese imzalarının kendi içerisinde tam olarak yerleşik bir yapı sergilemediği, bir kısım mukayese imzalarının kısmen titrek bir görünümde olduğu.." belirlendikten sonra "...borçlu imzaları ile ...'ın bilhassa samimi bazı mukayese imzaları arasında benzerlikler..." görüldüğü belirtmiş, sonuç kısmında ise "...kişilere atfedilebilecek karakteristik hususiyetleri fazlaca ihtiva etmeyen çizgisel yapıdaki borçlu imzalarının ... elinden çıktığının kabulü gerektiği..." kanaatine varılmıştır.
8. Söz konusu raporlar arasında çelişki bulunduğu gerekçesiyle İlk Derece Mahkemesince yeniden bilirkişi incelemesine başvurulmuş ve Adli Tıp Kurumu Fizik İhtisas Dairesi Adli Belge İnceleme Şubesi tarafından düzenlenen 17.06.2020 tarihli raporda "...İnceleme konusu senette ... adına atılı majüskül "N" harfinden ibaret imzalar ile ...'ın mevcut mukayese imzaları arasında biçimsel benzerlik görülmekle birlikte; söz konusu imzaların karakteristik tanı unsuru içermeyen, tersimi basit, taklidi kolay imzalar olması nedeniyle ...'ın eli ürünü olup olmadığı yönünde daha ileri bir tespite gidilemediği.." sonucuna ulaşılmıştır.
9. Öte yandan, borçlu vekilinin son alınan rapora karşı beyanda bulunduğu dilekçe ekinde takibe dayanak senetle ilgili olarak Kastamonu Cumhuriyet Başsavcılığının 2019/2169 Soruşturma numaralı dosyasında alınan ve Emniyet Genel Müdürlüğü Ankara Kriminal Polis Laboratuvarı Müdürlüğünce düzenlenen 03.09.2019 tarihli bilirkişi raporu sunulmuştur. Raporda, takibe konu senet üzerinde ... adına atılı bulunan imzaların kişilere atfedilebilecek karakteristik hususiyetleri yeterince ihtiva etmeyip yalnızca "N" harfinden ibaret olması sebebiyle söz konusu imzaların ... ve Serkan Ünal elinden çıkıp çıkmadığı hususunda herhangi bir kanaatte bulunulamadığı belirtilmiştir.
10. Öncelikle belirtmek gerekir ki, Özel Dairece 09.12.2019 tarihli bilirkişi raporunun kesin kanaat içerdiğinden bahisle hükme esas alınabileceği belirtilmiş ise de, yukarıda da açıklandığı üzere bahsi geçen raporda "...gerek tetkike konu borçlu imzalarının, gerekse ...'ın mukayese imzalarının kişilere atfedilebilecek karakteristik hususiyetleri fazlaca ihtiva etmeyen çizgisel yapıda imzalar oldukları, ayrıca ...'ın mukayese imzalarının kendi içerisinde tam olarak yerleşik bir yapı sergilemediği, bir kısım mukayese imzalarının kısmen titrek bir görünümde olduğu.." tespit edilmesine karşın raporun sonuç kısmında borçlu imzalarının ... elinden çıktığının kabul edilmesi çelişki oluşturduğundan bu raporun hükme esas alınamayacağı açıktır.
11. Dosya kapsamında bulunan diğer raporlarda senet üzerindeki imzaların borçlunun eli ürünü olup olmadığı hususunda kanaate varılamadığı gibi 09.12.2019 tarihli bilirkişi raporunda varılan sonuç ile Adli Tıp Kurumu Fizik İhtisas Dairesi Adli Belge İnceleme Şubesince düzenlenen 17.06.2020 tarihli rapor arasında çelişki bulunmaktadır. Bu durumda 4 sayılı Cumhurbaşkanlığı Kararnamesi'nin 16 ncı maddesinin ikinci fıkrasında düzenlenen "(2)Fizik İhtisas Dairesi ve Trafik İhtisas Dairesinin raporları Adlî Tıp Üst Kurullarında incelemeye alınamaz. Bu dairelerden birinin verdiği raporlar ile diğer bilirkişi raporları arasında çelişki bulunması hâlinde mahkeme veya Cumhuriyet savcılıklarınca gerekçesi belirtilmek suretiyle talep edilmesi üzerine raporlar, ilgili ihtisas dairesinin en az yedi uzmanının katılımı ile oluşan genişletilmiş uzmanlar heyetince incelenir ve kesin olarak karara bağlanır. Kararlar katılanların oy çokluğuyla alınır, eşitlik hâlinde başkanın bulunduğu taraf oy çokluğunu sağlamış olur" hükmü ile Adli Tıp Kurumu Kanunu Uygulama Yönetmeliğinin 23 üncü maddesinin (ı) bendinde yer alan "Fizik ihtisas dairesi adlî belge inceleme şubesi ve trafik ihtisas dairesinin işleri Adlî Tıp Genel Kurulunda incelemeye alınmaz. Bu dairelerden birinin raporu ile diğer bir bilirkişi raporu arasında çelişki varsa, mahkeme veya Cumhuriyet savcılıklarınca gerekçesi belirtilmek suretiyle ihtisas dairesi en az yedi uzmanın katılımıyla rapor hazırlar. Bu rapora daha önceki raporda imzası bulunan uzmanların, ihtisas dairesindeki görevi devam ettiği sürece, katılımı zorunludur. İhtisas dairesindeki uzman sayısının yediden fazla olduğu durumlarda, bu raporlarda görüş bildirecek uzmanlar her ay ihtisas dairesi başkanı huzurunda çekilecek kura ile belirlenir. Fizik ihtisas dairesinin adlî belge inceleme şubesi dışında kalan şubelerinde de yeterli sayıda uzman olduğu takdirde aynı hükümler geçerlidir. Kararlar oy çokluğu ile alınır. Eşitlik halinde daire başkanının bulunduğu taraf oy çokluğu sağlamış sayılır" şeklindeki düzenleme gereğince, takibe dayanak senet üzerindeki keşideci imzalarının Adli Tıp Kurumu Fizik İhtisas Dairesinin en az yedi uzmanının katılımı ile oluşan genişletilmiş uzmanlar heyetince incelenmesi ve bu suretle alınacak bilirkişi raporu da değerlendirilerek oluşacak sonuca göre karar verilmesi gerekmektedir.
12. Hukuk Genel Kurulunda yapılan görüşmeler sırasında, 09.12.2019 tarihli bilirkişi raporunda dosya kapsamında bulunan diğer raporlarda yer alan tespitlere yer vermesine rağmen gerekçe gösterilmeksizin imzanın borçluya ait olduğu sonucuna varıldığını, bu yönüyle de 09.12.2019 tarihli raporun kendi içerisinde çelişkili olduğu, dosya kapsamında bulunan diğer raporlarda takibe konu senet üzerindeki keşideci imzalarının kişiye atfedilebilecek kaligrafik ve karakteristik özellikler ihtiva etmeyip, basit tersimli olması nedeniyle borçlunun eli ürünü olup olmadığının belirlenemediği, bu nedenle 09.12.2019 tarihli rapor ile diğer raporlar arasındaki çelişkinin giderilmesi için yeniden rapor alınsa da sonucun değişmeyeceği, imzanın borçluya ait olduğu ispat edilemediğinden direnme kararının onanması gerektiği görüşü ileri sürülmüş ise de bu görüş yukarıda açıklanan nedenlerle Kurul çoğunluğu tarafından benimsenmemiştir.
13. Hâl böyle olunca direnme kararının yukarıda açıklanan bu değişik gerekçe ve nedenlerden dolayı bozulması gerekmiştir.
VII. KARAR
Açıklanan sebeplerle;
Alacaklı vekilinin temyiz itirazlarının kabulü ile direnme kararının yukarıda açıklanan değişik gerekçe ve nedenlerden dolayı 5311 sayılı Kanun ile değişik 2004 sayılı Kanun'un 364 üncü maddesinin ikinci fıkrasının göndermesiyle uygulanması gereken 6100 sayılı Hukuk Muhakemeleri Kanunu'nun 371 inci maddesi gereğince BOZULMASINA,
İstek hâlinde temyiz peşin harcının yatırana geri verilmesine,
Dosyanın 6100 sayılı Kanun'un 373 üncü maddesinin birinci fıkrası uyarınca İlk Derece Mahkemesine, kararın bir örneğinin de Bölge Adliye Mahkemesine gönderilmesine,
31.05.2023 tarihinde yapılan ikinci görüşmede oy çokluğuyla kesin olarak karar verildi.
"K A R Ş I O Y"
Kambiyo senetlerine özgü haciz yolu ile takipte imzanın borçluya ait olduğunun ispat yükü alıcıya aittir. Yargıtay Hukuk Genel Kurulunun 26.04.2006 tarih ve 2006/12-259 Esas, 2006/231 Karar sayılı kararı ile 06.02.2008 tarihli ve 2008/12-77 Esas, 2008/90 Karar sayılı kararında ispat yükünün alıcıya ait olduğu belirtilmiştir. Alacaklı borçlu aleyhinde kambiyo senetlerine dayalı ilâmsız icra takibinde, takibe dayanak senet altındaki imzanın borçluya ait olduğunu ileri sürmektedir. Alacaklı iddiasını ispatla yükümlüdür. Kambiyo senetlerine dayalı olarak başlatılan takipte imzaya itiraz İİK‘nın 170 inci maddesinde düzenlenmiş olup, bu maddenin üçüncü fıkrasına göre icra mahkemelerince imza incelemesinin İİK’nın 68/9 uncu maddesinin dördüncü fıkrasına göre yapılması gerekmektedir.
Takip borçlusu ... takibe konu bonoda keşideci sıfatıyla atılı bulunan imzanın kendine ait olmadığını icra mahkemesine verdiği dilekçe ile ileri sürerek takibin durdurulmasını ve alacaklı hakkında takip konusu alacağın % 20’si oranında tazminata ve % 10 oranında para cezasına hükmedilmesine karar verilmesini talep etmiştir.
Takibe konu senetle ilgili olarak Kastamonu Cumhuriyet Başsavcılığının 2019/2169 sayılı soruşturma dosyasına sunulan Emniyet Genel Müdürlüğü Ankara Kriminal Polis Laboratuarı Müdürlüğü tarafından düzenlenen 03.09.2019 tarihli bilirkişi raporunda “… ancak inceleme konusu imzaların kişilere atfedilebilecek karakteristik hususiyetleri ihtiva etmeyip yalnızca “N” harfinden ibaret olması sebebiyle söz konusu borçlu imzalarına adı geçen şahıslar elinden çıkıp çıkmadığı hususunda herhangi bir kanaat beyanında bulunmak mümkün olmamıştır” şeklinde bir sonuca ulaşılmıştır.
İcra Mahkemesine sunulan Jandarma Genel Komutanlığı Kriminal Daire Başkanlığının 01.10.2019 tarihli raporunda da;
“1-inceleme konusu senet üzerinde ... adına atfen atılı bulunan imzalar ve ...’ın mevcut mukayese imzalarının yapılan incelemesinde; kişiye atfedilebilecek kaligrafik ve karakteristik özellikler ihtiva etmeyen “N” harfinin yapılışında ve çizgisel çekilmesinden ibaret, basit tersimli imzalar olduğu kanaatine varılmıştır.
2-İnceleme konusu senet üzerinde ... adına atfen atılı bulunan imzalar ve ...’ın mukayese imzaları arasında yapılan inceleme ve karşılaştırmalarda; yukarıda birinci maddede belirtilen sebeplerden dolayı inceleme konusu senet üzerinde atılı bulunan söz konusu imzaların ... eli ürünü olup olmadığı konusunda bir kanaat bildirmek mümkün olmamıştır.” denilmektedir.
Alacaklı vekili tarafından yapılan itiraz üzerine grafoloji konusunda uzman üç kişilik bilirkişi heyetince rapor aldırılması için takip dosyası ve takibe dayanak bono aslı Ankara 5. İcra Hukuk Mahkemesine gönderilmiştir. Söz konusu mahkemece yaptırılan bilirkişi incelemesinde düzenlenen 09.12.2009 tarihli bilirkişi raporunda sonuç olarak “… senet üzerinde atılı bulunan, kişilere atfedilebilecek hususiyetleri fazlaca ihtiva etmeyen çizgisel yapıdaki borçlu imzalarının ... elinden çıktığının kabulü gerektiği kanaatine varılmıştır.” açıklamasına yer verilmiştir. Anılan raporda yapılan açıklama ile çelişecek şekilde gerekçesiz olarak imzanın borçlu elinden çıktığı kanaatine varılmıştır. Mahkemece raporlar arasındaki çelişkinin giderilmesi için Adalet Bakanlığı Adli Tıp Kurumu’ndan alınan 17.06.2020 tarihli raporun sonuç kısmında inceleme konusu senette “... adına atılı majiskül “N” hafinden ibaret imzalar ile ...’ın mevcut mukayese imzaları arasından biçimsel benzerlik görülmekle birlikte; söz konusu imzaların karakteristik tanı unsurunu içermeyen, tersimi basit, taklidi kolay imzalar olması nedeniyle ...’ın eli ürünü olup olmadığı yönünde daha ileri bir tespite gidilmediği hususlarını bildiririr kanaat raporudur” ifadelerine yer verilmiştir.
İlk Derece Mahkemesi, inkâr edilen imzanın borçlu keşideciye ait olduğu belirlenemediğinden imza itirazının kabulüne, takibin İİK’nın 170/3 üncü maddesi gereğince borçlu ... yönünden durdurulmasına, yasal şartlar oluşmadığından davacının tazminat talebinin reddine karar vermiş olup, kararın alacaklı vekilince istinaf edilmesi üzerine Bölge Adliye Mahkemesince istemin reddine karar verildiği kararın alacaklı vekilince temyizi sonrasında temyiz incelemesi yapan Yargıtay 12. Hukuk Dairesinin bozma kararında, 09.12.2019 tarihli imzanın borçluya ait olduğu yönünde kesin kanaat bildiren raporun esas alınarak imzaya itirazın reddi kararı verilmesi gerektiği gerekçesi ile Bölge Adliye Mahkemesi kararının kaldırılarak İlk Derece Mahkemesince kararın bozulmasına karar verildiği ilk derece mahkemesinin direnme kararının alacaklı vekilince temyizi üzerine dosyanın Hukuk Genel Kuruluna geldiği anlaşılmaktadır.
Somut olayda takibe konu senette borçluya atfen atılı bulunan imzanın basit tersimli, taklidi kolay imzalar olması nedeniyle Emniyet ve Jandarma raporlarında imzanın borçlu elinden çıkıp çıkmadığı konusunda bir kanaate ulaşılmazken, 09.12.2019 tarihli raporda ise kendi içinde çelişki oluşturacak şekilde imzanın borçluya ait olduğu sonucuna varılmıştır.
Böylece bu rapor ile diğer raporlar arasındaki çelişki ortaya çıkmıştır. İspat yükünün alacaklıda olup, basit tersimli olması nedeniyle imzanın borçluya ait olup olmadığı konusunda bir kanaate veremeyen raporlara üstünlük tanınır ise imza itirazının kabulüne, imzanın borçluya ait olduğuna dair rapora üstünlük tanınır ise imza itirazının reddine karar verilmesi gerekmektedir. Bilirkişinin imzanın aidiyeti konusundaki kesin bir kanaate varamamış olması hâlinde o rapora bir değer verilmeyeceği bir sonucuna varılmaz.
Hukuk Genel Kurulunda yapılan görüşmeler sonucunda yapılan oylamada imzanın borçluya ait olduğuna ilişkin rapor ile imzanın basit tersimli taklidi kolay olması nedeniyle borçluya ait olup olmadığı konusunda kesin bir karar verilemeyen raporlar arasında çelişki olmadığı, imzanın borçluya ait olduğu yönünde kesin kanaat bildiren raporun hükme esas alınması yönünde bozma gerekçesi yerine raporlar arasında çelişki bulunduğu görüşü benimsenmiştir.
İlk Derece Mahkemesi raporlar arasındaki çelişkiyi gidermek için Adalet Bakanlığı Adli Tıp Kurumundan aldığı 20.12.2017 tarihli raporda da imzanın taklidi kolay basit tersimli olması nedeniyle borçluya ait olup olmadığı konusunda tespite gidilemediğine dair kanaat raporu verilmiştir. Bütün raporlarda imzanın basit tesirli olduğu taklidinin kolay olduğu, imzaların karakteristik tanı unsuru içermediği, imzanın çıplak gözle incelenmesinde dair basit tesirli olduğu tespit edildiğinden yeniden çelişkinin giderilmesi için rapor alınsa da sonuç değişmeyecektir. Kaldı ki; incelenen borçluya ait olduğu yönünde kesin kanaat bildiren 09.12.2019 tarihli raporda dahi diğer raporlarda belirtilen tespitlere yer verildiği, ancak hiçbir gerekçe gösterilmeden imzanın borçluya ait olduğu sonucuna varıldığı görülmekte olup bu rapor kendi içinde çelişkilidir. Bu rapora değer verilecek yeniden rapor alınması yargılama sürecini uzatacağı raporlar arasındaki çelişkiyi gidereceği anlaşılmaktadır. Şu hâle göre senet altında borçluya atfen atılı bulunan imzanın borçluya ait olduğu ispatlanamadığından yukarıda belirtilen nedenlerle; imza itirazının kabulüne ilişkin ilk derece mahkemesince kararın onanması görüşünde olduğundan, raporlar arasındaki çelişkinin giderilmesi için yeniden rapor alınması şeklindeki değişik gerekçe ile kararın bozulması yönündeki çoğunluk görüşüne katılmıyoruz.
11. Hukuk Dairesi, 2024/704 E., 2024/8550 K.
orta eşleşmeKarar metninde maddeye atıf varAnkara Bölge Adliye Mahkemesi 20. Hukuk Dairesi
tam metni aç
sınıftaki mallar bakımından müktesep hak koşullarının oluştuğu " şeklinde görüş belirtilmiş ise de 6100 sayılı Hukuk Muhakemeleri Kanunu'nun (6100 sayılı Kanun) 282 nci maddesi de dikkate alınarak bu görüşe iştirak edilmediği gerekçesiyle davanın reddine karar verilmiş, hüküm davacı vekilince istinaf edilmiştir.
11. Hukuk Dairesi 2024/704 E. , 2024/8550 K.
"İçtihat Metni"
MAHKEMESİ : Ankara Bölge Adliye Mahkemesi 20. Hukuk Dairesi
SAYISI : 2021/1440 Esas, 2023/1396 Karar
KARAR : Esastan ret
İLK DERECE MAHKEMESİ : Ankara 4. Fikri ve Sınaî Haklar Hukuk Mahkemesi
SAYISI : 2020/155 E., 2021/175 K.
Bölge Adliye Mahkemesi kararı davacı vekili tarafından temyiz edilmekle; temyiz şartı ve diğer usul eksiklikleri yönünden yapılan ön inceleme sonucunda, temyiz dilekçesinin kabulüne karar verildikten ve Tetkik Hâkimi tarafından hazırlanan rapor dinlendikten sonra dosyadaki belgeler incelenip gereği düşünüldü:
KARAR
I. DAVA
Davacı vekili dava dilekçesinde; "..." markasının 1994 yılından beri müvekkili adına tescilli olduğunu, ortalama tüketici tarafından Türkiye’de en çok bilinen ve tercih edilen markalardan biri haline geldiğini, müvekkilinin 2018/66107 sayılı, 29, 30 ve 32. sınıflara ilişkin “... YEMEK HAZIR” ibareli marka başvurusundan, davalı şirketin itirazı üzerine 29 ve 30. sınıfların çıkartıldığını, Yeniden İnceleme ve Değerledirme Kurulu (YİDK) kararına konu marka görselinde tarımsal ürünü simgeleyen buğday başağı varken davalı şirkete ait markalardan üçünde tavayı andıran bir görsel bulunduğunu, ... şekil markasında Y harfinin uzantıları ile yazılı bölümü çevrelediğini, görsellerin birbirine benzemediğini, müvekkilinin "..." markasının tescilinin davalı şirkete ait markalardan önceki tarihli olduğunu, müvekkilinin "..." ibaresi üzerinde müktesep hakkının olduğunu, buna dair emsal kararların bulunduğunu, "..." ve seri markalarının geçmişinin 1994 yılına dayandığını, 5 yıllık hükümsüzlük davası açma süresi geçmiş birçok markasının bulunduğunu, müvekkilinin geçmişten bu yana kırmızı ve koyu mavi/lacivert renkler kullandığını ileri sürerek TÜRKPATENT YİDK’in 2020-M-2028 sayılı kararının iptaline karar verilmesini talep etmiştir.
II. CEVAP
1.Davalı TÜRKPATENT vekili cevap dilekçesinde, Kurum kararının usule ve yasaya uygun olduğunu savunarak davanın reddini istemiştir.
2.Davalı şirket vekili cevap dilekçesinde, müvekkiline ait "..." ibareli markanın ilk kez 1983 yılında tescil edildiğini, taraf markaları arasında iltibas tehlikesinin oluştuğunu, davacı marka başvurusunda yer alan "yemek hazır" sözcüğünün tescili talep olunan sınıflar yönünden ayırt ediciliğinin bulunmadığını, davacı tarafın marka başvurusunun kapsamında yer alan emtiaların müvekkili marka emtiaları ile aynı olduğunu, davacının marka başvurusu ile müvekkilinin markalarına yanaşma kastı ve kötü niyetini ortaya koyduğunu savunarak davanın reddini istemiştir.
III. İLK DERECE MAHKEMESİ KARARI
İlk Derece Mahkemesince, davacının "... YEMEK HAZIR+şekil " ibareli marka başvurusu ile davalının (2013/49254) "şekil+... Pasta Evi" ve (2013/49248) "şekil+ ... mutfağı" ibareli tescilli markaları arasında biçim, düzenleme ve tertip tarzı itibariyle görsel ve sesçil olarak ortalama tüketicileri iltibasa düşürecek derecede bir benzerlik bulunduğu; ortalama düzeydeki alıcı kitlesinin, dava konusu başvuru kapsamından çıkarılan mallar için ayırdığı satın alma/yararlanma süresi içinde davacının "... YEMEK HAZIR+şekil" ibareli marka başvurusunu gördüğünde derhal ve hiç düşünmeden davalının "şekil+... Pasta Evi" ve "şekil+ ... mutfağı" ibareli markalarından farklı bir marka olduğunu algılayamayacağı, markaları karıştırabileceği, bu açıdan 6769 sayılı Sınai Mülkiyet Kanunu'nun (6769 sayılı Kanun) 6 ncı maddesinin birinci fıkrasındaki iltibas koşulları oluştuğundan başvuru kapsamından çıkarılan mallar açısından YİDK kararının yerinde olduğu; davacının önceden tescilli ... ibareli markalarına dayanarak müktesep hak iddiasında bulunduğu, ancak başvuru markasında "..." kelimesi asli unsur olarak yer alsa da davacının önceki markalarından uzaklaşıp başvuruda kırmızı ve mavi renklerin hakimiyeti ile yarım ay şeklindeki buğday başağı şekil tasarım tercihinin davalının mesnet markalarına yakınlaşma çabası ve iltibas tehlikesi içerdiği, davacı açısından müktesep hak koşullarının oluşmadığı; her ne kadar bilirkişi raporunda "davacının adına tescilli 161404, 2010/02694, 2010/02693, 97/020148, 2007/04994, 2004/14928, 2005/01426 ve 2001/26441 sayılı markalarından kaynaklı olarak redde konu olan 29 ve 30. sınıftaki mallar bakımından müktesep hak koşullarının oluştuğu " şeklinde görüş belirtilmiş ise de 6100 sayılı Hukuk Muhakemeleri Kanunu'nun (6100 sayılı Kanun) 282 nci maddesi de dikkate alınarak bu görüşe iştirak edilmediği gerekçesiyle davanın reddine karar verilmiş, hüküm davacı vekilince istinaf edilmiştir.
IV. BÖLGE ADLİYE MAHKEMESİ KARARI
Bölge Adliye Mahkemesince, davacının "... yemek hazır+şekil" ibareli marka tescil başvurusu ile davalının "..." ibareli markaları arasında, başvuru markasının kapsamında yer alan ve uyuşmazlık konusu olan 29. ve 30. sınıf mal ve hizmetler yönünden, 6769 sayılı Kanun'un 6 ncı maddesinin birinci fıkrası anlamında benzerlik olduğu gibi, davacı şirketin önceki tarihli tescilli markalarının, işbu davanın konusu olan başvuru yönünden davacıya kazanılmış hak sağlamasının da mümkün olmadığı, zira davalı markasıyla müştereken aynı kelimeyi içeren davacının başvurusuna konu markasında, önceki markalarında yer almayan şekilde "..." ibaresini "y" harfinin altından ve "a" harfinin üzerinden başlayan, ucu açık iki adet yay figürü ile çerçevelemesinin, ayrıca bu yayların ucundaki başak figürü ile tamamen ilgisiz şekilde, davalı markaları ile benzeyen lacivert rengin seçilmesi suretiyle davalının itirazına mesnet markalarında bulunan şekil unsurunun kullanılmasının, davacının başvurusunu davalının markalarına yakınlaştırdığı, dolayısıyla kazanılmış hak koşullarının da davacı şirket yararına oluşmadığı, nitekim aynı taraflar arasında görülen, davacı şirketin yine birinin ucunda başak figürü bulunan lacivert renkli iki yay şekli içerisine kırmızı harflerle yazılmış olan 2016/33403 numaralı ve "..." asıl unsurlu başka bir marka başvurusunun konu edildiği benzer bir uyuşmazlıkta da aynı gerekçelerle davacının müktesep hak müessesesinden faydalanamayacağı kabulüyle verilen Dairenin 13.02.2020 tarihli ve 2018/2008 E., 2020/204 K. sayılı kararının Yargıtay 11. Hukuk Dairesinin 24.02.2021 tarihli ve 2020/1793 E., 2021/1644 K. sayılı ilamı ile onandığı, ilk derece mahkemesince aynı gerekçeyle yazılı şekilde karar verilmesinde bir isabetsizlik bulunmadığı gerekçesiyle davacı vekilinin istinaf başvurusunun esastan reddine karar verilmiş, karar davacı vekilince temyiz edilmiştir.
V. TEMYİZ İNCELEMESİ
1. Uyuşmazlık ve Hukuki Nitelendirme
Dava, YİDK kararının iptali talebine ilişkindir.
2. İlgili Hukuk
1.6100 sayılı Hukuk Muhakemeleri Kanunu’nun (6100 sayılı Kanun) 282, 369 uncu maddesinin birinci fıkrası ile 370 ve 371 inci maddeleri.
2. 6769 sayılı Kanun'un 6 ncı maddesinin birinci fıkrası
3. Değerlendirme
Yapılan yargılama ve saptanan somut uyuşmazlık bakımından uygulanması gereken hukuk kuralları gözetildiğinde İlk Derece Mahkemesince verilen kararda bir isabetsizlik olmadığının anlaşılmasına göre yapılan istinaf başvurusunun 6100 sayılı Kanun'un 353 üncü maddesinin birinci fıkrasının (b) bendinin (1) numaralı alt bendi uyarınca Bölge Adliye Mahkemesince esastan reddine ilişkin kararın usul ve yasaya uygun olduğu kanısına varıldığından Bölge Adliye Mahkemesi kararının onanmasına karar vermek gerekmiştir.
VI. SONUÇ: Yukarda açıklanan nedenlerle, davacının temyiz itirazlarının reddi ile Bölge Adliye Mahkemesince verilen kararın 6100 sayılı Kanun'un 370 inci maddesinin birinci fıkrası uyarınca ONANMASINA, aynı Kanun'un 372 nci maddesi uyarınca işlem yapılmak üzere dava dosyasının İlk Derece Mahkemesine, kararın bir örneğinin Bölge Adliye Mahkemesine gönderilmesine, aşağıda yazılı temyiz giderinin temyiz edene yükletilmesine, 02.12.2024 tarihinde kesin olarak oybirliğiyle karar verildi.
12. Hukuk Dairesi, 2023/6960 E., 2023/5741 K.
orta eşleşmeKarar metninde maddeye atıf varİcra Hukuk Mahkemesi
tam metni aç
Diğer taraftan 6100 sayılı HMK’nın 282. maddesine göre hâkim, bilirkişinin oy ve görüşünü diğer delillerle birlikte serbestçe değerlendirir.
12. Hukuk Dairesi 2023/6960 E. , 2023/5741 K.
"İçtihat Metni"
MAHKEMESİ :İcra Hukuk Mahkemesi
Yukarıda tarih ve numarası yazılı mahkeme kararının onanmasını mutazammın 23.05.2023 tarih 2023/3936 E. - 2023/3629 K. Sayılı Daire ilamının müddeti içinde tashihen tetkiki davacı/borçlu tarafından istenmesi üzerine bu işle ilgili dosya mahallinden daireye gönderilmiş olup, dava dosyası için Tetkik Hakimi ... tarafından düzenlenen rapor dinlendikten ve dosya içerisindeki tüm belgeler okunup incelendikten sonra işin gereği görüşülüp düşünüldü:
Sair karar düzeltme itirazları yerinde değil ise de;
Çeke dayalı olarak kambiyo senetlerine mahsus haciz yoluyla başlatılan ilamsız icra takibinde örnek 10 numaralı ödeme emrinin tebliği üzerine borçlunun İİK’nın 168/4. maddesinde öngörülen yasal 5 günlük sürede İcra Mahkemesine başvurarak sair itirazları ile birlikte imzaya itiraz ettiği, mahkemece, alınan bilirkişi raporu doğrultusunda itirazın reddine karar verildiği, iş bu kararın borçlu tarafından temyiz edilmesi üzerine Dairemizce mahkeme kararının onandığı ve bu karara karşı borçlu tarafından bu kez karar düzeltme yoluna başvurulduğu görülmüştür.
Yargıtay Hukuk Genel Kurulunun 08.10.2019 tarih ve 2017/2692 E. - 2019/1003 K. sayılı kararında da benimsendiği üzere; imza incelemesinde öncelikle senedin düzenleme tarihinden öncesine ilişkin borçluya ait olduğu muhakkak olan karşılaştırmaya elverişli imzalarını taşıyan belgeler, keşide tarihine en yakın tarihli olanından başlayarak bilirkişi tarafından mukayeseye esas alınmalıdır. Yapılacak bilirkişi incelemesinin, konunun uzmanınca ve yeterli teknik donanıma sahip bir laboratuvar ortamında, optik aletler ve o incelemenin gerektirdiği diğer cihazlar kullanılarak, grafolojik ve grafometrik yöntemlerle yapılması, bu alet ve yöntemlerle gerek incelemeye konu ve gerekse karşılaştırmaya esas belgelerdeki imza veya yazının tersim, seyir, baskı derecesi, eğim, doğrultu gibi yönlerden taşıdığı özelliklerin tam ve kuşkuya yer vermeyecek şekilde belirlenip karşılaştırılması; sonuçta, imza veya yazının atfedilen kişiye ait olup olmadığının, dayanakları gösterilmiş, tarafların mahkemenin ve Yargıtayın denetimine elverişli bir raporla ortaya konulması, gerektiğinde karşılaştırılan imza veya yazının hangi nedenle farklı veya aynı kişinin eli ürünü olduklarının fotoğraf ya da diğer uygun görüntü teknikleriyle de desteklenmesi şarttır.
Diğer taraftan 6100 sayılı HMK’nın 282. maddesine göre hâkim, bilirkişinin oy ve görüşünü diğer delillerle birlikte serbestçe değerlendirir. Mahkeme bilirkişi raporunun tatmin edici bir nitelik taşımadığı kanaatine ulaşacak olursa, yani raporda bazı belirsizlikler ya da çelişkiler bulunduğu kanısına varırsa taraflardan birinin herhangi bir talebi bulunmasa bile bu belirsizliklerin ya da çelişkilerin giderilmesi için kendiliğinden yeni sorular düzenlemek suretiyle aynı bilirkişiden ek rapor alınmasına yahut raporu tanzim eden bilirkişinin sözlü ESAS NO : 2023/6960
açıklamalarda bulunmak üzere bir gün tayin ederek duruşmaya davet edilmesine ya da gerçeğin ortaya çıkarılması için gerekli görürse yeni görevlendireceği bilirkişi aracılığıyla tekrar bir inceleme yaptırılmasına karar verebilir (6100 sayılı HMK md. 282, Bilirkişilik Yönetmeliği md. 56).
Bu açıklamalar ışığında somut uyuşmazlığın incelenmesinde; muteriz borçlu şirketin, çekin düzenlenme tarihi itibariyle, yönetim kurulu üyeleri olan ...,...,... ’tan herhangi ikisinin imzası ile temsil edildiği, takip konusu çeke ilişkin olarak İstanbul 3. Asliye Ticaret Mahkemesinin 2015/1246 E. sayılı dosyasında yapılan yargılama sırasında alınan 10.5.2019 tarihli Adli Tıp kurumu raporunda, çekte bulunan keşideci şirket kaşesi üzerinde yer alan ve solda bulunan imzanın kuvvetle muhtemel ... ’a ait olmadığı, bu imzanın ...,...,...’ın eli ürünü olup olmadığının da tespit edilemediği, sağda bulunan imzanın ise kuvvetle muhtemel ...’a ait olmadığı, bu imzanın ...,...,...’ın eli ürünü olup olmadığının da tespit edilemediğinin mütalaa edildiği, İcra mahkemesince alınan 12.4.2022 tarihli bilirkişi raporunda ise çekteki imzaların sırasıyla ... ...ile ...’a ait olduğunun tespit edildiği görülmüştür.
Asliye Ticaret Mahkemesince Adli Tıp Kurumundan alınan rapor ile İcra mahkemesince adli belge inceleme uzmanından alınan raporlar arasında çelişki oluştuğu anlaşılmakla birlikte, İcra mahkemesince hükme esas alınan 12.04.2022 tarihli bilirkişi raporunun, fotoğraf ya da diğer uygun görüntü teknikleriyle desteklenmediği gibi bu rapora borçlu tarafından yasal süresi içerisinde itiraz edildiği de görülmekle, hüküm kurmaya elverişli olmadığının kabulü ile mahkemece bilirkişi raporlarındaki çelişkiyi giderecek şekilde yeniden ehil bilirkişilerden oluşacak bir heyetten, kuşkudan uzak, Yargıtay denetimine ve hüküm kurmaya elverişli rapor alınarak, oluşacak sonuca göre imzaya itiraz hususunda karar verilmesi gerekirken yazılı şekilde hüküm tesisi doğru bulunmamış olup, Dairemizce kararın bu nedenlerle bozulması gerekirken maddi hataya müsteniden onandığı anlaşılmakla, borçlunun karar düzeltme isteminin kabulü gerekmiştir.
SONUÇ:
Borçlunun karar düzeltme isteminin kısmen kabulü ile Dairemizin 23.5.2023 tarih ve 2023/3936 E. - 2023/3629 K. sayılı onama ilâmının kaldırılmasına, mahkeme kararının yukarıda yazılı nedenlerle İİK'nın 366 ve HUMK’nın 428. maddeleri uyarınca (BOZULMASINA), peşin alınan temyiz harcının istek halinde ilgiliye iadesine, dosyanın kararı veren İlk Derece Mahkemesine gönderilmesine, 05.10.2023 tarihinde oy birliğiyle karar verildi.
...
12. Hukuk Dairesi, 2022/10503 E., 2023/4457 K.
orta eşleşmeKarar metninde maddeye atıf varKayseri Bölge Adliye Mahkemesi 5. Hukuk Dairesi
tam metni aç
Diğer taraftan 6100 sayılı Kanun'un 282 nci maddesine göre hâkim, bilirkişinin oy ve görüşünü diğer delillerle birlikte serbestçe değerlendirir.
12. Hukuk Dairesi 2022/10503 E. , 2023/4457 K.
"İçtihat Metni"
MAHKEMESİ : Kayseri Bölge Adliye Mahkemesi 5. Hukuk Dairesi
Yukarıda tarih ve numarası yazılı Bölge Adliye Mahkemesince verilen kararın müddeti içinde temyizen tetkiki borçlu tarafından istenmesi üzerine bu işle ilgili dosya daireye gönderilmiş olup, dava dosyası için Tetkik Hâkimi ... tarafından düzenlenen rapor dinlendikten ve dosya içerisindeki tüm belgeler okunup incelendikten sonra işin gereği görüşülüp düşünüldü :
Alacaklı lehtar tarafından bonoya dayalı olarak başlatılan kambiyo senetlerine mahsus haciz yoluyla ilamsız takipte örnek 10 numaralı ödeme emri tebliği üzerine keşideci borçlunun yasal 5 günlük sürede icra mahkemesine başvurarak imzaya itiraz ettiği, İlk Derece Mahkemesince; alınan bilirkişi raporları doğrultusunda, davanın reddine, borçlu aleyhine asıl alacağın % 20’si oranında tazminata ve %10 oranında para cezasına hükmedilmesine karar verildiği, işbu karara karşı borçlu tarafından istinaf yoluna başvurulduğu, Bölge Adliye Mahkemesince; istinaf başvurusunun esastan reddine karar verildiği, kararın borçlu tarafından temyiz edildiği görülmektedir.
Kambiyo senetlerine dayalı olarak başlatılan takiplerde imzaya itiraz, 2004 sayılı Kanun'un 170 inci maddesinde düzenlenmiş olup, bu maddenin üçüncü fıkrasında icra mahkemesince imza incelemesinin aynı Kanunun 68/a maddesi dördüncü fıkrasına göre yapılması gerektiği düzenlenmiştir. 2004 sayılı Kanun'un 68/a maddesinin dördüncü fıkrasında yer alan hükümde atıf yapılan mülga 1086 sayılı Hukuk Muhakemeleri Kanunu'nun 308 inci ve devamı maddelerinde imza inkârı hâlinde mahkemelerce yapılacak usuli işlemler düzenlenmiştir. 6100 sayılı Kanun'un 447 nci maddesinin ikinci fıkrası gereğince 1086 sayılı Kanun'a yapılan yollamalar 6100 sayılı Kanun'a yapılmış sayılır. Bu hüküm uyarınca 6100 sayılı Kanun'un yürürlük tarihinden sonra icra mahkemesinde 6100 Kanun'un 208, 211 ve 217 nci maddelerine göre imza incelemesi yapılması gerekmektedir.
İmza incelemesinde öncelikle senedin düzenleme tarihinden öncesine ilişkin borçluya ait olduğu muhakkak olan karşılaştırmaya elverişli imzalarını taşıyan belgeler, keşide tarihine en yakın tarihli olanından başlayarak bilirkişi tarafından mukayeseye esas alınmalıdır. Yapılacak bilirkişi incelemesinin, konunun uzmanınca ve yeterli teknik donanıma sahip bir laboratuvar ortamında, optik aletler ve o incelemenin gerektirdiği diğer cihazlar kullanılarak, grafolojik ve grafometrik yöntemlerle yapılması, bu alet ve yöntemlerle gerek incelemeye konu ve gerekse karşılaştırmaya esas belgelerdeki imza veya yazının tersim, seyir, baskı derecesi, eğim, doğrultu gibi yönlerden taşıdığı özelliklerin tam ve kuşkuya yer vermeyecek şekilde belirlenip karşılaştırılması; sonuçta, imza veya yazının atfedilen kişiye ait olup olmadığının, dayanakları gösterilmiş, tarafların, mahkemenin ve Yargıtayın denetimine elverişli bir raporla
ortaya konulması, gerektiğinde karşılaştırılan imza veya yazının hangi nedenle farklı veya aynı kişinin eli ürünü olduklarının fotoğraf ya da diğer uygun görüntü teknikleriyle de desteklenmesi şarttır. Nitekim bu ilkeler, Yargıtay Hukuk Genel Kurulunun 08.10.2019 tarihli ve 2017/12-2692 Esas, 2019/1003 Karar sayılı kararında da benimsenmiştir.
Diğer taraftan 6100 sayılı Kanun'un 282 nci maddesine göre hâkim, bilirkişinin oy ve görüşünü diğer delillerle birlikte serbestçe değerlendirir. Mahkeme bilirkişi raporunun tatmin edici bir nitelik taşımadığı kanaatine ulaşacak olursa, yani raporda bazı belirsizlikler ya da çelişkiler bulunduğu kanısına varırsa taraflardan birinin herhangi bir talebi bulunmasa bile bu belirsizliklerin ya da çelişkilerin giderilmesi için kendiliğinden yeni sorular düzenlemek suretiyle aynı bilirkişiden ek rapor alınmasına yahut raporu tanzim eden bilirkişinin sözlü açıklamalarda bulunmak üzere bir gün tayin ederek duruşmaya davet edilmesine ya da gerçeğin ortaya çıkarılması için gerekli görürse yeni görevlendireceği bilirkişi aracılığıyla tekrar bir inceleme yaptırılmasına karar verebilir (6100 sayılı Kanun md. 282, Bilirkişilik Yönetmeliği md. 56).
Somut olayda, Gemerek Cumhuriyet Başsavcılığının 2019/810 soruşturma sayılı dosyasında alınan, kriminal polis laboratuvar müdürlüğü uzmanı iki bilirkişi tarafından düzenlenen 29.11.2019 tarihli bilirkişi raporunda "...inceleme konusu senet üzerinde atılı bulunan borçlu imzalarının, mevcut makayese imzalarına kıyasen, ... elinden çıktığının beyanına imkan verir nitelikte yeterli ortak kaligrafik bulgu tespit edilemediği..." kanaatine varıldığı belirtilmiştir.
İlk Derece Mahkemesince alınan, adli tıp ve belge inceleme uzmanı tek bilirkişi tarafından düzenlenen 09.03.2020 tarihli bilirkişi raporunda ise ".... aralarında imza karakteristikleri açısından anlamlı benzerlikler görülmediğinden .... bono aslındaki ... adına atılı imzaların ...' nın eli ürünü olmadığı...” kanaatinin bildirdiği, aynı bilirkişiden farklı mukayese belgeler ile yapılan inceleme üzerine alınan 18.03.2021 tarihli ek bilirkişi raporunda ise “....inceleme konusu senet üzerinde ... adına atılan imzalarla ...' a ait mukayese imza örnekleri arasında yapılan karşılaştırma sonucunda, senet üzerindeki düzenleme tarihinden önce atılan mukayese imza örnekleriyle, senet üzerindeki imzalar arasında benzerlikler görüldüğünden, senet üzerinde ... adına atılı bulunan imzaların, ...'nın eli ürünü olduğu” kanaatinin bildirildiği, bunun üzerine raporlar arasında oluşan çelişki sebebiyle yeniden bilirkişi incelemesine başvurulduğu ve Adli Tıp Kurumu Fizik İhtisas Dairesi' nin 09.11.2021 tarih 27695533-101.02.2021/73961/5466-5118 sayılı raporunda ".... inceleme konusu senetteki basit tersimli borçlu imzaları ile ...'nın mukayese imzaları arasında; tersim biçimi, işleklik derecesi, alışkanlıklar, istif, eğim, doğrultu, seyir, hız ve baskı derecesi bakımından uygunluk ve benzerlik saptandığından söz konusu imzaların kuvvetle muhtemel ...'nın eli ürünü olduğu...." sonucuna ulaşıldığı görülmektedir.
15.07.2018 tarihli ve 30479 sayılı Resmî Gazete’de yayımlanan Bakanlıklara Bağlı, İlgili, İlişkili Kurum ve Kuruluşlar ile Diğer Kurum ve Kuruluşların Teşkilatı Hakkında 4 sayılı Cumhurbaşkanlığı Kararnamesi'nin (4 sayılı Kararname) "Adli Tıp Üst Kurullarının Görevleri" kenar başlıklı 16 ncı maddesinin 2. fıkrası “ Fizik İhtisas Dairesi ve Trafik İhtisas Dairesinin raporları Adlî Tıp Üst Kurullarında incelemeye alınamaz. Bu dairelerden birinin verdiği raporlar ile diğer bilirkişi raporları arasında çelişki bulunması hâlinde mahkeme veya Cumhuriyet savcılıklarınca gerekçesi belirtilmek suretiyle talep edilmesi üzerine raporlar, ilgili ihtisas dairesinin en az yedi uzmanının katılımı ile oluşan genişletilmiş uzmanlar heyetince incelenir ve kesin olarak karara bağlanır. Kararlar katılanların oy çokluğuyla alınır, eşitlik hâlinde başkanın bulunduğu taraf oy çokluğunu sağlamış olur.” düzenlemesini içermektedir.
Belirtmek gerekir ki Adli Tıp Kurumu Fizik İhtisas Dairesi Adli Belge İnceleme Şubesince düzenlenen 09.11.2021 tarihli bilirkişi raporu ile keşideci imzasının kuvvetle muhtemel ...'nın eli ürünü olduğu sonucuna ulaşılması, ilk olarak imzanın kesin olarak ... eli ürünü olduğu sonucuna ulaşılamadığını ortaya koymaktadır. İkinci olarak ise mukayese imzaları ile takibe dayanak bono üzerindeki imzanın karşılaştırılmasına göre kesin bir sonuca ulaşılmasının da olanaklı olmadığının tespiti anlamına gelmektedir. Bu itibarla Adli Tıp Kurumu Fizik İhtisas Dairesi Adli Belge İnceleme Şubesince düzenlenen 09.11.2021 tarihli bilirkişi raporu ile dosya kapsamındaki diğer bilirkişi raporları arasında çelişki bulunduğu açıktır. (aynı yönde Yargıtay Hukuk Genel Kurulunun 26.04.2023 tarihli ve 2022/12-332 Esas - 2023/358 Karar sayılı kararı)
O halde İlk Derece Mahkemesince, yukarıdaki açıklamalara ve Yargıtay Hukuk Genel Kurulunun 26.04.2023 tarihli ve 2022/12-332 Esas - 2023/358 Karar sayılı kararında benimsenen ilkelere göre, 4 sayılı Cumhurbaşkanlığı Kararnamesi'nin 16 ncı maddesinin ikinci fıkrası gereğince, takibe dayanak bono üzerindeki keşideci imzasının Adli Tıp Kurumu Fizik İhtisas Dairesinin en az yedi uzmanının katılımı ile oluşan genişletilmiş uzmanlar heyetince incelenmesi ve bu suretle alınacak bilirkişi raporu da değerlendirilerek oluşacak sonuca göre karar verilmesi gerekirken, uyuşmazlığa çözüm getirecek nitelikte bulunmayan raporlar hükme esas alınarak yazılı şekilde hüküm tesisi ve borçlunun istinaf başvurusunun Bölge Adliye Mahkemesince esastan reddi isabetsiz olup, kararın bozulması gerekmiştir.
SONUÇ :
Borçlunun temyiz itirazlarının kabulü ile yukarıda yazılı nedenlerle 5311 sayılı Kanun ile değişik İİK'nun 364/2. maddesinin göndermesiyle uygulanması gereken 6100 sayılı HMK'nun 373/1. maddesi uyarınca, Kayseri Bölge Adliye Mahkemesi 5. Hukuk Dairesinin 09/06/2022 tarih ve 2022/1091 E.- 2022/1098 K. sayılı kararının KALDIRILMASINA, Gemerek İcra Hukuk Mahkemesinin 18/03/2022 tarih ve 2020/18 E. - 2022/5 K. sayılı kararının BOZULMASINA, peşin alınan temyiz harcının istek halinde iadesine, dosyanın İlk Derece Mahkemesine, kararın bir örneğinin de Bölge Adliye Mahkemesine gönderilmesine, 22.06.2023 gününde oy birliğiyle karar verildi.
Eşleştirme iki kanıta dayanır: kararın kendi metnindeki madde atfı ve şerh kitaplarının o kararı hangi maddenin altında bastığı. Otomatik üretilmiştir, hukuki tavsiye değildir; kararın güncelliğini ve sonraki içtihat değişikliklerini ayrıca denetleyin.
Bu Maddeyle İlgili Sınav Sorusu
Medeni Usul Hukuku
Bir eser sözleşmesinden kaynaklanan alacak davasında, mahkeme tarafından görevlendirilen inşaat mühendisi bilirkişi, hazırladığı raporda hem binanın taşıyıcı sistemindeki teknik eksiklikleri tespit etmiş hem de bu durumun Türk Borçlar Kanunu kapsamında “açık ayıp” teşkil ettiğini, bu nedenle davacının ihbar külfetini zamanında yerine getirmediğinden davanın reddi gerektiğini belirtmiştir. Hâkim, rapordaki teknik tespitleri yerinde bulmakla birlikte, hukuki nitelendirme ve sonuca katılmamaktadır. Bu durumda, 6100 sayılı Hukuk Muhakemeleri Kanunu’na göre hâkimin bilirkişi raporu karşısındaki konumu ve yetkisi hakkında aşağıdakilerden hangisi doğrudur?
A) Bilirkişinin hukuki nitelendirme yapması raporu esastan sakatladığından, hâkimin raporu tümüyle yok sayarak re'sen yeni bir bilirkişi görevlendirmesi zorunludur.
B) Hâkim, rapordaki hukuki değerlendirmeyi ve sonucu dikkate almamakla birlikte, taraflarca süresi içinde itiraz edilmeyen teknik kısımları doğru kabul etmekle yükümlüdür.
C) Hâkim, bilirkişinin oy ve görüşüyle bağlı olmayıp, rapordaki teknik tespitleri diğer delillerle birlikte serbestçe takdir ederken, uzmanlık alanı dışındaki hukuki nitelendirme ve değerlendirmeleri ise dikkate almaz.
D) Hâkim, rapordaki hukuki nitelendirmenin düzeltilmesi için bilirkişiden ek rapor talep etmeli, bilirkişi hukuki değerlendirmesini geri çekmediği sürece dosyada başka bir işlem yapmamalıdır.
E) Taraflar rapora itiraz etmezse, hâkim bilirkişinin vardığı “davanın reddi gerektiği” sonucuyla bağlı hale gelir ve bu yönde karar vermek durumunda kalır.