6100 sayılı Hukuk Muhakemeleri Kanunu Madde 318

Hukuk Muhakemeleri Kanunu 318. maddesi, Hukuksal Eğitim mevzuat kütüphanesinde tam metin olarak yayımlanmıştır. Aşağıda maddenin tam metni, maddeyle eşleşen yüksek mahkeme kararları ve bu maddeden çıkmış sınav soruları yer alır. Ham metin için adresin sonuna /raw ekleyin.

Madde Metni

MADDE 318- (1) Taraflar dilekçeleri ile birlikte, tüm delillerini açıkça ve hangi vakıanın delili olduğunu da belirterek bildirmek; ellerinde bulunan delillerini dilekçelerine eklemek ve başka yerlerden getirilecek belge ve dosyalar için de bunların bulunabilmesini sağlayan bilgilere dilekçelerinde yer vermek zorundadır. İddia ve savunmanın genişletilmesi veya değiştirilmesi yasağı

Bu Maddeyle İlgili Yüksek Mahkeme Kararları

15 karar eşleşti
Hukuk Genel Kurulu, 2017/1564 E., 2021/235 K.
yüksek eşleşmeKarar metninde maddeye atıf varİş Mahkemesi
Hukuk Genel Kurulunda yapılan görüşmeler sırasında, basit yargılama usulünün uygulandığı eldeki davada HMK’nın 318. maddesinin uygulanması gerektiği, buna göre tarafların dilekçeleri ile birlikte tüm delillerini açıkça ve hangi vakıanın delili olduğunu da belirterek bildirmek;
Hukuk Genel Kurulu         2017/1564 E.  ,  2021/235 K. "İçtihat Metni" MAHKEMESİ :İş Mahkemesi 1. Taraflar arasındaki “işçilik alacağı” davasından dolayı yapılan yargılama sonunda, Konya 2. İş Mahkemesince verilen davanın kısmen kabulüne ilişkin karar davalı ...Ş. vekili tarafından temyiz edilmesi üzerine Yargıtay (Kapatılan) 7. Hukuk Dairesince yapılan inceleme sonunda bozulmuş, Mahkemece Özel Daire bozma kararına karşı direnilmiştir. 2. Direnme kararı davalı ...Ş. vekili tarafından temyiz edilmiştir. 3. Hukuk Genel Kurulunca dosyadaki belgeler incelendikten sonra gereği görüşüldü: I. YARGILAMA SÜRECİ Davacı İstemi: 4. Davacı vekili dava dilekçesinde; müvekkilinin davalı asıl işveren Makro Market A.Ş.’ye ait işyerinde diğer davalı Anadolu Selçuklular Temizlik Nakliyat Gıda İnş. ve Hiz. Taah. Ltd. Şti. nezdinde temizlik işçisi olarak çalıştığını, belirli süreli iş sözleşmesinin süresinin sona erdiği gerekçesiyle feshedildiğini ileri sürerek, kıdem ve ihbar tazminatları ile bir kısım işçilik alacaklarının davalılardan tahsiline karar verilmesini talep etmiştir. Davalı Cevabı: 5. Davalı ...Ş. vekili cevap dilekçesinde; müvekkili ile diğer davalı arasında asıl işveren-alt işveren ilişkisi bulunmadığını, alacaklardan diğer davalının sorumlu olduğunu, davacının istifa ederek işten ayrıldığını, alacağının bulunmadığını belirterek davanın reddini savunmuş, diğer davalı Anadolu Selçuklular Temizlik Nakliyat Gıda İnş. ve Hiz. Taah. Ltd. Şti. cevap dilekçesi sunmamıştır. Mahkeme Kararı: 6. Konya 2. İş Mahkemesinin 18.11.2014 tarihli ve 2013/511 E., 2014/611 K. sayılı kararı ile; davalılar arasında asıl işveren-alt işveren ilişkisi bulunduğu, iş sözleşmesinin davalı alt işveren Anadolu Selçuklular Temizlik Nakliyat Gıda İnş. ve Hiz. Taah. Ltd. Şti. tarafından haksız şekilde sona erdirildiği, davacının ödenmeyen işçilik alacaklarının bulunduğu gerekçesiyle davanın kısmen kabulüne karar verilmiştir. Özel Daire Bozma Kararı: 7. Konya 2. İş Mahkemesinin yukarıda belirtilen kararına karşı süresi içinde davalı ...Ş. vekili temyiz isteminde bulunmuştur. 8. Yargıtay (Kapatılan) 7. Hukuk Dairesinin 01.12.2015 tarihli ve 2014/22416 E., 2015/23826 K. sayılı kararı ile; “…Taraflar arasında tensip zaptıyla delillerin bildirilmesi için verilen kesin sürenin ön inceleme duruşmasından önce tanık listesi verilmemesi halinde bağlayıcı olup olmadığı hususunda uyuşmazlık bulunmaktadır. Dava 29/08/2013 tarihinde açılmıştır. Mahkemece ön incelemenin duruşmalı yapılmasına ve davalıya delillerini bildirmesi için tensip zaptının tebliğine karar verilmiş ve bu ihtar içeren .04/09/2013 tarihli tensip zaptında davalı tarafa cevap dilekçesini vermek, davalı tarafa tüm delillerini bildirmek, hangi delilin hangi vakıanın ispatı için gösterildiğini açıklamak, davada tanık dinlenmesi mümkünse hangi tanığı hangi vakıa hakkında dinletmek istediğini açıklamak, delillerinden elinde bulunan belgeleri ve delilleri sunmak, delillerinden başka yerlerden getirtilecek belge ve dosyalar varsa bulunabilmelerini sağlayıcı açıklamalarda bulunmak ve delillerin celbi konusunda masrafını mahkememiz veznesine yatırmak üzere tensip tutanağının tebliğinden itibaren iki hafta kesin süre verilmesine, aksi halde dilekçe vermekten, delil bildirmekten ve tüm bu belirtilen bilgi ve belgeleri açıklamaktan ve vermekten vazgeçmiş sayılacağının ihtarına, ihtaratların işbu tutanağın tebliği yolu ile yapılmasına karar verilmiştir. Davalı tarafından iki haftalık kesin süre içerisinde cevap dilekçesi sunulmuş, davalı cevap dilekçesinin sonunda tanık deliline dayanmış ancak tanıklarının isim ve adreslerini bildirmemiştir. 19.11.2013 tarihinde ön inceleme duruşması yapılmış ve tarafların anlaşamadıkları hususlar tespit edilmiştir. Bu duruşmada davalı ... vekili tanıklarının isim ve adreslerini bildirmek üzere süre talep etmiş, davacı vekili ise 2 haftalık yasal süre içerisinde tanıklar bildirilmediği için davalı tarafın tanıklarının bildirilmesine ve dinlenmelerine muvafakatlerinin olmadığını bildirmiştir. Mahkemece davalı taraf verilen 2 haftalık kesin süre içinde tanık isimlerini ve adreslerini bildirmediğinden ve davacı taraf muvafakat etmediğinden davalı tarafın tanık dinletme taleplerinin reddine karar verilmiştir. Mahkemece ön inceleme duruşması yapılmadan, tensiple taraflara, dilekçelerinde göstermiş oldukları ve belge niteliğindeki delilleri sunmaları veya bulundukları yerlerle ilgili açıklamada bulunmaları (HMK md. 140/5) için süre verilmesi bu anlamda sonuç doğurmaz. Öte yandan; delil, çekişmeli vakıaların ispatı için gösterilir (HMK md. 187/1). Ön inceleme duruşması yapılmadan, tarafların üzerinde anlaştıkları ve anlaşamadıkları hususlar belirlenmeden, tarafların tanık listesi vermeleri de beklenemez. Bu sebeple süresinde cevap listesi sunan davalıya ön inceleme duruşmasında kesin süre verilerek süresinde bildirdiği tanıklarının dinlenmesi gerekirken, davalının savunma hakkının kısıtlaması suretiyle ve eksik inceleme ile karar verilmiş olması usul ve yasaya aykırı olup, bozmayı gerektirmiştir…” gerekçesiyle karar bozulmuş, bozma nedenine göre davalı ...Ş.'nin diğer temyiz itirazlarının incelenmesine şimdilik yer olmadığına karar verilmiştir. Direnme Kararı 9. Konya 2. İş Mahkemesinin 28.06.2016 tarihli ve 2016/105 E., 2016/525 K. sayılı kararı ile; tahkikatın amacının, kural olarak delil toplamak değil; delilleri incelemek ve değerlendirmek olduğu, aksi halde tahkikatın tamamlanamayacağı ve yargılamanın uzayacağı, bu sebeple 6100 sayılı Hukuk Muhakemeleri Kanunu’nun 145. maddesinde belirtilen ve tarafın etki alanı dışında kalan çok özel durumlar dışında sonradan delil sunulması hâlinde bu delillerin dikkate alınmaması gerektiği, dilekçelerin teatisi aşamasında delil bildirmeyen taraflara ön inceleme duruşmasında delillerini bildirmesi için yeni bir süre verilmesine imkân bulunmadığı, somut olayda, dava dilekçesi davalıya tebliğ edilerek tensip zaptı ile birlikte tanık ve diğer delillerini bildirmesinin istenildiği, davalı tarafın kesin süre içinde tanıklarını bildirmediği, ön inceleme duruşmasında mahkemece taraflara uyuşmazlıkla ilgili olarak hangi delillere başvurduklarının sorulması üzerine, davalı ...Ş. vekilinin delilerinin “tanıklar” olduğunu beyan ettiği, ön inceleme duruşmasından sonra da tanıklarının isimlerini bildiren dilekçe verdiği, usulüne uygun tebligata rağmen ön inceleme duruşmasından sonra isim ve adreslerini bildirdiği tanıkların dinlenilmesinin mümkün olmadığı, davalının ön inceleme duruşmasında bulunduğu tanık dinletme talebinin kanuni süreye riayet edilmediğinden reddedildiği gerekçesiyle direnme kararı verilmiştir. Direnme Kararının Temyizi: 10. Direnme kararı süresi içinde davalı ...Ş. vekili tarafından temyiz edilmiştir. II. UYUŞMAZLIK 11. Direnme yolu ile Hukuk Genel Kurulu önüne gelen uyuşmazlık; mahkemece 04.09.2013 tarihli tensip tutanağında davalı tarafa “tüm delillerini bildirmek, hangi delilin hangi vakıanın ispatı için gösterildiğini açıklamak, davada tanık dinlenmesi mümkünse hangi tanığı hangi vakıa hakkında dinletmek istediğini açıklamak” hususunda yasal sonuçları ihtar edilerek iki haftalık kesin süre verildiği basit yargılama usulüne tabi eldeki davada, yasal süresinde verdiği cevap dilekçesinde tanık deliline dayanan ancak tanıklarının isim ve adreslerini belirtmeyen ve ön inceleme duruşmasında bu hususta mahkemeden süre talep eden davalının, tanık dinletme talebinin, aynı duruşmada davacı vekilinin davalının bu talebine muvafakat göstermemesi üzerine mahkemece reddine karar verilmesinin usul ve yasaya aykırı olup olmadığı noktasında toplanmaktadır. III. GEREKÇE 12. Direnmeye konu uyuşmazlığın niteliği dikkate alınarak öncelikle adil yargılanma hakkı başlığı altında hukuki dinlenilme hakkı kavramının, devamında basit yargılama usulü ve ön inceleme ile ispat ve tanık delili üzerinde durulmalı, bu hususlarla ilgili açıklamalar yapıldıktan sonra somut uyuşmazlığın değerlendirilmesine geçilmelidir. A. Adil Yargılanma Hakkı 13. Hukuk devletinin bir gereği olarak bireyler hakları ihlal edildiği ya da tehlikeye düştüğü durumda, hukukî korunma için devlete başvurmak zorunda olup, kendiliğinden hak arama yetkisine sahip değildirler. Bireylere tanınan bu hak, devletin anayasal teminatı altındadır. 14. 2709 sayılı Türkiye Cumhuriyeti Anayasası (Anayasa)’nın “Hak arama hürriyeti” başlıklı 36. maddesinin birinci fıkrası “Herkes, meşru vasıta ve yollardan faydalanmak suretiyle yargı mercileri önünde davacı veya davalı olarak iddia ve savunma ile adil yargılanma hakkına sahiptir.” hükmünü düzenlemiş olup, hak arama özgürlüğü adı altında hukuki koruma (korunma) talebine yönelik anayasal teminatı bireylere vermektedir. 15. Anayasa’nın 36. maddesinin 1. fıkrasında, herkesin yargı mercileri önünde davacı veya davalı olarak iddiada bulunma ve savunma hakkına sahip olduğu belirtilmiştir. Dolayısıyla mahkemeye erişim hakkı, Anayasa’nın 36. maddesinde güvence altına alınan hak arama özgürlüğünün bir unsurudur (Gökhan Ateş, B. No: 2017/32699, 12.01.2021, § 23). 16. Anayasa’nın 90. maddesinin son fıkrasında ise usulüne göre yürürlüğe konulmuş milletlerarası antlaşmaların kanun hükmünde olduğu, bunlar hakkında Anayasaya aykırılık iddiası ile Anayasa Mahkemesine başvurulamayacağı, temel hak ve özgürlüklere ilişkin milletlerarası antlaşmalarla kanunların aynı konuda farklı hükümler içermesi nedeniyle çıkabilecek uyuşmazlıklarda milletlerarası antlaşma hükümlerinin esas alınacağı ifade edilmiştir. 17. Bu bağlamda ülkemizin de taraf olduğu Avrupa İnsan Hakları Sözleşmesi’nin (AİHS) 6. maddesinde adil yargılanma hakkı ayrıntılı şekilde yer almış olup, Sözleşmenin “Adil yargılanma hakkı” kenar başlıklı 6. maddesinin birinci fıkrası; “Herkes medeni hak ve yükümlülükleri ile ilgili uyuşmazlıklar ya da cezai alanda kendisine yöneltilen suçlamalar konusunda karar verecek olan, kanunla kurulmuş bağımsız ve tarafsız bir mahkeme tarafından davasının makul bir süre içinde, hakkaniyete uygun ve açık olarak görülmesini isteme hakkına sahiptir.” şeklinde düzenlenmiştir. 18. Gerek Anayasa gerekse AİHS düzenlemelerine koşut olarak düzenlenen 6100 sayılı Hukuk Muhakemeleri Kanunu’nun (6100 sayılı Kanun/HMK) “Hukuki dinlenilme hakkı” başlıklı 27. maddesinde; "(1) Davanın tarafları, müdahiller ve yargılamanın diğer ilgilileri, kendi hakları ile bağlantılı olarak hukuki dinlenilme hakkına sahiptirler. (2) Bu hak; a) Yargılama ile ilgili olarak bilgi sahibi olunmasını, b) Açıklama ve ispat hakkını, c) Mahkemenin, açıklamaları dikkate alarak değerlendirmesini ve kararların somut ve açık olarak gerekçelendirilmesini, içerir." hükmüne yer verilmiştir. 19. Hukuki dinlenilme hakkının temel unsurları maddede tek tek belirtilmiş, böylece uygulamada bu temel yargısal hak konusundaki tereddütlerin önüne geçilmesi amaçlanmıştır. 20. Bu unsurlardan ilki “bilgilenme hakkı”dır. Bu çerçevede, öncelikle tarafların gerek yargı organlarınca gerek karşı tarafça yapılan işlemler konusunda bilgilendirilmeleri zorunludur. Kişinin kendisinden habersiz yargılama yapılarak karar verilmesi, kural olarak mümkün değildir. Hak sahibinin kendisi ile ilgili yargılama ve yargılamanın içeriği hakkında tam bir şekilde bilgi sahibi olması sağlanmalıdır. Tarafın bilgi sahibi olmadığı işlemler, belge ve bilgiler yargılamada esas alınamaz. Bilgilenmenin şekli bakımından, hukuki dinlenilme hakkına uygun davranılmalı, ilgilinin bilgilenmesi şeklen değil, gerçek anlamda sağlanmaya çalışılmalıdır. 21. Bu hakkın ikinci unsuru, “açıklama ve ispat hakkı”dır. Taraflar, yargılamayla ilgili açıklamada bulunma, bu çerçevede iddia ve savunmalarını ileri sürme ve ispat etme hakkına sahiptirler. Her iki taraf da bu haktan eşit şekilde yararlanır. Bu durum "silahların eşitliği ilkesi" olarak da ifade edilmektedir. Avrupa İnsan Hakları Mahkemesine (AİHM) göre silahların eşitliği ilkesi, davanın bir tarafını, diğer taraf karşısında belirli bir dezavantaj içine sokmayacak şartlar altında, her bir tarafın deliller de dahil olmak üzere, davasını ortaya koymak için makul ve kabul edilebilir olanaklara sahip olması zorunluluğu şeklinde ifade edilmiştir (İnceoğlu, S.; Adil Yargılanma Hakkı, Anayasa Mahkemesine Bireysel Başvuru El Kitapları Serisi-4, 2018, s. 115). 22. Anayasa Mahkemesine göre ise silahların eşitliği ilkesi, davanın taraflarının usule ilişkin haklar bakımından aynı koşullara tabi tutulması ve taraflardan birinin diğerine göre daha zayıf bir duruma düşürülmeksizin iddia ve savunmalarını makul bir şekilde mahkeme önünde dile getirme fırsatına sahip olması anlamına gelmekte; bu usul güvencesinin, uyuşmazlığın her iki tarafına da savunmasının temel dayanağı olan delilleri sunma imkânı tanınmasını kapsadığı ifade edilmektedir (Ali Tulumcu, B. No: 2017/18458, 10.02.2021, § 34). 23. Adil yargılanma hakkının içinde yer alan ve silahların eşitliği ilkesinin tamamlayıcısı diğer bir hak ise, “çelişmeli (çekişmeli) yargılama hakkı”dır. Çekişmeli yargılama ilkesinin anlamı, bir hukuk ya da ceza davasında tüm taraflara, mahkemenin kararını etkilemek amacıyla ulusal yargının bağımsız bir mensubu tarafından bile olsa gösterilen kanıtlar ve sunulan görüşlerle ilgili bilgiye sahip olma ve bunlarla ilgili görüş bildirebilme hakkının tanınmasıdır (Doğru, O./ Nalbant, A.: İnsan Hakları Avrupa Sözleşmesi (Açıklama ve Önemli Kararlar), C.1., 2012, s. 637). 24. Hukuki dinlenilme hakkının üçüncü unsurunu, “tarafların iddia ve savunmalarını yargı organlarının tam olarak dikkate alıp değerlendirmesi” oluşturmaktadır. Bu değerlendirmenin de kararların gerekçesinde yapılması gerekir (6100 sayılı HMK'nın Hükümet gerekçesi madde 32). 25. Anayasa’nın 36. maddesine göre mahkemelerin, tarafların dayanaklarını, iddialarını ve delillerini etkili bir biçimde inceleme görevi vardır. Dolayısıyla mahkemelerce, yargılamanın taraflarınca ileri sürülen iddialar ve gösterilen deliller gereği gibi incelemek zorundadır. 26. Nitekim Anayasa Mahkemesi, genel anlamda hakkaniyete uygun bir yargılamanın yürütülebilmesi için silahların eşitliği ve çelişmeli yargılama ilkeleri ışığında taraflara iddialarını sunmak hususunda uygun olanakların sağlanmasının şart olduğunu; taraflara, tanık delili de dâhil olmak üzere delillerini sunma ve inceletme noktasında da uygun imkânların tanınması gerektiğini; bu anlamda delillere ilişkin dengesizlik veya hakkaniyetsizlik iddialarının da yargılamanın bütünü ışığında değerlendirilmesinin zorunlu olduğunu belirtmiştir. Bununla birlikte, bu noktada dikkat edilmesi gereken önemli hususun, tarafların tanık ve bilirkişi incelemesi de dâhil ortaya koydukları delillerin değerlendirilmesi ve özellikle bu taleplerin reddi hâlinde yargılama makamınca bu karara ilişkin tutarlı şekilde gerekçe gösterilmesi gerektiğini vurgulamıştır (Emine Yıldız, B. No: 2014/12324, Karar Tarihi: 01.02.2017, § 34). 27. Bununla birlikte AİHM, ulusal mahkemelerin, davanın taraflarınca öne sürülen iddiaların ve sunulan delillerin kabulünde takdir yetkisine sahip olduklarını; fakat bu yetkiyi kararlarında gerekçe göstererek haklılaştırmakla yükümlü olduklarını vurgulamaktadır. Suominen/Finlandiya kararında, bir hukuk davasının hazırlık duruşmasında başvurucu tarafından sunulan deliller listesinden sadece ikisinin kabul edilmesi ve bu konuda hiçbir gerekçe gösterilmemesi gerekçeli karar hakkı bakımından ihlâl verilmesine neden olmuştur (İnceoğlu, s. 171). B. Basit Yargılama Usulü ve Ön İnceleme 28. HMK’da iki temel yargılama usulü düzenlenmiştir. Bunlar; yazılı (m. 118-186) ve basit (m. 316-322) yargılama usulleridir. Davanın açıldığı mahkemeye veya uyuşmazlığın niteliğine göre uygulanacak yargılama usulü farklılık göstermektedir. 29. HMK’nın “Basit yargılama usulüne tabi dava ve işler” başlıklı 316. maddesinin (g) bendi; “Diğer kanunlarda yer alan ve yazılı yargılama usulü dışındaki yargılama usullerinin uygulanacağı belirtilen dava ve işler basit yargılama usulüne tabidir.” şeklindeki düzenleme ile hangi dava ve işlerin basit yargılama usulüne tabi olduğu gösterilmiştir. 30. Bu itibarla gerek mülga 5521 sayılı İş Mahkemeleri Kanunu’nun 7. maddesi gerekse 25.10.2017 tarihinde yürürlüğe giren 7036 sayılı İş Mahkemeleri Kanunu’nun 7. maddesi gereğince iş mahkemelerinde basit yargılama usulü uygulanmaktadır. 31. Bu usul, daha çabuk sonuçlandırılması gereken, daha kısa bir incelemeye ihtiyaç duyan ve daha kolay bir inceleme ile sonuçlandırılabilecek dava ve işler için kabul edilmiş daha basit ve seri bir yargılama usulüdür. 32. Bu yargılama usulünde, dava ve davaya cevap verilmesi yazılı yargılama usulünde olduğu gibi dilekçe ile olur (m.317/1). Cevap süresi, dava dilekçesinin davalıya tebliğinden itibaren iki haftadır. Ancak, mahkeme duruma göre, bu sürede cevap dilekçesi verilmesi zor ise, bu süre içinde başvurulmak kaydıyla davalıya, bir defaya mahsus olarak ve iki haftayı geçmeyecek ek bir süre verebilir (m.317/2). Belirtmek gerekir ki, 28.07.2020 tarihli ve 31199 sayılı Resmî Gazete’de yayımlanarak yürürlüğe giren 7251 sayılı Hukuk Muhakemeleri Kanunu ile Bazı Kanunlarda Değişiklik Yapılmasına Dair Kanun’un (7251 sayılı Kanun) 31. maddesi ile bu fıkrada yer alan “davalıya, bir defaya mahsus” ibaresi “davalıya, cevap süresinin bitiminden itibaren işlemeye başlamak, bir defaya mahsus olmak” şeklinde değiştirilmiştir. 33. HMK'nın 317. maddesinin üçüncü fıkrası uyarınca, basit yargılama usulünde, dava ve cevap dilekçesi dışında cevaba cevap (replik) ve ikinci cevap (düplik) dilekçesi verilemez. Bu çerçevede, taraflar dilekçeleriyle birlikte, tüm delillerini açıkça ve hangi vakıanın delili olduğunu da belirterek bildirmek, ellerinde bulunan delillerini dilekçelerine eklemek ve başka yerlerden getirtilecek belge ve dosyalar için de, bunların bulunabilmesini sağlayacak bilgilere dilekçelerinde yer vermek zorundadırlar (m. 318). Dilekçe sayısı, bu usulde görülecek işlerin basit olması ve kısa sürede karara bağlanmasını sağlamak amacıyla sınırlandırıldığından, birer defa dilekçe vermek durumunda olan tarafların daha dikkatli davranmaları gerekmektedir. 34. Basit yargılama usulünde iddia ve savunmanın genişletilmesi ve değiştirilmesi yasağı, yazılı yargılama usulünden farklı olarak dava açılmasıyla ve cevap dilekçesinin mahkemeye verilmesiyle başlar (m.319). 35. Yargılamanın gereksiz yere uzamasının engellenmesi, mahkemenin ve tarafların yargılamada gereken hazırlığı davanın başında yapmasının sağlanması bakımından Hukuk Muhakemeleri Kanunu ile dilekçelerin verilmesinden sonra ve tahkikat aşamasından önce gelmek üzere “ön inceleme” adıyla yeni bir yargılama aşaması kabul edilmiştir. 36. HMK’nın “Ön inceleme ve tahkikat” başlıklı 320. maddesinin ikinci fıkrasına göre; “Daha önce karar verilemeyen hâllerde mahkeme, ilk duruşmada dava şartları ve ilk itirazlarla hak düşürücü süre ve zamanaşımı hakkında tarafları dinler; daha sonra tarafların iddia ve savunmaları çerçevesinde, anlaştıkları ve anlaşamadıkları hususları tek tek tespit eder. Uyuşmazlık konularının tespitinden sonra hâkim, tarafları sulhe veya arabuluculuğa teşvik eder. Tarafların sulh olup olmadıkları, sulh olmadıkları takdirde anlaşamadıkları hususların nelerden ibaret olduğu tutanağa yazılır; tutanağın altı hazır bulunan taraflarca imzalanır. Tahkikat bu tutanak esas alınmak suretiyle yürütülür.”. 37. HMK’nın 322. maddesi atfı ile basit yargılama usulünde de uygulama alanı bulan HMK’nın “Ön İnceleme duruşması” başlıklı 140. maddesinin, 28.07.2020 tarihli ve 31199 sayılı Resmî Gazete’de yayımlanarak yürürlüğe giren 7251 sayılı Kanunun 14. maddesi ile değiştirilmeden önceki beşinci fıkrasına göre; ön inceleme duruşmasında, taraflara dilekçelerinde gösterdikleri, ancak henüz sunmadıkları belgeleri mahkemeye sunmaları veya başka yerden getirtilecek belgelerin getirtilebilmesi amacıyla gereken açıklamayı yapmaları için iki haftalık kesin süre verilir. Bu hususların verilen kesin süre içinde tam olarak yerine getirilmemesi hâlinde, o delile dayanmaktan vazgeçilmiş sayılmasına karar verilir. Yapılan değişiklikle ise beşinci fıkra; “139 uncu madde uyarınca yapılan ihtara rağmen dilekçelerinde gösterdikleri belgeleri sunmayan veya belgelerin getirtilmesi için gerekli açıklamayı yapmayan tarafın bu delillere dayanmaktan vazgeçmiş sayılmasına karar verilir.” şeklinde düzenlenmiştir. 38. Burada vurgulanması gereken husus özellikle 140. maddede “dilekçelerinde gösterdikleri” ibaresinin kullanılmış olmasıdır. HMK’nın 140. maddesinin gerekçesinde belirtildiği üzere taraflar, delil olarak dayandıkları belgeleri dilekçelerine ekleyerek vermek ya da başka yerden getirilecekse, bunu belirtmek zorundadırlar. Şayet taraflar, bu konuda yapmaları gereken işlemleri eksik bırakmışlarsa, tahkikata başlamadan önce, taraflara son kez kısa bir süre verilerek bu eksiklikleri tamamlamaları düşünülmüştür. Taraflar bu şanslarını da doğru kullanamazlarsa, artık tahkikat mevcut delillerle yürütülecek ve tarafların o delile dayanmaktan vazgeçtikleri kabul edilecektir. C. İspat ve Tanık Delili 39. Bilindiği üzere, dava konusu edilen bir hakkın ve buna karşı yapılan savunmanın dayandığı vakıaların (olguların) var olup olmadıkları hakkında mahkemeye kanaat verilmesi işlemine ispat denir. İspatın konusunu tarafların üzerinde anlaşamadıkları ve uyuşmazlığın çözümüne etkili olabilecek vakıalar oluşturur ve bu vakıaların ispatı için delil gösterilir (HMK m. 187/1). 40. Vakıa (olgu), kendisine hukuki sonuç bağlanmış olaylardır (03.03.2017 tarihli ve 2015/2 E., 2017/1 K. sayılı Yargıtay İçtihadı Birleştirme Kararı). 41. HMK’nın 189. maddesinin birinci fıkrasında da belirtildiği üzere “Taraflar, kanunda belirtilen süre ve usule uygun olarak ispat hakkına sahiptir.” Madde gerekçesine göre de, “...ispat hakkı kavramı, kanunî sınırları belirtilmek suretiyle, bir davanın her iki tarafına da tanınmış olmaktadır. Böylece ispat, bu maddede taraflar bakımından sadece bir yük olmanın ötesinde aynı zamanda kanunî bir hak olarak düzenlenmiştir.” 42. Belirtmek gerekir ki, sadece taraflarca ileri sürülen ve dayanılan vakıalar, ispatın konusunu oluşturur. Taraflarca getirilen vakıaların hukuki nitelendirmesini yapmak hâkime ait ise de kural olarak taraflarca ileri sürülmeyen vakıaları hâkim araştıramaz ve bunların ispatını da isteyemez. Usul hukukumuza hâkim olan ve HMK'nın 25. maddesinde düzenlenen "Taraflarca getirilme ilkesi" uyarınca, kanunda öngörülen istisnalar dışında, hâkim, iki taraftan birinin söylemediği şeyi veya vakıaları kendiliğinden dikkate alamaz ve onları hatırlatabilecek davranışlarda dahi bulunamaz. 43. Nitekim bu ilkeye uygun olarak HMK'nın "Dava dilekçesinin içeriği" başlıklı 119. maddesinin birinci fıkrasının (e) bendinde "Davacının iddiasının dayanağı olan bütün vakıaların sıra numarası altında açık özetleri"nin gösterilmesi gerektiği düzenlendiği gibi, "Cevap dilekçesinin içeriği" başlıklı 129. maddesinin birinci fıkrasının (d) bendinde de "Davalının savunmasının dayanağı olan bütün vakıaların sıra numarası altında açık özetleri"nin bulunması gerektiği hüküm altına alınmıştır. Görüldüğü üzere, davacı dava dilekçesinde talep sonucunu haklı göstermeye yarayan yani davanın temelini oluşturan maddi vakıaları yazmak zorundadır. Aynı ilke uyarınca davalı da cevap dilekçesinde savunmasının dayanağını oluşturan vakıaları sunmak zorundadır. Böylece davacı iddiasını, davalı da savunmasını somutlaştırmış olacaktır. 44. Uygulamada genel geçer ifadelerle somut vakıalara dayanmadan davaların açılıp yürütülmesinin önüne geçmek amacıyla HMK'da yeni bir düzenleme yapılmış ve 194. maddenin birinci fıkrasında "Taraflar, dayandıkları vakıaları, ispata elverişli şekilde somutlaştırmalıdırlar." hükmüne yer verilmiştir. Aynı maddenin ikinci fıkrasında ise somutlaştırma yükünün delillerle ilişkisi ortaya konulmuş ve tarafların, dayandıkları delilleri ve hangi delilin hangi vakıanın ispatı için gösterildiğini açıkça belirtmek zorunda oldukları düzenlenmiştir (HMK m. 194/2). 45. Bu aşamada, iş hukukundan kaynaklanan davalarda ispat açısından yoğun olarak başvurulan bir delil olan tanık delili üzerinde de durmak gerekmektedir. 46. Tanık, kavram olarak uyuşmazlık hakkında bilgi ve görgüsü bulunan üçüncü kişidir. Kural olarak, üçüncü kişi olması şartıyla, yaşına, hukukî durumuna, taraflarla akrabalık derecesine bakılmaksızın, davada herkes tanık olarak dinlenebilir. Dolayısıyla davanın tarafları tanık olarak dinlenemez. 47. Tanık gösteren taraf, dinleteceği tanıkların adı ve soyadı ile tebliğe elverişli adreslerini içeren listeyi (bu listeyi içeren dilekçesini) mahkemeye verir ve her bir tanığın hangi vakıa hakkında dinlenileceğini de dilekçesinde bildirir. Bu hüküm yukarıda belirtilen ve HMK'nın 194. maddesinde düzenlenen somutlaştırma yükümlülüğünün de bir gereğidir. Ayrıca madde de belirtildiği üzere ikinci bir tanık listesi verilmesi de mümkün değildir (HMK m. 240/2). 48. Tanık listesinde gösterilecek olan tanık sayısı hakkında herhangi bir sınırlama yoktur. İsteyen taraf, istediği sayıda tanığın dinlenilmesini isteyebilir. Kural bu olmakla birlikte hâkim gösterilen çok sayıda tanığın dinlenilmesinin gereksiz olduğu veya davayı uzatma amacıyla yapıldığı sonucuna varırsa, gerekçeli kararında belirtmek şartıyla bütün tanıkları dinlemeyebilir. Bu hususa işaret eden ve yine HMK'nın getirdiği bir yenilik olarak karşımıza çıkan 241. madde “(1) Mahkeme, gösterilen tanıklardan bir kısmının tanıklığı ile ispat edilmek istenen husus hakkında yeter derecede bilgi edindiği takdirde, geri kalanların dinlenilmemesine karar verebilir” düzenlemesini içermektedir. 49. Anılan maddenin gerekçesinde aynen şöyle denilmektedir: "Tanıklardan bir kısmının dinlenilmesiyle yetinilmesi" başlığını taşıyan bu madde, davayı uzatma niyetiyle hareket etmek isteyen tarafın bu konudaki çabalarını önleme yolunda, mahkemeye tanınmış bir imkânı ifade etmektedir. Bir önceki maddenin ikinci fıkrasıyla tanıkların hangi vakıa hakkında dinleneceklerini açıklama görevinin tanığı gösteren tarafa yüklenmiş olduğu da dikkate alınarak, bu bağlamda, taraflarca tanık listesinde gösterilen tanıklardan bir kısmının dinlenmesiyle yeterli derecede sonuç alınmış ise diğerlerinin dinlenmesinden vazgeçilmiş sayılmasına karar verilebilecektir." 50. Bu ilkeler ışığında; bir davada tanıklar HMK’nın 241. maddesinde belirtilen durum ayrık olmak üzere açıkça vazgeçme olmadıkça dinlenilmek zorundadır. 51. Nitekim Hukuk Genel Kurulunun 25.02.2020 tarihli ve 2016/(7)22-371 E., 2020/203 K.; 20.12.2018 tarihli ve 2017/2-2707 E., 2018/1998 K. sayılı kararlarında da aynı ilkeler benimsenmiştir. D. Somut Olayın Değerlendirilmesi 52. Somut uyuşmazlıkta davacı vekili, müvekkilinin davalı asıl işveren Makro Market A.Ş.’ye ait işyerinde diğer davalı nezdinde temizlik işçisi olarak çalıştığını belirterek ödenmeyen işçilik alacaklarının davalılardan tahsilini talep etmiş, davalı ...Ş. vekili ise müvekkili ile diğer davalı arasında asıl-alt işverenlik ilişkisi bulunmadığını, alacak taleplerinden diğer davalının sorumlu olduğunu ileri sürerek davanın reddini savunmuştur. 53. Mahkemece 04.09.2013 tarihli tensip tutanağının 5. bendi ile “Davalı tarafa cevap dilekçesini vermek, davalı tarafa tüm delillerini bildirmek, hangi delilin hangi vakıanın ispatı için gösterildiğini açıklamak, davada tanık dinlenmesi mümkünse hangi tanığı hangi vakıa hakkında dinletmek istediğini açıklamak, delillerinden elinde bulunan belgeleri ve delilleri sunmak, delillerinden başka yerlerden getirtilecek belge ve dosyalar varsa bulunabilmelerini sağlayıcı açıklamalarda bulunmak ve delillerin celbi konusunda masrafını mahkememiz veznesine yatırmak üzere tensip tutanağının tebliğinden itibaren iki hafta kesin süre verilmesine, aksi halde dilekçe vermekten, delil bildirmekten ve tüm bu belirtilen bilgi ve belgeleri açıklamaktan ve vermekten vazgeçmiş sayılacağının ihtarına, ihtaratların işbu tutanağın tebliği yolu ile yapılmasına” dair ara karar kurulmuş ve tensip tutanağı davalı ...Ş.’ye dava dilekçesi ile birlikte 23.09.2013 tarihinde tebliğ edilmiştir. 54. Davalı ...Ş. vekili yasal süresi içinde sunduğu 30.09.2013 havale tarihli cevap dilekçesinde tanık deliline de dayanmakla birlikte tanıkların isim ve adreslerinin bildirileceğini belirtmiş; ayrıca tanıklarının davacının fazla çalışma yapıp yapmadığı ve ücretinin ödenip ödenmediği hususlarında işyeri uygulamasını ispat için dinleneceğini de açıklamıştır. 55. Dilekçeler ibraz edildikten sonra mahkemece 19.11.2013 tarihinde yapılan ön inceleme duruşmasında tarafların sulh olamadıkları ve dava konusu hususların tamamında anlaşamadıkları tespit edilmekle davalı ...Ş. vekili tanıklarının isim ve adreslerini bildirmek için süre talep etmiş ise de, mahkemece “Davalı taraf verilen 2 haftalık kesin süre içinde tanık isimlerini ve adreslerini bildirmediğinden ve davacı taraf muvafakat etmediğinden davalı tarafın tanık dinletme taleplerinin reddine” karar verilmiştir. 56. Bununla birlikte, davalı ...Ş. vekili tarafından sunulan 23.01.2014 havale tarihli dilekçe ile iki tanığın isim ve adresleri bildirilmiş ise de, mahkemece bu tanıklar dinlenilmeksizin yargılama tamamlanmıştır. 57. Yapılan bu açıklamalara göre, basit yargılama usulünde taraflar dava ve cevap dilekçeleri ile delillerini göstermek, delil olarak dayandıkları belgeleri dilekçelerine ekleyerek vermek ya da başka yerden getirtilecekse bunu belirtmek zorunda olduğundan, tanık deliline dayanılması durumunda bu hususun da dava ve cevap dilekçesinde belirtilmesi zorunludur. 58. Diğer taraftan, HMK’nın 240. maddesinde tanık deliline dayanan tarafın tanık listesini sunması gerektiği belirtilmiş ise de, tanık listesinin verilmesi gereken aşama açık olarak düzenlenmemiştir. 59. Yukarıda ayrıntılı olarak izah edildiği üzere, ispat faaliyetinin konusunu tarafların üzerinde anlaşamadıkları ve uyuşmazlığın çözümüne etkili olabilecek vakıalar oluşturur ve bu vakıaların ispatı için delil gösterilir. 60. HMK’nın 320. maddesi gereğince basit yargılama usulünde tarafların iddia ve savunmaları çerçevesinde anlaştıkları ve anlaşamadıkları hususlar ön inceleme aşamasında tespit edileceğinden, ancak bu tespit yapıldıktan sonra çekişmeli vakıaların ispatı için tanık deliline başvurulmasının gerekip gerekmediği taraflarca değerlendirilebilecektir. 61. Bu anlamda olmak üzere dava dilekçesinde ve cevap dilekçesinde soyut olarak tanık deliline dayanan taraf, ön incelemede hakimin tarafların iddia ve savunmaları çerçevesinde anlaştıkları ve anlaşamadıkları hususları tespit etmesinden sonra, hangi konulara ilişkin ve hangi vakıayı ispat için hangi tanığı delil olarak bildirebileceğini belirleyebilir. 62. Bu itibarla, mahkemece yasal süresi içerisinde sunduğu cevap dilekçesinde hangi vakıayı ispat için tanık deliline dayandığını da belirten davalı ...Ş. vekilinin 23.01.2014 havale tarihli dilekçesinde isim ve adreslerini bildirdiği tanıklarının dinlenilmesi gerekirken, tanık dinletme talebinin reddine karar verilmesi, hukuki dinlenilme hakkının ve bu hakkın alt unsurları olan “iddia ve savunma hakkı” ile “açıklama ve ispat hakkı”nın ihlâli niteliğinde olup, adil yargılanma hakkı ile bağdaşmamaktadır. 63. Öte yandan, Özel Daire bozma kararında “Mahkemece ön inceleme duruşması yapılmadan, tensiple taraflara, dilekçelerinde göstermiş oldukları ve belge niteliğindeki delilleri sunmaları veya bulundukları yerlerle ilgili açıklamada bulunmaları (HMK md. 140/5) için süre verilmesi bu anlamda sonuç doğurmaz.” ifadesine yer verilmiş ise de, HMK’nın 140/5. maddesinde yer alan hükmün bozma kararında belirtildiği şekilde yorumlanamayacağı, söz konusu hükmün tensip tutanağı ile belirtilen şekilde taraflara süre verilmesini engellemeyeceği kabul edilerek, belirtilen ifadenin Özel Daire bozma kararından çıkarılması gerektiği sonucuna varılmıştır. 64. Hukuk Genel Kurulunda yapılan görüşmeler sırasında, basit yargılama usulünün uygulandığı eldeki davada HMK’nın 318. maddesinin uygulanması gerektiği, buna göre tarafların dilekçeleri ile birlikte tüm delillerini açıkça ve hangi vakıanın delili olduğunu da belirterek bildirmek; ellerinde bulunan delillerini dilekçelerine eklemek ve başka yerlerden getirilecek belge ve dosyalar için de bunların bulunabilmesini sağlayan bilgilere dilekçelerinde yer vermek zorunda oldukları, basit yargılama usulünde ön inceleme ve tahkikat aşamasının düzenlendiği HMK’nın 320. maddesinde yazılı yargılama usulünde uygulanan HMK’nın 140/5. maddesinde yer alan ve taraflara dilekçelerinde bildirdikleri ancak sunmadıkları delillerini ibraz etmeleri için iki haftalık süre verilmesi şeklindeki düzenlemeye yer verilmediği gibi bu düzenlemenin basit yargılama usulünde uygulama imkanının da bulunmadığı, bu nedenle davalının ön inceleme duruşmasında tanık listesi vermek için istediği süre talebinin mahkemece reddedilmesine yönelik direnme kararının yerinde olduğu belirtilmiş ise de, bu görüş Kurul çoğunluğunca benimsenmemiştir. 65. Hâl böyle olunca, direnme kararının yukarıda belirtilen değişik gerekçe ve nedenlerle bozulmasına karar verilmiştir. IV. SONUÇ Açıklanan nedenlerle; 1-Özel Daire bozma kararında yer alan “Mahkemece ön inceleme duruşması yapılmadan, tensiple taraflara, dilekçelerinde göstermiş oldukları ve belge niteliğindeki delilleri sunmaları veya bulundukları yerlerle ilgili açıklamada bulunmaları (HMK md. 140/5) için süre verilmesi bu anlamda sonuç doğurmaz.” ifadesinin bozma kararından ÇIKARILMASINA, 2-Davalı ...Ş. vekilinin temyiz itirazlarının kabulü ile direnme kararının yukarıda açıklanan değişik gerekçe ve nedenlerden dolayı 6100 sayılı Hukuk Muhakemeleri Kanunu’nun geçici 3. maddesine göre uygulanmakta olan 1086 sayılı Hukuk Usulü Muhakemeleri Kanunu’nun 429. maddesi gereğince BOZULMASINA, İstek hâlinde temyiz peşin harcının yatırana geri verilmesine, Bozma nedenine göre davalı ...Ş. vekilinin sair temyiz itirazlarının şimdilik incelenmesine yer olmadığına, karar düzeltme yolu kapalı olmak üzere, 09.03.2021 tarihinde oy çokluğu ile kesin olarak karar verildi. KARŞI OY Hukuk Genel Kuruluna direnme kararı ile gelen uyuşmazlığın konusu; mahkemece 04.09.2013 tarihli tensip tutanağında davalı tarafa “tüm delillerini bildirmek, hangi delilin hangi vakıanın ispatı için gösterildiğini açıklamak, davada tanık dinlenmesi mümkünse hangi tanığı hangi vakıa hakkında dinletmek istediğini açıklamak” hususunda yasal sonuçları ihtar edilerek iki haftalık kesin süre verildiği basit yargılama usulüne tabi eldeki davada, yasal süresinde verdiği cevap dilekçesinde tanık deliline dayanan ancak tanıklarının isim ve adreslerini belirtmeyen ve ön inceleme duruşmasında bu hususta mahkemeden süre talep eden davalı ...Ş.’nin, tanık dinletme talebinin, aynı duruşmada davacı vekilinin davalının bu talebine muvafakat göstermemesi üzerine mahkemece reddine karar verilmesinin usul ve yasaya aykırı olup olmadığı noktasında toplanmaktadır. Hukuk Muhakemeleri Kanun’unda iki yargılama usulü benimsenmiştir. Yazılı yargılama ve basit yargılama usulü. Delillerin bildirilmesi, ön inceleme duruşması, iddia ve savunmanın genişletilmesi veya değiştirilmesi yasağı her iki usulde ayrı ayrı düzenlenmiştir. Uyuşmazlık konusu dava hizmet ilişkisinden doğması nedeniyle HMK’nun 316. maddesi (d) bendine göre basit yargılama usulüne tabidir. Basit yargılama usulünde delillerin ikamesi HMK’nun 318. maddesinde “Taraflar dilekçeleri ile birlikte, tüm delillerini açıkça ve hangi vakıanın delili olduğunu da belirterek bildirmek; ellerinde bulunan delillerini dilekçelerine eklemek ve başka yerlerden getirilecek belge ve dosyalar için de bunların bulunabilmesini sağlayan bilgilere dilekçelerinde yer vermek zorundadır.” şeklinde düzenlenmiştir. Bu maddeye göre basit yargılama usulünde davalı tüm delillerini açıkça cevap dilekçesi ile bildirmek zorundadır. Ayrıca hangi delilin hangi vakıanın delili olduğunu bildirmek ve ellerinde bulunan delillerini cevap dilekçesine eklemek, başka yerden gelecek belgelerin ve dosyaların bulunabilmesi için tüm bilgileri cevap dilekçesinde yer vermesi zorunludur. Yazılı yargılama usulünde ön incelme duruşması 140. maddesinde düzenlenmişken basit yargılama usulünde yargılamanın daha hızlı yapılması amacı ile 320. maddesinde ayrıca ve farklı olarak düzenlenmiştir. Yazılı yargılama usulünde HMK’nın 140/5 maddesinde ön inceleme duruşmasında, taraflara dilekçelerinde gösterdikleri, ancak henüz sunmadıkları belgeleri mahkemeye sunmaları veya başka yerden getirtilecek belgelerin getirtilebilmesi amacıyla gereken açıklamayı yapmaları için iki haftalık kesin süre verileceği ve bu hususların verilen kesin süre içinde tam olarak yerine getirilmemesi hâlinde, o delile dayanmaktan vazgeçilmiş sayılmasına karar verileceği düzenlenmişken, basit yargılama usulünde 320. maddesinde “Taraflara dilekçelerinde gösterdikleri, ancak henüz sunmadıkları belgeleri mahkemeye sunmaları veya başka yerden getirtilecek belgelerin getirtilebilmesi amacıyla gereken açıklamayı yapmaları için iki haftalık kesin süre verileceği“ şeklinde bir düzenlemeye yer verilmemiştir. Bir başka anlatımla basit yargılama usulünde yazılı yargılama usulünde olduğu gibi HMK’nın 140/5 maddesi gibi taraflara dilekçelerinde bildirdikleri ancak sunmadıkları delillerini ibraz etmeleri için iki haftalık süre verilmesi şeklinde bir düzenlemeye yer verilmemiştir. Zira basit yargılama usulünde HMK’nın 318. maddesine göre taraflar ellerinde bulunan delillerini dilekçelerine eklemek ve başka yerlerden getirilecek belge ve dosyalar için de bunların bulunabilmesini sağlayan bilgilere dilekçelerinde yer vermek zorundadır. Yazılı yargılama usulünde ön inceleme duruşmasında taraflara dilekçelerinde bildirdikleri ancak mahkemeye sunmadıkları belgeleri sunmaları için verilecek iki haftalık kesin süreye ilişkin HMK’nın 140/5 maddesinin basit yargılama usulünde uygulanma imkanının olmadığına göre mahkemece davalının ön inceleme duruşmasında tanık listesi vermek için istediği sürenin reddi usul ve yasaya uygun olduğundan çoğunluğun görüşüne katılmıyorum.

Diğer kararlar (4)

10. Hukuk Dairesi, 2023/11187 E., 2023/9456 K.
orta eşleşmeKarar metninde maddeye atıf varAsliye Hukuk (İş) Mahkemesi
tam metni aç
davacıların, davalının hangi maddi eylemleri veya ne tür mesleki ve hukuki sorumluluğu nedeniyle bir tazminat talep ettiğini açıklanmadığını, davacının bu aşamadan sonra iddialarını genişletmesine muvafakatlerinin bulunmadığını, davacının HMK'nın 318 inci maddesine göre sadece Erzurum 3.
10. Hukuk Dairesi         2023/11187 E.  ,  2023/9456 K. "İçtihat Metni" MAHKEMESİ :Asliye Hukuk (İş) Mahkemesi SAYISI : 2020/83 E., 2020/165 K. KARAR : Kısmen Kabul Taraflar arasındaki iş kazasından kaynaklanan maddi ve manevi tazminat davasından dolayı yapılan yargılama sonunda Mahkemesince davanın kısmen kabulüne karar verilmiştir. Mahkeme kararının davacı vekili ile davalılardan ... Elektrik İnşaat Taahhüt Sanayi ve Ticaret Ltd. Şti ve ... Elektrik Dağıtım A.Ş. vekilleri tarafından temyiz edilmesi üzerine Dairemizin 23.05.2023 tarihli ve 2022/7074 Esas- 2023/5701 Karar sayılı kararıyla Mahkeme kararının onanmasına karar verilmiştir. Davacılar vekili maddi hatanın düzeltilmesi talepli dilekçesinde; hükmedilen manevi tazminat miktarlarının az olduğunu, manevi tazminatın reddolan kısmından vekalet ücreti takdir edilmemesi gerektiğini zira manevi tazminat takdirinin tamamen hakim elinde olduğunu, hükmedilen vekalet ücretlerinin hatalı olduğunu, yargılama giderlerine eksik hükmedildiğini belirterek karar düzeltme taleplerinin kabulüne karar verilmesini talep etmiş olmakla Tetkik Hâkimi ... tarafından hazırlanan rapor dinlendikten sonra dosyadaki belgeler incelenip gereği düşünüldü; I. DAVA Davacılar vekili dava dilekçesinde özetle; müvekkilleri ... ve ...'ın oğlu, ..., ..., ... ve ...'ın kardeşleri müteveffa ...'ın, 03 04.2012 tarihinde geçirdiği iş kazası neticesinde boğularak hayatını kaybettiğini, Erzurum ili Aşkale ilçesi ... köyü sınırları içinde yapılmakta olan Karasu HES projesi göl havzası içerisinde bulunan elektrik direğinin devrilmesi sonucu meydana gelen arızaya müdahale etmek için onarma işinde ... Elektrik A.Ş.'den ( ... Edaş ) Mustafa Arifoğulları isimli teknisyen ve bu şirketin taşeron firması olarak görev yapan ... Elektrik inş.Taah San.Tic. Ltd. Şti.nde görev yapan aralarında müvekkillerin çocuklarının da bulunduğu ..., ..., ... isimli teknisyenlerin içerisinde bulundukları deniz bisikletinin alabora olması neticesinde su içinde yaklaşık bir buçuk saatten fazla bir süre kurtarılmayı bekleyen beş kişinin, havanın ve buz tutmuş gölet suyunun da etkisiyle çırpına çırpına çevrede olayı izleyen vatandaşların gözleri önünde hayata veda ettiklerini, söz konusu iş kazası nedeniyle Erzurum 3. Ağır Ceza Mahkemesi 2013 /121 Esas sayılı dosya ile bir kısım sorumlular hakkında ceza davası açılmış olup halen devam etmekte olduğunu, müteveffa ...'ın, geçirdiği iş kazası sırasında davalılardan ... Elektrik Taah. San Tic. Ltd. Şti.’nin sigortalı işçisi olduğunu. ayrıca diğer davalı ...Ş. ile ... ... Elektrik Taah. San. Tic. Ltd. Şti. arasında alt-üst işveren ilişkisinin mevcut olduğunu ve müvekkillerin uğradıkları zarardan müştereken ve müteselsilen sorumlulukları bulunduğunu, yine davalılardan ... Sigorta A.Ş. 21.03.2011/20.03.2013 başlangıç ve bitiş tarihli Montaj Tüm Riskler Sigorta Poliçesi kapsamında meydana gelen iş kazasından dolayı poliçe limitleri dâhilinde diğer davalılarla birlikte müvekkillerime karşı müştereken ve müteselsilen sorumlu olduuğunu, müteveffa vefat ettiğinde 1992 doğumlu olup henüz 20 yaşında olduğunu, çalışarak ailesinin geçimine yardımcı olan çevresince dürüstlüğüyle, iyiliği ve çalışkanlığıyla tanınan müteveffanın feci bir şekilde ölümünün anne, baba ve kardeşlerini tarifi kabil olmayacak derecede büyük üzüntüye boğmasına sebep olduğunu, üstelik elektrik teknisyeni olan müteveffanın gelecek vaad eden bir genç olduğunu beyan ederek, arz edilen nedenlerle; davaya konu iş kazasında vefat eden müteveffa ...'ın vefatı nedeniyle, davacı baba ... için 150.000,00 TL, anne ... için 150.000,00 TL, kardeşi... için 75.000,00 TL, kardeşi ... için 75.000,00 TL, kardeşi ... için 75.000,00 TL ve kardeşi ... için 75.000,00 TL olmak üzere toplam 600.000,00 TL manevi tazminatın davalılardan müştereken ve müteselsilen tahsilini (... Sigorta A.Ş. açısından taleplerin poliçe limiti ile sınırlı olduğunu) talep ve dava etmiştir. II. CEVAP 1.Davalı ...Ş. vekili cevap dilekçesinde özetle; Diğer davalı ...Ş.’nin müvekkili nezdinde düzenlenen ... numaralı ve 21.03.2011 - 2012 tarihlerini kapsayan İşveren Mali Mesuliyet teminatını içeren “Montaj Tüm Riskler Sigorta Poliçesi” nin mevcut olduğunu, müvekkili Şirketin işbu poliçeden dolayı sorumluluğunun şahıs başına bedeni zararlarda 50.000.00 TL ve her durumda kaza bası 150.000.00 TL ile sınırlı olduğunu, ancak teminat limitini bildirmelerinin iddiaları kabul etmiş oldukları anlamında değerlendirilmemesi gerektiğini, dava konusu olayda 5 işçinin vefat ettiğinin bilindiğini, bu nedenle her ne kadar kişi başı taminatları 50.000,00 TL ise de hakkaniyet gereği vefat eden her bir işçi için 150.000.00 TL/5 = 30.000,00 TL teminat limiti kabul edilmesi gerektiğini, işverenin mali sorumluluk sigortası Genel Şartları ve Poliçe Özel şartlarında belirtildiği üzere; işveren Sorumluluk Sigortası Genel Şartlarının 1 inci maddesinde teminatın kapsamı; "Bu poliçe, iş yerinde meydana gelebilecek iş kazaları sonucunda işverene terettüp edecek hukuki sorumluluk nedeniyle işverene bir hizmet akdi ile bağlı ve Sosyal Sigortalar Kanunu’na tabi işçiler veya bunların hak sahipleri tarafından işverenden talep edilecek ve Sosyal Sigortalar Kurumunun sağladığı yardımların üstündeki ve dışındaki tazminat talepleri ile yine aynı Kurum tarafından işverene karşı iş kazalarından dolayı ikame edilecek rücu davaları sonucunda ödenecek tazminat miktarlarını, poliçede yazılı meblağa kadar temin eder. ” şeklinde tarif edildiğini, Poliçe Özel Şartlarında da buna paralel düzenleme mevcut olduğunu, yukarıdaki madde metninden de anlaşılacağı üzere; iki hususun önem arz ettiğini, Sosyal Sigortalar Kurumunun sağladığı yardımların üstündeki ve dışındaki tazminat talepleri ile Sosyal Sigortalar Kurumunun sağladığı bu yardımların üzerinde ve dışında işverene terettüp edecek hukuki sorumlulukların, sigorta konusu olacağını, gerçek zararın belirlenebilmesi için de konusunda uzman kişiler tarafından bilirkişi incelemesi yapılması gerektiğini, destekten yoksun kalma tazminatı belirlenirken; bilinen ücret, belirlenebilir bir ücret yoksa asgari ücretin baz alınması gerektiğini beyan ederek, tüm delillerin taraflarına tebliğine kadar tüm dava ve savunma haklarının saklı kalmasına, tüm delillerin toplanmasını takiben "Adli Tıp Kurumu ve Trafik İhtisas Dairesi" tarafından kusur tespitinin yapılmasından sonra müvekkili şirkete sigortalı aracın kusurlu bulunması durumunda; yine "Aktüer" sıfatına sahip bir bilirkişi kanalı ile "destekten yoksun kalma" tazminatının hesaplanmasına, müvekkili şirkete sigortalı aracın kusurlu bulunması durumunda; sorumluğunun azami limit ile sınırlı olacağına, müvekkili şirket temerrüde düşmediğinden dava tarihinden itibaren yasal faize hükmedilmesine, müvekkili şirketin dava açılmasına sebebiyet vermediği için yargılama masrafları ve vekalet ücretinin karşı tarafa yükletilmesine, karar verilmesini talep ve beyan etmiştir. 2. Davalı ...Ş. vekili cevap dilekçesinde özetle; davaya konu olayın gerçekleştiği 03.04.2012 tarihinde ustabaşı ..., Arıza-Bakım Yüklenicisi ... Elk. İnş. Taah. Tic. San. Ltd. Şti. Aşkale İlçe Sorumlusu Tekniker ..., diğer yüklenici elemanları teknisyen ..., teknisyen ..., teknisyen ...’ün arızayı gidermek için gölet ortasında elektriksiz durumdaki ... direğine Belediyeden temin ettikleri deniz bisikleti ile müdahale etmeğe çalıştıkları, ancak deniz bisikletinin su alması sonucu batması nedeniyle ölümlü kazanın meydana geldiği ve kazanın asli kusurunun gölet içerisinde hareket edecek sağlam tekne veya bot temin edilerek bu şekilde arızanın giderilmemesinden kaynaklandığının ortada olduğuu, müvekkili Şirketin meydana gelen kazada herhangi bir kusuru veya sorumluluğu olmadığını, söz konusu işin yürütülmesi için 13/01/2011 tarihli sözleşme imzalanarak Arıza Bakım ve Onarım işleri ihale edildiğini, bu yerlerdeki (dava konusu olayın meydana geldiği Aşkale ilçesi dahil ) arıza Bakım ve Onarım işleri 2011-2012 yılları arasında ... Elektrik İnş. Taah. Tic. San. Ltd. Şti. tarafından yürütüldüğünü bahse konu sözleşmenin “İş ve iş yerlerinin korunması ve sigortalanması “ başlıklı 22 nci maddesinde “Yüklenici işin devamı sırasında is yerinde yapılacak çalışmalar nedeniyle işçileri çevre halkının zarara uğramamalarını, zarar görmelerini ve islerde zarar ve hasar meydana gelmesini önleyici tedbirlerin alınmasından da yüklenici firmanın sorumlu olduğunu, alınan bütün tedbirlere rağmen yüklenicinin yaptırdığı islerden dolayı üçüncü kişilerin veya isçilerin zarar görmesi ihtimaline karşı yüklenici üçüncü şahıs mali mesuliyet sigortası.işveren mali mesuliyet sigortasını yapmakla mesul olduğunu ayrıca sigorta kapsamı içerisinde veya dışında kalan hareket ve fiilden dolayı meydana gelebilecek bütün talep ve iddiaların karşılanması yükümlüğünün de yükleniciye ait olduğunu beyan ederek, öncelikle açılan davada kusur ve sorumluluğu bulunmayan müvekkili şirket açısından husumet yönünden reddine karar verilmesini; Mahkemece işin esasına girilecekse; yapılacak yargılama neticesinde müvekkili şirkete yöneltilen haksız ve dayanaksız davanın reddine karar verilmesini; mahkeme harç ve masrafları ile vekalet ücretinin karşı taraf üzerinde bırakılmasına karar verilmesini beyan ve talep etmiştir. 3. Davalı ... İnşaat Taahhüt Sanayi ve Ticaret Ltd. Şti. vekili cevap dilekçesinde özetle; Dava dilekçesi ve eklerinde; davalı müvekkili şirkete izafe edilmiş bir kusur veya kusurlu eylem veya hukuken sorumlu tutulmasını gerektirir bir gerekçe gösterilmediğini, HUMK 19/1-e maddesi gereğince davacının, iddia ettiği olayları sıra numarası altında dava dilekçesinde bildirmekle yükümlü olduğunu, HMK'nun 119/1-f ve HMK'nın 194 üncü maddelerine göre de davacının dayandığı olayları ispata elverişli şekilde somutlaştırması, hangi delille hangi olayı ispat etmeye çalıştığını belirtmek zorunda olduğunu, ancak dava dilekçesinde davacıların, davalının hangi maddi eylemleri veya ne tür mesleki ve hukuki sorumluluğu nedeniyle bir tazminat talep ettiğini açıklanmadığını, davacının bu aşamadan sonra iddialarını genişletmesine muvafakatlerinin bulunmadığını, davacının HMK'nın 318 inci maddesine göre sadece Erzurum 3. Ağır Ceza Mahkemesinin 2013/121 Esas sayılı dava dosyasına delil olarak dayanabileceğini, olayın meydana gelmesinde müvekkili şirkete atfedilecek bir kusur bulunmadığını, Karasu 2 Hes Projesi baraj alanı içerisinde kalan elektrik direklerinden birinin yan yatması nedeniyle oluşan arızayı gidermek, ... Elektrik Ltd. Şti.'nin ... Elektrik A.Ş. ile imzaladığı sözleşme ile yüklendiği görev kapsamı içinde kalmadığını, netice olarak enerji nakil hatlarının deplasesi için yapılması gereken işlemlerin yer ve zamanında ilgili Kurumlarca yapılmadığını, davacılar tarafından talep edilen maddi tazminat talepleri için Borçlar Kanunu 52 nci madde uyarınca müteveffanın kusuru mevcudiyeti nedeniyle indirim taleplerinin mevcut olduğunu ayrıca hesap edilecek maddi tazminattan Borçlar Kanunu 55 inci madde uyarınca Sosyal Güvenlik Kurumunca bağlanan gelirlerin düşülmesi gerektiğini, davacılar tarafından talep edilen manevi tazminat taleplerinin oldukça fahiş olduğunu, davacıların alacaklarına mevduata uygulanan ticari faiz talep etmelerinin hukuki dayanağı bulunmadığını, bu nedenle istenilen faizin niteliğine itiraz ettiklerini, davacıların ancak 3095 sayılı Kanuni Faiz ve Temmerüt Faizine İlişkin Kanun'un 1. ve 2/1 maddeleri gereğince % 9 oranında adi kanuni faiz talep edebileceklerini beyan ederek davanın reddine, yargılama giderlerinin ve vekâlet ücretinin davacı üzerinde bırakılmasına karar verilmesini beyan ve talep etmiştir. III. BOZMA ÖNCESİ VE BOZMA KARARLARI 1.Mahkemenin 16.03.2016 tarih ve 2013/150 E. - 2016/112 K. sayılı ilk kararında özetle; davanın kısmen kabulü ile davacı Naciye Baykal için 35.000,00 TL, ... için 30.0000,00 TL, ..., ..., ... ve ... için 15.000,00'er TL manevi tazminatın 03.04.2012 tarihinden itibaren işleyecek yasal faizi ile birlikte (... Sigorta AŞ için dava tarihi olan 04.11.2013 tarihinden itibaren ve davalı ...Ş. poliçe limiti ile sınırlı olmak üzere) davalılardan müştereken ve müteselsilen alınarak davacılara ödenmesine karar verilmiştir. 2. Kararın davacılar vekili ile davalılardan ... Elektrik İnşaat Taahhüt Sanayi ve Ticaret Ltd. Şti. ve ... Elektrik Dağıtım A.Ş. tarafından temyiz edilmesi üzerine (kapatılan) 21.Hukuk Dairesinin 20.03.2018 tarih ve 2016/18233 E.- 2018/2561 K. sayılı ilamında özetle; davacı anne yararına hükmedilen 35.000,00 TL ile davacı baba yararına hükmedilen 30.000,00 TL manevi tazminatların az olduğuna işaretle karar bozulmuştur. 3. Bozma kararına uyan Mahkemenin 17.10.2018 tarih ve 2018/82 E. - 2018/204 K sayılı ikinci kararında özetle; davanın kısmen kabulü ile davacı ... için 50.000,00 TL, ... için 45.0000,00 TL, ..., ..., ... ve ... için 15.000,00'er TL manevi tazminatın 03.04.2012 tarihinden itibaren işleyecek yasal faizi ile birlikte (... Sigorta A.Ş. için dava tarihi olan 04.11.2013 tarihinden itibaren ve davalı ...Ş. poliçe limiti ile sınırlı olmak üzere) davalılardan müştereken ve müteselsilen alınarak davacılara ödenmesine karar verilmiştir. 4. Kararın davacılar vekili ile davalılardan ... Elektrik İnşaat Taahhüt Sanayi ve Ticaret Ltd. Şti. ve ... Elektrik Dağıtım A.Ş. tarafından temyiz edilmesi üzerine (kapatılan) 21.Hukuk Dairesinin 02.06.2020 tarih ve 2019/895 E.- 2020/1823 K. ile bozmaya uyularak yapılan yargılama neticesinde davacı anne yararına hükmedilen 50.000,00 TL ile davacı baba yararına hükmedilen 45.000,00 TL tutarındaki manevi tazminatların da ayrı ayrı az miktarda olduğu, ayrıca karar ve ilam harcından aleyhine karar verilen davalı taraf sorumlu tutulması gerekirken; kabul ve ret oranına göre paylaştırılarak hükmedilen miktar üzerinden hesap edilen karar ve ilam harcının bir kısmının davacıdan tahsiline karar verilmiş olmasının, aynı zamanda somut olayda kabule göre hükmedilen ve reddolan tazminat miktarları üzerinden tarifenin üçüncü kısmına göre belirlenmesi gereken vekalet ücretinin davacılar ve davalılar lehine 15.150,00 TL olması gerekirken bu miktarı aşacak şekilde taraflar lehine 16.450,00 TL’lik vekalet ücretlerine hükmedilmesinin de hatalı olduğu belirtilerek karar bozulmuştur. IV. BOZMA SONRASI YARGILAMA SÜRECİ VE KARAR Bozma kararına uyan Mahkemece yukarıda tarih ve sayısı belirtilen son kararda özetle; davacı ... ve ...'ın oğulları, ..., ..., ..., ... ın kardeşi müteveffa işçi ...'ın ... Elektrik Ltd. Şti. bünyesinde elektrik teknikeri olarak çalıştığı, ... Elektrik ile ... Edaş arasında yapılan sözleşme gereği asıl işverenin ... Elektrik Ltd. Şti. olduğu ve bu itibarla sorumluluğun bulunduğu, ... Elektrik ile ... Sigorta şirketleri arasında 16.12.2011-20.03.2013 tarihleri arasında geçerli olmak üzere "Montaj Tüm Riskler Sigorta Poliçesi" ile sigorta sözleşmesi imzalandığı sigorta şirketinin de limitleri dahilinde bu itibarla sorumluluğun bulunduğu, mahkemece dosya arasına alınan bilirkişi raporu ile davalıların toplamda %90 kusurlu, müteveffa işçinin ise %10 kusurlu olduğu belirlenmiş, manevi tazminat miktarı belirlenir iken Yargıtayca da bozma kapsamına alınmayan kusur oranlarının gözetildiği, tarafların iddiaları, olayın oluşumu, kusur durumu, ortaya çıkan sonuç, davacıların tümünün manevi zararlarının oluştuğu, davacıların manevi zararlarının karşılığı olmak üzere ekonomik koşullar, tarafların sosyal ve ekonomik durumları, olay tarihi, paranın satın alma gücü, davalıların kusur durumu, olayın ağırlığı dikkate alınarak davacıların çektiği elem ve ızdırabın kısmen de olsa hafifletilmesine yönelik olarak 26.06.1966 tarih 1966/7-7 sayılı içtihadı birleştirme kararı içeriği ve öngördüğü koşulların somut olayda gerçekleşme biçimine, hak ve nesafet kurallarına göre davacıların manevi tazminat talebinin kısmen kabulü ile davacı ... için 80.000,00 TL, ... için 80.000,00 TL, ..., ..., ... ve ... için 15.000,00'er TL manevi tazminatın 03.04.2012 tarihinden itibaren işleyecek yasal faizi ile birlikte (... Sigorta için dava tarihi olan 04.11.2013 tarihinden itibaren ve davalı ...Ş. poliçe limiti ile sınırlı olmak üzere) davalılardan müştereken ve müteselsilen alınarak davacılara ödenmesine, fazlaya ilişkin talebin reddine karar verildiği anlaşılmıştır. V. TEMYİZ A. Temyiz Yoluna Başvuranlar Mahkemenin yukarıda belirtilen kararına karşı süresi içinde davacılar vekili ile davalılardan ... Elektrik İnşaat Taahhüt Sanayi ve Ticaret Ltd. Şti. ve ... Elektrik Dağıtım A.Ş. vekilleri temyiz isteminde bulunmuştur. B. Temyiz Sebepleri 1.Davacılar vekili temyiz dilekçesinde özetle; Türkiye gündemine yansımış emsal nitelikteki davalar ile kıyas edildiğinde hükmedilen manevi tazminat miktarlarının az olduğunu, manevi tazminatın reddolan kısmından vekalet ücreti takdir edilmemesi gerektiğini zira manevi tazminat takdirinin tamamen hakim elinde olduğunu, hükmedilen vekalet ücretlerinin hatalı olduğunu, yargılama giderlerine eksik hükmedildiğini beyanla kararın bozulmasını talep etmiştir. 2.Davalı ... Elektirik Dağıtım A.Ş. vekili temyiz dilekçesinde özetle; kusur oran ve aidiyetlerinin hatalı olduğunu, manevi tazminat miktarlarının fazla olduğunu beyanla kararın bozulmasını talep etmiştir. 3. Davalı ... İnşaat Taahhüt Sanayi ve Ticaret Ltd. Şti. vekili temyiz dilekçesinde özetle; davacı anne ve baba lehine hükmedilen manevi tazminatların olay tarihinden karar tarihine kadar işleyecek faizleriyle çok yüksek miktarlarda olduğunu, kusur oran ve aidiyetlerinin tespitinde işçilerin kusurları göz ardı edilerek kusur belirlendiğini, müvekkilinin kusuru olmadığını beyanla kararın bozulmasını talep etmiştir. C. Değerlendirme A) Davalı ...Ş. vekilinin temyiz itirazları yönünden yapılan incelemede; 1.1086 sayılı HUMK'un 432/4 üncü maddesi uyarınca temyiz, kanuni süre geçtikten sonra yapılır veya temyizi kabil olmayan bir karara ilişkin olursa, kararı veren mahkeme temyiz isteminin reddine karar verir ve Yargıtaya gönderme için yatırılan parayı kullanarak ret kararını kendiliğinden ilgiliye tebliğ eder. 2. 6100 sayılı HMK'nun 81 inci maddesi uyarınca vekilin azli veya istifasının, mahkeme ve karşı taraf bakımından hüküm ifade edebilmesi için, bu konudaki beyanın dilekçeyle bildirilmesi veya tutanağa geçirilmesi ve gerektiğinde ilgilisine yapılacak tebligat giderinin de peşin olarak ödenmesi zorunludur. 3. Somut olayda Mahkemece verilen kararın davalı ...Ş. vekili sıfatıyla Av. Şahsenem Gök'e 13.02.2021 tarihinde tebliğ edildiği, işbu davalıyı temsilen Av. Özde Madırlı tarafından temyiz dilekçesinin ise yasal süre geçirildikten sonra 11.03.2021 tarihinde verildiği, her ne kadar Av. Şahsenem Gök'ün davalı nezdinde iş aktinin tebliğ tarihinden önce feshedildiğine dair davalı nezdinde kayıtlar bulunmakta ise de bu kayıtların mahkeme ve dosyanın tarafları açısından geçerlilik arz edebilmesi için HMK 81 inci maddesi kapsamında mahkemeye sunulmuş olmasının gerektiği bu yönle kararın tebliğinin yapıldığı tarih itibariyle geçerli bir azil veya istifası bulunmayan davalı vekili Av Şahsenem Gök'e yapılan tebligatın geçerli olduğu ve davalının diğer vekili tarafından sunulan temyiz dilekçesinin de bu nedenle süresinde olmadığı anlaşılmakla davalı ...Ş. vekilinin temyiz isteminin süreden reddine karar verilmiştir. B) Davacılar vekili ile davalı ... İnşaat Taahhüt Sanayi ve Ticaret Ltd. Şti vekilinin temyiz itirazları yönünden yapılan incelemede; 1.Temyiz olunan nihai kararların bozulması 1086 sayılı Kanun'un 428 inci maddesinde yer alan sebeplerden birinin varlığı hâlinde mümkündür. 2.Temyizen incelenen Mahkeme kararının bozmaya uygun olduğu, kararda ve kararın gerekçesinde hukuk kurallarının somut olaya uygulanmasında bir isabetsizlik bulunmadığı, bozmaya uyulmakla karşı taraf yararına kazanılmış hak durumunu oluşturan yönlerin ise yeniden incelenmesine hukukça imkân bulunmadığı gözetilerek; temyiz edenlerin sıfatlarına, temyiz kapsam ve nedenlerine göre, davacılar vekili ile davalı ... İnşaat Taahhüt Sanayi ve Ticaret Ltd. Şti. vekilinin temyiz itirazlarının reddiyle kararın onanmasına karar verilmiştir. D. Onama Kararı Dairemizin 23.05.2023 tarihli ve 2022/7074 Esas- 2023/5701 Karar sayılı kararıyla davalı ...Ş. vekilinin temyiz dilekçesinin süreden reddine, davacılar vekili ile davalı ... İnşaat Taahhüt Sanayi ve Ticaret Ltd. Şti. vekilinin yerinde görülmeyen tüm temyiz itirazlarının reddi ile usul ve kanuna uygun olan kararın ONANMASINA karar verilmiştir. E.Maddi Hatanın Düzeltilmesi Yoluna Başvuranlar Dairemizin yukarıda belirtilen kararına karşı süresi içinde davacılar vekili maddi hatanın düzeltilmesi talebinde bulunmuştur. F. Maddi Hata Başvuru Sebepleri Davacılar vekili dilekçesinde özetle; hükmedilen manevi tazminat miktarlarının az olduğunu, manevi tazminatın reddolunan kısmından vekalet ücreti takdir edilmemesi gerektiğini, zira manevi tazminat takdirinin tamamen hakim elinde olduğunu, hükmedilen vekalet ücretlerinin hatalı olduğunu, yargılama giderlerine eksik hükmedildiğini belirterek taleplerinin kabulüne karar verilmesini talep etmiştir. G. Değerlendirme 1. 25.10.2017 tarihinde yürürlüğe giren 7036 sayılı İş Mahkemeleri Kanunu’nun 7 nci maddesinin üçüncü fıkrası gereğince uygulama imkanı bulunan 6100 sayılı HMK maddeleri gereğince iş mahkemelerince verilecek kararlar için karar düzeltme yolu kapalı olmasına karşın Yargıtay İçtihadı Birleştirme Büyük Genel Kurulunun 04.02.1959 tarihli ve 1957 /13 Esas, 1959/5 Karar ve 09.05.1960 tarihli 1960/21 Esas, 1960/9 Karar sayılı kararlarında usuli kazanılmış hak tanımlanmış olmakla beraber Yargıtay Hukuk Genel Kurulunun 06/04/2021 tarihli ve 2018/(21)10-948 E- 2021/416 K sayılı kararında da belirtildiği üzere "Yargıtayın kararı her türlü yorumun, hukuki değerlendirme veya delil takdiri dışında, açıkça ve tartışmasız şekilde başka bir şekilde yorumlanamayacak açıklıkta maddi hataya dayalı ise ve onunla sıkı sıkıya bağlı olduğu halde usuli kazanılmış hak ilkesi uygulanmayacaktır. Yargıtay tarafından dosya kapsamına uygun olmayacak şekilde açık ve tartışmasız bir maddi hata yapılması halinde, bu hata, usuli kazanılmış hak oluşturmayacaktır." Bu kapsamda maddi hataya dayalı Yargıtay kararlarının düzeltilmesi gerektiği Yargıtayın oturmuş ve yerleşmiş içtihatlarındandır. 2. Somut olayda Dairemizce verilen onama kararı sonucu itibariyle doğru olmakla beraber; dosya kapsamında davacılar lehine verilen bir adli yardım kararı olmadığı halde yargılama giderlerinin davacılardan tahsil edilerek Hazineye irat kaydına karar verildiği anlaşılmıştır. 3. O halde kamu düzeni kapsamında re'sen gözetilen sebepler ile davacılar vekilinin bu yönleri amaçlayan maddi hata başvurusu kabul edilerek Dairemizce verilen ve açıkça maddi hataya dayalı olduğu anlaşılan Dairemizin 23.05.2023 tarihli ve 2022/7074 Esas- 2023/5701 Karar sayılı kararının düzeltilerek onanmasına, davacılar vekilinin maddi hata mahiyetinde görülmeyen sair istemlerinin reddine karar verilmiştir. VI. KARAR Açıklanan sebeplerle; 1.Davacılar vekilinin maddi hata başvurusunun kabulü ile Dairemizin 23.05.2023 tarihli ve 2022/7074 Esas- 2023/5701 Karar sayılı ilamının ORTADAN KALDIRILMASINA, 2.Davacılar vekilinin maddi hata başvurusunun kabulü ile Aşkale Asliye Hukuk Mahkemesinin 23.12.2020 tarihli ve 2020/83 E.- 2020/165 K. sayılı kararının hüküm fıkrasının 3. bendi silinerek yerine geçmek üzere; "3.Yargılama gideri olarak harcaması yapılan toplam 3.340,00 TL'nin, davanın kısmen kabul kısmen ret edilmiş olması nedeniyle kabul oranı olarak (%36 nispetinde) hesaplanan 1.202,40 TL'nin davalılardan müştereken ve müteselsilen alınarak davacılara verilmesine bakiye kısmın davacılar üzerinde bırakılmasına," ibareleri yazılmak suretiyle hükmün DÜZELTİLEREK ONANMASINA, 3.Davalı ...Ş. vekilinin temyiz dilekçesinin süreden REDDİNE, 4.Davalı ... İnşaat Taahhüt Sanayi ve Ticaret Ltd. Şti. vekilinin temyiz itirazlarının REDDİNE, Davacılar ve davalı ...Ş. den alınan harcın istek halinde iadesine Aşağıda yazılı temyiz giderinin davalı ... İnşaat Taahhüt Sanayi ve Ticaret Ltd. Şti. den alınmasına, 10.10.2023 tarihinde oy birliğiyle karar verildi.
9. Hukuk Dairesi, 2022/6522 E., 2022/7076 K.
orta eşleşmeKarar metninde maddeye atıf var... 50. Hukuk Dairesi
tam metni aç
6100 sayılı Hukuk Muhakemeleri Kanunu'nun (6100 sayılı Kanun) 27, 240, 243, 318 inci maddeleri.
9. Hukuk Dairesi         2022/6522 E.  ,  2022/7076 K. "İçtihat Metni" BÖLGE ADLİYE MAHKEMESİ : ... 50. Hukuk Dairesi DAVA TÜRÜ : ALACAK İLK DERECE MAHKEMESİ : ... 27. İş Mahkemesi Taraflar arasındaki alacak davasından dolayı yapılan yargılama sonunda İlk Derece Mahkemesince davanın reddine karar verilmiştir. Kararın davacı tarafından istinaf edilmesi üzerine, Bölge Adliye Mahkemesince başvurunun esastan reddine karar verilmiştir. Bölge Adliye Mahkemesi kararı davacı tarafından temyiz edilmekle; kesinlik, süre, temyiz şartı ve diğer usul eksiklikleri yönünden ön inceleme sonucunda temyiz dilekçesinin kabulüne karar verildikten sonra, dosyadaki belgeler incelenip gereği düşünüldü: I. DAVA Davacı vekili dava dilekçesinde; davacı asılın Türk Telekom Telsiz İşletme Müdürlüğünde memur statüsünde çalışmakta iken özelleştirme sonucu 01.07.2005 tarihli devir protokolü ile emekli olana kadar davalı Kurumda çalıştığını, sözü edilen protokolde devir öncesi aylık ücretin, fazla çalışmanın, yılda iki kez ikramiyenin, tediye yarım ikramiyesinin ve nöbet primlerinin ödenmeye devam edeceği belirtilmesine rağmen ilk ay dışında sadece tediye ödemesinin yapıldığını oysa protokole göre devir sonrası alınması gereken ücret ile fark kapanıncaya kadar Genel Müdürlük tarafından devir öncesi hakların tazminat olarak ödenmesi gerektiğini, hesap usulünün ise 02.11.2001 tarihli Genelge ile düzenlendiğini ileri sürerek fazla çalışma, nöbet vardiya ücreti ve ikramiye alacağının davalıdan tahsilini talep etmiştir. II. CEVAP Davalı vekili cevap dilekçesinde; davalı ... ile Türk Telekom A.Ş. arasında 5189 sayılı Çeşitli Kanunlarda Değişiklik Yapılmasına Dair Kanun'un 10 uncu maddesi ile 2813 sayılı Bilgi Teknolojileri ve İletişim Kurumunun Kuruluşuna İlişkin Kanun'a (2813 sayılı Kanun) eklenen ek 2 inci madde kapsamında Türk Telekom personelinin Kıyı Emniyeti Genel Müdürlüğüne devrine ilişkin devir protokolü düzenlendiğini, protokol kapsamında davacının devir alındığı tarihteki ücret ve eklerinin davalı kuruluştaki emsali unvana göre yüksek olduğu anlaşıldığından ücret miktarı eşitleninceye kadar davacıya zam yapılmadığını, 11.12.2016 tarihli ve 2006/233 sayılı Yönetim Kurulu kararı gereği eşitlenme sağlandığını, hiyerarşik yapıya göre ücretlerin yeniden belirlendiğini, kanuni düzenleme gereği yılda iki adet ilave tediye ödemesi yapıldığını, ancak davacının devir öncesi iki tam ikramiye ve dört tediye aldığını, devirle birlikte iki tam ikramiyenin davacının ücretine eklendiğini ve diğer personelin ücretine denk gelene kadar davacının ücretinin dondurulduğunu, bu sürecin iki yıl sürdüğünü ve bu esnada dört tediyenin ödenmeye devam ettiğini, davacının fazla çalışma yapmadığını, nöbetçi olan personelin gece nöbetlerini dinlenme odalarında üç saat dinlenme süresi kullanarak geçirdiğini, davacının devir öncesi aylık 195 saate tekabül eden saat karşılığında vardiya primi aldığını ancak kendi kuruluşlarında vardiya primi olmadığını bu sebeple yerine fazla çalışma ücreti ödendiğini ve talep konusu alacakların zamanaşımına uğradığını savunarak davanın reddini istemiştir. III. İLK DERECE MAHKEMESİ KARARI İlk Derece Mahkemesinin yukarıda tarih ve sayısı belirtilen kararı ile devir protokolü ile devredilen personelin geçmiş haklarından doğan bir fark söz konusu ise bu farkın tazminat olarak ödeneceğinin kararlaştırılmış olduğu, davacının ise tazminat talebinin bulunmadığı, davacının işyeri kayıtlarına göre tespit edilenden fazla çalışmasının olmadığı, işyeri kayıtlarına göre belirlenen fazla çalışmanın karşılığının ise davacıya ödendiği, davacının nöbetçi olduğu günlere karşılık olarak izin kullandığı gerekçeleriyle davanın reddine karar verilmiştir. IV. İSTİNAF A. İstinaf Yoluna Başvuranlar İlk Derece Mahkemesinin yukarıda belirtilen kararına karşı süresi içinde davacı vekili istinaf başvurusunda bulunmuştur. B. İstinaf Sebepleri Davacı vekili; özetle devirden sonraki hak edişlerinin devralan davalı tarafından eksik ödenmesi ya da hiç ödenmemesi sebebiyle davayı açtıklarını, Mahkemece tanıklarını bildirmek üzere taraflara iki haftalık kesin süre verildiğini, bu süre içinde her ne kadar tanık bildirmemiş olsalar da 26.12.2017 tarihli 3 üncü celsede tanıklarını bildirmek için yeniden süre talep ettiklerini, dava kamu düzenine ilişkin olmasına karşın Mahkemece tanık dinletme taleplerinin gerekçesiz reddedildiğini, ücret çizelgeleri, ücret bordrosu, tediye ödemelerini gösteren listeler incelendiğinde; bu alacak kalemlerinin hiçbirinin davacıya ödenmediğinin açıkça görüleceğini ileri sürerek İlk Derece Mahkemesi kararının ortadan kaldırılması ve davanın kabulüne karar verilmesi istemi ile istinaf yoluna başvurmuştur. C. Gerekçe ve Sonuç Bölge Adliye Mahkemesinin yukarıda tarih ve sayısı belirtilen kararı ile davacı vekiline tanık bildirmek üzere yöntemince iki haftalık kesin süre verilmesine karşın tanıkların bildirilmediği, tanık bildirmek için ikinci kez istenilen süre talebinin reddinde isabetsizlik olmadığı, özelleştirme sonrası davacıya ikramiye ödemesinin yapılmayacağına dair 19.07.2005 tarihli Kıyı Emniyeti Genel Müdürlüğünün yazısının bulunması ve davacının bu tarihten sonra bahsi geçen ikramiye alacağının hukuki dayanağının kalmaması karşısında talebin reddinin dosya kapsamına uygun olduğu, yargılamada ileri sürülen iddia ve cevaplar, toplanan deliller, kayıtlar, hükme esas alınan bilirkişi raporu ve tüm dosya kapsamına göre İlk Derece Mahkemesi kararının yerinde bulunduğu gerekçesiyle davacının istinaf başvurusunun esastan reddine karar verilmiştir. V. TEMYİZ A. Temyiz Yoluna Başvuranlar Bölge Adliye Mahkemesinin yukarıda belirtilen kararına karşı süresi içinde davacı vekili temyiz isteminde bulunmuştur. B. Temyiz Sebepleri Davacı vekili; özetle istinaf dilekçesinde belirttiği sebeplerin yanı sıra nöbet vardiyası karşılığı izin kullanmadığını, bilirkişi raporunun hükme esas alınabilir nitelikte olmadığını, raporda hesaplama yapılmadığını, alacakların ödendiğini gösterir ıslak imzalı bir belge olmadığını, tazminat talepleri olmadığı yönünde yapılan değerlendirmenin hatalı olduğunu bu noktada hukuki nitelendirmenin hâkimin görevi olduğunu ileri sürerek Bölge Adliye Mahkemesi kararının bozularak ortadan kaldırılması ve davanın kabulüne karar verilmesi istemi ile temyiz yoluna başvurmuştur. C. Gerekçe 1. Uyuşmazlık ve Hukuki Nitelendirme Uyuşmazlık, davalı ... ile Türk Telekom A.Ş. arasında 5189 sayılı Kanun'un 10 uncu maddesi ile 2813 sayılı Kanun'a eklenen 2 inci madde kapsamında düzenlenen devir protokolüne göre davacının fark alacaklarının bulunup bulunmadığı, fazla çalışma, nöbet vardiya ve ikramiye ücretlerinin eksiksiz ve tam olarak ödenip ödenmediği ve davacı vekilinin tanık deliline yöntemince başvurup başvurmadığı konularına ilişkindir. 2. İlgili Hukuk 1.2709 sayılı Türkiye Cumhuriyeti Anayasası'nın (Anayasa) 36 ncı maddesi. 2. 6100 sayılı Hukuk Muhakemeleri Kanunu'nun (6100 sayılı Kanun) 27, 240, 243, 318 inci maddeleri. 3.2813 sayılı Kanun'un ek 2 nci maddesinin üçüncü fıkrası şöyledir: "...Devredilen personele, devredildiği tarihteki pozisyonlarına ait aylık ücret, ikramiye ve benzeri adlarla yapılan ödemelerin toplam net tutarı, Kıyı Emniyeti ve Gemi Kurtarma İşletmeleri Genel Müdürlüğü tarafından bu personelin istihdam edileceği pozisyonda hak edeceği aylık ücretlerinin, varsa ikramiye dahil, her türlü ödemelerin, fazla çalışma ücreti, fiilen yapılan ders karşılığı ödenen ek ders ücreti hariç olmak üzere, toplam net tutarından fazla olması halinde aradaki fark tutarı, herhangi bir kesintiye tâbi tutulmaksızın ve fark kapanıncaya kadar bu Genel Müdürlükçe ayrıca tazminat olarak ödenir. ... " 3. Değerlendirme 1.Bölge adliye mahkemelerinin nihai kararlarının bozulması 6100 sayılı Kanun'un 371 inci maddesi ile 369 uncu maddesinin birinci fıkrasında yer alan sebeplerden birinin varlığı hâlinde mümkündür. 2.Yukarıda açıklanan İlk Derece ve Bölge Adliye Mahkemeleri gerekçeleri ile ilgili hukuk bölümünde değinilen mevzuat ve tüm dosya kapsamı birlikte değerlendirildiğinde; davalı yanca ileri sürülen zamanaşımı def'i sebebiyle hesaplamaya konu dönem 01.12.2011 tarihinden davacı işçinin emekli olduğu 11.06.2015 tarihine kadar geçen süre olup davacının bu dönem bakımından talep konusu alacakların varlığını ispatlayamadığı, süresinde bildirilmeyen tanıkların dinlenmesi talebinin reddinde ise bir isabetsizlik bulunmadığı anlaşılmaktadır. 3. Temyizen incelenen karar, tarafların karşılıklı iddia ve savunmalarına, dayandıkları belgelere, uyuşmazlığa uygulanması gereken hukuk kuralları ile hukuki ilişkinin nitelendirilmesine, dava şartlarına, yargılama ve ispat kuralları ile kararda belirtilen gerekçelere göre usul ve kanuna uygun olup davacı vekilince temyiz dilekçesinde ileri sürülen nedenler kararın bozulmasını gerektirecek nitelikte görülmemiştir. VI. KARAR Açıklanan sebeple; Temyiz olunan Bölge Adliye Mahkemesi kararının 6100 sayılı Kanun'un 370 inci maddesinin birinci fıkrası uyarınca ONANMASINA, Dosyanın İlk Derece Mahkemesine, kararın bir örneğinin Bölge Adliye Mahkemesine gönderilmesine, 06.06.2022 tarihinde oy birliğiyle karar verildi.
Hukuk Genel Kurulu, 2017/718 E., 2019/131 K.
orta eşleşmeKarar metninde maddeye atıf varİcra Hukuk Mahkemesi
tam metni aç
Basit yargılama usulüne ilişkin kurallar Hukuk Muhakemeleri Kanunu’nun (HMK) 316-322. maddelerinde düzenlenmiş olup, anılan Kanunun 320.
Hukuk Genel Kurulu         2017/718 E.  ,  2019/131 K. "İçtihat Metni" MAHKEMESİ :İcra Hukuk Mahkemesi Taraflar arasındaki “imzaya itiraz” talebinden dolayı yapılan yargılama sonunda İstanbul 9. İcra (Hukuk) Mahkemesince açılmamış sayılmaya dair verilen 17.04.2014 tarihli ve 2012/1183 E., 2014/361 K. sayılı karar, borçlu vekili tarafından temyiz edilmekle Yargıtay 12. Hukuk Dairesinin 13.11.2014 tarihli ve 2014/18754 E., 2014/27067 K. sayılı kararı ile; “...Alacaklı tarafından bonoya dayalı olarak kambiyo senetlerine mahsus haciz yolu ile başlatılan takipte borçlu vekilinin icra mahkemesine başvurarak imzaya ve borca itiraz ettiği. yapılan yargılama sırasında borçlu vekilinin 09.05.2013 tarihli celseye gelmediği, mazeret de bildirmediği gerekçesi ile dosyanın HMK'nun 150. maddesi gereğince işlemden kaldırılmasına karar verildiği, dosyanın 15.05.2013 tarihinde yenilenmesinin ardından borçlu vekilinin bu defa da 17.04.2014 tarihli duruşmaya gelmediği ve ikinci kez takipsiz bırakılmış olması sebebi ile HMK'nun 150/6. maddesi gereğince davanın açılmamış sayılmasına karar verildiği görülmektedir. Borçlu vekili, 17/07/2014 tarihli son duruşma için UYAP üzerinden 16.07.2014 tarihinde mazeret dilekçesi gönderdiği, mazeret dilekçesinde aynı gün başka duruşmalarının bulunduğunu belirterek diğer duruşmalara ilişkin ilgili mahkeme tutanaklarını eklediği ve yokluğunda karar verilmesi talebini içeren dilekçeyi gönderdiği, alacaklı vekilinin mazereti kabul etmediğini belirtmesi üzerine mahkemece, davacının daha önceki mazeretlerinin benimsendiği ancak yargılamanın geride bıraktığı zaman ve aşama dikkate alınarak samimi bulunmayan mazeretin reddine karar verildiği görülmüştür. Davacı vekili mazeretini belgelendirmiştir. Her celseye ilişkin mazeret dilekçesinin kendi içerisinde değerlendirilmesi gerekir. Davacı vekilinin daha önce verdiği ve mahkemece kabul edilen mazeret dilekçelerinin olması, çakışmasında katkısı olduğu ispat edilemeyen, tensip ve duruşma tutanaklarına dayanan 16.4.2014 tarihli mesleki mazeret dilekçesini HMK'nun 29.maddesinde tanımlanan dürüstlük kuralına aykırı kılmaz. Bu durumda mahkemece, borçlu vekilinin mazeretinin kabulü ile yeni duruşma günü verilerek yargılamaya devam edilmesi gerekirken, HMK'nun 150/6. maddesi gereğince davanın açılmamış sayılmasına karar verilmesi usul ve yasaya aykırı olup bozmayı gerektirmiştir…” gerekçesi ile bozularak dosya yerine geri çevrilmekle yeniden yapılan yargılama sonunda mahkemece önceki kararda direnilmiştir. HUKUK GENEL KURULU KARARI Hukuk Genel Kurulunca incelenerek direnme kararının süresinde temyiz edildiği anlaşıldıktan ve 6217 sayılı Kanunun 30. maddesi ile 6100 sayılı Hukuk Muhakemeleri Kanunu'na eklenen "Geçici 3. madde" atfıyla uygulanmakta olan 1086 sayılı HUMK’un 2494 sayılı Kanun ile değişik 438/II. fıkrası hükmü gereğince duruşma isteğinin reddine karar verilip dosyadaki belgeler okunduktan sonra gereği görüşüldü: İstem, kambiyo senetlerine mahsus haciz yoluyla yapılan icra takibinde imzaya itiraz ile takibin iptali talebine ilişkindir. Borçlu vekili; alacaklı tarafından müvekkili aleyhinde yapılan takipte, takibe konu 31.07.2012 ödeme tarihli 15.000,00TL ve 31.08.2012 ödeme tarihli 12.000,00TL miktarlı senetlerdeki imzaların müvekkiline ait olmadığını, bu hususun yapılan inceleme ile belli olacağını, müvekkilinin bonoların alacaklısı görünen Hasyılmaz şirketi ile hiçbir alışverişi olmadığını belirterek imzaya itiraz ile takibe konu senetler yönünden takibin iptaline karar verilmesini talep etmiştir. Alacaklı vekili; imzaların borçlu ... tarafından değil, onun yakını olan ve bilahare azledilen Haydar Güder tarafından atıldığını, Haydar Güder'in yetkili olduğu dönemde uyuşmazlık konusu çeklerin tanzim edildiğini ileri sürerek itirazın reddinin gerektiğini savunmuştur. Mahkemece; borçlu vekilinin 17.04.2014 havale tarihli dilekçesi ile Manyas Asliye Hukuk Mahkemesinin 2013/117 E., Çanakkale Aile Mahkemesinin 2013/253 E., 2012/270 E., ve 2013/752 E. sayılı dosyalarındaki duruşmalarını gerekçe göstererek mazeretli sayılmasını talep ettiği ayrıca yokluğunda davanın kabulüne karar verilmesini de istediği, yargılamaya katılan alacaklı vekilinin, borçlu vekilinin mazeret isteğini kabul etmediği, yargılamanın geride bıraktığı zaman ve aşama ile alacaklı vekilinin de mazeretin reddine ilişkin görüşü birlikte değerlendirildiğinde 09.05.2013 tarihinde işlemden kaldırılan, bilahare 15.05.2013 tarihinde yenilenen ve davacı tarafın son oturuma katılmadığı davanın açılmamış sayılmasına karar verilmiştir Borçlu vekilinin temyiz itirazı üzerine Özel Dairece yukarıda başlık bölümünde gösterilen nedenlerle yerel mahkeme kararı bozulmuştur. Mahkemece önceki gerekçelere ek olarak; mahkemenin her sunulan dilekçeyi kendi içerisinde tutarlı olup olmadığını sınamaktan başka, birden ziyade mazeret dilekçelerini hedefini ve davanın makul sürede yargılama boyutuna olan toplam etkisini de açığa çıkartmak ve sonucuna göre hüküm kurmakla ödevli olduğu, davacının bir başka yerdeki duruşmalarını gerekçe göstererek hem tahkikat aşamalarını aksattığı, hem de davanın karar aşamasında olmasını hiçe sayarak duruşmalar arasında bireysel tercihini başka dosyalar için kullandığı, mazeret dilekçelerinin verilmesi ile geçirilen sürenin toplam süreye oranının davacı vekilinin mazeret kurumu ile temin edilmek istenen amacı aşar bir tutum izlediği, her mazeretin kendi dinamikleri içinde değerlendirilmesine ilişkin görüşün kabul edilebilirliğinin mazeretlerin yoğun, yaygın ve yargılamayı geciktirici olmaması koşulu ile mümkün olduğu gerekçesiyle önceki kararda direnilmiştir. Direnme kararı borçlu vekili tarafından temyize getirilmektedir. Direnme yoluyla Hukuk Genel Kurulu önüne gelen uyuşmazlık; somut olay bakımından davacı (borçlu) vekilinin 16.04.2014 tarihli mazeret dilekçesi ve ekindeki belgeler değerlendirildiğinde, mazeretin haklı olup olmadığı, burada varılacak sonuca göre davanın açılmamış sayılmasına karar verilip verilemeyeceği noktasında toplanmaktadır. İcra mahkemesi yargılamasındaki ilkeleri düzenleyen 2004 sayılı İcra ve İflas Kanunu’nun (İİK.) “yargılama usulleri” başlıklı 18. maddesinin birinci fıkrası icra mahkemesinde basit yargılama usulünün uygulanacağını düzenlemiştir. Basit yargılama usulüne ilişkin kurallar Hukuk Muhakemeleri Kanunu’nun (HMK) 316-322. maddelerinde düzenlenmiş olup, anılan Kanunun 320. maddesinin 4. fıkrasında basit yargılama usulüne tabi davalarda, işlemden kaldırılmasına karar verilmiş olan dosya, yenilenmesinden sonra takipsiz bırakılırsa, davanın açılmamış sayılmasına karar verileceği düzenlenmiş ve 322. maddesinin 1. fıkrasında da bu Kanun ve diğer kanunlarda basit yargılama usulü hakkında hüküm bulunmayan hâllerde, yazılı yargılama usulüne ilişkin hükümlerin uygulanacağı belirtilmiştir. HMK'nın 150. maddesine göre usulüne uygun şekilde davet edilmiş olan taraflar, duruşmaya gelmedikleri veya gelip de davayı takip etmeyeceklerini bildirdikleri takdirde dosyanın işlemden kaldırılmasına karar verilir. İşlemden kaldırıldığı tarihten başlayarak üç ay içinde yenilenmeyen dava, sürenin dolduğu gün itibarıyla açılmamış sayılır ve mahkemece kendiliğinden karar verilerek kayıt kapatılır. HMK'nın 30. maddesinde ise; "Hâkim, yargılamanın makul süre içinde ve düzenli bir biçimde yürütülmesini ve gereksiz gider yapılmamasını sağlamakla yükümlüdür" düzenlemesi ile HMK'nın 150/2. maddesinde "geçerli bir özrü olmaksızın duruşmaya gelmeyen taraf yokluğunda yapılan işlemlere itiraz edemez" hükmü yer almaktadır. Yukarıda yer alan hükümler birlikte değerlendirildiğinde; Anayasa'nın 141/son ve HMK'nın 30. maddelerine göre; "Davaların en az giderle ve mümkün olan süratle sonuçlandırılması" biçiminde açıklanan temel ilke çerçevesinde, davacının duruşmaya katılmama gerekçesi "geçerli bir özür" olarak kabul edilebilir ise yargılamaya devam edilmeli ve dosya işlemden kaldırılmamalıdır. Başka bir anlatımla hukuk yargılamasına ilişkin kurallar, yargılamanın düzenli yapılması ve hakkın olabildiğince çabuk elde edilmesi amacını gerçekleştirmek için getirilmiştir. İşte hakkın elde edilmesi için birer araç olan bu kurallar amaca uygun somut bir görevin varlığı hâlinde uygulama alanı bulurlar. Aksi hâlde, araçla ulaşılması istenilen amaç arasında gerçek ve esaslı bağın bulunmaması anlamsızlığı (şekilcilik) ortaya çıkarır. Mahkemelerin amacı, ne olursa olsun uyuşmazlıkları ortadan kaldırmak değil, pozitif hukukun ölçüsünde, hakkı belirleyerek sonuca ulaşmaktadır. Bu nedenle geciken adaletin adaletsizlik olduğu düşünülerek, davaların uzamasını veya uzatılmak istenmesini engellemek üzere getirilen usul kuralları, kanunun amacına uygun olarak kullanılmalıdır. Yukarıda yapılan açıklamalar ışığında somut uyuşmazlığın incelenmesinde, mahkemece borçlu vekilinin 17.04.2014 tarihli oturuma, aynı gün başka mahkemelerdeki duruşması nedeniyle katılamayacağı yönünde vermiş olduğu 16.04.2014 tarihli mazeret dilekçesinin davanın gereksiz yere uzatıldığı belirtilerek davanın açılmamış sayılmasına karar verildiği anlaşılmaktadır. Ne var ki borçlu vekilinin 16.04.2014 tarihli mazeret dilekçesinde Çanakkale Aile Mahkemesinin 2013/253 E., 2012/270 E., 2013/752 E., Manyas Asliye Hukuk Mahkemesinin 2013/117 E., sayılı dosyalarına ilişkin duruşması olması nedeniyle katılamayacağını, dosyanın tekemmül ettiğini ve yokluğunda karar verilmesini talep ettiği, ayrıca mazeret dilekçesi ekinde bulunan duruşma tutanakları fotokopisi sunmak suretiyle mazeretini belgelendirdiği, bu nedenle mahkemece kabul edilmeyen söz konusu mazeretin haklı bir nedene dayanması, mahkemece yaptırılan bilirkişi inceleme sonucunda raporların verilmiş olması ve yargılamanın geldiği aşama birlikte değerlendirildiğinde borçlu vekilinin davayı uzatma amacı ile mazeret dilekçesi verdiği sonucuna ulaşılamayacağından bu nedenle mazeretin kabul edilmesi gerektiği düşünülmeden, yazılı gerekçe ile davanın açılmamış sayılmasına dair verilen kararın usul kurallarının ruhuna ve özüne uygun düşmediği açıktır. Hâl böyle olunca yerel mahkemece Hukuk Genel Kurulunca da benimsenen Özel Daire bozma kararına uyulması gerekirken, önceki kararda direnilmesi usul ve yasaya aykırıdır. Bu nedenle direnme kararı bozulmalıdır. SONUÇ: Borçlu vekilinin temyiz itirazlarının kabulü ile direnme kararının Özel Daire bozma kararında açıklanan nedenlerle BOZULMASINA, istek hâlinde temyiz peşin harcının yatırana geri verilmesine, 2004 sayılı İcra ve İflas Kanunun 366/III. maddesi uyarınca tebliğden itibaren 10 gün içerisinde karar düzeltme yolu açık olmak üzere 12.02.2019 tarihinde oy birliği ile karar verildi.
22. Hukuk Dairesi, 2015/29624 E., 2015/30479 K.
orta eşleşmeKarar metninde maddeye atıf varAnkara 13. İş Mahkemesi
tam metni aç
Basit yargılama usulüne ilişkin kurallar HMK'nın 316-322. maddelerinde düzenlenmiş olup Yasa'nın 320/4 maddesine göre basit yargılama usulüne tabi davalarda, işlemden kaldırılmasına karar verilmiş olan dosya, yenilenmesinden sonra takipsiz bırakılırsa, davanın açılmamış sayılmasına karar verilir ve Yasa'nın 3
22. Hukuk Dairesi         2015/29624 E.  ,  2015/30479 K. "İçtihat Metni" MAHKEMESİ : Ankara 13. İş Mahkemesi TARİHİ : 21/05/2014 NUMARASI : 2011/866-2014/1371 DAVA : Davacı, kıdem, ihbar tazminatı, ücret alacağı, fazla mesai, ulusal bayram ve genel tatil ile yıllık izin ücreti alacaklarının ödetilmesine karar verilmesini istemiştir. Mahkeme, davanın açılmamış sayılmasına karar vermiştir. Hüküm süresi içinde davacı avukatı tarafından temyiz edilmiş olmakla, dava dosyası için Tetkik Hakimi tarafından düzenlenen rapor dinlendikten sonra dosya incelendi, gereği konuşulup düşünüldü: Y A R G I T A Y K A R A R I Davacı, davalı şirket bünyesinde çalışırken iş sözleşmesinin davalı tarafından haklı sebep olmadan feshedildiğini belirterek kıdem tazminatı ile ödenmeyen bir kısım işçilik alacaklarının hüküm altına alınmasını talep etmiştir. Davalı vekili, davanın reddini savunmuştur. Mahkemece, 21.05.2014 tarihli duruşmada, yeni duruşma gününün tebliği için masraf yatırılmadığı gerekçesi ile davacı vekilinin mazeretinin reddine karar verilmiş ve ikinki kez takipsiz bırakılan dava açılmamış sayılmıştır. Karar, süresi içerisinde davacı tarafından temyiz edilmiştir. 6100 sayılı Hukuk Muhakemeleri Kanunu'nun 150/1. maddesinde; "Usulüne uygun şekilde davet edilmiş olan taraflar duruşmaya gelmedikleri ve gelip de davayı takip etmeyeceklerini bildirdikleri taktirde dosyanın işlemden kaldırılmasına karar verilir" Anılan Kanun'un 320/4. maddesinde; "Basit yargılama usulüne tabi davalarda, işlemden kaldırılmasına karar verilmiş olan dosya, yenilenmesinden sonra takipsiz bırakılırsa, dava açılmamış sayılır." düzenlemesine yer verilmiştir. Dava, 12.08.2011 tarihinde 6100 sayılı Kanun yürürlüğe girmeden önce açılmıştır. Davacı vekili ilk defa 04.06.2013 tarihinde, anılan kanun yürürlüğe girdikten sonra davayı takipsiz bırakmış ve mahkemece dosya işlemden kaldırılmıştır. 17.02.2014 tarihli duruşmada, bilirkişi raporundaki hesap hatalarının giderilmesi için ek rapor alınmasına ve 65,00 TL gider avansının davacı tarafından iki haftalık kesin süre içerisinde ödenmesine karar verilmiştir. Duruşma 21.05.2014 tarihine bırakılmıştır. Davacı vekili belirtilen tarihteki duruşmaya UYAP ortamından gönderdiği mazeret dilekçesinde, Giresun Dereli Asliye Hukuk Mahkemesinin 2014/93-94-95-96 esas sayılı dosyalarındaki keşifler sebebi ile katılamayacağını bildirmiş ve yeni bir duruşma günü belirlenmesini talep etmiştir. Mahkemece, eksik kalan gider avansının tamamlanmadığı ve mazeret dilekçesi ekinde masraf bulunmadığı, davacı vekilinin duruşma gününden ne şekilde haberdar edileceğini de bildirmediği gerekçesi ile mazeretinin reddine karar verilmiştir. Ardından 6100 sayılı Kanun'un 320/4. maddesi gereğince ikinci kez takipsiz bırakılan dava açılmamış sayılmıştır. Davacı vekili UYAP ortamından gönderdiği mazeret dilekçesinde, Giresun Dereli Asliye Hukuk Mahkemesinde keşfi bulunduğu yönünde geçerli bir mazeret bildirmiştir. Aynı yöntemle, belirlenecek duruşma gününün öğrenilmesi mümkün olup, yeni duruşma gününün tebliği için masraf yatırılmamış olması mazeretin reddini gerektirmez. Mahkemece mazeretin kabulü ile yargılamaya devam edilmesi gerekirken, yazılı gerekçe ile mazeretin reddedilmesi ve ardından dosyanın ikinci kez takipsiz bırakıldığı gerekçesi ile davanın açılmamış sayılması hatalı olup bozmayı gerektirmiştir. SONUÇ: Hükmün yukarıda açıklanan sebepten BOZULMASINA, peşin alınan temyiz harcının istek halinde ilgiliye iadesine, 09.11.2015 tarihinde oyçokluğu ile karar verildi. KARŞI OY Dosyadaki yazılara, kararın dayandığı delillerle kanuni gerektirici sebeplere ve özellikle delillerin takdirinde bir isabetsizlik görülmemesine göre, kararın onanması gerekir görüşünde olduğumdan sayın çoğunluğun bozma kararına katılamıyorum.09.11.2015 KARŞI OY "..5521 sayılı İş Mahkemeleri Kanun'un 7. maddesine göre Iş Mahkemelerinde uygulanan şifahi yargılama usulünü düzenleyen HUMK'un 473 vd. maddeleri 6100 sayılı HMK'nın 450. maddesinle yürürlükten kaldırılmıştır. Yasa'nın 316/d bendine göre "hizmet ilişkisinden doğan davalara", 316/g maddesine göre de "Diğer kanunlarda yer alan ve yazılı yargılama usulü dışındaki yargılama usullerinin uygulanacağı belirtilen dava ve işlere" basit yargılama usulünün uygulanması gerektiğinden eldeki uyuşmazlığa basit yargılama usulünün uygulanması gerektiği açıktır. Basit yargılama usulüne ilişkin kurallar HMK'nın 316-322. maddelerinde düzenlenmiş olup Yasa'nın 320/4 maddesine göre basit yargılama usulüne tabi davalarda, işlemden kaldırılmasına karar verilmiş olan dosya, yenilenmesinden sonra takipsiz bırakılırsa, davanın açılmamış sayılmasına karar verilir ve Yasa'nın 322/1 maddesine göre bu Kanun ve diğer kanunlarda basit yargılama usulü hakkında hüküm bulunmayan hâllerde, yazılı yargılama usulüne ilişkin hükümler uygulanır. HMK'nın 150. maddesine göre usulüne uygun şekilde davet edilmiş olan taraflar, duruşmaya gelmedikleri veya gelip de davayı takip etmeyeceklerini bildirdikleri takdirde dosyanın işlemden kaldırılmasına karar verilir. İşlemden kaldırıldığı tarihten başlayarak üç ay içinde yenilenmeyen davalar, sürenin dolduğu gün itibarıyla açılmamış sayılır ve mahkemece kendiliğinden karar verilerek kayıt kapatılır. 6100 HMK'nın 30. maddesine "Hâkim, yargılamanın makul süre içinde ve düzenli bir biçimde yürütülmesini ve gereksiz gider yapılmamasını sağlamakla yükümlüdür" ve HMK'nın 150/2 maddesinde ifade edildiği üzere "geçerli bir özrü olmaksızın duruşmaya gelmeyen taraf yokluğunda yapılan işlemlere itiraz edemez." Bu hükümler birlikte değerlendirildiğinde; Anayasa'nın 141/son ve HMK'nın 30. maddelerine göre "Davalarınen az giderle ve mümkün olan süratle sonuçlandırılması" biçiminde açıklanan temel ilke çerçevesinde davacının duruşmaya katılmama gerekçesi "geçerli bir özür" olarak kabul edilebilir. Somut olayda davacı vekili bir başka mahkemede görülmekte olan davaların aynı gün yapılacak keşiflerin de hazır bulunacağını belirterek mazeretli sayılmasını ve yeni duruşma günü belirlenmesini talep etmiştir. Ancak temyiz dilekçesine eklemiş olduğu keşfe ilişkin ara karar zaptının mazeret dilekçesine eklenmediği gibi yeni duruşma günü ve saatinin tebliği için gerekli tebligat pulunuda vermemiştir. Mahkemece davacı vekilinin bir önceki duruşmada hazır olduğu verilen ara kararlarından haberdar olduğu mazeret dilekçesi ekinde masraf olmadığı gibi duruşma gününden ne şekilde haberdar edilmek istendiğine ilişkin beyanda bulunmadığı gerekçesiyle ikinci kez müracata bırakılan davanın HMK 320/4. md. uyarınca açılmamış sayılmasına karar verilmiştir. Davacı adına iki vekil Avukat O. K.. ve A..A.. Kalaycının vekalet görevini üstlenmiş olduğuda gözetilerek sadece Avukat O. K.. tarafından verilen ve "Davaların en az giderle ve mümkün olan süratle sonuçlandırılması" biçimdeki temel ilkeye aykırı olarak yeni duruşma gününün tebliğ masrafını içermeyen ve belgelenmeyen mazeretin reddine ilişkin mahkeme kararı usul ve yasaya uygun olduğundan kararın bozulmasına ilişkin sayın çoğunluğun görüşüne katılmamaktayım.09.11.2015

Eşleştirme iki kanıta dayanır: kararın kendi metnindeki madde atfı ve şerh kitaplarının o kararı hangi maddenin altında bastığı. Otomatik üretilmiştir, hukuki tavsiye değildir; kararın güncelliğini ve sonraki içtihat değişikliklerini ayrıca denetleyin.