6100 sayılı Hukuk Muhakemeleri Kanunu Madde 33

Hukuk Muhakemeleri Kanunu 33. maddesi, Hukuksal Eğitim mevzuat kütüphanesinde tam metin olarak yayımlanmıştır. Aşağıda maddenin tam metni, maddeyle eşleşen yüksek mahkeme kararları ve bu maddeden çıkmış sınav soruları yer alır. Ham metin için adresin sonuna /raw ekleyin.

Madde Metni

MADDE 33- (1) Hâkim, Türk hukukunu resen uygular. ÜÇÜNCÜ BÖLÜM Hâkimin Yasaklılığı, Reddi ve Hukuki Sorumluluğu BİRİNCİ AYIRIM Hâkimin Davaya Bakmaktan Yasaklılığı ve Reddi Yasaklılık sebepleri

Bu Maddeyle İlgili Yüksek Mahkeme Kararları

305 karar eşleşti
15. Hukuk Dairesi, 2015/5619 E., 2016/2683 K.
yüksek eşleşmeŞerhte bu maddenin altında + kararın kendi atfıTicaret Mahkemesi
HMK'nın 33. maddeye göre hakim Türk hukukunu re'sen uygular.
15. Hukuk Dairesi         2015/5619 E.  ,  2016/2683 K. "İçtihat Metni" Mahkemesi :Ticaret Mahkemesi Yukarıda tarih ve numarası yazılı hükmün duruşmalı olarak temyizen tetkiki davacı vekili tarafından istenmiş olmakla duruşma için tayin edilen günde davacı şirket temsilcisi ... .... geldi. Davalı vekili gelmedi. Temyiz dilekçesinin süresi içinde verildiği anlaşıldıktan ve hazır bulunan davacı şirket temsilcisi dinlendikten sonra vaktin darlığından ötürü işin incelenerek karara bağlanması başka güne bırakılmıştı. Bu kere dosyadaki kağıtlar okunduktan sonra işin gereği konuşulup düşünüldü: - K A R A R - Dava, üçüncü kişi yararına yapılmış sözleşmeye dayalı olarak açılmış alacağın tahsili istemine ilişkin olup, mahkemenin davanın reddine dair kararı davacı vekili tarafından temyiz edilmiştir.Davacı; davalı iş sahibi ile dava dışı yüklenici (... İnşaat San. ve Tic. A.Ş) arasında 22.06.2011 tarihinde .... Bölgesi Doğalgaz konusunda .... Projesi ..... Etap .... ST, PE, SH ...... Dağıtım Hatları Yapımı işi konusunda sözleşme düzenlendiğini, bu sözleşme kapsamındaki PE hatlarının yapım işini yüklenici ile yapılan sözleşme kapsamında taşeron firma olarak üstlendiklerini iş bedeli olan 226.714,57 TL'nin dava dışı yüklenici tarafından öödenmemesi üzerine, yüklenicinin iş sahibi ile yaptığı sözleşmenin 10 ve 11. maddelerine göre bu miktar alacağın kendilerine ödenmesi için ihtarname gönderildiği halde ödeme yapılmadığını belirterek alacak talebinde bulunmuş, davalı ise davacı ile aralarında sözleşme bulunmadığını bu nedenle davanın husumetten reddi gerektiğini, esas yönünden ise yüklenici ile yaptıkları sözleşmenin üçüncü kişinin fiilini taahhüt ya da garanti sözleşmesi olarak kabul edilemeyeceğinden davanın reddi gerektiğini savunmuş, mahkemece davacı ve davalı arasında sözleşme ilişkisi bulunmadığı davalıdan talepte bulunulamayacağı gerekçesiyle davanın husumetten reddine karar verilmiştir.Dava, dava dışı yüklenici ile davacı alt yüklenici arasında yapılan ve 818 sayılı mülga 355 ve devamı maddelerinde düzenlenen eser sözleşmesinden doğan iş bedeli alacağının ödenmediği iddiasıyla, yüklenici ve iş sahibi arasında yapılan eser sözleşmesindeki üçüncü kişi yararına konulan şarta dayalı olarak açılmış alacak davasıdır. HMK'nın 33. maddeye göre hakim Türk hukukunu re'sen uygular. Bu nedenle mahkemece tarafların gösterdiği hukuki sebep ile bağlı olmaksızın somut uyuşmazlığa uygun olan hukuki müessese ve ilgili kanun hükümleri belirlenerek uyuşmazlığın doğru hükümlere göre çözümlenmesi gerekir. Bu açık düzenleme karşısında tarafların, iddia ve savunmalarının dayanağı olarak farklı bir yasa kuralına dayanmış olmaları veya uyuşmazlığın hukuki sebebini oluşturan yasa kuralına dayanmamış olmaları tarafların lehine veya aleyhine sonuç doğurmaz ve bu konuda usuli kazanılmış hak doğduğundan da söz edilemez. Sözleşmelerin nispiliği ilkesi gereğince sözleşme ancak tarafları hakkında hüküm ifade eder ve sözleşmenin tarafı olmayanlar bu sözleşmeye dayanarak bir edimin ifasını isteyemezler. Genel kural bu olmakla birlikte hukukumuzda bu ilkeye getirilmiş istisnaları içeren kurallar da bulunmaktadır. Bunlardan birisi de 818 sayılı BK'nın 111. maddesinde düzenlenen başkası lehine şart hükümleridir. Buna göre taraflar sözleşmede, sözleşmenin tarafı olmayan üçüncü kişi yararına bir şart taraflarca kararlaştırılabilir. Bu şart ile sözleşmenin tarafı, sözleşmeye taraf olmayan kişi yararına bir edimi yerine getirmeyi üstlenir. Üçüncü kişi veya üçüncü kişiye halef olanlar da, tarafların amacına veya örf ve âdete uygun düştüğü takdirde edimin ifasını isteyebilirler. Bu durumda, üçüncü kişi veya ona halef olanlar bu hakkı kullanmak istediklerini borçluya beyan ettiklerinden itibaren alacaklının borçluyu ibraya hakkı kalmaz.Yukarıda yapılan açıklama ve sözü edilen kurallarla birlikte somut olay değerlendirildiğinde;Davalı iş sahibi ile dava dışı yüklenici arasındaki sözleşmenin 10.2.2. maddesinde kesin teminatın iadesinde, 11.1. maddesinde de geçici hakedişin ödenmesinde taşeron alacaklarının ödenmemesi halinde kesin teminattan ve hakedişlerden ödeneceği kabul edilmiş olduğundan bu düzenleme BK'nın 111. maddede düzenlenen başkası lehine şart niteliğindedir. Bu şart üçüncü kişi yararına olduğu kadar sözleşmenin tarafları lehine sonuç doğuran niteliği de vardır. Çünkü bu şart sayesinde yüklenici iş sahibinin ödeme gücünden kaynaklanan itibarından yararlanarak daha çok alt yüklenici ile muhatap olabilecek ve oluşan hizmet arzındaki genişlikten sağladığı fayda ile seçeceği en uygun alt yüklenici ile sözleşme yapabilecektir. İş sahibi de; yüklenicinin yararlandığı hizmet arzındaki genişlik sonucu bulunacak taşeron ile, işin en iyi biçimde en uygun sürede tamamlanabilmesi ve böylece edimin gereği gibi ifası sonucundan yararlanacaktır. Sözleşmenin taraflarının bu şarttan yarar sağladıktan sonra, şartın üçüncü kişi lehine olan sonuçlarının yerine getirilmesinden kaçınılması hakkaniyete uygun olmadığı gibi anılan maddeye de açıkça aykırıdır. Sözleşmedeki bu şart ile davalının yüklendiği edim yükümlülüğü nedeniyle, davacı tarafı olmadığı halde bu sözleşmeye dayalı olarak talepte bulunabilir. Davalı iş sahibinin, kendisinden talepte bulunulduğu tarihte, dava dışı ancak sözleşmenin tarafı yükleniciye henüz ödememiş olduğu olduğu borç var ise bu borcu yükleniciye ödemeyerek öncelikle taşeron alacağına ödemesi gerekir. Kendisine başvurulduğu tarihten sonra yükleniciye ödeme yapmış ise bu ibra yasağına aykırı ve kötü ödeme olup, kötü ödemede bulunan sonucuna katlanmak zorundadır. Ancak davacı da taşeron olarak yaptığı işlerin varlığını ve alacağının miktarını ispatlamalıdır. Bu durumda mahkemece davacının kesin teminatın iadesi ve hakedişlerin ödemesinden önce davalı iş sahibine müracaatı olup olmadığı belirlenmeli ve o tarihte varsa isteyebileceği alacak miktarı ibraz edilen delillere göre hesaplatılıp varsa sonucuna uygun karar verilmesi gerekirken yazılı şekilde karar verilmesi doğru olmamış ve kararın davacı yararına bozulması gerekmiştir. SONUÇ: Yukarıda yazılı nedenlerle davacının temyiz itirazlarının kabulü ile hükmün temyiz eden davacı yararına BOZULMASINA, Yargıtay duruşmasında vekille temsil edilmediğinden davacı yararına vekâlet ücreti takdirine yer olmadığına, ödediği temyiz peşin harcının istek halinde temyiz eden davacıya geri verilmesine, karara karşı tebliğ tarihinden itibaren 15 gün içinde karar düzeltme isteminde bulunulabileceğine 10.05.2016 gününde oybirliğiyle karar verildi.

Diğer kararlar (4)

13. Hukuk Dairesi, 2010/7743 E., 2011/2466 K.
yüksek eşleşmeŞerhte bu maddenin altında basılmış
tam metni aç
(Kapatılan) 13. Hukuk Dairesi         2010/7743 E.  ,  2011/2466 K. "İçtihat Metni" MAHKEMESİ :Asliye Hukuk Mahkemesi Taraflar arasındaki tazminat davasının yapılan yargılaması sonunda ilamda yazılı nedenlerden dolayı davanın kısmen kabulüne, kısmen reddine yönelik olarak verilen hükmün taraflar avukatınca duruşmalı olarak temyiz edilmesi üzerine ilgililere çağrı kağıdı gönderilmişti. Belli günde davacı ... ile davalılar vekili avukat ... 'ın gelmiş olmalarıyla duruşmaya başlanılmış ve hazır bulunan avukatların sözlü açıklamaları dinlenildikten sonra karar için başka güne bırakılmıştı. Bu kez temyiz dilekçesinin süresinde olduğu saptanarak dosya incelendi, gereği konuşulup düşünüldü. KARAR Davacı, 9.3.2006 tarihinde gözün arka kısmında kitle bulunması nedeniyle davalı hastahanede ameliyat olduğunu, ameliyat sonrasında gözünde kanama olması nedeniyle göze tekrar müdahalede bulunulduğunu ve acilen Amerikan hastahanesine kaldırılarak ameliyat olduğunu, Dünya Göz hastanesindeki ameliyat nedeniyle göz kapağında deformasyon ve gözde kayma meydana geldiğini ileri sürerek sosyal güvencesi olduğu halde acilen Amerikan hastahanesine kaldırılarak ameliyat edilmesi nedeniyle Amerikan Hastahanesine ödediği bedel ile göz kapağındaki deformasyon ve gözde meydana gelen kayma nedeniyle yapılması gereken operasyonlar için şimdilik 1.000,00 TL maddi, 300.000,00 Tl manevi tazminatın tahsilini istemiş, Islah ile maddi tazminat talebini 23.786,72 Tl'ye çıkarmıştır. Davalı, davanın reddini dilemiştir. Mahkemece Adli Tıp raporu gözetilerek, davacının göz kapağı ve gözündeki deformasyon ve kayma için gerekli olan masraf bedeli 7.070,95 TL maddi ile 30.000,00 TL manevi tazminatın tahsiline, fazlaya ilişkin istemin reddine karar verilmiş; hüküm, taraflarca temyiz edilmiştir. 2010/7743-2011/2466 1-Bir davada dayanılan maddi olguları hukuksal açıdan nitelendirmek ve uygulanacak yasa hükümlerini bulmak ve uygulamak HUMK'nın 76. maddesi gereği doğrudan hakimin görevidir. Davacı, gözünün arkasındaki kitlenin alınması için davalı hastanede ameliyat olduğunu, ameliyatın kafatası açılarak yapılması gerekirken göz çevresinden girilerek yapıldığını, bununda başarısız olduğunu, müdahalenin özensiz ve kusurlu olması nedeniyle göz kapağı ve gözünde kalıcı zararlara yol açtığını, Amerikan hastanesinde tekrar ameliyat olarak masraf yapmak zorunda kaldığı iddiası ile maddi ve manevi tazminat istemiştir. Davanın temeli vekillik sözleşmesi olup, özen borcuna aykırılığa dayandırılmıştır (BK m. 386-390). Vekil, vekalet görevine konu işi görürken yöneldiği sonucun elde edilmemesinden sorumlu değil ise de, bu sonuca ulaşmak için gösterdiği çabanın, yaptığı işlemlerin, eylemlerin ve davranışların özenli olmayışından doğan zararlardan dolayı sorumludur. Vekilin sorumluluğu, genel olarak işçinin sorumluluğuna ilişkin kurallara bağlıdır. Vekil, işçi gibi özenle davranmak zorunda olup, en hafif kusurundan bile sorumludur (BK m. 321/1). O nedenle davacının tedavisini üstlenen hastane ve doktorların meslek alanı içinde olan bütün kusurları, hafif de olsa, sorumluluğun unsuru olarak kabul edilmelidir. Az yukarıda açıklandığı üzere, doktor tedavi nedeniyle yöneldiği sonucun elde edilmemesinden sorumlu değil ise de, bu sonuca ulaşmak için gösterdiği çabanın, yaptığı işlemlerin eylemlerin ve davranışların özenli olmayışından doğan zararlardan sorumludur. Keza en hafif kusurundan dahi hukuken sorumluluk altındadır. Bu nedenle de bilirkişi raporu önem kazanmakta ve taraf, hakim ve Yargıtay denetimine elverişli bulunmalıdır. Bilirkişi doktorun seçilen tedavi yöntemi ve tedavi aşamalarında gerekli titizliği gösterip göstermediğini uygulanacak tedavi yöntemi ve aşamalarda gerekli titizliği gösterip göstermediğini, uygulanması gereken tedavinin ne olması gerektiğini, doktor tarafından uygulanan tedavinin ne olduğunu, ayrıntılı ve gerekçeli açıklamalı ve sonuca ulaşmalıdır. Bu bağlamda salt yapılan işlemin ne olduğunu açıklamak yeterli kabul edilemez. Kaldı ki, bilirkişinin tarafların itirazlarını da mutlaka karşılamalı ve aydınlatıcı olmalıdır. Hakim’in de bilirkişinin somut olayda görüşünün dosya kapsamına uygun olup olmadığını da denetlemesi gerekmektedir. (TMK.nun md. 4, HUMK.nun md. 240) Dairemizin kararlılık kazanmış uygulamaları ve içtihatları da bu yöndedir. Somut olayda ise; Davacı’nın Davalı hastanede ameliyat edildiği, ameliyattan sonra sağ gözü kapağında düşme ve gözde kayma meydana geldiğini ileri sürmüştür. Davalı ise uygulanan tedavide hata bulunmadığını savunmuştur. Adli Tıp Kurumu 3. İhtisas Kurulu 18.6.2008 tarihli raporunda, 27.2.2006 tarihinde çekilen MR görüntüsünün kitlenin cinsinin tayininde yetersiz olduğu, kontrastlı MR ve anjiyo yapılarak tipinin tayin edilebileceği, bu işlerin eksik bırakıldığı, bu büyüklükteki orbital apekse değin uzanan intrakonal tümöral lezyonun lateral orbitotomi ile çıkarılmasının optik sinir hasarına yol açabilmesi, kanama kontrolündeki güçlük, kitlenin ortaya konulmasındaki yetersizlik nedeniyle tercih edilmemesi gereken bir yöntem olduğu, doktorun eksik eylemi olduğunu belirttiği görülmekle göz kapağındaki deformasyon ve gözdeki kayma nedeniyle gerekli olan tedavi masraflarına hükmedilmiş isede gözdeki bu iki sorunun davalı hastahanedeki ameliyattan mı yoksa Amerikan hastahanesindeki ameliyattan mı kaynaklandığı hususu açıklığa kavuşturulmamıştır. Bu haliyle Raporun olayı aydınlatmaya elverişli ve yeterli olmadığı anlaşılmaktadır. Gerçekten de rapor Davalının itirazlarını karşılamamıştır. Oysa ki, bilirkişi raporunun tarafların itirazlarını karşılayıp aydınlatıcı olması ve dosya kapsamına da uygun olması gerekir. Öyle olunca, Mahkemece bu hususlar üzerinde durulmalı ve Üniversitelerin ilgili bilim dalından seçilecek akademik kariyere sahip (3) kişilik kurul vasıtasıyla davacının gözünde meydana gelen sorunların davalı hastahanedeki operasyon sonucu olup olmadığı hususu üzerinde durulmalıdır. Alınacak rapor sonucuna göre karar verilmesi gerekirken aksi düşüncelerle yetersiz adli tıp raporuna göre karar verilmesi usul ve yasaya aykırı olup bozma gerektirir. 2-Bozma nedenine göre tarafların sair temyiz itirazlarının incelenmesine gerek görülmemiştir. SONUÇ; Yukarıda bir nolu bentte açıklanan nedenlerle temyiz edilen kararın BOZULMASINA, ikinci bentte açıklanan nedenlerle tarafların sair temyiz itirazlarının incelenmesine yer olmadığına, 825,00 TL duruşma avukatlık parasının davacıdan alınarak davalılara ödenmesine, peşin alınan 550.60 TL. temyiz harcının istek halinde davacı ve davalılara iadesine, 21.2.2011 gününde oybirliğiyle karar verildi.
4. Hukuk Dairesi, 2016/13712 E., 2017/165 K.
yüksek eşleşmeŞerhte bu maddenin altında basılmış
tam metni aç

Bu kararın tam metni kütüphanemizde yok; şerhte künyesiyle anılıyor.

18. Hukuk Dairesi, 2016/10875 E., 2016/10063 K.
yüksek eşleşmeŞerhte bu maddenin altında basılmış
tam metni aç

Bu kararın tam metni kütüphanemizde yok; şerhte künyesiyle anılıyor.

8. Hukuk Dairesi, 2016/4516 E., 2016/7105 K.
yüksek eşleşmeŞerhte bu maddenin altında basılmış
tam metni aç

Bu kararın tam metni kütüphanemizde yok; şerhte künyesiyle anılıyor.

Eşleştirme iki kanıta dayanır: kararın kendi metnindeki madde atfı ve şerh kitaplarının o kararı hangi maddenin altında bastığı. Otomatik üretilmiştir, hukuki tavsiye değildir; kararın güncelliğini ve sonraki içtihat değişikliklerini ayrıca denetleyin.

Bu Maddeyle İlgili Sınav Sorusu

Medeni Usul Hukuku

"Hukukun Uygulanması" başlığı altında hâkimin görevi ile ilgili en temel ilke nedir?

A) Hâkim, yabancı hukuku resen uygular.
B) Hâkim, Türk hukukunu resen uygular.
C) Hâkim, tarafların bildirdiği kanun maddeleriyle bağlıdır.
D) Hâkim, örf ve adet hukukunu uygulayamaz.
E) Hâkim, kanun boşluğunda karar vermekten kaçınır.

Bu maddeyle ilgili 1 soru daha var!

Soruların tamamını çözmek, açıklamalı cevapları görmek ve Hukuksal Eğitim yapay zeka asistanı ile çalışmak için platforma katılın.

Hukuksal Eğitim Platformu'na Üye Ol