6100 sayılı Hukuk Muhakemeleri Kanunu Madde 355

Hukuk Muhakemeleri Kanunu 355. maddesi, Hukuksal Eğitim mevzuat kütüphanesinde tam metin olarak yayımlanmıştır. Aşağıda maddenin tam metni, maddeyle eşleşen yüksek mahkeme kararları ve bu maddeden çıkmış sınav soruları yer alır. Ham metin için adresin sonuna /raw ekleyin.

Madde Metni

MADDE 355- (1) İnceleme, istinaf dilekçesinde belirtilen sebeplerle sınırlı olarak yapılır. Ancak, bölge adliye mahkemesi kamu düzenine aykırılık gördüğü takdirde bunu resen gözetir. Duruşma yapılması ve karar verilmesi[50]

Bu Maddeyle İlgili Yüksek Mahkeme Kararları

189 karar eşleşti
9. Hukuk Dairesi, 2024/4394 E., 2024/5688 K.
yüksek eşleşmeKarar metninde maddeye atıf varAntalya Bölge Adliye Mahkemesi 9. Hukuk Dairesi
6100 sayılı Kanun'un "İncelemenin kapsamı" kenar başlıklı 355 inci maddesi şu şekildedir:
9. Hukuk Dairesi         2024/4394 E.  ,  2024/5688 K. "İçtihat Metni" MAHKEMESİ : Antalya Bölge Adliye Mahkemesi 9. Hukuk Dairesi SAYISI : 2017/2478 E., 2017/2228 K. KARAR : İstinaf başvurusunun esastan reddi İLK DERECE MAHKEMESİ : Serik 1. Asliye Hukuk (İş) Mahkemesi SAYISI : 2016/2250 E., 2017/112 K. Taraflar arasındaki işe iade davasından dolayı yapılan yargılama sonunda İlk Derece Mahkemesince davanın kabulüne karar verilmiştir. Kararın davalı vekili tarafından istinaf edilmesi üzerine, Bölge Adliye Mahkemesince başvurunun esastan reddine karar verilmiştir. Bölge Adliye Mahkemesi kararının davalı vekili tarafından temyiz edilmesi üzerine, Dairemizin 16.10.2018 tarihli ve 2018/785 Esas, 2018/18391 Karar sayılı kararı ile Bölge Adliye Mahkemesi kararı ortadan kaldırılarak davanın reddine karar verilmiştir. Davacının bireysel başvurusu üzerine Anayasa Mahkemesince 2019/2609 Başvuru numaralı ve 16.11.2023 tarihli karar ile; davacının 2709 sayılı Türkiye Cumhuriyeti Anayasası’nın (Anayasa) 36 ncı maddesinde güvence altına alınan adil yargılanma ... kapsamındaki gerekçeli karar hakkının ihlal edildiğine karar verilmiştir. Anayasa Mahkemesinin yukarıda tarih ve sayısı belirtilen kararı doğrultusunda Dairemizin 16.10.2018 tarihli ve 2018/785 Esas, 2018/18391 Karar sayılı kararının ortadan kaldırılmasına karar verilmesi gerekmiştir. Bölge Adliye Mahkemesi kararı davalı vekili tarafından temyiz edilmekle; kesinlik, süre, temyiz şartı ve diğer usul eksiklikleri yönünden yapılan ön inceleme sonucunda, temyiz dilekçesinin kabulüne karar verildikten ve Tetkik Hâkimi tarafından hazırlanan rapor dinlendikten sonra dosyadaki belgeler incelenip gereği düşünüldü: I. DAVA Davacı vekili dava dilekçesinde; müvekkilinin davalı Şirkete ait Xanadu Resort Otelde 2001 yılı Temmuz ayından, 03.10.2016 tarihine kadar eğlence müdürü olarak çalıştığını, davalı Şirkete ait otelin 2015 yılı sezon başında genel müdürünün değiştiğini, genel müdür değiştikten sonra birçok personelin işine son verildiğini, müvekkiline de psikolojik taciz (mobbing) uygulandığını, 30.09.2016 tarihinde müvekkiline bir animasyon şirketinde genel müdür olarak çalıştığı ve bilgi sahibi olduğu iddiası ile savunma talepli tutanak tebliğ edildiğini, aynı gün içinde müvekkilinin savunmasını verdiğini ve iddiaların doğru olmadığını belirttiğini, 03.10.2016 tarihinde müvekkilinden aynı iddialar ile tekrar savunma istenildiğini, müvekkilinin yine savunmasında iddiaların doğru olmadığını belirttiğini, savunma dilekçesinin akabinde müvekkilinin istifaya zorlandığını, müvekkilinin davalı Şirketten başka bir şirket için çalışmadığını, genel müdürlük görevi yapmadığını ileri sürerek feshin geçersizliğine ve müvekkilinin işe iadesine, 4 aylık boşta geçen süre ile işe başlatmama hâlinde müvekkilinin çalıştığı süre ve tecrübesi değerlendirildiğinde 8 aylık ücret tutarında tazminata hükmedilmesine karar verilmesini talep etmiştir. II. CEVAP Davalı vekili cevap dilekçesinde; müvekkili Şirketin oteli 01.04.2014 tarihinde devraldığını, davacının da yeni bir iş sözleşmesi ile bu tarihten itibaren çalışmaya başladığını, davacının eğlence müdürü olarak çalıştığı otelde animasyon olarak çalışan İryna Msyhchenko ile evli olduğunu, davacının genel müdür olarak yer aldığı web sitesinde, eşinin de Mira takma adı ile genel müdür yardımcısı olarak yer aldığını, müvekkili Şirketin üst düzey bir yetkilisinin duyum üzerine http://viva-show.com/ adlı Ukrayna uzantılı internet sitesine baktığında Viva Show Production isimli bir yapıda davacının genel müdür, eşi İryna (Mira) Msyhchenkonun genel müdür asistanı olarak yer aldığını gördüğünü, davacıya 30.09.2016 tarihinde yazılı olarak bu konu hakkında savunmasının sorulduğunu, davacının böyle bir şeyin var olmadığını iddia ettiğini, davacının bilmediğini iddia ettiği hususun Antalya 3. Noterliğinden 30.09.2016 tarihinde 16991 ve16992 yevmiye numaraları ile tespit ettirildiğini, bu tespitten bir gün sonra internet sitesini kontrol ettiklerinde sitedeki diğer tüm görüntü ve yazıların aynı kaldığı hâlde eşine ait fotoğraf ve isim ile kendisinin isminin siteden silindiğini gördüklerini, davacının müvekkili Şirket ile yaptığı iş sözleşmesine aykırı hareket ettiğini, 03.10.2016 tarihinde fesih sebebi de belirtilmek suretiyle yapılan yazılı bildirimi imzadan imtina etmesi üzerine tutanak düzenlendiğini ve iadeli mektupla fesih bildiriminin gönderildiğini savunarak davanın reddini istemiştir. III. İLK DERECE MAHKEMESİ KARARI İlk Derece Mahkemesinin yukarıda tarih ve sayısı belirtilen kararı ile; işveren tarafından işçinin feshe dayanak eylemlerinin 30.09.2016 tarihinde öğrenildiği iddia edilmekte ise de Antalya 3. Noterliğinin 30.09.2016 tarihli ve 16691 ve 16692 yevmiye numaralı tespit tutanakları dikkatli bir şekilde incelendiğinde, web sayfası kayıtlarının tespit altına alınması talebinin 26.09.2016 tarihinde yapıldığının görüldüğü, bu durumda anılan olayların her halükarda ve en geç tespit başvuru tarihi olan bu tarihte işveren tarafından öğrenildiğinin kabulünün gerektiği, feshin 4857 sayılı İş Kanunu'nun (4857 sayılı Kanun) 26 ncı maddesindeki öğrenme tarihinden itibaren 6 iş günü içerisinde yapılmamasının feshi usulsüz hâle getirdiği, feshin usulsüzlüğü anlaşılmış olmakla artık işverenin feshin haklılığına ilişkin savunmaları ile ilgili araştırma cihetine gidilmeyerek feshin geçersizliğine karar verilmesi gerektiği gerekçesiyle davacının davasının kabulü ile davalıya ait işletmedeki işine iadesine karar verilmiştir. IV. İSTİNAF A. İstinaf Yoluna Başvuranlar İlk Derece Mahkemesinin yukarıda belirtilen kararına karşı süresi içinde davalı vekili istinaf başvurusunda bulunmuştur. B. İstinaf Sebepleri Davalı vekili süresinden sonra verdiği gerekçeli istinaf dilekçesinde; davalı müvekkili yanında çalışması sırasında davacının Ukrayna uzantılı internet sitesinde başka bir yapıda kendisini genel müdür olarak tanıttığını, bu hususun Noterler Birliği bilişim sistemi kullanılarak söz konusu web sayfasının e-tespitinin yapıldığını, davacının iş sözleşmesine aykırı davrandığını, sır saklama ve rekabet yasağına aykırı hareket ettiğini, İlk Derece Mahkemesinin 6 iş günü hesaplama yönteminin hatalı olduğunu, iş sözleşmesinin haklı nedenle feshedildiğini belirterek İlk Derece Mahkemesi kararının ortadan kaldırılmasını istemiştir. C. Gerekçe ve Sonuç Bölge Adliye Mahkemesinin yukarıda tarih ve sayısı belirtilen kararı ile; davalı vekilinin 24.05.2017 tarihinde süre tutum dilekçesi ibraz ettiği, gerekçeli kararın 19.06.2017 tarihinde usulüne uygun olarak tebliğinden sonra davalı vekilinin 8 günlük istinaf süresinde istinaf sebeplerini belirtir dilekçe ibraz etmediği, gerekçeli istinaf dilekçesinin süresinden sonra ibraz edildiği gerekçesiyle istinaf başvurusunun 6100 sayılı Hukuk Muhakemeleri Kanunu'nun (6100 sayılı Kanun) 342 nci maddesinin üçüncü fıkrası ile 355 inci maddesi uyarınca reddine karar verilmiştir. V. TEMYİZ A. Temyiz Yoluna Başvuranlar Bölge Adliye Mahkemesinin yukarıda belirtilen kararına karşı süresi içinde davalı vekili temyiz isteminde bulunmuştur. B. Temyiz Sebepleri Davalı vekili; istinaf dilekçesinde belirttiği sebepler ile temyiz yoluna başvurmuştur. C. Yargıtay Kararı Dairemizin 16.10.2018 tarihli ve 2018/785 Esas, 2018/18391 Karar sayılı kararı ile; davalı işverenin 26.09.2016 tarihinde öğrendiği olay sonrasında 30.09.2016 tarihinde davacının savunmasını aldığı, yapılan son tahkikat işleminin savunma alma işlemi olduğundan 6 iş günlük hak düşürücü sürenin savunmanın alındığı 30.09.2016 tarihinde başlayacağı, buna göre 03.10.2016 tarihinde yapılan feshin süresinde olduğu, bir an için hak düşürücü sürenin Mahkemenin kabul ettiği gibi öğrenme tarihi olan 26.09.2016 olduğu kabul edilse bile 6 iş günlük sürenin son gününün 02.10.2016 gününe yani iş günü olmayan Pazar'a denk geldiği, buna göre 6 iş gününün son gününün 03.10.2016 olduğu, fesih bu tarihte yapıldığından feshin yine süresinde olduğu, ayrıca Dairemizin yerleşik uygulamasına göre hak düşürücü sürenin geçirilmesinin haklılığı ortadan kaldırıp geçerliliğe etki etmeyeceği, Mahkeme kararının bu yönüyle de hatalı olduğu, dolayısıyla davalının feshinin haklı nedene dayandığı ve feshin hak düşürücü süre içerisinde yapıldığı gerekçesiyle Bölge Adliye Mahkemesi kararının ortadan kaldırılmasına ve davanın reddine kesin olarak karar verilmiştir. D. Bireysel Başvuru Kesinleşen karara karşı davacı taraf Anayasa Mahkemesine bireysel başvuruda bulunmuştur. E. Anayasa Mahkemesi Kararı 1. Anayasa Mahkemesinin 16.11.2023 tarihli ve 2019/2609 Başvuru numaralı kararında; Yargıtay kararında, Bölge Adliye Mahkemesinin süresi içinde gerekçeli istinaf dilekçesi sunulmadığından davalı tarafın istinaf başvurusunun reddine ilişkin usul kararının hukuka uygun olup olmadığına ilişkin bir gerekçeye yer verilmediği, oysa İstinaf Mahkemesince; gerekçeli istinaf dilekçesi süresinde olmadığından verilen istinaf başvurusunun reddi kararının, uyuşmazlığın çözümünde önemli olup bu kararın hukuka uygun olup olmadığının Yargıtayca öncelikli olarak değerlendirilmesi gerektiği, zira Yargıtay tarafınan istinaf başvurusunun reddi kararının hukuka uygun olduğu tespit edilirse uyuşmazlığın esası ile ilgili bir inceleme yapılamayacağından bu durumun başvurucu lehine sonuç doğuracağını, dolayısıyla başvurucunun gerekçeli istinaf dilekçesinin süresinde sunulmadığından Bölge Adliye Mahkemesinin verdiği istinaf başvurusunun reddine ilişkin usul kararının hukuka uygun olduğu iddiasıyla ilgili olarak Yargıtay kararında açık bir gerekçeye yer verilmediği gerekçesiyle, davacı işçinin adil yargılanma ... kapsamındaki gerekçeli karar hakkının ihlal edildiği sonucuna varıldığı belirtilmiştir. 2. Anayasa Mahkemesince, davacının Anayasa'nın 36 ncı maddesinde güvence altına alınan adil yargılanma ... kapsamındaki gerekçeli karar hakkının ihlal edildiğine, kararın bir örneğinin ihlalin sonuçlarının ortadan kaldırılması için yeniden yargılama yapılmak amacıyla Dairemize gönderilmesine karar verilmiştir. F. Gerekçe 1. Uyuşmazlık ve Hukuki Nitelendirme Uyuşmazlık; iş sözleşmesinin feshinin geçerli bir nedeni bulunup bulunmadığı ile buna göre davacının işe iadesine karar verilip verilmeyeceği noktasında toplanmaktadır. 2. İlgili Hukuk 1. 6100 sayılı Kanun'un 369 uncu maddesinin birinci fıkrası ile 371 inci maddesi. 2. 6100 sayılı Kanun'un "İstinaf dilekçesi" kenar başlıklı 342 nci maddesi şu şekildedir: "(1) İstinaf yoluna başvurma, dilekçeyle yapılır ve dilekçeye, karşı tarafın sayısı kadar örnek eklenir. (2) İstinaf dilekçesinde aşağıdaki hususlar bulunur: a) Başvuran ile karşı tarafın davadaki sıfatları, adı, soyadı, Türkiye Cumhuriyeti kimlik numarası ve adresleri. b) Varsa kanuni temsilci ve vekillerinin adı, soyadı ve adresleri. c) Kararın hangi mahkemeden verilmiş olduğu ve tarihi ile sayısı. ç) Kararın başvurana tebliğ edildiği tarih. d) Kararın özeti. e) Başvuru sebepleri ve gerekçesi. f) Talep sonucu. g) Başvuranın veya varsa kanuni temsilci yahut vekilinin imzası. (3) İstinaf dilekçesi, başvuranın kimliği ve imzasıyla, başvurulan kararı yeteri kadar belli edecek kayıtları taşıması durumunda diğer hususlar bulunmasa bile reddolunmayıp, 355 inci madde çerçevesinde gerekli inceleme yapılır." 3. 6100 sayılı Kanun'un "İncelemenin kapsamı" kenar başlıklı 355 inci maddesi şu şekildedir: "(1) İnceleme, istinaf dilekçesinde belirtilen sebeplerle sınırlı olarak yapılır. Ancak, bölge adliye mahkemesi kamu düzenine aykırılık gördüğü takdirde bunu resen gözetir." 4. 4857 sayılı Kanun'un 18, 19, 21 ve 25 inci maddeleri ile aynı Kanun'un 25.10.2017 tarihli 7036 sayılı İş Mahkemeleri Kanunu'nun (7036 sayılı Kanun) 11 inci maddesi ile değiştirilmeden önceki 20 nci maddesi. 3. Değerlendirme 1.İlk Derece Mahkemesinin karar tarihi itibarıyla yürürlükte olan 5521 İş Mahkemeleri Kanunu'nun 8 inci maddesine göre, İlk Derece Mahkemesinin istinaf edilebilen kararlarına karşı, tebliğ tarihinden başlayarak sekiz gün içinde istinaf yoluna başvurulabilir. 2. 6100 sayılı Kanun'un 342 nci maddesi gereğince istinaf dilekçesinde istinaf başvuru sebepleri ve gerekçesi bulunmalıdır. 6100 sayılı Kanun’un 355 inci maddesi gereğince istinaf incelemesi, istinaf dilekçesinde belirtilen sebeplerle sınırlı olarak yapılır. Ancak Bölge Adliye Mahkemesi kamu düzenine aykırılık gördüğü takdirde bunu resen gözetir. 3. Her ne kadar Anayasa Mahkemesinin ihlal kararında; Bölge Adliye Mahkemesinin süresi içinde gerekçeli istinaf dilekçesi sunulmadığından davalı tarafın istinaf başvurusunun reddine ilişkin usul kararının hukuka uygun olup olmadığına ilişkin bir gerekçeye yer verilmediği, Yargıtay tarafından istinaf başvurusunun reddi kararının hukuka uygun olduğunun tespit edilmesi durumunda uyuşmazlığın esası ile ilgili bir inceleme yapılamayacağı belirtilmiş ise de Bölge Adliye Mahkemesi kararının süresi içinde istinaf edildiği, sadece ayrıntılı istinaf sebeplerinin belirtildiği istinaf dilekçesinin süresinde ibraz edilmediği, Bölge Adliye Mahkemesince 6100 sayılı Kanun'un 342 nci maddesinin üçüncü fıkrası ve aynı Kanun'un 355 inci maddesi uyarınca istinaf talebinin reddine karar verildiği, 6100 sayılı Kanun'un 355 inci maddesinde ise istinaf incelemesinin istinaf dilekçesinde belirtilen sebeplerle sınırlı olarak yapılacağının; ancak bölge adliye mahkemesince kamu düzenine aykırılık görüldüğü takdirde bu durumun resen gözetileceğinin belirtildiği, bu madde kapsamında Bölge Adliye Mahkemesince yapılan incelemenin esas bakımından olduğu ve İlk Derece Mahkemesi kararına karşı istinaf talebinin esastan reddine karar verildiği anlaşılmaktadır. Dolayısıyla Dairemizce, Bölge Adliye Mahkemesince verilen bu kararın esas bakımından incelenmesi gerekir. 4. Diğer yandan 4857 sayılı Kanun'un 26 ncı maddesinde öngörülen 6 iş günlük ve 1 yıllık süreler ayrı ayrı hak düşürücü niteliktedir. Bir başka anlatımla fesih hakkını öğrenmeden itibaren 6 iş günü ve olayın gerçekleşmesinden itibaren 1 yıl içinde kullanılması şarttır. Sürelerden birinin dahi geçmiş olması haklı fesih imkânını ortadan kaldırır. Hak düşürücü süreyi niteliğinden dolayı taraflar ileri sürmese dahi, hâkim resen dikkate almak zorundadır. 5. Ayrıca 4857 sayılı Kanun'un 7036 sayılı Kanun'un 11 inci maddesi ile değiştirilmeden önceki 20 nci maddesine göre; işe iade davasının ivedilikle sonuçlandırılması gerekmekte olup Mahkemece verilen karar hakkında temyiz yoluna başvurulması hâlinde, Yargıtayın kesin olarak karar verme yetkisi bulunmaktadır. 6. Yukarıda yapılan açıklamalar doğrultusunda yapılan temyiz incelemesi neticesinde; davacının 30.09.2016 tarihinde savunmasını alarak 4857 sayılı Kanun'un 25 inci maddesinin (II) numaralı bendinin (e) alt bendi kapsamında iş sözleşmesini 03.10.2016 tarihinde sonlandıran işverenin, 6 iş günlük hak düşürücü sürede fesih hakkını kullanmadığı gerekçesiyle davanın kabulüne dair kararın üç yönden yerinde olmadığı anlaşılmıştır: Öncelikle davalı işveren, 26.09.2016 tarihinde feshe konu edilen olayı öğrenmiş olup hak düşürücü süre işlerken 30.09.2016 tarihinde davacının savunmasını almıştır. Yapılan son tahkikat işlemi olan savunma alma işlemi ile hak düşürücü süre kesilmiş olup aynı tarihte yeniden başlayacağından, 03.10.2016 tarihinde yapılan fesih süresindedir. Kaldı ki bir an için hak düşürücü sürenin başlangıcının İlk Derece Mahkemesinin kabul ettiği gibi öğrenme tarihi olan 26.09.2016 olduğu kabul edilse bile 6 iş günlük sürenin son günü Pazar gününe denk geldiğinden, sürenin sona erdiği tarih 03.10.2016 tarihidir. Fesih, bu tarihte yapıldığından yine süresindedir. Dairemizin yerleşik uygulamasına göre hak düşürücü sürenin geçirilmesi, haklılığı ortadan kaldırsa da geçerliliğe etki etmeyeceğinden varılan sonuç bu yönüyle de hatalıdır. 7. Feshin haklı veya geçerli bir nedeni bulunup bulunmadığı konusunda yapılan incelemede; davalı işyerinde eğlence müdürü olarak görev yapan davacının, internet üzerinden iş yapan Viva-Show Production'da kendisini genel müdür, eşini de genel müdür asistanı olarak tanıttığı, yine internet sitesinde davalı Şirkete ait görsellerin kullanıldığı, bir başka ifade ile davacının davalıya ait otelde kendi sorumluluğunda gerçekleşen eğlence aktivitelerini davalının izni ve bilgisi olmaksızın internet üzerinden faaliyet gösteren Viva-Show Production'da kullandığı ve bu yolla ilave iş aldığı, işvereni ile haksız rekabet olarak nitelendirilebilecek davranışlarda bulunduğu, davalı işverenin; bu durumu notere müracaat ile belgelendirdiği ve 30.09.2016 tarihinde davacının savunmasını aldığı, savunma sonrasında işveren ile işçi arasında imzalanmış olan bireysel iş sözleşmesinin 5 inci maddesinin (3) üncü bendinde yer alan “Personel akit süresince ödeme süresi de dahil olmak üzere rekabet yasağı, iş yeri kurallarına uyma ve sır saklama borçlarını yükümlenmiş olur. Personel işverenin işi dışında ücretli ya da ücretsiz olarak başka gerçek ve tüzel kişilerin işinde veya kendi nam veya hesabına çalışamaz.” şeklindeki hüküm gereği 4857 sayılı Kanun'un 25 inci maddesinin (II) numaralı bendinin (e) alt bendi kapsamında iş sözleşmesini 03.10.2016 tarihinde feshettiği anlaşılmıştır. 8. Şu hâlde feshin hak düşürücü süre içerisinde yapıldığı ve haklı nedene dayandığı anlaşılmakla davanın reddi yerine kabulü hatalı olup 4857 sayılı Kanun'un 20 nci maddesinin üçüncü fıkrasının 7036 sayılı Kanun'un 11 inci maddesiyle yapılan değişiklik öncesi düzenlemesi uyarınca, hükmün bozulmak suretiyle ortadan kaldırılması ve aşağıdaki gibi karar verilmesi gerekmiştir. VI. KARAR Açıklanan sebeplerle; A. Dairemizin 16.10.2018 tarihli ve 2018/785 Esas, 2018/18391 Karar sayılı ilâmının ORTADAN KALDIRILMASINA, B. Temyiz olunan, İlk Derece Mahkemesi kararına karşı istinaf başvurusunun esastan reddine ilişkin Antalya Bölge Adliye Mahkemesi 9. Hukuk Dairesinin 09.11.2017 tarihli ve 2027/2748 Esas, 2017/2228 Karar sayılı kararı ile Serik 1. Asliye Hukuk (İş) Mahkemesinin 24.05.2017 tarihli ve 2016/2250 Esas ve 2017/112 Karar sayılı kararının ORTADAN KALDIRILMASINA, C. Davanın REDDİNE, 1. Alınması gerekli 35,90 TL harçtan peşin alınan 29,20 TL harcın mahsubu ile bakiye 6,70 TL harcın davacıdan tahsili ile Hazineye gelir kaydına, 2. Davacının yapmış olduğu yargılama giderinin üzerinde bırakılmasına, davalı tarafından yapıldığı anlaşılan 400,00 TL yargılama giderinin davacıdan tahsili ile davalıya ödenmesine, 3. Davalının yatırdığı 85,70 TL istinaf başvurma harcı ve 31,40 TL istinaf karar harcı olmak üzere toplam 117,10 TL harcın davacıdan alınarak davalıya verilmesine, 4. Karar tarihinde yürürlükte bulunan Avukatlık Asgari Ücret Tarifesi uyarınca hesaplanan 2.180,00 TL vekâlet ücretinin davacıdan tahsili ile davalıya verilmesine, 5. Taraflarca yatırılan gider avanslarının varsa kullanılmayan bakiyelerinin ilgili tarafa iadesine, Peşin alınan temyiz karar harcının istek hâlinde ilgiliye iadesine, Dosyanın İlk Derece Mahkemesine, kararın bir örneğinin Bölge Adliye Mahkemesine gönderilmesine, 26.03.2024 tarihinde oy birliğiyle kesin olarak karar verildi.

Diğer kararlar (4)

11. Hukuk Dairesi, 2021/7484 E., 2023/1539 K.
yüksek eşleşmeKarar metninde maddeye atıf varİstanbul Bölge Adliye Mahkemesi 43. Hukuk Dairesi
tam metni aç
6100 sayılı Kanun'un 355 inci maddesine göre ise istinaf incelemesinin, kamu düzenine aykırılık teşkil eden hususlar haricinde, istinaf dilekçesinde belirtilen sebeplerle sınırlı olarak yapılması gerekmektedir.
11. Hukuk Dairesi         2021/7484 E.  ,  2023/1539 K. "İçtihat Metni" MAHKEMESİ : İstanbul Bölge Adliye Mahkemesi 43. Hukuk Dairesi SAYISI : 2021/957 Esas, 2021/844 Karar HÜKÜM : Esas hakkında yeniden karar verilmesi İLK DERECE MAHKEMESİ : İstanbul Anadolu 6. Asliye Ticaret Mahkemesi SAYISI : 2017/1269 E., 2021/45 K. Taraflar arasındaki hisse devrinin tespiti ve tescili davasından dolayı yapılan yargılama sonunda İlk Derece Mahkemesince konusuz kalan davanın esası hakkında karar verilmesine yer olmadığına karar verilmiştir. Kararın davacılar vekili tarafından istinaf edilmesi üzerine, Bölge Adliye Mahkemesince başvurunun kısmen kabulü ile İlk Derece Mahkemesi hükmünün kaldırılmasına, esas hakkında yeniden hüküm kurulmak suretiyle davalı şirket hakkındaki davanın esastan, davalı şahıslar hakkındaki davanın ise pasif husumet yokluğu nedeniyle usulden reddine karar verilmiştir. Bölge Adliye Mahkemesi kararı davacılar vekili tarafından temyiz edilmekle; kesinlik, süre, temyiz şartı ve diğer usul eksiklikleri yönünden yapılan ön inceleme sonucunda, temyiz dilekçelerinin kabulüne karar verildikten ve Tetkik Hâkimi tarafından hazırlanan rapor dinlendikten sonra dosyadaki belgeler incelenip gereği düşünüldü: I. DAVA Davacılar vekili dava dilekçesinde; müvekkillerinin bir dönem davalı şirketin ortağı olduklarını, müvekkili ...'in şirkette bulunan hissesini 19.02.2010 tarihli sözleşmeyle davalı ...'e, müvekkili ...'in ise 20.01.2011 tarihli sözleşmeyle davalı ...'e devrettiğini, her iki sözleşmenin de noter huzurunda yapıldığını ancak davalı şirketin, söz konusu hisse devirlerini pay defterine işlemediği gibi Ticaret Sicil Müdürlüğü'ne tescil ve ilan da ettirmediğini ileri sürerek müvekkillerinin davalı şirkette bulunan hisselerini belirtilen tarihte devrettiklerinin tespiti ile devrin şirket pay defterine işlenmesine ve Ticaret Sicil Gazetesin'de ilan edilmesine karar verilmesini talep etmiştir. II. CEVAP Davalılar tarafından cevap dilekçesi sunulmamıştır. III. İLK DERECE MAHKEMESİ KARARI İlk Derece Mahkemesinin yukarıda tarih ve sayısı belirtilen kararı ile davalı şirketin 02.04.2018 tarihli genel kurulunda alınan kararla, davaya konu hisse devirlerine muvafakat edilmesine ve devrin pay defterine işlenmesine karar verildiği ve kararın 07.05.2018 tarihli Ticaret Sicil Gazetesin'de ilan edildiği, davanın bu suretle konusuz kaldığı ancak yargılama giderleri ve vekalet ücreti yönünden başlangıçtaki haklılık durumunun tespiti gerektiği, 6762 sayılı Türk Ticaret Kanunu'nun (6762 sayılı Kanun) 520 inci maddesindeki koşullar gözetildiğinde davacıların dava açmakta haklı olduklarından söz edilemeyeceği gerekçesiyle konusuz kalan davanın esası hakkında karar verilmesine yer olmadığına karar verilmiştir. IV. İSTİNAF A. İstinaf Yoluna Başvuranlar İlk Derece Mahkemesinin yukarıda belirtilen kararına karşı süresi içinde davacılar vekili istinaf başvurusunda bulunmuştur. B. İstinaf Sebepleri Davacılar vekili istinaf dilekçesinde özetle; davanın konusuz kalmadığını, zira işbu davadaki taleplerinin, müvekkillerinin devirlerin yapıldığı tarihler itibariyle şirket ortaklığından ayrıldıkları ve bu tarihlerden itibaren şirket ortağı sıfatıyla herhangi bir sorumlulukları bulunmadığının tespiti istemine ilişkin olduğunu, davalı şirketin 2010 ve 2011 yıllarında yapılan devirlere 2018 yılında muvafakat ettiğini ve pay defterine işlediğini, müvekkillerin o tarihten bu yana şirket ortağı sıfatları sebebiyle üçüncü kişilerin alacak ve sair taleplerine muhatap olduğunu ve mal varlıklarını üzerine haciz uygulandığını, müvekkillerinin davalı şirketçe sahte fatura düzenlendiğinden şüphelendiklerini, böyle bir durumda şirket ortağı sıfatıyla cezai sorumluluklarının söz konusu olabileceğini, davalı şirketin, hisse devirlerinin pay defterine işlenmesine ilişkin ortaklar kurulu kararında yer alan imzaların müvekkillerine ait olmadığını, davanın talep ettikleri şekilde karara bağlanmamasının doğru olmadığını belirterek İlk Derece Mahkemesi kararının kaldırılmasını istemiştir. C. Gerekçe ve Sonuç Bölge Adliye Mahkemesinin yukarıda tarih ve sayısı belirtilen kararı ile davaya konu hisse devirlerinin geçerli addedilebilmesi için devrin 6762 sayılı Kanun'un 520 inci maddesinde belirtilen usule uygun olarak yapılması gerektiği, davacıların davalı şirketteki hisselerinin tamamını noter hisse devir sözleşmesi ile diğer davalılara devrettiği sabit ise de bu hisse devir işleminin ortaklar kurulu kararı ile onaylanmamış olduğu, bu işlem yönünden anılan Kanun hükmündeki ¾ çoğunlukla devre izin verme koşulunun somut olayda gerçekleşmediği, şirket ana sözleşmesinde de hisse devrinin ortaklar kurulunun onayı olmadan yapılabilmesine cevaz veren bir hüküm bulunmadığı, bu hale göre, davacıların davalı şirkette ortaklığının yasaya uygun şekilde noter hisse devir tarihinde sona erdirildiğinden söz edilemeyeceği, İlk Derece Mahkemesince, belirtilen hususlar gözetilerek, davanın, davalı şirket yönünden esastan, davalı şahıslar yönünden ise pasif husumet yokluğu nedeniyle usulden reddine karar verilmesi gerekirken yazılı şekilde karar verilmesinin doğru olmadığı gerekçesiyle davacılar vekilinin istinaf başvurusunun kısmen kabulü ile İlk Derece Mahkemesi kararının kaldırılmasına, esas hakkında yeniden hüküm kurulmasına, davalı şirket hakkındaki davanın esastan, davalı şahıslar hakkındaki davanın ise pasif husumet yokluğu nedeniyle usulden reddine karar verilmiştir. V. TEMYİZ A. Temyiz Yoluna Başvuranlar Bölge Adliye Mahkemesinin yukarıda belirtilen kararına karşı süresi içinde davacılar vekili temyiz isteminde bulunmuştur. B. Temyiz Sebepleri Davacılar vekili temyiz dilekçesinde; istinaf dilekçesinde belirtilen hususları tekrar ederek Bölge Adliye Mahkemesi kararının bozulmasını istemiştir. C. Gerekçe 1. Uyuşmazlık ve Hukuki Nitelendirme Uyuşmazlık, davaya konu hisse devirlerinin, somut olaya uygulanması gereken 6762 sayılı Kanun'un 520 inci maddesi anlamında geçerli bir devir olup olmadığı ve davanın konusuz kalıp kalmadığı noktalarında toplanmaktadır. 2. İlgili Hukuk 6100 sayılı Hukuk Muhakemeleri Kanunu’nun (6100 sayılı Kanun) 369 uncu maddesinin birinci fıkrası ile 370 ve 371 inci maddeleri ile aynı Kanun'un 355 inci maddesi, 6762 sayılı Kanun'un 520 inci maddesi 3. Değerlendirme 1.Dava, hisse devrinin tespiti ile şirket pay defterine ve ticaret siciline tescili istemine ilişkindir. 2.Aleyhe bozma yasağı ilkesi gereğince, taraflardan yalnız birinin temyizi halinde, Yargıtay, hükmü temyiz edenin aleyhine bozamaz. Aynı ilke istinaf kanun yolu içinde geçerlidir. 6100 sayılı Kanun'un 355 inci maddesine göre ise istinaf incelemesinin, kamu düzenine aykırılık teşkil eden hususlar haricinde, istinaf dilekçesinde belirtilen sebeplerle sınırlı olarak yapılması gerekmektedir. 3.Somut olayda, İlk Derece Mahkemesince, konusuz kalan davanın esası hakkında karar verilmesine yer olmadığına karar verilmiş, karara karşı davacılar vekilince, yukarıda özetlenen gerekçelerle istinaf kanun yoluna başvurulmuştur. Bölge Adliye Mahkemesince, yazılı gerekçeyle, İlk Derece Mahkemesi kararının kaldırılmasına, esas hakkında yeniden hüküm tesis edilmek suretiyle davalı şahıslar hakkındaki davanın pasif husumet yokluğu, davalı şirket hakkındaki davanın ise esastan reddine karar verilmiştir. Ancak Bölge Adliye Mahkemesinin esas hakkında yeniden verdiği karar, istinafa başvuran davacılar bakımından İlk Derece Mahkemesi kararına nazaran daha aleyhe olup, aleyhe bozma yasağı ilkesine aykırıdır. Bunun yanında istinaf incelemesinin de 6100 sayılı Kanun'un 355 inci maddesinde belirtildiği şekilde istinaf dilekçesinde belirtilen sebeplerle sınırlı olarak yapılmadığı görülmektedir. 4. İlk Derece Mahkemesince verilen karar ve ileri sürülen istinaf sebepleri gözetildiğinde Bölge Adliye Mahkemesince yapılması gereken iş, istinaf dilekçesinde belirtilen sebeplerle sınırlı olarak İlk Derece Mahkemesi kararının istinaf incelemesine tabi tutulması ve dava dilekçesindeki netice-i talep ve davadan sonraki süreçte yaşanan gelişmeler karşısında davanın konusuz kalıp kalmadığı belirlenerek sonucuna göre bir karar verilmesi olmalıdır. 5. Bu itibarla, Bölge Adliye Mahkemesince, aleyhe bozma yasağına ve 6100 sayılı Kanun'un 355 inci maddesine aykırılık teşkil eder şekilde karar verilmesi doğru görülmemiş, bozmayı gerektirmiştir. VI. KARAR Açıklanan sebeplerle; Temyiz olunan Bölge Adliye Mahkemesi kararının BOZULMASINA, Bozma sebebine göre davacılar vekilinin diğer temyiz itirazlarının incelenmesine şimdilik yer olmadığına, Peşin alınan temyiz karar harcının istek halinde ilgiliye iadesine, Dosyanın kararı veren Bölge Adliye Mahkemesine gönderilmesine, 14.03.2023 tarihinde oy birliğiyle karar verildi.
5. Hukuk Dairesi, 2021/6934 E., 2022/745 K.
yüksek eşleşmeKarar metninde maddeye atıf var... Bölge Adliye Mahkemesi 8. Hukuk Dairesi
tam metni aç
Hukuk Dairesi'nin istinaf isteminin HMK'nın 353/1-b-1 maddesi uyarınca esastan reddine, HMK'nın 355. maddesi gereğince kamu düzenine ilişkin nedenler re'sen gözetilerek HMK'nın 353/1-b-2 maddesi uyarınca ilk derece mahkemesi kararı düzeltilmek suretiyle esas hakkında yeniden karar verilmesine dair yukarıda gün ve sayıları yazılı kararının Yargıta
5. Hukuk Dairesi         2021/6934 E.  ,  2022/745 K. "İçtihat Metni" MAHKEMESİ : ... Bölge Adliye Mahkemesi 8. Hukuk Dairesi Taraflar arasındaki 4650 sayılı Kanunla değişik 2942 sayılı Kamulaştırma Kanunu'nun 10. maddesine dayanan kamulaştırma bedelinin tespiti ve kamulaştırılan taşınmazın davacı idare adına tescili davasından dolayı yapılan yargılama sonunda: Davanın kabulüne ilişkin verilen ilk derece mahkemesinin kararına karşı, taraf vekillerinin istinaf başvurusu üzerine ... Bölge Adliye Mahkemesi 8. Hukuk Dairesi'nin istinaf isteminin HMK'nın 353/1-b-1 maddesi uyarınca esastan reddine, HMK'nın 355. maddesi gereğince kamu düzenine ilişkin nedenler re'sen gözetilerek HMK'nın 353/1-b-2 maddesi uyarınca ilk derece mahkemesi kararı düzeltilmek suretiyle esas hakkında yeniden karar verilmesine dair yukarıda gün ve sayıları yazılı kararının Yargıtay'ca incelenmesi taraf vekillerince verilen dilekçeler ile istenilmiş olmakla dosyadaki belgeler okunup uyuşmazlık anlaşıldıktan sonra gereği görüşülüp düşünüldü: - K A R A R - Dava, 4650 sayılı Kanunla değişik 2942 sayılı Kamulaştırma Kanunu'nun 10. maddesine dayanan kamulaştırma bedelinin tespiti ve kamulaştırılan taşınmazın davacı idare adına tescili istemine ilişkindir. İlk derece mahkemesince davanın kabulüne ilişkin olarak verilen karara karşı, taraf vekilleri tarafından yapılan istinaf başvurusunun ... Bölge Adliye Mahkemesi 8. Hukuk Dairesi'nce HMK’nın 353/1-b-1 maddesi uyarınca esastan reddine, HMK’nın 355. maddesi gereğince kamu düzenine ilişkin nedenler re'sen gözetilerek HMK’nın 353/1-b-2 maddesi uyarınca düzeltilerek yeniden yeniden esas hakkında hüküm kurulmasına dair verilen karar, taraf vekillerince temyiz edilmiştir. Dosyada bulunan kanıt ve belgelere, kararın dayandığı gerekçelere göre; arazi niteliğindeki ... İli, ... İlçesi, ... Mahallesi, 58 ada 2-A parsel sayılı taşınmaza 2942 sayılı Kamulaştırma Kanunu'nun 11/1-f maddesi uyarınca gelir metodu esas alınarak değer biçilmesine ve tespit edilen bedelin bloke ettirilerek davalı tarafa ödenmesine ilişkin ilk derece mahkemesinden verilen karara karşı yapılan istinaf başvurusunun esastan reddi ile HMK'nın 355. maddesi gereğince kamu düzenine ilişkin nedenler re'sen gözetilerek 6100 sayılı HMK'nın 353/1-b-2 maddesi uyarınca düzeltilerek yeniden karar verilmesinde bir isabetsizlik görülmemiştir. Taraf vekillerinin temyiz itirazları yerinde olmadığından usul ve yasaya uygun olan hükmün HMK'nın 370. maddesi gereğince ONANMASINA, davacı idare harçtan muaf olduğundan harç alınmamasına, davalıdan peşin alınan temyiz ve temyize başvurma harçlarının Hazineye irad kaydedilmesine, 24/01/2022 gününde oybirliğiyle karar verildi.
12. Hukuk Dairesi, 2025/300 E., 2025/1910 K.
orta eşleşmeKarar metninde maddeye atıf varAnkara Bölge Adliye Mahkemesi 15. Hukuk Dairesi
tam metni aç
HMK’nın 355. maddesinde;
12. Hukuk Dairesi         2025/300 E.  ,  2025/1910 K. "İçtihat Metni" MAHKEMESİ : Ankara Bölge Adliye Mahkemesi 15. Hukuk Dairesi Yukarıda tarih ve numarası yazılı Bölge Adliye Mahkemesince verilen kararın müddeti içinde temyizen tetkiki şikayetçi borçlu tarafından istenmesi üzerine bu işle ilgili dosya daireye gönderilmiş olup, dava dosyası için Tetkik Hakimi ... tarafından düzenlenen rapor dinlendikten ve dosya içerisindeki tüm belgeler okunup incelendikten sonra işin gereği görüşülüp düşünüldü: Alacaklı tarafından adi kiraya ve hasılat (ürün) kiralarına ilişkin haciz yolu ile takip başlatıldığı, borçlunun takibe itirazda bulunmadığı ve ödeme yapmadığı görülmekle alacaklının icra mahkemesine başvurarak borçlunun takip konusu taşınmazdan tahliyesini talep ettiği, ilk derece mahkemesince, davanın kabulü ile borçlunun taşınmazdan tahliyesine karar verildiği, borçlu tarafından istinaf yoluna başvurulması üzerine, Bölge Adliye Mahkemesince, istinaf başvurusunun esastan reddine karar verildiği görülmüştür. Sair temyiz itirazları yerinde değil ise de; TBK’nun 362/2. maddesi gereğince ihtarlı ödeme emrinde hasılat (ürün) kiralarında en az altmış günlük ödeme süresi verilmesi gerekmektedir. Hasılat (ürün) kirası TBK'nın 357. maddesinde tanımlanmıştır. Söz konusu maddenin birinci fıkrasına göre "Ürün kirası kiraya verenin, kiracıya, ürün veren bir şeyin veya hakkın kullanılmasını ve ürünlerin devşirilmesini bedel karşılığında bırakmayı üstlendiği sözleşmedir." Aynı maddenin ikinci fıkrasında "Ürüne katılmalı kira, kira bedelinin devşirilecek ürünün belli bir oranı olarak kararlaştırıldığı ürün kirasıdır. Bu oran sözleşmeyle kararlaştırılması ise yerel adete göre belirlenir." hükmü düzenlenmiştir. Kiralayanın hasılat (ürün) veren bir malı veya hakkı kullanmak ve işletmek üzere kiracıya bırakması ve kiracının da kiralayana kira parası ödemeyi ya da işletme gelirinden bir pay vermeyi taahhüt etmeleri, hasılat kirası sözleşmenin niteliği gereğidir(Yavuz, Cevdet Tük Borçlar Hukuku/Özel Hükümler, İstanbul 1994 s. 314). Bu tanıma göre kiralananın kullanılmasını ve işletilmesini kiracıya bıraktığı, kiracının ise kullanma ve işletme karşılığı olarak ödediği kira parasını kiralananı kullanma ve işletme ile kira parasını ödemenin mübadelelerini konu edinen tarafların karşılıklı anlaşması bulunmalıdır. Hasılat kirası genellikle işletme kirasıdır. Kira ilişkisine Borçlar Kanun'unun hasılat (ürün) kirasına ilişkin hükümlerinin uygulanabilmesi için kiralananın demir başları ve işletme ruhsatı ile birlikte kiralanmış olması ve işletme hakkının devredilmiş olması gerekir. Hasılat getiren bir şey adi kiraya da verilebilir. Somut olayda, taraflar arasında imzalanan 26.08.2019 tarihli sözleşmenin 2.1 maddesinde restaurantın kendi unvanı ve markası ile kiralandığının belirtildiği, diğer maddelerde hasılat kirasının bedeli ve yüzdesinden bahsedildiği, kira bedeli, aylık net satış cirosu üzerinden hesaplanan ciro-hasılat kirası bedeli olduğunun belirtildiği görülmüş ise de bahsi geçen maddelerden ve sözleşmenin diğer hükümlerinden kira sözleşmesinin hasılat kirası sözleşmesi olduğu açıkça anlaşılamamaktadır. Kira sözleşmesinin niteliğinin tespiti, borçlu kiracıya gönderilen ödeme emrinde verilecek ödeme süresi açısından önem arz etmektedir. Kiracıya verilecek süre konut ve çatılı işyeri kiralarında en az otuz gün, ürün kiralarında en az altmış gün, diğer kira ilişkilerinde ise en az on gündür. Bu süre, kamu düzeninden olup re’sen dikkate alınır. Kira sözleşmesinin hasılat kirası olduğunun anlaşılması halinde BK’nun 288. maddesi gereğince borçluya gönderilen ödeme emrinde 60 günlük ödeme süresi verilmesi gerekir. Takibe konu kira sözleşmesinin hasılat (ürün) kira sözleşmesi olduğunun anlaşılması halinde borçluya gönderilen ödeme emrinde 60 gün yerine 30 günlük ödeme süresi verilmesi nedeniyle temerrüde düşmesi söz konusu olmayacağından temerrüt nedeniyle tahliye kararı verilemez. O halde, İlk Derece Mahkemesince, işletme ruhsatının kimin adına olduğunun ve işletme ruhsatı kiralayan adına ise kira sözleşmesi ile birlikte işletme ruhsatının kiracıya devredilip devredilmediğinin taraflara sorulmak suretiyle belirlenmesi, kira sözleşmesinin niteliğinin tespit edildikten sonra oluşacak sonuca göre karar verilmesi gerekirken eksik inceleme ve yanılgılı değerlendirmeye dayalı olarak yazılı şekilde hüküm tesisi isabetsizdir. SONUÇ : Borçlunun temyiz isteminin kamu düzeni nedeniyle re’sen yapılan inceleme sonucu kısmen kabulü ile yukarıda yazılı nedenlerle 5311 sayılı Kanun ile değişik İİK'nun 364/2. maddesinin göndermesiyle uygulanması gereken 6100 sayılı HMK'nun 373/1. maddesi uyarınca, Ankara Bölge Adliye Mahkemesi 15. Hukuk Dairesinin 30.10.2024 tarih ve 2023/537 E. - 2024/2033 K. sayılı kararının (KALDIRILMASINA), Ankara 16 . İcra Hukuk Mahkemesinin 01.12.2022 tarih ve 2022/1064 E. - 2022/1472 K. sayılı kararının (BOZULMASINA), peşin alınan temyiz harcının istek halinde ilgiliye iadesine, dosyanın İlk Derece Mahkemesine, kararın bir örneğinin de Bölge Adliye Mahkemesine gönderilmesine, 04.03.2025 gününde oy çokluğuyla karar verildi. Sn. Üye ...'ın Karşı Oy Yazısı; HMK’nın 355. maddesinde; “İnceleme, istinaf dilekçesinde belirtilen sebeplerle sınırlı olarak yapılır. Ancak, Bölge Adliye Mahkemesi kamu düzenine aykırılık gördüğü takdirde bunu resen gözetir.” İİK'nın 269/a maddesi "Borçlu itiraz etmez, ihtar müddeti içinde kira borcunu da ödemezse ihtar müddetinin bitim tarihini takip eden altı ay içinde alacaklının talebi üzerine icra mahkemesince tahliyeye karar verilir." şeklinde düzenlenmiştir. Somut olayda, alacaklı tarafından adi kiraya ve hasılat kiralarına ilişkin haciz yoluyla örnek 13 ilamsız takip başlatıldığı, borçlunun takibe itirazda bulunmadığı ve ödeme yapmadığı görülmekle alacaklının icra mahkemesine başvurarak borçlunun takip konusu taşınmazdan tahliyesinin istendiği, İlk Derece Mahkemesince, davanın kabulü ile borçlunun taşınmazdan tahliyesine karar verildiği, borçlu tarafından istinaf yoluna başvurması üzerine, Bölge Adliye Mahkemesince, istinaf başvurusunun esastan reddine karar verildiği görülmüştür. Davacı/alacaklı tarafından 01.09.2019 başlangıç tarihli ve 5 yıl süreli kira sözleşmesine dayanarak, 09.03.2022 tarihinde tahliye talepli takip başlatıldığı; 2021 yılı Mayıs, Haziran, Temmuz, Ağustos, Eylül, Ekim, Kasım, Aralık ve 2022 Yılı Ocak ayı kiralarını ve 27.01.2022 fatura tarihli ciro denetimi sonucu tespit edilen ciro kira bedeli farkı ile faizi toplamı 447.736,21 TL'nin tahsilinin istenildiği, 16.03.2022 tarihli ödeme emri tebliğine rağmen borçlunun takibe itiraz etmediğinden, takipteki kira alacağı ve kiracılık ilişkisinin kesinleştiği, her ne kadar davalı/borçlu vekili tarafından dava konusu borcun ödendiği savunulmuşsa da sunduğu dekontlar 19.09.2022, 16.09.2022 ve 07.09.2022 tarihli olup, ödemelerin 30 günlük yasal süreden sonra yapıldığı ve borçlunun İİK'nın 269/a maddesi uyarınca temerrüte düştüğü anlaşılmakla; mahkemece davanın kabulüne karar verilmesinde usul ve yasaya aykırılık bulunmamaktadır. Borçlu vekili 16.12.2024 havale tarihli temyiz dilekçesinde ve 22.12.2022 havale tarihli istinaf dilekçesinde belli nedenlerle kararı istinaf ve temyiz etmiş, gerek istinaf dilekçesinde ve gerekse de temyiz dilekçesinde taraflar arasındaki kira ilişkisinin hasılat (ürün) kirası olduğuna yönelik bir iddiada da bulunmamıştır. Bu durumda, HMK’nın 355. maddesi dikkate alınarak istinaf dilekçesinde belirtilen sebeplerle ve kamu düzeniyle sınırlı istinaf incelemesi yapılacaktır. Kamu düzeni ve kamu yararı kavramları, Türk hukuk sisteminde çok kullanılmakla birlikte aynı zamanda çok da tartışılan kavramlardır. Hukuk sistemimizde bu kadar tartışılmasına rağmen yasal bir düzenleme ile tanımları da yapılmamıştır. Ancak kamu düzeni kavramı adli yargıda, kamu yararı kavramı ise idari yargıda yüksek mahkeme kararlarına çokça konu edilmiş, kullanılan yer ve koşullara göre de farklı anlamlar yüklenmiştir. Kavramların kendilerinden kaynaklanan soyut nitelikleri gereği, yüklenen anlam da yer ve zamana göre değişmiş, uygulama birliği sağlanamadığı gibi muhatap olanlar için de öngörülebilirlikten uzak bir yargısal nitelik kazanmıştır. HMK’da ve diğer kanunlarda, kamu düzeni kavramının bir tanımı yapılmamıştır. Kavramın niteliği gereği herkesçe kabul edilecek ve her zaman geçerliliğini koruyacak bir tanımını yapmak da güçlük arz etmektedir. Öğretide ve yargısal içtihatlarda da yapılan tanımlar farklılık arz etmekte, zamana göre de verilen anlamlarda değişimler yaşanmaktadır. Kamu düzeni kavramı, doğrudan devlet düzeni ve toplumsal yapı ile ilgili olduğundan, devlet düzeni ve toplumsal yapıdaki değişimle birlikte değişmesi ve verilen anlamın farklılık arz etmesi olağan olmakla birlikte, hukukumuzdaki tartışması çok daha ileri boyuttadır. Buna bağlı olarak, bu konuda gerek Anayasa Mahkemesince verilen kararlar gerek diğer yüksek mahkemelerce verilen kararlar ciddi tartışmalara sebep olmuştur. Anayasa Mahkemesi kamu düzeni kavramını, sıklıkla Anayasanın 13. maddesi ESAS NO : 2025/300 gereğince temel hak ve hürriyetlerin sınırlandırılmasını değerlendirirken ele almıştır. Bir kararında kamu düzeni hakkında, “...toplumun huzur ve sükûnunun sağlanmasını, devletin ve devlet teşkilatının muhafazasına hedef tutan her şeyi ifa ettiği, başka bir deyimle cemiyetin her sahadaki düzeninin temelini teşkil eden kuralları kapsadığı sonucuna varılmaktadır...” ifadesinde bulunmuştur(Dayınlarlı, Kemal; Milli ve Milletlerarası Kamu Düzeni ve Tahkime Etkileri, Ankara 1994, s.8). YİBBGK'nın 10.02.2012 t., 2010/1 E.-2012/1 K. sayılı içtihadı birleştirme kararında kamu düzeni; tarafların uymak zorunda oldukları, kamu hukukundan ve özel hukuktan ..., ancak tarafların üzerinde serbestçe tasarruf edemeyecekleri kurallar olarak tanımlanmıştır. Yine aynı kararda, kamu düzeninin çerçevesini; “Türk hukukunun temel değerlerine, Türk genel âdap ve ahlak anlayışına, Türk kanunlarının dayandığı temel adalet anlayışına, Türk kanunlarının dayandığı genel siyasete, Anayasada yer alan temel hak ve özgürlüklere, milletlerarası alanda geçerli ortak prensip ve özel hukuka ait iyiniyet prensibine dayanan kurallara, medeni toplulukların müştereken benimsedikleri ahlak ilkeleri ve adalet anlayışının ifadesi olan hukuk prensiplerine, toplumun medeniyet seviyesine, siyasi ve ekonomik rejimine, insan hak ve özgürlüklerine aykırılık” şeklinde çizmiştir. YHGK’nın 30.09.2015 t., 2013/13-1847 E.-2015/2020 K. sayılı kararında, “devletlerin vazgeçemeyeceği temel ilkeler, kamu düzenini ilgilendiren kurallar olup, genel olarak, kamu menfaat ve düzenini koruma amacını güden emredici kanun hükümlerine aykırılık, ahlaka ve temel hak ve özgürlüklere aykırılık, kamu düzeninin müdahalesini gerektiren hususlardır” ifadesi ile kamu düzeninin sınırlarını çizerken, iç hukukta da kamu düzenini, Türk toplumunun temel yapısı ve temel çıkarlarını koruyan kuralların bütünü olarak tanımlamıştır. Bu hususlar dikkate alındığında; kararın kamu düzenine aykırı olması nedeniyle iptaline karar vermek için yalnızca hukuka aykırı olması yeterli değildir. Emredici olsun veya olmasın bir kanun hükmünün uygulanmamış veya yanlış uygulanmış olması da yeterli değildir. Bu aykırılığın aynı zamanda, toplumun temel değerlerine, genel ahlak ve âdâbına, anayasada kabul edilen temel hak ve hürriyetler gibi temel değerlere aykırı olması gerekir. Netice itibariyle, bir kararın kamu düzenini aykırı olarak kabul edilebilmesi için; tarafların sözleşmesel yükümlülüklerini aşan, toplumsal boyutu olan, toplumun kabul edemeyeceği, toplumsal vicdanı yaralayan, toplumda rahatsızlık oluşturan bir karar olması gerekir. Somut olay ve dosya kapsamına göre; davacı/alacaklı tarafından kira alacağının tahsili istemiyle başlatılan icra takibine davalı/borçlunun itiraz etmemesi üzerine, alacaklı tarafından açılan temerrüt nedeniyle tahliye davasının yargılaması sonucunda İlk Derece Mahkemesince "davanın kabulü ile borçlunun tahliyesine" karar verilmiştir. Borçlu tarafından 22.12.2022 havale tarihli istinaf dilekçesinde kira sözleşmesinin hasılat kirası olduğuna ve 60 günlük ödeme süresinin kendisine verilmediğine yönelik herhangi bir iddia ve itirazda da bulunulmamıştır. Bu husus yukarıda ayrıntılı olarak izaha çalıştığımız "Kamu Düzeni" kavramının sınırlı uygulanması gerektiği gerçeğinden mahkemece re'sen dikkate alınamaz(Zira Yargıtay 12. HD. 03.05.2002 t., 2002/8232 E.-2002/9420 K., 6. HD. 27.11.2008 t., 2008/11333 E.-2008/13269 K. sayılı kararları da benzer niteliktedir.). O halde; Bölge Adliye Mahkemesi kararı usul ve yasaya uygun olup ONANMASI görüşünde olduğumdan, aksi yöndeki "Hasılat kirasıyla ilgili kamu düzeni nedeniyle re’sen temyiz incelemesi yapılarak, işletme ruhsatının kimin adına (kiralayan yada kiracı) olduğu saptandıktan sonra işletme ruhsatının kiracıya devredilip devredilmediğinin taraflardan sorulmak suretiyle belirlenip karar verilmesi gerektiği" şeklinde araştırma bozma kararına katılamıyorum.04.03.2025
12. Hukuk Dairesi, 2025/258 E., 2025/1909 K.
orta eşleşmeKarar metninde maddeye atıf varİstanbul Bölge Adliye Mahkemesi 59. Hukuk Dairesi
tam metni aç
HMK’nın 355. maddesinde;
12. Hukuk Dairesi         2025/258 E.  ,  2025/1909 K. "İçtihat Metni" MAHKEMESİ : İstanbul Bölge Adliye Mahkemesi 59. Hukuk Dairesi Yukarıda tarih ve numarası yazılı Bölge Adliye Mahkemesince verilen kararın müddeti içinde temyizen tetkiki borçlu tarafından istenmesi üzerine bu işle ilgili dosya daireye gönderilmiş olup, dava dosyası için Tetkik Hakimi ... tarafından düzenlenen rapor dinlendikten ve dosya içerisindeki tüm belgeler okunup incelendikten sonra işin gereği görüşülüp düşünüldü: Alacaklı tarafından adi kiraya ve hasılat (ürün) kiralarına ilişkin haciz yolu ile takip başlatıldığı, borçlunun takibe itirazda bulunmadığı ve ödeme yapmadığı görülmekle alacaklının icra mahkemesine başvurarak borçlunun takip konusu taşınmazdan tahliyesini talep ettiği, İlk Derece Mahkemesince, davanın kabulü ile borçlunun taşınmazdan tahliyesine karar verildiği, borçlu tarafından istinaf yoluna başvurulması üzerine, Bölge Adliye Mahkemesince, istinaf başvurusunun esastan reddine karar verildiği görülmüştür. Sair temyiz itirazları yerinde değil ise de; TBK’nın 362/2. maddesi gereğince ihtarlı ödeme emrinde hasılat (ürün) kiralarında en az altmış günlük ödeme süresi verilmesi gerekmektedir. Hasılat (ürün) kirası TBK'nın 357. maddesinde tanımlanmıştır. Söz konusu maddenin birinci fıkrasına göre "Ürün kirası kiraya verenin, kiracıya, ürün veren bir şeyin veya hakkın kullanılmasını ve ürünlerin devşirilmesini bedel karşılığında bırakmayı üstlendiği sözleşmedir." Aynı maddenin ikinci fıkrasında "Ürüne katılmalı kira, kira bedelinin devşirilecek ürünün belli bir oranı olarak kararlaştırıldığı ürün kirasıdır. Bu oran sözleşmeyle kararlaştırılması ise yerel adete göre belirlenir." hükmü düzenlenmiştir. Kiralayanın hasılat (ürün) veren bir malı veya hakkı kullanmak ve işletmek üzere kiracıya bırakması ve bunu kiralamak kiracının da kiralayana kira parası ödemeyi ya da işletme gelirinden bir pay vermeyi taahhüt etmeleri, hasılat kirası sözleşmenin niteliği gereğidir(Yavuz, Cevdet Tük Borçlar Hukuku/Özel Hükümler, İstanbul 1994 s. 314). Bu tanıma göre kiralananın kullanılmasını ve işletilmesini kiracıya bıraktığı kiraları, kiracının ise kullanma ve işletme karşılığı olarak ödediği kira parası ve kiralananı kullanma ve işletme ile kira parasını ödemenin mübadelelerini konu edinen tarafların karşılıklı anlaşması bulunmalıdır. Hasılat kirası genellikle işletme kirasıdır. Kira ilişkisine Borçlar Kanun'unun hasılat (ürün) kirasına ilişkin hükümlerinin uygulanabilmesi için kiralananın demirbaşları ve işletme ruhsatı ile birlikte kiralanmış olması ve işletme hakkının devredilmiş olması gerekir. Somut olayda, taraflar arasında imzalanan 15.01.2023 tarihli sözleşmenin 3.1 maddesinde kiracı, kiralanan yeri münhasıran Dünya Mutfağı konulu satış işinin yürütülmesi için kullanmak zorundadır, kiracı faaliyeti Bellini (marka) tabelası altında tarafların karşılıklı mutabakatı ve kiraya verenin onayı ile belirlenmiş faaliyet şekli kapsamında ifa edeceğinin ESAS NO : 2025/258 belirtildiği, diğer maddelerde hasılat kirasının bedeli ve yüzdesi belirtildiği görülmüş ise de bahsi geçen maddelerden ve sözleşmenin diğer hükümlerinden kira sözleşmesinin hasılat kirası sözleşmesi olduğu açıkça anlaşılamamaktadır. Kira sözleşmesinin niteliğinin tespiti borçlu kiracıya gönderilen ödeme emrinde verilecek ödeme süresi açısından önem arz etmektedir. Kiracıya verilecek süre konut ve çatılı işyeri kiralarında en az otuz gün, ürün kiralarında en az altmış gün, diğer kira ilişkilerinde ise en az on gündür. Bu süre, kamu düzeninden olup re’sen dikkate alınır. Kira sözleşmesinin hasılat kirası olduğunun anlaşılması halinde BK’nın 288. maddesi gereğince borçluya gönderilen ödeme emrinde 60 günlük ödeme süresi verilmesi gerekir. Takibe konu kira sözleşmesinin hasılat (ürün) kira sözleşmesi olduğunun anlaşılması halinde borçluya gönderilen ödeme emrinde yazılı 30 günlük ödeme süresi sonunda borçlunun temerrüde düşmesi söz konusu olmayacağından temerrüt nedeniyle tahliye kararı verilemez. O halde, İlk Derece Mahkemesince, işletme ruhsatının kimin adına olduğunun ve işletme ruhsatı kiralayan adına ise kira sözleşmesi ile birlikte işletme ruhsatının kiracıya devredilip devredilmeyeceğinin belirlenmesi, kira sözleşmesinin niteliğinin tespit edildikten sonra oluşacak sonuca göre karar verilmesi gerekirken eksik inceleme ve yanılgılı değerlendirmeye dayalı olarak yazılı şekilde hüküm tesisi isabetsizdir. SONUÇ : Borçlunun temyiz isteminin kamu düzeni nedeniyle re’sen yapılan inceleme sonucu kısmen kabulü ile yukarıda yazılı nedenlerle 5311 sayılı Kanun ile değişik İİK'nın 364/2. maddesinin göndermesiyle uygulanması gereken 6100 sayılı HMK'nın 373/1. maddesi uyarınca, İstanbul Bölge Adliye Mahkemesi 59. Hukuk Dairesinin 20.11.2024 tarih ve 2024/7051 E.-2024/1245 K. sayılı kararının (KALDIRILMASINA), İstanbul 38. İcra Hukuk Mahkemesinin 30.01.2024 tarih ve 2023/554 E.-2024/98 K. sayılı kararının (BOZULMASINA), peşin alınan temyiz harcının istek halinde ilgiliye iadesine, dosyanın İlk Derece Mahkemesine, kararın bir örneğinin de Bölge Adliye Mahkemesine gönderilmesine, 04/03/2025 gününde oy çokluğuyla karar verildi. Sn. Üye ...'ın Karşı Oy Yazısı; HMK’nın 355. maddesinde; “İnceleme, istinaf dilekçesinde belirtilen sebeplerle sınırlı olarak yapılır. Ancak, Bölge Adliye Mahkemesi kamu düzenine aykırılık gördüğü takdirde bunu resen gözetir.” İİK'nın 269/a maddesi "Borçlu itiraz etmez, ihtar müddeti içinde kira borcunu da ödemezse ihtar müddetinin bitim tarihini takip eden altı ay içinde alacaklının talebi üzerine icra mahkemesince tahliyeye karar verilir." şeklinde düzenlenmiştir. Somut olayda, alacaklı tarafından adi kiraya ve hasılat (ürün) kiralarına ilişkin haciz yoluyla örnek 13 ilamsız takip başlatıldığı, borçlunun takibe itirazda bulunmadığı ve ödeme yapmadığı görülmekle alacaklının icra mahkemesine başvurarak borçlunun takip konusu taşınmazdan tahliyesinin istendiği, İlk Derece Mahkemesince, davanın kabulü ile borçlunun taşınmazdan tahliyesine karar verildiği, borçlu tarafından istinaf yoluna başvurması üzerine, Bölge Adliye Mahkemesince, istinaf başvurusunun esastan reddine karar verildiği, bu kararın borçlu tarafından temyiz edildiği görülmüştür. Davacı/alacaklı tarafından 15.01.2023 başlangıç tarihli ve 5 yıl süreli kira sözleşmesine dayanarak, 08.06.2023 tarihinde tahliye talepli takip başlatıldığı; 2023 yılı Temmuz ayı KDV dahil aylık hizmet bedeli alacağı ile 2023 yılı Temmuz ayı KDV dahil aylık kira bedeli alacağından oluşan toplam 141.600,00 TL'nin tahsilinin istenildiği, 16.07.2023 tarihli ödeme emri tebliğine rağmen borçlunun takibe itiraz etmediğinden, takipteki kira alacağı ve kiracılık ilişkisinin kesinleştiği, her ne kadar davalı/borçlu vekili tarafından dava konusu borcun ödendiği savunulmuşsa da sunduğu dekontlar 15.06.2023, 08.06.2023, 24. 07.2023, 03.08.2023, 07.08.2023, 29.08.2023, 04.09.2023 ve 24.08.2023 tarihli olup, bir kısım ödemelerin 30 günlük yasal süreden sonra yapıldığı ve borçlunun İİK'nın 269/a maddesi uyarınca temerrüte düştüğü anlaşılmakla; mahkemece davanın kabulüne karar verilmesinde usul ve yasaya aykırılık bulunmamaktadır. Borçlu vekili 19.12.2024 havale tarihli temyiz dilekçesinde ve 12.03.2024 havale tarihli istinaf dilekçesinde belli nedenlerle kararı istinaf ve temyiz etmiş, gerek istinaf dilekçesinde ve gerekse de temyiz dilekçesinde taraflar arasındaki kira ilişkisinin hasılat (ürün) kirası olduğuna yönelik bir iddiada da bulunmamıştır. Bu durumda, HMK’nın 355. maddesi dikkate alınarak istinaf dilekçesinde belirtilen sebeplerle ve kamu düzeniyle sınırlı istinaf incelemesi yapılacaktır. Kamu düzeni ve kamu yararı kavramları, Türk hukuk sisteminde çok kullanılmakla birlikte aynı zamanda çok da tartışılan kavramlardır. Hukuk sistemimizde bu kadar tartışılmasına rağmen yasal bir düzenleme ile tanımları da yapılmamıştır. Ancak kamu düzeni kavramı adli yargıda, kamu yararı kavramı ise idari yargıda yüksek mahkeme kararlarına çokça konu edilmiş, kullanılan yer ve koşullara göre de farklı anlamlar yüklenmiştir. Kavramların kendilerinden kaynaklanan soyut nitelikleri gereği, yüklenen anlam da yer ve zamana göre değişmiş, uygulama birliği sağlanamadığı gibi muhatap olanlar için de öngörülebilirlikten uzak bir yargısal nitelik kazanmıştır. HMK’da ve diğer kanunlarda, kamu düzeni kavramının bir tanımı yapılmamıştır. Kavramın niteliği gereği herkesçe kabul edilecek ve her zaman geçerliliğini koruyacak bir tanımını yapmak da güçlük arz etmektedir. Öğretide ve yargısal içtihatlarda da yapılan tanımlar farklılık arz etmekte, zamana göre de verilen anlamlarda değişimler yaşanmaktadır. Kamu düzeni kavramı, doğrudan devlet düzeni ve toplumsal yapı ile ilgili olduğundan, devlet düzeni ve toplumsal yapıdaki değişimle birlikte değişmesi ve verilen anlamın farklılık arz etmesi olağan olmakla birlikte, hukukumuzdaki tartışması çok daha ileri boyuttadır. Buna bağlı olarak, ESAS NO : 2025/258 bu konuda gerek Anayasa Mahkemesince verilen kararlar gerek diğer yüksek mahkemelerce verilen kararlar ciddi tartışmalara sebep olmuştur. Anayasa Mahkemesi kamu düzeni kavramını, sıklıkla Anayasanın 13. maddesi gereğince temel hak ve hürriyetlerin sınırlandırılmasını değerlendirirken ele almıştır. Bir kararında kamu düzeni hakkında, “...toplumun huzur ve sükûnunun sağlanmasını, devletin ve devlet teşkilatının muhafazasına hedef tutan her şeyi ifa ettiği, başka bir deyimle cemiyetin her sahadaki düzeninin temelini teşkil eden kuralları kapsadığı sonucuna varılmaktadır...” ifadesinde bulunmuştur(Dayınlarlı, Kemal; Milli ve Milletlerarası Kamu Düzeni ve Tahkime Etkileri, Ankara 1994, s.8). YİBBGK'nın 10.02.2012 t., 2010/1 E.-2012/1 K. sayılı içtihadı birleştirme kararında kamu düzeni; tarafların uymak zorunda oldukları, kamu hukukundan ve özel hukuktan ..., ancak tarafların üzerinde serbestçe tasarruf edemeyecekleri kurallar olarak tanımlanmıştır. Yine aynı kararda, kamu düzeninin çerçevesini; “Türk hukukunun temel değerlerine, Türk genel âdap ve ahlak anlayışına, Türk kanunlarının dayandığı temel adalet anlayışına, Türk kanunlarının dayandığı genel siyasete, Anayasada yer alan temel hak ve özgürlüklere, milletlerarası alanda geçerli ortak prensip ve özel hukuka ait iyiniyet prensibine dayanan kurallara, medeni toplulukların müştereken benimsedikleri ahlak ilkeleri ve adalet anlayışının ifadesi olan hukuk prensiplerine, toplumun medeniyet seviyesine, siyasi ve ekonomik rejimine, insan hak ve özgürlüklerine aykırılık” şeklinde çizmiştir. YHGK’nın 30.09.2015 t., 2013/13-1847 E.-2015/2020 K. sayılı kararında, “devletlerin vazgeçemeyeceği temel ilkeler, kamu düzenini ilgilendiren kurallar olup, genel olarak, kamu menfaat ve düzenini koruma amacını güden emredici kanun hükümlerine aykırılık, ahlaka ve temel hak ve özgürlüklere aykırılık, kamu düzeninin müdahalesini gerektiren hususlardır” ifadesi ile kamu düzeninin sınırlarını çizerken, iç hukukta da kamu düzenini, Türk toplumunun temel yapısı ve temel çıkarlarını koruyan kuralların bütünü olarak tanımlamıştır. Bu hususlar dikkate alındığında; kararın kamu düzenine aykırı olması nedeniyle iptaline karar vermek için yalnızca hukuka aykırı olması yeterli değildir. Emredici olsun veya olmasın bir kanun hükmünün uygulanmamış veya yanlış uygulanmış olması da yeterli değildir. Bu aykırılığın aynı zamanda, toplumun temel değerlerine, genel ahlak ve âdâbına, anayasada kabul edilen temel hak ve hürriyetler gibi temel değerlere aykırı olması gerekir. Netice itibariyle, bir kararın kamu düzenini aykırı olarak kabul edilebilmesi için; tarafların sözleşmesel yükümlülüklerini aşan, toplumsal boyutu olan, toplumun kabul edemeyeceği, toplumsal vicdanı yaralayan, toplumda rahatsızlık oluşturan bir karar olması gerekir. Somut olay ve dosya kapsamına göre; davacı/alacaklı tarafından kira alacağının tahsili istemiyle başlatılan icra takibine davalı/borçlunun itiraz etmemesi üzerine, alacaklı tarafından açılan temerrüt nedeniyle tahliye davasının yargılaması sonucunda İlk Derece Mahkemesince "davanın kabulü ile borçlunun tahliyesine" karar verilmiştir. Borçlu tarafından istinaf dilekçesinde kira sözleşmesinin hasılat kirası olduğuna ve 60 günlük ödeme süresinin kendisine verilmediğine yönelik herhangi bir iddia ve itirazda da bulunulmamıştır. Bu husus yukarıda ayrıntılı olarak izaha çalıştığımız "Kamu Düzeni" kavramının sınırlı uygulanması gerektiği gerçeğinden mahkemece re'sen dikkate alınamaz(Zira Yargıtay 12. HD. 03.05.2002 tarih, 2002/8232 E.-2002/9420 K., Yargıtay 6. HD. 27.11.2008 tarih, 2008/11333 E.-2008/13269 K. sayılı kararları da benzer niteliktedir.). O halde; Bölge Adliye Mahkemesi kararı usul ve yasaya uygun olup ONANMASI görüşünde olduğumdan, aksi yöndeki "Hasılat kirasıyla ilgili kamu düzeni nedeniyle re’sen temyiz incelemesi yapılarak, işletme ruhsatının kimin adına (kiralayan yada kiracı) olduğu saptandıktan sonra işletme ruhsatının kiracıya devredilip devredilmediğinin taraflardan sorulmak suretiyle belirlenip karar verilmesi gerektiği" şeklinde araştırma bozma kararına katılamıyorum.04.03.2025

Eşleştirme iki kanıta dayanır: kararın kendi metnindeki madde atfı ve şerh kitaplarının o kararı hangi maddenin altında bastığı. Otomatik üretilmiştir, hukuki tavsiye değildir; kararın güncelliğini ve sonraki içtihat değişikliklerini ayrıca denetleyin.

Bu Maddeyle İlgili Sınav Sorusu

Genel

Bölge adliye mahkemesinin (BAM) istinaf incelemesinin kapsamı ile ilgili aşağıdaki ifadelerden hangisi doğrudur?

A) Bölge adliye mahkemesi, ilk derece mahkemesi kararını her durumda tüm yönleriyle (esas ve usul) baştan sona yeniden inceler.
B) İnceleme, kural olarak istinaf dilekçesinde belirtilen sebeplerle sınırlı olarak yapılır.
C) Bölge adliye mahkemesi, dilekçede belirtilmese dahi her türlü usul hatasını kendiliğinden düzeltmek zorundadır.
D) Kamu düzenine aykırılık halleri ancak taraflarca açıkça ileri sürülürse BAM tarafından dikkate alınabilir.
E) Bölge adliye mahkemesi, kamu düzenine aykırılık gördüğü takdirde bunu resen gözetemez.

Bu maddeyle ilgili 4 soru daha var!

Soruların tamamını çözmek, açıklamalı cevapları görmek ve Hukuksal Eğitim yapay zeka asistanı ile çalışmak için platforma katılın.

Hukuksal Eğitim Platformu'na Üye Ol