6100 sayılı Hukuk Muhakemeleri Kanunu Madde 369

Hukuk Muhakemeleri Kanunu 369. maddesi, Hukuksal Eğitim mevzuat kütüphanesinde tam metin olarak yayımlanmıştır. Aşağıda maddenin tam metni, maddeyle eşleşen yüksek mahkeme kararları ve bu maddeden çıkmış sınav soruları yer alır. Ham metin için adresin sonuna /raw ekleyin.

Madde Metni

MADDE 369- (1) Yargıtay, tarafların ileri sürdükleri temyiz sebepleriyle bağlı olmayıp, kanunun açık hükmüne aykırı gördüğü diğer hususları da inceleyebilir. (2) Yargıtay temyiz incelemesini dosya üzerinde yapar. Ancak, tüzel kişiliğin feshine veya genel kurul kararlarının iptaline, evlenmenin butlanına veya iptaline, boşanma veya ayrılığa, velayete, soybağına ve kısıtlamaya ilişkin davalarla miktar veya değeri altmışbin Türk Lirasını aşan alacak ve ayın davalarında taraflardan biri temyiz veya cevap dilekçesinde duruşma yapılmasını talep etmiş ise Yargıtayca bir gün belli edilerek taraflara usulen davetiye gönderilir. Tebliğ tarihi ile duruşma günü arasında en az iki hafta bulunması gerekir; taraflar gelmişlerse bu süreye bakılmaz. Tebligat gideri verilmemişse duruşma talebi dikkate alınmaz. Duruşma giderinin eksik ödenmiş olduğu anlaşılırsa, dairenin başkanı tarafından verilecek bir haftalık kesin süre içinde tamamlanması, aksi hâlde duruşma talebinden vazgeçilmiş sayılacağı, duruşma isteyene yazılı olarak bildirilir. Verilen süre içinde giderler tamamlanmadığı takdirde, Yargıtay incelemesini dosya üzerinde yapar.[60] (3) Altmışbin Türk Liralık duruşma sınırının belirlenmesinde 362 nci maddenin ikinci fıkrası kıyas yoluyla uygulanır.60 (4) Yargıtay, ikinci fıkra hükmü ile bağlı olmaksızın, bilgi almak üzere resen de duruşma yapılmasına karar verebilir. (5) Duruşma günü belli edilen hâllerde Yargıtay, tarafları veya gelen tarafı dinledikten sonra, taraflardan hiçbiri gelmemiş ise dosya üzerinde inceleme yaparak kararını verir. (6) Duruşma günü kararı verilemeyen işlerin en geç bir ay içinde karara bağlanması zorunludur. (7) Kanunda ivedi olduğu bildirilen dava ve işlere ait temyiz incelemesi öncelikle yapılır. Onama kararları

Bu Maddeyle İlgili Yüksek Mahkeme Kararları

4.285 karar eşleşti
11. Hukuk Dairesi, 2022/3693 E., 2023/7578 K.
orta eşleşmeKarar metninde maddeye atıf varAnkara Bölge Adliye Mahkemesi 20. Hukuk Dairesi
şma istemli olarak davalı şirket vekili, duruşmasız olarak davalı Kurum vekili tarafından temyiz edilmekle; kesinlik, süre, temyiz şartı ve diğer usul eksiklikleri yönünden yapılan ön inceleme sonucunda, temyiz dilekçesinin kabulüne, dava, 6100 sayılı Hukuk Muhakemeleri Kanunu'nun (6100 sayılı Kanun) 369 uncu maddesinin ikinci fıkrası gereğince miktar veya değer söz konusu olmaksızın duruşmalı ola
11. Hukuk Dairesi         2022/3693 E.  ,  2023/7578 K. "İçtihat Metni" MAHKEMESİ : Ankara Bölge Adliye Mahkemesi 20. Hukuk Dairesi SAYISI : 2020/875 E., 2022/229 K. DAVALILAR :1. Anaç Makina İnşaat Tekstil Turizm San. Tic. Ltd. Şti. vekili Avukat ... 2.Türk Patent ve Marka Kurumu vekili Avukat ... DAVA TARİHİ HÜKÜM : Esastan ret İLK DERECE MAHKEMESİ : Ankara 4. Fikri ve Sınaî Haklar Hukuk Mahkemesi SAYISI : 2018/312 E., 2019/424 K. Taraflar arasındaki davalı Kurum kararının iptali ve marka hükümsüzlüğü davasından dolayı yapılan yargılama sonunda İlk Derece Mahkemesince davanın kabulüne karar verilmiştir. Kararın davalılar vekilleri tarafından istinaf edilmesi üzerine, Bölge Adliye Mahkemesince başvuruların esastan reddine karar verilmiştir. Bölge Adliye Mahkemesi kararı, Yargıtayca duruşma istemli olarak davalı şirket vekili, duruşmasız olarak davalı Kurum vekili tarafından temyiz edilmekle; kesinlik, süre, temyiz şartı ve diğer usul eksiklikleri yönünden yapılan ön inceleme sonucunda, temyiz dilekçesinin kabulüne, dava, 6100 sayılı Hukuk Muhakemeleri Kanunu'nun (6100 sayılı Kanun) 369 uncu maddesinin ikinci fıkrası gereğince miktar veya değer söz konusu olmaksızın duruşmalı olarak incelenmesi gereken dava ve işlerin dışında bulunduğundan davalı şirket vekilinin duruşma isteğinin reddine karar verildikten ve Tetkik Hâkimi tarafından hazırlanan rapor dinlendikten sonra dosyadaki belgeler incelenip gereği düşünüldü: I. DAVA Davacı vekili dava dilekçesinde; müvekkili Şirketin İngiltere menşeli, endüstri, tarım ve inşaat sektöründe kullanılan iş makineleri üretimi konusunda uzman bir şirket olduğunu, müvekkiline ait JCB markasının tanınmış marka olarak kayıtlı bulunduğunu, ayrıca yalnızca şekilden ibaret tescilli markanın da olduğunu, davalı Şirketin ise 2017/17325 sayılı ANAÇ+şekil ibareli marka başvurusunda bulunduğunu, müvekkilince bu başvuruya yapılan itirazın önce Markalar Dairesi Başkanlığı, sonrasında ise Yeniden İnceleme ve Değerlendirme Kurulu (YİDK) tarafından reddedildiğini, oysa müvekkili markaları ile dava konusu başvuru arasında karıştırılmaya yol açacak düzeyde benzerlik olduğunu, marka kapsamlarındaki malların da aynı bulunduklarını, davalı Şirketin başvurusunun kötü niyetli olduğunu, zira başvuru sahibi Şirketin adresinde üç farklı aramada müvekkiline ait markalarını taşıyan taklit ürünlerin ele geçirildiğini, bu nedenle şirket yetkilileri hakkında başlatılan ceza yargılamalarında cezalandırılmalarına karar verildiğini ileri sürerek YİDK'in 2018-M-4223 sayılı kararının iptaline ve dava konusu markanın hükümsüzlüğüne karar verilmesini talep etmiştir. II. CEVAP 1.Davalı Kurum vekili cevap dilekçesinde; Kurum kararının usul ve yasaya uygun olduğunu, dava konusu başvuru ile davacının itirazına mesnet markalar arasında iltibasa yol açacak düzeyde benzerlik bulunmadığını savunarak davanın reddini istemiştir. 2.Davalı Şirket vekili cevap dilekçesinde; müvekkili Şirketin 1990 yılında kurulduğunu, sektörün önde gelen yedek parça sağlayıcısı olduğunu, müvekkili başvurusu ile davacı markaları arasında hiçbir benzerliğin bulunmadığını, markalarda yer ... kelime unsurlarının farklı olduğunu, davacı markasını oluşturan yamuk şeklinden ibaret markanın zayıf marka niteliğinde bulunduğunu, müvekkilinin ticaret unvanı nedeniyle dava konusu başvuru üzerinde kazanılmış hakkının olduğunu, müvekkili adına tescilli 2005/16194 sayılı markanın davacı markalarından önceki tarihli bulunduğunu, markalarda yer verilen ... ve siyah renklerin tehlikeli iş alanlarında sıklıkla kullanıldıklarını, yine ambalaj üzerinde aynı markanın belli aralıklarla bir sıralı düzen halinde basılmasının ürünler üzerinde bile uygulanır olduğunu, marka kapsamlarında yer ... yalnızca 7. sınıf malların ortak bulunduğunu, ilgili tüketicinin profesyonellerden oluştuğunu ve markaları karıştırmayacaklarını, taraflar arasındaki mahkemeye yansıyan uyuşmazlıkların henüz kesinleşmiş bir kararla sonuçlanmadığını savunarak davanın reddini istemiştir. III. İLK DERECE MAHKEMESİ KARARI İlk Derece Mahkemesinin yukarıda tarih ve sayısı belirtilen kararı ile davalının anaç şekil ibareli başvuru markasıyla davacının JCB+şekil ibareli tescilli markaları arasında görsel olarak ortalama (...) tüketicileri iltibasa düşürecek derecede bir benzerlik bulunduğu, dava konusu mallar/hizmetler açısından ortalama düzeydeki tüketici kesimi nezdinde her iki markanın işletmesel kökenlerinin aynı olduğu, idari ve ekonomik açıdan birbiriyle bağlantılı işletmeye ait markalar olarak algılanabileceği, bu açıdan taraf markaları arasında iltibas-benzerlik bulunduğundan 6769 sayılı Sınai Mülkiyet Kanunu'nun (6769 sayılı Kanun) 6 ncı maddesinin birinci fıkrasındaki koşulların oluştuğu gerekçesiyle davanın kabulüne, 2018-M-4223 sayılı YİDK kararının iptaline, dava konusu 2017/17325 sayılı marka tescilli olduğundan hükümsüzlüğüne karar verilmiştir. IV. İSTİNAF A. İstinaf Yoluna Başvuranlar İlk Derece Mahkemesinin yukarıda belirtilen kararına karşı süresi içinde davalı taraf vekilleri istinaf başvurusunda bulunmuştur. B. İstinaf Sebepleri 1.Davalı Kurum vekili istinaf dilekçesinde özetle; dava konusu başvuru ile davacının itirazına mesnet markalar arasında karıştırılma ihtimalinin bulunmadığını, başvuruda yer verilen anaç ibaresinin ayırt ediciliği sağladığını, tanınmışlığa dayalı hükümsüzlük koşullarının da oluşmadığını, davacının kötü niyet iddiasının da yerinde olmadığını ileri sürerek İlk Derece Mahkemesi kararının kaldırılmasını ve davanın reddine karar verilmesini istemiştir. 2.Davalı Şirket vekili istinaf dilekçesinde özetle; müvekkili başvurusuna konu işaret ile davacının itirazına mesnet marka işaretleri arasında benzerlik bulunmadığını, müvekkilinin ticaret hayatının başından beri ANAÇ marka ibaresini yamuk çerçeve içinde kullandığını, bu şekilde müvekkili adına tescilli 2005/16194 sayılı markanın bulunduğunu, taraf markalarında kullanılan rengin de aynı olmadığını, iş makineleri, inşaat vb. dikkat gerektiren tehlikeli sektörlerde ... rengin kaçınılmaz olarak kullanıldığını ve hatta ... siyah renk kombinasyonunun da dikkat ve tehlike işaretlerinin olmazsa olmazı olduğunu, ayrıca taraf markalarında ortak olan ... sınıfın 7. sınıf bulunduğunu, yerel mahkeme kararında taraf markalarının tescilli olduğu sınıf/alt sınıfların ... ... karşılaştırması gerekirken, bu yönde bir inceleme yapılmaksızın sınıfların aynı/aynı tür olduğu şeklinde genel bir ifadeyle sınıf incelemesinin eksik yapıldığını, dava konusu markanın kapsadığı malların alıcısının genellikle tacir kimseler olacağını ve uzmanlıkları kapsamında alım ve seçim yapacaklarını, dolayısıyla malları yakından tanıdıklarını, daha dikkatli olmalarının bekleneceğini ve bu nedenlerle de karıştırma ihtimallerinin zayıf olduğunun dikkate alınması gerektiğini, markalar arasında bu nedenlerle karıştırılma ihtimalinin bulunmadığını, hükme esas alınan bilirkişi raporunu hazırlayan heyete sektör bilirkişinin eklenmemesinin eksiklik olduğunu, davacının mesnet markalarının yedekleme amacıyla alındığını ve esasen kullanılmadığını ileri sürerek İlk Derece Mahkemesi kararının kaldırılmasını ve davanın reddine karar verilmesini istemiştir. C. Gerekçe ve Sonuç Bölge Adliye Mahkemesinin yukarıda tarih ve sayısı belirtilen kararı ile ANAÇ+şekil ibareli başvuru ile davacının itirazına mesnet şekil ve JCB asıl unsurlu markalar arasında ortalama alıcılar nezdinde görsel olarak bıraktıkları genel izlenim itibariyle ilişkilendirilme ihtimalini de içerecek şekilde iltibas tehlikesinin bulunduğu, zira her ne kadar dava konusu başvuruda yer verilen kelime unsuru ile davacı markaları arasında bir benzerlik yoksa da, şekil, renk, genel görünüm yönünden markalar arasında yüksek dereceli görsel benzerlik olduğu, bu durumun genel izlenim üzerinde etkili bir rolünün bulunduğu, davacının itirazına mesnet markaların kapsamlarında yer ... 7. sınıf mallarla, dava konusu başvurunun kapsamında yer ... 7. sınıf mallar ve bu malların satışına özgü 35. sınıf perakendecilik hizmetleri arasında da benzerlik bulunduğu, öte yandan ... ve siyah renklerin uyarı işaretlerinde veya inşaat araçlarında kullanılmasının da, dava konusu başvurunun davacı markaları ile benzerliğini ortadan kaldırmadığı, çünkü markalar arasında benzerliği yaratan ... unsurun renkler olmayıp, benzerliğin şekil ve genel görünümden de kaynaklandığı, dava konusu başvuruda davacı markalarına yanaşıldığından davalı Şirket adına tescilli 2005/16194 sayılı markanın, davalı yararına müktesep hak sağlamayacağı gerekçesiyle davalı taraf vekillerinin istinaf başvurularının esastan reddine karar verilmiştir. V. TEMYİZ A. Temyiz Yoluna Başvuranlar Bölge Adliye Mahkemesinin yukarıda belirtilen kararına karşı süresi içinde davalı taraf vekilleri temyiz isteminde bulunmuştur. B. Temyiz Sebepleri Davalı taraf vekilleri istinaf dilekçelerindeki beyanlarını tekrar ederek kararın bozulmasını istemişlerdir. C. Gerekçe 1. Uyuşmazlık ve Hukuki Nitelendirme Dava, YİDK kararının iptali ve marka hükümsüzlüğü istemlerine ilişkindir. 2. İlgili Hukuk 1. 6100 sayılı Kanun'un 369 uncu maddesinin birinci fıkrası ile 370 ve 371 ... maddeleri. 2.6769 sayılı Kanun'un 6 ncı maddesi. 3. Değerlendirme ve Sonuç 1. İlk Derece Mahkemesi’nce davanın kabulüne kabulüne karar verilmiş, davalı taraf vekillerinin istinaf başvurusu üzerine Bölge Adliye Mahkemesince istinaf başvuruları 6100 sayılı Kanun’un 353 üncü maddesinin birinci fıkrasının b bendinin 1 ... alt bendi uyarınca esastan reddedilmiştir. 2. Bölge Adliye Mahkemesince, ilk derece mahkemesinin hüküm yerinde değerlendirme kapsamına almadığı davalı müktesep hak savunmasının ayrıca değerlendirilip gerekçelendirildiği, bu durumda Bölge Adliye Mahkemesince istinaf başvurusunun esastan reddine karar verilemeyeceği, bu gibi hâllerde de esastan ... bir hüküm kurulması gerektiği kuşkusuzdur. Aksi halde, incelenen kararda olduğu gibi, bir yandan kararın gerekçesinde yargılama eksikliğine ve bunun giderildiğine değinilirken, bir yandan da ancak ilk derece yargılamasında usul ve yasaya hiçbir aykırılık bulunmayan hâllerde verilmesi gereken istinaf başvurusunun esastan reddi biçimindeki hüküm fıkrası arasında çelişki ve infazda tereddüt oluşacağı, bu durumun ise kanuna açık aykırılık nedeniyle re’sen bozma nedeni teşkil edeceği açıktır. 3. Bölge Adliye Mahkemesince yeniden esas hakkında bir karar tesis edilmesi gerekirken 6100 sayılı Kanun’un 353 üncü maddesinin birinci fıkrasının b bendinin 1 ... alt bendi kapsamında istinaf başvurusunun reddine karar verilmesi doğru görülmemiş, kararın bu nedenle ve 6100 sayılı Kanun’un 369 uncu maddesinin birinci fıkrası ve 371 ... maddesi uyarınca bozulması gerekmiştir. VI. KARAR Açıklanan sebeplerle; Temyiz olunan Bölge Adliye Mahkemesi kararının usulden BOZULMASINA, Bozma sebebine göre davalı taraf vekillerinin temyiz itirazlarının incelenmesine şimdilik yer olmadığına, Peşin alınan temyiz karar harcının istek halinde ilgililere iadesine, Dosyanın kararı veren Bölge Adliye Mahkemesine gönderilmesine, 21.12.2023 tarihinde oybirliğiyle karar verildi.

Diğer kararlar (4)

10. Hukuk Dairesi, 2022/7283 E., 2023/13480 K.
orta eşleşmeKarar metninde maddeye atıf var... Bölge Adliye Mahkemesi 9. Hukuk Dairesi
tam metni aç
"Temyiz incelemesinin kapsamı" açısından 6100 sayılı Hukuk Muhakemeleri Kanunu'nun 369, 370 ve 371 inci maddeleri, "Tazminat sorumluluğu ve miktarının tespiti" açısından meslek hastalığının gerçekleştiği tarih de gözetilerek yürürlükte bulunan 6098 sayılı Türk Borçlar Kanunu'nun 417 nci ve 114 üncü maddeleri delaletiyle 49,50,51,52,53,54,55 ve 56 ncı
10. Hukuk Dairesi         2022/7283 E.  ,  2023/13480 K. "İçtihat Metni" MAHKEMESİ : ... Bölge Adliye Mahkemesi 9. Hukuk Dairesi SAYISI : 2022/78 E., 2022/760 K. HÜKÜM/KARAR : Esastan ret İLK DERECE MAHKEMESİ : ... İş Mahkemesi SAYISI : 2017/60 E., 2021/384 K. Taraflar arasındaki meslek hastalığından tazminat stemi davasından dolayı yapılan yargılama sonunda İlk Derece Mahkemesince davanın kısmen kabulüne karar verilmiştir. Karara karşı davalı vekili tarafından istinaf başvurusunda bulunulması üzerine, Bölge Adliye Mahkemesince istinaf başvurusunun esastan reddine dair karar verilmiştir. Bölge Adliye Mahkemesi kararı davalı vekili tarafından temyiz edilmekle; kesinlik, süre, temyiz şartı ve diğer usul eksiklikleri yönünden yapılan ön inceleme sonucunda, temyiz dilekçesinin kabulüne karar verildikten ve Tetkik Hâkimi ... tarafından hazırlanan rapor dinlendikten sonra dosyadaki belgeler incelenip gereği düşünüldü: I. DAVA Davacı vekili dilekçesinde özetle; Müvekkilinin davalı işyerinde 16.05.2014 tarihinde işçi olarak çalışmaya başladığını, müvekkilinin işinin Arçelik fabrikasına yapılan fırın ızgaralarını temizlemek olduğunu, bu işi elle yaptığını, ancak davalı işveren tarafından kendisine asit eldiveni verilmediğini, davacının işini inşaatlarda kullanılan eldivenlerle yaptığını, bu nedenle davacının ellerinde egzama (spongiotik dermatit) hastalığına yakalandığını, davalı işveren tarafından 23.09.2015 tarihinde ellerindeki rahatsızlık nedeniyle davacının iş akdinin sonlandırıldığını, davacının rahatsızlığı nedeniyle tedavi gördüğünü ancak iyileşemediğini, SGK tarafından davacının meslek hastalığına yakalandığını ve % 13 oranında maluliyetinin tespit edildiğini, davacının meslek hastalığına yakalanmasının sebebinin davalı işveren tarafından gerekli güvenlik önlemlerinin alınmamasından kaynaklandığını, davacının genç yaşına rağmen malul kaldığını belirterek 1.000,00 TL maddi tazminat ile 50.000,00 TL manevi tazminatın iş göremezlik oranının tespiti tarihinden itibaren işleyecek faiziyle birlikte tahsiline karar verilmesini talep etmiş, yargılamanın devamında alınan 21.06.2021 tarihli hesap raporu üzerine belirli hale gelen maddi tazminat alacağını 139.287,14 TL'ye artırımıştır. II. CEVAP Davalı vekili dilekçesinde özetle; davacının hastalığının sebebinin hiçbir suretle müvekkili işverenden kaynaklanmadığını, davacının çalıştığı kalite bölümünün kimyasal ajanlarla temasın olmadığı, sadece üretimi tamamlanmış ürünlerin kontrol edilip gönderildiği bir kısım olduğunu, davacının hastalığının kontakt dermatit bir maddenin cildi temas etmesi sonucu tahriş etmesi ya da vücutta alerjik reaksiyon oluşturması nedeniyle ortaya çıkacağını, suya temas edilmesinin bile bazı hastalarda hastalığa sebebiyet verebileceğini, müvekkili şirketin iş sağlığı ve güvenliğine uygun şekilde faaliyet gösteren bir firma olduğunu belirterek açılan davanın reddine karar verilmesini talep etmiştir. III. İLK DERECE MAHKEMESİ KARARI İlk Derece Mahkemesinin yukarıda tarih ve sayısı belirtilen kararında özetle; Kusur yönünden düzenlenen 13.03.2018 ve 09.12.2020 tarihli heyet raporları ile 2017/249 Esas sayılı rücu dava dosyasında aldırılan 24.06.2018 ve 24.10.2018 tarihli bilirkişi raporları birbirlerini teyit eder mahiyette olduğu ve verilen kusur oranlarının belirlenmesinde yapılan değerlendirmenin hakkaniyete uygun olduğu kanaatine varılarak davacı sigortalının % 10, davalı işverenin % 90 oranında kusurlu olduklarının tespit edildiği, Mahkemenin 2017/249 Esas sayılı rücuan tazminat dosyasında aldırılan Sosyal Sigorta Yüksek Sağlık Kurulu'nun 04.02.2019 tarih ve 10/2068 sayılı kararında; adı geçende alerjik kontakt dermatif hastalığının mesleki olduğuna, meslekte kazanma gücü kaybı oranının % 0 olduğuna, Adli Tıp Kurumu 3. İhtisas Kurulu ve Adli Tıp İkinci Üst Kurulunun raporlarında sigortalının maluliyet oranının % 12,3 olduğuna karar verildiği, bu oran üzerinden ilk gelir peşin sermaye değerinin rücu edilebilecek kısmının belirlendiği, 21.06.2021 günlü hesap bilirkişi raporuna göre davacının % 12,3 maluliyete dayaşı SGK tarafından karşılanmamış maddi zararının 139.287,14 TL olduğu tespit edilmekle bu miktarın maddi tazminat olarak hüküm altına alındığı, ayrıca davacının maddi ve sosyal durumu, olayın oluş şekli, tarafların kusur durumu, davacının yaşı, olaydan duyduğu elem ve ızdırabın derecesi, acı ve üzüntü dikkate alınarak davacı yararına 20.000,00TL manevi tazminata hükmedildiği ve tazminatlara maluliyetin tespit edildiği tarihi olan 01.10.2015 tarihinden itibaren yasal faizi ile birlikte faize hükmedildiği belirtildiği anlaşılmıştır. IV. İSTİNAF A. İstinaf Yoluna Başvuranlar İlk Derece Mahkemesinin yukarıda belirtilen kararına karşı süresi içinde davalı vekili tarafından istinaf başvurusunda bulunulmuştur. B. İstinaf Sebepleri Davalı vekili dilekçesinde özetle; malzemenin kimyasal işlemden geçtikten sonra en son davacının çalıştığı birime geldiğini ve kontrolünün yapıldığını, davacının kimyasal malzeme ile doğrudan temas ettiği iddiasının hayali bir iddia olduğunu, bu iddianın hayatın olağan akışına da aykırı olduğunu, 16 ay çalışması boyunca davacının bu şekilde çalıştığının ve buna tahammül ettiğinin kabulünün mantık ile bağdaşmadığını, davacıya atfedilen kusur raporunun basmakalıp ve gerçeğe aykırı olduğunu, SGK Yüksek Sağlık Kurulunun raprounda davacının maluliyetinin sıfır olduğunu bildirdiğini, SGK Yüksek Sağlık Kurulu raporu ile Adli Tıp Kurumu arasındaki çelişkinin giderilmediğini, Davacının fiilen çalıştığını ve çalışma gücünü kaybetmediğini, Davacının aktif çalışma yaşamına devam ettiğini, güç kaybına uğramadığından tazminatı gerektirir bir düzeyde malul kalmadığının sabit olduğunu, sadece Adli Tıp raporu ile verilen hükmün hukuka aykırı olduğunu, kararın bozularak kaldırılması gerektiğini belirterek istinaf talebinde bulunmuştur. C. Gerekçe ve Sonuç Bölge Adliye Mahkemesinin yukarıda tarih ve sayısı belirtilen kararında özetle; "Davacının davalı işyerinde 16.05.2014-23.09.2015 tarihleri arasına çalıştığı, davacının işçi olarak işyerinde fırın ızgaralarını temizleme işinde çalıştığı, bu çalışma esnasına maruz kaldığı kimyasal madde nedeniyle elinde alerjik kontakt dermatit rahatsızlığına bağlı olarak maluliyetinin ortaya çıktığı anlaşılmıştır. YSK tarafından düzenlenen rapor ile davacının maluliyetinin bulunmadığı , ATK 3 İhtisas Kurulu ve ATK 2. Üst Kurulu tarafından davacının maluliyetinin % 12.3 olduğunu belirtilmiş, ilk derece mahkemesince % 12.3 maluliyet oranı hükme esas alınmıştır. SGK tarafından yapılan tahkikat neticesinde meslek hastalığı meydana gelmesinde davalı işyerinde %100 kusurlu olduğu belirlenmiştir. İlk derece Mahkemesince kusura ilişkin alınan 13. 03.2018 tarihli raporda iş yerinde bir takım kimyasal maddeler kullanıldığı, bu maddelerin dermatite neden olabilecek vasıfta olduğu , davacıya yapılan yama testinden nikel sülfata karşı duyarlılık tespit edildiği ve bu rahatsızlığın/ hastalığının işyerinde çalışmaya başladıktan sonra ortaya çıktığı belirlenmiş. Yine 09. 12. 2020 tarihli bilirkişi raporunda , davacının alerji testi yapılmadan çalıştırmaya başlandığı, periyodik sağlık gözetimine tabi tutulmadığı, koruyucu özelliği olan eldiven yerine inşaat eldiveni verildiği maruz kalınan kimyasalların tehlike ve riskleri bu tehlikeli işlerden kaçınma ilkelerine dair eğitim verilmediği belirtilerek, davalının %90 davacının %10 oranında kusurlu olduğu ifade edilmiştir. İlk Derece Mahkemesince bu kusur oranı üzerinden değerlendirme yapılmıştır. Davalı tarafından hükme esas alınan kusur oranına itiraz etmişse de; bilirkişi heyet raporunun ehil ve konusunda uzman bilirkişiler tarafından tanzim edildiği, bilirkişiler tarafından tanzim edilen kusur durumunun tespitine ilişkin raporun kapsamlı, gerekçeli ve denetime elverişli olduğu gibi dosya kapsamına, delil durumuna ve somut olayın meydana geliş şekline de uygun olduğu, davalıya izafe edilen kusur oranının tarafların somut olaydaki yükümlülükleri ile de örtüştüğü ve kusur oranının hakkaniyete uygun olarak tasnif edildiği, bilirkişi raporunun tarafların görev ve sorumlulukları ile kusur oranlarının belirlenmesi açısından dosya kapsamı ile örtüştüğü, bu nedenle ilk derece mahkemesi tarafından bilirkişi tarafından tanzim edilen kusur durumunun tespitine ilişkin rapora itibar edilmesinde isabetsizlik yoktur. Mahkemece somut davada usul ve yasaya uygun şekilde Yargıtay 10. ve Kapatılan 21.H.D'lerinin bu tür davalar için itirazın giderilmesine ilişkin belirlediği esas ve usul çerçevesinde ATK 3. İhtisas kurulundan rapor aldırıp, bu rapor ile YSK raporu arasında çelişkinin giderilmesi için ATK 2. Üst Kurulundan rapor aldırarak bu şekilde çelişkiyi giderdiği, Adli Tıp Kurumu mevzuatı gereğince ATK 2. Üst Kurulu raporuna karşı gidilebilecek başka bir mercii olmadığından ve bu kurul tarafından düzenlenen rapor denetime elverişli, dosya kapsamında bulunan önce tüm rapor ve belgeler doğru şekilde değerlendirilerek düzenlenmiş olmakla raporda herhangi bir eksiklik olmadığından mahkemece bu rapora itibar edilerek davalı sigortalının iş kazası sonrası uğradığı maluliyet oranının %12,3 olarak tespitinde usul ve yasaya bir aykırılık bulunmamaktadır." gerekçeleriyle "Davalı vekilinin yerinde görülmeyen tüm istinaf nedenlerine ilişkin istinaf başvurusunun HMK'nun 353/1-b.1.maddesi gereğince esastan reddine" dair karar verilmiştir. V. TEMYİZ A. Temyiz Yoluna Başvuranlar Bölge Adliye Mahkemesinin yukarıda belirtilen kararına karşı süresi içerisinde davalı vekili temyiz isteminde bulunmuşlardır B. Temyiz Sebepleri Davalı vekili dilekçesinde özetle; istinaf sebepleriyle benzer mahiyette kusur oran ve aidiyetinin yerinde olmadığını, davacının kimyasallara doğrudan teması olduğunu gösterir bir delilin dosya içerisinde bulunmadığını, davacıya koruyucu eldiven temin edildiği gibi iş sağlığı ve güvenliği eğitimi de verildiğini, davacının 16 ay doğrudan kimyasala maruz kaldığını iddia etmesine karşın bu süreçte itirazda bulunmayıp akabinde bu davayı açmasının hayatın olağan akışına aykırı olduğunu, sürekli iş göremezlik oranın tespitine dair Yüksek Sağlık Kurulu raporunda %0 tespite karşın Adli Tıp Kurumu raporundaki %12,2 oranına itibarın hatalı olduğunu, tazminatlardan sorumluluğu bulunmayan müvekkili hakkında davanın reddi gerektiğine işaretle kararın bozulmasını talep etmiştir. C. Gerekçe 1. Uyuşmazlık ve Hukuki Nitelendirme Uyuşmazlık, meslek hastalığı neticesinde iş göremezliğe uğrayan sigortalının maddi ve manevi tazminat istemlerine ilişkindir. 2. İlgili Hukuk "Temyiz incelemesinin kapsamı" açısından 6100 sayılı Hukuk Muhakemeleri Kanunu'nun 369, 370 ve 371 inci maddeleri, "Tazminat sorumluluğu ve miktarının tespiti" açısından meslek hastalığının gerçekleştiği tarih de gözetilerek yürürlükte bulunan 6098 sayılı Türk Borçlar Kanunu'nun 417 nci ve 114 üncü maddeleri delaletiyle 49,50,51,52,53,54,55 ve 56 ncı maddeleri, "Olayın meslek hastalığı olarak tespiti, sürekli iş göremezlik oranının tespiti ile iş kazasının SGK yönünden sonuçları" açısından 5510 sayılı Kanun'un 14, 16, 19, 20, 21, 95 inci maddeleri, 01.10.2008 yürürlük tarihli Çalışma Gücü ve Meslekte Kazanma Gücü Kaybı Oranı Tespit İşlemleri Yönetmeliğinin 17 ila 24 üncü maddeleri, Yargıtay İçtihatları Birleştirme Genel Kurulunun 28.06.1976 gün, 1976/6-4 sayılı Kararı, 6331 sayılı İş Sağlığı ve Güvenliği Kanunu maddeleridir. 3. Değerlendirme 1.Tarafların iddia, savunma ve dayandıkları belgelere, uyuşmazlığın hukuki nitelendirilmesi ile uygulanması gereken hukuk kurallarına, dava şartlarına, yargılamaya hâkim olan ilkelere, ispat kurallarına ve temyiz olunan kararda belirtilen gerekçelere ve özellikle sürekli iş göremezlik oranı, kusur oranlarının tespiti ile maddi tazminatın hesabına esas alınan hesap raporunun dosya kapsamıyla, Dairemizce benimsenen ilkelere uygun olmasına ayrıca davalı tarafça ileri sürülen itirazların Bölge Adliye Mahkemesi kararında değerlendirilerek gerekçelendirilmiş olmasına göre, temyiz edenin sıfatına, temyiz dilekçesinin içeriği ile temyiz kapsam ve nedenleriyle HMK 369/1 inci maddesi kapsamında kanunun emredici hükmüne aykırı görülen hususlar re'sen dikkate alınarak davalı vekilinin aşağıdaki paragraflarıın kapsamı dışındaki sair temyiz itirazları yerinde görülmemiştir 2.Davaya konu olay meslek hastalığı olup meslek hastalığından kaynaklı tazminat davaları için 5510 sayılı Kanun'un 14, 95 inci maddeleri ile 01.10.2008 yürürlük tarihli Çalışma Gücü ve Meslekte Kazanma Gücü Kaybı Oranı Tespit İşlemleri Yönetmeliğinin 17 ila 24 üncü maddeleri gereğince tespiti gereken oran meslekte kazanma gücü kayıp oranı olup uygulamada sıklıkla karıştırıldığı üzere maluliyet oranı değildir. Meslekte kazanama gücü kayıp oranı kısa vadeli sigorta koluyla ilgili iken maluliyet uzun vadeli sigorta kolu için geçerli bir kavramdır. 3. Bu kapsamda karar içerik ve hüküm kısmında yer alan "maluliyet" ifadelerinin aslen meslek hastalığından kaynaklı "melsekte kazanma gücü kaybı" olarak belirtilmesi gerekirken hatalı niteleme ile anılan ifadelerin kararda belirtilmesi usul ve yasaya aykırı olmuştur. 4. O halde, temyiz eden davalı vekilinin bu yönleri amaçlayan temyiz itirazları ile HMK'nun 369 uncu maddesi kapsamında kanunun açık hükmüne aykırılıklar da re'sen dikkate alınarak Bölge Adliye Mahkemesince istinaf başvurusunun esastan reddine ilişkin kararı kaldırılarak İlk Derece Mahkemesi hükmü bozulmalıdır. 5. Ne var ki bu hataların giderilmesi yeniden yargılama yapılmasını gerektirmediğinden 6100 sayılı Hukuk Muhakemeleri Kanunu’nun 370 inci maddesinin ikinci fıkrası hükmü uyarınca İlk Derece Mahkemesi kararının bu kısımları düzeltilerek onanması gerekir. VI. KARAR Açıklanan sebeplerle; Temyiz olunan, İlk Derece Mahkemesi kararına karşı istinaf başvurusunun esastan reddine ilişkin Bölge Adliye Mahkemesi kararının ORTADAN KALDIRILMASINA, Davalı vekilinin temyiz itirazı ile re'sen dikkate alınan hususlar gözetilerek; İlk Derece Mahkemesi kararının karar içerik ve ve hüküm içeriğinde yer alan "maluliyet" kelimelerinin silinerek yerlerine "meslekte kazanma gücü kaybı" kelimelerinin yazılmak suretiyle hükmün bu haliyle DÜZELTİLEREK ONANMASINA, Peşin alınan temyiz harcının istek halinde ilgiliye iadesine, Dosyanın İlk Derece Mahkemesine, kararın bir örneğinin Bölge Adliye Mahkemesine gönderilmesine, 26.12.2023 tarihinde oy birliğiyle karar verildi
2. Hukuk Dairesi, 2023/8407 E., 2024/2047 K.
orta eşleşmeKarar metninde maddeye atıf varİstanbul Bölge Adliye Mahkemesi 11. Hukuk Dairesi
tam metni aç
6100 sayılı Hukuk Muhakemeleri Kanunu'nun 369 uncu maddesinin ikinci fıkrası uyarınca davalı vekilinin duruşma isteğinin reddine, temyiz dilekçesinin kabulü ile incelemenin dosya üzerinde yapılmasına karar verildikten ve Tetkik Hâkimi tarafından hazırlanan rapor dinlendikten sonra dosyadaki belgeler
2. Hukuk Dairesi         2023/8407 E.  ,  2024/2047 K. "İçtihat Metni" İNCELENEN KARARIN MAHKEMESİ : İstanbul Bölge Adliye Mahkemesi 11. Hukuk Dairesi SAYISI : 2021/1407 E., 2023/1006 K. DAVA TARİHİ : 12.11.2020 KARAR : İstinaf başvurusunun kabulü ile yeniden esas hakkında hüküm kurulması İLK DERECE MAHKEMESİ : Küçükçekmece 7. Aile Mahkemesi SAYISI : 2021/578 E., 2021/725 K. Taraflar arasındaki tanıma ve tenfiz davasından dolayı yapılan yargılama sonunda İlk Derece Mahkemesince davanın boşanma kararının tanınması ve tenfizi yönünden kabulüne, velâyet kararının tanınması ve tenfizi konusunda karar verilmesine yer olmadığına karar verilmiştir. Kararın taraf vekilleri tarafından istinaf edilmesi üzerine, Bölge Adliye Mahkemesince davacının istinaf başvurusunun kabulü ile İlk Derece Mahkemesi hükmü kaldırılarak yeniden esas hakkında hüküm kurulmak suretiyle velâyete kararının tanınması ve tenfizine ilişkin davanın kabulüne, kaldırma sebebine göre davalı erkeğin istinaf talebinin incelenmesine yer olmadığına karar verilmiştir. 2797 sayılı Yargıtay Kanunu’nun 40 ıncı ve Yargıtay İç Yönetmeliği’nin 18 inci maddeleri uyarınca yapılan ön incelemede; Bölge Adliye Mahkemesi kararının davalı vekili tarafından adli yardım talepli olarak temyiz edildiği, bu sebeple de temyiz dilekçesi verilirken gerekli harç ve giderlerin yatırılmadığı belirlenmiştir. Adli yardım, temyiz yoluna başvuru sırasında talep edilmekle; 6100 sayılı Hukuk Muhakemeleri Kanunu’nun (6100 sayılı Kanun) 336 ncı maddesinin üçüncü fıkrası uyarınca, adli yardım talebini inceleme görevi Yargıtaya aittir. Adli yardım, 6100 sayılı Kanun’un 334 ve devamı maddelerinde düzenlenmiştir. Anılan maddelere göre gerçek kişiler ile kamuya yararlı dernek ve vakıfların yararlanabileceği adli yardımın şartları, ödeme gücünden yoksun olma ve talebin açıkça dayanaktan yoksun olmamasıdır. Adli yardım talebinde bulunan gerçek kişi veya tüzel kişinin yargılama giderlerini karşılayabilecek durumda olmadığını gösteren mali durumuna ilişkin belgeleri de mahkemeye ibraz etmesi gerekir. Adli yardım talebinde bulunanın ödeme gücünden yoksun olup olmadığı, bu belgeler incelenerek belirlenecektir. Bu açıklamalar ışığında adli yardım talebinde bulunan tarafın, kendisi ve ailesinin geçimini önemli ölçüde zor duruma düşürmeksizin gereken temyiz yoluna başvuru giderlerini kısmen veya tamamen ödeme gücünden yoksun olduğu anlaşıldığından, adli yardım talebinin kabulüne karar vermek gerekmiştir. Bölge Adliye Mahkemesi kararı davalı vekili tarafından duruşma istemli temyiz edilmekle; kesinlik, süre, temyiz şartı ve diğer usul eksiklikleri yönünden yapılan ön inceleme sonucunda, temyize konu edilen kararın niteliğinin duruşma istenebilecek davalardan olmadığı anlaşılmıştır. 6100 sayılı Hukuk Muhakemeleri Kanunu'nun 369 uncu maddesinin ikinci fıkrası uyarınca davalı vekilinin duruşma isteğinin reddine, temyiz dilekçesinin kabulü ile incelemenin dosya üzerinde yapılmasına karar verildikten ve Tetkik Hâkimi tarafından hazırlanan rapor dinlendikten sonra dosyadaki belgeler incelenip gereği düşünüldü: I. DAVA Davacı vekili dava dilekçesinde; davalı ile müvekkilinin 04.05.2012 tarihinde evlendiklerini, Weiden In Der Oberpfal Asliye Hukuk Mahkemesinin 17.12.2019 tarih ve 001 F 672/18 dosya numaralı boşanma kararı ile boşandıklarını, mahkeme kararının 08.04.2020 tarihinde kesinleştiğini, Weiden In Der Oberpfal Asliye Hukuk Mahkemesince boşanma davasından ayrılarak 001 F 437/19 dosya numarası ile incelenen velâyet hususunda ise ortak çocukların velâyetinin müvekkiline verildiğini, velâyete ilişkin kararın 15.07.2020 tarihinde kesinleştiğini belirterek Weiden In Der Oberpfal Asliye Hukuk Mahkemesinin 17.12.2019 tarih ve 001 F 672/18 dosya numaralı boşanma kararının tanınması ve tenfizine karar verilmesi ile 14.11.2019 tarihli 001 F 437/19 dosya numaralı velâyete ilişkin kararın tanınması ve tenfizine karar verilmesini talep etmiştir. II. CEVAP Davalı, davaya cevap vermemiştir. III. İLK DERECE MAHKEMESİ KARARI 1.İlk Derece Mahkemesinin 22.01.2021 tarihli kararı ile davanın kabulüne, boşanma ve velâyete ilişkin ilamların tanınmasına ve tenfizine karar verilmiştir. Bu karara karşı davalı tarafından velâyete ilişkin karar yönünden istinaf talebinde bulunulmuştur. Bölge Adliye Mahkemesinin 30.03.2021 tarihli kararı ile kararın velâyete ilişkin ihtiyati tedbir niteliğinde karar olduğu, kararda kesinleşme şerhi bulunmadığı, boşanma kararının tanınması ve tenfizi davasında vekillerin vekâletnamelerinde özel yetki olması gerektiği gerekçesiyle İlk Derece Mahkemesi kararının kaldırılmasına, dosyanın İlk Derece Mahkemesine gönderilmesine karar verilmiştir. 2.İlk Derece Mahkemesinin yukarıda tarih ve sayısı belirtilen kararı ile boşanma kararı yönünden 5718 sayılı Milletlerarası Özel Hukuk ve Usul Hukuku Hakkında Kanun'un (5718 sayılı Kanun) aradığı tanıma ve tenfiz şartlarının gerçekleştiği, ancak mahkeme ilamının velâyete ilişkin kararının ihtiyati tedbir niteliğinde bir karar olduğu, 19 Ekim 1996 tarihli Velâyet Sorumluluğu ve Çocukların Korunması Hakkında Tedbirler Yönünden Yetki, Uygulanacak Hukuk, Tanıma, Tenfiz ve İşbirliğine Dair Sözleşme'nin 23 üncü maddesi dikkate alınarak ortak çocukların velâyetine yönelik ihtiyati tedbir niteliğindeki karar yönünden karar verilmesine yer olmadığına karar verilmesi gerektiği gerekçesi ile davanın kabulü ile tarafların boşandıklarına dair Weıden In Der Oberpfalz Asliye Hukuk Mahkemesinin 17 Aralık 2019 tarih ve 001 F 672/18 dosya numaralı 08.04.2020 kesinleşme tarihli boşanma kararının tanınmasına ve tenfizine, velâyete ilişkin ihtiyati tedbir niteliğindeki kararın tanınması hususunda karar verilmesine yer olmadığına karar verilmiştir. IV. İSTİNAF A. İstinaf Yoluna Başvuranlar İlk Derece Mahkemesinin yukarıda belirtilen kararına karşı süresi içinde taraf vekilleri istinaf başvurusunda bulunmuştur. B. İstinaf Sebepleri 1. Davacı vekili, davanın tümüyle kabulüne karar verilmesi gerektiği, İlk Derece Mahkemesi kararının usul ve kanuna aykırı bulunduğunu ileri sürerek; velâyete ilişkin karar konusunda karar verilmesine yer olmadığına ilişkin karar yönünden, kararın kaldırılmasına karar verilmesini talep etmiştir. 2. Davalı vekili, velâyete ilişkin talep ile ilgili karar vermeye yer olmadığına karar verildiği halde yararlarına vekâlet ücreti ve yargılama giderine hükmedilmemiş olması yönünden hükmün tamamlanmasını talep etmesi üzerine mahkemenin, bu konuda karar vermeye yer olmadığına dair 25.10.2022 tarihli ek kararının kaldırılmasını, talepleri doğrultusunda karar verilmesini talep etmiştir. C. Gerekçe ve Sonuç Bölge Adliye Mahkemesinin yukarıda tarih ve sayısı belirtilen kararı ile Weiden In Der Oberpfal Asliye Hukuk Mahkemesinin 14.11.2019 tarihli 001 F 437/19 dosya numaralı kararı, taraflar arasında görülen boşanma davasının hızlı devam edememesi nedeniyle verilmiş tedbiren velâyet düzenlemesine ilişkin olduğu, boşanma kararı kesinleşmiş ise de velâyet düzenlemesi yapılmadığından tedbir niteliğindeki velâyet düzenlemesinin tanınmasında kamu yararı olduğu gerekçesi ile davacının istinaf başvurusunun kabulü ile yeniden esas hakkında hüküm kurmak suretiyle, tarafların ortak çocuklarının velâyetlerinin ihtiyati tedbir olarak annelerine verilmesine ilişkin Weiden In Der Oberpfal Asliye Hukuk Mahkemesinin 14.11.2019 tarihli 001 F 437/19 dosya numaralı 03.02.2020 tarihinde kesinleşen kararının tenfizine, hükmün kaldırılma gerekçesine göre davalı erkeğin istinaf talebinin incelenmesine yer olmadığına karar verilmiştir. V. TEMYİZ A. Temyiz Yoluna Başvuranlar Bölge Adliye Mahkemesinin yukarıda belirtilen kararına karşı süresi içinde davalı vekili temyiz isteminde bulunmuştur. B. Temyiz Sebepleri Davalı vekili; davacı annenin velâyet görevini ihlal ettiğini, müvekkilinin tedbir kararının alınması sırasında beyanı alınmadığını, kamu yararına aykırı şekilde karar verildiğini, davanın reddine karar verilmesi gerektiğini, Bölge Adliye Mahkemesi kararının usul ve kanuna aykırı bulunduğunu ileri sürerek; tüm yönleriyle kararın bozulmasına karar verilmesini talep etmiştir. C. Gerekçe 1. Uyuşmazlık ve Hukuki Nitelendirme Dava, yabancı mahkeme ilamının tanınması ve tenfizine ilişkin olup, uyuşmazlık davanın kabulü koşullarının oluşup oluşmadığı noktasında toplanmaktadır. 2. İlgili Hukuk 5718 sayılı Kanun'un 5 inci, 9 uncu, 10 uncu, 40 ıncı, 41 inci, 42 nci, 50 nci, 52 nci, 54 üncü, 55 inci, 56 ncı, 58 inci ve 59 uncu maddeleri; 6100 sayılı Hukuk Muhakemeleri Kanunu’nun (6100 sayılı Kanun) 369 uncu maddesinin birinci fıkrası ile 371 inci maddesi;19 Ekim 1996 tarihli velâyet Sorumluluğu ve Çocukların Korunması Hakkında Tedbirler Yönünden Yetki, Uygulanacak Hukuk, Tanıma, Tenfiz ve İşbirliğine Dair Sözleşme'nin 23 üncü maddesi. 3. Değerlendirme 1.Bölge adliye mahkemelerinin nihai kararlarının bozulması 6100 sayılı Kanun'un 371 inci maddesinde yer alan sebeplerden birinin varlığı hâlinde mümkündür. 2.Temyizen incelenen karar, tarafların karşılıklı iddia ve savunmalarına, dayandıkları belgelere, uyuşmazlığa uygulanması gereken hukuk kuralları ile hukuki ilişkinin nitelendirilmesine, dava şartlarına, yargılama ve ispat kuralları ile kararda belirtilen gerekçelere göre usul ve kanuna uygun olup davalı vekilince temyiz dilekçesinde ileri sürülen nedenler kararın bozulmasını gerektirecek nitelikte görülmemiştir. VI. KARAR Açıklanan sebeplerle; Temyiz olunan Bölge Adliye Mahkemesi kararının 6100 sayılı Kanun'un 370 inci maddesinin birinci fıkrası uyarınca ONANMASINA, Adli yardımdan yararlanması sebebiyle başlangıçta alınmamış olan aşağıda yazılı karar ve ilam harcı ile temyiz başvuru harcının davalıya yükletilmesine, Dosyanın İlk Derece Mahkemesine, kararın bir örneğinin Bölge Adliye Mahkemesine gönderilmesine, 25.03.2024 tarihinde oy birliğiyle karar verildi.
9. Hukuk Dairesi, 2024/6294 E., 2024/10213 K.
orta eşleşmeKarar metninde maddeye atıf varİzmir Bölge Adliye Mahkemesi 3. Hukuk Dairesi
tam metni aç
Davacı vekilince temyiz incelemesinin duruşmalı olarak yapılması istenilmiş ise de; inceleme konusu dava, 6100 sayılı Hukuk Muhakemeleri Kanunu'nun (6100 sayılı Kanun) 369 uncu maddesinde temyizde duruşmaya tâbi davalar arasında belirtilmediğinden duruşma isteminin reddi ile incelemenin dosya üzerinden yapılmasına karar verilmiş olmakla;
9. Hukuk Dairesi         2024/6294 E.  ,  2024/10213 K. "İçtihat Metni" MAHKEMESİ : İzmir Bölge Adliye Mahkemesi 3. Hukuk Dairesi SAYISI : 2024/286 E., 2024/506 K. KARAR : İstinaf başvurusunun esastan reddi İLK DERECE MAHKEMESİ : İzmir 4. İş Mahkemesi SAYISI : 2023/334 E., 2023/391 K. Taraflar arasındaki sendika yönetim kurulu kararının iptali davasından dolayı yapılan yargılama sonunda İlk Derece Mahkemesince davanın reddine karar verilmiştir. Kararın davacı vekili tarafından istinaf edilmesi üzerine, Bölge Adliye Mahkemesince başvurunun esastan reddine karar verilmiştir. Bölge Adliye Mahkemesi kararı davacı vekili tarafından temyiz edilmekle; kesinlik, süre, temyiz şartı ve diğer usul eksiklikleri yönünden yapılan ön inceleme sonucunda, temyiz dilekçesinin kabulüne karar verildi. Davacı vekilince temyiz incelemesinin duruşmalı olarak yapılması istenilmiş ise de; inceleme konusu dava, 6100 sayılı Hukuk Muhakemeleri Kanunu'nun (6100 sayılı Kanun) 369 uncu maddesinde temyizde duruşmaya tâbi davalar arasında belirtilmediğinden duruşma isteminin reddi ile incelemenin dosya üzerinden yapılmasına karar verilmiş olmakla; dava dosyası için Tetkik Hâkimi tarafından hazırlanan rapor dinlendikten sonra dosyadaki belgeler incelenip gereği düşünüldü: I. DAVA Davacı asıl dava dilekçesinde; Sendikanın kuruluşundan itibaren genel başkanlığını yapmakta olduğunu, 19.09.2023 tarihli Sendika Yönetim Kurulu toplantısı tamamlandıktan sonra 18.11.2023 tarihine kadar Tüzük değişikliği ve seçimli olağanüstü genel kurul yapılmasına oy çokluğuyla karar verildiğine ilişkin Yönetim Kurulu whatsapp grubunda paylaşım yapıldığını, 19.09.2023 tarihli karara ilişkin şerh beyanı verdiğini, 19.09.2023 tarihli seçimli olağanüstü genel kurul kararı ve Tüzük değişikliği kararının usul ve kanuna aykırı olduğunu, Tüzük'ün 21 inci maddesi gereğince gündem dışında ve toplantı bitiminde seçimli olağanüstü genel kurul ve Tüzük değişiklikliği kararı alındığını, seçimli olağanüstü genel kurul kararı ve Tüzük değişikliği yönünde karar alınmasının hukuki dayanağı bulunmadığını, olağan genel kurulun 1,5 yıl önce yapılmış olması, aynı tarihlerde Tüzük değişikliğinin de yapılmış olması, alınan kararın toplantı bitirildikten sonra alınmış olması, ileri sürülen iddialar ile ilgili somut bir delil sunulmamış olması, iddiaların haksız ve soyut olması, bu yönde objektif ve ciddi sebepler bulunmaması nedeniyle hukuki dayanağının olmadığını, Tüzük'ün 17 nci maddesi gereğince olağanüstü genel kurul ve Tüzük değişikliği talebinin haklı ve gerekçeli olmak zorunda olduğunu, 19.09.2023 tarihli alınan kararın keyfi olduğunu, 08.09.2023 tarihinde tüm Yönetim Kurulu üyelerine bilgilendirme mektubu ilettiğini, kanun ve Tüzük kapsamında yürütmekte olduğu başkanlık görevi ile ilgili iddiaların gerçeği yansıtmadığı gibi sendikanın işleyişine, sendikanın güvenilirliğine de zarar verici nitelikte olduğunu, 19.09.2023 tarihli kararın toplantı gündemine alınmadan ve toplantı bittikten sonra alınmış olması, yönetim kurulu kararlarının çoğunlukla oy birliği ile alınıyor oluşu, seçimli olağanüstü genel kurul ve Tüzük değişikliği talebinin soyut ve mesnetsiz iddialara dayanması, bu hususta somut bilgi, belge ve delil bulunmaması, olağanüstü genel kurul kararının istisnai nitelikte olması, Sendikanın amacı dışına çıkarak sendikal faaliyetleri yerine getirmek için harcaması gereken zamanı seçim sürecine harcayacak olması, 15 ay önce olağan genel kurulun ve Tüzük değişikliğinin yapılmış olması, seçim sürecine girilmesi hâlinde sendikal çalışmaların ve projelerin uygulanmasının sekteye uğrayacak olması hususları dikkate alındığında kararın hukuka aykırı olduğunu belirterek ve dilekçesinde yazılı diğer sebeplerle seçimli Olağanüstü Genel Kurul icrasına ilişkin 19.09.2023 tarihli Sendika Yönetim Kurulu kararının iptaline karar verilmesini talep etmiştir. II. CEVAP Davalı vekili cevap dilekçesinde; 19.09.2023 tarihli Yönetim Kurulu gündeminin 5 inci maddesinin seçimli Tüzük değişikliği, olağanüstü genel kurul çağrısı ve toplantısı yapılması nedeniyle ve aynı gündem maddesinin 14.09.2023 tarihli Yönetim Kurulu gündeminin 11 inci maddesi olarak belirlenmiş olup anılan tarihte toplantı sürecine yetişmediği için 19.09.2023 tarihinde tekrar gündeme getirildiğini, Sendika Tüzüğü'nün "Yönetim kurulu çalışma esaslı başlıklı 21/2 maddesinde yönetim kurulu idari işlerden sorumlu yönetim kurulu üyesinin hazırladığı gündemdeki konuları ve gerekli gördüğü öteki konuları görüşerek karara bağlar." şeklindeki hükmü nedeniyle, Sendika Tüzüğü'nün 17 nci maddesine göre "Sendika Olağanüstü Genel Kurulu" başlıklı 17 nci maddesinin birinci bendinde "Sendika olağanüstü genel kurulunun yönetim kurulunun gerekli gördüğü hallerde sendika yönetim kurulu kararı ile toplanır." denildiğini; yani Sendika Yönetim Kurulu kararının olağanüstü genel kurul kararı alması için bir sebep belirtmesi ve objektif nedene dayalı olmasının aranmayacağını, dava konusu Yönetim Kurulunun 19.09.2023 tarihli kararının usul ve kanuna uygun olduğunu belirterek ve dilekçesinde yazılı diğer sebeplerle davanın reddini istemiştir. III. İLK DERECE MAHKEMESİ KARARI İlk Derece Mahkemesinin yukarıda tarih ve sayısı belirtilen kararı ile; Sendika Yönetim Kurulunun başkan ve bir kısım üyeleri arasında ayrımcılık yapılıp yapılmadığı, eşit davranılıp davranılmadığı nedenlerine dayalı bir şekilde oluşmuş bir ikiye bölünmüşlük, kutuplaşma, bir kısım Yönetim Kurulu üyelerine kendilerine haksızlık yapıldığı, eşit davranılmadığı düşünce ve itirazları kapsamında davacı başkanın da aksine iddia ve beyanları herhangi bir tarafın haklı ve haksız olmasına ilişkin usulüne uygun yapılmış bir disiplin soruşturması olmaksızın Sendika Yönetim Kurulu içerisinde uyumsuzluk, tartışmalılık ve iki başlılık anlamlarına gelecek Yönetim Kurulu uyumsuzluğunun bir şekilde karar ve oylamalara da yansıdığı, Tüzük ve kanun hükümlerine göre Sendika Genel Merkez Yönetim Kurulunun üyelerinin çıkarlarını uyum ve ahenk içerisinde yürütmeleri ve bu doğrultuda üyelerin seçimine ve Tüzük değişikliğine başvurmaları sonucunu doğuran iptale konu 19.09.2023 tarihli Yönetim Kurulu kararının gündemde olmadığı davacı iddiasının yerinde olmadığı, sonuçta Sendika yetkili organlarının seçimine ve kararına başvurması sonucunu doğuran 19.09.2023 tarihli Tüzük değişikliği ve Seçimli Olağanüstü Genel Kurul kararının usul ve kanuna aykırı olmadığı gerekçesiyle davanın reddine karar verilmiştir. IV. İSTİNAF A. İstinaf Yoluna Başvuranlar İlk Derece Mahkemesinin yukarıda belirtilen kararına karşı süresi içinde davacı vekili istinaf başvurusunda bulunmuştur. B. İstinaf Sebepleri Davacı vekili; dava dilekçesinde belirttiği sebeplerle kararın kaldırılmasını talep etmiştir. C. Gerekçe ve Sonuç Bölge Adliye Mahkemesinin yukarıda tarih ve sayısı belirtilen kararı ile; Tüzük ve Kanun'daki düzenlemeler dikkate alındığında, Sendika Olağanüstü Genel Kurulunun, somut olayda olduğu gibi Yönetim Kurulunca gerekli görüldüğü hâllerde toplanabileceği, bunun için alınan kararda ayrıca somut gerekçelerin belirtilmesinin gerekmediği gibi iptali istenen Yönetim Kurulu kararında ise başkanlık kavramının görev ve yetkisinin netleştirilmesi konusunda Tüzük'te gerekli değişikliklerin yapılması, son iki denetleme raporunda yer alan kararlar Yönetim Kurulunda değerlendirilmediğinden Genel Kurulda görüşülmesinin uygun olacağı; ayrıca genel başkan tarafından Yönetim Kurulu üyelerine iyiniyet kuralı ve ölçülülük ilkesini aşarak baskı aracı olarak yazılan yazılar, bilgi talepli yazıların tüm Yönetim Kurulu üyelerine yazılmaması sebebiyle ayrımcılık yapılması, başkanlık kavramı gibi Tüzük'te eksikliği hissedilen hususlar sebebiyle gerekçeli bir şekilde Olağanüstü Genel Kurul kararı alındığı gerekçesiyle başvurunun esastan reddine karar verilmiştir. V. TEMYİZ A. Temyiz Yoluna Başvuranlar Bölge Adliye Mahkemesinin yukarıda belirtilen kararına karşı süresi içinde davacı vekili temyiz başvurusunda bulunmuştur. B. Temyiz Sebepleri Davacı vekili; dava ve istinaf dilekçelerinde belirttiği sebeplerle Bölge Adliye Mahkemesi kararının bozularak ortadan kaldırılması istemi ile temyiz yoluna başvurmuştur. C. Gerekçe 1. Uyuşmazlık ve Hukuki Nitelendirme Uyuşmazlık, Sendikada Olağanüstü Genel Kurul icra edilmesine ilişkin Sendika Yönetim Kurulu kararının hukuka aykırı olup olmadığı noktasında toplanmaktadır. 2. İlgili Hukuk 1.6100 sayılı Kanun'un 369 uncu maddesinin birinci fıkrası ile 371 inci maddesi. 2. 4688 sayılı Kamu Görevlileri Sendikaları ve Toplu Sözleşme Kanunu'nun (4688 sayılı Kanun) "Genel kurulların toplantı zamanı ve karar yeter sayısı" kenar başlıklı 10 uncu maddesi şöyledir: "Sendika veya konfederasyonun ilk genel kurulu tüzel kişilik kazanmasından başlayarak altı ay içinde yapılır. (Değişik ikinci fıkra: 4/4/2012-6289/8 md.) Olağan genel kurul toplantıları dört yılı aşmamak üzere tüzüklerde belirtilen sürede yapılır. (Değişik üçüncü fıkra: 4/4/2012-6289/8 md.) İki genel kurul toplantısı arasındaki döneme ilişkin faaliyet ve hesap raporu, denetleme kurulu veya denetçi raporu ile gelecek döneme ilişkin bütçe önerisi, genel kurula katılacaklara toplantı tarihinden en az onbeş gün önce yazılı veya elektronik ortamda gönderilir ve internet sitesinde ilan edilir. Olağanüstü genel kurul, yönetim kurulu veya denetleme kurulunun gerekli gördüğü durumlarda ya da genel kurul üye veya delegelerinin beşte birinin yazılı isteği üzerine en geç altmış gün içinde toplanır. Genel kurula çağrı yönetim kurulu tarafından yapılır. Toplantı yeter sayısı üye ya da delege tamsayısının salt çoğunluğudur. İlk toplantıda yeter sayı sağlanamazsa, ikinci toplantı en çok onbeş gün sonraya bırakılabilir. Bu toplantıda salt çoğunluk aranmaz. Karar yeter sayısı toplantıya katılan üye veya delege sayısının salt çoğunluğudur. Yukarıdaki hükümlere aykırı hareket eden sendika şubesi, sendika veya konfederasyon yönetim kuruluna; üyelerinden birinin veya durumu tespit eden Çalışma ve Sosyal Güvenlik Bakanlığının başvurusu üzerine, iş davalarına bakmakla görevli mahkeme kararı ile işten el çektirilir. Bu takdirde görevli mahkeme, genel kurulu kanun ve tüzük hükümleri gereğince altmış günü geçmemek kaydıyla en kısa zamanda toplamak ve yeni yönetim kurulu seçilinceye kadar cari işleri yürütmekle görevli olmak üzere Medenî Kanun hükümleri gereğince bir veya üç kayyım tayin eder." 3. Sendika Tüzüğü. 3. Değerlendirme 1. Tarafların iddia, savunma ve dayandıkları belgelere, uyuşmazlığın hukuki nitelendirilmesi ile uygulanması gereken hukuk kurallarına, dava şartlarına, yargılamaya hâkim olan ilkelere, ispat kurallarına ve temyiz olunan kararda belirtilen gerekçelere göre davacı vekilinin aşağıdaki paragrafların kapsamı dışındaki temyiz itirazları yerinde görülmemiştir. 2. 4688 sayılı Kanun’un 3 üncü maddesinde sendikalar, "Kamu görevlilerinin ortak ekonomik, sosyal ve meslekî hak ve menfaatlerini korumak ve geliştirmek için oluşturdukları tüzel kişiliğe sahip kuruluşlar" olarak tanımlanmıştır. 2709 sayılı Türkiye Cumhuriyeti Anayasası’nın 51 inci maddesi de aynı doğrultudadır. Aynı maddenin son fıkrasında ise sendikaların yönetim ve işleyişlerinin demokrasi esaslarına aykırı olamayacağı vurgulanmıştır. 3. 4688 sayılı Kanun'un 8 inci maddesinde, genel kurulun, sendika ve şubelerin zorunlu organlarından olduğu belirtilmiştir. Genel kurulun görev ve yetkileri, 4688 sayılı Kanun’un 12 nci maddesinde düzenlenmiştir. Maddeye göre sendika organlarının seçimi yetkisi de genel kuruldadır. Bu itibarla, sendikanın yönetim, denetim ve disiplin kurulu üyelerinin belirlendiği genel kurulların, demokratik esaslar doğrultusunda icra edilmesi, sendika içi demokrasinin gerçekleşmesi yönünden son derece önemlidir. Bu cümleden olarak, bir sendikanın demokratik yapıya sahip olup olmadığına ilişkin en somut ölçüler genel kurulun yapısı ve işleyişinde aranmalıdır (Fevzi Şahlanan, Sendikaların İşleyişinin Demokratik İlkelere Uygunluğu, İstanbul, 1980, s.119). 4. Genel kurul, sendikaların iradesini yansıtan nihai karar organıdır. Genel kurullar bakımından asıl olan ise olağan genel kuruldur. Olağan genel kurul, kanunda ve daha kısa bir süre belirlenmesi koşuluyla tüzükte öngörülen sürelerde düzenli şekilde yapılmak zorunda olunan ve yapılması için herhangi bir sebebin ortaya çıkması gerekli olmayan genel kuruldur. 4688 sayılı Kanun’un 10 uncu maddesinin dördüncü fıkrası ise "Olağanüstü genel kurul, yönetim kurulu veya denetleme kurulunun gerekli gördüğü durumlarda ya da genel kurul üye veya delegelerinin beşte birinin yazılı isteği üzerine en geç altmış gün içinde toplanır." şeklindedir. 5. Olağanüstü genel kurul, ancak genel kurulun olağanüstü şekilde toplanmasını gerektirir nitelikte objektif haklı sebeplerin bulunması hâlinde söz konusu olan istisnai nitelikteki genel kuruldur. Bu husus 4688 sayılı Kanun’un 43 üncü maddesi atfı ile uygulama alanı bulan 6356 sayılı Sendikalar ve Toplu İş Sözleşmesi Kanunu’nun 12 nci maddesinin gerekçesinde "Uygulamada seçimi kaybeden grubun beşte bir delege imzasını toplayıp hiçbir gerekçe göstermeden olağanüstü genel kurul talebinde bulunması her zaman karşılaşılan bir durumdur. Bu nedenle üye ve delegeler tarafından yapılacak olağanüstü genel kurul isteklerinin “iyi niyet kuralına” uygun haklı veya geçerli bir sebebe dayandırılması veya olağanüstü genel kurul isteminin olağan genel kurul ile çözülemeyecek bir sorunu çözmeye yönelik olması aranmıştır." şeklinde ifade edilmiştir. 6. Bu genel açıklamalar ışığında temyiz itirazları değerlendirilmelidir. Somut uyuşmazlıkta Sendika Yönetim Kurulunun 19.09.2023 tarihli ve 38 sayılı kararı ile Seçimli Olağanüstü Genel Kurul icrasına karar verilmiştir. Sendika Yönetim Kurulu kararında; "Genel Başkan tarafından yönetim kurulu üyelerine iyiniyet kuralı ve ölçülülük ilkesini aşarak baskı aracı olarak yazılan yazılar, bilgi talepli yazıların tüm yk üyelerine yazılmaması sebebiyle ayrımcılık yapılması, denetleme raporunda belirtilen ve başkanlık kavramı gibi tüzükte eksikliği hissedilen hususlar sebebiyle; gerekli organizasyonun yapılabilmesi için tarihi, yeri ve gündemi yönetim kurulu tarafından daha sonra açıklanmak üzere, 18 Kasım 2023 tarihine kadar tüzük değişikli ve seçimli olağanüstü genel kurul yapılması ..." hususları olağanüstü genel kurul gerekçesi olarak belirtilmiştir. 7. Olağanüstü genel kurulun toplanması için, bu yönde objektif haklı sebeplerin bulunması ve bu durumun ispatlanması gerekmekte olup ayrıca olağanüstü genel kurul isteminin başka bir şekilde çözülemeyecek bir sorunu çözmeye yönelik olması gerekmektedir. Bununla birlikte inceleme konusu davada, Sendikanın olağanüstü genel kurula gitmesi için objektif, haklı ve somut gerekçeler mevcut olmayıp bu anlamda ispatlanan bir durum söz konusu değildir. Bu itibarla İlk Derece Mahkemesince davanın kabulü ile Sendika Yönetim Kurulunun 19.09.2023 tarihli ve 38 sayılı kararının Sendikada Olağanüstü Genel Kurul yapılmasına ilişkin kısmının iptaline karar verilmesi gerekirken eksik inceleme sonucunda yazılı şekilde hüküm tesisi ve bu karara karşı yapılan istinaf başvurusunun esastan reddi kararı hatalı olup bozmayı gerektirmiştir. VI. KARAR Açıklanan sebeplerle; 1. Temyiz olunan, İlk Derece Mahkemesi kararına karşı istinaf başvurusunun esastan reddine ilişkin Bölge Adliye Mahkemesi kararının ORTADAN KALDIRILMASINA, 2. İlk Derece Mahkemesi kararının BOZULMASINA, Peşin alınan temyiz karar harcının istek hâlinde ilgiliye iadesine, Dosyanın kararı veren İlk Derece Mahkemesine, bozma kararının bir örneğinin kararı veren Bölge Adliye Mahkemesine gönderilmesine, 27.06.2024 tarihinde oy birliğiyle karar verildi.
11. Hukuk Dairesi, 2023/954 E., 2024/4452 K.
orta eşleşmeKarar metninde maddeye atıf varGaziantep Bölge Adliye Mahkemesi 11. Hukuk Dairesi
tam metni aç
Bölge Adliye Mahkemesi kararı, Yargıtayca duruşma istemli olarak davacı vekili tarafından temyiz edilmekle; kesinlik, süre, temyiz şartı ve diğer usul eksiklikleri yönünden yapılan ön inceleme sonucunda, temyiz dilekçesinin kabulüne, dava, 6100 sayılı Hukuk Muhakemeleri Kanunu'nun (6100 sayılı Kanun) 369 uncu maddesinin ikinci fıkrası gereğince miktar veya değer söz konusu olmaksızın duruşmalı ola
11. Hukuk Dairesi         2023/954 E.  ,  2024/4452 K. "İçtihat Metni" MAHKEMESİ : Gaziantep Bölge Adliye Mahkemesi 11. Hukuk Dairesi SAYISI : 2021/900 Esas, 2022/1840 Karar HÜKÜM : Başvurunun esastan reddi İLK DERECE MAHKEMESİ : Kahramanmaraş 3. Asliye Hukuk Mahkemesi (Fikri ve Sınai Haklar Hukuk Mahkemesi sıfatıyla) SAYISI : 2019/616 E., 2021/233 K. Taraflar arasındaki markanın tescili davasından dolayı yapılan yargılama sonunda İlk Derece Mahkemesince davanın reddine karar verilmiştir. Kararın davacı vekili tarafından istinaf edilmesi üzerine, Bölge Adliye Mahkemesince, başvurunun esastan reddine karar verilmiştir. Bölge Adliye Mahkemesi kararı, Yargıtayca duruşma istemli olarak davacı vekili tarafından temyiz edilmekle; kesinlik, süre, temyiz şartı ve diğer usul eksiklikleri yönünden yapılan ön inceleme sonucunda, temyiz dilekçesinin kabulüne, dava, 6100 sayılı Hukuk Muhakemeleri Kanunu'nun (6100 sayılı Kanun) 369 uncu maddesinin ikinci fıkrası gereğince miktar veya değer söz konusu olmaksızın duruşmalı olarak incelenmesi gereken dava ve işlerin dışında bulunduğundan duruşma isteğinin reddine karar verildikten ve Tetkik Hâkimi tarafından hazırlanan rapor dinlendikten sonra dosyadaki belgeler incelenip gereği düşünüldü: I. DAVA Davacı vekili dava dilekçesinde; müvekkili ile davalı ... arasında 27.11.2018 tarihinde marka devir sözleşmesi imzalandığını, bu sözleşme ile müvekkili şirketin markanın mülkiyetini edindiğini, müvekkili şirketin bu devir işlemine güvenerek işlerini yürüttüğünü, ilgili marka altında faaliyetine devam ettiğini, müvekkili şirket yetkilisi ...'ın ekonomik yönden zor günler geçirdiğini, üzücü olaylar yaşadığını, bu nedenle ilgili noter senedine istinaden Türk Patent ve Marka Kurumundan (TÜRKPATENT) müvekkili şirket adına tescili gerçekleştiremediğini, bu süre zarfında davalı ...'ün müvekkiline herhangi bir bilgi vermeden markayı diğer davalı olan oğlu ...'e devrettiğini, TÜRKPATENT nezdinde markanın tescilinin davalı ... adına sağlandığını, davalıların bu işlemi kötü niyetli yaptıklarını, noter devir senedine göre hak sahibi müvekkili iken dürüstlük kuralına aykırı davranarak işlem yaptıklarını, kötü niyetli marka devrinin söz konusu olduğunu, bu durumun ceza hukuku yönünden de suç niteliği taşıdığını, bu nedenle davalı ... adına tescilli 2018/44068 numaralı, "şule çay" markanın müvekkili adına tesciline karar verilmesini talep etmiştir. II. CEVAP Davalılar süresinde cevap dilekçesi sunmamışlardır. III. İLK DERECE MAHKEMESİ KARARI İlk Derece Mahkemesinin yukarıda tarih ve sayısı belirtilen kararı ile tüm dosya kapsamına göre, 04.05.2018 başvuru tarihli, 01.10.2018 tescil tarihli, 2018/44068 tescil numaralı "Şule Çay" ibareli markanın 6712245 numarası ile ... adına tescilli 30 ve 35 nci sınıflarda ticaret/hizmet markası olarak koruma altında olduğu, 6769 sayılı Sınai Mülkiyet Kanunu'nun (6769 sayılı Kanun) 7 nci maddesi uyarınca; tescilli ve koruma altında bulunan bir markaya ilişkin hakların münhasıran tescil sahibine ait olduğu, marka devir sözleşmesi olduğu iddiası ile dosyaya sunulan evrakta; davacı adına şirket yetkilisi olarak imzası bulunan, aynı zamanda davacı tanığı olarak da dinlenen ...’ın bunalıma girmesi sebebi ile işlemlerin gerçekleştirilememiş olması iddiasının dayanaktan yoksun olduğu, taraflar arasındaki marka devir sözleşmesi olduğu iddia edilen evrakın; 6769 sayılı Kanun'un 148 inci maddesinin beşinci fıkrası uyarınca TÜRKPATENT başvuru talebi ücretin ödenmesi, yönetmelikte belirlenen şartların yerine getirilmesi, sicile kayıt ve bültende yayımlanma aşamalarından geçmediği, davacı tarafın iddialarının soyut olmaktan öte gidemediği, davanın ispatlanamadığı gerekçesiyle davanın reddine karar verilmiştir. IV. İSTİNAF A. İstinaf Yoluna Başvuranlar İlk Derece Mahkemesinin yukarıda belirtilen kararına karşı süresi içinde davacı vekili istinaf başvurusunda bulunmuştur. B. İstinaf Sebepleri Davacı vekili istinaf dilekçesinde özetle; Mahkemenin taraflarca ileri sürülmemiş olmasına rağmen davayı sanki bir hükümsüzlük davasıymış gibi neticelendirdiğini, hükme esas alınan raporun yetersiz olduğunu, Mahkemenin somut olaya 6769 sayılı Kanun'un 148 inci maddesinin beşinci fıkrasını uygulamasının doğru olmadığını, davalıların baba oğul olmaları gözetilerek iyi niyet değerlendirmesi yapması gerekirken hiçbir hukuki maddeye atıfta bulunmadan karar verdiğini ileri sürerek kararın kaldırılarak davanın kabulüne karar verilmesini talep etmiştir. C. Gerekçe ve Sonuç Bölge Adliye Mahkemesinin yukarıda tarih ve sayısı belirtilen kararı ile 6769 sayılı Kanun'un 148 inci maddesinde sınai mülkiyet hakkının hukuki işlem yoluyla devrinin düzenlendiği, anılan maddenin ilk fıkrasında; sınai mülkiyet hakkının devredilebileceği, miras yolu ile intikal edebileceği, lisans konusu olabileceği, rehin verilebileceği, teminat olarak gösterilebileceği, haczedilebileceği veya diğer hukuki işlemlere konu olabileceği hükmünün bulunduğu, aynı maddenin dördüncü fıkrasında, hukuki işlemlerin, yazılı şekle tabi olup devir sözleşmelerinin geçerliliğinin, ancak noter tarafından onaylanmış şekilde yapılmış olmalarına bağlı bulunduğunun; beşinci fırkasında ise, hukuki işlemlerin taraflardan birinin talebi, ücretin ödenmesi ve yönetmelikle belirlenen diğer şartların yerine getirilmesi hâlinde sicile kaydedileceğinin ve bültende yayımlanacağının belirtildiği; 115 inci madde hükümleri saklı kalmak üzere, sicile kaydedilmeyen hukuki işlemlerden doğan hakların iyi niyetli üçüncü kişilere karşı ileri sürülemeyeceğinin düzenlendiği, görüleceği üzere, kanuni düzenleme içeriğinden ve lafzından anlaşılacağı üzere noter onaylama sözleşmesi ile taraflardan her birinin başvurarak devrin tescilini isteyebileceği, davacının istinaf sebebi yaptığı kanun maddesinde geçen iyi niyet incelemesinin ise tescilsiz korunma ile oluşacak hak sahipliği yönünden söz konusu olacağı, oysa ki, dosya kapsamında davacının tescilsiz bir kullanımı ile oluşan bir hak sahipliği ispatlanamadığı gibi davacının tek taraflı olarak sicile tescil imkanı varken mücbir sebep oluşturacak bir olgu ve delil olmadığı halde devir tescil işlemlerini başlatmamasının kendi ihmalinden kaynaklandığı, bu nedenle davacı vekilinin istinaf başvurusunun yerinde olmadığı gerekçesiyle davacı vekilinin istinaf başvurusunun esastan reddine karar vermek gerekmiştir. V. TEMYİZ A. Temyiz Yoluna Başvuranlar Bölge Adliye Mahkemesinin yukarıda belirtilen kararına karşı süresi içinde davacı vekili temyiz isteminde bulunmuştur. B. Temyiz Sebepleri Davacı vekili temyiz dilekçesinde özetle; istinaf dilekçesinde belirttiği hususları tekrar ederek kararın bozulmasını istemiştir. C. Gerekçe 1. Uyuşmazlık ve Hukuki Nitelendirme Uyuşmazlık, davalı ... tarafından davacı şirkete noterce onaylanan sözleşme gereği satışı gerçekleşen markanın TÜRKPATENT nezdinde tescili gerçekleşmeden yine... tarafından noterde onaylanan bir başka sözleşmeyle diğer davalı babası ...'e devredilip TÜRKPATENT nezdinde de tescil işleminin yapılması ve adına tescil yapılan diğer davalı üçüncü kişi ...'in iyiniyetli olup olmadığı, iyiniyet değerlendirmesinde de üçüncü kişinin markayı devredenin babası olmasının iyiniyeti ortadan kaldırıp kaldırmayacağı ile varılacak sonuca göre tescil işleminin iptalinin ve markanın davacıya tescilinin gerekip gerekmediği noktasındadır. Dava ise, davalı ... adına tescilli marka kaydının iptali ve markanın davacıya tescili istemine ilişkindir. 2. İlgili Hukuk 1.6100 sayılı Kanun'un 369 uncu maddesinin birinci fıkrası ile 370 ve 371 inci maddeleri. 2.6769 sayılı Kanun'un 148 inci maddesi. 3. Değerlendirme 6769 sayılı Kanun'un hukuki işlemler başlıklı 148 inci maddesinin dördüncü fıkrası uyarınca hukuki işlemler yazılı şekle tabi olup, devir sözleşmesinin geçerliliği ise noter tarafından onaylanmasına bağlıdır. Anılan hüküm uyarınca devir sözleşmesinin noter tarafından onaylanması kurucu nitelikte olup, tescil ise iyiniyetli üçüncü kişinin korunmasında etkilidir. Aynı maddenin beşinci fıkrasına göre ise sicile kaydedilmeyen işlemler iyiniyetli üçüncü kişilere karşı ileri sürülemez. Bu durumda tescilin korunması ancak üçüncü kişinin iyiniyetli olmasına bağlıdır. Somut olayda, davalılardan... sahibi olduğu markayı önce noter onaylı sözleşmeyle davacıya devretmiş, ancak devir işlemi tescil edilmeden yine ikinci bir noter onaylı sözleşmeyle aynı markayı babası olan diğer davalı ...'e devretmiş ve TÜRKPATENT nezdinde de bu devir sicile tescil edilmiştir. Noterce onaylanan senet, devir işleminin kurucu unsuru olduğundan, geçerli olan davalı ... ile davacı arasındaki ilk sözleşme olup ikinci sözleşmeye sonuç bağlanabilmesi ancak ikinci sözleşmeye taraf olan üçüncü kişinin iyiniyetli olmasına bağlıdır. Şu halde somut olayda, ikinci sözleşmeye taraf olan ve dava konusu marka adına tescil edilen üçüncü kişi konumundaki davalı ...'in, markayı ikinci kez satan davalı ...'in babası olduğu gözetildiğinde, bu durumun davalının iyiniyetli olmadığına karine teşkil edeceği dikkate alınarak bu cihette yapılacak değerlendirmenin sonucuna göre bir karar verilmesi gerekirken davacı iddialarının soyut olmaktan öteye geçmediği gerekçesiyle davanın reddi doğru olmamış ve bozmayı gerektirmiştir. VI. KARAR Açıklanan sebeple; 1. Temyiz olunan, İlk Derece Mahkemesi kararına karşı istinaf başvurusunun esastan reddine ilişkin Bölge Adliye Mahkemesi kararının ORTADAN KALDIRILMASINA, 2. İlk Derece Mahkemesi kararının BOZULMASINA, Dosyanın kararı veren İlk Derece Mahkemesine, bozma kararının bir örneğinin kararı veren Bölge Adliye Mahkemesine gönderilmesine, Peşin alınan temyiz karar harcının istek halinde ilgiliye iadesine, 29.05.2024 tarihinde oy birliğiyle karar verildi.

Eşleştirme iki kanıta dayanır: kararın kendi metnindeki madde atfı ve şerh kitaplarının o kararı hangi maddenin altında bastığı. Otomatik üretilmiştir, hukuki tavsiye değildir; kararın güncelliğini ve sonraki içtihat değişikliklerini ayrıca denetleyin.

Bu Maddeyle İlgili Sınav Sorusu

Medeni Usul Hukuku

6100 sayılı Hukuk Muhakemeleri Kanunu'na göre, Yargıtay'da duruşma yapılması ile ilgili hangisi yanlıştır?

A) Tarafların talebiyle duruşma yapılabilir (sınırı aşan davalarda).
B) Yargıtay resen duruşma yapılmasına karar verebilir.
C) Yargıtay sadece kanunda sayılan (boşanma, velayet vb.) davalarda resen duruşma açabilir.
D) Tebliğ tarihi ile duruşma günü arasında en az iki hafta süre olmalıdır.
E) Gider ödenmezse dosya üzerinden karar verilir.

Bu maddeyle ilgili 6 soru daha var!

Soruların tamamını çözmek, açıklamalı cevapları görmek ve Hukuksal Eğitim yapay zeka asistanı ile çalışmak için platforma katılın.

Hukuksal Eğitim Platformu'na Üye Ol