Hukuk Muhakemeleri Kanunu 397. maddesi, Hukuksal Eğitim mevzuat kütüphanesinde tam metin olarak yayımlanmıştır. Aşağıda maddenin tam metni, maddeyle eşleşen yüksek mahkeme kararları ve bu maddeden çıkmış sınav soruları yer alır. Ham metin için adresin sonuna /raw ekleyin.
Madde Metni
MADDE 397- (1) İhtiyati tedbir kararı dava açılmasından önce verilmişse, tedbir talep eden, bu kararın uygulanmasını talep ettiği tarihten itibaren iki hafta içinde esas hakkındaki davasını açmak ve dava açtığına ilişkin evrakı, kararı uygulayan memura ibrazla dosyaya koydurtmak ve karşılığında bir belge almak zorundadır. Aksi hâlde tedbir kendiliğinden kalkar.
(2) İhtiyati tedbir kararının etkisi, aksi belirtilmediği takdirde, nihai kararın kesinleşmesine kadar devam eder.
(3) Tedbir kalkmış veya kaldırılmış ise bu husus ilgili yerlere bildirilir.
(4) İhtiyati tedbir dosyası, asıl dava dosyasının eki sayılır.
Tedbire muhalefetin cezası
Bu Maddeyle İlgili Yüksek Mahkeme Kararları
9 karar eşleşti
Yargıtay İçtihatları Birleştirme Hukuk Genel Kurulu, 2013/1 E., 2014/1 K.
yüksek eşleşmeKarar metninde maddeye atıf var
hriban imzalı, 27.02.2013 tarihli; Münevver imzalı, 29.04.2013 tarihli; Avukat Hüseyin imzalı, 02.08.2013 tarihli; Avukat Teoman imzalı, 01.11.2013 tarihli; Avukat Ümpe imzalı, 22.05.2013 tarihli içtihatları birleştirme başvurularında, ‘HMK’nun 389 ila 399. maddeleri arasında düzenlenen geçici koruma tedbirlerinden olan ihtiyati tedbir talebinin reddi veya bu talebin kabulü hâlinde, itiraz üzerine
Yargıtay İçtihatları Birleştirme Hukuk Genel Kurulu 2013/1 E. , 2014/1 K.
* İLK DERECE MAHKEMELERİNCE VERİLEN İHTİYATİ TEDBİR TALEPLERİNİN REDDİ VEYA BU TALEPLERIN KABULÜ HÂLİNDE, İTİRAZ ÜZERİNE VERİLEN KARARLARA KARŞI TEMYİZ YOLUNUN KAPALI OLMASI
* HUKUK MUHAKEMELERİ KANUNU (HMK) (6100) Geçici Madde 3
* HUKUK MUHAKEMELERİ KANUNU (HMK) (6100) Madde 394
* HUKUK MUHAKEMELERİ KANUNU (HMK) (6100) Madde 399
* HUKUK MUHAKEMELERİ KANUNU (HMK) (6100) Madde 389
"İçtihat Metni"
I. GİRİŞ
A.İÇTİHATLARI BİRLEŞTİRME KONUSUNDAKİ BAŞVURULAR
Avukat Mihriban imzalı, 27.02.2013 tarihli; Münevver imzalı, 29.04.2013 tarihli; Avukat Hüseyin imzalı, 02.08.2013 tarihli; Avukat Teoman imzalı, 01.11.2013 tarihli; Avukat Ümpe imzalı, 22.05.2013 tarihli içtihatları birleştirme başvurularında, ‘HMK’nun 389 ila 399. maddeleri arasında düzenlenen geçici koruma tedbirlerinden olan ihtiyati tedbir talebinin reddi veya bu talebin kabulü hâlinde, itiraz üzerine verilecek kararlara karşı temyiz yoluna gidilip gidilemeyeceği’ konusunda Daireler arasında ortaya çıkan görüş ayrılıklarının birleştirilmesi istenilmiştir.
B.GÖRÜŞ AYKIRILIĞININ GİDERİLMESİ İSTEMİNE KONU KARARLAR
Birinci Hukuk Dairesinin 17.12.2012 tarih, E:2012/16579 K:2012/15322, 10.01.2012 tarih, E:2012/436 K:2012/7, 18.09.2012 tarih, E:2012/11443 K:2012/9598, 24.05.2012 tarih, E:2012/6976 K:2012/6023; İkinci Hukuk Dairesinin 05.04.2012 tarih, E:2012/2406 K:2012/8556; Üçüncü Hukuk Dairesinin 04.07.2012 tarih, E:2012/10508 K:2012/16819, 04.07.2012 tarih, E:2012/10508 K:2012/16189; Dördüncü Hukuk Dairesinin 08.02.2012 tarih, E:2012/867 K:2012/1672, 05.07.2012 tarih, E:2012/8405 K:2012/11646; Altıncı Hukuk Dairesinin 20.06.2012 tarih, E:2012/6264 K:2012/9311, 18.03.2013 tarih, E:2013/3628 K:2013/4653; Sekizinci Hukuk Dairesinin 13.03.2012 tarih, E:2012/1742 K:2012/1778, 15.10.2012 tarih, E:2012/10916 K:2012/9223; Onuncu Hukuk Dairesinin 11.04.2013 tarih, E:2013/7473 K:2013/7560; Onbirinci Hukuk Dairesinin 28.06.2012 tarih, E:2012/7898 K:2012/11432, 14.01.2013 tarih, E:2012/14392 K:2013/597, 20.10.2011 tarih, E:2011/12256 K:2011/14257, 26.09.2012 tarih, E:2012/11930 K:2012/14394; Onüçüncü Hukuk Dairesinin 26.06.2012 tarih, E:2012/15109 K:2012/16689, 21.03.2012 tarih, E:2012/2615 K:2012/7420; Onbeşinci Hukuk Dairesinin 02.04.2013 tarih, E:2013/1845 K:2013/2282; Onaltıncı Hukuk Dairesinin 27.06.2013 tarih, E:2013/5462 K:2013/7453; Onyedinci Hukuk Dairesinin 27.05.2013 tarih, E:2013/6677 K:2013/7808, 03.06.2013 tarih, E:2013/6898 K:2013/8269; Onsekizinci Hukuk Dairesinin 09.07.2012 tarih, E:2012/7685 K:2012/8845; Ondokuzuncu Hukuk Dairesinin 09.10.2012 tarih, E:2012/9253 K:2012/14677, 05.03.2013 tarih, E:2013/1088 K:2013/4111; Yirmiüçüncü Hukuk Dairesinin 11.03.2013 tarih, E:2013/1129 K:2013/1429, 03.05.2013 tarih, E:2013/3103 K:2013/2932, 12.04.2013 tarih, E:2013/1102 K:2013/2368, 16.01.2013 tarih, E:2012/6806 K:2013/111 sayılı kararlar.
C.GÖRÜŞ AYKIRILIĞININ GİDERİLMESİ İSTEMİNE KONU KARARLARDA BELİRTİLEN GÖRÜŞLERİN ÖZETLERİ
1.Temyiz Yolunun Kapalı Olduğu Görüşünde Olan Daireler
Birinci Hukuk Dairesi, Üçüncü Hukuk Dairesi ve Onyedinci Hukuk Dairesi konu ile ilgili olarak Yargıtay Birinci Başkanlığına bildirdikleri görüşlerinde özetle :“6100 sayılı Kanuna eklenen Geçici 3.maddenin üçüncü fıkrasındaki hükmün dayanak gösterilerek 6100 sayılı Yasada bölge adliye mahkemelerine verilen görevlerin Yargıtay tarafından tamamen yerine getirilmesi gibi bir sonucun çıkarılması doğru olmayacaktır. Çünkü anılan fıkra metninde de ifade edildiği gibi bölge adliye mahkemelerine verilen görevlerden sadece 1086 sayılı Kanun’da belirtilen ve yine bu Kanun’a aykırı olmayan kısımlarının uygulanması öngörülmektedir. Bu maddenin birinci fıkrasında da belirtildiği gibi 1086 sayılı Kanun’un sadece temyize ilişkin hükümlerinin geçici olarak uygulama olanağı bulunmakta olup; ayrıca 6100 sayılı Yasa’ya göre de, bir geçici hukuki koruma müessesesi olan "ihtiyati tedbir kararları" hakkında bölge adliye mahkemeleri için öngörülen kanun yolunun, yasal bir dayanak olmadan temyiz yolu şeklinde yorumlanması yasanın amacına ve müessesenin getiriliş gerekçelerine uygun bir sonuç olmayacaktır. Öte yandan HUMK’nun 427.maddesine göre temyiz, mahkemelerden verilen nihai kararlara karşı başvurulacak kanun yoludur. İhtiyati tedbir kararı, geçici nitelikte bir önlem olup, durum ve şartların değişmesi halinde değiştirilebileceğinden buna ilişkin mahkeme kararlarının 6100 sayılı Kanun’un ek 3. maddesine göre temyiz edilme olanağı” bulunmadığını bildirmişlerdir.
2.Temyiz Yolunun Açık Olduğu Görüşünde Olan Daireler
Dördüncü Hukuk Dairesi, Altıncı Hukuk Dairesi, Sekizinci Hukuk Dairesi, Onbirinci Hukuk Dairesi, Onüçüncü Hukuk Dairesi, Onsekizinci Hukuk Dairesi, Ondokuzuncu Hukuk Dairesi ve Yirmiüçüncü Hukuk Dairesinin konuyla ilgili olarak Yargıtay Birinci Başkanlığına bildirdikleri görüşlerinde özetle:“ihtiyati tedbir taleplerinin reddi veya bu taleplerin kabulü halinde yapılan itirazlar üzerine ilk derece mahkemeleri tarafından verilen kararlara karşı yapılan kanun yolu başvurularını, 6100 sayılı HMK’nun 341, 391/3 ve Geçici 3.maddeleri uyarınca temyiz yolu olarak kabul etmek“ gerektiğini bildirmişlerdir.
D.YARGITAY BİRİNCİ BAŞKANLIK KURULUNUN KARARI VE İÇTİHADI BİRLEŞTİRMENİN KONUSU
Yargıtay Birinci Başkanlık Kurulunun 28/11/2013 tarih ve 174 sayılı Kararı ile;
“İhtiyati tedbir kararları ile ihtiyati tedbir kararına itiraz üzerine itiraz hakkında verilen kararların Yargıtay tarafından temyizen incelenip incelenemeyeceği konusunda yukarıda 1-(b) de belirtilen kararlar arasında görüş aykırılığı bulunduğu ve farklı uygulamaların sürdürüldüğü sonucuna varıldığından; aykırılığın Hukuk İçtihatları Birleştirme Genel Kurulunca giderilmesi gerektiğine, görüşme tarihi daha sonra Birinci Başkanlıkça belirlenmek üzere, raportör üye görevlendirilmesine karar verilmiştir.
İçtihadı Birleştirme konusu ise “HMK’nun 389 ila 399. maddeleri arasında düzenlenen geçici koruma tedbirlerinden olan ihtiyati tedbir talebinin reddi veya bu talebin kabulü hâlinde, itiraz üzerine verilecek kararlara karşı HMK’nun 391.maddesinin ikinci fıkrası ile 394.maddesinin beşinci fıkrasında öngörülen kanun yolunun, HMK’na 31/3/2011 tarihli ve 6217 sayılı Kanunun 30. maddesi ile eklenen Geçici 3.maddesi uyarınca bölge adliye mahkemelerinin göreve başlama tarihine kadar temyiz yolu olarak uygulanıp uygulanmayacağına ilişkin ”olarak belirlenmiştir.
II.İÇTİHADI BİRLEŞTİRMEYLE İLGİLİ KAVRAM, KURUM VE YASAL DÜZENLEMELER
A.KONU İLE İLGİLİ YASAL DÜZENLEMELER
1.1086 Sayılı Mülga Hukuk Usulü Muhakemeleri Kanunu’nda İhtiyati Tedbir
DOKUZUNCU FASIL
İhtiyati Tedbirler
Madde 101 – hâkim iki taraftan birinin talebiyle davanın ikamesinden evvel veya sonra aşağıda gösterilen hal ve şekillerde ihtiyati tedbirler ittihazına karar verebilir:
1 – Menkul ve gayrimenkul malların ayni münazaalı ise bunun haciz veya yeddiadle tevdiine,
2 – Münazaalı şeyin muhafazası için lazım gelen her türlü tedbirlerin ittihazına,
3 – Kanunu Medeni ile muayyen hallerde nafaka alınmasına,
4 – Ayrılık veya boşanma davası üzerine Kanunu Medeni mucibince icap eden muvakkat tedbirlerin ittihazına.
Madde 103 – 101 ve 102 nci maddelerde gösterilen hallerden başka tehirinde tehlike olan veya mühim bir zarar olacağı anlaşılan hallerde tehlike veya zararı defi için hâkim icap eden ihtiyati tedbirlerin icrasına karar verebilir.
Madde 104 – Dava ikamesinden evvel haczi ihtiyati kararı mahkeme tarafından verilir.
Haczi ihtiyatden maada talep olunan ihtiyati tedbirlerin en az masrafla ve en çabuk nerede ifası mümkün ise işbu tedbirlere o mahal mahkemesi tarafından dahi karar verilebilir.
Dava ikamesinden sonra bilumum ihtiyati tedbirlere tahkikata memur hâkim tarafından karar verilir. Şu kadar ki hâkim ihtiyati tedbirin diğer bir mahalde daha az masrafla ve daha çabuk ifasını kabil görürse bu hususta karar verilmek üzere o mahal hâkimini naip tayin edebilir.
Madde 105 – Hâkimden ihtiyati tedbire karar verilmesi arzuhal ile talep olunur. Bunun üzerine derhal ve müstacelen iki taraf davet edilip gelmeseler bile iktiza eden karar verilir.
Müstacel veya müddeinin hukukunu derhal muhafaza zaruri olan hallerde her iki taraf davet edilmeksizin dahi ihtiyati tedbire karar verilebilir.
Madde 107 – Gıyaben verilmiş olan ihtiyatı tedbir kararlarına itiraz caizdir. İşbu itiraz icranın tehirine karar verilmedikçe icranın tehirini müstelzim değildir.
Madde 108 – İtiraz arzuhal ile yapılır ve evrakı sübutiyeside arzuhale raptolunur.
İhtiyati tedbir kararına itirazdan evvel dava ikame edilmiş ise itiraz arzuhali tahkikat hakimine verilir. 104 üncü maddenin son fıkrası hükmü mahfuzdur. İtiraz vukuunda hâkim iki tarafı davet ve her birini istima ettikten sonra kararını tadil veya tebdil veya refedebilir. Şu kadar ki iki taraftan biri veya ikisi gelmezlerse evrak üzerine tetkikat icrasiyle karar verilir.
Madde 109 – İhtiyati tedbir kararı dava ikamesinden evvel verilmiş ise tatbik edilmiş olsun olmasın kararın verildiği tarihten itibaren on gün zarfında esas hakkında dava ikamesi lazımdır. Bu müddette müddi davasını ikame eylediğini müsbit evrakı, kararı tatbik eden memura ibrazla dosyaya vaz'i ve kaydettirerek mukabilinde ilmühaber almağa mecburdur. Aksi takdirde ihtiyati tedbir bir güna merasime hacet kalmaksızın kendiliğinden kalkar ve iktizasına göre vazolunan tedbirin fiilen kaldırılması ihtiyati tedbiri tatbik eden daire veya memurdan talep olunabilir.
Madde 113 – İhtiyatı tedbirin ittihazına mütaallik evrak, dava esas dosyasiyle birleştirilir.
2.2004 Sayılı İcra ve İflas Kanunu’ndaki İhtiyati Hacizle İlgili Kanuni Düzenleme
İhtiyati haciz kararına itiraz ve temyiz
Madde 265 – (Değişik: 18/2/1965 - 538/105 md.)
(Değişik birinci fıkra: 17/7/2003-4949/63 md.) Borçlu kendisi dinlenmeden verilen ihtiyatî haczin dayandığı sebeplere, mahkemenin yetkisine ve teminata karşı; huzuriyle yapılan hacizlerde haczin tatbiki, aksi hâlde haciz tutanağının kendisine tebliği tarihinden itibaren yedi gün içinde mahkemeye müracaatla itiraz edebilir.
(Ek ikinci fıkra: 17/7/2003-4949/63 md.) Menfaati ihlâl edilen üçüncü kişiler de ihtiyatî haczi öğrendiği tarihten itibaren yedi gün içinde ihtiyatî haczin dayandığı sebeplere veya teminata itiraz edebilir.
Mahkeme, gösterilen sebeplere hasren tetkikat yaparak itirazı kabul veya reddeder.
(Ek fıkra: 17/7/2003 – 4949/63 md.; Değişik:2/3/2005-5311/17 md.) İtiraz üzerine verilen karara karşı istinaf yoluna başvurulabilir. Bölge adliye mahkemesi bu başvuruyu öncelikle inceler ve verdiği karar kesindir. İstinaf yoluna başvuru, ihtiyatî haciz kararının icrasını durdurmaz.
İtiraz eden, dilekçesine istinat ettiği bütün belgeleri bağlamaya mecburdur. Mahkeme, itiraz üzerine iki tarafı davet edip gelenleri dinledikten sonra, itirazı varit görürse kararını değiştirebilir veya kaldırabilir. Şu kadar ki, iki taraf da gelmezse evrak üzerinde inceleme yapılarak karar verilir.
3.6100 Sayılı Hukuk Muhakemeleri Kanunu’nda İhtiyati Tedbir
ONUNCU KISIM
Geçici Hukuki Korumalar
BİRİNCİ BÖLÜM
İhtiyati Tedbir
İhtiyati tedbirin şartları
Madde 389- (1) Mevcut durumda meydana gelebilecek bir değişme nedeniyle hakkın elde edilmesinin önemli ölçüde zorlaşacağından ya da tamamen imkânsız hâle geleceğinden veya gecikme sebebiyle bir sakıncanın yahut ciddi bir zararın doğacağından endişe edilmesi hâllerinde, uyuşmazlık konusu hakkında ihtiyati tedbir kararı verilebilir.
(2) Birinci fıkra hükmü niteliğine uygun düştüğü ölçüde çekişmesiz yargı işlerinde de uygulanır.
İhtiyati tedbir talebi
Madde 390- (1) İhtiyati tedbir, dava açılmadan önce, esas hakkında görevli ve yetkili olan mahkemeden; dava açıldıktan sonra ise ancak asıl davanın görüldüğü mahkemeden talep edilir.
(2) Talep edenin haklarının derhâl korunmasında zorunluluk bulunan hâllerde, hâkim karşı tarafı dinlemeden de tedbire karar verebilir.
(3) Tedbir talep eden taraf, dilekçesinde dayandığı ihtiyati tedbir sebebini ve türünü açıkça belirtmek ve davanın esası yönünden kendisinin haklılığını yaklaşık olarak ispat etmek zorundadır.
İhtiyati tedbir kararı
Madde 391- (1) Mahkeme, tedbire konu olan mal veya hakkın muhafaza altına alınması veya bir yediemine tevdii ya da bir şeyin yapılması veya yapılmaması gibi, sakıncayı ortadan kaldıracak veya zararı engelleyecek her türlü tedbire karar verebilir.
(2) İhtiyati tedbir kararında;
a) İhtiyati tedbir talep edenin, varsa kanuni temsilcisi ve vekilinin ve karşı tarafın adı, soyadı ve yerleşim yeri ile talep edenin Türkiye Cumhuriyeti kimlik numarası,
b) Tedbirin, açık ve somut olarak hangi sebebe ve delillere dayandığı,
c) Tereddüde yer vermeyecek şekilde, neyin üzerinde ve ne tür bir tedbire karar verildiği,
ç) Talepte bulunanın, ne tutarda ve ne türde bir teminat göstereceği,
yazılır.
İhtiyati tedbir talebinin reddi hâlinde, kanun yoluna başvurulabilir. Bu başvuru öncelikle incelenir ve kesin olarak karara bağlanır.
İhtiyati tedbir kararının uygulanması
Madde 393- (1) İhtiyati tedbir kararının uygulanması, verildiği tarihten itibaren bir hafta içinde talep edilmek zorundadır. Aksi hâlde, kanuni süre içinde dava açılmış olsa dahi, tedbir kararı kendiliğinden kalkar.
(2) Tedbir kararının uygulanması, kararı veren mahkemenin yargı çevresinde bulunan veya tedbir konusu mal ya da hakkın bulunduğu yer icra dairesinden talep edilir. Mahkeme, kararında belirtmek suretiyle, tedbirin uygulanmasında, yazı işleri müdürünü de görevlendirebilir.
(3) İhtiyati tedbir kararının uygulanması için, gerekirse zor kullanılabilir. Zor kullanmak hususunda, bütün kolluk kuvvetleri ve köylerde muhtarlar, uygulamayı gerçekleştirecek memurun yazılı başvurusu üzerine, kendisine yardım etmek ve emirlerine uymakla yükümlüdürler.
(4) İhtiyati tedbiri uygulayan memur, bir tutanak düzenler. Bu tutanakta, tedbir konusu ve bulunduğu yer gösterilir; tedbir konusu ile ilgili her türlü iddia bu tutanağa geçirilir. Tedbiri uygulayan memur, bu tutanağın bir örneğini tedbir sırasında hazır bulunmayan taraflara ve duruma göre üçüncü kişiye tebliğ eder.
(5) İhtiyati tedbir kararları hakkında kanun yoluna başvurulması hâlinde, tedbire ilişkin dosya ve delillerin sadece örnekleri ilgili mahkemeye gönderilir.
İhtiyati tedbir kararına karşı itiraz
Madde 394- (1) Karşı taraf dinlenmeden verilmiş olan ihtiyati tedbir kararlarına itiraz edilebilir. Aksine karar verilmedikçe, itiraz icrayı durdurmaz.
(2) İhtiyati tedbirin uygulanması sırasında karşı taraf hazır bulunuyorsa, tedbirin uygulanmasından itibaren; hazır bulunmuyorsa tedbirin uygulanmasına ilişkin tutanağın tebliğinden itibaren bir hafta içinde, ihtiyati tedbirin şartlarına, mahkemenin yetkisine ve teminata ilişkin olarak, kararı veren mahkemeye itiraz edebilir.
(3) İhtiyati tedbir kararının uygulanması sebebiyle menfaati açıkça ihlal edilen üçüncü kişiler de ihtiyati tedbiri öğrenmelerinden itibaren bir hafta içinde ihtiyati tedbirin şartlarına ve teminata itiraz edebilirler.
(4) İtiraz dilekçeyle yapılır. İtiraz eden, itiraz sebeplerini açıkça göstermek ve itirazının dayanağı olan tüm delilleri dilekçesine eklemek zorundadır. Mahkeme, ilgilileri dinlemek üzere davet eder; gelmedikleri takdirde dosya üzerinden inceleme yaparak kararını verir. İtiraz üzerine mahkeme, tedbir kararını değiştirebilir veya kaldırabilir.
(5) İtiraz hakkında verilen karara karşı, kanun yoluna başvurulabilir. Bu başvuru öncelikle incelenir ve kesin olarak karara bağlanır. Kanun yoluna başvurulmuş olması, tedbirin uygulanmasını durdurmaz.
Geçici 3. Madde (Ek: 31/3/2011-6217/30 md.)
(1) Bölge adliye mahkemelerinin, 26/9/2004 tarihli ve 5235 sayılı Adli Yargı İlk Derece Mahkemeleri ile Bölge Adliye Mahkemelerinin Kuruluş, Görev ve Yetkileri Hakkında Kanunun geçici 2 nci maddesi uyarınca Resmî Gazete’de ilan edilecek göreve başlama tarihine kadar, 1086 sayılı Kanunun temyize ilişkin yürürlükteki hükümlerinin uygulanmasına devam olunur.
(2) Bölge adliye mahkemelerinin göreve başlama tarihinden önce aleyhine temyiz yoluna başvurulmuş olan kararlar hakkında, kesinleşinceye kadar 1086 sayılı Kanunun 26/9/2004 tarihli ve 5236 sayılı Kanunla yapılan değişiklikten önceki 427 ilâ 454 üncü madde hükümlerinin uygulanmasına devam olunur.
(3) Bu Kanunda bölge adliye mahkemelerine görev verilen hallerde bu mahkemelerin göreve başlama tarihine kadar 1086 sayılı Kanunun bu Kanuna aykırı olmayan hükümleri uygulanır.
B.İÇTİHADI BİRLEŞTİRMEYLE İLGİLİ KAVRAMLAR VE KURUMLAR
1.İhtiyati Tedbir
a)Kavramsal Olarak
İhtiyati tedbir geçici hukuki koruma başlığı altında düzenlenmiş olup, bu kavram daha önce doktrinde sıklıkla kullanılmakla birlikte sistematik ve ayrıntılı bir biçimde yasal düzeyde ilk defa 6100 sayılı Hukuk Muhakemeleri Kanunu 389-406. maddeleri arasında "Geçici Hukuki Korumalar" ana başlığı altında ve iki bölüm halinde düzenlenmiştir. Birinci bölüm “ihtiyati tedbir”, ikincisi ise “delil tespiti ve diğer geçici hukuki korumalar” alt başlıkları altında ifade edilmiştir.
Dava; Anayasanın 36 maddesi ile “hak arama” hürriyeti kapsamında herkese tanınmış, olan temel bir hukuki koruma ve korunma yöntemidir. Dava yönteminin yasalarla önceden belirlenmiş bir süreci vardır ve bu süreç de ayrıntılı bir incelemeyi gerektirir. Bu süreçlerin tamamlanması aşamasında, hakkın özünün zarar görmemesi için geçici hukuki korumalara hep ihtiyaç duyulmuş ve bu konudaki gereklilik gün geçtikte önem kazanmaktadır. Bazen geçici tedbir taleplerinin karşılanması, asıl yargılamanın önüne geçmektedir.
Bu bağlamda gerek davadan önce gerekse dava sırasındaki geçici hukukî korumalar, kişilerin haklarının korunması bakımından ve özellikle hak arama hürriyetinin etkin olarak gerçekleşmesi bakımından hayati bir misyona sahiptir. Diğer bir ifadeyle, hukukî korunma talebini günümüzde, hak arama hürriyetinin en etkin bir “unsuru”, “enstrümanı” ya da “ayrılmaz bir parçası” olarak tanımlanabilir.
Bir hukuk devletinde herhangi bir hakkın anayasalarla salt tanınmış olması yeterli olmayıp, bunun yanında devlete bu hakların etkin kullanılması ve kullanılmasının önündeki engellerin kaldırılması bakımından bir takım pozitif ödevler yüklenmiştir.
Bu pozitif yükümlülüğün bir gereği olarak devletin sadece yalın olarak hak arama ve hukukî korunma yollarını düzenlemesi ve bunları yürürlükte tutması yeterli değildir. Çağdaş devletler; aynı zamanda bu yolların etkinliğini sağlamak amacıyla verilecek kararların uygulanabilir olması için gerekli önlemleri almak, hukukî korunma ihtiyacını etkin karşılayabilmek için gerekli kuralları koymak, gerekli kurumları oluşturmak ve tüm bunları uygulamak, uygulatmak ve uygulamayı izleyerek gerekli önemleri almak gibi yükümlülükleri de yerine getirmelidir.
Bu nedenlerle, geçici hukukî koruma başlığı altında akla gelen ilk yöntemlerden birisi ihtiyatî tedbirdir. Bunun yanında para alacaklarına ilişkin takibin sonucunun güvence altına alınabilmesi için başvurulan ihtiyatî haciz, delillerin korunması için delil tespiti gibi birçok hukuki koruma yöntemine ilişkin HMK’da hükümler yer almıştır.
Bunun dışında birçok özel kanunda farklı geçici hukukî koruma yöntemlerine de yer verilmiştir. Bunlar arasında, aile hukukuna ilişkin geçici hukukî korumalar, önleyici tedbir, koruma önlemleri ve aile ilişkilerinin geçici düzenlenmesi gibi farklı geçici hukukî korumalar sayılabilir.
b) Geçici Hukuki Koruma Kararlarına Karşı Yasa Yolları
İhtiyati tedbire karşı kanun yoluna başvuru imkânı HMK ile getirilmiş, yeni müessesedir. Buna göre, ihtiyati tedbir taleplerinin reddi ve bu taleplerin kabulü halinde itiraz üzerine verilen kararlara karşı istinaf yoluna başvurabilme olanağı getirilmiştir (m. 341/1).
aa)İhtiyati Tedbir Talebinin Kabulü Halinde İtiraz
İhtiyati tedbir talebinin kabulü halinde 394. madde hükmü uygulanacaktır. HMK m. 394/f. 1 ve f. 4 HUMK m. 107 ve m. 108'de yer alan hükümlere paralel olarak yeniden düzenlenmiş hali iken diğer fıkralar HUMK'da yer almayan yeni hükümlerdir.
Kendisi dinlenilmeden tedbir kararı verilmesi üzerine karşı taraf tedbirin şartlarına, mahkemenin yetkisine veya teminata ve tedbirin uygulanması sonucunda menfaati açıkça ihlal edilen 3. kişiler tedbirin şartlarına ve teminata bir dilekçe ile itiraz edebilirler. Bu itirazın süresi bir hafta olup aleyhine ihtiyati tedbir kararı verilen taraf, tedbirin uygulanması sırasında hazır bulunuyorsa tedbirin uygulanmasından itibaren, hazır bulunmuyor ise tedbirin uygulanmasına dair tutanağın kendisine tebliğinden itibaren; 3. kişiler ise ihtiyati tedbiri öğrenmelerinden itibaren bir hafta içinde itiraz edebilir (m. 394/2, 3).
Tedbire itiraz, tedbir kararını veren mahkemeye bir dilekçe ile yapılır. İtiraz eden, itiraz sebeplerini açıkça göstermek ve itirazının dayanağı olan tüm delilleri dilekçesine eklemek zorundadır. İtiraz üzerine mahkeme, ilgilileri dinlemek üzere davet eder. Gelmedikleri takdirde dosya üzerinden inceleme yaparak kararını verir. Yapılan itiraz üzerine mahkeme vermiş olduğu tedbir kararını değiştirebilecek ya da kaldırabilecektir (m. 394/4). İtiraz kural olarak tedbirin icrasını durdurmaz, ancak mahkeme tarafından tedbirin icrasının durdurulmasına karar verilebilir (m. 394/1, c. 2).
Bu durumda, HMK m. 394/f. 5 uyarınca itiraz hakkında verilen karara karşı da kanun yoluna başvurulması mümkündür. Bu başvuru öncelikle incelenerek kesin olarak karara bağlanır. Ancak bu durumda da kanun yoluna başvurulmuş olması tedbirin icrasını durdurmaz..
bb)İhtiyati Tedbir Talebinin Reddi
İhtiyati tedbir talebinin reddi hâlinde verilecek karara karşı kanun yoluna başvurulabilir (m.391/3, c. 1). Bu hüküm, mülga HUMK'da bulunmayan yeni bir düzenleme olup; bu tür bir başvurunun öncelikle incelenip kesin olarak karara bağlanacağı öngörülmektedir.
Bu düzenlemeyle kanun yolunun açılmış olması ile, ihtiyati tedbir kurumunun kötüye kullanılmasının, farklı mahkemelerce aynı konularda farklı kararların verilmesinin ve bu kararların denetim dışı kalması gibi birçok sakıncanın önüne geçilerek ihtiyatî tedbir konusunda, daha sağlıklı kararların verilmesi ve yeknesaklığın sağlanması amaçlanmıştır. Kanun yoluna başvuru hâlinde, ihtiyatî tedbirin özelliği gereği, bu başvuru öncelikle incelenecek ve inceleme üzerine verilen karar da kesin olacaktır (m. 391/3, c. 2).
Hukuk Muhakemeleri Kanunu öncesinde ilk derece mahkemelerince verilen geçici hukuki koruma kararlarına karsı kanun yoluna başvurulup başvurulamayacağı konusunda genel ve yeknesak bir düzenleme bulunmamaktaydı.
Bu nedenle, bu konu doktrinde her bir geçici hukuki koruma türü (örneğin ihtiyati haciz, ihtiyati tedbir, delil tespiti) bakımından incelenmekte ve tartışılmaktaydı.
Bununla birlikte HMK. m. 341 hükmü bu tartışmalara son noktayı koymuş ve bu kararlara karşı istinaf yolunu açmıştır. Zira HMK’nun “istinaf yoluna başvurulabilen kararlar” başlığını taşıyan m. 341 (1) hükmüne göre; “ilk derece mahkemelerinden verilen nihai kararlar ile ihtiyati tedbir, ihtiyati haciz taleplerinin reddi ve bu taleplerin kabulü halinde, itiraz üzerine verilecek kararlara karsı istinaf yoluna başvurulabilir”. Şu halde, Hukuk Muhakemeleri Kanunu bakımından, tüm geçici hukuki koruma kararları değil, sadece ihtiyati tedbir, ihtiyati haciz taleplerinin reddi kararları ile, bu taleplerin kabulü halinde itiraz üzerine verilecek kararlara karşı istinaf yolu acık olacaktır.
Buna karşılık, Hukuk Muhakemeleri Kanunu m. 362 (1)- f hükmünde, istinaf (bölge adliye) mahkemesinin geçici hukuki korumalar hakkında verdiği kararlarına karşı temyiz yoluna başvurulamayacağı açıkça öngörülmüştür.
2.İhtiyati Haciz Kararları
Burada dikkat çekilmesi gereken husus, söz konusu Geçici 3. maddenin yollama yaptığı HUMK ihtiyati tedbiri bakımından “temyiz yasa yolu” kapsamında olup olmadığını belirlemek bakımından önemlidir. Çünkü “ ihtiyati tedbir” ile “ihtiyatı haciz” aynı mahiyette olduğu halde bunların temyiz kapsamında olmadığı kabulü üzerinden yasa koyucu bu konudaki iradesini aşağıdaki belirtilen düzenlemelerle sadece ihtiyati haciz için İcra İflas Kanunu’nda yaptığı özel bir düzenlemeyle ortaya koymuştur.
İhtiyati haciz geçici hukuki korumanın bir türü olup, tabi olduğu kanun yolu bakımından HMK’nun 341/(1) maddesine göre aynı usule (istinaf yoluna) tabi kılınmaktadır. Yine 406/(2) maddesi gereği ihtiyati hacze ilişkin kararlarla ilgili diğer kanunlarda yer alan özel kanun hükümlerinin saklı olduğu ifade edilmektedir.
Nitekim eski düzenlemede, ihtiyati haciz talebinin reddi halinde temyiz yoluna başvurma imkânı yokken 17.7.2003 tarihli ve 4949 sayılı Kanunun. 64 ve 65 maddeleriyle İİK’nın 258 ve 265 inci maddelerinde değişiklik yapılmış ve böylece buna ilişkin karara karşı da temyiz yolu açılmıştır.
“MADDE 60. - 2004 sayılı Kanunun 258 inci maddesine aşağıdaki fıkra son fıkra olarak eklenmiştir:
İhtiyati haciz talebinin reddi halinde alacaklı kanun yoluna başvurabilir.
MADDE 63. – 2004 sayılı Kanunun 265 inci maddesinin başlığı "İhtiyati haciz kararına itiraz ve temyiz" olarak ve birinci fıkrası aşağıdaki şekilde değiştirilmiş ve aşağıdaki fıkralar ikinci ve son fıkra olarak eklenmiştir.
İtiraz üzerine verilen karara karşı temyiz yoluna başvurulabilir. Yargıtay bu başvuruyu öncelikle inceler ve verdiği karar kesindir. Temyiz, ihtiyati haciz kararının uygulanmasını durdurmaz.”
İcra ve İflas Kanunun 265. maddesinde değişiklik yapan bu kanunun 64. maddesinin gerekçesinde:
"Madde 64- Maddeyle, Kanunun 258 inci maddesinde yapılan değişikliğe paralel olarak, birinci fıkrada yer alan ve ihtiyati haczin temyiz edilemeyeceğine ilişkin olan hüküm, madde metninden çıkartılmıştır.
Maddeye eklenen fıkra ile, menfaati ihlal edilen üçüncü kişilere ihtiyati hacze "itiraz" olanağı getirilmiştir. Nitekim İsviçre İcra ve İflas Kanununda yapılan değişiklikle, üçüncü kişilere de bu olanak tanınmıştır. Zira ihtiyati haciz geçici bir hukuki koruma olup, bu karar bazen karşı taraf dinlenmeden ve ispat aranmadan verilebilmektedir. Bunun sonucu olarak, borç ilişkisinin dışında kalan üçüncü kişileri de doğrudan doğruya etkileyecek tarz ve içerikte ihtiyati haciz kararı verilebilmekte, üçüncü kişilerin bu durum karşısında kendilerini açık bir hükümle koruma olanağı bulunmamaktadır. Üçüncü kişinin ileri sürebileceği itiraz sebebinin ihtiyati haciz nedenlerine veya teminata ilişkin olabileceği belirtilmek suretiyle itiraz konusundaki tereddütlerin ortadan kaldırılması amaçlanmıştır. Görev konusu, Hukuk Usulü Muhakemeleri Kanununa göre belirleneceğinden maddede ayrıca belirtilmemiştir. İhtiyati haciz talebine esas teşkil eden alacak para alacağı olduğundan, alacağın miktarına göre sulh veya asliye hukuk mahkemesi görevli olacaktır.
Maddede, borçlunun veya üçüncü kişinin yaptığı itiraz üzerine yargılama yapıp karar veren mahkemenin bu kararına karşı temyiz yoluna başvurulabileceği belirtilmiş ve konunun ivediliği nedeniyle başvurunun Yargıtayca öncelikle ve kesin olarak sonuçlandırılacağı hükme bağlanmıştır. Ayrıca uygulamada ortaya çıkabilecek duraksamaları gidermek amacıyla, ihtiyati haciz kararına itiraz üzerine verilen karara karşı temyiz yoluna başvurulması halinde bu başvurunun ihtiyati haciz kararının uygulanmasını durdurmayacağı hükme bağlanmıştır." denilmektedir.
Daha sonra Bölge Adliye Mahkemelerinin kuruluşuna uyum sağlamak amacıyla 2.3.2005 tarih ve 5311 sayılı Kanunun 17. maddesi ile:
“MADDE 17.- İcra ve İflâs Kanununun 265 inci maddesinin beşinci fıkrası aşağıdaki şekilde değiştirilmiştir.
İtiraz üzerine verilen karara karşı istinaf yoluna başvurulabilir. Bölge adliye mahkemesi bu başvuruyu öncelikle inceler ve verdiği karar kesindir. İstinaf yoluna başvuru, ihtiyatî haciz kararının icrasını durdurmaz.” şeklinde yeniden değişiklik yapılmış ve “kanun yolu olarak daha önceden öngörülen temyiz, istinaf olarak” değiştirilmiştir.
İcra ve İflas Kanunundaki bu düzenleme konusunda bir geçiş hükmü öngörülmediğinden, mevcut ve yürürlükteki düzenlemeye göre istinaf yolu fiilen faaliyete geçmediğinden temyiz yolunun ve istinaf yolunun ihtiyati haciz kararlarına yapılan itirazın reddi kararlarının da temyiz yolu ile incelenmesinin mümkün olup olmadığı bizim tartışma konumuz değildir.
Yasa koyucu sadece uygulamada önem arzeden ihtiyati tedbir ve ihtiyatı hacze karşı istinaf yolunu açmış diğer geçici hukuki tedbirler (delil tespiti, defter tutma gibi) bu kapsama dâhil edilmemiştir.
III.ARA KARARLARIN TEMYİZ EDİLİP EDİLEMEYECEĞİ
A.ARA KARARLARINA KARŞI İTİRAZ
Genel olarak taraflardan biri yararına usuli kazanılmış hak doğurmamış olan ara kararından hâkim kendiliğinden dönebileceği gibi, taraflardan her biri de bu nitelikteki ara karardan dönülmesini hâkimden isteyebilir.
Hukukumuzda ara kararlara karşı müracaat imkânları; 1) itiraz 2) Nihai kararla birlikte temyizdir (5236 s. K. ile yeniden düzenlenmeden önceki HUMK m.427; karş. 6100 sayılı HMK m.341 ve m.361).
Kanun yolu kavramı, bir kazai kararın daha üst bir mahkemede kontrol ettirilebilmesi imkânı olarak tanımlandığında temyiz bir kanun yolu olduğu halde itiraz, ara kararı vermiş olan aynı mahkemeye (hâkime) yapılacağından bu tanım açısından kanun yolu olarak vasıflandırılamaz. 1086 sayılı mülga HUMK, bazı ara kararlarına karşı aynı mahkemeye itiraz etmek imkânını açıkça tanımıştı. Mesela bir ara kararı olan gıyaben verilmiş ihtiyati tedbir kararına itiraz edilebilir. Tahkikat hâkiminin, ikame edilmek istenilen delillerden hangilerinin kabule şayan olduğu, hangilerinin olmadığını tespit eden kararı (HMK m.189/4; HUMK m.218), aleyhine esas davanın muhakemesi sırasında itiraz edilebilir. Delillerin tespitine ilişkin karara karşı da itiraz edilebilir ve bu itirazı delilleri tespit eden hâkim halleder (HMK m.402/3; HUMK m.373).
B.ARA KARARLARININ TEMYİZ KABİLİYETİ
Usul kanunumuz sadece nihai kararların temyiz edilebileceklerini kabul ettiğinden (5236 s.K. ile yeniden düzenlenmeden önceki HUMK m.427/1; 6100 sayılı HMK m.341/(1)
Diğer kararlar (4)
3. Hukuk Dairesi, 2024/487 E., 2024/4141 K.
orta eşleşmeKarar metninde maddeye atıf varAntalya Bölge Adliye Mahkemesi 3. Hukuk Dairesi
tam metni aç
Bölge Adliye Mahkemesinin yukarıda tarih ve sayısı belirtilen kararıyla; sözleşmenin feshine ilişkin işlemin uygulanmasının durdurulmasına yönelik tedbir kararının 6100 sayılı Hukuk Muhakemeleri Kanunu'nun (6100 sayılı Kanun) 397/2 maddesi;
3. Hukuk Dairesi 2024/487 E. , 2024/4141 K.
"İçtihat Metni"
MAHKEMESİ : Antalya Bölge Adliye Mahkemesi 3. Hukuk Dairesi
SAYISI : 2022/1634 E., 2023/2100 K.
İLK DERECE MAHKEMESİ : Denizli 4. Asliye Hukuk Mahkemesi
SAYISI : 2020/388 E., 2021/375 K.
Taraflar arasındaki menfi tespit davasından dolayı yapılan yargılama sonunda İlk Derece Mahkemesince davanın kabulüne karar verilmiştir.
Kararın davalı vekili tarafından istinaf edilmesi üzerine, Bölge Adliye Mahkemesince başvurunun esastan reddine karar verilmiştir.
Bölge Adliye Mahkemesi kararı davalı vekili tarafından temyiz edilmekle; kesinlik, süre, temyiz şartı ve diğer usul eksiklikleri yönünden yapılan ön inceleme sonucunda, temyiz dilekçesinin kabulüne karar verildikten ve Tetkik Hâkimi tarafından hazırlanan rapor dinlendikten sonra dosyadaki belgeler incelenip gereği düşünüldü:
I. DAVA
Davacı vekili; davalı Kurumun 12.08.2020 tarihli ve 9457568 sayılı yazısı ile sözleşmenin feshedileceğinin bildirilmesi üzerine, davacı tarafından Denizli 2. Asliye Hukuk Mahkemesinin 2003/329 E. sayılı dosyası ile sözleşmenin feshine ilişkin işlemin iptali ve ihtiyati tedbir istemli dava açıldığını, Mahkemece bu dosya üzerinden sözleşmenin feshi işleminin durdurulması için ihtiyati tedbir kararı verildiğini, ancak bu dosyanın takip edilmemesi nedeniyle işlemden kaldırılarak 30.12.2016 tarihinde davanın açılmamış sayılmasına karar verildiğini, sözleşmenin feshi işlemine ilişkin olarak bu defa Denizli 1. Asliye Hukuk Mahkemesinin 2017/85 E. sayılı dosyası üzerinden yeniden dava açıldığını ve 19.09.2017 tarihinde sözleşmenin feshi işleminin durdurulması için tedbir kararı verildiğini, ancak davalı Kurum tarafından davanın açılmamış sayılmasına karar verilen 30.12.2016 tarihinde ihtiyati tedbirin kendiliğinden ortadan kalktığını, 30.12.2016 tarihi ile 19.09.2017 tarihleri arasında verilmiş bir ihtiyati tedbir kararı bulunmadığı ve davacı eczacı ile davalı Kurum arasında ilaç teminine ilişkin Protokolün yürürlükte bulunmadığı gerekçesiyle, bu dönemde hak sahiplerine temin edilen reçete bedellerinin iadesinin gerektiğinden bahisle 1.036.276,43 TL'nin tahsil edileceğini davacıya bildirdiğini, oysa ki davanın açılmamış sayılmasına ilişkin kararın 20.09.2017 tarihinde kesinleştiğini ve ihtiyati tedbirin bu tarihte kendiliğinden ortadan kalktığını, davanın açılmamış sayılmasına ilişkin karar kesinleşmeden bu defa 19.09.2017 tarihinde Denizli 1. Asliye Hukuk Mahkemesinin 2017/85 E. sayılı dosyası üzerinden ihtiyati tedbir kararı verildiğini, verilen ihtiyati tedbir kararları nedeniyle taraflar arasındaki ilaç teminine ilişkin Protokolün her zaman yürürlükte bulunduğunu, yapılan işlemin taraflar arasındaki Protokol, SUT ve HMK'nun ihtiyati tedbire ilişkin düzenlemelerine aykırı olduğunu ileri sürerek, davalı Kurum işleminin iptali ile bu miktar yönünden davacının borçlu olmadığının tespitine karar verilmesini talep etmiştir.
II. CEVAP
Davalı vekili; davacının süresi içerisinde itiraz etmediğinden davaya konu işlemin kesinleştiğini, davacı tarafından Denizli 2. Asliye Hukuk Mahkemesinin 2003/329 E. sayılı dosyası ile sözleşmenin feshine ilişkin işlemin iptali ve ihtiyati tedbir istemli davanın 30.12.2016 tarihinde açılmamış sayılmasına karar verildiği tarihte ihtiyati tedbir kararının kendiliğinden kalktığını, davacı tarafından sözleşmenin feshi işlemine ilişkin olarak bu defa Denizli 1. Asliye Hukuk Mahkemesinin 2017/85 E. sayılı dosyası üzerinden yeniden dava açıldığını ve 19.09.2017 tarihinde sözleşmenin feshi işleminin durdurulması için tedbir kararı verildiğini, bu nedenle 30.12.2016 - 19.09.2017 tarihleri arasında verilmiş bir ihtiyati tedbir kararı bulunmadığından taraflar arasında ilaç teminine ilişkin Protokolün yürürlükte olmadığını, bu tarihler arasında davacı eczane tarafından karşılanan reçete bedellerinden davalının sorumlu olmadığını, bu nedenle yapılan işlemin taraflar arasındaki sözleşme, SUT ve HMK hükümlerine uygun bulunduğunu savunarak, davanın reddini istemiştir.
III. İLK DERECE MAHKEMESİ KARARI
İlk Derece Mahkemesinin yukarıda tarih ve sayısı belirtilen kararıyla; Denizli 2. Asliye Hukuk Mahkemesinin 2003/329 E. sayılı dosyasında verilen ihtiyati tedbir kararının kesinleşme tarihinden önce kaldırılacağına dair bir hüküm bulunmadığı, bu itibarla ihtiyati tedbir kararının 20.09.2017 tarihi itibariyle kalkmış sayılacağı, davalı tarafından gönderilen kurum kayıtlarının incelenmesinde, çekişme konusu 30.12.2016 - 19.07.2017 tarihleri arasında davacının Medula sisteminin açık olduğunun anlaşıldığı gerekçesiyle; davanın kabulüne karar verilmiştir.
IV. İSTİNAF
A. İstinaf Yoluna Başvuranlar
İlk Derece Mahkemesinin yukarıda belirtilen kararına karşı süresi içinde davalı vekili istinaf başvurusunda bulunmuştur.
B. İstinaf Sebepleri
Davalı vekili; reçete bedeline davacı tarafından süresinde itiraz edilmediğini, davanın açılmamış sayılması kararı ile birlikte ayrıca bir hüküm verilmesine gerek kalmaksızın, açılmamış sayılan dava nedeniyle verilen ihtiyati tedbir kararı kendiliğinden ortadan kalkacağını ileri sürerek, kararın kaldırılmasına karar verilmesini talep etmiştir.
C. Gerekçe ve Sonuç
Bölge Adliye Mahkemesinin yukarıda tarih ve sayısı belirtilen kararıyla; sözleşmenin feshine ilişkin işlemin uygulanmasının durdurulmasına yönelik tedbir kararının 6100 sayılı Hukuk Muhakemeleri Kanunu'nun (6100 sayılı Kanun) 397/2 maddesi; "aksi belirtilmedikçe ihtiyati tedbirin etkisi, nihai kararın kesinleşmesine kadar devam eder." hükmü gereğince Mahkemenin kararında ihtiyati tedbirin kaldırılmasına ilişkin bir karar da bulunmadığından kararın kesinleşme tarihine kadar devam ettiğinin ve davalı Kurumun işlemine esas aldığı 30.12.2016-19.09.2017 tarihleri arasındaki dönemde taraflar arasındaki sözleşmenin geçerli ve yürürlükte olduğunun kabulü gerektiği gerekçesiyle, istinaf başvurusunun reddine karar verilmiştir.
V. TEMYİZ
A. Temyiz Yoluna Başvuranlar
Bölge Adliye Mahkemesinin yukarıda belirtilen kararına karşı süresi içinde davalı vekili temyiz isteminde bulunmuştur.
B. Temyiz Sebepleri
Davalı vekili; istinaf sebeplerini tekrar ederek, kararın bozulmasını talep etmiştir.
C. Gerekçe
1. Uyuşmazlık ve Hukuki Nitelendirme
Uyuşmazlık, davalı Kurum tarafından tahakkuk eden reçete bedeli nedeniyle davacı eczacının borçlu olunmadığının tespiti istemine ilişkindir.
2. İlgili Hukuk
6100 sayılı Kanunun 397/2 nci maddesi.
3. Değerlendirme
Temyiz olunan kararda belirtilen gerekçeye, yukarıda yer verilen kanun hükmü uyarınca ihtiyati tedbir kararının etkisinin aksi belirtilmediği taktirde, nihai karar kesinleşinceye kadar devam etmesine göre, davalı Kurum vekilinin temyiz itirazlarının reddi ile usul ve kanuna uygun bulunan kararın onanmasına karar vermek gerekmiştir.
VI. KARAR
Açıklanan sebeplerle,
Temyiz olunan Bölge Adliye Mahkemesi kararının 6100 sayılı Hukuk Muhakemeleri Kanunu'nun 370 inci maddesinin birinci fıkrası uyarınca ONANMASINA,
Dosyanın İlk Derece Mahkemesine, kararın bir örneğinin Bölge Adliye Mahkemesine gönderilmesine,
09.12.2024 tarihinde oy birliğiyle karar verildi.
2. Hukuk Dairesi, 2022/11589 E., 2023/1250 K.
orta eşleşmeKarar metninde maddeye atıf varAile Mahkemesi
tam metni aç
ekonomik ve sosyal durumlarına, boşanmaya yol açan olaylardaki kusur derecelerine, paranın alım gücüne, ihlal edilen mevcut ve beklenen menfaatlerin kapsamına, hakkaniyet ilkesi nazara alınarak kadın lehine 5.000.000,00 TL maddî tazminata, 6100 sayılı Hukuk Muhakemeleri Kanunu’nun (6100 sayılı Kanun) 397 nci maddesinin ikinci fıkrası ve 389 uncu maddesinin birinci ve ikinci fıkrası gereğince ihtiy
2. Hukuk Dairesi 2022/11589 E. , 2023/1250 K.
"İçtihat Metni"
MAHKEMESİ :Aile Mahkemesi
Taraflar arasındaki karşılıklı boşanma davasından dolayı bozma sonrası yapılan yargılama sonunda, Mahkemece davanın kısmen kabulüne karar verilmiştir.
Mahkeme kararı taraf vekilleri tarafından temyiz edilmekle; kesinlik, süre, temyiz şartı ve diğer usul eksiklikler yönünden yapılan ön inceleme sonucunda, temyiz dilekçesinin kabulüne karar verildikten ve Tetkik Hâkimi tarafından hazırlanan rapor dinlendikten sonra dosyadaki belgeler incelenip gereği düşünüldü:
I. DAVA
1.Davacı erkek vekili dava dilekçesinde özetle; eşler arasında davalıdan kaynaklanan sebeplerle geçimsizlik bulunduğunu, son iki yıldır sorunlar ve geçimsizliklerin önemli oranda arttığını, davalının müvekkiline karşı saygısız ve nezaketsiz davranışlarda bulunduğunu, bu davranışların hakaret boyutuna ulaştığını, bu davranışların zaman zaman üçüncü kişilerin yanında da gerçekleştiğini, taraflar arasında münakaşasız gün geçmediğini, tarafların bu nedenle aynı ev içinde günlerce küs kaldığını, bu küslüğün müvekkilinin çabaları ile giderildiğini, müvekkilinin sorunların giderilmesi için gayretlerinin yetersiz kaldığını, eşlerin bu nedenle birbirlerinden uzaklaştığını, evlilik birliğinin temelinden sarsıldığını belirterek 4721 sayılı Türk Medeni Kanunu'nun (4721 sayılı Kanun) 166 ncı maddesi gereği boşanmalarına karar verilmesini talep ve dava etmiş ise de erkek vekili ilk açtığı davadan 25.10.2013 tarihinde feragat etmiştir.
2.Davacı erkek vekili birleşen dava dilekçesinde özetle; kadın aleyhine boşanma davası açtığını, ancak sorunların üstesinden geleceğini ve kırkbeş yıllık eşine olan sevgisi nedeni ile davadan feragat ettiğini, ancak davalı kadının karşı dava açtığından davanın derdest olduğunu, tarafların 2013 yılı Ağustos-Eylül ayından beri ayrı olup davacının ...'da davalının ise ...'da yaşadığını, Ankara1. Aile Mahkemesi'nin 2013/1178 Esas sayılı dosyasında bir kısım tanıkların dinleneceği 10.07.2014 tarihindeki duruşmasına davalının bizzat katıldığını, bu duruşmada davacının yanında çalışan ... isimli şahsın tanık olarak dinlenip müvekkilinin aleyhine sayılabilecek beyanlarda bulunduğunu, daha sonra işyerine gelmediğini, aynı gün saat 14.00 civarında bu şahsın telefon ederek oradaki görevliye davacının arabasının anahtarlarını teslim edeceğini aşağı inmesini söylediğini, inince de bir araba içinde bulunan davalı ... Yıldız'ın anahtarları görevliye vererek ...'nin artık kendisi ile çalıştığını söylediğini, ...'nin işyerinden aniden ayrılmasından, işyerinin büro anahtarı, kapı şifresi bu şahıs tarafından bilindiğinden şüphelenilerek kasa açıldığında 8.500.00 TL ve 17.329.00$ yerinde olmadığı, çalındığının anlaşıldığını, polise haber verilerek gerekli araştırmaların yapıldığını, bu esnada bazı kamera kayıtlarına rastlanıldığını, bu kayıtlarda davalı ... Yıldız, kardeşi O. O. ve E. U.'nun 09.07.2014 günü akşam 19.58 sıralarında binadan çıktıklarının göründüğünü, büronun alarm sistemi olup bu giriş çıkış esnasında devre dışı bırakıldığını, kamera kayıtlarında büroya anahtarla açılıp girildiğinin göründüğünü, davacının dairesinde meydana gelen hırsızlık olayı ile davalı ile diğer şahıslar arasında bağlantı olması ihtimaline binaen müvekkili tarafından soruşturması süren ... Cumhuriyet Başsavcılığının 2014/145137 Hazırlık sayılı dosyasına ek dilekçe verdiklerini, müvekkilinin bu olay nedeni ile davalıya olan güven ve inancını kaybettiğini, 4721 sayılı Kanun'un 162 nci ve 163 üncü ve 166 ncı maddesinin birinci fıkrası gereğince boşanmalarına kararı verilmesini talep ve dava etmiştir.
II. CEVAP
Davalı-karşı davacı kadın vekili cevap ve karşı dava dilekçesinde özetle; dava dilekçesinde yazılan hususların doğru olmadığını, taraflar evlendiğinde erkeğin İmar İskan Bakanlığında memur olarak çalıştığını, müvekkilinin babasının ... teklifi nedeni ile buradan istifa eden davalının müvekkilinin babasının teklifi nedeni ile yaşam tarzı ve hayat standardının tamamen değiştiğini, refah seviyesinin çok yüksek seviyeye çıktığını, tarafların geçimini bir süre müvekkilinin babasının sağladığını, müvekkilinin babasının ölümünden sonra şirketin sahibi olmak için diğer ortaklardan hisseleri satın aldığını, müvekkilinin kardeşini ortaklıktan çıkartmak için onu mahkemeye verip tüm şirketin sahibi olduğunu, davalının şirkete sahip olma stratejisi nedeni ile müvekklinin aile bağlarının bozulduğunu, yaklaşık on yıl ailesi ile görüşemediğini, davalının evlilik birliği kurulduğundan itibaren tüm vaktini ... Spor Başkanlığı ve ... Partisi ile ilgili işlemler nedeni ile evden uzakta geçirdiğini, müvekkilinin ise çocukları ile yalnız bir hayata itildiğini, davalının refah içinde yaşarken müvekkiline ekonomik baskı uyguladığını, müvekkilinin tüm evliliğini ekonomik ve psikolojik baskı altında geçirdiğini, erkeğin paraya düşkünlüğü ve her yerde paradan bahsedip parayı bir güç olarak kullanması nedeni ile dost ve arkadaş çevresinden de uzak kaldıklarını, davalı kocanın öfke kontrolü problemi yüzünden evlilik birliğinin ilk başından itibaren müvekkili için hayatı çekilmez hale getirdiğini, erkeğin evlilik birliği içinde müvekkilini bir çok kez aldattığını, müvekkilinin yaşadıkları nedeni ile kalp krizi geçirdiğini, bu dönemde davacının eşine yardımcı olmadığını, müvekkili denizde rahatsızlandığında torunu ...'ın müvekkilini denizden çıkartıp ambulans çağırdığını, ancak erkeğin hastaneye götürmeyi bile teklif etmediğini, müvekkilinin kırkbeş yıllık evliliği boyunce özveri ile evliliğini sürdürmeye çalıştığını, ancak davacının davranışları nedeni ile evlilik birliğinin müvekkili için çekilmez hale geldiğini, müvekkilinin tüm bu nedenlerle tarafların 4721 sayılı Kanun'un 166 ncı maddesinin birinci fıkrası gereği boşanmalarına, kadın lehine aylık 50.000,00 TL tedbir ve yoksulluk nafakasına, müvekkilinin uğradığı maddî ve manevî zararların giderilmesi için 15.000.000.00 TL maddî, 15.000.000.00 TL manevî tazminata hükmedilmesini talep ve dava etmiştir.
III. MAHKEME KARARI
Mahkemece, erkeğin eşinin güvenini başka kadınlarla görüşerek sarstığı, eşine hakaret edip onu aşağıladığı, tam kusurlu olduğu gerekçesiyle erkeğin açtığı ilk davanın feragat nedeni ile reddine, yine erkeğin açtığı birleşen boşanma davasında iddialarını ispat edemediğinden reddine, kadının davasının kabulü ile tarafların 4721 sayılı Kanun'un 166 ncı maddesinin birinci fıkrası gereği boşanmalarına, kadın lehine, paranın satın alma gücü, kusur durumu, tarafların sosyal ve ekonomik durumları ve hakkaniyet esasları göz önüne alınarak 500.000.00 TL maddî ve 250.000.00 TL manevî tazminata, kadın lehine hükmedilen aylık 5.000,00 TL tedbir nafakasının boşanma kararının kesinleşmesine kadar devamına, kadının ev hanımı olduğu, sadece emeklisi olup yaşam standardını devam ettiremeyecek bir gelire sahip olduğu ve kendi kusurundan kaynaklanmayan bir sebeple yaşam standardı düşeceğinden boşanmakla yoksulluğa düşeceğinin kabulü ile 7.500.00 TL yoksulluk nafakasına karar verilmiştir.
IV. BOZMA VE BOZMADAN SONRAKİ YARGILAMA SÜRECİ
A. Bozma Kararı
1. Mahkeme kararına karşı süresi içinde taraf vekilleri temyiz isteminde bulunmuştur.
2. Dairenin 14.09.2017 tarihli 2016/3449 Esas, 2017/949 Karar sayılı kararıyla tarafların tespit edilen ekonomik ve sosyal durumlarına, boşanmaya yol açan olaylardaki kusur derecelerine, paranın alım gücüne, ihlal edilen mevcut ve beklenen menfaatlerin kapsamına nazaran, kadın yararına hükmolunan maddî tazminat miktarının az olduğu, toplanan delillerden kadının emekli olduğu, ayrıca tanık beyanlarında kadının eşine ait iki şirkette de hissesinin olduğu, bu sebeple kadının eşine ait şirketlerde hissesinin bulunup bulunmadığı, var ise bu hisseler sebebiyle kendisine ödeme yapılıp yapılmadığı araştırılarak sonucu uyarınca kadının yoksulluk nafakası isteği hakkında karar verilmesi gerekirken eksik inceleme ile hüküm kurulduğu gerekçesiyle kararın bozulmasına, bozma kapsamı dışında kalan temyize konu diğer bölümlerinin onanmasına karar verilmiştir. Erkek vekilinin karar düzeltme talebi reddedilmiştir.
B. İkinci Bozma Kararı
1. Bozmaya uyan Mahkemece 27.06.2019 tarihli 2018/1368 Esas, 2019/511 Karar sayılı kararıyla tarafların tespit edilen ekonomik ve sosyal durumlarına boşanmaya yol açan olaylardaki kusur derecelerine paranın alım güccüne ihlal edilen mevcut ve beklenen menfaatlerin kapsamına göre kadın lehine 1.000.000,00 TL maddî tazminata, kadının yoksulluk nafakası talebi yönünden ise erkeğin şirketleri yönünden kadın hissedar ise de eşit kar payı ve huzur hakkı olmadığı anlaşıldığından kadının boşanmadan önceki ekonomik durumu dengesi refahı tarafların sosyal ekonomik durumları kusur oranları ve hakkaniyet ilkesi göz önüne alınarak kadın lehine 7.500,00 TL yoksulluk nafakasına karar verilmiş, verilen karara karşı, süresi içinde taraf vekilleri temyiz isteminde bulunmuştur.
2. Dairenin 14.09.2020 tarihli ve 2019/7654 Esas, 2020/3635 Karar sayılı kararıyla tarafların tespit edilen ekonomik ve sosyal durumlarına, boşanmaya yol açan olaylardaki kusur derecelerine, paranın alım gücüne, ihlal edilen mevcut ve beklenen menfaatlerin kapsamına nazaran, kadın lehine hükmolunan maddî tazminat miktarının az olduğu gerekçesiyle kararın bozulmasına, sair yönlerden hükmün onanmasına karar verilmiş, erkek vekilinin karar düzeltme talebi reddedilmiştir.
C. Mahkemece Bozmaya Uyularak Verilen Karar
Mahkemenin yukarıda tarih ve sayısı belirtilen kararıyla, tüm dosya kapsamı ve Yargıtay bozma ilamındaki yerleşik Yargıtay içtihatları gözetilerek kadının maddî tazminat talebi yönünden tarafların tespit edilen ekonomik ve sosyal durumlarına, boşanmaya yol açan olaylardaki kusur derecelerine, paranın alım gücüne, ihlal edilen mevcut ve beklenen menfaatlerin kapsamına, hakkaniyet ilkesi nazara alınarak kadın lehine 5.000.000,00 TL maddî tazminata, 6100 sayılı Hukuk Muhakemeleri Kanunu’nun (6100 sayılı Kanun) 397 nci maddesinin ikinci fıkrası ve 389 uncu maddesinin birinci ve ikinci fıkrası gereğince ihtiyati tedbirlerin karar kesinleşinceye kadar devam etmesine karar verilmiştir.
V. TEMYİZ
A. Temyiz Yoluna Başvuran
Mahkemenin yukarıda belirtilen kararına karşı süresi içinde taraf vekilleri temyiz isteminde bulunmuştur.
B. Temyiz Sebepleri
1.Davacı-karşı davalı erkek vekili temyiz başvuru dilekçesinde özetle; kadın lehine hükmedilen maddî tazminat miktarının oldukça fahiş olduğunu, ihtiyati tedbirlerin kararın kesinleşinceye kadar devam etmesine yönelik verilen kararın açıkça kanuna aykırı olduğunu, ihtiyati tedbir konulan ve devamına karar verilen erkeğe ait taşınmazların kendisinin ihtilaflı olmadığını, hüküm altına alınan maddî tazminat bedelinin eksiksiz olarak kadına ödendiğini, asıl davanın sonuçlanmış ve kesinleşmiş olduğunu, Mahkemenin ilk kararında ihtiyati tedbir hakkında herhangi bir hüküm bulunmadığını belirterek kararı maddî tazminat miktarı ile ihtiyati tedbir kararı yönünden temyiz etmiştir.
2.Davalı-karşı davacı kadın vekili temyiz başvuru dilekçesinde özetle; lehine hükmedilen maddî tazminat miktarının mevcut duruma göre oldukça düşük ve müvekkilin mevcut veya beklenen menfaatini karşılamakta yetersiz olması ve 15.000.000,00 TL tutarındaki maddî tazminat talebimize kıyasla hayli düşük olduğunu belirterek kararı maddî tazminat miktarı yönünden temyiz etmiştir.
C. Gerekçe
1. Uyuşmazlık ve Hukuki Nitelendirme
Uyuşmazlık, kadın lehine hükmedilen maddî tazminat miktarı ile ihtiyati tedbir kararı noktasında toplanmaktadır.
2. İlgili Hukuk
6100 sayılı Hukuk Muhakemeleri Kanunu'nun (6100 sayılı Kanun) geçici 3 üncü maddesinin ikinci fıkrası atfıyla uygulanmasına devam olunan mülga 1086 sayılı Hukuk Usulü Muhakemeleri Kanunu'nun (1086 sayılı Kanun) 428 inci maddesi, 438 inci maddesinin yedi, sekiz ve dokuzuncu fıkraları ile 439 uncu maddesinin ikinci fıkrası, 6100 sayılı Kanun'un 397 nci maddesinin ikinci fıkrası ve 389 uncu maddesinin birinci ve ikinci fıkrası; 4721 sayılı Türk Medeni Kanunu’nun 4 üncü, 174 üncü maddesinin birinci fıkrası; 6098 sayılı Türk Borçlar Kanunu'nun 50 nci ve 51 inci maddesi.
3. Değerlendirme
1.Mahkemelerin nihai kararlarının bozulması 6100 sayılı Kanun'un geçici 3 üncü maddesinin ikinci fıkrası atfıyla uygulanmasına devam olunan mülga 1086 sayılı Kanun'un 428 inci maddesi ile 439 uncu maddesinin ikinci fıkrasında yer alan sebeplerden birinin varlığı hâlinde mümkündür.
2. Temyizen incelenen Mahkeme kararında ve kararın gerekçesinde hukuk kurallarının somut olaya uygulanmasında bir isabetsizlik bulunmadığı, Mahkemece bozma kararı gereğince hüküm verilmiş olduğu anlaşılmakla; temyiz dilekçesinde ileri sürülen nedenler kararın bozulmasını gerektirecek nitelikte görülmemiştir.
VII. KARAR
Açıklanan sebeple;
Taraf vekillerinin yerinde görülmeyen tüm temyiz itirazlarının reddi ile usul ve kanuna uygun olan kararın ONANMASINA,
Aşağıda yazılı temyiz giderinin temyiz edenlere yükletilmesine,
İşbu kararın tebliğinden itibaren 15 gün içinde karar düzeltme yolu açık olmak üzere,
22.03.2023 tarihinde oy birliğiyle karar verildi.
6. Hukuk Dairesi, 2023/1782 E., 2023/1639 K.
orta eşleşmeKarar metninde maddeye atıf varAsliye Hukuk Mahkemesi
tam metni aç
2.2023 tarihli yazıda taşınmaz üzerinde ihtiyati tedbir şerhi olduğundan tapu iptali ve tescil işlemine muvafakat edilip edilmediğinin sorularak, kendilerine verilen 10.02.2023 tarihli yazı cevabında mahkemece verilen kararın kesinleştiği, HMK'nın 397/2. maddesine göre aksi yönde herhangi bir karar verilmediğinden ihtiyati tedbir kararının kesinleşmesiyle kalktığının bildirildiği, mahkemenin daval
6. Hukuk Dairesi 2023/1782 E. , 2023/1639 K.
"İçtihat Metni"
İNCELENEN KARARIN
MAHKEMESİ :Asliye Hukuk Mahkemesi
EK KARAR TARİHİ : 08.03.2023
SAYISI : 2013/61 E., 2016/396 K.
DAVALILAR : 1- ... Mobilya Sanayi ve Ticaret A.Ş.
2- ... Tekstil Otomotiv Makina Elektronik Bilgisayar Gıda Orman Ürünleri Deri San. Tic. Ltd. Şti. vekili Avukat ...
BİRLEŞTİRİLEN İZMİR 14. ASLİYE HUKUK MAHKEMESİ'NİN 2013/81 ESAS SAYILI
DAVASI
DAVALILAR : 1-... 2-... vekili Avukat ...
BİRLEŞTİRİLEN İZMİR 1. ASLİYE HUKUK MAHKEMESİ'NİN 2013/532 ESAS SAYILI
DAVASI
DAVACILAR : 1-... 2-... vekili Avukat ...
DAVA TARİHİ : 31.05.2010
HÜKÜM/KARAR : Ret
Tic. Ltd. Şti. vekili
Taraflar arasındaki arsa payı karşılığı inşaat sözleşmesinden kaynaklanan tapu iptali ve tescil, birleşen davada alacak davasından dolayı yapılan yargılama sonunda; asıl ve birleşen davada davanın kısmen kabulüne, kısmen reddine yönelik verilen hüküm asıl davada davalılar vekilleri Avukat ... ve Avukat ... tarafından temyiz edilmiş; söz konusu karar Yargıtay Kapatılan 23. Hukuk Dairesinin 16.11.2020 gün, 2018/1559 Esas- 2020/3612 Karar sayılı onama kararına karşı karar düzeltme yoluna gidilmemesi suretiyle 20.12.2022 tarihinde kesinleşmiştir.
Davalılar ... Tekstil Otomotiv Makina Elektronik Bilgisayar Gıda Orman Ürünleri Deri San. Tic. Ltd. Şti. ve ... Mobilya Sanayi ve Ticaret A.Ş. vekilleri mahkemeye verdikleri 01.03.2023 tarihli dilekçelerinde; mahkemenin 22.09.2016 tarih ve 2013/61 Esas, 2016/396 Karar sayılı kesinleşen kararı gereğince, alacakları olan 24.311,29 TL'nin dava tarihinden tahsil tarihine kadar işleyecek avans faiziyle birlikte davacı tarafından kendisine ödenmesi koşuluyla, ... Mahallesinde kain ve tapunun 3645 ada, 146 parselinde kayıtlı, A blok zemin kat 4 no.lu ve B blok zemin kat 7 no.lu bölümlerin tapularının iptaline, davacı ... adına kayıt ve tesciline karar verildiğini, ancak tescilin kendi alacaklarının ödenmesi koşuluna bağlı olduğu halde, bu ödeme yapılmadan, Bornova Tapu Müdürlüğüne mahkemece taşınmazların davacı adına tescilinde engel olmadığı yönünde müzekkere yazıldığı, bunun telafisi imkansız zararlara sebep olacağını, söz konusu tescil işleminin iptalini talep etmiştir.
Mahkemece bunun üzerine, 08.03.2023 tarihli ek karar verilerek mahkemenin 22.09.2016 tarihinde nihai kararı vererek dosyadan elini çektiği ve 16.11.2020 tarihinde kararın onanarak kesinleştiği Tapu Müdürlüğünce mahkemeye yazılan 07.02.2023 tarihli yazıda taşınmaz üzerinde ihtiyati tedbir şerhi olduğundan tapu iptali ve tescil işlemine muvafakat edilip edilmediğinin sorularak, kendilerine verilen 10.02.2023 tarihli yazı cevabında mahkemece verilen kararın kesinleştiği, HMK'nın 397/2. maddesine göre aksi yönde herhangi bir karar verilmediğinden ihtiyati tedbir kararının kesinleşmesiyle kalktığının bildirildiği, mahkemenin davalı ... Tekstil Oto. Mak. Elek. Bilg. Gıda Orman Ürn. Deri. San. Tic. Ltd. Şti. alacağını icra takibine konu edip etmediğinden araştırılması imkanı olmadığı, bu hususun tamamen kararın infazıyla ilgili olduğu ve davalı tarafça nihai kararının ilamlı icraya konu edilerek alacağın tahsilinin mümkün bulunduğu, mahkemece sadece ihtiyati tedbirin HMK'nın 397/2. maddesine göre kalkıp kalkmadığı yönünden inceleme yapılarak, kalktığı anlaşıldığından Tapu Müdürlüğüne cevap yazıldığı, davalı alacağının icra yoluyla tahsili mümkün olmakla, "tescil işleminin iptali" şeklinde bir karar verilmesine imkan bulunmadığı belirtilmiş ve isteminin reddine karar verilmiştir.
Mahkemece verilen ek karar bu kez davalı ... Tekstil Oto. Mak. Elek. Bilg. Gıda Orman Ürn. Deri. San. Tic. Ltd. Şti. vekili tarafından temyiz edilmiştir.
Temyiz incelemesinde yerel mahkemenin ek kararı, tarafların karşılıklı iddia ve savunmalarına, dayandıkları belgelere, uyuşmazlığa uygulanması gereken hukuk kuralları ile hukuki ilişkinin nitelendirilmesine, dava şartlarına, yargılama ve ispat kuralları ile kararda belirtilen gerekçelere göre usul ve kanuna uygun olup, davalı vekilince temyiz dilekçesinde ileri sürülen nedenler ek kararın bozulmasını gerektirecek nitelikte bulunmadığından, temyiz itirazları yerinde görülmemiştir.
SONUÇ: Açıklanan sebeplerle, temyiz olunan mahkemenin 08.03.2023 tarihli ek kararı usul ve yasaya uygun bulunduğundan kararın ONANMASINA, davalı ... Tekstil Oto. Mak. Elek. Bilg. Gıda Orman Ürn. Deri. San. Tic. Ltd. Şti.'nin fazla yatırdığı harcın istek halinde iadesine, 03.05.2023 tarihinde oy birliğiyle karar verildi.
12. Hukuk Dairesi, 2022/8802 E., 2023/1976 K.
orta eşleşmeKarar metninde maddeye atıf var... Bölge Adliye Mahkemesi 21. Hukuk Dairesi
tam metni aç
na ve takibin devamına şeklinde bir karar verilmesine gerek bulunmadığı görüşüne yer verildiği, hem icra mahkemesi kararlarının icrası için kesinleşmesine gerek olmadığı hem de icra mahkemesi tarafından verilen ihtiyati tedbir kararlarının HMK’nın 397/2. maddesi kapsamında değerlendirilemeyeceği ve takip hukukuna ilişkin özel bir uygulama olduğunun vurgulandığı, icra mahkemesinin tedbir kararların
12. Hukuk Dairesi 2022/8802 E. , 2023/1976 K.
"İçtihat Metni"
MAHKEMESİ : ... Bölge Adliye Mahkemesi 21. Hukuk Dairesi
Taraflar arasındaki icra memur muamelesine ilişkin şikayet sebebiyle yapılan yargılama sonunda İlk Derece Mahkemesince şikayetin reddine karar verilmiştir.
Kararın şikayetçi alacaklı tarafından istinaf edilmesi üzerine, Bölge Adliye Mahkemesince başvurunun esastan reddine karar verilmiştir.
Bölge Adliye Mahkemesi kararı şikayetçi alacaklı tarafından temyiz edilmekle; kesinlik, süre, temyiz şartı ve diğer usul eksiklikleri yönünden yapılan ön inceleme sonucunda, temyiz dilekçesinin kabulüne karar verildikten ve Tetkik Hâkimi ... tarafından hazırlanan rapor dinlendikten sonra dosyadaki belgeler incelenip gereği düşünüldü:
I. DAVA
Şikayetçi alacaklı şikayet dilekçesinde; borçlular hakkında ... 5. Asliye Ticaret Mahkemesinin 20.06.2016 tarihli ve 2016/491 E. 2016/570 K. sayılı ilamına dayanarak 66.467,94 Euro tazminat alacağı ve faizinin tahsili amacıyla başlattıkları Ör. 4-5 ilamlı takipte, davalı borçlunun faize ilişkin şikayeti üzerine ... 20. İcra Hukuk Mahkemesinin 2018/425 E. sayılı dosyasında, tensiben “davacı (borçlu) tarafından icra dosyasına yapılan (yatırılan) faiz bedelinin dava sonuçlanıncaya kadar alacaklıya ödenmemesi” yönünde tedbir kararı verildiğini, anılan tedbirin kararın kesinleştiği tarihe kadar geçerliliğini sürdürdüğünü, mahkeme kararının onama tarihi itibariyle kesinleştiğini ve tedbire konu miktarın bu tarih itibariyle taraflarına ödenebilir hale geldiğini, bu nedenle İcra Müdürlüğünün tedbirin mahkemenin karar tarihine kadar devam edeceğinin kabulü ile faizin bu tarihteki TL karşılığı esas alınarak dosya hesabı yapılması yönündeki kararının hatalı olduğunu ileri sürerek müdürlük kararının iptali ile kararın kesinleşme tarihi olan 17.11.2020 tarihindeki TL karşılığı esas alınarak dosya hesabı yapılmasına karar verilmesini talep etmiştir.
II. CEVAP
Davalı borçlu cevap dilekçesinde; ... 20. İcra Hukuk Mahkemesi ara kararı ile tedbir kararının uygulanma süresinin "dava sonuçlanıncaya kadar" olarak açıkça belirlendiğini, bunun HMK’nın 397/2. maddesindeki istisna niteliğinde olduğunu, tedbir kararının karar verilinceye kadar hüküm ifade ettiğini, mahkemenin 07.11.2019 tarihli nihai kararında tedbirin devamına dair bir hüküm bulunmadığını, bu karar tarihi itibariyle tedbirin ortadan kalktığını, alacaklının alacağına kavuşabileceği tarihin 07.11.2019 olduğunu savunarak davanın reddini talep etmiştir.
III. İLK DERECE MAHKEMESİ KARARI
İlk Derece Mahkemesinin yukarıda tarih ve sayısı belirtilen kararı ile; ... 20. İcra Hukuk Mahkemesince tensip tutanağı ile faiz alacağının alacaklıya ödenmesinin tedbiren durdurulmasına dair tedbir kararı verildiği, mahkemece 07.11.2019 tarihinde “icra emrinde talep edilen faizin 57.768,20 Euro’yu aşan kısmın iptaline” dair nihai karar verildiği, kararın aşamalardan geçerek kesinleştiği, icra mahkemesi kararlarının icrası için kesinleşmesine gerek olmadığı, Yargıtay kararlarında icra mahkemesince verilen tedbir kararlarının karar tarihi itibari ile son bulduğu, icra mahkemesince verilen nihai kararda, bu tedbir kararının (takibin geçici olarak durdurulmasına ilişkin kararın) kaldırılmasına ve takibin devamına şeklinde bir karar verilmesine gerek bulunmadığı görüşüne yer verildiği, hem icra mahkemesi kararlarının icrası için kesinleşmesine gerek olmadığı hem de icra mahkemesi tarafından verilen ihtiyati tedbir kararlarının HMK’nın 397/2. maddesi kapsamında değerlendirilemeyeceği ve takip hukukuna ilişkin özel bir uygulama olduğunun vurgulandığı, icra mahkemesinin tedbir kararlarının nihai karara kadar devam edeceği, tedbirin devamına veya kaldırılmasına dair nihai kararda bir düzenleme olmasa dahi tedbirin nihai kararla birlikte kalkacağı, somut olay değerlendirildiğinde, 20. İcra Hukuk Mahkemesi ilamının karar tarihi olan 07.11.2019 tarihi itibariyle uygulanacağı ve bu tarih itibariyle tedbir kararının kendiliğinden kalkacağı, bu kabule göre de İcra Müdürlüğünün şikayet konusu işleminde hukuka aykırılık bulunmadığı gerekçesi ile şikayetin reddine karar verilmiştir.
IV. İSTİNAF
A. İstinaf Yoluna Başvuranlar
İlk Derece Mahkemesinin yukarıda belirtilen kararına karşı süresi içinde şikayetçi alacaklı istinaf başvurusunda bulunmuştur.
B. İstinaf Sebepleri
Şikayetçi alacaklı istinaf dilekçesinde; mahkeme gerekçesinde belirtilen, tedbir kararlarının İlk Derece Mahkemesince verilen kararla ortadan kalkacağına ilişkin uygulamanın sadece alacaklı lehine sonuçlanmış kararlar yönünden söz konusu olduğunu, somut olayda tedbir kararı verilen şikayetin borçlu lehine sonuçlandığını, icra emrinin kısmen de olsa iptaline karar verildiğini, bu nedenle anılan uygulamanın somut olaya uygun olmadığını, tedbir kararının mahkemece kaldırılmadığı müddetçe kararın kesinleşmesine kadar devam edeceğini ileri sürerek mahkeme kararının kaldırılması ile şikayetin kabulüne karar verilmesini talep etmiştir.
C. Gerekçe ve Sonuç
Bölge Adliye Mahkemesinin yukarıda tarih ve sayısı belirtilen kararı ile; şikayetçi alacaklının borçlular hakkında ... 5. Asliye Ticaret Mahkemesinin 20.06.2016 tarihli ve 2016/491 E. 2016/570 K. sayılı ilamına dayanarak ilamlı icra takibi başlattığı, takip talebinde asıl alacağı yabancı para olarak (Euro) talep ettiği, bu haliyle seçimlik hakkını fiili ödeme günündeki kur üzerinden ödeme yapılması yönünde kullandığı, bu durumda alacaklıya, takipteki yabancı para alacağının fiili ödeme tarihindeki kur üzerinden hesaplama yapılarak ödenmesi gerektiği, davalı borçlunun faiz alacağının miktarına ilişkin şikayeti üzerine ... 20. İcra Hukuk Mahkemesinin 2018/425 E. sayılı dosyasında tensip kararıyla icra dosyasına yatırılan faiz bedelinin dava sonuçlanıncaya kadar alacaklıya ödenmemesine karar verildiği, mahkemece 07.11.2019 tarihinde şikayetin kabulü ile talep edilen faizin 57.768,20 Euroyu aşan kısmın iptaline karar verildiği, kararın Yargıtay denetiminden geçerek 17.11.2020 tarihinde kesinleştiği, dosyaya yatırılan paranın alacaklıya ödenmemesi yönündeki tedbir nedeniyle yargılama sırasında dosyaya yatırılan paranın alacaklıya yapılan bir ödeme sayılamayacağı, icra mahkemesince verilen tedbir kararlarının geçici hukuki himaye niteliğinde olduğu, HMK'da düzenlenen ihtiyati tedbir kararı niteliğinde olmadığı, dolayısıyla mahkemece verilen hüküm ile geçici hukuki himayenin kendiliğinden ortadan kalkacağı ve alacaklı tarafından bu karar tarihi itibariyle alacağın tahsil edilebilir hale geleceği, istinaf olunan kararda usul ve yasaya aykırı bir yön bulunmadığı gerekçesi ile istinaf başvurusunun esastan reddine karar verilmiştir.
V. TEMYİZ
A. Temyiz Yoluna Başvuranlar
Bölge Adliye Mahkemesinin yukarıda belirtilen kararına karşı süresi içinde şikayetçi alacaklı temyiz isteminde bulunmuştur.
B. Temyiz Sebepleri
Şikayetçi alacaklı temyiz dilekçesinde; tedbir kararlarının İlk Derece Mahkemesince verilen kararla ortadan kalkacağına ilişkin uygulamanın sadece alacaklı lehine sonuçlanmış kararlar yönünden söz konusu olduğunu, somut olayda tedbir kararı verilen şikayetin borçlu lehine sonuçlandığını, icra emrinin kısmen de olsa iptaline karar verildiğini, bu nedenle anılan uygulamanın somut olaya uygun olmadığını, tedbir kararının mahkemece kaldırılmadığı müddetçe kararın kesinleşmesine kadar devam edeceğini ileri sürerek Bölge Adliye Mahkemesi kararının kaldırılması ile İlk Derece Mahkemesi kararının bozulmasına karar verilmesini talep etmiştir.
C. Gerekçe
1. Uyuşmazlık ve Hukuki Nitelendirme
Uyuşmazlık, ilamlı icra takibinde icra memur muamelesini şikayete ilişkindir.
2. İlgili Hukuk
2004 sayılı İcra ve İflas Kanunu 16 vd. maddeleri, 6100 sayılı Hukuk Muhakemeleri Kanunu'nun 397/2. maddesi ve sair yasal mevzuat
3. Değerlendirme
1.Bölge adliye mahkemelerinin nihai kararlarının bozulması 6100 sayılı Kanun'un 371 inci maddesinde yer alan sebeplerden birinin varlığı hâlinde mümkündür.
2.Temyizen incelenen karar, tarafların karşılıklı iddia ve savunmalarına, dayandıkları belgelere, uyuşmazlığa uygulanması gereken hukuk kuralları ile hukuki ilişkinin nitelendirilmesine, dava şartlarına, yargılama ve ispat kuralları ile kararda belirtilen gerekçelere göre usul ve kanuna uygun olup şikayetçi alacaklı tarafından temyiz dilekçesinde ileri sürülen nedenler kararın bozulmasını gerektirecek nitelikte görülmemiştir.
VI. KARAR
Açıklanan sebeplerle;
Temyiz olunan Bölge Adliye Mahkemesi kararının 5311 sayılı Kanun ile değişik İİK'nın 364/2. maddesi göndermesiyle uygulanması gereken 6100 sayılı HMK'nın 370. maddeleri uyarınca ONANMASINA,
Alınması gereken 179,90 TL temyiz harcından, evvelce alınan harç varsa mahsubu ile eksik harcın temyiz edenden tahsiline,
Dosyanın İlk Derece Mahkemesine, kararın bir örneğinin Bölge Adliye Mahkemesine gönderilmesine,
23.03.2023 tarihinde oy birliğiyle karar verildi.
Eşleştirme iki kanıta dayanır: kararın kendi metnindeki madde atfı ve şerh kitaplarının o kararı hangi maddenin altında bastığı. Otomatik üretilmiştir, hukuki tavsiye değildir; kararın güncelliğini ve sonraki içtihat değişikliklerini ayrıca denetleyin.
Bu Maddeyle İlgili Sınav Sorusu
Genel
Ticari sır niteliğindeki yazılım kodlarını haksız olarak kullandığı iddiasıyla eski çalışanı Caner'e karşı dava açmaya hazırlanan KodNet Yazılım A.Ş., dava açmadan önce mahkemeye başvurarak Caner'in bu kodları kullanmasının ve dağıtmasının durdurulması yönünde bir ihtiyati tedbir kararı almıştır. Hukuk Muhakemeleri Kanunu'na göre, ihtiyati tedbirin kendiliğinden kalkmaması için, KodNet Yazılım A.Ş.'nin, kararın uygulanmasını talep ettiği tarihten itibaren en geç ne kadar süre içinde esas hakkındaki davasını açması ve dava açtığını ilgili memura belgelendirmesi zorunludur?
A) Bir hafta
B) On gün
C) İki hafta
D) Yirmi gün
E) Bir ay
Bu maddeyle ilgili 3 soru daha var!
Soruların tamamını çözmek, açıklamalı cevapları görmek ve Hukuksal Eğitim yapay zeka asistanı ile çalışmak için platforma katılın.