Hukuk Muhakemeleri Kanunu 5. maddesi, Hukuksal Eğitim mevzuat kütüphanesinde tam metin olarak yayımlanmıştır. Aşağıda maddenin tam metni, maddeyle eşleşen yüksek mahkeme kararları ve bu maddeden çıkmış sınav soruları yer alır. Ham metin için adresin sonuna /raw ekleyin.
Madde Metni
MADDE 5- (1) Mahkemelerin yetkisi, diğer kanunlarda yer alan yetkiye ilişkin hükümler saklı kalmak üzere, bu Kanundaki hükümlere tabidir.
Genel yetkili mahkeme
Bu Maddeyle İlgili Yüksek Mahkeme Kararları
14 karar eşleşti
Hukuk Genel Kurulu, 2015/2348 E., 2016/285 K.
yüksek eşleşmeKarar metninde maddeye atıf var##########İş Mahkemesi
maddeleri ile 6100 sayılı Hukuk Muhakemeleri Kanunu'nun yetkiye ilişkin hükümleri doğrultusunda çözüme kavuşturulması gerekir. HMK'nın "Genel Kural" başlıklı 5. maddesine göre mahkemelerin yetkisi, diğer kanunlarda yer alan yetkiye ilişkin hükümler saklı kalmak üzere, bu Kanundaki hükümlere tabidir.
Hukuk Genel Kurulu 2015/2348 E. , 2016/285 K.
"İçtihat Metni"
##########
MAHKEMESİ :##########İş Mahkemesi
##########
##########
##########
Taraflar arasındaki “maddi ve manevi tazminat” davasından dolayı yapılan yargılama sonunda; ..... İş Mahkemesince mahkemenin yetkisizliğine dair verilen 18.03.2014 gün ve 2013/408 E. 2014/95 K. sayılı kararın incelenmesi .........tarafından istenilmesi üzerine, Yargıtay ..........Dairesinin 15.09.2014 gün ve 2014/11828 E. 2014/17436 K. sayılı ilamı ile;
“…Dava, iş kazası nedeniyle maddi ve manevi tazminat istemine ilişkindir.
Mahkemece, yetkisizlik kararı verilerek dava dosyasının davalı şirketin yerleşim yeri olan Çekmeköy/İstanbul adresi itibariyle ....... Nöbetçi İş Mahkemesine gönderilmesine karar verilmiştir.
Uyuşmazlık, yetkili mahkemenin belirlenmesi noktasında toplanmaktadır.
01.10.2011 tarihinde yürürlüğe giren 6100 sayılı Hukuk Muhakemeleri Kanunu'nun 447/2.maddesine göre "Mevzuatta, yürürlükten kaldırılan 18.6.1927 tarihli ve 1086 sayılı Hukuk Usulü Muhakemeleri Kanununa yapılan yollamalar, Hukuk Muhakemeleri Kanunu'nun bu hükümlerin karşılığını oluşturan maddelerine yapılmış sayılır" hükmü gereğince uyuşmazlığın 5521 sayılı İş Mahkemeleri Kanunu'nun 5 ve 15. maddeleri ile 6100 sayılı Hukuk Muhakemeleri Kanunu'nun yetkiye ilişkin hükümleri doğrultusunda çözüme kavuşturulması gerekir.
HMK'nın "Genel Kural" başlıklı 5. maddesine göre mahkemelerin yetkisi, diğer kanunlarda yer alan yetkiye ilişkin hükümler saklı kalmak üzere, bu Kanundaki hükümlere tabidir. Yetkiye ilişkin hükümleri saklı tutulan Kanunlardan birisi de 5521 sayılı İş Mahkemeleri Kanunu'dur. 5521 sayılı Kanun'un 5. maddesinde "İş Mahkemelerinde açılacak her dava, açıldığı tarihte dava olunanın Türk Medeni Kanunu gereğince ikâmetgahı sayılan yer mahkemesinde bakılabileceği gibi işçinin işini yaptığı işyeri için yetkili mahkemede de bakılabilir. Bunlara aykırı sözleşmeler muteber sayılmaz" hükmü yer almaktadır. Kanun'un 15. maddesinde ise bu Kanunda sarahat bulunmayan hallerde Hukuk Muhakemeleri Kanunu hükümlerinin uygulanacağı bildirilmiştir. Genel yetki kuralı dışında düzenleme öngörülmemiş olması karşısında, HMK'da yer verilen özel yetkiye ilişkin düzenlemelerin İş Mahkemelerinin yetkisinin belirlenmesinde dikkate alınması gerekmektedir.
HMK'nın "Haksız Fiilden Doğan Davalarda Yetki" başlıklı 16. maddesine göre haksız fiilden doğan davalarda, haksız fiilin işlendiği veya zararın meydana geldiği yahut gelme ihtimalinin bulunduğu yer ya da zarar görenin yerleşim yeri mahkemesi de yetkilidir.
5521 sayılı Kanun'un 5. maddesinde, bu maddeye aykırı sözleşmenin muteber olmadığı belirtilmek suretiyle yetkinin kesin ve kamu düzenine ilişkin olduğu belirtilmiş ise de iş kazasından kaynaklanan maddi ve manevi tazminat istemine ilişkin davalarda HMK'nın 16. maddesinin uygulanma yeri olup olmadığının tartışılması gerekmektedir.
İş Hukuku Yargılama Kurallarının, İş Hukuku ve Sosyal Güvenlik Mevzuatının temel prensibi olan "işçinin korunması temel ilkesi" ne uygun düşecek biçimde yorumlanması Anayasa'nın 2. maddesinde tanımını bulan Sosyal Hukuk Devleti'nin gereğidir. 5521 sayılı Kanun'un 5. maddesinde yer alan yetki kuralı ve sözleşme yasağı; işçilerin çalışmalarından doğan alacak ve tazminat haklarını en az giderle ve mümkün olan süratle elde etmelerine ve sözleşmelere işçi aleyhine yetki kuralı konulmasına engel olmaya yönelik olup diğer yasalar ile işçiler yararına getirilen düzenlemelerin uygulanmasına engel olacak biçimde veya genele yönelik getirilen bir hakkın işçiler yönünden uygulanma imkanını ortadan kaldıracak biçimde dar yorumlanması doğru değildir.
1086 sayılı HUMK'un 21. maddesinde yer almayan ve zarar görene haksız fiilden doğan davasını zararın meydana geldiği yahut gelme ihtimalinin bulunduğu yer ya da yerleşim yeri mahkemesinde açma imkanı veren HMK'nın 16. maddesi 01.10.2011 tarihinde yürürlüğe girmiş olup önceden planlaması veya iradesi olmaksızın zarara uğrayan mağdurun kendi yerleşim yeri mahkemesinde dava açmak suretiyle hak araması kolaylaştırılmak istenmiştir.
İş Mahkemelerinde açılacak davalarda özel Kanun niteliğindeki 5521 sayılı Kanun'un yetkiye ilişkin hükümlerinin uygulanma önceliği bulunmakta ise de; yine aynı Kanun'un 15. maddesine göre bu Kanunda hüküm bulunmayan hallerde uygulanma yeri olan ve genel Kanun niteliğinde bulunan 6100 sayılı HMK'nın 16. maddesi ile sonradan getirilen ve 01.10.2011 tarihinden itibaren haksız fiil sonucu zarara uğrayanlara haksız fiilden kaynaklanan davalarını yerleşim yeri mahkemelerinde açma imkanı tanıyan hükmün; özel Kanun ile getirilen seçimlik yetkiyi Sosyal Hukuk Devleti'nin gereklerine ve "işçinin korunması temel ilkesi" ne uygun ve karşılaştırmalı hukuktaki benzerlerinde olduğu gibi işçi yararına genişlettiği kabul edilerek HMK'nın 16.maddesinin, 5521 sayılı Kanun'un 5. maddesi ile tanınan seçimlik yetki kuralının yanında (ilaveten) uygulanması gerektiği kabul edilmelidir.
Somut olayda, davacının yerleşim yeri Akdeniz/Mersin olduğundan davacının seçimlik hakkını HMK'nın 16. maddesine göre yerleşim yerinin yargı çevresi olarak bağlı bulunduğu Mersin İş Mahkemesi'nde dava açarak kullanması hukuka uygun olup, mahkemece davanın esası hakkında bir karar verilmesi gerekirken yerinde olmayan gerekçeyle yazılı şekilde yetkisizlik kararı verilmesi usul ve yasaya aykırı olup bozma nedenidir.
O halde, davacı vekilinin bu yönü amaçlayan temyiz itirazları kabul edilmeli ve hüküm bozulmalıdır...”
gerekçesiyle oyçokluğuyla bozularak dosya yerine geri çevrilmekle, yeniden yapılan yargılama sonunda, mahkemece önceki kararda direnilmiştir.
##########
HUKUK GENEL KURULU KARARI
Hukuk Genel Kurulunca incelenerek direnme kararının süresinde temyiz edildiği anlaşıldıktan ve dosyadaki kağıtlar okunduktan sonra gereği görüşüldü:
Dava, iş kazası nedeniyle maddi ve manevi tazminat istemine ilişkindir.
Davacı vekili, kaynak ustası olan davacının davalılardan asıl işverene ait Denizli-Sarayköy adresindeki işyerinde çalışırken iş kazası geçirdiğini belirterek maddi ve manevi tazminatın davalılar asıl ve alt işverenden müşterek ve müteselsilen tahsilini talep etmiştir.
Davalılardan alt işveren Mekanik Ltd Şti vekili, İş Mahkemeleri Kanunu'nun 5. maddesi gözetilmek suretiyle şirketlerinin ticaret sicil memurluğu kayıtlarında da yer alan yerleşim yeri adresinin İstanbul Çekmeköy'de olması nedeniyle İstanbul Anadolu İş Mahkemelerinin yetkili olduğunu belirterek yetki itirazında bulunmuş, diğer davalı asıl işveren Zorlu AŞ vekili davacı ile aralarında işçi işveren ilişkisi bulunmaması nedeniyle davanın reddini savunmuştur.
Mahkemece, davalı işverenin ticaret sicilinde de kayıtlı yerleşim yeri adresinin Çekmeköy-İstanbul olduğu gerekçesiyle mahkemenin yetkisizliğine, dosyanın İstanbul Anadolu İş Mahkemesine gönderilmesine dair verilen karar davacının temyizi üzerine Özel Daire tarafından yukarıda belirtilen gerekçelerle oyçokluğuyla bozulmuş, mahkemece önceki gerekçeler tekrarlanmak suretiyle mahkemenin yetkisizliğine ilişkin kararda direnilmiştir.
Direnme kararı davacı vekili tarafından temyiz edilmiştir.
Uyuşmazlık, 5521 sayılı İş Mahkemeleri Kanunu'nun 5. maddesinde yer alan yetki kuralının kesin yetki olup olmadığı, iş kazasından kaynaklanan tazminat davaları yönünden 6100 sayılı Kanun'un özel yetki kurallarının uygulama yeri bulunup bulunmadığı noktalarında toplanmaktadır.
Bilindiği üzere 6100 sayılı Hukuk Muhakemeleri Kanunu (HMK)'nun "Genel Kural" başlıklı 5. maddesine göre,
“Mahkemelerin yetkisi, diğer kanunlarda yer alan yetkiye ilişkin hükümler saklı kalmak üzere, bu Kanundaki hükümlere tabidir.”
Buna göre anılan madde ile özel kanunlardaki yetkiye ilişkin hükümler saklı tutulmuştur. Yetkiye ilişkin hükümleri saklı tutulan özel kanunlardan olan 5521 sayılı İş Mahkemeleri Kanununun 5. maddesi uyarınca;
“İş mahkemelerinde açılacak her dava, açıldığı tarihte dava olunanın Türk Medeni Kanunu gereğince ikametgahı sayılan yer mahkemesinde bakılabileceği gibi, işçinin işini yaptığı işyeri için yetkili mahkemede de bakılabilir. Bunlara aykırı sözleşme muteber sayılmaz.”
Öte yandan anılan Kanunun 15. maddesi;
“Bu Kanunda sarahat bulunmıyan hallerde Hukuk Muhakemeleri Usulü Kanunu hükümleri uygulanır.” hükmünü içermektedir.
5521 sayılı Kanun'un 5. maddesinde, bu maddeye aykırı sözleşmenin muteber olmadığı belirtilmek suretiyle yetkinin kesin ve kamu düzenine ilişkin olduğu belirtilmiş ise de anılan Kanunun 15. maddesi uyarınca 5521 sayılı Kanun'da iş mahkemelerinin yetkisinin belirlenmesinde genel yetki kuralı dışında düzenleme öngörülmemiş olması karşısında, HMK'da yer verilen özel yetkiye ilişkin düzenlemelerin de dikkate alınması gerekmektedir.
Bu aşamada uyuşmazlığın çözümünde iş kazasından kaynaklanan maddi ve manevi tazminat istemine ilişkin davalarda HMK'nın 16. maddesinin uygulanma yeri olup olmadığının da ayrıca tartışılması gerekmektedir.
Bu yönde belirtilmelidir ki iş hukuku yargılamasına ilişkin kuralların İş Hukuku ve Sosyal Güvenlik Mevzuatının temel prensibi olan işçinin korunması temel ilkesine uygun düşecek biçimde yorumlanması Anayasa'nın 2. maddesinde tanımını bulan sosyal hukuk devletinin gereğidir. 5521 sayılı Kanun'un 5. maddesinde yer alan yetki kuralı ve sözleşme yasağı; işçilerin çalışmalarından doğan alacak ve tazminat haklarını en az giderle ve mümkün olan süratle elde etmelerine ve sözleşmelere işçi aleyhine yetki kuralı konulmasına engel olmaya yönelik olup işçiler yararına getirilen düzenlemelerin uygulanmasına engel olacak veya genele yönelik getirilen bir hakkın işçiler yönünden uygulanma imkanını ortadan kaldıracak biçimde dar yorumlanması doğru değildir.
Nitekim 1086 sayılı HUMK'un 21. maddesinde yer almayan ve zarar görene haksız fiilden doğan davasını zararın meydana geldiği yahut gelme ihtimalinin bulunduğu yer ya da yerleşim yeri mahkemesinde açma imkanı veren HMK'nın 16. maddesi 01.10.2011 tarihinde yürürlüğe girmiş olup önceden planlaması veya iradesi olmaksızın zarara uğrayan mağdurun kendi yerleşim yeri mahkemesinde dava açmak suretiyle hak araması kolaylaştırılmak istenmiştir.
Buna göre iş mahkemelerinde açılacak davalarda özel kanun niteliğindeki 5521 sayılı Kanun'un yetkiye ilişkin hükümlerinin uygulanma önceliği bulunmakta ise de; yine aynı Kanun'un 15. maddesine göre bu Kanunda hüküm bulunmayan hallerde uygulanma yeri olan ve genel kanun niteliğinde bulunan 6100 sayılı HMK'nın 16. maddesi ile sonradan getirilen ve 01.10.2011 tarihinden itibaren haksız fiil sonucu zarara uğrayanlara haksız fiilden kaynaklanan davalarını yerleşim yeri mahkemelerinde açma imkanı tanıyan hükmün seçimlik hakkı sosyal hukuk devletinin gereklerine; işçinin korunması temel ilkesine uygun ve karşılaştırmalı hukuktaki benzerlerinde olduğu gibi işçi lehine genişlettiği kabul edilerek HMK'nın 16.maddesinin, 5521 sayılı Kanun'un 5. maddesi ile tanınan seçimlik yetki kuralının yanında (ilaveten) uygulanması gerektiği kabul edilmelidir.
Yukarıdaki açıklamaların ışığında somut uyuşmazlığın incelenmesinde, davacının yerleşim yeri Mersin olduğundan seçimlik hakkını HMK'nın 16. maddesine göre yerleşim yerinin yargı çevresi olarak bağlı bulunduğu Mersin İş Mahkemesinde dava açarak kullanması hukuka uygun olduğundan yerinde olmayan gerekçeyle yetkisizlik kararı verilmesi usul ve yasaya aykırı olup bozma nedenidir.
Hukuk Genel Kurulunda yapılan görüşmeler sırasında bir kısım üyeler tarafından, kanun koyucunun her durumda 5521 sayılı Kanun hükümlerinin geçerli olduğunu, diğer kanunlardaki yetki kurallarının uygulanmayacağını belirtmek istediğini; ayrıca 5521 sayılı Kanunda yetki konusu düzenlenmiş olduğuna göre, yetki bakımından HMK ya gitmeye gerek bulunmadığını aksi halde 15. maddenin anlamsız hale geleceğini; iş hukukunun işçiyi koruma işlevinin, açık bir düzenleme bulunmadıkça, kıyas veya yorum yoluyla iş yargılamasında da uygulanmasını gerektirmemesi nedeniyle Mersin mahkemelerinin yetkili olmadığı gerekçesiyle direnme kararının onanması gerektiği yönünde görüş bildirilmiş ise de bu görüş yukarıda açıklanan gerekçelerle Kurul çoğunluğu tarafından benimsenmemiştir.
Bu durumda tarafların karşılıklı iddia ve savunmalarına, dosyadaki tutanak ve kanıtlara, bozma kararında açıklanan gerektirici nedenlere göre davacının seçimlik hakkını 6100 sayılı HMK'nın 16. maddesine göre yerleşim yerinin yargı çevresi olarak bağlı bulunduğu Mersin İş Mahkemesinde dava açarak kullanması hukuka uygun olup, Hukuk Genel Kurulunca da benimsenen Özel Daire bozma kararına uyulmak gerekirken, önceki kararda direnilmesi usul ve yasaya aykırıdır.
Bu nedenle direnme kararı bozulmalıdır.
SONUÇ: Davacı vekilinin temyiz itirazlarının kabulü ile, direnme kararının Özel Daire bozma kararında gösterilen nedenlerden dolayı BOZULMASINA, istek halinde temyiz peşin harcının yatırana geri verilmesine, 09.03.2016 gününde oyçokluğu ile karar verildi.
...........
KARŞI OY
Somut olayda davacı işçi, alt işveren olan davalı Mekanik Taahhüt Grubu İnşaat San.ve Tic.Ltd.Şti. ye ait Denizli’deki işyerinde çalışmakta iken, iş kazası geçirmiştir. Davalı alt işveren ile asıl işveren olduğu iddia edilen davalı Zorlu Endüstriyel Enerji Tesisleri İnş Tic.A.Ş.nin merkezleri İstanbul’dadır. Dava, davacının yerleşim yerinin bulunduğu ....iş mahkemesinde açılmıştır.
.iş Mahkemesi, 5521 sayılı İş Mahkemeleri Kanunu’nun 5.maddesine göre yetkili mahkemenin İstanbul veya Denizli olduğu, davanın yetkisiz yer mahkemesinde açıldığı gerekçesiyle davanın usulden reddine karar verilmiştir.
Özel Daire, 6100 sayılı Hukuk Muhakemeleri Kanunu’nun 16.maddesi gereğince haksız fiilden zarar grenin yerleşim yeri mahkemesinin de yetkili olduğu, işçi olan davacının avantajlı olan bu yetki kuralından yararlanması gerektiğinden söz edilerek kararı bozmuştur.
Kanunun ifadesinden, kanunda belirtilen yer veya yerler dışında başka bir yerde açılamayacağı anlaşılan davalarda yetki kuralları kesin yetki kurallarıdır. Kesİn yetki olarak tek bir mahkeme öngörülebileceği gibi birden fazla mahkeme de öngörülmüş olabilir(PEKCANITEZ, Hakan/ATALAY, Oğuz/ÖZEKES,Muhammet, Medeni Usul Hukuku, 14.Bası, Ankara 2013, s.172). Kesin yetki kuralları bulunan bir dava yalnız kesin yetkili mahkemede açılabilir (PEKCANITEZ/ATALAY/ÖZEKES, s.175; ARSLAN, Ramazan/YILMAZ, Ejder/AYVAZ TAŞPINAR, Sema, Medeni Usul Hukuku, 1.Bası, Ankara 2016, s.220).
İş mahkemelerinde yetki 5521 sayılı İş Mahkemeleri Kanunu’nda özel olarak düzenlenmiştir. Buna göre “İş mahkemelerinde açılacak her dava, açıldığı tarihte dava olunanın Türk Medeni Kanunu gereğince ikametgahı sayılan yer mahkemesinde bakılabileceği gibi, işçinin işini yaptığı işyeri için yetkili mahkemede de bakılabilir. Bunlara aykırı sözleşme muteber sayılmaz”.
Yargıtay Hukuk Genel Kurulu'nun 17.02.2010 gün ve 2010/9-52-89 sayılı kararında da belirtildiği üzere 5521 sayılı İş Mahkemeleri Kanununun gerekçesinde mahkemenin yer itibariyle yetkisi konusundaki hükmün kamu düzenine ilişkin olduğu maddenin gerekçesinde açıkça ifade edildiğine ve 5.maddede belirtilen yetki kuralına aykırı sözleşmelerin geçersiz olduğu belirtildiğine göre kanun koyucu iradesine ters düşecek ve sözü edilen hükmün ihlali anlamına gelebilecek yorumlara değer verilemez. Kamu düzenine ilişkin ve kesin olan yetki kuralına aykırı sözleşme yapılamaz. Mahkeme yetkisizliğini her zaman kendiliğinden gözetir. Taraflar da duruşma bitinceye kadar yetki itirazında bulunabilirler.
Yargıtay 5521 sayılı Kanunun 5.maddesinde öngörülen yetki hükmünün kamu düzenine ilişkin olduğunu kabul etmiştir (HGK. 27.3.2968 ve 193-192, 17.02.2010 ve 2010/9-52-89; 7.HD 06.05.2013 ve 2013/13387-2013/8053; 9.HD 26.03.2009 ve 2007/37169-2009/8055, 07.06.2011 ve 2011/26233-2011/16980 ;22.HD 08.05.2012 ve 2011/16162-2012/9158, 22.12.2004 ve 2014/34325- 2014/36391 sayılı kararlar).
Türk Hukuk Öğretisinde de sözü edilen yetki kuralının kamu düzenine ilişkin olduğu, bu nedenle sözleşme ile sadece ikametgâh veya işyeri mahkemesinin yetkisinin kaldırılmasının değil, bunların yetkilerine dokunmaksızın bir başka yer mahkemesinin yetkili kılınmasının da bu kurallara aykırılık oluşturacağı kabul edilmektedir ( KURU Baki, Hukuk Muhakemeleri Usulü, 6.Bası, İstanbul 2001, s.1022; MOLLAMAHMUTOĞLU Hamdi, İş Hukuku, 3.Bası, s.134; SÜZEK Sarper, İş Hukuku, 3. Bası, İstanbul 2006, s. 92; ŞAHLANAN Fevzi “İş Mahkemeleri ve İş Yargılaması”, Cumhuriyetin 75. Yılında Endüstri İlişkilerinde ve Emek Piyasalarının Düzenlenmesinde Devletin Rolü ve İşlevleri, TEİD, III. Uluslar arası Endüstri İlişkileri Kongresi, 14-16 Ekim 1998, s.121; TUNCAY, Can, İş Mahkemelerinin Yetkisi ve Sözleşme Yasağı, IHD, C.I, Eylül 1969, S.9. sh.765).
5521 sayılı Kanunun 15.maddesinde yer alan; “Bu Kanununda sarahat bulunmayan hallerde Hukuk Muhakemeleri Usulü Kanunu hükümleri uygulanır” kuralından hareketle, İş Mahkemelerinin yetkisi konusunda yapılacak sözleşmelerin geçerli olacağı kabul edilemez. Çünkü iş mahkemelerinin yer bakımından yetkisi konusu 5521 sayılı Kanunda açık ve kesin bir şekilde düzenlenmiştir. İş Mahkemeleri Kanununun düzenlediği özel yetki kurallarında, Hukuk Muhakemeleri Usulü Kanunu hükümlerinin uygulanmasını gerektirir bir boşluk veya belirsizlik bulunmamaktadır (HGK.24.04.2013, 2012/9-1435, 2013/569).
01.10.2011 tarihinde yürürlüğe giren 6100 sayılı Hukuk Muhakemeleri Kanunu, özel kanunlardaki kesin yetki kurallarını ortadan kaldırmamış; diğer kanunlarda yetkiye ilişkin kuralların saklı olduğunu açıkça belirtmiştir(HMK.m.5).
İş kazası işverenin haksız fiili olarak da nitelendirilebilir ise de, aynı zamanda işverenin gözetme borcuna aykırı davranışından kaynaklandığından sözleşmeye aykırılık da söz konusu olmaktadır. Başkasını zarara uğratan olay, hem sözleşmeden doğan hem de haksız eylemden doğan sorumluluğun koşullarını içerebilir. Davacı, hem sözleşmeye hem de haksız fiile dayanabileceğinden sözleşmeden doğan hak ile haksız fiilden doğan hakların yarışması söz konusu olmaktadır(TANDOĞAN, Haluk,Türk Mes’uliyet Hukuku (Akıt Dışı ve Akdi Mes’uliyet), Ankara,1961, s.529-530).
Hakların yarışmasında zarar gören ister sözleşmeden doğan haklarını, isterse haksız fiilden doğan haklarını isteyebilir. Ancak her iki hukuki sebebe dayanarak çifte tazminat isteyemez. Hakların yarışması söz konusu olduğunda işçi dilerse haksız fiile dilerse sözleşme sorumluluğuna dayarak zararını isteyebilecektir. Ancak ister haksız fiile ister sözleşme sorumluğuna dayansın yetkili mahkeme 5521 sayılı İş Mahkemeleri Kanununda öngörülen kesin yetki kurallarına göre belirlenmelidir. Zira, anılan Kanunun 5.maddesinde “iş mahkemelerinde açılacak her dava” denilmek suretiyle, davanın hukuki sebebine göre yetkili mahkemenin belirlenmesine imkan tanımamıştır.
Kaldi ki, davacı dava dilekçesinde haksız fiile değil, sözleşme sorumluluğuna dayanmıştır. Davacı işçinin sözleşme sorumluluğuna göre tazminat talebinde bulunması zamanaşımı, ispat yükü ve asıl işverenin sorumluluğu bakımından daha lehinedir. Davacının haksız fiilden doğan hak talebinde bulunduğunu açıkça belirtmediği durumda, aleyhine olan hukuki sebebe göre uygulama yapılması mümkün değildir. Böyle bir durumda, mahkemenin yetkisi ve maddi hukuka ilişkin uyuşmazlığın haksız fiil hükümlerine göre çözümlenmesi doğru olmaz.
Özel Dairenin mahkemenin yetkisini haksız fiil hükümlerine göre, maddi hukuka ilişkin uyuşmazlığı ise sözleşme sorumluluğuna ilişkin kurallara çözümlemesi durumunda ciddi bir çelişki ve hukuka aykırılık söz konusu olacaktır.
Kesin yetki kuralı taraflardan birinin zayıf olduğu düşüncesiyle bertaraf edilemez. Anayasamızın 142.maddesinde öngörülen mahkemelerin işleyiş ve yargılama usullerinin kanunla belirleneceğine ilişkin hüküm, usul kuralları konusunda hâkime takdir yetkisi tanımamıştır. Ayrıca belirtmek gerekir ki, işçi lehine yorum ilkesi usul hukukunda değil, maddi hukuk alanında uygulanan bir ilkedir.
İş Mahkemeleri Kanununda öngörülen yetki kuralının zarar gören bakımından kesin olmadığı kabul edilirse, işverenin de zarar gören olarak işçi aleyhine kendi yerleşim yerinde dava açması mümkün hale gelecektir. Böyle bir uygulama ise işçinin mağduriyetine yol açacaktır.
Sonuç olarak, işçi veya işveren arasında iş sözleşmesinden veya kanundan doğan hak uyuşmazlıklarında, 5521 sayılı Kanunun 5.maddesinde öngörüen kesin yetki kuralına göre yetkili mahkemenin belirlenmesi gerekir. İş kazalarından doğan tazminat davaları yönünden sözü edilen kesin yetki kurallarına aykırı olarak, 6100 sayılı Kanunda yer alan yetki kuralları uygulanamaz. Somut olayda Mersin iş mahkemesi yetkisiz olup, yetkili mahkeme Denizli veya İstanbul iş mahkemeleridir. Mahkemenin direnme kararının yerinde olduğu, onanması gerektiği görüşünde olduğumuzdan Sayın Çoğunluğun aksi yönündeki kararına katılamıyoruz.
##########
Diğer kararlar (4)
1. Hukuk Dairesi, 2025/1869 E., 2025/3203 K.
orta eşleşmeKarar metninde maddeye atıf varTrabzon Bölge Adliye Mahkemesi 1. Hukuk Dairesi
tam metni aç
Somut olayda, dava konusu taşınmazın dava tarihi itibariyle keşfen belirlenen değerinin 849.898,14 TL olduğu, davacının (1/16) miras payına isabet eden değerin 53.118,63 TL olduğu, anılan değerin 6100 sayılı Hukuk Muhakemeleri Kanunu'nun 04.06.2025 tarihli ve 7550 sayılı Kanun'un 20. maddesi ile değişik Ek 1.
1. Hukuk Dairesi 2025/1869 E. , 2025/3203 K.
"İçtihat Metni"
MAHKEMESİ : Trabzon Bölge Adliye Mahkemesi 1. Hukuk Dairesi
EK KARAR TARİHİ : 24.02.2025
SAYISI : 2024/811 E., 2025/239 K.
İLK DERECE MAHKEMESİ : Trabzon 4. Asliye Hukuk Mahkemesi
SAYISI : 2020/333 E., 2024/36 K.
Bölge Adliye Mahkemesi kararı davacı vekili tarafından temyiz edilmiştir.
Bölge Adliye Mahkemesinin 24.02.2025 tarihli ek kararı ile kesin nitelikte verilen kararın 6100 sayılı Hukuk Muhakemeleri Kanunu'nun (HMK) 362. maddesi uyarınca temyiz yoluna başvurulamayan kararlardan olduğu gerekçesiyle temyiz talebinin reddine karar verilmiştir.
Ek karar davacı vekili tarafından temyiz edilmekle; süre, temyiz şartı ve diğer usul eksiklikleri yönünden yapılan ön inceleme sonucunda gereği düşünüldü:
Somut olayda, dava konusu taşınmazın dava tarihi itibariyle keşfen belirlenen değerinin 849.898,14 TL olduğu, davacının (1/16) miras payına isabet eden değerin 53.118,63 TL olduğu, anılan değerin 6100 sayılı Hukuk Muhakemeleri Kanunu'nun 04.06.2025 tarihli ve 7550 sayılı Kanun'un 20. maddesi ile değişik Ek 1. maddesinin 2. fıkrası uyarınca dava tarihi olan 2020 yılı itibari ile temyiz kesinlik sınırı olan
72.070,00 TL'nin de altında kaldığı anlaşılmıştır.
Temyiz dilekçesinin reddine ilişkin Bölge Adliye Mahkemesince verilen ek karar yukarıda anılan Kanun hükümlerine uygun olduğundan temyiz isteminin reddi ile söz konusu ek kararın onanması gerekir.
KARAR
Açıklanan sebeplerle;
Bölge Adliye Mahkemesince verilen 24.02.2025 tarihli ek kararın ONANMASINA,
Alınması gereken harç peşin alındığından yeniden harç alınmasına yer olmadığına,
Dosyanın İlk Derece Mahkemesine, kararın bir örneğinin Bölge Adliye Mahkemesine gönderilmesine,
19.06.2025 tarihinde kesin olmak üzere oy birliğiyle karar verildi.
11. Hukuk Dairesi, 2022/5658 E., 2024/2064 K.
orta eşleşmeKarar metninde maddeye atıf varİzmir Bölge Adliye Mahkemesi 20. Hukuk Dairesi
tam metni aç
rarında da; '7155 sayılı Kanun'un 20 nci maddesi ile eklenen 6102 sayılı Kanun'un 5/A maddesi uyarınca, ticari nitelikteki itirazın iptali davalarında dava açılmadan önce arabuluculuğa başvurulması zorunlu ve arabulucuya başvurulmuş olması HMK'nın 114/2 ve 6102 sayılı Kanun'un 5/A maddeleri gereği dava şartıdır.' denildiği, somut olayda, dava, ticari nitelikteki itirazın iptali davası olup, dava a
11. Hukuk Dairesi 2022/5658 E. , 2024/2064 K.
"İçtihat Metni"
İNCELENEN KARARIN
MAHKEMESİ : İzmir Bölge Adliye Mahkemesi 20. Hukuk Dairesi
SAYISI : 2022/318 Esas, 2022/778 Karar
HÜKÜM : Esastan ret
İLK DERECE MAHKEMESİ : Manisa 3. Asliye Hukuk Mahkemesi
(Asliye Ticaret Mahkemesi Sıfatıyla)
SAYISI : 2021/62 E., 2021/124 K.
Taraflar arasındaki itirazın iptali davasından dolayı yapılan yargılama sonunda İlk Derece Mahkemesince davanın usulden reddine karar verilmiştir.
Kararın davacı vekili tarafından istinaf edilmesi üzerine, Bölge Adliye Mahkemesince başvurunun esastan reddine karar verilmiştir.
Bölge Adliye Mahkemesi kararı davacı vekili tarafından temyiz edilmekle; kesinlik, süre, temyiz şartı ve diğer usul eksiklikleri yönünden yapılan ön inceleme sonucunda, temyiz dilekçesinin kabulüne karar verildikten ve Tetkik Hâkimi tarafından hazırlanan rapor dinlendikten sonra dosyadaki belgeler incelenip gereği düşünüldü:
I. DAVA
Davacı vekili dava dilekçesinde özetle; müvekkilinin davalı şirketin ekonomik olarak darboğaza girmesi ve nakit sıkıntısı yaşaması sebebiyle çok uzun yıllar bu şirkette ortak olmuş olması, dostluk ilişkileri ve insani yaklaşımıyla davalıya yardımcı olmaya çalıştığını, davalı şirket ortaklığından hukuken ayrılmadan önce, hisse devir protokolü imzalandığını ve bu protokolün 4 üncü maddesi çerçevesinde müvekkilinin hisselerini Erdal ve Ergün Türek'e devretmesinin kararlaştırıldığını, 5 inci maddesinde ise "Bu hisse devri işlemi ile birlikte ... bankaların, kamu kurum ve kuruluşların ve 3 üncü kişilerin alacaklarına karşılık Karaağaçlı Pamuk Tekstil Zirai Gübre Akaryakıt Gıda Tarım Ürünleri İmalat Paz. San. Tic. Ltd. Şti'ni temsilen ... ve Ergün Türek sorumludurlar. ...'un herhangi bir sorumluluğu bulunmamaktadır." şeklinde anlaştıklarını, protokolün 6 ncı maddesinde; "...Karaağaçlı Pamuk Tekstil Zirai Gübre Akaryakıt Gıda Tarım Ürünleri İmalat Paz. San. Tic. Ltd. Şti.'nin şu an itibariyle şaibeli durumda olan geçmişten gelen alacaklarıyla ilgili olarak herhangi bir tahsil yapıldığında tahsil edilen geçmiş dönem ile ilgili alacağın yarısının ...'a ödeneceği", protokolün 10 uncu maddesinde ise; "Karaağaçlı Tekstil Zirai Gübre Akaryakıt Gıda Tarım Ürünleri İmalat Paz. San. Tic. Ltd. Şti, ...'a satmış olduğu 2301 C pafta 110 ada ve 3 parselde bulunan gayrimenkulün kiracısı olacağını, bu gayrimenkul için anlaşılan kira tutarlarının 2018 yılı için 200.000, 2019 yılı için 250.000, 2020 yılı için yıllık 300.000 TL'dir." şeklinde olduğunu, aynı protokolün 1., 8., 9 maddeleri çerçevesinde Akbank A.Ş.'den çekilen kredi karşılığında ipotek tesisi yaptırdığını, müvekkilinin ortaklığını fiilen bitirmiş olmasına rağmen hukuken sonlandırmadığı için şahsi malları üzerinde vermiş olduğu ipotekler ile bankalardan çekilen kredilerin kefili olarak sorumluluğunun devam ettiğini, her ne kadar 30.04.2018 itibariyle kefillik ve sorumluluğun sona erdiğine dair adı geçen şirketten alacaklı konumda olan tüm bankalara noter aracılığı ile bildirim yapılmışsa da kredi borçlarına karşılık müvekkilinin şahsi gayrimenkullerin ipotek verilmiş olması ve davalı şirketin bunların "fekkini yaparak" müvekkilinin sorumluluğunu kaldırmaması/kaldıramaması neticesinde müvekkilinin maddi ve hukuki sorumluluğunun devam ettiğini, davalı şirketin ekonomik olarak darboğaza girmesi üzerine, müvekkili yardımcı olmak adına şahsi gayrimenkullerini satmasına rağmen, bu hususta davalı şirketin, vereceğini taahhüt ettiği gayrimenkullerin tapuda devrini yapmadığını, bunun üzerine Manisa 3. Asliye Hukuk Mahkemesinde 2019/220 E. sayılı dosyası ile "sözleşmeye dayalı tapu tescil, mümkün olmadığı takdirde tazminat ödenmesi" istemli dava açıldığını, davalı şirketin alacaklılarının yasal takibata geçmeye başlaması üzerine, müvekkilinin kefil ve ipotek veren olarak tüm borçlar ile karşı karşıya kaldığını, müvekkilinin, gayrimenkullerini satarak borçlu şirkete alacaklı konumda olan müstahsillere ödenmek üzere şirkete borç verdiğini, yine kefil sıfatıyla Aktarım Tohum Gübre Zirai Veteriner İlaç Hayvancılık Gıda Toprak Mahsulleri İnşaat Petrol Ür. İmalat San. Tic. Ltd. Şti.'ye 1.950,00 TL ve müstahsil Mehmet Akdoğan'a 350.000,00 ödeme yaptığını, borçlu firmanın ödeme yapmaması üzerine Manisa 1. Asliye Hukuk Mahkemesi'nde 2019/680 E. sayılı dosya ile rücu davası açtığını, Yapı Kredi Bankası İzmir 18. İcra Müdürlüğünün 2019/12384 E. sayılı dosyasında "kefil" olması sebebiyle 378.000,00 TL'nin müvekkili tarafından ödendiğini ve 04.10.2019 tarihinde ibraname alındığını, Türkiye Ekonomi Bankası AŞ'nin Karaağaçlı Pamuk Tekstil Zirai Gübre Akaryakıt Gıda Tarım Ürünleri İmalat Paz. San. Tic. Ltd. Şti.'nin borcundan dolayı müvekkiline ait Manisa ili, ... ilçesi, ... mah. 110 ada 2 parselde kayıtlı "ruhsatlı sanayi deposu"nun ipotek verildiğini ve söz konusu bankanın ihtarnamesinden sonra, müvekkilinin 4.650.000,00 TL rücu etmek üzere ev, tarla vb gayrimenkullerini satarak, bankaya ödemede bulunduğunu ve 01.10.2019 tarihinde ibraname aldığını, müvekkilinin gerek kefillik gerekse ipotek nedeniyle Karaağaçlı Pamuk Tekstil Zirai Gübre Akaryakıt Gıda Tarım Ürünleri İmalat Paz. San. Tic. Ltd. Şti.'nin adına ödemiş olduğu borçların neticesinde davalı firma ve davalı ...'e Manisa 1. İcra Müdürlüğünden 2019/8164 ve 2019/8165 sayılı dosya ile icra takibi yaptığını, borca itirazda bulunulduğunu, itiraz dilekçesinin taraflarına tebliğ edilmemiş olmasına rağmen, haricen öğrenildiğini, ayrıca 25.10.2020 tarihinde Manisa 3. Asliye Hukuk Mahkemesinde 2019/349 E. sayısıyla "Tasarrufun iptali"ne ilişkin derdest dava olduğunu belirterek, davaların birleştirilmesine ve davalı borçlunun takibe haksız itirazının iptaline, takibin devamına, davalı aleyhine %20 icra inkâr tazminatına karar verilmesini talep ve dava etmiştir.
II. CEVAP
Davalı vekili cevap dilekçesinde özetle, davanın görevli mahkemede açılmadığını, taraflar arasında mevcut uyuşmazlıkta görevli mahkemenin "Ticaret Mahkemesi" olduğunu, davalı tarafın tüzel kişi tacir olduğu ve uyuşmazlık konusunun “Limited Şirket Ortaklığı ve ortaklık sebebiyle gönderilen paralarla ilgili” olduğu gözetildiğinde taraflar arasındaki ilişkinin 6102 sayılı Türk Ticaret Kanunu'nunda (6102 sayılı Kanun) düzenlenen bir konu olduğunu, aksi kanaatte harici ortaklık adi ortaklık hükümlerine tabi olsa dahi tarafların yine de tacir olacakları için yine de ticari iş sayılacağını ve görevli mahkemenin Ticaret mahkemesi olacağını, bu sebeple mahkemece dosyaya Ticaret Mahkemesi sıfatı ile bakılmasını ve uyuşmazlığa ticari hükümlerin uygulanmasını talep ettiklerini, ayrıca arabuluculuk şartı yerine getirilmeden açılan davanın reddi gerektiğini, 6102 sayılı Kanun'un 5 inci maddesinin (a) bendine göre TTK'da belirtilen tüm ticari davalar ile diğer özel kanunlarda yer alan ticari davalardan, konusu bir miktar paranın ödenmesi olan alacak ve tazminat talepleri hakkında dava açılmadan önce arabulucuya başvurulmuş olmasının dava şartı olduğunu ve 6325 sayılı Hukuk Uyuşmazlıklarında Arabuluculuk Kanunu'nun (6325 sayılı Kanun) 18/A maddesinin ikinci fıkrasına göre "Arabulucuya başvurulmadan önce dava açıldığının anlaşılması halinde, herhangi bir işlem yapılmaksızın davanın, dava şartı yokluğu sebebiyle usulden reddine karar verilir" hükmünün olduğunu, bu nedenlerle mahkeme tarafından yargılamaya Ticaret Mahkemesi sıfatıyla devamına ve ticari davalarda zorunlu arabuluculuk dava şartının yokluğu nedeniyle de davanın dava şartı yokluğu nedeni ile usulden reddine karar verilmesini talep ettiklerini, davanın süresi içerisinde açılmadığını, 2004 sayılı İcra ve İflas Kanunu'nun (2004 sayılı Kanun) 67 nci madde hükümlerine göre itirazın iptali davası açılabilmesi için 1 yıllık hak düşürücü sürenin öngörüldüğünü, Manisa 1. İcra Müdürlüğü'nün 2019/8164 sayılı dosyasına itiraz ettiklerini, ancak davacı tarafça 1 yıl içerisinde dava açılmadığını, bu sebeple davanın reddini talep ettiklerini, davacının, müvekkili şirketten alacaklı olmadığını, dava dilekçesinde şirket ortaklığından fiilen 10 yıl önce ayrıldığını iddia ettiğini, ancak bu hususun doğru olmadığını, davacının şirketin kuruluş tarihi olan 1970'li yıllardan bugüne kadar şirketin kurucu ve %50 ortağı olduğunu, davacı ile müvekkili şirket arasında 2019 tarihinde yapılan protokol ile davacının şirket ortaklığından ayrıldığını, ortaklıktan ayrıldığı esnada şirketin ciddi anlamda borca batık durumda olduğunu, ancak davacının buna rağmen müvekkili şirkete ait bazı taşınmazların kendi üzerine geçirilmesi sonucunda ortaklıktan ayrıldığını, bu hususların müvekkili ticari defterlerinin incelenmesi sonucunda ortaya çıkacağını, düzenlenen protokolün 3. maddesinde davacının müvekkiline 2.000.000,00 TL ödemesi gerekirken bu yönde herhangi bir ödeme yapmadığını, temerrüde düşürme olmadığı halde dava konusu olan Manisa 1. İcra Müdürlüğünün 2019/8164 sayılı icra takibinde 2.023,73 TL işlemiş faiz talebinde bulunduğunu beyanla, davanın reddine ve davacı taraf aleyhine % 20'den aşağı olmayacak oranda kötü niyet tazminatına karar verilmesini talep etmiştir.
III. İLK DERECE MAHKEMESİ KARARI
İlk Derece Mahkemesinin yukarıda tarih ve sayısı belirtilen kararı ile 7155 sayılı Kanun ile 6102 sayılı Kanuna eklenen ve 01.01.2019 tarihinde yürürlüğe giren 5/A maddesi ile bu kanunun 4 üncü maddesinde ve diğer kanunlarda belirtilen ticari davalardan, konusu bir miktar paranın ödenmesi olan alacak ve tazminat talepleri hakkında dava açılmadan önce arabulucuya başvurulmuş olmasının, dava şartı olarak düzenlenmiş olduğu ve arabulucunun yapılan başvuruyu görevlendirildiği tarihten itibaren altı hafta içinde sonuçlandıracağı, bu sürenin zorunlu hâllerde arabulucu tarafından en fazla iki hafta uzatılabileceği, Yargıtay 23. Hukuk Dairesinin 2020/1943 E., 2020/4052 K. sayılı kararında da; '7155 sayılı Kanun'un 20 nci maddesi ile eklenen 6102 sayılı Kanun'un 5/A maddesi uyarınca, ticari nitelikteki itirazın iptali davalarında dava açılmadan önce arabuluculuğa başvurulması zorunlu ve arabulucuya başvurulmuş olması HMK'nın 114/2 ve 6102 sayılı Kanun'un 5/A maddeleri gereği dava şartıdır.' denildiği, somut olayda, dava, ticari nitelikteki itirazın iptali davası olup, dava açılmadan önce arabulucuya başvurulmadığı gerekçesiyle davanın dava şartı noksanlığı sebebiyle usulden reddine karar verilmiştir.
IV. İSTİNAF
A. İstinaf Yoluna Başvuranlar
İlk Derece Mahkemesinin yukarıda belirtilen kararına karşı süresi içinde davacı vekili istinaf başvurusunda bulunmuştur.
B. İstinaf Sebepleri
Davacı vekili istinaf dilekçesinde özetle; "....Müvekkilinin, kefil ve ipotek veren sıfatıyla davalı şirketin kredi borçlarını ödemesi ve rücuen icra takibine geçmesi üzerine, davalı şirket tarafından 4721 sayılı Türk Medenî Kanunu (4721 sayılı Kanun) 2 nci maddesine aykırı olarak kötüniyetle takibe itiraz edilmesi üzerine eldeki itirazın iptali davasının açıldığı, Anayasa ve Avrupa İnsan Hakları Sözleşmesi hükümleri uyarınca mahkeme kararının hukuka aykırı olduğu, başvuru şartının tamamlanabilir dava şartı olarak değerlendirilmemesinin hak arama özgürlüğünün ihlaline neden olacağı kadar usul ekonomisi açısından da sakıncalı sonuçlar doğuracağı, ilgili yasal düzenleme ile Anayasal güvence altına alınmış hak arama hürriyetini sınırlamanın mümkün olamayacağı, arabuluculuk kurumuna başvurmadan kişinin dava açması durumunda, bunun yargı merciince yargılama safhasında farkedilmesi halinde, başvuru şartının yerine getirilmesi için mahkemece, yargılamanın askıda geçecek bir süre ile tatili ile arabuluculuk ön şartının yerine getirilmesi için bir süre tayin edilmesinin adil yargılanma hakkının özüne daha uygun olacağı, somut olayda, dosya münderacatında da görüleceği üzere, davalı şirketin kötüniyetli şekilde, asıl borç ile alakası olmayan tamamen yardım amaçlı kefil ve ipotek veren 3. kişi olarak müvekkilini borçlarla başbaşa bırakmış olduğu, davalı şirketin bu süreç içinde bir çok muvazaalı işlem ile malvarlığını devrettiği ve müvekkilinin hak kaybına uğramasına sebep olduğu, açılan işbu itirazın iptali davasında kendilerine arabuluculuk şartının yerine getirilmesi hususunda bir süre verilmeden ve hiç bir ihtarat yapılmadan borcun ticari krediden kaynaklandığı gerekçesiyle usulden davanın reddine karar verilmesinin açıkça Anayasa'ya, yasalara ve usul ekonomisine aykırı olduğu, bu şekilde 6325 sayılı Kanun'un 18/A maddesine aykırı olarak davanın reddine karar verildiği, ayrıca arabuluculuk sürecinin tamamlandığına dair ekte sundukları tutanaklar da dikkate alınarak yargılamanın kaldığı yerden devamına karar verilmesi gerektiği..." gerekçeleriyle mahkeme kararı istinaf kanun yoluna getirilmiştir.
C. Gerekçe ve Sonuç
Bölge Adliye Mahkemesinin yukarıda tarih ve sayısı belirtilen kararı ile dava konusu takibin dayanağının muhtelif bankaların genel kredi sözleşmeleri uyarınca açılan ticari kredi ödemelerinden dolayı kefil olarak ve ipotekli taşınmaz sahibi olarak davacı tarafça yapılan ödemelerin rücuen tahsili talebine ilişkin olduğu ve davacının davalı şirketin eski ortaklarından olduğunun anlaşıldığı,İlk Derece Mahkemesince davanın ticari dava olduğunun kabulünde ve dava tarihi olan 24.09.2020 itibariyle yürürlükte bulunan arabuluculuk dava şartının aranmasında bir isabetsizlik bulunmadığı, dava açıldığında arabuluculuğa başvurulmamış olması hususu davacı vekilince de bilindiği İstinaf aşamasında davacı vekilince sunulan arabuluculuk son tutanağı incelendiğinde de, karar tarihinden sonra arabuluculuğa başvurulmuş olduğu, Arabuluculuk dava şartı tamamlanabilir bir dava şartı olarak da kabul edilmediğinden, 6235 Sayılı Hukuk Uyuşmazlıklarında Arabuluculuk Kanunu' nun 18/A-2 bendine göre, “Arabulucuya başvurulmadan dava açıldığının anlaşılması halinde herhangi bir işlem yapılmaksızın, davanın dava şartı yokluğu sebebiyle usulden reddine karar verilir.” hükmü mevcut olup, bu hüküm uyarınca “herhangi bir işlem yapılmadan” tabirinden kasıt arabulucuya başvuru için taraflara süre verilmeyeceği, başka hiçbir usuli işlem yapılmadan davanın usulden reddine karar verilmesi gerektiği, Bu nedenle, yasanın çok açık hükmü karşısında zorunlu arabuluculukta arabulucuya başvuruya ilişkin dava şartı davadan önce gerçekleştirilmek zorunda olup HMK’nın 115/2 nci maddesi kapsamında tamamlanabilir bir dava şartı olmadığından (Bu yönde bknz. Yargıtay 6. HD 2021/2976 E.- 2022/1249 K., Yargıtay HGK 2017/10-2695 E.-2020/587 K.). İlk Derece Mahkemesinin vakıa ve hukuki değerlendirmesinde usul ve yasaya aykırılık bulunmadığı gerekçesiyle başvurunun esastan reddine karar verilmiştir.
V. TEMYİZ
A. Temyiz Yoluna Başvuranlar
Bölge Adliye Mahkemesinin yukarıda belirtilen kararına karşı süresi içinde davacı vekili temyiz isteminde bulunmuştur.
B. Temyiz Sebepleri
Davacı vekili temyiz dilekçesinde özetle; istinaf dilekçesinde belirttiği hususları tekrar ederek kararın bozulmasını istemiştir.
C. Gerekçe
1. Uyuşmazlık ve Hukuki Nitelendirme
Uyuşmazlık, itirazın iptali davasında arabuluculuk dava şartı noksanlığı nedeniyle davanın usulden reddine ilişkin kararın isabetli olup olmadığı noktasında toplanmaktadır.
2. İlgili Hukuk
1.6100 sayılı Kanun'un 369 uncu maddesinin birinci fıkrası ile 370 ve 371 inci maddeleri.
2.2004 sayılı Kanun'un 67 nci maddesi.
3.6102 sayılı Kanun'un 5/A maddesi.
4.6325 sayılı Kanun'un 18/A maddesi.
3. Değerlendirme
1.Bölge adliye mahkemelerinin nihai kararlarının bozulması 6100 sayılı Kanun’un 371 inci maddesinde yer alan sebeplerden birinin varlığı hâlinde mümkündür.
2.Temyizen incelenen karar, tarafların karşılıklı iddia ve savunmalarına, dayandıkları belgelere, uyuşmazlığa uygulanması gereken hukuk kuralları ile hukuki ilişkinin nitelendirilmesine, dava şartlarına, yargılama ve ispat kuralları ile kararda belirtilen gerekçelere göre usul ve kanuna uygun olup davacı vekilince temyiz dilekçesinde ileri sürülen nedenler kararın bozulmasını gerektirecek nitelikte görülmemiştir.
VI. KARAR
Açıklanan sebeplerle;
Temyiz olunan Bölge Adliye Mahkemesi kararının 6100 sayılı Kanun’un 370 inci maddesinin birinci fıkrası uyarınca ONANMASINA,
Aşağıda yazılı temyiz giderinin temyiz edene yükletilmesine,
Dosyanın İlk Derece Mahkemesine, kararın bir örneğinin Bölge Adliye Mahkemesine gönderilmesine,
13.03.2024 tarihinde oy birliğiyle karar verildi.
3. Hukuk Dairesi, 2022/824 E., 2022/6754 K.
orta eşleşmeKarar metninde maddeye atıf var
tam metni aç
6100 sayılı Hukuk Muhakemeleri Kanunu’nun 05/07/2017 tarihinde yürürlüğe giren 7035 sayılı Kanunu'nun 30 uncu maddesi ile değişik 361 inci maddesinin birinci fıkrası;
3. Hukuk Dairesi 2022/824 E. , 2022/6754 K.
"İçtihat Metni"
BAKIRKÖY 8. ASLİYE HUKUK MAHKEMESİ
Taraflar arasında ilk derece mahkemesinde görülen tazminat davasının kısmen kabulüne dair verilen karar hakkında bölge adliye mahkemesi tarafından yapılan istinaf incelemesi sonucunda; tarafların istinaf başvurularının esastan reddine yönelik olarak verilen karar, davalılardan ... Yer Hizmetleri A.Ş. vekili tarafından duruşmalı, davacı ve davalı ... İşlt. A.Ş. vekili tarafından duruşmasız olarak temyiz edilmekle; duruşma günü olarak belirlenen 20/09/2022 tarihinde davacı ... ve vekilleri Av. ..., diğer davalı ...geldiler. Açık duruşmaya başlandı ve hazır bulunan davacının ve taraf vekillerin sözlü açıklamaları dinlenildikten sonra işin incelenerek karara bağlanması için saat 14.00'e bırakılması uygun görüldüğünden, belli saatte dosyadaki bütün kağıtlar okunarak, Tetkik Hakiminin açıklamaları dinlenip, gereği düşünüldü:
Y A R G I T A Y K A R A R I
Davacı; 02/01/2017 tarihinde Kuzey Kıbrıs Türk Cumhuriyeti’nden hukuksuz bir şekilde sınır dışı edilerek Türk Hava Yollarının TK-0963 sefer sayılı uçağı ile Kıbrıs Ercan Havalimanından İstanbul Atatürk Havalimanına getirildiğini, ifadeye götürülmek üzere havalimanı polisi tarafından teslim alındığı sırada, havalimanının sivil vatandaşların girmesinin mümkün olmadığı apron kısmında, davalı ... görevlileri tarafından linç girişimine maruz bırakıldığını, haksız saldırı sırasında gözlüğünün ve dişinin kırıldığını, eşyalarına zarar verildiğini, darp edilip dizinden yaralandığını ve uzun süre bastonla yürümek zorunda kaldığını, vücudunun muhtelif yerinde darp izlerinin oluştuğunu, yaşadığı fiziksel ve psikolojik travma nedeniyle çalışamadığını, olayın meydana gelmesinde davalı ...’nin istihdam eden sıfatıyla, diğer davalı şirketin ise havaalanı işleteni olarak gerekli güvenlik önlemlerini almaması nedeniyle sorumluluğunun bulunduğunu ileri sürerek; fazlaya ilişkin hakları saklı kalmak kaydıyla, şimdilik 10.000 TL maddi ve 500.000 TL manevi tazminatın olay tarihinden itibaren işleyecek yasal faiziyle birlikte davalılardan müştereken ve müteselsilen tahsilini talep etmiş;
./..
-2-
02/10/2020 havale tarihli ıslah dilekçesi ile maddi tazminat talebini 99.377,91 TL’ye yükseltmiş, bunun 10.000 TL’sinin davalılardan müştereken ve müteselsilen tahsilini, ıslah ile artırılan kısım olan 89.377,91 TL'sinin ise davalı ...Ş.’den tahsilini talep etmiştir.
Davalı ... İstanbul Terminal İşletmeciliği A.Ş. ; tarafına husumet yöneltilemeyeceğini, sorumluluğuna gidilemeyeceğini savunarak, davanın reddini istemiştir.
Davalı ...Ş.; tarafına husumet yöneltilemeyeceğini, davacının iddialarının gerçeği yansıtmadığını, herhangi bir saldırının söz konusu olmadığını, aksinin kabulü halinde dahi davacının zarara kendi kusurlu davranışları ile sebebiyet verdiğini, halkı tahrik edici paylaşımlarda bulunduğunu, talep edilen tazminatın fahiş olduğunu savunarak, davanın reddini istemiştir.
İlk derece mahkemesince; dosyaya sunulan olay anına ilişkin video kaydı incelendiğinde, davacının darp edildiğine dair herhangi bir bulguya rastlanılamadığı, yine davacının dişlerinin kırıldığının, eşyalarının zarar gördüğünün tespit edilemediği, davacının davaya konu olay sebebiyle maddi zarara uğradığı hususunu ispatlayamadığı, davacının bu olaya dayalı herhangi bir şikayeti bulunmadığı gibi iddiaya konu saldırı nedeniyle alınmış herhangi bir doktor veya adli tıp raporunun da bulunmadığı, her ne kadar tedavi giderlerine yönelik faturalar ibraz edilmiş ise de fatura tarihlerinin olay tarihinden yaklaşık üç ay sonrasına ait olduğu, olayla ilişkilendirilemediği; bununla birlikte uçaktan sivil polisler eşliğinde indirilen davacıya karşı saldırı girişiminde bulunulduğu, saldırı girişiminin davalı ...Ş.’ye ait ve diğer davalı ...Ş.’nin çalışanları ile yer hizmeti verdiği alanda gerçekleştiği, bu alanda uçaktan inen kişiler dışında davalı şirketlerin çalışanlarının bulunduğu, dolayısıyla davacının saldırı girişimine maruz kalması nedeniyle davalı şirketlerin kusursuz sorumlu bulundukları, davacının kişilik haklarına saldırıdan kaynaklı manevi zarara uğradığı, öte yandan davacının olay tarihi öncesi sosyal paylaşım hesabından Türk milletini ve Türkiye Cumhuriyetini aşağılayıcı nitelikte sözler sarf ettiği, bahse konu eylemlerinden ötürü sanık olarak yargılandığı ceza davasında mahkumiyetine karar verildiği, kararın kesinleştiği, bu nedenle davacıya karşı gerçekleştirilen eylemin haksız tahrik altında işlendiği gerekçesiyle; davanın kısmen kabulüne, maddi tazminat isteminin reddine, manevi tazminat talebinin kısmen kabulü ile 10.000 TL’nin olay tarihinden itibaren işleyecek yasal faiziyle birlikte davalılardan müştereken ve müteselsilen tahsiline karar verilmiştir.
İlk derece mahkemesi kararına karşı, taraflarca istinaf yoluna başvurulmuştur.
Bölge adliye mahkemesince; ilk derece mahkemesi kararının usul ve kanuna uygun olduğu gerekçesiyle, tarafların istinaf başvurularının esastan reddine karar verilmiş; karar, taraf vekillerince temyiz edilmiştir.
1) Davalılar vekilinin temyiz itirazlarının incelenmesinde;
6100 sayılı Hukuk Muhakemeleri Kanunu’nun 05/07/2017 tarihinde yürürlüğe giren 7035 sayılı Kanunu'nun 30 uncu maddesi ile değişik 361 inci maddesinin birinci fıkrası; “Bölge adliye mahkemesi hukuk dairelerinden verilen temyizi kabil nihai kararlar ile hakem kararlarının iptali talebi üzerine verilen kararlara karşı tebliğ tarihinden itibaren iki hafta içinde temyiz yoluna başvurulabilir.” hükmünü içermektedir.
Dosyadaki bilgi ve belgelerden; istinaf incelemesi sonucunda verilen kararın, davalılar vekillerine ayrı ayrı 15/12/2021 tarihinde tebliğ edildiği, temyiz dilekçelerinin ise HMK’nın 361 inci maddesinde öngörülen iki haftalık yasal süre geçirildikten sonra 30/12/2021 tarihinde verildiği anlaşılmaktadır.
./..
-3-
HMK'nın 366 ıncı maddesi atfıyla aynı Kanunun 352 nci maddesi uyarınca, süresinden sonra yapılan temyiz istemleri hakkında Yargıtay tarafından temyiz isteminin reddine karar verilebilir.
Yukarıda açıklanan nedenlerle, davalılar vekillerinin temyiz dilekçelerinin süre yönünden ayrı ayrı reddi gerekmektedir.
2) Davacı vekilinin maddi tazminat istemine ilişkin temyiz itirazlarının incelenmesinde;
Dava, haksız fiilden kaynaklı tazminat istemine ilişkindir.
6098 sayılı Türk Borçlar Kanunu’nun (TBK) 49 ve devamı maddelerinde “Haksız Fiilerden Doğan Borç İlişkileri” üst başlığı altında haksız fiile ilişkin düzenlemeler yapılmıştır.
Anılan Kanun'un “ Sorumluluk” başlıklı 49 uncu maddesi; “ Kusurlu ve hukuka aykırı bir fiille başkalarına zarar veren, bu zararı gidermekle yükümlüdür.
Zarar verici fiili yasaklayan bir hukuku kuralı bulunmasa bile, ahlaka aykırı bir fiille başkasına kasten zarar veren de, bu zararı gidermekle yükümlüdür.”;
“ Zararın ve kusurun ispatı” başlıklı 50 inci maddesinde; “ Zarar gören, zararını ve zarar verenin kusurunu ispat yükü altındadır.
Uğranılan zararın miktarı tam olarak ispat edilemiyorsa hakim, olayların olağan akışını ve zarar görenin aldığı önlemleri göz önünde tutarak, zararın miktarını hakkaniyete uygun olarak belirler.”;
“ Tazminatın belirlenmesi” başlıklı 51 inci maddesinin birinci fıkrasında ise; “ Hakim, tazminatın kapsamını ve ödenme biçimini, durumun gereğini ve özellikle kusurun ağırlığını göz önüne alarak belirler.” şeklinde düzenleme yapılmıştır.
Tazminat hukukunun bir ilkesi olarak, sorumluluk şartları gerçekleştiği takdirde, zarar veren, zarar görenin malvarlığında oluşan eksilmeyi gidermek durumundadır.
O halde, kişinin malvarlığında veya manevi varlığında ortaya çıkan eksilme olarak tanımlanan “zarar”ın oluşması, ona neden olanın tazminat yükümlülüğünü doğurur.Yükümlü olunan bu tazminat miktarının belirlenmesinde yukarıda açıklanan ilke ve yöntemler uygulanacaktır.
Zararın ispatı davacıya düşmekte ise de, hakim gerçek zararın miktarının ispat edilip edilemediğini gözeterek, ispat edilememişse bu zararı kendisi Kanun’da belirtilen koşullarla tespit edecek; ardından da bu zararın giderilebilmesi için tazminat miktarını yine Kanun’da aranan usul ve esaslar çerçevesinde belirleyecektir. Ancak, hükmedilecek tazminat, hiçbir şekilde zarar miktarından fazla olamaz( Yargıtay Hukuk Genel Kurulunun 03/04/2013 tarihli ve 2012/4-1227 E. - 2013/436 K. sayılı kararı).
Yukarıda açıklanan TBK’nın 50 nci maddesinin ikinci fıkrasının uygulanabilmesi için; zarar görenin, kesin delil getiremese bile, hakime, zararın varlık ve miktarı hakkında kanaat verecek olgu ve olayları sunmuş olması gerekir. Hakim, bu olgu ve olaylardan, zararın gerçekleşmiş olduğu sonucuna varmalıdır. Böyle bir kanaate sahip olmayan hakim, takdir yetkisini kullanamaz. Zarar görenin, zararın gerçekleşmiş olduğuna ilişkin soyut bir iddiada bulunması veya zararla ilgili zayıf bir ihtimal, ispat için yeterli değildir(Eren, Fikret; Borçlar Hukuku Genel Hükümler, Ankara: Yetkin Yayıncılık, 2020, s. 822-823 ).
Somut olayda; davacı, davalıların sorumluk alanında bulunan havalimanının apron kısmında uçaktan indiği sırada, davalı ...Ş. çalışanlarının da aralarında bulunduğu şahıslar tarafından darp edildiğini ileri sürerek, uğramış olduğu maddi ve manevi zararının tazmini istemiyle eldeki davayı açmış olup, zararının ispatına yönelik delil olarak olay
./..
-4-
anına dair görüntüleri içeren video kaydına dayandığı; ilk derece mahkemesince görüntü kayıtlarının çözümüne ilişkin alınan 18/03/2019 tarihli bilirkişi raporunda; davacının olay tarihinde uçaktan indiği sırada sarı montlu şahıs tarafından tekme atılarak yere düşürüldüğü, ardından davacının peşinden koşan kırmızı montlu üç kişi tarafından yerde tekmelendiği, sarı montlu şahsın bu kez yerde olan davacının üzerine çıkarak darp etmeyi sürdürdüğü, davacının yerden kaldırılarak koşar adımlarla araca bindirildiği sırada ise, kırmızı montlu şahıslardan birinin davacının gözüne yumruk attığı, bu esnada davacının üzerindeki montun sırt kısmının yırtık olduğunun görüldüğü, ancak zarar gördüğü iddia edilen ayakkabı, gözlük ve saatle ilgili olarak görüntü çözünürlüğünün düşük olması nedeniyle bir değerlendirme yapılamayacağı belirtilmiştir.
Bundan ayrı dosyadaki bilgi ve belgeler ile Ulusal Yargı Ağı Bilişim Sistemi (UYAP) üzerinden yapılan araştırma sonucunda; davalı ... şirketi çalışanlarının da aralarında bulunduğu kişilerin dava konusu olay nedeniyle “ basit yaralama” suçundan sanık olarak yargılandığı, davacının ise katılan sıfatıyla yer aldığı ceza davasında ise, yüzleri net olarak tespit edilemeyen kişilerin katılana saldırdığı, katılanın polis aracına bindirilmesine kadar bu eylemlerin sürdüğü, Adli Tıp Kurumunun 04/01/2017 tarihli raporuna göre katılanın basit tıbbi müdahale ile giderilebilecek şekilde yaralandığının belirlenmiş olduğu anlaşılmaktadır.
Hal böyle olunca, ilk derece mahkemesince; yukarıda açıklanan maddi ve hukuki olgular çerçevesinde, ceza dosyası getirtildikten sonra, davacının yaralanmasına ilişkin ilgili adli tıp raporunun dosya arasına alınması ve diğer deliller ile birlikte değerlendirilmesi suretiyle, vücut bütünlüğünün ihlali kapsamında davacının malvarlığında meydana gelmesi muhtemel olan maddi zararın türleri tespit edilip, yaralanma nedeniyle tedavi giderinin yapılması ve iş göremez halde bulunulmasının hayatın olağan akışına uygun olduğu, bu nedenle yapılmış olan tüm giderlerin belgelenmesinin beklenemeyeceği de gözetilerek, hasıl olacak sonuca göre bir karar verilmesi gerekirken; eksik inceleme ve yanılgılı değerlendirme ile maddi tazminat talebinin tümden reddine karar verilmiş olması, doğru görülmemiş bozmayı gerektirmiştir.
3)Davacı vekilinin manevi tazminata yönelik temyiz itirazının incelenmesinde;
TBK’nın 56 ncı maddesinin ikinci fıkrası uyarınca; hakimin, özel durumları göz önünde tutarak manevi zarar adı ile hak sahibine verilmesine karar vereceği para tutarı adalete uygun olmalıdır. Takdir edilecek bu tutar, zarara uğrayanda manevi huzuru doğurmayı gerçekleştirecek tazminata benzer bir işlevi (fonksiyonu) olan özgün bir nitelik taşır. Bir ceza olmadığı gibi malvarlığı hukukuna ilişkin bir zararın karşılanmasını da amaç edinmemiştir. O halde, bu tazminatın sınırı, onun amacına göre belirlenmelidir. Takdir edilecek tutar, var olan durumda elde edilmek istenilen doyum (tatmin) duygusunun etkisine ulaşmak için gerekli olan kadar olmalıdır. 22/06/1966 tarihli ve 7/7 sayılı Yargıtay İçtihadı Birleştirme Kararının gerekçesinde, takdir olunacak manevi tazminatın tutarını etkileyecek özel durum ve koşullar da açıkça gösterilmiştir. Bunlar her olaya göre değişebileceğinden hakim; bu konuda takdir hakkını kullanırken ona etkili olan nedenleri de karar yerinde nesnel (objektif) ölçülere göre uygun (isabetli) bir biçimde göstermelidir.
Hakim belirlemeyi yaparken somut olayın özelliğini, zarar görenin ekonomik ve sosyal durumunu, paranın alım gücünü, duyulan ve ileride duyulacak elem ve ızdırabı gözetmelidir
Somut olayda; davacının birden çok kişinin saldırısına uğradığı olayın oluş şekli, olay tarihi, tarafların sosyal ve ekonomik durumları, günün ekonomik koşulları, paranın satın alma gücü ve yukarıdaki ilkeler gözetildiğinde, davacı yararına takdir edilen manevi tazminat miktarının az olduğunun kabulü gerekir.
-5-
Hal böyle olunca, ilk derece mahkemesince; davacı için daha yüksek oranda manevi tazminata karar verilmesi gerekirken, yanılgılı değerlendirme ile yazılı şekilde karar verilmiş olması da doğru görülmemiş, bozmayı gerektirmiştir.
İlk derece mahkemesi kararının, yukarıda (2) ve (3) numaralı bentlerde açıklanan nedenlerle bozulmasına karar verilmiş olduğundan, HMK'nın 373/1 maddesi uyarınca, işbu karara karşı yapılan istinaf başvurusunun esastan reddine ilişkin bölge adliye mahkemesi kararının da kaldırılmasına karar verilmiştir.
SONUÇ: Yukarıda (1) numaralı bentte açıklanan nedenlerle davalılar vekilinin temyiz dilekçelerinin ayrı ayrı REDDİNE, (2) ve (3) numaralı bentte açıklanan nedenlerle 6100 sayılı HMK'nın 373/1 maddesi uyarınca temyiz olunan bölge adliye mahkemesi kararının KALDIRILMASINA, aynı Kanun'un 371. maddesi uyarınca ilk derece mahkemesi kararının davacı yararına BOZULMASINA, 8.400 TL Yargıtay duruşması vekalet ücretinin davalılardan alınıp davacıya verilmesine, peşin alınan temyiz harçlarının istek halinde temyiz edenlere iadesine, dosyanın ilk derece mahkemesine, kararın bir örneğinin de bölge adliye mahkemesine gönderilmesine, 20/09/2022 tarihinde oy birliği ile karar verildi.
3. Ceza Dairesi, 2021/2464 E., 2022/2328 K.
orta eşleşmeKarar metninde maddeye atıf varCeza Dairesi
tam metni aç
2.1)Sanıklar hakkında kasten öldürmeye teşebbüs etme suçundan mahmkûmiyet hükmü kurulurken tayin edilen temel ceza üzerinden 3713 sayılı Kanunun 5/1. maddesi gereğince yarı oranında artırım yapıldıktan sonra TCK’nın 35/2.
3. Ceza Dairesi 2021/2464 E. , 2022/2328 K.
"İçtihat Metni"
Mahkemesi :Ceza Dairesi
İlk Derece Mahkemesi : İstanbul 13. Ağır Ceza Mahkemesinin 21.05.2018 (asıl karar) - 26.09.2018 (ek karar) tarih ve 2017/151 - 2018/83 sayılı kararı
Suç : Anayasal düzeni ortadan kaldırmaya teşebbüs etme,
Bölge adliye mahkemesince verilen hüküm temyiz edilmekle; temyiz edenin sıfatı bakımından 477 sayılı Kanun ile bazı Kanunlarda değişiklik yapılması hakkındaki 698 sayılı Kanun Hükmünde Kararname ile ... kurumuna yapılacak tüm atıfların Cumhurbaşkanlığı kurumuna yapılacağı göz önünde bulundurularak, başvuruların süresi, kararın niteliği ve temyiz sebeplerine göre dosya incelendi, gereği düşünüldü;
Bir kısım sanık ... müdafilerinin duruşmalı inceleme istemlerinin, ilk derece ve bölge adliye mahkemelerinde silahların eşitliği ve çelişmeli yargılama ilkesi doğrultusunda, savunmaya yeterli imkanın sağlanması ve bu hakkın etkin şekilde kullandırılmış olması, temyiz denetiminde sınırsız şekilde yazılı savunma imkanının kullanılabilme olanağının bulunması karşısında savunma hakkının kısıtlanması söz konusu olmadığından, 01.02.2018 tarihli ve 7079 sayılı Kanunun 94. maddesi ile değişik CMK’nın 299/1. maddesi uyarınca takdiren REDDİNE,
I. TEMYİZ KAPSAMI
İlk derece mahkemesinin kısa kararının katılan TBMM Başkanlığı vekilinin
yokluğunda verildiği, gerekçeli kararın istinaf kararı sonrasında 23.09.2020 tarihinde katılan TBMM Başkanlığı vekiline tebliğ edildiği, katılan TBMM Başkanlığı vekilince 30.09.2020 tarihli dilekçe ile istinaf talebinde bulunulduğu, söz konusu talebinin temyiz iradesi niteliğinde olduğu ve temyiz isteminin süresinde yapıldığı kabul edilmiştir.
Sanıklar ... ve ... müdafilerinin süresinde sunmuş oldukları temyiz dilekçelerinin gerekçeli olduğu, bu nedenle sanık ... müdafii ile sanık ...’nin temyiz istemlerinin reddine dair tebliğnamedeki düşünceye iştirak edilmemiştir.
1) Cumhurbaşkanı ..., ... ve Millî Savunma Bakanlığı vekillerinin Anayasal düzeni ortadan kaldırmaya teşebbüs etme, Türkiye Büyük Millet Meclisini ortadan kaldırmaya veya görevini yapmasını engellemeye teşebbüs etme, Türkiye Cumhuriyeti Hükûmetini ortadan kaldırmaya veya görevini yapmasını engellemeye teşebbüs etme, silahlı terör örgütüne üye olma, silahlı terör örgütüne üye olmamakla birlikte örgüt adına suç işleme, kasten öldürme, kasten öldürmeye teşebbüs etme, kasten yaralama, mala zarar verme ve silahla tehdit suçlarına ilişkin temyiz talepleri yönünden;
Suçların niteliği itibariyle suçtan doğrudan doğruya zarar görmeyen ve bu nedenle de davaya katılma hakları bulunmayan Cumhurbaşkanı ..., ... ve Millî Savunma Bakanlığının hükmü temyiz yetkisi bulunmadığından, davaya katılmalarına ilişkin kararlar hukukî değerden yoksun olup, hükmü temyiz yetkisi vermeyeceğinden; temyiz istemlerinin CMK’nın 298/1. maddesi uyarınca REDDİNE,
2) Cumhurbaşkanlığı vekilinin silahlı terör örgütüne üye olma, silahlı terör örgütüne üye olmamakla birlikte örgüt adına suç işleme, kasten öldürme, kasten öldürmeye teşebbüs etme, kasten yaralama, mala zarar verme ve silahla tehdit; TBMM Başkanlığı vekilinin ise Türkiye Cumhuriyeti Hükûmetini ortadan kaldırmaya veya görevini yapmasını engellemeye teşebbüs etme, silahlı terör örgütüne üye olma, silahlı terör örgütüne üye olmamakla birlikte örgüt adına suç işleme, kasten öldürme, kasten öldürmeye teşebbüs etme, kasten yaralama ve mala zarar verme suçlarına ilişkin temyiz talepleri yönünden;
Suçların niteliği itibariyle suçtan doğrudan doğruya zarar görmeyen ve bu nedenle de davaya katılma hakları bulunmayan Cumhurbaşkanlığı ve TBMM Başkanlığının hükmü temyiz yetkisi bulunmadığından, bu suçlar yönünden davaya katılmalarına ilişkin kararlar hukukî değerden yoksun olup, hükmü temyiz yetkisi vermeyeceğinden; temyiz istemlerinin CMK’nın 298/1. maddesi uyarınca REDDİNE,
3) Katılan gerçek kişiler vekilinin;
3.1) Anayasal düzeni ortadan kaldırmaya teşebbüs etme, Türkiye Büyük Millet Meclisini ortadan kaldırmaya veya görevini yapmasını engellemeye teşebbüs etme, Türkiye Cumhuriyeti Hükûmetini ortadan kaldırmaya veya görevini yapmasını engellemeye teşebbüs etme, silahlı terör örgütüne üye olma ve silahlı terör örgütüne üye olmamakla birlikte örgüt adına suç işleme suçlarına ilişkin temyiz talepleri yönünden;
Suçların niteliği itibariyle suçtan doğrudan doğruya zarar görmeyen ve bu nedenle de davaya katılma hakları bulunmayan gerçek kişilerin hükmü temyiz yetkisi bulunmadığından, bu suçlar yönünden davaya katılmalarına ilişkin kararlar hukukî değerden yoksun olup, hükmü temyiz yetkisi vermeyeceğinden; temyiz istemlerinin CMK’nın 298/1. maddesi uyarınca REDDİNE,
3.2) Müvekkillerine yönelik işlenmeyen temyize konu suçlara ilişkin temyiz talebi yönünden;
Katılan gerçek kişiler vekilinin temyiz hak ve yetkisi müvekkillerine yönelik işlenen suçlar ile sınırlı olup, diğer mağdur, müşteki veya katılanlara yönelik işlenen suçlar bakımından hükmü temyiz yetkisi bulunmadığından; temyiz istemlerinin CMK’nın 298/1. maddesi uyarınca REDDİNE,
3.3) Kasten yaralama, mala zarar verme, silahla tehdit ve hakaret suçlarına ilişkin temyiz talebi yönünden;
Hükmolunan cezanın miktar ve türüne göre, ilk derece mahkemesince verilen beş yıldan az hapis cezalarına yönelik istinaf başvurusunun esastan reddine dair bölge adliye mahkemesi kararlarının CMK’nın 286/2-a maddesi; 10 yıl veya daha az hapis cezasını veya adlî para cezasını gerektiren suçlarla ilgili ilk derece mahkemesince verilen beraat kararlarına yönelik istinaf başvurusunun esastan reddine dair bölge adliye mahkemesi kararlarının ise CMK’nın 286/2-g maddesi uyarınca kesin nitelikte olup temyizi mümkün olmadığından, bu suçlar yönünden beraat ve mahkûmiyet kararlarına yönelik temyiz istemlerinin CMK’nın 298/1. maddesi uyarınca REDDİNE,
4) Bir kısım sanık ... müdafilerinin kasten yaralama, mala zarar verme, silahla tehdit ve hakaret suçlarına ilişkin mahkûmiyet hükümlerine yönelik temyiz talepleri yönünden;
Hükmolunan cezanın miktar ve türüne göre, ilk derece mahkemesince verilen beş yıldan az hapis cezalarına yönelik istinaf başvurusunun esastan reddine dair bölge adliye mahkemesi kararlarının CMK’nın 286/2-a maddesi uyarınca kesin nitelikte olup temyizi mümkün olmadığından, temyiz istemlerinin CMK’nın 298/1. maddesi uyarınca REDDİNE,
5) Bir kısım sanık ... müdafilerinin hüküm kurulmasına ve ceza verilmesine yer olmadığına dair kararlara yönelik temyiz talepleri yönünden;
İlk derece mahkemesinin hüküm kurulmasına ve ceza verilmesine yer olmadığına dair kararlarına yönelik istinaf başvurusunun esastan reddine dair bölge adliye mahkemesi kararlarının CMK’nın 286/2-h maddesi gereğince temyiz edilemez nitelikte olduğu anlaşılmakla; temyiz istemlerinin CMK’nın 298/1. maddesi uyarınca REDDİNE,
, ..., ..., ..., ..., ..., ..., ..., ..., ..., ..., ..., ..., ..., ..., ..., ..., ..., ..., ..., ... ve ... hakkında Anayasal düzeni ortadan kaldırmaya teşebbüs etme, Türkiye Büyük Millet Meclisini ortadan kaldırmaya veya görevini yapmasını engellemeye teşebbüs etme ve Türkiye Cumhuriyeti Hükûmetini ortadan kaldırmaya veya görevini yapmasını engellemeye teşebbüs etme suçlarından kurulan beraat; sanıklar ..., ..., ..., ..., ..., ..., ..., ..., ..., ... ve ... hakkında Anayasal düzeni ortadan kaldırmaya teşebbüs etme suçundan kurulan mahkûmiyet; sanıklar ..., ..., ..., ... ve ... hakkında kasten öldürme ve kasten öldürmeye teşebbüs etme suçlarından kurulan mahkûmiyet; sanıklar ... ve ... hakkında kasten öldürmeye teşebbüs etme suçundan kurulan mahkûmiyet hükümlerine yönelik yapılan incelemede;
Temyiz taleplerinin reddi nedenleri bulunmadığından işin esasına geçildi;
Vicdani kanının oluştuğu duruşma sürecini yansıtan tutanaklar, belgeler ve gerekçe içeriğine göre yapılan incelemede;
III. HUKUKİ AÇIKLAMALAR
Ayrıntıları Dairemizin 22.03.2019 tarih 2018/7103 esas, 2019/1953 sayılı kararında açıklandığı üzere;
5237 sayılı TCK’nın 309. maddesinde düzenlenen Anayasayı ihlal suçunun maddi unsuru/tipik eylem, cebir ve şiddet kullanarak, Türkiye Cumhuriyeti Anayasasının öngördüğü düzeni ortadan kaldırmaya veya bu düzen yerine başka bir düzen getirmeye veya bu düzenin fiilen uygulanmasını önlemeye elverişli vasıtalarla teşebbüs etmektir.
Suçun bu amaçla kurulmuş bir örgüt faaliyeti kapsamında işlenmesi, korunan amaçlara matuf fiillerin elverişliliğinin değerlendirilmesi bakımından önem taşımakta ise de, bu husus suçun unsuru değildir.
Suç, Türkiye Cumhuriyeti Anayasasının öngördüğü düzeni ortadan kaldırmak, bu düzen yerine başka bir düzen getirmek veya bu düzenin fiilen uygulanmasını önlemek amacına matuf doğrudan genel kast ile işlenebilen bir suçtur.
Suç tanımında belirtilen amaçları gerçekleştirmeye yönelik bir fiil işlenmesi hususunda iştirak iradeleri bulunan sanıklar hakkında TCK’nın 309. maddesinde düzenlenen Anayasayı ihlal suçu yönünden iştirakin her şeklinin uygulanması mümkündür.
Suça iştirakten söz edebilmek için amaca yönelik bir fiil işleme hususunda iştirak iradelerini ortaya koyan kişilerin hepsinin bu amaçla kurulmuş bir örgütün üyesi olması da gerekmez.
15 Temmuz 2016 günü, Türkiye Cumhuriyeti Devletinin Anayasal düzeninin değiştirilmesi amacıyla, Türk Silahlı Kuvvetlerine sızmış FETÖ/PDY silahlı terör örgütü mensubu olan ve/veya bu örgütsel faaliyeti destekleyen 8.000’in üzerinde askeri personel tarafından savaş uçakları dahil 35 uçağın, 3 geminin, 37 helikopterin, 74’ü tank olmak üzere 246 zırhlı aracın ve 4.000’e yakın hafif silahın kullanılarak; Cumhurbaşkanına suikasta teşebbüs edilmiş, TBMM ve Cumhurbaşkanlığı Külliyesi başta olmak üzere birçok stratejik merkez bombalanmış, Başbakanın konvoyuna silahlı saldırı gerçekleştirilmiş, kalkışmaya karşı koyan güvenlik görevlileri ile sokaklara çıkan sivillere devletin silahlı kuvvetlerine ait uçak, helikopter, tank ve silahlarla saldırılarak 4’ü asker, 63’ü polis ve 183’ü sivil olmak üzere toplam 250’den fazla kişi şehit edilmiş, 23’ü asker, 154’ü polis ve 2.558’i sivil olmak üzere toplam 2.735 kişi de yaralanmıştır.
Somut darbe teşebbüsü, TCK’nın 309. maddesinde sayılan amaçlara matuf zarar tehlikesi doğuran vahim eylemler vasfını aşarak, anayasal düzeni doğrudan ortadan kaldırma neticesine yönelmiş, örgütün ülke genelindeki organik bütünlüğünden ve etkinliğinden istifade edilerek planlanıp uygulanmış, neticesi ve başarısı eş zamanlı, senkronize hareketlere bağlı hukuki anlamda tek bir fiil olarak ortaya çıkmıştır. Bu nedenle örgütsel koordinasyon veya iştirak iradesi gereğince ve iş bölümü doğrultusunda bulundukları mahal ve konumlarına uygun, amaca hizmet eden ve katkı sunan icrai harekette bulunanların, icra aşamasına geçerek amaç suç yönünden somutlaştığında ve elverişliliğinde tartışma bulunmayan bu fiil üzerinde müşterek hâkimiyet kurdukları gözetilerek TCK’nın 37. maddesi kapsamında “doğrudan fail” olduklarının kabulünde zorunluluk vardır.
Mensup olduğu örgütle kurduğu bağ nedeniyle örgütsel faaliyet kapsamında işlenen anayasayı ihlal suçuna ilişkin planlama, hazırlık ve icra organizasyonundan haberdar olmak suretiyle darbeye teşebbüs suçunu sevk ve idare edenler tarafından verilen emirleri/görevleri kabullenerek ülke çapındaki icra hareketleriyle illi bir değer taşıyan icra hareketlerini gerçekleştirenlerin ya da görev paylaşımı bağlamında henüz sırası gelmemiş icra hareketleri için gerekli hazırlıkları yapanların bu suç yönünden müşterek fail olarak sorumlu tutulmaları gerekmektedir.
Doğrudan kanuni tanımda öngörülen cebir ve şiddet içeren icrai hareket niteliğinde olmayan, somut zarar tehlikesinin gerçekleşmesini sağlayacak biçimde (faillerle birlikte) fiil üzerinde müşterek hâkimiyet kurmalarını temin edecek fonksiyonel bir mahiyet taşımayan, suç organizasyonu içinde bir iş bölümünün gereği olarak görevlendirilmeleri nedeniyle ika edildiği kanıtlanamayan ancak suçun icrasına başlanmasından sonra katılma iradesini açıkça ortaya koyan, zaman, nitelik ve yakın zarar tehlikesine yaptığı katkı itibariyle bütün olarak darbenin icrasını kolaylaştırmaya yönelen hareketleri gerçekleştiren sanıkların eylemlerinin, TCK’nın 309/1 ve 39/2-c maddeleri kapsamında Anayasayı ihlale teşebbüs suçuna yardım etmek suçunu oluşturacağı gözetilmeli, hukuki durumları buna göre tespit edilmelidir.
TCK’nın 309. maddesinde düzenlenen suç bir somut tehlike suçu olduğundan suçun oluşması için ayrıca bir neticenin gerçekleşmesi aranmamaktadır. Bu itibarla
sanığın amaca matuf eylemi ve/veya işlediği elverişli araç suç ile suçun konusu üzerinde meydana gelen somut tehlike arasında illiyet bağının bulunması gerekli ve yeterlidir. Suça teşebbüsün kabulü için aranan elverişli vasıtalarla cebri eylemlere başlanıp başlanmadığı araştırılırken ve vasıtanın elverişliliği takdir edilirken tek tek yapılan eylemlerle amaçlanan hedefler arasında doğrudan doğruya bağ kurmak yoluna gidilemez. Ancak her hâlükârda ülke genelinde gerçekleştirilmek istenen amaca matuf cebri/icrai fiilin, sanığın bulunduğu mahalde/sorumluluk sahasında da doğrudan doğruya ya da araç suçlar yönünden icrasına başlanması aranmalıdır. Sanığın bu icrai fiile yine icrai bir hareketle katılması mümkün olduğu gibi garantörlük yükümlülüğünü ihmal etmek suretiyle de iştirak edebileceği görülmektedir.
Konusu suç teşkil eden emir hiçbir surette yerine getirilemez. Aksi takdirde yerine getiren ile emri veren sorumlu olur (1982 Anayasasının 137/2 ve TCK’nın 24/3. maddeleri). Askeri hizmete müteallik hususlarda verilen emir bir suç teşkil ederse bu suçun işlenmesinden emri veren mesuldür. Ancak amirin emrinin adli ve askeri bir suç maksadını ihtiva eden bir fiile müteallik olduğu kendisince malum ise, maduna da faili müşterek cezası verilir (1632 sayılı Askeri Ceza Kanunu 41/3-B).
IV. BÖLGE ADLİYE VE İLK DERECE MAHKEMELERİNCE SÜBUTU KABUL EDİLEN SOMUT OLAY
15 Temmuz darbe teşebüsünde aktif rol alan birliklerden birinin 66. Mekanize Piyade Tugay Komutanlığı olduğu, darbe teşebbüsü öncesinde üst düzey subaylar ve kimlik bilgileri tespit edilmeyen bir kısım sivillerce 66. Mekanize Piyade Tugay Komutanlığında darbe girişiminin plan ve organizasyonuna dair gizli toplantılar yapıldığı, bu kapsamda gerçekleştirilmesi planlanan darbe girişiminde 66. Mekanize Piyade Tugay Komutanlığına İstanbul ilinin önemli bir kısım yerlerinin işgali görevi verildiği, bu yerlerden birinin de iş bu dosyanın konusunu oluşturan İstanbul İl Emniyet Müdürlüğü olduğu,
15 Temmuz darbe teşebbüsü öncesi 66. Mekanize Piyade Tugay Komutanlığında İstanbul ilinin farklı noktalarında terör saldırıları olacağı yönünde bir havanın oluşturulduğu,
15 Temmuz günü birlik içerisinde bir silahın kaybolduğu yönünde bir kurgu hazırlandığı ve kışlada bulunan er ve rütbeli askerlerin akşam saatlerine kadar dışarı çıkmalarının engellendiği, akşam saatlerinde kayıp olan silahın bulunduğunun bildirildiği,
15 Temmuz günü darbe teşebbüsü öncesi akşam saatlerinde İstanbul ilinin farklı noktalarında gerçekleşmesi beklenen terör saldırılarını önleme gerekçesiyle birliklerin hazır edildiği ve bu kapsamda Vatan Caddesi üzerinde bulunan İstanbul İl Emniyet Müdürlüğüne gönderilmek üzere 3 adet GZPT, 3 adet ZMA ve 2 adet tankın askeri personeli ile silahlı ve tam teçhizatlı bir şekilde hazır edildiği,
Sanık er ...’ın şoförlüğünde bulunan askeri Land tipi araç ile sanık Kurmay Yarbay ..., astsubay öğrenci sanıklar ..., ... ve ...,
Sanık er ...’ün şoförlüğünde bulunan Ford Connect marka araç ile sanık Kurmay Yarbay ..., astsubay öğrenci sanıklar ..., Furka Çam ve ...,
Sanık Üsteğmen ...’in komutasında bulunan 1. GZPT ile sanık Uzman Çavuş ..., sanık erler ..., ..., ..., ... ve ...,
Sanık Asteğmen ...’un komutasında bulunan 2. GZPT ile sanık erler ..., ..., ..., ..., ..., ..., ... (...), ... ve ...,
Sanık Uzman Çavuş ...’un komutasında bulunan 3. GZPT ile sanık erler ..., ..., ..., ... (...), ..., ..., ..., ... ve ...,
Sanık Astsubay Başçavuş ...’ın komutasında bulunan 1. ZMA ile sanık Uzman Çavuş ..., sanık Uzman Çavuş ..., sanık erler ..., ... ve ...,
Sanık Astsubay Çavuş ...’un komutasında bulunan 2. ZMA ile sanık erler ..., ..., ..., ..., ... ve ...,
Sanık Yüzbaşı ...’in komutasında bulunan 3. ZMA ile sanık Uzman Çavuş ..., sanık erler ..., ..., ... ve ...,
Sanık Yüzbaşı ...’nin komutasında bulunan 1. tank ile sanık Astsubay Çavuş ..., sanık sözleşmeli uzman erbaş ... ve sanık Uzman Çavuş ...,
Sanık Üsteğmen ...’ın komutasında bulunan 2. tank ile sanık Uzman Çavuş ..., sanık Uzman Çavuş ... ve sanık Uzman Çavuş ...’nın,
15 Temmuz gecesi saat 22:00 sıralarında 66. Mekanize Piyade Tugay Komutanlığından çıkış yaptıkları ve saat 23:00 sıralarında İstanbul İl Emniyet Müdürlüğü yerleşkesinin bulunduğu Vatan Caddesine intikal ettikleri, ancak darbe teşebbüsünü önlemek üzere sokağa çıkan halk ve emniyet mensuplarının yolu kapatmaları üzerine sanıkların söz konusu zırhlı araç ve tanklar ile daha fazla ilerleyemedikleri, bunun üzerine sanık ...’nın sanıklar ... ve ...’ü yanına alarak sanık ...’in komutasında bulunan GZPT’ye geçtiği, akabinde bu askeri araca İstanbul İl Emniyet Müdürlüğü kadrosunda 4. sınıf emniyet müdürü olan sanık ...’nın da geldiği,
Olay yerinde darbe teşebbüsünü engellemek üzere sokağa çıkan sivil vatandaşların tepki göstermeleri üzerine sanık ...’nın GZPT’nin kulesine çıktığı ve vatandaşlardan yolu boşaltmalarını isteyerek havaya silahla ateş ettiği, sanık ...’nın teslim olmasını isteyen sivil vatandaş ve polislere yönelik olarak “çekilin çocuklar çekilin, şakası yok bu işin vuracağım” şeklinde sözler söylediği, akabinde sivil vatandaş ve polisleri hedef gözetmeksizin silahla ateş ettiği, ayrıca olay esnasında sanık ...’inde silahla havaya ateş ettiği,
Sanık ...’nın sanık ...’ya hava desteğinin gerektiğini söylediği, bunun üzerine sanık ...’nın “Yurtta Sulh” isimli Whatsapp
grubuna hava desteğinin gerektiği hususunda mesaj yazdığı, yine bir süre sonra sanık ...’nın aynı Whatsapp grubuna emniyet müdürlüğüne ateş açmayı planladığına dair mesaj yazdığı, sanık ...’nın hava desteği talebi sonrasında Whatsapp grubundan ... ... isimli şahsın “... abi gereken yapılacak” şeklinde cevap verdiği, nitekim sonrasında olay yerine başka dosya sanığı ... Türk komutasında içerisinde darbeci askerlerin bulunduğu askeri bir helikopterin geldiği ve iniş yapmak istediği, ancak olay yerinde bulunan polislerin silahla ateş etmeleri sonucu helikopterin iniş yapamadığı,
Sanık ...’nın sanık ...’ya zırhlı aracın uçaksavarı ile emniyet güçlerinin oluşturduğu barikata ateş etmesi hususunda emir verdiği, sanık ...’nın söz konusu emri yerine getirmek üzere harekete geçtiği, ancak uçaksavarın kurma kolunu çekemediği, bunun üzerine zırhlı araçta bulunan erlerden yardım istediği, ancak herhangi bir yardım alamadığı, akabinde sanık ...’a “kurma kolu çekilmiyor” şeklinde mesaj attığı,
Olay yerinde sanık ...’ya engel olmaya çalışan sivil vatandaş ve polislere yönelik sanık ...’nın “sıkıyönetim ilan edildi, burayı boşaltın, aracını ve canını seven uzaklaşsın” şeklinde sözler söylediği, sivil polis memuru katılan ...’ün sanık ...’nın silahı almak üzere zırhlı aracın üzerine çıktığı, sanık ...’nın direnmesi karşısında katılan ...’ün sanık ...’nın elinden silahını aldığı, sanık ...’nın sivil vatandaş ve polisler tarafından zırhlı araç içerisinden çıkartılarak etkisiz hale getirildiği, akabinde katılan ...’ün başını zırhlı aracın içerisine soktuğu, bunun üzerine sanık ...’nın zırhlı araç personeline “vurun şu şerefsizi” dediği, sanık ...’nın katılan ...’ü hedef alarak birkaç el ateş ettiği, ancak katılan ...’ü vuramadığı, sonrasında katılan ...’ün zırhlı araç içerisine girdiği,
Sanıklar ..., ..., ..., ..., ..., ..., ..., ..., ..., ... ve ...’ın olay yerinde yakalanarak gözaltına alındıkları,
Sanık ...’in, sanık ...’nin komutasında bulunan yukarıda belirtilen 1. tanka bindiği ve tankın içerisinde bulunan askeri personel (sanıklar ..., ..., ... ve ...) ile kışla yönüne dönüş yaptıkları, ancak dönüş yolunda tankın sivil araçları ezerek ilerlediği, Esenler-Atışalanı köprüsü mevkiinde yol üzerinde toplanmış halde bulunan kalabalığın içerisinden geçtiği, 4 sivil vatandaşın ezilerek olay yerinde şehit olduğu, birçok sivil vatandaşın ise yaralandığı, araçların ağır hasar gördüğü, akabinde söz konusu tankın durmaksızın yoluna devam ettiği ve kışlaya dönüş yaptığı,
Sanık ... komutasında bulunan yukarıda belirtilen 2. tank ve askeri personelinin herhangi bir eylem ve olaya karışmaksızın kışlaya geri dönüş yaptığı,
Sanıklar ..., ... ve ...’in komutasında bulunan yukarıda belirtilen 1, 2 ve 3. ZMA ve askeri personelinin olay yerinde herhangi bir eylem ve olaya karışmaksızın kışlaya geri dönüş yaptıkları,
Sanıklar ... ve ... komutasında bulunan yukarıda belirtilen 1 ve 2. GZPT ve askeri personelinin olay yerinde herhangi bir eylem ve olaya karışmaksızın kışlaya dönüş yoluna doğru hareket ettikleri, ancak GZPT’lerden birinin seyir halindeyken arızalandığı ve diğer GZPT’nin de durduğu, burada sanık ... ve yanında bulunan diğer sanıkların emniyet mensuplarınca gözaltına alındığı,
Dosya kapsamından anlaşılmıştır.
V. SOMUT OLAY VE SANIKLARIN BELİRTİLEN EYLEMLERİ MUVACEHESİNDE HUKUKİ DURUMLARININ DEĞERLENDİRİLMESİ
V.I. Anayasal düzeni ortadan kaldırmaya teşebbüs etme, Türkiye Büyük Millet Meclisini ortadan kaldırmaya veya görevini yapmasını engellemeye teşebbüs etme ve Türkiye Cumhuriyeti Hükûmetini ortadan kaldırmaya veya görevini yapmasını engellemeye teşebbüs etme suçlarından haklarında beraat kararı verilen sanıklar ..., ..., ..., ..., ... (...), ..., ..., ..., ..., ..., ... (...), ..., ..., ..., ..., ..., ..., ..., ..., ..., ..., ..., ..., ..., ..., ..., ..., ..., ..., ..., ..., ..., ..., ..., ..., ..., ..., ..., ..., ..., ..., ..., ..., ..., ..., ..., ..., ..., ..., ..., ..., ..., ... ve ...’ün eylemleri değerlendirildiğinde;
Olay tarihinde sanık ...’in yüzbaşı, sanık ...’un asteğmen, ...’ın astsubay başçavuş, ...’un astsubay çavuş, sanıklar ..., ..., ..., ..., ... ve ...’ın uzman çavuş, sanıklar ..., ..., ..., ..., ... ve ...’ün staj eğitimi gören astsubay öğrenci, diğer sanıkların ise er olarak 66. Mekanize Piyade Tugay Komutanlığında görevli oldukları,
15 Temmuz gecesi darbe teşebbüsünün icra hareketlerinin henüz başlamış olduğu saatlerde İstanbul ilinin farklı noktalarında terör saldırılarının gerçekleştirileceği gerekçesiyle sanıkların silahlı ve tam teçhizatlı bir şekilde yukarıda belirtilen zırhlı araç ve tanklar ile kışla dışına çıkartıldıkları ve İstanbul İl Emniyet Müdürlüğü yerleşkesinin bulunduğu Vatan Caddesine intikallerinin sağlandığı, sanıkların olay yerinde darbe girişimine iştirak kapsamında herhangi bir eylem veya olaya karışmadıkları, emniyet mensuplarınca bir kısmının olay yerinde, bir kısmının kışlaya dönüş yolunda gözaltına alındığı, bir kısmının ise kışlaya dönüş yaptığı,
Sanıkların aşamalarda alınan savunmalarında istikrarlı bir şekilde kışladan çıkma anında darbe teşebbüsünden haberlerinin olmadığını, terör saldırısı bahanesiyle kışladan çıkartıldıklarını, olay yerine ulaştıklarında darbe teşebbüsünü öğrendiklerini, darbe teşebbüsüne iştirak kapsamında herhangi bir eylemde bulunmadıklarını beyan ettikleri,
Dosya kapsamına göre, Anayasal düzeni ortadan kaldırmaya teşebbüs etme, Türkiye Büyük Millet Meclisini ortadan kaldırmaya veya görevini yapmasını engellemeye teşebbüs etme ve Türkiye Cumhuriyeti Hükûmetini ortadan kaldırmaya veya görevini yapmasını engellemeye teşebbüs etme suçları bakımından sanıkların eylemlerinin darbe teşebbüsüne iştirak kast ve iradesi ile yapıldığı hususunda her türlü kuşkudan uzak delil bulunmadığı anlaşılmakla; sanıklar hakkında atılı suçlardan verilen beraat hükümlerinde bir isabetsizlik görülmemiştir.
V.II. Anayasal düzeni ortadan kaldırmaya teşebbüs etme suçundan haklarında mahkûmiyet kararı verilen sanıklar ..., ..., ..., ..., ..., ..., ..., ..., ..., ... ve ...’nin eylemleri değerlendirildiğinde;
1) Sanık ... yönünden;
Olay tarihinde sanığın 66. Mekanize Piyade Tugay Komutanlığında kurmay yarbay rütbesiyle kurmay başkan vekili olarak görev yaptığı,
15 Temmuz darbe teşebbüsünün planlama ve organizasyonu kapsamında İstanbul İl Emniyet Müdürlüğü’nün işgali görevinin sanığa verildiği, bu doğrultuda sanığın darbe teşebbüsünün icra hareketlerine başlanıldığı saatlerde yukarıda belirtilen zırhlı araç ve tanklar ile birlikte İstanbul İl Emniyet Müdürlüğü yerleşkesinin bulunduğu Vatan Caddesine intikal ettiği, darbe teşebbüsünü önlemek üzere sokağa çıkan halk ve emniyet mensuplarının yolu kapatmaları üzerine zırhlı araç ve tankların daha fazla ilerleyemedikleri, bunun üzerine sanığın dosyanın diğer sanığı ...’in komutasında bulunan GZPT’ye geçtiği, akabinde aynı zırhlı araca sanığın öncesinden iletişime geçmiş olduğu sanık ...’nın da bindiği, darbe teşebbüsünü engellemek üzere sokağa çıkan sivil vatandaşların tepki göstermeleri üzerine sanık ...’nın GZPT’nin kulesine çıktığı ve vatandaşlardan yolu boşaltmalarını isteyerek havaya silahla ateş ettiği, sanık ...’nın teslim olmasını isteyen sivil vatandaş ve polislere yönelik olarak “çekilin çocuklar çekilin, şakası yok bu işin vuracağım” şeklinde sözler söylediği, akabinde sivil vatandaş ve polisleri hedef gözetmeksizin silahla ateş ettiği, “Yurtta Sulh” isimli Whatsapp grubuna hava desteğinin gerektiği hususunda mesaj yazdığı, yine bir süre sonra emniyet müdürlüğüne ateş etmeyi planladığına dair mesaj yazdığı, sanığın talebi sonrası başka dosya sanığı ... Türk komutasında içerisinde darbeci askerlerin bulunduğu askeri helikopterin olay yerine geldiği, ancak emniyet mensuplarının silahla ateş açması sonucu helikopterin Vatan Caddesine iniş yapamadığı, emniyet güçlerinin oluşturduğu barikata zırhlı aracın uçaksavarı ile ateş etmesi için sanığın dosyanın diğer sanığı ...’ya emir verdiği, olay yerinde sanığa engel olmaya çalışan sivil vatandaş ve polislere “sıkıyönetim ilan edildi, burayı boşaltın, aracını ve canını seven uzaklaşsın” şeklinde sözler söylediği, sivil polis memuru olan katılan ...’ün sanığın bulunduğu askeri zırhlı aracın üzerine çıktığı, kendisine engel olmaya çalışan katılan ...’e yönelik “Genelkurmay Başkanlığından talimat aldık, ölü ya da diri olarak emniyet müdürlüğüne gireceğiz”
şeklinde sözler söylediği, direnmesi karşısında katılan ...’ün sanığın elindeki silahı aldığı, sanığın olay yerinde yakalandığı anlaşılmış olup,
15 Temmuz darbe teşebbüsünde sanığın bulunduğu konum itibariyle darbe teşebbüsünün planlama ve organizasyon kısmı içerisinde yer aldığı, suçun işlenişi sırasında ortak hakimiyetinin bulunduğu, bu hali ile eylemlerinin Anayasal düzeni ortadan kaldırmaya teşebbüs etme suçunu oluşturduğu anlaşılmıştır.
2) Sanık ... yönünden;
Olay tarihinde sanığın İstanbul İl Emniyet Müdürlüğünün kadrosunda 4. sınıf emniyet müdürü olarak görev yaptığı,
Sanığa ait 505 410 82 90 numaralı hatta FETÖ/PDY silahlı terör örgütü mensuplarınca kullanılan ByLock programının tespit edildiği, HTS kayıtlarının incelenmesinde darbe teşebbüsünün planlama ve organizasyon kısmı içerisinde yer alan 66. Mekanize Piyade Tugay Komutanı firari Tuğgeneral ... ... ve başka dosya sanığı İstanbul İl Jandarma Komutanı Albay ... ile 15 Temmuz gecesi telefonla görüştüğünün tespit edildiği, olay gecesi firari Tuğgeneral ... ...’in mesaj ile sanık ...’ya “Emniyet ... Bey ...şeklinde sanığın iletişim bilgilerini gönderdiği, akabinde sanık ...’nın sanık ile iletişime geçtiği, sanığın resmi üniformasıyla olay yerine geldiği ve içerisinde sanık ...’nın da bulunduğu zırhlı araca bindiği, sanık...’ya “ön tarafa tanklar gelecekti, neden zırhlı araçlar geldi” şeklinde sözler söylediği, darbe teşebbüsünü önlemek üzere sokağa çıkan halk ve emniyet mensuplarının yoğun tepkileri üzerine sanık ...’ya “buraya helikopter desteği lazım” şeklinde sözler söylediği, yine zırhlı araç içerisinde askeri personele yönelik olarak “İzmir ve Ankara’yı aldık, İstanbul’da da çok az bir yer kaldı” şeklinde sözler söylediği, sanık ...’nın sivil vatandaş ve polisler tarafından etkisiz hale getirilmesinden sonra sanığın linç girişimi gerekçesiyle zırhlı araçta bulunan askeri personelden ateş etmelerini istediği, sivil polis memuru katılan ...’ün başını zırhlı aracın içerisine sokması üzerine sanığın “vurun şu şefersizi” şeklinde sözler söylediği ve sanık ...’nın katılan ...’ü hedef alarak birkaç el ateş ettiği, sanığın olay yerinde yakalandığı anlaşılmış olup,
15 Temmuz darbe teşebbüsünde sanığın darbe teşebbüsünün planlama ve organizasyon kısmı içerisinde yer aldığı, suçun işlenişi sırasında ortak hakimiyetinin bulunduğu, bu hali ile eylemlerinin Anayasal düzeni ortadan kaldırmaya teşebbüs etme suçunu oluşturduğu anlaşılmıştır.
3) Sanık ... yönünden;
Olay tarihinde sanığın 66. Mekanize Piyade Tugay Komutanlığı 2. Mekanize Piyade Taburu 2. Mekanize Piyade Bölüğünde uzman çavuş olarak görev yaptığı,
Sanığın 15 Temmuz gecesi saat 22:00 sıralarında yukarıda belirtilen sanık ...’in komutasında bulunan 1. GZPT ile silahlı ve tam teçhizatlı bir şekilde kışla içerisinden çıkış yaptığı ve İstanbul İl Emniyet Müdürlüğünün bulunduğu Vatan Caddesine saat 23:00 sıralarında intikal ettiği, darbe teşebbüsünü önlemek üzere sokağa çıkan halk ve emniyet mensuplarının yolu kapatmaları üzerine
zırhlı araç ve tankların daha fazla ilerleyemediği, sivil vatandaş ve emniyet mensuplarının olay yerine gelen askeri personele yoğun tepki göstermeleri üzerine sanığın dosyanın diğer sanığı ...’e “araçlara zarar veriyolar, ne yapalım” diye sorduğu, sanık ...’in “havaya ateş et” şeklinde emir vermesi üzerine sanığın zırhlı araç içerisinden silahla havaya ateş ettiği, sanık ...’nın emniyet mensuplarının oluşturduğu barikata zırhlı aracın uçaksavarı ile ateş etmesi için sanığa emir verdiği, sanığın söz konusu emri yerine getirmek üzere harekete geçtiği, ancak uçaksavarın kurma kolunu çekemediği, bunun üzerine zırhı araçta bulunan erlerden yardım istediği, herhangi bir yardım alamadığı, akabinde sanık ...’a “kurma kolu çekilmiyor” şeklinde mesaj attığı, sivil polis memuru katılan ...’ün başını zırhlı aracın içerisine sokması üzerine sanık ...’nın “vurun şu şerefsizi” dediği, bunun üzerine sanığın katılan ...’ü hedef alarak birkaç el ateş ettiği, ancak katılan ...’ü vuramadığı, sanığın olay yerinde yakalandığı anlaşılmış olup,
15 Temmuz darbe teşebbüsünde sanığın suçun işlenişi sırasında ortak hakimiyetinin bulunduğu, bu hali ile eylemlerinin Anayasal düzeni ortadan kaldırmaya teşebbüs etme suçunu oluşturduğu anlaşılmıştır.
4) Sanık ... yönünden;
Olay tarihinde sanığın 66. Mekanize Piyade Tugay Komutanlığı 2. Mekanize Piyade Tugayı 2. Mekanize Piyade Bölüğünde üsteğmen rütbesiyle bölük komutan vekili olarak görev yaptığı,
15 Temmuz darbe teşebbüsü öncesi yukarıda belirtilen zırhlı araç ve tankların henüz kışla içerisinden çıkış yapmamış olduğu saatlerde uyuşturucu bağımlısı olması sebebiyle silah ve mühimmat verilmemesi gerektiği hususunda raporu bulunan sanık er ...’ya sanığın emri ile silah ve mühimmat verildiği, yine olay tarihi itibareyle askerlik görevi sona ermiş olan sanık er ...’ın sanığın emri ile zırhlı araca bindirilerek olay yerine götürüldüğü, sanığın emri ile 2 adet RPG 7’nin araçlara yüklendiği,
Sanığın 15 Temmuz gecesi saat 22:00 sıralarında yukarıda belirtilen komutasında bulunan 1. GZPT ile silahlı ve tam teçhizatlı bir şekilde kışla içerisinden çıkış yaptığı ve İstanbul İl Emniyet Müdürlüğünün bulunduğu Vatan Caddesine saat 23:00 sıralarında intikal ettiği, darbe teşebbüsünü engellemek üzere toplanan halk ve emniyet mensuplarının yolu kapatmaları üzerine zırhlı araç ve tankların daha fazla ilerleyemediği, olay yerinde sanık ...’nın sivil vatandaşlar ve emniyet mensuplarınca etkisiz hale getirilmesinden sonra sanığın silahla havaya birkaç el ateş ettiği, sanık ...’nın sanığa “araçlara zarar veriyolar, ne yapalım” diye sorması üzerine sanığın “havaya ateş et” şeklinde emir verdiği ve sanık ...’nın zırhlı araç içerisinden silahla havaya ateş ettiği, sivil vatandaş ve polislerin sanığa teslim olması yönünde uyarılarda bulunmasına rağmen sanığın “kendi komutanımı aramam lazım, ben kendim teslim olamam” şeklinde sözlerle karşılık verdiği, sanığın olay yerinde yakalandığı,
15 Temmuz darbe teşebbüsünde sanığın suçun işlenişi sırasında ortak hakimiyetinin bulunduğu, bu hali ile eylemlerinin Anayasal düzeni ortadan kaldırmaya teşebbüs etme suçunu oluşturduğu anlaşılmıştır.
5) Sanık ... yönünden;
Olay tarihinde sanığın 66. Mekanize Piyade Tugay Komutanlığı 2. Mekanize Piyade Bölüğünde üsteğmen rütbesiyle bölük komutanı olarak görev yaptığı,
15 Temmuz gecesi darbe teşebbüsünün icra hareketlerinin henüz başlamamış olduğu saatlerde kışla içerisinde terör saldırısı olacağı gerekçesiyle alarm verildiği, er ve rütbeli askeri personelin içtima alanında toplanarak silah ve mühimmatların dağıtıldığı, sanığın yanında bulunan erler ile birlikte içtima alanına şarjör ve mühimmatları getirdiği ve bir kısım sanıklara dağıtarak başlarında beklediği, akabinde tanklara mühimmatların yüklendiği, sanığın garajlar bölgesine giderek eksik kalan tank mühimmatlarını tamamlattığı ve tankların acele bir şekilde nizamiye bölgesine çekilmesi emrini verdiği, tankların nizamiye bölgesine çekilerek bekletildiği, henüz kışla içerisinden çıkış yapılmadığı esnada sanık ...’ın “çok ciddi bir şey var demek ki hakkımızda hayırlısı olsun” şeklide sözler söylemesi karşısında sanığın “hayırlı olacak, hayırlı olacak” şeklinde yanıt verdiği,
Sanığın 15 Temmuz gecesi saat 22:00 sıralarında yukarıda belirtilen komutasında bulunan 2. tank ile silahlı ve tam teçhizatlı bir şekilde kışla içerisinden çıkış yaptığı ve İstanbul İl Emniyet Müdürlüğünün bulunduğu Vatan Caddesine saat 23:00 sıralarında intikal ettiği, zırhlı araç ve tankların henüz Vatan Caddesi’ne ulaşmadığı saatlerde sanık ...’in darbe teşebbüsünü telefondan öğrendiği ve söz konusu durumu sanığa ilettiği, sanığın herhangi bir tepki vermediği ve “Allah Allah” şeklinde karşılık verdiği, sivil vatandaş ve emniyet mensuplarının olay yerine gelen askeri personele yoğun tepki göstermeleri üzerine sanıklar ... ve ...’in geri dönüş konusunda sanığı ikna etmeye çalıştıkları, ancak başarılı olamadıkları, sanık ...’nin sanığa geri çekileceklerini bildirmesi sonrasında tankın kışlaya dönüşü için hazırlıklara başladığı, akabinde sanığın komutasında bulunan tankın kışlaya geri dönüş yolunda herhangi bir eylem ve olaya karışmaksızın kışlaya dönüş yaptığı, kışlaya döndükten sonra sivil vatandaşların kışla içerisine girişinin engellenmesi ve korku oluşturması amacıyla söz konusu tankın sanığın emriyle nizamiyenin ortasına çekildiği anlaşılmış olup,
15 Temmuz darbe teşebbüsünde sanığın suçun işlenişi sırasında ortak hakimiyetinin bulunduğu, bu hali ile eylemlerinin Anayasal düzeni ortadan kaldırmaya teşebbüs etme suçunu oluşturduğu anlaşılmıştır.
6) Sanık ... yönünden;
Olay tarihinde sanığın 66. Mekanize Piyade Tugay Komutanlığı 2. Mekanize Piyade Taburu 5. Mekanize Piyade Bölüğünde uzman çavuş olarak görev yaptığı,
Sanığın 15 Temmuz gecesi saat 22:00 sıralarında yukarıda belirtilen komutasında bulunan 3. GZPT ile silahlı ve tam teçhizatlı bir şekilde kışla içerisinden çıkış yaptığı ve İstanbul İl Emniyet Müdürlüğünün bulunduğu Vatan Caddesine saat 23:00 sıralarında intikal ettiği, darbe teşebbüsünü engellemek üzere toplanan halk ve
emniyet mensuplarının yolu kapatmaları üzerine zırhlı araç ve tankların daha fazla ilerleyemediği, sivil vatandaşların ve emniyet mensuplarının olay yerine gelen askeri personele yoğun tepki gösterdiği, sanığın olay yerinde bulunduğu esnada eşi ve ... isimli şahıs ile mesajlaştığı, sanığın eşine “polislerle tartışıyoruz burada, ihtilal oldu canım, geçmiş olsun Türkiye adına” dediği, ... isimli şahsın mesaj ile sanığa ... ve AKP’lilerin evinde iyi para bulunduğunu, bir görev olursa yapmaya hazır olduğunu belirtmesi üzerine sanığın “askerle polis karşı karşıya” şeklinde cevap verdiği, ... isimli şahsın “polis teslim olmuyor mu” şeklindeki mesajı üzerine sanığın “yok abi olmuyorlar, direniyorlar, inin aşağı bizimle diyorlar” şeklinde cevap verdiği, sanığın kışlaya dönüş yolunda komutasında bulunan zırhlı aracın arıza yapması sonucu emniyet mensuplarına teslim olduğu anlaşılmış olup,
15 Temmuz darbe teşebbüsünde sanığın yukarıda belirtilen mesaj içeriklerinden darbe teşebbüsünü benimseyip desteklediği ve suçun işlenişi sırasında ortak hakimiyetinin bulunduğu, bu hali ile eylemlerinin suça iştirak iradesi kapsamında Anayasal düzeni ortadan kaldırmaya teşebbüs etme suçunu oluşturduğu anlaşılmıştır.
7) Sanık ... yönünden;
Olay tarihinde sanığın 66. Mekanize Piyade Tugay Komutanlığında kurmay yarbay rütbesiyle görev yaptığı,
Sanığın 15 Temmuz gecesi saat 22:00 sıralarında sanık er ...’ün şoförlüğünde bulunan Ford Connect marka araç ile yanında astsubay öğrenci sanıklar ..., ... ve ... olmak üzere yukarıda belirtilen zırhlı araç ve tanklarla birlikte konvoy halinde silahlı ve tam teçhizatlı bir şekilde kışla içerisinden çıkış yaptığı, söz konusu konvoyun Vatan Caddesine yaklaşması üzerine sanığın telsiz ile tanklara yarım dolduruş yapmaları ve atışa hazır olmaları hususlarında emir verdiği ve İstanbul İl Emniyet Müdürlüğünün bulunduğu Vatan Caddesine saat 23:00 sıralarında intikal ettiği, darbe teşebbüsünü engellemek üzere toplanan halk ve emniyet mensuplarının yolu kapatmaları üzerine zırhlı araç ve tankların daha fazla ilerleyemediği, bunun üzerine sanığın bulunduğu araçtan inerek yolu açmaya çalıştığı ve yanında bulunan sanık ...’ya “bir şey olursa namlunun ucuna mermiye verin, ateş etmekten çekinmeyin” dediği, sanığın zırhlı araçlarda bulunan askerlere yönelik olarak silahlarını mazgallardan dışarı çıkarmaları hususunda emir verdiği, olay yerinde bulunan sivil vatandaşların askeri personele yoğun tepki göstermeleri üzerine sanığın silahla havaya ateş ettiği, sanığın dosyanın diğer sanığı ...’nin komutasında bulunan yukarıda belirtilen 1. tanka geçtiği, tepkilerin daha fazla yoğunlaşması üzerine tankın kışlaya dönmek üzere geri dönüş yaptığı, dönüş yolunda sivil vatandaş ve araçların yolu kapatması üzerine sanık ...’nin sanığa “komutanım araçlar kenara gelmezse ezeyim mi, emriniz nedir” şeklinde sorması üzerine sanığın “ez” şeklinde emir verdiği, sivil vatandaşların tankın üzerine çıktığı, tankı durdurmaya, sanıklar ..., ... ve ...’nun silahlarını alıp etkisiz
hale getirmeye çalıştıkları, ancak sanıkların direndikleri ve sanığın ara ara havaya ateş ettiği, bu esnada tankın kulesinin sağa sola çevrildiği ve tank üzerinde bulunan sivil vatandaşların aşağı düşürülmeye çalışıldığı, tankın kulesinin sağa sola çevrilmesi esnasında bir kısım sivil vatandaşların yaralandığı, tankın üzerinde bulunan katılan ...’ın sanığa yönelik olarak “arabaları eziyorsunuz, durdurun, niye durdurmuyorsunuz” şeklinde sözler söylemesi üzerine sanığın “bu tank durmayacak, tank gidecek, duramaz” şeklinde cevap verdiği, tankın sivil araçları ezerek ilerlediği, Esenler-Atışalanı köprüsü mevkiinde yol üzerinde toplanmış halde bulunan kalabalığın içerisinden geçtiği, 4 sivil vatandaşın ezilerek olay yerinde şehit olduğu, birçok sivil vatandaşın ise yaralandığı, araçların ağır hasar gördüğü, maktul ..., katılan ... ve müşteki ...’ın tankın içerisine girdiği ve sanıklar ..., ... ve ... ile mücadele ettikleri, sanığın silahla ateş etmek suretiyle ...’ı şehit ettiği, katılan ... ve müşteki ...’ı ise ağır şekilde yaraladığı, tankın üzerinde bulunan sivil vatandaşların hepsinin aşağı atılması sonucunda tankın durmaksızın yoluna devam ettiği ve kışlaya dönüş yaptığı anlaşılmış olup,
15 Temmuz darbe teşebbüsünde sanığın bulunduğu konum itibariyle darbe teşebbüsünün planlama ve organizasyon kısmı içerisinde yer aldığı, suçun işlenişi sırasında ortak hakimiyetinin bulunduğu, bu hali ile eylemlerinin Anayasal düzeni ortadan kaldırmaya teşebbüs etme suçunu oluşturduğu anlaşılmıştır.
8) Sanık ... yönünden;
Olay tarihinde sanığın 66. Mekanize Piyade Tugay Komutanlığı Tank Taburu 2. Bölükte yüzbaşı rütbesiyle bölük komutanı olarak görev yaptığı,
Sanığın 15 Temmuz gecesi saat 22:00 sıralarında yukarıda belirtilen komutasında bulunan 1. tank ile silahlı ve tam teçhizatlı bir şekilde kışla içerisinden çıkış yaptığı ve İstanbul İl Emniyet Müdürlüğünün bulunduğu Vatan Caddesine saat 23:00 sıralarında intikal ettiği, darbe teşebbüsünü engellemek üzere toplanan halk ve emniyet mensuplarının yolu kapatmaları üzerine zırhlı araç ve tankların daha fazla ilerleyemediği, sivil vatandaş ve emniyet mensuplarının olay yerine gelen askeri personele yoğun tepki gösterdiği, tank sürücüsü sanık ...’ın sanığa söz konusu durumu sorduğu, sanığın diğer sanık ...’a “kimseye soru sormak yok, kimseyle konuşmak yok, kapağı kapat içeride bekle” şeklinde cevap verdiği, sivil vatandaşların yoğun tepkisi üzerine bir süre sonra tankın kışlaya dönmek üzere geri dönüş yaptığı, sanık ...’in de bu tanka geçtiği, dönüş yolunda sivil vatandaş ve araçların yolu kapatması üzerine sanığın dosyanın diğer sanığı ...’e “komutanım araçlar kenara gelmezse ezeyim mi, emriniz nedir” şeklinde sorması üzerine sanık ...’in “ez” şeklinde emir verdiği, sanığın tank sürücüsü sanık ...’a durmaması, gaza basması ve hızlanması yönünde emirler verdiği, sivil vatandaşların tankın üzerine çıktığı, tankı durdurmaya, sanıklar ..., ... ve ...’nun silahlarını alıp etkisiz hale getirmeye çalıştıkları, ancak sanıkların direndikleri ve sanığın ara ara havaya ateş ettiği, bu esnada tankın kulesinin sağa sola çevrildiği ve tank üzerinde bulunan sivil
vatandaşların aşağı düşürülmeye çalışıldığı, tankın kulesinin sağa sola çevrilmesi esnasında bir kısım sivil vatandaşların yaralandığı, tankın sivil araçları ezerek ilerlediği, Esenler-Atışalanı köprüsü mevkiinde yol üzerinde toplanmış halde bulunan kalabalığın içerisinden geçtiği, 4 sivil vatandaşın ezilerek olay yerinde şehit olduğu, birçok sivil vatandaşın ise yaralandığı, araçların ağır hasar gördüğü, tankın üzerinde bulunan sivil vatandaşların hepsinin aşağı atılması sonucunda tankın durmaksızın yoluna devam ettiği ve kışlaya dönüş yaptığı anlaşılmış olup,
15 Temmuz darbe teşebbüsünde sanığın bulunduğu konum itibariyle darbe teşebbüsünün planlama ve organizasyon kısmı içerisinde yer aldığı, suçun işlenişi sırasında ortak hakimiyetinin bulunduğu, bu hali ile eylemlerinin Anayasal düzeni ortadan kaldırmaya teşebbüs etme suçunu oluşturduğu anlaşılmıştır.
9) Sanık ... yönünden;
Olay tarihinde sanığın 66. Mekanize Piyade Tugay Komutanlığı Tank Taburu 1. Tank Bölüğünde astsubay çavuş olarak görev yaptığı,
Sanığın 15 Temmuz gecesi saat 22:00 sıralarında yukarıda belirtilen sanık ...’nin komutasında bulunan 1. tank ile silahlı ve tam teçhizatlı bir şekilde kışla içerisinden çıkış yaptığı ve İstanbul İl Emniyet Müdürlüğünün bulunduğu Vatan Caddesine saat 23:00 sıralarında intikal ettiği, sanığın tank içerisinde doldurucu kısmında bulunduğu, darbe teşebbüsünü engellemek üzere toplanan halk ve emniyet mensuplarının yolu kapatmaları üzerine zırhlı araç ve tankların daha fazla ilerleyemediği, sivil vatandaş ve emniyet mensuplarının olay yerine gelen askeri personele yoğun tepki gösterdiği, bunun üzerine bir süre sonra tankın kışlaya dönmek üzere geri dönüş yaptığı, sanık ...’in de bu tanka geçtiği, dönüş yolunda sivil vatandaşların tankın üzerine çıktığı, tankı durdurmaya, sanıklar ..., ... ve ...’nun silahlarını alıp etkisiz hale getirmeye çalıştıkları, ancak sanıkların direndikleri, bu esnada tankın kulesinin sağa sola çevrildiği ve tank üzerinde bulunan sivil vatandaşların aşağı düşürülmeye çalışıldığı, tankın kulesinin sağa sola çevrilmesi esnasında bir kısım sivil vatandaşların yaralandığı, sanık ...’nun tankın üzerinde bulunan sivil vatandaşlara tankın üzerinden atlamaları için söylemlerde bulunduğu ve kamuflajının içerisinden şarjör çıkarttığı, bunun üzerine katılan ...’ın tankın içerisine girdiği ve sanığı engellemek üzere sanıkla mücadele ettiği, sanığın direnmesine rağmen katılan ...’ın sanığın elinde bulunan silahı yere düşürmeyi başardığı, ancak daha sonra katılan ...’ın sanık ... tarafından silahla vurulmak suretiyle ağır yaralandığı, tankın sivil araçları ezerek ilerlediği, Esenler-Atışalanı köprüsü mevkiinde yol üzerinde toplanmış halde bulunan kalabalığın içerisinden geçtiği, 4 sivil vatandaşın ezilerek olay yerinde şehit olduğu, birçok sivil vatandaşın ise yaralandığı, araçların ağır hasar gördüğü, tankın üzerinde bulunan sivil vatandaşların hepsinin aşağı atılması sonucunda tankın durmaksızın yoluna devam ettiği ve kışlaya dönüş yaptığı anlaşılmış olup,
15 Temmuz darbe teşebbüsünde sanığın suçun işlenişi sırasında ortak hakimiyetinin bulunduğu, bu hali ile eylemlerinin suça iştirak kapsamında Anayasal düzeni ortadan kaldırmaya teşebbüs etme suçunu oluşturduğu anlaşılmıştır.
10) Sanık ... yönünden;
Olay tarihinde sanığın 66. Mekanize Piyade Tugay Komutanlığı Tank Taburu 1. Tank Bölüğünde sözleşmeli uzman erbaş olarak görev yaptığı,
Sanığın 15 Temmuz gecesi saat 22:00 sıralarında yukarıda belirtilen sanık ...’nin komutasında bulunan 1. tank ile silahlı ve tam teçhizatlı bir şekilde kışla içerisinden çıkış yaptığı ve İstanbul İl Emniyet Müdürlüğünün bulunduğu Vatan Caddesine saat 23:00 sıralarında intikal ettiği, sanığın tank içerisinde nişancı kısmında bulunduğu, darbe teşebbüsünü engellemek üzere toplanan halk ve emniyet mensuplarının yolu kapatmaları üzerine zırhlı araç ve tankların daha fazla ilerleyemediği, sivil vatandaş ve emniyet mensuplarının olay yerine gelen askeri personele yoğun tepki gösterdiği, bunun üzerine bir süre sonra tankın kışlaya dönmek üzere geri dönüş yaptığı, sanık ...’in de bu tanka geçtiği, dönüş yolunda sivil vatandaşların tankın üzerine çıktığı, tankı durdurmaya, sanıklar ..., ... ve ...’nun silahlarını alıp etkisiz hale getirmeye çalıştıkları, ancak sanıkların direndikleri, bu esnada tankın kulesinin sağa sola çevrildiği ve tank üzerinde bulunan sivil vatandaşların aşağı düşürülmeye çalışıldığı, tankın kulesinin sağa sola çevrilmesi esnasında bir kısım sivil vatandaşların yaralandığı, söz konusu kulenin sağa sola çevrilmesi eylemini nişancı konumunda bulunan sanığın gerçekleştirdiği, diğer sanıklar ... ve ...’nin bu esnada sivil vatandaşlara karşı direnmeleri karşısında tankın kulesini çevirme imkanlarının bulunmadığı, ayrıca sanık ...’ın savunmasında sanık ...’nin sanık ...’e “linç ediyorlar, kuleyi çevir” şeklinde bağırdını beyan ettiği, tankın sivil araçları ezerek ilerlediği, Esenler-Atışalanı köprüsü mevkiinde yol üzerinde toplanmış halde bulunan kalabalığın içerisinden geçtiği, 4 sivil vatandaşın ezilerek olay yerinde şehit olduğu, birçok sivil vatandaşın ise yaralandığı, araçların ağır hasar gördüğü, tankın üzerinde bulunan sivil vatandaşların hepsinin aşağı atılması sonucunda tankın durmaksızın yoluna devam ettiği ve kışlaya dönüş yaptığı anlaşılmış olup,
15 Temmuz darbe teşebbüsünde sanığın suçun işlenişi sırasında ortak hakimiyetinin bulunduğu, bu hali ile eylemlerinin suça iştirak kapsamında Anayasal düzeni ortadan kaldırmaya teşebbüs etme suçunu oluşturduğu anlaşılmıştır.
11) Sanık ... yönünden;
Olay tarihinde sanığın 66. Mekanize Piyade Tugay Komutanlığında uzman çavuş olarak görev yaptığı,
Sanığın 15 Temmuz gecesi saat 22:00 sıralarında yukarıda belirtilen sanık ...’nin komutasında bulunan ve kendisinin tank sürücüsü olduğu 1. tank ile silahlı ve tam teçhizatlı bir şekilde kışla içerisinden çıkış yaptığı ve İstanbul İl Emniyet Müdürlüğünün bulunduğu Vatan Caddesine saat 23:00 sıralarında intikal ettiği, darbe teşebbüsünü engellemek üzere toplanan halk ve emniyet mensuplarının yolu kapatmaları üzerine zırhlı araç ve tankların daha fazla ilerleyemediği, sivil vatandaş ve emniyet mensuplarının olay yerine gelen askeri personele yoğun tepki gösterdiği, bunun üzerine bir süre sonra tankın kışlaya dönmek üzere geri dönüş
yaptığı, sanık ...’in de bu tanka geçtiği, dönüş yolunda sivil vatandaş ve araçların yolu kapatması üzerine sanık ...’nin sanık ...’e “komutanım araçlar kenara gelmezse ezeyim mi, emriniz nedir” şeklinde sorması üzerine sanık ...’in “ez” şeklinde emir verdiği, bunun üzerine sanık ...’nin tank sürücüsü sanığa durmaması, gaza basması ve hızlanması yönünde emirler verdiği, akabinde tankın sivil araçları ezerek ilerlediği, Esenler-Atışalanı köprüsü mevkiinde yol üzerinde toplanmış halde bulunan kalabalığın içerisinden geçtiği, 4 sivil vatandaşın ezilerek olay yerinde şehit olduğu, birçok sivil vatandaşın ise yaralandığı, araçların ağır hasar gördüğü, tankın üzerinde bulunan sivil vatandaşların hepsinin aşağı atılması sonucunda tankın durmaksızın yoluna devam ettiği ve kışlaya dönüş yaptığı anlaşılmış olup,
15 Temmuz darbe teşebbüsünde sanığın suçun işlenişi sırasında tank sürücüsü olarak ortak hakimiyetinin bulunduğu, bu hali ile eylemlerinin suça iştirak kapsamında Anayasal düzeni ortadan kaldırmaya teşebbüs etme suçunu oluşturduğu anlaşılmıştır.
V.III. Sanıklar ..., ..., ..., ..., ... (...), ..., ..., ..., ..., ..., ... (...), ..., ..., ..., ..., ..., ..., ..., ..., ..., ..., ..., ..., ..., ..., ..., ..., ..., ..., ..., ..., ..., ..., ..., ..., ..., ..., ..., ..., ..., ..., ..., ..., ..., ..., ..., ..., ..., ..., ..., ..., ..., ... ve ... hakkında Anayasal düzeni ortadan kaldırmaya teşebbüs etme, Türkiye Büyük Millet Meclisini ortadan kaldırmaya veya görevini yapmasını engellemeye teşebbüs etme ve Türkiye Cumhuriyeti Hükûmetini ortadan kaldırmaya veya görevini yapmasını engellemeye teşebbüs etme suçlarından kurulan beraat; sanıklar ..., ..., ..., ..., ..., ..., ..., ..., ..., ... ve ... hakkında Anayasal düzeni ortadan kaldırmaya teşebbüs etme suçundan kurulan mahkûmiyet hükümlerine yönelik yapılan hukuki değerlendirmede;
Sanıklar ..., ..., ..., ..., ... (...), ..., ..., ..., ..., ..., ... (...), ..., ..., ..., ..., ..., ..., ..., ..., ..., ..., ..., ..., ..., ..., ..., ..., ..., ..., ..., ..., ..., ..., ..., ..., ..., ..., ..., ..., ..., ...,
..., ..., ..., ..., ..., ..., ..., ..., ..., ..., ..., ... ve ... hakkında;
Silahlı terör örgütüne üye olmamakla birlikte örgüt adına suç işleme suçundan kamu davası açıldığı halde bir hüküm kurulmadığının anlaşılması karşısında, dava zamanaşımı süresince her zaman bir karar verilmesi mümkün görülmüş,
Suç kastıyla hareket etmediği anlaşılan sanıkların atılı suçlardan beraatlerine karar verirken yasa maddesinin doğru gösterilmiş olması karşısında gerekçeli kararda delil yetersizliğine dayanılmış olması sonuca etkili görülmemiştir.
Silahlı terör örgütüne üye olma suçundan verilen beraat kararlarının yukarıda temyiz kapsamı başlığı altında belirtildiği üzere katılanlar tarafından temyiz edilemeyeceğinden temyiz incelemesi kapsamında olmadığı ve kesinleştiği, bu nedenle temyiz aşamasında sanıklar ..., ..., ..., ... ve ... hakkında dosyaya gelen yeni deliller temyiz kapsamı gözetilerek değerlendirme dışında bırakılmıştır.
Yargılama sürecindeki usuli işlemlerin kanuna uygun olarak yapıldığı, hükme esas alınan tüm delillerin hukuka uygun olarak elde edildiğinin belirlendiği aşamalarda ileri sürülen iddia ve savunmaların temyiz denetimini sağlayacak biçimde eksiksiz olarak sergilendiği, özleri değiştirmeksizin tartışıldığı, vicdani kanının kesin, tutarlı ve çelişmeyen verilere dayandırıldığı, Anayasal düzeni ortadan kaldırmaya teşebbüs etme suçundan mahkûmiyetlerine karar verilen; sanıklar ..., ..., ..., ..., ..., ..., ..., ..., ..., ... ve ... ile ilgili olarak hükme esas alınan tüm delillerin hukuka uygun olarak elde edildiğinin belirlendiği ve kanunda öngörülen suç tipine uyduğu, yaptırımların kanuni bağlamda şahsileştirilmek suretiyle uygulandığı; Anayasal düzeni ortadan kaldırmaya teşebbüs etme, Türkiye Büyük Millet Meclisini ortadan kaldırmaya veya görevini yapmasını engellemeye teşebbüs etme ve Türkiye Cumhuriyeti Hükûmetini ortadan kaldırmaya veya görevini yapmasını engellemeye teşebbüs etme etme suçlarından beraatlerine karar verilen sanıklar ..., ..., ..., ..., ... (...), ..., ..., ..., ..., ..., ... (...), ..., ..., ..., ..., ..., ..., ..., ..., ..., ..., ..., ..., ..., ..., ..., ..., ..., ..., ..., ..., ..., ..., ..., ..., ..., ..., ..., ..., ..., ..., ..., ..., ..., ..., ..., ..., ..., ..., ..., ..., ..., ... ve ... ile ilgili olarak ise yüklenen suçlar açısından sanıkların kastının bulunmadığı gerekçe gösterilerek mahkemece kabul ve takdir kılınmış olduğu anlaşılmakla; sanıklar ...
Seçkin, ..., ..., ..., ..., ..., ..., ..., ..., ... ve ... müdafileri ile sanıklar ..., ..., ..., ... ve ..., katılanlar Cumhurbaşkanlığı ve TBMM Başkanlığı vekillerinin temyiz dilekçelerinde ileri sürdükleri nedenler yerinde görülmediğinden CMK’nın 302/1. maddesi gereğince temyiz davasının esastan reddiyle mahkûmiyet ve beraate dair hükümlerin ONANMASINA,
V.IV. Sanıklar ... ve ...’nın katılan ...’e yönelik kasten öldürmeye teşebbüs etme; sanık ...’in maktul ...’a yönelik kasten öldürme, katılan ... ve müşteki ...’a yönelik kasten öldürmeye teşebbüs etme; sanıklar ..., ..., ..., ... ve ...’nin maktuller ..., ..., ... ve ...’e yönelik kasten öldürme, katılanlar ..., ..., ..., ..., ..., ..., ..., ..., ..., ..., ..., ..., ..., ..., ..., ..., ..., ..., ... ile müştekiler ..., ..., ..., ..., ..., ..., ..., ..., ..., ..., ..., ..., ..., ..., ..., ..., ..., ... ve ...’a yönelik kasten öldürmeye teşebbüs etme suçlarından kurulan mahkûmiyet hükümlerine yönelik yapılan incelemede;
15 Temmuz darbe teşebbüsü eyleminin Dairemiz ve Yargıtay Ceza Genel Kurulu uygulamalarında FETÖ/PDY silahlı terör örgütü tarafından ülke genelinde gerçekleştirilen tek ve senkronize bir eylem olduğunun kabulu karşısında;
V.IV.I. Sanıklar ... ve ...’nın katılan ...’e yönelik kasten öldürmeye teşebbüs etme suçundan kurulan mahkûmiyet hükümlerine yönelik;
1) Sanıkların eylemlerini bir suçu gizlemek, delillerini ortadan kaldırmak veya işlenmesini kolaylaştırmak ya da yakalanmamak amacıyla ve bir suçu işleyememekten dolayı duydukları infialle gerçekleştirdikleri anlaşılmakla, eylemlerinin TCK’nın 82/1-h-i maddesinde yazılı suçu oluşturduğu gözetilmeden suç vasfında yanılgıya düşülerek yazılı şekilde hüküm kurulması,
2) Kabul ve uygulamaya göre de;
2.1)Sanıklar hakkında kasten öldürmeye teşebbüs etme suçundan mahmkûmiyet hükmü kurulurken tayin edilen temel ceza üzerinden 3713 sayılı Kanunun 5/1. maddesi gereğince yarı oranında artırım yapıldıktan sonra TCK’nın 35/2. maddesi uyarınca indirim yapılması gerektiğinin düşünülmemesi,
2.2)Sanıklar hakkında kasten öldürmeye teşebbüs etme suçundan verilen cezada 3713 sayılı Kanunun 5. maddesi gereğince artırım yapılırken uygulanan kanun maddesinin aynı Kanunun 5/1. maddesi olarak gösterilmesi gerektiğinin gözetilmemesi,
V.IV.II. Sanık ...’in maktul ...’a yönelik kasten öldürme, katılan ... ve müşteki ...’a yönelik kasten öldürmeye teşebbüs etme; sanıklar ..., ..., ..., ... ve ...’nin maktuller ..., ..., ... ve ...’e yönelik kasten öldürme, katılanlar ..., ..., ..., ..., ..., ..., ..., ..., ..., ..., ..., ..., ..., ..., ..., ..., ..., ..., ... ile müştekiler ..., ..., ..., ..., ..., ..., ..., ..., ..., ..., ..., ..., ..., ..., ..., ..., ..., ... ve ...’a yönelik kasten öldürmeye teşebbüs etme suçlarından kurulan mahkûmiyet hükümlerine yönelik;
1) Sanıkların eylemlerini bir suçu gizlemek, delillerini ortadan kaldırmak veya işlenmesini kolaylaştırmak ya da yakalanmamak amacıyla ve bir suçu işleyememekten dolayı duydukları infialle gerçekleştirdikleri anlaşılmakla, eylemlerinin TCK’nın 82/1-h-i maddesinde yazılı suçu oluşturduğu gözetilmeden suç vasfında yanılgıya düşülerek yazılı şekilde hüküm kurulması,
2) Sanıklar hakkında kasten öldürmeye teşebbüs etme suçundan hüküm kurulurken 3713 sayılı Kanunun 5/1. maddesinin uygulanmaması sonucu eksik ceza tayini,
Kanuna aykırı, bölge adliye mahkemesi Cumhuriyet savcısı, katılan gerçek kişiler vekili, sanıklar ..., ..., ..., ..., ..., ... ve ... müdafileri ile sanıklar ..., ..., ..., ... ve ...’nin temyiz itirazları bu itibarla yerinde görülmüş olduğundan bu sebeplerden dolayı hükmün CMK’nın 302/2. maddesi uyarınca BOZULMASINA, sanıklar ... ve ... yönünden aleyhe temyiz bulunmadığından CMK’nın 307/5. maddesi uyarınca kazanılmış haklarının saklı tutulmasına, sanıklar ..., ..., ..., ..., ..., ... ve ... hakkında mevcut delil durumu, hükmolunan ceza miktarı ve tutuklulukta geçirilen süre dikkate alındığında tahliye taleplerinin reddine, 28.02.2019 tarihinde yürürlüğe giren 20.02.2019 tarih ve 7165 sayılı Kanunun 8. maddesiyle değişik 5271 sayılı Kanunun 304. maddesi uyarınca dosyanın İstanbul 13. Ağır Ceza Mahkemesine, kararın bir örneğinin bilgi için İstanbul Bölge Adliye Mahkemesi 3. Ceza Dairesine gönderilmek üzere Yargıtay Cumhuriyet Başsavcılığına TEVDİİNE, 19.04.2022 tarihinde oy birliğiyle karar verildi.
Eşleştirme iki kanıta dayanır: kararın kendi metnindeki madde atfı ve şerh kitaplarının o kararı hangi maddenin altında bastığı. Otomatik üretilmiştir, hukuki tavsiye değildir; kararın güncelliğini ve sonraki içtihat değişikliklerini ayrıca denetleyin.
Bu Maddeyle İlgili Sınav Sorusu
Genel
Bay (A), Bay (B) ile akdettiği ticari bir taşınır satış sözleşmesinden doğan 1.200.000 TL tutarındaki alacağının tahsili amacıyla bir dava açmak istemektedir. Dava dilekçesi hazırlayan Bay (A), görevli mahkeme hususunda tereddüt yaşamaktadır. 6100 sayılı Hukuk Muhakemeleri Kanunu uyarınca, dava konusunun değer ve miktarına bakılmaksızın malvarlığı haklarına ilişkin davalarda genel görevli mahkeme aşağıdakilerden hangisidir?