6100 sayılı Hukuk Muhakemeleri Kanunu Madde 61

Hukuk Muhakemeleri Kanunu 61. maddesi, Hukuksal Eğitim mevzuat kütüphanesinde tam metin olarak yayımlanmıştır. Aşağıda maddenin tam metni, maddeyle eşleşen yüksek mahkeme kararları ve bu maddeden çıkmış sınav soruları yer alır. Ham metin için adresin sonuna /raw ekleyin.

Madde Metni

MADDE 61- (1) Taraflardan biri davayı kaybettiği takdirde, üçüncü kişiye veya üçüncü kişinin kendisine rücu edeceğini düşünüyorsa, tahkikat sonuçlanıncaya kadar davayı üçüncü kişiye ihbar edebilir. (2) Dava kendisine ihbar edilen kişinin de aynı şartlarda bir başkasına ihbarda bulunması mümkündür ve bu şekilde ihbar tevali ettirilebilir. İhbarın şekli

Bu Maddeyle İlgili Yüksek Mahkeme Kararları

19 karar eşleşti
3. Hukuk Dairesi, 2023/2762 E., 2024/557 K.
orta eşleşmeKarar metninde maddeye atıf varAsliye Hukuk Mahkemesi
6100 sayılı Hukuk Muhakemeleri Kanunu'nun 61 inci maddesi,
3. Hukuk Dairesi         2023/2762 E.  ,  2024/557 K. "İçtihat Metni" MAHKEMESİ :Asliye Hukuk Mahkemesi SAYISI : 2021/163 E., 2023/91 K. Taraflar arasında Mahkemede görülen asıl ve birleşen davalarda sözleşmenin feshi işleminin iptali davasında verilen karar hakkında yapılan temyiz incelemesi sonucunda, Dairece davanın kabulüne dair Mahkeme kararının bozulmasına karar verilmiştir. Mahkemece bozmaya uyularak yeniden yapılan yargılama sonucunda; davanın kabulüne karar verilmiştir. Mahkeme kararı davalı SGK ve İhbar olunan ... vekili tarafından temyiz edilmekle; kesinlik, süre, temyiz şartı ve diğer usul eksiklikleri yönünden yapılan ön inceleme sonucunda temyiz dilekçesinin kabulüne karar verildikten sonra, dosyadaki belgeler incelenip gereği düşünüldü: I. DAVA 1. Davacı vekili; asıl davada davalı ... Müdürlüğünün Bağ Kur Genel Müdürlüğü tarafından, reçetedeki ilaçların sahiplerine teslim edilmemesine rağmen kuruma fatura edilmesi nedeniyle 2000 yılı eczanelerle yapılan sözleşmenin; VII. bölümünün, (r) bendinde (5.g.c) maddesine göre sözleşmenin 7 yıl süreyle fesih edildiğini gerekçe göstererek Kurumlar arasındaki ortak mutabakat gereği sözleşmesinin feshedildiğini, feshin haksız ve hukuka aykırı olduğunu belirterek fesih işleminin iptalini talep etmiştir. 2. Birleşen davada davacı vekili; davalı Bağ-Kur Genel Müdürlüğünü tarafından reçetedeki ilaçların sahiplerine teslim edilmemesine rağmen kuruma fatura edilmesi nedeniyle 2000 yılı eczanelerle yapılan sözleşmenin; VII. bölümünün, (r) bendinde (5.g.c) maddesine göre sözleşmenin 7 yıl süreyle fesih edildiğini, feshin haksız ve hukuka aykırı olduğunu belirterek sözleşmenin feshi işleminin iptaline karar verilmesini talep etmiştir. II. CEVAP Davalı Kurum vekili; yürütülen soruşturma neticesinde düzenlenen rapor uyarınca sigortalı ve hak sahiplerine teslim edilmeyen ilaçların küpürlerinin Kuruma fatura edilmesinin tespit edilmesi üzerine sözleşmenin 7 yıl süreyle feshedildiğini, Kurumca yapılan fesih işleminin yasal mevzuata uygun olduğunu belirterek davanın reddini istemiştir. III. MAHKEME KARARI: Mahkemenin 29.12.2011 tarihli ve 2003/695 E., 2011/964 K. sayılı kararıyla; davacı hakkında açılan ceza davasında davacının önce beraatine karar verildiği, yargıtay bozma ilamı sonrasında bozma ilamına uyulmak suretiyle mahkumiyet kararı verildiği, ancak muhalif üyenin son derece yerinde muhalefet şerhi ile davacının resmi evrakta sahtecilik suçu işlemediği, eczacıların karne sahiplerinin doğru şahıslar olup olmadıklarını tespit etmeksizin ilaçları verdiği gözönünde tutularak davalı tarafından yapılan feshin hatalı olduğu gerekçeleriyle her iki davanın kabulüne, 13.06.2003 tarihli ve 72187 sayılı sözleşmenin feshinin iptaline karar verilmiştir. IV. BOZMA VE BOZMADAN SONRAKİ YARGILAMA SÜRECİ A. Bozma Kararı 1. Mahkemenin 29.12.2011 tarihli kararına karşı, süresi içinde davalı Kurum vekili ve dahili davalı ... vekili temyiz isteminde bulunmuşlardır. 2. Dairenin 25.06.2020 tarihli ve 2020/2137 E., 2020/3483 K. sayılı ilamıyla; ... hakkında usulüne uygun olarak açılmış bir dava bulunmadığı, davalı SGK'nın talebiyle dâhili dava yolu ile davaya hasım olarak eklenmesi ve hakkında hüküm kurulmasının usul ve yasaya uygun düşmediği, dava konusu reçeteler nedeniyle davacı eczacı hakkında yapılan ceza yargılamasında da zamanaşımı nedeniyle düşme kararı verildiği, eczacının sahte reçete düzenlenmesi eylemine karışıp karışmadığı ceza yargılamasında tespit olunamamışsa da Mahkemece eczacıların karne sahiplerinin doğru şahıslar olup olmadıklarını tespit etmeksizin ilaçları verdiği gözönünde tutularak davalı tarafından yapılan feshin hatalı olduğu kanaati uyanmakla haksız feshin iptaline karar verildiği, ancak sözleşmenin III. bölümünün 14. maddesinde eczacıların ilaçları karne sahiplerine ya da yakınlarına teslim etme yükümlülüğü bulunduğu, Mahkemece, her hasta yönünden ilaçların alınıp alınmadığı tespit edilerek, sonraki tarihte yürürlüğe giren protokol hükümleri de değerlendirilmek suretiyle bir karar verilmesi gerekirken yanılgılı değerlendirme ile yazılı şekilde hüküm kurulmasının doğru olmadığı gerekçesi ile hükmün bozulmasına karar verilmiştir. B. Mahkemece Bozmaya Uyularak Verilen Karar Mahkemenin yukarıda tarih ve sayısı belirtilen kararıyla; sonraki protokollerde ve davaya konu protokolde hak sahibine ya da yakınına teslimin yeterli olduğunun belirtildiği, yine protokollerde hastanın ilacı aldığını beyan etmesi durumunda bu madde hükmü uygulanmaz şeklinde düzenlemenin yer aldığı, dosyada yer alan Kaynarca Sağlık Grup Başkanlığının 23.07.2003 tarihli yazısında ...'in kuduz defteri kaydının bulunduğunun belirtildiği, soruşturma ve kovuşturma aşamalarında ...'in ilaçları kendilerinin aldıklarını söyledikleri, ...un ise komşusu sosyal güvencesi olmayan ...'ın çocuğu için kuduz aşılarını aldığını söylediği, dosyada bulunan bu kayıtlardan hastaların kendilerinin ilaçları aldıklarını beyan etmeleri nedeniyle teslimatın protokollerde belirtilen asgari şartı taşıdığı, kuduz kayıtları olan hastalara yazılan ilaçları teslim eden davacı hakkında dava açıldığında ayrı Kurumlar olan dava sürecinde davalı SGK adı altında birleşen davalılar tarafından yapılan birbirine bağlı fesihlerin hatalı olduğu, 15.06.2022 tarihli bilirkişi kurulu raporunun da bu yönde olduğu, teslimatın yapıldığı hususunun davacı tarafından ortaya konulduğu, aksinin davalı tarafından ortaya konulamadığı, Ağır Ceza Mahkemesi yargılamasının hukuk hakiminin yargılamasına etki edebileceği, davacının mahkumiyeti yönünde kesinleşmiş hüküm kurulmadığı, dolayısıyla haksız feshin iptaline karar vermek gerektiği, Sağlık Bakanlığının davaya eklenmesinin usuli hata olduğu gerekçesiyle, her iki davanın kabulüne, 13.06.2003 tarihli ve 72187 sayılı sözleşmenin feshinin iptaline, ... yönünden karar verilmesine yer olmadığına karar verilmiştir. V. TEMYİZ A. Temyiz Yoluna Başvuranlar İlk Derece Mahkemesinin yukarıda belirtilen kararına karşı, süresi içinde davalı SGK vekili ve ... vekili temyiz isteminde bulunmuşlardır. B. Temyiz Sebepleri 1. Davalı Kurum vekili; Kurum müfettiş raporunda ifadeleri alınan sigortalıların kuduz aşısı yaptırmadıklarını söylediklerini, adı geçen sigortalıların kuduz aşısı yaptırmadıkları halde davacı tarafından müvekkil kuruma söz konusu ilaçların fatura edildiğini, sigortalıların ceza dosyasında sonradan ifadelerini değiştirdiklerini, davacının ceza davasında öncelikle mahkumiyetine karar verildiğini, sonradan zamanaşımı nedeniyle düşme verildiğini, ceza dosyası irdelenmeden hüküm tesis edildiğini, Mahkemece, davaya konu sözleşmelere göre eczacının ilaçları reçete sahibine teslim etme zorunluluğu bulunmadığı belirtilmişse de sözleşmenin III. bölümünün 14. maddesinde eczacıların ilaçları karne sahiplerine ya da yakınlarına teslim etme yükümlülüğü bulunduğunu bu hususun bozmada da belirtildiği halde Mahkemece bozma ilamının dikkate alınmadığını belirterek hükmün bozulmasına karar verilmesini talep etmiştir. 2. ... vekili; dosyanın 2005 yılından beri takip edildiğini, dosyaya 121,00 TL masraf yatırıldığını, Mahkemece, Bakanlığın dahili davalı yapılmasının usuli bir hata olduğu belirtilmiş ise de bu hatanın bedelinin müvekkili idareye yüklenemeyeceğini idare ilehine vekalet ücreti ve yargılama giderlerine hükmedilmemesinin hukuka aykırı olduğunu belirterek hükmün bozulmasına karar verilmesini talep etmiştir. C. Gerekçe 1. Uyuşmazlı ve Hukuki Nitelendirme Uyuşmazlık, 2000 yılı eczane sözleşmesinin; VII. bölümünün, (r) bendindeki (5.g.c) maddesine aykırılık nedeniyle sözleşmenin 7 yıl süreyle feshine dair Kurum işleminin iptali istemine ilişkindir. 2. İlgili Hukuk 1. 2000 yılında eczanelerle yapılan sözleşmenin; VII. bölümünün, (r) bendinin (5.g.c) maddesi, 2. 2012, 2016 ve 2020 yılı Eczane Protokollerinin 5.3.5. maddesi, 3. 6100 sayılı Hukuk Muhakemeleri Kanunu'nun 61 inci maddesi, 4. 09.05.1960 tarihli ve 21/9 sayılı YİBK ve 04.02.1959 tarihli ve 13/5 sayılı YİBK. 3. Değerlendirme 1. 6100 sayılı Kanun'un 61 inci maddesi gereği davanın ihbarı, ihbar olunanı davanın tarafı haline getirmeyeceğinden, davada taraf sıfatı bulunmayan ve hakkında hüküm kurulmayan ihbar olunan Sağlık Bakanlığının temyiz hakkı bulunmaması nedeniyle temyiz dilekçesinin reddine karar vermek gerekmiştir. 2. Tarafların iddia, savunma ve dayandıkları belgelere, uyuşmazlığın hukuki nitelendirilmesi ile yukarıda yer verilen hukuk kurallarına göre kararda ve gerekçesinde hukuk kurallarının somut olaya uygulanmasında bir isabetsizlik bulunmadığı Mahkemece, bozma ilamına uyulmasına karar verilerek bozma doğrultusunda inceleme yapıldığı, bozmanın kapsamı dışında kalarak kesinleşmiş olan yönlere ilişkin ileri sürülen sebeplerin incelenmesinin artık mümkün olmadığı ve özellikle Sakarya 2. Ağır Ceza Mahkemesinin 2002/88 E. sayılı dosyası ile yapılan yargılama sırasında, Kurum işlemine konu reçete sahibi sigortalıların ilaçları aldıklarını beyan ettikleri anlaşılmakla; davalı Kurum vekilinin temyiz itirazlarının reddi ile usul ve kanuna uygun olan kararın onanmasına karar vermek gerekmiştir. VI. KARAR Açıklanan sebeplerle; İhbar olunan ... vekilinin temyiz dilekçesinin REDDİNE, Temyiz olunan Mahkeme kararının 1086 sayılı Hukuk Usulü Muhakemeleri Kanunu'nun (1086 sayılı Kanun) 439 uncu maddesi uyarınca ONANMASINA, 6100 sayılı Hukuk Mahkemeleri Kanunu'nun Geçici 3 üncü maddesi atfıyla 1086 sayılı Kanun'un 440 ıncı maddesi gereğince kararın tebliğinden itibaren 15 günlük süre içerisinde karar düzeltme yolu açık olmak üzere, 12.02.2024 tarihinde oy birliğiyle karar verildi.

Diğer kararlar (4)

14. Hukuk Dairesi, 2014/9479 E., 2014/11265 K.
orta eşleşmeKarar metninde maddeye atıf varAsliye Hukuk Mahkemesi
tam metni aç
1-6100 sayılı HMK'nın 61. maddesinde;
14. Hukuk Dairesi         2014/9479 E.  ,  2014/11265 K. "İçtihat Metni" MAHKEMESİ :Asliye Hukuk Mahkemesi Davacı vekili tarafından, davalılar aleyhine 12/12/2011 gününde verilen dilekçe ile tapu iptali ve yol olarak terkini, arkın haritasına işaretlenmesi, müdahalenin men'i, eski hale getirilmesi, yapılmadığı takdirde masrafların tahsili istenmesi üzerine yapılan duruşma sonunda; davanın kabulüne dair verilen 12/11/2013 günlü hükmün Yargıtayca incelenmesi bir kısım davalılar vekili ile ihbar olunan vekili tarafından istenilmekle süresinde olduğu anlaşılan bir kısım davalılar vekilinin temyiz dilekçesinin kabulüne karar verildikten sonra dosya ve içerisindeki bütün kağıtlar incelenerek gereği düşünüldü: K A R A R Davacı vekili, 105 ada 1 ve 5 sayılı parsellerin sınırını belirleyen kadim yol ve su arkının kadastro çalışmaları sonucunda 1 ve 5 sayılı parsellere dahil edildiğini belirterek davalılar adına kayıtlı 1 ve 5 sayılı parselin yüzölçümü ve sınırları belirlenerek, kadim yolun tespit edilerek haritasında gösterilmesini, su arkının köy tüzel kişiliği adına tespit ve tescilini, davalıların su arkına elatmanın önlenmesi ve eski haline getirilmesini talep etmiştir. Bir kısım davalılar, su arkı ve yol tarlanın içine dahil edilmiş ise davayı kabul ettiklerini ancak kendilerinin su arkına ve yola müdahalelerinin olmadığını savunmuştur. Bir kısım davalılar vekili, davanın reddini savunmuştur. İhbar edilen Hazine vekili, kadim yolun haritada gösterilmesini ve su arkına müdahalenin önlenmesini talep etmiştir. Mahkemece davanın kabulüne, fen bilirkişisinin 02.09.2013 tarihli rapor ve krokisine göre 105 ada 1 sayılı parselde 1 D, 105 ada 5 parselde 5 D ve 5 G harfi ile gösterilen kısımların tapu kayıtlarının iptali ile yola terkinine, 105 ada 1 sayılı parselde 1 B ve 1 C, 105 ada 5 sayılı parselde 5 F, E, B, C harfi ile gösterilen kısımların tapu kayıtlarının iptali ile davacı köy tüzel kişiliği adına su arkı ve şevi olarak tapuya tesciline karar verilmiştir. Hükmü, bir kısım davalılar vekili ile ihbar olunan Hazine vekili temyiz etmiştir. 1-6100 sayılı HMK'nın 61. maddesinde; “Taraflardan biri davayı kaybettiği takdirde, üçüncü kişiye veya üçüncü kişinin kendisine rücu edeceğini düşünüyorsa, tahkikat sonuçlanıncaya kadar davayı üçüncü kişiye ihbar edebilir” ve HMK'nın 63. maddesinde de “Dava kendisine ihbar edilen kişi, davayı kazanmasında hukuki yararı olan taraf yanında davaya katılabilir” hükmüne yer verilmiştir. HMK'nın 64. maddesinde ise, ihbar edilen davada verilen hükmün ihbar eden kişiye etkisi hakkında 69. maddenin ikinci fıkrası hükmünün kıyasen uygulanacağı belirtilmiştir. Hüküm ancak taraflarca temyiz edileceğinden ihbar olunan Hazine vekilinin 1086 sayılı HUMK'nın 57/1 ve 6100 sayılı HMK'nın 61. ve 69/2. maddesi gereğince temyiz hakkı bulunmadığından temyiz isteminin reddi gerekmiştir. 2- Bir kısım davalılar vekilinin temyiz itirazlarına gelince; a)Yapılan yargılamaya, toplanan delillere ve tüm dosya içeriğine göre bir kısım davalılar vekilinin aşağıdaki bendin kapsamı dışında kalan diğer temyiz itirazları yerinde görülmemiş, reddi gerekmiştir. b)İcra ve İflas Kanununun 30. maddesi hükmü gereğince bir işin yapılmasına dair olan ilamın icra müdürlüğüne verilmesi üzerine borçluya bir icra emri gönderilerek ilamda gösterilen süre içinde ve eğer süre verilmemişse işin mahiyetine göre başlama ve bitirme zamanları tayin edilerek icra müdürlüğü tarafından o işin yapılması emredilir. Borçlu emir gereğini yerine getirmezse lazım gelen masraf icra müdürü tarafından bilirkişiye hesaplattırılarak ayrıca bir hüküm gerekmeksizin bu masraf borçludan tahsil edilir. Mahkemece, İcra İflas Kanununun 30. maddesi hükmü gözardı edilerek davalıdan ayrıca 2838,00 TL bedelin tahsiline dair hüküm kurulması ve 3402 sayılı Kadastro Kanununun 16/B maddesi gereğince su arkı ve şevin kadimden beri kamunun yararlandığı orta malı niteliğinde bulunduğu anlaşıldığından haritasında gösterilmekle yetinilmesi gerekirken davacı köy tüzel kişiliği adına tesciline karar verilmesi doğru görülmemiş ise de bu hususlar kararın bozulmasını ve yeniden yargılama yapılmasını gerektirmediğinden HUMK’nın 438/7. maddesi gereğince hüküm sonucunun aşağıdaki şekilde düzeltilerek onanmasına karar vermek gerekmiştir. SONUÇ: Yukarıda (1) numaralı bentte açıklanan nedenlerle ihbar olunan Hazine vekilinin temyiz dilekçesinin reddine, (2-a) numaralı bentte açıklanan nedenlerle bir kısım davalılar vekilinin diğer temyiz itirazlarının reddine, (2-b) numaralı bent uyarınca bir kısım davalılar vekilinin temyiz itirazlarının kabulüyle hüküm sonucunun iki ve dört numaralı bentlerinde "davacı köy tüzel kişiliği adına su arkı ve şevi olarak tapuya tesciline" ibaresinin hüküm sonucundan çıkartılarak yerine "su arkı ve şevi olarak terkini ile haritasında gösterilmesine" ibaresinin eklenmesi ve hüküm sonucunun beş numaralı bendinde "davalı tarafça yerine getirilmediği takdirde 2838,00 TL masrafın davalı taraftan alınarak davacıya ödenmesine, eski hale getirilmesinin davacı tarafça yapılmasına" cümlesinin hüküm sonucundan çıkartılması suretiyle düzeltilmesine, hükmün DÜZELTİLMİŞ ve değiştirilmiş bu şekli ile ONANMASINA, peşin yatırılan harcın istek halinde yatırana iadesine, 16.10.2014 tarihinde oybirliği ile karar verildi.
5. Hukuk Dairesi, 2023/2494 E., 2023/6369 K.
orta eşleşmeKarar metninde maddeye atıf varAsliye Hukuk Mahkemesi
tam metni aç
6100 sayılı Kanun'un 61 inci maddesinde düzenlendiği üzere görülmekte olan davanın taraflarından birinin üçüncü bir kişiye bu davayı haber vermesi ve üçüncü kişiden bu davada kendisine yardım etmesini istemesi davanın ihbarıdır.
5. Hukuk Dairesi         2023/2494 E.  ,  2023/6369 K. "İçtihat Metni" İNCELENEN KARARIN MAHKEMESİ :Asliye Hukuk Mahkemesi Taraflar arasındaki kamulaştırmasız el atma bedelinin tazmini davasında yapılan yargılama sonunda, Mahkemece davanın reddine karar verilmiştir. Kararın davacılar vekili tarafından temyiz edilmesi üzerine, Dairece Mahkeme kararının bozulmasına karar verilmiştir. İhbar olunan ... Deri Organize Sanayi Bölgesi vekili tarafından Dairece verilen kararın düzeltilmesi istenilmiş olmakla; kesinlik, süre ve diğer usul eksiklikler yönünden yapılan ön inceleme sonucunda, karar düzeltme dilekçesinin kabulüne karar verildikten ve Tetkik Hâkimi tarafından hazırlanan rapor dinlendikten sonra dosyadaki belgeler incelenip gereği düşünüldü: 6100 sayılı Hukuk Muhakemeleri Kanunu'nun (6100 sayılı Kanun) 61 ve devamı maddelerinde davayı ihbar kurumu düzenlenmiş olup dava kendisine ihbar edilen, davayı kazanmasında hukukî yararı olan taraf yanında davaya katılabilir. 6100 sayılı Kanun'un 61 inci maddesinde düzenlendiği üzere görülmekte olan davanın taraflarından birinin üçüncü bir kişiye bu davayı haber vermesi ve üçüncü kişiden bu davada kendisine yardım etmesini istemesi davanın ihbarıdır. Kendisine dava ihbar edilen kişi ihbar eden tarafın yardımcısı durumunda olduğundan, ihbar edilen kişi hakkında hüküm kurulamaz ve dava kendisine ihbar edilen kişi kararı kendi adına temyiz edemeyeceği gibi karar düzeltme talebinde de bulunamaz. Yukarıda belirtilen yasal düzenlemeler kapsamında Yargıtay kararlarına karşı tarafların karar düzeltme başvurusu bulunmadığından, ihbar olunan ... Deri Organize Sanayi Bölgesi vekilinin karar düzeltme isteği niteliğini taşıyan başvurusunun reddi gerekir. KARAR Açıklanan sebeple; İhbar olunan İstanbul Deri Organize Sanayi Bölgesi vekilinin karar düzeltme dilekçesinin REDDİNE, İhbar olunan İstanbul Deri Organize Sanayi Bölgesinden peşin alınan karar düzeltme harcının istenildiğinde iadesine, 15.06.2023 tarihinde oy birliğiyle karar verildi.
3. Hukuk Dairesi, 2021/2233 E., 2021/5652 K.
orta eşleşmeKarar metninde maddeye atıf varASLİYE HUKUK MAHKEMESİ
tam metni aç
HMK’nın 61-64.maddelerine göre dava ihbar olunan gerçek ve tüzel kişi, davada taraf sıfatını kazanamaz.
3. Hukuk Dairesi         2021/2233 E.  ,  2021/5652 K. "İçtihat Metni" MAHKEMESİ :ASLİYE HUKUK MAHKEMESİ Taraflar arasında birleştirilerek görülen tazminat davalarının mahkemece yapılan yargılaması sonucunda, asıl dava ile birleşen 2015/439 esas sayılı davanın kısmen kabulüne, birleşen 2015/93 Esas sayılı davada karar verilmesine yer olmadığına yönelik olarak verilen hükmün, süresi içinde davalı ... asıl davada feri müdahil, birleşen 2015/439 Esas sayılı davada ihbar olunan ... tarafından temyiz edilmesi üzerine, dosya içerisindeki bütün kağıtlar okunup gereği düşünüldü: Y A R G I T A Y K A R A R I Davacı; oğlu ...'ın 05.05.2007 tarihinde, ... Köyündeki evlerinin terasında gezmekte iken, evin üzerinden geçen elektrik telleri nedeniyle elektrik akımına kapılarak, kolu ve iki ayağının yandığını, yanıklar sebebiyle iki ayağının kesildiğini, oğlunun yaralanmasına bina üzerinden hatalı olarak nakil hattı geçiren davalı şirketin sebep olduğunu ileri sürerek; fazlaya ilişkin hakları saklı tutulmak üzere, 30.000 TL maddi tazminat ile 200.000 TL manevi tazminatın kaza tarihinden itibaren işleyecek yasal faizi ile birlikte davalıdan tahsilini talep etmiş, ıslah dilekçesi ile maddi tazminat talebini 218.883,18 TL'ye yükseltmiştir. Birleşen davada davacı; asıl davaya ek olarak 40.179,03 TL maddi tazminatın davalıdan tahsilini talep etmiştir. Davalı; kazanın meydana geldiği evin iki katlı olup, ikinci katın sonradan yapıldığını, ikinci kat yapılmadan önce geçirilen nakil hattının yönetmeliğe uygun yükseklikte olduğunu, ikinci katın yapıldığının yazılı ya da sözlü olarak bildirilmediğini, davaya konu olayda kusuru bulunmadığını, davacının iki ayağının değil iki parmağının kesildiğini savunarak, davanın reddini istemiştir. Mahkemece, asıl davanın kısmen kabulüne 218.883,18 TL maddi ve 150.000 TL manevi tazminatın kaza tarihinden itibaren işleyecek yasal faizi ile birlikte davalıdan tahsiline, birleşen davanın kabulü ile 40.179,03 TL maddi tazminatın kaza tarihinden itibaren işleyecek yasal faizi ile birlikte davalıdan alınarak davacıya verilmesine dair verilen karar, davalı tarafın temyizi üzerine Dairece verilen 03.07.2017 tarihli ve 2016/849 Esas 2017/10883 Karar sayılı kararla; meydana gelen zarardan birden fazla kişinin değişik sebeplerle mesul tutulmasının gerekmesi halinde, bu kişilerin müteselsil sorumlulukları cihetine gidilmesi gerektiği, kaza tarihinde yedi yaşında olan davacıya atfedilecek kusur bulunmaması ancak zararın meydana gelmesinde ve artmasında kazazedenin yaşadığı evdeki hane halkının kusuru oranında takdir edilen maddi tazminat miktarından indirim yapılması, davacı ailesinin kusur oranı da gözetildiğinde hükmedilen manevi tazminat miktarının hakkaniyete uygun olmayacak miktarda fazla olduğu gerekçesiyle bozulmuştur. Bozmaya uyan mahkemece; asıl davanın kısmen kabulü ile 175.106,55 TL maddi ve 80.000 TL manevi tazminatın kaza tarihinden itibaren işleyecek yasal faizi davalıdan tahsiline, birleşen davanın kısmen kabulü ile 32.119,23 TL maddi tazminatın kaza tarihinden itibaren işleyecek yasal faizi ile birlikte davalıdan alınarak davacıya verilmesine dair verilen karar, tarafların temyizi üzerine Dairece verilen 10.03.2020 tarihli ve 2020/290 Esas 2020/2183 Karar sayılı kararla; davalının tüm, davacının sair temyiz itirazları reddedildikten sonra, olay tarihi itibariyle 7 yaşında olan davacıya atfedilebilecek müterafik kusur bulunmadığı gibi, çocuk yaşta olay nedeniyle kol ve bacaklarının yandığı, ayak parmaklarının kesildiği, %45 oranında sürekli çalışma gücünü kaybettiği, bozma ilamında dikkate alınması gerektiği belirtilen % 20 oranındaki hane halkının kusuru da dikkate alındığında, bozma öncesinde hükmedilen manevi tazminat miktarında yapılan indirim oranı fazla olduğu, davacı için daha yüksek miktarda manevi tazminata hükmedilmesi gerektiği gerekçesiyle bozulmuştur. Bozma sonrası birleşen 2015/439 Esas sayılı davada; davacı anne, olaydan dolayı yaşadığı üzüntü nedeniyle 100.000 TL manevi tazminatın davalıdan tahsilini istemiştir. Bozmaya uyan mahkemece yapılan yargılama sonunda; asıl davanın kısmen kabulü ile davacının maddi tazminat istemine ilişkin kararın kesinleşmiş olması nedeniyle bu hususta yeniden karar verilmesine yer olmadığına, davacının manevi tazminat isteminin kabulü ile 120.000 TL manevi tazminatın kaza tarihinden itibaren işleyecek yasal faizi ile birlikte davalıdan alınarak davacıya verilmesine, birleşen davada; verilen kararın kesinleşmiş olması nedeniyle bu hususta yeniden karar verilmesine yer olmadığına, birleşen 2015/439 Esas sayılı davanın kısmen kabulü ile 60.000 TL manevi tazminatın kaza tarihinden itibaren işleyecek yasal faizi ile birlikte davalıdan alınarak davacıya verilmesine karar verilmiş; hüküm, davalı ... asıl dosyada feri müdahil, birleşen mahkemenin 2015/439 Esas sayılı dosyada ihbar olunan ... tarafından temyiz edilmiştir. 1- İhbar olunan Çevre ve Şehircilik İl Müdürlüğünün birleşen 2015/439 Esas sayılı davaya ilişkin temyizi yönünden; HMK’nın 61-64.maddelerine göre dava ihbar olunan gerçek ve tüzel kişi, davada taraf sıfatını kazanamaz. Bir davada hüküm, davanın tarafları arasında kurulur. Bu nedenle hükmü temyiz etme hakkı, davada taraf olan kişilere aittir. Kural olarak kendisine dava ihbar olunan davaya katılmadıkça (müdahil olmadıkça) mahkemece verilen kararı temyiz etme hakkı yoktur. Somut olayda; ihbar olunan ... (fer'i veya asli) müdahil olmadığından ve aleyhine verilmiş bir hüküm de bulunmadığından, hükmü temyiz eden Çevre ve Şehircilik İl Müdürlüğünün temyiz isteminin reddi gerekir. 2- Davalı ... feri müdahil Çevre ve Şehircilik İl Müdürlüğünün asıl davaya ilişkin olarak temyizi yönünden yapılan incelemede; A-Dosyadaki yazılara, kararın bozmaya uygun olmasına ve delillerin takdirinde bir isabetsizlik bulunmamasına göre, feri müdahil Çevre ve Şehircilik İl Müdürlüğünün tüm, davalının sair temyiz itirazlarının reddi gerekir. B-Davalının vekalet ücretine yönelik temyiz itirazının incelenmesinde; Somut olayda; mahkemece verilen 18.07.2019 tarihli kararda; asıl dava yönünden maddi tazminat talebinin kısmen kabulü ile 175.106,55 TL maddi tazminatın olay tarihinden itibaren işleyecek yasal faizi ile birlikte davalıdan alınmasına, davacı lehine 16.456,39 TL, davalı lehine 5.165,43 TL nispi vekalet ücretine, birleşen (Mahkemenin 2015/93 Esas) dava yönünden maddi tazminat isteminin kısmen kabulü ile 32.119,23 TL maddi tazminatın olay tarihinden itibaren işleyecek yasal faizi ile birlikte davalıdan alınmasına, davacı lehine 3.854,31 TL nispi vekalet ücretine, davalı lehine 2.725 TL maktu vekalet ücretine hükmedilmiştir. Mahkemenin temyize konu 05.11.2020 tarihli kararı ile asıl davaya ilişkin olarak davacının maddi tazminat talebi yönünden 18/07/2019 tarihli kararı kesinleştiğinden bu hususta yeniden karar verilmesine yer olmadığına karar verilerek davacı lehine 20.585,12 TL, davalı lehine 6.490,96 TL nispi vekalet ücretine hükmedildiği, birleşen 2015/93 Esas davada 18/07/2019 tarihli kararı kesinleştiğinden yeniden karar verilmesine yer olmadığına, davacı lehine 4.817,88 TL, davalı lehine 3.400,00 TL maktu vekalet ücretine hükmedilmiştir. Yukarıda anlatıldığı üzere; asıl ve birleşen 2015/93 Esas sayılı davalarda davacının maddi tazminat talepleri kesinleştiği halde usuli kazanılmış hak ilkesine aykırı bir şekilde davalı aleyhine yeniden vekalet ücretine hükmedilmesi doğru olmayıp, bozmayı gerektirir. Ne var ki, bu yanlışlığın giderilmesi yeniden yargılama yapılmasını gerektirmediğinden hükmün düzeltilerek onanması HUMK'nın 438/7 maddesi hükmü gereğidir. SONUÇ: Yukarıda birinci bentte açıklanan nedenlerle ihbar olunanın temyiz dilekçesinin reddine; ikinci bendin (A) fıkrasında açıklanan nedenlerle ihbar olunan Çevre ve Şehircilik İl Müdürlüğünün tüm, davalının sair temyiz itirazlarının reddine, ikinci bendin (B) fıkrasında açıklanan nedenlerle, hüküm fıkrasının; (A) bendinin (5) ve (7) numaralı alt bentleri ile (B) bendinin (2) ve (3) numaralı bentlerinin çıkartılmasına, hükmün düzeltilmiş bu şekliyle ONANMASINA, peşin alınan temyiz harcının istek halinde temyiz eden davalıya iadesine, 6100 sayılı HMK'nın geçici madde 3 atfıyla 1086 sayılı HUMK'nın 440. maddesi gereğince kararın tebliğinden itibaren 15 günlük süre içerisinde karar düzeltme yolu açık olmak üzere, 27/05/2021 tarihinde oy birliği ile karar verildi.
Hukuk Genel Kurulu, 2017/996 E., 2018/203 K.
orta eşleşmeKarar metninde maddeye atıf varTicaret Mahkemesi
tam metni aç
Hemen belirtmek gerekir ki, 6100 sayılı Hukuk Muhakemeleri Kanunu'nun 61. (HMUK 'nın 49.) maddesinde, görülmekte olan bir davanın sonucundan hukuki yararı bir şekilde etkilenecek olan kişi ya da kişilerin davadan haberdar olmasını sağlamak amacıyla "davanın ihbarı" kurumu düzenlenmiş ve bu şekilde dava kendilerine ihbar edilen üçüncü kişi
Hukuk Genel Kurulu         2017/996 E.  ,  2018/203 K. "İçtihat Metni" MAHKEMESİ :Ticaret Mahkemesi Taraflar arasındaki "istirdat" davasından dolayı yapılan yargılama sonunda Antalya 3. Asliye Ticaret Mahkemesince davanın kabulüne dair verilen 21/02/2013 gün ve 2010/368 E., 2013/48 K. sayılı kararın temyizen incelenmesi davalı vekili ile ihbar olunanlar vekili tarafından istenilmesi üzerine, Yargıtay 3. Hukuk Dairesinin 24/10/2013 gün ve 2013/11714 E., 2013/14812 K. sayılı bozma kararı ile: "... Dava, turizm teşvik belgeli tesisin (Nisan 2008-Haziran 2010) tarihleri arasında kullandığı elektriğin bedelinin 2634 sayılı Turizm Teşvik Kanununun 16.maddesine göre aykırı şekilde ticarethane tarifesi üzerinden ücretlendirilmesi nedeniyle yapılan fazla ödemenin istirdadı istemine ilişkindir. Davalı vekili, davanın zamanaşımına uğradığını, 2006/10921 sayılı Bakanlar Kurulu Kararının 16.07.2009 tarih ve 2009/15199 sayılı Bakanlar Kurulu Kararı ile Hazine yardımının kaldırıldığını, ancak daha sonra 2010/428 sayılı Bakanlar Kurulu Kararı ile Hazine yardımının geçmişe yönelik olarak tekrar başladığını, davacının Kültür ve Turizm Bakanlığına başvurarak tarife farkından kaynaklanan alacağını alabileceğini belirterek, davanın reddine karar verilmesini savunmuştur. Mahkemece, 2634 sayılı Turizm Teşvik Kanunu'nun 16.maddesine göre Turizm belgeli yatırım ve işletmelerin elektrik bedelini en düşük tarifeden ödeyeceklerinin öngörüldüğü, bu nedenle davalı tarafça ticarethane tarifesi üzerinden yapılan faturalandırmanın kanuna aykırı olduğu gerekçesi ile davanın kabulüne karar verilmiş, hüküm davalı vekili tarafından temyiz edilmiştir. Turizm Teşvik Kanunu'nun 16.maddesi yürürlükte olmakla birlikte, Bakanlar Kurulu'nun 24.05.2010 tarihli Turizm Belgeli Yatırım ve İşletmelere Elektrik Enerjisi Desteği Hakkında Kararı 29.06.2010 tarihinde Resmi Gazete'de yayımlanarak yürürlüğe girmiştir. Bu kararda Kültür ve Turizm Bakanlığından "Turizm Yatırım Belgesi" veya "Turizm İşletme Belgesi" almış yatırım ve işletmelerin tükettikleri elektrik enerjisi bedellerinin bir kısmının bütçeden karşılanmasının usul ve esasları düzenlenmiştir. Kararın 16.07.2009 tarihinden itibaren geçerli olmak üzere yayımı tarihinden itibaren yürürlüğe gireceği bu kararın 8. maddesinde öngörülmüştür. Bu durumda 16.07.2009 tarihinden önce Turizm Teşvik Kanunu'nun 16.maddesine aykırı olarak yüksek tarifeden tahsil olunan enerji bedellerinin davalıdan avans faizi ile birlikte tahsili gerekmektedir. Ancak 16.07.2009 tarihinden sonraki enerji bedellerinin ise davalıdan talep edilemeyeceği, anılan Bakanlar Kurulu Kararında öngörülen usul ve esaslara göre ...'ndan talep edilebileceği kabul edilmelidir. Mahkemece, yukarıda açıklanan hukuki esaslar gözetilerek bir karar verilmesi gerekirken, yazılı şekilde hüküm kurulması usul ve yasaya aykırıdır..." gerekçesiyle bozularak dosya yerine geri çevrilmekle yeniden yapılan yargılama sonunda mahkemece önceki kararda direnilmiştir. HUKUK GENEL KURULU KARARI Hukuk Genel Kurulunca incelenerek direnme kararının süresinde temyiz edildiği anlaşıldıktan ve dosyadaki belgeler okunduktan sonra gereği görüşüldü: Dava, istirdat istemine ilişkindir. Davacı vekili, müvekkili şirketin sahibi olduğu otelin turizm işletme belgesine sahip bir tesis olduğunu, elektrik tüketim faturalarının yürürlükteki Turizmi Teşvik Kanunu'nun 16. maddesi uyarınca en düşük sanayi tarifesi üzerinden tahakkuk ettirilmesi gerekirken, ticarethane tarifesi üzerinden ücretlendirme ile 2008 yılının Nisan ayından 2010 yılı Haziran ayına kadar fazla tahsilat yapıldığını, elektrik kesintisine sebebiyet vermemek için faturaların ödendiğini ileri sürerek, müvekkilinin borçlu olmadığının tespiti ile şimdilik 10.000,00 TL alacağın her bir faturanın ödeme tarihinden itibaren avans faiziyle birlikte istirdadına karar verilmesini talep ve dava etmiş, yargılama sırasında istemini 17.426,87 TL olarak ıslah etmiştir. Davalı vekili, davanın zamanaşımına uğradığını, ayrıca teşvik indirimi konusunda yeni düzenlemelerin yapıldığını, bu düzenlemeler uyarınca 16/07/2009 tarihine kadarki enerji desteği ödemelerinin Hazinece, bu tarihten sonraki ödemelerin ise 2010/428 sayılı Bakanlar Kurulu Kararına göre Kültür ve Turizm Bakanlığınca yapıldığını, davacının ilgili yerlere başvurarak indirim bedelini tahsil etme imkânı varken dava açmakta hukuki yararının bulunmadığını belirterek davanın reddine karar verilmesini istemiştir. Dava ... ile Hazine Müsteşarlığına ihbar edilmiş, ihbar olunanlar vekili teşvik indirimine ilişkin alacağın muhatabının ... olduğunu, davalı şirketin borçlu sıfatının bulunmadığını, alacağın tahsili için davacının öncelikle Bakanlığa müracaat etmesi, isteminin reddi hâlinde ise idari yargı yerinde dava açması gerektiğini, idari başvuruları yapmadan doğrudan dava açmakta hukuki yararının bulunmadığını, kanundan doğan bir alacak için avans faizi de istenemeyeceğini belirterek davanın görev, hukuki yarar ve pasif ehliyet yokluğu nedeniyle reddine karar verilmesini istemiştir. Yerel Mahkemece, turizm işletme belgesine sahip yerlerin elektrik tüketim bedellerinin düşük tarife üzerinden hesaplanıp ödeneceğinin Turizmi Teşvik Kanunu'nun 16. maddesi gereği olduğu, yasa maddesinde başkaca bir şart öngörülmediği, anılan yasal düzenlemenin hâlen yürürlükte olduğu, yasaya aykırı bir şekilde idari işlem tesisinin mümkün bulunmadığı, bu nedenle davacının davadan önce herhangi bir idari makama başvurmadan fazla tahsilatı yapan davalıya karşı dava açabileceği gerekçesiyle ıslah edilen miktarı üzerinden davanın kabulüne ve toplam 17.426,97 TL alacağın her bir faturanın ödeme tarihinden itibaren değişen oranlardaki avans faiziyle birlikte tahsiline karar verilmiştir. Karar davalı ile ihbar olunanlar vekillerince temyiz edilmiş, Özel Dairece yukarıda yazılı gerekçeyle bozulmuştur. Mahkemece, önceki gerekçeler ve istirdat davalarında husumetin fazla tahsilatı yapan tarafa düşeceği gibi davalı şirketin fark bedellerini ödeme yükümlülüğü olan Kültür ve Turizm Bakanlığına rücu imkânının bulunduğu gerekçesi ile direnme kararı verilmiştir. Direnme kararını davalı vekili ile ihbar olunanlar vekili temyiz etmiştir. Direnme yoluyla Hukuk Genel Kurulu önüne gelen uyuşmazlık; turizm teşvik belgeli işletmeye ait elektrik tüketim bedellerinin sanayi tarifesi yerine ticarethane tarifesi üzerinden tahakkuk ve tahsil edilmiş olması nedeniyle her iki tarife arasındaki fark bedellerinin istirdadı amacıyla açılan davada, 16/07/2009 tarihinden sonraki dönem için davacının abonesi olduğu davalı şirketten talepte bulunup bulunulamayacağı, diğer bir anlatımla anılan tarihten sonraki fark bedelleri için talebin tahsilatı yapan elektrik dağıtım şirketine mi, yoksa Kültür ve Turizm Bakanlığına mı yöneltilmesi gerektiği noktasında toplanmaktadır. I-İhbar olunanlar ... ile ... vekilinin temyizi bakımından yapılan incelemede; Hemen belirtmek gerekir ki, 6100 sayılı Hukuk Muhakemeleri Kanunu'nun 61. (HMUK 'nın 49.) maddesinde, görülmekte olan bir davanın sonucundan hukuki yararı bir şekilde etkilenecek olan kişi ya da kişilerin davadan haberdar olmasını sağlamak amacıyla "davanın ihbarı" kurumu düzenlenmiş ve bu şekilde dava kendilerine ihbar edilen üçüncü kişi ya da kişilerin isterlerse davayı kazanmasında hukuki yararı olan taraf yanında davaya katılma (müdahil olma) olanağı sağlanmıştır ( HMK m. 63., HMUK m. 50.). Diğer bir anlatımla ihbarla, davanın tarafı olmayan üçüncü bir kişiye müdahale edebileceği bir davanın açılmış ve görülmekte olduğu bildirilir. Davanın ihbarı üzerine üçüncü kişi hareketsiz kalabileceği gibi davaya ferî müdahil olarak da katılabilir. Ancak, bunun için üçüncü kişinin ferî müdahale talebinde bulunması gerekir. Sırf duruşmaya katılması ya da beyan dilekçesi vermesi ferî müdahil sıfatını alması yeterli değildir. Somut olayda, ihbar olunanlar vekili beyan dilekçesi sunarak duruşmalara katılmış ise de herhangi bir müdahale isteminde bulunmamış, hatta 11/04/2011 tarihli dilekçesinde davaya müdahale taleplerinin bulunmadığını bildirmiştir. Bu durumda, davada taraf sıfatı ve müdahale talebi olmayan ihbar olunanların direnme hükmünü temyiz haklarının bulunduğundan söz edilemez. O hâlde, yukarıda açıklanan nedenle ihbar olunanlar vekilinin temyiz isteminin reddi gerekir. II-Davalı ...Ş vekilinin temyizine gelince; Bilindiği üzere, 2634 Sayılı Turizmi Teşvik Kanunu'nun 16. maddesi "Turizm belgeli yatırım ve işletmeler elektrik, gaz ve su ücretlerini o bölgedeki sanayi ve meskenlere uygulanan tarifelerden en düşüğü üzerinden öderler." hükmünü içermektedir. Ne var ki, 4736 sayılı Kamu Kurum ve Kuruluşlarının Ürettikleri Mal ve Hizmet Tarifeleri ile Bazı Kanunlarda Değişiklik Yapılması Hakkında Kanun'un 1. maddesinde: "Genel bütçeye dahil daireler ile katma bütçeli idareler, bunlara bağlı döner sermayeli kuruluşlar, kanunla kurulan fonlar, kefalet sandıkları, sosyal güvenlik kuruluşları, genel ve katma bütçelerin transfer tertiplerinden yardım alan kuruluşlar, kamu iktisadi teşebbüsleri ve bağlı ortaklıkları ile müesseseleri, il özel idareleri ve belediyeler ile bunların kurdukları birlik, müessese ve işletmeler, özel bütçeli kuruluşlar, özelleştirme işlemleri tamamlanıncaya kadar, 24/11/1994 tarihli ve 4046 sayılı Kanuna tabi kuruluşlar ve özel hukuk hükümlerine tabi, kamunun çoğunluk hissesine sahip olduğu kuruluşlar, kamu banka ve kuruluşları ile bunlara bağlı iş yerleri ve diğer kamu kurum ve kuruluşlarınca üretilen mal ve hizmet bedellerinde işletmecilik gereği yapılması gereken ticari indirimler hariç herhangi bir kişi veya kuruma ücretsiz veya indirimli tarife uygulanmaz. Belediyeler ile bunların kurdukları birlik, müessese ve işletmeler, toplu taşım hizmetlerinde malul, yaşlı, öğrenci ve basın kimlik kartı sahiplerine indirim uygulamaya yetkilidirler. 24/02/1968 tarihli ve 1005 sayılı İstiklal Madalyası Verilmiş Bulunanlara Vatani Hizmet Tertibinden Şeref Aylığı Bağlanması Hakkında Kanun, 03/11/1980 tarihli ve 2330 sayılı Nakdi Tazminat ve Aylık Bağlanması Hakkında Kanun ve 12/04/1991 tarihli ve 3713 sayılı Terörle Mücadele Kanununun ücretsiz veya indirimli tarife uygulanması ile ilgili hükümleri saklıdır. Bakanlar Kurulu birinci fıkra hükmünden muaf tutulacak kişi veya kurumları tespit etmeye yetkilidir. Bu Kanunun yayımı tarihinden önce üçüncü fıkrada belirtilen kanunlar dışında; kanun, kanun hükmünde kararname, tüzük, yönetmelik, genelge ve benzeri düzenleyici işlemler ile diğer idari işlemlerle tesis edilmiş bulunan ücretsiz veya indirimli tarife uygulamalarına 31/12/2001 tarihinden itibaren son verilir." şeklinde düzenleme yapılmıştır. Görüleceği üzere bu düzenleme ile 31/12/2001 tarihinden itibaren kanunda sayılan istisnalar dışında indirimli tarife uygulamalarına son verilmiş, birinci fıkra hükmünden muaf tutulacak kişi ya da kurumları belirlemek üzere de Bakanlar Kuruluna yetki verilmiştir. 4736 sayılı Kanun'un 1. maddesi ile verilen yetki üzerine 23/05/2002 gün ve 24763 sayılı Resmî Gazete'de yayımlanarak yürürlüğe giren Bakanlar Kurulunun 12/04/2002 gün ve 2002/4100 sayılı Kararı ile indirimli tarifeden yararlanacak kişi ve kurumlar düzenlenmiş ve anılan kararın 2. maddesinde "Aşağıda belirtilen elektrik abone grubunda yer alan Türkiye Elektrik Dağıtım A.Ş veya Türkiye Elektrik Ticaret ve Taahhüt A.Ş müşterisi kişi ya da kurumlar, bu Kararın 3' üncü maddesinde belirtilen koşullar çerçevesinde 4736 sayılı Kanunun 1' inci maddesinin birinci fıkrası hükmünden muaftır." denildikten sonra, 2. maddenin (b) bendinde 2634 sayılı Turizmi Teşvik Kanunu'nun 16. maddesi uyarınca turizm belgeli yatırım ve işletmelerin de indirimli tarifeden yararlanacağı, 3. maddesinin (b) bendinde ise "2634 sayılı Turizmi Teşvik Kanunu'nun 16' ıncı maddesine göre turizm belgeli yatırım ve işletmelere, belgenin geçerlilik süresinin belirtilmesi kaydıyla onaylı belgelerini ibraz ettikleri takdirde, şantiye dönemi de dahil olmak üzere o bölgedeki mesken ve sanayi abonelerine uygulanan tarifelerden en düşüğü üzerinden elektrik enerjisi verilir. " denilmiştir. Ancak, daha sonra 29/06/2010 tarihli Resmî Gazete'de yayımlanarak yürürlüğe giren Bakanlar Kurulunun 24/05/2010 tarih ve 2010/478 sayılı kararı ile yukarıda bahsi geçen 2002/4100 sayılı Kararın turizm belgeli yatırım ve işletmelerle ilgili olan 2. maddesinin (b) bendi ile 3. maddesinin (b) bendi yürürlükten kaldırılmış ve Kültür ve Turizm Bakanlığından turizm yatırım belgesi veya turizm işletme belgesi almış olan yatırım veya işletmelerin tükettikleri elektrik enerjisi bedellerinin bir kısmının bütçeden karşılanmasına ilişkin usul ve esaslar düzenlenmiştir. Bakanlar Kurulunun Turizm Belgeli Yatırım ve İşletmelere Elektrik Enerjisi Desteği Hakkındaki 2010/478 sayılı Kararının "Tanımlar" başlıklı 2. maddesinde, kararda geçen "Bakanlık" ibaresinin "Kültür ve Turizm Bakanlığını" ifade ettiği belirtildikten sonra 3. maddesinde "Elektrik enerjisi desteği miktarı, Bakanlıkça belgelendirilmiş turizm yatırımları veya işletmelerinde, şantiye dönemi dâhil tüketilen elektrik enerjisi giderlerinin; tesisin bulunduğu ildeki mesken ve sanayi abonelerine uygulanan tarifelerden en düşüğü ile kendi abone grubuna uygulanan tarife arasındaki fark kadardır. Elektrik enerjisi desteği ödemeleri, Bakanlık bütçesine konulacak ödenekten karşılanır." hükmüne yer verilmiştir. 16/07/2009 tarihinden geçerli olmak üzere yayımı tarihinde yürürlüğe giren Kararın 4. maddesinde elektrik enerjisi giderlerine ilişkin farkın Bakanlıkça karşılanabilmesi için turizm belgeli yatırım ve işletme sahiplerinin madde kapsamında belirtilen bilgi ve belgelerle birlikte İl Kültür ve Turizm Müdürlüklerine başvurmaları gerektiği, ödemeye hak kazanan firmaların il müdürlükleri tarafından yapılan incelemeler neticesinde tespit edileceği, nihai değerlendirme sonucunda da enerji desteği almaya hak kazanan firmaların ödemelerinin Kültür ve Turizm Bakanlığınca banka hesaplarına aktarılacağı düzenlenmiştir. Yukarıdan beri açıklanan tüm bu düzenlemelerden anlaşılacağı üzere, Bakanlar Kurulunun 2002/4100 sayılı Kararında turizm belgeli yatırım ve işletmelerin elektrik enerjisinin şantiye dönemi de dahil olmak üzere o bölgede uygulanan en düşük tarife üzerinden sağlanacağına karar verilmiş iken, 2010/478 sayılı Kararla bu işletmeler hakkındaki indirimli tarife uygulaması yürürlükten kaldırılmış ve her iki tarife arasındaki farkın enerji desteği olarak Bakanlık bütçesinden ödeneceği kararlaştırılmıştır. Bu durumda enerji desteği ödemesinin 16/07/2009 tarihinden itibaren Kültür ve Turizm Bakanlığınca yapılacağı ve ilgililerin banka hesaplarına aktarılacağı oldukça açıktır. O hâlde, mahkemece bu tarihten sonraki dönemde tarife farkından kaynaklanan alacaklar nedeniyle davalı şirketten bir talepte bulunulamayacağı, 16/07/2009 tarihinden sonraki dönem için Bakanlar Kurulunun 2010/478 sayılı Kararında gösterilen usul ve esaslar çerçevesinde Kültür ve Turizm Bakanlığından tarife farkı kadar elektrik enerjisi desteği talep edilebileceği gözetilerek bir karar verilmelidir. Hâl böyle olunca Hukuk Genel Kurulunca da benimsenen Özel Daire bozma kararına uyulmak gerekirken, önceki kararda direnilmesi usul ve yasaya aykırıdır. Bu nedenle direnme kararı bozulmalıdır. SONUÇ: 1-Yukarıda (I) numaralı bentte gösterilen nedenlerle ihbar olunanlar ... ile ... vekilinin temyiz isteminin REDDİNE, 2- Yukarıda (II) numaralı bentte gösterilen nedenlerle davalı ...Ş vekilinin temyiz itirazlarının kabulü ile direnme kararının Özel Daire bozma kararında gösterilen nedenlerden dolayı 6100 sayılı Hukuk Muhakemeleri Kanunu'nun Geçici 3. maddesine göre uygulanmakta olan 1086 sayılı Hukuk Usulü Muhakemeleri Kanunu'nun 429. maddesi gereğince BOZULMASINA, istek hâlinde temyiz peşin harcının yatırana geri verilmesine, aynı Kanun'un 440. maddesi uyarınca tebliğden itibaren on beş günlük süre içinde karar düzeltme yolu açık olmak üzere 14.02.2018 gününde oy birliği ile karar verildi.

Eşleştirme iki kanıta dayanır: kararın kendi metnindeki madde atfı ve şerh kitaplarının o kararı hangi maddenin altında bastığı. Otomatik üretilmiştir, hukuki tavsiye değildir; kararın güncelliğini ve sonraki içtihat değişikliklerini ayrıca denetleyin.

Bu Maddeyle İlgili Sınav Sorusu

Medeni Usul Hukuku

Davanın ihbarı usulü ile ilgili aşağıdakilerden hangisi yanlıştır?

A) İhbar yazılı olarak yapılır.
B) İhbar sebebinin gerekçeleriyle açıklanması gerekir.
C) İhbar sebebiyle yargılama başka bir güne bırakılabilir.
D) İhbar tevali ettirilebilir (zincirleme ihbar mümkündür).
E) Yargılamanın hangi aşamada olduğunun belirtilmesi gerekir.

Bu maddeyle ilgili 7 soru daha var!

Soruların tamamını çözmek, açıklamalı cevapları görmek ve Hukuksal Eğitim yapay zeka asistanı ile çalışmak için platforma katılın.

Hukuksal Eğitim Platformu'na Üye Ol