Türk Ticaret Kanunu 12. maddesi, Hukuksal Eğitim mevzuat kütüphanesinde tam metin olarak yayımlanmıştır. Aşağıda maddenin tam metni, maddeyle eşleşen yüksek mahkeme kararları ve bu maddeden çıkmış sınav soruları yer alır. Ham metin için adresin sonuna /raw ekleyin.
Madde Metni
MADDE 12- (1) Bir ticari işletmeyi, kısmen de olsa, kendi adına işleten kişiye tacir denir.
(2) Bir ticari işletmeyi kurup açtığını, sirküler, gazete, radyo, televizyon ve diğer ilan araçlarıyla halka bildirmiş veya işletmesini ticaret siciline tescil ettirerek durumu ilan etmiş olan kimse, fiilen işletmeye başlamamış olsa bile tacir sayılır.
(3) Bir ticari işletme açmış gibi, ister kendi adına, ister adi bir şirket veya her ne suretle olursa olsun hukuken var sayılmayan diğer bir şirket adına ortak sıfatıyla işlemlerde bulunan kimse, iyiniyetli üçüncü kişilere karşı tacir gibi sorumlu olur.
2. Küçük ve kısıtlılar
Bu Maddeyle İlgili Yüksek Mahkeme Kararları
46 karar eşleşti
12. Hukuk Dairesi, 2024/170 E., 2024/5198 K.
orta eşleşmeKarar metninde maddeye atıf varİzmir Bölge Adliye Mahkemesi 8. Hukuk Dairesi
6102 sayılı Türk Ticaret Kanunu’nun (TTK) 12/1 inci maddesinde bir ticari işletmeyi, kısmen de olsa, kendi adına işleten kişinin tacir olacağı belirtilmektedir.
12. Hukuk Dairesi 2024/170 E. , 2024/5198 K.
"İçtihat Metni"
MAHKEMESİ : İzmir Bölge Adliye Mahkemesi 8. Hukuk Dairesi
Yukarıda tarih ve numarası yazılı Bölge Adliye Mahkemesince verilen kararın müddeti içinde temyizen tetkiki alacaklı tarafından istenmesi üzerine bu işle ilgili dosya daireye gönderilmiş olup, dava dosyası için Tetkik Hakimi ... tarafından düzenlenen rapor dinlendikten ve dosya içerisindeki tüm belgeler okunup incelendikten sonra işin gereği görüşülüp düşünüldü:
Alacaklı tarafından bonoya dayalı olarak kambiyo senetlerine mahsus haciz yolu ile başlatılan takipte, borçlunun örnek 10 numaralı ödeme emrinin tebliği üzerine yasal süresi içerisinde icra mahkemesine başvurusunda, yetkiye, imzaya ve borca itiraz edildiği, İlk Derece Mahkemesince, borçlunun tacir kaydının bulunmadığı ve fiilen tacir olduğuna ilişkin savunma yapılmadığı gerekçesi ile yetki itirazının kabulüne, karar kesinleştikten talep halinde sonra takip dosyasının yetkili Torbalı İcra Müdürlüğü’ne gönderilmesine karar verildiği, alacaklı tarafından istinaf yoluna başvurulması üzerine, Bölge Adliye Mahkemesince, istinaf talebinin esastan reddine karar verildiği görülmüştür.
İİK'nın 50. maddesi göndermesiyle uygulanması gereken HMK'nın yetkiye ilişkin hükümleri uyarınca; bonoya dayalı olarak, borçlunun ikametgahının bulunduğu yerdeki genel yetkili icra dairesinde (HMK. 6.md.), bonoda öngörülen ödeme yerinde, ancak 6102 sayılı TTK'nın 777/3. maddesine göre ödeme yeri gösterilmeyen bonoda, düzenlenme yerinin ödeme yeri olduğunun kabulü gerekeceğinden, bononun düzenlenme yerinde icra takibi yapılabilir.
Öte yandan; 6100 sayılı Hukuk Muhakemeleri Kanunu'nun yetki sözleşmesini düzenleyen 17. maddesinde ise; "Tacirler veya kamu tüzel kişileri, aralarında doğmuş veya doğabilecek bir uyuşmazlık hakkında, bir veya birden fazla mahkemeyi sözleşmeyle yetkili kılabilirler. Taraflarca aksi kararlaştırılmadıkça dava sadece sözleşmeyle belirlenen bu mahkemelerde açılır" hükmüne yer verilmiştir.
Görüldüğü üzere, Hukuk Muhakemeleri Kanunu ile getirilen yeniliklerden bir tanesi de yetki sözleşmelerine ilişkin olup, yetki sözleşmesi düzenleyebilecek şahıslar sadece tacirler veya kamu tüzel kişileri olarak belirlenmiştir. Madde metninde tacirden anlatılmak istenen, işin ticari nitelikte olması değil, tarafların kanunlarda tacir olarak tanımlanan kişiler olmasıdır. Sözleşmenin konusunun ticari iş olması, gerçek kişilere yetki sözleşmesi yapma imkanı vermemektedir.
Aksi kararlaştırılmadıkça, dava yalnız yetki sözleşmesinde belirlenen mahkemede açılır. Taraflar, yetkili kıldıkları mahkemenin yanında, kanunen yetkili kılınan genel veya özel yetkili mahkemelerin de yetkisinin devam etmesini isterlerse, bu durumun yetki sözleşmesinde ayrıca belirtilmesi gerekir.
Takip dayanağı bono incelendiğinde keşidecinin İlknur Eczanesi kaşesi ile Eczacı ... olduğu, bonoda düzenlenme yerinin bulunmadığı, keşidecinin adresinin Torbalı/İzmir’de olduğu, ancak yetki sözleşmesi ile İzmir Mahkemeleri’nin yetkili kılındığı görülmüştür.
Eczacılık 24.12.1953 tarihinde yürürlüğe giren 6197 sayılı Eczacılar ve Eczaneler Hakkında Kanun’un 1 inci maddesinde tanımlanmıştır. Bu tanıma göre, “Eczacılık; eczane, ecza deposu, ecza dolabı, galenik, tıbbi ve ispençiyari mevat ve müstahzarat laboratuarı veya imalathanesi gibi müesseseler açmak ve işletmek veya tıbbi veya ispençiyari müstahzarat izhar veya imal etmek veyahut bu kabil resmi veya hususi müesseselerde mesul müdürlük yapmaktır”. Ancak burada bir tanım yapmak yerine, eczacıların çalışabilecekleri yerler sayılmıştır. Daha sonra 17.05.2012 tarihinde kabul edilen 6308 sayılı Kanun ile 6197 sayılı Kanun’un birinci maddesi değiştirilmiş ve bugünkü hâlini almıştır. Buna göre “Eczacılık, hastalıkların teşhis ve tedavisi ile hastalıklardan korunmada kullanılan tabii ve sentetik kaynaklı ilaç hammaddelerinden değişik farmasötik tipte ilaçların hazırlanması hastaya sunulması; ilacın analizlerinin yapılması, farmasötik etkisinin devamlılığı, emniyeti, etkinliği ve maliyeti bakımından gözetimi; ilaçla ilgili standardizasyon ve kalite güvenliğinin sağlanması ve ilaç kullanımına bağlı sorunlar hakkında hastaların bilgilendirilmesi ve çıkan sorunların bildiriminin yapılmasına ilişkin faaliyetleri yürüten sağlık hizmetidir”.
Eczacılar ve Eczaneler Kanunu, eczane açmak, devralmak veya satın almak hakkını ilke olarak eczacılara tanımıştır (6197 sayılı Kanun md. 5, 11). Anılan Kanun hükümleri toplum sağlığı ve kamu düzeni ile doğrudan ilgili hükümlerdir. Dolayısıyla kamu düzeniyle ilgili bu hükümlere uyulması gerekir. Söz konusu düzenlemedeki eczane işletmekten kasıt, eczanenin eczacı tarafından ve kural olarak kendi adına işletilmedir. 6102 sayılı Türk Ticaret Kanunu’nun (TTK) 12/1 inci maddesinde bir ticari işletmeyi, kısmen de olsa, kendi adına işleten kişinin tacir olacağı belirtilmektedir. Bu hükme göre eczaneler ticari işletme sayılırsa, eczacılar da tacir olarak nitelendirilebilir. Bu yüzden üzerinde durulması gereken konu, eczanenin bir ticari işletme sayılıp sayılmayacağıdır.
Türk Ticaret Kanunu’nda ticari işletmenin ne olduğu tanımlanmıştır. Buna göre, “Ticari işletme, esnaf işletmesi için öngörülen sınırı aşan düzeyde gelir sağlamayı hedef tutan faaliyetlerin devamlı ve bağımsız şekilde yürütüldüğü işletmedir” (TTK md. 11/1). Kanunda yer alan tanımdan hareketle bir işletmenin ticari işletme olarak kabul edilebilmesi için gelir sağlamayı hedeflemesi gerekir. İkinci olarak, devamlı olarak iktisadi faaliyette bulunma amacı olmalıdır. Üçüncü olarak işletmenin hem iç ilişkide hem de dış ilişkide, başka bir ticari işletmeye bağlı olmaksızın faaliyetini yürütüyor olması gereklidir. Son olarak, esnaf işletmesi için öngörülen sınırı aşmalıdır. TTK'nın 15 inci maddesinde esnaf; “İster gezici olsun, ister bir dükkanda veya sokağın belirli yerlerinde sabit bulunsun, ekonomik faaliyeti sermayesinden fazla bedeni çalışmasına dayanan ve geliri 11 inci maddenin 2 inci fıkrası uyarınca çıkarılacak kararnamede gösterilen sınırı aşmayan ve sanat veya ticaretle uğraşan kişi” olarak tanımlanmıştır. Dolayısıyla TTK’da ticari işletme ve esnaf işletmesi arasındaki sınırın, Bakanlar Kurulu tarafından çıkarılacak bir kararname ile gösterileceği belirtilmiştir (TTK md. 11/1). Bununla birlikte 6103 sayılı Türk Ticaret Kanununun Yürürlüğü ve Uygulama Şekli Hakkında Kanun’un 10 uncu maddesi hükmü gereğince, Bakanlar Kurulu kararı çıkarılıncaya kadar yürürlükte bulunan düzenlemeler uygulanmalıdır.
Yukarıda yapılan açıklamalar ışığında Kanun incelendiğinde eczaneler, gelir sağlamayı hedefleyen, devamlı olarak ticari faaliyette bulunma amacıyla açılan, diğer ticari işletmelerden bağımsız bir şekilde faaliyette bulunulan işletmelerdir. Yine eczaneler, esnaf işletmesi için öngörülen sınırı aşmaktadırlar. Çünkü eczanelerde eczacıların ekonomik faaliyeti sermayeden fazla bedeni çalışmasına dayanmaz. Burada sermaye daha öndedir. Yine işlerin hacmi, başka bir ifade ile kazancı bakımında esnaf faaliyetini aşan bir ölçüye sahiptir. Dolayısıyla eczaneler ticari işletmelerdir. Eczanelerin ticari işletme olduğu hem doktrinde hem de uygulamada kabul edilmektedir.
Eczaneler ticari işletme olduğu için, eczaneyi işleten eczacılar da, yukarıda ifade edildiği üzere, TTK md. 12/1 hükmü gereğince “tacir” olmaktadır. Tacir sıfatı, kanun koyucunun bir ticari işletmenin işletilmesi olgusuna bağladığı bir sonuçtur. Buna göre eczacılar gerçek kişi tacirdir. (Yargıtay Hukuk Genel Kurulu’nun 31.05.2022 tarih ve 2022/666 E. - 2023/546 K. sayılı kararı)
O halde, eczacılar tacir olup bononun lehtarı da bir tacir olduğundan yetki sözleşmesi geçerlidir ve takibin başlatıldığı İzmir İcra Daireleri yetkilidir. İlk Derece Mahkemesince, yetki itirazının reddi ile borçlunun sair itirazları incelenerek oluşacak sonuca göre karar verilmesi gerekirken yazılı şekilde hüküm tesisi isabetsizdir.
SONUÇ : Alacaklının temyiz isteminin kabulü ile yukarıda yazılı nedenlerle 5311 sayılı Kanun ile değişik İİK'nun 364/2. maddesinin göndermesiyle uygulanması gereken 6100 sayılı HMK'nun 373/1. maddesi uyarınca, İzmir Bölge Adliye Mahkemesi 8. Hukuk Dairesi'nin 14.11.2023 tarih ve 2023/228 E. - 2023/2919 K. sayılı kararının (KALDIRILMASINA), İzmir 2. İcra Hukuk Mahkemesi'nin 02.11.2022 tarih ve 2022/390 E. - 2022/702 K. sayılı kararının (BOZULMASINA), dosyanın İlk Derece Mahkemesi'ne, kararın bir örneğinin de Bölge Adliye Mahkemesi'ne gönderilmesine, peşin alınan temyiz harcının istek halinde ilgiliye iadesine, 22.05.2024 gününde oy birliğiyle karar verildi.
Diğer kararlar (4)
Hukuk Genel Kurulu, 2022/666 E., 2023/546 K.
orta eşleşmeKarar metninde maddeye atıf varAsliye Hukuk Mahkemesi
tam metni aç
6102 sayılı Türk Ticaret Kanunu’nun (TTK) 12/1 inci maddesinde bir ticari işletmeyi, kısmen de olsa, kendi adına işleten kişinin tacir olacağı belirtilmektedir.
Hukuk Genel Kurulu 2022/666 E. , 2023/546 K.
"İçtihat Metni"
MAHKEMESİ :Asliye Hukuk Mahkemesi
SAYISI : 2021/145 E., 2021/226 K.
KARAR : Davanın kısmen kabulüne
1. Taraflar arasındaki muarazanın giderilmesi davasından dolayı yapılan yargılama sonunda Antalya 4. Asliye Hukuk Mahkemesince verilen davanın kısmen kabulüne ilişkin karar, taraf vekilleri tarafından temyiz edilmesi üzerine Yargıtay (Kapatılan) 13. Hukuk Dairesince yapılan inceleme sonunda bozulmuş, Mahkemece Özel Daire bozma kararına karşı direnilmiştir.
2. Direnme kararı taraf vekilleri tarafından temyiz edilmiştir.
3. Hukuk Genel Kurulunca dosyadaki belgeler incelendikten sonra gereği düşünüldü:
I. YARGILAMA SÜRECİ
Davacı istemi
4. Davacı vekili, müvekkilinin Yağmur Eczanesinin sahibi olduğunu, eczaneyi ailesinin desteğiyle ve kredi kullanarak açtığını, bu ekonomik sıkıntıları yaşadığı süreçte dava dışı Erman Eczanesi ve çalışanları ile tanıştığını, Erman Eczanesinin sözleşmesinin SGK tarafından feshi nedeniyle karşılanamayan dört adet reçetesinin müvekkili tarafından karşılandığını, müvekkilinin mesleki tecrübesinin bulunmadığı gibi sözleşmeye aykırı davranışının olmadığını, reçetede yazılı ilaçların ilgililere teslim edildiğini, Kurum zararının doğmadığını ileri sürerek davalı Kurumun 25.11.2014 tarihli yazısında belirtilen 2012 yılı protokolünün 5.3.3 üncü ve 4.3.6 ncı maddeleri gereğince belirlenen 193.904,80 TL cezai şart ve ödenen ilaç bedelinin faiziyle birlikte toplamı 22.019,80 TL’nin ödenmesine ilişkin Kurum işleminin iptaline, bu olmazsa tenziline karar verilmesini talep etmiştir.
Davalı cevabı
5. Davalı vekili, Kurum işleminin protokole uygun olduğunu belirterek davanın reddini savunmuştur.
İlk Derece Mahkemesi Kararı
6. Antalya 4. Asliye Hukuk Mahkemesinin 07.03.2016 tarihli ve 2014/619 Esas, 2016/116 Karar sayılı kararı ile; davaya konu reçetelerin ilgilisi tarafından teslim alınarak kullanılmış olması nedeniyle davalı Kurum tarafından karşılanması gerektiği ayrıca belirlenen cezai şart tacirin mahfına sebep olacak ise tenkisine karar verilebileceği gerekçesiyle davanın kısmen kabulüne, Kurum işleminin dört adet reçete bedeli olan 19.390,48 TL’nin yasal faizi ile iadesine ilişkin kısmının iptaline, 193.904,80 TL cezai şarttan 6098 sayılı Türk Borçlar Kanunu'nun (TBK) 182/3 üncü maddesi gereğince % 50 oranında indirim yapılmak suretiyle 96.702,40 TL olarak uygulanmasına, fazlaya ilişkin talebin reddine karar verilmiştir.
Özel Daire Bozma Kararı
7. Mahkemenin yukarıda belirtilen kararına karşı süresi içinde taraf vekilleri tarafından temyiz isteminde bulunulmuştur.
8. Yargıtay (Kapatılan) 13. Hukuk Dairesinin 30.05.2019 tarihli ve 2016/16899 Esas, 2019/6996 Karar sayılı kararı ile; “…1-Dosyadaki yazılara, kararın dayandığı delillerle yasaya uygun gerektirici nedenlere ve özellikle delillerin takdirinde bir isabetsizlik bulunmamasına göre davacının tüm, davalının aşağıdaki bendin kapsamı dışında kalan diğer temyiz itirazlarının reddi gerekir.
2-Davacı, eldeki dava ile 2012 yılı protokolünün 5.3.3 maddesine göre 193.904,80 TL cezai şart uygulanmasına ve anılan protokolün 4.3.6. maddesi gereği yapılan 19.390,48 TL yersiz ödemenin tahsiline ilişkin kurum işleminin iptalini talep etmiştir. 2012 yılı protokolü 5.3.3 maddesinde “Sözleşmesi feshedilen eczacıya ait reçetelerin kurum ile sözleşmeli eczacı tarafından kuruma fatura edilmesi halinde, reçete bedelinin 10 katı tutarında cezai şart uygulanarak eczacı uyarılır." şeklinde düzenleme yer almaktadır. Mahkemece, sözleşme ile belirlenen cezai şart tacirin mahfına sebep olacağı, davacının ekonomik durumu, yargılamaya konu eylem nedeni ile davacının sağladığı menfaat göz önünde bulundurulduğunda cezai şarttan indirim yapılması gerektiği gerekçesiyle cezai şarttan %50 oranında indirim yapılarak, davacı hakkında cezai şartın 96.702,40 TL olarak uygulanmasına karar verilmiş ise de; taraflar için bağlayıcı olan protokol ile açıkça yukarıda izah edilen şekilde cezai şart düzenlenmiş olup, basiretli tacir olan davacının protokol hükümlerine uymak zorunda olduğu ve imzalanan protokolun kendisi açısından bağlayıcı olduğu gözetilmeden mahkemece 6098 sayılı Borçlar Kanunu 182/3. maddesi hükmüne atıf yapılmak suretiyle, cezai şartın fahiş olduğu gerekçesiyle indirim yapılması hatalıdır. O halde, mahkemece bu hususlar gözetilmeden cezai şartın fahiş olduğu kabul edilerek yazılı şekilde karar verilmesi usul ve yasaya aykırı olup, bozma nedenidir. Kabule göre de; davalı SGK Başkanlığı'nın 492 sayılı Harçlar Kanunu ve 5502 sayılı Sosyal Güvenlik Kurumu Kanunu'nun 36. maddesi hükmüne göre harçtan muaf olmasına göre yasal düzenlemeye aykırı olarak peşin harç ile karar ve ilam harcının davalıdan tahsil edilmesine karar verilmesi doğru olmamıştır…” gerekçesiyle oy birliğiyle karar bozulmuştur.
Direnme Kararı
9. Antalya 4. Asliye Hukuk Mahkemesinin 18.06.2021 tarihli ve 2021/145 Esas, 2021/226 Karar sayılı kararı ile; önceki karar gerekçesinin yanında, davacının ekonomik faaliyetine devam edemediği, eczanenin kapandığı, cezanın davacının iktisaden mahvına yol açtığı, indirim yapılmasının hak ve nesafet ilkelerine uygun olduğu gerekçesiyle direnme kararı verilmiştir.
Direnme Kararının Temyizi
10. Direnme kararı süresi içinde taraf vekilleri tarafından temyiz edilmiştir.
II. UYUŞMAZLIK
11. Direnme yoluyla Hukuk Genel Kurulu önüne gelen uyuşmazlık; taraflar arasında imzalanan 2012 yılı protokolünün 5.3.3 üncü ve 4.3.6 ncı maddeleri gereğince davacı eczacı hakkında uygulanan cezai şart ve reçete bedelinin tahsiline ilişkin işlemin iptalinin istenildiği somut olayda, cezai şartın fahiş olduğu gerekçesiyle indirim yapılıp yapılamayacağı noktasında toplanmaktadır.
III. GEREKÇE
A) Davacı vekilinin temyiz itirazlarına dair yapılan değerlendirmede
12. Hukuki yarar dava şartı olduğu kadar, temyiz istemi için de aranan bir şarttır.
13. Davacı vekilinin ilk karara yönelik temyiz itirazları Özel Dairece reddedilmiş ve bu suretle hakkında verilen karar kesinleşmiştir. Bu nedenle direnme kararının temyizinde hukuki yararı bulunmamaktadır.
14. O hâlde davacı vekilinin temyiz isteminin hukuki yarar yokluğundan reddine karar verilmelidir.
B) Davalı vekilinin temyiz itirazlarına dair yapılan değerlendirmede
15. Uyuşmazlığın çözümüne geçilmeden önce eczacıların hukuki statüsüne değinmek faydalı olacaktır.
16. Sağlık hizmetlerinin yerine getirilmesinde ve tıbbi yardımın sağlanmasında eczacının önemli bir yeri vardır. Eczacılık 24.12.1953 tarihinde yürürlüğe giren 6197 sayılı Eczacılar ve Eczaneler Hakkında Kanun’un 1 inci maddesinde tanımlanmıştır. Bu tanıma göre, “Eczacılık; eczane, ecza deposu, ecza dolabı, galenik, tıbbi ve ispençiyari mevat ve müstahzarat laboratuarı veya imalathanesi gibi müesseseler açmak ve işletmek veya tıbbi veya ispençiyari müstahzarat izhar veya imal etmek veyahut bu kabil resmi veya hususi müesseselerde mesul müdürlük yapmaktır”. Ancak burada bir tanım yapmak yerine, eczacıların çalışabilecekleri yerler sayılmıştır. Daha sonra 17.05.2012 tarihinde kabul edilen 6308 sayılı Kanun ile 6197 sayılı Kanun’un birinci maddesi değiştirilmiş ve bugünkü hâlini almıştır. Buna göre “Eczacılık, hastalıkların teşhis ve tedavisi ile hastalıklardan korunmada kullanılan tabii ve sentetik kaynaklı ilaç hammaddelerinden değişik farmasötik tipte ilaçların hazırlanması hastaya sunulması; ilacın analizlerinin yapılması, farmasötik etkisinin devamlılığı, emniyeti, etkinliği ve maliyeti bakımından gözetimi; ilaçla ilgili standardizasyon ve kalite güvenliğinin sağlanması ve ilaç kullanımına bağlı sorunlar hakkında hastaların bilgilendirilmesi ve çıkan sorunların bildiriminin yapılmasına ilişkin faaliyetleri yürüten sağlık hizmetidir”.
17. Eczacılar ve Eczaneler Kanunu, eczane açmak, devralmak veya satın almak hakkını ilke olarak eczacılara tanımıştır (6197 sayılı Kanun md. 5, 11). Anılan Kanun hükümleri toplum sağlığı ve kamu düzeni ile doğrudan ilgili hükümlerdir. Dolayısıyla kamu düzeniyle ilgili bu hükümlere uyulması gerekir. Söz konusu düzenlemedeki eczane işletmekten kasıt, eczanenin eczacı tarafından ve kural olarak kendi adına işletilmedir. 6102 sayılı Türk Ticaret Kanunu’nun (TTK) 12/1 inci maddesinde bir ticari işletmeyi, kısmen de olsa, kendi adına işleten kişinin tacir olacağı belirtilmektedir. Bu hükme göre eczaneler ticari işletme sayılırsa, eczacılar da tacir olarak nitelendirilebilir. Bu yüzden üzerinde durulması gereken konu, eczanenin bir ticari işletme sayılıp sayılmayacağıdır.
18. Türk Ticaret Kanunu’nda ticari işletmenin ne olduğu tanımlanmıştır. Buna göre, “Ticari işletme, esnaf işletmesi için öngörülen sınırı aşan düzeyde gelir sağlamayı hedef tutan faaliyetlerin devamlı ve bağımsız şekilde yürütüldüğü işletmedir” (TTK md. 11/1). Kanunda yer alan tanımdan hareketle bir işletmenin ticari işletme olarak kabul edilebilmesi için gelir sağlamayı hedeflemesi gerekir. İkinci olarak, devamlı olarak iktisadi faaliyette bulunma amacı olmalıdır. Üçüncü olarak işletmenin hem iç ilişkide hem de dış ilişkide, başka bir ticari işletmeye bağlı olmaksızın faaliyetini yürütüyor olması gereklidir. Son olarak, esnaf işletmesi için öngörülen sınırı aşmalıdır. TTK'nın 15 inci maddesinde esnaf; “İster gezici olsun, ister bir dükkanda veya sokağın belirli yerlerinde sabit bulunsun, ekonomik faaliyeti sermayesinden fazla bedeni çalışmasına dayanan ve geliri 11 inci maddenin 2 inci fıkrası uyarınca çıkarılacak kararnamede gösterilen sınırı aşmayan ve sanat veya ticaretle uğraşan kişi” olarak tanımlanmıştır. Dolayısıyla TTK’da ticari işletme ve esnaf işletmesi arasındaki sınırın, Bakanlar Kurulu tarafından çıkarılacak bir kararname ile gösterileceği belirtilmiştir (TTK md. 11/1). Bununla birlikte 6103 sayılı Türk Ticaret Kanununun Yürürlüğü ve Uygulama Şekli Hakkında Kanun’un 10 uncu maddesi hükmü gereğince, Bakanlar Kurulu kararı çıkarılıncaya kadar yürürlükte bulunan düzenlemeler uygulanmalıdır.
19. Yukarıda yapılan açıklamalar ışığında Kanun incelendiğinde eczaneler, gelir sağlamayı hedefleyen, devamlı olarak ticari faaliyette bulunma amacıyla açılan, diğer ticari işletmelerden bağımsız bir şekilde faaliyette bulunulan işletmelerdir. Yine eczaneler, esnaf işletmesi için öngörülen sınırı aşmaktadırlar. Çünkü eczanelerde eczacıların ekonomik faaliyeti sermayeden fazla bedeni çalışmasına dayanmaz. Burada sermaye daha öndedir. Yine işlerin hacmi, başka bir ifade ile kazancı bakımında esnaf faaliyetini aşan bir ölçüye sahiptir. Dolayısıyla eczaneler ticari işletmelerdir. Eczanelerin ticari işletme olduğu hem doktrinde hem de uygulamada kabul edilmektedir.
20. Eczaneler ticari işletme olduğu için, eczaneyi işleten eczacılar da, yukarıda ifade edildiği üzere, TTK md. 12/1 hükmü gereğince “tacir” olmaktadır. Tacir sıfatı, kanun koyucunun bir ticari işletmenin işletilmesi olgusuna bağladığı bir sonuçtur. Buna göre eczacılar gerçek kişi tacirdir.
21. Bu noktada cezai şart kavramına da değinmek gerekir.
22. Cezai şart, sözleşmenin imzalandığı tarihte yürürlükte bulunan ve somut olaya uygulanması gereken 818 sayılı mülga Borçlar Kanunu’nun (BK) [TBK'daki terimi ile ceza koşulu] aynı Kanun’un 158 i1â 161 inci maddeleri arasında düzenlenmiştir.
23. Cezai şart, mevcut borcun ifa edilmemesi veya eksik ifası hâlinde ödenmesi gereken malî değeri haiz ayrı bir edimdir. Cezai şartın unsurlarını bu tariften kolaylıkla çıkarmak mümkündür. Bu unsurlar; gerçekten bir asıl borcun bulunması, bunun yanında ayrı ve bağımsız bir edimin yer alması, bu ikisinin birbirine bağlı olması ve bu ayrı ve bağımsız edimin sağlıkta hüküm doğuran bir muamelede tespit olunmasından ibarettir (Kenan Tunçomağ: Türk Hukukunda Cezai Şart, ..., 1963, s.6 ).
24. Cezai şart asıl borcun fer’îsidir; ona bağlı fakat ondan ayrı bir edim niteliği taşır ve cezai şartın gerçekleşebilmesi için zararın gerçekleşmesi şart değildir.
25. Borçlar Kanunu'nun 158 inci maddesi birbirinden farklı üç nevi cezai şart düzenlemektedir. Bunlar, seçimlik cezai şart, ifaya eklenen cezai şart ve ifayı engelleyen cezai şarttır.
26. Borçlar Kanunu’nun “Cezanın butlanı ve tenkisi” başlıklı 161 inci maddesinde ise;
“Akitler, cezanın miktarını tayinde serbesttirler.
Ceza, kanuna veya ahlâka (adaba) muğayir bir borcu teyit için şart edilmiş veya hilafına mukavele olmadığı hâlde borcun ifası borçlunun mesuliyetini icap etmeyen bir hal sebebiyle gayri mümkün olmuş ise, şart olunan cezanın tediyesi talep edilemez.
Hâkim, fahiş gördüğü cezaları tenkis ile mükelleftir.” hükmüne yer verilmiştir.
27. Hâkim, cezanın aşırı olup olmadığını, hakkaniyet ölçülerini aşıp aşmadığını araştırırken, özellikle, borca aykırı davranış nedeniyle alacaklının uğradığı zararı, borçlunun kusur derecesini, alacaklının ortak kusurunu ve tarafların (özellikle borçlunun) ekonomik durumunu dikkate alır. Bu unsurlar dikkate alındığında, alacaklının uğradığı zarar ile kararlaştırılan ceza arasında hakkaniyet ölçüleri ile bağdaşmayan açık bir nispetsizlik varsa ceza indirilir. Cezai şartın aşırı olup olmadığı değerlendirilirken, cezai şartın amacının alacaklının durumunu iyileştirmek olduğu göz önünde bulundurulmalıdır.
28. Cezai şartla ilgili BK’nın 161 inci maddesinin üçüncü fıkrası hükmü ile, hâkimi, fahiş gördüğü cezayı tenkis etmekle yükümlü tutmuştur. Hâlbuki, sözleşmenin imzalandığı tarihte yürürlükte bulunan ve somut olay bakımından uygulanması gereken mülga 6762 sayılı Türk Ticaret Kanunu’nun (6762 sayılı TTK) 24 üncü maddesi hükmü, tacir sıfatını haiz olan tarafların (cezai şart) miktarını serbestçe tayin edebilecekleri ilkesini kabul ettikten sonra, bu tayin edilen cezanın indirilmesini yani tenkisini talep edemeyeceklerini benimsemiş bulunmaktadır.
29. 6762 sayılı Türk Ticaret Kanunu’nun 24 üncü maddesi;
“Tacir sıfatını haiz bir borçlu, Borçlar Kanununun 104 üncü maddesinin 2 nci fıkrasiyle 161 inci maddesinin 3 üncü fıkrasında ve 409 uncu maddesinde yazılı hallerde, fahiş olduğu iddiasiyle bir ücret veya cezanın indirilmesini mahkemeden istiyemez.” hükmünü içermektedir.
30. Taraflarca sözleşme ile tespit edilmiş olan cezai şart miktarı, borçlu durumda olan tacirin, iktisaden mahvına neden olacak ve onun eskisi gibi ticari faaliyetini devam ettirmesine imkân tanımayacak derecede ağır ve yüksek ise, o zaman, böyle bir cezai şartın kısmen veya tamamen iptali cihetine gitmek mümkündür. Bir borçlunun, iktisadi ve ticari faaliyet ve mevcudiyetinin tehlikeye girmesini veya yıkılmasını mucip olacak bir nisbete ulaşan her cezai şart kanuna aykırı kabul edilmelidir.
31. Mahkemenin bu hususta karar verirken, kararlaştırılan cezai şartın tahsili cihetine gidilmesi hâlinde o şirketin eskisi gibi ticari hayatını devam ettirmesinin mümkün olup olmadığını gerekirse bilirkişiden de mütalâa alarak araştırması icap eder. Aynı incelemeyi gerçek kişi olan tacir için de yapması gerekir. Nitekim aynı ilkeler Hukuk Genel Kurulunun 18.06.2019 tarihli ve 2017/19-922 Esas, 2019/706 Karar; 14.09.2021 tarihli ve 2017/(19)11-943 Esas, 2021/984 Karar sayılı kararlarında da benimsenmiştir.
32. Bu ilke ve açıklamalar ışığında somut olay değerlendirildiğinde; davacı eczacılık bölümünden yeni mezun olarak "Yağmur Eczanesi" isimli iş yerini açmış ve davalı ile “2012 yılı SGK ile Eczacılar Arasında İmzalanacak Tip Sözleşme” yi imzalayarak davalı Kurum sigortalılarının ilaç teminine başlamıştır. Davalı Kurum 25.11.2014 tarihli işlemi ile SGK kapsamındaki kişilerin Türkiye Eczacılar Birliği (TEB) üyesi eczanelerden ilaç teminine ilişkin 2012 protokolünün 5.3.3 üncü maddesi gereğince sözleşmesi feshedilmiş başka bir eczaneden toplam 19.390,48 TL tutarında dört adet reçeteyi kuruma fatura ettiği için davacı hakkında bu miktarın on katı olan 193.904,80 TL cezai işlem uygulamış ayrıca fatura edilen ve hastalara teslimi yapılan ilaç bedellerinin faiziyle birlikte iadesini istemiştir. Davacı ise ceza miktarının yüksekliği nedeniyle iktisaden mahvına sebep olacağından bahisle davalı işleminin iptalini talep etmiştir. İlk Derece Mahkemesince davaya konu edilen cezai şartın tacirin ekonomik olarak mahvına sebep olacağı değerlendirilerek % 50 oranında tenkisine karar verilmiştir.
33. Antalya Eczacı Odasının yazısından, davalı Kurumun cezai işleminin davacının ekonomik mahvına neden olduğu, cezai işlemin uygulanmasını müteakip eczanenin ekonomik olarak faaliyetine devam edemeyip 31.03.2015 tarihinde kapandığı anlaşılmaktadır. Dava konusu edilen ceza miktarının yüksekliği, davacının ekonomik olarak ticari hayatını devam ettirmesine mani olmuş, eczanenin mahvı somut olarak gerçekleşmiştir. Buna göre davacının faaliyeti davalının 25.11.2014 tarihli işleminden sonra yaklaşık dört ay kadar devam edebilmiştir. Bu durumda, cezai işlemin davacının ekonomik mahvına sebebiyet verdiğinin ve tenkis uygulamasının yerinde olduğunun kabulü gerekir.
34. Hukuk Genel Kurulunda yapılan görüşmeler sırasında, davaya konu cezai işlemin eczane ile TEB arasında imzalanan protokol kapsamında uygulanması nedeniyle tenkise tâbi olamayacağı, bozma kararının yerinde olduğu görüşü ileri sürülmüş ise de, bu görüş Kurul çoğunluğunca benimsenmemiştir.
35. Hâl böyle olunca, cezai işlemin davacının ekonomik mahfına neden olduğunun kabulü ile tenkis uygulanmasına ilişkin direnme kararı yerindedir.
36. Ne var ki, davalının diğer temyiz itirazları incelenmediğinden bu konuda inceleme yapılmak üzere dosya Özel Daireye gönderilmelidir.
IV. KARAR
Açıklanan sebeplerle;
1) Davacı vekilinin temyiz isteminin hukuki yarar yokluğundan REDDİNE (III-A),
İstek hâlinde temyiz peşin harcının yatırana geri verilmesine,
2) Davalı vekilinin temyiz itirazları yönünden, direnme uygun olup diğer temyiz itirazlarının incelenmesi için dosyanın YARGITAY 3. HUKUK DAİRESİNE GÖNDERİLMESİNE (III-B),
Ancak karar düzeltme yolunun açık olması sebebiyle öncelikle mahkemesince kararın taraflara tebliğine ilişkin işlemlerin yerine getirilmesine, karar düzeltme yoluna başvurulması hâlinde dosyanın Hukuk Genel Kuruluna, başvurulmaması hâlinde ise mahkemesince doğrudan Özel Daireye gönderilmesine,
6217 sayılı Kanun’un 30 uncu maddesi ile 6100 sayılı Hukuk Muhakemeleri Kanunu’na eklenen “Geçici Madde 3” atfıyla uygulanmakta olan 1086 sayılı Hukuk Usulü Muhakemeleri Kanunu’nun 440 ıncı maddesi uyarınca kararın tebliğinden itibaren on beş gün içerisinde karar düzeltme yolu açık olmak üzere,
31.05.2022 tarihinde oy çokluğuyla karar verildi.
3. Hukuk Dairesi, 2018/1617 E., 2018/11337 K.
orta eşleşmeKarar metninde maddeye atıf varTİCARET MAHKEMESİ
tam metni aç
1-)Eldeki dava, 6102 Sayılı Türk Ticaret Kanunu’nun yürürlüğe girdiği 01/07/2012 tarihinden sonra açılmıştır. 6102 sayılı TTK'nın 4.maddesine göre bir davanın ticari dava olabilmesi için uyuşmazlığın her iki tarafın ticari işletmesiyle ilgili hususlardan doğmuş bulunması veya anılan yasa maddesinde sayılan mutlak ticari davalardan sayılması gerekir.
3. Hukuk Dairesi 2018/1617 E. , 2018/11337 K.
"İçtihat Metni"
MAHKEMESİ :TİCARET MAHKEMESİ
Taraflar arasındaki fesih-tasfiye davasının mahkemece yapılan yargılaması sonucunda, davanın görev yönünden reddine yönelik olarak verilen hükmün, süresi içinde davalı vekili tarafından temyiz edilmesi üzerine; temyiz dilekçesinin kabulüne karar verildikten sonra, dosya içerisindeki kağıtlar okunup gereği düşünüldü:
Y A R G I T A Y K A R A R I
Asıl davada davacı; kendisinin moda tasarımcısı olduğunu, ticari faaliyetlerini hakim ortağı olduğu... Tekstil Limited Şirketi adı altında yürüttüğünü, davalı ile aralarında, kumaş tedarik edip üçüncü kişilere satmak hususunda adi ortaklık ilişkisinin kurulduğunu, bu adi ortaklığın önceleri kendisinin ortağı olduğu... Tekstil Ltd. Şti. üzerinden yürütüldüğünü, ancak davalının adi ortaklığın yöneticisi olarak hesap verme yükümlülüğüne aykırı davranması sebebiyle ortaklığın kendi şirketi üzerinden devam etmesini istemediğini, yapılan görüşmeler sonucu davalı tarafın 2012 yılında bir şahıs firması kurarak adi ortaklığa bu firma üzerinden devam ettiğini, ortaklığa alınan tüm malların uzunca süre... Tekstil Ltd. Şti. adına faturalandırıldığını ve bu fatura bedellerinin kendisi tarafından ödendiğini, davalının yapılan bu harcamalardan dolayı payına düşen kısmı ödemediğini, diğer bir kısım masraflara da katılmadığını, ayrıca elde edilen kardan da kendisine pay vermediğini ileri sürerek, adi ortaklık ilişkisinin fesih ve tasfiyesine, fazlaya ilişkin hakları saklı kalmak üzere şimdilik, tasfiye payına karşılık 5.000 TL, kar payına karşılık 5.000 TL, uğradığı zararlardan dolayı 5.000 TL, depo giderinden kaynaklanan 1.000 TL, adi ortaklığın borçları nedeniyle bankadan kullandığı kredi ve ödenmiş faiz nedeniyle 1.000 TL'nin davalıdan tahsiline karar verilmesini istemiştir.
Birleşen davada davacı (...Tekstil Sanayi ve Ticaret Ltd.); şirket ortağı ... ile davalı arasında mevcut adi ortaklık ilişkisinin 31/05/2012 tarihine kadar... Tekstil Sanayi ve Ticaret Ltd. Şti. üzerinden yürütüldüğünü, bu ortaklık ilişkisinde alınan mallar nedeniyle şirket tarafından 01/09/2010-31/05/2012 tarihleri arasında toplam 52.399,32
TL tutarında KDV, stopaj, kurumlar vergisi ödemesi yapıldığını, davalının hissesine düşen bedeli ödemesi gerektiğini, ayrıca şirket tarafından davalı adına düzenlenen 21/05/2012 tarih ve seri ... sıra nolu toplam 125.816,11 TL tutarındaki fatura bedelinin de davalı tarafça ödenmediğini ileri sürerek, bu alacak taleplerine ilişkin, HMK'nın 107. Maddesi gereğince belirsiz alacak davası olarak fazlaya ilişkin hakları saklı kalmak üzere şimdilik 1.000'er TL alacağın davalıdan tahsiline karar verilmesini istemiş, 04.02.2014 tarihinde tamamlama harcını yatırmıştır.
Davalı, davacı ile aralarında bir adi ortaklık ilişkisinin bulunmadığını, davacının bu iddiasını yazılı delille ispat etmesi gerektiğini ancak buna dair yazılı bir belge sunamadığını belirterek, davanın reddini istemiştir.
Mahkemece, yürürlükte bulunan 6102 sayılı TTK 4. ve 5. maddesi kapsamında Asliye Ticaret Mahkemelerinin görev alanının her iki tarafın ticari işletmesini ilgilendiren davalar ile mutlak ticari davalar ile sınırlandığı, somut olayda uyuşmazlığın, davacının ticari işletmesi ile davalı gerçek kişinin adi ortaklık ilişkisine dayandırıldığı, adi ortaklık ilişkisinin 6098 sayılı TBK 620 ve devamı maddelerinde düzenlendiği, mutlak ticari davalar arasında yer almadığı, asıl ve birleştirilen dosyada dava konusunun davacının ticari işletmesini ilgilendirmekle birlikte davalının ticari işletmesinden kaynaklanmadığını, yalnız bir tarafın ticari işletmesini ilgilendiren davanın mahkemenin görev alanında bulunmadığı, iş bu davalara bakma görevinin genel mahkeme olan Asliye Hukuk Mahkemesi olduğu gerekçesiyle, asıl ve birleşen davanın görev yönünden reddine karar verilmiş; hüküm davalı tarafça temyiz edilmiştir.
1-)Eldeki dava, 6102 Sayılı Türk Ticaret Kanunu’nun yürürlüğe girdiği 01/07/2012 tarihinden sonra açılmıştır.
6102 sayılı TTK'nın 4.maddesine göre bir davanın ticari dava olabilmesi için uyuşmazlığın her iki tarafın ticari işletmesiyle ilgili hususlardan doğmuş bulunması veya anılan yasa maddesinde sayılan mutlak ticari davalardan sayılması gerekir.
6102 sayılı TTK'nın 12. maddesinde "Bir ticari işletmeyi, kısmen de olsa, kendi adına işleten kişiye tacir denir" hükmünü içermektedir.
TTK'nun 19.maddesinde "Bir tacirin borçlarının ticari olması asıldır. Ancak, gerçek kişi olan bir tacir, işlemi yaptığı anda bunun ticari işletmesiyle ilgili olmadığını diğer tarafa açıkça bildirdiği veya işin ticari sayılmasına durum elverişli olmadığı takdirde borç adi sayılır. Taraflardan yalnız biri için ticari iş niteliğinde olan sözleşmeler, Kanunda aksine hüküm bulunmadıkça, diğeri için de ticari iş sayılır" hükmü bulunmaktadır
Asliye Ticaret Mahkemesi ile Asliye Hukuk Mahkemesi ve diğer hukuk mahkemeleri arasındaki ilişki görev ilişkisi olup, bu durumda göreve ilişkin usul hükümleri uygulanır.
Görevle ilgili düzenlemeler kamu düzenine ilişkin olup, taraflar ileri sürmese dahi yargılamanın her aşamasında re'sen gözetilir. Görevle ilgili hususlarda kazanılmış hak söz konusu olmaz. Mahkeme duruşma yapmadan, yani taraflara tebligat yapıp onları dinlemeden dosya üzerinden de görevsizlik kararı verebilir. Taraflar da yargılama bitinceye kadar görev itirazında bulunabilirler. Görev itirazı yapılmış ise veya yapılmamış olsa bile re'sen mahkeme, ilk önce görevli olup olmadığını inceleyip, karara bağlamalıdır.
Bu açıklamalar ışığında somut olaya bakıldığında ise; davaya konu uyuşmazlığın adi ortaklığa ilişkin olduğu, iş konusunun kumaş ticareti olduğu, Ticaret Sicil Müdürlüğü kayıtlarında yapılan incelemeye göre davalının da tacir sıfatıyla ticaret sicilinde kaydı bulunduğu, buna göre her iki tarafın da tacir olduğu uyuşmazlıkta, uyuşmazlığın çözümünün yukarıdaki yasa hükümlerinde göre Asliye Ticaret Mahkemesi'nin görevi içinde olduğu anlaşılmaktadır.
O halde mahkemece, davanın tarafları tacir olduğuna göre uyuşmazlıkta Asliye Ticaret Mahkemesi görevli olduğundan işin esasına girilerek yargılamaya devam edilmesi gerekirken, yazılı şekilde karar verilmesi usul ve yasaya aykırı olup bozmayı gerektirmiştir.
2-) Bozma nedenine göre, davalı tarafın sair temyiz itirazlarının bu aşamada incelenmesine gerek görülmemiştir.
SONUÇ: Yukarıda birinci bentte açıklanan nedenlerle hükmün HUMK'nun 428. maddesi gereğince BOZULMASINA, ikinci bentte açıklanan nedenlerle davalı tarafın sair temyiz itirazlarının incelenmesine şimdilik yer olmadığına ve peşin alınan temyiz harcının istek halinde temyiz edene iadesine, 6100 sayılı HMK'nun geçici madde 3 atfıyla 1086 sayılı HUMK.nun 440.maddesi gereğince kararın tebliğinden itibaren 15 günlük süre içerisinde karar düzeltme yolu açık olmak üzere, 12.11.2018 tarihinde oy birliğiyle karar verildi.
6. Hukuk Dairesi, 2022/4328 E., 2024/320 K.
orta eşleşmeKarar metninde maddeye atıf var... Bölge Adliye Mahkemesi 3. Hukuk Dairesi
tam metni aç
nin görüşülmediği, genel kurul salonunda herhangi bir bilgisayar veya başka çeşit herhangi bir yazıcı, cihaz veya aracının mevcut olmadığı, genel kurul tutanağının el yazısı ile yazılmadığının açıkça belli olduğu, kanun ve ana sözleşme ile TTK ilgili hükümleri uyarınca genel kurul tutanağının tutulmadığı ve yerinde imzalanmadığı, genel kurul salonunun dışında daha sonra 11-16. maddelerinin de görü
6. Hukuk Dairesi 2022/4328 E. , 2024/320 K.
"İçtihat Metni"
MAHKEMESİ : ... Bölge Adliye Mahkemesi 3. Hukuk Dairesi
Taraflar arasında açılan kooperatif genel kurul kararının iptali davasından dolayı yapılan yargılama sonunda mahkemece davanın kabulüne karar verilmiştir.
Kararın davalı vekili tarafından istinaf edilmesi üzerine, Bölge Adliye Mahkemesince başvurunun esastan reddine karar verilmiştir.
Bölge Adliye Mahkemesi kararı davalı vekili tarafından temyiz edilmekle; kesinlik, süre, temyiz şartı ve diğer usul eksiklikler yönünden yapılan inceleme sonucunda, temyiz dilekçesinin kabulüne karar verildikten ve Tetkik Hakimi tarafından hazırlanan rapor dinlendikten sonra dosyadaki belgeler incelenip gereği düşünüldü:
I. DAVA
Davacılar vekili dava dilekçesinde özetle; davalı kooperatifin 2017 yılı Olağan Genel Kurul Toplantısının 27/01/2018 tarihinde ... ili, Merkez ... Düğün Salonunda yapıldığını, toplantı tutanağının 10-11-12-13-14-15 ve 16. maddelerinde alındığı iddia edilen kararların, ana sözleşmeye, Kooperatifler Kanununa ve özellikle de iyi niyet esaslarına aykırılık teşkil ettiğini, genel kurul kararlarının muhtevi tutanaklarla toplantıya katılanların listesinin temsilciler tarafından imzalanması gerektiği, temsilcinin genel kurulda kanun ve ana sözleşmeye aykırı olarak alınan kararlar hakkındaki görüşünü tutanakla belirtmeye mecbur olduğunu, önceki yönetim kurulu başkanı olan ... ve ekibinin genel kurul toplantısı başlamadan önce sayım sonuçlarını kendi lehlerine etkileyecek bir takım usulsüzlüklerde bulunduklarını, genel kurul giriş kartlarının kooperatif hazirun cetvelindeki ortakların isim ve ortaklık numaralarının toplantı öncesinde doldurulmuş şekilde ortağın kimlik belgesinin ibrazı halinde verilmesi gerekirken kimlik ibraz edilmeden veya vekaletname incelenmeden gelişi güzel kendi lehlerine oy kullanacak ortak olmayan kişilere gerek kurul toplantısından önce gerekse de genel kurul toplantısı anında düzenlenerek verildiğini, yapılan usulsüzlüklerin bakanlık temsilcileri tarafından da denetlenmediğini ve tüzüğün 5. maddesinin c, d ve e bentlerinin açık bir şekilde ihlal edildiğini, genel kurulun sevk ve idaresinden sorumlu divan başkanının yanlı ve taraflı biçimde hukuka, ana sözleşmeye aykırı olacak şekilde hareket ettiğini belirterek 27/01/2018 tarihli genel kurul toplantı tutanağının 10, 11, 12, 13, 14, 15 ve 16. maddelerinin yok hükmünde olduğunun tespiti ile bu kararların iptaline karar verilmesini talep etmiştir.
II. CEVAP
Davalı vekili cevap dilekçesinde özetle; davacıların genel kurul kararının iptali için dava açma ehliyeti ve yetkilerinin olmadığını, davacıların genel kurul toplantı tutanağına geçirilen herhangi bir muhalefet ve itirazlarının olmadığını, davacıların yetkili olmayan kimselerin genel kurul kararına katıldığı yönündeki iddialarının soyut ve gerçek dışı olduğunu, giriş kartlarının stantlarda, gösterilen kimlik ve vekaletnamelere binaen imza karşılığı üyelere teslim edildiğini, vekaleten oy kullanan ortakların ilgili vekaletlerinin stantlardaki görevliler ve hükümet komiserleri tarafından ayrıntılı şekilde incelendiğini, davacıların genel kurul toplantı tutanağının usulsüz hazırlandığı yönündeki iddialarının da tamamen gerçek dışı olduğunu belirterek davanın reddine karar verilmesini talep etmiştir.
III. İLK DERECE MAHKEMESİ KARARI
İlk Derece Mahkemesi’nin yukarıda tarih ve sayısı belirtilen kararıyla; davanın süresi içinde ve anasözleşmenin 38. maddesinde belirtilen pay sahipleri tarafından açıldığı, bu nedenle dinlenebilir olduğu, divan başkanının genel kurul başlamadan önce kooperatif ortaklarının imzalarıyla verilen gizli oyla seçim yapılması şeklindeki önergeyi oya sunmamış olması hususunun tarafsızlık ve anasözleşme hükümlerine aykırı olduğu ve bakanlık temsilcisi ...'nin temsilci tüzüğünün 6. maddesinin n fıkrası gereğince yaptığı uyarıyı da dikkate almadığı, kamera kayıtları incelenerek bilirkişi tarafından tespiti yapıldığı üzere toplantı esnasında herhangi bir imza faslının görülmediği, divan başkanının salondan ayrıldığı, gündem gereğince 11, 12, 13, 14, 15 ve 16. maddelerinin görüşülmediği, genel kurul salonunda herhangi bir bilgisayar veya başka çeşit herhangi bir yazıcı, cihaz veya aracının mevcut olmadığı, genel kurul tutanağının el yazısı ile yazılmadığının açıkça belli olduğu, kanun ve ana sözleşme ile TTK ilgili hükümleri uyarınca genel kurul tutanağının tutulmadığı ve yerinde imzalanmadığı, genel kurul salonunun dışında daha sonra 11-16. maddelerinin de görüşülmüş gibi gösterilerek genel kurul tutanağının hazırlanmış olduğu, divan başkanının imzası olmadan genel kurul tutanağının Ticaret İl Müdürlüğüne verildiği anlaşıldığından Kooperatifler Kanunu madde 98 atfıyla Türk Ticaret Kanunu madde 422 ve Esnaf ve Sanatkarlar Kredi Kefalet Kooperatifi Anasözleşmesi madde 39 uyarınca yapılan genel kurulun geçersiz olduğu anlaşıldığı gerekçeleriyle davanın kabulü ile 27/01/2018 tarihli genel kurul toplantı tutanağının 10-11-12-13-14-15-16 maddelerinin iptaline karar verilmiştir.
IV. İSTİNAF
A. İstinaf Yoluna Başvuranlar
İlk Derece Mahkemesi’nin yukarıda belirtilen kararına karşı süresi içinde davalı vekili istinaf başvurusunda bulunmuştur.
B. İstinaf Sebepleri
Davalı vekili istinaf dilekçesinde özetle; davacıların dava açma ehliyetinin olmadığını, seçimin gizli oyla yapılması kabul edilse bile esasa yönelik bir sakınca oluşturmayıp gerekçeli kararda delil olarak kullanılmasının usul ve yasaya aykırı olduğunu, doğruluğu ve güvenilirliği hakkında uzman bilirkişilerce alınmış bir rapor olmayan kamera kayıtlarının karara esas teşkil etmesinin haksız ve usulsuz olduğunu, genel kurul toplantı tutanağının usul ve yasaya uygun olarak yapıldığına dair imza atan bakanlık temsilcisi ...'nin daha sonra tam aksine hazırladığı 30.01.2018 tarihili Bakanlık temsilci raporunun mahkemece delil sayılmasının yasaya aykırı olduğunu, 10. maddenin oylanması sonucunun genel kurul tutanağında oy çokluğu ile ifade edilmiş olması bu maddenin mahkemece iptali için tek başına hukuki gerekçe teşkil etmeyeceğini, tutanağın genel kuruldan hemen sonra imza altına alındığını, divan başkanının imzasını sonradan atmasının usulsüzlük amacı taşımadığını, 10-11-12-13-14-15-16 maddelerinin okunarak oylamaya sunulduğunu ve kabul edildiğini, tanıkların beyanlarının hükme esas alınmamasının usul ve yasaya aykırı olduğu nedenleri ile hükmü istinaf etmiştir.
C. Gerekçe ve Sonuç
Bölge Adliye Mahkemesi’nin yukarıda tarih ve sayısı belirtilen kararıyla; mahkemece yargılama sırasında alınan bilirkişi raporunda, divan başkanının genel kurul başlamadan önce kooperatif ortaklarının imzaları ile verilen gizli oyla seçim yapılması şeklinde önergeyi oya sunmamış olmasının tarafsızlık ve ana sözleşmeye aykırı olduğu ve bakanlık temsilcisi ... temsilci tüzüğünün 6/n maddesi gereğince yaptığı uyarıyı da nazara almayarak demokratik olmayan bir tutum sergilemiş olduğunu temsilci raporunda açıkça belirtildiği, incelenen kamera kayıtlarında kamera saati ile 15:00 'da oylamaya geçildiği oyların sayılmadan iki dakika içinde göz kararı ile divan başkanı tarafından beyaz listenin kazandığı ilan edilerek ardından bir grup üyelerin alkışı arasında bir kişi ile birlikte salondan dışarı çıkıldığının görüldüğü salonun boşaldığı, saat 17:07 'de divan başkanının elindeki kağıtları bakanlık temsilcisi masasındaki bayana verildiğinin tespit edildiği, herhangi bir imza faslının görülmediği, saat 17:12 'de divan başkanının paltosunu alıp salondan ayrıldığının tespit olunduğunu, gündem gereğince 11-12-13-14-15-16 maddelerinin görüşülmediği, kamera kayıtlarında yapılan görüntülerin incelenmesinde genel kurul salonunda herhangi bir bilgisayar veya başka bir çeşit yazıcı cihaz veya aracının mevcut olmadığı, genel kurul tutanağının el yazısı ile yazılmadığının açıkça belli olduğu, tüm bu tespitlere birlikte bakıldığında genel kurul mahallinde kanun ve ana sözleşme ile TTK ilgili maddeleri uyarınca genel kurul tutanağının tutulmadığı ve yerinde imzalanmadığı, genel kurul salonu dışında 11-16 gündem maddelerinin görüşülmüş gibi gösterilerek genel kurul tutanağının hazırlanmış olmasının geçerli olmadığı, esasen divan başkanını imzası olmadan genel kurul tutanağının Ticaret İl Müdürlüğü'ne verilmiş olmasının, bunları ispatlar mahiyette olduğunu bildirildiği, bilirkişi raporunun hüküm kurmaya elverişli ve denetime açık olduğu, davacının ... bu davayı açmaya ehil olduğu ve davanın süresi içerisinde açıldığı, incelenen kamera kayıtları ve dosyadaki bilgilerden gündemin 10. maddesi olan yönetim kurulu üyelerinin seçiminin ana sözleşmeye aykırı olarak ve oyların sayılmadan yapılarak karar alındığı, gündemin 11-16 maddelerinin görüşülmediği anlaşıldığı, ilk derece mahkemesince 27.01.2018 tarihli genel kurul toplantı tutanağının 10-11-12-13-14-15-16 maddelerinin iptaline karar verilmesinde bir isabetsizlik bulunmadığı gerekçeleriyle davalı vekilinin istinaf başvurusunun esastan reddine karar verilmiştir.
V. TEMYİZ
A. Temyiz Yoluna Başvuranlar
Bölge Adliye Mahkemesi’nin yukarıda belirtilen kararına karşı süresi içinde davalı vekili temyiz isteminde bulunmuştur.
B. Temyiz Sebepleri
Davalı vekili temyiz dilekçesinde özetle; istinaf sebepleri ve re'sen dikkate alınacak nedenlerle Bölge Adliye Mahkemesi kararının bozulmasını talep etmiştir.
C. Gerekçe
1. Uyuşmazlık ve Hukuki Nitelendirme
Dava, kooperatif genel kurul kararının iptali davasıdır.
2. İlgili Hukuk
1163 sayılı Kooperatifler Kanunu 98. maddesi, TTK 422. maddesi., Yargıtay 23. Hukuk Dairesinin 13/12/2018 tarih, 2016/6131 Esas, 2018/5820 Karar sayılı ilamı ve Yargıtay 23. Hukuk Dairesinin 21/06/2016 tarih, 2015/5959 Esas, 2016/3806 Karar sayılı ilamı.
3. Değerlendirme
1. Bölge adliye mahkemelerinin nihai kararlarının bozulması 6100 sayılı Kanunun 371 nci maddesinde yer alan sebeplerden birinin varlığı hâlinde mümkündür.
2. Temyizen incelenen karar, tarafların karşılıklı iddia ve savunmalarına, dayandıkları belgelere, uyuşmazlığa uygulanması gereken hukuk kuralları ile hukuki ilişkinin nitelendirilmesine, dava şartlarına, yargılama ve ispat kuralları ile kararda belirtilen gerekçelere göre usul ve kanuna uygun olup temyiz dilekçesinde ileri sürülen nedenler kararın bozulmasını gerektirecek nitelikte görülmemiştir.
VI. KARAR
Açıklanan sebeplerle;
Temyiz olunan Bölge Adliye Mahkemesi kararının 6100 sayılı Kanunun 370 nci maddesinin birinci fıkrası uyarınca ONANMASINA,
Aşağıda yazılı temyiz giderinin temyiz edene yükletilmesine,
Dosyanın İlk Derece Mahkemesine, kararın bir örneğinin Bölge Adliye Mahkemesine gönderilmesine,
23.01.2024 tarihinde oy birliğiyle karar verildi.
Hukuk Genel Kurulu, 2020/470 E., 2022/1516 K.
orta eşleşmeKarar metninde maddeye atıf varAsliye Hukuk Mahkemesi
tam metni aç
maddesine göre tacir sayıldığı, davalının da Ankara Ticaret Odası Ticaret Sicili Müdürlüğünde 199590 ticaret sicil numarasında kayıtlı olup, TTK’nın 12/1. maddesine göre tacir sayıldığı, davanın tarafların ticaret işletmesiyle ilgili olduğu gibi her iki taraf da tacir olduğundan TTK’nın 4/1.
Hukuk Genel Kurulu 2020/470 E. , 2022/1516 K.
"İçtihat Metni"
MAHKEMESİ :Asliye Hukuk Mahkemesi
1. Taraflar arasındaki “rücuen tazminat” davasından dolayı yapılan yargılama sonunda, Ankara 18. Asliye Hukuk Mahkemesince verilen davanın görevsizlik nedeniyle usulden reddine ilişkin karar davacı vekilinin temyizi üzerine Yargıtay (Kapatılan) 23. Hukuk Dairesince yapılan inceleme sonunda bozulmuş, Mahkemece Özel Daire bozma kararına karşı direnilmiştir.
2. Direnme kararı davacı vekili tarafından temyiz edilmiştir.
3. Hukuk Genel Kurulunca dosyadaki belgeler incelendikten sonra gereği görüşüldü:
I. YARGILAMA SÜRECİ
Davacı İstemi:
4. Davacı vekili dava dilekçesinde; müvekkili kooperatif ile davalı arasında villa inşaatlarının yapımına dair eser sözleşmesi imzalandığını, ayrıca noterde 03.12.2009 tarihli kat karşılığı inşaat sözleşmesi düzenlendiğini, sözleşmelere göre inşaatta çalıştırılacak tüm işçilerin her türlü hak ve borçlarından davalı yüklenicinin sorumlu olduğunu, davalı tarafından istihdam edilen ancak sigortası yaptırılmayan ... isimli işçi tarafından müvekkili kooperatif aleyhine iş mahkemesinde açılan dava sonucunda verilen karar üzerine, müvekkilinin borçlu olmadığı hâlde, cebri icra tehdidi altında 06.04.2015 tarihinde 55.000TL, 23.06.2015 tarihinde de 1.485,87TL olmak üzere toplam 56.485,87TL ödediğini, icra dosyasına yapılan ödemeden davalının tek başına istihdam eden ve yüklenici sıfatıyla sorumlu olduğunu ileri sürerek fazlaya ilişkin hakları saklı kalmak kaydıyla şimdilik 56.485,87TL’nin ayrı ayrı icra dosyasına yapılan ödeme tarihlerinden itibaren işleyecek en yüksek ticarî faizi ile, mümkün görülmez ise yasal faizi ile birlikte davalıdan rücuen tahsiline karar verilmesini talep etmiştir.
Davalı Cevabı:
5. Davalı vekili cevap dilekçesinde; davacı ile imzalanan 07.03.2005 tarihli elli sekiz adet villanın yapımına dair sözleşmenin 34. maddesi gereğince davanın tahkim şartı nedeniyle reddi gerektiğini, taraflar arasındaki tüm hak ve yükümlülüklerin Ankara 9. Asliye Ticaret Mahkemesinin 2013/91 E., 2013/543 K. sayılı dosyasında dava konusu edildiğini, davanın tahkim şartı nedeniyle reddedilerek kararın kesinleştiğini, bunun üzerine sözleşmedeki tahkim şartının uygulandığını, ancak tarafların hakem konusunda mutabakat sağlayamamaları nedeniyle Ankara 1. Asliye Ticaret Mahkemesinin 2014/261 E., 2014/384 K. sayılı dosyası ile hakem heyeti oluşturulduğunu, hakem heyetinde görülen davanın konusuna bu davada talep edilen işçilik alacaklarının da dahil edildiğini, davanın hâlen derdest olduğunu, bu nedenle derdestlik itirazında bulunduklarını, ...’a yapılan ödemenin görülmekte olan derdest davada takas mahsup yolu ile talep edilmesi gerektiğini belirterek davanın reddini savunmuştur.
İlk Derece Mahkemesinin Kararı:
6. Ankara 18. Asliye Hukuk Mahkemesinin 17.05.2016 tarihli ve 2015/511 E., 2016/236 K. sayılı kararı ile; eldeki davadaki uyuşmazlığın ticarî nitelikli eser sözleşmesinden kaynaklandığı, davacı kooperatifin 6102 sayılı Türk Ticaret Kanunu’nun (TTK) 124/1. ve 16. maddesine göre tacir sayıldığı, davalının da Ankara Ticaret Odası Ticaret Sicili Müdürlüğünde 199590 ticaret sicil numarasında kayıtlı olup, TTK’nın 12/1. maddesine göre tacir sayıldığı, davanın tarafların ticaret işletmesiyle ilgili olduğu gibi her iki taraf da tacir olduğundan TTK’nın 4/1. maddesine göre ticarî dava olduğu, davaya bakma görevinin TTK’nın 5/1. maddesine göre Asliye Ticaret Mahkemesine ait olduğu, mahkemenin görevli olmasının dava şartı olduğu ve eldeki davada dava şartının yerine getirilmediği gerekçesiyle 6100 sayılı Hukuk Muhakemeleri Kanunu’nun (HMK) 114/1-c ve 115/1-2. maddeleri gereğince davanın usulden reddine karar verilmiştir.
Özel Daire Bozma Kararı:
7. Mahkemenin yukarıda belirtilen kararına karşı süresi içinde davacı vekili temyiz isteminde bulunmuştur.
8. Yargıtay (Kapatılan) 23. Hukuk Dairesinin 29.05.2019 tarihli ve 2016/5646 E., 2019/2469 K. sayılı kararı ile;
“…Kooperatiflar Kanunu'nun 1. maddesi gereğince kooperatif, ortaklarının belirli ekonomik menfaatlerini ve özellikle meslek veya geçimlerine ait ihtiyaçlarını işgücü ve parasal katkılarıyla karşılıklı yardım, dayanışma ve kefalet suretiyle sağlayıp korumak amacıyla gerçek ve tüzel kişiler tarafından kurulan değişir ortaklı ve değişir sermayeli ortaklıklar olup, tacir sıfatına haiz değildir. Bu itibarla uyuşmazlığı çözme görevi Asliye Hukuk Mahkemesine ait olup, mahkemece yargılamaya devam edilerek esas hakkında karar verilmesi gerekirken görev dava şartı noksanlığı nedeniyle davanın reddine karar verilmesi doğru görülmemiştir…” gerekçesiyle karar oy çokluğu ile bozulmuştur.
Direnme Kararı:
9. Ankara 18. Asliye Hukuk Mahkemesinin 19.11.2019 tarihli ve 2019/423 E., 2019/535 K. sayılı kararı ile; önceki kararın gerekçesi ve bozma kararındaki karşı oy görüşü aynen tekrarlanmak suretiyle direnme kararı verilmiştir.
Direnme Kararının Temyizi:
10. Direnme kararı süresi içinde davacı vekili tarafından temyiz edilmiştir.
II. UYUŞMAZLIK
11. Direnme yolu ile Hukuk Genel Kurulu önüne gelen uyuşmazlık; davacı ... ile davalı ... Yapı Tasarım- ... arasında görülen eldeki davada; görevli mahkemenin asliye hukuk mahkemesi mi, yoksa asliye ticaret mahkemesi mi olduğu noktasında toplanmaktadır.
III. GEREKÇE
12. Bilindiği üzere görev, HMK’nın 1. maddesinde; “Mahkemelerin görevi, ancak kanunla düzenlenir. Göreve ilişkin kurallar, kamu düzenindendir” şeklinde düzenlenmiştir. Usul Hukuku açısından görev, bir yargı yerinin davanın konusu yönünden yetkili olması durumudur. Birden çok yargı düzeninin bulunması veya bir yargı düzeni içinde birden çok yargı yerinin yer alması yargı düzenleri veya aynı yargı düzeni içindeki yargı yerleri arasında görev dağılımı sorununa sebep olabilir. Hem adlî yargıda, hem de idari yargıda görev alanının belirlenmesi kamu düzeni ile ilgilidir. Taraflar aralarında anlaşsalar bile bir mahkemenin görev alanını değiştiremezler. Görevsizlik itirazı yapılmadan da mahkeme kendiliğinden görev konusunu inceleyerek bu konudaki kararını verir (Türk Hukuk Lûgatı, Türk Hukuk Kurumu, Cilt I, Ankara 2021, s. 425).
13. Dava şartlarının neler olduğu HMK’nın 114. maddesinde belirtilmiş olup, anılan düzenlemenin 1. bendinin (c) alt bendinde mahkemenin görevli olması dava şartı olarak düzenlenmiştir. Görev kuralları kamu düzenine ilişkin olup, bir dava ancak görevli mahkemece incelenebilir. Mahkeme her şeyden önce görevli olmalıdır. Görevsiz mahkemede açılan davanın dava şartı yokluğundan usulden reddi gerekir (Pekcanıtez, Hakan/Özekes, Muhammet/ Akkan, Mine/ Taş Korkmaz, Hülya: Medeni Usul Hukuku, Cilt II, İstanbul 2017, s. 930).
14. Bu noktada uyuşmazlık bakımından asliye ticaret mahkemesi ile asliye hukuk mahkemesinin görev ayrımı önem taşıdığından “ticarî dava” kavramına değinmekte fayda vardır.
15. Her iki tarafın ticarî işletmesiyle ilgili hususlardan doğan hukuk davaları ile tarafların tacir olup olmadıklarına bakılmaksızın Türk Ticaret Kanunu’nda öngörülen ve bu Kanun’un 4. maddesinde belirtilen diğer düzenlemelerden doğan hukuk davaları “ticarî dava” sayılır (Türk Hukuk Lûgatı, Türk Hukuk Kurumu, Cilt I, Ankara 2021, s. 1106).
16. Ticarî davalar; mutlak ticarî davalar, nispi ticarî davalar ve yalnızca bir ticarî işletmeyle ilgili olmasına rağmen ticarî nitelikte kabul edilen davalar olmak üzere üç gruba ayrılır.
17. Mutlak ticarî davalar, tarafların tacir olup olmadığına ve işin ticarî bir işletmeyi ilgilendirip ilgilendirmediğine bakılmaksızın ticarî sayılan davalardır. Mutlak ticarî davalar, TTK’nın 4/1. maddesinde bentler hâlinde sayılmıştır. Bunlar yanında Kooperatifler Kanunu m. 99, İcra ve İflas Kanunu m. 154, Finansal Kiralama Kanunu m. 31, Ticarî İşletme Rehni Kanunu m. 22 gibi bazı özel kanunlarda belirlenmiş ticarî davalar da bulunmaktadır. Bu gruptaki davaların ticarî dava sayılabilmesi için taraflarının tacir olması veya ticarî işletmeleriyle ilgili olması gibi şartlar aranmaz. TTK’nın 4/1. bendinde sınırlı olarak sayılan davalar arasında yer alması veya özel kanunlarda ticarî dava olarak nitelendirilmesi yeterlidir. Bu davalar kanun gereği ticarî dava sayılan davalardır.
18. Nispi ticarî davalar, her iki tarafın ticarî işletmesiyle ilgili olması hâlinde ticarî nitelikte sayılan davalardır. TTK’nın 4/1. maddesine göre, her iki tarafın ticarî işletmesiyle ilgili hususlardan doğan ve iki tarafı da tacir olan hukuk davaları “ticarî dava” sayılır. Bu hükme göre bir davanın ticarî dava sayılabilmesi için, hem iki tarafın ticarî işletmesini ilgilendirmesi hem de iki tarafın tacir olması gereklidir. Bu şartlar birlikte bulunmadıkça, uyuşmazlık konusunun ticarî iş niteliğinde olması veya ticarî iş karinesi sebebiyle diğer taraf için de ticarî iş sayılması davanın ticarî dava olması için yeterli değildir. Ticarî iş karinesinin düzenlendiği TTK’nın 19/2. maddesi uyarınca, taraflardan biri için ticarî iş sayılan bir işin diğeri için de ticarî iş sayılması, davanın niteliğini ticarî hâle getirmez. TTK, kanun gereği ticarî dava sayılan davalar haricinde, ticarî davayı ticarî iş esasına göre değil, ticarî işletme esasına göre belirlemiştir.
19. Üçüncü grup ticarî davalar, yalnızca bir tarafın ticarî işletmesini ilgilendiren havale, vedia ve fikri haklara ilişkin davalardır. Yukarıda açıklandığı üzere bir davanın ticarî dava sayılması için kural olarak ya mutlak ticarî davalar arasında yer alması ya da her iki tarafın ticarî işletmesiyle ilgili bulunması gerekirken havale, vedia ve fikri haklara ilişkin davaların ticarî nitelikte sayılması için yalnızca bir yanın ticarî işletmesiyle ilgili olması TTK’da yeterli görülmüştür.
20. 6335 sayılı Türk Ticaret Kanunu ile Türk Ticaret Kanununun Yürürlüğü ve Uygulama Şekli Hakkında Kanunda Değişiklik Yapılmasına Dair Kanun’un 2. maddesi ile değişik TTK’nın 5. maddesinin 1. fıkrası;
“Aksine hüküm bulunmadıkça, dava olunan şeyin değerine veya tutarına bakılmaksızın, asliye ticaret mahkemesi tüm ticarî davalar ile ticarî nitelikteki çekişmesiz yargı işlerine bakmakla görevlidir”
5. maddesinin 3. fıkrası;
“Asliye ticaret mahkemesi ile asliye hukuk mahkemesi ve diğer hukuk mahkemeleri arasındaki ilişki görev ilişkisi olup, bu durumda göreve ilişkin usul hükümleri uygulanır”
şeklinde düzenlenmiştir.
21. Anılan TTK’nın 5/3. maddesinde yapılan düzenleme ile asliye hukuk mahkemeleri ile asliye ticaret mahkemeleri arasındaki ilişki görev ilişkisi hâline gelmiştir. Bu değişiklikten sonra, ticarî davalara sadece asliye ticaret mahkemeleri bakacaktır. 6335 sayılı Kanun ile yapılan göreve ilişkin bu değişiklik 6335 sayılı Kanun’un geçici 9. maddesi gereğince 01.07.2012 tarihinden önce açılmış olan davalara uygulanmaz (Börü, Levent/ Koçyiğit, İlker; Ticari Dava, 2. Baskı, Ankara 2021, s. 894-895).
22. Asliye ticaret mahkemesi ile asliye hukuk mahkemesi ve diğer hukuk mahkemeleri arasındaki ilişki görev ilişkisi olduğundan, göreve ilişkin usul hükümlerinin uygulanmasını gerektirir. Buna göre asliye ticaret mahkemesi bulunan bir yargı çevresinde dava asliye hukuk mahkemesinde açılmış olursa, mahkeme görevli olup olmadığını kendiliğinden veya tarafların itirazı üzerine hüküm verilinceye kadar inceleyerek görevsizlik kararı verebilmelidir (Börü/Koçyiğit, s. 895).
23. Gelinen aşamada, “kooperatiflerin/yapı kooperatiflerinin tacir sayılıp sayılmayacağına” ilişkin düzenlemeleri açıklamak gereklidir.
24. Kooperatifler Kanunu’nun 99. maddesi gereğince anılan Kanun’da düzenlenen hususlardan doğan hukuk davaları, tarafların tacir olup olmadıklarına bakılmaksızın ticarî dava sayılır. Buradan hareketle 6102 sayılı Türk Ticaret Kanunu’nun (6102 sayılı TTK) 4. maddesinde düzenlenen mutlak ticarî davanın kapsamı içerisine, Kooperatifler Kanunu’nda düzenlenen hususlardan doğan davalar da dâhildir. Mutlak ticarî davaların belirlenmesinde aranan kriter kanunî düzenleme olup tarafların sıfatları ile yargılama konusu işlemin niteliği bu belirlemede önem arz etmemektedir. Bu itibarla Kooperatifler Kanunu’nun 99. maddesi gereğince anılan Kanun’da düzenlenen hususlardan doğan hukuk davalarının, tarafların tacir olup olmadıklarına veya dava konusunu oluşturan vakıanın ticarî iş olup olmadığına bakılmaksızın ticarî dava sayılacağı açıktır (Börü/Koçyiğit, s. 33, 52).
25. 1163 sayılı Kanun ile 6102 sayılı TTK’da yer alan yasal düzenlemeler ile anılan düzenlemelere ilişkin kanun koyucunun iradesini ortaya koyan gerekçeler nazara alındığında; kooperatiflerin nitelikleri itibariyle ticaret şirketi ve bir ticarî işletmenin işletilmesi kriterinden bağımsız olarak tacir oldukları açıktır. Bu açık kanun hükümleri karşısında ticaret siciline tescili zorunlu olan, ancak bu şekilde tüzel kişilik kazanabilen, ticarî defterler tutan, ortaklarının sermaye koyma borcu bulunan, şirketler ile birlikte düzenleme yapılıp birleşme, bölünme ve tür değiştirme şartları düzenlenen ve iflasa tabi olan kooperatiflerin ticaret şirketi ve tacir sayılmaları gerekmektedir.
26. Nitekim kooperatiflerin/yapı kooperatiflerinin TTK kapsamında tacir/ticaret şirketi olduklarına dair bu hususlar Yargıtay İçtihadı Birleştirme Büyük Genel Kurulunun 12.11.2021 tarihli ve 2020/2 E., 2021/3 K. sayılı kararında açıkça vurgulanmıştır.
27. Yapılan tüm bu açıklamalar doğrultusunda somut olay değerlendirildiğinde; Yargıtay İçtihadı Birleştirme Büyük Genel Kurulunun 12.11.2021 tarihli ve 2020/2 E., 2021/3 K. sayılı kararında da belirtildiği üzere davacı SS. Ünsal Konut Yapı Kooperatifinin TTK kapsamında tacir/ticaret şirketi; davalı ... Yapı Tasarım/...’in ise ticaret sicilinde kaydı bulunan gerçek kişi tacir olduğu, dolayısıyla eldeki davanın taraflarının tacir olup uyuşmazlığın da tarafların ticarî işletmesinden kaynaklandığı anlaşılmakla davaya bakma görevinin ticaret mahkemesine ait olduğunun kabul edilmesi gerekir.
28. Hâl böyle olunca; Ankara 18. Asliye Hukuk Mahkemesince TTK’nın 4/1. maddesi uyarınca eldeki davaya bakma görevinin ticaret mahkemesine ait olduğu gerekçesiyle görevsizlik nedeniyle davanın HMK’nın 114/1-c ve 115/1-2. maddeleri gereğince usulden reddine ilişkin olarak verilen direnme kararı usul ve yasaya uygun olup, yukarıda açıklanan genişletilmiş gerekçeyle onanmalıdır.
IV. SONUÇ :
Açıklanan nedenlerle;
Davacı vekilinin temyiz itirazlarının reddi ile direnme kararının GENİŞLETİLMİŞ GEREKÇEYLE ONANMASINA,
Harç peşin alındığından harç alınmasına yer olmadığına,
6217 sayılı Kanun’un 30. maddesi ile 6100 sayılı Hukuk Muhakemeleri Kanunu’na eklenen “Geçici madde 3” atfıyla uygulanmakta olan 1086 sayılı Hukuk Usulü Muhakemeleri Kanunu'nun 440/III-3. maddesi uyarınca karar düzeltme yolu kapalı olmak üzere,15.11.2022 tarihinde oy birliği ile karar verildi.
Eşleştirme iki kanıta dayanır: kararın kendi metnindeki madde atfı ve şerh kitaplarının o kararı hangi maddenin altında bastığı. Otomatik üretilmiştir, hukuki tavsiye değildir; kararın güncelliğini ve sonraki içtihat değişikliklerini ayrıca denetleyin.
Bu Maddeyle İlgili Sınav Sorusu
Genel
6102 sayılı Türk Ticaret Kanunu'nun tacir sıfatına ilişkin düzenlemeleri çerçevesinde, aşağıdaki süjelerden hangisi tacir olarak nitelendirilemez?
A) Kâr amacı gütmeksizin, üyelerine uygun fiyatlı konaklama sağlamak için bir misafirhane işleten bir memur derneği
B) Kuruluş senedindeki amacını gerçekleştirmek üzere bir otopark işleten ve gelirinin tamamını bu amaca harcayan bir sağlık vakfı
C) Doğrudan doğruya şehir içi otobüs taşımacılığı hizmeti sunan bir il belediyesi
D) Esnaf faaliyeti sınırlarını aşan düzeyde bir pastane işleten gerçek kişi Suna
E) Bir anonim şirket
Bu maddeyle ilgili 22 soru daha var!
Soruların tamamını çözmek, açıklamalı cevapları görmek ve Hukuksal Eğitim yapay zeka asistanı ile çalışmak için platforma katılın.