6102 sayılı Türk Ticaret Kanunu Madde 11

Türk Ticaret Kanunu 11. maddesi, Hukuksal Eğitim mevzuat kütüphanesinde tam metin olarak yayımlanmıştır. Aşağıda maddenin tam metni, maddeyle eşleşen yüksek mahkeme kararları ve bu maddeden çıkmış sınav soruları yer alır. Ham metin için adresin sonuna /raw ekleyin.

Madde Metni

MADDE 11- (1) Ticari işletme, esnaf işletmesi için öngörülen sınırı aşan düzeyde gelir sağlamayı hedef tutan faaliyetlerin devamlı ve bağımsız şekilde yürütüldüğü işletmedir. (2) Ticari işletme ile esnaf işletmesi arasındaki sınır, Cumhurbaşkanı kararıyla belirlenir.[9] (3) Ticari işletme, içerdiği malvarlığı unsurlarının devri için zorunlu tasarruf işlemlerinin ayrı ayrı yapılmasına gerek olmaksızın bir bütün hâlinde devredilebilir ve diğer hukuki işlemlere konu olabilir. Aksi öngörülmemişse, devir sözleşmesinin duran malvarlığını, işletme değerini, kiracılık hakkını, ticaret unvanı ile diğer fikrî mülkiyet haklarını ve sürekli olarak işletmeye özgülenen malvarlığı unsurlarını içerdiği kabul olunur. Bu devir sözleşmesiyle ticari işletmeyi bir bütün hâlinde konu alan diğer sözleşmeler yazılı olarak yapılır, ticaret siciline tescil ve ilan edilir. B) Tacir I - Gerçek kişiler 1. Genel olarak

Bu Maddeyle İlgili Yüksek Mahkeme Kararları

21 karar eşleşti
23. Hukuk Dairesi, 2015/6390 E., 2016/3589 K.
yüksek eşleşmeKarar metninde maddeye atıf varTicaret Mahkemesi
TTK'nın 11. madde (6102 sayılı TTK 11.madde) hükmüne göre, ticarethane veya fabrika (md.12), yahut ticari şekilde işletilen diğer müesseseler (md.13) ticari işletme sayılır.
23. Hukuk Dairesi         2015/6390 E.  ,  2016/3589 K. "İçtihat Metni" MAHKEMESİ :Ticaret Mahkemesi Vek. Av. ... Taraflar arasındaki alacak davasının yapılan yargılaması sonunda ilamda yazılı nedenlerden dolayı davanın usulden reddine yönelik olarak verilen hüküm süresi içinde davacı vekilince temyiz edilmiştir. Dava, taraflar arasındaki eser sözleşmesinin feshi sebebiyle ödenen bedelin istirdadı ve manevi tazminatın tahsili istemine ilişkin olup, temyiz inceleme görevi Yargıtay 15. Hukuk Dairesi'ne aittir. Ne var ki dosya, Yargıtay Hukuk İş Bölümü İnceleme Kurulu'nun 14.07.2015 tarih ve .... sayılı kararıyla Dairemize gönderilmiştir. 6644 sayılı Kanun ile değişik, 2797 sayılı Yargıtay Kanunu'nun 60/3. maddesi uyarınca, kurul tarafından verilen karar kesin olduğundan dosya incelendi, gereği konuşulup düşünüldü. -KARAR- Davacı vekili, müvekkili şirket ile davalı şirket arasında 06.01.2014 tarihinde .... imzalandığını, bu sözleşme ile davalı tarafın, müvekkili şirketin katılacağı ve tanıtılacağı 30.01.2014-02.02.2014 tarihleri arasında düzenlenecek olan ....ı'nda müvekkilince kullanılacak standın imalatı, kurulumu, malzeme temini, montajı ile sökümü işlerini yapmayı üstlendiğini, bu sözleşmenin, davalı tarafın müvekkiline gönderdiği 26.12.2013 tarih ve 2013.12.65 sayılı teklife dayanılarak imzalandığını, bu teklif ve sözleşme uyarınca, davalının, malzemeleri fuar süresince müvekkiline kullandırmak, ayrıca logolar ve görselleri projeye uygun olarak uyarlamakla sorumlu olduğunu, müvekkili şirketin sözleşmenin 10.1. maddesi uyarınca ödemeyi davalıya banka aracılığı ile yaptığını, ancak davalı tarafın, müvekkilince gönderilen logo ve görselleri dijital ortamda müvekkilinin onayını aldıktan sonra baskıya vermesi gerekirken bunu yapmadan baskıya verdiğini, baskıdan çıkan logo ve görsellerin hatalı, yamuk ve üçüncü sınıf kalitede olduğunu, fuara bir gün kala bu durumun yaşanması üzerine, müvekkilinin logo ve görselleri ......'a bastırmak ve fuar alanına uygulatmak zorunda kaldığını, bu nedenle Yazmat Mabaacılık'a 4.248,00 TL ek ödeme yapıldığını ve bu şekilde fuara yetiştirildiğini, ayrıca, davalı tarafın sözleşme gereğince tedarik etmesi gereken bar sandalyelerinin kırık ve eksik olduğunu, televizyon ünitesinin DVD'sinin bozuk olduğunu, stand kurulumunda kullanılan malzemelerin üzerinde de çatlaklar, ayak izleri, boya aşınmaları mevcut olduğunu, bu malzemelerin başkaları tarafından daha önce kullanılmış olduğunu, bu malzemelerin de fuara bir gün kala müvekkili çalışanlarınca çalışılarak düzeltildiğini ve fuara yetiştirildiğini, müvekkilinin fuarda bu eksiklikler nedeniyle itibar kaybına uğradığını, davalı tarafın sözleşmeye aykırı olarak ayıplı mal ve hizmet verdiğini, bu nedenle müvekkilince noter kanalıyla gönderilen ihtarname ile .../... S.2 sözleşmenin feshedilerek, sözleşme uyarınca ödenen 4.130,00 TL ile ....a ödenen 4.248,00 TL'nin ödenmesinin talep edildiğini, ihtarnamenin 10.02.2014 tarihinde tebliğ olduğunu, davalı tarafça verilen cevabi ihtarname ile kalan ödemenin fatura ile talep edildiğini, müvekkili şirket tarafından bu faturanın iade edildiğini, davalının sözleşmeye aykırı olarak ayıplı ve eksik ifada bulunduğunu, bu nedenle sözleşme gereğince müvekkilince ödenen bedeli iade ile yükümlü olduğunu, ayrıca ayıplı ifa nedeniyle üçücü kişi durumunda olan .... ödemek zorunda kalınan miktarı da müvekkiline ödemesi gerektiğini, TMK'nın 950. maddesi uyarınca, davalı tarafın müvekkiline teslim ettiği malzemeler üzerinde müvekkilinin hapis hakkı sahibi olduğunu ve bunların müvekkiline ait otelde tutulduğunu ileri sürerek, 5.000,00 TL manevi tazminatın ve 4.310,00 TL ile 4.248,00 TL'nin 10.02.2014 tarihinden itibaren işleyecek ticari faiziyle birlikte davalıdan tahsilini talep ve dava etmiştir. Davalı vekili, müvekkili şirket ile davacı arasında imzalanan sözleşme uyarınca müvekkilince yapılması üstlenilen işlerin yapımı için iç mimar ....'ın görevlendirildiğini, ancak davacı şirketin görsellerle ilgili bir takım bilgileri müvekkiline geç ulaştırdığını, fuarın açılmasına saatler kala renk değişimi talebinde bulunduğunu, ayrıca stand içeriklerinde de değişiklikler istediğini, müvekkilinin müşterisini memnun etmek için fazladan malzeme harcayarak ve iş gücü sarfederek yeni rengi standa uyguladığını, davacı şirketin kendi iç ilişkilerindeki anlaşmazlıklar yüzünden devamlı stand yapımı ve diğer işlemler ile ilgili değişiklikler yapılmasını istediğini, bu talebin fuarın başlamasına 24 saatten az bir süre kala gelmesi nedeniyle yapılamayacağının davacı şirkete bildirildiğini, sözleşmenin 7.2. maddesinde, stand kurulumunda ortaya çıkan kusurlu ve noksan işlerin müvekkiline bildirilmesi ve verilecek makul sürede bu eksikliklerin düzeltileceğinin hüküm altına alındığını, ancak müvekkiline herhangi bir süre verilmediğini, davacı şirketin dava dilekçesinde belirttiği tüm eksikliklerin yapıldığını, davacı şirket ile müvekkili şirket arasında muaccel olmuş herhangi bir borç bulunmadığını savunarak, davanın reddi ile müvekkiline ait malzemelerin iadesini, müvekkilinin uğradığı zararların tespiti ile tazminini istemiştir. Mahkemece, iddia, savunma ve dosya kapsamına göre; taraflar arasında fuar stand sözleşmesi yapıldığı,sözleşme uyarınca, davacının, davalının kusurundan dolayı uğradığını iddia ettiği zararların tahsilini istediği, somut olayın hukuki yönden değerlendirmesi sonucunda, talebin, TBK'da yer alan ücret karşılığı bir şeyin, karşı tarafın kullanımına tahsis edilmesi şeklinde gelişen kira ilişkisinden kaynaklandığı, kira sözleşmesinden kaynaklanan uyuşmazlıklarda 6100 sayılı HMK'nın 4/1-a. maddesi uyarınca Sulh Hukuk Mahkemesi'nin görevli olduğu, görev hususunun yargılamanın her aşamasında mahkemece re'sen gözetilmesi gerektiği, anılan yasa hükmü uyarınca mahkemenin davaya bakmakta görevli olmadığı gerekçesiyle, davanın, mahkemenin görevsizliği nedeniyle usulden reddine karar verilmiştir. Kararı, davacı vekili temyiz etmiştir. Dava, taraflar arasındaki 06.01.2014 tarihli .... Sözleşmesi'nin feshi sebebiyle ödenen bedelin istirdadı ve manevi tazminatın tahsili istemine ilişkindir. Fuar stand sözleşmesinin "Sözleşmenin Konusu" başlıklı 1.1. maddesi, "Sözleşme konusu iş, ....'ın inşa edeceği,.... firmasına ait fuar standı teklifi kapsamındaki .../... S.3 imalat, kurulum, malzeme temini ve yerine montaj ile sökümünün .... tarafından yapılması işidir. Adı geçen işlerin tümü işbu sözleşmenin konusu olup, bu işlerin tümü sözleşme kapsamı içerisinde ve ekteki iş programı çerçevesinde yapılacaktır." hükmünü içermekte olup, 26.12.2013 tarihli, davalı tarafça gönderilen teklif mektubunda bir kısım oturma grubu, desk, tabure gibi eşyaların da hazırlanan stand kapsamında yer alacağının teklif edildiği anlaşılmıştır. Yargıtay Hukuk Genel Kurulu'nun 06.04.2010 tarih ve ..... sayılı ilamında açıklandığı üzere, 6098 sayılı TBK'nın 470. maddesinde eser sözleşmesi; "Eser sözleşmesi, yüklenicinin bir eser meydana getirmesi, iş sahibinin de bunun karşılığında bir bedel ödemeyi üstlendiği sözleşmedir." olarak tanımlanmıştır.Bu hükme göre; yüklenici, eser sözleşmesinin konusu olan şeyi imal etmeyi (meydana getirmeyi) taahhüt eden ve imal ettiği şeyi de (eseri) iş sahibine teslim etme yükümlülüğü altına giren kişi ya da kuruluştur. İş sahibi ise, sözleşmeye konu olan eseri bedeli karşılığında imal ettiren ve imal edilen eseri teslim almakta menfaati olan gerçek veya tüzel kişiler veya iş ortakları ya da gruplaşmış müesseselerdir (....). Bu tanıma göre eser sözleşmesinin unsurlarını; eser imal etme, ücret, taraflar arasında anlaşma ve sözleşmenin şekli olarak belirlemek mümkündür. Eser sözleşmesi bir iş görme sözleşmesi olmakla birlikte, bu sözleşmede önemli olan çalışmanın kendisinden çok, bu çalışmadan ortaya çıkan ve objektif olarak gözlenmesi kabul olan sonuçtur. Bugün için artık söz konusu sonucun mutlaka maddi bir şeyde kendisini göstermesi gerekmediği görüşü gerek öğretide ve gerekse uygulamada baskın bulunmaktadır. İnsan emeği ürünü olmak ve maddi bir varlıkta devamlı olarak kendini göstermek kaydıyla, maddi olmayan şeylerin, örneğin fikri çalışma ürünlerinin dahi eser kavramı içine gireceği kabul edilmektedir. Bir yapı planı çizilmesi, bir kitap yazılması, bir tablo yapılması, yeni bir buluşun uygulanması suretiyle bir şey vücuda getirilmesi, bir film için senaryo hazırlanması gibi. Giderek, insan emeği ürünü olup bir bütün görünüşünü arz eden ve iktisadi değeri bulunan her hukuki varlık, maddi nitelikte olsun veya olmasın, bir eser sayılmaktadır. Başka bir deyişle, objektif olarak tespiti mümkün olan belirli bir maddi veya maddi olmayan sonucun meydana getirilmesi, istisna akdinin konusunu oluşturabilir. Bu suretle İsviçre Mahkeme içtihatları şu hallerde bir istisna akdinin varlığını kabul etmektedirler. Bir gazeteye bir ilan konulması, radyo, televizyon reklâmları, ışıkla reklâm, bir reklâm kampanyasının bir müşavir tarafından planlanması, bir mağaza vitrinin düzenlenmesi, bir sanatçının radyoda bir tek konser vermesi, ücret karşılığı seyredilen havai fişek gösterisi, kızak yarışı, bisiklet yarışı düzenlenmesi, sinemada film gösterilmesi, şefiyle sözleşme yapılarak tutulan ve akitte kimlikleri belirtilmeyen diğer çalgıcılarının ücretleri şef tarafından verilen bir dans orkestrasının bir lokalde çalışması, bir yarış atının eğitilmesi, bütün bu hallerde maddi bir şey imalini veya böyle bir şeyin değiştirilmesini gerektirmeyen, fakat bir insan emeğinin tek bir bütün görüntüsünü taşıyan sonuçları karşısında bulunulmaktadır (....). Öte yandan, davalı gerçek kişi olup, mahkemece tacir olup olmadığı hususunda herhangi bir inceleme ve araştırma yapılmamıştır. .../... S.4 26.06.2012 tarih ve 6335 sayılı Kanun'un 2. maddesi ile değiştirilen 6102 sayılı TTK'nın 5. maddesinde, aksine hüküm bulunmadıkça, dava olunan şeyin değerine veya tutarına bakılmaksızın Asliye Ticaret Mahkemesi tüm ticari davalar ile ticari nitelikteki çekişmesiz yargı işlerine bakmakla görevli olup, Asliye Ticaret Mahkemeleri ile Asliye Hukuk Mahkemeleri arasındaki ilişkinin görev ilişkisi olduğu düzenlenmiştir. Bir yerde asliye ticaret mahkemesi bulunduğu takdirde, Asliye Hukuk Mahkemesinin görevi içinde bulunan ve anılan yasanın 4. maddesi hükmünce ticari sayılan davalara ve özel hükümler uyarınca ticaret mahkemesinde görülecek diğer işlere asliye ticaret mahkemesinde bakılacağı da hüküm altına alınmıştır. Somut olayda uyuşmazlık, dava tarihi itibariyle yürürlükte bulunan 6098 sayılı TBK'nun 470. vd. maddelerinde düzenlenen eser sözleşmesinden kaynaklanmıştır. Anılan bu tür uyuşmazlıklar 6102 sayılı TTK'nın 4. maddesinde tahdidi olarak sayılan mutlak ticari davalardan değildir. Yargıtay 11. Hukuk Dairesi'nin 22.09.2008 tarih ve .... sayılı ilamında da açıklandığı üzere; TTK'nın 11. madde (6102 sayılı TTK 11.madde) hükmüne göre, ticarethane veya fabrika (md.12), yahut ticari şekilde işletilen diğer müesseseler (md.13) ticari işletme sayılır. Bir ticari işletmeyi, kısmen de olsa kendi adına işleten kimseye tacir denir (md.14) (6102 sayılı TTK 12.m). Esnaf’ın tanımı 17. maddede yapılmış ve bunların tacir olmadıkları vurgulanmıştır. Esnaf’ın yaptığı işin hacim ve ehemmiyeti, ticari muhasebeyi gerektirdiği ve ona ticari veya sınai bir müessese şekil ve mahiyeti verdiği taktirde, bu müessesenin de ticari işletme sayılacağı 13. maddede hüküm altına alınmıştır. Bir kimsenin Vergi Usul Kanunu’na göre esnaf sayılması, TTK yönünden de esnaf kabul edilmesini gerektirmez. Ticari işletmenin, ticaret siciline kayıtlı olmaması, diğer anlatımla esnaf odasına kayıtlı olması, bu işletme sahibinin tacir sayılmamasını gerektirmez ve tacir olmamanın kesin bir kanıtı da değildir. Vergi mükellefi olup olmamak da tacir-esnaf ayrımında kesin bir ölçüt olarak değerlendirilmez. TTK'nın 17. maddesi (6102 sayılı TTK 15. madde) uyarınca, iktisadi faaliyeti, nakdi sermayesinden ziyade, bedeni çalışmasına dayanan ve kazancı ancak geçimini sağlamaya yetecek derecede az olan sanat ve ticaret sahipleri esnaftır. 11.06.2002 tarih ve 24782 sayılı Resmi Gazete’de yayınlanan.... Kanunu'nun 3. maddesindeki “Sanayici” tanımının kapsamına girenler ile TTK'nın 17. maddesi (6102 sayılı TTK 15. madde) dışında kalanların esnaf ve sanatkar sayılmayacağı belirtilmiştir. Diğer yandan, TTK'nın 1463. maddesinde de (6102 sayılı TTK 11/2. madde), önce 17. maddeye gönderme yapılarak, 507 S.K. hükümlerinin saklı tutulduğu belirtildikten sonra "Bakanlar Kurulu'nun bu konuda kararname çıkarması halinde onlarda gösterilen miktardan aşağı gayrisafi geliri bulunan sanat ve ticaret erbabından başka hiç kimse kanunun 17. maddesinde tarif edilen esnaftan sayılamaz" denmek suretiyle tacir veya esnafın hangi kriterlere göre saptanacağı açık bir biçimde gösterilmiştir. Gerçekten, 19.02.1986 tarih ve 19024 sayılı Resmi Gazete'de yayınlanan 25.01.1986 tarihli Bakanlar Kurulu Kararı ile .../... S.5 TTK'nın 1463. maddesine göre esnaf ve küçük sanatkar ile tacir ve sanayicinin ayrımına dair esaslar tespit edilmiştir. (21.07.2007 tarih ve 26589 sayılı Resmi Gazete'de yayınlanan 18.06.2007 tarihli Bakanlar Kurulu Kararı ile TTK'nın 1463. maddesine göre esnaf ve küçük sanatkar ile tacir ve sanayicinin ayrımına dair esaslar tespit edilmiştir.) Buna göre; 1-Koordinasyon kurulunca tespit ve yayınlanacak esnaf ve küçük sanatkar kollarına dahil olup da gelir vergisinden muaf olanlar ile kazançları götürü usulde vergilendirilenler ve işletme hesabına göre defter tutanlardan iktisadi faaliyetleri nakdi sermayesinden ziyade, bedeni çalışmalarına dayanan ve kazançları ancak geçimlerini sağlamaya yetecek derecede az olan ve Vergi Usul Kanunu'nun 177. maddesinin 1. fıkrasının 1 ve 3 no'lu bentlerinde yer alan limitlerin yarısını, iki numaralı bendinde yazılı nakdi limitin tamamını aşmayanların esnaf ve küçük sanatkar, 2-Vergi Usul Kanunu’na istinaden birinci sınıf tacir sayılan ve bilanço esasına göre defter tutanlar ile işletme hesabına göre defter tutan ve birinci maddede belirtilenlerin dışında kalanların tacir ve sanayici sayılmaları kararlaştırılmıştır. Bu durumda mahkemece, 6102 sayılı TTK'nın 11/2. maddesi uyarınca çıkarılan en son tarihli Bakanlar kurulu kararı araştırıldıktan sonra, davalının tacir sıfatının bulunmadığının tespiti durumunda, uyuşmazlık her iki tarafın ticari işletmesi ile ilgili hukuk davası (nispi ticari dava) niteliğinde bulunmadığı ve Asliye Hukuk Mahkemesi'nin görevli olduğu ve davanın, 28.05.2014 tarihinde yürürlüğe giren 6562 sayılı Tüketicinin Korunması Hakkındaki Kanun'un yürürlük tarihinden önce açıldığı gözetilerek, HMK'nın 114/1-c ve 115/2. maddeleri uyarınca, davanın usulden reddine, davalının tacir sıfatının bulunduğunun belirlenmesi halinde ise davanın nispi ticari dava niteliğinde bulunduğu gözetilerek uyuşmazlığın esasının incelenmesi ve sonucuna göre bir karar verilmesi gerekirken, yanılgılı gerekçe ile yazılı şekilde hüküm kurulması doğru olmamıştır. SONUÇ: Yukarıda açıklanan nedenlerle, davacı vekilinin temyiz itirazlarının kabulü ile hükmün, davacı yararına BOZULMASINA, peşin alınan harcın istek halinde iadesine, kararın tebliğinden itibaren 15 gün içerisinde karar düzeltme yolu açık olmak üzere, 13.06.2016 tarihinde oybirliğiyle karar verildi.

Diğer kararlar (4)

12. Hukuk Dairesi, 2024/170 E., 2024/5198 K.
orta eşleşmeKarar metninde maddeye atıf varİzmir Bölge Adliye Mahkemesi 8. Hukuk Dairesi
tam metni aç
Buna göre, “Ticari işletme, esnaf işletmesi için öngörülen sınırı aşan düzeyde gelir sağlamayı hedef tutan faaliyetlerin devamlı ve bağımsız şekilde yürütüldüğü işletmedir” (TTK md.
12. Hukuk Dairesi         2024/170 E.  ,  2024/5198 K. "İçtihat Metni" MAHKEMESİ : İzmir Bölge Adliye Mahkemesi 8. Hukuk Dairesi Yukarıda tarih ve numarası yazılı Bölge Adliye Mahkemesince verilen kararın müddeti içinde temyizen tetkiki alacaklı tarafından istenmesi üzerine bu işle ilgili dosya daireye gönderilmiş olup, dava dosyası için Tetkik Hakimi ... tarafından düzenlenen rapor dinlendikten ve dosya içerisindeki tüm belgeler okunup incelendikten sonra işin gereği görüşülüp düşünüldü: Alacaklı tarafından bonoya dayalı olarak kambiyo senetlerine mahsus haciz yolu ile başlatılan takipte, borçlunun örnek 10 numaralı ödeme emrinin tebliği üzerine yasal süresi içerisinde icra mahkemesine başvurusunda, yetkiye, imzaya ve borca itiraz edildiği, İlk Derece Mahkemesince, borçlunun tacir kaydının bulunmadığı ve fiilen tacir olduğuna ilişkin savunma yapılmadığı gerekçesi ile yetki itirazının kabulüne, karar kesinleştikten talep halinde sonra takip dosyasının yetkili Torbalı İcra Müdürlüğü’ne gönderilmesine karar verildiği, alacaklı tarafından istinaf yoluna başvurulması üzerine, Bölge Adliye Mahkemesince, istinaf talebinin esastan reddine karar verildiği görülmüştür. İİK'nın 50. maddesi göndermesiyle uygulanması gereken HMK'nın yetkiye ilişkin hükümleri uyarınca; bonoya dayalı olarak, borçlunun ikametgahının bulunduğu yerdeki genel yetkili icra dairesinde (HMK. 6.md.), bonoda öngörülen ödeme yerinde, ancak 6102 sayılı TTK'nın 777/3. maddesine göre ödeme yeri gösterilmeyen bonoda, düzenlenme yerinin ödeme yeri olduğunun kabulü gerekeceğinden, bononun düzenlenme yerinde icra takibi yapılabilir. Öte yandan; 6100 sayılı Hukuk Muhakemeleri Kanunu'nun yetki sözleşmesini düzenleyen 17. maddesinde ise; "Tacirler veya kamu tüzel kişileri, aralarında doğmuş veya doğabilecek bir uyuşmazlık hakkında, bir veya birden fazla mahkemeyi sözleşmeyle yetkili kılabilirler. Taraflarca aksi kararlaştırılmadıkça dava sadece sözleşmeyle belirlenen bu mahkemelerde açılır" hükmüne yer verilmiştir. Görüldüğü üzere, Hukuk Muhakemeleri Kanunu ile getirilen yeniliklerden bir tanesi de yetki sözleşmelerine ilişkin olup, yetki sözleşmesi düzenleyebilecek şahıslar sadece tacirler veya kamu tüzel kişileri olarak belirlenmiştir. Madde metninde tacirden anlatılmak istenen, işin ticari nitelikte olması değil, tarafların kanunlarda tacir olarak tanımlanan kişiler olmasıdır. Sözleşmenin konusunun ticari iş olması, gerçek kişilere yetki sözleşmesi yapma imkanı vermemektedir. Aksi kararlaştırılmadıkça, dava yalnız yetki sözleşmesinde belirlenen mahkemede açılır. Taraflar, yetkili kıldıkları mahkemenin yanında, kanunen yetkili kılınan genel veya özel yetkili mahkemelerin de yetkisinin devam etmesini isterlerse, bu durumun yetki sözleşmesinde ayrıca belirtilmesi gerekir. Takip dayanağı bono incelendiğinde keşidecinin İlknur Eczanesi kaşesi ile Eczacı ... olduğu, bonoda düzenlenme yerinin bulunmadığı, keşidecinin adresinin Torbalı/İzmir’de olduğu, ancak yetki sözleşmesi ile İzmir Mahkemeleri’nin yetkili kılındığı görülmüştür. Eczacılık 24.12.1953 tarihinde yürürlüğe giren 6197 sayılı Eczacılar ve Eczaneler Hakkında Kanun’un 1 inci maddesinde tanımlanmıştır. Bu tanıma göre, “Eczacılık; eczane, ecza deposu, ecza dolabı, galenik, tıbbi ve ispençiyari mevat ve müstahzarat laboratuarı veya imalathanesi gibi müesseseler açmak ve işletmek veya tıbbi veya ispençiyari müstahzarat izhar veya imal etmek veyahut bu kabil resmi veya hususi müesseselerde mesul müdürlük yapmaktır”. Ancak burada bir tanım yapmak yerine, eczacıların çalışabilecekleri yerler sayılmıştır. Daha sonra 17.05.2012 tarihinde kabul edilen 6308 sayılı Kanun ile 6197 sayılı Kanun’un birinci maddesi değiştirilmiş ve bugünkü hâlini almıştır. Buna göre “Eczacılık, hastalıkların teşhis ve tedavisi ile hastalıklardan korunmada kullanılan tabii ve sentetik kaynaklı ilaç hammaddelerinden değişik farmasötik tipte ilaçların hazırlanması hastaya sunulması; ilacın analizlerinin yapılması, farmasötik etkisinin devamlılığı, emniyeti, etkinliği ve maliyeti bakımından gözetimi; ilaçla ilgili standardizasyon ve kalite güvenliğinin sağlanması ve ilaç kullanımına bağlı sorunlar hakkında hastaların bilgilendirilmesi ve çıkan sorunların bildiriminin yapılmasına ilişkin faaliyetleri yürüten sağlık hizmetidir”. Eczacılar ve Eczaneler Kanunu, eczane açmak, devralmak veya satın almak hakkını ilke olarak eczacılara tanımıştır (6197 sayılı Kanun md. 5, 11). Anılan Kanun hükümleri toplum sağlığı ve kamu düzeni ile doğrudan ilgili hükümlerdir. Dolayısıyla kamu düzeniyle ilgili bu hükümlere uyulması gerekir. Söz konusu düzenlemedeki eczane işletmekten kasıt, eczanenin eczacı tarafından ve kural olarak kendi adına işletilmedir. 6102 sayılı Türk Ticaret Kanunu’nun (TTK) 12/1 inci maddesinde bir ticari işletmeyi, kısmen de olsa, kendi adına işleten kişinin tacir olacağı belirtilmektedir. Bu hükme göre eczaneler ticari işletme sayılırsa, eczacılar da tacir olarak nitelendirilebilir. Bu yüzden üzerinde durulması gereken konu, eczanenin bir ticari işletme sayılıp sayılmayacağıdır. Türk Ticaret Kanunu’nda ticari işletmenin ne olduğu tanımlanmıştır. Buna göre, “Ticari işletme, esnaf işletmesi için öngörülen sınırı aşan düzeyde gelir sağlamayı hedef tutan faaliyetlerin devamlı ve bağımsız şekilde yürütüldüğü işletmedir” (TTK md. 11/1). Kanunda yer alan tanımdan hareketle bir işletmenin ticari işletme olarak kabul edilebilmesi için gelir sağlamayı hedeflemesi gerekir. İkinci olarak, devamlı olarak iktisadi faaliyette bulunma amacı olmalıdır. Üçüncü olarak işletmenin hem iç ilişkide hem de dış ilişkide, başka bir ticari işletmeye bağlı olmaksızın faaliyetini yürütüyor olması gereklidir. Son olarak, esnaf işletmesi için öngörülen sınırı aşmalıdır. TTK'nın 15 inci maddesinde esnaf; “İster gezici olsun, ister bir dükkanda veya sokağın belirli yerlerinde sabit bulunsun, ekonomik faaliyeti sermayesinden fazla bedeni çalışmasına dayanan ve geliri 11 inci maddenin 2 inci fıkrası uyarınca çıkarılacak kararnamede gösterilen sınırı aşmayan ve sanat veya ticaretle uğraşan kişi” olarak tanımlanmıştır. Dolayısıyla TTK’da ticari işletme ve esnaf işletmesi arasındaki sınırın, Bakanlar Kurulu tarafından çıkarılacak bir kararname ile gösterileceği belirtilmiştir (TTK md. 11/1). Bununla birlikte 6103 sayılı Türk Ticaret Kanununun Yürürlüğü ve Uygulama Şekli Hakkında Kanun’un 10 uncu maddesi hükmü gereğince, Bakanlar Kurulu kararı çıkarılıncaya kadar yürürlükte bulunan düzenlemeler uygulanmalıdır. Yukarıda yapılan açıklamalar ışığında Kanun incelendiğinde eczaneler, gelir sağlamayı hedefleyen, devamlı olarak ticari faaliyette bulunma amacıyla açılan, diğer ticari işletmelerden bağımsız bir şekilde faaliyette bulunulan işletmelerdir. Yine eczaneler, esnaf işletmesi için öngörülen sınırı aşmaktadırlar. Çünkü eczanelerde eczacıların ekonomik faaliyeti sermayeden fazla bedeni çalışmasına dayanmaz. Burada sermaye daha öndedir. Yine işlerin hacmi, başka bir ifade ile kazancı bakımında esnaf faaliyetini aşan bir ölçüye sahiptir. Dolayısıyla eczaneler ticari işletmelerdir. Eczanelerin ticari işletme olduğu hem doktrinde hem de uygulamada kabul edilmektedir. Eczaneler ticari işletme olduğu için, eczaneyi işleten eczacılar da, yukarıda ifade edildiği üzere, TTK md. 12/1 hükmü gereğince “tacir” olmaktadır. Tacir sıfatı, kanun koyucunun bir ticari işletmenin işletilmesi olgusuna bağladığı bir sonuçtur. Buna göre eczacılar gerçek kişi tacirdir. (Yargıtay Hukuk Genel Kurulu’nun 31.05.2022 tarih ve 2022/666 E. - 2023/546 K. sayılı kararı) O halde, eczacılar tacir olup bononun lehtarı da bir tacir olduğundan yetki sözleşmesi geçerlidir ve takibin başlatıldığı İzmir İcra Daireleri yetkilidir. İlk Derece Mahkemesince, yetki itirazının reddi ile borçlunun sair itirazları incelenerek oluşacak sonuca göre karar verilmesi gerekirken yazılı şekilde hüküm tesisi isabetsizdir. SONUÇ : Alacaklının temyiz isteminin kabulü ile yukarıda yazılı nedenlerle 5311 sayılı Kanun ile değişik İİK'nun 364/2. maddesinin göndermesiyle uygulanması gereken 6100 sayılı HMK'nun 373/1. maddesi uyarınca, İzmir Bölge Adliye Mahkemesi 8. Hukuk Dairesi'nin 14.11.2023 tarih ve 2023/228 E. - 2023/2919 K. sayılı kararının (KALDIRILMASINA), İzmir 2. İcra Hukuk Mahkemesi'nin 02.11.2022 tarih ve 2022/390 E. - 2022/702 K. sayılı kararının (BOZULMASINA), dosyanın İlk Derece Mahkemesi'ne, kararın bir örneğinin de Bölge Adliye Mahkemesi'ne gönderilmesine, peşin alınan temyiz harcının istek halinde ilgiliye iadesine, 22.05.2024 gününde oy birliğiyle karar verildi.
Hukuk Genel Kurulu, 2022/666 E., 2023/546 K.
orta eşleşmeKarar metninde maddeye atıf varAsliye Hukuk Mahkemesi
tam metni aç
Buna göre, “Ticari işletme, esnaf işletmesi için öngörülen sınırı aşan düzeyde gelir sağlamayı hedef tutan faaliyetlerin devamlı ve bağımsız şekilde yürütüldüğü işletmedir” (TTK md.
Hukuk Genel Kurulu         2022/666 E.  ,  2023/546 K. "İçtihat Metni" MAHKEMESİ :Asliye Hukuk Mahkemesi SAYISI : 2021/145 E., 2021/226 K. KARAR : Davanın kısmen kabulüne 1. Taraflar arasındaki muarazanın giderilmesi davasından dolayı yapılan yargılama sonunda Antalya 4. Asliye Hukuk Mahkemesince verilen davanın kısmen kabulüne ilişkin karar, taraf vekilleri tarafından temyiz edilmesi üzerine Yargıtay (Kapatılan) 13. Hukuk Dairesince yapılan inceleme sonunda bozulmuş, Mahkemece Özel Daire bozma kararına karşı direnilmiştir. 2. Direnme kararı taraf vekilleri tarafından temyiz edilmiştir. 3. Hukuk Genel Kurulunca dosyadaki belgeler incelendikten sonra gereği düşünüldü: I. YARGILAMA SÜRECİ Davacı istemi 4. Davacı vekili, müvekkilinin Yağmur Eczanesinin sahibi olduğunu, eczaneyi ailesinin desteğiyle ve kredi kullanarak açtığını, bu ekonomik sıkıntıları yaşadığı süreçte dava dışı Erman Eczanesi ve çalışanları ile tanıştığını, Erman Eczanesinin sözleşmesinin SGK tarafından feshi nedeniyle karşılanamayan dört adet reçetesinin müvekkili tarafından karşılandığını, müvekkilinin mesleki tecrübesinin bulunmadığı gibi sözleşmeye aykırı davranışının olmadığını, reçetede yazılı ilaçların ilgililere teslim edildiğini, Kurum zararının doğmadığını ileri sürerek davalı Kurumun 25.11.2014 tarihli yazısında belirtilen 2012 yılı protokolünün 5.3.3 üncü ve 4.3.6 ncı maddeleri gereğince belirlenen 193.904,80 TL cezai şart ve ödenen ilaç bedelinin faiziyle birlikte toplamı 22.019,80 TL’nin ödenmesine ilişkin Kurum işleminin iptaline, bu olmazsa tenziline karar verilmesini talep etmiştir. Davalı cevabı 5. Davalı vekili, Kurum işleminin protokole uygun olduğunu belirterek davanın reddini savunmuştur. İlk Derece Mahkemesi Kararı 6. Antalya 4. Asliye Hukuk Mahkemesinin 07.03.2016 tarihli ve 2014/619 Esas, 2016/116 Karar sayılı kararı ile; davaya konu reçetelerin ilgilisi tarafından teslim alınarak kullanılmış olması nedeniyle davalı Kurum tarafından karşılanması gerektiği ayrıca belirlenen cezai şart tacirin mahfına sebep olacak ise tenkisine karar verilebileceği gerekçesiyle davanın kısmen kabulüne, Kurum işleminin dört adet reçete bedeli olan 19.390,48 TL’nin yasal faizi ile iadesine ilişkin kısmının iptaline, 193.904,80 TL cezai şarttan 6098 sayılı Türk Borçlar Kanunu'nun (TBK) 182/3 üncü maddesi gereğince % 50 oranında indirim yapılmak suretiyle 96.702,40 TL olarak uygulanmasına, fazlaya ilişkin talebin reddine karar verilmiştir. Özel Daire Bozma Kararı 7. Mahkemenin yukarıda belirtilen kararına karşı süresi içinde taraf vekilleri tarafından temyiz isteminde bulunulmuştur. 8. Yargıtay (Kapatılan) 13. Hukuk Dairesinin 30.05.2019 tarihli ve 2016/16899 Esas, 2019/6996 Karar sayılı kararı ile; “…1-Dosyadaki yazılara, kararın dayandığı delillerle yasaya uygun gerektirici nedenlere ve özellikle delillerin takdirinde bir isabetsizlik bulunmamasına göre davacının tüm, davalının aşağıdaki bendin kapsamı dışında kalan diğer temyiz itirazlarının reddi gerekir. 2-Davacı, eldeki dava ile 2012 yılı protokolünün 5.3.3 maddesine göre 193.904,80 TL cezai şart uygulanmasına ve anılan protokolün 4.3.6. maddesi gereği yapılan 19.390,48 TL yersiz ödemenin tahsiline ilişkin kurum işleminin iptalini talep etmiştir. 2012 yılı protokolü 5.3.3 maddesinde “Sözleşmesi feshedilen eczacıya ait reçetelerin kurum ile sözleşmeli eczacı tarafından kuruma fatura edilmesi halinde, reçete bedelinin 10 katı tutarında cezai şart uygulanarak eczacı uyarılır." şeklinde düzenleme yer almaktadır. Mahkemece, sözleşme ile belirlenen cezai şart tacirin mahfına sebep olacağı, davacının ekonomik durumu, yargılamaya konu eylem nedeni ile davacının sağladığı menfaat göz önünde bulundurulduğunda cezai şarttan indirim yapılması gerektiği gerekçesiyle cezai şarttan %50 oranında indirim yapılarak, davacı hakkında cezai şartın 96.702,40 TL olarak uygulanmasına karar verilmiş ise de; taraflar için bağlayıcı olan protokol ile açıkça yukarıda izah edilen şekilde cezai şart düzenlenmiş olup, basiretli tacir olan davacının protokol hükümlerine uymak zorunda olduğu ve imzalanan protokolun kendisi açısından bağlayıcı olduğu gözetilmeden mahkemece 6098 sayılı Borçlar Kanunu 182/3. maddesi hükmüne atıf yapılmak suretiyle, cezai şartın fahiş olduğu gerekçesiyle indirim yapılması hatalıdır. O halde, mahkemece bu hususlar gözetilmeden cezai şartın fahiş olduğu kabul edilerek yazılı şekilde karar verilmesi usul ve yasaya aykırı olup, bozma nedenidir. Kabule göre de; davalı SGK Başkanlığı'nın 492 sayılı Harçlar Kanunu ve 5502 sayılı Sosyal Güvenlik Kurumu Kanunu'nun 36. maddesi hükmüne göre harçtan muaf olmasına göre yasal düzenlemeye aykırı olarak peşin harç ile karar ve ilam harcının davalıdan tahsil edilmesine karar verilmesi doğru olmamıştır…” gerekçesiyle oy birliğiyle karar bozulmuştur. Direnme Kararı 9. Antalya 4. Asliye Hukuk Mahkemesinin 18.06.2021 tarihli ve 2021/145 Esas, 2021/226 Karar sayılı kararı ile; önceki karar gerekçesinin yanında, davacının ekonomik faaliyetine devam edemediği, eczanenin kapandığı, cezanın davacının iktisaden mahvına yol açtığı, indirim yapılmasının hak ve nesafet ilkelerine uygun olduğu gerekçesiyle direnme kararı verilmiştir. Direnme Kararının Temyizi 10. Direnme kararı süresi içinde taraf vekilleri tarafından temyiz edilmiştir. II. UYUŞMAZLIK 11. Direnme yoluyla Hukuk Genel Kurulu önüne gelen uyuşmazlık; taraflar arasında imzalanan 2012 yılı protokolünün 5.3.3 üncü ve 4.3.6 ncı maddeleri gereğince davacı eczacı hakkında uygulanan cezai şart ve reçete bedelinin tahsiline ilişkin işlemin iptalinin istenildiği somut olayda, cezai şartın fahiş olduğu gerekçesiyle indirim yapılıp yapılamayacağı noktasında toplanmaktadır. III. GEREKÇE A) Davacı vekilinin temyiz itirazlarına dair yapılan değerlendirmede 12. Hukuki yarar dava şartı olduğu kadar, temyiz istemi için de aranan bir şarttır. 13. Davacı vekilinin ilk karara yönelik temyiz itirazları Özel Dairece reddedilmiş ve bu suretle hakkında verilen karar kesinleşmiştir. Bu nedenle direnme kararının temyizinde hukuki yararı bulunmamaktadır. 14. O hâlde davacı vekilinin temyiz isteminin hukuki yarar yokluğundan reddine karar verilmelidir. B) Davalı vekilinin temyiz itirazlarına dair yapılan değerlendirmede 15. Uyuşmazlığın çözümüne geçilmeden önce eczacıların hukuki statüsüne değinmek faydalı olacaktır. 16. Sağlık hizmetlerinin yerine getirilmesinde ve tıbbi yardımın sağlanmasında eczacının önemli bir yeri vardır. Eczacılık 24.12.1953 tarihinde yürürlüğe giren 6197 sayılı Eczacılar ve Eczaneler Hakkında Kanun’un 1 inci maddesinde tanımlanmıştır. Bu tanıma göre, “Eczacılık; eczane, ecza deposu, ecza dolabı, galenik, tıbbi ve ispençiyari mevat ve müstahzarat laboratuarı veya imalathanesi gibi müesseseler açmak ve işletmek veya tıbbi veya ispençiyari müstahzarat izhar veya imal etmek veyahut bu kabil resmi veya hususi müesseselerde mesul müdürlük yapmaktır”. Ancak burada bir tanım yapmak yerine, eczacıların çalışabilecekleri yerler sayılmıştır. Daha sonra 17.05.2012 tarihinde kabul edilen 6308 sayılı Kanun ile 6197 sayılı Kanun’un birinci maddesi değiştirilmiş ve bugünkü hâlini almıştır. Buna göre “Eczacılık, hastalıkların teşhis ve tedavisi ile hastalıklardan korunmada kullanılan tabii ve sentetik kaynaklı ilaç hammaddelerinden değişik farmasötik tipte ilaçların hazırlanması hastaya sunulması; ilacın analizlerinin yapılması, farmasötik etkisinin devamlılığı, emniyeti, etkinliği ve maliyeti bakımından gözetimi; ilaçla ilgili standardizasyon ve kalite güvenliğinin sağlanması ve ilaç kullanımına bağlı sorunlar hakkında hastaların bilgilendirilmesi ve çıkan sorunların bildiriminin yapılmasına ilişkin faaliyetleri yürüten sağlık hizmetidir”. 17. Eczacılar ve Eczaneler Kanunu, eczane açmak, devralmak veya satın almak hakkını ilke olarak eczacılara tanımıştır (6197 sayılı Kanun md. 5, 11). Anılan Kanun hükümleri toplum sağlığı ve kamu düzeni ile doğrudan ilgili hükümlerdir. Dolayısıyla kamu düzeniyle ilgili bu hükümlere uyulması gerekir. Söz konusu düzenlemedeki eczane işletmekten kasıt, eczanenin eczacı tarafından ve kural olarak kendi adına işletilmedir. 6102 sayılı Türk Ticaret Kanunu’nun (TTK) 12/1 inci maddesinde bir ticari işletmeyi, kısmen de olsa, kendi adına işleten kişinin tacir olacağı belirtilmektedir. Bu hükme göre eczaneler ticari işletme sayılırsa, eczacılar da tacir olarak nitelendirilebilir. Bu yüzden üzerinde durulması gereken konu, eczanenin bir ticari işletme sayılıp sayılmayacağıdır. 18. Türk Ticaret Kanunu’nda ticari işletmenin ne olduğu tanımlanmıştır. Buna göre, “Ticari işletme, esnaf işletmesi için öngörülen sınırı aşan düzeyde gelir sağlamayı hedef tutan faaliyetlerin devamlı ve bağımsız şekilde yürütüldüğü işletmedir” (TTK md. 11/1). Kanunda yer alan tanımdan hareketle bir işletmenin ticari işletme olarak kabul edilebilmesi için gelir sağlamayı hedeflemesi gerekir. İkinci olarak, devamlı olarak iktisadi faaliyette bulunma amacı olmalıdır. Üçüncü olarak işletmenin hem iç ilişkide hem de dış ilişkide, başka bir ticari işletmeye bağlı olmaksızın faaliyetini yürütüyor olması gereklidir. Son olarak, esnaf işletmesi için öngörülen sınırı aşmalıdır. TTK'nın 15 inci maddesinde esnaf; “İster gezici olsun, ister bir dükkanda veya sokağın belirli yerlerinde sabit bulunsun, ekonomik faaliyeti sermayesinden fazla bedeni çalışmasına dayanan ve geliri 11 inci maddenin 2 inci fıkrası uyarınca çıkarılacak kararnamede gösterilen sınırı aşmayan ve sanat veya ticaretle uğraşan kişi” olarak tanımlanmıştır. Dolayısıyla TTK’da ticari işletme ve esnaf işletmesi arasındaki sınırın, Bakanlar Kurulu tarafından çıkarılacak bir kararname ile gösterileceği belirtilmiştir (TTK md. 11/1). Bununla birlikte 6103 sayılı Türk Ticaret Kanununun Yürürlüğü ve Uygulama Şekli Hakkında Kanun’un 10 uncu maddesi hükmü gereğince, Bakanlar Kurulu kararı çıkarılıncaya kadar yürürlükte bulunan düzenlemeler uygulanmalıdır. 19. Yukarıda yapılan açıklamalar ışığında Kanun incelendiğinde eczaneler, gelir sağlamayı hedefleyen, devamlı olarak ticari faaliyette bulunma amacıyla açılan, diğer ticari işletmelerden bağımsız bir şekilde faaliyette bulunulan işletmelerdir. Yine eczaneler, esnaf işletmesi için öngörülen sınırı aşmaktadırlar. Çünkü eczanelerde eczacıların ekonomik faaliyeti sermayeden fazla bedeni çalışmasına dayanmaz. Burada sermaye daha öndedir. Yine işlerin hacmi, başka bir ifade ile kazancı bakımında esnaf faaliyetini aşan bir ölçüye sahiptir. Dolayısıyla eczaneler ticari işletmelerdir. Eczanelerin ticari işletme olduğu hem doktrinde hem de uygulamada kabul edilmektedir. 20. Eczaneler ticari işletme olduğu için, eczaneyi işleten eczacılar da, yukarıda ifade edildiği üzere, TTK md. 12/1 hükmü gereğince “tacir” olmaktadır. Tacir sıfatı, kanun koyucunun bir ticari işletmenin işletilmesi olgusuna bağladığı bir sonuçtur. Buna göre eczacılar gerçek kişi tacirdir. 21. Bu noktada cezai şart kavramına da değinmek gerekir. 22. Cezai şart, sözleşmenin imzalandığı tarihte yürürlükte bulunan ve somut olaya uygulanması gereken 818 sayılı mülga Borçlar Kanunu’nun (BK) [TBK'daki terimi ile ceza koşulu] aynı Kanun’un 158 i1â 161 inci maddeleri arasında düzenlenmiştir. 23. Cezai şart, mevcut borcun ifa edilmemesi veya eksik ifası hâlinde ödenmesi gereken malî değeri haiz ayrı bir edimdir. Cezai şartın unsurlarını bu tariften kolaylıkla çıkarmak mümkündür. Bu unsurlar; gerçekten bir asıl borcun bulunması, bunun yanında ayrı ve bağımsız bir edimin yer alması, bu ikisinin birbirine bağlı olması ve bu ayrı ve bağımsız edimin sağlıkta hüküm doğuran bir muamelede tespit olunmasından ibarettir (Kenan Tunçomağ: Türk Hukukunda Cezai Şart, ..., 1963, s.6 ). 24. Cezai şart asıl borcun fer’îsidir; ona bağlı fakat ondan ayrı bir edim niteliği taşır ve cezai şartın gerçekleşebilmesi için zararın gerçekleşmesi şart değildir. 25. Borçlar Kanunu'nun 158 inci maddesi birbirinden farklı üç nevi cezai şart düzenlemektedir. Bunlar, seçimlik cezai şart, ifaya eklenen cezai şart ve ifayı engelleyen cezai şarttır. 26. Borçlar Kanunu’nun “Cezanın butlanı ve tenkisi” başlıklı 161 inci maddesinde ise; “Akitler, cezanın miktarını tayinde serbesttirler. Ceza, kanuna veya ahlâka (adaba) muğayir bir borcu teyit için şart edilmiş veya hilafına mukavele olmadığı hâlde borcun ifası borçlunun mesuliyetini icap etmeyen bir hal sebebiyle gayri mümkün olmuş ise, şart olunan cezanın tediyesi talep edilemez. Hâkim, fahiş gördüğü cezaları tenkis ile mükelleftir.” hükmüne yer verilmiştir. 27. Hâkim, cezanın aşırı olup olmadığını, hakkaniyet ölçülerini aşıp aşmadığını araştırırken, özellikle, borca aykırı davranış nedeniyle alacaklının uğradığı zararı, borçlunun kusur derecesini, alacaklının ortak kusurunu ve tarafların (özellikle borçlunun) ekonomik durumunu dikkate alır. Bu unsurlar dikkate alındığında, alacaklının uğradığı zarar ile kararlaştırılan ceza arasında hakkaniyet ölçüleri ile bağdaşmayan açık bir nispetsizlik varsa ceza indirilir. Cezai şartın aşırı olup olmadığı değerlendirilirken, cezai şartın amacının alacaklının durumunu iyileştirmek olduğu göz önünde bulundurulmalıdır. 28. Cezai şartla ilgili BK’nın 161 inci maddesinin üçüncü fıkrası hükmü ile, hâkimi, fahiş gördüğü cezayı tenkis etmekle yükümlü tutmuştur. Hâlbuki, sözleşmenin imzalandığı tarihte yürürlükte bulunan ve somut olay bakımından uygulanması gereken mülga 6762 sayılı Türk Ticaret Kanunu’nun (6762 sayılı TTK) 24 üncü maddesi hükmü, tacir sıfatını haiz olan tarafların (cezai şart) miktarını serbestçe tayin edebilecekleri ilkesini kabul ettikten sonra, bu tayin edilen cezanın indirilmesini yani tenkisini talep edemeyeceklerini benimsemiş bulunmaktadır. 29. 6762 sayılı Türk Ticaret Kanunu’nun 24 üncü maddesi; “Tacir sıfatını haiz bir borçlu, Borçlar Kanununun 104 üncü maddesinin 2 nci fıkrasiyle 161 inci maddesinin 3 üncü fıkrasında ve 409 uncu maddesinde yazılı hallerde, fahiş olduğu iddiasiyle bir ücret veya cezanın indirilmesini mahkemeden istiyemez.” hükmünü içermektedir. 30. Taraflarca sözleşme ile tespit edilmiş olan cezai şart miktarı, borçlu durumda olan tacirin, iktisaden mahvına neden olacak ve onun eskisi gibi ticari faaliyetini devam ettirmesine imkân tanımayacak derecede ağır ve yüksek ise, o zaman, böyle bir cezai şartın kısmen veya tamamen iptali cihetine gitmek mümkündür. Bir borçlunun, iktisadi ve ticari faaliyet ve mevcudiyetinin tehlikeye girmesini veya yıkılmasını mucip olacak bir nisbete ulaşan her cezai şart kanuna aykırı kabul edilmelidir. 31. Mahkemenin bu hususta karar verirken, kararlaştırılan cezai şartın tahsili cihetine gidilmesi hâlinde o şirketin eskisi gibi ticari hayatını devam ettirmesinin mümkün olup olmadığını gerekirse bilirkişiden de mütalâa alarak araştırması icap eder. Aynı incelemeyi gerçek kişi olan tacir için de yapması gerekir. Nitekim aynı ilkeler Hukuk Genel Kurulunun 18.06.2019 tarihli ve 2017/19-922 Esas, 2019/706 Karar; 14.09.2021 tarihli ve 2017/(19)11-943 Esas, 2021/984 Karar sayılı kararlarında da benimsenmiştir. 32. Bu ilke ve açıklamalar ışığında somut olay değerlendirildiğinde; davacı eczacılık bölümünden yeni mezun olarak "Yağmur Eczanesi" isimli iş yerini açmış ve davalı ile “2012 yılı SGK ile Eczacılar Arasında İmzalanacak Tip Sözleşme” yi imzalayarak davalı Kurum sigortalılarının ilaç teminine başlamıştır. Davalı Kurum 25.11.2014 tarihli işlemi ile SGK kapsamındaki kişilerin Türkiye Eczacılar Birliği (TEB) üyesi eczanelerden ilaç teminine ilişkin 2012 protokolünün 5.3.3 üncü maddesi gereğince sözleşmesi feshedilmiş başka bir eczaneden toplam 19.390,48 TL tutarında dört adet reçeteyi kuruma fatura ettiği için davacı hakkında bu miktarın on katı olan 193.904,80 TL cezai işlem uygulamış ayrıca fatura edilen ve hastalara teslimi yapılan ilaç bedellerinin faiziyle birlikte iadesini istemiştir. Davacı ise ceza miktarının yüksekliği nedeniyle iktisaden mahvına sebep olacağından bahisle davalı işleminin iptalini talep etmiştir. İlk Derece Mahkemesince davaya konu edilen cezai şartın tacirin ekonomik olarak mahvına sebep olacağı değerlendirilerek % 50 oranında tenkisine karar verilmiştir. 33. Antalya Eczacı Odasının yazısından, davalı Kurumun cezai işleminin davacının ekonomik mahvına neden olduğu, cezai işlemin uygulanmasını müteakip eczanenin ekonomik olarak faaliyetine devam edemeyip 31.03.2015 tarihinde kapandığı anlaşılmaktadır. Dava konusu edilen ceza miktarının yüksekliği, davacının ekonomik olarak ticari hayatını devam ettirmesine mani olmuş, eczanenin mahvı somut olarak gerçekleşmiştir. Buna göre davacının faaliyeti davalının 25.11.2014 tarihli işleminden sonra yaklaşık dört ay kadar devam edebilmiştir. Bu durumda, cezai işlemin davacının ekonomik mahvına sebebiyet verdiğinin ve tenkis uygulamasının yerinde olduğunun kabulü gerekir. 34. Hukuk Genel Kurulunda yapılan görüşmeler sırasında, davaya konu cezai işlemin eczane ile TEB arasında imzalanan protokol kapsamında uygulanması nedeniyle tenkise tâbi olamayacağı, bozma kararının yerinde olduğu görüşü ileri sürülmüş ise de, bu görüş Kurul çoğunluğunca benimsenmemiştir. 35. Hâl böyle olunca, cezai işlemin davacının ekonomik mahfına neden olduğunun kabulü ile tenkis uygulanmasına ilişkin direnme kararı yerindedir. 36. Ne var ki, davalının diğer temyiz itirazları incelenmediğinden bu konuda inceleme yapılmak üzere dosya Özel Daireye gönderilmelidir. IV. KARAR Açıklanan sebeplerle; 1) Davacı vekilinin temyiz isteminin hukuki yarar yokluğundan REDDİNE (III-A), İstek hâlinde temyiz peşin harcının yatırana geri verilmesine, 2) Davalı vekilinin temyiz itirazları yönünden, direnme uygun olup diğer temyiz itirazlarının incelenmesi için dosyanın YARGITAY 3. HUKUK DAİRESİNE GÖNDERİLMESİNE (III-B), Ancak karar düzeltme yolunun açık olması sebebiyle öncelikle mahkemesince kararın taraflara tebliğine ilişkin işlemlerin yerine getirilmesine, karar düzeltme yoluna başvurulması hâlinde dosyanın Hukuk Genel Kuruluna, başvurulmaması hâlinde ise mahkemesince doğrudan Özel Daireye gönderilmesine, 6217 sayılı Kanun’un 30 uncu maddesi ile 6100 sayılı Hukuk Muhakemeleri Kanunu’na eklenen “Geçici Madde 3” atfıyla uygulanmakta olan 1086 sayılı Hukuk Usulü Muhakemeleri Kanunu’nun 440 ıncı maddesi uyarınca kararın tebliğinden itibaren on beş gün içerisinde karar düzeltme yolu açık olmak üzere, 31.05.2022 tarihinde oy çokluğuyla karar verildi.
17. Hukuk Dairesi, 2014/25145 E., 2015/5962 K.
orta eşleşmeKarar metninde maddeye atıf varAsliye Hukuk Mahkemesi
tam metni aç
Ticari işletme TTK 11. maddesinde “Ticari işletme, esnaf işletmesi için öngörülen sınırı aşan düzeyde gelir sağlamayı hedef tutan faaliyetlerin devamlı ve bağımsız şekilde yürütüldüğü işletmedir.” şeklinde tanımlanmıştır.
17. Hukuk Dairesi         2014/25145 E.  ,  2015/5962 K. "İçtihat Metni" MAHKEMESİ :Asliye Hukuk Mahkemesi İ Taraflar arasındaki tazminat davasının yapılan yargılaması sonunda; kararda yazılı nedenlerden dolayı davanın kabulüne dair verilen hükmün süresi içinde davalı ... vekili tarafından temyiz edilmesi üzerine dosya incelendi gereği düşünüldü: -K A R A R- Davacı vekili, müvekkiline kasko sigortalı araçta meydana gelen 24.500 TL hasar bedelinin sigortalıya ödendiğini, davalı tarafın .. şirketinden 20.000 TL tahsil edildiğini, davalı sürücünün olayda tamamen kusurlu olduğunu, bakiye 4.500 TL'nın ferileriyle birlikte tahsili için davalılar aleyhinde icra takibi yapıldığını, itiraz üzerine takibin durduğunu belirterek davalıların itirazının iptali ile takibin devamına ve inkar tazminatına karar verilmesini talep etmiştir. Davalı ... vekili, kusuru, hasar miktarını kabul etmediğini, zararın ZMSS şirketince giderildiğini, inkar tazminatının şartlarının bulunmadığını belirterek davanın reddini savunmuştur. Davalı ... vekili, olayda davacının sigortalısının kusurlu olduğunu, hasar bedelinin fahiş bulunduğunu alacak likit olmadığından inkar tazminatı istenemeyeceğini belirterek davanın reddini savunmuştur. Mahkemece, davanın kabulüne, davalıların..İcra Müdürlüğü'nün 2013/7576 sayılı dosyasına vaki itirazlarının iptaline takibin devamına, asıl alacak miktarı 4.500 TL'sına takip tarihinden itibaren yasal faiz uygulanmasına, inkar tazminatı talebinin reddine karar verilmiş; hüküm, davalı ... vekili tarafından temyiz edilmiştir. Dava, kasko sigorta sözleşmesine ve halefiyete dayanılarak, itirazın iptali şeklinde açılan rücuen tazminat istemine ilişkindir. Bilindiği gibi, asliye mahkemeleri, Asliye Hukuk ve Asliye Ticaret Mahkemeleri olarak ikiye ayrılır. Asliye Ticaret Mahkemeleri, Asliye Hukuk Mahkemesinin görevine giren ticari davaların çözümlendiği mahkemelerdir. Asliye Ticaret Mahkemesi'nin görevine giren işler dışında kalan tüm uyuşmazlıklar Asliye Hukuk Mahkemesi'nce çözümlenir. Hangi davaların ticari dava olduğu TTK'nun 4.maddesinde sayılmıştır. Bundan başka, bir yerde ticaret mahkemesi varsa, Asliye Hukuk Mahkemesi'nin görevi içinde bulunan ve bu kanunun 4.maddesi hükmünce ticari sayılan davalarla hususi hükümler uyarınca ticaret mahkemesinde görülecek işlere Asliye Ticaret Mahkemesi'nde bakılacağı düzenlenmiştir. TTK'nun 4.maddesinde, bu kanundan doğan hukuk davalarının, ticari dava sayıldığı, aynı Kanunun 5/2.maddesinde, bir yerde ticaret mahkemesi varsa, asliye hukuk mahkemesinin vazifesi içinde bulunan ve bu kanunun 4.maddesi hükmünce ticari sayılan davalara, ticaret mahkemesinde bakılacağı hususları düzenlenmiştir. TTK'nun 3.maddesinde, "bu kanunda düzenlenen hususlarla bir ticari işletmeyi ilgilendiren bütün işlem ve fiiller ticari işlerdendir" hükmü getirilmiştir. Bir hukuki işlemin veya fiilin TTK kapsamında kaldığının kabul edilmesi için yasanın amacı içerisinde yukarıda tanımları verilen, bu kanunda düzenlenen hususlarla, bir ticari işletmeyi ilgilendiren bir hukuki işlemin veya fiilin olması gerekir. Somut olayda; davalı..Genel Müdürlüğü, TTK anlamında tacir olduğu gibi, davacıya kasko sigortalı araçta servis aracı olup, taşıma işi yapmaktadır. Taşıma ilişkisi de TTK'da düzenlenmiştir. Bu nedenle davacının sigortalısı da tacirdir. Görev kuralları kamu düzenine ilişkin olup yargılamanın her aşamasında mahkemece re'sen gözetilmesi gerekir. Bu durumda mahkemece, uyuşmazlığın Asliye Ticaret Mahkemesinin görevine girdiği dikkate alınarak, dava dilekçesinin görev yönünden reddine karar verilmesi gerekirken, yazılı olduğu biçimde işin esasına girilerek hüküm kurulması doğru değildir. SONUÇ: Yukarıda açıklanan nedenlerle davalı ... vekilinin temyiz .. itirazının kabulü ile hükmün BOZULMASINA, bozma sebebi ve şekline göre davalı ..Genel Müdürlüğü vekilinin sair temyiz itirazlarının şimdilik incelenmesine yer olmadığına, peşin alınan harcın istek halinde temyiz eden daval..Genel Müdürlüğü'ne geri verilmesine 16.4.2015 gününde Üye .. karşı oyu ve oyçokluğuyla karar verildi. Uyuşmazlığın konusu, davacı sigortacıya kasko sigortalı araca davalıya ait aracın çarpması neticesi meydana gelen hasar bedelinin sigortacı tarafından ödenmesinden sonra sigortacının kusurlu davalıya rücu talebinin asliye hukuk mahkemesinin mi yoksa asliye ticaret mahkemesinin mi görev alanına girdiği hususundadır. Çoğunluk, ticari davaların TTK 4. Maddesinde sayıldığını ticari davarlın da ticaret mahkemelerinde bakılacağını, TTK 3. Maddesinin “ Bu kanunda düzenlenen hususlarla bir ticari işletmeyi ilgilendiren bütün işlem ve fiiller ticari işlerdendir” hükmünü getirdiği somut olayda.. Genel Müdürlüğü TTK anlamında tacir olduğu, davacıya kasko sigortalı aracın servis aracı olduğu taşıma işi yapıp taşıma ilişkisinin de TTK düzenlendiğini bu nedenle davacının sigortalısının da tacir olduğunu bu nedenle davanın ticaret mahkemesinde görülmesi gerektiğini düşünmektedir. Ticari uyuşmazlıkların süratle o alanda uzman mahkemeler eliyle çözümlenmesine ihtiyaç duyulması neticesi ticaret mahkemeleri kurulmuş ve bu mahkemelerin görev alanına giren davalarda ticari dava olarak adlandırılmıştır. Ticari sayılan davalar ise TTK düzenlenmiştir. 6762 sayılı Türk Ticaret kanunun 4. Maddesinde “21 inci maddenin birinci fıkrası gereğince her iki taraf için ticari sayılan hususlardan doğan hukuk davaları ile tarafların tacir olup olmadıklarına bakılmaksızın: 1. Bu kanunda; 2. Medeni Kanunun, rehin mukabilinde ikraz ile meşgul olanlar hakkındaki 876 ila 883 üncü maddelerinde; 3. Borçlar Kanununun, bir işletmenin satılması veya diğeriyle birleştirilmesi hakkındaki 179 ve 180, rekabet memnuiyetine dair 348 ve 352, neşir mukavelesi hakkındaki 372 ila 385, itibar mektubu ve itibar emri hakkındaki 399 ila 403, komüsyona dair 416 ila 429, ticari mümessiller ve diğer ticari vekiller hakkındaki 449 ila 456, havale hakkındaki 457 ila 462, vedia hakkındaki 463 ila 482 nci maddelerinde; 4. Alameti farika, ihtira beratı ve telif hakkına mütaallik mevzuatta; 5. Bu kanunun 135 inci maddesinde yazılı ticarete mahsus yerler hakkındaki hususi hükümlerde; 6. Bankalar ve ödünç para verme işleri kanunlarında; tanzim olunan hususlardan doğan hukuk davaları ticari dava sayılır. Şu kadar ki; her hangi bir ticari işletmeyi ilgilendirmiyen havale, vedia ve telif hakkından doğan davalar bundan müstesnadır. Ticari davalarda dahi deliller ve bunların ikamesi Hukuk Muhakemeleri Usulü Kanunu hükümlerine tabidir. (Ek son fıkra:20/4/2004 - 5136/1 md.) İş durumunun gerekli kıldığı yerlerde ... olumlu görüşü ile.. Bakanlığınca, bu Kanunun Dördüncü Kitabında yer alan deniz ticaretine ilişkin ihtilaflara bakmak ve asliye derecesinde olmak üzere Denizcilik İhtisas Mahkemeleri kurulur. Bu mahkemelerin yargı çevresi .. tarafından belirlenir.” şeklinde ticari davaları saymıştır. Maddenin ilk fıkrasında TTK 21. maddesinin birinci fıkrasına atıf yapmıştır. TTK21/1 maddesi ise “Bir tacirin borçlarının ticari olması asıldır. Şu kadar ki;hakiki şahıs olan bir tacir, muameleyi yaptığı anda bunun ticari işletmesiyle ilgili olmadığını diğer tarafa açıkça bildirdiği veya muamele, fiil veya işin ticari sayılmasına halin icabı müsait bulunmadığı takdirde borç adi sayılır.” düzenlemesi ile şıs olan tacirlerde dahil yaptığı işlerin ticari işletmesi ile ilgili olmasının asıl olduğu kabul edilerek ancak şahıs olan tacirin yaptığı işin ticari işletmesi ile ilgili olmaması durumunda bunu açıkça karşı tarafa bildirmesi yada halin icabı ticari iş sayılmayan işler adi borç sayılmıştır. 01.07.2012 tarihinde yürürlüğe giren 6102 sayılı TTK 4. maddesinde ticari davalar biraz farklı şekilde düzenlenmiştir. 4. maddenin birinci fıkrası “Her iki tarafın da ticari işletmesiyle ilgili hususlardan doğan hukuk davaları” düzenlemesi ile ticari davalarda maddenin a-f fıkrasına kadar sayılan mutlak ticari davalar dışında “Ticari İşletme” esas alınmıştır. Bu haliyle 6762 sayılı yasadan ayrılmıştır. Bu iki yasadaki temel ayrılık ticari davaları belirlemede 6762 sayılı TTK “Ticari İş” kavramı esas alınırken 6102 sayılı yasada “Ticari İşletme” kavramı esas alınmıştır. 6762 sayılı yasanın 4/1 maddesi aynı yasanın 21. maddesine atıf yaparak ticari davaların kapsamı çok geniş tutulmasına karşın 6102 sayılı TTK alan daraltılmış Ticari işletme ile yetinmemiş her iki tarafın ticari işletmesi ile ilgili uyuşmazlıkların ticari dava sayılacağı belirtilmiştir. 6102 sayılı yasadaki düzenleme ile artık 6762 sayılı yasada ister tüzel kişi ister şahıs olsun faaliyetlerinin tamamının ticari iş sayılmasının asıl olduğu ve 21/2 maddesi gereği taraflardan biri için ticari iş sayılan sözleşmelerin her iki taraf içinde ticari iş sayılacağı düşüncesi tamamen değişmiştir. Her iki yasa arasında ki ticari davalarla ilgili düzenleme farklılıklarını belirttikten sonra yürürlükte bulunan 6102 sayılı TTK ticari davanın düzenleniş şeklini daha yakından görelim. Yasanın 4. maddesi “Her iki tarafın da ticari işletmesiyle ilgili hususlardan doğan hukuk davaları ve çekişmesiz yargı işleri ile tarafların tacir olup olmadıklarına bakılmaksızın; a) Bu Kanunda, b) Türk Medenî Kanununun, rehin karşılığında ödünç verme işi ile uğraşanlar hakkındaki 962 ilâ 969 uncu maddelerinde, c) 11/1/2011 tarihli ve 6098 sayılı Türk Borçlar Kanununun malvarlığının veya işletmenin devralınması ile işletmelerin birleşmesi ve şekil değiştirmesi hakkındaki 202 ve 203, rekabet yasağına ilişkin 444 ve 447, yayın . sözleşmesine dair 487 ilâ 501, kredi mektubu ve kredi emrini düzenleyen 515 ilâ 519, komisyon sözleşmesine ilişkin 532 ilâ 545, ticari temsilciler, ticari vekiller ve diğer tacir yardımcıları için öngörülmüş bulunan 547 ilâ 554, havale hakkındaki 555 ilâ 560, saklama sözleşmelerini düzenleyen 561 ilâ 580 inci maddelerinde, d) Fikrî mülkiyet hukukuna dair mevzuatta, e) Borsa, sergi, panayır ve pazarlar ile antrepo ve ticarete özgü diğer yerlere ilişkin özel hükümlerde, f) Bankalara, diğer kredi kuruluşlarına, finansal kurumlara ve ödünç para verme işlerine ilişkin düzenlemelerde, öngörülen hususlardan doğan hukuk davaları ve çekişmesiz yargı işleri ticari dava ve ticari nitelikte çekişmesiz yargı işi sayılır. Ancak, herhangi bir ticari işletmeyi ilgilendirmeyen havale, vedia ve fikir ve sanat eserlerine ilişkin haklardan doğan davalar bundan istisnadır.” şeklinde düzenlemesi ile ticari davalar sınırlı olarak sayılmıştır. Doktrinde de kabul gördüğü üzere ticari davaları mutlak ticari davalar nispi ticari davalar olarak iki gruba ayrılmıştır. Mutlak Ticari Davalar: Bu davaları da kendi içinde ikiye ayırmakta fayda bulunmaktadır. Birinci grup mutlak ticari davalar TTK 4 maddesinin a-f fıkraları arasında sayılan hususlardan kaynaklanan davalardır. Bu kanunda (ticaret Kanunu);Ticaret kanununda düzenlenmiş olan bütün konulardan doğan davalar mutlak ticari davadır. Bu davalarda tarafların tacir olması gerekmediği gibi kişilerin ticari işletmesi ile ilgili olma şartı da yoktur. Burada ki davalar ticaret kanununda düzenlendiği için zaten niteliği itibari ile ticari davaya konu olması kabul edilmiştir. Örneğin TTK m.762-Taşımadan, ticaret sicilinden, acentelikten, tellallıktan (ticari işleri tellalı),kıymetli evraktan (bono ,poliçe , çek ),cari hesaptan , haksız rekabetten , çatmadan , ticari ortaklıktan doğan davalar, Anonim ortaklığa kayyım tayinine ilişkin uyuşmazlık ticaret mahkemesinde görülür . Yine b,c,d,e,f maddelerinde yer alan diğer yasalarda belirtilen hususlardan doğan uyuşmazlıklar da mutlak ticari dava niteliğindedir. İkinci grup mutlak ticari davalar ise diğer bazı kanunlarda özel olarak o kanundan kaynaklanan uyuşmazlıkların ticari dava sayılacağı yönünde ki düzenlemelerden doğan davalardır. Bu gruptaki davalara Kooperatifler Kanunun 99 maddesi, iflas davalarının ticaret mahkemelerinde bakılacağı yönündeki düzenlemeler, Ticari İşletme Rehni Kanununun 22. maddesindeki düzenlemeleri gösterebiliriz. Görüldüğü gibi mutlak ticari davalar kanunlarda tek tek sayılmıştır. Yorum yoluyla genişletilmeleri mümkün değildir. Nispi Ticari Davalar : Bu tür ticari davalar TTK 4. maddesinin birinci fıkrasında sınırları çizilmiştir. “ Her iki tarafın da ticari işletmesiyle ilgili hususlardan doğan hukuk davaları ve çekişmesiz yargı işleri” şeklinde ki düzenleme ile bir davanın nispi ticari dava sayılması için mutlak surette her iki tarafın da ticari işletmesi ile ilgili hususlardan doğması gerekmektedir. Bu demektir ki her iki tarafında tacir olması ve ticari işletmesi ile ilgili hususlardan doğan davalar olmalıdır. Bu nedenle yalnızca bir tarafın ticari işletmesi ile ilgili olan istisna, satış, kira gibi sözleşmelerden doğan uyuşmazlıklar ticari dava sayılmayacaklardır. TTK 19. maddesine göre, taraflardan yalnız biri için ticari iş niteliğinde olan sözleşmeler, kanunda aksine hüküm bulunmadıkça, diğeri için de ticari iş sayılır. Burada ifade edilen işin ticari iş olması onu ticari dava yapmaz. Ticari dava olabilmesi için, ayrıca bu işin taraflarının her ikisinin de tacir olması ve işin ticari işletmeleriyle ilgili olması gerekir. Yani her ticari iş, şartlarını taşımıyorsa ticari dava sayılmaz. Kanunun düzenlemesinden de anlaşılacağı üzere nispi ticari davaların tespitinde “Ticari İşletme” kavramı belirleyici olmaktadır. “Ticari İş” ile “Ticari İşletme” kavramlarının biraz açmakta yarar bulunmaktadır. Bu iki kavram aynı şeyleri ifade etmemektedir. 6102 sayılı TTK 3. maddesinde de belirtildiği üzere bir ticari işletme ile ilgili işler ticari iş olmakla birlikte her ticari iş ticari işletme ile ilgili değildir. Örneğin iki memur arasında bono alış verişi ticari bir iştir ancak ticari işletme ile ilgili değildir. İşletme, bir girişimci tarafından ekonomik çıkar sağlamak amacıyla emek ve sermayenin bağımsız şekilde bir araya getirilmesidir. Bir işletmenin ticari sayılması için belli şartların birlikte bulunması gerekmektedir. Ticari işletme TTK 11. maddesinde “Ticari işletme, esnaf işletmesi için öngörülen sınırı aşan düzeyde gelir sağlamayı hedef tutan faaliyetlerin devamlı ve bağımsız şekilde yürütüldüğü işletmedir.” şeklinde tanımlanmıştır. Bir işletmenin ticari işletme olması için gerekli unsurları sayacak olursak: A) Esnaf İşletmesini Aşan Düzeyde Gelir Sağlamayı Hedef Tutma: Tüm işletmelerde olduğu gibi ticari işletmelerde de ekonomik yarar sağlama bir başka anlatımla gelir elde etme amacının bulunması şarttır. TTK 15. maddesinde esnaf işletmesi “ekonomik faaliyeti sermayesinden fazla bedenî çalışmasına dayanan ve geliri 11 inci maddenin ikinci fıkrası uyarınca çıkarılacak kararnamede gösterilen sınırı aşmayan ve sanat veya ticaretle uğraşan kişi esnaftır.” şeklinde tanımlanmıştır. Görüldüğü gibi elde edilen gelirin miktarı işletmenin esnaf işletmesi mi yoksa ticari işletme mi olduğunu belirleyici olacaktır. Bu nedenle bir işletmenin ticari işletme sayılması için Bakanlar Kurulu tarafından çıkarılacak kararnamede belirlenen esnaf işletmeleri için öngörülen geliri aşan miktarda gelir elde edilmesi gerekmektedir. b) Devamlılık: Yürütülen faaliyetler de devamlılık olmalıdır. Bir defa yapılan işler ticari işletme kavramı içinde yer alamazlar. Ancak faaliyetin niteliği gereği zaman zaman kesintiye uğraması faaliyetin devamlılığı unsurunu ortadan kaldırmaz. Örneğin okulların açık olduğu dönemde öğrencilere hizmet veren lokanta, kırtasiye gibi. c) Bağımsızlık: Ticari işletmenin bir başka unsuru faaliyetlerin bağımsız olarak yürütülmesi gerekmektedir. Bu nedenledir ki şubeler merkeze bağlı olarak faaliyet yürüttüklerinden ayrı ticari bir işletme sayılmazlar. Tüm unsurların bir arada olması durumunda bir işletme ticari işletme olarak nitelendirilebilecektir. Ticari dava konusu olması için uyuşmazlığın her iki tarafın da ticari işletmesi ile ilgili olması gerekmektedir. Bir başka anlatımla uyuşmazlığın her iki tarafının da bir ticari işletmesi olacak ve bu uyumazlık bu ticari işletmeleri ile ilgili olacaktır. Tek tarafın ticari işletmesi ile ilgili doğan uyuşmazlıklar ticari davanın konusu değildir. Örneğin bir şirketin bir evin mobilya aksamını tedarik etmesi yada imal etmesi şirket için ticari işletmesi ile ilgili faaliyet olsa bile ev sahibi şahıs için ticari işletme ile ilgili bir faaliyet olmadığı için çıkacak uyuşmazlık ticari dava niteliği taşımayacaktır. Ticari davalara hangi mahkemeler bakacaktır. TTK 5. Maddesi “Aksine hüküm bulunmadıkça, dava olunan şeyin değerine veya tutarına bakılmaksızın asliye ticaret mahkemesi tüm ticari davalar ile ticari nitelikteki çekişmesiz yargı işlerine bakmakla görevlidir.(2) Bir yerde asliye ticaret mahkemesi varsa, asliye hukuk mahkemesinin görevi içinde bulunan ve 4 üncü madde hükmünce ticari sayılan davalarla özel hükümler uyarınca ticaret mahkemesinde görülecek diğer işlere asliye ticaret mahkemesinde bakılır. Bir yerde ticaret davalarına bakan birden çok asliye ticaret mahkemesi varsa, iş durumunun gerekli kıldığı yerlerde Hâkimler ve Savcılar Yüksek Kurulunca, asliye ticaret mahkemelerinden biri veya birkaçı münhasıran bu Kanundan ve diğer kanunlardan doğan deniz ticaretine ve deniz sigortalarına ilişkin hukuk davalarına bakmakla görevlendirilebilir.(3) (Değişik: 26/6/2012-6335/2 md.) Asliye ticaret mahkemesi ile asliye hukuk mahkemesi ve diğer hukuk mahkemeleri arasındaki ilişki görev ilişkisi olup, bu durumda göreve ilişkin usul hükümleri uygulanır.(4) (Değişik: 26/6/2012-6335/2 md.) Asliye ticaret mahkemesi bulunmayan yargı çevresindeki bir ticari davada görev kuralına dayanılmamış olması, görevsizlik kararı verilmesini gerektirmez; asliye hukuk mahkemesi, davaya devam eder.” düzenlemesi ile Aksine hüküm bulunmadıkça, dava olunan şeyin değerine veya tutarına bakılmaksızın asliye ticaret mahkemesi tüm ticari davalar ile ticari nitelikteki çekişmesiz yargı işlerine bakmakla görevlidir. 6762 sayılı TTK 5. maddesinde asliye hukuk mahkemeleri ile asliye ticaret mahkemeleri arasındaki ilişki iş bölümü ilişkisi iken 6102 sayılı TTK 5. maddesinde iki mahkeme arasındaki ilişki artık görev ilişkisi haline getirilmiştir. Bunun anlamı HMK 1. maddesi gereği asliye ticaret mahkemesi hakimi yada asliye hukuk mahkemesi hakimi önüne gelen davalarda artık kendiliğinden görevli olup olmadığını inceleyecek görevsiz olduğu düşüncesinde ise HMK 114 maddesi gereği görev bir dava şartı olması nedeniyle yine HMK 115/2 maddesi gereği dava şartı yokluğu nedeniyle dava dilekçesinin reddine dosyanın HMK 20. maddesi gereği görevli mahkemeye gönderilmesine karar verecektir. Bu açıdan ticari davalara bakacak olan ticaret mahkemelerinin görev alanını belirlerken ticari davaların sınırlarını doğru tespit etmek son derece önemlidir. 6102 sayılı TTK 5. maddesi ile artık ticaret mahkemeleri ticari davalara bakacak bir ihtisas mahkemeleri haline getirilmiştir. Somut davada davanın konusu, trafik kazası neticesi oluşan hasarın sigorta şirketi tarafından sigortalıya ödenmesi neticesi kusurlu tarafa rücuna ilişkin tazminat davasıdır. Burada davanın niteliğini belirlerken uyuşmazlığın çıkış kaynağını iyi tespit etmekte fayda bulunmaktadır. Somut davada uyuşmazlığın temeli “Haksız Fiile” dayalıdır. Davada davacı sigortacının halefiyete dayalı olarak açtığı bu dava davanın niteliğini değiştirmemektedir. Nitekim Diremiz artık istikrar kazanmış bir çok kararında olduğu gibi 14/03/2013 tarih 2012/13940 Esas , 2013/3488 sayılı kararında sigorta şirketinin sorumlu aleyhine açacağı dava sigorta poliçesinden doğan bir dava değildir ve ticari dava sayılmaz kararı verirken 22/03/1944 Tarih 1939/37 Esas, 1944/9 Karar sayılı Yargıtay İçtihadı Birleştirme Kararını dayanak almıştır. YİBK “Haksız bir fiil neticesinde zarar gören şahıs zararını o fiilin failine tazmin ettirebilir. Bu hususta açacağı davanın rüyet mercii asliye mahkemesidir. Mutazarrırın istikbali derpiş suretiyle haksız fiilin vukuundan önce bir sigorta şirketi ile uğraması melhuz zararların karşılanmasını temin edecek olan bir sigorta mukavelenamesi imza etmiş olmasiyle haksız fiil arasındaki münasebet sadece fiilin vukuu ile şirket için bir tediye vecibesinin ortaya çıkmış olmasından ibarettir. İmdi, sigortacının, sigortacılık mutlak bir ticari muameledir diye kanuni halefiyetine istinaden açacağı rücu davası için ticaret mahkemesinde dava ikame etmesi icap eder, denecek olursa, menşei, mahiyeti ve illeti ayni olan ve haksız fiil faili için tecezzisi mümkün bulunmıyan bir borç için iki ayrı kaza merciinde birden dava açılabileceği kabul edilmiş olur. Bu ise, kanuna ve hukuka uygun düşmez. Burada Ticaret Dairesinin dava hakkını kabul ettiği davacı şirket rücuan tahsil davasında sigorta ettirenin makamına kaim olduğundan bu sıfatla dava edecektir. Bir kimsenin, makamına kaim olduğu şahsın haiz olduğu hak ve imtiyazlardan fazla bir hakka malik olmasını kabule mevzuat ve nazariyatı hukukiyemiz asla müsait değildir. Sigorta ettiren hangi mahkemeye gidebilecekse onun yerine geçen sigorta şirketi de o mahkemeye gidebilir. Aksini kabul edersek Ticaret Dairesinin dediği gibi bir garibe karşısında kalmış oluruz. Sigorta ettiren hukuka, onun makamına kaim olan da Ticaret Mahkemesine müracaat edecekse ayni hadise hakkında ayrı ayrı mahkemelere müracaat edilmiş olur ki, hakikaten böyle bir vaziyeti garibe olarak tavsif yerinde olur. Ticaret Kanununun 965. maddesiyle konulmuş bulunan esasa göre sigortacı poliçede yazılı olup da sigortalısına ödediği sigorta bedeli nisbetinde sigortalının yerine geçer. Bu birkanuni halefiyettir. Binaenaleyh sigortacının haksız fiil failinin karşısına çıkması mutazarrır olan şahsa ödemiş olduğu miktar nispetinde dava külfetinden kurtarmış olduğu içindir. Hatta zararının tamamını sigortadan temin edememiş olan mutazarrırın şirketten aldığı bedelden fazlası için haksız fiil faili aleyhine dava ikame etmiş olması dahi mümkündür. Bu takdirde ayni menbadan çıkan bir tek borcun bir kısmı hukuk mahkemesinde talep edilmiş olacaktır.” denmiştir. Bu kararda da açıkça belirtildiği gibi uyuşmazlığın temeli haksız fiile dayanmaktadır. Zarar görenin sigorta şirketi ile bir poliçe ile zararını teminat altına alması davanın mahiyetini değiştirmez. Sigortacı halefiyete dayalı olarak bu davayı açtığına göre zarar gören hangi mahkemeye başvurabilecekse sigortacıda o mahkemeye başvuracaktır. Değilse zarar gören şahıs açtığında asliye hukuk mahkemesinin görevli olduğu sigorta şirketi açtığında davayı asliye ticaret mahkemesi olduğunu düşündüğümüzde aynı olayda iki ayrı mahkemenin görevli olduğu demektir ki bunu düşünmek mümkün değildir. Çoğunluk davanın ticari dava oluşunu zarar gören aracın ticari nitelikte bir araç olmasına dayandırmıştır. Oysa TTK 4. maddesinde ticari davalar tek tek belirtilmiştir. Bu kapsamda somut davanın tetkik edecek olursak; Öncelikle davanın mutlak ticari dava olup olmadığını araştıralım. Uyuşmazlığın temelini haksız fiil olarak belirlediğimize göre TTK düzenlenen hususlardan değildir. Haksız fiil TBK 49 ve devamı maddelerinde düzenlenmiştir. Bir motorlu aracın karayolunda işletilmesinden doğan sorumluluğun esası da Karayolları Trafik Kanunun 85. ve devamı maddelerinde düzenlenmiştir. Bu haliyle uyuşmazlığın temelinin Türk Ticaret Kanunda düzenlenen hususlardan olduğunu söylemek mümkün değildir. Keza 4. maddenin b-f maddeleri arasında sınırlı olarak sayılan diğer kanunlarda sayılan mutlak ticari davalardan da değildir. Bunun sonucu bu uyuşmazlık mutlak bir ticari dava değildir. Uyuşmazlığın nispi ticari dava olup olmadığının irdelenmesine gelince haksız fiilin ticari işletme ile ilgili olduğunu düşünmek mümkün değildir. Bir başka anlatımla ticari işletmelerin işinin haksız fiil olduğunu düşünmek mümkün değildir. Kaldı ki bu davada zarar gören davacının sigortalısı şahıstır. Karayolları Trafik Kanunu’nun ticari araç olarak nitelendirdiği aracı kullanması şahsı hiç bir zaman tacir yapmadığı gibi TTK 11. Maddesi kapsamında bir ticari işletmesi olduğu anlamına gelmez. Bu mantıkla düşünüldüğünde ticari araçla iş yerine gelip giden memurda tacir sayılacaktır ki bunu Kabul etmek mümkün değildir. Dosya içindeki sigorta poliçesi incelendiğinde aracı sigorta ettiren araç işleteninin şahıs olduğu ve bunun akside ispatlanmış değildir. Bu şartlarda bu davanın iki tarafın ticari işletmesi ile ilgili bir dava, bir başka anlatımla nispi ticari dava olduğunu da iddia etmek mümkün değildir. O zaman HMK 2. maddesi gereği bu davaya bakmakla Asliye Hukuk Mahkemesi görevlidir. Bu nedenle çoğunluğun "davanın ticaret mahkemesinde görülmesi" görüşüne karşıyım.
6. Hukuk Dairesi, 2022/4328 E., 2024/320 K.
orta eşleşmeKarar metninde maddeye atıf var... Bölge Adliye Mahkemesi 3. Hukuk Dairesi
tam metni aç
nin görüşülmediği, genel kurul salonunda herhangi bir bilgisayar veya başka çeşit herhangi bir yazıcı, cihaz veya aracının mevcut olmadığı, genel kurul tutanağının el yazısı ile yazılmadığının açıkça belli olduğu, kanun ve ana sözleşme ile TTK ilgili hükümleri uyarınca genel kurul tutanağının tutulmadığı ve yerinde imzalanmadığı, genel kurul salonunun dışında daha sonra 11-16. maddelerinin de görü
6. Hukuk Dairesi         2022/4328 E.  ,  2024/320 K. "İçtihat Metni" MAHKEMESİ : ... Bölge Adliye Mahkemesi 3. Hukuk Dairesi Taraflar arasında açılan kooperatif genel kurul kararının iptali davasından dolayı yapılan yargılama sonunda mahkemece davanın kabulüne karar verilmiştir. Kararın davalı vekili tarafından istinaf edilmesi üzerine, Bölge Adliye Mahkemesince başvurunun esastan reddine karar verilmiştir. Bölge Adliye Mahkemesi kararı davalı vekili tarafından temyiz edilmekle; kesinlik, süre, temyiz şartı ve diğer usul eksiklikler yönünden yapılan inceleme sonucunda, temyiz dilekçesinin kabulüne karar verildikten ve Tetkik Hakimi tarafından hazırlanan rapor dinlendikten sonra dosyadaki belgeler incelenip gereği düşünüldü: I. DAVA Davacılar vekili dava dilekçesinde özetle; davalı kooperatifin 2017 yılı Olağan Genel Kurul Toplantısının 27/01/2018 tarihinde ... ili, Merkez ... Düğün Salonunda yapıldığını, toplantı tutanağının 10-11-12-13-14-15 ve 16. maddelerinde alındığı iddia edilen kararların, ana sözleşmeye, Kooperatifler Kanununa ve özellikle de iyi niyet esaslarına aykırılık teşkil ettiğini, genel kurul kararlarının muhtevi tutanaklarla toplantıya katılanların listesinin temsilciler tarafından imzalanması gerektiği, temsilcinin genel kurulda kanun ve ana sözleşmeye aykırı olarak alınan kararlar hakkındaki görüşünü tutanakla belirtmeye mecbur olduğunu, önceki yönetim kurulu başkanı olan ... ve ekibinin genel kurul toplantısı başlamadan önce sayım sonuçlarını kendi lehlerine etkileyecek bir takım usulsüzlüklerde bulunduklarını, genel kurul giriş kartlarının kooperatif hazirun cetvelindeki ortakların isim ve ortaklık numaralarının toplantı öncesinde doldurulmuş şekilde ortağın kimlik belgesinin ibrazı halinde verilmesi gerekirken kimlik ibraz edilmeden veya vekaletname incelenmeden gelişi güzel kendi lehlerine oy kullanacak ortak olmayan kişilere gerek kurul toplantısından önce gerekse de genel kurul toplantısı anında düzenlenerek verildiğini, yapılan usulsüzlüklerin bakanlık temsilcileri tarafından da denetlenmediğini ve tüzüğün 5. maddesinin c, d ve e bentlerinin açık bir şekilde ihlal edildiğini, genel kurulun sevk ve idaresinden sorumlu divan başkanının yanlı ve taraflı biçimde hukuka, ana sözleşmeye aykırı olacak şekilde hareket ettiğini belirterek 27/01/2018 tarihli genel kurul toplantı tutanağının 10, 11, 12, 13, 14, 15 ve 16. maddelerinin yok hükmünde olduğunun tespiti ile bu kararların iptaline karar verilmesini talep etmiştir. II. CEVAP Davalı vekili cevap dilekçesinde özetle; davacıların genel kurul kararının iptali için dava açma ehliyeti ve yetkilerinin olmadığını, davacıların genel kurul toplantı tutanağına geçirilen herhangi bir muhalefet ve itirazlarının olmadığını, davacıların yetkili olmayan kimselerin genel kurul kararına katıldığı yönündeki iddialarının soyut ve gerçek dışı olduğunu, giriş kartlarının stantlarda, gösterilen kimlik ve vekaletnamelere binaen imza karşılığı üyelere teslim edildiğini, vekaleten oy kullanan ortakların ilgili vekaletlerinin stantlardaki görevliler ve hükümet komiserleri tarafından ayrıntılı şekilde incelendiğini, davacıların genel kurul toplantı tutanağının usulsüz hazırlandığı yönündeki iddialarının da tamamen gerçek dışı olduğunu belirterek davanın reddine karar verilmesini talep etmiştir. III. İLK DERECE MAHKEMESİ KARARI İlk Derece Mahkemesi’nin yukarıda tarih ve sayısı belirtilen kararıyla; davanın süresi içinde ve anasözleşmenin 38. maddesinde belirtilen pay sahipleri tarafından açıldığı, bu nedenle dinlenebilir olduğu, divan başkanının genel kurul başlamadan önce kooperatif ortaklarının imzalarıyla verilen gizli oyla seçim yapılması şeklindeki önergeyi oya sunmamış olması hususunun tarafsızlık ve anasözleşme hükümlerine aykırı olduğu ve bakanlık temsilcisi ...'nin temsilci tüzüğünün 6. maddesinin n fıkrası gereğince yaptığı uyarıyı da dikkate almadığı, kamera kayıtları incelenerek bilirkişi tarafından tespiti yapıldığı üzere toplantı esnasında herhangi bir imza faslının görülmediği, divan başkanının salondan ayrıldığı, gündem gereğince 11, 12, 13, 14, 15 ve 16. maddelerinin görüşülmediği, genel kurul salonunda herhangi bir bilgisayar veya başka çeşit herhangi bir yazıcı, cihaz veya aracının mevcut olmadığı, genel kurul tutanağının el yazısı ile yazılmadığının açıkça belli olduğu, kanun ve ana sözleşme ile TTK ilgili hükümleri uyarınca genel kurul tutanağının tutulmadığı ve yerinde imzalanmadığı, genel kurul salonunun dışında daha sonra 11-16. maddelerinin de görüşülmüş gibi gösterilerek genel kurul tutanağının hazırlanmış olduğu, divan başkanının imzası olmadan genel kurul tutanağının Ticaret İl Müdürlüğüne verildiği anlaşıldığından Kooperatifler Kanunu madde 98 atfıyla Türk Ticaret Kanunu madde 422 ve Esnaf ve Sanatkarlar Kredi Kefalet Kooperatifi Anasözleşmesi madde 39 uyarınca yapılan genel kurulun geçersiz olduğu anlaşıldığı gerekçeleriyle davanın kabulü ile 27/01/2018 tarihli genel kurul toplantı tutanağının 10-11-12-13-14-15-16 maddelerinin iptaline karar verilmiştir. IV. İSTİNAF A. İstinaf Yoluna Başvuranlar İlk Derece Mahkemesi’nin yukarıda belirtilen kararına karşı süresi içinde davalı vekili istinaf başvurusunda bulunmuştur. B. İstinaf Sebepleri Davalı vekili istinaf dilekçesinde özetle; davacıların dava açma ehliyetinin olmadığını, seçimin gizli oyla yapılması kabul edilse bile esasa yönelik bir sakınca oluşturmayıp gerekçeli kararda delil olarak kullanılmasının usul ve yasaya aykırı olduğunu, doğruluğu ve güvenilirliği hakkında uzman bilirkişilerce alınmış bir rapor olmayan kamera kayıtlarının karara esas teşkil etmesinin haksız ve usulsuz olduğunu, genel kurul toplantı tutanağının usul ve yasaya uygun olarak yapıldığına dair imza atan bakanlık temsilcisi ...'nin daha sonra tam aksine hazırladığı 30.01.2018 tarihili Bakanlık temsilci raporunun mahkemece delil sayılmasının yasaya aykırı olduğunu, 10. maddenin oylanması sonucunun genel kurul tutanağında oy çokluğu ile ifade edilmiş olması bu maddenin mahkemece iptali için tek başına hukuki gerekçe teşkil etmeyeceğini, tutanağın genel kuruldan hemen sonra imza altına alındığını, divan başkanının imzasını sonradan atmasının usulsüzlük amacı taşımadığını, 10-11-12-13-14-15-16 maddelerinin okunarak oylamaya sunulduğunu ve kabul edildiğini, tanıkların beyanlarının hükme esas alınmamasının usul ve yasaya aykırı olduğu nedenleri ile hükmü istinaf etmiştir. C. Gerekçe ve Sonuç Bölge Adliye Mahkemesi’nin yukarıda tarih ve sayısı belirtilen kararıyla; mahkemece yargılama sırasında alınan bilirkişi raporunda, divan başkanının genel kurul başlamadan önce kooperatif ortaklarının imzaları ile verilen gizli oyla seçim yapılması şeklinde önergeyi oya sunmamış olmasının tarafsızlık ve ana sözleşmeye aykırı olduğu ve bakanlık temsilcisi ... temsilci tüzüğünün 6/n maddesi gereğince yaptığı uyarıyı da nazara almayarak demokratik olmayan bir tutum sergilemiş olduğunu temsilci raporunda açıkça belirtildiği, incelenen kamera kayıtlarında kamera saati ile 15:00 'da oylamaya geçildiği oyların sayılmadan iki dakika içinde göz kararı ile divan başkanı tarafından beyaz listenin kazandığı ilan edilerek ardından bir grup üyelerin alkışı arasında bir kişi ile birlikte salondan dışarı çıkıldığının görüldüğü salonun boşaldığı, saat 17:07 'de divan başkanının elindeki kağıtları bakanlık temsilcisi masasındaki bayana verildiğinin tespit edildiği, herhangi bir imza faslının görülmediği, saat 17:12 'de divan başkanının paltosunu alıp salondan ayrıldığının tespit olunduğunu, gündem gereğince 11-12-13-14-15-16 maddelerinin görüşülmediği, kamera kayıtlarında yapılan görüntülerin incelenmesinde genel kurul salonunda herhangi bir bilgisayar veya başka bir çeşit yazıcı cihaz veya aracının mevcut olmadığı, genel kurul tutanağının el yazısı ile yazılmadığının açıkça belli olduğu, tüm bu tespitlere birlikte bakıldığında genel kurul mahallinde kanun ve ana sözleşme ile TTK ilgili maddeleri uyarınca genel kurul tutanağının tutulmadığı ve yerinde imzalanmadığı, genel kurul salonu dışında 11-16 gündem maddelerinin görüşülmüş gibi gösterilerek genel kurul tutanağının hazırlanmış olmasının geçerli olmadığı, esasen divan başkanını imzası olmadan genel kurul tutanağının Ticaret İl Müdürlüğü'ne verilmiş olmasının, bunları ispatlar mahiyette olduğunu bildirildiği, bilirkişi raporunun hüküm kurmaya elverişli ve denetime açık olduğu, davacının ... bu davayı açmaya ehil olduğu ve davanın süresi içerisinde açıldığı, incelenen kamera kayıtları ve dosyadaki bilgilerden gündemin 10. maddesi olan yönetim kurulu üyelerinin seçiminin ana sözleşmeye aykırı olarak ve oyların sayılmadan yapılarak karar alındığı, gündemin 11-16 maddelerinin görüşülmediği anlaşıldığı, ilk derece mahkemesince 27.01.2018 tarihli genel kurul toplantı tutanağının 10-11-12-13-14-15-16 maddelerinin iptaline karar verilmesinde bir isabetsizlik bulunmadığı gerekçeleriyle davalı vekilinin istinaf başvurusunun esastan reddine karar verilmiştir. V. TEMYİZ A. Temyiz Yoluna Başvuranlar Bölge Adliye Mahkemesi’nin yukarıda belirtilen kararına karşı süresi içinde davalı vekili temyiz isteminde bulunmuştur. B. Temyiz Sebepleri Davalı vekili temyiz dilekçesinde özetle; istinaf sebepleri ve re'sen dikkate alınacak nedenlerle Bölge Adliye Mahkemesi kararının bozulmasını talep etmiştir. C. Gerekçe 1. Uyuşmazlık ve Hukuki Nitelendirme Dava, kooperatif genel kurul kararının iptali davasıdır. 2. İlgili Hukuk 1163 sayılı Kooperatifler Kanunu 98. maddesi, TTK 422. maddesi., Yargıtay 23. Hukuk Dairesinin 13/12/2018 tarih, 2016/6131 Esas, 2018/5820 Karar sayılı ilamı ve Yargıtay 23. Hukuk Dairesinin 21/06/2016 tarih, 2015/5959 Esas, 2016/3806 Karar sayılı ilamı. 3. Değerlendirme 1. Bölge adliye mahkemelerinin nihai kararlarının bozulması 6100 sayılı Kanunun 371 nci maddesinde yer alan sebeplerden birinin varlığı hâlinde mümkündür. 2. Temyizen incelenen karar, tarafların karşılıklı iddia ve savunmalarına, dayandıkları belgelere, uyuşmazlığa uygulanması gereken hukuk kuralları ile hukuki ilişkinin nitelendirilmesine, dava şartlarına, yargılama ve ispat kuralları ile kararda belirtilen gerekçelere göre usul ve kanuna uygun olup temyiz dilekçesinde ileri sürülen nedenler kararın bozulmasını gerektirecek nitelikte görülmemiştir. VI. KARAR Açıklanan sebeplerle; Temyiz olunan Bölge Adliye Mahkemesi kararının 6100 sayılı Kanunun 370 nci maddesinin birinci fıkrası uyarınca ONANMASINA, Aşağıda yazılı temyiz giderinin temyiz edene yükletilmesine, Dosyanın İlk Derece Mahkemesine, kararın bir örneğinin Bölge Adliye Mahkemesine gönderilmesine, 23.01.2024 tarihinde oy birliğiyle karar verildi.

Eşleştirme iki kanıta dayanır: kararın kendi metnindeki madde atfı ve şerh kitaplarının o kararı hangi maddenin altında bastığı. Otomatik üretilmiştir, hukuki tavsiye değildir; kararın güncelliğini ve sonraki içtihat değişikliklerini ayrıca denetleyin.

Bu Maddeyle İlgili Sınav Sorusu

Ticaret Hukuku

Ticari işletme kavramı ve unsurları dikkate alındığında aşağıdaki ifadelerden hangisi yanlıştır?

A) Bir organizasyonun ticari işletme sayılabilmesi için "bağımsızlık" unsurunu taşıması şarttır.
B) Şubeler, iç ilişkide merkeze bağlı oldukları için ayrı birer ticari işletme olarak nitelendirilemezler.
C) Ticari işletme ile esnaf işletmesi arasındaki sınır, Cumhurbaşkanı Kararı ile belirlenir.
D) Ticari işletme, tacirin genel malvarlığından tamamen ayrı, tüzel kişiliği olan bağımsız bir malvarlığı topluluğudur.
E) İşletme devri sözleşmesinde aksi belirtilmedikçe, devir işlemi işletmenin duran varlıklarını ve maddi olmayan haklarını da kapsar.

Bu maddeyle ilgili 25 soru daha var!

Soruların tamamını çözmek, açıklamalı cevapları görmek ve Hukuksal Eğitim yapay zeka asistanı ile çalışmak için platforma katılın.

Hukuksal Eğitim Platformu'na Üye Ol