Türk Ticaret Kanunu 130. maddesi, Hukuksal Eğitim mevzuat kütüphanesinde tam metin olarak yayımlanmıştır. Aşağıda maddenin tam metni, maddeyle eşleşen yüksek mahkeme kararları ve bu maddeden çıkmış sınav soruları yer alır. Ham metin için adresin sonuna /raw ekleyin.
Madde Metni
MADDE 130- (1) Sermaye olarak şirkete alacaklarını devretmiş olan bir ortak, alacaklar şirketçe tahsil edilmiş olmadıkça sermaye koyma borcundan kurtulmaz.
(2) Alacak, vadesi gelmemiş ise aksi kararlaştırılmış olmadıkça, vade gününden, muaccel ise şirket sözleşmesi veya esas sözleşme tarihinden itibaren bir ay içinde şirketçe tahsil edilmelidir.
(3) Her ne sebeple olursa olsun, bu süre içinde tahsil edilemediği takdirde, gecikmeden dolayı şirketin tazminat hakkına halel gelmemek şartıyla, ortak, sürenin bitiminden itibaren geçecek günlerin temerrüt faizini de öder.
(4) Alacak kısmen tahsil edilmişse, yukarıdaki hükümler tahsil edilmemiş olan kısım hakkında geçerlidir.
4. Karineler
Bu Maddeyle İlgili Yüksek Mahkeme Kararları
105 karar eşleşti
Hukuk Genel Kurulu, 2014/28 E., 2015/1745 K.
yüksek eşleşmeKarar metninde maddeye atıf var
Dava, TTK.nun 1301.maddesi uyarınca, alacağın hasar sorumlusundan rücuen tazmini için yapılan icra takibine vaki itirazın iptaline ilişkindir.
Hukuk Genel Kurulu 2014/28 E. , 2015/1745 K.
* İTİRAZIN İPTALİ
* RÜCUEN TAZMİN
* YABANCI PLAKALI ARACIN TÜRKİYE'DE KAZA YAPMASI
* SEÇİMLİK HAK
* BİLİRKİŞİ RAPORU
* TÜRK TİCARET KANUNU(MÜLGA) (6762) Madde 1301
* BORÇLAR KANUNU(MÜLGA) (818) Madde 44
"İçtihat Metni"
Taraflar arasındaki “itirazın iptali” davasından dolayı yapılan yargılama sonunda; Nevşehir 2.Asliye Hukuk Mahkemesince(Ticaret Mahkemesi Sıfatıyla) davanın kısmen kabulüne dair verilen 08.03.2012 gün ve 2009/75 E.-2012/105 K. sayılı kararın incelenmesi davacı vekili tarafından istenilmesi üzerine, Yargıtay 17.Hukuk Dairesinin 24.12.2012 gün ve 2012/7208 E.-2012/14635 K. Sayılı ilamı ile;
(...Davacı vekili, davalıların işleten ve sürücüsü olduğu aracın trafik kazası sonucu kusurlu olarak müvekkili şirkete kasko sigortalı ve yabancı plakalı araçta hasara neden olduğunu ve hasar bedelinin davacı tarafından ödendiğini, alacağın rücuen tahsili için davalı taraf aleyhine Nevşehir 2.İcra Müdürlüğünün 2008/6042 sayılı dosyasından yapılan icra takibine itiraz nedeniyle takibin durduğunu ileri sürerek, 16.893,75 TL. asıl alacak üzerinden yapılan takibe vaki itirazın iptaline, takibin devamına ve icra inkar tazminatına karar verilmesini talep etmiştir.
Davalılar vekili, davanın reddi gerektiğini savunmuştur.
Mahkemece, toplanan delillere göre, davanın kısmen kabulü ile davalıların takibe itirazının 874,50 TL. asıl alacak ve 74,82 TL. işlemiş faiz yönünden (toplam 949,32 TL.) kısmen iptaline, fazla istemin reddine, hükmedilen asıl alacağın % 40' oranında icra inkar tazminatının davalılardan alınarak davacıya verilmesine karar verilmiş; hüküm, davacı vekili tarafından temyiz edilmiştir.
Dava, TTK.nun 1301.maddesi uyarınca, alacağın hasar sorumlusundan rücuen tazmini için yapılan icra takibine vaki itirazın iptaline ilişkindir.
Dosya içindeki bilgi ve belgelere göre davacı sigorta şirketinin kasko sigortasını temin ettiği P.... yabancı plakalı aracın geçici olarak getirildiği Türkiye'de (Nevşehir) meydana gelen kazada oluşan hasarı nedeniyle Almanya’da tamir ettirilerek onarım bedeli 12.573,72 EURO'nun davacı yabancı sigorta şirketince sigortalısına ödendiği, ödenen bedelin hasar sorumlusu davalılardan rücuen tahsili için eldeki davanın açıldığı görülmektedir.
Öte yandan, davacının sigorta ettireni ve aynı zamanda sürücüsü olan kişi Almanya’da yaşamakta olup, yurt dışından geçici olarak getirdiği yabancı plakalı aracın davalı tarafa ait araçla çarpışması sonucu oluşan hasar yurt dışındaki eksperin hasar tespit raporu ile belirlenmiş, aracın onarımı Almanya’da yapılmış, davacı sigorta şirketi poliçe kapsamındaki hasar bedelini ödemiştir.
Yargılama sırasında alınan bilirkişi raporlarında da aracın yurt dışındaki hasar tespiti ve onarım bedeline yakın meblağların belirlendiği görülmektedir. Davalı taraf kusuru oranında sigortalı araçta meydan gelen gerçek zarardan sorumlu olacağından, olayda kaza tarihi itibariyle yurt dışında uğranılan gerçek zarar miktarı belirlenerek bu miktara hükmedilmesi gerektiği açıktır. Yurt dışında yaşayan araç malikinin geçici olarak Türkiye’de bulunduğu sırada oluşan hasar nedeniyle, aracın Türkiye’de tamiri mümkün olabilecek olsa da, aracın tamirini burada yaptırmaya zorlanamayacağı kabul edilmelidir.
O halde, mahkemece, dosyanın gerekirse önceden rapor alınan bilirkişiye tevdii ile sigortalı aracın hasar tarihi itibariyle yurt dışı tamirine dair gerçek hasar bedelinin ayrıntılı, gerekçeli ve denetime açık bir şekilde belirlenmesi, belirlenen yabancı para cinsindeki bedelin kaza tarihindeki Türk Lirası karşılığından dava dışı trafik sigorta şirketince ödenen miktar indirilerek sonucuna göre bir karar verilmesi gerekirken, yazılı şekilde hüküm kurulması doğru görülmemiştir...)
gerekçesiyle oybirliğiyle bozularak dosya yerine geri çevrilmekle, yeniden yapılan yargılama sonunda, mahkemece önceki kararda direnilmiştir.
TEMYİZ EDEN : Davacı vekili
HUKUK GENEL KURULU KARARI
Hukuk Genel Kurulunca incelenerek direnme kararının süresinde temyiz edildiği anlaşıldıktan ve dosyadaki kağıtlar okunduktan sonra gereği görüşüldü:
Dava, mülga 6762 sayılı Türk Ticaret Kanunu (TTK.)'nun 1301. maddesi uyarınca, alacağın hasar sorumlusundan rücuen tazmini için yapılan icra takibine vaki itirazın iptali istemine ilişkindir.
Davacı vekili; 18.07.2007 tarihinde Nevşehir’de davalıların da içinde bulunduğu bir trafik kazası meydana geldiğini, kazada, davalıların sahibi ve sürücüsü oldukları 50 ...850 plakalı aracın PE... 787 sayılı yabancı plakalı araca çarpması sonucu meydana gelen hasarın, yabancı plakalı araca 12.573,72 Euro olarak ödendiğini, fazlaya dair hakları saklı kalmak kaydıyla 9.598,72 Euro’nun kur üzerinden değeri olan 16.893,75 TL’nin rücuan tahsili için Nevşehir 2.İcra Müdürlüğü’nün 2008/6042 E. sayılı dosyası ile icra takibi başlatıldığını, davalıların böyle bir borçlarının olmadığını bildirerek takibe itiraz ettiklerini belirterek itirazın iptali ile %40’dan aşağı olmamak üzere inkar tazminatına mahkum edilmelerini talep etmiştir.
Davalılar vekili; kazanın davacı şirkete sigortalı olan aracın kusurlu davranışı sonucu meydana geldiğini, kazadan bir gün sonra yetkili servis tarafından yapılan ekspertiz raporunda hasarın 6.930,28TL olarak belirlendiğini, buna rağmen araç sahibinin aracını Türkiye’de tamir ettirmeyerek kazadan uzunca bir süre sonra yurt dışında tamir ettirdiğini, yurt dışında yapılan tamir giderlerinin kazadan hemen sonra yapılan tespit giderlerinden fazla olduğunu, hasarla ilgili olmayan tamir ve tadilatların yapıldığını, yurt dışında belirlenen hasar miktarından 6.000,00 TL'nin sigorta şirketi tarafından ödenmiş olduğunu, müvekkillerinin ancak 930,28TL ile sorumlu tutulabileceklerini belirterek davanın reddini savunmuştur.
Yerel mahkemece, davacı sigorta şirketinin yabancı olduğu, teminat altına alınan zararın haksız fiilden doğduğu, talebin ise sigorta ve halefiyet ilişkisinden kaynaklandığı, edim borçlusunun yerleşim yerinin Türkiye olduğu, haksız fiil ve zararın Türkiye'de gerçekleştiği, bu durumda davada MÖHUK 'un 24,34. maddeleri gereğince Türk Hukukunun uygulanması gerektiği, aracın değiştirilmesi için gerekli tüm parçaların orjinalinin ülkemizde mevcut olduğu gibi üretici ve satıcı firmanın yetkili servislerinin bulunduğu, bu nedenle sigorta ettirenin aracı yurt dışında onarmayı tercih etmesinin haklı bir sebebinin olmadığı, BK'nın 44. maddesine göre zarar görenin zararın artmasını önleyecek tedbirleri almakla yükümlü olduğu, buna göre sigortalının zararının Türkiye'de yapılacak onarım giderinden ibaret olduğu gibi sigortalının haklı bir neden olmaksızın sırf tercih hakkına dayanarak bu zararın artmasına yol açacak şekilde aracını yurt dışında tamir ettirmesi nedeniyle oluşan fazla zararın davalıya yükletilmesinin adil ve hakkaniyete uygun olmayacağı, aracın Türkiye'de onarılması halinde tamir giderinin 8.030,00 TL olduğu, davacı sigorta şirketinin 1.155,00 TL indirim yaparak sigortalısına ödeme yaptığını, zararın 6.000,00 TL'sinin ise davalı tarafın sigortasınca ödendiği, bu durumda giderilmesi gereken zarar miktarı 874,50 TL olduğu gerekçesiyle davanın kısmen kabulüne dair verilen karar davacı vekilinin temyizi üzerine, Özel Dairece yukarıda başlık bölümünde yazılı gerekçeyle bozulmuş; mahkemece, önceki gerekçeler genişletilmek suretiyle direnme kararı verilmiştir.
Direnme kararını, davacı vekili temyize getirmiştir.
Direnme yoluyla Hukuk Genel Kurulu önüne gelen uyuşmazlık; davacı şirkete kasko sigortalı ve geçici olarak Türkiye’de bulunan yabancı plakalı araçta, trafik kazası neticesinde oluşan hasarın onarımının Türkiye’de yapılmasının zorunlu olup olmadığı ve zararın belirlenmesinde yurt dışında tespit edilen gerçek zarar miktarının mı yoksa Türkiye’de tespit edilen gerçek zarar miktarının mı dikkate alınacağı noktasında toplanmaktadır.
Uyuşmazlığın çözümünde öncelikle sigortacının rücu hakkının hukuksal niteliğinin açıklanmasında yarar bulunmaktadır:
Sigortacının rücu hakkı mülga 6762 sayılı Türk Ticaret Kanunu’nda (TTK) düzenlenmiştir. TTK.m.1301’e göre, “Sigortacı sigorta bedelini ödedikten sonra hukuken sigorta ettiren kimse yerine geçer. Sigorta ettiren kimsenin vaki zarardan dolayı üçüncü şahıslara karşı dava hakkı varsa bu hak, tazmin ettiği bedel nispetinde sigortacıya intikal eder.
Sigorta ettiren kimse, 1 inci fıkra gereğince sigortacıya intikal eden haklarını ihlal edecek bir hal ve harekette bulunursa sigortacıya karşı mesul olur. Sigortacı zararı kısmen tazmin etmiş ise sigorta ettiren kimse kalan kısmından dolayı üçüncü şahıslara karşı haiz olduğu müracaat hakkını muhafaza eder.” şeklinde düzenleme yapılmıştır.
Sigortacının rücu hakkı, zarar sigortalarında geçerli olan halefiyet ilkesinden kaynaklanır. Halefîyet ilkesine göre sigortacı ödediği tazminat dolayısıyla sigortalının haklarına sahip olur ve üçüncü kişilere karşı doğrudan doğruya dava açabilir. Bu ilkenin bir sonucu olarak sigortacı, sigorta bedelini ödedikten sonra hukuken sigorta ettiren kişinin yerine geçer, onun halefi olur. Böylece, zarara neden olan kişilere karşı sigorta ettirenin açabileceği tüm davaları sigortacı açar ve meydana gelen zararın tazminine ilişkin talep haklarını kullanır. Ancak, sigortacı, zararın tamamını karşılamamışsa sigortalının ödenmeyen kısma ilişkin talep hakları sona ermez (TTK.m.1301/II). Bu durumda sigortacı, tazmin ettiği zarar ölçüsünde sigortalının halefi olur ve zarardan sorumlu olan kişilere karşı rücu hakkını kullanır.
Sigortacının rücu hakkı kanundan doğan bir hak olmakla birlikte, sigortacının, sigortalının yerine geçerek zarardan sorumlu olan kişilere rücu edebilmesi için zararın sigorta teminatı kapsamında olması, zarar görenin dava hakkının mevcut olması ve sigorta tazminatının ödenmiş olması şartları aranmaktadır.
Sigortacının rücu hakkı, ödediği tazminat ölçüsünde ve gerçek zarar miktarını aşmamak kaydıyla geçerlilik taşır. Sigorta şirketi, sözleşmede öngörülen muafiyetler çerçevesinde sigortalısına zarar miktarının bir kısmını ödemişse, ödediği tutarın dışında zarar sorumlusuna rücu edemez. Ayrıca, sigortacının gerçek zararı aşan tazminat talepleri de haksız olduğundan istenemez. (Mustafa Çeker; Sigortacının Rücu Hakkı, Legal Hukuk Dergisi, Yıl:4 S.48, s.3707-3718, Omağ, M.K.; Türk Hukukunda Sigortacının Kanuni Halefiyeti, İstanbul 1983, Arseven, H.; Sigorta Hukuku, İstanbul 1987, Bozer, A.; Sigorta Hukuku, Ankara 1981)
Bu açıklamalar ışığında somut olay değerlendirildiğinde; geçici olarak Türkiye’de bulunan ve davacı sigorta şirketinin sigortalısı olan PE .. 787 plakalı araca, 18.07.2007 tarihinde Nevşehir’de davalıların işleten ve sürücüsü olduğu 50 ..852 plakalı aracın arkadan çarpması sonucunda, PE .. 787 plakalı araçta maddi hasar meydana geldiği, trafik kazası tespit tutanağına göre 50 .. 852 aracın asli kusurlu olduğu, kazadan bir gün sonra 19.07.2007 tarihinde yetkili servis tarafından düzenlenen ön ekspertiz raporunda araçtaki hasarın belirlendiği, ancak sigortalı araç sürücüsünün aracını Türkiye’de tamir ettirmeyi tercih etmeyerek Almanya ülkesine döndüğü ve aracını Almanya’da tamir ettirdiği, dosyada bulunan faturalara göre aracın onarım bedelinin 13.237,80 Euro olduğu, davacı sigorta şirketi tarafından sigortalıya 12.573,72 Euro ödeme yapıldığı, ödenen bu bedelin tahsili için davacı sigorta şirketi tarafından davalılar aleyhine icra takibi başlatıldığı, icra müdürlüğü tarafından gönderilen ödeme emrine davalılar tarafından itiraz edildiği, bunun üzerine davacı vekilinin itirazın iptali istemini içeren eldeki davayı açtığı anlaşılmaktadır. Mahkemece, her ne kadar aracın değiştirilmesi için gerekli tüm parçaların orjinalinin ülkemizde mevcut olduğu gibi üretici ve satıcı firmanın yetkili servislerinin bulunduğu, bu nedenle sigorta ettirenin aracı yurt dışında onarmayı tercih etmesinin haklı bir sebebinin olmadığı, BK'nın 44. maddesine göre zarar görenin zararın artmasını önleyecek tedbirleri almakla yükümlü olduğu, buna göre sigortalının zararının Türkiye'de yapılacak onarım giderinden ibaret olduğu gerekçesiyle davanın kısmen kabulüne karar verilmişse de, mahkemenin gerekçesi yerinde değildir. Almanya’da ikamet eden, tatilini geçirmek üzere Türkiye’de bulunan ve geçici olarak getirdiği aracı trafik kazası sonucunda hasara uğrayan sigortalının, aracının onarımını Türkiye’de yapması konusunda zorlanamayacağının kabulü gerekir. Sigorta ettiren, aracını Türkiye’de veya ikamet ettiği ülkede tamir ettirmek konusunda seçimlik hakka sahiptir. Sigorta ettirenin bu seçimlik hakkını ikamet ettiği ülkede tamir ettirme yönünde kullanması durumunda, yurt dışı tamirine ilişkin gerçek hasar bedelinin tespit edilerek bu bedelin Türk Lirası karşılığının rücuen tazminine karar verilmelidir.
Hukuk Genel Kurulundaki görüşmeler sırasında bir kısım üyeler tarafından, yurt dışında yetkili servisler tarafından hasar gören aracın parçalarının onarımı yerine daha çok orjinali ile değişimi yapıldığından maliyetin yükseldiği, ülkemizde ise işçilik ücretleri düşük olduğundan, parçaların çoğu kez onarımının yapıldığı, ülkemizdeki onarım maliyetinin bu yüzden düşük olduğu, davalıların zararının Türkiye’de belirlenen gerçek hasar bedeli olması gerektiği görüşü savunulmuşsa da, yukarıda açıklanan nedenlerle bu görüş Kurul çoğunluğunca benimsenmemiştir.
Açıklanan nedenlerle Hukuk Genel Kurulunca da benimsenen Özel Daire bozma ilamına uyulması gerekirken, önceki kararda direnilmesi usul ve yasaya aykırı olup, direnme kararı bozulmalıdır.
S O N U Ç : Davacı vekilinin temyiz itirazlarının kabulü ile, direnme kararının Özel Daire bozma ilamında gösterilen nedenlerden dolayı BOZULMASINA, istek halinde temyiz peşin harcının yatırana geri verilmesine, 24.06.2015 gününde oyçokluğu ile karar verildi.
Diğer kararlar (4)
11. Hukuk Dairesi, 2013/4211 E., 2013/20625 K.
yüksek eşleşmeKarar metninde maddeye atıf varSULH HUKUK MAHKEMESİ
tam metni aç
Dava, 6762 sayılı Türk Ticaret Kanunu (TTK)'nın 1301. maddesi hükmü gereğince, sigorta şirketinin ödeme yaptıktan sonra haksız fiil faili aleyhine açmış olduğu tazminat davası olup, mahkemece davacının iddiasının sigortalı tarafından ileri sürülebileceği gerekçesiyle, davanın reddine karar verilmişti
11. Hukuk Dairesi 2013/4211 E. , 2013/20625 K.
"İçtihat Metni"
MAHKEMESİ :SULH HUKUK MAHKEMESİ
Taraflar arasında görülen davada Bakırköy 2. Sulh Hukuk Mahkemesi’nce verilen 18/12/2012 tarih ve 2012/251-2012/1020 sayılı kararın Yargıtayca incelenmesi davacı vekili tarafından istenmiş ve temyiz dilekçesinin süresi içinde verildiği anlaşılmış olmakla, dava dosyası için Tetkik Hakimi ... tarafından düzenlenen rapor dinlendikten ve yine dosya içerisindeki dilekçe, layihalar, duruşma tutanakları ve tüm belgeler okunup, incelendikten sonra işin gereği görüşülüp, düşünüldü:
Davacı vekili, sigortalıya ait emtianın Bursa/İspanya arası taşınmak üzere davalıya teslim edildiğini, ancak 05.09.2010 tarihinde kumaşların kaybedildiğini, ürünler sipariş üzerine özel olarak yapıldığı için sigortalının müşterisini kaybetmemek adına tekrar aynı emtiayı üretmek zorunda kaldığını, sevkiyat öncesinde ise malların bulunduğu bilgisinin sigortalıya ulaştığını, bu kumaşların ikinci kez satılmasının mümkün olmadığını, sigortalının zararının karşılandığını, davalının yapılan takibe haksız olarak itiraz ettiğini ileri sürerek, itirazın 2.855 TL üzerinden iptalini talep ve dava etmiştir.
Davalı vekili, CMR 20. maddeye göre 60 günden önce emtianın bulunarak alıcısına teslim edildiğini, gecikmeden kaynaklı zararın ispatlanması gerektiğini savunarak, davanın reddini istemiştir.
Mahkemece, iddia, savunma, bilirkişi raporu ve dosya kapsamına göre, taşıma sırasındaki gecikme nedeniyle emtianın zamanında teslim edilmediği, sigortalının müşterisini kaybetmemek için yeni ürün siparişi verdiği, kumaşların ikinci kez satılma imkanı kalmadığı yönündeki iddianın sigortalı tarafından ileri sürülmesi gerektiği gerekçesiyle, davanın reddine karar verilmiştir.
Kararı, davacı vekili temyiz etmiştir.
Dava, 6762 sayılı Türk Ticaret Kanunu (TTK)'nın 1301. maddesi hükmü gereğince, sigorta şirketinin ödeme yaptıktan sonra haksız fiil faili aleyhine açmış olduğu tazminat davası olup, mahkemece davacının iddiasının sigortalı tarafından ileri sürülebileceği gerekçesiyle, davanın reddine karar verilmiştir. Davacı ... şirketince sigortalıya ait emtianın geç teslim edilmesi nedeniyle oluşan hasara ödeme yapılarak 06.12.2010 tarihinde temlik alınmıştır. Sigortacının açtığı rücu davasında, mülga TTK'nın 1301. maddesinde anılan halefiyet şartları gerçekleşmemiş olup da, sigortacı ödeme yaptığı sigortalısından zarar sorumlusuna karşı olan dava hakkını temlik yoluyla almışsa, bu takdirde davacı bu sıfatını, TTK'nın 1301. maddesi hükmünden değil, karar tarihinde yürürlükteki 818 sayılı Borçlar Kanunu (BK)'nun 162 ve onu izleyen maddelerinde düzenlenmiş bulunan alacağın temliki hükümlerinden almış olacağından başlangıçta sigortacı tarafından rücu davası şeklinde açılmış olan dava reddolunmayarak bu hükümler çerçevesinde çözüme kavuşturulacaktır (ULAŞ, Işıl; Uygulamalı Sigorta Hukuku Mal ve Sorumluluk Sigortaları, Ankara 2007, s. 188). Buna göre somut olayda davacı ... şirketinin, 818 Sayılı BK'nun 162 ve devamı maddeleri hükmü gereğince, haksız fiil faili aleyhine temlik hükmüne göre rücu hakkı bulunmaktadır.
Bu itibarla, mahkemece işin esasına girilerek neticesine göre bir karar vermek gerekirken, yanılgılı değerlendirmelerle yazılı şekilde hüküm tesisi doğru olmamış, kararın bu nedenle bozulması gerekmiştir.
SONUÇ: Yukarıda açıklanan nedenlerle davacı vekilinin temyiz itirazlarının kabulü ile hükmün davacı yararına BOZULMASINA, ödediği temyiz peşin harcın isteği halinde temyiz edene iadesine, 15.11.2013 tarihinde oybirliğiyle karar verildi.
11. Hukuk Dairesi, 2011/7001 E., 2013/10839 K.
yüksek eşleşmeKarar metninde maddeye atıf varTİCARET MAHKEMESİ
tam metni aç
kişilerin ısrarlı tutumları ve ekonomik zorlukları nedeniyle yangın poliçesinin komşuluk mali mesuliyet teminatı miktarınca davalılara çeşitli ödemeler yapıldığını, TTK'nın 1309. maddesi uyarınca, sorumluluk sigortasında kusur esasının kabul edildiğini, ancak sigortalı şirket yetkilisi Jak Koen hakkında ceza mahkemesince sonradan verilen beraat kararı uyarınca, müvekkili sigorta şirketinin sorumlu
11. Hukuk Dairesi 2011/7001 E. , 2013/10839 K.
"İçtihat Metni"
MAHKEMESİ :TİCARET MAHKEMESİ
3-YAPI KREDİ A.Ş.
Taraflar arasında görülen davada İstanbul 5. Asliye Ticaret Mahkemesi’nce verilen 10.11.2010 tarih ve 2001/2006-2010/635 sayılı kararın duruşmalı olarak incelenmesi asıl ve birleşen 2001/628 Esas ve 2001/528 Esas sayılı davalarda davalılar vekili tarafından istenmiş olup, duruşma için belirlenen 14.05.2013 günü başkaca gelen olmadığı yoklama ile anlaşılıp hazır bulunan davalılardan ... ve Arkadaşları vekili Av. ... ile davalı ... ... Sigorta A.Ş. vekili Av. ... dinlenildikten sonra duruşmalı işlerin yoğunluğu ve süre darlığından ötürü işin incelenerek karara bağlanması ileriye bırakıldı. Tetkik Hakimi ... arafından düzenlenen rapor dinlenildikten ve yine dosya içerisindeki dilekçe, layihalar, duruşma tutanakları ve tüm belgeler okunup incelendikten sonra işin gereği görüşülüp, düşünüldü:
.../...
-2-
Davacı vekili, asıl ve birleşen davalarda, müvekkili şirket nezdinde yangın rizikolarına karşı sigorta ettirilen dava dışı Tekno Matbaa Mürekkepleri San. ve Tic. A.Ş'ye ait fabrikada 28/07/2000 tarihinde çıkan yangın sebebiyle sigortalının ve 3. kişilerin zarar gördüğünü, yangının çıktığı fabrika olan Tekno A.Ş. yetkilisi Jak Koen hakkında dikkatsizlik ve tedbirsizlik sonucu yangına sebebiyet vermekten dolayı ceza yargılaması sonuçlanmadan, 3. kişilerin ısrarlı tutumları ve ekonomik zorlukları nedeniyle yangın poliçesinin komşuluk mali mesuliyet teminatı miktarınca davalılara çeşitli ödemeler yapıldığını, TTK'nın 1309. maddesi uyarınca, sorumluluk sigortasında kusur esasının kabul edildiğini, ancak sigortalı şirket yetkilisi Jak Koen hakkında ceza mahkemesince sonradan verilen beraat kararı uyarınca, müvekkili sigorta şirketinin sorumluluğunun bulunmadığının anlaşıldığını, davalılara iyi niyetle ödenen meblağların iadesi için başlatılan takibin davalıların itirazı üzerine durduğunu ileri sürerek, itirazın iptaline ve %40 oranında icra inkar tazminatının davalılardan tahsiline karar verilmesini talep ve dava etmiştir.
Davalılar vekilleri, davacının, zararın tazminine ilişkin aleyhine açılan davalar devam ederken tüm zarar görenlere kendi isteğiyle hazırlanan bir protokol çerçevesinde ödeme yaptığını, yangın ve infilak mali sorumluluğu başlığı ile yapılan düzenlemede kusurdan bahsedilmediği, mali mesuliyet poliçesinin ana poliçenin ayrılmaz parçası olduğunu, ana poliçe yönünden ödeme yapıldığını, burada kusurlu ve kusursuz ayrımı yapılmadığını, ceza dosyasında beraat kararı verilmesinin davacının kendi rızasıyla davalılara yaptığı ödemeyi geri istemesinin dayanağı olamayacağını savunarak, davanın reddini istemişlerdir.
Mahkemece, toplanan kanıtlar ve bilirkişi raporuna göre, dava konusu yangında davacının sigortalısı ...nin bir kusurunun bulunmadığı, TTK'nın 1304. maddesinde, yangın sigortası ve TTK'nın 1309. maddesinde de mesuliyet sigortasının düzenlendiği, anılan madde hükmüne göre yangın nedeniyle sigortacının sorumluluğunun ancak sigortalısının kusurundan doğan hasarı kapsadığı, sigortalının her hangi bir kusurunun olmadığı bu hususun ceza mahkemesi kararı, açılan diğer davalardan anlaşıldığı, davacı sigortacının dava dışı sigortalısıyla arasındaki yangın poliçesindeki mali mesuliyet teminatı gereğince davalılara yaptığı ödemeyi geri istemesinin mümkün bulunduğu, zira ödemenin dayanağının kalmadığı, asıl ve birleşen davada itirazlarının tespit edilen miktarlar bakımından likit olduğu gerekçesiyle asıl ve birleşen davaların kısmen kabulüne karar verilmiştir.
Kararı, asıl ve birleşen (Beyoğlu 1. Asliye Ticaret Mahkemesi'nin 2001/628 Esas ve Beyoğlu 2. Asliye Ticaret Mahkemesi'nin 2001/592 Esas sayılı dosyası) davalarda davalılar vekili temyiz etmiştir.
1-Dava dosyası içerisindeki bilgi ve belgelere, mahkeme kararının gerekçesinde dayanılan delillerin tartışılıp değerlendirilmesinde usul ve yasaya aykırı bir yön bulunmamasına göre, asıl ve yukarda belirtilen birleşen davalarda davalılar vekillerinin kesin hükme ilişen temyiz itirazlarının reddi gerekmiştir.
2-Asıl ve birleşen davalar, dava dışı sigortalı ...nin fabrikasında çıkan yangın nedeniyle zarar gören davalılara komşuluk mali mesuliyet teminatı uyarınca davacı sigortacının serbest iradesi ile yaptığı ödemelerin, sigortalı yetkilisinin ceza yargılaması sonucunda yangında kusursuz olmasının ortaya çıkması nedeniyle iadesi amacıyla başlatılan icra takiplerine vaki itirazların iptali istemine ilişkindir.
Dava dışı Tekno Matbaa A.Ş. lehine düzenlenen yangın poliçesindeki komşuluk malii sorumluluk teminatı kapsamında, limit dahilinde yangından zarar gören davalılara yapılan ödemelerin varlığı ve miktarı konusunda taraflar arasında bir uyuşmazlık yoktur. Uyuşmazlık, davacının taraflar arasında düzenlenen protokole göre davalılara yaptığı ödemelerin, sigortalısı yetkilisinin ceza yargılaması sonucunda kusursuz olduğunun saptanması sonucu, iadesini isteyip istemeyeceği, bu bağlamda davacının sigortalısının kusurlu olup olmadığı noktasında toplanmaktadır. Mahkemece, ceza yargılamasından ve işbu dosyada alınan bilirkişi kurulu raporlarından hareketle sonuçta davaya konu yangının meydana gelmesinde davacının sigortalısının kusurunun bulunmadığı kabul edilerek yazılı şekilde hüküm tesis edilmiştir. .../...
-3-
Oysa, öncelikle ifade etmek gerekir ki, ceza hukuku ve medeni hukuk arasındaki ilişki mülga Borçlar Kanunu'nun 53. maddesinde; “Hakim, kusur olup olmadığına yahut haksız fiilin faili temyiz kudretini haiz bulunup bulunmadığına karar vermek için ceza hukukunun mesuliyete dair ahkamiyle bağlı olmadığı gibi, ceza mahkemesinde verilen beraet karariyle de mukayyet değildir. Bundan başka ceza mahkemesi kararı, kusurun takdiri ve zararın miktarını tayin hususunda dahi hukuk hakimini takyit etmez.” şeklinde düzenlenmiş ve kural olarak bağımsızlık ilkesi benimsenmiştir. Madde bu yönüyle irdelendiğinde; hukuk hakimi kural olarak ceza mahkemesinin beraat kararı ile bağlı değildir. Ancak; aynı olay nedeniyle ceza yargılamasında hükme dayanak yapılan maddi olgular ile bağlıdır. Burada hemen vurgulamakta yarar vardır ki, hukuk hakiminin ceza mahkemesi kararındaki maddi olgularla bağlılığının ölçüsü; beraat kararında suçun sanık tarafından işlenip işlenmediğinin kesin olarak delilleriyle tespit edilip edilmediği olmalıdır. Yasadaki açık düzenleme, yerleşen yargısal uygulama ve bilimsel görüşler karşısında; kusurun ve zarar miktarının takdiri hususundaki kararın, diğer söyleyişle fiilin işlendiği sabit olduğu halde kusurluluğa ya da kusursuzluğa ilişkin saptamanın tek başına hukuk hakimini bağlayacağını kabule olanak bulunmamaktadır. Bu bağlamda mahkemece de isabetle belirtildiği üzere ceza mahkemesince verilen beraat kararı kusurun takdiri ve zarar miktarının tayini konusunda hukuk mahkemesini bağlamayacağı, kaldı ki ceza mahkemesinin hükme dayanak yaptığı bilirkişi kurulu raporunda dahi yangının büyük olasılıkla hava sıcaklığının normalin üstünde ve öğle saatlarinde maksimum duruma gelmesi nedeniyle çıktığına işaret edilmiş olunması, esasen yangının davacının sigortalısının fabrikasında başlayarak davalı işyerlerine sirayet ettiğinin dosya kapsamı ile sabit bulunması karşısında işbu dosyada alınan ve yeterli dayanakları dahi gösterilmeden davacının sigortalısının kusurunun bulunmadığını belirten denetime elverişli bulunmayan ve soyut bilirki raporlarına dahi itibar edilemez.
Bu durumda, mahkemece, yukarıda yapılan açıklamalar doğrultusunda, sigortalının fabrikasında çıkan yangının hava sıcaklığının artmasına bağlı olduğu kabul edilse bile basiretli tacir gibi davranma yükümlülüğü olan davacı sigortalısının bu halde dahi gerek yangının çıkmasını ve gerekse davalı işyerlerine sirayetini engelleme konusunda gerekli tüm tedbirleri almasının zorunlu olduğu, bu bağlamda yangının çıkması ve sirayeti konusunda kusurlu bulunduğunun ilke olarak kabulü ile sonucuna göre bir karar verilmek gerekirken yanılgılı değerlendirmeye ve yetersiz bilirkişi kurulu raporlarına dayalı olarak yazılı şekilde hüküm tesisi doğru görülmemiş, asıl ve yukarıda anılan birleşen davalardaki hükmün mümeyyiz davalılar yararına bozulması gerekmiştir.
3-Bozma neden ve şekline göre mümeyyiz davalıların diğer temyiz itirazlarının incelenmesine gerek görülmemiştir.
SONUÇ: Yukarda (1) numaralı bentte açıklanan nedenlerle, asıl ve birleşen davalarda mümeyyiz davalılar vekillerinin kesin hükme ilişen temyiz itirazlarının reddine, (2) numaralı bentte açıklanan nedenlerle, mümeyyiz vekillerinin temyiz itirazlarının kabulü ile asıl ve anılan birleşen davalardaki hükmün, mümeyyizler yararına BOZULMASINA, (3) numaralı bentte açıklanan nedenlerle, mümeyyiz vekillerinin diğer temyiz itirazlarının incelenmesine yer olmadığına, takdir olunan 990,00 TL duruşma vekalet ücretinin davacı... Sigorta A.Ş'den alınarak davalılar ..., M. ..., M. ..., M. ... ... ile davalı ... ... Sigorta A.Ş'ye verilmesine, ödedikleri temyiz peşin harcın istekleri halinde temyiz eden asıl ve birleşen 2001/628 Esas ve 2001/528 Esas sayılı davalarda davalılara iadesine, 24.05.2013 tarihinde oybirliğiyle karar verildi.
11. Hukuk Dairesi, 2012/6110 E., 2013/10231 K.
yüksek eşleşmeKarar metninde maddeye atıf varTİCARET MAHKEMESİ
tam metni aç
2- Ancak, dava 6762 sayılı Türk Ticaret Kanunu (TTK)'nın 1301. maddesi hükmü gereğince, sigorta şirketinin ödeme yaptıktan sonra haksız fiil faili aleyhine açmış olduğu tazminat davasıdır.
11. Hukuk Dairesi 2012/6110 E. , 2013/10231 K.
"İçtihat Metni"
MAHKEMESİ :TİCARET MAHKEMESİ
Taraflar arasında görülen davada İstanbul 46. Asliye Ticaret Mahkemesi’nce verilen 15/12/2011 tarih ve 2009/363-2011/332 sayılı kararın Yargıtayca incelenmesi davacı vekili tarafından istenmiş ve temyiz dilekçesinin süresi içinde verildiği anlaşılmış olmakla, dava dosyası için Tetkik Hakimi ... tarafından düzenlenen rapor dinlendikten ve yine dosya içerisindeki dilekçe, layihalar, duruşma tutanakları ve tüm belgeler okunup, incelendikten sonra işin gereği görüşülüp, düşünüldü:
Davacı vekili, müvekkili nezdinde Klasik Yangın Sigorta Poliçesi ile sigortalı işhanında, davalı tarafından yapılan çatı izolasyonu sırasında, izolasyon malzemelerinin tutuşması sonucunda çıkan yangın nedeniyle oluşan toplam 118.232.00 TL hasar bedelinin, müvekkilince dava dışı sigortalılara ödendiğini ileri sürerek, fazlaya ilişkin hakları saklı kalmak kaydıyla 7.100.00 TL hasar bedelinin ödeme tarihinden itibaren avans faiziyle tahsiline karar verilmesini talep ve dava etmiş, 06.11.2009 tarihinde talebini 118.232.00 TL olarak ıslah etmiştir.
Davalı vekili, müvekkili ile dava dışı ... Yöneticiliği arasında çatının kısmi onarımı konusunda anlaşma yapıldığını, ancak dava konusu yangının çıkmasında müvekkilinin sorumluluğunun bulunmadığını, talep edilen alacak miktarının fahiş olduğunu savunarak, davanın reddini istemiştir.
Mahkemece, iddia, savunma, tanık anlatımları ve benimsenen 19.10.2010 ve 10.10.2011 tarihli bilirkişi raporlarına göre, davalının çatıda onarım çalışması yaptığı noktada yangının başladığı, oluşan zarardan davalı tarafın BK’nın 356 ve 100 maddeleri gereğince sorumlu olduğu, ilk bilirkişi raporu ile hukukçu bilirkişi raporunda yapılan tespitlerin, incelenen poliçe kapsamına daha uygun olduğu, buna göre poliçe ile rizikonun doğması sonucu binadaki kiracılara değil komşu binalara verilen zararların teminat altına alındığı gerekçesiyle, davanın kısmen kabulü ile, 51.935,00 TL alacağın 02.02.2009, 10.729,41 TL alacağın 19.02.2009 ödeme tarihinden itibaren işleyecek avans faizi ile birlikte davalıdan tahsiline, fazlaya ilişkin istemin reddine karar verilmiştir.
Kararı, davacı vekili temyiz etmiştir.
1- Dava dosyası içerisindeki bilgi ve belgelere, mahkeme kararının gerekçesinde dayanılan delillerin tartışılıp, değerlendirilmesinde usul ve yasaya aykırı bir yön bulunmamasına ve poliçede malikin/kiracıların komşulara karşı mesuliyeti teminat altına alınmış olmakla mahkemenin bu yöne ilişkin gerekçesinin doğru bulunmasına göre davacı vekilinin aşağıdaki bendin kapsamı dışında kalan diğer temyiz itirazlarının reddi gerekmiştir.
2- Ancak, dava 6762 sayılı Türk Ticaret Kanunu (TTK)'nın 1301. maddesi hükmü gereğince, sigorta şirketinin ödeme yaptıktan sonra haksız fiil faili aleyhine açmış olduğu tazminat davasıdır. Davacı ... şirketince eşyaları hasarlanan dava dışı kiracılar Mustafa Bayar ile Vatev Vakfı'na ödeme yapılarak alacakları 28.01.2009 ve 02.02.2009 tarihinde temlik alınmıştır. Sigortacının açtığı rücu davasında, mülga TTK'nın 1301. maddesinde anılan halefiyet şartları gerçekleşmemiş olup da, sigortacı ödeme yaptığı sigortalısından zarar sorumlusuna karşı olan dava hakkını temlik yoluyla almışsa, bu takdirde davacı bu sıfatını, TTK'nın 1301. maddesi hükmünden değil, karar tarihinde yürürlükteki 818 sayılı Borçlar Kanunu (BK)'nun 162 ve onu izleyen maddelerinde düzenlenmiş bulunan alacağın temliki hükümlerinden almış olacağından başlangıçta sigortacı tarafından rücu davası şeklinde açılmış olan dava reddolunmayarak bu hükümler çerçevesinde çözüme kavuşturulacaktır (ULAŞ, Işıl; Uygulamalı Sigorta Hukuku Mal ve Sorumluluk Sigortaları, Ankara 2007, s. 188).
Buna göre somut olayda davacı ... şirketinin, BK'nın 162 ve devamı maddeleri hükmü gereğince, haksız fiil faili aleyhine temlik hükmüne göre rücu hakkı bulunmaktadır. Bu nedenlerle mahkemece, davacı ... şirketince ödenen hasar teminat dışında kalmakta ise de temlik hükmüne göre davacının haksız fiil failine rücu hakkı bulunduğu gözetilerek oluşacak sonuç çerçevesinde karar vermek gerekirken, bu hususta hiç bir değerlendirme yapılmaksızın yazılı olduğu şekilde hüküm tesisi doğru olmamış, davacı yararına bozmayı gerektirmiştir.
SONUÇ: Yukarıda (1) numaralı bentte açıklanan nedenlerle davacı vekilinin diğer temyiz itirazlarının reddine, (2) numaralı bentte açıklanan nedenlerle davacı vekilinin temyiz itirazlarının kabulüyle kararın davacı yararına BOZULMASINA, ödediği temyiz peşin harcın isteği halinde temyiz edene iadesine, 17.05.2013 tarihinde oybirliğiyle karar verildi.
11. Hukuk Dairesi, 2011/10508 E., 2012/17717 K.
orta eşleşmeKarar metninde maddeye atıf varSULH HUKUK MAHKEMESİ
tam metni aç
i aracılığı ile çatıya montajı esnasında 13 adet panelin vinçten sert zemine düşürülmesi sonucu hasar meydana geldiğini, hasar gören ürünler için davacı şirketçe sigortalıya 05/06/2008 tarihinde 4.500 YTL tazminat ödendiğini, ileri sürerek TTK'nun 1301. maddesi uyarınca 4.500 YTL'nın ticari avans faizi ile tahsilini talep ve dava etmiştir.
11. Hukuk Dairesi 2011/10508 E. , 2012/17717 K.
"İçtihat Metni"
MAHKEMESİ :SULH HUKUK MAHKEMESİ
Taraflar arasında görülen davada Gebze 1. Sulh Hukuk Mahkemesi’nce verilen 01.02.2011 tarih ve 2008/1154-2011/114 sayılı kararın Yargıtayca incelenmesi davalı vekili tarafından istenmiş ve temyiz dilekçesinin süresi içinde verildiği anlaşılmış olmakla, dava dosyası için Tetkik Hakimi ... tarafından düzenlenen rapor dinlendikten ve yine dosya içerisindeki dilekçe, layihalar, duruşma tutanakları ve tüm belgeler okunup, incelendikten sonra işin gereği görüşülüp, düşünüldü:
Davacı vekili, müvekkili tarafından Nakliyat Abonman Sigorta Poliçesi kapsamında sigortalı olan dava dışı Assan Panel San.ve Tic. A.Ş. tarafından üretilmiş ve satışı gerçekleştirilmiş panellerin nakliyesi esnasında davalı şirketin vinci aracılığı ile çatıya montajı esnasında 13 adet panelin vinçten sert zemine düşürülmesi sonucu hasar meydana geldiğini, hasar gören ürünler için davacı şirketçe sigortalıya 05/06/2008 tarihinde 4.500 YTL tazminat ödendiğini, ileri sürerek TTK'nun 1301. maddesi uyarınca 4.500 YTL'nın ticari avans faizi ile tahsilini talep ve dava etmiştir.
Davalı vekili, inşaat sahasının sevk ve idare yetkisinin Assan Panel San.ve Tic. A.Ş'ye ait olduğunu, çatıya kaldırma ve montaj işinin bu şirket elemanları tarafından yapıldığını, müvekkilinin kusurunun bulunmadığını, olay tarihinin 19.04.2008 olup sigorta poliçe tarihinin 21.04.2008 olduğunu, davacının rücu hakkının bulunmadığını savunarak davanın reddini istemiştir.
Mahkemece, iddia, savunma ve benimsenen bilirkişi raporuna göre, davanın kısmen kabülü ile 3.150 TL tazminatın ödeme tarihi olan 05/06/2008 tarihinden itibaren ticari avans faizi ile birlikte davalıdan alınıp davacıya verilmesine, fazlaya ilişkin talebin reddine karar verilmiştir.
Kararı, davalı vekili temyiz etmiştir.
Dava, nakliyat sigorta poliçesine dayalı rücuen alacak istemine ilişkindir. Davalı vekili, cevap dilekçesinde davacı ... şirketinin yaptığı ödemenin poliçe teminat kapsamında olmadığı, kanunen ödememesi gereken hasar bedelini ödediğini savunarak davanın reddini istemiştir. Dosyada mevcut nakliyat sigorta poliçesi örneğinden taşımanın Tuzla-Assan tesislerinden Tuzla Deri Organize Kerem Deri Şantiyesine taşınacağı belirtilmiş ve poliçenin abonman sözleşmesi şartları gereğince düzenlendiği açıklanmıştır. İddianın ileri sürülüş biçimi ve savunma gözetilerek abonman poliçesi ve genel şartlarının getirtilerek meydana gelen rizikonun bu şartlar karşısında sigorta teminatı altında olup olmadığı
dolayısıyla TTK'nun 1301. maddesi uyarınca rücu koşullarının oluşup oluşmadığı değerlendirilerek sonucuna göre karar verilmesi gerekirken eksik inceleme sonucu yazılı şekilde karar verilmesi doğru görülmemiş, davalı vekilinin temyiz itirazlarının kabülü ile hükmün bozulması gerekmiştir.
SONUÇ: Yukarıda açıklanan nedenlerle davalı vekilinin temyiz itirazlarının kabulü ile kararın davalı yararına BOZULMASINA, ödediği temyiz peşin harcın isteği halinde temyiz edene iadesine, 08.11.2012 tarihinde oybirliğiyle karar verildi.
Eşleştirme iki kanıta dayanır: kararın kendi metnindeki madde atfı ve şerh kitaplarının o kararı hangi maddenin altında bastığı. Otomatik üretilmiştir, hukuki tavsiye değildir; kararın güncelliğini ve sonraki içtihat değişikliklerini ayrıca denetleyin.
Bu Maddeyle İlgili Sınav Sorusu
Ticaret Hukuku
Anonim Şirket kuruluşunda, kurucu ortak (B), sermaye taahhüdü olarak şirkete "vadesi gelmiş (muaccel) 50.000 TL tutarındaki bir alacağını" devretmiştir. Ancak şirket sözleşmesinde bu alacağın ne zaman tahsil edileceğine dair özel bir hüküm yoktur. TTK’ya göre, bu alacak şirketin tescilinden itibaren ne kadar süre içinde tahsil edilemezse, ortak (B) temerrüt faizi ödemek zorunda kalır?
A) 15 gün
B) 1 ay
C) 3 ay
D) 6 ay
E) 1 yıl
Bu maddeyle ilgili 1 soru daha var!
Soruların tamamını çözmek, açıklamalı cevapları görmek ve Hukuksal Eğitim yapay zeka asistanı ile çalışmak için platforma katılın.