6102 sayılı Türk Ticaret Kanunu Madde 129

Türk Ticaret Kanunu 129. maddesi, Hukuksal Eğitim mevzuat kütüphanesinde tam metin olarak yayımlanmıştır. Aşağıda maddenin tam metni, maddeyle eşleşen yüksek mahkeme kararları ve bu maddeden çıkmış sınav soruları yer alır. Ham metin için adresin sonuna /raw ekleyin.

Madde Metni

MADDE 129- (1) Zamanında ifa edilmeyen sermaye para ise, 128 inci madde gereğince tazminat hakkına halel gelmemek şartıyla, aksine şirket sözleşmesinde veya esas sözleşmede hüküm yoksa, şirketin tescili anından itibaren temerrüt faizi de ödenir. 3. Sorumlu olma

Bu Maddeyle İlgili Yüksek Mahkeme Kararları

156 karar eşleşti
Hukuk Genel Kurulu, 2018/26 E., 2019/396 K.
yüksek eşleşmeKarar metninde maddeye atıf varTicaret Mahkemesi
Sigortacının sorumluluğunun başlayabilmesi için TTK'nin 1282 ve 1295 maddeleri hükmünce rizikodan önce primin tamamının veya ilk taksidinin ödenmiş olması zorunludur.
Hukuk Genel Kurulu         2018/26 E.  ,  2019/396 K. "İçtihat Metni" MAHKEMESİ :Ticaret Mahkemesi Taraflar arasındaki tazminat davasından dolayı yapılan yargılama sonunda Ankara 10. Asliye Ticaret Mahkemesince davanın kısmen kabulüne dair verilen 10.12.2013 tarihli ve 2011/264 E., 2013/643 K. sayılı karar taraf vekillerince temyiz edilmekle; Yargıtay 17. Hukuk Dairesinin 31.03.2014 tarihli ve 2014/3829 E.,2014/4685 K. sayılı kararı ile; "...Davacı vekili, davalı şirkete kasko sigortalı aracın mıcırlı yolda kayarak devrildiğini ve hasara uğradığını, davalının ihbara rağmen sigorta tazminatı ödemediğini ileri sürerek, 55.000,00 TL. nın avans faizi ile davalıdan tahsiline karar verilmesini talep etmiştir. Davalı vekili, riziko tarihi itibariyle poliçe priminin ödenmediğini ve hasar teminat dışında kaldığından davanın reddi gerektiğini savunmuştur. Mahkemece, toplanan delillere göre, davanın 10.350,00 TL. tazminat yönünden kısmen kabulüne karar verilmiş, hüküm taraf vekillerince temyiz edilmiştir. Dava, kasko sigorta sözleşmesinden kaynaklanan tazminat istemine ilişkindir. 1-)Sigorta hukukunda kural olarak sigorta sözleşmesinin meydana gelmiş olması sigortacının sorumluluğunun başlamış olmasını gerektirmez. Sigortacının sorumluluğunun başlayabilmesi için TTK'nin 1282 ve 1295 maddeleri hükmünce rizikodan önce primin tamamının veya ilk taksidinin ödenmiş olması zorunludur. TTK'nın 1295 nci maddesi emredici nitelikte bir düzenlemedir. Somut olayda, davacıya ait aracın 30.7.2010/30.7.2011 tarihlerini kapsar şekilde kasko poliçesiyle davalı tarafından sigorta teminatına alındığı hususu uyuşmazlık konusu değildir. Taraflar arasındaki çekişme, rizikodan önce primin ödenip ödenmediği, davalının sorumluluğunun başlayıp başlamadığı noktasında toplanmaktadır. Davalı vekili, poliçede primin peşin ödeneceği belirlenmiş olmasına karşın riziko tarihi itibariyle poliçe priminin ödenmediğini ve hasarın teminat dışında kaldığını savunmuştur. Buna karşın davacı vekili poliçe priminin ödendiğini ileri sürmüş ise de; somut olayda poliçede prim tutarı 3.560,31 TL. olarak (tek ödeme şeklinde) belirlenmiş ve primin peşin ödeneceği tespit edilmiştir. Dava konusu riziko 31.7.2010 tarihinde gerçekleşmiştir. Davacı vekili yargılama sırasında primin (rizikodan sonra) davalının acentesine keşide edilen 15.250,00 TL. bedelli 16.11.2010 tarihli çek ile ödendiğini ve çek bedelinin davalı sigortacı tarafından tahsil edildiğini ileri sürmüştür. Buna göre, davacı vekilinin rizikodan önce ödeme yapıldığı yönünde bir iddiası olmadığı, cevaba cevap dilekçesinde müvekkiline ait başka araçlar için davalı ile yapılan kasko sözleşmeleri nedeniyle primin kredi kartı veya ortalama vadeli çek ile ödenmesi hususunda anlaşma yapıldığını belirtmiştir. Dosya kapsamı itibariyle çek bedelinin davalı sigortacı tarafından rizikodan sonra 22.11.2010 tarihinde tahsil edildiği açıktır. O halde, riziko tarihi itibariyle poliçeye ait herhangi bir prim ödemesi bulunmadığı sabit olmakla yukarıda açıklanan yasa maddeleri ile Kara Taşıtları Kasko Sigortası Genel Şartlarının C.1. maddesi uyarınca sigorta teminatı başlamadığından mahkemece davanın reddine karar verilmesi gerekirken yazılı şekilde hüküm kurulması doğru görülmemiştir. 2-)Bozma neden ve şekline göre, davacı vekilinin temyiz itirazlarının incelenmesine gerek görülmemiştir…" gerekçesiyle bozularak dosya yerine geri çevrilmekle yeniden yapılan yargılama sonunda mahkemece önceki kararda direnilmiştir. HUKUK GENEL KURULU KARARI Hukuk Genel Kurulunca incelenerek direnme kararının süresinde temyiz edildiği anlaşıldıktan ve dosyadaki belgeler okunduktan sonra gereği görüşüldü: Dava, kasko sigorta sözleşmesinden kaynaklanan tazminat istemine ilişkindir. Davacı vekili; müvekkili şirkete ait, davalıya Ticari Kasko Poliçesi ile sigortalanan transmikser iş makinesinin yolun bozuk ve mucurlu olması sebebiyle kayarak şarampole yuvarlanıp sağ tarafı üzerine yattığını, aracın sağ tarafının kullanılamaz hâle geldiğini ve araç içinde bulunan betonun da kalıplaşarak donduğunu, kazanın davalı şirkete derhal bildirildiğini, davalı şirket tarafından eksper atanmasına rağmen uzunca bir süre hiçbir inceleme yapılmadığını, araç üzerinde ekspertiz incelemesi yapılmasının sağlanması amacıyla müvekkil şirket tarafından davalıya ihtarname gönderildiğini, davalı şirketin ise hasar bedelini ödememek için hukuka aykırı bir şekilde delil tespiti yaptırdığını, söz konusu tespit raporuna müvekkili şirket tarafından itiraz edildiğini, bu kez davacı tarafça hasar bedelinin ödenmesi talebiyle davalı tarafa ihtarname gönderildiğini, davalı şirketin hasarın belirtilen zamanda ve belirtilen şekilde meydana gelmediğinin tespit edildiği gerekçesiyle tazminat talebinin kabul edilmediğini bildirerek keyfi bir şekilde ödeme yapmaktan kaçındığını ileri sürerek fazlaya ilişkin hakları saklı kalmak kaydıyla şimdilik 55.000,00TL maddi tazminatın riziko tarihinden itibaren değişen oranlardaki avans faizi ile birlikte davalıdan tahsiline karar verilmesini talep etmiştir. Davalı vekili; riziko tarihinde poliçe priminin yatırılmamış olması nedeniyle hasarın teminat dışında kaldığını, zira poliçenin 30.07.2010 tarihinde düzenlendiğini ve primin de peşin yatırılacağının kararlaştırıldığını, kaza tarihi olan 31.07.2010’da poliçe primlerinin yatırılmamış olduğunu, bunun yanında aracın istiap haddinden daha fazla yük taşıması nedeniyle hasarın teminat dışında kaldığını, aracın motor ve aksamındaki arızalarında aracın yana devrilmesi sonucunda vuku bulmadığını, aracın 13 yıldır trafikte olduğunu ve talep edilen miktarın da bu nedenle çok yüksek olduğunu belirterek davanın reddini savunmuştur. Mahkemece; kasko sigorta poliçesinin 30.07.2010 - 30.07.2011 tarihlerini kapsadığı, kazanın 31.07.2010 tarihinde meydana geldiği, poliçede peşin ödenmesi kararlaştırılan 3.560,31TL prim bedeline karşılık olarak davacı şirket tarafından davalı ... şirketinin acentesine 16.11.2010 tarihli çek verildiği, bu çekin acentenin cirosunun ardından davalı ... şirketi tarafından rizikonun ve ihbarın gerçekleşmesinin ardından 2011 yılı Kasım ayında tahsil edildiği, prim peşinatının rizikodan önce yatırılmaması nedeniyle sigortacının sorumluluğu TTK’nın 1295/2. maddesi uyarınca başlamaz ise de; sigortacının olaydan ve ihbardan, diğer anlatımla rizikoyu öğrendikten sonra primleri tahsil etmesi, sonrasında geri vermemesi ve bir ihtarla da sözleşmeyi feshetmeyerek ayakta tutması karşısında, davalı ... şirketinin tahsil öncesi gerçekleşen rizikodan sorumlu olduğu sonucuna varıldığı, davalı ... şirketi tarafından davacı şirketin birden fazla aracı yönünden sigorta poliçesi düzenlendiği ve tüm poliçelerin prim bedellerinin davaya konu çek miktarından fazla olduğu savunulmuş ise de, davalı ... şirketinin rizikonun ve ihbarın gerçekleşmesinden sonra davaya konu çeki tahsil ederken poliçe bazında bir ayrıma gitmediği, çek bedelini hangi poliçelere istinaden aldığını veya davaya konu rizikoya ilişkin prim bedelini kabul etmedikleri hususunu davacı şirkete bildirmemiş ve bu hususta sessiz kalmış olması nedeniyle çek bedelini davaya konu sigorta poliçesinin de prim bedeli olarak kabul ettiği benimsenmek suretiyle işin esasının incelenmesine geçildiği, yapılan incelemelerde kabin kısmındaki hasarın 1.850,00TL ve mikser kısmındaki hasarın ise 8.500,00TL olarak belirlendiği gerekçesiyle davanın kısmen kabulü ile 10.350,00TL'nin 27.08.2010 tarihinden itibaren avans faiziyle davalıdan tahsiline karar verilmiştir. Taraf vekillerinin temyizi üzerine hüküm, Özel Dairece yukarıda başlık bölümünde açıklanan gerekçelerle bozulmuştur. Özel Dairece; davacı vekilinin karar düzeltme isteminin reddine karar verilmiştir. Yerel Mahkemece önceki gerekçelerle direnme kararı verilmiştir. Direnme kararı taraf vekilleri tarafından temyiz edilmiştir. Direnme yolu ile Hukuk Genel Kurulu önüne gelen uyuşmazlık; taraflar arasında kaza tarihini kapsayan geçerli bir sigorta ilişkisinin bulunup bulunmadığı ve burada varılacak sonuca göre davalı ... şirketinin tahsil öncesi gerçekleşen rizikodan sorumlu olup olmadığı noktasında toplanmaktadır. Uyuşmazlığın çözümü için öncelikle konu ile ilgili kavramların ve yasal düzenlemelerin incelenmesinde yarar bulunmaktadır. Sigorta sözleşmesi “sigortacının bir prim karşılığında, kişinin para ile ölçülebilir bir menfaatini zarara uğratan tehlikenin, rizikonun, meydana gelmesi hâlinde bunu tazmin etmeyi ya da bir veya birkaç kişinin hayat süreleri ya da hayatlarında gerçekleşen bazı olaylar dolayısıyla bir para ödemeyi veya diğer edimlerde bulunmayı yükümlendiği” bir sözleşmedir ( 6102 sayılı TTK’nın 1401/1., 6762 sayılı TTK’nın 1263/1. maddesi). Sigorta sözleşmesi Türk Ticaret Kanunu'nda (TTK) ve Sigortacılık Kanunu'nda (SK) özel bir biçimde düzenlenmiş bulunduğundan bu konuda çıkacak uyuşmazlıkların çözümünde bu yasalarda yer alan sigorta sözleşmelerine ilişkin hükümlerin öncelikle uygulanması gerekir. Sigorta sözleşmeleri, sözleşme hukukuna tabi olmakla uyuşmazlıkların çözümünde TTK’.nın 1452. (6762 sayılı TTK’nın 1264 vd.) maddesinde belirlenen emredici hükümlere aykırı olmayan sözleşme hükümleri yani sigorta poliçesindeki özel ve genel şartlar dikkate alınacaktır. Nitekim SK’nın konuya ilişkin 11/1. maddesinde de bu konuya değinilmiştir. Bu hükümlerde boşluk bulunması durumunda TTK hükümleri uygulanacak ve bu Kanun’da da hüküm bulunmayan hâllerde TTK’nın 1451. (6762 sayılı TTK’nın 1264/1.) maddesi hükmü uyarınca Borçlar Kanunu hükümlerinin uygulanması gerekecektir. Keza başta SK olmak üzere diğer yasalardaki sigortalara ilişkin emredici nitelikteki hükümlerin uygulanması gerektiği de gözden uzak tutulmamalıdır (Ulaş, I: Uygulamalı Zarar Sigortaları Hukuku, Ankara, 2012, s:13). Türk Ticaret Kanununda, sigorta sözleşmeleri herhangi bir şekil şartına tabi tutulmamış; TTK’da bir şekil şartı öngörülmediğinden, Türk Hukukuna hâkim olan, "sözleşmelerin geçerliliği, kanunda aksi öngörülmedikçe, hiçbir şekle bağlı değildir'' (TBK m. 12/1) kuralı, sigorta sözleşmeleri için de geçerlidir. Buna göre, diğer borçlar hukuku sözleşmeleri gibi, sigorta sözleşmeleri de iki tarafın karşılıklı ve birbirine uygun irade beyanları ile meydana gelir. Sigorta sözleşmeleri, karşılıklı taahhütleri havi sözleşmelerdendir; sigortacının, sigorta bedelini veya sigorta tazminatını ödeme taahhüdünden doğan borcunun karşılığı, sigorta ettirenin prim ödeme borcudur. Prim, teminat altına alınan rizikonun veya olayın gerçekleşmesi hâlinde sigortacının ödeyeceği tazminat yahut sigorta bedelinin karşılığını teşkil eden, sigortacılık tekniğine uygun olarak tespit edilen ve sigorta ettirenin sigortacıya peşin olarak defaten (bir defada) veya taksitle ödemek mecburiyetinde olduğu ücrettir. Sigorta ettirenin asli edim yükümü, bu sigorta ücretini (primini) ödemek olduğundan, primin belli veya belirlenebilir olması gerekir. Prim ödeme taahhüdü, sigorta sözleşmesinin kurulması bakımından gerekli olmakla beraber, prim ödeme borcunun yerine getirilip getirilmediği hususu da, sigorta sözleşmesinin geçerliliğini etkilemez; sigorta sözleşmesiyle prim ödeneceğinin taahhüt edilmesi yeterlidir. Prim borcunun ödenmesi, sigorta sözleşmesinin kurulması bakımından gerekli olmamakla birlikte, sigortacının sorumluluğunun başlayabilmesi için hiç olmazsa ilk taksitin ödenmiş olması gerekir ( 6102 sy. TTK 1421, eTTK’nın 1295. maddesi)( (Ayhan, R./ Çağlar, H./ Özdamar, M.: Sigorta Hukuku Ders Kitabı, Ankara, 2019, s: 143,160 vd.). Bu genel açıklamaların ardından konuya ilişkin olarak davanın açıldığı tarihte yürürlükte bulunan 6762 sayılı TTK’da yer alan düzenlemeler gözden geçirilmelidir. 6762 sayılı TTK’nın “Müddet” başlıklı 1282. maddesinde aynen; “Aksi kararlaştırılmış olmadıkça sigortacı, primin ödendiği tarihten itibaren gerçekleşen rizikolardan mesuldür. Sigortanın devam müddeti mukavelede yazılı değilse tarafların müşterek maksadiyle mahalli teamül ve sair haller göz önünde tutularak mahkemece tayin olunur.” hükmü yer almakta; Aynı Kanun’un 1294. maddesinde; “Sigorta ettiren kimse, primlerin en yüksek haddinin tayinine ait hususi hükümler mahfuz kalmak üzere, mukavele ile kararlaştırılmış olan primi ödemekle mükelleftir. Sigorta primi mukavelede gösterilmemişse ilgili vekaletçe tasdik edilmiş olan tarifeler gereğince tayin olunur. (Değişik fıkra: 21/06/1994 - KHK - 537/1 md.) Sigorta primi para olarak ödenir. Ödeme için senet verilmesi hâlinde senet bedelinin tahsil edildiği tarihte ödeme yapılmış sayılır. Primin aylık veya yıllık olarak taksitle ödenmesi kararlaştırılabilir. Böyle bir mukavele yoksa sigorta priminin toptan ödenmesi lazımdır.” denilmekte; Yine aynı Kanun’un “Ödeme zamanı” başlıklı 1295. maddesinde ise; “Sigorta priminin tamamının, taksitle ödenmesi kararlaştırılmışsa ilk taksitin, akit yapılır yapılmaz ve poliçenin teslimi karşılığında ödenmesi gerekir. (İkinci fıkra iptal: Anayasa Mahkemesi'nin 11/03/1997 tarih ve E.1997/24, K.1997/35, sayılı Kararı ile) Sigortacının sorumluluğu primin veya ilk taksitin ödendiği tarihten başlar. Şu kadar ki, kara ve denizde mal taşıma işlerine ait sigortalarda sigortacının sorumluluğu, akdin yapıldığı andan başlıyacağı gibi sigorta primi de henüz poliçe tanzim edilmemiş olsa bile o anda muaccel olur. Sigortacının sorumluluğu başlamadan önce sigorta ettiren kararlaştırılmış olan primin yarısını ödeyerek mukaveleden kısmen veya tamamen cayabilir.” şeklinde düzenleme bulunmaktadır. Bu hükümler göstermektedir ki, sigorta hukukunda ilke olarak, sigorta akdinin meydana gelmiş olması, sigortacının sorumluluğunun başlamış olmasını gerektirmez. 6762 sayılı TTK’nın 1279. maddesine göre riziko, genel olarak sigorta sözleşmesinin vücut bulması ve yine aynı Kanun’un 1295. maddesi uyarınca sigortacının sorumluluğunun başlamasından sonra oluşması hâlinde sigorta teminatı içerisinde kabul edilir. Sigortacının sorumluluğunun başlayabilmesi için de TTK’nın 1282. ve 1295. maddeleri hükümleri uyarınca primin tamamının veya taksitle ödemenin kararlaştırıldığı durumda da ilk taksitinin ödenmiş olması zorunludur. TTK’nın 1295. maddesinde yer alan bu düzenleme emredici niteliktedir. Ancak, Aynı Kanun’un 1264/4. maddesi uyarınca, sigorta ettiren yararına aksine düzenleme yapmak da mümkündür. Kara Taşıtları Kasko Sigortası Genel Şartları’nın “Sigorta Priminin Ödenmesi, Sigortacının Sorumluluğunun Başlaması ve Sigorta Ettirenin Temerrüdü” başlıklı C.1. maddesinde; “Sigorta priminin tamamının, primin taksitle ödenmesi kararlaştırılmışsa peşinatın (ilk taksit) akit yapılır yapılmaz ve en geç poliçenin teslimi karşılığında ödenmesi gerekir. Aksi kararlaştırılmadıkça, prim veya peşinat ödenmediği takdirde poliçe teslim edilmiş olsa dahi sigortacının sorumluluğu başlamaz ve bu husus poliçenin ön yüzüne yazılır. Sigorta ettiren kimse, sigorta primini veya primin taksitle ödenmesi kararlaştırıldığı takdirde peşinatını, sigorta poliçesinin teslim edildiği günün bitimine kadar ödemediği takdirde temerrüde düşer …” şeklinde düzenleme getirilmiştir. 6762 sayılı TTK'nın 1294/2. maddesine göre, sigorta priminin para olarak ödeneceği ve senet verilmesi hâlinde senet bedelinin tahsil edildiği tarihte ödeme yapılmış sayılacağı hükme bağlanmış olmasına rağmen somut olayda prime karşılık gelen ödemenin çek ile yapıldığı iddia edildiğinden, çek ile ödemelere ilişkin düzenlemelerin de dikkate alınması gerekmektedir. 6762 sayılı TTK’nın 707. maddesine göre; “Çek, görüldüğünde ödenir. Buna aykırı her hangi bir kayıt yazılmamış hükmündedir. Keşide günü olarak gösterilen günden önce ödenmek için ibraz olunan bir çek ibraz günü ödenir.” Bilindiği gibi, çeklerde düzenlenme tarihinin gösterilmesi zorunludur ( 6102 sayılı TTK md. 780, 6762 sayılı TTK md. 692). Düzenlenme tarihi bulunmadığı takdirde ilgili senet Kanunun aradığı diğer bütün unsurlara sahip olsa dahi çek vasfını kazanamaz (6102 sayılı TTK md.781/1, 6762 sayılı TTK md. 693 ). Kanun koyucu çeklerde düzenlenme günü olarak gösterilen tarihin, senedin gerçek düzenlenme günü olmasını aramamıştır. Kanun koyucunun bu konudaki suskunluğu, hiç şüphesiz, ileri tarihli çek düzenlenmesine imkân veren hâllerden birisidir. 6762 sayılı TTK’nın 707/2 (6102 sayılı TTK’nın 795/2.) fıkrasında düzenlenme günü olarak gösterilen günden önce ödenmek için muhatap bankaya ibraz olunan bir çekin ibraz günü ödeneceği ifade edilerek, Türk hukukunda ileri tarihli çek düzenlenmesi zımnen kabul edilmiştir. Bu fıkra ile kanun koyucu, ileri tarihli çek düzenlenmesinin bir nevi müeyyidesi olarak bir çekin üzerinde yazılı düzenlenme tarihinden önce muhatap bankaya ibrazı hâlinde karşılığı varsa ödeneceğini açıkça kabul ederken, zımnen de bir çekin düzenlenme günü olarak gösterilen tarihten önce ileri tarihli olarak tedavüle çıkarılabileceğini ve bu tip bir senedin diğer kanuni unsurlara sahip olmak kaydıyla çek sayılacağını belirtmiştir. Ayrıca, Çek Kanunu’na 6273 sayılı Kanunla eklenen Geçici madde 3/5. fıkrası ile 31 Aralık 2020 tarihine kadar çekin ödenmek için üzerinde yazılı düzenlenme tarihinden önce muhatap bankaya ibrazının geçersiz olacağı öngörülmüş; böylece, kanun koyucu bu fıkra ile de ileri tarihli çek düzenlenebileceğini; ancak bu çeklerin üzerlerinde yazılı düzenlenme tarihinden önce muhatap bankaya ödenmeleri için ibraz edilmelerinin mümkün olmadığını; buna rağmen ibrazları hâlinde bu fıkranın söz konusu düzenlemesinin sonucu olarak 6102 sayılı Türk Ticaret Kanununun 795/2. ( 6762 sayılı Kanunun 707/2) fıkrasına aykırı olarak muhatap bankaca ödenmelerinin mümkün olamayacağını kabul etmiştir. Böylece geçici Madde 3/5. fıkrasında öngörülen bu düzenleme ile 31 Aralık 2020 tarihine kadar 6102 sayılı Türk Ticaret Kanununun 795/1. ve 2. fıkraları ile Çek Kanununun 3/8. fıkrasının uygulanması dondurulmuştur. Geçici madde 3/5. fıkrası uyarınca çeklerin üzerlerinde yazılı düzenlenme tarihlerinden önce muhatap bankaya ibraz edilerek "kırdırtmalarının" mümkün olmadığının da kabulü gerekir. Zira, yukarıda belirtildiği gibi, söz konusu fıkra uyarınca çeklerin üzerlerinde yazılı düzenlenme tarihinden önce muhatap bankaya ibraz edilmeleri ve ödenmeleri mümkün değildir (B., Ali/ G. Celal: Kıymetli Evrak Hukuku, Ankara,2018 s: 324vd). Yukarıda yapılan açıklamalardan sonra somut olay değerlendirildiğinde; Somut olayda, kasko sigorta poliçesi, 30.07.2010 - 30.07.2011 vadeli olarak düzenlenmiş olup, kaza ise 31.07.2010 tarihinde meydana gelmiştir. Davacının işleteni olduğu 06 AG 5802 plaka sayılı araca 30.07.2010 saat: 16.18’de 200200008814726 poliçe numaralı kasko sigorta poliçesi tanzim edilmiş, işbu poliçenin 3.560,31TL’lik priminin peşin olarak 30.07.2010 tarihinde ödeneceği kararlaştırılmış, poliçenin tanzim tarihinden 1 gün sonra henüz poliçe prim borcu ödenmeden 31.07.2010 tarihinde davacıya ait araç kaza yaparak hasarlanmıştır. Kasko Poliçesinin birinci sayfasında 3.560,31 TL primin, 30.07.2010 tarihinde "peşin " olarak ödeneceği açıkça belirtilmiş ve ikinci sayfada yer alan "prim ödeme özel klozu" başlığında; “Primin peşinat ve/veya taksitleri; Fiba Sigorta A.Ş. Genel Müdürlüğüne, Bölge Müdürlüklerine, poliçe ekinde belirtilen banka hesaplarına veya poliçeyi tanzim eden yetkili acenteye, makbuz/dekont karşılığı ödenir. Sigortacının sorumluluğu primin veya ilk taksitin ödendiği tarihte başlar.” hükmüne yer verilmiştir. Dosya kapsamında dava konusu riziko 31.07.2010 tarihinde gerçekleşmiştir. Davacı vekili yargılama sırasında primin (rizikodan sonra) davalının acentesine keşide edilen 15.250,00TL bedelli 16.11.2010 tarihli çek ile ödendiğini ve çek bedelinin davalı sigortacı tarafından tahsil edildiğini ileri sürmüş ise de çek bedelinin davalı sigortacı tarafından rizikodan sonra 22.11.2010 tarihinde tahsil edildiği açık olduğu gibi dekontta da yapıldığı iddia edilen ödemenin hangi poliçeye istinaden yapıldığının belirtilmemesi nedeniyle sigorta bedelinin ödendiğinin kabulüne de olanak yoktur. Yürürlükte bulunan bir sigorta sözleşmesi çerçevesinde, rizikonun gerçekleşmesinden sonra ödenen prim sigortacının geriye etkili olarak sorumluluğunu doğurmaz ve sigortacı, riziko anında ilk prim henüz ödenmiş olmadığı için edim yükümlülüğü altına girmemiş idiyse, sonradan primi kabul etmiş olması yüzünden sorumlu olmaz. Riziko anında sigortadan yararlanma hakkına sahip bulunmayan bir sigorta ettirenin, bu durumu bilerek daha sonra gerçekleştireceği bir işlemle (burada: prim ödemesi) sigorta parasına hak kazanmış hâle gelmesi, hukuken mümkün değildir. Riziko anında ve primin sonradan ödendiği sırada sigorta sözleşmesi yürürlükte ise, sigortacı yapılan ödemeyi geri vermekle yükümlü olmaz. Bu olasılıkta, ödenen prim sözleşmeden doğmuş olan ve varlığını aynen sürdüren prim borcuna sayılacaktır. Sigortacının tahsil ettiği primi geri vermemiş olmasına "gerçekleşen riziko için sorumlu olmayı kabul ettiği" gibi bir sonuç bağlamak, bu açıdan da yerinde görünmemektedir ( Ünan, S: Türk Ticaret Kanunu Şerhi Altıncı Kitap Sigorta Hukuku, C.I Genel Hükümler, Ankara 2018, s:178). O hâlde, riziko tarihi itibariyle poliçeye ait herhangi bir prim ödemesi bulunmadığı sabit olmakla yukarıda açıklanan yasa maddeleri ile Kara Taşıtları Kasko Sigortası Genel Şartlarının C.l. maddesi uyarınca sigorta teminatı başlamadığından mahkemece davanın reddine karar verilmesi gerekirken yazılı şekilde hüküm kurulması doğru görülmemiştir. Bu nedenle direnme kararı bozulmalıdır. SONUÇ: Davalı vekilinin temyiz itirazlarının kabulü ile direnme kararının Özel Daire bozma kararında gösterilen nedenlerden dolayı 6100 sayılı Hukuk Muhakemeleri Kanunu'nun Geçici 3’üncü maddesine göre uygulanmakta olan 1086 sayılı Hukuk Usulü Muhakemeleri Kanunu'nun 429’uncu maddesi gereğince BOZULMASINA, bozma neden ve şekline göre davacı vekilinin tüm temyiz itirazları ile davalı vekilinin yukarıdaki bent kapsamı dışında kalan yargılama giderlerine yönelik temyiz itirazlarının şimdilik incelenmesine yer olmadığına, istek hâlinde temyiz peşin harcının yatıranlara iadesine, kararın tebliğinden itibaren on beş gün içinde karar düzeltme yolu açık olmak üzere, 02.04.2019 tarihinde oy birliği ile karar verildi.

Diğer kararlar (4)

17. Hukuk Dairesi, 2015/14741 E., 2015/14967 K.
yüksek eşleşmeKarar metninde maddeye atıf var............Asliye Hukuk Mahkemesi
tam metni aç
Mahkemece, sigorta şirketlerinin poliçe düzenlenmeden önce tüm sigortalı hakkında tüm kayıt ve bilgilere ulaşabileceğini gerekçe göstererek karar verilmiş ise de; davalının savunmaları TTK 1290. maddesi, hayat sigortaları genel şartları c.2 maddesi karşısında yeterince araştırılma yapılmadan hatalı gerekçe ve eksik inceleme ile karar verilmiştir.
17. Hukuk Dairesi         2015/14741 E.  ,  2015/14967 K. "İçtihat Metni" MAHKEMESİ :............Asliye Hukuk Mahkemesi Taraflar arasındaki tazminat davasının yapılan yargılaması sonunda; kararda yazılı nedenlerden dolayı davanın kabulüne dair verilen hükmün süresi içinde davalı vekili tarafından temyiz edilmesi üzerine dosya incelendi, gereği düşünüldü: -K A R A R- Davacı vekili, davacının mirasbırakanının Türkiye İş Bankasından 2005 yılında konut, 2008 yılında ihtiyaç kredisi çektiğini, bu kredilere istinaden 24.10.2009 yılında vefat eden mirasbırakan yararına 2 ayrı hayat poliçesi düzenlendiğini, müracaata rağmen tazminat taleplerinin karşılanmadığını belirterek 24.000,00 TL'nin ölüm tarihinden itibaren işleyecek avans faizi ile tahsiline karar verilmesini talep etmiş iken; ıslah dilekçesi ile talebini arttırmıştır. Davalı vekili, ölenin hastalığı hakkında bilgi vermeyerek beyan yükümlülüğüne uymadığını, davacılar lehtar olmadığından dava açmak haklarının bulunmadığını belirterek davanın reddini savunmuştur. Mahkemece, uyulan bozma ilamı sonucu yapılan yargılamada, toplanan delillere ve bilirkişi raporuna dayanılarak; 24.000,00 TL'nin 21/10/2009 tarihinden itibaren ıslah edilen kısım olan 10.055,00 TL nin ıslah tarihinden itibaren işleyecek avans faizi ile birlikte davalıdan alınarak davacıya ödenmesine karar verilmiş; hüküm, davalı vekili tarafından temyiz edilmiştir. 1-Dava, hayat sözleşmesine dayalı tazminat istemine ilişkindir. Mahkemece, sigorta şirketlerinin poliçe düzenlenmeden önce tüm sigortalı hakkında tüm kayıt ve bilgilere ulaşabileceğini gerekçe göstererek karar verilmiş ise de; davalının savunmaları TTK 1290. maddesi, hayat sigortaları genel şartları c.2 maddesi karşısında yeterince araştırılma yapılmadan hatalı gerekçe ve eksik inceleme ile karar verilmiştir. Davacı vekili, müteveffa tarafından 2005 yılında konut 2008 yılında ise ihtiyaç kredisi kullandığını, bu poliçelerin her yıl yenilendiğini, bu krediler kullanılırken kendisine iki ayrı hayat sigortası yapıldığını müteveffanın sigorta bedellerini ödemediğini ileri sürmüştür. Davalı vekili ise, müteveffanın doğru beyan yükümlülüğünde bulunmadığını 5308534 sayılı poliçe için 10.803,81 TL ödemenin borçtan düşülebileceğini 456749 nolu poliçe için ise vefat tazminatının ödenmeyeceğini bildirmiştir. Muris ......... için iki adet sigorta poliçesi düzenlendiği, 2005 yılında 24.000,00 TL kredi için 25/02/2010 tarihi itibariyle teminat bedelinin 8.614,04 TL, 2008 yılında çekmiş olduğu 17.000,00 TL kredi için 25/02/2013 tarihi itibariyle teminat bedelinin 14.326,96 TL olduğu, murisin ölüm tarihi olan 24/10/2009 tarihi itibariyle 2005 yılında çektiği kredinin ana para borcunun 9.403,35 TL olup ölüm tarihi itibariyle faiz dahil toplam borç miktarının 26.329,02 TL olduğu, 2008 yılında çekmiş olduğu kredinin ana para borcunun 15.087,96 TL faiz dahil toplam borç miktarının 24.248,16 TL olduğu, buna göre toplam borç miktarının 24/10/2009 tarihi itibariyle 50.577,18 TL olduğu, İş Bankasının 06/06/2013 tarihli yazısıyla kredilerin kapatıldığı, murisin herhangi bir alacağının kalmadığı anlaşılmıştır. İhtiyaç kredisi bakımından sağlık durumu ile ilgili hiç bilgi verilmeden imzalanmış olması sebebi ile davalı tarafça 20.01.2010 tarihinde noter kanalıyla cayma hakkının kullanıldığının belirtildiği,konut kredisi bakımından düzenlenen 5272051 nolu poliçe için ise beyan formundaki kalp hastalığı ile ilgili soruya hiç cevap verilmediği, ancak sağlık ile ilgili bölümün imzalanmamış olması nedeni ile beyan yükümlüğününe aykırı davrandığının düşünülmediğini, davalı tarafça lehtar iş bankasına 10.803,81 TL ödendiği, davacı talepleri karşılanmadığından eldeki davanın açıldığı anlaşılmıştır.Bozma ilamında poliçelerin lehdarı dava dışı banka ise de rizikonun gerçekleşmesi halinde dava dışı bankanın talep edebileceği miktar dışında kalan sigorta bedelini isteme hakkı sigorta ettirenin mirasçılarına ait olduğu belirtilmiştir. Davacılar yargılama devam ederken kredi borcunun tamamını ödemişlerdir. Türk Ticaret Kanunu'nun (TTK) 1290. maddesine göre, sigorta ettiren, sigortacı tarafından sözleşme yapılırken gerçek durumları bildirdiği taktirde sözleşmeyi yapmamasını ya da daha ağır şartlarda yapmasını gerektiren bütün hususları sigortacıya bildirmekle yükümlü tutulmuştur. Hayat Sigortaları Genel Şartları'nın C.2. numaralı bendinde sigortalının, sigorta sözleşmesinin yapılması sırasında kendisince bilinen ve sigortacının sözleşmeyi yapmamasını veya daha ağır şartlarla yapmasını gerektirecek bütün halleri bildirmekle yükümlü olduğu, bu yükümlülüğün ihlali halinde ise, sigortacının durumu öğrendiği tarihten itibaren bir ay içinde sözleşmeden cayabileceği veya sözleşmeyi yürürlükte tutarak sekiz gün içinde prim farkını talep edebileceği düzenlenmiştir. Genel olarak hayat sigortalarında sigortalının hastalığı, nihai olarak sigortacının taşıdığı rizikoyu arttıran bir husustur. Sigortacı bu durumda ya hiç sigorta sözleşmesi yapmamakta ya da daha ağır şartlarla sigorta sözleşmesi yapmaktadır. Davaya konu hayat sigorta sözleşmelerinde asıl amaç sigorta ettirenin bir ihtiyacının karşılanması olmayıp, bankanın kredi verdiği kişinin ölüm nedeniyle krediyi geri ödeyememesi nedeniyle maruz kalacağı riskin teminat altına alınmasıdır. Mahkemece, davalının müteveffanın doğru beyan yükümlülüğüne uymadığı savunması, TTK 1290 maddesi ve hayat sigortaları genel şartları c.2 maddesi dikkate alınarak sigortalının sağlık durumunu kasıtlı olarak gizleyip gizlemediği yukarıdaki açıklamalar ışığında tartışılmalı ve kasıtlı olarak sağlık durumunu gizlediği kanaatine varılırsa bu poliçe açısından davanın reddine karar verilmeli, kasıtlı olarak sağlık durumunu gizlemediği hususu konusunda bilirkişi raporu ve eldeki verilere göre kanaat oluşması halinde ise, sigorta hukuku uzmanı da olan yeni bir bilirkişi heyetinden yeni bir rapor alınarak, davalıların her bir poliçe ayrı ayrı ele alınarak gösterilen teminatları ödeyip ödemediği buna göre, TTK 1290 maddesi gereğince proporsyon hesabı yapılması gerekip gerekmediği, her bir poliçe açısından temerrüdün hangi tarihlerde gerçekleşeceğinin tespit edilip sonucuna göre karar vermek gerekmektedir. 2-Bozma neden ve şekline göre sair temyiz itirazlarının şu aşamada incelenmesine yer olmadığına karar verilmiştir. SONUÇ: Yukarıda 1 nolu bentte açıklanan nedenlerle davalı vekilinin temyiz itirazlarının kabulü ile hükmün BOZULMASINA, 2 nolu bentte açıklanan nedenlerle davalı vekilinin sair temyiz itirazlarının şimdilik incelenmesine yer olmadığına, 24.12.2015 gününde oybirliğiyle karar verildi.
17. Hukuk Dairesi, 2010/5471 E., 2011/3 K.
yüksek eşleşmeKarar metninde maddeye atıf varSulh Hukuk Mahkemesi
tam metni aç
Davalı vekili, yetki itirazında bulunup, poliçe primi kazadan sonra ödendiğinden, TTK.’nun 1295. maddesi gereğince, müvekkili şirket sorumluluğunun başlamadığını bildirerek, davanın reddini savunmuştur.
17. Hukuk Dairesi         2010/5471 E.  ,  2011/3 K. "İçtihat Metni" MAHKEMESİ :Sulh Hukuk Mahkemesi Taraflar arasındaki tazminat davasının yapılan yargılaması sonunda; kararda yazılı nedenlerden dolayı davanın reddine dair verilen hükmün, süresi içinde davacı vekilince temyiz edilmesi üzerine, dosya incelendi, gereği düşünüldü: -K A R A R- Davacı vekili, müvekkiline ait, davalıya kasko sigortalı aracın, meydana gelen trafik kazasında hasarlandığını, çekilen ihtarnameye rağmen davalı sigortanın ödeme yapmadığını belirterek, 6.000.00 TL’nın, kaza tarihinden itibaren işleyecek yasal faiziyle birlikte davalıdan tahsiline ... verilmesini talep etmiştir. Davalı vekili, yetki itirazında bulunup, poliçe primi kazadan sonra ödendiğinden, TTK.’nun 1295. maddesi gereğince, müvekkili şirket sorumluluğunun başlamadığını bildirerek, davanın reddini savunmuştur. Mahkemece, iddia, savunma, toplanan delillere ve benimsenen bilirkişi raporuna göre, yetki itirazı reddedilerek, poliçe prim peşinatı kazadan sonra ödendiğinden, teminatın yürürlüğe girmediği ve davalı ... şirketinin sorumluluğunun başlamadığı gerekçesiyle, davanın reddine ... verilmiş; hüküm, davacı vekilince temyiz edilmiştir. Dava, kasko ... sözleşmesinden kaynaklanan tazminat istemine ilişkindir. ... hukukunda kural olarak, ... sözleşmesinin meydana geLmiş olması, sigortacının sorumluluğunun başlamış olmasını gerektirmez. Sigortacının sorumluluğunun başlıyabilmesi için TTK'nun 1282 ve 1295 maddeleri hükmünce, kazadan önce primin tamamının veya ilk taksidin ödenmiş olması zorunludur. Ancak; prim peşinatının rizikodan önce Yatırılmaması nedeniyle sigortacının sorumluluğunun TTK.’nun 1295/3. madde hükmü uyarınca başlamadığı hallerde, sigortacının olaydan ve ihbardan, diğer anlatımla rizikoyu öğrendikten sonra primleri tahsil etmesi, sonrasında geri vermemesi ve bir ihtarla da sözleşmeyi feshetmemesi hallerinde, sigortacının sözleşmeyi ayakta tutması karşısında, tahsil öncesi gerçekleşen rizikodan sorumludur. Somut olayda, kasko ... poliçesi, 18.12.2007 - 18.12.2008 vadeli olarak düzenlenmiş olup, trafik kazası ise, 26.02.2008 tarihinde meydana gelmiştir. Poliçede kararlaştırılan 199.12 TL prim peşinatı 29.02.2008, 1. taksit 31.03.2008, kalan taksitler de 03.04.2008 tarihinde ödenmiştir. Taraflar arasındaki uyuşmazlık prim peşinatının zamanında yatırılıp yatırılmadığı, davacı sigortacının sorumluluğunun başlayıp başlamadığı noktasında toplanmaktadır. Yukarıda açıklanan yasa hükmünce, prim peşinatının rizikodan önce yatırılmaması nedeniyle sigortacının sorumluluğu TTK.’nun 1295/2. maddesi uyarınca başlamaz ise de; sigortacının olaydan ve ihbardan, diğer anlatımla rizikoyu öğrendikten sonra primleri tahsil etmesi, sonrasında geri vermemesi ve bir ihtarla da sözleşmeyi feshetmeyerek ayakta tutması karşısında, sigortacı tahsil öncesi gerçekleşen rizikodan sorumludur. Daire’nin yerleşik uygulaması da bu yöndedir. Bu durumda mahkemece, rizikonun teminat kapsamında kaldığından, işin esası incelenerek bir ... verilmesi gerekirken, yazılı şekilde hüküm kurulması doğru görülmemiştir. SONUÇ: Yukarıda açıklanan nedenlerle, davacı vekilinin temyiz itirazlarının kabulü ile hükmün BOZULMASINA, peşin alınan harcın istek halinde temyiz eden davacıya geri verilmesine 17.1.2011 gününde oybirliğiyle ... verildi.
11. Hukuk Dairesi, 2009/12944 E., 2011/5468 K.
yüksek eşleşmeKarar metninde maddeye atıf varAsliye Hukuk Mahkemesi
tam metni aç
maddesi ve TTK’nun 1290.maddesi uyarınca sigorta şirketinin durumu öğrenmesinden itibaren 1 ay içinde cayma hakkına sahip olduğunu, beyan yükümlülüğünün kasten ihlali halinde riziko gerçekleştikten sonra dahi cayabileceğini, bu durumun yasal süresinde bildirildiğini savu
11. Hukuk Dairesi         2009/12944 E.  ,  2011/5468 K. "İçtihat Metni" MAHKEMESİ :Asliye Hukuk Mahkemesi Taraflar arasında görülen davada Adana 2. Asliye Hukuk Mahkemesi’nce verilen 02/07/2009 tarih ve 2008/792-2009/422 sayılı kararın Yargıtayca incelenmesi taraf vekilleri tarafından istenmiş ve temyiz dilekçesinin süresi içinde verildiği anlaşılmış olmakla, dava dosyası için Tetkik Hakimi ... tarafından düzenlenen rapor dinlendikten ve yine dosya içerisindeki dilekçe, layihalar, duruşma tutanakları ve tüm belgeler okunup, incelendikten sonra işin gereği görüşülüp, düşünüldü: Davacı vekili, müvekkilinin eşi muris ...’in Akbank T.A.Ş’den kullandığı ihtiyaç kredisi için davalı nezdinde 21.03.2008 tarihinde hayat sigorta poliçesi düzenlendiğini, ...’in 03.06.2008 tarihinde vefat ettiğinin sigorta şirketine bildirilmesi üzerine 01.08.2008 tarihli yazı ile sözleşmeden cayıldığının bildirildiğini ileri sürerek, kredinin bakiye borcundan şimdilik 6.900,00 YTL’si, müvekkilinin borçlu olmadığı halde ödemek zorunda kaldığı tutarın şimdilik 3.105,00 YTL’si ve kredi borcuna işletilen faizin şimdilik 100,00 YTL’si olmak üzere toplam 10.105,00 YTL’nin tahsilini talep ve dava etmiştir. Davacılar Arife Eda Bozdemir, Münire Bozdemir ve ... diğer davacı ile birlikte mirasçı olduklarını ileri sürerek, müdahale talebinde bulunmuşlardır. Davalı vekili, sigortalı ...’in ölüm sebebinin Diabetis Mellitus ve Kalp Yetmezliği olduğunu, SSK karnesindeki bilgilere göre sigortalının poliçenin tanziminden önceki dönemde diabetis mellitus ve kalp yetmezliğinden tedavi gördüğü halde poliçe tanzim edilirken bu rahatsızlığını bildirmediğini, Hayat Sigortası Genel Şartları’nın C.2/2.2. maddesi ve TTK’nun 1290.maddesi uyarınca sigorta şirketinin durumu öğrenmesinden itibaren 1 ay içinde cayma hakkına sahip olduğunu, beyan yükümlülüğünün kasten ihlali halinde riziko gerçekleştikten sonra dahi cayabileceğini, bu durumun yasal süresinde bildirildiğini savunarak, davanın reddini istemiştir. Mahkemece, iddia, savunma, bilirkişi raporu ve tüm dosya kapsamına göre, hayat sigortası başvuru formunda diğer bilgiler doldurulmasına rağmen sağlık beyanı ile ilgili kısımların boş bırakıldığı, muris Cenan Bozkurt’un 03.06.2008 tarihinde vefat ettiği, dava dışı banka tarafından davalı sigorta şirketine Cenan Bordemir’in öldüğünün 10.6.2008 tarihinde bildirilmesine rağmen davalı sigorta şirketinin 10.6.2008 tarihinden itibaren TTK’nun 1290 maddesinde belirtilen 1 aylık süre içinde cayma hakkını kullanmayarak bu hakkını 01.08.2008 tarihinde kullandığından cayma hakkının düştüğü, başvuru formu değerlendirildiğinde her iki tarafın sağlık ile ilgili konularda tam olarak üzerine düşeni yapmadığı, davalı sigorta şirketi temsilcisi sıfatı ile başvuruyu alan görevlinin gerekli soruları yöneltmeyerek kusurlu davrandığı, tarafların olayda yarı yarıya kusurlu oldukları, davacılar dava dışı bankaya tüm borcu ödediğinden davacıların sigorta bedelinin yarısı olan 5.000,00 TL’yi sigorta şirketinden talep edebilecekleri gerekçesiyle davanın kısmen kabulü ile sigorta bedelinin yarısı olan 5.000,00 TL’nin davalıdan tahsili ile hisseleri nispetinde davacılara ödenmesine, fazlaya dair taleplerin reddine karar verilmiştir. Kararı, taraf vekilleri temyiz etmiştir. Dava, hayat sigorta poliçesine dayalı tazminat istemine ilişkindir. TTK’nun 1290. maddesine göre, sigorta ettiren, sigortacı tarafından sözleşme yapılırken gerçek durumları bildirdiği taktirde sözleşmeyi yapmamasını ya da daha ağır şartlarda yapmasını gerektiren bütün hususları sigortacıya bildirmekle yükümlü tutulmuştur. Şayet sigorta ettiren veya sigortalı sorulan sorulara karşı susmuş veya eksik bildirimde bulunmuş veya gerçeğe aykırı ihbarda bulunmuş ise bu durumları bildirmemesi nedeniyle sigorta sözleşmesi yapan sigortacıya sigorta sözleşmesinden cayma hakkı tanınmış bulunmaktadır. Davalı sigorta şirketi sigortalı ...’in ölüm sebebinin Diabetis Mellitus ve Kalp Yetmezliği olduğunu, SSK karnesindeki bilgilere göre sigortalının poliçenin tanziminden önceki dönemde diabetis mellitus ve kalp yetmezliğinden tedavi gördüğü halde poliçe tanzim edilirken bu rahatsızlığını bildirmediğini, Hayat Sigortası Genel Şartları’nın C.2/2.2. maddesi ve TTK’nun 1290.maddesi uyarınca sigorta şirketinin durumu öğrenmesinden itibaren 1 ay içinde cayma hakkına sahip olduğunu savunmasına rağmen sigortalının sağlık karnesi aslı ya da örneği ile hasar dosyası yargılama dosyası arasına celp edilmemiştir. Mahkemece, davalı sigorta şirketinden sağlık karnesi örneği ve hasar dosyasının tümü getirtilip, sigortalı ...’in davalının iddia ettiği hastalıklardan dolayı poliçe tanziminden önce tedavi görüp görmediği, tedavi gördü ise hangi tarihte gördüğü tespit edilip, yine bu durumu sigorta şirketinin hangi tarihte öğrendiği, sağlık karnesinin sigorta şirketine hangi tarihte ulaştığı hususları araştırılıp, gerektiğinde gizlendiği iddia edilen hastalık veya hastalıklarla ölüm rizikosu arasında doğrudan illiyet bağının olup olmadığı, başka bir anlatımla ölümün gizlenen hastalık veya hastalıklardan meydana gelip gelmediği hususu açıklığa kavuşturulmadan yazılı şekilde eksik inceleme ile ve taraflara müterafik kusur yüklenerek hüküm kurulması doğru görülmemiş, kararın bozulması gerekmiştir. SONUÇ: Yukarıda açıklanan nedenlerle taraf vekillerinin temyiz itirazlarının kabulü ile kararın taraflar yararına BOZULMASINA, ödediği temyiz peşin harcın isteği halinde temyiz edene iadesine, 05.05.2011 tarihinde oybirliğiyle karar verildi.
(Kapatılan)17. Hukuk Dairesi, 2009/4293 E., 2009/8697 K.
yüksek eşleşmeKarar metninde maddeye atıf varTicaret Mahkemesi
tam metni aç
Davalı vekili cevap dilekçesinde, ilk prim ödemesinin kaza tarihinden sonra yapıldığını, TTK.’nun 1295. maddesi uyarınca müvekkili şirket sorumluluğunun başlamadığını bildirerek, davanın reddini savunmuştur.
(Kapatılan)17. Hukuk Dairesi         2009/4293 E.  ,  2009/8697 K. "İçtihat Metni" MAHKEMESİ :Ticaret Mahkemesi Taraflar arasındaki tazminat davasının yapılan yargılaması sonunda; kararda yazılı nedenlerden dolayı davanın reddine dair verilen hükmün, süresi içinde davacı vekilince temyiz edilmesi üzerine, dosya incelendi, gereği düşünüldü: -K A R A R- Davacı vekili dava dilekçesinde, müvekkiline ait, davalıya kasko sigortalı olan aracın, karıştığı trafik kazası sonucu pert total olduğunu, başvuruya rağmen davalı ... şirketince ödeme yapılmadığını belirterek, 42.000.00 YTL poliçe tutarından 18.000.00 YTL sovtaj bedelinin mahsubu ile bakiye 24.000.00 YTL’nın kaza ve müracaat tarihinden itibaren işleyecek reeskont (avans) faiziyle birlikte davalıdan tahsiline karar verilmesini talep etmiştir. Davalı vekili cevap dilekçesinde, ilk prim ödemesinin kaza tarihinden sonra yapıldığını, TTK.’nun 1295. maddesi uyarınca müvekkili şirket sorumluluğunun başlamadığını bildirerek, davanın reddini savunmuştur. Mahkemece, iddia, savunma, toplanan delillere ve benimsenen bilirkişi raporuna göre, poliçede primlerin taksitle ödenmesinin kararlaştırıldığı, ödeme talimatı verilen kredi kartının müşteri tarafından internet şubesi aracılığıyla ...’e kapatılması nedeniyle kazadan önce prim tahsilatının yapılamadığı, riziko ihbar tarihinde kredi kartının ...’e açılarak daha sonra primlerin tahsil edildiği, kaza tarihi itibariyle prim peşinatı ödenmediğinden TTK.’nun 1282. ve 1295. maddeleri ile Kasko Sigortası Genel Şartları’nın C.1. maddesi uyarınca, teminatın yürürlüğe girmediği ve davalı ... şirketinin sorumluluğunun başlamadığı gerekçesiyle, davanın reddine karar verilmiş; hüküm, davacı vekilince temyiz edilmiştir. Dava, kasko sigorta poliçesinden kaynaklanan tazminat istemine ilişkindir. Sigorta hukukunda kural olarak, sigorta sözleşmesinin meydana geLmiş olması, sigortacının sorumluluğunun başlamış olmasını gerektirmez. Sigortacının sorumluluğunun başlıyabilmesi için TTK'nun 1282 ve 1295 maddeleri hükmünce, kazadan önce primin tamamının veya ilk taksidin ödenmiş olması zorunludur. Ancak; prim peşinatının rizikodan önce yatırılmaması nedeniyle sigortacının sorumluluğunun TTK.’nun 1295/3. madde hükmü uyarınca başlamadığı hallerde, sigortacının olaydan ve ihbardan, diğer anlatımla rizikoyu öğrendikten sonra primleri tahsil etmesi, sonrasında geri vermemesi ve bir ihtarla da sözleşmeyi feshetmemesi hallerinde, sigortacının sözleşmeyi ayakta tutması karşısında, tahsil öncesi gerçekleşen rizikodan sorumludur. Somut olayda, poliçe vadesi içinde meydana gelmiş olup, davacı rizikoyu süresinde ihbar etmiş, primin ilk peşinatı ve taksitlerinin tamamı davalı ... şirketine kredi kartı ile ödenmiştir. Taraflar arasındaki uyuşmazlık, prim peşinatının zamanında yatırılıp yatırılmadığı, davalı sigortacının sorumluluğunun başlayıp başlamadığı noktasında toplanmaktadır. Prim peşinatının rizikodan önce yatırılmaması nedeniyle davalı sigortacının sorumluluğu TTK.’nun 1295/3. maddesi uyarınca başlamamış ise de; kazadan ve ihbardan, diğer anlatımla rizikoyu öğrendikten sonra davalının bu primleri tahsil etmiş olması nedeniyle, davacının geçerli bir prim ödemesinde bulunduğunun kabulü gerekir. O halde, davalı, tahsil ettiği primleri davacıya geri vermeyerek ve sözleşmeyi bir ihtarla feshetmeyerek, sözleşme ilişkisini ayakta tutmuş olup, tahsil öncesi gerçekleşen rizikondan da sorumlu olması gerekir. Bu durumda mahkemece, rizikonun teminat kapsamında kaldığından işin esası incelenerek bir karar verilmesi gerekirken, yazılı şekilde hüküm kurulması doğru görülmemiştir. SONUÇ: Yukarıda açıklanan nedenlerle, davacı vekilinin temyiz itirazlarının kabulü ile, hükmün davacı yaranına BOZULMASINA ve peşin alınan harcın istek halinde temyiz eden davacıya geri verilmesine 21.12.2009 gününde oybirliğiyle karar verildi.

Eşleştirme iki kanıta dayanır: kararın kendi metnindeki madde atfı ve şerh kitaplarının o kararı hangi maddenin altında bastığı. Otomatik üretilmiştir, hukuki tavsiye değildir; kararın güncelliğini ve sonraki içtihat değişikliklerini ayrıca denetleyin.

Bu Maddeyle İlgili Sınav Sorusu

Genel

6102 sayılı Türk Ticaret Kanunu uyarınca, bir ticaret şirketine sermaye koyma borcu ve bu borcun yerine getirilmemesi (temerrüt) ile ilgili aşağıda yer alan süre ve kurallardan hangisi doğrudur?

A) Nakdi sermaye taahhüdünü yerine getirmeyen ortak, şirketin tescili tarihinden itibaren kendiliğinden temerrüde düşer ve herhangi bir ihtara gerek olmaksızın temerrüt faizi öder.
B) Sermaye olarak alacak hakkını devreden ortak, söz konusu alacak şirketçe tahsil edilmediği sürece borcundan kurtulamaz ve bu alacağın tahsili için esas sözleşmeden itibaren 1 yıllık süre öngörülür.
C) Anonim şirketlerde pay sahibine karşı ıskat (ortaklıktan çıkarma) usulünün uygulanabilmesi için, yönetim kurulunun pay sahibine en az 15 günlük bir ödeme süresi tanıması şarttır.
D) Şirket sözleşmesinde aksine bir hüküm yoksa, geciken nakdi sermaye borcu için uygulanacak faiz, vadenin dolduğu günden itibaren değil, dava tarihinden itibaren başlar.
E) Taşınmaz mülkiyetini sermaye olarak koyan ortağın bu borcu, mülkiyetin tapuda şirket adına tescil edilmesiyle değil, sadece şirket sözleşmesinin imzalanmasıyla sona erer.