6102 sayılı Türk Ticaret Kanunu Madde 149

Türk Ticaret Kanunu 149. maddesi, Hukuksal Eğitim mevzuat kütüphanesinde tam metin olarak yayımlanmıştır. Aşağıda maddenin tam metni, maddeyle eşleşen yüksek mahkeme kararları ve bu maddeden çıkmış sınav soruları yer alır. Ham metin için adresin sonuna /raw ekleyin.

Madde Metni

MADDE 149- (1) Birleşmeye katılan şirketlerden her biri, merkezleriyle şubelerinde ve halka açık anonim şirketler ise Sermaye Piyasası Kurulunun öngöreceği yerlerde, genel kurul kararından önceki otuz gün içinde; a) Birleşme sözleşmesini, b) Birleşme raporunu, c) (Mülga: 26/6/2012-6335/43 md.) d) Son üç yılın yılsonu finansal tablolarıyla yıllık faaliyet raporlarını, gereğinde ara bilançolarını, ortakların, intifa senedi sahipleriyle şirket tarafından ihraç edilmiş bulunan menkul kıymet hamillerinin, menfaati bulunan kişilerin ve diğer ilgililerin incelemesine sunmakla yükümlüdür. Bunlar ilgili sermaye şirketlerinin internet sitelerinde de yayımlanır. (2) Ortaklar ile birinci fıkrada sayılan kişiler, aynı fıkrada anılan belgelerin suretlerinin ve varsa basılı şekillerinin kendilerine verilmesini isteyebilirler. Bunlar için, herhangi bir bedel veya gider karşılığı istenilemez. (3) Birleşmeye katılan şirketlerden her biri, Türkiye Ticaret Sicili Gazetesinde yayımlanan ve internet sitelerine de konulan ilanda, inceleme yapma hakkına işaret eder. (4) Birleşmeye katılan her şirket, birinci fıkrada anılan belgelerin nereye tevdi edildiklerini ve nerelerde incelemeye hazır tutulduklarını, tevdiden en az üç iş günü önce, Türkiye Ticaret Sicili Gazetesi ile şirket sözleşmesinde öngörülen gazetelerde ve sermaye şirketleri de internet sitelerinde ilan eder. (5) Tüm ortakların onaylaması hâlinde, küçük ve orta ölçekli şirketler inceleme hakkının kullanılmasından vazgeçebilirler.[28] b) Malvarlığındaki değişikliklerle ilgili bilgiler

Bu Maddeyle İlgili Yüksek Mahkeme Kararları

9 karar eşleşti
11. Hukuk Dairesi, 2024/2381 E., 2025/1084 K.
yüksek eşleşmeKarar metninde maddeye atıf varKayseri Bölge Adliye Mahkemesi 6. Hukuk Dairesi
risin eşyaları arasında 25.02.2004 tarihli Bireysel Emeklilik Sözleşmesini (BES) bulduğunu, BES nedeni ile biriken bedelin ödenmesine dair taleplerinin davalı şirket tarafından mirasın reddedildiğinden bahisle kabul edilmediği, buna karşın 6102 sayılı Türk Ticaret Kanunu'nun (6102 sayılı TTK) 1494. maddesi gereğince ölüm rizikosuna karşı yapılan sigortalarda, mirasın reddedilmesinin mirasçıların h
11. Hukuk Dairesi         2024/2381 E.  ,  2025/1084 K. "İçtihat Metni" MAHKEMESİ : Kayseri Bölge Adliye Mahkemesi 6. Hukuk Dairesi SAYISI : 2023/2260 Esas, 2023/2252 Karar HÜKÜM : Esastan ret İLK DERECE MAHKEMESİ : Kayseri 1. Tüketici Mahkemesi SAYISI : 2022/616 E., 2023/413 K. Bölge Adliye Mahkemesi kararı Yargıtayca duruşma istemli olarak davalı vekili tarafından temyiz edilmekle; kesinlik, süre, temyiz şartı ve diğer usul eksiklikleri yönünden yapılan ön inceleme sonucunda, temyiz dilekçesinin kabulüne, dava konusu meblağ 358.160,00 TL'nin altında bulunduğundan 6100 sayılı Hukuk Muhakemeleri Kanunu'nun (HMK) 369/2 hükmü gereğince duruşma isteğinin reddine karar verildikten ve Tetkik Hâkimi tarafından hazırlanan rapor dinlendikten sonra dosyadaki belgeler incelenip gereği düşünüldü: I. DAVA Davacı vekili dava dilekçesinde; müvekkillerinin murisi İlhan Hasşerbetçi'nin 26.11.2011 tarihinde vefat ettiğini, vefat sonrasında murisin borçlarının ödenemez boyutta olması nedeniyle mirası reddettiklerini, aradan geçen süreçte müvekkili ...'nin, murisin eşyaları arasında 25.02.2004 tarihli Bireysel Emeklilik Sözleşmesini (BES) bulduğunu, BES nedeni ile biriken bedelin ödenmesine dair taleplerinin davalı şirket tarafından mirasın reddedildiğinden bahisle kabul edilmediği, buna karşın 6102 sayılı Türk Ticaret Kanunu'nun (6102 sayılı TTK) 1494. maddesi gereğince ölüm rizikosuna karşı yapılan sigortalarda, mirasın reddedilmesinin mirasçıların hakkını etkilemeyeceğini ileri sürerek ödenmeyen BES'e ilişkin ödemelerin tespiti ile mevduata uygulanan en yüksek faiziyle birlikte davalıdan tahsilini talep etmiş, 20.07.2023 tarihli ıslah dilekçesi ile 260.751,14 TL’nin bankalarca mevduata uygulanan en yüksek faiz ile birlikte davalıdan tahsilini talep etmiştir. II. CEVAP Davalı vekili cevap dilekçesinde; zamanaşımı def'inde bulunmuş, esasa yönelik olarak 6102 sayılı TTK'nın 1494. maddesinin ölüm rizikosuna karşı yapılmış sigortalarda uygulanabileceğini, ölüm rizikosuna karşı yapılmış sigortaların .../... Sigortası olduğunu, müteveffa ile davalı arasında ise BES düzenlendiğini, BES'e dair özel kanuni düzenlemenin bulunduğunu ve 6102 sayılı TTK'nın 1494. maddesinin uygulama alanı içerisinde bulunmadığını, bu sözleşmenin hayat sigortası niteliğinde de olmadığını, bireysel emeklilik sözleşmesi birikimlerinin terekeye dahil olduğunu ve mirasın reddi sonrasında talep haklarının bulunmadığını, aktif husumet ehliyetlerinin bulunmadığını savunarak davanın reddini istemiştir. III. İLK DERECE MAHKEMESİ KARARI İlk Derece Mahkemesinin yukarıda tarih ve sayısı belirtilen kararı ile; davalı şirketin mirasın reddini gerekçe göstererek murisin BES'te birikmiş meblağını iade etmekten kaçınmasının hem BES'e dair mevzuata, hem taraflar arasındaki sözleşmeye hem de dürüstlük kurallarına aykırılık teşkil edeceği, neticede davacı mirasçıların murislerinin BES'te birikmiş olan parasının iadesini mirası reddetmiş olmalarına rağmen, davalıdan istemekte haklı olduğu gerekçesiyle davanın kabulüne karar verilmiş, hüküm, davalı vekilince istinaf edilmiştir. IV. İSTİNAF Bölge Adliye Mahkemesinin yukarıda tarih ve sayısı belirtilen kararı ile; İlk Derece Mahkemesinin olay nitelendirilmesi ve gerekçesi nazara alındığında, 6100 sayılı Hukuk Muhakemeleri Kanunu'nun (HMK) 293. maddesi uyarınca düzenlenen uzman görüşünün taraflara tebliği gerektiğine dair açık bir hükmün bulunmadığı, Mahkeme tarafından karar gerekçesinde uzman görüşüne dayandığının açıkça belirtilmediği, ayrıca uzman görüşünün davacı tarafından dosyasına sunulan bilirkişi raporuna karşı itiraz/beyan dilekçesine ekli olarak sunulmadığı ve bu kapsamda ayrı bir delil olarak sunulmaması da gözetilerek davacılar tarafından talebe konu edilen murislerinin bireysel emeklilik sisteminden kaynaklı alacağının tereke kapsamında değerlendirilemeyecek oluşu ve 6102 sayılı TTK'nın 1494. maddesi kapsamında davacıların alacaklı olduğunun ispatı nedeniyle davanın kabulüne ilişkin kararın usul ve yasaya uygun olduğu gerekçesiyle davalı vekilinin istinaf talebinin esastan reddine karar verilmiş, hüküm davalı vekilince temyiz edilmiştir. V. TEMYİZ A. Dava ve Hukuki Nitelendirme Dava, mirası reddeden mirasçıların murislerinin imzalamış olduğu bireysel emeklilik sigortasından doğan alacak istemlerine ilişkindir. B. Değerlendirme ve Gerekçe 6102 sayılı TTK'nın 1494/1 maddesi "Ölüm rizikosuna karşı yapılmış sigortalarda, birden fazla kişi payları belirtilmeksizin lehtar olarak atanmışsa, sigorta bedeli üzerinde hepsi eşit oranda hak sahibidir. Hak sahiplerinden biri tarafından alınmayan pay, diğerlerinin payına eklenir. Mirasın reddi veya mirastan vazgeçme lehtarın hakkı üzerinde etkili olmaz. ." hükmünü içerir. İşbu fıkra hükmü poliçede mirasçılardan herhangi birinin aynı zamanda lehtar olarak atanması durumunda uygulanır. Zira kanuni mirasçı da lehtar olarak atanabilir. 6102 sayılı TTK'nın 1494/2 düzenlemesi ise "Ölüm rizikosuna karşı yapılan sigortalarda lehtar belirtilmemişse, sözleşmenin sigorta ettirenin mirasçıları lehine, yaşama ihtimaline karşı yapılmış sigortalarda ise sigortalı lehine yapıldığı kabul olunur." hükmünü haizdir. İşbu ikinci fıkra hükmü ise birinci fıkradan bağımsız olarak lehtar tayin edilmemesi halinde sözleşmenin sigorta ettirenin mirasçıları lehine yapılmış sayılacağına dair bir düzenleme olup, madde hükmünde mirasın reddi ya da mirastan vazgeçme hali bulunmamaktadır. Zira madde gerekçesinde de bu husus "Uygulamada bazen özellikle de ölüm ihtimaline karşı yapılan hayat sigortalarında, lehdarın tayin edilmediği görülmekte ve sigorta ettiren ile sigortalı aynı kişi olması halinde sigorta tazminatının kime ödeneceği problemi yaşanmaktadır. Bu nedenle, maddenin ikinci fıkrası ile yine bir yorum kuralı getirilerek ölüm rizikosuna karşı yapılan sigortada lehdar tayin edilmemişse, sözleşmenin sigorta ettirenin mirasçıları lehine, yaşama ihtimaline karşı yapılan sigortada ise sigortalı lehine yapılmış sayılacağı düzenlenmiştir." şeklinde açıklanmıştır. Bu durumda somut olayda 6102 sayılı TTK'nın 1494/2 maddesi uygulanacağı gözetilerek mirası reddeden mirasçılar tarafından açılan davanın reddi gerekirken yazılı şekilde hüküm kurulması doğru görülmemiş, hükmün bozulmasına karar vermek gerekmiştir. VI. SONUÇ: Yukarıda açıklanan nedenlerle, davalı vekilinin temyiz itirazlarının kabulü ile İlk Derece Mahkemesince verilen karara yönelik istinaf başvurusunun esastan reddine ilişkin Bölge Adliye Mahkemesi kararının BOZULARAK KALDIRILMASINA, 6100 sayılı Hukuk Muhakemeleri Kanunu'nun 373/1 hükmü uyarınca dava dosyasının İlk Derece Mahkemesine, kararın bir örneğinin Bölge Adliye Mahkemesine gönderilmesine, peşin alınan temyiz karar harcının istek hâlinde ilgiliye iadesine, 19.02.2025 tarihinde oy birliğiyle karar verildi.

Diğer kararlar (4)

8. Hukuk Dairesi, 2013/20457 E., 2014/12598 K.
orta eşleşmeKarar metninde maddeye atıf varBafra İcra Hukuk Mahkemesi
tam metni aç
Alacaklı vekilince İcra Dairesi'nin ret kararı şikayet edilince, İcra Mahkemesi, TTK'nun 146-151. maddeleri ile BK'nun 179.
8. Hukuk Dairesi         2013/20457 E.  ,  2014/12598 K. "İçtihat Metni" MAHKEMESİ : Bafra İcra Hukuk Mahkemesi TARİHİ : 27/03/2012 NUMARASI : 2012/48-2012/56 Yukarıda tarih ve numarası yazılı Mahkeme kararının müddeti içinde temyizen tetkiki davalı tarafından istenmesi üzerine bu işle ilgili dosya mahallinden Daire'ye gönderilmiş olup, dava dosyası için Tetkik Hakimi tarafından düzenlenen rapor dinlendikten ve dosya içerisindeki tüm belgeler okunup incelendikten sonra işin gereği görüşülüp düşünüldü: KARAR Alacaklı H.. O.. tarafından ilama dayalı olarak borçlu Ç.. Oto Yedek Parça Nak. San. ve Tic. Ltd. Şti. aleyhine başlatılan ve devam eden takipte, üçüncü kişi B.. Ç..'ın menkul haczi sırasında istihkak iddasında bulunması ve Kadirli İcra Hukuk Mahkemesi'nin 2009/92 Esas sayılı dosyasında açtığı istihkak davasının; haciz işlemi gerçekleştirilen adreste borçlu firmanın faaliyet gösterirken, alacaklılarından mal kaçırmak amacıyla işyerinin muvazalı olarak B..'ye devredildiğinden bahisle, davasının reddine karar verilmesi üzerine, alacaklı vekili, BK'nun 179 vd maddeleri gereğince borçlu Şirketin işyerini devir alanın borçlarını da devir aldığından dosya borcunun tahsili amacıyla, Behiye nin banka hesapları üzerine de haciz konulmasını talep etmiş, İcra Dairesi, istemin yasa ve usule aykırı olduğundan reddine karar vermiştir. Alacaklı vekilince İcra Dairesi'nin ret kararı şikayet edilince, İcra Mahkemesi, TTK'nun 146-151. maddeleri ile BK'nun 179. maddesi gereğince; ticari işletminin devamlılığının söz konusu olduğu, devri halinde borçlarının da devir edilmiş sayılacağından asıl borçlu Şirket ile birlikte devir alanın da, bu borçlardan sorumlu olduğu, bu nedenle devir alan B..'nin hesapları üzerine haciz konulması talebinin yasaya uygun olduğu gerekçesiyle, İcra Dairesini ret kararının iptaline karar vermiş, üçüncü kişi Bedriye vekilince hüküm temyiz edilmiştir. Takip dosyası incelendiğinde; takip dayanağı ilamda ve takipte üçüncü kişinin taraf olmadığı görülmektedir. İcra Mahkemesi'nce, TTK'nun 146-151 maddeleri ile BK'nun 179. maddeleri genel mahkemede yapılacak yargılamada tartışılabilir. Dar yetkili İcra Mahkemesi'nde anılan hususlar tartışalarak üçüncü kişinin takip konusu borçtan sorumlu olduğu sonucuna varılarak, üçüncü kişinin de takibe bu şekilde borçlu sıfatı ile dahil edilmesi usulsüzdür. Bu durumda, Mahkemece, takibin tarafı olmayan üçüncü kişinin mal varlığı üzerine haciz konulması talebinin reddine dair İcra Dairesi kararının yerinde bulunduğu nazara alınarak şikayetin reddi yerine kabulü ile yazılı şekilde hüküm tesisi isabetsizdir. SONUÇ: Şikayetçi vekilinin temyiz itirazlarının kabulü ile Mahkeme kararının yukarıda yazılı nedenlerle İİK'nun 366 ve HUMK’nun 428. maddeleri uyarınca BOZULMASINA, taraflarca HUMK'nun 388/4. (HMK m. 297/ç) ve İİK'nun 366/3. maddeleri gereğince Yargıtay Daire ilamının tebliğinden itibaren ilama karşı 10 gün içinde karar düzeltme isteğinde bulunulabileceğine, 16.06.2014 gününde oybirliğiyle karar verildi.
(Kapatılan) 13. Hukuk Dairesi, 2010/11620 E., 2011/2260 K.
orta eşleşmeKarar metninde maddeye atıf varAsliye Hukuk Mahkemesi
tam metni aç
TTK 146-151 maddelerinde, şirket hisselerinin devri veya şirketlerin birleşmesi durumlarında önceki şirketin aktif ve pasifleri ile tümünün yeni şirkete geçeceği hükmü düzenlenmiştir.
(Kapatılan) 13. Hukuk Dairesi         2010/11620 E.  ,  2011/2260 K. "İçtihat Metni" MAHKEMESİ :Asliye Hukuk Mahkemesi Taraflar arasındaki menfi tesbit davasının yapılan yargılaması sonunda ilamda yazılı nedenlerden dolayı davanın reddine yönelik olarak verilen hükmün süresi içinde davacılar avukatınca temyiz edilmesi üzerine dosya incelendi gereği konuşulup düşünüldü. KARAR Davacılar, Tarımsal sulama abonesi olduğunu, davalı tarafından yapılan kontrolde, bağlantı hatasından dolayı sayaçta enerjinin eksik tüketim kaydettiği gerekçesi ile ek tahakkuk çıkartıldığını oysa tüm ödemeleri eksiksiz olarak yaptıklarını ileri sürerek, borçlu olmadıklarının tesbitine karar verilmesini istemiştir. Davalı, işletmeyi 15.8.2008 tarihinde devir aldıklarını, bu nedenle tarafına husumet yöneltilemeyeceğini savunarak davanın reddini dilemiştir. Mahkemece, davalının 15.8.2008 tarihinde faaliyete başladığını, fiili devir tarihinden önceki tüm haklar ve alacaklar ile tüm borçların Tedaş uhdesinde bulunduğundan davalıya husumet yöneltilmesi mümkün olmadığı gerekçesiyle davanın, husumet yokluğundan reddine karar verilmiş; hüküm, davacı tarafından temyiz edilmiştir. TTK 146-151 maddelerinde, şirket hisselerinin devri veya şirketlerin birleşmesi durumlarında önceki şirketin aktif ve pasifleri ile tümünün yeni şirkete geçeceği hükmü düzenlenmiştir. Dava konusu olayda dava dışı Tedaş'ın işletme hakkını davalı şirkete devir ettiği anlaşılmaktadır. Borç ve alacaklardanda TTK 146-152 maddeleri, BK 179 ve devamı maddeleri gereğince külli halefiyet kuralları gereğince davalı şirket 3. kişilere karşı sorumludur. Şirketlerin kendi aralarındaki sorumsuzluk anlaşmaları 3.kişilere karşı ileri sürülemez. Kaldı ki , davalının 2010/11620-2011/2260 davacıdan talepte bulunması üzerine bu dava açılmıştır. Böyle olunca mahkemece işin esasına girilerek sonucuna uygun karar verilmesi gerekirken reddine karar verilmesi usul ve yasaya aykırı olup, bozmayı gerektirir. SONUÇ:Yukarıda açıklanan nedenlerle temyiz olunan kararın davacı yararına BOZULMASINA, peşin alınan 17,15 TL. temyiz harcının istek halinde iadesine, 17.2.2011 gününde oybirliğiyle karar verildi.
(Kapatılan) 13. Hukuk Dairesi, 2010/11548 E., 2011/1253 K.
orta eşleşmeKarar metninde maddeye atıf varAsliye Hukuk Mahkemesi
tam metni aç
TTK 146-151 maddelerinde, şirket hisselerinin devri veya şirketlerin birleşmesi durumlarında önceki şirketin aktif ve pasifleri ile tümünün yeni şirkete geçeceği hükmü düzenlenmiştir.
(Kapatılan) 13. Hukuk Dairesi         2010/11548 E.  ,  2011/1253 K. "İçtihat Metni" MAHKEMESİ :Asliye Hukuk Mahkemesi Taraflar arasındaki menfi tesbit davasının yapılan yargılaması sonunda ilamda yazılı nedenlerden dolayı davanın husumet nedeniyle reddine yönelik olarak verilen hükmün süresi içinde davacı avukatınca temyiz edilmesi üzerine dosya incelendi gereği konuşulup düşünüldü. K A R A R Davacı, Tarımsal sulama abonesi olduğunu, davalı tarafından çarpan hatası yapıldığından bahisle tarafına 16.46,08 Tl borç çıkartıldığını, bu tahakkukun usul ve yasaya uygun bulunmadığından bahisle borçlu bulunmadığının tespitine karar verilmesini istemiştir. Davalı, işletmeyi 15.8.2008 tarihinde devir aldığı, bu nedenle tarafına husumet yöneltilemeyeceğini savunarak davanın reddini dilemiştir. Mahkemece, davalının 15.8.2008 tarihinde faaliyete başladığını, fiili devir tarihinden önceki tüm haklar ve alacaklar ile tüm borçların Tedaş uhdesinde bulunduğundan davalıya husumet yöneltilmesi mümkün olmadığı gerekçesiyle davanın, husumet yokluğundan reddine karar verilmiş; hüküm, davacı taraından temyiz edilmiştir. TTK 146-151 maddelerinde, şirket hisselerinin devri veya şirketlerin birleşmesi durumlarında önceki şirketin aktif ve pasifleri ile tümünün yeni şirkete geçeceği hükmü düzenlenmiştir. Dava konusu olayda dava dışı Tedaş'ın işletme hakkını davalı şirkete devir ettiği anlaşılmaktadır. Borç ve alacaklardanda TTK 146-152 maddeleri, BK 179 ve devamı maddeleri gereğince külli halefiyet kuralları gereğince davalı şirket 3. kişilere karşı sorumludur. Şirketlerin kendi aralarındaki sorumsuzluk anlaşmaları 3.kişilere karşı ileri sürülemez. Kaldı ki davalının davacıdan talepte bulunması üzerine bu dava açılmıştır. 2010/11548 2011/1253 Böyle olunca mahkemece işin esasına girilerek sonucuna uygun karar verilmesi gerekirken reddine karar verilmesi usul ve yasaya aykırı olup, bozmayı gerektirir. SONUÇ:Yukarıda açıklanan nedenlerle temyiz olunan kararın davacı yararına (BOZULMASINA), peşin alınan harcın istek halinde iadesine, 31.1.2011 gününde oybirliğiyle karar verildi.
orta eşleşmeKarar metninde maddeye atıf var
tam metni aç
TTK 146-151 maddelerinde, şirket hisselerinin devri veya şirketlerin birleşmesi durumlarında önceki şirketin aktif ve pasifleri ile tümünün yeni şirkete geçeceği hükmü düzenlenmiştir.
13. Hukuk Dairesi 2008/56 E., 2008/6260 K. 13. Hukuk Dairesi 2008/56 E., 2008/6260 K. - KÜLLİ HALEFİYET - ŞİRKENİT BİRLEŞMESİ- 6762 S. TÜRK TİCARET KANUNU [ Madde 146 ] - 6762 S. TÜRK TİCARET KANUNU [ Madde 151 ] - 6762 S. TÜRK TİCARET KANUNU [ Madde 152 ] "İçtihat Metni" Taraflar arasındaki alacak davasının yapılan yargılaması sonunda ilamda yazılı nedenlerden dolayı davanın reddine yönelik olarak verilen hükmün süresi içinde davacı avukatınca temyiz edilmesi üzerine dosya incelendi, gereği konuşulup düşünüldü. Davacı, eşi Sacide'nin 20.07.1998 tarihinde Özel Batman Ş... Hastanesinde doğum yaptığını, bir süre sonra rahatsızlanarak 02.08.1998 tarihinde öldüğünü, ölüm olayı ile ilgili olarak (Batman Birinci Asliye Hukuk Mahkemesi) ne 2005/1331 esaslı, doktor kusuruyla ilgili olarak davalı doktor Ayten ve Özel Ş... Sağlık Hizmetleri A.Ş. (Özel Batman Ş... Hastanesi) aleyhine açtığı tazminat davasının kısmen kabul edildiğini, mahkeme ilamının Yargıtay denetiminden geçerek 28.02.2007 tarihinde kesinleştiğini, ilamın icrası için başlattığı icra takibinde davalı borçlu Özel Batman Ş... Sağlık Hizmetleri A.Ş.'nin (Özel Batman Ş... Hastanesi) adresine 29.05.2006 tarihinde hacze gidildiğini, hastane yetkililerinin gösterdiği vergi levhasında Özel Batman Ş... Hastanesi'nde faaliyet gösteren şirketin davalı S... Sağlık Hizmetleri A.Ş. olduğu, Özel Ş... Sağlık Hizmetleri A.Ş.'nin faaliyette bulunmadığı bildirilerek haciz işleminin yapılamadığını, oysa ki ilam borcundan S... Sağlık Hizmetleri A.Ş.'nin sorumlu olması gerektiğini, Özel Batman Ş... Hastanesi'nin 25.10.1996 tarihinde kurulduğunu, Ticaret Sicilinde Özel Batman Ş... Sağlık Hizmetleri A.Ş. unvanı ile kaydının 08.11.1996 tarihinde yapıldığını, bu kez tabela ismi ve faaliyet adresi aynı kalmak kaydıyla 03.03.1998 tarihinde S... Sağlık Hizmetleri A.Ş.'nin kurulduğunu, kurucu ortaklarının Özel Batman Ş... Sağlık A.Ş., B... Sağlık Tes. ve Tic. A.Ş.,... vb şirketler olup, Özel Batman Ş... Sağlık Hizmetleri A.Ş.'nin faaliyet adresinde aynı isimle çalışmaya başladığını, S... Sağlık Hizmetleri A.Ş.'nin kurucu ortaklarından olan ve en büyük hisse sahibi şirketin de Özel Batman Ş... Sağlık Hizmetleri A.Ş. olduğunu, ilama dayalı alacağının Batman İcra Müdürlüğü'nün 2005/1257 takip dosyasında takibi devam ederken bu kez Batman İkinci Noterliği'nce 28.09.2005 tarihinde S... Sağlık Hizmetleri A.Ş.'deki beş kurucu şirket hisselerini özel şahıslara devrettiğini, bu hisse devirlerinin tamamen icra takibine konu edilen borçtan kurtulma amacıyla yapıldığını, hisse devirlerinin yapıldığı şahısların aynı zamanda kurucu şirketlerin ortakları olduklarını, işlemin muvazaalı olduğunu, kurucu ortakların tamamen Özel Batman Ş... Sağlık Hizmetleri A.Ş.'nin kurucu ortakları olduğunu ileri sürerek, davalı S... Sağlık Hizmetleri A.Ş.'nin de Batman Birinci Asliye Hukuk Mahkemesi'nin 2005/1331 esas, 2006/189 sayılı ilam borcundan müştereken ve müteselsilen sorumlu olduğunun kabulüne karar verilmesini istemiştir. Davalı, Özel Batman Ş... Sağlık Hizmetleri A.Ş.'nin, ticaret sicilinde kayıtlı olup halen varlığını koruyan aktif ve faal bir şirket olup tamamen farklı bir şirket olduğunu, her iki şirketin ortaklarının ve yetkililerinin bir dönem aynı olmasının sorumluluk doğurmayacağını, hisse devrinden sonra bu şirketle bir ilgilerinin kalmadığını, savunarak davanın reddini dilemiştir. Mahkemece, ilam borçlusu Özel Ş... Sağlık Hizmetleri A.Ş.'nin faaliyetine devam ettiği, ortaklık payı olarak S... Sağlık Hizmetleri A.Ş/den hisse satın aldığı, birleşme ve devir işleminin olmadığı, aynı hastanede faaliyet göstermelerinin borçlu şirketin hak ve yükümlülüklerinin S... Sağlık Hizmetleri A.Ş/ye geçtiğini göstermeyeceği gerekçeleri ile davanın reddine karar verilmiş; hüküm, davacı tarafından temyiz edilmiştir. Davacı, Batman Birinci Asliye Hukuk Mahkemesi'nin 2005/1331 esas, 2006/189 sayılı ilam alacağının takibi için Özel Ş... Sağlık Hizmetleri A.Ş. aleyhine icra takibi başlattığını, 29.05.2006 tarihli haciz aşamasında hastane bünyesinde faaliyet gösteren şirketin davalı S... Sağlık Hizmetleri A.Ş. olması nedeniyle takibinin sonuçsuz kaldığını, takip borçlusu şirket ile davalı şirketin aynı şirketler olduğunu, borçtan kurtulmak amacıyla muvazaalı kurulup hisse devirlerinin gerçekleştiğini ileri sürerek ilam borcundan davalı şirketin de sorumlu olması yönünde karar verilmesi için eldeki davayı açmıştır. İlam borçlusu şirket ile davalı şirketin faaliyet adresleri Ş... Hastanesi olduğunda bir ihtilaf yoktur. Ş... Hastanesi 1996 tarihinde hizmet vermeye başlamış, ilam borçlusu şirketin 1996 yılında, davalı şirketin ise 03.03.1998 yılında kurulduğu, kurucu ortaklarının ilam borçlusu şirketin kurucu ortakları olduğu, bilahare davalı şirketin kurucu şirketleri hisselerini özel şahıslara devrettiği dosya kapsamından anlaşılmaktadır. TTK 146-151 maddelerinde, şirket hisselerinin devri veya şirketlerin birleşmesi durumlarında önceki şirketin aktif ve pasifleri ile tümünün yeni şirkete geçeceği hükmü düzenlenmiştir. Dava konusu olayda davalı şirketle ilam borçlusu şirketin davacının alacağını almasını engelleme amacıyla fikir ve işbirliği içinde olduğu anlaşılmaktadır. Her ne kadar kayden iki ayrı tüzel kişilik devam ediyor görünse de, bu durum fiili birleşme karşısında anlam ifade etmez. Faaliyet adresleri aynı olan şirketler iki ayrı hastanede değil, tek bir hastanede ticari işletmelerini sürdürmektedirler. Ticari işletmelerde devamlılık esas olduğundan, sonraki öncekinin devamı niteliğindedir. İlam borçlusunun borçlarından da TTK 146-152 maddeleri, BK 179 ve devamı maddeleri gereğince külli haiefiyet kuralları gereğince davalı şirket sorumdur. Dosya kapsamından, davalı şirketin sırf davacının elde ettiği ilamın infazını engellemeye yönelik olarak ticari işletmeyi mevcut ticari unvanı altında sürdürdüğü de anlaşılmaktadır. Böyle olunca mahkemece davanın kabulüne karar verilmesi gerekirken reddine karar verilmesi usul ve yasaya aykırı olup, bozmayı gerektirir. Sonuç: Yukarıda açıklanan nedenlerle temyiz olunan kararın davacı yararına (BOZULMASINA), peşin alınan temyiz harcının istek halinde iadesine, 07.05.2008 gününde oybirliğiyle karar verildi.

Eşleştirme iki kanıta dayanır: kararın kendi metnindeki madde atfı ve şerh kitaplarının o kararı hangi maddenin altında bastığı. Otomatik üretilmiştir, hukuki tavsiye değildir; kararın güncelliğini ve sonraki içtihat değişikliklerini ayrıca denetleyin.