Türk Ticaret Kanunu 150. maddesi, Hukuksal Eğitim mevzuat kütüphanesinde tam metin olarak yayımlanmıştır. Aşağıda maddenin tam metni, maddeyle eşleşen yüksek mahkeme kararları ve bu maddeden çıkmış sınav soruları yer alır. Ham metin için adresin sonuna /raw ekleyin.
Madde Metni
MADDE 150- (1) Birleşmeye katılan şirketlerden birinin aktif veya pasif varlıklarında, birleşme sözleşmesinin imzası tarihiyle, bu sözleşmenin genel kurulda onaya sunulacağı tarih arasında, önemli değişiklik meydana gelmişse, yönetim organı, bu durumu kendi genel kuruluna ve birleşmeye katılan diğer şirketlerin yönetim organlarına yazılı olarak bildirir.
(2) Birleşmeye katılan tüm şirketlerin yönetim organları, bu durumda birleşme sözleşmesinin değiştirilmesine veya birleşmeden vazgeçmeye gerek olup olmadığını incelerler; böyle bir sonuca vardıkları takdirde, onaya sunma önerisi geri çekilir. Diğer hâlde, yönetim organı genel kurulda, birleşme sözleşmesinde uyarlamaya gerek bulunmadığının gerekçesini açıklar.
c) Birleşme kararı
Bu Maddeyle İlgili Yüksek Mahkeme Kararları
7 karar eşleşti
8. Hukuk Dairesi, 2013/20457 E., 2014/12598 K.
orta eşleşmeKarar metninde maddeye atıf varBafra İcra Hukuk Mahkemesi
Alacaklı vekilince İcra Dairesi'nin ret kararı şikayet edilince, İcra Mahkemesi, TTK'nun 146-151. maddeleri ile BK'nun 179.
8. Hukuk Dairesi 2013/20457 E. , 2014/12598 K.
"İçtihat Metni"
MAHKEMESİ : Bafra İcra Hukuk Mahkemesi
TARİHİ : 27/03/2012
NUMARASI : 2012/48-2012/56
Yukarıda tarih ve numarası yazılı Mahkeme kararının müddeti içinde temyizen tetkiki davalı tarafından istenmesi üzerine bu işle ilgili dosya mahallinden Daire'ye gönderilmiş olup, dava dosyası için Tetkik Hakimi tarafından düzenlenen rapor dinlendikten ve dosya içerisindeki tüm belgeler okunup incelendikten sonra işin gereği görüşülüp düşünüldü:
KARAR
Alacaklı H.. O.. tarafından ilama dayalı olarak borçlu Ç.. Oto Yedek Parça Nak. San. ve Tic. Ltd. Şti. aleyhine başlatılan ve devam eden takipte, üçüncü kişi B.. Ç..'ın menkul haczi sırasında istihkak iddasında bulunması ve Kadirli İcra Hukuk Mahkemesi'nin 2009/92 Esas sayılı dosyasında açtığı istihkak davasının; haciz işlemi gerçekleştirilen adreste borçlu firmanın faaliyet gösterirken, alacaklılarından mal kaçırmak amacıyla işyerinin muvazalı olarak B..'ye devredildiğinden bahisle, davasının reddine karar verilmesi üzerine, alacaklı vekili, BK'nun 179 vd maddeleri gereğince borçlu Şirketin işyerini devir alanın borçlarını da devir aldığından dosya borcunun tahsili amacıyla, Behiye nin banka hesapları üzerine de haciz konulmasını talep etmiş, İcra Dairesi, istemin yasa ve usule aykırı olduğundan reddine karar vermiştir.
Alacaklı vekilince İcra Dairesi'nin ret kararı şikayet edilince, İcra Mahkemesi, TTK'nun 146-151. maddeleri ile BK'nun 179. maddesi gereğince; ticari işletminin devamlılığının söz konusu olduğu, devri halinde borçlarının da devir edilmiş sayılacağından asıl borçlu Şirket ile birlikte devir alanın da, bu borçlardan sorumlu olduğu, bu nedenle devir alan B..'nin hesapları üzerine haciz konulması talebinin yasaya uygun olduğu gerekçesiyle, İcra Dairesini ret kararının iptaline karar vermiş, üçüncü kişi Bedriye vekilince hüküm temyiz edilmiştir.
Takip dosyası incelendiğinde; takip dayanağı ilamda ve takipte üçüncü kişinin taraf olmadığı görülmektedir.
İcra Mahkemesi'nce, TTK'nun 146-151 maddeleri ile BK'nun 179. maddeleri genel mahkemede yapılacak yargılamada tartışılabilir. Dar yetkili İcra Mahkemesi'nde anılan hususlar tartışalarak üçüncü kişinin takip konusu borçtan sorumlu olduğu sonucuna varılarak, üçüncü kişinin de takibe bu şekilde borçlu sıfatı ile dahil edilmesi usulsüzdür.
Bu durumda, Mahkemece, takibin tarafı olmayan üçüncü kişinin mal varlığı üzerine haciz konulması talebinin reddine dair İcra Dairesi kararının yerinde bulunduğu nazara alınarak şikayetin reddi yerine kabulü ile yazılı şekilde hüküm tesisi isabetsizdir.
SONUÇ: Şikayetçi vekilinin temyiz itirazlarının kabulü ile Mahkeme kararının yukarıda yazılı nedenlerle İİK'nun 366 ve HUMK’nun 428. maddeleri uyarınca BOZULMASINA, taraflarca HUMK'nun 388/4. (HMK m. 297/ç) ve İİK'nun 366/3. maddeleri gereğince Yargıtay Daire ilamının tebliğinden itibaren ilama karşı 10 gün içinde karar düzeltme isteğinde bulunulabileceğine, 16.06.2014 gününde oybirliğiyle karar verildi.
Diğer kararlar (4)
(Kapatılan) 13. Hukuk Dairesi, 2010/11620 E., 2011/2260 K.
orta eşleşmeKarar metninde maddeye atıf varAsliye Hukuk Mahkemesi
tam metni aç
TTK 146-151 maddelerinde, şirket hisselerinin devri veya şirketlerin birleşmesi durumlarında önceki şirketin aktif ve pasifleri ile tümünün yeni şirkete geçeceği hükmü düzenlenmiştir.
(Kapatılan) 13. Hukuk Dairesi 2010/11620 E. , 2011/2260 K.
"İçtihat Metni"
MAHKEMESİ :Asliye Hukuk Mahkemesi
Taraflar arasındaki menfi tesbit davasının yapılan yargılaması sonunda ilamda yazılı nedenlerden dolayı davanın reddine yönelik olarak verilen hükmün süresi içinde davacılar avukatınca temyiz edilmesi üzerine dosya incelendi gereği konuşulup düşünüldü.
KARAR
Davacılar, Tarımsal sulama abonesi olduğunu, davalı tarafından yapılan kontrolde, bağlantı hatasından dolayı sayaçta enerjinin eksik tüketim kaydettiği gerekçesi ile ek tahakkuk çıkartıldığını oysa tüm ödemeleri eksiksiz olarak yaptıklarını ileri sürerek, borçlu olmadıklarının tesbitine karar verilmesini istemiştir.
Davalı, işletmeyi 15.8.2008 tarihinde devir aldıklarını, bu nedenle tarafına husumet yöneltilemeyeceğini savunarak davanın reddini dilemiştir.
Mahkemece, davalının 15.8.2008 tarihinde faaliyete başladığını, fiili devir tarihinden önceki tüm haklar ve alacaklar ile tüm borçların Tedaş uhdesinde bulunduğundan davalıya husumet yöneltilmesi mümkün olmadığı gerekçesiyle davanın, husumet yokluğundan reddine karar verilmiş; hüküm, davacı tarafından temyiz edilmiştir.
TTK 146-151 maddelerinde, şirket hisselerinin devri veya şirketlerin birleşmesi durumlarında önceki şirketin aktif ve pasifleri ile tümünün yeni şirkete geçeceği hükmü düzenlenmiştir. Dava konusu olayda dava dışı Tedaş'ın işletme hakkını davalı şirkete devir ettiği anlaşılmaktadır. Borç ve alacaklardanda TTK 146-152 maddeleri, BK 179 ve devamı maddeleri gereğince külli halefiyet kuralları gereğince davalı şirket 3. kişilere karşı sorumludur. Şirketlerin kendi aralarındaki sorumsuzluk anlaşmaları 3.kişilere karşı ileri sürülemez. Kaldı ki , davalının 2010/11620-2011/2260
davacıdan talepte bulunması üzerine bu dava açılmıştır.
Böyle olunca mahkemece işin esasına girilerek sonucuna uygun karar verilmesi gerekirken reddine karar verilmesi usul ve yasaya aykırı olup, bozmayı gerektirir.
SONUÇ:Yukarıda açıklanan nedenlerle temyiz olunan kararın davacı yararına BOZULMASINA, peşin alınan 17,15 TL. temyiz harcının istek halinde iadesine, 17.2.2011 gününde oybirliğiyle karar verildi.
(Kapatılan) 13. Hukuk Dairesi, 2010/11548 E., 2011/1253 K.
orta eşleşmeKarar metninde maddeye atıf varAsliye Hukuk Mahkemesi
tam metni aç
TTK 146-151 maddelerinde, şirket hisselerinin devri veya şirketlerin birleşmesi durumlarında önceki şirketin aktif ve pasifleri ile tümünün yeni şirkete geçeceği hükmü düzenlenmiştir.
(Kapatılan) 13. Hukuk Dairesi 2010/11548 E. , 2011/1253 K.
"İçtihat Metni"
MAHKEMESİ :Asliye Hukuk Mahkemesi
Taraflar arasındaki menfi tesbit davasının yapılan yargılaması sonunda ilamda yazılı nedenlerden dolayı davanın husumet nedeniyle reddine yönelik olarak verilen hükmün süresi içinde davacı avukatınca temyiz edilmesi üzerine dosya incelendi gereği konuşulup düşünüldü.
K A R A R
Davacı, Tarımsal sulama abonesi olduğunu, davalı tarafından çarpan hatası yapıldığından bahisle tarafına 16.46,08 Tl borç çıkartıldığını, bu tahakkukun usul ve yasaya uygun bulunmadığından bahisle borçlu bulunmadığının tespitine karar verilmesini istemiştir.
Davalı, işletmeyi 15.8.2008 tarihinde devir aldığı, bu nedenle tarafına husumet yöneltilemeyeceğini savunarak davanın reddini dilemiştir.
Mahkemece, davalının 15.8.2008 tarihinde faaliyete başladığını, fiili devir tarihinden önceki tüm haklar ve alacaklar ile tüm borçların Tedaş uhdesinde bulunduğundan davalıya husumet yöneltilmesi mümkün olmadığı gerekçesiyle davanın, husumet yokluğundan reddine karar verilmiş; hüküm, davacı taraından temyiz edilmiştir.
TTK 146-151 maddelerinde, şirket hisselerinin devri veya şirketlerin birleşmesi durumlarında önceki şirketin aktif ve pasifleri ile tümünün yeni şirkete geçeceği hükmü düzenlenmiştir. Dava konusu olayda dava dışı Tedaş'ın işletme hakkını davalı şirkete devir ettiği anlaşılmaktadır. Borç ve alacaklardanda TTK 146-152 maddeleri, BK 179 ve devamı maddeleri gereğince külli halefiyet kuralları gereğince davalı şirket 3. kişilere karşı sorumludur. Şirketlerin kendi aralarındaki sorumsuzluk anlaşmaları 3.kişilere karşı ileri sürülemez. Kaldı ki davalının davacıdan talepte bulunması üzerine bu dava açılmıştır. 2010/11548 2011/1253
Böyle olunca mahkemece işin esasına girilerek sonucuna uygun karar verilmesi gerekirken reddine karar verilmesi usul ve yasaya aykırı olup, bozmayı gerektirir.
SONUÇ:Yukarıda açıklanan nedenlerle temyiz olunan kararın davacı yararına (BOZULMASINA), peşin alınan harcın istek halinde iadesine, 31.1.2011 gününde oybirliğiyle karar verildi.
orta eşleşmeKarar metninde maddeye atıf var
tam metni aç
TTK 146-151 maddelerinde, şirket hisselerinin devri veya şirketlerin birleşmesi durumlarında önceki şirketin aktif ve pasifleri ile tümünün yeni şirkete geçeceği hükmü düzenlenmiştir.
13. Hukuk Dairesi 2008/56 E., 2008/6260 K.
13. Hukuk Dairesi 2008/56 E., 2008/6260 K.
- KÜLLİ HALEFİYET
- ŞİRKENİT BİRLEŞMESİ- 6762 S. TÜRK TİCARET KANUNU [ Madde 146 ]
- 6762 S. TÜRK TİCARET KANUNU [ Madde 151 ]
- 6762 S. TÜRK TİCARET KANUNU [ Madde 152 ]
"İçtihat Metni"
Taraflar arasındaki alacak davasının yapılan yargılaması sonunda ilamda yazılı nedenlerden dolayı davanın reddine yönelik olarak verilen hükmün süresi içinde davacı avukatınca temyiz edilmesi üzerine dosya incelendi, gereği konuşulup düşünüldü.
Davacı, eşi Sacide'nin 20.07.1998 tarihinde Özel Batman Ş... Hastanesinde doğum yaptığını, bir süre sonra rahatsızlanarak 02.08.1998 tarihinde öldüğünü, ölüm olayı ile ilgili olarak (Batman Birinci Asliye Hukuk Mahkemesi) ne 2005/1331 esaslı, doktor kusuruyla ilgili olarak davalı doktor Ayten ve Özel Ş... Sağlık Hizmetleri A.Ş. (Özel Batman Ş... Hastanesi) aleyhine açtığı tazminat davasının kısmen kabul edildiğini, mahkeme ilamının Yargıtay denetiminden geçerek 28.02.2007 tarihinde kesinleştiğini, ilamın icrası için başlattığı icra takibinde davalı borçlu Özel Batman Ş... Sağlık Hizmetleri A.Ş.'nin (Özel Batman Ş... Hastanesi) adresine 29.05.2006 tarihinde hacze gidildiğini, hastane yetkililerinin gösterdiği vergi levhasında Özel Batman Ş... Hastanesi'nde faaliyet gösteren şirketin davalı S... Sağlık Hizmetleri A.Ş. olduğu, Özel Ş... Sağlık Hizmetleri A.Ş.'nin faaliyette bulunmadığı bildirilerek haciz işleminin yapılamadığını, oysa ki ilam borcundan S... Sağlık Hizmetleri A.Ş.'nin sorumlu olması gerektiğini, Özel Batman Ş... Hastanesi'nin 25.10.1996 tarihinde kurulduğunu, Ticaret Sicilinde Özel Batman Ş... Sağlık Hizmetleri A.Ş. unvanı ile kaydının 08.11.1996 tarihinde yapıldığını, bu kez tabela ismi ve faaliyet adresi aynı kalmak kaydıyla 03.03.1998 tarihinde S... Sağlık Hizmetleri A.Ş.'nin kurulduğunu, kurucu ortaklarının Özel Batman Ş... Sağlık A.Ş., B... Sağlık Tes. ve Tic. A.Ş.,... vb şirketler olup, Özel Batman Ş... Sağlık Hizmetleri A.Ş.'nin faaliyet adresinde aynı isimle çalışmaya başladığını, S... Sağlık Hizmetleri A.Ş.'nin kurucu ortaklarından olan ve en büyük hisse sahibi şirketin de Özel Batman Ş... Sağlık Hizmetleri A.Ş. olduğunu, ilama dayalı alacağının Batman İcra Müdürlüğü'nün 2005/1257 takip dosyasında takibi devam ederken bu kez Batman İkinci Noterliği'nce 28.09.2005 tarihinde S... Sağlık Hizmetleri A.Ş.'deki beş kurucu şirket hisselerini özel şahıslara devrettiğini, bu hisse devirlerinin tamamen icra takibine konu edilen borçtan kurtulma amacıyla yapıldığını, hisse devirlerinin yapıldığı şahısların aynı zamanda kurucu şirketlerin ortakları olduklarını, işlemin muvazaalı olduğunu, kurucu ortakların tamamen Özel Batman Ş... Sağlık Hizmetleri A.Ş.'nin kurucu ortakları olduğunu ileri sürerek, davalı S... Sağlık Hizmetleri A.Ş.'nin de Batman Birinci Asliye Hukuk Mahkemesi'nin 2005/1331 esas, 2006/189 sayılı ilam borcundan müştereken ve müteselsilen sorumlu olduğunun kabulüne karar verilmesini istemiştir.
Davalı, Özel Batman Ş... Sağlık Hizmetleri A.Ş.'nin, ticaret sicilinde kayıtlı olup halen varlığını koruyan aktif ve faal bir şirket olup tamamen farklı bir şirket olduğunu, her iki şirketin ortaklarının ve yetkililerinin bir dönem aynı olmasının sorumluluk doğurmayacağını, hisse devrinden sonra bu şirketle bir ilgilerinin kalmadığını, savunarak davanın reddini dilemiştir.
Mahkemece, ilam borçlusu Özel Ş... Sağlık Hizmetleri A.Ş.'nin faaliyetine devam ettiği, ortaklık payı olarak S... Sağlık Hizmetleri A.Ş/den hisse satın aldığı, birleşme ve devir işleminin olmadığı, aynı hastanede faaliyet göstermelerinin borçlu şirketin hak ve yükümlülüklerinin S... Sağlık Hizmetleri A.Ş/ye geçtiğini göstermeyeceği gerekçeleri ile davanın reddine karar verilmiş; hüküm, davacı tarafından temyiz edilmiştir.
Davacı, Batman Birinci Asliye Hukuk Mahkemesi'nin 2005/1331 esas, 2006/189 sayılı ilam alacağının takibi için Özel Ş... Sağlık Hizmetleri A.Ş. aleyhine icra takibi başlattığını, 29.05.2006 tarihli haciz aşamasında hastane bünyesinde faaliyet gösteren şirketin davalı S... Sağlık Hizmetleri A.Ş. olması nedeniyle takibinin sonuçsuz kaldığını, takip borçlusu şirket ile davalı şirketin aynı şirketler olduğunu, borçtan kurtulmak amacıyla muvazaalı kurulup hisse devirlerinin gerçekleştiğini ileri sürerek ilam borcundan davalı şirketin de sorumlu olması yönünde karar verilmesi için eldeki davayı açmıştır. İlam borçlusu şirket ile davalı şirketin faaliyet adresleri Ş... Hastanesi olduğunda bir ihtilaf yoktur. Ş... Hastanesi 1996 tarihinde hizmet vermeye başlamış, ilam borçlusu şirketin 1996 yılında, davalı şirketin ise 03.03.1998 yılında kurulduğu, kurucu ortaklarının ilam borçlusu şirketin kurucu ortakları olduğu, bilahare davalı şirketin kurucu şirketleri hisselerini özel şahıslara devrettiği dosya kapsamından anlaşılmaktadır. TTK 146-151 maddelerinde, şirket hisselerinin devri veya şirketlerin birleşmesi durumlarında önceki şirketin aktif ve pasifleri ile tümünün yeni şirkete geçeceği hükmü düzenlenmiştir. Dava konusu olayda davalı şirketle ilam borçlusu şirketin davacının alacağını almasını engelleme amacıyla fikir ve işbirliği içinde olduğu anlaşılmaktadır. Her ne kadar kayden iki ayrı tüzel kişilik devam ediyor görünse de, bu durum fiili birleşme karşısında anlam ifade etmez. Faaliyet adresleri aynı olan şirketler iki ayrı hastanede değil, tek bir hastanede ticari işletmelerini sürdürmektedirler. Ticari işletmelerde devamlılık esas olduğundan, sonraki öncekinin devamı niteliğindedir. İlam borçlusunun borçlarından da TTK 146-152 maddeleri, BK 179 ve devamı maddeleri gereğince külli haiefiyet kuralları gereğince davalı şirket sorumdur. Dosya kapsamından, davalı şirketin sırf davacının elde ettiği ilamın infazını engellemeye yönelik olarak ticari işletmeyi mevcut ticari unvanı altında sürdürdüğü de anlaşılmaktadır. Böyle olunca mahkemece davanın kabulüne karar verilmesi gerekirken reddine karar verilmesi usul ve yasaya aykırı olup, bozmayı gerektirir.
Sonuç: Yukarıda açıklanan nedenlerle temyiz olunan kararın davacı yararına (BOZULMASINA), peşin alınan temyiz harcının istek halinde iadesine, 07.05.2008 gününde oybirliğiyle karar verildi.
4. Hukuk Dairesi, 2022/14013 E., 2024/3023 K.
orta eşleşmeKarar metninde maddeye atıf varİzmir Bölge Adliye Mahkemesi 20. Hukuk Dairesi
tam metni aç
k sonucu oluşan sürekli iş göremezlik durumunun, kaza sonucu oluşan sürekli iş göremez durumunda olduğu gibi her hangi bir oran sınırlanması olmaksızın sigorta teminatı kapsamında olduğu sonucunu doğurmayacağı, sözleşmede verilen teminatın 6102 sayılı Kanun'un 1507 ila 1510 uncu maddelerinde düzenlenmiş olan kaza sigortası kapsamında olmadığı, yine sağlık ve hastalık sigortalarının düzenlendiği 15
4. Hukuk Dairesi 2022/14013 E. , 2024/3023 K.
"İçtihat Metni"
MAHKEMESİ : İzmir Bölge Adliye Mahkemesi 20. Hukuk Dairesi
SAYISI : 2020/1449 E., 2022/1175 K.
DAVA TARİHİ : 22.12.2017
HÜKÜM/KARAR : Red/Esastan Red
İLK DERECE MAHKEMESİ : Söke 2. Asliye Hukuk Mahkemesi (Ticaret Mahkemesi Sıf.)
SAYISI : 2017/984 E., 2019/122 K.
Taraflar arasındaki grup kaza sigortası sözleşmesinden kaynaklanan tazminat davasından dolayı yapılan yargılama sonunda İlk Derece Mahkemesince davanın reddine karar verilmiştir.
Kararın davacı vekili tarafından istinaf edilmesi üzerine, Bölge Adliye Mahkemesince başvurunun esastan reddine karar verilmiştir.
Bölge Adliye Mahkemesi kararı davacı vekili tarafından temyiz edilmekle; kesinlik, süre, temyiz şartı ve diğer usul eksiklikleri yönünden yapılan ön inceleme sonucunda, temyiz dilekçesinin kabulüne karar verildikten ve Tetkik Hâkimi tarafından hazırlanan rapor dinlendikten sonra dosyadaki belgeler incelenip gereği düşünüldü:
I. DAVA
Davacı vekili dava dilekçesinde; ...Giyim Sanayi ve Ticaret A.Ş.'de işçi olarak çalışmakta iken işvereni ile davalı arasında müvekkili lehine grup kaza ve grup yıllık yaşam sigortası yaptırıldığını, sigorta kapsamında maluliyet, vefat, kaza sonucu maluliyet ve hastalık da dahil tedavi giderinin güvence altına alındığını, Nazilli Devlet Hastanesi'nin 08.06.2017 tarihli raporu ile müvekkilinin %42 oranında engelli olduğunun tespit edildiğini, davalıya yapılan başvurunun talebin Poliçe Genel ve Özel Şartları kapsamı dışında kalması nedeniyle reddedildiğini, poliçenin yapılması sırasında veya sonrasında Özel ve Genel Şartlar kararlaştırılmışsa sigortacının bilgilendirme yükümlülüğü kapsamında lehtar olan müvekkiline bilgi verilmesi gerektiğini, müvekkilinde ...Giyim Sanayi ve Ticaret Ltd. Şti. Grup Yıllık Yaşam Sigortası ve Grup Kaza Sigortası Sertifikası dışında belge bulunmadığını, sertifikada da poliçenin başlangıç ve bitiş tarihleri ile teminatın kapsamı dışında bir bilgi bulunmadığını, poliçenin Özel ve Genel Şartları hakkında lehtar olan müvekkilinin bilgilendirilmediğini, müvekkilinin daimi maluliyet şartlarını taşıdığı halde tazminatın ödenmediğini belirterek 6100 sayılı Hukuk Muhakemeleri Kanunu'nun (6100 sayılı Kanun) 107 nci maddesi gereğince 1.000,00 TL'nin davalıya başvuru tarihinden itibaren işleyecek faizi ile birlikte davalıdan tahsilini talep etmiştir.
II. CEVAP
Davalı vekili cevap dilekçesinde; dava konusu maluliyet tazminatının meblağ sigortası olduğunu, teminat tutarının belli olup bölünebilir nitelikte olmadığını, bu nedenle kısmi dava açılmasında hukuki yarar bulunmadığını, davacının tespit edilen maluliyetinin %60'dan düşük olduğunu, Sigorta Özel Şartları gereğince sadece %60 ve üstü maluliyetler için teminat verildiğini, bu nedenle davacının talebinin teminat kapsamında olmadığını belirterek davanın reddini istemiştir.
III. İLK DERECE MAHKEMESİ KARARI
İlk Derece Mahkemesinin yukarıda tarih ve sayısı belirtilen kararı ile; davalı ile davacının iş vereni arasında düzenlenen 09.12.2016 tarihli sigorta sözleşmesinde hastalık sonucu tam ve kısmi iş göremezliğin sigorta teminatları arasında sayıldığı, sözleşmenin 4 üncü maddesinin (C) bendinde sigortalının, hastalık sonucu iş göremezlik teminatının tam ve sürekli iş göremezliğin gerçekleşmesine bağlandığı, tam ve sürekli iş göremezliğin ise 18.03.1998 gün ve 23290 sayılı Resmi Gazete yayımlanan “Özürlülere Verilecek Sağlık Kurulu Raporları Hakkında Yönetmelik” ekinde yer alan “Özür Durumuna Göre Çalışma Gücü Kaybı Oranları Cetveli”nde sayılan %60 ve üstü oranlara karşılık gelen haller olarak tanımlandığı, davacı tarafından sunulan Nazilli Devlet Hastanesi'nin 08.06.2017 tarihli raporunda davacının %42 oranında sürekli maluliyeti olduğunun tespit edildiği, mahkemece ... Üniversitesi Uygulama ve Araştırma Hastanesi'nden alınan 02.11.2018 tarihli raporda ise davacının %12 oranında maluliyeti olduğunun tespit edildiği, her iki raporda belirlenen oranın sigorta sözleşmesinde belirlenen %60 maluliyet oranının altında kaldığı, 6102 sayılı Türk Ticaret Kanunu'nun (6102 sayılı Kanun) 1423 üncü maddesine göre aydınlatma açıklamasının verilmemesi halinde sigorta ettiren sözleşmenin yapılmasına on dört gün içinde itiraz etmezse sözleşmenin poliçede yazılı şartlarda yapılmış sayılacağı, aynı Kanun'un 1424 üncü maddesine göre ise sigortacının poliçenin geç verilmesinden doğan zarardan sorumlu olduğu, sigortacının bu yükümlülüklerini yerine getirmemiş olmasının sözleşmede hastalık sonucu oluşan sürekli iş göremezlik nedeniyle sigorta tazminatına hak kazanabilmek için %60 ve üzerinde iş göremezlik oranı aranmasına ilişkin özel koşulun geçersizliği ya da hastalık sonucu oluşan sürekli iş göremezlik durumunun, kaza sonucu oluşan sürekli iş göremez durumunda olduğu gibi her hangi bir oran sınırlanması olmaksızın sigorta teminatı kapsamında olduğu sonucunu doğurmayacağı, sözleşmede verilen teminatın 6102 sayılı Kanun'un 1507 ila 1510 uncu maddelerinde düzenlenmiş olan kaza sigortası kapsamında olmadığı, yine sağlık ve hastalık sigortalarının düzenlendiği 1511 inci ve izleyen maddelerde de hastalık sonucu oluşan iş göremezliğin teminat kapsamında sayılmadığı, dava konusu sigorta sözleşmesindeki hastalık sonucu oluşan iş göremezlik durumunun sigorta teminatı altına alınmasının, kanunda bulunmamasına karşın kaza sigortasında sigorta teminatını genişleten özel bir sözleşme hükmü olduğu, sigorta sözleşmesinde getirilen kanunda ve Sigorta Genel Şartlarında bulunmayan ve sözleşme özgürlüğü içinde yanların özgür istençleri ile kabul edilmiş bu ek teminat için getirilen özel koşulun yasaya ve Sigorta Genel Şartlarına aykırılık oluşturmadığı, hastalık sonucu oluşan kesin iş göremezliğin belirli bir oranının sigorta tazminatı dışında bırakılmasının 6100 sayılı Kanun'un 1452 nci maddesinde sayılan koruyucu hükümlere aykırılık da oluşturmadığı, 09.12.2016 tarihli ve bir yıl süreli Grup Kaza Sigortası sözleşmesinde teminat kapsamında bulunan hastalık nedeniyle sürekli iş göremezlik durumunun %60 ve üzerindeki sürekli iş göremezlik durumu ile sınırlandırılmış olmasının geçerli bir sözleşme koşulu olduğu, yanları bağladığı, davacının sürekli iş göremezlik oranının bu koşulu sağlamadığı gerekçesiyle davanın reddine karar verilmiştir.
IV. İSTİNAF
A. İstinaf Yoluna Başvuranlar
İlk Derece Mahkemesinin yukarıda belirtilen kararına karşı süresi içinde davacı vekili istinaf başvurusunda bulunmuştur.
B. İstinaf Sebepleri
Davacı vekili istinaf dilekçesinde; 6102 sayılı Kanun'un 1496 ncı maddesinde grup sigortasının düzenlendiğini, sigorta şirketinin grup üyesini gruba dahil olmadan önce bilgilendirmesi ve gruba dahil olduktan sonra 15 gün içinde poliçe verme yükümlülüğü altında olduğunu, davalının poliçe verdiğini ve bilgilendirme yaptığını ispatlayamadığını, poliçenin ancak dava sürecinde görülebildiğini, poliçe içeriği hakkında müvekkilinin bilgilendirilmediğini, davaya konu poliçe kapsamında lehtar olan müvekkilinin Poliçe Özel ve Genel Şartları konusunda bilgilendirilmemiş olması nedeniyle %60'ın altında kalan maluliyetin teminat dışı kaldığına ilişkin özel şartın geçersiz olduğunu, davalının kötü niyetli davranarak sözleşmenin yapılması sırasında ve sonrasında bilgi vermediği gibi ret sebebi hakkında da bilgi vermediğini ileri sürerek İlk Derece Mahkemesi kararının kaldırılmasını talep etmiştir.
C. Gerekçe ve Sonuç
Bölge Adliye Mahkemesinin yukarıda tarih ve sayısı belirtilen kararı ile; davalı sigorta şirketinin 5684 sayılı Sigortacılık Kanunu'nun 11 inci maddesinin üçüncü fıkrası ve 28.10.2007 tarihli Resmi Gazetede yayınlanan Sigorta Sözleşmelerinde Bilgilendirmeye İlişkin Yönetmelik hükümlerine aykırı şekilde "talebe rağmen" sigorta ettirene karşı bilgilendirme konusundaki yükümlülüklerini sigortadan faydalanacak kişilere karşı da yerine getirme zorunluluğuna aykırı davrandığına dair bir bilgi, belge ve iddia bulunmadığı, dosya kapsamındaki bilgi ve belgeler ile sözleşmenin açık hükümlerine göre; hastalığa dayalı maluliyetlerin teminat kapsamında sayılabilmesi için en az %60 oranında bir maluliyetin arandığı, davalı şirket ile dava konusu sigorta sözleşmesini imzalayanın davacının işvereni olan dava dışı şirket olup davacının ise lehtar konumunda olduğu, bu bakımdan davacının şartları bilse idi sözleşmeyi yapmayacak olduğu şeklinde bir konumunun da sözkonusu olmadığı, davacının maluliyete ilişkin alınan raporlarının sözleşmedeki şartı sağlamadığı, yeniden rapor alınmasına yönelik mahkeme ara kararına rağmen bu yönde bir taleplerinin olmadığını beyanla mahkemeye müracaatta da bulunulmadığı gerekçesiyle davacı vekilinin istinaf başvurusunun esastan reddine karar verilmiştir.
V. TEMYİZ
A. Temyiz Yoluna Başvuranlar
Bölge Adliye Mahkemesinin yukarıda belirtilen kararına karşı süresi içinde davacı vekili temyiz isteminde bulunmuştur.
B. Temyiz Sebepleri
Davacı vekili temyiz dilekçesinde; istinaf dilekçesinde ileri sürülen nedenlerle Bölge Adliye Mahkemesi kararının bozulmasını talep etmiştir.
C. Gerekçe
1. Uyuşmazlık ve Hukuki Nitelendirme
Uyuşmazlık, davacının iş vereni ile davalı arasında düzenlenen Grup Kaza Sigorta Sözleşmesi ile teminat altına alınan hastalık sonucu tam veya kısmi daimi maluliyet nedeniyle sigorta teminatının ödenmesi istemine ilişkindir.
2. İlgili Hukuk
6100 sayılı Hukuk Muhakemeleri Kanunu'nun (6100 sayılı Kanun) 369 uncu maddesinin birinci fıkrası ile 370 ve 371 inci maddeleri, 6102 sayılı Türk Ticaret Kanunu'nun 1423 ve 1515 inci maddeleri, 5684 sayılı Sigortacılık Kanunu'nun 11 inci maddesinin üçüncü fıkrası, Sigorta Sözleşmelerinde Bilgilendirmeye İlişkin Yönetmelik'in 7 nci maddesi.
3. Değerlendirme
Bölge Adliye Mahkemelerinin nihai kararlarının bozulması 6100 sayılı Kanun'un 371 inci maddesinde yer alan sebeplerden birinin varlığı hâlinde mümkündür.
Temyizen incelenen karar, tarafların karşılıklı iddia ve savunmalarına, dayandıkları belgelere, uyuşmazlığa uygulanması gereken hukuk kuralları ile hukuki ilişkinin nitelendirilmesine, dava şartlarına, yargılama ve ispat kurallarına, davalı ile davacının iş vereni arasında düzenlenen sigorta sözleşmesi sonrasında davacıya sigorta sözleşmesine ilişkin sertifika verilmiş olmasına, davacı tarafından aydınlatma açıklaması verilmemesi nedeniyle yapılmış itiraz bulunmadığından 6102 sayılı Kanun'un 1423 üncü maddesinin ikinci fıkrası gereğince sözleşmenin poliçede yazılı şartlarla yapılmış olduğu kabulünün yerinde olmasına, Sigorta Sözleşmelerinde Bilgilendirmeye İlişkin Yönetmelik'in 7 nci maddesi gereğince bilgilendirme yükümlülüğünün yerine getirilmemesinin lehtar konumunda olan davacının kararına etkili olmasının söz konusu olamayacak olması ile kararda belirtilen gerekçelere göre usul ve kanuna uygun olup davacı vekili tarafından temyiz dilekçesinde ileri sürülen nedenler kararın bozulmasını gerektirecek nitelikte görülmemiştir.
VI. KARAR
Açıklanan sebeplerle;
Davacı vekilinin tüm temyiz itirazlarının reddi ile temyiz olunan Bölge Adliye Mahkemesi kararının 6100 sayılı Kanun'un 370 inci maddesinin birinci fıkrası uyarınca ONANMASINA,
Aşağıda yazılı temyiz harcının temyiz eden davacıya yükletilmesine,
Dosyanın İlk Derece Mahkemesine, kararın bir örneğinin Bölge Adliye Mahkemesine gönderilmesine,
25.03.2024 tarihinde oy birliğiyle karar verildi.
Eşleştirme iki kanıta dayanır: kararın kendi metnindeki madde atfı ve şerh kitaplarının o kararı hangi maddenin altında bastığı. Otomatik üretilmiştir, hukuki tavsiye değildir; kararın güncelliğini ve sonraki içtihat değişikliklerini ayrıca denetleyin.