6102 sayılı Türk Ticaret Kanunu Madde 162

Türk Ticaret Kanunu 162. maddesi, Hukuksal Eğitim mevzuat kütüphanesinde tam metin olarak yayımlanmıştır. Aşağıda maddenin tam metni, maddeyle eşleşen yüksek mahkeme kararları ve bu maddeden çıkmış sınav soruları yer alır. Ham metin için adresin sonuna /raw ekleyin.

Madde Metni

MADDE 162- (1) Bölünme sebebiyle devreden şirketin sermayesinin azaltılması hâlinde 473, 474 ve 592 nci maddeler ile kooperatiflerde Kooperatifler Kanununun 98 inci maddesine dayanılarak bu Kanunun 473 ve 474 üncü maddeleri uygulanmaz. b) Sermaye artırımı

Bu Maddeyle İlgili Yüksek Mahkeme Kararları

18 karar eşleşti
11. Hukuk Dairesi, 2013/9829 E., 2013/14203 K.
orta eşleşmeKarar metninde maddeye atıf varTİCARET MAHKEMESİ
maddesi yollaması ile TTK’nın 161-162.maddeleri gereğince dava açma hakkı şirket ortaklarına ait olup davacı şirketin aktif dava ehliyetinin bulunmadığı, taşınmazın satışının yapıldığı tarih itibariyle değerinin 2.377.347,21 TL olduğu dikkate alındığında satış değeri ile gerçek değer ar
11. Hukuk Dairesi         2013/9829 E.  ,  2013/14203 K. "İçtihat Metni" MAHKEMESİ :TİCARET MAHKEMESİ Taraflar arasında görülen davada İstanbul Anadolu 3. Asliye Ticaret (Kadıköy 3. Asliye Ticaret) Mahkemesi’nce verilen 13.09.2011 gün ve 2009/776-2011/540 sayılı kararı onayan Daire’nin 21.02.2013 gün ve 2012/3008-2013/3101 sayılı kararı aleyhinde davalı vekili tarafından karar düzeltilmesi isteğinde bulunulmuş ve karar düzeltme dilekçesinin süresi içinde verildiği anlaşılmış olmakla, dosya için düzenlenen rapor dinlenildikten ve yine dosya içerisindeki dilekçe, layihalar, duruşma tutanakları ve tüm belgeler okunup, incelendikten sonra gereği görüşülüp düşünüldü: Davacı vekili, davacı ve davalının davacı şirketin %50’şer hisseye sahip ortağı olduklarını, davalının anasözleşmeyle atanan müdür olduğunu, 13.10.2005 tarihli ortaklar kurulu kararı ile davacı ve davalının 10 yıllığına münferit imza yetkisine sahip müdür olarak atandıklarını, davalının davacı şirketin tek taşınmazını değerinin çok altında bir bedelle sattığını, TTK’nın 161 maddesi kapsamında ağır ihmal ve idarede iktidarsızlık durumu söz konusu olduğunu, taşınmazın konu olduğu kat karşılığı inşaat yapım sözleşmelerinin de davalı tarafından üçüncü kişilere devredilmesi girişiminde bulunduğunu, şirketin içinin boşaltıldığını ileri sürerek, davalının müdürlükten azlini, diğer müdür davacı ...’ın şirket müdürü olarak göreve devamına karar verilmesini veya müdürlerin münferit yetkisinin kaldırılarak müşterek imza ile temsile karar verilmesini veya her iki müdürün yetkisi kaldırılarak şirkete kayyım atanmasını talep ve dava etmiştir. Davalı vekili, davacı tarafından ileri sürülen iddiaların asılsız olduğunu, şirketin iştigal konusunun gayrimenkul satışı olup hisseli olan arazinin satışının gerçek değerinin altında olmadığını, gayrimenkul satış vaadi sözleşmelerinin zorunluluk nedeniyle devredildiğini, ekonomik kriz nedeniyle şirket işlerinin durma noktasına gelip maliklerin kira bedellerini ödeyemez duruma düşüldüğünü, sözkonusu devirlerin şirket faaliyetinin sürmesi için zorunlu hale geldiğini, düşük bedelle satıldığı iddia edilen taşınmazın üzerinde 13 adet toplam 900.000 TL tutarında ve satış aşamasına gelen haciz bulunurken buna rağmen 965.000 TL fiyatla satıldığını savunarak, davanın reddini istemiştir. Mahkemece, TTK’nın 543. maddesi yollaması ile TTK’nın 161-162.maddeleri gereğince dava açma hakkı şirket ortaklarına ait olup davacı şirketin aktif dava ehliyetinin bulunmadığı, taşınmazın satışının yapıldığı tarih itibariyle değerinin 2.377.347,21 TL olduğu dikkate alındığında satış değeri ile gerçek değer arasındaki fark gözetildiğinde davalı müdürün şirket müdürlüğünden azli açısından haklı nedenin oluştuğu gerekçesiyle davacı şirketin aktif dava ehliyeti bulunmadığından davacı şirket yönünden davanın reddine, davacı ...'ın davasının kabulü ile davalı ...'in ...Yapı Grup End. San. Tic. Ltd. Şti.'deki idare müdürlüğü yetkisinin TTK’nın 543.maddesi yollaması ile TTK’nın 161-162. maddeleri gereğince azli ile kaldırılmasına, 28.07.2009 tarihli ihtiyati tedbir kararının karar kesinleşinceye kadar devamına, tedbir kararı kapsamında yönetim kayyımı olarak atanan...ın görevinin karar kesinleşinceye kadar devamına dair verilen karar davalı vekili ve katılma yolu ile davacı ... vekili tarafından temyizi üzerine Dairemizin 21.02.2013 tarihli kararı ile onanmıştır. Davalı vekili karar düzeltme isteminde bulunmuştur. Dava, davalı şirket müdürünün azli istemine ilişkindir. Davacı ortak, davalı şirket müdürünün azil nedeni olarak, şirkete ait ...Mevki 174 pafta , 838 ada ve 21 parselde kain arsa vasfındaki taşınmazda şirket adına kayıtlı bulanan hissenin değerinin çok altında bulunan bir bedelle dava dışı şahsa satılması ve paranın şirkete elden ödendiğine dair belgenin de sahte olması, bu paranın muhasebe işlemlerinde usulsüzlük yapılarak girdi gösterilip, sonrasında bilinmeyen yer ve kişilere ödeme gösterilerek şirketten çıkarıldığını iddia etmiştir. Mahkemece taşınmazın satışının yapıldığı tarih itibariyle değerinin 2.377.347,21 TL olduğu dikkate alındığında satış değeri ile gerçek değer arasındaki fark gözetildiğinde davalı müdürün şirket müdürlüğünden azli açısından haklı nedenin oluştuğu gerekçesiyle davanın kabulüne karar verilmiş ise de, yapılan inceleme karar vermeyi yeterli değildir. Zira, davalı savunmasında ve alınan bilirkişi raporuna itirazlarında, taşınmaz üzerinde toplam 900.000 TL tutarında 13 adet haciz bulunduğu, buna rağmen taşınmazın 965.000 TL bedelle satıldığı, hacizlerle birlikte taşınmazın değerinin 1.867.600 TL. olduğu, bu miktarında mahkemece belirlenen 2.377.347,21 TL dikkate alındığında bedeller arasında açık nisbetsizlik bulunmadığını savunmuştur. Mahkemece alınan bilirkişi raporunda sadece taşınmazın satış bedeli ile rayiç değeri arasındaki fark dikkate alınarak karar verilmiştir. Bu durumda mahkemece, azil nedeni olarak davaya konu taşınmazın rayiç değerinin altında satılması gösterildiği dikkate alınarak davalının savunmasında geçen icra dosyalarının celbi ile bu dosyalardaki asıl ve işleyen faiz miktarları dikkate alınarak taşınmazın satış değerinin makul olup olmadığının tesbitinin yapılması, ayrıca davalının taşınmazın satış bedelini şirketin ticari defterlerine usulüne uygun kaydedip, şirket hesabına satış bedelinin geçip geçmediğinin belirlenmesi ile sonucuna göre karar verilmesi gerekirken, yazılı şekilde eksik inceleme ile karar verilmesi doğru olmadığından davalı vekilinin karar düzeltme itirazının kabulüyle, Dairemizin 2012/3008 E., 2013/3101 K. ve 21.02.2013 tarihli onama ilamının kaldırılarak, yerel mahkeme kararının anılan nedenle davalı yararına bozulmasına karar vermek gerekmiştir. SONUÇ: Yukarıda açıklanan nedenlerle davalı vekilinin karar düzeltme itirazının kabulüyle, Dairemiz 2012/3008 E., 2013/3101 K. ve 21.02.2013 tarihli onama ilamının kaldırılarak, yerel mahkeme kararının anılan nedenle davalı yararına BOZULMASINA, ödediği temyiz peşin, temyiz ilam ve karar düzeltme harçlarının isteği halinde karar düzeltme isteyene iadesine, 04.07.2013 tarihinde oybirliğiyle karar verildi.

Diğer kararlar (4)

11. Hukuk Dairesi, 2012/17923 E., 2013/21863 K.
orta eşleşmeKarar metninde maddeye atıf varASLİYE HUKUK MAHKEMESİ
tam metni aç
a davalı ortağın müdürlük sıfatının 1 yıl geçmekle sona ermiş olmasına rağmen halen şirket müdürü olarak hareket ettiğini ileri sürerek, davalının müdürlük sıfatının son bulduğunun tespitine karar verilmesini, bu husus yerinde görülmez ise TTK’nın 162. maddesi uyarınca davalının şirket müdürlüğünden azline karar verilmesini, 26.07.2005 tarihinde çıkarılan imza sirkülerine şirket ana sözleşmesinin
11. Hukuk Dairesi         2012/17923 E.  ,  2013/21863 K. "İçtihat Metni" MAHKEMESİ :ASLİYE HUKUK MAHKEMESİ Taraflar arasında görülen davada Yalova 2. Asliye Hukuk Mahkemesi’nce bozmaya uyularak verilen 01.08.2012 tarih ve 2011/352-2012/215 sayılı kararın Yargıtayca incelenmesi davacı vekili tarafından istenmiş ve temyiz dilekçesinin süresi içinde verildiği anlaşılmış olmakla, dava dosyası için Tetkik Hakimi ... tarafından düzenlenen rapor dinlendikten ve yine dosya içerisindeki dilekçe, layihalar, duruşma tutanakları ve tüm belgeler okunup, incelendikten sonra işin gereği görüşülüp, düşünüldü: Davacı vekili, asıl davada müvekkilinin davalı şirkette %40, yabancı uyruklu olan diğer ortağın ise %60 payının bulunduğunu ve şirket anasözleşmesine göre ilk 1 yıl için müvekkilinin müdür olarak atandığını, 22.11.2004 tarihli ortaklar kurulu kararı uyarınca yabancı ortağın da müdür atandığını, ancak yabancı ortağın iyiniyetli olmadığını, müvekkilinin yurt dışında olduğu sırada dava dışı ortağın ortaklar kurulu çağrısı yaparak kararlar aldığını, kendisini müdür olarak atadığını, ibra ettiğini, menkul malları üçüncü kişilere sattığını, şirket mallarına takyidatlar koydurduğunu, diğer kararların müvekkili ortak aleyhine olduğunu, bu nedenlerle 21.11.2005 tarihli olağanüstü ortaklar kurulu toplantısının Borçlar Kanunu 19 ve 20. maddeleri uyarınca iptalinin gerektiğini ileri sürerek, sözkonusu ortaklar kurulu kararının iptaline ve hükümsüzlüğüne karar verilmesini talep ve dava etmiş, birleşen davada ise 22.11.2004 tarihinde alınan ortaklar kurulu kararı ile davalı ...’in müdür olarak atandığını, davalı ortağın müvekkili ile aralarında çıkan anlaşmazlıklar nedeniyle şirketin içini boşaltabilmek için tamamen kötüniyetli olarak anasözleşmenin idare ve temsile ilişkin sınırlamalarını gizleyerek 26.07.2005 tarihli imza sirkülerini çıkarttığını, ayrıca davalı ortağın müdürlük sıfatının 1 yıl geçmekle sona ermiş olmasına rağmen halen şirket müdürü olarak hareket ettiğini ileri sürerek, davalının müdürlük sıfatının son bulduğunun tespitine karar verilmesini, bu husus yerinde görülmez ise TTK’nın 162. maddesi uyarınca davalının şirket müdürlüğünden azline karar verilmesini, 26.07.2005 tarihinde çıkarılan imza sirkülerine şirket ana sözleşmesinin idare ve temsil maddesinin eklenmesine ve verilen kararların Ticaret Sicil Memurluğu tarafından ilanına karar verilmesini, yargılama sırasında yapılan ıslahta ise davalı şirkete kayyım atandığı için davalının azline gerek olmadığına karar verilecek olursa kararda azil şartlarının gerçekleştiğinin belirtilmesini talep etmiştir. Asıl dava davalısı şirket vekili, davanın üç aylık süre içinde açılmadığını, diğer ortağa da husumet yöneltilmesi gerektiğini, davacının şirketin için boşaltma eyleminden dolayı ağır ceza mahkemesinde yargılandığını, alınan kararların TTK’nın 536/3. maddesine uygun olarak alındığını savunarak, davanın reddini istemiştir. Birleşen dava davalısı vekili, müvekkilinin Türkiye’de ikametgahının olmadığını, bu nedenle İstanbul Mahkemelerinin yetkili bulunduğunu, müvekkilinin şirket anasözleşmesini ihlal etmediğini, davacının zimmetten yargılandığını, TTK’nın 162. maddesi şartlarının bulunmadığını savunarak, davanın reddini istemiştir. Mahkemece bozma ilamına uyularak, 21/11/2005 tarihli ortaklar kurul toplantısının nisap yönünden yasaya uygun olduğu, toplantıda Fahad Mohammed'in kendi oyu ile alınan ibranin TTK'nın 537/3. maddesine göre geçersiz olduğu; toplantıda Fahad Mohammed'in kendisini müdür seçme kararının iptali için dava açma süresinin kararın alındığı tarihten itibaren üç ay içinde TTK'nın 381 ve müteakip maddelerinde belirtilen nedenlere dayalı olarak dava açılmasının gerektiği, üç aylık bu sürenin hak düşürücü süre olduğu ancak ortaklar kurul kararları aleyhine bir hukuki işlem olarak bu kararların batıl yada yok oldukları gerekçesi ile açılan davaların herhangi bir süreye tabi olmadıkları, bu itibarla davacının Borçlar Kanunun 19 ve 20. maddesine dayalı açmış olduğu davada üç aylık hak düşüm süresinin uygulanamayacağı, alınan diğer kararlar yönünden ise limited şirket ortaklar kurul kararlarının iptali konusunda TTK'nın 536/4 maddesi yollaması ile aynı kanunun 381 maddesi hükmünün uygulanmasının gerektiği, bu maddeye göre ortaklar kurulu toplantısında alınan kararların kanuna, ana sözleşmeye ve iyi niyet kurallarına aykırı olması halinde bu hususlara dayalı olarak açılacak iptal davalarının toplantı tarihi olan 21/11/2005 tarihinden itibaren üç aylık yasal süre içinde açılmasının gerektiği ancak alınan bu kararların geçersizliğini doğuracak yasaya ve hukuka aykırılıkların ileri sürülmesinin üç aylık süre ile sınırlı bulunmadığı, kanunda açık olarak geçersizlik nedenleri olarak düzenlenen hususlarla toplantı ve karar sayısına uyulmamış olması ile BK'nın 19 ve 20 ci maddelerine aykırılık hallerinde alınan kararların geçersizliğinin üç aylık süreye bağlı olmadığı, davaya konu olan 21/11/2005 tarihli ortaklar kurulu toplantısına karşı iptal davasının açılabileceği üç aylık yasal süre geçildikten sonra açılan şirket ortağı Fahat Mohammet Al Athel'in ibrasına ilişkin olarak alınan iki nolu karar dışındaki diğer kararların BK'nın 19'uncu ve 20'nci maddesine aykırılık oluşturduğu iddasının davacı tarafından ispat edilemediği gibi ikinci maddedeki ibraya ilişkin karar haricindeki diğer alınan kararların iptali için yasal dava süresinin üç aylık süreye tabi olduğu, davacı şirket ortağının BK'nın 19'uncu ve 20'ici maddesine dayalı olarak ibra haricindeki ortaklar kurulu toplantısında alınan kararların iptaline ilişkin davanın ise reddine karar verilmesi gerektiği gerekçesiyle davacının davalı şirket hakkında açmış olduğu ortaklar kurulu toplantısında alınan kararların iptaline ilişkin davanın kısmen kabulüne, davalı .... Şti.'nin 21/11/2005 tarihli ortaklar kurul toplantısının 2. maddesinde Fahat Mohammet Al Athel'in görevde bulunduğu süreye ilişkin tüm işlem ve kararlarından ibra edilmesine ilişkin kararın iptaline, aynı toplantıda alınan diğer kararların iptaline ilişkin talebin reddine; bu dosya ile birleşen 1. Asliye Hukuk Mahkemesi'nin 2006/362 esas sayılı dava dosyası yönünden 25/03/2009 tarihinde verilen kararın onanarak kesinleşmesi nedeni ile bu dosya hakkında karar verilmesine yer olmadığına karar verilmiştir. Kararı, davacı vekili temyiz etmiştir. Dosyadaki yazılara, mahkemece uyulan bozma kararı gereğince hüküm verilmiş olmasına ve delillerin takdirinde bir isabetsizlik bulunmamasına göre, davacı vekilinin bütün temyiz itirazları yerinde değildir. SONUÇ: Yukarıda açıklanan nedenlerden dolayı, davacı vekilinin bütün temyiz itirazlarının reddiyle usul ve kanuna uygun bulunan hükmün ONANMASINA, aşağıda yazılı bakiye 03,15 TL temyiz ilam harcının temyiz edenden alınmasına, 02.12.2013 tarihinde oybirliğiyle karar verildi.
11. Hukuk Dairesi, 2011/10538 E., 2012/18703 K.
orta eşleşmeKarar metninde maddeye atıf varTİCARET MAHKEMESİ
tam metni aç
Dava, Limited Şirket müdürlerinin azli ile kayyım tayinine ilişkin olup mahkemece TTK'nın 162. maddesi gereğince öncelikle azil için ortaklar kuruluna gidilerek sonuç alınamaması halinde mahkemeye müracaat edilmesi gerektiği, davacının ortaklar kurulunda bu yönde karar alınmasının teminine çalışmadığı, dolayısıyla dava koşullarının yerine g
11. Hukuk Dairesi         2011/10538 E.  ,  2012/18703 K. "İçtihat Metni" MAHKEMESİ :TİCARET MAHKEMESİ Taraflar arasında görülen davada İstanbul 12. Asliye Ticaret Mahkemesi’nce verilen 15/12/2010 tarih ve 2010/151-2010/726 sayılı kararın Yargıtayca incelenmesi davacı tarafından istenmiş ve temyiz dilekçesinin süresi içinde verildiği anlaşılmış olmakla, dava dosyası için Tetkik Hakimi ... tarafından düzenlenen rapor dinlendikten ve yine dosya içerisindeki dilekçe, layihalar, duruşma tutanakları ve tüm belgeler okunup, incelendikten sonra işin gereği görüşülüp, düşünüldü: Davacı vekili, müvekkili ile bir kısım davalılar tarafından arıcılık konusunda faaliyet göstermek üzere Ehlibal Arıcılık San. Tic. Ltd. Şti'nin kurulduğunu, davalılardan ...'ın şirket ortağı ve mes'ul müdürü, ... ve ...'ın şirket ortağı, ...'ın ve ...'nun da mes'ul müdürü olduğunu, şirketin defter ve kayıtlarının usulsüz tutulduğunu, şirketin kasten kötü yönetildiğini, idarecilerinin yöneticiliğin gerektirdiği beceri ve uzmanlığa sahip olmadıkları, bu itibarla zarar edildiğini belirterek şirket yöneticilerinin azlini, şirkete kayyım atanmasını talep ve dava etmiştir. Davalılardan ... savunmada bulunmamış, diğer davalıların vekili, kayıym atanması talebinde husumetin doğrudan şirket tüzel kişiliğine yöneltilmesi gerektiğini, müdürlerin azli talebi için de müdür olmayan ortaklara husumet yöneltilemeyeceğini, ortak olmayan müdürlerin ortaklar kurulu kararı ile azledilebileceği, bu yola başvurmayan davacının dava şartını gerçekleştirmediğini, dava dilekçesinde ileri sürülen iddiaların gerçeği yansıtmayan mesnetsiz beyanlar olduğunu, müvekkillerinin idarecilikte gerekli beceri ve uzmanlığa sahip olduğunu belirterek davanın reddini istemiştir. Mahkemece iddia, savunma ve tüm dosya kapsamından, şirkette idari işler mukavele ile bir ortağa verilmişse, azlin ortakların ekseriyeti ile mümkün olduğu, öncelikle genel kurula bu yöndeki bir taleple gitmesini müteakip mahkemeye müracaatın gerektiği, dosya kapsamından ortaklarca azil kararı alınmasına çalışmayan davacının aktif dava şartını yerine getirmediği, örtülü kazanç iddialarının dayanağı bulunmadığı, davacının iddiasını ispat edemediği gerekçesiyle davanın reddine karar verilmiştir. Kararı davacı temyiz etmiştir. Dava, Limited Şirket müdürlerinin azli ile kayyım tayinine ilişkin olup mahkemece TTK'nın 162. maddesi gereğince öncelikle azil için ortaklar kuruluna gidilerek sonuç alınamaması halinde mahkemeye müracaat edilmesi gerektiği, davacının ortaklar kurulunda bu yönde karar alınmasının teminine çalışmadığı, dolayısıyla dava koşullarının yerine getirilmediği gerekçesiyle davanın reddine karar verilmişse de, hem ortak olmayan müdürlerin görevden alınmasında hem de ortak olan müdürlerin sözleşme ile tayin edilmiş olmaları halinde görevden uzaklaştırılmalarında ortaklar kuruluna görev verilmiş olması mahkemeye müracaat etmeden çözüme ulaşmak amacına hizmet etmektedir. Yani neticeye ulaşmakta kolaylık sağlamak içindir. Yoksa, haklı sebeplerin varlığı halinde münferiden bir ortağın azil davası açmasını engellemek amacıyla böyle bir hüküm öngörülmemiştir. TTK'nın 162. maddesi çoğunluğun, müdür veya müdürleri görevde tutmak istememesi halinde mahkemeye müracaat etmeden sonuca ulaşılabilmesi amacını taşımaktadır. Bu itibarla, davacının mahkemeye başvurarak dava açma hakkının bulunmasına göre mahkemenin bu yöne ilişkin gerekçesi doğru değildir. Mahkemece, ayrıca azıl koşullarının ispatlanmamış olması da davanın reddine gerekçe yapılmış olup, davacı, bir mali müşavirden şirketin defter ve belgelerinin tetkik edildiği bir rapor ile Biga Sulh Hukuk Mahkemesi'nin tespit dosyasına sunulan ziraat bilirkişisi raporu alıp bunları mahkemeye ibraz ederek davasına dayanak yapmıştır. Mali müşavir raporunda, kasa hareketlerini gösteren defter kayıtlarının fiktif olduğu, bir kısım yevmiye maddesindeki tahakkuk ve ödeme şekillerinin yanıltıcı işlem niteliğinde bulunduğu, belge düzenleme esaslarına uyulmadığı, kasa işlemlerine dayanak belgelerin bulunmadığı vs. belirtildiği halde mahkemece davacının iddiaları doğrultusunda davacı delilleri toplanıp şirketin defter ve kayıtları üzerinde inceleme yaptırılarak bilirkişi raporu alınmadan iddiaların ispatlanamadığı gerekçesiyle davanın reddine karar verilmesi de doğru görülmemiş, mahkemece verilen kararın bozulmasına karar verilmesi gerekmiştir. SONUÇ: Yukarıda açıklanan nedenlerle davacının temyiz itirazlarının kabulü ile kararın davacı yararına BOZULMASINA, ödediği temyiz peşin harcın isteği halinde temyiz edene iadesine, 20.11.2012 tarihinde oybirliğiyle karar verildi.
11. Hukuk Dairesi, 2010/1569 E., 2011/11670 K.
orta eşleşmeKarar metninde maddeye atıf varTicaret Mahkemesi
tam metni aç
maddesinin atıf yaptığı TTK'nın 162. maddesi gereği her bir ortağa azil için mahkemeye başvuru hakkı verildiği, davalının şirket parası ile aldığı gayrimenkulleri adına tapuya tescil ettirdiği, fotokopisi sunulan ve davalı vekilince de kabul edilen 14.08.2009 tarihli ortaklar kurulu
11. Hukuk Dairesi         2010/1569 E.  ,  2011/11670 K. "İçtihat Metni" MAHKEMESİ :Ticaret Mahkemesi Taraflar arasında görülen davada Kadıköy 1. Asliye Ticaret Mahkemesi’nce verilen 20/10/2009 tarih ve 2008/824-2009/735 sayılı kararın Yargıtayca incelenmesi davalı vekili tarafından istenmiş ve temyiz dilekçesinin süresi içinde verildiği anlaşılmış olmakla, dava dosyası için Tetkik Hakimi ... tarafından düzenlenen rapor dinlendikten ve yine dosya içerisindeki dilekçe, layihalar, duruşma tutanakları ve tüm belgeler okunup, incelendikten sonra işin gereği görüşülüp, düşünüldü: Davacılar vekili, ortaklar arasında devam eden davalar nedeniyle hukuki ihtilaf mevcut olduğunu, müvekkili....ile davalının boşanmasından sonra ihtilafların arttığını, dava dışı şirket İnter-Mar Turz. Kimya San. Dış Tic. Ltd. Şti.'nin müdürü ...'ın müvekkillerinden ...'a kar payı vermediğini ve bu payları kendi nam ve hesabına kullandığını, usule ve kanuna aykırı sermaye artışları yapmak suretiyle diğer ortakları zarara uğrattığını, müvekkili Saadettin Hıncal ve ...'ın kar paylarını ve maaşlarını eksik ödediğini, şirketten paralar çektiğini ve bu paralarla şahsı adına gayrimenkuller satın aldığını, şirketin işleyişi hakkında ortaklara bilgi vermekten imtina ettiğini, belirtilen bu nedenlerle 20.09.2008 tarihinde ortakların olağanüstü toplantı yaptıklarını, davalı ...'ın müdürlükten azli ve yerine ...'ın müdür olarak atanmasına ve ortakların 15.10.2008 tarihinde aldıkları kararla ...'ın azline karar verdiklerini, ancak Ticaret Sicili tarafından yeterli toplantı ve oy çokluğu bulunmadığı gerekçesiyle kararı tescil ettiremediklerini ileri sürerek davalının müdürlük görevinden azlini, müvekkili ...'ın veya başka birinin yeni müdür atanmasını talep ve dava etmiştir. Davalı vekili, müvekkilinin iyiniyetli yönetici olduğunu, faal durumda olmayan şirketi faal hale getirdiğini, kendi şahsi mal varlığını da ortaklık konusu şirkete getirdiğini, davacıların kötüniyetli olduklarını ve iddialarının doğru olmadığını, davacılar ...'a hisse devri iptal davası açtığını savunarak davanın reddini istemiştir. Mahkemece, TTK'nın 543. maddesinin atıf yaptığı TTK'nın 162. maddesi gereği her bir ortağa azil için mahkemeye başvuru hakkı verildiği, davalının şirket parası ile aldığı gayrimenkulleri adına tapuya tescil ettirdiği, fotokopisi sunulan ve davalı vekilince de kabul edilen 14.08.2009 tarihli ortaklar kurulu kararındaki ikrarı ile sabit olduğu, müdürün şirket parası ile aldığı gayrimenkulü şirket adına tescil ettirmesinin zorunlu olduğu, şirket defterlerinin usulüne ve gerçeğe uygun olarak tutulmadığı, kayıtların ve yönetimin şeffaf olması gerektiği kanaatiyle davacı ...'ın müdür atanmasına ilişkin talebin reddine, davalı ...'ın tarafların ortağı oldukları İntermar Tur Kim. San. Ltd. Şti'nin müdürlüğünden TTK'nın 543. maddesi yollaması ile TTK'nın 162. maddesi uyarınca azline, Barış Koçum'un yönetim kayyımı olarak görevinin devamına karar verilmiştir. Kararı, davalı vekili temyiz etmiştir. 1- Dava, davalının davadışı limited şirket müdürlüğü görevinden azli ile başka bir şahsın müdür olarak atanması istemine ilişkindir. Davalı tarafından davacı ... aleyhine Kadıköy 4. Asliye Ticaret Mahkemesi'nin 2006/538 esas sayılı dosyasında açılan davanın yargılaması sonucunda, ...'ın davadışı İnter-Mar Turizm Kimya San. ve Dış Tic. Ltd. Şti.'den hisse devralmasına ilişkin işleminin hükümsüzlüğüne karar verildiği, kararın henüz kesinleşmediği anlaşılmıştır. Bu dava sonucunun kesinleşmesi halinde ...'ın davadışı İnter-Mar Turz. Kimya San. ve Dış Tic. Ltd. Şti.'de pay sahibi olmayacağı, dolayısıyla aktif dava ehliyetinin de kalmayacağı dikkate alındığında, mahkemece öncelikle, davacı ...'ın aktif dava ehliyetinin belirlenmesi için Kadıköy 4. Asliye Ticaret Mahkemesi'ndeki hisse devir işleminin iptaline ilişkin dava sonucunun beklenmesi gerekirken davaya devam edilerek hüküm kurulması doğru görülmemiş bozmayı gerektirmiştir. 2- Bozma sebep ve şekline göre davalı vekilinin diğer temyiz itirazlarının bu aşamada incelenmesine gerek görülmemiştir. SONUÇ: Yukarıda (1) numaralı bentte açıklanan nedenlerle davalı vekilinin temyiz itirazlarının kabulü ile kararın davalı yararına BOZULMASINA, (2) numaralı bentte açıklanan nedenle davalı vekilinin diğer temyiz itirazlarının incelenmesine gerek olmadığına, ödediği temyiz peşin harcın isteği halinde temyiz edene iadesine, 03/10/2011 tarihinde oybirliğiyle karar verildi.
11. Hukuk Dairesi, 2009/9287 E., 2011/7010 K.
orta eşleşmeKarar metninde maddeye atıf varAsliye Hukuk Mahkemesi
tam metni aç
a davalı ortağın müdürlük sıfatının 1 yıl geçmekle sona ermiş olmasına rağmen halen şirket müdürü olarak hareket ettiğini ileri sürerek, davalının müdürlük sıfatının son bulduğunun tespitine karar verilmesini, bu husus yerinde görülmez ise TTK’nun 162. maddesi uyarınca davalının şirket müdürlüğünden azline karar verilmesini, 26.07.2005 tarihinde çıkarılan imza sirkülerine şirket anasözleşmesinin i
11. Hukuk Dairesi         2009/9287 E.  ,  2011/7010 K. "İçtihat Metni" MAHKEMESİ :Asliye Hukuk Mahkemesi Taraflar arasında görülen davada Yalova 2. Asliye Hukuk Mahkemesi’nce verilen 25/03/2009 tarih ve 2006/338-2009/81 sayılı kararın Yargıtayca incelenmesi davalılar vekilleri tarafından istenmiş ve temyiz dilekçesinin süresi içinde verildiği anlaşılmış olmakla, dava dosyası için Tetkik Hakimi .....tarafından düzenlenen rapor dinlendikten ve yine dosya içerisindeki dilekçe, layihalar, duruşma tutanakları ve tüm belgeler okunup, incelendikten sonra işin gereği görüşülüp, düşünüldü: Davacı vekili, asıl davada müvekkilinin davalı şirkette %40, yabancı uyruklu olan diğer ortağın ise %60 payının bulunduğunu ve şirket anasözleşmesine göre ilk 1 yıl için müvekkilinin müdür olarak atandığını, 22.11.2004 tarihli ortaklar kurulu kararı uyarınca yabancı ortağın da müdür atandığını, ancak yabancı ortağın iyiniyetli olmadığını, müvekkilinin yurt dışında olduğu sırada dava dışı ortağın ortaklar kurulu çağrısı yaparak kararlar aldığını, kendisini müdür olarak atadığını, ibra ettiğini, menkul malları üçüncü kişilere sattığını, şirket mallarına takyidatlar koydurduğunu, diğer kararların müvekkili ortak aleyhine olduğunu, bu nedenlerle 21.11.2005 tarihli olağanüstü ortaklar kurulu toplantısının Borçlar Kanunu 19 ve 20. maddeleri uyarınca iptalinin gerektiğini ileri sürerek, sözkonusu ortaklar kurulu kararının iptaline ve hükümsüzlüğüne karar verilmesini talep ve dava etmiş, birleşen davada ise 22.11.2004 tarihinde alınan ortaklar kurulu kararı ile davalı ...’in müdür olarak atandığını, davalı ortağın müvekkili ile aralarında çıkan anlaşmazlıklar nedeniyle şirketin içini boşaltabilmek için tamamen kötüniyetli olarak anasözleşmenin idare ve temsile ilişkin sınırlamalarını gizleyerek 26.07.2005 tarihli imza sirkülerini çıkarttığını, ayrıca davalı ortağın müdürlük sıfatının 1 yıl geçmekle sona ermiş olmasına rağmen halen şirket müdürü olarak hareket ettiğini ileri sürerek, davalının müdürlük sıfatının son bulduğunun tespitine karar verilmesini, bu husus yerinde görülmez ise TTK’nun 162. maddesi uyarınca davalının şirket müdürlüğünden azline karar verilmesini, 26.07.2005 tarihinde çıkarılan imza sirkülerine şirket anasözleşmesinin idare ve temsil maddesinin eklenmesine ve verilen kararların Ticaret Sicil Memurluğu tarafından ilanına karar verilmesini, yargılama sırasında yapılan ıslahta ise davalı şirkete kayyım atandığı için davalının azline gerek olmadığına karar verilecek olursa kararda azil şartlarının gerçekleştiğinin belirtilmesini talep etmiştir. Asıl dava davalısı şirket vekili, davanın üç aylık süre içinde açılmadığını, diğer ortağa da husumet yöneltilmesi gerektiğini, davacının şirketin için boşaltma eyleminden dolayı ağır ceza mahkemesinde yargılandığını, alınan kararların TTK’nun 536/3. maddesine uygun olarak alındığını savunarak, davanın reddini istemiştir. Birleşen dava davalısı vekili, müvekkilinin Türkiye’de ikametgahının olmadığını, bu nedenle İstanbul Mahkemelerinin yetkili bulunduğunu, müvekkilinin şirket anasözleşmesini ihlal etmediğini, davacının zimmetten yargılandığını, TTK’nun 162. maddesi şartlarının bulunmadığını savunarak, davanın reddini istemiştir. Mahkemece, iddia, savunma, bilirkişi raporu ve tüm dosya kapsamına göre, 21.11.2005 tarihli ortaklar kurulu toplantısının nisap yönünden yasaya uygun olduğu, toplantıda ...'in kendi oyu ile gerçekleştirdiği ibranın TTK’nun 537/3. maddesi uyarınca geçersiz olduğu, diğer kararlar yönünden ise Borçlar Kanunu’nun 19 ve 20. maddelerine dayalı olarak açılan davada üç aylık hak düşürücü sürenin uygulanamayacağı, ortaklar arasında güven ilişkisinin zedelendiği, işbirliği olanaklarının ortadan kalktığı, yönetici davalı ortağın yetkilerini ortaklık çıkarları yerine kişisel menfaatleri yönünde kullandığı, bu itibarla davalı şirket müdürünün müdürlükten azli için gerekli koşulların gerçekleştiği gerekçesiyle asıl davanın kabulü ile davalı ....Şti.’nin 21.11.2005 tarihli ortaklar kurul toplantısının iptaline, birleşen davada davanın kısmen kabulü ile davalı ...’in Faltınel Tersanesi Ltd.Şti. müdürlüğünden azline, kararın Ticaret Sicil Gazetesinde ilanına, davacının diğer taleplerinin reddine karar verilmiştir. Kararı, davalılar vekilleri ayrı ayrı temyiz etmişlerdir. 1-Dava dosyası içerisindeki bilgi ve belgelere, mahkeme kararının gerekçesinde dayanılan delillerin tartışılıp, değerlendirilmesinde usul ve yasaya aykırı bir yön bulunmaması ile 21.11.2005 tarihli ortaklar kurulu toplantısında alınan kararların hükümsüzlüğüne ilişkin asıl davada anılan ortaklar kurulu toplantısında müdür olan ortak ... ...’in kendi oyu ile gerçekleştirdiği ibra kararının TTK’nun 537/son maddesi uyarınca geçersiz olduğu, bu konuda alınan kararın iptaline ilişkin açılacak davanın üç aylık süreye tabi olmadığı, bu durumda anılan ortaklar kurulu toplantısında ...’in kendisini ibraya ilişkin olarak aldığı kararın geçersizliğine karar verilmesinin yerinde olmasına göre asıl davada davalı şirket vekilinin aşağıdaki bent kapsamı dışında kalan ve yerinde görülmeyen diğer temyiz itirazlarının, birleşen dava davalısı ... ...’in ise birleşen davaya yönelik yerinde görülmeyen tüm temyiz itirazlarının reddine karar vermek gerekmiştir. 2-Asıl dava, davalı şirketin 21.11.2005 tarihli olağanüstü ortaklar kurulu toplantısında alınan kararların Borçlar Kanunu’nun 19 ve 20. maddeleri uyarınca hükümsüzlüğü istemine ilişkin olup, mahkemece anılan ortaklar kurulu toplantısında alınan tüm kararların anılan maddeler uyarınca hükümsüzlüğüne karar verilmiş ise de ortak müdür ... ...’in TTK’nun 537/son maddesine aykırı şekilde aldığı ibra kararı dışındaki kararların hangi nedenle Borçlar Kanunu 19 ve 20. maddelerine aykırı olduğu hususu gerekçelendirilmemiştir.Limited şirket ortaklar kurulu kararlarının iptali konusunda TTK’nun 536/4. maddesindeki atıf uyarınca aynı Kanun’un 381. maddesi hükümleri uygulanacak olup, bu maddeye göre ortaklar kurulu toplantısında alınan kararların kanun, anasözleşme ve iyiniyet kurallarına aykırı olması halinde bu hususlara dayalı olarak açılacak iptal davalarının toplantı tarihinden itibaren 3 aylık süre içinde açılması gerekmektedir.Ancak, alınan kararların geçersizliği sonucunu doğuracak yasaya ve hukuka aykırılıkların ileri sürülmesi 3 aylık süre ile sınırlı bulunmamaktadır.Kanunda açık olarak geçersizlik nedenleri olarak düzenlenen hususlarla, toplantı ve karar nisabına uyulmamış olması ile Borçlar Kanunu 19 ve 20. maddelerine aykırılık hallerinde alınan kararların geçersizliğinin üç aylık süre ile bağlı olmaksızın ileri sürülmesi mümkün olup, mahkemece iptal ve geçersizlik iddialarının her somut olayda olayın özellikleri nazara alınarak değerlendirilmesi gerekmektedir.Bu durumda davaya konu ortaklar kurulu toplantısına karşı iptal davasının açılabileceği üç aylık süre geçirildikten sonra açılan asıl davada ...’in ibrasına ilişkin olarak alınan karar dışındaki diğer kararların ne şekilde Borçlar Kanunu 19 ve 20. maddelerine aykırılık oluşturduğunun karar yerinde tartışılarak, denetime elverişli şekilde gerekçelendirilmesi gerekirken bu konuda bir gerekçeye yer verilmeden toplantıda alınan tüm kararların iptaline karar verilmesi doğru görülmemiş, asıl davada verilen kararın bu nedenle bozulması gerekmiştir. SONUÇ:Yukarıda (1) numaralı bentte açıklanan nedenlerle asıl davada davalı şirket vekilinin diğer, birleşen davada ise davalı ... vekilinin tüm temyiz itirazlarının reddi ile birleşen davada verilen kararın ONANMASINA, (2) numaralı bentte açıklanan nedenlerle asıl davada davalı şirket vekilinin temyiz itirazlarının kabulü ile asıl davada verilen kararın açıklanan nedenlerle davalı şirket yararına BOZULMASINA, aşağıda yazılı bakiye 02,80 TL temyiz ilam harcının temyiz eden davalı ...'den alınmasına, ödediği temyiz peşin harcın isteği halinde davalı ....Şti'ne ödenmesine, 09/06/2011 tarihinde oybirliğiyle karar verildi.

Eşleştirme iki kanıta dayanır: kararın kendi metnindeki madde atfı ve şerh kitaplarının o kararı hangi maddenin altında bastığı. Otomatik üretilmiştir, hukuki tavsiye değildir; kararın güncelliğini ve sonraki içtihat değişikliklerini ayrıca denetleyin.