6102 sayılı Türk Ticaret Kanunu Madde 201

Türk Ticaret Kanunu 201. maddesi, Hukuksal Eğitim mevzuat kütüphanesinde tam metin olarak yayımlanmıştır. Aşağıda maddenin tam metni, maddeyle eşleşen yüksek mahkeme kararları ve bu maddeden çıkmış sınav soruları yer alır. Ham metin için adresin sonuna /raw ekleyin.

Madde Metni

MADDE 201- (1) Bir sermaye şirketinin paylarını iktisap edip karşılıklı iştirak konumuna bilerek giren diğer bir sermaye şirketi, iştirak konusu olan paylardan doğan toplam oylarıyla diğer pay sahipliği haklarının sadece dörtte birini kullanabilir; bedelsiz payları edinme hakkı hariç, diğer tüm pay sahipliği hakları donar. Söz konusu paylar toplantı ve karar nisabının hesaplanmasında dikkate alınmaz. 389 ile 612 nci madde hükümleri saklıdır. (2) Birinci fıkrada öngörülen sınırlama, bağlı şirketin hâkim şirketin paylarını iktisap etmesi veya her iki şirketin birbirlerine hâkim olması hâlinde uygulanmaz. VIII - Sorumluluk 1. Hâkimiyetin hukuka aykırı kullanılması

Bu Maddeyle İlgili Yüksek Mahkeme Kararları

10 karar eşleşti
11. Hukuk Dairesi, 2024/2478 E., 2025/1799 K.
orta eşleşmeKarar metninde maddeye atıf varİstanbul Bölge Adliye Mahkemesi 13. Hukuk Dairesi
Davalı vekili cevap dilekçesinde; şirket ana sözleşmesinde müdür seçimine dair herhangi bir hüküm bulunmadığını, 6102 sayılı Türk Ticaret Kanunu'nun (TTK) 620. maddesindeki oy nisabı uyarınca müdür seçiminin 03.07.2014 tarihli olağanüstü genel kurul toplantısının 2. maddesiyle gerçekleştiğini, kanuna uygun olduğunu, bu kararı olumlu oy kullanan ...'nun şirkette %36,825, ...'nun ise %34 olmak üzere
11. Hukuk Dairesi         2024/2478 E.  ,  2025/1799 K. "İçtihat Metni" MAHKEMESİ :İstanbul Bölge Adliye Mahkemesi 13. Hukuk Dairesi SAYISI :2021/1805 Esas, 2024/279 Karar KARAR :Ret İLK DERECE MAHKEMESİ :İstanbul Anadolu 7. Asliye Ticaret Mahkemesi SAYISI :2014/337 E., 2021/537 K. Bölge Adliye Mahkemesi kararı davalı vekili tarafından temyiz edilmekle; temyiz şartı ve diğer usul eksiklikleri yönünden yapılan ön inceleme sonucunda, temyiz dilekçesinin kabulüne karar verildikten ve Tetkik Hâkimi tarafından hazırlanan rapor dinlendikten sonra dosyadaki belgeler incelenip gereği düşünüldü: KARAR I. DAVA Davacılar vekili dava dilekçesinde; davacıların davalı şirkette %23,34 pay sahibi bulunduklarını, kalan %70,82 payın şirketin yöneticisi ...'na ait olduğunu, şirket yöneticisinin azınlık pay sahibi olan davacıların sürekli haklarını ihlal eden tutum içinde olduğunu, müdür seçimine, şirket adres değişikliğine, pay devri oy sınırlamasına yönelik genel kurul kararlarının iptali talebine ilişkin davaların lehlerine sonuçlandığını, kararların kesinleştiğini, şirket müdürünün 25.03.2009 tarihinden bu yana yetkisinin bulunmadığını, tasarruflarının ve yönetim işlemlerinin yetkisizlik sebebiyle yok hükmünde olduğunu, 06.03.2012 tarihli, 09.08.2012 tarihli ve 29.04.2014 tarihli genel kurul kararları aleyhine davalar açıldığını, ana sözleşme ve kanuna aykırı aynı konudaki kararların her yıl ısrarla alınmaya devam ettiğini, hakim ortak olan ...'nun gönderdiği genel kurul çağrı ihtarnamesine karşılık %23,33 azınlık pay sahipleri olarak cevabi ihtarname ile toplantı gündemine itiraz ve gündeme madde ilavesi talep ettiklerini, sonuçta şirket müdürünün önceden yazdırdığı 03.07.2014 tarihli genel kurul kararlarının imzalanması için dayatma yaptığını, davacıların da muhalefet şerhi koyarak imzalamak zorunda kaldıklarını, limited şirketlerde genel kurulların toplantıya çağrılmasında görevli organın şirket müdürü olduğunu, 25.03.2009 tarihinden bu yana 3 müdürlük seçim kararları iptal edildiğinden yetkili müdür olmadığını, dava konusu olan 03.07.2014 tarihli olağanüstü genel kurul gündeminde bulunan müdür seçimine ilişkin 2. maddenin, ana sözleşmenin müdür seçimine ait 9. maddesinin değişikliğine ilişkin 3. maddenin, pay devriyle ilgili ana sözleşme 14. maddesinin değişikliğine ilişkin 4. maddesinin, oy sınırlamasıyla ilgili ana sözleşmenin 15. maddesinin değişikliğine ilişkin 5. maddesinin, ana sözleşmeye bağlılık yükümlülüğü ve rekabet yasağıyla ilgili ana sözleşmeye 19. maddenin eklenmesine ilişkin 6. maddesine dair alınan tüm kararların yok hükmünde olduğunu, şirket hesapları ve ticari kayıtlarına ilişkin kendilerine bilgi verilmediğinden şirket müdürü için talep edilen 15.000,00 TL ücret hakkında da olumsuz oy vermek zorunda kaldıklarını, şirket sözleşmesinin 1989 yılında tanzim edildiğini ve geçerliliğini bu genel kurul toplantısına kadar koruduğunu, şirket sermayesinin 8.000.000,00 TL ve itibarı oy sayısının 16.000 adet olduğunu, dava konusu müdür seçimiyle ilgili karar nisabının %50+1 olması gerektiğini, şirket ana sözleşmesinin 15. maddesiyle bir ortağın bütün ortakların sahip olduğu oy sayısının 1/3'ünden fazlasına sahip olamayacağı şeklinde oy sınırlamasının bulunduğunu, hakim ortak ...'nun ana sözleşmenin 15. maddesindeki 1/3 oy sınırlamasını yok etmek amacıyla sahip olduğu hisselerden 2.720 adet hisseyi eşi ...'na 2014 yılının Mart ayında muvazaalı olarak devrettiğini, Ayten'in o tarihte davalı şirket ile iştigal konusu tamamen aynı olan ... Orman Ürünleri Limited Şirketinin tek yetkilisi ve hakim ortağı olduğunu, akabinde 12.05.2014 tarihinde adı geçen şirketin müdürlüğünden istifa ettiğini ancak halen o şirketteki hakim ortaklığının devam ettiğini, ortakların rekabette bulunmasının yasaklanmış olması nedeniyle dava konusu genel kurul gündeminin 6. maddesinde şirket sözleşmesinde olmayan "ortakların bağlılık yükümlülüğü ve rekabet yasağı" ile ilgili 19. maddesinin eklenmek istendiğini, iptali istenen ortaklar kurulu kararının ... ve ...'nun olumlu oylarıyla alındığını, ...'nun ortaklığının muvazaalı ve dava konusu olduğunu, mahkeme kararının henüz kesinleşmediğini, şirketin 25.03.2009 tarihinden bu yana organsız olduğunu ileri sürerek 03.07.2014 tarihli olağanüstü genel kurulda alınan 1 - 2- 3- 4- 5 ve 6 numaralı kararların şirket ana sözleşmesine, eski ve yeni Ticaret Kanununa, iyiniyet kurallarına aykırı olduğundan yok hükmünde olduklarının tespitine karar verilmesini talep etmiştir. II. CEVAP Davalı vekili cevap dilekçesinde; şirket ana sözleşmesinde müdür seçimine dair herhangi bir hüküm bulunmadığını, 6102 sayılı Türk Ticaret Kanunu'nun (TTK) 620. maddesindeki oy nisabı uyarınca müdür seçiminin 03.07.2014 tarihli olağanüstü genel kurul toplantısının 2. maddesiyle gerçekleştiğini, kanuna uygun olduğunu, bu kararı olumlu oy kullanan ...'nun şirkette %36,825, ...'nun ise %34 olmak üzere toplam %70,825 oy yüzdelerinin bulunduğunu, davacıların genel kurul gündeminde bulunan 3, 4, 5 ve 6. maddedeki ana sözleşme değişiklik taleplerine dayanak olarak sundukları mahkeme kararlarının 6762 sayılı Türk Ticaret Kanunu (6762 sayılı TTK) döneminde verildiği, iş bu davanın açılmış olduğu dönemde 6102 sayılı TTK'nın yürürlükte olduğunu, bu nedenle davacıların bildirdiği kararların herhangi bir hüküm arz etmediğini, dava konusu genel kurulda alınan ana sözleşme değişikliğine ilişkin kararların ana sözleşmedeki ve 6102 sayılı TTK'nın karar nisaplarına uygun çoğunlukça alındığını, davacıların mirasla onlara gelen payı yüksek bedelle büyük pay sahibi ortaklara satmayı amaçladıklarını, davacıların azınlık haklarına zarar veren hiç bir düzenleme bulunmadığını, davacıların müdür seçimiyle ilgili ileri sürdüğü mesnetsiz çoğunluk şartının şirketin iki ortağını olumlu oy kullanmaları karşısında dayanaksız kaldığını, davacılar tarafından yapılan tüm oy hesaplamalarının maddi hata içerdiğini ve hazirun cetveline aykırı hesaplandığını, davalı şirkette yetkili bir müdürün mevcut olduğunu, çağrının usulüne göre yapıldığını, dava konusu genel kurul kararıyla müdür seçimi yapıldığını, bu hususların aksi düşünülse bile Yargıtay kararlarına göre çağrıda usulsüzlük bulunmasının toplantıda alınan kararların iptaline veya yok sayılmasına sebep teşkil etmediğini davacıların genel kurul toplantısına katıldıklarını ve oy kullandıklarını, hal böyle olunca 03.07.2014 tarihli olağanüstü genel kurul toplantısında alınan tüm kararların, yasaya, şirket ana sözleşmesine ve iyiniyet kurallarına uygun olduğunu savunarak davanın reddini istemiştir. III. İLK DERECE MAHKEMESİ KARARI İlk Derece Mahkemesinin yukarıda tarih ve sayısı belirtilen kararı ile 6102 sayılı TTK'da şirket müdürünün görev süresinin sona ermesi halinde yeni yönetim seçilene kadar göreve devam edeceğine dair açık bir hüküm bulunmuyor ise de, öğretide kabul edilen ve Yargıtay kararlarında da vurgulanan haliyle, şirket yöneticisinin kısıtlanmaması ya da ölmüş olmaması halinde sırf görev süresinin bitmesinin şirketi organsız bırakmadığı, yenisi seçilene kadar eski yöneticinin sorumluluğu ve görevlerinin devam edeceği, kaldı ki, çağrı usulsüz olsa dahi davacıların tamamı genel kurul toplantısına katıldığı için bu durumun genel kurul kararlarının butlanını gerektirmeyeceği, iptal sebebi olamayacağı, iptali istenen genel kurulda kararların tamamının ... ve ...'nun olumlu oylarıyla alındığı, davacıların kararların altına muhalefet şerhlerini yazdırarak olumsuz oy kullandıkları, 03.07.2014 tarihli olağanüstü genel kurul toplantısından önce çoğunluk oy sahibi ... 2.720 hissesini eşi ...'na mal taksimi sözleşmesi ile devretmiş ise de, bunun söz konusu kararları alabilmek için muvazaalı bir devir olduğunun davacılar tarafından ileri sürüldüğü, Anadolu 3. Asliye Ticaret Mahkemesinin 2014/1261 E. 2015/966 K. sayılı kararıyla verilen kabul kararının, Yargıtay 11. Hukuk Dairesince 26.09.2019 tarihinde onanarak kesinleştiği, muvazaa sebebiyle iptal kararları geriye dönük olarak ve baştan itibaren geçersiz sayılacağı için ...'nun iptali talep edilen genel kurul toplantısında pay sahibi olmadığı ve kullandığı oyların da ... tarafından kullanılmış sayılacağının kabul olunduğu, somut olayda 03.07.2014 tarihli toplantıya ilişkin ilanın 12.06.2014 tarihli Türkiye Sicil Gazetesinde ilan edildiği, gündeme madde eklenmesine ilişkin talebin Kadıköy 17. Noterliği'nin 16.06.2014 tarihli ihtarı ile olması karşısında, ticaret sicil gazetesinde ilandan sonra ihtarın gerçekleştiği, bu nedenle davacıların genel kurul toplantısında alınan 1 numaralı kararın butlanına ilişkin talebinin reddi gerektiği, iptal sebebinin de bulunmadığı, gündemin 2. maddesinde, 15 yıl süreyle görev yapmak üzere şirket müdürlüğüne ...'nun 37.280 menfi oya karşılık 113.320 olumlu oy ile seçildiği, şirket müdürüne aylık 15.000,00 TL brüt ücret ödenmesine, aynı oy oranları ile karar verildiği, ..., ..., ... ve ...'nun seçilen müdüre, süresine, yetkilerinin genişliğine, ücretine, yapılan seçimin usul ve esasına itiraz ile 2 sayfadan oluşan bir muhalefet şerhi koydukları, ... ile eşi arasında yapılan mal sözleşmesinin muvazaalı kabul edilip 21.03.2014 tarihli hisse devir sözleşmesinin iptal edildiği, böylece artık ...'nun şirketteki toplam hissesinin 5.666 olduğu nazara alınarak ortaklık sözleşme hükümlerinin değerlendirilmesi gerektiği, iptali istenen genel kurul kararının tarihi itibariyle yürürlükte olan 6102 sayılı TTK'nın 620. maddesinde "kanun veya şirket sözleşmesinde aksi öngörülmediği taktirde seçim kararları dahil tüm genel kurul kararlarının toplantıda temsil edilen oyların salt çoğunluğu ile alınacağının" düzenlendiği davalı şirketin ana sözleşmesinin 9. maddesinde şirketin temsili durumunun düzenlendiği ve burada "Şirketi müdürler temsil eder. Şirket müdürleri şirketin unvanına havi kaşesi altına koyacağı münferit imzası ile şirketi her hususta temsil ve ilzam eder. Müdürler şirketin ödenmiş sermayesinin yarısından fazlasını temsil eden ortaklar kurulu kararıyla değiştirilebilir." hükmünün bulunduğu, ana sözleşmenin 15. maddesinde ise "her ortağın oy hakkı sermayesine göre hesap edilir. Her 500.000,00 TL'ye bir oy hakkı verilir. Ancak bir ortak bütün ortakların sahip olduğu oy sayısının 1/3'ünden fazlasına sahip olamaz, hakkında ibra kararı verilecek ortak bu kararın alınmasına oy kullanamaz" düzenlemesinin bulunduğu, dolayısıyla müdür seçimi için sözleşmesinde özel nisap aranmışken 15. maddede şirket sözleşmesiyle oy hakkının sınırlandırıldığı, hal böyle olunca 6102 sayılı TTK'nın 620. maddesi gereğince "şirket sözleşmesinde aksi öngörüldüğünden" oyların salt çoğunluğu ile müdür seçimine karar verilemeyeceği, hal böyle olunca ana sözleşmede yer alan oy hakkı sınırlandırılmasına ilişkin hüküm sebebiyle gündemin 2. maddesinde yer alan şirket müdürü seçim kararına ilişkin nisabın şirket sözleşmesinin 9. maddesinde yer alan nisaba uygun olmadığı, zira kesinleşen muvazaadan iptale ilişkin mahkeme kararıyla iptal edilen pay devri neticesinde ...'nun şirkette toplam hissesinin 5.666 hisse karşılığı 5.666.000,00 TL olduğu, pay sahipliği oranının da %70,82 olduğu, ancak oy hakkı sınırlandırılan ortaklık sözleşmesi hükmüyle ancak %33 oranında oy hakkının bulunduğu, toplantıya katılan diğer pay sahiplerinin kararlara olumsuz oy vermiş olmaları ve ortaklık sözleşmesindeki müdür seçimine ilişkin nisap için sermayesinin yarısından fazlasını arayan düzenleme karşısında gündemin 2. maddesindeki müdür seçiminin yetersiz oy nisabıyla alındığı bu nedenle yok hükmünde olduğu, gündemin 3, 4, 5 ve 6. maddelerinin de, anlatılan sözleşme hükümleri gereğince, sermayenin 2/3'ünü temsil eden ortakların kararıyla alınabileceği, en az %66,66 şeklinde nisabın gerektiği, bu kararların da sadece ...'nun ve ...'nun oylarıyla alındığı, ancak ...'na yapılan pay devrinin muvazaa nedeniyle iptal edilmiş olması sebebiyle ve ...'nun 5.666 hisse karşılığında 5.666.000,00 TL sermayeye sahip olması fakat 15. maddedeki oy sınırlaması gereğince kullandığı oyun sadece %33,33 oranında bir oy olabileceği, dolayısıyla gündemin 3, 4, 5 ve 6. maddelerinde alınan kararların da nisaba uygun olmadığı, bu bakımdan gerekli nisapların oluşmadığı, gündemin 3, 4 ve 5. maddelerinde şirket sözleşmesinin 9., 14. ve 15. maddelerinin değiştirilmesine ve gündemin 6. maddesi ile de şirket sözleşmesine 19. maddenin eklenmesine ilişkin kararlar bakımından 6102 sayılı TTK'nın 589. maddesinde aranan yeter sayıya şirket ana sözleşmesine nazaran uyulmadığı, bu bakımdan da gerekli nisap oluşmadığından anılan kararların yokluğunun söz konusu olacağı, iptal davalarından farklı olarak karara muhalif kalma ve bu muhalefeti şerh ettirme şartı da aranmaksızın bu durumun tespiti gerektiğinin uzman bilirkişi heyeti tarafından da tespit edildiği gerekçesiyle davanın kısmen kabulüne, davalı şirketin 03.07.2014 tarihli genel kurul toplantısının 2, 3, 4, 5 ve 6 numaralı gündem maddelerinde alınan kararların yok hükmünde olduklarının tespitine, 1 numaralı gündem maddesiyle alınan karara yönelik talebin ise reddine karar verilmiş, hüküm, davalı vekilince istinaf edilmiştir. IV. İSTİNAF Bölge Adliye Mahkemesinin yukarıda tarih ve sayısı belirtilen kararı ile İlk Derece Mahkemesi kararının usul ve yasaya uygun olduğu gerekçesiyle davalı vekilinin istinaf başvurusunun esastan reddine karar verilmiş, hüküm, davalı vekilince temyiz edilmiştir. V. TEMYİZ A. Dava ve Hukuki Nitelendirme Dava, davalı şirketin 03.07.2014 tarihli olağanüstü genel kurul toplantısında alınan kararların yoklukla malul olduklarının tespiti, aksi durumda iptallerine karar verilmesi istemine ilişkindir. B. Değerlendirme ve Gerekçe Yapılan yargılama ve saptanan somut uyuşmazlık bakımından uygulanması gereken hukuk kuralları gözetildiğinde İlk Derece Mahkemesince verilen kararda bir isabetsizlik olmadığının anlaşılmasına göre yapılan istinaf başvurusunun 6100 sayılı Hukuk Muhakemeleri Kanunu'nun (HMK) 353/1-b(1) hükmü uyarınca Bölge Adliye Mahkemesince esastan reddine ilişkin kararın usul ve yasaya uygun olduğu kanısına varıldığından Bölge Adliye Mahkemesi kararının onanmasına karar vermek gerekmiştir. VI. SONUÇ: Yukarıda açıklanan nedenlerle, davalı vekilinin temyiz itirazlarının reddi ile Bölge Adliye Mahkemesince verilen kararın HMK'nın 370/1 hükmü uyarınca ONANMASINA, aynı Kanun'un 372. maddesi uyarınca işlem yapılmak üzere dava dosyasının İlk Derece Mahkemesine, kararın bir örneğinin Bölge Adliye Mahkemesine gönderilmesine, aşağıda yazılı temyiz giderinin temyiz edene yükletilmesine, 13.03.2025 tarihinde kesin olarak oy birliğiyle karar verildi.

Diğer kararlar (4)

11. Hukuk Dairesi, 2022/5658 E., 2024/2064 K.
orta eşleşmeKarar metninde maddeye atıf varİzmir Bölge Adliye Mahkemesi 20. Hukuk Dairesi
tam metni aç
İlk Derece Mahkemesinin yukarıda tarih ve sayısı belirtilen kararı ile 7155 sayılı Kanun ile 6102 sayılı Kanuna eklenen ve 01.01.2019 tarihinde yürürlüğe giren 5/A maddesi ile bu kanunun 4 üncü maddesinde ve diğer kanunlarda belirtilen ticari davalardan, konusu bir miktar paranın ödenmesi olan alacak ve tazminat talepleri hakkında dava açılmadan önce arabulucuya başvurulmuş olmasının, dava şartı o
11. Hukuk Dairesi         2022/5658 E.  ,  2024/2064 K. "İçtihat Metni" İNCELENEN KARARIN MAHKEMESİ : İzmir Bölge Adliye Mahkemesi 20. Hukuk Dairesi SAYISI : 2022/318 Esas, 2022/778 Karar HÜKÜM : Esastan ret İLK DERECE MAHKEMESİ : Manisa 3. Asliye Hukuk Mahkemesi (Asliye Ticaret Mahkemesi Sıfatıyla) SAYISI : 2021/62 E., 2021/124 K. Taraflar arasındaki itirazın iptali davasından dolayı yapılan yargılama sonunda İlk Derece Mahkemesince davanın usulden reddine karar verilmiştir. Kararın davacı vekili tarafından istinaf edilmesi üzerine, Bölge Adliye Mahkemesince başvurunun esastan reddine karar verilmiştir. Bölge Adliye Mahkemesi kararı davacı vekili tarafından temyiz edilmekle; kesinlik, süre, temyiz şartı ve diğer usul eksiklikleri yönünden yapılan ön inceleme sonucunda, temyiz dilekçesinin kabulüne karar verildikten ve Tetkik Hâkimi tarafından hazırlanan rapor dinlendikten sonra dosyadaki belgeler incelenip gereği düşünüldü: I. DAVA Davacı vekili dava dilekçesinde özetle; müvekkilinin davalı şirketin ekonomik olarak darboğaza girmesi ve nakit sıkıntısı yaşaması sebebiyle çok uzun yıllar bu şirkette ortak olmuş olması, dostluk ilişkileri ve insani yaklaşımıyla davalıya yardımcı olmaya çalıştığını, davalı şirket ortaklığından hukuken ayrılmadan önce, hisse devir protokolü imzalandığını ve bu protokolün 4 üncü maddesi çerçevesinde müvekkilinin hisselerini Erdal ve Ergün Türek'e devretmesinin kararlaştırıldığını, 5 inci maddesinde ise "Bu hisse devri işlemi ile birlikte ... bankaların, kamu kurum ve kuruluşların ve 3 üncü kişilerin alacaklarına karşılık Karaağaçlı Pamuk Tekstil Zirai Gübre Akaryakıt Gıda Tarım Ürünleri İmalat Paz. San. Tic. Ltd. Şti'ni temsilen ... ve Ergün Türek sorumludurlar. ...'un herhangi bir sorumluluğu bulunmamaktadır." şeklinde anlaştıklarını, protokolün 6 ncı maddesinde; "...Karaağaçlı Pamuk Tekstil Zirai Gübre Akaryakıt Gıda Tarım Ürünleri İmalat Paz. San. Tic. Ltd. Şti.'nin şu an itibariyle şaibeli durumda olan geçmişten gelen alacaklarıyla ilgili olarak herhangi bir tahsil yapıldığında tahsil edilen geçmiş dönem ile ilgili alacağın yarısının ...'a ödeneceği", protokolün 10 uncu maddesinde ise; "Karaağaçlı Tekstil Zirai Gübre Akaryakıt Gıda Tarım Ürünleri İmalat Paz. San. Tic. Ltd. Şti, ...'a satmış olduğu 2301 C pafta 110 ada ve 3 parselde bulunan gayrimenkulün kiracısı olacağını, bu gayrimenkul için anlaşılan kira tutarlarının 2018 yılı için 200.000, 2019 yılı için 250.000, 2020 yılı için yıllık 300.000 TL'dir." şeklinde olduğunu, aynı protokolün 1., 8., 9 maddeleri çerçevesinde Akbank A.Ş.'den çekilen kredi karşılığında ipotek tesisi yaptırdığını, müvekkilinin ortaklığını fiilen bitirmiş olmasına rağmen hukuken sonlandırmadığı için şahsi malları üzerinde vermiş olduğu ipotekler ile bankalardan çekilen kredilerin kefili olarak sorumluluğunun devam ettiğini, her ne kadar 30.04.2018 itibariyle kefillik ve sorumluluğun sona erdiğine dair adı geçen şirketten alacaklı konumda olan tüm bankalara noter aracılığı ile bildirim yapılmışsa da kredi borçlarına karşılık müvekkilinin şahsi gayrimenkullerin ipotek verilmiş olması ve davalı şirketin bunların "fekkini yaparak" müvekkilinin sorumluluğunu kaldırmaması/kaldıramaması neticesinde müvekkilinin maddi ve hukuki sorumluluğunun devam ettiğini, davalı şirketin ekonomik olarak darboğaza girmesi üzerine, müvekkili yardımcı olmak adına şahsi gayrimenkullerini satmasına rağmen, bu hususta davalı şirketin, vereceğini taahhüt ettiği gayrimenkullerin tapuda devrini yapmadığını, bunun üzerine Manisa 3. Asliye Hukuk Mahkemesinde 2019/220 E. sayılı dosyası ile "sözleşmeye dayalı tapu tescil, mümkün olmadığı takdirde tazminat ödenmesi" istemli dava açıldığını, davalı şirketin alacaklılarının yasal takibata geçmeye başlaması üzerine, müvekkilinin kefil ve ipotek veren olarak tüm borçlar ile karşı karşıya kaldığını, müvekkilinin, gayrimenkullerini satarak borçlu şirkete alacaklı konumda olan müstahsillere ödenmek üzere şirkete borç verdiğini, yine kefil sıfatıyla Aktarım Tohum Gübre Zirai Veteriner İlaç Hayvancılık Gıda Toprak Mahsulleri İnşaat Petrol Ür. İmalat San. Tic. Ltd. Şti.'ye 1.950,00 TL ve müstahsil Mehmet Akdoğan'a 350.000,00 ödeme yaptığını, borçlu firmanın ödeme yapmaması üzerine Manisa 1. Asliye Hukuk Mahkemesi'nde 2019/680 E. sayılı dosya ile rücu davası açtığını, Yapı Kredi Bankası İzmir 18. İcra Müdürlüğünün 2019/12384 E. sayılı dosyasında "kefil" olması sebebiyle 378.000,00 TL'nin müvekkili tarafından ödendiğini ve 04.10.2019 tarihinde ibraname alındığını, Türkiye Ekonomi Bankası AŞ'nin Karaağaçlı Pamuk Tekstil Zirai Gübre Akaryakıt Gıda Tarım Ürünleri İmalat Paz. San. Tic. Ltd. Şti.'nin borcundan dolayı müvekkiline ait Manisa ili, ... ilçesi, ... mah. 110 ada 2 parselde kayıtlı "ruhsatlı sanayi deposu"nun ipotek verildiğini ve söz konusu bankanın ihtarnamesinden sonra, müvekkilinin 4.650.000,00 TL rücu etmek üzere ev, tarla vb gayrimenkullerini satarak, bankaya ödemede bulunduğunu ve 01.10.2019 tarihinde ibraname aldığını, müvekkilinin gerek kefillik gerekse ipotek nedeniyle Karaağaçlı Pamuk Tekstil Zirai Gübre Akaryakıt Gıda Tarım Ürünleri İmalat Paz. San. Tic. Ltd. Şti.'nin adına ödemiş olduğu borçların neticesinde davalı firma ve davalı ...'e Manisa 1. İcra Müdürlüğünden 2019/8164 ve 2019/8165 sayılı dosya ile icra takibi yaptığını, borca itirazda bulunulduğunu, itiraz dilekçesinin taraflarına tebliğ edilmemiş olmasına rağmen, haricen öğrenildiğini, ayrıca 25.10.2020 tarihinde Manisa 3. Asliye Hukuk Mahkemesinde 2019/349 E. sayısıyla "Tasarrufun iptali"ne ilişkin derdest dava olduğunu belirterek, davaların birleştirilmesine ve davalı borçlunun takibe haksız itirazının iptaline, takibin devamına, davalı aleyhine %20 icra inkâr tazminatına karar verilmesini talep ve dava etmiştir. II. CEVAP Davalı vekili cevap dilekçesinde özetle, davanın görevli mahkemede açılmadığını, taraflar arasında mevcut uyuşmazlıkta görevli mahkemenin "Ticaret Mahkemesi" olduğunu, davalı tarafın tüzel kişi tacir olduğu ve uyuşmazlık konusunun “Limited Şirket Ortaklığı ve ortaklık sebebiyle gönderilen paralarla ilgili” olduğu gözetildiğinde taraflar arasındaki ilişkinin 6102 sayılı Türk Ticaret Kanunu'nunda (6102 sayılı Kanun) düzenlenen bir konu olduğunu, aksi kanaatte harici ortaklık adi ortaklık hükümlerine tabi olsa dahi tarafların yine de tacir olacakları için yine de ticari iş sayılacağını ve görevli mahkemenin Ticaret mahkemesi olacağını, bu sebeple mahkemece dosyaya Ticaret Mahkemesi sıfatı ile bakılmasını ve uyuşmazlığa ticari hükümlerin uygulanmasını talep ettiklerini, ayrıca arabuluculuk şartı yerine getirilmeden açılan davanın reddi gerektiğini, 6102 sayılı Kanun'un 5 inci maddesinin (a) bendine göre TTK'da belirtilen tüm ticari davalar ile diğer özel kanunlarda yer alan ticari davalardan, konusu bir miktar paranın ödenmesi olan alacak ve tazminat talepleri hakkında dava açılmadan önce arabulucuya başvurulmuş olmasının dava şartı olduğunu ve 6325 sayılı Hukuk Uyuşmazlıklarında Arabuluculuk Kanunu'nun (6325 sayılı Kanun) 18/A maddesinin ikinci fıkrasına göre "Arabulucuya başvurulmadan önce dava açıldığının anlaşılması halinde, herhangi bir işlem yapılmaksızın davanın, dava şartı yokluğu sebebiyle usulden reddine karar verilir" hükmünün olduğunu, bu nedenlerle mahkeme tarafından yargılamaya Ticaret Mahkemesi sıfatıyla devamına ve ticari davalarda zorunlu arabuluculuk dava şartının yokluğu nedeniyle de davanın dava şartı yokluğu nedeni ile usulden reddine karar verilmesini talep ettiklerini, davanın süresi içerisinde açılmadığını, 2004 sayılı İcra ve İflas Kanunu'nun (2004 sayılı Kanun) 67 nci madde hükümlerine göre itirazın iptali davası açılabilmesi için 1 yıllık hak düşürücü sürenin öngörüldüğünü, Manisa 1. İcra Müdürlüğü'nün 2019/8164 sayılı dosyasına itiraz ettiklerini, ancak davacı tarafça 1 yıl içerisinde dava açılmadığını, bu sebeple davanın reddini talep ettiklerini, davacının, müvekkili şirketten alacaklı olmadığını, dava dilekçesinde şirket ortaklığından fiilen 10 yıl önce ayrıldığını iddia ettiğini, ancak bu hususun doğru olmadığını, davacının şirketin kuruluş tarihi olan 1970'li yıllardan bugüne kadar şirketin kurucu ve %50 ortağı olduğunu, davacı ile müvekkili şirket arasında 2019 tarihinde yapılan protokol ile davacının şirket ortaklığından ayrıldığını, ortaklıktan ayrıldığı esnada şirketin ciddi anlamda borca batık durumda olduğunu, ancak davacının buna rağmen müvekkili şirkete ait bazı taşınmazların kendi üzerine geçirilmesi sonucunda ortaklıktan ayrıldığını, bu hususların müvekkili ticari defterlerinin incelenmesi sonucunda ortaya çıkacağını, düzenlenen protokolün 3. maddesinde davacının müvekkiline 2.000.000,00 TL ödemesi gerekirken bu yönde herhangi bir ödeme yapmadığını, temerrüde düşürme olmadığı halde dava konusu olan Manisa 1. İcra Müdürlüğünün 2019/8164 sayılı icra takibinde 2.023,73 TL işlemiş faiz talebinde bulunduğunu beyanla, davanın reddine ve davacı taraf aleyhine % 20'den aşağı olmayacak oranda kötü niyet tazminatına karar verilmesini talep etmiştir. III. İLK DERECE MAHKEMESİ KARARI İlk Derece Mahkemesinin yukarıda tarih ve sayısı belirtilen kararı ile 7155 sayılı Kanun ile 6102 sayılı Kanuna eklenen ve 01.01.2019 tarihinde yürürlüğe giren 5/A maddesi ile bu kanunun 4 üncü maddesinde ve diğer kanunlarda belirtilen ticari davalardan, konusu bir miktar paranın ödenmesi olan alacak ve tazminat talepleri hakkında dava açılmadan önce arabulucuya başvurulmuş olmasının, dava şartı olarak düzenlenmiş olduğu ve arabulucunun yapılan başvuruyu görevlendirildiği tarihten itibaren altı hafta içinde sonuçlandıracağı, bu sürenin zorunlu hâllerde arabulucu tarafından en fazla iki hafta uzatılabileceği, Yargıtay 23. Hukuk Dairesinin 2020/1943 E., 2020/4052 K. sayılı kararında da; '7155 sayılı Kanun'un 20 nci maddesi ile eklenen 6102 sayılı Kanun'un 5/A maddesi uyarınca, ticari nitelikteki itirazın iptali davalarında dava açılmadan önce arabuluculuğa başvurulması zorunlu ve arabulucuya başvurulmuş olması HMK'nın 114/2 ve 6102 sayılı Kanun'un 5/A maddeleri gereği dava şartıdır.' denildiği, somut olayda, dava, ticari nitelikteki itirazın iptali davası olup, dava açılmadan önce arabulucuya başvurulmadığı gerekçesiyle davanın dava şartı noksanlığı sebebiyle usulden reddine karar verilmiştir. IV. İSTİNAF A. İstinaf Yoluna Başvuranlar İlk Derece Mahkemesinin yukarıda belirtilen kararına karşı süresi içinde davacı vekili istinaf başvurusunda bulunmuştur. B. İstinaf Sebepleri Davacı vekili istinaf dilekçesinde özetle; "....Müvekkilinin, kefil ve ipotek veren sıfatıyla davalı şirketin kredi borçlarını ödemesi ve rücuen icra takibine geçmesi üzerine, davalı şirket tarafından 4721 sayılı Türk Medenî Kanunu (4721 sayılı Kanun) 2 nci maddesine aykırı olarak kötüniyetle takibe itiraz edilmesi üzerine eldeki itirazın iptali davasının açıldığı, Anayasa ve Avrupa İnsan Hakları Sözleşmesi hükümleri uyarınca mahkeme kararının hukuka aykırı olduğu, başvuru şartının tamamlanabilir dava şartı olarak değerlendirilmemesinin hak arama özgürlüğünün ihlaline neden olacağı kadar usul ekonomisi açısından da sakıncalı sonuçlar doğuracağı, ilgili yasal düzenleme ile Anayasal güvence altına alınmış hak arama hürriyetini sınırlamanın mümkün olamayacağı, arabuluculuk kurumuna başvurmadan kişinin dava açması durumunda, bunun yargı merciince yargılama safhasında farkedilmesi halinde, başvuru şartının yerine getirilmesi için mahkemece, yargılamanın askıda geçecek bir süre ile tatili ile arabuluculuk ön şartının yerine getirilmesi için bir süre tayin edilmesinin adil yargılanma hakkının özüne daha uygun olacağı, somut olayda, dosya münderacatında da görüleceği üzere, davalı şirketin kötüniyetli şekilde, asıl borç ile alakası olmayan tamamen yardım amaçlı kefil ve ipotek veren 3. kişi olarak müvekkilini borçlarla başbaşa bırakmış olduğu, davalı şirketin bu süreç içinde bir çok muvazaalı işlem ile malvarlığını devrettiği ve müvekkilinin hak kaybına uğramasına sebep olduğu, açılan işbu itirazın iptali davasında kendilerine arabuluculuk şartının yerine getirilmesi hususunda bir süre verilmeden ve hiç bir ihtarat yapılmadan borcun ticari krediden kaynaklandığı gerekçesiyle usulden davanın reddine karar verilmesinin açıkça Anayasa'ya, yasalara ve usul ekonomisine aykırı olduğu, bu şekilde 6325 sayılı Kanun'un 18/A maddesine aykırı olarak davanın reddine karar verildiği, ayrıca arabuluculuk sürecinin tamamlandığına dair ekte sundukları tutanaklar da dikkate alınarak yargılamanın kaldığı yerden devamına karar verilmesi gerektiği..." gerekçeleriyle mahkeme kararı istinaf kanun yoluna getirilmiştir. C. Gerekçe ve Sonuç Bölge Adliye Mahkemesinin yukarıda tarih ve sayısı belirtilen kararı ile dava konusu takibin dayanağının muhtelif bankaların genel kredi sözleşmeleri uyarınca açılan ticari kredi ödemelerinden dolayı kefil olarak ve ipotekli taşınmaz sahibi olarak davacı tarafça yapılan ödemelerin rücuen tahsili talebine ilişkin olduğu ve davacının davalı şirketin eski ortaklarından olduğunun anlaşıldığı,İlk Derece Mahkemesince davanın ticari dava olduğunun kabulünde ve dava tarihi olan 24.09.2020 itibariyle yürürlükte bulunan arabuluculuk dava şartının aranmasında bir isabetsizlik bulunmadığı, dava açıldığında arabuluculuğa başvurulmamış olması hususu davacı vekilince de bilindiği İstinaf aşamasında davacı vekilince sunulan arabuluculuk son tutanağı incelendiğinde de, karar tarihinden sonra arabuluculuğa başvurulmuş olduğu, Arabuluculuk dava şartı tamamlanabilir bir dava şartı olarak da kabul edilmediğinden, 6235 Sayılı Hukuk Uyuşmazlıklarında Arabuluculuk Kanunu' nun 18/A-2 bendine göre, “Arabulucuya başvurulmadan dava açıldığının anlaşılması halinde herhangi bir işlem yapılmaksızın, davanın dava şartı yokluğu sebebiyle usulden reddine karar verilir.” hükmü mevcut olup, bu hüküm uyarınca “herhangi bir işlem yapılmadan” tabirinden kasıt arabulucuya başvuru için taraflara süre verilmeyeceği, başka hiçbir usuli işlem yapılmadan davanın usulden reddine karar verilmesi gerektiği, Bu nedenle, yasanın çok açık hükmü karşısında zorunlu arabuluculukta arabulucuya başvuruya ilişkin dava şartı davadan önce gerçekleştirilmek zorunda olup HMK’nın 115/2 nci maddesi kapsamında tamamlanabilir bir dava şartı olmadığından (Bu yönde bknz. Yargıtay 6. HD 2021/2976 E.- 2022/1249 K., Yargıtay HGK 2017/10-2695 E.-2020/587 K.). İlk Derece Mahkemesinin vakıa ve hukuki değerlendirmesinde usul ve yasaya aykırılık bulunmadığı gerekçesiyle başvurunun esastan reddine karar verilmiştir. V. TEMYİZ A. Temyiz Yoluna Başvuranlar Bölge Adliye Mahkemesinin yukarıda belirtilen kararına karşı süresi içinde davacı vekili temyiz isteminde bulunmuştur. B. Temyiz Sebepleri Davacı vekili temyiz dilekçesinde özetle; istinaf dilekçesinde belirttiği hususları tekrar ederek kararın bozulmasını istemiştir. C. Gerekçe 1. Uyuşmazlık ve Hukuki Nitelendirme Uyuşmazlık, itirazın iptali davasında arabuluculuk dava şartı noksanlığı nedeniyle davanın usulden reddine ilişkin kararın isabetli olup olmadığı noktasında toplanmaktadır. 2. İlgili Hukuk 1.6100 sayılı Kanun'un 369 uncu maddesinin birinci fıkrası ile 370 ve 371 inci maddeleri. 2.2004 sayılı Kanun'un 67 nci maddesi. 3.6102 sayılı Kanun'un 5/A maddesi. 4.6325 sayılı Kanun'un 18/A maddesi. 3. Değerlendirme 1.Bölge adliye mahkemelerinin nihai kararlarının bozulması 6100 sayılı Kanun’un 371 inci maddesinde yer alan sebeplerden birinin varlığı hâlinde mümkündür. 2.Temyizen incelenen karar, tarafların karşılıklı iddia ve savunmalarına, dayandıkları belgelere, uyuşmazlığa uygulanması gereken hukuk kuralları ile hukuki ilişkinin nitelendirilmesine, dava şartlarına, yargılama ve ispat kuralları ile kararda belirtilen gerekçelere göre usul ve kanuna uygun olup davacı vekilince temyiz dilekçesinde ileri sürülen nedenler kararın bozulmasını gerektirecek nitelikte görülmemiştir. VI. KARAR Açıklanan sebeplerle; Temyiz olunan Bölge Adliye Mahkemesi kararının 6100 sayılı Kanun’un 370 inci maddesinin birinci fıkrası uyarınca ONANMASINA, Aşağıda yazılı temyiz giderinin temyiz edene yükletilmesine, Dosyanın İlk Derece Mahkemesine, kararın bir örneğinin Bölge Adliye Mahkemesine gönderilmesine, 13.03.2024 tarihinde oy birliğiyle karar verildi.
11. Hukuk Dairesi, 2022/4540 E., 2023/3950 K.
orta eşleşmeKarar metninde maddeye atıf varAsliye Hukuk Mahkemesi
tam metni aç
1.6102 sayılı Türk Ticaret Kanunu 01.07.2012 tarihinde yürürlüğe girmiş olup, 4 üncü maddesinde ticari davalar, her iki tarafın da ticari işletmesiyle ilgili hususlardan doğan hukuk davaları ile maddenin devamı fıkralarında belirtilen davalar olarak tanımlanmıştır.
11. Hukuk Dairesi         2022/4540 E.  ,  2023/3950 K. "İçtihat Metni" MAHKEMESİ :Asliye Hukuk Mahkemesi SAYISI : 2021/123 Esas, 2021/276 Karar HÜKÜM : Usulden ret Taraflar arasındaki itirazın iptali davasından dolayı yapılan yargılama sonucunda Mahkemece davanın reddine karar verilmiştir. Mahkeme kararı, davacı vekili tarafından temyiz edilmekle; kesinlik, süre, temyiz şartı ve diğer usul eksiklikleri yönünden yapılan ön inceleme sonucunda, temyiz dilekçesinin kabulüne karar verildikten ve Tetkik Hâkimi tarafından hazırlanan rapor dinlendikten sonra dosyadaki belgeler incelenip gereği düşünüldü: I. DAVA Davacı vekili dava dilekçesinde; davacıya ait şirketin davalı Doğuşcan Prefabrik Ltd. Şti.'den demir almak için davalı şirketin hesabına gönderdiği 165.000,00 TL karşılığı 200 ton demir gönderilmesi gerekirken 40 ton gönderildiğini, kalan malın karşılığı olarak davalı tarafından takip konusu senedin düzenlendiğini ancak davalının davacıyı oyalarak borcu ödemediğini ve icra dosyasındaki senedin zamanaşımına uğradığının ileri sürüldüğünü, imza itirazında bulunulmadığını, zamanaşımına uğramış bononun yazılı delil başlangıcı niteliğinde olup ilişkinin her türlü delil ile ispatının mümkün olduğunu ileri sürerek davalının icra takibine itirazının iptaline, davalı aleyhine tazminata karar verilmesini talep etmiştir. II. CEVAP Davalı vekili cevap dilekçesinde; takip dayanağı senedin zamanaşımına uğradığını, zamanaşımına uğramış bonoya istinaden açılacak alacak davasının bir yıllık hak düşürücü süre içinde açılması gerektiğini, davanın süresinde olmadığını savunarak davanın reddini istemiştir. III. MAHKEME KARARLARI, BOZMA VE BOZMADAN SONRAKİ YARGILAMA SÜRECİ A. Mahkemece Verilen İlk Karar İzmir 13. Asliye Ticaret Mahkemesince 05.11.2013 tarih, 2012/620 E. ve 2013/232 K. sayılı kararı ile takip dayanağı bononun vade tarihinin 09.01.2007 olduğu, icra takibinin 01.12.2011 tarihinde başlatıldığı, buna göre itiraza uğrayan takibin dayanağı bononun vade tarihine göre 3 yıllık zamanaşımı süresinin 09.01.2010 tarihinde dolduğu, icra takibinin bu tarihten itibaren bir yıllık süre dolduktan sonra 01.12.2011 tarihinde başlatıldığı, bu nedenle davalı tarafın itirazlarının sübut bulduğu gerekçesiyle davanın reddine karar verilmiş, davacı vekili tarafından temyiz edilmiştir. B. Bozma Kararı Dairemizin 15.04.2019 tarih, 2018/1503 E. ve 2019/2522 K. sayılı kararıyla davalıların süresinde cevap dilekçesi vermediği, davalıların zamanaşımı def’inde bulunmasının ancak davacının açık muvafakati ile mümkün olduğunu, davacının açık muvafakatinin olmaması nedeniyle mahkemece zamanaşımı def’inin reddine karar verilerek işin esası hakkında bir karar verilmesi gereğine işaret edilerek bozulmuştur. C. Mahkemece Bozmaya Uyularak Verilen Karar İzmir 1. Asliye Ticaret Mahkemesinin 20.01.2021 tarih, 2019/469 E. ve 2021/69 K. sayılı kararı ile dava konusu bononun zamanaşımına uğramış olması nedeniyle davalı tarafça taraflar arasındaki satım ilişkisine dayanıldığı, davacı tarafın ise esnaf ya da tacir olmadığı, işbu davanı mutlak ya da ticari dava ihtiva etmediği gerekçesiyle davanın usulden reddine, dosyanın İzmir Nöbetçi Asliye Hukuk Mahkemesine gönderilmesine karar verilmiş, karar temyiz edilmeden kesinleşmiştir. D. Mahkemece Verilen Nihai Karar Mahkemenin yukarıda tarih ve sayısı belirtilen kararı ile dava açılış tarihinin 13.12.2012 olduğu, Yargıtayca verilen kararda göreve ilişkin bozma yapılmadığı, davanın her halükarda ticaret mahkemelerinin görev alanında olduğu gerekçesiyle davanın usulden reddine karar verilmiştir. IV. TEMYİZ A. Temyiz Yoluna Başvuranlar Mahkemenin yukarıda belirtilen kararına karşı süresi içinde davacı vekili temyiz isteminde bulunmuştur. B. Temyiz Sebepleri Davacı vekili temyiz dilekçesinde özetle; dosya kapsamındaki bozma ve ilk verilen görevsizlik kararı gerekçesini tekrar ederek kararın bozulmasını istemiştir. C. Gerekçe 1. Uyuşmazlık ve Hukuki Nitelendirme Uyuşmazlık, bonoya dayalı ilamsız takibe itirazın iptali davasında görevin belirlenmesi istemine ilişkindir. 2. İlgili Hukuk 6102 sayılı Türk Ticaret Kanunu'nun 4 üncü maddesi. 3. Değerlendirme 1.6102 sayılı Türk Ticaret Kanunu 01.07.2012 tarihinde yürürlüğe girmiş olup, 4 üncü maddesinde ticari davalar, her iki tarafın da ticari işletmesiyle ilgili hususlardan doğan hukuk davaları ile maddenin devamı fıkralarında belirtilen davalar olarak tanımlanmıştır. Aynı Kanunu'un 5 inci maddesinin üçüncü fıkrasında ise asliye ticaret mahkemeleri ile asliye hukuk mahkemeleri ve diğer hukuk mahkemeleri arasındaki ilişkinin görev ilişkisi olduğu belirtilmiştir. 2. 6102 sayılı Kanun'un 6335 sayılı Kanun ile değişik 4 üncü maddesinde ticari davaların; mutlak ticari davalar ve nispi ticari davalar olarak iki gruba ayrıldığı; mutlak ticari davaların, tarafların sıfatına veya bir ticari işletme ile ilgili olup olmamasına bakılmaksızın kanun gereği ticari sayılan davalar, nispi ticari davaların ise, tarafların tacir sıfatına haiz olduğu ve her iki tarafın da ticari işletmesiyle ilgili uyuşmazlıklardan doğan davalar olduğu açıklanmıştır. Buradan hareketle ticari davalarında asliye ticaret mahkemesi görevlidir. 3.Somut olayda davacının temel ilişkiye dayandığı açık olup temel ilişkiye dayalı davanın ticari dava ihtiva edip etmediğinin tetkiki gerekmektedir. Taraflar arasındaki ilişkinin satım sözleşmesi olduğu, uyuşmazlığın bu nedenle mutlak ticari dava sayılamayacağı, davacı gerçek kişinin ise tacir sıfatının bulunmadığı belirlenmiş olup işbu davanın nispi ticari dava olduğu da söylenemeyecektir. Bu halde mahkemelerin görevine ilişkin düzenlemelerin kamu düzeni ile alakalı olduğu ve her aşamada görev hususunun nazara alınabileceği, dosya kapsamında verilen önceki temyiz incelemesinde Yargıtay'ın önüne görev hususu getirilmediğinden anılan bozma kararının görev ile ilgili müktesep hak oluşturmayacağı gözetilerek Asliye Hukuk Mahkemelerinin görevli olduğu kabul edilerek işin esasına girilmesi gerekirken davanın usulden reddine karar verilmesi doğru olmamıştır. V. KARAR Açıklanan sebeplerle; Mahkeme kararının BOZULMASINA, Peşin alınan temyiz karar harcının istek halinde ilgiliye iadesine, Dosyanın Mahkemesine gönderilmesine, 21.06.2023 tarihinde oy birliğiyle karar verildi.
17. Hukuk Dairesi, 2019/2043 E., 2020/2160 K.
orta eşleşmeKarar metninde maddeye atıf varAsliye Hukuk Mahkemesi
tam metni aç
6102 sayılı Türk Ticaret Kanunu'nun yürürlüğe girdiği 01.07.2012 tarihinden itibaren yasanın 5/3. maddesi gereği asliye hukuk mahkemeleri ile asliye ticaret mahkemeleri arasındaki ilişki, işbölümü olmaktan çıkmış görev ilişkisi haline gelmiştir.
17. Hukuk Dairesi         2019/2043 E.  ,  2020/2160 K. "İçtihat Metni" MAHKEMESİ :Asliye Hukuk Mahkemesi Taraflar arasındaki tazminat davasının yapılan yargılaması sonunda; kararda yazılı nedenlerden dolayı davanın kısmen kabulüne dair verilen hükmün süresi içinde davalı ... vekili tarafından temyiz edilmesi üzerine dosya incelendi, gereği düşünüldü: -K A R A R- Davacı vekili, sürücü ... idaresindeki otomobilin müvekkilinin sürücüsü olduğu motosiklete 17/05/2011 tarihinde Pendik'te çarparak müvekkilinin yaralanmasına neden olduğunu, müvekkilinin sol el bileğinin kırıldığını, topuğunda kesikler olduğunu, geçimini günlük 120,00 TL karşılığı inşaatlarda duvar sıva fayans ustası olarak ve de geceleri bir fabrikada gece bekçiliği yaparak sağladığını, bu kazadan dolayı uzunca süre çalışamadığını, kazayı yapan aracın kaza tarihi itibariyle herhangi bir zorunlu mali mesuliyet kapsamında bulunmadığından efor kaybına bağlı maddi zararlarının tazmini için Güvence Hesabına ihtar gönderildiğini, Güvence Hesabının süresinde ödeme yapmadığı için davaya dahil edildiğini beyan ederek 20.000,00 TL maddi tazminatın davalılardan tahsili ile davacıya ödenmesine karar verilmesini talep etmiştir. Davalılar davanın reddi gerektiğini savunmuştur. Mahkemece, davanın kısmen kabulü ile 6.066,68 TL'nin davalı ...'ten olay tarihi 17/05/2011 tarihinden, davalı ... Hesabından temerrüt tarihi 13/12/2012 tarihinden itibaren işleyecek yasal faizi ile davalılardan müteselsilen tahsili ile mirasçılık payları oranında davacılara verilmesine karar verilmiş; hüküm, davalı ... vekili tarafından temyiz edilmiştir. Dava, trafik kazasından kaynaklanan cismani zarar nedeniyle maddi tazminat istemine ilişkindir. Dava tarihi itibariyle yürürlükte bulunan 6102 sayılı Türk Ticaret Kanunu'nun 4/1-a maddesi gereği, her iki tarafın ticari işletmesi ile ilgili olup olmadığına bakılmaksızın Türk Ticaret Kanunu'nda düzenlenen hususlar mutlak ticari davalardır. TTK'nun 5/1. maddesi gereği ticari davalara bakmakla görevli mahkeme, asliye ticaret mahkemeleridir. 6102 sayılı Türk Ticaret Kanunu'nun yürürlüğe girdiği 01.07.2012 tarihinden itibaren yasanın 5/3. maddesi gereği asliye hukuk mahkemeleri ile asliye ticaret mahkemeleri arasındaki ilişki, işbölümü olmaktan çıkmış görev ilişkisi haline gelmiştir. Hukuk Muhakemeleri Kanunu'nun 1.maddesi gereği göreve ilişkin kurallar, kamu düzeni ile ilgili olup mahkemece kendiliğinden dikkate alınması gerekmektedir. Somut olayda; uyuşmazlığın temelinde 3. kişinin haksız fiili bulunmakta ise de, davalı ...’nin sorumluluğu sigorta hukukundan (sigortacılık yasasından) kaynaklanmaktadır. Sigorta hukuku 6102 sayılı Türk Ticaret Kanunu'nun 6.kitabında 1401 ve devamı maddelerinde düzenlenmiştir. Açıklanan yasal düzenlemelere göre taraflar arasındaki uyuşmazlıkta sigorta hukuku uygulanacağı için uyuşmazlığın Asliye Ticaret Mahkemesince sonuçlandırılması gerektiğinden görevsizlik kararı verilmesi gerekirken, işin esasına girilmesi bozmayı gerektirmiştir. 2-Bozma neden ve şekline göre davalı ... vekilinin temyiz itirazlarının incelenmesine şimdilik yer olmadığına karar vermek gerekmiştir. SONUÇ:Yukarıda (1) numaralı bentte açıklanan nedenlerle hükmün BOZULMASINA, (2) numaralı bentte açıklanan nedenlerle bozma neden ve şekline göre davalı ... vekilinin temyiz itirazlarının incelenmesine şimdilik yer olmadığına, peşin alınan harcın istek halinde temyiz eden davalı ... Hesabına geri verilmesine 26/02/2020 gününde oybirliğiyle karar verildi.
17. Hukuk Dairesi, 2017/3837 E., 2019/10390 K.
orta eşleşmeKarar metninde maddeye atıf varAsliye Hukuk Mahkemesi
tam metni aç
6102 sayılı Türk Ticaret Kanunu'nun yürürlüğe girdiği 01.07.2012 tarihinden itibaren yasanın 5/3. maddesi gereği asliye hukuk mahkemeleri ile asliye ticaret mahkemeleri arasındaki ilişki, işbölümü olmaktan çıkmış görev ilişkisi haline gelmiştir.
17. Hukuk Dairesi         2017/3837 E.  ,  2019/10390 K. "İçtihat Metni" MAHKEMESİ :Asliye Hukuk Mahkemesi Taraflar arasındaki tazminat davasının yargılaması sonunda; kararda yazılı nedenlerle davanın kısmen kabulüne dair verilen hükmün süresi içinde davacı vekili ile davalı ... vekilince temyiz edilmesi üzerine dosya incelendi, gereği düşünüldü: -K A R A R- Davacı vekili, 03.08.2010 tarihinde, davalı ... idaresindeki aracın yaya müvekkiline çarparak yaralanmasına neden olduğunu belirterek, fazlaya dair hakları saklı kalmak kaydı ile 1.000,00 TL maddi tazminatın davalılardan müştereken ve müteselsilen (... yönünden dava, diğer davalı yönünden kaza tarihinden itibaren yasal faizi) ve 20.000,00 TL manevi tazminatın davalı ...’dan kaza tarihinden itibaren yasal faizi ile birlikte tahsilini talep etmiştir. Davalılar vekilleri, davanın reddini savunmuşlardır. Mahkemece, davanın kısmen kabulü ile 142,23 TL geçici işgöremezlik tazminatının davalı ... yönünden dava tarihinden itibaren, diğer davalı yönünden olay tarihinden itibaren işleyecek yasal faizi ile davalılardan müştereken müteselsilen alınarak davacıya verilmesine, fazlaya ilişkin talebin reddine, 4.000,00 TL manevi tazminatın davalı ...'ndan olay tarihinden itibaren işleyecek yasal faizi ile alınarak davacıya verilmesine, fazlaya ilişkin talebin reddine karar verilmiş, hüküm davacı ve davalı ... vekilleri tarafından temyiz edilmiştir. Dava, trafik kazasından kaynaklanan cismani zarar nedeni ile maddi ve manevi tazminat istemine ilişkindir. Dava tarihi itibariyle yürürlükte bulunan 6102 sayılı Türk Ticaret Kanunu'nun 4/1-a maddesi gereği, her iki tarafın ticari işletmesi ile ilgili olup olmadığına bakılmaksızın Türk Ticaret Kanunu'nda düzenlenen hususlar mutlak ticari davalardır. TTK'nun 5/1. maddesi gereği ticari davalara bakmakla görevli mahkeme, asliye ticaret mahkemeleridir. 6102 sayılı Türk Ticaret Kanunu'nun yürürlüğe girdiği 01.07.2012 tarihinden itibaren yasanın 5/3. maddesi gereği asliye hukuk mahkemeleri ile asliye ticaret mahkemeleri arasındaki ilişki, işbölümü olmaktan çıkmış görev ilişkisi haline gelmiştir. Hukuk Muhakemeleri Kanunu'nun 1. maddesi gereği göreve ilişkin kurallar, kamu düzeni ile ilgili olup mahkemece kendiliğinden dikkate alınması gerekmektedir. Somut olayda; uyuşmazlığın temelinde 3. kişinin haksız fiili bulunmakta ise de, davalı ...’nin sorumluluğu sigorta hukukundan (sigortacılık yasasından) kaynaklanmaktadır. Sigorta hukuku 6102 sayılı Türk Ticaret Kanunu'nun 6. kitabında 1401 ve devamı maddelerinde düzenlenmiştir. Bu durumda, Türk Ticaret Kanunu'nda düzenlenen hususlardan olması nedeniyle, dava mutlak ticari dava olup, asliye ticaret mahkemesinin görev alanı içinde olduğundan, dava ve karar tarihinde İzmir’de ayrı bir ticaret mahkemesi bulunduğundan davaya ticaret mahkemesi tarafından bakılması gerekmektedir. Bu durumda mahkemece, davanın HMK'nın 114/1-c maddesi gereğince görevsizlik nedeniyle HMK'nın 115/2. maddesi gereğince dava şartı yokluğundan usulden reddine karar verilmesi gerekirken yazılı olduğu şekilde hüküm verilmesi doğru görülmemiştir. SONUÇ:Yukarıda açıklanan nedenlerle hükmün BOZULMASINA ve peşin alınan harcın istek halinde temyiz eden davacı ve davalı ...'na geri verilmesine, 11/11/2019 gününde oybirliğiyle karar verildi.

Eşleştirme iki kanıta dayanır: kararın kendi metnindeki madde atfı ve şerh kitaplarının o kararı hangi maddenin altında bastığı. Otomatik üretilmiştir, hukuki tavsiye değildir; kararın güncelliğini ve sonraki içtihat değişikliklerini ayrıca denetleyin.