6102 sayılı Türk Ticaret Kanunu Madde 23

Türk Ticaret Kanunu 23. maddesi, Hukuksal Eğitim mevzuat kütüphanesinde tam metin olarak yayımlanmıştır. Aşağıda maddenin tam metni, maddeyle eşleşen yüksek mahkeme kararları ve bu maddeden çıkmış sınav soruları yer alır. Ham metin için adresin sonuna /raw ekleyin.

Madde Metni

MADDE 23- (1) Bu maddedeki özel hükümler saklı kalmak şartıyla, tacirler arasındaki satış ve mal değişimlerinde de Türk Borçlar Kanununun satış sözleşmesi ile mal değişim sözleşmesine ilişkin hükümleri uygulanır. a) Sözleşmenin niteliğine, tarafların amacına ve malın cinsine göre, satış sözleşmesinin kısım kısım yerine getirilmesi mümkün ise veya bu şartların bulunmamasına rağmen alıcı, çekince ileri sürmeksizin kısmi teslimi kabul etmişse; sözleşmenin bir kısmının yerine getirilmemesi durumunda alıcı haklarını sadece teslim edilmemiş olan kısım hakkında kullanabilir. Ancak, o kısmın teslim edilmemesi dolayısıyla sözleşmeden beklenen yararın elde edilmesi veya izlenen amaca ulaşılması imkânı ortadan kalkıyor veya zayıflıyorsa ya da durumdan ve şartlardan, sözleşmenin kalan kısmının tam veya gereği gibi yerine getirilemeyeceği anlaşılıyorsa alıcı sözleşmeyi feshedebilir. b) Alıcı mütemerrit olduğu takdirde satıcı, malın satışına izin verilmesini mahkemeden isteyebilir. Mahkeme, satışın açık artırma yoluyla veya bu işle yetkilendirilen bir kişi aracılığıyla yapılmasına karar verir. Satıcı isterse satış için yetkilendirilen kişi, satışa çıkarılacak malın niteliklerini bir uzmana tespit ettirir. Satış giderleri satış bedelinden çıkarıldıktan sonra artan para, satıcının takas hakkı saklı kalmak şartıyla, satıcı tarafından alıcı adına bir bankaya ve banka bulunmadığı takdirde notere bırakılır ve durum hemen alıcıya ihbar edilir. c) Malın ayıplı olduğu teslim sırasında açıkça belli ise alıcı iki gün içinde durumu satıcıya ihbar etmelidir. Açıkça belli değilse alıcı malı teslim aldıktan sonra sekiz gün içinde incelemek veya incelettirmekle ve bu inceleme sonucunda malın ayıplı olduğu ortaya çıkarsa, haklarını korumak için durumu bu süre içinde satıcıya ihbarla yükümlüdür. Diğer durumlarda, Türk Borçlar Kanununun 223 üncü maddesinin ikinci fıkrası uygulanır. İKİNCİ KISIM Ticaret Sicili A) Kuruluş I - Genel olarak[10][11]

Bu Maddeyle İlgili Yüksek Mahkeme Kararları

35 karar eşleşti
yüksek eşleşmeKarar metninde maddeye atıf var
flar arasında mutlaka yazılı sözleşme ya da ticari teamülün olması gerekip gerekmediği, bu iki koşulun herhangi birisinin yokluğu halinde düzenlenen faturalarda vade farkı uygulanacağına ilişkin ibareye yer verilip, alıcının da bu faturaya Türk Ticaret Kanunu'nun 23/2. maddesi uyarınca sekiz gün içerisinde itiraz etmemesi halinde vade farkı alacağının doğup doğmayacağı" hususunda Yargıtay Onbirinc
Hukuk Genel Kurulu 2001/1 E., 2003/1 K. Hukuk Genel Kurulu 2001/1 E., 2003/1 K. - DAVADAN FERAGAT VE DAVAYI KABUL - FATURA - MÜLKİYET UNSURLARI VE KAPSAMI - TARAFLAR ARASINDA GEÇERLİ SÖZLEŞME BULUNMASI - VADE FARKI ÖDENMESİ - VESAYET- 743 S. TÜRK KANUNU MEDENİSİ (MÜLGA) [ Madde 269 ] - 743 S. TÜRK KANUNU MEDENİSİ (MÜLGA) [ Madde 271 ] - 743 S. TÜRK KANUNU MEDENİSİ (MÜLGA) [ Madde 392 ] - 1086 S. HUKUK USULÜ MUHAKEMELERİ KANUNU(MÜLGA) [ Madde 236 ] "İçtihat Metni" I.BAŞVURULAR VE YARGITAY BİRİNCİ BAŞKANLIK KURULU KARARI: "Sözleşme ilişkisinden doğan bedelin belirli bir sürede ödenmemesi durumunda vade farkının istenebilmesi için taraflar arasında mutlaka yazılı sözleşme ya da ticari teamülün olması gerekip gerekmediği, bu iki koşulun herhangi birisinin yokluğu halinde düzenlenen faturalarda vade farkı uygulanacağına ilişkin ibareye yer verilip, alıcının da bu faturaya Türk Ticaret Kanunu'nun 23/2. maddesi uyarınca sekiz gün içerisinde itiraz etmemesi halinde vade farkı alacağının doğup doğmayacağı" hususunda Yargıtay Onbirinci ve Ondokuzuncu Hukuk Daireleri ile Onüçüncü ve Onbeşinci Hukuk Daireleri arasında görüş aykırılığı bulunduğundan bahisle, bu aykırılığın içtihatların birleştirilmesi yoluyla giderilmesi, Antalya Asliye 2. Hukuk Hakimliği'nin 22.06.2000 tarihli başvurusuyla istenilmiştir. Yargıtay Yasası'nın 10.maddesi gereğince toplanan Yargıtay Birinci Başkanlık Kurulunun 17.65.2001 gün ve 53 sayılı kararı ile; "Sözleşme ilişkisiyle ilgili düzenlenen faturada yer alan vade farkı uygulanacağına ilişkin kayda, süresi içerisinde itiraz edilmemesi durumunda, vade farkı borcunun doğup doğmayacağı" konusunda Yargıtay kararları arasında görüş aykırılığı bulunduğu, bu aykırılığın içtihatların birleştirilmesi yoluyla giderilmesi istenmiş; Konu ile ilgili Yargıtay Üçüncü Hukuk Dairesi, Onbirinci Hukuk Dairesi, Onüçüncü Hukuk Dairesi, Onbeşinci Hukuk Dairesi, Ondokuzuncu Hukuk Dairesi, Hukuk Genel Kurulu Başkanlıklarından alınan görüşlerin ve gönderilen kararların değerlendirilmesinde, "Sözleşme ilişkisinden doğan bedelin belirli bir sürede ödenmemesi durumunda vade farkının istenilebilmesi için taraflar arasında mutlaka yazılı sözleşme ya da ticari teamülün olması gerekip gerekmediği, bu iki koşuldan birisinin bulunmaması durumunda, düzenlenen faturalara vade farkı uygulanacağına ilişkin ibareye yer verilip alıcının bu faturaya T.T.Yasası'nın 23/2. maddesine göre, sekiz gün içerisinde itiraz etmemesi durumunda vade farkı alacağının doğup doğmayacağı" konusunda Yargıtay Onbirinci ve Ondokuzuncu Hukuk Daireleri ile Onüçüncü ve Onbeşinci Hukuk Daireleri kararları arasında görüş aykırılığı bulunduğundan, bu aykırılığın Yargıtay İçtihatları Birleştirme Hukuk Genel Kurulunda giderilmesi gerektiğine, görüşme tarihi daha sonra Birinci Başkanlıkça belirlenmek üzere raportör üye ..görevlendirilmesine" oybirliği ile karar verilmiştir. Yukarıda yazılı Yargıtay kararı gereği işlemli evrakın raportöre tevdiinden sonra evraka eklenmek üzere Yargıtay Birinci Başkanlığının 01.10.2001 gün, 6734 ve 22.03.2002 gün, 2517 sayılı yazıları ekinde gönderilen Avukat Cengiz Özler ve Avukat E.Dilara Güngör imzalı 04.09.2001 tarihli ve Avukat Betül Özveri imzalı 19.03.2002 tarihli ve ayrıca Avukat Vahide Güzelcandere, Avukat Murat Albayrak, Avukat Erhan Güçlü Düdükcü imzalı 27.1.2003 tarihli dilekçeleri ve eklerinde de ilk talebe ek olarak; "faturalara konulan (gecikme halinde aylık vade farkı uygulanacağına dair kaydın geçerli olup olmadığı" hususunda içtihatların birleştirilmesi istenmiştir. Bu başvuru da ilk başvuru nedeniyle içtihatların birleştirilmesi gerektiğine ilişkin Yargıtay Birinci Başkanlık Kurulunun 17.05.2001 gün ve 53 sayılı kararı kapsamında ele alınmıştır. II. GÖRÜŞ AYKIRILIĞININ GİDERİLMESİ İSTEMİNE KONU KARARLAR: Yargıtay 11.Hukuk Dairesi kararları : 25.04.1986 gün ve 1986/2106-2457; 14.04.1997 gün ve 1997/2370-2823; 07.04.1997 gün ve 1997/2143-2532; 30.12.1997 gün ve 1997/9003-1997/9899 ; 18.11.1997 gün ve 1997/7465- 8328; 28.05.1997 gün ve 1998/2117-3959; 08.06.1998 gün ve 1998/2545-4295 sayılı, Yargıtay 19.Hukuk Dairesi kararları: 07.04.1997 gün ve 1996/9616-3685; 08.07.1997 gün ve 1997/4623-7110; 22.10.1996 gün ve 1996/2687-9344; 05.11.1996 gün ve 1996/1521-9702 ; 31.03.2000 gün ve 1999/8237-2000/2348; 16.06.1996 gün ve 1996/9584-1997/6210; 10.10.1996 gün ve 1995/10941- 16.06.1997 1996/8943; 21.10.1996 gün ve 1996/1401-9304; 06.11.1996 gün ve 1996/3268- 16.06.1998 9734; 16.12.1996 gün ve 1996/2415-11259; 18.12.1996 gün ve 1996/1889-11306; 16.06.1999 29.11.1996 gün ve 1996/2717-1996/10707; 07.03.2000 gün ve 2000/4501-5281; 16.06.2000 23.03.2000 gün ve 2000/302-2032; 19.09.2000 gün ve 2000/4077-5838, 29.11.2000 16.06.2001 gün ve 2000/5829-8209; 05.12.2000 gün ve 2000/5889-8414; 21.03.2002 gün ve 16.06.2002 2001/4471-2002/1963; 12.04.2002 gün ve 2001/5134-2805 sayılı, Yargıtay 13.Hukuk Dairesi kararları :09.03.1999 gün ve 1998/10118-1999/1668 sayılı, Yargıtay IS.Hukuk Dairesi kararları :15.11.1999 gün ve 1999/4192-4070; 11.05.1999 gün ve 1999/1670-1854; 02.06.1997 gün ve 1997/1761-2886; 11.05.1999 gün ve 1999/1670-1854 sayılı, III. GÖRÜŞ AYKIRILIĞININ GİDERİLMESİ İSTEMİNDE DAYANILAN KARARLARDA BELİRTİLEN GÖRÜŞLERİN ÖZETİ: Öncelikle belirtmekte yarar vardır ki; incelenen kararlar kapsamlarına göre, vade farkı işlenebilmesi için yanlar arasında bu yönde yazılı bir sözleşmenin ya da bu doğrultuda oluşmuş bir teamülün bulunmasının şart olduğu hususunda İlgili daireler arasında tam bir görüş birliği bulunmaktadır. Daireler arasındaki uyuşmazlık ise; yanlar arasında bu yönde yazılı bir sözleşme ya da oluşmuş bir teamülün bulunmadığı durumda, faturada yer verilen vade farkı uygulanacağına ilişkin kayda Türk Ticaret Kanunu'nun 23/2. maddesindeki sekiz günlük süre içinde itiraz edilmemesi durumunda vade farkı alacağının doğup doğmayacağı, noktasındadır. Bu konuya ilişkin olarak; Ondokuzuncu Hukuk Dairesi; faturadaki vade farkı kaydının fatura metnine dahil olması durumunda: bunun fatura münderecatından sayılarak Türk Ticaret Kanunu'nun 23/2. maddesi hükmündeki kanuni karineden yararlanılacağını, ancak vade farkı kaydının fatura arkasında veya fatura metni dışında faturanın alt kısmında dip not şeklinde bulunması halinde ise bu kaydın fatura münderecatından olmadığının ve karineden yararlanılamayacağının kabulü gerekeceğini; Onbirinci Hukuk Dairesi ise; faturanın arkasına kaşe ile basılmış vade farkı uygulanacağına ilişkin kaydın varlığı halinde dahi süresinde itiraz etmeme halinde vade farkı uygulanacağını; Onüçüncü Hukuk Dairesi; sözleşme ve ihale şartnamesinde vade farkı uygulanacağına dair bir hüküm bulunmaması halinde vade farkı uygulanamayacağını; kabul etmektedirler. Onbeşinci Hukuk Dairesine gelince; taraflar arasında yazılı sözleşme ya da yerleşik uygulama bulunmaması halinde faturada yer alan vade farkı kaydına itiraz edilip edilmemesinin hiçbir şekilde sonuç doğurmayacağı, Türk Ticaret Kanunu'nun 23/2. maddesindeki karinenin bu hallerde uygulama alanı bulunmadığı, faturadaki vade farkı kaydının faturanın zorunlu içeriğinden olmadığı, görüşünü benimsemektedir. Şu durumda; Onbirinci Hukuk Dairesi ile Ondokuzuncu Hukuk Dairesi kararları kısmen uygunluk arz etmekte ise de Onüçüncü ve Onbeşinci Hukuk Dairesi kararları tümüyle anılan daire kararlarına aykırılık teşkil etmektedir. IV. İÇTİHATLARI BİRLEŞTİRME YOLUYLA GÖRÜŞ AYKIRILIĞININ GİDERİLMESİ GEREKTİĞİNE İLİŞKİN KARAR VE İÇTİHATLARI BİRLEŞTİRMENİN KONUSU: Yargıtay İçtihatları Birleştirme Hukuk Genel Kurulu'nun 27/6/2003 tarihli oturumunda, raportör üyenin açıklamaları dinlendikten sonra esasa girişilmezden önce öncelikle İçtihatları Birleştirmenin konusunun ne olduğu tartışılmış, Yargıtay Kanunu'nun 45/7.maddesi uyarınca İçtihatları Birleştirmenin konusu belirlenmiştir. l-Taraflar arasında mevcut yazılı sözleşmede vade farkı ödeneceği hususu kararlaştırılmış ise, bu kayıt sözleşmenin bir unsuru olarak kabul edildiğinden gönderilen vade farkı faturası sadece bir ihbar vazifesi ifa ettiğinden vade farkı alacağının doğumu yönünden faturaya itiraz edilmemesinin hukuksal bir sonuç doğurmayacağına ve vade farkının istenmesinin mümkün bulunmasına, 2-Yine yanlar arasında yapılan yazılı sözleşmede vade farkının ödeneceği konusunda bir kayıt olmamasına rağmen gönderilen vade farkı faturasına TTK.nun 23/2. maddesinde yazılı sekiz gün içinde itiraz edilmemesi yazılı sözleşmenin asli unsurlarından olan semen'in tek taraflı irade beyanı ile değiştirilmesi anlamında bulunduğundan bu şıkta da vade farkının istenmesinin hukuken mümkün bulunmadığına, 3-Taraflar arasında vade farkı ödeneceğine dair sözleşme olmamasına rağmen vade farkının ödeneceğine dair ticari teamülün (mevcut uygulamanın) olması halinde vade farkı isteğine ilişkin faturanın karşı tarafa tebliği, muhatabın TTK.23/2.maddesi uyarınca sekiz gün içinde bu faturaya itiraz etmemesi halinde vade farkı yürütülmesinin mümkün bulunduğu anlaşıldığından ve esasen Yüksek 11,13,15 ve 19.Hukuk Daireleri kararları arasında görüş aykırılığı bulunmadığı anlaşıldığından 2797 sayılı Yargıtay Kanunu'nun 45/7.maddesi uyarınca yukarıdaki konuların İçtihatları Birleştirme konusu dışında bırakılması, 4-İçtihatları Birleştirme konusunun "Taraflar arasında yazılı şekilde yapılmamış olmakla birlikte geçerli sözleşme ilişkisinden doğan uyuşmazlıklarda (faturalara bedelin belli bir sürede ödenmemesi halinde vade farkı ödenir) ibaresinin konularak karşı tarafa tebliği ve karşı tarafça TTK.nun 23/2.maddesi uyarınca sekiz gün içinde itiraz edilmemesi halinde vade farkının ödenip ödenmeyeceği konusunda Yüksek 11 ve 19 uncu Hukuk Dairesi kararları ile 15.Hukuk Dairesi kararları arasında görüş aykırılığı oluştuğundan İçtihatları Birleştirmenin bu konu ile sınırlı olarak görüşülmesine ilk oylamada oyçokluğu ile karar verilip işin esasının görüşmesine geçilmiştir. V.İÇTİHATLARI BİRLEŞTİRMENİN GEREKÇESİ: 1. Konuyla ilgili yasal düzenlemeler: A) TÜRK TİCARET KANUNU Madde 23- Ticari işletmesi icabı bir mal satmış veya imal etmiş veyahut bir iş görmüş yahut bir menfaat temin etmiş olan tacirden,diğer taraf kendisine bir fatura verilmesini ve bedeli ödenmiş ise bunun da faturada gösterilmesini isteyebilir. Bir faturayı alan kimse aldığı tarihten itibaren sekiz gün içinde münderecatı hakkında bir itirazda bulunmamışsa münderecatını kabul etmiş sayılır. Şifahen,telefon veya telgrafla yapılan mukavelelerin veya beyanların muhtevasını teyit eden bir yazıyı alan kimse,aldığı tarihten itibaren sekiz gün içinde bir itirazda bulunmamışsa teyit mektubunun yapılan mukaveleye ve beyanlara uygun olduğunu kabul etmiş sayılır. Madde 66- Her tacir, ticari işletmesinin iktisadi ve mali durumunu, borç ve alacak münasebetlerini ve her iş yılı içinde elde edilen neticeleri tespit etmek maksadıyla, işletmesinin mahiyet ve öneminin gerektirdiği bütün defterleri ve bilhassa, diğer kanunların hükümleri mahfuz kalmak üzere, aşağıdaki defterleri Türkçe olarak tutmaya mecburdur: 1. Tacir hükmi şahıs ise yevmiye defteri, defteri kebir, envanter defteri ve 2. karar defteri; 3. Hususi hukuk hükümlerine göre idare edilmek veya ticari şekilde işletilmek 4. üzere devlet, vilayet, belediyeler gibi amme hükmi şahısları tarafından kurulan ve 5. hükmi şahsiyeti bulunmayan ticari işletmeler ile dernekler tarafından kurulan ticari 6. işletmeler ve bunlara benzeyen ve hükmi şahsiyeti olmayan diğer ticari teşekküller, 7. karar defteri hariç yukarıdaki bentte yazılı defterleri; 8. Tacir hakiki şahıs ise karar defteri hariç olmak üzere birinci bentte yazılı 9. defterleri veya işletmesinin mahiyet ve önemine göre sadece işletme defteri. Tacirlerin işletmeleriyle ilgili işler dolayısıyla aldıkları mektup, yazı, telgraf, fatura, cetvel, senet gibi 1 vesika ve kağıtlarla ödemelerini gösteren vesikaları ve yazdığı mektup, yazı ve telgrafnamelerin kopyalarını ve mukaveleleri, taahhüt ve kefalet ve sair teminat senetleri ve mahkeme ilamları gibi belgeleri muntazam bir tarzda dosya halinde saklamaları mecburidir. B)BORÇLAR KANUNU Madde 76- Bir borç veya sair her hangi bir tasarruf akdin inikadından itibaren bir müddetin hitamında ifa ve icra edilmek lazım geldiği takdirde, vade aşağıdaki veçhile tayin olunur: 1 - Müddet, gün ile tayin edilmiş ise borç, akdin inikat ettiği gün sayılmayarak 2 müddetin son günü muaccel olur. Müddet, sekiz veya on beş gün ise bu müddet bir 3 veya iki haftayı değil tamam sekiz veya on beş günü ifade eder. 4 - Müddet haftalar ile tayin edilmiş ise borç son haftanın, akdin münakit 5 olduğu güne ismen tevafuk eden gününde muaccel olur. 6 - Müddet ay ile veya sene, yarı sene ve senelerin dörtte biri gibi birden 7 ziyade ayları ihtiva eden:bir zaman ile tayin edildiği surette borç, akdin münakit 8 olduğu gün ayın kaçıncı günü ise son ayın buna tekabül eden günü muaccel olur. 9 Son ayda tekabül eden gün mevcut değil ise borç son ayın son günü ifa olunur. Yarım ay tabiri, on beş günlük bir müddete muadildir. Müddet bir veya birden ziyade ay ile yarım ay ise on beş gün son olarak hesap edilir. Bu kaideler, müddet, akdin inikadından başka bir zamandan itibaren cereyan ettiği surette de tatbik olunur. Muayyen bir zaman içinde ifa edilmek lazım gelen bir borcu borçlu, müddetin hitamından evvel ifa ile mükelleftir. Madde 96- Alacaklı hakkını kısmen veya tamamen istifa edemediği takdirde borçlu kendisine hiç bir kusurun isnat edilemeyeceğini ispat etmedikçe bundan mütevellit zararı tazmine mecburdur. Madde 182- Beyi bir akittir ki onunla bayi, satılan malı müşterinin iltizam ettiği semen mukabilinde müşteriye teslim ve mülkiyeti ona nakleylemek borcunu tahammül eder. Hilafına adet veya mukavele mevcut değil ise bayi ile müşteri borçları aynı zamanda ifa etmekle mükelleftirler. Hale göre tayini mümkün olan semen, tesmiye edilmiş hükmündedir. Madde 210- Hilafına mukavele mevcut değil ise mebi müşterinin yedine girince bayi semene müstehak olur. Adet bu yolda ise yahut müşteri mebiden semene veya diğer türlü hasılat istifa imkanını elde etmiş ise mebiin semeni mücerret vadeye nazaran müşteri tarafından vukua gelen temerrüt, üzerine müterettip hükümlerden başka hatta hiç bir ihtar dahi yapılmaksızın faize tabidir. C) 213 SAYILI VERGİ USUL KANUNU Madde 229- Fatura, satılan emtia veya yapılan iş karşılığında müşterinin borçlandığı meblağı göstermek üzere emtiayı satan veya işi yapan tüccar tarafından müşteriye verilen ticari vesikadır. Madde 230- (Değişik: 30/12/1980 - 2365/34 md.) Faturada en az aşağıdaki bilgiler bulunur: 1. Faturanın düzenlenme tarihi seri ve sıra numarası; 2. Faturayı düzenleyenin adı, varsa ticaret unvanı, iş adresi, bağlı olduğu vergi 3. dairesi ve hesap numarası; 4. Müşterinin adı, ticaret unvanı, adresi, varsa vergi dairesi ve hesap numarası; 5. Malın veya işin nev'i, miktarı, fiyatı ve tutarı; 6. (Değişik: 4/12/1985 - 3239/19 md.) Satılan malların teslim tarihi ve irsaliye 7. numarası, (Malın alıcıya teslim edilmek üzere satıcı tarafından taşındığı veya 8. taşıttırıldığı hallerde satıcının, teslim edilen malın alıcı tarafından taşınması veya 9. taşıttırılması halinde alıcının taşınan veya taşıttırılan mallar için sevk irsaliyesi 10. düzenlemesi ve taşıtta bulundurulması şarttır. Malın, bir mükellefin birden çok iş yerleri ile şubeleri arasında taşındığı veya satılmak üzere bir komisyoncu veya diğer bir aracıya gönderildiği hallerde de, malın gönderen tarafından sevk irsaliyesine bağlanması gereklidir. Bu bentte yazılı irsaliyeler hakkında fiyatı ve bedel ile ilgili bilgiler hariç olmak üzere, bu madde hükmü ile 231 inci madde hükmü uygulanır. İrsaliyelerde malın nereye ve kime gönderildiği ayrıca belirtilir. Şu kadar ki nihai tüketicilerin tüketim amacıyla perakende olarak satın aldıkları mallan kendilerinin taşıması veya taşıttırması halinde bu mallara ait fatura veya perakende satış fişinin bulunması şartıyla sevk irsaliyesi aranmaz. Madde 232- Birinci ve (4369 sayılı Kanun'un 81/A-7 nci maddesiyle değiştirilen ibare Yürürlük: 1.1.1999) ikinci sınıf tüccarlar, kazancı basit usulde tespit edilenlerle (\*) defter tutmak mecburiyetinde olan çiftçiler: 1. Birinci ve ikinci sınıf tüccarlara; 2. Serbest meslek erbabına; 3. Kazançları (4369 sayılı Kanun'un 81/A-7 nci maddesiyle değiştirilen ibare 4. Yürürlük: 1.1.1999) basit usulde tespit olunan tüccarlara;(\*\*) 5. Defter tutmak mecburiyetinde olan çiftçilere; 6. Vergiden muaf esnafa. Sattıkları emtia veya yaptıkları işler için fatura vermek ve bunlar da fatura istemek ve almak mecburiyetindedirler. (2686 sayılı Kanun'un 28 inci maddesiyle değişen fıkra) (4444 sayılı Kanun'un 13/C-4 maddesiyle değişen ibare. Yürürlük; 14.8.1999) Yukarıdakiler dışında kalanların, birinci ve ikinci sınıf tüccarlar ile kazancı basit usulde tespit edilenlerden ve defter tutmak mecburiyetinde olan çiftçilerden satın aldıkları emtia veya onlara yaptırdıkları iş bedelinin (01/01/2002 tarihinden itibaren) 250.000.000 lirayı geçmesi veya bedeli 250,000.000 liradan az olsa dahi istemeleri halinde emtiayı satanın veya işi yapanın fatura vermesi mecburidir. (3239 sayılı Kanun'un 136'ncı maddesiyle fıkra kaldırılmıştır.) Madde 233- (Değişik: 23/6/1982 - 2686/29 md.) Birinci ve ikinci sınıf tüccarlarla defter tutmak mecburiyetinde olan çiftçilerin fatura vermek mecburiyetinde olmadıkları satışları ve yaptıkları işlerin bedelleri aşağıdaki vesikalardan herhangi biri ile tevsik olunur. 1. Perakende satış fişleri; 2. Makineli kasaların kayıt ruloları; 3. Giriş ve yolcu taşıma biletleri. Perakende satış fişi, makineli kasaların kayıt ruloları ve biletlerde, işletme veya mükellefin adı, düzenlenme tarihi ve alınan paranın miktarı gösterilir. Perakende satış fişi ile giriş ve yolcu taşıma biletleri seri ve sıra numarası dahilinde teselsül ettirilir. Bu fış ve biletler kopyalı iki nüsha olarak tanzim edilir ve bir nüshası müşteriye verilir. Makineli kasa kullanılıp da müşteriye fış (makineli kasanın önceki fıkrada belirtilen malumatı ihtiva eden fişi) verilmemesi halinde, perakende satış fişi tanzimi ve müşteriye verilmesi mecburidir. Madde 235- Birinci ve ikinci sınıf tüccarlar ile defter tutmak mecburiyetinde olan çiftçiler götürü usule tabi veya vergiden muaf çiftçilerden satın aldıkları malların bedelini ödedikleri sırada iki nüsha makbuz tanzim etmeye ve bunlardan birini imzalayarak satıcı çiftçiye vermeye ve diğerini ona imzalatarak almaya mecburdurlar. Mal tüccar veya çiftçi adına bir adamı veya mutavassıt tarafından alındığı takdirde makbuz bunlar tarafından tanzim ve imza olunur. Çiftçiden avans üzerine yapılan mubayaalarda, makbuz, malın teslimi sırasında verilir. Müstahsil makbuzunun tüccar veya alıcı çiftçi nezdinde kalan nüshası fatura yerine geçer. Müstahsil makbuzunda en az aşağıda yazılı bilgiler bulunur: 1. Makbuzun tarihi; 2. (Değişik: 30/12/1980 - 2365/38 md.) Malı satın alan tüccar veya çiftçinin 3. soyadı, adı, unvanı ve adresi; 4. Malı satan çiftçinin soyadı, adı ve ikametgahı adresi; 5. Satın alman malın cinsi, miktarı ve bedeli. Bu maddede yazılı makbuzlar hiçbir resim ve harca tabi değildir. 2. Konuyla ilgili kavramlar ve bunların birbiriyle ilişkisinin incelenmesi: Yukarıda özü açıklanan içtihatları birleştirmenin konusu dikkate alındığında ilkin, "fatura" ve "vade farkı" kavramların üzerinde durulması ve bu konudaki düzenlemelerin değerlendirilmesinde yarar vardır. a) Fatura: Hemen ifade etmek gerekir ki; Türk Ticaret Kanunu'nda fatura tanımlanmamıştır. Vergi Usul Kanunun 229. maddesinde yer alan tanımlama ise : "Fatura, satılan emtia veya yapılan iş karşılığında müşterinin borçlandığı meblağı göstermek üzere emtiayı satan veya işi yapan tüccar tarafından müşteriye verilen ticari bir vesikadır." Şeklindedir. Böylece Fatura; "ticari satışlarda satıcı tarafından alıcıya verilen ve satılan malın miktarını, vasıflarını ölçüsünü fiyatım ve sair hususları veya ifa edilmiş hizmetleri gösteren hesap pusulası olup, ticari bir belge niteliğindedir." şeklinde tanımlanabilir. Ticaret Kanununda ve Vergi Usul Kanunu'nda fatura ile ilgili başkaca düzenlemeler de bulunmaktadır. Nitekim, Vergi Usul Kanunu'nun 232. maddesinde; fatura düzenlenmesinin hangi hallerde ve kimler için mecburi olduğu hususunda düzenleme yapılmıştır. Diğer taraftan, Türk Ticaret Kanunu'nun 23. maddesinin birinci fıkrasında; "Ticari işletmesi icabı bir mal satmış veya imal etmiş veyahut bir iş görmüş yahut bir menfaat temin etmiş olan tacirden, diğer taraf kendisine bir fatura verilmesini ve bedeli ödenmiş ise bunun da faturada gösterilmesini isteyebilir." denilmekte, ikinci fıkrasında da; "Bir faturayı alan kimse, aldığı tarihten itibaren sekiz gün içinde münderecatı hakkında bir itirazda bulunmamışsa münderecatını kabul etmiş sayılır." hükmü yer almaktadır. Bu yasal düzenlemelerden çıkan sonuç; fatura düzenlenmesi için öncelikle taraflar arasında akdi bir ilişkinin bulunmasının gerekli olduğu olgusudur. Ticari işletmeye ilişkin olarak ve belli faaliyetlerde bulunma halinde tacirler tarafından o faaliyetle ilgili olan karşı taraf adına düzenlenmesi gereken ticari bir belge niteliğindeki fatura, sözleşmenin yapılması ile ilgili değil; taraflar arasında yapılmış bir satım, hizmet istisna Ve benzeri sözleşmenin ifa safhası ile ilgili bir belgedir. Öyle ki, taraflar arasında bu tür bir sözleşme ilişkisi yoksa düzenlenen belge fatura olmayıp, olsa olsa icap mahiyetinde kabul edilebilecek bir belgedir ve elbette bu belgeye itiraz edilmemesinin TTK.nun 23/2. maddesi anlamında sonuç doğurması da beklenemez. Kısacası; TTK.nun 23.maddesinin 2.fıkrası uyarınca gönderilen faturaya sekiz gün içinde itiraz olunmaması halinde fatura içeriğinin kabul edilmiş sayılması için, faturayı düzenleyen kişinin aynı maddenin ikinci fıkrasına göre ticari işletmesi icabı mal satmış, imal etmiş yada iş görmüş bir tacir olması gerekir. Bunun doğal sonucu olarak ta; esnafın gönderdiği faturaya itiraz olunmaması fatura içeriğini kabul etme sonucunu doğurmaz. TTK.nun 23. maddesinin 2. fıkrası hükmü ile, faturanın özellikle tacirler arasında ifaya yönelik bir ispat aracı olduğu, süresinde itiraz edilmemekle münderecatından sayılan hususlar yönünden düzenleyen lehine, adına fatura düzenlenenin aleyhine, bir karine getirilmiştir. Bu karine faturanın ispat gücüne yönelik bir düzenlemeyi ortaya koymaktadır. Ne var ki, fatura, düzenleyen aleyhine delil olduğu gibi, kendisi faturayı düzenlemediği halde tebliğinden itibaren sekiz gün içinde itiraz etmeyen aleyhine de delil olabilecektir. Faturanın adına tanzim edilen aleyhine ispat vasıtası olması, yani, faturayı alan kişinin fatura kendinden sadır olmamakla birlikte aleyhine delil teşkil etmesi TTK.nun 23 .maddesinin 2. fıkrasında düzenlenen ve yukarıda ayrıntısı açıklanan bu karineden kaynaklanmaktadır. Buna göre; fatura düzenleyen tacirin anılan karineden yararlanabilmesi için fatura tanzim edenle, adına fatura tanzim edilen arasında akdi ilişki bulunması, faturanın akdin ifasıyla ilgili olarak düzenlenmesi gerekir. Fatura sözleşmenin kurulması safhasıyla ilgili olmayıp ifasına ilişkin olduğundan öncelikle temel bir borç ilişkisinin bulunması gerekir. TTK.nun 23. maddesinin 2 ve 3. fıkrasındaki karine aksi ispat edilebilen adi bir karinedir. İkinci fıkra gereği sekiz gün içinde faturaya itiraz edilmesi durumunda fatura münderecatının doğru olduğunu faturayı düzenleyen tacirin ispat etmesi gerekir. Hemen burada faturanın münderecatının (zorunlu içeriğinin) ve şekil şartlarının ne olduğunun ve ardından da olağan içerikten (mutad münderecattan) ne anlaşılması gerektiğinin açıklanması yararlı olacaktır. Sözleşmenin ifa safhasıyla ilgili olarak düzenlenen faturanın şekli ve kapsamının ne olması gerektiği konusunda, Türk Ticaret Kanunu'nda özel bir hüküm bulunmamakta, anılan yasanın 23.maddesinde neyi ifade ettiği açıklanmaksızın faturanın münderecatından söz edilmektedir. Faturanın zorunlu içeriği ve şekil şartlarına ilişkin ayrıntılı düzenleme Vergi Usul Kanunu'nda yer almaktadır. Vergi Usul Kanunun 230. maddesi faturada en az bulunması gereken bilgileri; "1. Faturanın düzenlenme tarihi, seri ve sıra numarası; 2. Faturayı düzenleyenin adı, varsa ticaret unvanı, iş adresi, bağlı olduğu 3. vergi dairesi ve hesap numarası; 4. Müşterinin adı, ticaret unvanı, adresi, varsa vergi dairesi ve hesap 5. numarası; 6. Malın veya işin nevi, miktarı, fiyatı ve tutarı; 7. (3239 sayılı Kanunun 19 uncu maddesiyle değişen bent) Satılan malların 8. teslim tarihi ve irsaliye numarası, (Malın alıcıya teslim edilmek üzere satıcı 9. tarafından taşındığı veya taşıttırıldığı hallerde satıcının, teslim edilen malın alıcı 10. tarafından taşınması veya taşıttırılması halinde alıcının, taşınan veya taşıttırılan 11. mallar için sevk irsaliyesi düzenlenmesi ve taşıtta bulundurulması şarttır.) Malın, bir mükellefin birden çok iş yerleri ile şubeleri arasında taşındığı veya satılmak üzere bir komisyoncu veya diğer bir aracıya gönderildiği hallerde de, malın gönderen tarafından sevk irsaliyesine bağlanması gereklidir. Bu bentte yazılı irsaliyeler hakkında fiyat: ve bedel ile ilgili bilgiler hariç olmak üzere, bu madde hükmü ile 231 inci madde hükmü uygulanır. İrsaliyelerde malın nereye ve kime gönderildiği ayrıca belirtilir. Şu kadar ki nihai tüketicilerin tüketim amacıyla perakende olarak satın aldıkları malları kendilerinin taşıması veya taşıttırması halinde bu mallara ait fatura veya perakende satış fişinin bulunması şartıyla sevk irsaliyesi aranmaz." şeklinde sıralamıştır. Vergi Usul Kanunu'nun 230.maddesi yukarıda açıklandığı üzere asgari zorunlu unsurları beş madde halinde belirlemiştir. Madde metninden açıkça anlaşılacağı gibi sayılan bu zorunlu unsurlar aynı zamanda olağan (mutad) içeriğin ne olduğunu da ortaya koymaktadır. Böylece görülmektedir ki, fatura sözleşmenin ifa safhasıyla ilgili olduğu için TTK.nün 23/2. maddesine göre süresinde itiraz olunmamak suretiyle kabul edildiği varsayılan fatura içeriği ancak sözleşmenin ifa safhasıyla ilgili olarak faturada yer alması olağan sayılan satılan malın cinsi veya yapılan işin adedi, türü, bedeli gibi hususlara ilişkin olabilir. Sözleşmenin kuruluşu aşamasında başta var olmayıp, İfa ile ilgili hususlarda sözleşmeyi değiştiren ve diğer tarafın durumunu ağırlaştıran kayıtların sonradan faturaya konulması durumunda -ki buna muhatabınca itiraz edilmese dahi- bu kayıtların faturanın zorunlu ve olağan içeriğinden kabul edilmesi,düzenlemenin şekline olduğu kadar amacına da aykırı düşecektir. Nitekim, kuruldaki tartışmalar sırasında TTK.nun 23/2.maddesi hükmündeki karinenin faturanın olağan içeriği (mutad münderecatı) hakkında geçerli olması gerektiği, mutad içeriğin ifa ile ilgili hususlarla sınırlı olduğu kabul edilerek, faturaya sözleşmeyi değiştiren veya diğer tarafın durumunu ağırlaştıran kayıtlar konulduğu taktirde, olağan (mutad) olmayan bu hususlara faturayı alanın süresinde itiraz etmemesi durumunda bu kayıtlarla sorumlu olmayacağı benimsenmiştir. Buna ek olarak; Faturayı alan kişinin tacir olmaması halinde özellikle tüketiciyi koruma amacıyla ekonomik yönden daha kuvvetli olan tacir (satıcı vs) karşısında alıcının korunması gerektiği; faturaya konulan vade farkı kaydına alıcının sekiz gün içinde itiraz etmemesi durumunda faturayı düzenleyen tacirin TTK.nun 23/2, maddesindeki karineden yararlanamayacağı, faturadaki vade farkı kaydına itiraz edilmemesinin sonuç doğurmayacağı da kabul edilmiştir. Her ne kadar görüşmeler sırasında vade farkının malın bedeline dahil olan bir unsur olduğu görüşüyle fatura kapsamı içinde düşünülmesi gerektiği ve bu kaydı içeren faturaya itiraz edilmemesinin faturayı düzenleyen tacir lehine bir karine yaratacağı ileri sürülmüşse de bu görüşe çoğunluk, aşağıda vade farkı ile ilgili açıklamaların ardından ayrıntısı belirtileceği üzere sözleşmeyi değiştiren ve diğer tarafın durumunu ağırlaştıran nitelikteki vade farkının başta belirlenen bedel kapsamında düşünülemeyeceği ve faturanın zorunlu unsurlarından ve olağan içeriğinden sayılamayacağı gerekçesiyle katılmamıştır. b) Vade farkı: Yasal düzenlemeler kapsamında tanımlanmış ve kabul edilmiş bir kavram değildir. Son yıllarda ülkenin içinde bulunduğu enflasyonist ortam nedeniyle yargı kararları ile ortaya çıkmış olup, para borcunun ifasındaki gecikmeden zarar gören salacaklıyı koruma amacını taşımaktadır. Bu nedenle de gerek tanımı gerek uygulanması konusunda yargısal uygulamada ve doktrinde görüş ayrılıklarına konu olmaktadır. Uygulamada gerek sözleşmelerle gerekse de faturaya "alacağın belli bir zamanda ödenmemesi halinde belirli bir oranda vade farkı alınacağı" kaydı konulmak suretiyle hayata geçirilmektedir. İçtihatları birleştirmenin konusu da bunlardan faturaya "alacağın belli bir zamanda ödenmemesi halinde belirli bir oranda vade farkı alınacağı" kaydı konulması ile ilgilidir. Yinelemek gerekirse; Vade farkının tanımı ve hukuki niteliği konusunda da gerek yargı kararları gerekse doktrinde değişik görüşler ortaya konulmuştur. Kurulca yapılan görüşmelerde vade farkı veresiye veya taksitle satışlarda ilk satış bedeline yani semen'e belirli oranlarda yapılan ilave başka bir anlatımla vade farkı mal ve hizmet satım sözleşmesinde kararlaştırılan veya ticari teamüllere göre vade tarihinden başlayarak fiili ödeme tarihindeki mal ve hizmet bedeline ekleme yapılmak suretiyle semen'in ulaştığı miktarı ifade ettiği kabul edilmiştir. Burada asıl üzerinde durulması gereken husus yeni fiyat eş söyleyişle yeni bedel kabul edilen vade farkının hukuksal niteliği gereği yukarıda özellikleri açıklanan fatura kapsamında sayılan olağan ve zorunlu unsurlardan olup, olmadığıdır. Vade farkı başta sözleşme ilişkisi kurulurken kararlaştırılabileceği gibi başta kurulmuş olan sözleşme şartlarına ek olarak , sonradan tarafların müşterek kabulü, yürüyen uygulamalar ya da genel olarak piyasa alışkanlıkları nedeniyle de ortaya çıkabilir. Bundan çıkan sonuç şu olacaktır. Vade farkının sözleşmede kararlaştırıldığı ya da sonradan sürekli uygulama nedeniyle sözleşmenin bir unsuru olarak kabul edildiği durumda faturada yer alan kayda ayrıca

Diğer kararlar (4)

11. Hukuk Dairesi, 2022/6678 E., 2023/6746 K.
yüksek eşleşmeKarar metninde maddeye atıf varAsliye Hukuk Mahkemesi
tam metni aç
ldiği, dava konusu boruların ayıplı olduğunun bilirkişi incelemesi ile tespit edilmişse de ayıbın gizli ayıp olduğu net bir şekilde ortaya konulamadığından ayıbın gizli ayıp olduğunun kabulünün mümkün olmadığı, davacı tarafın ayıp ihbarını 6102 sayılı Türk Ticaret Kanunu'nun (6102 sayılı Kanun) 23 üncü maddesi uyarınca malı teslim aldıktan sonra 8 gün içinde incelemek, incelettirmek ve bu inceleme
11. Hukuk Dairesi         2022/6678 E.  ,  2023/6746 K. "İçtihat Metni" MAHKEMESİ :Asliye Hukuk Mahkemesi (Asliye Ticaret Mahkemesi sıfatıyla) SAYISI : 2020/62 Esas, 2022/75 Karar HÜKÜM : Davanın reddine Taraflar arasındaki itirazın iptali davasından dolayı yapılan yargılama sonunda Mahkemece davanın davanın reddine karar verilmiştir. Mahkeme kararı, davacı vekili tarafından temyiz edilmekle; kesinlik, süre, temyiz şartı ve diğer usul eksiklikleri yönünden yapılan ön inceleme sonucunda, temyiz dilekçesinin kabulüne karar verildikten ve Tetkik Hâkimi tarafından hazırlanan rapor dinlendikten sonra dosyadaki belgeler incelenip gereği düşünüldü: I. DAVA Davacı vekili dava dilekçesinde; davacının davalılardan ... San.ve Tic. A.Ş. ile aralarındaki bayilik sözleşmesine istinaden, 5 yıl garantili olarak satın alınan boruların üçüncü kişilere pazarlandığını, ancak müşterilerden borularla ilgili şikayetler geldiğini ve iadelerin başladığını, satış bedelini geri ödemek zorunda kalan davacının maddi olarak büyük kayba uğradığını, ayıba ilişkin olarak Gediz Asliye Hukuk Mahkemesi'nde açılan davanın 2010/389 E. numarasıyla derdest olduğunu, davalı şirketin borçlarını ödememek için diğer davalı şirkete muvazaalı bir devir gerçekleştirdiklerini, borçtan her iki firmanın da sorumlu olduğunu belirterek 154.008,82 TL'nin davalılardan müştereken ve müteselsilen tahsilini talep etmiştir. II. CEVAP Davalı ... İplik San. ve Tic. A.Ş. vekili cevap dilekçesinde; yetkili mahkemenin Gediz Mahkemeleri olduğunu, ayrıca diğer davalı şirketten gayrimenkulün ve makine parkının müştemilatıyla birlikte bedeli ödenmek suretiyle satın alındığını, iki şirket arasında fiili veya hukuki bir irtibat bulunmadığı, davalının taraflar arasındaki sözleşme ilişkisinin tarafı olmadığı gözetildiğinde davalıya husumet yöneltilemeyeceğini belirterek davanın reddini istemiştir. Davalı ... San.ve Tic. A.Ş. vekili cevap dilekçesinde, yetki, derdestlik ve zaman aşımı itirazında bulunarak davanın reddine karar verilmesini istemiştir. III. MAHKEME KARARI 1.Mahkemece 31.03.2015 tarih, 2013/82 E., 2015/223 K. sayılı kararı ile davanın kabulüne, 154.008,82 TL'nin dava tarihinden işleyecek ticari faiziyle birlikte davalılardan müştereken ve müteselsilen tahsili ile davacıya verilmesine, fazlaya dair hakların saklı tutulmasına karar verilmiş, hükmün davalılar vekillerince temyiz edilmesi üzerine (Kapatılan) Yargıtay 19. Hukuk Dairesinin 2018/124 E., 2019/2126 K. sayılı kararı ile Mahkemece 6100 sayılı Hukuk Muhakemeleri Kanunu'nun (6100 sayılı Kanun) 16 ncı maddesine dayanılarak zarar görenlerin Şanlıurfa'da bulunduğu gerekçesiyle davalıların yetki itirazı reddedilmiş ise de dava haksız fiilden kaynaklanan bir dava olmadığından bu kabul şekli doğru olmadığı, yine taraflar arasındaki satış sözleşmesinin ifa yeri açısından bakıldığında sözleşmenin boruların teslimine ilişkin ifa yerinin Şanlıurfa olup boru bedellerinin ödenmesine ilişkin ifa yerinin Gediz olduğu, ancak somut olayda ihtilafın sözleşmenin ifasından kaynaklanmadığı, bu itibarla 6100 sayılı Kanun'un 10 uncu maddesine göre davacının ikametgahı olan Şanlıurfa Mahkemelerinin yetkisinden söz edilemeyeceği, kaldı ki davacı ile davalı ... Plastik San.ve Tic. A.Ş. arasında imzalanan bayilik sözleşmesinin yetkiye ilişkin 3 üncü maddesinde de Gediz Mahkemelerinin yetkili kılındığı, bu itibarla Mahkemece davalıların yetki itirazının kabulü ile dava dilekçesinin yetki yönünden reddine, süresi içinde talep edilmesi halinde dosyanın yetkili Gediz Mahkemesi'ne gönderilmesine karar verilmesi gerekirken davanın esasına girilerek yazılı şekilde karar verilmesi doğru görülmediği gerekçesiyle hüküm bozulmuştur. 2.Mahkemenin yukarıda tarih ve sayısı belirtilen kararı ile tarafların tacir olduğu, ayıp ihbarının yapıldığına ilişkin dosyaya herhangi bir delil sunulmadığı, dosyada bulunan iade faturasının daha önce açılmış olan 2015/37 E. sayılı dosyanın konusu olan boru alımına ilişkin olduğunun görüldüğü, dava konusu borulardaki ayıbın olağan inceleme ile belirlenebilecek açık ayıp mı yoksa kullanım sonrasında ortaya çıkan gizli ayıp mı olduğu konusunda dosyada daha önce alınan raporlarda tespit yapılmadığı, bu nedenle dava konusu sulama boruları başında keşif yapılarak, sulama borularının ayıplı olup olmadığı, ayıplı ise ayıbın olağan bir muayene ile belirlenebilecek nitelikte olup olmadığının veya kullanım sonrasında ortaya çıkan gizli bir ayıp mı olduğu hususunda alınan 26.04.2021 tarihli bilirkişi raporunda ayıbın gizli ayıp olup olmadığının tespit edilemediği ve 30.11.2021 tarihli bilirkişi raporunda malların ayıplı olup olmadığının tespiti için akredite laboratuvarda inceleme yapılması gerektiği ancak 13 yıl boyunca güneş altında kalan boruların basınç testlerinin sağlıklı sonuç vermeyeceğinin belirtildiği, dava konusu boruların ayıplı olduğunun bilirkişi incelemesi ile tespit edilmişse de ayıbın gizli ayıp olduğu net bir şekilde ortaya konulamadığından ayıbın gizli ayıp olduğunun kabulünün mümkün olmadığı, davacı tarafın ayıp ihbarını 6102 sayılı Türk Ticaret Kanunu'nun (6102 sayılı Kanun) 23 üncü maddesi uyarınca malı teslim aldıktan sonra 8 gün içinde incelemek, incelettirmek ve bu inceleme sonucunda malın ayıplı olduğu ortaya çıkarsa, haklarını korumak için durumu satıcıya ihbarla yükümlü olduğu, 6098 sayılı Türk Borçlar Kanunu’nun 223 üncü maddesi uyarınca da alıcının, devraldığı satılanın durumunu işlerin olağan akışına göre imkân bulunur bulunmaz gözden geçirmek ve satılanda satıcının sorumluluğunu gerektiren bir ayıp görürse, bunu uygun bir süre içinde ona bildirmek zorunda olduğu, alıcı gözden geçirmeyi ve bildirimde bulunmayı ihmal ederse satılanı kabul etmiş sayılacağından, ayıp ihbarının davacı tarafından belirlenen yasal süreler içinde yapılmadığı gerekçesiyle davanın reddine karar verilmiştir. IV. TEMYİZ A. Temyiz Yoluna Başvuranlar Mahkemenin yukarıda belirtilen kararına karşı süresi içinde davacı vekili temyiz isteminde bulunmuştur. B. Temyiz Sebepleri Davacı vekili temyiz dilekçesinde özetle; ayıp ihbarının müvekkili tarafından yapılmadığına dair gerekçenin yerinde olmadığını, ayıp ihbarı ve ayıplı malların bedellerinin davacıya ödenmesine dair belgelerin daha önce dosya münderecatına kazandırıldığını, müvekkilinin ayıplı malların tespitini Şanlıurfa 1. Sulh Hukuk Mahkemesinin 2010/158 D. İş sayılı dosyasında yaptırdığını ve dosyadaki bilirkişi raporu ve kararı davalı tarafa tebliğ edildiğini, ayrıca müvekkilinin Şanlıurfa 2. Noterliğinin 12.06.2012 tarih ve 13758 yevmiye nolu ihtarnamesi ile davalı tarafa ayıp ihbarı ve ayıplı malların kendisine ödenmesine dair ihtarnameyi davalı tarafa keşide ettiğini, Gediz Asliye Hukuk Mahkemesinin 2015/37 E. sayılı dosyasındaki tazminat taleplerindeki iade faturaları ile iş bu dava dosyasındaki iade fatura taleplerinin farklı olduğunu, gerekçede belirtildiği gibi aynı faturalara ilişkin olmadığını, gizli ayıbın kabul edilmemesi gerekçesinin yerinde olmadığını, Şanlıurfa 1. Asliye Hukuk Mahkemesinin 2013/82 E. sayılı dosyasında yapılan keşif neticesinde alınan 14.08.2014 tarihli bilirkişi raporunda dava konusu boruların ayıplı olduğunun belirlendiğini, bilirkişilerce boruların birleşme mandallarında Akona ve Gediz markalarının yazılı olduğu, boruların başlık kısımlarında çatlama ve boru gövdesinde boyuna yırtılmaların olduğunun tespit edildiğini, hasarlı olan bu boruların et kalınlıklarının ince oluşu ve homojen olmayışı nedeniyle sulama basıncına karşı yeterli mukavemeti göstermediği ve borularda yırtılmaların meydana geldiğinin görüldüğünü, bu çatlama ve yırtılmaların hatalı üretimden kaynaklı olduğu (polietilen (PE) mandallı yağmurlama sulama borularının ve ek parçalarının ayıplı olduğu) kanaatine varıldığını, talimatla yaptırılan keşif neticesinde alınan bilirkişi kök ve ek raporlarında "13.06.2014 tarihindeki keşif sırasında davaya konu polietilen (PE) mandallı yağmurlama sulama borularında ve ek parçalarında meydana gelen deformasyonlar, çatlamalar, yırtılmalar ve kırılmalar boruların ve ek parçaların kullanılmasından (sulama yapılmasından) sonra görülmüştür." tespitinde bulunulduğunu, bu tespitin Mahkemenin kabulünde olduğunu, gizli ayıp nitelendirmesinin yargılamayı yapan hakim tarafından resen nazara alınması gerektiğini, alınan raporlar ve dosya kapsamından anlaşılacağı üzere dava konusu borulardaki ayıbın davacı tarafından borular satıldıktan sonra boruları satın alan kişilerin kullanmaları sırasında meydana gelen çatlama ve yırtılma nedeniyle iade edildiğini, ilk bakışta bu borulardaki ayıbın anlaşılmadığını, dava konusu ayıplı borulardaki ayıbın olağan bir muayene ile tespitinin mümkün olmadığını, borulardaki ayıp kullanım sırasında meydana geldiğinden ayıbın gizli ayıp olduğunun kabulü gerektiğini, ayıp meydana geldikten sonra davacı tarafından davalı tarafa noter ihtarı ile derhal bildirimde bulunulduğunu ileri sürerek ve re'sen dikkate alınacak sebeplerle kararın bozulmasına karar verilmesini talep etmiştir. C. Gerekçe 1. Uyuşmazlık ve Hukuki Nitelendirme Dava, ticari satıma konu sulama borularının ayıplı olduğu iddiasıyla açılan tazminat davasıdır. 2. İlgili Hukuk 6100 sayılı Hukuk Muhakemeleri Kanunu'nun (6100 sayılı Kanun) 369 uncu maddesinin birinci fıkrası ile 370 ve 371 inci maddeleri, 6102 sayılı Türk Ticaret Kanunu'nun 23 üncü maddesinin birinci fıkrasının (c) bendinin son cümlesi yollamasıyla 6098 sayılı Türk Borçlar Kanunu'nun 223 üncü maddesi 3. Değerlendirme Dava, taraflar arasındaki ticari satıma konu sulama borularının ayıplı olduğu iddiasıyla ödenen bedelin iadesi için açılan tazminat davasıdır. Dosya kapsamında alınan bilirkişi raporlarında söz konusu boruların ayıplı olduğu tespit edilmiş, Mahkemece ayıbın açık ayıp olduğu kabul edilmiş ancak gizli ayıba ilişkin değerlendirme yapılarak hüküm kurulmuştur. Mahkemece alınan 26.04.2021 tarihli bilirkişi raporunda da belirtildiği üzere 13.06.2014 tarihli keşif sırasında davaya konu polietilen mandallı yağmurlama sulama borularında ve ek parçalarında meydana gelen deformasyonlar, çatlamalar, yırtılmalar ve kırılmaların boruların ve ek parçalarının kullanılmasından (sulama yapılmasından) sonra görüldüğü tespiti yapılmıştır. Bu durumda ayıbın açık ayıp olduğu kabul edilemez. Buna göre olaya 6102 sayılı Türk Ticaret Kanunu'nun 23 üncü maddesinin birinci fıkrasının (c) bendinin son cümlesi yollamasıyla 6098 sayılı Türk Borçlar Kanunu'nun 223 üncü maddesi gözetilerek ayıp ihbarının süresinde yapıldığı kabul edilip söz konusu kanun maddesi çerçevesinde işlem yapılarak sonucuna göre bir karar verilmesi gerekirken yazılı şekilde hüküm kurulması doğru görülmemiş, hükmün bu nedenle bozulmasına karar vermek gerekmiştir. V. KARAR Açıklanan sebeplerle; Mahkeme kararının BOZULMASINA, Peşin alınan temyiz karar harcının istek hâlinde ilgiliye iadesine, Dosyanın Mahkemesine gönderilmesine, 22.11.2023 tarihinde oy birliğiyle karar verildi.
11. Hukuk Dairesi, 2022/3027 E., 2023/6686 K.
yüksek eşleşmeKarar metninde maddeye atıf varİstanbul Bölge Adliye Mahkemesi 14. Hukuk Dairesi
tam metni aç
gizli ayıp olarak nitelendirilebileceği, ancak yıkama yapıldıktan sonra ortaya çıkacağından dolayı muayene ile anlaşılan gizli ayıp sınıfında değerlendirilmesi gerektiği, taraflar arasındaki ticari ilişkinin alım satım ilişkisi olduğundan 6102 sayılı Türk Ticaret Kanunu'nun (6102 sayılı Kanun) 23 üncü maddesinde açıklandığı üzere, alıcının ayıplı malı teslim aldığı sırada ayıp açıkça belli ise 2 g
11. Hukuk Dairesi         2022/3027 E.  ,  2023/6686 K. "İçtihat Metni" MAHKEMESİ : İstanbul Bölge Adliye Mahkemesi 14. Hukuk Dairesi SAYISI : 2019/1853 Esas, 2022/217 Karar HÜKÜM : Esastan ret İLK DERECE MAHKEMESİ : Bakırköy 4. Asliye Ticaret Mahkemesi SAYISI : 2017/187 E., 2019/550 K. Taraflar arasındaki ayıplı mal nedeniyle tazminat davasından dolayı yapılan yargılama sonunda İlk Derece Mahkemesince davanın reddine karar verilmiştir. Kararın davacı vekili tarafından istinaf edilmesi üzerine, Bölge Adliye Mahkemesince başvurunun esastan reddine karar verilmiştir. Bölge Adliye Mahkemesi kararı, Yargıtayca duruşma istemli olarak davacı vekili tarafından temyiz edilmekle; kesinlik, süre, temyiz şartı ve diğer usul eksiklikleri yönünden yapılan ön inceleme sonucunda, temyiz dilekçesinin kabulüne, dava konusu meblağ 160.660,00 TL'nin altında bulunduğundan 6100 sayılı Hukuk Muhakemeleri Kanunu'nun (6100 sayılı Kanun) 369 uncu maddesinin ikinci fıkrası gereğince duruşma isteğinin reddine karar verildikten ve Tetkik Hâkimi tarafından hazırlanan rapor dinlendikten sonra dosyadaki belgeler incelenip gereği düşünüldü: I. DAVA Davacı vekili dava dilekçesinde; müvekkili firmanın davalıdan 30.11.2015 ve 27.02.2016 tarihinde toplam 55.525,60 TL bedelli vidala deri emtiasını satın aldığını, ürünlerin dava dışı firmalara gönderilmesini müteakip 45 gün sonra yurt dışında müşterilerin mağazalardan satın aldığı ürünlerde yaptıkları ilk ev yıkamasında ürün üstünde kullanılan deri etiketlerin boya vererek bütün ürünü boyayarak leke yapması probleminin yaşandığını, davacı tarafından kontrollerin yapıldığını, kontroller sayesinde açık görülebilir nitelikte ürünlerin ayıplı olduğunun ortaya çıktığını, ayıpları gidermek üzere ürünlerin yüklemesinin yapıldığı Hollanda'da gerekli olan etiket değiştirme ve tamirat işçiliğinin dava dışı Angel 3000 BV firmasında yaptırıldığını ve bedelin ödendiğini, ödenen bu bedelin gönderilen ihtarname ile davalıdan talep edildiğini, ancak sonuç alınamadığını, davalıdan satın alınan ayıplı ürünler nedeniyle davacı şirketin itibarının zedelendiğini, 6502 sayılı Tüketicinin Korunması Hakkındaki Kanun'un (6502 sayılı Kanun) 11 inci maddesine göre seçimlik haklardan yapılan tamir bedellerinin kendisine ödenmesini talep ettiğini ileri sürerek fazlaya ilişkin haklar saklı kalmak üzere ürünlerin tamiri için yapılan tüm masraflar olan 108.270,48 TL'nin davalıdan tahsiline karar verilmesini talep etmiştir. II. CEVAP Davalı vekili cevap dilekçesinde; davacının muayene ve ayıp ihbarı yükümlülüğünü süresinde yerine getirmediğini, satımın 30.11.2015 ile 27.02.2016 tarihleri arasında gerçekleşmesine rağmen ayıp ihbarının 17.08.2016 tarihli ihtarıyla yapıldığını, ihtarda da ayıpların, açık görülebilir nitelikte olduğunun belirtildiğini, müvekkilince toplam 55.525,60 TL bedelle vidala deri satıldığını, davacı tarafından ayırt edici özelliği bulunan ürün siparişi yapılmadığını, kullanılan ürünlerin müvekkilinden satın alınıp alınmadığının davacı tarafından kanıtlanması gerektiğini, vidala derinin genel olarak ayakkabı üretiminde kullanıldığını, ürünlerin etiket olarak kullanılacağına ilişkin bir bilginin verilmediğini, müvekkilince ürünlerin renk vermeyeceğine ilişkin bir taahhüdün verilmediğini, basiretli bir tacir olan davacının ayakkabı yapımında kullanılan bir deri türünü başka bir araştırma yapmaksızın pantolon etiketi olarak kullanmasının hatalı olduğunu, giyim sektöründe etiketli ürünlerin yıkanmasına ilişkin ürün numuneleri üzerinde yapılan inceleme sonucu yıkama talimatının düzenlendiğini, davacının bu tür bir işlem yapmaması nedeniyle kusurlu olduğunu, tacir olan davacının taleplerinin 6502 sayılı Kanun hükümlerine dayandıramayacağını savunarak davanın reddini istemiştir. III. İLK DERECE MAHKEMESİ KARARI İlk Derece Mahkemesinin yukarıda tarih ve sayısı belirtilen kararı ile davaya konu deri etiketlerin dikilmiş olduğu denim ürünleri kirlettiği ve ayıplı olduğu, dava konusu ayıpların yıkamadan sonra ortaya çıktığı, ilk hali ile ele alındığında görülemeyeceği, bu nedenden dolayı gizli ayıp olarak nitelendirilebileceği, ancak yıkama yapıldıktan sonra ortaya çıkacağından dolayı muayene ile anlaşılan gizli ayıp sınıfında değerlendirilmesi gerektiği, taraflar arasındaki ticari ilişkinin alım satım ilişkisi olduğundan 6102 sayılı Türk Ticaret Kanunu'nun (6102 sayılı Kanun) 23 üncü maddesinde açıklandığı üzere, alıcının ayıplı malı teslim aldığı sırada ayıp açıkça belli ise 2 gün içinde, açıkça belli değilse 8 gün içinde incelemek veya incelettirmekle malın ayıplı olduğu ortaya çıkarsa satıcıya ihbarla yükümlü olduğu, davacının kanunda düzenlenmiş olan ayıp ihbar süresine uymadığı, bu hususta davalıya herhangi bir bildirimde bulunmadığı, satımdan 3 ay süre sonra bildirimde bulunduğu gerekçesiyle davanın reddine karar verilmiştir. IV. İSTİNAF A. İstinaf Yoluna Başvuranlar İlk Derece Mahkemesinin yukarıda belirtilen kararına karşı süresi içinde davacı vekili istinaf başvurusunda bulunmuştur. B. İstinaf Sebepleri Davacı vekili istinaf dilekçesinde özetle; ürünlerin yurt dışında kullanıldıktan sonra yapılan ilk ev yıkamasında, ürünlerde kullanılan deri etiketlerin boya vererek bütün ürünü boyayarak leke yaptığını, kontroller sırasında ayıbın açık görülebilir nitelikte olduğunun belirlendiğini, yurt dışındaki alıcılar tarafından bildirilen zararların ödendiğini, müvekkilinin emtiayı yurt içinde sattığını, alıcıların da ihracat prosedürü içinde ürünü yurt dışına satarak nihai tüketim malında etiket olarak kullandıklarını, bu nedenle ayıpların tespiti ve bildiriminin zaman aldığını, ürünlerin Hollanda'da olması sebebi ile Türkiye'ye getirilmesinin yüksek maliyet ve zaman kaybı olacağı düşünüldüğünden iade alınmadığını, davalının ürünleri aynı anda üretmesi nedeniyle hepsinin ayıplı olduğunu, bir kısmının ayıpsız olduğunun kabul edilemeyeceğini, 6502 sayılı Kanun’da ayıplı malın tanımlandığını ve aynı Kanun'un 12 nci maddesinde zamanaşımının özel olarak düzenlendiğini, iki yıl süresince tüketicinin ayıp ihbarında bulunacağının düzenlendiğini, müvekkilinin uğradığı zararlar nedeniyle yapılan tamir bedelinin talep edildiğini savunarak kararın kaldırılmasını istemiştir. C. Gerekçe ve Sonuç Bölge Adliye Mahkemesinin yukarıda tarih ve sayısı belirtilen kararı ile taraflar arasındaki satım sözleşmesi ilişkisinde, davalı tarafından davacıya 30.11.2015 ile 27.02.2016 tarihleri arasında 55.525,60 TL değerinde vidala deri emtiasının satıldığı, yazılı sözleşme bulunmadığı gibi satılan emtianın niteliği, hangi amaçla kullanılacağı, emtiada bulunması gereken özellikler hususunda davalının bir taahhüdünün bulunduğunun kanıtlanmadığı, 6102 sayılı Kanun'un 23 üncü maddesinin birinci fıkrasının (c) bendinde ayıplı mal hakkında alıcıya ihbar yükümlülüğünün yerine getirildiği, emtianın etiket olarak kullanılacağı ve etiketlerin belli bir sıcaklıkta yıkanmaya karşı korumalı olduğuna ilişkin satıcının bir taahhüdü bulunmadığı, alıcı tarafından teslim alınan emtianın 6098 sayılı Türk Borçlar Kanunu'nun (6098 sayılı Kanun) 223 üncü maddesinde belirtilen süreler içerisinde kullanım amacına uygun şekilde muayene edilerek, ayıbın tespiti halinde bu hususun satıcıya bildirilmesi gerektiği, oysa somut olayda alıcının muayene ve gözden geçirmeyi ihmal ettiğinden 6098 sayılı Kanun'un 223 üncü maddesinin ikinci fıkrası gereğince satılanı olduğu gibi kabul etmiş sayılacağı, diğer yandan, satıcı, ayıplı olduğu ileri sürülen ürünlerin kendisinden alınıp alınmadığının da kanıtlanması gerektiğini savunduğu, ürünlerin davalıdan alınıp alınmadığı ve ürünler üzerinde bilirkişi incelemesi yapılma imkanı bulunmadığından ayıbın davalı tarafından satılan ürünlerden kaynaklandığının da somut delillerle kanıtlanmaması karşısında, ilk derece mahkemesi karar ve gerekçesinde bir isabetsizlik bulunmadığı gerekçesiyle davacı vekilinin istinaf başvurusunun esastan reddine karar verilmiştir. V. TEMYİZ A. Temyiz Yoluna Başvuranlar Bölge Adliye Mahkemesinin yukarıda belirtilen kararına karşı süresi içinde davacı vekili temyiz isteminde bulunmuştur. B. Temyiz Sebepleri Davacı vekili temyiz dilekçesinde özetle; istinaf sebepleriyle kararın kaldırılmasını istemiştir. C. Gerekçe 1. Uyuşmazlık ve Hukuki Nitelendirme Uyuşmazlık, davalı tarafından davacı şirkete satışı yapılmış olan vidala deriden üretilen etiketlerin dikimden sonra boya vererek dikimi yapılan kumaşları kirletmesi sonucu ürünlerin sökülerek değiştirilmesi ve yeni etiket üretiminden kaynaklı masrafların davalıdan talebi istemine ilişkindir. 2. İlgili Hukuk 1.6100 sayılı Hukuk Muhakemeleri Kanunu'nun 353 üncü maddesinin birinci fıkrasının (b) bendinin birinci alt bendi. 2. 6102 sayılı Kanun'un 23 üncü maddesinin birinci fıkrasının (c) bendi. 3.6098 sayılı Kanun'un 223 üncü maddesi. 3. Değerlendirme 1.Bölge adliye mahkemelerinin nihai kararlarının bozulması 6100 sayılı Kanun’un 371 inci maddesinde yer alan sebeplerden birinin varlığı hâlinde mümkündür. 2.Temyizen incelenen karar, tarafların karşılıklı iddia ve savunmalarına, dayandıkları belgelere, uyuşmazlığa uygulanması gereken hukuk kuralları ile hukuki ilişkinin nitelendirilmesine, dava şartlarına, yargılama ve ispat kuralları ile kararda belirtilen gerekçelere göre usul ve kanuna uygun olup davacı vekilince temyiz dilekçesinde ileri sürülen nedenler kararın bozulmasını gerektirecek nitelikte görülmemiştir. VI. KARAR Açıklanan sebeplerle; Temyiz olunan Bölge Adliye Mahkemesi kararının 6100 sayılı Kanun’un 370 inci maddesinin birinci fıkrası uyarınca ONANMASINA, Aşağıda yazılı temyiz giderinin temyiz edene yükletilmesine, Dosyanın İlk Derece Mahkemesine, kararın bir örneğinin Bölge Adliye Mahkemesine gönderilmesine, 21.11.2023 tarihinde oy birliğiyle karar verildi.
11. Hukuk Dairesi, 2023/128 E., 2024/4379 K.
orta eşleşmeKarar metninde maddeye atıf varİstanbul Bölge Adliye Mahkemesi 43. Hukuk Dairesi
tam metni aç
için üretime devam ettiği, 6102 sayılı Türk Ticaret Kanunu'nun (6102 sayılı Kanun) 23 üncü maddesinin birinci fıkrasının (c) bendi atfı ile somut olaya uygulanması gereken 6098 sayılı Kanun'un 223 üncü maddesinin ikinci fıkrası hükmü uyarınca satılanı kabul etmiş sayılacağı ( alıcı gözden geçirmeyi ve bildirimde bulunmayı ihmal ederse hükm
11. Hukuk Dairesi         2023/128 E.  ,  2024/4379 K. "İçtihat Metni" MAHKEMESİ : İstanbul Bölge Adliye Mahkemesi 43. Hukuk Dairesi SAYISI : 2020/1035 Esas, 2022/1194 Karar HÜKÜM : Başvuruların esastan reddi İLK DERECE MAHKEMESİ : İstanbul Anadolu 7. Asliye Ticaret Mahkemesi SAYISI : 2016/1025 E., 2019/776 K. Taraflar arasındaki satım sözleşmesine konu malın ayıplı olduğu iddiasına dayalı menfi tespit ve maddi ve manevi tazminat davasından dolayı yapılan yargılama sonunda İlk Derece Mahkemesince davanın reddine karar verilmiştir. Kararın taraf vekilleri tarafından istinaf edilmesi üzerine, Bölge Adliye Mahkemesince başvuruların esastan reddine karar verilmiştir. Bölge Adliye Mahkemesi kararı davacı vekili tarafından temyiz edilmekle; kesinlik, süre, temyiz şartı ve diğer usul eksiklikleri yönünden yapılan ön inceleme sonucunda, temyiz dilekçesinin kabulüne karar verildikten ve Tetkik Hâkimi tarafından hazırlanan rapor dinlendikten sonra dosyadaki belgeler incelenip gereği düşünüldü: I. DAVA Davacı vekili dava dilekçesinde; müvekkili şirketin işlenmiş deri satın alarak fason deri ceket diktiğini, bu ürünleri de yurt dışındaki ... şirketine ihraç ettiğini, dikimde kullanılan işlenmiş derileri de davalıdan satın aldığını, müvekkilinin davalıdan son olarak iki fatura tahtında işlenmiş deri satın aldığını ve karşılığında davalıya beheri 50.000,00 USD tutarında olan iki adet çek verdiğini, müvekkilinin almış olduğu işlenmiş derilerden ceket dikip 201.543,00 USD karşılığında ... Firmasına 3 parti halinde ihraç ettiğini, malın teslimi üzerine ... firmasınca yaptırılan testlerde, deri ceketlerde, Ülkemiz ve Avrupa Birliği Mevzuatı gereği olması gereken miktarın çok üzerinde Nonyl Phenol ve Nonnyl Phenol Etoksilat tespit edildiğini, ... firmasının test sonuçlarını müvekkili şirkete gönderdiğini, bu durumda ürünlerin uygunsuzluğunu davalı şirkete iletildiğini, davalı tarafın ise bu yüksek analiz değerlerinin zamanla azalacağını ifade ettiğini, oysa analiz değerlerinin zamanla daha da arttığını; aşırı yüksek değerlerin davalıya sorulduğunda; davalı tarafın Busan isimli firmanın bu derileri üzetirken yağ giderici kimyasal olarak bu maddeleri kullandığını bildirdiğini, durumu ... ile derhal paylaştıklarını, ... firmasının yasaklı olan bu maddelerin kullanılamayacağını, kullanılırsa ciltle teması halinde oluşan etkilenmenin sakıncalı olduğunu bildirdiğini, bu sebeple gönderilen parti malların imha edileceğinin bildirildiğini, davacı şirket ile ... arasında yapılan sözleşmenin 7 nci maddesine göre ceketlerin ayıplı olduğu, 8 inci maddesi ile ayıplı ürünler için tazminatın hesaplama yönteminin belirtildiği; bu çerçevede ... tarafından gönderilen mamullerin imha edildiğini ve %30 oranında da cezai şart (60.435,00 USD ) tahakkuk ettirildiğini, cezai şartında davacı şirket tarafından ödendiğini, böylece alınamayan mal bedeli + ödenen cezai şartın toplamı olan 461.880,80 USD zararlarının doğduğunu; 6098 sayılı Türk Borçlar Kanunu'nun (6098 sayılı Kanun) 219 uncu maddesi ile düzenlenen ayıplardan doğan sorumluluklar kapsamında davalı şirketten temin edilen malların ayıplı olması ve bu hususunda testlerle ortaya çıkan gizli ayıp niteliğinde olması sebebiyle 6098 sayılı Kanun'un 227 inci maddesi gereğince davalıdan tazminat isteme haklarının doğduğunu ileri sürerek müvekkilinin davaya konu 2 adet çek nedeniyle davalıya borçlu olmadığının tespitine, 161.888,90 USD maddi tazminatın, müvekkilinin ihracat rejimi uyarınca uğradığı 20.951,11 USD'nin ve 10.000,00 TL manevi tazminatın davalıdan tahsiline karar verilmesini talep etmiştir. II. CEVAP Davalı vekili cevap dilekçesinde; davacının ... firmasına sattığı deri ceketlerin imalatında kullandığı derileri müvekkilinden değil dava dışı Burak Doğuş isimli bir kişiden satın aldığını, davalının müvekkilinden aldığı deri ceket miktarıyla ...'a sattığı miktarda deri ceket üretmesine imkan bulunmadığını, esasen müvekkilince davacıya yapılan satışın tarihi ve ihraç tarihleri gözetildiğinde davacının bu miktar ceketi üretecek bir zamanı da bulunmadığını, ... firması ile kendileri arasında ticari bir ilişki ya da yazılı bir anlaşmanın bulunmadığını; davacı ile de aralarında NPEO analiz sınırlaması konusunda bir anlaşmanın bulunmadığını; davacı ile aralarında süregelen ilişkide de, davacının analiz sınırlaması konusunda müvekkilinden bir talepte bulunmadığını; bununla birlikte müvekkili şirketin üç farklı deri numunesinde laboratuvar testi talep ettiği, sonuçların menfi olduğunu yani zararlı madde bulunmadığı; müvekkili şirket tarafından da sonuçların mail vasıtasıyla hem davacı şirkete hemde ... firmasına bildirildiğini; müvekkili tarafından yaptırılan laboratuvar sonuçlarına göre müvekkilince verilen deri mamullerin uygun olduğunu ... firması ve davacı firma tarafından bilindiğini ve parti mallarında bu şekilde kabul edilmesine rağmen daha sonra açılan bu davanın haksız olduğunu, davacının basiretli davranmadığını, kötü niyetli hareket ettiğini, ... firmasının isteklerini davacının müvekkili şirkete bildirmediğini, NPEO konusunda ... taleplerine aykırı olduğunu bilerek davacının üretim yaptığını, ...'un bu olumsuz sonucu fark etmesiyle kesilen cezadan kendilerinin sorumlu tutulamayacağını savunarak davanın reddini istemiştir. III. İLK DERECE MAHKEMESİ KARARI İlk Derece Mahkemesinin yukarıda tarih ve sayısı belirtilen kararı ile davaya konu ürünlerin 17.03.2016 gününde 169096 sıra sayılı faturaya konu edilen deri olduğu, bunun işlendiği ve ceket haline getirildiği, daha sonra da ihracata konu yapıldığı, bilirkişi raporunda da açıklandığı gibi ayıbın somut olayımızda açık ayıp niteliğinde olduğu, zira davalının yaptırdığı test sonuçlarının 1.400 - 1.600 seviyesinde olduğu (oysa ülkemiz içinde bu seviyenin en çok 1.000 - yurt dışında avrupa birliği kriterleri gereğince ise 500 olması gerektiği), işlenmiş derideki zararlı madde seviyesinin normalin üstünde olduğu bizzat davalı tarafından yaptırılan testlerle ortaya çıktığı ancak davalının bu test sonuçlarını davacı ve ... firmasına bildirdiği, davacının bu test sonuçlarını bildiğinin, cevaba cevap dilekçesinin 3 üncü sayfasının 2 nci bendinden açıkça belli olduğu, durum böyle olunca tacir sıfatına bağlı basiretli davranma sorumluluğu kapsamında olan davacının, açık ayıp durumundaki ve Türkiye'de bile sınırın üzerindeki bu test sonucuna rağmen ayıp ihbarında bulunmadığı, bilakis davalıdan aldığı mamullerle ... için üretime devam ettiği, 6102 sayılı Türk Ticaret Kanunu'nun (6102 sayılı Kanun) 23 üncü maddesinin birinci fıkrasının (c) bendi atfı ile somut olaya uygulanması gereken 6098 sayılı Kanun'un 223 üncü maddesinin ikinci fıkrası hükmü uyarınca satılanı kabul etmiş sayılacağı ( alıcı gözden geçirmeyi ve bildirimde bulunmayı ihmal ederse hükmü gereğince), kaldı ki, bir an için ayıbın gizli ayıp olduğu kabul edilse dahi, yurt dışı testlerinin 02.05.2016 tarihinde davacıya bildirildiğinin dava dilekçesi ekinden anlaşıldığı, yine 19 Mayıs tarihli test sonuçlarını bildiren faks örneklerinin dosyaya yansıdığı, davanın ise 20.09.2016 tarihinde açıldığı, bu tarihe kadar yapılmış bir ayıp ihbarının sunulmadığı, bu sebeple davadaki taleplerin süresi içinde ayıp ihbarında bulunmayan davacı tarafından istenemeyeceği nazara alınarak bu sebeple ... tarafından imha edilen deri ceketlerin davalı yanca verilen ceketler olup olmadığının da bir önem arz etmeyeceği, davacının usulünce uyap ihbarında bulunmadığı gerekçesiyle davanın reddine karar verilmiştir. IV. İSTİNAF A. İstinaf Yoluna Başvuranlar İlk Derece Mahkemesinin yukarıda belirtilen kararına karşı süresi içinde taraf vekilleri istinaf başvurusunda bulunmuştur. B. İstinaf Sebepleri 1.Davacı vekili istinaf dilekçesinde özetle; 6098 sayılı Kanun'un 225 inci maddesinin, "Ağır kusurlu olan satıcı, satılandaki ayıbın kendisine süresinde bildirilmemiş olduğunu ileri sürerek sorumluluktan kısmen de olsa kurtulamaz. Satıcılığı meslek edinmiş kişilerin bilmesi gereken ayıplar bakımından da aynı hüküm geçerlidir." hükmünü haiz olduğunu, bu nedenle gerekçeli kararda belirtildiği gibi ayıp ihbarının süresinde yapılmadığı kabul edilse dahi ağır kusurlu olan davalının salt bu sebeple sorumluluktan kurtulamayacağını, davaya konu ayıbın ancak profesyonel kuruluşlarca yapılan testlerle ortaya çıkabilecek nitelikte gizli bir ayıp olduğunu, buna rağmen ayıbın açık ayıp olarak nitelendirilmesinin doğru olmadığını, davalı şirketin müvekkiline ayıbın farkında olduğunu, derilerdeki bu maddelerin zamanla azalacağını bildirdiğini ancak zararlı maddenin azalmak bir yana çok daha fazla arttığını, müvekkilinin deri imalatçı olmadığını, bu nedenle deri aldığı davalı firmanın sözüne ve taahhüdüne güvenerek işlem yaptığını, Mahkemece kabul edildiği gibi "derileri ayıplı olduğunu bildiği halde ihraç etmesi" gibi bir durumun kesinlikle söz konusu olmadığını, davalı firmanın beyanı üzerine "derilerdeki NPEO değerinin düşeceği bilgisine sahip olduğu için" deri ceketleri piyasaya sürdüğünü, dolayısıyla davacı şirkete karşı vermiş olduğu garantiye uymayan ve söz konusu zararın oluşmasına neden olanın yine davalı firma olduğunu, .... isimli kişinin davalı Şirkette veya davalı Şirket için çalıştığını, söz konusu ayıplı ürünlerin davalı Şirket tarafından imal edildiğini, .... şirketine satılacağını kendilerinin de bildiğini ve buna ilişkin olarak birçok yazışma ve işlem yaptığının açık olduğunu, davalı tarafın malların kendilerinden alınmadığına ve kendilerinden alınan malların ...'a gönderildiğini bilmediklerine ilişkin beyanlarının gerçeği yansıtmadığının da davalının cevap dilekçesindeki ikrarları ve yapılan incelemeler neticesinde ortaya çıktığını, bilirkişilerce verilen ilk raporun 5 inci maddesinde de belirtildiği üzere; "insan sağlığına ve çevreye bu derece zararlı olan 'npeo' kimyasalının yasal sınır değerlerine düşürmeye yarayan bir yöntem bulunmadığı, bu nedenle siparişçi ... Firması tarafından usulüne uygun şekilde imha edilmesinin, uygun olduğu" kanaatine varıldığını, müvekkilinin davalı yanca ayıplı ürün satılması nedeniyle dava dilekçesi ve aşamalardaki beyanlarında etraflıca açıkladıkları maddi ve manevi zararlara düçar olduğunu belirterek İlk Derece Mahkemesi kararının kaldırılmasını istemiştir. 2. Davalı vekili istinaf dilekçesinde özetle; müvekkili lehine tazminata hükmedilmemesinin doğru olmadığını belirterek İlk Derece Mahkemesi kararının kaldırılmasını istemiştir. C. Gerekçe ve Sonuç Bölge Adliye Mahkemesinin yukarıda tarih ve sayısı belirtilen kararı ile İlk Derece Mahkemesinin vakıa ve hukuki değerlendirmesinde usul ve yasaya aykırılık bulunmadığı gerekçesiyle başvuruların esastan reddine karar verilmiştir. V. TEMYİZ A. Temyiz Yoluna Başvuranlar Bölge Adliye Mahkemesinin yukarıda belirtilen kararına karşı süresi içinde davacı vekili temyiz isteminde bulunmuştur. B. Temyiz Sebepleri Davacı vekili temyiz dilekçesinde özetle; istinaf dilekçesinde belirttiği hususları tekrar ederek kararının bozulmasını istemiştir. C. Gerekçe 1. Uyuşmazlık ve Hukuki Nitelendirme Uyuşmazlık, satım sözleşmesine konu malın ayıplı olduğu iddiasına dayalı menfi tespit ve maddi ve manevi tazminat istemine ilişkindir. 2. İlgili Hukuk 1. 6100 sayılı Hukuk Muhakemeleri Kanunu'nun (6100 sayılı Kanun) 369 uncu maddesinin birinci fıkrası ile 370 ve 371 inci maddeleri. 2. 6102 sayılı Kanun'un 23 üncü maddesinin birinci fıkrasının (c) bendi. 3. 6098 sayılı Kanun'un 223 üncü maddesinin ikinci fıkrası ile aynı Kanun'un 225 inci maddesi. 3. Değerlendirme 1.Bölge adliye mahkemelerinin nihai kararlarının bozulması 6100 sayılı Kanun’un 371 inci maddesinde yer alan sebeplerden birinin varlığı hâlinde mümkündür. 2.Temyizen incelenen karar, tarafların karşılıklı iddia ve savunmalarına, dayandıkları belgelere, uyuşmazlığa uygulanması gereken hukuk kuralları ile hukuki ilişkinin nitelendirilmesine, dava şartlarına, yargılama ve ispat kuralları ile kararda belirtilen gerekçelere göre usul ve kanuna uygun olup davacı vekilince temyiz dilekçesinde ileri sürülen nedenler kararın bozulmasını gerektirecek nitelikte görülmemiştir. VI. KARAR Açıklanan sebeple; Temyiz olunan Bölge Adliye Mahkemesi kararının 6100 sayılı Kanun’un 370 inci maddesinin birinci fıkrası uyarınca ONANMASINA, Aşağıda yazılı temyiz giderinin temyiz edene yükletilmesine, Dosyanın İlk Derece Mahkemesine, kararın bir örneğinin Bölge Adliye Mahkemesine gönderilmesine, 28.05.2024 tarihinde oy birliğiyle karar verildi.
11. Hukuk Dairesi, 2023/2829 E., 2024/5566 K.
orta eşleşmeKarar metninde maddeye atıf varKonya Bölge Adliye Mahkemesi 6. Hukuk Dairesi
tam metni aç
in yukarıda tarih ve sayısı belirtilen kararı ile gerek ayıba karşı tekeffül hükümlerine, gerekse sözleşmeye aykırılığa dayalı olarak tazminat talebinde bulunacak tarafın öncelikle 6098 sayılı Türk Borçlar Kanunu (6098 sayılı Kanun) 223 ve 6102 sayılı Türk Ticaret Kanunu (6102 sayılı Kanun) 23 üncü maddeleri uyarınca usulüne uygun olarak ihbar ve ihtarda bulunması da gerektiği, taraflar arasındaki
11. Hukuk Dairesi         2023/2829 E.  ,  2024/5566 K. "İçtihat Metni" MAHKEMESİ : Konya Bölge Adliye Mahkemesi 6. Hukuk Dairesi SAYISI : 2020/2850 Esas, 2023/340 Karar ASIL VE BİRLEŞEN DAVADA DAVACI : Anse Mermer USA, LLC vekili Avukat ... ASIL VE BİRLEŞEN DAVADA DAVALILAR : 1.... vekili Avukat ... 2.... Doğal Taş Dış Ticaret Ltd. Şti. vekili Avukat ... İHBAR OLUNAN : ... ... Lojistik A.Ş. vekili Avukat ... DAVA TARİHİ : 17.03.2015 HÜKÜM : Asıl ve birleşen davanın reddine İLK DERECE MAHKEMESİ : Karaman 1. Asliye Hukuk Mahkemesi (Asliye Ticaret Mahkemesi sıfatıyla) SAYISI : 2015/297 E., 2020/124 K. Taraflar arasındaki tazminat davasından dolayı yapılan yargılama sonunda İlk Derece Mahkemesince asıl ve birleşen davaların reddine karar verilmiştir. İhbar olunan ... A.Ş vekilinin istinaf talebine yönelik olarak mahkemece, ilgilinin istinaf kanun yoluna başvurma hakkı olmadığından bahisle talebin reddine dair ek karar verilmiştir. Kararın davacı vekili, ek kararın ihbar olunan ... A.Ş vekili tarafından istinaf edilmesi üzerine, Bölge Adliye Mahkemesince ek karara yönelik istinaf başvurusunun esastan reddine, karara karşı davacı istinaf başvurusunun vekalet ücretine yönelik olarak kabulü ile İlk Derece Mahkemesi hükmü kaldırılarak yeniden esas hakkında hüküm kurulmak suretiyle asıl ve birleşen davanın reddine karar verilmiştir. Bölge Adliye Mahkemesi kararı Yargıtayca duruşma istemli olarak asıl ve birleşen davada davacı vekili ve duruşma istemi olmaksızın ihbar olunan vekili tarafından temyiz edilmekle; kesinlik, süre, temyiz şartı ve diğer usul eksiklikleri yönünden yapılan ön inceleme sonucunda, temyiz dilekçesinin kabulüne karar verildi. Duruşma için belirlenen 02.07.2024 günü hazır bulunan davacı vekili Avukat ... ile davalı ... Doğal Taş Dış. Tic. Ltd. Şti. vekili Avukat ... dinlenildikten sonra duruşmalı işlerin yoğunluğu ve süre darlığından ötürü işin incelenerek karara bağlanması ileriye bırakıldı. Tetkik hakimi tarafından hazırlanan rapor dinlendikten sonra dosyadaki belgeler incelenip, gereği düşünüldü. I. DAVA 1.Asıl davada davacı vekili dava dilekçesinde; müvekkili olan ... Mermer USA, LLC 'nin USA’da yerleşik ve Türkiye'den mermer ithalatı yapan bir şirket olduğunu, müvekkili ile davalı şirketler arasında 17 konteyner mermer alım-satımı konusunda sözlü olarak anlaşma yapıldığını, anlaşma uyarınca davalılar tarafından 17 konteyner mermerin Mersin Limanından ... Limanına gönderildiğini, gönderilen mermerlerin satış bedeli olarak davalılardan ... ... Dış Ticaret Ltd. Şti. hesabına 98.6921,85 USD havale yapıldığını, ... Limanında USA Gümrük ve Sınır Koruma İç Güvenlik Bakanlığı tarafından yapılan kontrollerde mermerlerin paketli olduğu paletlerde böcek ve haşereye rastlanıldığını, bu nedenle sözleşme konusu emtianın gümrükten hiç içeri alınmadığını ve iade edildiğini, sözleşme konusu mermerlerle ilgili olarak müvekkilinin de ... Gözetme ve Analiz Hizmetleri AŞ. isimli bağımsız test kuruluşundan rapor aldığını, bu ... de emtianın açık renk mi koyu renk mi olduğu konusunda rapor aldırdığını, bu rapora göre emtianın ayıplı olduğunu ve sözleşmedeki koşulları taşımadığını, emtianın gümrük mevzuatına aykırı paketlenmesi ve sözleşme ile belirlenen özellikleri taşımaması nedeniyle ayıplı olduğunu, görünüşte bakıldığında müvekkili ile davalılardan ... ... Ltd. Şti. ile sözleşme yapıldığını, ancak her iki davalı şirket arasında organik bağ bulunduğunu, davalıların tamamen birlikte hareket ettiklerini, taraflar arasındaki sözleşme nedeniyle müvekkili tarafından mermerlerin Mersin'den USA’ya taşınması için ... ... Lojistik AŞ isimli lojistik firmasına 31.675,00 USD, Kıyama isimli gümrük firmasına 30.546,40 USD, ... Gözetme ve Analiz Hizmetlerine 472,00 USD, ... Limanındaki taşıma ve depolama işlemleri için 13.240,00 USD ödeme yapıldığını, buna sözleşme bedeli olan 98.621,85 USD ilave edildiğinde toplam 174.555,25 USD karşılığı 458.975,57 TL zararlarının bulunduğunu ileri sürerek toplam 458.975,57 TL tazminatın ödeme gününden itibaren işleyecek en yüksek ticari faizi ile birlikte aralarında organik bağ bulunan davalı şirketlerden tahsiline karar verilmesini talep ve dava etmiştir. 2.Birleşen davada davacı vekili dava dilekçesinde özetle, asıl davaya konu olay nedeniyle müvekkilinin döviz kurlarındaki aşırı artış, emtianın zamanında ve ayıpsız olarak teslim edileceği inancıyla davacının üçüncü şahıslarla yaptığı sözleşmeler neticesinde ödeyeceği tazminat ve ödenen sözleşme bedeli ile diğer giderlerin iade edilmemesi nedeniyle aradan geçen uzun zaman içinde bu meblağın kullanamamasından kaynaklı munzam zararlarının bulunduğunu beyan ederek şimdilik 150.000,00 TL munzam zararın davalılardan tahsiline karar verilmesini talep ve dava etmiştir. II. CEVAP 1.Asıl davada davalı ... Doğal Taş Dış Ticaret Ltd. Şti. vekili cevap dilekçesinde özetle; müvekkil şirketin ihracatın gerçekleşmesi açısından üzerine düşen tüm yükümlülükleri eksiksiz yerine getirdiğini, dava konusu satış işleminde FOB (Free on Board -gemiye bordasında masrafsız teslim) yönteminin benimsendiğini, deniz aşırı sözleşmelerde kullanılan bu satış yönteminde, malın gemiye yüklenmesi ile satıcının sorumluluğunun sona erdiğini, malın gemiye yüklenmesinden sonra tüm sorumluluğun alıcıya ait olduğunu, Fob satışlarda uygulanacak olan İNCOTERMS 2010 kurallarına göre satıcının alıcıya karşı taşıma sözleşmesi ve sigorta sözleşmesi yapmak gibi yükümlülüklerinin olmadığını, müvekkilinin ISPM 15 (Bitki Sağlığı İçin Uluslaşası standartlar) kurallarının gerektirdiği bütün işlemleri yaptığını, bu kurallara göre ambalajlarla ilgili olarak ısıl işlem yada fümügasyon işlemlerinden birinin yapılması yeterli olmasına rağmen emtia ambalajlarına her iki işlemin de tatbik edildiğini, ısıl işlemi yapan firmaların ilgili bakanlığın öngördüğü belge, izin ve donanıma sahip olduğunu, emtianın yükleme limanına sözleşme ve gümrük mevzuatına uygun bir şekilde teslim edildiğini, bu konuda düzenlenen fümügasyon belgesinde de bu durumun kayıt altına alındığını, mermer paletlerindeki böceklenmenin hasar olarak değerlendirilmesi gerektiğini, hasarın elverişsiz koşullarda taşımadan kaynaklandığını, bu durumun taşıyıcı firmanın sorumluğunda olduğunu, emtianın sözleşmede kararlaştırılan vasıfları taşımadığı ve ayıplı olduğu iddiası ile ilgili olarak kendilerine dava tarihine kadar herhangi bir ihbarda bulunulmadığını, emtianın standartlara uygun olduğunu, husumetin müvekkil şirkete değil taşıyıcıya yöneltilmesi gerektiğini, ihracata konu emtiaların gemi bordasında teslim edilmiş olması ile birlikte iş bu davanın altı aylık zamanaşımı süresinden sonra ikame edildiğini savunarak davanın reddine karar verilmesini talep etmiştir. 2.Asıl davada davalı ...-... Maden ve Akaryakıt San. Tic. Ltd. Şti. temsilcisi cevap dilekçesinde özetle; davacı ile diğer davalı arasındaki sözleşmenin tarafı olmadıklarını, davalı şirketler arasında organik bağ bulunmadığını bu nedenle haklarında açılmış olan davanın öncelikle husumet yönünden reddinin gerektiğini, ayrıca kendilerine ayıp konusunda herhangi bir ihbarda bulunulmadığını savunarak davanın zamanaşımı yönünden reddine karar verilmesini talep etmiştir. 3.Birleşen davada davalılar vekilleri ayrı ayrı cevap dilekçelerinde, asıl davadaki savunmalarını tekrar ederek müvekkillerinin bir sorumluluğu bulunmadığını belirterek davanın reddini istemişlerdir. III. İLK DERECE MAHKEMESİ KARARI İlk Derece Mahkemesinin yukarıda tarih ve sayısı belirtilen kararı ile gerek ayıba karşı tekeffül hükümlerine, gerekse sözleşmeye aykırılığa dayalı olarak tazminat talebinde bulunacak tarafın öncelikle 6098 sayılı Türk Borçlar Kanunu (6098 sayılı Kanun) 223 ve 6102 sayılı Türk Ticaret Kanunu (6102 sayılı Kanun) 23 üncü maddeleri uyarınca usulüne uygun olarak ihbar ve ihtarda bulunması da gerektiği, taraflar arasındaki elektronik yazışmalara göre USA Gümrük ve Sınır Koruma İç Güvenlik Bakanlığı'nın iade kararının 22 Ekim 2014 tarihinde gerek davacı gerekse davacı adına gümrük işlemlerini yapan Kıyama İsimli firma tarafından davalılara ihbar edildiği, bu nedenle davalıların zamanaşımı savunmasına itibar edilmediği, diğer yandan ihraç edilen 17 konteyner mermerin sadece 11 tanesinin iade edildiği, 6 tanesinin iade edildiğine dair bir kayıt bulunmadığı, bu durumda davacının satılanı tam olarak iade ettiğinden de bahsedilemeyeceği, uluslararası ticarette kullanılan ahşap ambalaj malzemelerinin ISPM-15 standartlarına uygun olması gerektiği, ISPM-15 standartları ise Uluslararası Bitki Sağlığı Konvansiyonu (IPPC) tarafından, bitki sağlığı önlemleri için belirlenen, zararlı organizmaların ihracatta kullanılan ahşap ambalaj malzemeleri ile taşınması ve yayılmasını önlemek üzere belirlenen kurallar bütünü olduğu, ülkemizde ISPM-15 işaretlemesinin Gıda, Tarım ve Hayvancılık Bakanlığı tarafından izin verilen işletmeler tarafından bakanlıkça çıkarılan yönetmeliklere uygun olarak yapıldığı, dava konusu ihracat işleminin yapıldığı tarihte 04.12.2011 tarih ve 28132 sayılı Resmi Gazetede yayımlanan Ahşap Ambalaj Malzemelerinin Isıl İşleme Tabi Tutulmasına Dair Yönetmelik hükümlerinin yürürlükte olduğu, söz konusu yönetmeliğe göre; Uluslararası Ticarette kullanılan ahşap ambalaj malzemeleri ile ilgili ısıl işlem ve ISPM-15 işaretlemesinin ancak bakanlık tarafından izin verilen firmalar tarafından yapılabildiği, somut olayda ihracatta kullanılan ahşap ambalaj malzemelerin, dava dışı YGS Orman Ürünleri Ambalaj İnş. Nakliye ve San. Tic. A.Ş. tarafından imal edilerek ısıl işleme tabi tutultuğu, firmanın ısıl işlem yapma konusunda izni bulunduğu, bu firma tarafından kesilen faturaların incelenmesinde ise faturaların arka kısmına Ahşap Malzemelerin Isıl İşleme Tabi Tutulmasına ve İşaretlenmesine Dair Yönetmeliğe uygun olarak yapılan ısıl işlem değerlerinin ve bilgisayar çıktılarının ilave edildiğinin anlaşıldığı, davacı tarafından ahşap ambalaj malzemelerinin kabuklu olduğu ve bunun sözleşmeye aykırılık teşkil ettiği iddia edilmekle birlikte, 04.12.2011 tarih ve 28132 sayılı resmi gazetede yayımlanan Ahşap Ambalaj Malzemelerinin Isıl İşleme Tabi Tutulmasına Dair Yönetmeliğin 6/a. maddesinin mefhumu muhalifine nazaran ısıl işlemden geçmiş (HT) ahşap malzemelerde genişliği 3 cm'den, alanı 50 cm2'den az kabuk bulunabileceği, diğer yandan davalıların yasal bir zorunluluk bulunmamasına rağmen ahşap ambalaj malzemeleri ile ilgili olarak fümügasyon işlemi de yaptırdıkları, ihracata konu konteynerlerin tamamı 24 saat süre ile metil bromid ile fümügasyona tabi tutulduğu, fümügasyon işlemini yapan M&B İlaç Pazarlama Tic. Ltd. Şti.’nin izninin bulunmaması sadece idari yaptırıma tabi olup, davalıların fümügasyon yaptırma zorunluluğunun bulunmaması da nazara alındığında bu durumun sonuca etkisi bulunmadığı, davalıların ihracat yükünde böceklenme riskine karşı ısıl işlem ve fümügasyon yaptırdığı sabit olup yükün paletleriyle bir bütün olarak ve sağlam olarak gönderilmesi için gerekli önlemleri aldıkları, bu aşamadan sonra emtianın küpeşteye teslim edildiği, ihracata ilişkin gümrük beyannameleri ile faturalarda açıkça FOB teslim şeklinin kararlaştırılmış olduğu, FOB teslim şeklinde, satıcının satış konusu emtiayı alıcı tarafından tayin edilen gemiye teslim ederek borcunu ifa etmiş sayıldığı, satılan malın geminin bordasını aşması anına kadar ki masraf ve rizikolardan satıcının sorumlu olduğu, bundan sonraki hasar ve yararın ise alıcıya ait olduğu, konşimentolarda FCL/FCL ile konteynerin gönderici tarafından mühürlendiği kaydının bulunduğu, bu kayıt malların konteynere yüklenmesi, istifi, sayımı, konteynerin mühürlenmesi, konteynerin taşımaya elverişliliğinin denetimi gibi hususların gönderenin sorumluluğunda olduğuna dair karine teşkil ettiği, taşıyan tarafından konşimentolara "emtianın sağlam ve eksiksiz olarak teslim alındığının" şerh edilmesi karşısında davalıların sözleşme konusu emtiayı sağlam ve usulüne uygun olarak taşıyana teslim ettiğinin anlaşıldığı, davacının dava konusu mermerlerin sözleşme ile kararlaştırılan vasıfları taşımadığı ve ayıplı olduğu yönündeki iddiasının incelenmesinde, taraflar arasında yazılı bir sözleşme yapılmadığı, faturalarda mermer türlerinin 1. 2. 3. kalite eskitme traverten ve 1. 2. 3. kalite light traverten olarak belirtildiği, elektronik yazışmalarda mermerlerin rengi hakkında bir ihtilaf yaşandığı anlaşılmakla birlikte davacı şirket temsilcisi 18.09.2018 tarihli 11 nolu celsede bu yazışmaların daha önceki satım sözleşmeleri ile ilgili olduğunu beyan ettiği, ... Gözetme ve Analiz Hizmetleri AŞ tarafından hazırlanan 12.02.2015 tarihli raporda ise mermerlerin renk yönünden ayıplı olduğu yönünde kanaat bildirilmekle birlikte, bu raporun davacı tarafından verilen numunelere göre hazırlandığı, sözleşmenin bu numuneler esas alınarak yapıldığı konusunda açıklık bulunmadığı, raporun hazırlanmasında kullanılan bilimsel yöntemlerin belli olmadığı, taraflar arasındaki deniz aşırı satım sözleşmesinde; davalıların ihracat yükünde böceklenme riskine karşı ısıl işlem ve fümügasyon yaptırdığ, yükün paletleriyle bir bütün olarak ve sağlam olarak gönderilmesi için gerekli önlemleri aldıkları, emtiayı FOB teslim şartına uygun olarak güverteye ve taşıyana teslim ettikleri, bu durumun konşimentolara düşülen şerh ile taşıyan tarafından da onaylandığı, mermerlerin rengi konusundaki ayıp iddiasının ispatlanamadığı, davacı tarafın iddia ettiği ahşap ambalaj malzemelerindeki böceklenme ve larva oluşumu ile mermerlerdeki renk değişiminin, rizikonun satıcı üzerinde bulunduğu bir aşamada gerçekleşmediği, davalıların gerek ayıba karşı tekeffül hükümlerine ve gerekse genel hükümlere göre tazminat sorumluluğunun doğmadığı gerekçesi ile asıl ve birleşen davanın reddine karar verilmiştir. IV. İSTİNAF A. İstinaf Yoluna Başvuranlar İlk Derece Mahkemesinin yukarıda belirtilen kararına karşı süresi içinde davacı vekili ve ihbar olunan vekili istinaf başvurusunda bulunmuştur. B. İstinaf Sebepleri 1.Davacı vekili istinaf dilekçesinde özetle; taraflar arasındaki satış sözleşmesinin asli ediminin açık renk-light Yeşildere kalite mermer satışına ilişkin olduğunu, ancak Walnut-Kahverengi mermer gönderildiğini, bu kapsamda sözleşmeye aykırılığın söz konusu olduğunu, farklı nitelikte mal teslimi (aliud ifa) halinde, genel hükümlerine göre alıcının malı kabul etmeme hakkının söz konusu olacağını ve bu durumda da, ayıba ilişkin hükümlerin değil, genel hükümlerin olaya uygulanacağını, malların ABD gümrüğünce kabulünün red edildiğini, ambalajlamadaki ayıp nedeniyle, mermerlerin üzerinde bulunduğu ahşap kasaların böceklendiğini, bu hususun bir vaka olarak kesin bir şekilde tespit edildiğini, yönetmeliklere göre, ısıl işleme rağmen böceklenme meydana gelmiş ise, ısıl işlemin yapılmamış sayılması gerekeceğini, böylesi bir ayıbın sözleşmenin esaslı ihlali anlamına geleceği ve alıcının malı red etme hakkının bulunacağını, davalı satıcının ağır kusurlu olduğunu, davalı firmaların özdeş olduğu kabul edildiği ve aynı nedenden dolayı davanın reddine karar verildiği halde, ayrı ayrı vekalet ücretine hükmedilmesinin kabul edilemeyeceğini, mahkemece munzam zarar talepleri yönünden herhangi bir inceleme yapılmadığını ileri sürerek ilk derece mahkemesi kararının kaldırılmasını davaların kabulüne karar verilmesini istemiştir. 2.İhbar olunan ... ... Lojistik A.Ş. vekili istinaf dilekçesinde özetle; mahkemece 19.10.2020 tarihli ek karar ile ihbar olunanın istinaf başvuru hakkı bulunmadığı gerekçesiyle ihbar olunan vekilinin istinaf başvurusunun reddine karar verildiğini, yerel mahkemece müvekkili şirket aleyhine de hüküm kurulduğunu, bu nedenle istinaf kanun yoluna başvurmakta hukuki yararının olduğunu, mahkemece istinaf başvurularının reddine karar verilmesinin usul ve yasaya aykırı olduğunu, dava konusu olayda yüklemenin davalıların sorumluluğunda olduğunu, dava konusu uyuşmazlıkta davalıların ambalajlamayı yetersiz, hukuka ve gümrük mevzuatına aykırı olarak gerçekleştirdiğinden zararın taşımadan kaynaklanmadığını ileri sürerek yerel mahkeme kararının kaldırılmasını istemiştir. C. Gerekçe ve Sonuç Bölge Adliye Mahkemesinin yukarıda tarih ve sayısı belirtilen kararı ile ihbar olunanın istinaf hakkı bulunmadığından mahkemece verilen ek kararın usul ve yasaya uygun olduğu gerekçesi ile ihbar olunanın istinaf isteminin reddine, davacının vekalet ücretine yönelik istinaf talebinin kabulü ile İlk Derece Mahkemesi hükmünün kaldırılmasına, yeniden esas hakkında hüküm kurulmasına, asıl ve birleşen davaların reddine karar verilmiştir. V. TEMYİZ A. Temyiz Yoluna Başvuranlar Bölge Adliye Mahkemesinin yukarıda belirtilen kararına karşı süresi içinde davacı vekili ve ihbar olunan vekili temyiz isteminde bulunmuştur. B. Temyiz Sebepleri 1.Davacı vekili temyiz dilekçesinde özetle; istinaf dilekçesini tekrar ederek kararın bozulmasını istemiştir. 2.İhbar olunan şirket vekili temyiz dilekçesinde istinaf dilekçesini tekrar ederek kararın bozulmasını istemiştir. C. Gerekçe 1. Uyuşmazlık ve Hukuki Nitelendirme Asıl dava, satım sözleşmesinin gereği gibi ifa edilmediği iddiasına dayalı olarak açılan tazminat talebine ilişkin olup birleşen dava aynı olaydan kaynaklı munzam zarar tazmini talebine ilişkindir. 2. İlgili Hukuk 1.6098 sayılı Kanun'un 223 üncü maddesi 2.6102 sayılı Türk Ticaret Kanunu'nun 23 üncü maddesi 3. Değerlendirme 1.Bölge adliye mahkemelerinin nihai kararlarının bozulması 6100 sayılı Kanun’un 371 inci maddesinde yer alan sebeplerden birinin varlığı hâlinde mümkündür. 2.Temyizen incelenen karar, tarafların karşılıklı iddia ve savunmalarına, dayandıkları belgelere, uyuşmazlığa uygulanması gereken hukuk kuralları ile hukuki ilişkinin nitelendirilmesine, dava şartlarına, yargılama ve ispat kuralları ile kararda belirtilen gerekçelere göre usul ve yasaya uygun olup ihbar olunan ... ... Lojistik A.Ş. vekilinin temyiz dilekçesinde ileri sürülen nedenler kararın bozulmasını gerektirecek nitelikte görülmemiştir. 3.İlk derece mahkemesince alınan 13.06.2016 tarihli Maden Mühendisi ve Uluslararası Lojistik Uzmanı tarafından hazırlanan teknik raporda ve 18.01.2017 tarihli ek raporda, kullanılan paletlerin kabuklu, budaklı, keresteden yapıldığı bildirilmiş, 26 adet paletin mühürsüz olduğu (yani ısıl işlem yapıldığına dair bir işaret tespit edilememiş), dosyasına göre ısıl işlemin ve fumigasyon işleminin yapıldığının anlaşıldığı ve fakat bu işlemin usulüne uygun yapılmış olması halinde böceklenmenin mümkün olmadığı rapor edilmiştir. Keza, Mersin 4. Sulh Hukuk Mahkemesi 2015/5 Değişik iş dosyasında da, Ziraat Mühendisi ve Orman Yüksek Mühendisinden oluşan teknik bilirkişi heyeti raporunda da, dava konusu paketleme malzemelerinin çam ağacından yapılmış olup, bazıları üzerinde kabukların mevcut olduğu, 15.05.1957 tarih ve 6968 sayılı Zirai Mücadele ve Karantina Kanunu'na dayanarak çıkarılan ve 12 Mayıs 2010 tarih ve 27570 sayılı Resmi Gazetede yayımlanan yönetmelik hükümlerine göre ahşap ambalaj malzeme üzerinde kabuk bulunmaması gerektiği, şayet usulüne uygun ısıl işlem ve fumigasyon yapılmış olsa idi ahşap malzemede ABD tarım bölümü, hayvan ve bitki muayene servisinin iddia ettiği gibi canlı kabuk böceklerin olmayacağı rapor edilmiştir. Mahkemece alınan bu rapordan sonra dosyanın tevdi edildiği üç kişilik emekli Sayıştay uzman denetçisinden oluşan bilirkişi heyeti ise yalnızca ambalaj üzerindeki kodlama (DB) (kabuksuzdur) ve davalının akredite iş yerinden ısıl işlemi yaptırdığına ilişkin yazılı belgelere istinaden sorumluluk doğmayacağını açıklamış ise de, tek başına bu kodlama ile fırınlama ve fumigasyon belegeleri işlemin kamilen yapıldığına karine teşkil etmez. Davacı bedelini ödediği ürünleri ABD gümrük görevlilerinin resmi tasarrufu nedeniyle teslim alamadığını aksi ispatlanamayan belgeler ile ispatlamıştır. Bu durumda mahkemece akti ilişkinin tarafı olan davalı ... Doğal Taş Dış Ticaret Ltd. Şti.'nin ihraç kaydı ile satılan mermer ambalajlama işini ihraç edilen ülkenin kaydi kurallarına uymaksızın gönderildiğinin anlaşılması ile asıl davada davacı zararına ilişkin illiyet bağının kurulduğunu kabul ederek, esasa girilmesi gerekirken hatalı değerlendirme ile davanın reddine karar verilmesi doğru olmamıştır. 4.Davacı her ne kadar davalı şirketler arasında organik bağ olduğundan bahisle her iki davalıya karşı da taleplerin ileri sürmüş ve gerek ilk derece mahkemesince gerekse de bölge adliye mahkemesince her iki davalı şirketin faaliyet konularının aynı olduğu, ... 'ün her iki şirkette de dönem dönem ortak ve temsilci olduğu, her iki şirketin ortakları ve temsilcileri olan ... , ... ve ... arasında akrabalık ilişkisinin bulunduğu, bu kişilerin davacı yanla yaptıkları mail yazışmaları dikkate alınarak davalı şirketler arasında iktisadi bütünlük ve yönetsel eşitlik olduğu gerekçesi ile tüzel kişilik perdesinin aralanması ile davalı şirketler arasında organik bağ olduğu kabul edilmiş ve her iki davalı bakımından davanın esastan reddine karar verilmiş ise de, faturaların (İnvoice) incelenmesinde; satıcının davalı ... Doğal Taş Dış Ticaret Ltd. Şti., alıcının ise ... Mermer olduğu görülmekle, satım akti bu iki şirket arasında kurulmuş olup, davalı ...-... Maden ve Akaryakıt San. Tic. Ltd. Şti.'ye husumet düşmeyeceği gözden kaçırılarak hatalı değerlendirme ile adı geçen bu davalı bakımından esastan red kararı verilmesi doğru olmamıştır. 5.Miktar veya değeri kesinlik sınırını geçmeyen davalara ilişkin nihai kararlar, 6100 sayılı Hukuk Muhakemeleri Kanunu'nun 362 nci maddesi uyarınca temyiz edilemez. Temyize konu edilen miktarın kesinlik sınırının altında kalması hâlinde anılan Kanun’un 366 ncı maddesi atfıyla aynı Kanun’un 352 nci maddesinin birinci fıkrasının (b) bendi uyarınca temyiz dilekçesinin reddine karar vermek gerekir. Dosya içeriğine göre birleşen dava bakımından davacı vekilinin temyize konu ettiği toplam miktar 150.000 TL olup Bölge Adliye Mahkemesinin karar tarihi itibari ile kesinlik sınırı olan 238.735 TL’nin altında kalmaktadır. VI. KARAR Açıklanan sebeple, 1.Temyiz olunan Bölge Adliye Mahkemesi kararının 6100 sayılı Kanun’un 370 inci maddesinin birinci fıkrası uyarınca İhbar olunanın ... ... Lojistik A.Ş yönünden ONANMASINA, 2.Birleşen davada davacı vekilinin temyiz dilekçesinin miktardan REDDİNE, 3.Temyiz olunan Bölge Adliye Mahkemesi kararının BOZULMASINA, Aşağıda yazılı temyiz giderinin temyiz eden ihbar olunan ... ... Lojistik A.Ş.'ye yükletilmesine, Takdir olunan 17.100,00 TL duruşma vekâlet ücretinin davalılardan alınarak, davacıya verilmesine, Peşin alınan temyiz karar harcının istek halinde asıl ve birleşen davada davacıya iadesine, Dosyanın kararı veren Bölge Adliye Mahkemesine gönderilmesine, 04.07.2024 tarihinde oy birliğiyle karar verildi.

Eşleştirme iki kanıta dayanır: kararın kendi metnindeki madde atfı ve şerh kitaplarının o kararı hangi maddenin altında bastığı. Otomatik üretilmiştir, hukuki tavsiye değildir; kararın güncelliğini ve sonraki içtihat değişikliklerini ayrıca denetleyin.

Bu Maddeyle İlgili Sınav Sorusu

Ticaret Hukuku

Ticari satışlarda "ayıp ihbarı" ile ilgili süreler hakkında aşağıdakilerden hangisi yanlıştır?

A) Açık ayıplarda teslimden itibaren 2 gün içinde ihbar yapılmalıdır.
B) Açık ayıplarda teslimden itibaren 8 gün içinde ihbar yapılmalıdır.
C) Gizli ayıplarda muayene süresi 8 gündür.
D) Tacirler arası ticari satışlarda özel süreler uygulanır.
E) Süresinde ihbar yapılmazsa mal kabul edilmiş sayılır.

Bu maddeyle ilgili 3 soru daha var!

Soruların tamamını çözmek, açıklamalı cevapları görmek ve Hukuksal Eğitim yapay zeka asistanı ile çalışmak için platforma katılın.

Hukuksal Eğitim Platformu'na Üye Ol