Türk Ticaret Kanunu 22. maddesi, Hukuksal Eğitim mevzuat kütüphanesinde tam metin olarak yayımlanmıştır. Aşağıda maddenin tam metni, maddeyle eşleşen yüksek mahkeme kararları ve bu maddeden çıkmış sınav soruları yer alır. Ham metin için adresin sonuna /raw ekleyin.
Madde Metni
MADDE 22- (1) Tacir sıfatını haiz borçlu, Türk Borçlar Kanununun 121 inci maddesinin ikinci fıkrasıyla 182 nci maddesinin üçüncü fıkrasında ve 525 inci maddesinde yazılı hâllerde, aşırı ücret veya ceza kararlaştırılmış olduğu iddiasıyla ücret veya sözleşme cezasının indirilmesini mahkemeden isteyemez.
5. Ticari satış ve mal değişimi
Bu Maddeyle İlgili Yüksek Mahkeme Kararları
14 karar eşleşti
3. Hukuk Dairesi, 2023/1903 E., 2023/3584 K.
orta eşleşmeKarar metninde maddeye atıf varAsliye Hukuk Mahkemesi
6102 sayılı Türk Ticaret Kanunu'nun 22 nci maddesi,
3. Hukuk Dairesi 2023/1903 E. , 2023/3584 K.
"İçtihat Metni"
MAHKEMESİ :Asliye Hukuk Mahkemesi
SAYISI : 2022/440 E., 2023/19 K.
DAVA TARİHİ : 02.06.2008
Taraflar arasında görülen kurum işleminin iptali ve menfi tespit davasında verilen karar hakkında yapılan karar düzeltme incelemesi sonucunda Dairece, Mahkeme kararının bozulmasına karar verilmiştir.
Mahkemece bozmaya uyularak yeniden yapılan yargılama sonucunda; davanın kısmen kabulüne karar verilmiştir.
Mahkeme kararı taraf vekillerince temyiz edilmekle; kesinlik, süre, temyiz şartı ve diğer usul eksiklikleri yönünden yapılan ön inceleme sonucunda, temyiz dilekçelerinin kabulüne karar verildikten ve Tetkik Hâkimi tarafından hazırlanan rapor dinlendikten sonra dosyadaki belgeler incelenip gereği düşünüldü:
I. DAVA
Davacı vekili; davalı kurum tarafından, eczacı olan müvekkilince kuruma sahte reçete fatura edildiği gerekçesiyle 2007 yılı Eczane Protokolünün 6.3.20 nci maddesi uyarınca sözleşmesinin feshedildiğinin ve 397.768,07 TL cezai şart uygulanacağının bildirildiğini, fatura edilen 2007 yılı Eylül dönemine ait 7 adet SSK ve 5 adet Bağ-Kur reçetesinin eksik çıktığı bilgisinin verildiğini, ancak söz konusu eylemlerin, müvekkilinin bilgisi dışında, eczanede kalfa olarak çalışan dava dışı ... tarafından gerçekleştirildiğini, müvekkilinin kusurunun bulunmadığını ve cezaların şahsiliği ilkesinin gözetilmesi gerektiğini, reçete bedeli tutarında davalı kuruma ödemede bulunarak kurum zararının giderildiğini, hakkında uygulanan kurum işleminin ekonomik mahvına sebebiyet vereceğini ileri sürerek; müvekkilinin, davalı kuruma borçlu olmadığının ve sözleşmenin feshi ile iki yıl sözleşme yapılmamasına ilişkin kurum işleminin hukuka aykırı ve geçersiz olduğunun tespitini; olmadığı taktirde cezai şartın kaldırılmasını ya da indirim yapılmasını talep ve dava etmiştir.
II. CEVAP
Davalı vekili; söz konusu protokolün müvekkili kurum ile davacı arasında imzalandığını, bu nedenle tüm sorumluluğun davacıya ait olduğunu, kurum işleminde hukuka aykırılık bulunmadığını belirterek davanın reddini savunmuştur.
III. MAHKEME KARARI
Mahkemenin 18.06.2015 tarihli ve 2008/242 E. 2015/390 K. sayılı kararıyla; davaya konu sahte reçetelerin, eczane çalışanı dava dışı ... tarafından düzenlenip, reçete muhteviyatı ilaçları da üçüncü kişilere satmak suretiyle menfaat temin ettiği, sanık olarak yargılandığı ceza davasında mahkumiyetine karar verildiğini, bu nedenle sahte reçetelerin kuruma fatura edilmesinde kastı bulunmayan davacının sorumluluğuna gidilemeyeceği gerekçe gösterilerek, davanın kabulüne ve 2007 yılı Eczane Protokolünün 6.3.20 nci maddesi gereğince sözleşmenin feshi ile iki sene sözleşme yapılmamasına ilişkin davalı kurum işlemlerinin iptali ile davacının, davalı kuruma borçlu olmadığının tespitine karar verilmiştir.
IV. BOZMA VE BOZMADAN SONRAKİ YARGILAMA SÜRECİ
A. Birinci Bozma Kararı
1. Mahkemenin yukarıda tarih ve sayısı belirtilen kararına karşı süresi içinde taraf vekilleri temyiz isteminde bulunmuştur.
2. Yargıtay (Kapatılan) 13. Hukuk Dairesinin 17.05.2018 tarihli ve 2015/29611 E. 2018/5976 K. sayılı ilamıyla; “Her ne kadar Mahkemece, ceza yargılaması neticesinde davacının beraatine, kalfa ...'ın cezalandırılmasına karar verildiği ve böylece davacının kusurunun bulunmadığının anlaşıldığı gerekçesiyle davanın kabulüne karar verilmiş ise de, adam çalıştıranın sorumluluğuna ilişkin dava tarihi itibariyle yürürlükte bulunan 818 sayılı Borçlar Kanunu’nun 55 inci maddesi uyarınca davacı eczacının, çalıştırdığı kalfanın eylemlerinden sorumlu olduğu gibi davalı kurum ile imzalanan sözleşmenin tarafı olduğundan, sözleşmeye aykırılık halinde uygulanacak işlemlerin de davacı hakkında uygulanması gerektiği; hal böyle olunca, adam çalıştıranın sorumluluğuna ilişkin hükümler gözetilerek hasıl olacak sonuca göre bir karar verilmesi gerekirken, yazılı şekilde karar verilmesinin usul ve yasaya aykırı olduğu” gerekçesiyle davalı vekilinin temyiz itirazlarının kabulü ile hükmün bozulmasına; bozma nedenine göre davacı vekilinin temyiz itirazlarının şimdilik incelenmesine yer olmadığına karar verilmiştir.
B. Mahkemece Bozmaya Uyularak Verilen Karar
Mahkemenin 18.05.2021 tarihli ve 2020/322 E. 2021/315 K. sayılı kararıyla; eczane çalışanı dava dışı ...'ın davaya konu eylemi kasten gerçekleştirdiği, bahse konu sahte reçetelerin kuruma fatura edilmesinden adam çalıştıran sıfatıyla davacı eczacının da sorumlu olduğu, ancak cezai şart miktarının davacının ekonomik yönden mahvına sebep olacak derecede aşırı olup indirim yapılması gerektiği, bu nedenle cezai şartın reçete bedelleri toplamı 39.768,07 TL olarak uygulanmasının yerinde olacağı gerekçe gösterilerek, davanın kısmen kabulüne ve kurum işleminin kısmen iptali ile davacı hakkında sözleşmenin 1 (bir) yıl süreyle feshedilmesine ve cezai şart bedelinin 39.768,07 TL olarak uygulanmasına karar verilmiştir.
C. İkinci Bozma Kararı
1. Mahkemenin yukarıda tarih ve sayısı belirtilen kararına karşı süresi içinde taraf vekilleri temyiz isteminde bulunmuştur.
2. Dairemizin 23.11.2021 tarihli ve 2021/5577 Esas, 11846 Karar sayılı ilamıyla; (1) numaralı bentte tarafların sair temyiz itirazlarının reddine karar verildikten sonra (2) numaralı bentte özetle; “Mahkemece, cezai şart tutarının davacının ekonomik yönden mahvına sebep olacak derecede aşırı olduğu gerekçe gösterilerek 818 sayılı Borçlar Kanunu’nun 161 inci maddesi uyarınca takdiri indirim uygulanmasına karar verilmiş ise de cezai şartın taraflar için bağlayıcı olan protokol ile düzenlenmiş olup, basiretli tacir olan davacının protokol hükümlerine uymak zorunda olduğu, bu nedenle cezai şart bedelinden indirim yapılamayacak ise de 2012 yılı ve sonraki tarihte yürürlüğe giren protokol hükümleri ile davacı eczacı lehine düzenlemeler getirildiği gözetilerek 2012 yılı ve sonraki tarihte yürürlüğe giren protokol hükümlerinin değerlendirilmesi suretiyle ulaşılacak sonuca göre bir karar verilmesi gerekirken, yanılgılı değerlendirme ve eksik incelemeyle yazılı şekilde karar verilmesinin doğru olmadığı” gerekçesiyle hükmün bozulmasına karar verilmiştir.
D. Karar Düzeltme
1. Dairemizin yukarıda tarih ve sayısı belirtilen bozma kararına karşı süresi içinde davacı vekili karar düzeltme isteminde bulunmuştur.
2. Dairemizin 15.03.2022 tarihli ve 2022/1233 Esas, 2243 Karar sayılı ilamıyla özetle; (1) numaralı bentte davacı vekilinin sair karar düzeltme itirazlarının reddine karar verildikten sonra (2) numaralı bentte özetle; “Mahkemece, önceki bozma ilamında da belirtildiği üzere, 2012 yılı ve sonraki tarihli protokol hükümleriyle ilgili değerlendirilme yapılmadığı gibi, tacir sıfatını haiz davacı eczacının davaya konu eylemin gerçekleşmesindeki kusur durumu, ödeme gücü, protokolün imzalandığı tarihteki iktisadi durumu değerlendirilmeksizin, yine bu yönde davacı eczacının defter ve kayıtları incelenmeksizin, soyut ve yetersiz gerekçeyle cezai şarttan ve sözleşmenin feshine ilişkin süreden indirim yapılarak karar verildiğinin anlaşıldığı; bu durumda Mahkemece, davaya konu sahte reçetelerin kuruma fatura edilmesinde davacı eczacının sorumluluğuna gidilebileceği, nitekim bahse konu eylemin gerçekleşmesinde davacı eczacı çalışanının kastının bulunduğu, ancak kurum işlemine dayanak gösterilen 2007 yılı Eczane Protokolünün 6.3.21 inci maddesindeki “sözleşmenin feshine” ilişkin yaptırımın “uyarı” olarak değiştirildiği dikkate alınarak, sözleşmenin feshine yönelik kurum işleminin iptaline; cezai şart yönünden ise özellikle davacı eczacının ekonomik durumu, ödeme gücü, kusur durumu, davalı kurumun uğradığı zarar miktarı göz önünde bulundurularak, bu yönde davacının ticari faaliyetine dair ilgili bilgi ve belgeler, ticari defter ve kayıtları getirtilerek, cezaî şartın tahsili cihetine gidilmesi hâlinde, davacının eskisi gibi ticarî hayatını devam ettirmesinin mümkün olup olmadığına dair gerekirse bilirkişi marifetiyle inceleme yapılarak hasıl olacak sonuca göre bir karar verilmesi gerekirken, cezai şarttan hangi nedenle indirim yapıldığına ilişkin yeterli gerekçe içermeyecek şekilde, eksik inceleme ve araştırma ile karar verilmesinin doğru olmadığı” gerekçesiyle davacı vekilinin bu yöne ilişkin karar düzeltme isteminin kabulü ile Dairenin 23.11.2021 tarihli bozma ilamının kaldırılmasına ve hükmün açıklanan gerekçeyle bozulmasına karar verilmiştir.
E. Mahkemece Bozmaya Uyularak Verilen Karar
Mahkemenin yukarıda tarih ve sayısı belirtilen kararıyla; bozma ilamı doğrultusunda alınan 05.12.2022 tarihli bilirkişi raporuna göre, davacının 2006 yılında 44.048,31 TL, 2007 yılında 49.828,46 TL ve 2008 yılında 32.150,75 TL bilanço kârının olduğu ve 397.680,70 TL cezai şartın davacıdan tahsili halinde ekonomik mahvına sebebiyet verileceğinin belirtildiği; davacının ekonomik durumu, tespit edilen yıllık bilanço kârına göre ödeme durumu, kusur durumu, davalı kurumun uğradığı zarar miktarı ve somut olayın özellikleri göz önüne alındığında, talep edilen cezaî şartın tahsili halinde davacının ekonomik olarak çöküntüye uğrayacağının anlaşıldığı gerekçe gösterilerek; davanın kısmen kabulü ile davalı kurumun 28.04.2008 tarihli sözleşmenin feshine yönelik işleminin iptaline ve cezai şartın reçete bedelleri toplamı olan 39.768,07 TL olarak uygulanmasına, taraflar arasındaki muarazanın bu şekilde giderilmesine karar verilmiştir.
V. TEMYİZ
A. Temyiz Yoluna Başvuranlar
Mahkemenin yukarıda belirtilen kararına karşı süresi içinde taraf vekilleri temyiz isteminde bulunmuştur.
B. Temyiz Sebepleri
1. Davacı vekili; müvekkilinin, adam çalıştıran sıfatıyla sorumlu olduğu sahte reçete bedelini ödeyerek kurum zararını giderdiğini, zararı aşan kısımdan sorumlu olmadığını, bu nedenle müvekkilinden zararın 10 katı tutarında cezai şart talep edilmesinin Borçlar Kanunu’nun adam çalıştıranın sorumluluğuna ilişkin hükümlerine aykırı olduğunu; somut olayda 2020 yılı Protokolünün uygulanmasının gerektiğini, müvekkilinin kurumu zarara uğratma amacıyla kasıtlı olarak bir işlem yapmadığı ceza mahkemesi kararıyla sabit olduğundan, protokolde yer alan kurtuluş beyyinesinden yararlanması gerektiğini; bilirkişi kurulu raporunda, cezai şartın faiziyle birlikte müvekkilinden tahsil edilmesinin ekonomik mahvına sebebiyet vereceğinin değerlendirilmiş olup rapor doğrultusunda, cezai şartın tamamen iptal edilmesi gerektiğini ileri sürerek, kararın müvekkili aleyhine hükmedilen cezai şart yönünden bozulmasını talep etmiştir.
2. Davalı vekili; cezai şartta yapılan indirimin fahiş olduğunu, davacının basiretli bir tacir gibi davranarak sözleşme hükümlerine uyması gerektiğini, ancak protokol hükümlerine aykırı davranarak müvekkili kurumu zarara uğratması nedeniyle davaya konu işlemlerin uygulandığını; hükme esas alınan bilirkişi raporunun denetime elverişli olmadığını, davacının her yıl düzenli olarak kâr etmiş olup, cezai şartı ödemesinin ekonomik mahvına sebebiyet vermeyeceğini ileri sürerek, kararın bozulmasını talep etmiştir.
C. Gerekçe
1. Uyuşmazlık ve Hukuki Nitelendirme
Uyuşmazlık; kurum işleminin iptali ve menfi tespit isteğine ilişkindir.
2. İlgili Hukuk
1. Mülga 818 sayılı Borçlar Kanunu’nun 55 ve 161 inci (6098 sayılı Türk Borçlar Kanunu’nun 66 ve 182 nci) maddeleri,
2. 6102 sayılı Türk Ticaret Kanunu'nun 22 nci maddesi,
3. Yargıtay Hukuk Genel Kurulunun 14.09.2021 tarihli 2017(19)11-943 E. 2021/984 K. sayılı kararı,
4. Yargıtay Hukuk Genel Kurulunun 20.12.2013 tarihli ve 2013/23-131 E. 2013/1681 K. sayılı kararı,
5. Yargıtay İçtihadı Birleştirme Genel Kurulunun 04.02.1959 tarihli ve 13/5 sayılı kararı ile 09.05.1960 tarihli ve 21/9 sayılı kararı.
3. Değerlendirme
1.1. Bir Mahkemenin, Yargıtay Dairesince verilen bozma kararına uyması sonunda, kendisi için o kararda gösterilen şekilde inceleme ve araştırma yaparak, yine o kararda belirtilen hukuki esaslar gereğince hüküm verme yükümlülüğü doğar. “Usuli kazanılmış hak” olarak tanımlanan bu olgu Mahkemeye, hükmüne uyduğu Yargıtay bozma kararında belirtilen çerçevede işlem yapma ve hüküm kurma zorunluluğu getirmektedir.
1.2. Bundan başka, Yargıtay tarafından bozulan bir hükmün, bozma kararının kapsamı dışında kalmış olan kısımları kesinleşir. Bozma kararına uymuş olan Mahkeme kesinleşen bu kısımlar hakkında yeniden inceleme yaparak karar veremez. Bir başka anlatımla, kesinleşmiş olan bu kısımları lehine olan taraf yararına usuli kazanılmış hak oluşturur.
1.3. Yapılan bu genel açıklamalar doğrultusunda, temyizen incelenen Mahkeme kararının bozmaya uygun olduğu, kararda ve kararın gerekçesinde hukuk kurallarının somut olaya uygulanmasında bir isabetsizlik bulunmadığı ve özellikle davacı eczacının adam çalıştıranın sorumluluğuna ilişkin Borçlar Kanunu hükümleri uyarınca, çalıştırdığı kalfanın eylemlerinden sorumlu olduğu gibi davalı kurum ile imzalanan sözleşmenin tarafı olduğundan sözleşmeye aykırılık nedeniyle uygulanacak işlemlerin davacı hakkında da uygulanması gerektiği, bozmaya uyulmakla karşı taraf yararına kazanılmış hak durumunu oluşturan yönlerin ise yeniden incelenmesine hukukça imkân bulunmadığı anlaşılmakla, davacı vekilinin yerinde görülmeyen temyiz itirazlarının reddine karar vermek gerekmiştir.
2.1. Davalı kurum vekilinin temyiz itirazlarının incelenmesine gelince; cezai şart; borçlunun alacaklıya karşı mevcut bir borcu hiç veya gereği gibi ifa etmemesi halinde ödemeyi üstlendiği, hukuki işlem ile belirlenmiş ekonomik değeri olan geciktirici koşul niteliğinde bir edimdir. Cezai şart zararı tazmin amacı değil, sözleşmeden doğan borcun ifasını sağlama amacı güder. Asıl borcun fer’isi olan cezai şart, asıl borca bağlıdır, fakat ondan ayrı bir edim niteliğini taşır ve cezai şartın istenebilmesi için zararın gerçekleşmesi şart değildir.
2.2. Cezai şartın miktarı, mülga 818 sayılı Kanun’un 161 inci (6098 sayılı Kanun’un 182 nci) maddesinin birinci fıkrası uyarınca serbestçe kararlaştırılabilir. Ancak kararlaştırılan ceza miktarı bazı hallerde borçlunun ekonomik kişilik hakkını, ticari faaliyetini ihlal edecek, olumsuz yönde etkileyecek ölçüde aşırı olabilir. Bu takdirde aşırı ceza koşulu, borçluyu sadece sınırlı olarak bağlar. 818 sayılı Kanun’un 161 inci (6098 sayılı Kanun’un 182 nci) maddesinin üçüncü fıkrasına göre hakim, aşırı gördüğü ceza koşulunu takdir yetkisini kullanarak kendiliğinden indirir. Hakim takdir hakkına dayalı olarak kararını verirken alacaklı ve borçlunun ekonomik durumunu, alacaklının çıkarlarını, özellikle uğradığı zarar miktarını, borçlunun kusurunu, borca aykırılığın ağırlığını, sözleşmenin türünü ve süresini göz önünde tutar (Eren, Fikret; Borçlar Hukuku Genel Hükümler, Ankara: Yetkin Yayıncılık, 2020, s. 1319-1321).
2.3. 6102 sayılı Türk Ticaret Kanunu'nun 22 nci maddesi ise tacir sıfatını haiz borçlunun hakimden aşırı gördüğü ceza koşulunun indirilmesini isteyemeyeceği hükmünü içermektedir. Bununla birlikte, taraflarca sözleşme ile tespit edilmiş olan cezaî şart miktarı, borçlu durumda olan tacirin, iktisaden mahvına neden olacak ve onun eskisi gibi ticarî faaliyetini devam ettirmesine imkân tanımayacak derecede ağır ve yüksek ise o zaman böyle bir cezaî şartı ahlâk ve adaba aykırı bir şart olarak kabul ederek, kısmen veya tamamen iptali cihetine gitmek mümkündür. Çünkü, ahlâk ve adaba aykırılık dolayısıyla sözleşmede yer alan cezaî şartın butlanı, hukukun genel bir ilkesidir. Nitekim bu husus Yargıtayın içtihatları ile de benimsenmiştir.
2.4. Mahkemenin bu hususta karar verirken, borçlu tacirin ticari faaliyetine dair gerekli bilgi ve belgeler, ticari defter ve kayıtlar getirtilip yukarıda açıklanan ilkeler göz önüne alınarak, kararlaştırılan cezaî şartın tahsili cihetine gidilmesi hâlinde o tacirin eskisi gibi ticarî hayatını devam ettirmesinin mümkün olup olmadığına dair gerekirse bilirkişi marifetiyle inceleme ve araştırma yapması, varılan sonuç ve verilen kararın denetime elverişli olacak şekilde gerekçeli kararda tartışılmış olması gerekir.
2.5. Somut olayda ise Mahkemece, bir önceki bozma ilamı doğrultusunda aldırılan 05.12.2022 tarihli bilirkişi heyeti raporuna göre davacının eczacılık faaliyetine ilişkin bilgi ve belgeler ile ticari defter ve kayıtlarının incelenmesinde; 2006 yılında 44.048,31 TL, 2007 yılında 49.828,46 TL ve 2008 yılında 32.150,75 TL bilanço kârının olduğu tespit edilmiştir. Buna göre, davacının cezai işlemin konusu olan eylemin işlendiği tarihte kazancının iyi olup kâra geçmesine rağmen cezai şart miktarında yapılan indirimin fazla olduğu anlaşılmıştır. Bu durumda, protokolde kararlaştırılan cezai şart miktarından makul bir indirim yapılması ve tahsili halinde davacının ekonomik mahvına sebebiyet vermeyeceği de göz önüne alınarak hasıl olacak sonuca göre bir karar verilmesi gerekirken, cezai şarttan yüksek oranda indirim yapılarak yazılı şekilde hüküm kurulması doğru görülmemiş; açıklanan sebeplerle kararın bozulması gerekmiştir.
VI. KARAR
Açıklanan Sebeplerle;
1. Davacı vekilinin yerinde görülmeyen temyiz itirazlarının REDDİNE,
2. Temyiz olunan Mahkeme kararının 1086 sayılı Hukuk Usulü Muhakemeleri Kanunu'nun (1086 sayılı Kanun) 428 inci maddesi gereğince davalı yararına BOZULMASINA,
Aşağıda yazılı temyiz harcının istek halinde temyiz edene iadesine,
6100 sayılı Kanun'un Geçici 3 üncü maddesi atfıyla 1086 sayılı Kanun'un 440 ıncı maddesi gereğince davacı yönünden kararın tebliğinden itibaren 15 günlük süre içinde karar düzeltme yolu açık; davalı yönünden kapalı olmak üzere,
06.12.2023 tarihinde oy birliğiyle karar verildi.
Diğer kararlar (4)
11. Hukuk Dairesi, 2024/5750 E., 2025/3682 K.
orta eşleşmeKarar metninde maddeye atıf varBursa Bölge Adliye Mahkemesi 5. Hukuk Dairesi
tam metni aç
il, sözleşmenin nisbiliği ilkesi gereğince 10.06.2010 tarihli sözleşmenin tarafları olan diğer ortaklara karşı yöneltilebileceği, bununla birlikte dava konusu ana sözleşmenin 6762 sayılı TTK döneminde düzenlendiği ve dava tarihi itibariyle 6102 sayılı TTK'nın yürürlükte olduğu, 6103 sayılı Türk Ticaret Kanunu'nun Yürürlüğü ve Uygulama Şekli Hakkında Kanun'un (6103 sayılı Kanun) 22. maddesi gereğin
11. Hukuk Dairesi 2024/5750 E. , 2025/3682 K.
"İçtihat Metni"
MAHKEMESİ : Bursa Bölge Adliye Mahkemesi 5. Hukuk Dairesi
SAYISI : 2024/340 Esas, 2024/865 Karar
HÜKÜM : Davanın reddi
(Yeniden esas hakkında hüküm tesis edilmek suretiyle)
İLK DERECE MAHKEMESİ : Bursa 2. Asliye Ticaret Mahkemesi
SAYISI : 2022/346 E., 2023/1217 K.
Bölge Adliye Mahkemesi kararı, Yargıtayca duruşma istemli olarak davacı vekili tarafından temyiz edilmekle; temyiz şartı ve diğer usul eksiklikleri yönünden yapılan ön inceleme sonucunda, temyiz dilekçesinin kabulüne, dava, 6100 sayılı Hukuk Muhakemeleri Kanunu'nun (HMK) 369/2 hükmü gereğince miktar veya değer söz konusu olmaksızın duruşmalı olarak incelenmesi gereken dava ve işlerin dışında bulunduğundan duruşma isteğinin reddine karar verildikten ve Tetkik Hâkimi tarafından hazırlanan rapor dinlendikten sonra dosyadaki belgeler incelenip gereği düşünüldü:
KARAR
I. DAVA
Davacı vekili dava dilekçesinde; müvekkilinin hissedarı bulunduğu A.F.E. Elektrik Üretim Ltd. Şti’ndeki (A.F.E) hisselerinin bir kısmını 10.06.2010 tarihli hisse devir sözleşmesi ile dava dışı ..., ... ve ... 'e devrettiğini, hisse devrinden önce şirketin nev'i limited şirket iken ilgili mevzuat gereğince şirket nev'i değişikliği yapılması gerektiği ve şirket nev'inin anonim olarak değiştirildiğini, nev'i değişikliği işlemi için de dava konusu 07.03.2011 tarihli şirket ortaklar kurulu kararı alındığını, ancak bu dava konusu toplantının fiilen yapılmamasına rağmen toplantı yapılmış gibi gösterilerek karar alındığını, müvekkilinin toplantıya davet edilmediği ve katılmadığı halde yerine karara sahte imza atılmak suretiyle katılmış gibi gösterildiğini, bu arada şirket ortakları tarafından anonim şirket ana sözleşmesi hazırlandığını, ancak ana sözleşmenin taraflar arasındaki hisse devir sözleşmesi hükümlerine aykırı hükümler içerdiği gibi müvekkili yerine sahte imza atılmak suretiyle tanzim edildiğini, bu şekilde hazırlanan anonim şirket ana sözleşmesi, limited şirket ortaklar kurulu onayına sunulmadan öz varlık tespit bilirkişi raporu ile nevi değişikliği yapılarak şirketin limited şirketten anonim şirkete dönüştüğünden ve noter tasdikli yönetim kurulu kararı bulunduğundan ticaret siciline tescil ve ilân edildiğini, tescil edilen ana sözleşmenin hisse devir sözleşmesi hükümlerine uygun ... getirilmesi için dava dışı ortaklara keşide edilen ihtarnamenin sonuçsuz kaldığını ileri sürerek davalı şirketin 07.03.2011 tarih ve 2011/3 sayılı ortaklar kurulu kararının ve ana sözleşmesinin hükümsüzlüğünün, geçersizliğinin veyahut yok hükmünde olduğunun tespitine karar verilmesini talep etmiştir.
II. CEVAP
Davalı vekili cevap dilekçesinde; dava konusu ortaklar kurulundaki imzanın sahte olmadığını, davacının toplantıya usulüne uygun olarak çağrıldığını, dava dilekçesinde ana sözleşmenin son sayfasının imzalandığının ikrar edildiğini, yasada aranan nisapla karar alındığını, davacının payının nisabının etkilemediğini, davanın karardan 6 yıl sonra açıldığını, davacı iddialarının 4721 sayılı Türk Medeni Kanunu’nun(TMK) 2. maddesine aykırı olduğunu, davacının sonradan yönetim kurulu toplantılarına katıldığını ve imzalar attığını, ortaklar kurulu kararından başından beri haberi bulunduğunu savunarak davanın reddini istemiştir.
III. İLK DERECE MAHKEMESİ KARARI
İlk Derece Mahkemesinin yukarıda tarih ve sayısı belirtilen kararı ile işbu davayla birleştirilen davalı noter hakkındaki davanın tefrik edildiği, taraflar arasında görülen Bursa 1.Asliye Ticaret Mahkemesinin 2017/13, 2017/15, 2017/1685 E. sayılı dosyalarında alınan ve gerekse işbu dosyada alınan bilirkişi raporlarından, dava konusu 07.03.2011 tarihli ortaklar kurulu toplantısındaki imzanın davacının eli ürünü olmadığının belirlendiği, yine dava konusu davalı şirketin ana sözleşmesinin 1, 2, 3 sayfalarındaki kurucu ortak davacıya atfen atılan imzaların davacının eli ürünü olmadığı, sözleşmenin son (4.) sayfasındaki imzanın ise davacının eli ürünü olduğunun tespit edildiği, dava konusu olmayan 23.08.2011, 28.08.2012 ve 24.10.2016 tarihli genel kurul toplantı tutanaklarındaki davacı adına atılı imzaların davacıya ait olduğu, davalı şirket enerji sektöründe faaliyet göstermekte olup, şirketin anonim şirkete dönüştürülmesi yasal zorunluluktan kaynaklandığından ve şirketin anonim şirkete dönüştürülmesi davacının aleyhine sonuçlar doğurmadığından bu kararın davacı aleyhine etkilerinin bulunmadığı, kaldı ki iptali istenen nevi değişikliği kararının 6102 sayılı Türk Ticaret Kanunu’nun (6102 sayılı TTK) 189/1-c maddesi uyarınca 3/4 oy nisabıyla alınabileceğinden ve davacının hissesinin %20 olduğu dikkate alındığında yasanın öngördüğü oy oranıyla alındığından davacı toplantıya katılmamış olsaydı bile oyunun karara tesirinin bulunmadığı, davacının dava konusu ortaklar kararının sicilde ilanından yaklaşık 6 yıl sonra dava açtığı, ayrıca davacının nevi değişikliğine ilişkin genel kurul kararından sonra yapılan 23.08.2011, 28.08.2012 ve 24.10.2016 tarihli genel kurul toplantılarına da katıldığı, davacının katıldığı 3 genel kurul toplantısına ve nevi değişikliğine ilişkin kararın üzerinden 6 yıl geçmesine rağmen hissedarı olduğu şirketin nevi değiştirdiğini bu süre içerisinde öğrenememesinin hayatın olağan akışına uygun görülmediği, bu durumda nevi değişikliğine ilişkin sözleşme ve genel kurul kararındaki imzalar davacıya ait olmasa dahi eldeki davanın hakkın kötüye kullanılması mahiyetinde olduğu gerekçesiyle davanın reddine karar verilmiş, hüküm, davacı vekilince istinaf edilmiştir.
IV. BÖLGE ADLİYE MAHKEMESİ KARARI
Bölge Adliye Mahkemesinin yukarıda tarih ve sayısı belirtilen kararı ile davacının davalı şirketteki hisselerinin bir bölümünü aralarında imzalanan adi yazılı 10.06.2010 tarihli hisse devir sözleşmesi ile dava dışı ..., ... ve ... 'e devrettiği ve akabinde noterde hisse devir sözleşmesi düzenlendiği, hisse devrinin şirket ortaklar kurulunda onaylanarak sicile tescil edildiği, dava konusu davalı şirketin 07.03.2011 tarihli ortaklar kurulu tarihi itibariyle şirket ortaklık yapısının ise ..., ... , ... , ..., ... , ... ve davacı ... ’den oluştuğu, dava konusu 07.03.2011 tarihli ortaklar kurulu toplantısının tüm ortakların katılımıyla yapıldığı ve şirket nev'inin anonim şirket olarak değiştirilmesine ilişkin kararda, davacıya atfen atılı imzanın sahteliğinin sabit olduğu, hem 6762 sayılı Türk Ticaret Kanunu (6762 sayılı TTK) hem de 6102 sayılı TTK'da anonim ve limited şirketlerde çağrısız genel kurul toplantısının yapılmasının belli şartlara bağlandığı, buna göre bütün pay sahipleri veya temsilcilerinin toplantıda hazır bulunması ve hiçbirinin toplantıya itirazda bulunmaması gerektiği, her iki kanunda da çağrısız genel kurul toplantısı için toplantı yetersayısının bütün pay sahipleri veya temsilcilerinin hazır bulunması şeklinde belirlendiği, 6102 sayılı TTK’nın bu konu bakımından 6762 TTK’dan farklı olarak çağrısız genel kurulda geçerli bir karar alınabilmesinin söz konusu toplantı yeter sayısının devamlılığına bağlı olduğu, söz konusu iki şartın çağrısız genel kurul toplantısında alınacak kararların kurucu unsuru olduğu, dolayısıyla herhangi bir pay sahibinin veya temsilcisinin toplantıda hazır bulunmaması ya da toplantıyı terk etmesi veyahut toplantıya itiraz etmesi halinde çağrısız genel kurulda artık karar alınamayacağı, şayet söz konusu şartların eksikliğine rağmen karar alınırsa bu kararın yoklukla malul olacağı, dava konusu limited şirket nevi’nin anonim şirket olarak değiştirilmesine ilişkin kararın çağrısız genel kurulda ortaklardan davacının katılımı ve olumlu oyu olmaksızın, bir başka ifade ile somut olaya uygulanması gereken 6762 sayılı TTK’nın 370. maddesinde öngörülen toplantı ve karar nisaplarına uyulmaksızın alındığı ve yok hükmünde olduğu, bu aşamada tartışılması gereken asıl meselenin hakkın kötüye kullanılması yasağının burada yoklukla malûl genel kurul kararlarının tespitinin talep edilmesi açısından uygulanıp uygulanmayacağı noktasında toplandığı; şeklen dahi var olmayan yoklukla malûl kararların tespitinin talep edildiği hallerde hakkın kötüye kullanıldığı savunmasının yapılması mümkün değilse de; hakkın kötüye kullanılması yasağı ilkesinin her bir somut olay özelinde, istinai durumlarda ve somut olay adaletinin tecellisi bakımından titizlikle uygulanması gerektiği, bu durumda dava konusu ortaklar kurulu kararının yok hükmünde olmasına neden olan ortakların hakkın kötüye kullanılması yasağı aracılığı ile menfaat temin etmiş olduğundan söz edilemeyeceği, zira somut olayda Şirket EPDK lisanlı enerji şirketi olup kanun değişikliği sebebiyle bu tür enerji şirketlerinin anonim şirkete dönüştürülmesi zorunluğu doğduğundan anılan kararda şirket türünün anonim şirkete dönüştürülmesinin kararlaştırıldığı, tür değiştirmenin bir ticaret şirketinin bir türden diğer bir türe ekonomik ayniyetini ve bağımsızlığını koruyarak ve malvarlığını tasfiye etmeksizin dönüşmesi olduğu, bununla birlikte davacı ortağın dava konusu ortaklar kurulu kararından sonra şirketin 23.08.2011, 28.08.2012 ve 24.10.2016 tarihli kararlarına iştirak ettiği gibi uzun süre sessiz kalarak dava açmayacağı yönünde inanç oluşturduktan sonra aradan geçen 6 yıldan sonra dava konusu ortaklar kurulu kararının yokluğunun tespitini istemesinin çelişkili davranış yasağını ihlâl mahiyetinde olduğu, hal böyle olunca dava konusu ortaklar kurulu kararının yoklukla malul olduğunun tespiti isteminin hakkın kötüye kullanılması yasağı kapsamında yerinde görülmediği, bir diğer dava konusunun şirketin nev'i değişikliği dolayısıyla ortaklarca imzalanan ana sözleşmenin hükümsüzlüğünün tespitine ilişkin olduğu, hükümsüzlüğü istenen ana sözleşmenin yapıldığı tarihte yürürlükte olan 6762 sayılı TTK’nın limited şirketler hakkında da uygulanması gereken 279. maddesine göre esas mukavelenin yazılı şekilde yapılması ve bütün kurucuların imzalarının noterce tasdik edilmiş bulunmasının şart olduğu, somut olayda davacı tarafça, nevi değişikliğine esas hazırlanan ana sözleşmenin ortaklar arasında adi yazılı şekilde düzenlenen 10.06.2010 tarihli hisse devir sözleşmesi hükümlerine aykırı hükümler içerdiği ve bu sözleşme hükümleri doğrultusunda düzenlenmediğinin ileri sürüldüğü, davalının ise davacının imzasının bulunduğu ana sözleşmenin son sayfasında “özel hükümler” başlığı altında anılan sözleşmeye atıf yapıldığını belirttiği, dava konusu ana sözleşmesinin 1, 2. ve 3. sayfalarındaki kurucu ortak davacıya atfen atılan imzaların davacının eli ürünü olmadığı anlaşılmışsa da son (4.) sayfasındaki imzanın ise davacının eli ürünü olduğunun tespit edildiği, davacı ortağın şirket ana sözleşmesinin son sayfasındaki, imzasını inkar etmediği gibi imzanın da kendisine ait olduğunun tespit edildiği ve dolayısıyla ana sözleşmeden haberdar olmadığının ileri sürülemeyeceği, ayrıca dava konusu ana sözleşmenin tescil ve ilânından sonra davalı şirketin bir kısım kararlarına iştirak eden davacının bu şekilde örtülü olarak ana sözleşmeye icazet verdiğinin de kabulünün gerektiği, nev'i değiştiren şirketin tüm ortakların pay ve hukuki durumlarının ana sözleşmede aynen korunduğu, salt ana sözleşmenin ilk 3 sayfasındaki imzasının kendisine ait olmadığından bahisle sonradan sözleşmenin geçersizliğinin ileri sürmesinin hakkın kötüye kullanılması yasağı kapsamında bulunduğu, ana sözleşme hükümlerinin 10.06.2010 tarihli hisse devir sözleşmesi hükümlerine uygun düzenlenmediğine yönelik iddianın davalı şirkete değil, sözleşmenin nisbiliği ilkesi gereğince 10.06.2010 tarihli sözleşmenin tarafları olan diğer ortaklara karşı yöneltilebileceği, bununla birlikte dava konusu ana sözleşmenin 6762 sayılı TTK döneminde düzenlendiği ve dava tarihi itibariyle 6102 sayılı TTK'nın yürürlükte olduğu, 6103 sayılı Türk Ticaret Kanunu'nun Yürürlüğü ve Uygulama Şekli Hakkında Kanun'un (6103 sayılı Kanun) 22. maddesi gereğince anonim şirketlerin esas sözleşmelerini ve limited şirketlerin şirket sözleşmelerini yürürlük tarihinden itibaren 12 ay içinde (en geç 01.07.2013 tarihinde) yeni Türk Ticaret Kanunuyla uyumlu hâle getirmeleri gerektiği, dolayısıyla şirketlerin 6102 sayılı TTK’ya göre sözleşmelerini 01.07.2013 tarihine kadar değiştirmemeleri halinde sözleşmelerinin tüm hükümleri otomatik olarak 6102 sayılı TTK’nın hükümlerine tabi olacağından Kanundaki düzenlemelerin dışında hiçbir ayrıcalığa zaten tabi olamayacağı, buna göre davalı şirketin 6102 sayılı TTK hükümlerine uyumlu olarak ana sözleşmesinin değiştirildiği de ileri sürülmediği gibi buna dair dosyada herhangi bir bilgi ve belgeye de rastlanmadığı göz önüne alındığında davacının bu yöndeki tespit talebinin de yerinde olmadığı gerekçesiyle davacı vekilinin istinaf başvurusunun kısmen kabulü ile İlk Derece Mahkemesi kararının kaldırılmasıyla yeniden esas hakkında hüküm tesis edilerek davanın reddine karar verilmiş, karar, davacı vekilince temyiz edilmiştir.
V. TEMYİZ
A. Dava ve Hukuki Nitelendirme
Dava, limited şirketin anonim şirkete tür değiştirme suretiyle dönüşmesine ilişkin ortaklar kurulu kararının ve sonrasında imzalanan esas sözleşmenin hükümsüzlüğü, geçersizliği veyahut yok hükmünde olduğunun tespiti istemine ilişkindir.
B. Değerlendirme ve Gerekçe
İlk Derece Mahkemesince verilen karara yönelik olarak yapılan istinaf başvurusu üzerine 6100 sayılı Hukuk Muhakemeleri Kanunu'nun (HMK) 355. vd. maddeleri kapsamında yöntemince yapılan inceleme sonucunda Bölge Adliye Mahkemesince esastan verilen nihai kararda, dosya kapsamına göre saptanan somut uyuşmazlık bakımından uygulanması gereken hukuk kurallarına aykırı bir yön olmadığı gibi aynı Kanun'un 369/1 hükmü ve 371. maddesinin uygulanmasını gerektirici nedenlerin de bulunmamasına göre usul ve yasaya uygun Bölge Adliye Mahkemesi kararının onanmasına karar vermek gerekmiştir.
VI.SONUÇ: Yukarda açıklanan nedenlerle, davacı vekilinin temyiz itirazlarının reddi ile Bölge Adliye Mahkemesince verilen kararın HMK'nın 370/1 hükmü uyarınca ONANMASINA, aynı Kanun'un 372. maddesi uyarınca işlem yapılmak üzere dava dosyasının İlk Derece Mahkemesine, kararın bir örneğinin Bölge Adliye Mahkemesine gönderilmesine, aşağıda yazılı temyiz giderinin temyiz edene yükletilmesine, 26.05.2025 tarihinde kesin olarak oy birliğiyle karar verildi.
11. Hukuk Dairesi, 2023/3922 E., 2024/5983 K.
orta eşleşmeKarar metninde maddeye atıf varAnkara Bölge Adliye Mahkemesi 21. Hukuk Dairesi
tam metni aç
2.6102 sayılı Kanun'un 28, 34, 38, 595 inci ve Ticaret Sicil Yönetmeliği’nin 22 ve 103 üncü maddeleri.
11. Hukuk Dairesi 2023/3922 E. , 2024/5983 K.
"İçtihat Metni"
MAHKEMESİ : Ankara Bölge Adliye Mahkemesi 21. Hukuk Dairesi
SAYISI : 2022/1415 Esas, 2023/406 Karar
HÜKÜM : Ret
İLK DERECE MAHKEMESİ : Ankara 5. Asliye Ticaret Mahkemesi
SAYISI : 2021/349 E., 2022/435 K.
Taraflar arasındaki ortaklık sıfatının ve müdürlüğün sona erdiğinin tespiti ve tescili davasından dolayı yapılan yargılama sonunda İlk Derece Mahkemesince davanın kabulüne karar verilmiştir.
Kararın davalı kurum vekili tarafından istinaf edilmesi üzerine, Bölge Adliye Mahkemesince başvurunun kabulü ile İlk Derece Mahkemesi hükmü kaldırılarak yeniden esas hakkında hüküm kurulmak suretiyle davanın reddine karar verilmiştir.
Bölge Adliye Mahkemesi kararı Yargıtayca duruşma istemli olarak davacılar vekili tarafından temyiz edilmekle; temyiz şartı ve diğer usul eksiklikleri yönünden yapılan ön inceleme sonucunda, temyiz dilekçesinin kabulüne, dava, 6100 sayılı Hukuk Muhakemeleri Kanunu'nun (6100 sayılı Kanun) 369 uncu maddesinin ikinci fıkrası gereğince miktar veya değer söz konusu olmaksızın duruşmalı olarak incelenmesi gereken dava ve işlerin dışında bulunduğundan duruşma isteğinin reddine karar verildikten ve Tetkik Hâkimi tarafından hazırlanan rapor dinlendikten sonra dosyadaki belgeler incelenip gereği düşünüldü:
I. DAVA
Davacı vekili dava dilekçesinde; davacıların ... Hırdavat ve Yapı Malz. İnş. Taah. Teks. İç ve Dış Tic. Paz. San. Ltd. Şti. nezdindeki paylarının tamamını davalı ...'a devrederek 19.01.2017 ortaklıktan çekildiklerini, mezkur devrin 19.01.2017 tarih ve 2017/1 numaralı Ortaklar Kurulu Kararı ile hisse devri sonucu şirketin mevcut 2.000 payının tamamının ...'a devredildiğini, şirketi temsil ve ilzama yetkili müdürü olarak ...'ın atandığını, şirket merkezinin Alsancak Mah. 2201. Sk. No:40/A Etimesgut/ANKARA olduğunu ve tüm bu hususların tescil ve ilan edilmesine oy birliği ile karar verildiğini, ancak bahsi geçen devrin ve müdürlük sıfatının şirket paylarının tümünü devralan ve yeni şirket yetkilisi olan ... tarafından Ticaret Sicili Gazetesi'nde tescil ve ilan ettirilmemesiyle müvekkillerinin pay sahipliği ve müvekkili ...'un şirket yetkilisi olma sıfatının ticaret sicili, vergi dairesi ve sair kurumlarda aktif olarak görünmekte olduğunu, müvekkillerin pay devrinin tescil edilmediğini vergi dairesi tarafından re'sen yapılan vergi incelemesi neticesinde öğrendiklerini, devirden sonra tescil işlemini gerçekleştirmeyen davalı ...'ın devir tarihinden sonra yaptığı usulsüz ve hukuka aykırı işlemler nedeniyle tanzim edilen vergi inceleme raporu ile müvekkili aleyhine Ankara 23. Asliye Ceza Mahkemesinin 2020/11 E. sayılı dosyasında 6183 sayılı Amme Alacakları Tahsil Usulü Hakkında Kanun'a (6183 sayılı Kanun) muhalefet isnadıyla ceza dosyası derdest edildiğini ve müvekkillerinin vergi dairesince tanzim edilen birçok aleyhe işleme maruz kalmış olduklarını, dava konusu olayda müvekkilleri tarafından, limited şirketteki payları yasaya uygun olarak davalıya devredilip, ortaklar kurulu kararı ile onaylandıktan sonra ortaklık sıfatı ve müvekkili ... yönünden şirket müdürlüğü sıfatının ortadan kalktığını iddia ederek fazlaya ilişkin talep ve dava hakları mahfuz olmak kaydıyla müvekkillerinin daha evvel davalı ...'a devrettiği paylara ilişkin pay devrinin ve ...'ın şirket müdürü sıfatının devir tarihi olan 19.01.2017 tarihinden itibaren hüküm ifade etmek üzere tescil ve ilanına karar verilmesini talep etmiştir.
II. CEVAP
Davalı vekili cevap dilekçesinde; sicil müdürlüğünde kayıtlı bulunan ... Hırdavat ve Yapı Malzemeleri İnşaat Taahhüt Tekstil İç ve Dış Ticaret Pazarlama Sanayi Limited Şirketi'nde ortak olan ..., ... ve ...'un ...'a hissesini devrettiğine ilişkin davacılar tarafından 17.06.2020 tarihinde başvuruda bulunulduğunu, başvuruyla birlikte ..., ... ve ...'un 19.01.2017 tarihinde Ankara 57. Noterliği'nin 19.01.2017 tarihli 2685 yevmiye no.lu hisse devir sözleşmesiyle sahibi olduğu şirket hisselerinin tamamını ...'a devrettiğini ve Genel kurulun 19.01.2017 tarihinde aldığı kararla bu devrin onayladığını bildirdiğini, Ticaret Sicil Yönetmeliği madde 22 ve 6102 sayılı Türk Ticaret Kanunu'nun (6102 sayılı Kanun) 598 inci maddesi gereğince gerçekleşen hisse devrinin ve müdürlük azlinin tescilini isteme yetkisi şirketin mevcut müdürü olan ... ve ...'da olduğunu, ... ve ...'un mevzuat hükümlerine uygun düzenlenmiş evraklarla birlikte Ticaret Sicil Müdürlüğüne başvurup tescilini gerçekleştirmesi gerekmekte olduğunu, 6102 sayılı Kanun'un 18 inci maddesinin ikinci fıkrası uyarınca, her tacirin, ticaretine ait bütün faaliyetlerinde basiretli bir iş adamı gibi hareket etmesi gerektiğini ve davacı şirket müdürü olarak gereken özeni göstermediğini, hisse devri tescilinin gerçekleştirilmemesindeki hukuki sorumluluğun tamamen ona ait olduğunu, davacının davayı açmasında hukuki yarar bulunmadığını savunarak davanın reddini istemiştir.
III. İLK DERECE MAHKEMESİ KARARI
İlk Derece Mahkemesinin yukarıda tarih ve sayısı belirtilen kararı ile davacıların davalı şirketin ortakları olduğu, Ankara 57. Noterliğinin 19.01.2017 tarih ve 02685 yevmiye numaralı Limited Şirket Pay Devri Sözleşmesi ile paylarını davalı ...'a devir ettikleri, davacıların hisse devirlerinin 6102 sayılı Kanun'un 595 inci hükümlerine uygun olduğu, devir tarihi itibariyle ortaklıkları ve müdürlük sıfatlarının sona erdiği, 6102 sayılı Kanun'un 598 inci maddesinin ikinci fıkrası uyarınca 30 gün içerisinde başvurunun yapılmaması halinde ayrılan ortağın bu başvuruyu yapabileceği gerekçesiyle davalı ... sicilinin başvurunun reddi kararının hukuka uygun olmadığı gerekçeleriyle davanın kabulüne karar verilmiştir.
IV. İSTİNAF
A. İstinaf Yoluna Başvuranlar
İlk Derece Mahkemesinin yukarıda belirtilen kararına karşı süresi içinde davalı kurum vekili istinaf başvurusunda bulunmuştur.
B. İstinaf Sebepleri
Davalı vekili istinaf dilekçesinde özetle; Ticaret Sicil Yönetmeliği'nin 22 nci maddesi gereğince hisse devrinin ve müdürlük azlinin tescilini isteme yetkisinin şirketin mevcut müdürü olan ... ve ...'da olduğundan mevzuat hükümlerine uygun hazırlanan evraklarla müdürlüğe başvurduklarında tescil zaten gerçekleştirileceğinden eldeki davanın açılmasında hukuki yararı bulunmadığını, davacıların mevzuat hükümlerine uygunluk arz eden hisse devri evraklarının sunmamaları nedeniyle tescilin gerçekleştirilmediğini, zira davacıların 17.06.2020 tarihli başvuru dilekçesi ekinde pay devri sözleşmesinin ve genel kurul kararının aslının ve hisse devrinin işlendiği pay defteri sayfasının noter onaylı suretinin ibraz edilmediğini, ...'ın imzasının sicil dosyasında kayıtlı olmadığının, gerekli harç için harcın ödenmediğini, davalı idare yasal hasım olması nedeniyle aleyhe yargılama gideri ve vekalet ücretine hükmedilmemesi gerektiğini bildirerek ilk derece mahkemesi kararının kaldırılmasını istemiştir.
C. Gerekçe ve Sonuç
Bölge Adliye Mahkemesinin yukarıda tarih ve sayısı belirtilen kararı ile davacılar vekilince davalı ... Sicil Müdürlüğüne 17.06.2020 tarihli dilekçe ile adlarının sicilden silinmesi ve davacı ...'un şirket yetkilisi sıfatının sicilden terkin edilerek başvuruya konu devir işleminin sicile tescil edilmesinin talep edildiği, davalı tarafından 26.05.2021 tarihli yazı ile bahse konu hisse devir işleminin re'sen tescil ve ilan edilmesi söz konusu olmadığından dolayı şirket adresine ve şirket hisselerine devralan ...'a yazılan davet yazılarının bila tebliği olduğu ve bahse konu hisse devri için herhangi bir başvurunun bulunmadığının bildirildiği, böylelikle tescil işleminin tamamlanmadığı, dava ise 6102 sayılı Kanun'un 34 üncü maddesinde belirlenen 8 günlük hak düşürücü süre içerisinde 02.06.2021 tarihinde açıldığı,Ticaret sicil memurluğu kararlarına karşı ancak ilgililer itiraz edebileceği, Ticaret Sicil Yönetmeliği’nin 22 nci maddesinde ve 6102 sayılı Kanun'un 28 inci maddesi gereğince şirket ortağının ise ilgili sıfatı bulunmadığı, buna göre davacıların müdürlüğün sona erdiğinin tesciline ilişkin talep yönünden işbu davada aktif dava ehliyetlerinin bulunmadığından mahkemece davacıların müdürlüğün sona erdiğini teciline ilişkin talep yönünden ilgili sıfatına sahip olmadıklarından işbu davayı açamayacaklarından aktif dava ehliyetlerinin bulunmadığı gözetilerek davanın bu talep yönünden usulden reddine karar verilmesi gerekirken işin esasına girilerek yazılı şekilde hüküm kurulmasında isabet görülmediği, ancak davacıların pay devrinin tescil ve ilanına ilişkin talep yönünden yapılan değerlendirmede ise; Ticaret Sicil Yönetmeliği'nin 103 üncü maddesinin ikinci fıkrasında esas sermaye paylarının geçişinin tescili için şirket müdürlerinin süresi içinde ilgili müdürlüğe başvuruda bulunmaması halinde ayrılan ortağın, esas sermaye payının devrine ilişkin noter onaylı devir sözleşmesini ibraz etmek kaydıyla, bu paylarla ilgili olarak adının sicilden silinmesini isteyebileceğinin düzenlendiği, her ne kadar davacılar vekili tarafından 17.06.2020 tarihli dilekçe ile davalıya pay devrinin tescili hususunda başvuruda bulunulduğu ve dilekçe ekinde limited şirket pay devri sözleşmesi ve ortaklar kurulu kararının yer aldığı yazılmış ise de söz konusu belgelerin asıllarının veya noter onaylı devir sözleşmelerinin davalı sicile ibraz edildiğine ilişkin dosyada delil bulunmadığından bu talep yönünden de davanın reddine karar verilmesi gerekirken yazılı gerekçeyle davanın kabulüne karar verilmesi usul ve yasaya aykırı olduğundan davalının istinaf itirazlarının kabulüne ilk derece mahkemesi kararının kaldırılmasına, pay devrinin tescil ve ilanına ilişkin talebin esastan reddine, müdürlük yetkisinin bulunmadığına tescil ve ilanına ilişkin talebin usulden reddine karar verilmiştir.
V. TEMYİZ
A. Temyiz Yoluna Başvuranlar
Bölge Adliye Mahkemesinin yukarıda belirtilen kararına karşı süresi içinde davacılar vekili temyiz isteminde bulunmuştur.
B. Temyiz Sebepleri
1.Davacılar vekili temyiz dilekçesinde özetle; ilk derece mahkemesince alınan bilirkişi heyeti raporunda 19.01.2017'de pay sahibi olan üç davacının, paylarının tamamını davalı ...'a devretmek üzere devir sözleşmesi akdettikleri, böylelikle şirketin paylarının %100'ünün tek ortak davalı olacak şekilde ...'a devredilmesi sözleşme akdedildiği hususunda bir ihtilaf bulunmadığının tespit edildiğini, ilk derece mahkemesinin 16.02.2022 tarihli duruşmasında davalı ...'ın da şirketi devraldığını beyan ettiğini, gerek taraflar arasında gerek ise istinaf incelemesinde şirketin devrinin gerçekleştiğine ilişkin olarak herhangi bir muaraza bulunmadığını, hukuka uygun devir prosedürü mukabilinde müdürlük ve ortaklık sıfatından yoksun olduklarından ilgili sıfatının aranmasının bu dosya bakımından uygun olmadığını, kaldı ki hukuki anlamda zarara uğradıklarından ilgili olmadığından bahisle aktif dava ehliyetlerinin bulunmadığına yönelik karar vermenin açıkça hukuka aykırı olduğunu, Yargıtay 11. Hukuk Dairesinin 10.03.2008 tarih, 2007/1265 E. ve 2008/2831 K. sayılı ilamı kapsamında pay devri yapılsa dahi müdürlük sıfatının devrine dair bir karar alınmadan müvekkillerin müdürlük sıfatlarının sona ermeyeceği ve kanunda belirtilen muhtelif sorumluluklara ilişkin yükümlülüklerinin devam edeceğinin de izahtan vareste olduğunu, pay devrinin yanında, şirket ortaklar kurulu kararında belirtilen müvekkillerin müdürlük sıfatının sona ererek şirket müdürünün ...'a ait olduğuna dair karar tescil edilmeden müvekkilin bu mesuliyetlerinin ortadan kalkmayacağını, halen ticaret sicil kayıtlarında müdürlük sıfatı devam eden ve birçok cezai ve idari müeyyide ile karşılaşan müvekkillerin müdürlük sıfatını ...'a devrettiklerinin tescilini istemekte hukuki yararlarının ve aktif dava ehliyetlerinin bulunduğunu, müdürlük sıfatı sona ... müvekkillerin müdürlük sıfatının sona erdiğine ve şirket müdürünün ortaklar kurulu kararında belirtildiği üzere ... olduğunun tespitine karar verilmesi gerektiğinden kararın bozulmasını istemiştir.
C. Gerekçe
1. Uyuşmazlık ve Hukuki Nitelendirme
Dava; limited şirket hisse devrinin ve müdürlük sıfatının sona erdiğinin tespitiyle ticaret siciline tescil ve ilanına ilişkindir.
2. İlgili Hukuk
1.6100 sayılı Hukuk Muhakemeleri Kanunu’nun (6100 sayılı Kanun) 369 uncu maddesinin birinci fıkrası ile 370 ve 371 inci maddeleri.
2.6102 sayılı Kanun'un 28, 34, 38, 595 inci ve Ticaret Sicil Yönetmeliği’nin 22 ve 103 üncü maddeleri.
3. Değerlendirme
1.Bölge adliye mahkemelerinin nihai kararlarının bozulması 6100 sayılı Kanun’un 371 inci maddesinde yer alan sebeplerden birinin varlığı hâlinde mümkündür.
2.Temyizen incelenen karar, tarafların karşılıklı iddia ve savunmalarına, dayandıkları belgelere, uyuşmazlığa uygulanması gereken hukuk kuralları ile hukuki ilişkinin nitelendirilmesine, dava şartlarına, yargılama ve ispat kuralları ile kararda belirtilen gerekçelere göre usul ve kanuna uygun olup davacılar vekilince temyiz dilekçesinde ileri sürülen nedenler kararın bozulmasını gerektirecek nitelikte görülmemiştir.
VI. KARAR
Açıklanan sebeplerle;
Temyiz olunan Bölge Adliye Mahkemesi kararının 6100 sayılı Kanun’un 370 inci maddesinin birinci fıkrası uyarınca ONANMASINA,
Aşağıda yazılı temyiz giderinin temyiz edenlere yükletilmesine,
Dosyanın İlk Derece Mahkemesine, kararın bir örneğinin Bölge Adliye Mahkemesine gönderilmesine,
04.09.2024 tarihinde oy birliğiyle karar verildi.
3. Hukuk Dairesi, 2024/2603 E., 2024/4517 K.
orta eşleşmeKarar metninde maddeye atıf varAsliye Hukuk Mahkemesi
tam metni aç
6102 sayılı Türk Ticaret Kanunu'nun 22 nci maddesi,
3. Hukuk Dairesi 2024/2603 E. , 2024/4517 K.
"İçtihat Metni"
MAHKEMESİ :Asliye Hukuk Mahkemesi
SAYISI : 2022/440 E., 2023/19 K.
Taraflar arasındaki Kurum işleminin iptali ve menfi tespit davasından dolayı yapılan karar düzeltme incelemesi sonucunda, Dairece Mahkeme kararının bozulmasına karar verilmiştir.
Mahkemece bozmaya uyularak yeniden yapılan yargılama sonucunda; davanın kısmen kabulüne karar verilmiştir.
Kararın taraf vekillerince temyiz edilmesi üzerine, Dairece verilen 06.12.2023 tarihli ve 2023/1903 E., 2023/3584 K. sayılı ilamıyla kararın bozulmasına karar verilmiştir.
Davacı vekili tarafından Dairece verilen kararın düzeltilmesi istenilmiş olmakla; kesinlik, süre ve diğer usul eksiklikleri yönünden yapılan ön inceleme sonucunda, karar düzeltme dilekçesinin kabulüne karar verildikten ve Tetkik Hâkimi tarafından hazırlanan rapor dinlendikten sonra dosyadaki belgeler incelenip gereği düşünüldü:
I. DAVA
Davacı vekili; davalı Kurum tarafından, eczacı olan müvekkilince Kuruma sahte reçete fatura edildiği gerekçesiyle 2007 yılı Eczane Protokolünün (6.3.20) nci maddesi uyarınca sözleşmesinin feshedildiğinin ve 397.768,07 TL cezai şart uygulanacağının bildirildiğini, fatura edilen 2007 yılı Eylül dönemine ait 7 adet SSK ve 5 adet Bağ- Kur reçetesinin eksik çıktığı bilgisinin verildiğini, ancak söz konusu eylemlerin, müvekkilinin bilgisi dışında, eczanede kalfa olarak çalışan dava dışı ... tarafından gerçekleştirildiğini, müvekkilinin kusurunun bulunmadığını ve cezaların şahsiliği ilkesinin gözetilmesi gerektiğini, reçete bedeli tutarında davalı Kuruma ödemede bulunarak Kurum zararının giderildiğini, uygulanan Kurum işleminin müvekkilinin ekonomik mahvına sebebiyet vereceğini ileri sürerek; müvekkilinin, davalı Kuruma borçlu olmadığının ve sözleşmenin feshi ile iki yıl sözleşme yapılmamasına ilişkin Kurum işleminin hukuka aykırı ve geçersiz olduğunun tespitini; olmadığı taktirde cezai şartın kaldırılmasını ya da cezai şarttan indirim yapılmasını talep etmiştir.
II. CEVAP
Davalı vekili; söz konusu protokolün müvekkili Kurum ile davacı arasında imzalandığını, bu nedenle tüm sorumluluğun davacıya ait olduğunu, Kurum işleminde hukuka aykırılık bulunmadığını belirterek, davanın reddini savunmuştur.
III. MAHKEME KARARI
Mahkemenin 18.06.2015 tarihli ve 2008/242 E. 2015/390 K. sayılı kararıyla; davaya konu sahte reçetelerin, eczane çalışanı dava dışı ... tarafından düzenlenip, reçete muhteviyatı ilaçları da üçüncü kişilere satmak suretiyle menfaat temin ettiği, sanık olarak yargılandığı ceza davasında mahkumiyetine karar verildiği, bu nedenle sahte reçetelerin Kuruma fatura edilmesinde kastı bulunmayan davacının sorumluluğuna gidilemeyeceği gerekçe gösterilerek, davanın kabulüne ve 2007 yılı Eczane Protokolünün 6.3.20 nci maddesi gereğince sözleşmenin feshi ile iki sene sözleşme yapılmamasına ilişkin davalı Kurum işlemlerinin iptali ile davacının, davalı Kuruma borçlu olmadığının tespitine karar verilmiştir.
IV. BOZMA VE BOZMADAN SONRAKİ YARGILAMA SÜRECİ
A. Birinci Bozma Kararı
1. Mahkemenin yukarıda tarih ve sayısı belirtilen kararına karşı süresi içinde taraf vekilleri temyiz isteminde bulunmuştur.
2. Yargıtay (Kapatılan) 13. Hukuk Dairesinin 17.05.2018 tarihli ve 2015/29611 E. 2018/5976 K. sayılı ilamıyla; “Her ne kadar Mahkemece, ceza yargılaması neticesinde davacının beraatine, kalfa ...'in cezalandırılmasına karar verildiği ve böylece davacının kusurunun bulunmadığının anlaşıldığı gerekçesiyle davanın kabulüne karar verilmiş ise de, adam çalıştıranın sorumluluğuna ilişkin dava tarihi itibariyle yürürlükte bulunan 818 sayılı Borçlar Kanunu’nun 55 inci maddesi uyarınca davacı eczacının, çalıştırdığı kalfanın eylemlerinden sorumlu olduğu gibi davalı Kurum ile imzalanan sözleşmenin tarafı olduğundan, sözleşmeye aykırılık halinde uygulanacak işlemlerin de davacı hakkında uygulanması gerektiği; hal böyle olunca, adam çalıştıranın sorumluluğuna ilişkin hükümler gözetilerek hasıl olacak sonuca göre bir karar verilmesi gerekirken, yazılı şekilde karar verilmesinin usul ve yasaya aykırı olduğu” gerekçesiyle davalı vekilinin temyiz itirazlarının kabulü ile hükmün bozulmasına; bozma nedenine göre davacı vekilinin temyiz itirazlarının şimdilik incelenmesine yer olmadığına karar verilmiştir.
B. Mahkemece Bozmaya Uyularak Verilen Karar
Mahkemenin 18.05.2021 tarihli ve 2020/322 E. 2021/315 K. sayılı kararıyla; eczane çalışanı dava dışı ...'in davaya konu eylemi kasten gerçekleştirdiği, bahse konu sahte reçetelerin Kuruma fatura edilmesinden adam çalıştıran sıfatıyla davacı eczacının da sorumlu olduğu, ancak cezai şart miktarının davacının ekonomik yönden mahvına sebep olacak derecede aşırı olup indirim yapılması gerektiği, bu nedenle cezai şartın reçete bedelleri toplamı 39.768,07 TL olarak uygulanmasının yerinde olacağı gerekçe gösterilerek, davanın kısmen kabulüne ve Kurum işleminin kısmen iptali ile davacı hakkında sözleşmenin 1 (bir) yıl süreyle feshedilmesine ve cezai şart bedelinin 39.768,07 TL olarak uygulanmasına karar verilmiştir.
C. İkinci Bozma Kararı
1. Mahkemenin yukarıda tarih ve sayısı belirtilen kararına karşı süresi içinde taraf vekilleri temyiz isteminde bulunmuştur.
2. Dairemizin 23.11.2021 tarihli ve 2021/5577 Esas, 11846 Karar sayılı ilamıyla; (1) numaralı bentte tarafların sair temyiz itirazlarının reddine karar verildikten sonra (2) numaralı bentte özetle; “Mahkemece, cezai şart tutarının davacının ekonomik yönden mahvına sebep olacak derecede aşırı olduğu gerekçe gösterilerek 818 sayılı Borçlar Kanunu’nun 161 inci maddesi uyarınca takdiri indirim uygulanmasına karar verilmiş ise de cezai şartın taraflar için bağlayıcı olan protokol ile düzenlenmiş olup, basiretli tacir olan davacının protokol hükümlerine uymak zorunda olduğu, bu nedenle cezai şart bedelinden indirim yapılamayacak ise de 2012 yılı ve sonraki tarihte yürürlüğe giren protokol hükümleri ile davacı eczacı lehine düzenlemeler getirildiği gözetilerek 2012 yılı ve sonraki tarihte yürürlüğe giren protokol hükümlerinin değerlendirilmesi suretiyle ulaşılacak sonuca göre bir karar verilmesi gerekirken, yanılgılı değerlendirme ve eksik incelemeyle yazılı şekilde karar verilmesinin doğru olmadığı” gerekçesiyle hükmün bozulmasına karar verilmiştir.
D. Karar Düzeltme
1. Dairemizin yukarıda tarih ve sayısı belirtilen bozma kararına karşı süresi içinde davacı vekili karar düzeltme isteminde bulunmuştur.
2. Dairemizin 15.03.2022 tarihli ve 2022/1233 Esas, 2243 Karar sayılı ilamıyla özetle; (1) numaralı bentte davacı vekilinin sair karar düzeltme itirazlarının reddine karar verildikten sonra (2) numaralı bentte özetle; “Mahkemece, önceki bozma ilamında da belirtildiği üzere, 2012 yılı ve sonraki tarihli protokol hükümleriyle ilgili değerlendirilme yapılmadığı gibi, tacir sıfatını haiz davacı eczacının davaya konu eylemin gerçekleşmesindeki kusur durumu, ödeme gücü, protokolün imzalandığı tarihteki iktisadi durumu değerlendirilmeksizin, yine bu yönde davacı eczacının defter ve kayıtları incelenmeksizin, soyut ve yetersiz gerekçeyle cezai şarttan ve sözleşmenin feshine ilişkin süreden indirim yapılarak karar verildiğinin anlaşıldığı; bu durumda Mahkemece, davaya konu sahte reçetelerin kuruma fatura edilmesinde davacı eczacının sorumluluğuna gidilebileceği, nitekim bahse konu eylemin gerçekleşmesinde davacı eczacı çalışanının kastının bulunduğu, ancak kurum işlemine dayanak gösterilen 2007 yılı Eczane Protokolünün 6.3.21 inci maddesindeki “sözleşmenin feshine” ilişkin yaptırımın “uyarı” olarak değiştirildiği dikkate alınarak, sözleşmenin feshine yönelik kurum işleminin iptaline; cezai şart yönünden ise özellikle davacı eczacının ekonomik durumu, ödeme gücü, kusur durumu, davalı kurumun uğradığı zarar miktarı göz önünde bulundurularak, bu yönde davacının ticari faaliyetine dair ilgili bilgi ve belgeler, ticari defter ve kayıtları getirtilerek, cezaî şartın tahsili cihetine gidilmesi hâlinde, davacının eskisi gibi ticarî hayatını devam ettirmesinin mümkün olup olmadığına dair gerekirse bilirkişi marifetiyle inceleme yapılarak hasıl olacak sonuca göre bir karar verilmesi gerekirken, cezai şarttan hangi nedenle indirim yapıldığına ilişkin yeterli gerekçe içermeyecek şekilde, eksik inceleme ve araştırma ile karar verilmesinin doğru olmadığı” gerekçesiyle davacı vekilinin bu yöne ilişkin karar düzeltme isteminin kabulü ile Dairenin 23.11.2021 tarihli bozma ilamının kaldırılmasına ve hükmün açıklanan gerekçeyle bozulmasına karar verilmiştir.
E. Mahkemece Bozmaya Uyularak Verilen Karar
Mahkemenin yukarıda tarih ve sayısı belirtilen kararıyla; bozma ilamı doğrultusunda alınan 05.12.2022 tarihli bilirkişi raporuna göre, davacının 2006 yılında 44.048,31 TL, 2007 yılında 49.828,46 TL ve 2008 yılında 32.150,75 TL bilanço kârının olduğu ve 397.680,70 TL cezai şartın davacıdan tahsili halinde ekonomik mahvına sebebiyet verileceğinin belirtildiği; davacının ekonomik durumu, tespit edilen yıllık bilanço kârına göre ödeme durumu, kusur durumu, davalı Kurumun uğradığı zarar miktarı ve somut olayın özellikleri göz önüne alındığında, talep edilen cezaî şartın tahsili halinde davacının ekonomik olarak çöküntüye uğrayacağının anlaşıldığı gerekçe gösterilerek; davanın kısmen kabulü ile davalı Kurumun 28.04.2008 tarihli sözleşmenin feshine yönelik işleminin iptaline ve cezai şartın reçete bedelleri toplamı olan 39.768,07 TL olarak uygulanmasına, taraflar arasındaki muarazanın bu şekilde giderilmesine karar verilmiştir.
V. TEMYİZ
A. Temyiz Yoluna Başvuranlar
Mahkemenin yukarıda belirtilen kararına karşı süresi içinde taraf vekilleri temyiz isteminde bulunmuştur.
B. Gerekçe ve Sonuç
06.12.2023 tarihli ve 2023/1903 E., 2023/3584 K. sayılı ilamıyla; davacı vekilinin tüm temyiz itiraz reddine karar verildikten sonra, davalı vekilinin temyizi yönünden ise, davacının cezai işlemin konusu olan eylemin işlendiği tarihte kazancının iyi olup kâra geçmesine rağmen cezai şart miktarında yapılan indirimin fazla olduğu, bu durumda, protokolde kararlaştırılan cezai şart miktarından makul bir indirim yapılması ve tahsili halinde davacının ekonomik mahvına sebebiyet vermeyeceği de göz önüne alınarak sonucuna uygun şekilde karar verilmesi gerekirken, cezai şarttan yüksek oranda indirim yapılarak yazılı şekilde karar verilmesinin hatalı olduğu gerekçesiyle, karar bozulmuştur.
V. KARAR DÜZELTME
A. Karar Düzeltme Yoluna Başvuran
Dairenin yukarıda belirtilen kararına karşı davacı vekili karar düzeltme isteminde bulunmuştur.
B. Karar Düzeltme Sebepleri
Davacı vekili; 2008 yılı itibariyle iddia edilen kurum zararı 39.776,00 TL olup, müvekkiline bu tutarın on katı tutarında 397.768,07 TL ceza uygulandığını, bu tutarın müvekkilinin 2008 yılı bilanço verilerine göre on yıllık karının üzerinde olduğunu, müvekkilinin iş yerinden elde ettiği bu kar ile kendisi ve ailesinin geçimini sağladığını, bu nedenle bozma ilamının hatalı olduğunu, müvekkilinin dava konusu cezai işlemin dayanağı olan olayda kastı bulunmadığını, müvekkilinin zararı aşan kısımdan sorumlu tutulamayacağını, dava konusu olayda zararın müvekkili tarafından karşılandığını, davalı Kurumun müvekkilinden talep ettiği 397.768,07 TL'lik cezai şartın çok yüksek olduğunu, söz konusu protokolün genel işlem şartı niteliğinde olduğunu, bu nedenle uygulanmasının mümkün olmadığını, reçete bedelinin on katı tutarındaki cezai şartın uygulanmasının müvekkilinin ekonomik mahvına sebep olacağını, bu durumun bilirkişi ek raporu ile tespit edildiği gibi 17.04.2009 tarihli dilekçe ekinde sundukları Türk Eczacılar Birliği 5. Bölge Konya Eczacı Odası'nın 08.04.2009 tarihli yazısı ile sabit olduğunu, müvekkilinin eski çalışanının cezalandırılıp müvekkilinin beraat ettiğini, müvekkilinin özen yükümlülüğünü yerine getirdiğini ileri sürerek; kararın bozulmasını istemiştir.
C. Gerekçe
1. Uyuşmazlık ve Hukuki Nitelendirme
Uyuşmazlık, Kurum işleminin iptali ve menfi tespit isteğine ilişkindir.
2. İlgili Hukuk
1. 6102 sayılı Türk Ticaret Kanunu'nun 22 nci maddesi,
2. Yargıtay Hukuk Genel Kurulunun 14.09.2021 tarihli 2017(19)11-943 E. 2021/984 K. sayılı kararı,
3. Yargıtay Hukuk Genel Kurulunun 20.12.2013 tarihli ve 2013/23-131 E. 2013/1681 K. sayılı kararı,
4. 04.02.1959 tarihli ve 21/9 sayılı ve 09.05.1960 tarihli ve 21/9 sayılı Yargıtay İçtihatları Birleştirme Kararları.
3. Değerlendirme
Karar düzeltme yoluyla incelenen karar, tarafların karşılıklı iddia ve savunmalarına, dayandıkları belgelere, uyuşmazlığa uygulanması gereken hukuk kuralları ile hukuki ilişkinin nitelendirilmesine, dava şartlarına, yargılama ve ispat kuralları ile kararda belirtilen gerekçelere ve özellikle alınan 05.12.2022 tarihli bilirkişi raporunda davacının 2006 yılında 44.048,31 TL, 2007 yılında 49.828,46 TL ve 2008 yılında 32.150,75 TL bilanço kârının olduğu ve bu durumda davacının cezai işlemin konusu olan eylemin işlendiği tarihte kazancı iyi olup kara geçtiğinin sabit olmasına, bozma kararlarının kapsamı dışında kalarak kesinleşmiş olan yönlere ilişkin ileri sürülen sebeplerin incelenmesinin artık mümkün olmadığının anlaşılmasına göre davacı vekilinin karar düzeltme isteminin reddine karar vermek gerekmiştir.
VII.KARAR
Açıklanan sebeplerle;
Davacı vekilinin yerinde bulunmayan karar düzeltme isteminin REDDİNE,
Aşağıda yazılı para cezasının karar düzeltme isteyene yükletilmesine,
19.12.2024 tarihinde oy birliğiyle karar verildi.
3. Hukuk Dairesi, 2020/9069 E., 2021/7657 K.
orta eşleşmeKarar metninde maddeye atıf var
tam metni aç
Türk Ticaret Kanunu'nun (TTK) 24. (6102 S.TTK' nın 22.) maddesine göre tacir sıfatını haiz borçlu cezai şarttan indirim isteyemez.
3. Hukuk Dairesi 2020/9069 E. , 2021/7657 K.
"İçtihat Metni"
Davacı ... ile davalı ... aralarındaki asıl dosyada cezai şart, birleşen dosyada alacak davasına dair ... 17. Asliye Hukuk Mahkemesinden verilen 16/11/2017 tarihli ve .2016/542 E. 2017/516 K. sayılı hükmün onanması hakkında Yargıtay (kapatılan)13. Hukuk Dairesince verilen 28/11/2019 tarihli ve 2018/4081 E. 2019/11690 K. sayılı ilama karşı davacı ve davalı vekili tarafından kararın düzeltilmesi istenilmiştir.
Düzeltme isteğinin süresi içinde olduğu anlaşıldıktan sonra dosyadaki bütün kağıtlar okunup gereği düşünüldü:
Y A R G I T A Y K A R A R I
Davacı, davalı taraf ile arasında 11.12.2013 tarihli Sağlık Kuruluşu Birleştirme/Taşıma Taahhüt Sözleşmesi düzenlendiğini, davalının işletme ruhsatında bulunan ''Plastik Cerrahi Hekim Kadrosunun'' tüm hakları ile kendilerine 315.000,00TL’ye devrinin öngörüldüğünü, 30.000,00 TL peşin kaparo ödediğini, davalı tarafça ödeme planı dışında bir ödeme talep edilmesi üzerine bu kez 27.01.2014 tarihli Ek Sözleşme ile davalı tarafa 75.000,00 TL daha ek kaparo ödemesi yapıldığını ancak işletme ruhsatında bulunan Plastik Cerrahi Hekim Kadrosunun kendilerine devredilmediği gibi, belirtilen kadronun başka bir kuruluşa devri için ... İl Sağlık Müdürlüğüne başvuruda bulunulduğunu, davalının 11.12.2013 tarihli sözleşmenin 7.maddesinde belirtilen 300.000,00 TL cezai şartı ödemekle yükümlü olduğunu belirterek, 300.000,00 TL cezai şart bedelinin ... 2. Noterliğinin 16.02.2015 tarih ve 2326 yevmiye numaralı ihtarnamesinin davalı tarafa tebliğ tarihi olan 21.02.2015 tarihinden itibaren işletilecek yasal faizi ile birlikte davalı taraftan tahsiline karar verilmesini talep ve dava etmiş, birleşen dosyada ise, davalı tarafın hesabına yatırılan 30.000,00 TL ve 75.000,00 TL olmak üzere toplam 105.000,00 TL kaparo bedelinin ödendiği tarihten itibaren işleyecek faizi ile birlikte davalıdan tahsilini istemiştir.
Davalı, davacı tarafça yapıldığı belirtilen ödemeleri kabul etmekle birlikte ödemelerin geciktirildiğini, ruhsatında bulunan hekim kadrosunu başka bir kuruluşa devredebileceği hakkının olduğunu belirterek davanın reddini dilemiştir.
Mahkemece, asıl dosyası üzerinden açılmış olan davanın kısmen kabul ve kısmen reddi ile, davacı tarafın talep etmiş olduğu 105.000 TL miktarın, 21.02.2015 tarihinden itibaren 3095 sayılı Kanunun 1. maddesi gereğince işletilecek yasal faizi ile birlikte davalı taraftan alınarak, davacı tarafa verilmesine, davacı tarafın fazlaya ilişkin isteminin reddine, birleşen ... 5. Asliye Hukuk Mahkemesinin 2016/177 esas ve 2016/607 karar sayılı dosyası üzerinden açılan davanın kabulü ile, davacı tarafın talep etmiş olduğu 105.000 TL miktarın, 21.02.2015 tarihinden itibaren 3095 sayılı Kanunun 1. maddesi gereğince işletilecek yasal faizi ile birlikte davalı taraftan alınarak, davacı tarafa verilmesine, karar verilmiş; davacı ve davalı vekilinin temyizi üzerine yapılan inceleme sonucu hüküm Yargıtay 13. Hukuk Dairesi’nin (Kapatılan) 28/11/2019 tarih 2018/4081 E.-2019/11690 K. sayılı kararı ile onanmış; davacı ve davalı vekili karar düzeltme talebinde bulunmuştur.
1-Düzeltilmesi istenilen Yargıtay kararında benimsenen mahkeme kararındaki gerekçelere göre, davalının sair karar düzeltme isteminin reddi gerekir.
2-Davacının cezai şart miktarına yönelik karar düzeltme itirazlarının incelenmesinde; dava, taraflar arasında imzalanan sözleşmenin haksız olarak feshinden kaynaklı cezai şart alacağı ve kaparo bedelinin iadesi talebine ilişkindir. Taraflar arasındaki sözleşmenin 7. maddesine göre hesaplanan cezai şart miktarının 300.000,00 TL olduğu,davalı tarafın hukuki bir gerekçe göstermeden sözleşmeden kaynaklı borç ve yükümlülüğünü yerine getirmeyerek devir işlemini gerçekleştirmediği dosya içeriğinden anlaşılmaktadır.
Mahkemece, davacı tarafça devir bedeli olan 30.000 TL miktarın ödendiği, davalı tarafça ödeme planı dışında bir ödeme talep edilmesi üzerine bu kez 27.01.2014 tarihli Ek Sözleşme ile davalı tarafa 75.000 TL daha ödeme yapıldığı, buna karşın, davalı tarafın, değişik mülahazalarla işletme ruhsatında bulunan Plastik Cerrahi Hekim Kadrosunu davacı tarafa devretmediği gibi, belirtilen kadronun başka bir kuruluşa devri için ... İl Sağlık Müdürlüğüne başvuruda bulunduğu, bu konuda davalı tarafa keşide edilen ... 2. Noterliğinin 16.02.2015 tarih ve 2326 yevmiye numaralı ihtarnamesinden sonuç alınamadığı, mahkemece alınan 04.07.2017 havale tarihli bilirkişi kurulu asıl ve belirtilen rapora özellikle davalı vekili tarafından itiraz edilmesi üzerine alınan 25.10.2017 havale tarihli bilirkişi kurulu ek raporunda belirtildiği üzere, davalı tarafça devir işleminin yapılamamasına dayanak gösterilen hususların, sözleşmeye ve gelen resmi yazı cevaplarına uygun olmadığı, başka bir ifade ile davalı tarafın hukuki bir gerekçe göstermeden sözleşmeden kaynaklanan borç ve yükümlülüklerini yerine getirmediği ve devir işlemini gerçekleştirmediği, bu durumda davalı tarafın 11.12.2013 tarihli sözleşmenin 7.maddesinde belirtilen cezai şartı ödemekle yükümlü olduğu, her ne kadar sözleşmenin 7. maddesinde cezai şart miktarı, sözleşme bedelinin 10 katı olarak öngörülmüş ise de, taraflar arasında düzenlenen ek sözleşme ile devir bedelinin en son 105.000 TL kararlaştırıldığı, TBK.nun 180/1 maddesi gereğince, alacaklı hiçbir zarara uğramamış olsa bile, kararlaştırılan cezanın ifası gerektiği, TBK.nun 182/son maddesi gereğince ise, Hakimin, aşırı gördüğü ceza koşulunu kendiliğinden indirmesi gerektiği, mevcut ihtilafta, sözleşme bedeli ile cezai şart miktarı arasında fahiş bir orantısızlık bulunduğu, bu durumda sözleşme bedelini aşan bir cezai şartın sözleşme bedeline indirilmesinin hakkaniyete ve dosya kapsamına uygun bulunduğu belirtilerek 105.000,00 TL cezai şartın davalıdan tahsiline karar verildiği görülmüştür.
11.12.2013 tarihli Sağlık Kuruluşu Birleştirme/Taşıma Taahhüt Sözleşmesi incelendiğinde; Davalının işletme ruhsatında bulunan ''Plastik Cerrahi Hekim Kadrosunun'' tüm hakları ile davacı tarafa devrinin öngörüldüğü, 4.maddede ; Devralan Dr ...’in satış ve devir bedeli olarak 315.000,00 TL’yi ... Estetik Güzellik ve Zayıflama Ltd.Şti.’ne ödemeyi taahhüt ettiği, bu meblağın 30.000,00 TL’sinin peşin (kapora) olarak işbu sözleşme imzalandığı gün, geri kalan meblağ olan 285.000,00 TL’nin ise Sağlık Bakanlığı Plan İstihdam Komisyonundan olumlu karar çıktıktan sonra nakit olarak ödeneceği, Ceza-i şart başlıklı 7.maddede ise; Taraflardan birinin işbu sözleşmeden doğan yükümlülüklerini yerine getirmemesi ve sözleşme ihlali durumlarında, diğer tarafa 300.000,00 TL cezai şart ödemekle mükellef olduğu hüküm altına alınmıştır.
27.01.2014 tarihli ek sözleşme incelendiğinde; 11.12.2013 tarihli Sağlık Kuruluşu Birleştirme/Taşıma Taahhüt Sözleşmesi’ne istinaden ek olarak yapılan sözleşme olduğu, ana sözleşmenin 4. madde 11.şıkkına ilaveten kararlar alındığı, devralanın devredene 2. kaparo bedeli olarak 75.000,00TL yatıracağı, geri kalan meblağ olan 210.00,00TL’nin ise devralan tarafından devredene peşin olarak ödeneceği hüküm altına alınmıştır.
Her ne kadar somut olayda, mahkemece taraflar arasında düzenlenen ek sözleşme ile devir bedelinin en son 105.000,00 TL olarak kararlaştırıldığı belirtilerek sözleşme bedeli ile cezai şart miktarı arasında fahiş bir orantısızlık bulunduğu gerekçesi ile asıl dosyası yönünden, TBK.nun 182/son maddesi gereğince, cezai şartın indirilmesine karar verilmiş olduğu görülmüşse de; 11.12.2013 tarihli sözleşmenin 4.maddesinde devir bedeli 315.000,00 TL olarak hüküm altına alınmıştır. Mahkemece yanılgılı bir değerlendirme ile sözleşme bedeli olarak ödenen toplam kaparo bedeli esas alınarak, cezai şart bu miktara indirgenmek suretiyle karar verilmiştir.
6762 S. Türk Ticaret Kanunu'nun (TTK) 24. (6102 S.TTK' nın 22.) maddesine göre tacir sıfatını haiz borçlu cezai şarttan indirim isteyemez. Ancak, yerleşmiş Yargıtay uygulamasına göre, belirlenen cezai şart miktarının, tacir olan borçlunun mahvına ve ekonomik yıkımına sebep olacağının bilirkişi raporuyla tespit edilmesi halinde cezai şart miktarında indirim yapılabileceği kabul edilmektedir.
Bu durumda, mahkemece; sözleşme ile belirlenen cezai şart miktarının, tacir olan davalının mahvına ve ekonomik yıkımına sebep olup olmayacağı hususu usulünce değerlendirilerek varılacak sonuç uyarında asıl davanın esası hakkında bir karar verilmesi gerekirken, davalının tacir olduğu göz ardı edilerek ve sözleşme bedeli de yanlış değerlendirilmek suretiyle TBK 182/son maddesine göre hakkaniyet indirimi yapılarak, yazılı şekilde hüküm kurulmuş olması usul ve yasaya aykırı olup, hükmün bu nedenle bozulması gerekirken zuhulen onandığı bu kez yapılan inceleme ile anlaşıldığından, tarafların bu yöne ilişen karar düzeltme istemlerinin kabulüne karar vermek gerekmiştir.
SONUÇ: Yukarıda birinci bentte açıklanan nedenlerle davalının sair karar düzeltme isteminin REDDİNE, ikinci bentte açıklanan nedenlerle tarafların karar düzeltme istemlerinin kabulüne, (Kapatılan) Yargıtay 13. Hukuk Dairesinin 28/11/2019 tarihli ve 2018/4081 E.-2019/11690 K. sayılı onama ilamının KALDIRILMASINA, mahkeme kararının taraflar yararına BOZULMASINA, peşin alınan karar düzeltme ve temyiz harçlarının istek halinde taraflara iadesine, 01/07/2021 tarihinde oy birliği ile karar verildi.
Eşleştirme iki kanıta dayanır: kararın kendi metnindeki madde atfı ve şerh kitaplarının o kararı hangi maddenin altında bastığı. Otomatik üretilmiştir, hukuki tavsiye değildir; kararın güncelliğini ve sonraki içtihat değişikliklerini ayrıca denetleyin.
Bu Maddeyle İlgili Sınav Sorusu
Genel
İzmir’de gıda toptancılığı yapan Tacir Murat, hammadde alımı için tedarikçi şirketle yaptığı sözleşmeye, ödemelerin gecikmesi halinde uygulanmak üzere günlük %1 oranında fahiş bir cezai şart maddesi eklemiştir. Murat, ekonomik kriz nedeniyle ödemelerini geciktirmiş ve mahkemeye başvurarak bu cezai şartın "basiretli iş adamı" kriterlerine rağmen aşırı olduğunu, bu nedenle indirilmesi gerektiğini ileri sürmüştür. 6102 sayılı Türk Ticaret Kanunu çerçevesinde mahkemenin bu talebe ilişkin yaklaşımı nasıl olmalıdır?
A) Murat tacir olduğu için mahkeme cezai şartı her durumda Türk Borçlar Kanunu’ndaki genel hükümlere göre indirmelidir.
B) Tacir sıfatına sahip borçlu, aşırı olduğu iddiasıyla sözleşme cezasının indirilmesini mahkemeden isteyemez .
C) Mahkeme, Murat'ın ticari defterlerini inceleyerek eğer işletme zarar ediyorsa cezai şartın yarısını re'sen silebilir.
D) Cezai şartın indirilmesi talebi, Murat'ın basiretli bir iş adamı gibi davranmadığını ispatlaması şartıyla kabul edilebilir.
E) Murat'ın borcu ticari iş niteliğinde olduğu için, cezai şart sadece ana parayı aştığı takdirde hakim tarafından sembolik bir miktara düşürülür.
Bu maddeyle ilgili 2 soru daha var!
Soruların tamamını çözmek, açıklamalı cevapları görmek ve Hukuksal Eğitim yapay zeka asistanı ile çalışmak için platforma katılın.