Türk Ticaret Kanunu 316. maddesi, Hukuksal Eğitim mevzuat kütüphanesinde tam metin olarak yayımlanmıştır. Aşağıda maddenin tam metni, maddeyle eşleşen yüksek mahkeme kararları ve bu maddeden çıkmış sınav soruları yer alır. Ham metin için adresin sonuna /raw ekleyin.
Madde Metni
MADDE 316- (1) Ölen bir komanditerin yerine mirasçıları geçer.
ÜÇÜNCÜ BÖLÜM
Şirketin ve Ortakların Üçüncü Kişilerle Olan İlişkileri
A) Uygulanacak hükümler
Bu Maddeyle İlgili Yüksek Mahkeme Kararları
5 karar eşleşti
6. Hukuk Dairesi, 2023/3158 E., 2024/1124 K.
orta eşleşmeKarar metninde maddeye atıf varSakarya Bölge Adliye Mahkemesi 7. Hukuk Dairesi
1- İlk derece mahkemesince, kooperatife kayyım atanması davasında, yönetim kurulunun TTK'nın 316. maddesi uyarınca ancak genel kurul kararı ile azledilebileceği, yönetim kurulunun böyle bir istemi reddi halinde davacı ortakların keyfiyeti önce genel kurula bildirip, buradan alacağı ret kararına karşı dava açabileceği, doğrudan mahkemeden koope
6. Hukuk Dairesi 2023/3158 E. , 2024/1124 K.
"İçtihat Metni"
MAHKEMESİ : Sakarya Bölge Adliye Mahkemesi 7. Hukuk Dairesi
SAYISI : 2022/831 E., 2023/853 K.
HÜKÜM/KARAR : Esastan Red
İLK DERECE MAHKEMESİ : Bolu 1. Asliye Hukuk Mahkemesi
SAYISI : 2021/339 E., 2021/518 K.
1- İlk derece mahkemesince, kooperatife kayyım atanması davasında, yönetim kurulunun TTK'nın 316. maddesi uyarınca ancak genel kurul kararı ile azledilebileceği, yönetim kurulunun böyle bir istemi reddi halinde davacı ortakların keyfiyeti önce genel kurula bildirip, buradan alacağı ret kararına karşı dava açabileceği, doğrudan mahkemeden kooperatife kayyım atanması talebinde bulunamayacağı gibi organ boşluğu da bulunmadığından bu nedenle de kayyım tayini istenemeyeceği gerekçesiyle davanın reddine karar verilmiştir.
2- İlk derece mahkemesi kararına karşı davacılar vekilince istinaf kanun yoluna başvurulması üzerine, Sakarya Bölge Adliye Mahkemesi 7. Hukuk Dairesi tarafından, 1163 sayılı Kooperatifler Kanunu'nun 98. maddesine göre, bu kanunda hüküm bulunmayan hallerde Türk Ticaret Kanunu'nun anonim şirketlere ilişkin hükümlerinin uygulanması gerektiği, buna göre, Kooperatifler Kanunu'nun 98.maddesi yollamasıyla, anonim şirketlerde kayyım atanmasına ilişkin şart ve koşulların, TMK'nın 427/4 ve 6102 sayılı TTK'nın 530 ncu maddesinde düzenlendiği, anonim şirkete kayyım atanması için gerekli olan, şirket organlarının gerekli sayının altına düşmesi, genel kurul ve yönetim kurulu toplantılarının gerçekleştirilememesi, şirket yönetiminin sağlanamaması nedenlerinin sayıldığı, TTK'nın 364. maddesine göre ise, yönetim kurulu üyelerini görevden alma yetkisinin, TTK'nın 334/2. maddesi hükmü saklı olmak üzere, münhasıran genel kurula ait olduğu, ancak, somut olayda, kayyım atanması talep edilen davalı kooperatifte organ boşluğu bulunmadığı, genel kurul ve yönetim kurulu toplantılarının gerçekleştirildiği, davacılar tarafından genel kurula başvuru yapılmadan, kooperatif hasım gösterilerek ve müdürün azli talep edilmeksizin kayyım atanması talepli dava açıldığı için, davanın reddine karar verilmiş olmasının usul ve yasaya uygun olduğu gerekçesiyle istinaf başvurusunun esastan reddine karar verilmiştir.
3- Bu karara karşı süresinde davacılar vekilince temyiz yoluna başvurulması üzerine dosya incelendi, gereği konuşulup düşünüldü:
Kamu düzenine aykırılık hallerinin re'sen gözetildiği, istinaf nedenleriyle sınırlı ve usulüne uygun olarak istinaf inceleme ve denetiminin yapıldığı; dosya içeriği, kararın dayandığı gerektirici sebepler ve delillerin takdirinde bir isabetsizlik bulunmadığı, yine; davalı kooperatifte organ boşluğu bulunmadığı ve genel kurula başvurulmaksızın doğrudan kayyım atanması talepli dava açılmış olduğu anlaşıldığından davacılar vekilinin temyiz sebepleri yerinde görülmemiştir.
SONUÇ: Yukarıda açıklanan nedenlerle;
Sakarya Bölge Adliye Mahkemesi 7. Hukuk Dairesi kararına ilişkin davacılar vekilinin tüm temyiz sebeplerinin reddiyle usul ve kanuna uygun bulunan hükmün ONANMASINA,
Aşağıda yazılı harcın temyiz edenlerden tahsilatta tekerrüre sebebiyet vermemek kaydıyla müştereken ve müteselsilen alınmasına,
Dosyanın ilk derece mahkemesine, kararın bir örneğinin Sakarya Bölge Adliye Mahkemesi 7. Hukuk Dairesine gönderilmesine,
29.04.2024 tarihinde kesin olarak oy birliği ile karar verildi.
Diğer kararlar (4)
23. Hukuk Dairesi, 2015/4057 E., 2016/832 K.
orta eşleşmeKarar metninde maddeye atıf varAsliye Hukuk Mahkemesi (Ticaret Mah. Sıf.)
tam metni aç
maddesi uyarınca, bu kanunda aksine hüküm bulunmayan hallerde TTK'nın anonim şirketlere ilişkin hükümlerinin uygulanacağı, yönetim kurulunun TTK'nın 316. maddesi uyarınca ancak genel kurul kararı ile azledilebileceği, yönetim kurulunun böyle bir istemi reddi halinde davacı ortakların keyfiyeti önce genel kurula ve buradan alacağı ret kararını mahkemede dava etmesi mümkün olup, doğrudan mahkemeden
23. Hukuk Dairesi 2015/4057 E. , 2016/832 K.
"İçtihat Metni"
MAHKEMESİ :Asliye Hukuk Mahkemesi (Ticaret Mah. Sıf.)
Taraflar arasındaki kooperatife kayyım atanması davasının yapılan yargılaması sonunda ilamda yazılı nedenlerden dolayı asıl ve birleşen davanın reddine yönelik olarak verilen hükmün süresi içinde asıl ve birleşen davada davacılar vekilince temyiz edilmesi üzerine dosya incelendi, gereği konuşulup düşünüldü.
- K A R A R -
Asıl ve birleşen davada davacılar vekili, asıl dava dosyasında davacıların tamamının kooperatif üyesi olduğunu, davalı kooperatif yönetim kurulunun ihmal ve kusurlarıyla kooperatifi ve üyelerini büyük zarara uğrattıklarını, hukuka aykırı işlemler yaptıklarını, kooperatifte yönetim boşluğu ve kötü yönetimin mevcut olduğunu, kooperatifin mahkemece atanacak tarafsız bir kayyım tarafından yönetilmesini, birleşen dava dosyasında ise kooperatifin temsil ve idaresi için kayyım atanmasını talep ve dava etmiştir.
Asıl davada davalı kooperatif vekili, kayyım tayinini gerektiren bir yönetim boşluğu olmadığını, yönetimin usulüne uygun ve zamanında yapılan genel kurulda oy çokluğu ile seçildiğini ifade ederek açılan davanın reddini istemiştir.
Mahkemece iddia, savunma, bilirkişi raporu ve dosya kapsamına göre, 1163 sayılı Kooperatifler Kanunu'nun 98. maddesi uyarınca, bu kanunda aksine hüküm bulunmayan hallerde TTK'nın anonim şirketlere ilişkin hükümlerinin uygulanacağı, yönetim kurulunun TTK'nın 316. maddesi uyarınca ancak genel kurul kararı ile azledilebileceği, yönetim kurulunun böyle bir istemi reddi halinde davacı ortakların keyfiyeti önce genel kurula ve buradan alacağı ret kararını mahkemede dava etmesi mümkün olup, doğrudan mahkemeden kooperatife kayyım atanması talebinde bulunamayacağı, ayrıca organ boşluğu da bulunmadığından asıl ve birleşen davanın reddine karar verilmiştir.
Kararı asıl ve birleşen dava davacılar vekili temyiz etmiştir.
Dosyadaki yazılara, kararın dayandığı delillerle gerektirici sebeplere, delillerin takdirinde bir isabetsizlik bulunmamasına göre, asıl ve birleşen davada davacılar vekilinin temyiz itirazları yerinde görülmemiştir.
SONUÇ: Yukarıda açıklanan nedenlerle, asıl ve birleşen davada davacılar vekilinin tüm temyiz itirazlarının reddiyle usul ve kanuna uygun bulunan hükmün ONANMASINA, aşağıda yazılı onama harcının temyiz edenden alınmasına, kararın tebliğinden itibaren 15 gün içerisinde karar düzeltme yolu açık olmak üzere, 17.02.2016 tarihinde oybirliğiyle karar verildi.
Hukuk Genel Kurulu, 2014/105 E., 2015/2019 K.
orta eşleşmeKarar metninde maddeye atıf varİstanbul 1.Fikrî ve Sınaî Haklar Hukuk Mahkemesi
tam metni aç
elde edebildiği emek ve şöhretine elatmak suretiyle -deyim yerindeyse- onun sırtından para kazanmak isteyen kimsenin hareketi, kendi emeğine dayanmadığı için, ahlak kurallarına ve kanun hükümlerine göre, haksız rekabettir (Doğanay, İsmail: Türk Ticaret Kanunu Şerhi, 3.Baskı, Cilt I, Ankara 1990, Sahife 314-318). Diğer taraftan, TTK.'nun 57.maddesinde ise, yukarıda belirtilen objektif iyiniyet kura
Hukuk Genel Kurulu 2014/105 E. , 2015/2019 K.
"İçtihat Metni"
MAHKEMESİ : İstanbul 1.Fikrî ve Sınaî Haklar Hukuk Mahkemesi
TARİHİ : 06/03/2012
NUMARASI : 2012/8-2012/54
Taraflar arasındaki "haksız rekabetin tespiti, önlenmesi ve tazminat" davasından dolayı yapılan yargılama sonunda; İstanbul 1.Fikri ve Sınai Haklar Hukuk Mahkemesince davanın kısmen kabulüne dair verilen 21.10.2008 gün ve 2007/180 E., 2008/260 K. sayılı kararın incelenmesi davalı vekili tarafından istenilmesi üzerine, Yargıtay 11.Hukuk Dairesinin 19.07.2011 gün ve 2009/10198 E.,2011/9226 K. sayılı ilamı ile;
(...Davacı vekili, müvekkilinin Galatasaray Futbol Takımına ilişkin her türlü tanıtım vasıtalarının kullanılması hususunda Galatasaray Spor Kulübü Derneği ile 19 Eylül 2000 tarihinde imzaladığı sözleşme uyarınca 30 yıllığına sahibi bulunduğu münhasır lisans hakkına dayalı olarak üçüncü şahıslar ile alt lisans sözleşmeleri aktettiğini, davalının Galatasaray Spor Kulübü'nün renklerini, tescilli logo/amblem ve markasını taşıyan çizgi roman ürettiğini/ürettirdiğini, ithal ettiğini, pazarladığını, dağıtımını yaptığını ileri sürerek, davalı şirketin haksız rekabet yaratan eylemlerinin tespitini, önlenmesini ve müvekkilinin mahrum kaldığı kâr ve kazanç kaybı ile uğradığı zararın tazmini amacıyla 30.000.000.000 TL maddi, 5.000.000.000 TL manevi tazminatın tahsilini ve hükmün ilamını talep etmiştir.
Davalı vekili, müvekkilinin davranışının haksız rekabet şartlarını oluşturmadığını, renklerin başlı başına tescile konu olamayacağını, renklerin kimsenin tekelinde bırakılamayacağını, talep edilen tazminatın fahiş olduğunu savunarak, davanın reddini istemiştir.
Mahkemece, toplanan kanıtlar ve bilirkişi raporuna göre, davalının, davacının Galatasaray Spor Kulubü Derneği ile olan 19 Eylül 2000 tarihli sözleşme ile sahip olduğu GS tescilli logosunu, adını, amblemini ve sarı kırmızı renklerini kullanarak Hasnun Galip - Robensonlar, Galatasaray Destanı adı ile dergi pazarladığı, davalı şirkette yapılan aramada satışa hazır halde üzerinde "Hasnun Galip ve Robensonlar, Galatasaray Destanı" yazılı, ayrıca davacı şirketin logosu bulunan ve Galatasaray'ın tanınmış renklerinin kullanıldığı 68 adet dergi bulunduğu, davalı eyleminin TTK ve 5846 sayılı KHK'nin 84.maddeleri gereğince haksız rekabet ve marka haklarına tecavüz oluşturduğu, % 15 lisans esasına göre, davacının kazanç kaybının 15.443,63 YTL olduğu gerekçesiyle davanın kısmen kabulüne karar verilmiştir.
Kararı, davalı vekili temyiz etmiştir.
1-Dava, davalı şirketin haksız rekabet yaratan eylemlerinin tespiti, önlenmesi, maddi ve manevi tazminatın tahsili istemine ilişkin olup, dava konusu, "GALATASARAYLI HASNUN GALİP VE ROBENSONLAR'IN ÇANAKKALE DESTANI" adlı kitabın 5846 sayılı FSEK'nun 1/B-(a) ve 2 nci maddeleri uyarınca ilim ve edebiyat eseri niteliğinde olduğu hususunda taraflar arasında bir çekişme bulunmamaktadır. Aynı zamanda, sözkonusu kitap içeriğinde de Galatasaray Lisesi Öğrencilerinin ve Spor Kulubü'nün Gelibolu'da ve Kurtuluş Savaşındaki kahramanlıkları ve faaliyetlerinin çizgi roman şeklinde ifade edildiği anlaşılmaktadır.
Öncelikle, dava konusu kitap kapağında yer alan Galatasaray Spor Kulubü'nün adı, renkleri, amblemi ve logosundan oluşan tescilli marka ve diğer işaretler, sözkonusu kitapta eser adı ve alameti olarak kullanıldığı, davalının yayıncılık hizmeti ve kitap emtiası için tanıtıcı işaretini oluşturan "MAVİ MEDYA+ŞEKİL" ibaresinin de bu emtia ve yayınlar bakımından mutad olarak kitap kapağının iç ve dış kısımlarında yer aldığı anlaşıldığından, Dairemizin 06.07.2011 gün ve 2009/9174 E, 2011/8313 K sayılı ilamında da açıklandığı üzere, somut uyuşmazlıkta eser ad ve alameti olarak kullanılan bu işaretin 556 sayılı KHK hükümleri kapsamında markasal bir kullanım olduğundan sözedilmez. Bu bakımdan, davalı kullanımının marka hakkına tecavüz oluşturduğuna ilişkin mahkemenin kabulü yerinde değildir.
Öte yandan, mahkemece davalı eyleminin 5846 sayılı FSEK'nun 84 ve TTK hükümlerine göre de haksız rekabet oluşturduğu kabul edilmişse de, davacı lisans alan şirketin 5846 sayılı FSEK'nun 84 üncü maddesi kapsamında korunması gereken bir hakkı olduğu kanıtlanamadığından sözkonusu maddenin somut uyuşmazlıkta uygulama yeri bulunmamaktadır.
TTK'nun 56 vd. maddelerine dayalı haksız rekabet iddiasına gelince, TTK'nun 57/5 nci fıkrası uyarınca, başkasının emtiası, iş mahsulleri veya ticari işletmesiyle iltibaslar meydana getirmeye çalışmak, hususiyle de başkasının haklı olarak kullandığı ad, unvan, marka, işaret gibi tanıtma vasıtalarını iltibasa meydan verecek surette kullanmak haksız rekabet oluşturur. Davaya konu uyuşmazlıkta, Türkiye'nin kültürel, tarihi ve sosyal hayatında önemli yer tutan Galatasaray Spor Kulubü'nün geçmişi ve kahramanlıklarından yola çıkılarak hazırlanan ve piyasaya sunulan kitapta, davacı şirketin lisans sahibi olduğu marka, amblem ve logo gibi işaretlerin kitap kapağında eser adı ve alameti olarak yer almasının ne suretle TTK'nun 56 vd. maddelerine aykırılık ve haksız rekabet oluşturduğu, Galatasaray Spor Kulubü ile ilgili bir çizgi romanda anılan kulübe ait işaretlerin kitap kapağında kullanılmasının ticari hayatta dürüstlüğe aykırı bir davranış olarak nitelendirilebilecek hareketlerden sayılıp sayılmayacağı ve anılan eylemin lisans hakkı sahibi davacı şirket yönünden hangi bakımlardan haksız rekabet oluşturacağı tartışılmaksızın mahkemece davanın kısmen kabulüne karar verilmesi de doğru görülmemiştir.
Ayrıca, davalı eylemi marka hakkına tecavüz oluşturmadığı halde, 556 sayılı KHK'nin 66/b maddesi uyarınca lisans bedeline hükmedilmesi de isabetli olmayıp, kararın bu yönden dahi davalı yararına bozulmasına karar vermek gerekmiştir....)
gerekçesiyle bozularak dosya yerine geri çevrilmekle, yeniden yapılan yargılama sonunda, mahkemece önceki kararda direnilmiştir.
TEMYİZ EDEN: Davalı vekili
HUKUK GENEL KURULU KARARI
Hukuk Genel Kurulunca incelenerek direnme kararının süresinde temyiz edildiği anlaşıldıktan ve dosyadaki kağıtlar okunduktan sonra gereği görüşüldü:
Dava; davalı şirketin haksız rekabet yaratan eylemlerinin tespiti, önlenmesi, maddi ve manevi tazminat ile hükmün ilanı istemine ilişkindir.
Yerel mahkemece; davanın kısmen kabulüne dair verilen karar, davalı vekilinin temyizi üzerine, Özel Dairece yukarıda yazılı gerekçeyle bozulmuş; mahkemece, önceki kararda direnilmiştir.
Hükmü, davalı vekili temyiz etmiştir.
Direnme yoluyla Hukuk Genel Kurulunun önüne gelen uyuşmazlık; davalı şirket tarafından yayınlanan dava konusu eserde Galatasaray Spor Kulübünün adı, renkleri, amblemi ve logosundan oluşan tescilli markası ile diğer işaretlerinin kullanılmasının marka hakkına tecavüz ve haksız rekabet oluşturup oluşturmadığı noktasında toplanmaktadır.
Öncelikle bozma ilamı ve direnme hükmünde belirtilen maddi olgu karşısında uyuşmazlığın çözümü için 5846 sayılı Fikir ve Sanat Eserleri Kanunu ile 556 sayılı Kanun Hükmünde Kararnamenin ilgili hükümlerine değinmekte fayda bulunmaktadır.
Fikir ve sanat eserleri hukukunun temel kavramı “eser”dir. Nitekim 5846 sayılı Fikir ve Sanat Eserleri Kanunu’nun (FSEK) “Tanımlar” başlığını taşıyan 1/B/a maddesinde eser; “sahibinin hususiyetini taşıyan, ilim ve edebiyat, musiki, güzel sanatlar veya sinema eseri sayılan her nevi fikir ve sanat mahsulleri” olarak tarif edilmiştir. Tariften de anlaşılacağı gibi bir eserin, yasa karşısında eser niteliğini kazanabilmesi için iki unsur gereklidir. Birincisi objektif unsur ki yasa bunu mahsul (ürün) olarak belirtmiştir. Buna göre eser, evvela temellüke, tasarrufa elverişli maddi bir varlık olarak var olmalıdır.
İkincisi de, subjektif unsur olup eserin sahibinin özelliğini taşıyan bir fikir ve sanat eseri olmasıdır. 0 halde, bir eserden bahsedebilmek için, ortada “sahibinin” hususiyetlerini taşıyan bir fikir ve sanat “mahsulünün” bulunması gereklidir (Prof. Dr. Fırat Öztan; Fikir ve Sanat Eserleri Hukuku, sayfa 81 vd.).
Bir eserin sahibi olanlar manevi ve mali haklara sahiptirler.
Manevi haklar; umuma arz yetkisi, eserde adının belirtilmesini istemek ve eserde değişiklik yapılmasını engellemek şeklinde özetlenebilir.
Maddi haklar ise; işleme hakkı, çoğaltma hakkı, yayma (kiralamak, ödünç vermek, satmak, dağıtım yapmak) hakkı, temsil hakkı, işaret, ses veya görüntülü araçlarla kamuya sunma hakkı ve pay ve takip hakkı şeklinde ifade edilir.
Bu haklara sahip kişiler genel olarak bizzat eseri meydana getirenlerdir. Bu kişilerden bu hakları miras yoluyla kazananlar veya sözleşme yaparak devralanlar da mali ve manevi hakları koruyabilirler.
Anılan Kanunun 84. maddesi aynen; “Bir işareti, resim veya sesi, bunları nakle yarıyan bir alet üzerine tesbit eden veya ticari maksatlarla haklı olarak çoğaltan yahut yayan kimse, aynı işaretin, resmin veya sesin 3 üncü bir kişi tarafından aynı vasıtadan faydalanılmak suretiyle çoğaltılmasını veya yayımlanmasını menedebilir.
Tecavüz eden tacir olmasa bile birinci fıkra hükmüne aykırı hareket edenler hakkında haksız rekabete müteallik hükümler uygulanır.
Eser mahiyetinde olmayan her nevi fotoğraflar, benzer usullerle tesbit edilen resimler ve sinema mahsulleri hakkında da bu madde hükmü uygulanır.” düzenlemesini içermektedir.
Öte yandan, dava konusu Galatasaray Spor Kulübüne ait logonun davalı tarafından yayınlanan kitapta kullanımının markasal kullanım olup olmadığı hususunun da irdelenmesi gerekmektedir.
Konuya ilişkin yasal düzenlemeyi içeren; 24/06/1995 tarih 556 sayılı Markaların Korunması Hakkında Kanun Hükmünde Kararnamenin amacını düzenleyen 1.maddesinde;
“Bu Kanun Hükmünde Kararnamenin amacı, bu Kanun Hükmünde Kararname hükümlerine uygun olarak tescil edilen markaların korunmasını sağlamaktır.
Bu Kanun Hükmünde Kararname (KHK), markaların korunmasına ilişkin esasları, kuralları ve şartları kapsar.” denilmekle tescil edilen markaların korunmasına ilişkin usul ve esaslar düzenlenmiştir.
Anılan KHK'nın dava tarihinde yürürlükte bulunan 61.maddesi de hangi fiillerin marka hakkına tecavüz sayılacağını saymıştır. Buna göre;
a) 9'uncu maddenin ihlali,
b)Marka sahibinin izni olmaksızın, markayı veya ayırt edilmeyecek derecede benzerini kullanmak suretiyle markayı taklit etmek.
c)Markayı veya ayırt edilmeyecek derecede benzerini kullanmak suretiyle markanın taklit edildiğini bildiği veya bilmesi gerektiği halde tecavüz yoluyla kullanılan markayı taşıyan ürünleri satmak,dağıtmak veya bir başka şekilde ticaret alanına çıkarmak veya bu amaçlar için ithal etmek veya ticari amaçla elde bulundurmak,
d)Marka sahibi tarafından lisans yoluyla verilmiş hakları izinsiz genişletmek veya bu hakları üçüncü kişilere devretmek.
e) (a) ila (c) bendlerinde yazılı fiillere iştirak veya yardım veya bunları teşvik etmek veya hangi şekil ve şartlarda olursa olsun bu fiillerin yapılmasını kolaylaştırmak,” marka hakkına tecavüz sayılmaktadır.
Öte yandan Türk Ticaret Kanununun (TTK) Dördüncü Faslında düzenlenen "Haksız rekabet", 56.maddesinde "Haksız rekabet, aldatıcı hareket veya hüsnüniyet kaidelerine aykırı sair suretlerle iktisadi rekabetin her türlü suistimalidir." şeklinde tanımlanmıştır.
Bu maddeye göre, iktisadi rekabetin varlığı ya da yokluğunda alınacak ölçü, özellikle objektif iyiniyet kurallarına aykırı olup olmadığıdır.
Eğer bir olayda, objektif iyiniyet kurallarına aykırılık varsa, burada hakkın kötüye kullanımı söz konusudur. Objektif iyiniyet kurallarını, her olayda geçerli kabul edilebilecek bir ölçü bulmak mümkün değildir. Dolayısıyla her somut olayda, iyiniyet kurallarına aykırılığın olup olmadığının kendi şartları içerisinde değerlendirilmesi gerekir.
Kanun koyucunun buradaki amacı, ekonomik alanda dürüstlük ilkesini hakim kılarak, bunun ihlal edilmemesini sağlamaktır.
Ekonomik ve ticari hayatta herkes, ahlak ve objektif iyiniyet kurallarına uygun bir şekilde hareket ederek, ancak kendi emek ve gayreti ölçüsünde bir kazançla yetinmelidir. Bir tacirin, kendi emek ve gayretine dayanan kazancı, gerek ahlaki gerekse kanuni yönden meşrudur. Fakat, bir kimsenin en ufak bir yorgunluğa ve zahmete girmeden bir başkasının yıllar yılı didinip alın teri ve göz nuru dökmek suretiyle ancak meydana getirdiği ve tamamen kişisel emek ve gayretinin ürünü olan çalışmasına ortak olması hali, hem ahlak kurallarına bir aykırılık oluşturur ve hem de haksız rekabeti meydana getirir. Bu şekildeki bir haksız rekabet, "parazit-tufeyli" rekabet olarak nitelendirilir. Bir başkasının yıllarca çalışmak suretiyle ancak elde edebildiği emek ve şöhretine elatmak suretiyle -deyim yerindeyse- onun sırtından para kazanmak isteyen kimsenin hareketi, kendi emeğine dayanmadığı için, ahlak kurallarına ve kanun hükümlerine göre, haksız rekabettir (Doğanay, İsmail: Türk Ticaret Kanunu Şerhi, 3.Baskı, Cilt I, Ankara 1990, Sahife 314-318).
Diğer taraftan, TTK.'nun 57.maddesinde ise, yukarıda belirtilen objektif iyiniyet kurallarına aykırı davranışların neler olduğu on bent halinde sayılmış; anılan hükmün "Hüsnüniyet kaidelerine aykırı hareketler hususiyle şunlardır:" ibaresinden sonra gelen 5.bendinde ise; "Başkasının emtiası, iş mahsulleri, faaliyeti veya ticaret işletmesiyle iltibaslar meydana getirmeye çalışmak veya buna müsait bulunan tedbirlere başvurmak, hususiyle başkasının haklı olarak kullandığı ad, unvan, marka, işaret gibi tanıtma vasıtalariyle iltibasa meydan verebilecek surette, ad, unvan, marka, işaret gibi tanıtma vasıtaları kullanmak veyahut iltibasa meydan veren malları, durumu bilerek veya bilmiyerek, satışa arz etmek veya şahsi ihtiyaçtan başka her ne sebeple olursa olsun elinde bulundurmak" şeklinde beliren eylemlerin objektif iyiniyet kurallarına aykırı hareketlerden olduğu belirtilmiştir.
Belirtilen bu eylemler sınırlı olmayıp, kanunda sadece başlıca haksız rekabet hallerine yer verilmiş olmakla birlikte, kanunun ifade şeklinden başkaca haksız rekabet hallerinin de bulunabileceği sonucu ortaya çıkmaktadır.
Uygulamada, haksız rekabetin en çok rastlanan şekli iltibasa meydan vermek suretiyle başkalarının emek ve masrafıyla elde ettiği haklı şöhrete ortak olmaktır. İltibasın varlığı için, genel olarak normal ve orta seviyedeki bir alıcının piyasaya sürülmüş malı alırken aldanıp aldanmayacağının tespiti gerekir.
Diğer taraftan, haksız rekabet için iltibas tehlikesinin bulunması bile yeterli kabul edilmektedir.
Bu arada yeri gelmişken, gelişen sosyo-ekonomik hayatın bir sonucu olarak ortaya çıkan haksız rekabetin bir türüne de, değinmekte yarar vardır.
Türkiye'deki Fenerbahçe, Galatasaray, Beşiktaş ve Trabzonspor gibi futbol kulüplerinin uzunca bir süreye ulaşan geçmişleri nedeniyle, bu süre içerisinde kazandıkları başarılarla günümüze kadar gelen bir şöhretleri vardır. Bu spor kulüplerinin bu tanınmışlıkları yurt dışına da taşmıştır.
Belirtilen kulüpler, toplum nezdindeki bu tanınmışlık sayesinde gelirlerini arttırmak için, ticaret şirketleriyle lisans anlaşmaları yapmaktadırlar. Bu anlaşmayla şirketler, ürettikleri mal ve hizmetlerinde spor kulübünün logosunu, işaretini, futbol takımıyla özdeşleşmiş renklerini, coşturma sloganını, sembolünü, markasını kullanmak suretiyle, anılan kulüplerin imajından oluşan tanınmışlığından yararlanmaktadırlar. Takımlarını destekleyen taraftar kitlesi de bu tür ürünleri tercih ederek satın almaktadır.
Böylece spor kulübü taraftarının yaptığı bu tercih, anlaşma yapan şirket ürünlerinin satışını arttırmakta, özellikle yeni bir müşteri çevresine ulaşmasına yardımcı olmaktadır.
Spor kulübüne mal olmuş yukarıda belirtilen özellikler, ürünlerin satışını arttırmada kullanılmakla adeta bu imaj ya da oluşan karakter ticarileştirilmektedir.
Belirtilen bu imaj ya da marka, bir mal veya hizmet ile özdeşleşmeden kullanılabileceği gibi, onun markası olmadan da, kullanılabilir. Buradaki markanın ayrıca tescil edilmiş bulunması gerekmeyip, tanınmışlığının ispatı yeterlidir.
Belirtmek gerekir ki, iktisadi alanda, renklerin tek başına sınai mülkiyete konu olamayacağı her türlü duraksamadan uzaktır.
Renklerin tek başına kullanımını yasaklayan bir kanun hükmü de yoktur. Bu renklerin, tanınmışlık düzeyi yüksek bir spor kulübüne ait olması da sonucu değiştirmez.
Ne varki, piyasaya sürülen bir mal veya hizmettin sunumunda, belli bir spor kulübüne mal olmuş renkler kullanılmakla birlikte bu spor kulübünü anımsatacak, çağrıştıracak veya intiba bırakacak şekilde, "taraftar, futbol, spor kulübü, şampiyon" vb. ibarelerin de kullanılarak, oluşan kompozisyonun, o spor kulübünün taraftar kitlesi nezdinde iltibasa veya iltibas tehlikesine neden olacağı anlaşılıyorsa, artık bu durumda haksız rekabetin oluştuğunu kabul etmek gerekir.Anılan hususlar YHGK'nun 04.07.2010 gün ve 2010/396 E., 2010/371 K. sayılı kararında da vurgulanmıştır.
Somut uyuşmazlıkta; davaya konu “Hasnun Galip ve Robensonlar, Galatasaray Destanı”+ başlıklı Türkiye'nin kültürel, tarihi ve sosyal hayatında önemli yer tutan Galatasaray Spor Kulübü’nün ve Galatasaray Lisesi öğrencilerinin Çanakkale Savaşında yaptıkları kahramanlıklarından yola çıkılarak hazırlanan ve piyasaya sunulan kitapta İngiliz kökenli Robenson ailesinin İstanbul'a gelişi, üç oğullarının da Galatasaray Lisesine yazılışları, Türk ordusuna ve savaşa katılışları, iki kardeşin şehit olması, üçüncü çocukları Ahmet Robenson’un Galatasaray Spor Kulübüne başkan oluşu, Galatasaray’lı futbolcu H.Galip’in ve paşa çocuğu olmalarına rağmen rağmen savaşa gönüllü yazılan Galatasaray Lisesi öğrencilerinin şehit olması anlatılmış olup kitabın konusu nedeniyle genelinde sarı kırmızı renkler hakim olarak kullanılmış, kitabın kapağında Galatasaray Lisesinin her iki yanında birer logo, H.. Galip’in şehit olduğunu gösteren sayfada ve A.. R... 1925 yılında Galatasaray Spor Kulübüne başkan seçildiğinin anlatıldığı sayfada birer logoya yer verilmiştir.
Dava konusu çizgi roman FSEK’nın 1/B/a anlamında eserdir. Taraflar arasında bu konuda bir uyuşmazlık bulunmamaktadır.
Dava konusu kitap kapağında davalı şirketin yayıncılık hizmeti ve kitap emtiası için tanıtıcı işaretini oluşturan "Mavi Medya+Şekil" ibaresi de bu emtia ve yayınlar bakımından mutad olarak kitap kapağının iç ve dış kısımlarında yer almaktadır. Davacının lisans aldığı Galatasaray Spor Kulübü’nün adı, renkleri, amblemi ve logosundan oluşan tescilli marka ve diğer işaretler ise davalının ibaresinden daha büyük ve ön plana çıkarılacak şekilde değil eser adı ve alameti olarak kitabın çeşitli sayfalarında toplam dört kez ve kitabın konusu ve anlatım bütünlüğü içinde ilk bakışta göze çarpmayacak şekilde kullanılmıştır. Davacı şirket tarafından gönderilen ihtardan sonra kitabın "HASNUN GALİP VE ROBENSONLAR-GALATASARAY DESTANI" olan başlığı davalı şirket tarafından "GALATASARAYLI HASNUN GALİP ve ROBENSONLARIN ÇANAKKALE DESTANI" olarak değiştirilmiş olup halen dosyada bu kitap bulunmaktadır.
Hal böyle olunca; davacı şirkete ait logonun eser adı ve alameti olarak dava konusu eserde yer aldığı açık olup markasal bir kullanımdan söz edilemeyeceği gibi FSEK’nın 84. madde kapsamında davacı şirketin ihlal edilen bir hakkının bulunduğu da kanıtlanamamış, davalı şirketin eyleminin ne şekilde iyiniyet kurallarına aykırılık oluşturduğu da karar yerinde tartışılmamıştır.
Bu nedenle, Hukuk Genel Kurulunca da benimsenen Özel Daire bozma ilamına uyulması gerekirken, önceki kararda direnilmesi usul ve yasaya aykırıdır.
Direnme kararı bu nedenle bozulmalıdır.
S O N U Ç : Davalı vekilinin temyiz itirazlarının kabulü ile, direnme kararının Özel Daire bozma ilamında gösterilen nedenlerden dolayı BOZULMASINA, istek halinde temyiz peşin harcının yatırana geri verilmesine, 30.09.2015 gününde oybirliği ile karar verildi.
11. Hukuk Dairesi, 2012/13541 E., 2013/14640 K.
orta eşleşmeKarar metninde maddeye atıf varTİCARET MAHKEMESİ
tam metni aç
maddesine göre yönetim kurulunun en az 3, en çok 5 kişi olacağının belirlendiği, buna göre yönetim kurulunun 5 kişiden oluşmasının esas sözleşmeye uygun olduğu, TTK 316. maddesine göre, genel kurulu yönetim kurulunu azledebileceği, yeni yönetim kurulu seçilmesi suretiyle, eski yönetim kurulunun görev süresinin sona erdirildiği, yapılan işlemin kanuna ve esas sözleşmeye uygun olduğu ancak genel kur
11. Hukuk Dairesi 2012/13541 E. , 2013/14640 K.
"İçtihat Metni"
MAHKEMESİ :TİCARET MAHKEMESİ
Taraflar arasında görülen davada İstanbul 1. Asliye Ticaret Mahkemesi’nce verilen 27/12/2011 tarih ve 2008/436-2011/483 sayılı kararın Yargıtayca incelenmesi davalı vekili tarafından istenmiş ve temyiz dilekçesinin süresi içinde verildiği anlaşılmış olmakla, dava dosyası için Tetkik Hakimi Gülenay Erşan tarafından düzenlenen rapor dinlendikten ve yine dosya içerisindeki dilekçe, layihalar, duruşma tutanakları ve tüm belgeler okunup, incelendikten sonra işin gereği görüşülüp, düşünüldü:
Davacı vekili tarafından verilen dilekçe ile, Rumeli TV adıyla televizyon yayını yapan G.O.P Prodüksiyon A.Ş.'nin yönetim kurulu başkanı,...A.Ş.'nin yönetim kurulu başkan yardımcısı ve her iki şirketin de yüzde kırk ortağı olan müvekkilinin şirketlerin temsili ve ilzamı için onayının ve imzasının şart olmasına rağmen davalı ...'ın yeni ortak sıfatıyla davacının müşterek imzası ve onayı olmadan pay defterine kaydı için yönetim kurulu karan alınmış olduğu, 08.07.2008 tarihli olağanüstü genel kurulunda davalı ...'a oy hakkı verildiğini ve divan başkanlığı yaptırıldığını, davacı ve diğer ortaklara toplantıya davet iadeli taahhütlü mektupla yapılmadığından usulsüzlük olduğunu, davalı ... tarafından atanan denetçi ...'un şirket çalışanı olarak denetçi olamayacağı gibi, iki olağan genel kurul yapıldığı halde denetçinin şirketi yeniden olağanüstü genel kurula çağırmasının dürüstlük kurallarına aykırı olduğu, davalı ...'ın davacının haberi olmadan şirket merkezine gece yarısı gelerek davalı şirketlere ait hard disk ve televizyon programlarını yükleyip kendi adına marka tescili başvurularında bulunduğunu, davalı ...'ın, kardeşi diğer davalılar ..., ... ve diğer paydaş yakınları ile birlikte şirketi kendi nam ve hesabına kullanarak usulsüz bir biçimde işletmeye el koydukları, kendilerinden şirket defterlerinin ihtarname yoluyla istenmesi sonucunda tasdik ettirilen ikinci defterlerin teslim edildiğini, ortada bir çift defter kullanımı olduğunu, davacının onayı ve imzası olmadan personel işten çıkarımları ve Lüleburgaz'da yeni bir şube açıldığını belirterek G.O.P Prodüksiyon A.Ş. ile...A.Ş. Yönetim Kurulunun seçimine ilişkin 08.07.2008 tarihli Olağanüstü Genel Kurul kararlarının ve davalı ...'ın pay defterine kaydına ilişkin yönetim kurulu kararlarının, davalı ... tarafından yapılan başvuru ve marka tescillerinin ve de davacı gıyabında alınan ve şirketler ve davacı zararına olan işlem ve kararların iptaline karar verilmesi istenmiştir.
.../...
S.2
Davalılar vekili, davacının açtığı iptal davasının TTK 317. vd maddeleri gereğince tüzel kişiyi temsilen yönetim kurulu başkanı veya idare meclisine açılabileceğinden dolayı davalı ..., ..., ... ve ... yönünden bir husumet bulunmadığı, iki ayrı şirketin iki ayrı kararına karşı tek bir dava açılmasının TTK 381. maddesi gereğince mümkün olmadığını, davaların ayrılmalarının gerektiğini, davalı ...'ın ortak olarak pay defterine işlenmesine ilişkin anonim şirket yönetim kurulu kararları aleyhine iptal davası açılamayacağı gibi pay defterine kaydın davalı ...'ın noter kanalıyla yolladığı ihtarnameden sonra zaruri olduğunu, marka tesciline konu olan taleplerin ayrı bir dava oluşturduğunu, itirazın TPE'ye yapılması gerektiğini, olağanüstü genel kurula yapılan davetlerin usulüne uygun olup iadeli taahhütlü yollandığının kanıtlarıyla ispatlandığı, toplantının denetçi tarafından TTK 355 ve 553. maddelerinin öngördüğü üzere şirket içinde var olan zaruri ve müstacel sebeplerden dolayı düzenlendiğini; davacı tarafından istenen karar ve pay defterlerinin kendi sorumluluğunda olup noter kanalıyla istenmesinin defterlerin kaybolduğu intihasını uyandırdığını ve bunu üzerine yeni pay ve karar defteri kullanımı kararının alınmasının usul ve yasaya aykırılık teşkil etmediğini, davacının işbu davayı açmakla kendisinin kurmuş olduğu şirketin rakip olduğu davalı şirkete zarar vermek amacında olduğunu savunarak davanın reddine karar verilmesini istemiştir.
Mahkemece, davacı tarafça GOP A.Ş.'ye ait 08.07.2008 tarihli olağanüstü genel kurul toplantısının usulüne uygun olarak yapılmadığı, davacıya iadeli taahhütlü mektup gönderilmediği, denetçinin genel kurulu toplantıya çağırmasının yerinde olmadığı iddia edilerek genel kurulda alınan kararların iptalinin istendiği, öncelikle iptal davasının doğrudan şirket tüzel kişiliğine açılması gerekip diğer yönetim kurulu üyeleri ile denetçiye husumet yöneltilemeyeceği, dosyada mevcut posta alındı listesine göre davacıya toplantı gün ve gündeminin gönderildiğinin ve davacının toplantıya gelip toplantının ertelenmesini talep ettiğinin, bu talebin reddedilip toplantının yapıldığının görüldüğü, bu durumda davet mektubu gönderilmemiş bile olsa toplantıya katılındığı için bu durumun bir iptal sebebi olarak ileri sürülemeyeceğinden davacının bu iddiasının yerinde bulunmadığı; davacı tarafça ...'a yapılan pay devrinin geçersiz olduğunun da ileri sürüldüğü, İstanbul 25. Noterliği'nin 3 Haziran 2008 tarih ve 10391 Y nolu "hisse devir sözleşmesi" ile ...'ın 1 adet hissesini uhdesinde bırakarak 59 adet hissesini 29.500 TL nominal bedelle ...'a devrettiği, bu hususun Beyoğlu 9. Noterliği'nin 3 Haziran 2008 tarih ve 12391 Y nolu ihtarnamesi ile yönetim kurulu üyelerine bildirilmiş ve devrin pay defterine yazımının istenmiş olduğu, bu konuda dosyada yönetim kurulu kararının mevcut bulunmadığı, pay defteri fotokopilerinde de, pay devri ile ilgili işlem yapılmadığının görüldüğü, TTK'nın 416. maddesine göre devrin ciro edilmiş senedin devralana teslimi ile gerçekleşeceği, devrin şirkete karşı ancak pay defterine kayıtla hüküm ifade edeceği, devrin pay defterine kaydedilmemiş olmasına karşılık, hazirun cetvelinde bu devrin görüldüğü ve ...'ın 59 payının kayıtlı olduğu, hazirun cetvelinin yönetim kurulu tarafından şirket kaşesi üzerine atılan iki imza ile tasdik edildiği, şirket esas sözleşmesinin 20. maddesinde "nama yazılı olan hisselerin devri yönetim kurulunun kabulüne bağlıdır" hükmünün mevcut olduğu, yönetim kurulunun devri usulüne uygun olarak onaylaması ve pay defterine geçirmesi gerektiği, bu konuda herhangi bir karar alınmadığı, pay devrinin esas sözleşmeye uygun yapılmadığı ve yönetim kurulu kararı bulunmadığı gibi, pay defterine de kaydedilmediğinin görüldüğü; denetçinin genel kurulu olağanüstü toplantıya çağırmasının doğru olmadığının da davacı tarafça iddia edildiği, denetçi ...'un 11.06.2008 tarihli raporunda, yönetim kurulu üyelerinin karar almak için bir araya gelemedikleri, bu durumun şirketin çalışanları ve üçüncü kişiler bakımından sakıncalar yarattığı, işlerin durma noktasına geldiği, denetçinin, ...'ın şirket aleyhine icra takibi yapması olgusunun görüşülmesi ve yeni yönetim kurulunun yeniden seçimi için genel kurulun toplantıya çağrılmasına karar verip toplantıyı düzenlemiş olduğu, TTK'nın 355. maddesine göre "murakıpların zaruri ve müstacel sebepler çıktığı takdirde umumi heyeti fevkalade toplantıya mecbur oldukları" hükme bağlanmış olup yönetim kurulunun toplanamaması, genel kurulun yapılamaması gibi sebeplerin denetçiler bakımından müstacel sebep olarak kabul edileceği, davalı şirketin 08.04.2008 tarihinde olağan genel kurulunu yaptığı, toplantıda divan başkanlığına davacının seçildiği, 2007 yılı hesaplarının tetkiki ile yönetim kurulu ve denetçinin ibra edildiklerinin görüldüğü, bu toplantıda yönetim kurulu ve denetim kurulu üyelerinin seçimi maddesinin bulunmadığı, bu toplantıdan üç ay sonra denetçinin zaruri ve müstacel hallere dayanarak genel kurulu olağanüstü toplantıya çağırmasının normal olmadığı, olağan toplantıda şirket hesaplarının kabul edilip yöneticilerin ibra edildikleri ve herhangi bir sorun ortaya konulmadığı, buna rağmen sırf davacıyı bertaraf etmek amacıyla diğer yönetim kurulu üyeleri ile denetçinin birlikte hareket ederek olağanüstü toplantıyı yaptıklarının anlaşıldığı, yönetim kurulu üye sayısının beşe çıkarılıp davacının yönetim kuruluna alınmadığı, bunun objektif iyi niyet kurallarına uygun olmadığı, yönetim kurulunun toplanmadığı, karar alamadığı ve yönetim kurulunun genel kurulu toplantıya çağıramadığı konusunda aksine bir delil sunulamadığı, toplantıya çağrının kural olarak yönetim kurulu tarafından yapılması gerektiği, 08.07.2008 tarihli olağanüstü genel kurulda, gündemin 4. maddesinde yönetim kurulu üye sayısının beşe çıkarılmasına ve yönetim kurulu üyeliklerine de Levent Baykal, ..., ..., Mehmet Cenk Yılmaz ile Hatice Ceren Yılmaz'ın seçilmesine karar verildiği, davacının bu karara muhalif oy verip muhalefetini zapta geçirttiği, şirket esas sözleşmesinin 7. maddesine göre yönetim kurulunun en az 3, en çok 5 kişi olacağının belirlendiği, buna göre yönetim kurulunun 5 kişiden oluşmasının esas sözleşmeye uygun olduğu, TTK 316. maddesine göre, genel kurulu yönetim kurulunu azledebileceği, yeni yönetim kurulu seçilmesi suretiyle, eski yönetim kurulunun görev süresinin sona erdirildiği, yapılan işlemin kanuna ve esas sözleşmeye uygun olduğu ancak genel kurulun murakıp tarafından olağan toplantıdan 3 ay sonra çağrılmış olmasının müstacel ve zaruri hallerin bulunmaması göz önünde tutulduğunda, yapılan bu çağrının ve alınan kararların amacının davacıyı yönetim kurulundan uzaklaştırmak olduğu ve bunun objektif iyi niyet kurallarına aykırı bulunduğu gerekçesiyle, davanın kabulü ile davalı şirketin 08.07.2008 tarihli olağanüstü genel kurul kararlarının iptaline karar verilmiştir.
Kararı, davalı vekili temyiz etmiştir.
Dava, anonim şirket olağanüstü genel kurul kararının iptali istemine ilişkindir.
Mahkemece, yazılı gerekçelerle davanın kabulüne karar verilmiş ise de, 6762 sayılı TTK’nın 355. maddesi gereğince denetçiler, zaruri ve müstacel sebepler çıktığı takdirde umumi heyeti fevkalade toplantıya davete mecburdurlar. Bu sebepleri kendiliğinden veya azınlığın ya da ortakların gerekçeli başvuruları üzerine takdir ederler. Dolayısıyla, ortakların başvurusu üzerine denetçinin genel kurulu olağanüstü toplantıya çağırma yetkisi bulunmaktadır. Bu nedenle, mahkemenin toplantıya çağrının özel amaç taşıdığından bahisle genel kurulda alınan kararların iptaline karar vermesi yerinde olmamıştır. Öte yandan ortak olmayan ...'ın olağanüstü genel kurula katılması bakımından, 31.05.2011 tarihli birlirkişi raporunda da belirtildiği üzere, her ne kadar Günay olağanüstü genel kurul toplantısına iştirake yetkili değilse de, Günay'ın katılımı toplantı nisabını ve kullandığı oy karar nisabını etkilememekte, dolayısıyla ihtilaflı genel kurul kararı kanunda öngörülen toplantı ve karar nisabına aykırı bulunmamaktadır. Anılan iddialar dışında genel kurul toplantısında alınan kararların kanuna, ana sözleşmeye ve afaki iyiniyet kurallarına aykırı olduğu hususu davacı tarafça kanıtlanabilmiş değildir Bu itibarla, anılan gerekçeler ile davanın kabulü doğru görülmemiş, hükmün davalı yararına bozulması gerekmiştir.
SONUÇ: Yukarıda açıklanan nedenle davalı vekilinin temyiz itirazlarının kabulü ile hükmün davalı yararına BOZULMASINA, ödediği temyiz peşin harcın isteği halinde temyiz edene iadesine, 11.07.2013 tarihinde oybirliğiyle karar verildi.
(Kapatılan)19. Hukuk Dairesi, 2010/9227 E., 2011/5163 K.
orta eşleşmeKarar metninde maddeye atıf varTicaret Mahkemesi
tam metni aç
ini tahsil için muhatap davalı bankaya ibraz etmesine rağmen, hesapta karşılığı bulunan çek bedelinin ödenmediği gibi talep etmesine rağmen çekin ibraz edildiğine ilişkin belgenin de verilmediğini, karşılığı olduğu halde ibraz edilen çekin TTK.nun 707 ve 3167 sayılı yasanın 4.maddesine aykırı olarak ödenmemesinden kaynaklanan haksız fiilin neden olduğu zararın tazmini/tahsili için başlattıkları ta
(Kapatılan)19. Hukuk Dairesi 2010/9227 E. , 2011/5163 K.
"İçtihat Metni"
Mahkemesi :Ticaret Mahkemesi
Taraflar arasındaki itirazın iptali davasının yapılan yargılaması sonunda ilamda yazılı nedenlerden dolayı davanın reddine yönelik olarak verilen hükmün süresi içinde davacı vekilince temyiz edilmesi üzerine dosya incelendi, gereği konuşulup düşünüldü.
- K A R A R -
Davacı vekili, müvekkilinin adına keşide edilen çek bedelini tahsil için muhatap davalı bankaya ibraz etmesine rağmen, hesapta karşılığı bulunan çek bedelinin ödenmediği gibi talep etmesine rağmen çekin ibraz edildiğine ilişkin belgenin de verilmediğini, karşılığı olduğu halde ibraz edilen çekin TTK.nun 707 ve 3167 sayılı yasanın 4.maddesine aykırı olarak ödenmemesinden kaynaklanan haksız fiilin neden olduğu zararın tazmini/tahsili için başlattıkları takibin davalının itirazı üzerine durduğunu bildirerek itirazın şimdilik 10.000.-TL.üzerinden iptaline, takibin devamına, % 40 tazminatın davalıdan tahsiline karar verilmesini talep ve dava etmiştir.
Davalı vekili, dava konusu çekle ilgili başvuruda bulunan davacı vekiline beklemesi halinde çek bedelinin hazır edileceği, beklemek istemezse rakamın hesaba geçirilebileceğinin veya EFT yapılabileceğinin bildirilmiş olmasına rağmen, hiçbir alternatifi kabul etmeyerek şubeden ayrıldığını, aynı gün davacı tarafça takasa verilen çekin müvekkili bankaca takastan ödendiğini, kaldı ki yasal anlamda bir ibrazın da sözkonusu olmadığını, davanın haksız ve kötüniyetle açıldığını bildirerek davanın reddi ile % 40 tazminatın davacıdan tahsiline karar verilmesini istemiştir.
Mahkemece toplanan delillere göre, çekin arkasında muhatap bankanın ibraz gününü belirten herhangi bir kaydı bulunmadığı gibi, ibraza ilişkin takas odasının tarihli beyanı da olmadığından yasanın onadığı bir ibrazın varlığından söz edilemeyeceği, muhatap banka çekte müracaat borçlusu olmadığından ihbarlı telgraf çekilmiş olmasının, muhataba karşı ödeme için ibraz olgusu ve işlevini sağlamayacağı, bankaca itiraz tarihi olan 01.09.2009 gününde çekin, davacı vekilince takasa konularak aynı tarihte çek karşılığının davalı banka tarafından takastan ödendiği, dava konusu çekle ilgili olarak geçerli bir ibraza muhatap olmayan bankanın çeki takastan ödediği tarihin ilamsız icra takibinde 7 günlük ödeme süresi içinde kaldığından davacının icra takibinde haklı olmadığı gerekçeleriyle davanın reddine karar verilmiş, hüküm davacı vekili tarafından temyiz edilmiştir.
Dosyadaki yazılara kararın dayandığı delillerle gerektirici sebeplere, delillerin takdirinde bir isabetsizlik bulunmamasına göre, davacı vekilinin yerinde görülmeyen bütün temyiz itirazlarının reddiyle usul ve kanuna uygun bulunan hükmün ONANMASINA, aşağıda yazılı onama harcının temyiz edenden alınmasına, 18.04.2011 gününde oybirliğiyle karar verildi.
Eşleştirme iki kanıta dayanır: kararın kendi metnindeki madde atfı ve şerh kitaplarının o kararı hangi maddenin altında bastığı. Otomatik üretilmiştir, hukuki tavsiye değildir; kararın güncelliğini ve sonraki içtihat değişikliklerini ayrıca denetleyin.