6102 sayılı Türk Ticaret Kanunu Madde 317

Türk Ticaret Kanunu 317. maddesi, Hukuksal Eğitim mevzuat kütüphanesinde tam metin olarak yayımlanmıştır. Aşağıda maddenin tam metni, maddeyle eşleşen yüksek mahkeme kararları ve bu maddeden çıkmış sınav soruları yer alır. Ham metin için adresin sonuna /raw ekleyin.

Madde Metni

MADDE 317- (1) Şirket ve ortakların üçüncü kişilerle olan ilişkilerinde, bu Bölümdeki özel hükümler saklı kalmak şartıyla, kollektif şirkete ilişkin 232 ilâ 242 nci maddeler uygulanır. B) Şirketin temsili

Bu Maddeyle İlgili Yüksek Mahkeme Kararları

47 karar eşleşti
4. Hukuk Dairesi, 2022/8848 E., 2022/16950 K.
orta eşleşmeKarar metninde maddeye atıf varAsliye Hukuk Mahkemesi
maddesi, 213 sayılı Vergi Usul Yasasının 10/2 maddesi ve TTK'nun 317. maddeleri gereğince yapılmış bir icra takibi olmadığından anılan maddeler gereğince borçlu şirket ortağı ve yönetim kurulu üyesi olan ...
4. Hukuk Dairesi         2022/8848 E.  ,  2022/16950 K. "İçtihat Metni" MAHKEMESİ :Asliye Hukuk Mahkemesi Taraflar arasındaki İİK 277 ve devamı maddelerine dayalı tasarrufun iptali davasının yargılaması neticesinde davanın reddine dair verilen kararın davacı vekili tarafından temyiz edilmesi üzerine dosya incelendi, gereği düşünüldü: K A R A R Hükmüne uyulan Yargıtay 17. Hukuk Dairesi’nin 13.07.2020 gün, 2018/5702 E- 2020/4741 K sayılı ilamında; “ ..... vergi borçlusu ... Tic. A.Ş. olup icra takibinin adı geçen borçlu aleyhine yapılmış olduğu, iptali istenen tasarrufun ise borçlu şirketin ortağı ve yönetim kurulu üyesi olan davalı ... tarafından yapılmış olduğu, ... aleyhine 6183 sayılı yasanın 35. maddesi, 213 sayılı Vergi Usul Yasasının 10/2 maddesi ve TTK'nun 317. maddeleri gereğince yapılmış bir icra takibi olmadığından anılan maddeler gereğince borçlu şirket ortağı ve yönetim kurulu üyesi olan ... yönünden 6183 sayılı yasanın 27, 30 ve 35 maddeleri ile 213 sayılı Vergi Usul Kanunun 10/2, Türk Ticaret Kanunun 317 maddelerinde belirtilen dava koşulları oluşmadığından bu nedenle davanın reddi gerektiği ...” gerekçesi ile hükmün bozulmasına karar verilmiştir. Mahkemece bozma ilamına uyularak yapılan yargılama neticesinde, davanın reddine karar verilmiş, karar davacı vekili tarafından temyiz edilmiştir. Mahkemece uyulan bozma kararı gereğince yargılama yapılmış olmasına dosyadaki yazılara, kararın dayandığı delillerle gerektirici sebeplere delillerin takdirinde bir isabetsizlik bulunmamasına, tasarruf işlemini yapan ... aleyhine kesinleşmiş bir takip bulunmamasına göre davacı vekilinin temyiz itirazlarının reddiyle usul ve kanuna uygun bulunan hükmün ONANMASINA, 492 Sayılı Harçlar Yasasının 13/J maddesi uyarınca davacıdan harç alınmamasına, 14.12.2022 gününde oy birliğiyle karar verildi.

Diğer kararlar (4)

23. Hukuk Dairesi, 2013/3750 E., 2013/4866 K.
orta eşleşmeKarar metninde maddeye atıf varTicaret Mahkemesi
tam metni aç
una bırakılmış olması, verilen görevin de kooperatifin temsil ve idare mali işlerinin önemli bir kısmını içermesi gerektiği, davacı kooperatifin anasözleşmesinde müdür atanması konusunda özel bir düzenleme bulunmadığı, bu durumda yönetimde TTK'nın 317. maddesi uyarınca yalnız yönetim kurulunun yetkili olduğu, davacı kooperatif anasözleşmesinde yönetim kuruluna müdür atama yetkisi verildiği, ancak
23. Hukuk Dairesi         2013/3750 E.  ,  2013/4866 K. "İçtihat Metni" MAHKEMESİ :Ticaret Mahkemesi Taraflar arasındaki alacak davasının yapılan yargılaması sonunda ilamda yazılı nedenlerden dolayı davanın reddine yönelik olarak verilen hükmün süresi içinde davacı vekilince temyiz edilmesi üzerine dosya incelendi, gereği konuşulup düşünüldü. -K A R A R- Davacı vekili, müvekkilinin 07...1995 ila 08.07.2001 tarihleri arasında müdürlüğünü yapan davalının, aynı zamanda dava dışı ... İnşaat Ltd. Şti.’nin de temsilcisi olduğunu, davacı ile dava dışı arsa sahipleri arasında arsa payı karşılığı inşaat sözleşmesi bulunduğunu, bu sözleşme gereği yapılacak inşaatın dava dışı olan ve davalının temsilcisi olduğu ... İnşaat Ltd. Şti. tarafından yapılması konusunda eser sözleşmesi yapıldığını, davalının anılan şirkete aylık hak edişe göre ödeme yapması gerekirken, hak ediş olmaksızın ödeme yaptığını, arsa sahiplerine teslim edilecek kısmın zamanında imal edilmemesi nedeniyle arsa sahiplerine ödeme yapmak zorunda kaldıklarını, zamanında temsilcisi olduğu şirketi ikaz etmeyen davalının bu zarardan sorumlu olduğunu, davacı kooperatif ile dava dışı anılan şirket arasındaki sözleşme gereğince ödenmesi gereken vergi ve sigorta prim borçlarının ödenmemesi nedeniyle gecikme cezası ödenmesi zorunda kalındığını, davalının imalat yapılmamasına rağmen ... İnşaat Ltd. Şti.’ne ödeme yaptığını ileri sürerek, şimdilik 200.000,00 TL’nin davalıdan tahsiline karar verilmesini istemiştir. Davalı vekili, davanın reddini istemiştir. Mahkemece, iddia, savunma, benimsenen bilirkişi raporu ve dosya kapsamına göre, davacı kooperatifin ....05.1995 tarihli yönetim kurulu kararı ile davalının kooperatif müdürü olarak atandığı ve yönetim kurulu üyelerinden herhangi birisinin müşterek imzaları ile kooperatifi temsil ve ilzama yetkili olduğu, davalının davacı kooperatif ile kat karşılığı inşaat sözleşmesi imzalayan ... İnşaat Ltd. Şti’nin temsilcisi olduğu konularında uyuşmazlık bulunmadığı, davalının kooperatif müdürü olarak atandığı genel kurulda, kooperatif müdürüne verilen görevlerin belirtilmediği, kooperatifin işleyişine ilişkin temel ve idari işlerin tamamı veya bir kısmını üstlenecek biçimde atanmadığı, davacı kooperatif ile dava dışı ... İnşaat Ltd. Şti. arasındaki eser sözleşmesinin geçersiz olduğunun, ... Asliye .... Ticaret Mahkemesinin 2002/865 E, 2009/66 K sayılı ilamı ile sabit olduğu, davacı geçersiz sözleşmeye dayalı da olsa yüklenicinin inşaatı geç teslim etmesi nedeniyle arsa sahipleri ile düzenlenen sözleşmeye dayalı olarak arsa sahiplerine tazminat ödediğini belirttiği, arsa sahipleri ile davacı kooperatif arasındaki ... .... Asliye Hukuk Mahkemesinin 2003/730 E. sayılı davanın, 03.07.2003 tarihli anlaşma nedeniyle feragatle sonuçlandığı, sigorta primi ve vergi ödemesinin gecikmesi nedeniyle ödenen gecikme cezasının ....767,62 TL olduğu, bu meblağın ise davacı kooperatifin davalının da içerisinde olduğu yöneticiler aleyhine açtığı tazminat davasının feragat nedeniyle reddedildiği ....01.2003 tarihinden önce ödendiği, davanın davacı kooperatifin müdürü olan davalıya yönelik kooperatife zarar verildiği iddiası ile açılan tazminat istemine ilişkin olmasına göre, kooperatifin uğradığı zarar ile davalının kooperatif müdürü sıfatı ile yaptığı işlemler arasında illiyet bağının belirlenmesi gerektiği, geç teslim nedeniyle arsa sahiplerine ödenen 220.000,00 TL’nin davacı kooperatif ile dava dışı arsa sahipleri arasındaki sözleşmeye dayalı olduğu, 1163 sayılı Kooperatifler Kanunu’nun 98. maddesinin yollaması ile uygulanması gereken TTK'nın 319. maddesinde, anasözleşme ile temsil yetkisinin ve idare işleminin hepsinin veya bazılarının yönetim kurulu üyesi veya pay sahibi olmaları zorunlu olmayan müdürlere bırakılabilmesi için genel kurula veya yönetim kuruluna yetki verilebileceğinin düzenlendiği, TTK’nın 342. maddesi değerlendirildiğinde, kooperatife müdür olarak atanan kişinin atanma usulünü anasözleşmede öngörülen şekilde genel kurula veya yönetim kuruluna bırakılmış olması, verilen görevin de kooperatifin temsil ve idare mali işlerinin önemli bir kısmını içermesi gerektiği, davacı kooperatifin anasözleşmesinde müdür atanması konusunda özel bir düzenleme bulunmadığı, bu durumda yönetimde TTK'nın 317. maddesi uyarınca yalnız yönetim kurulunun yetkili olduğu, davacı kooperatif anasözleşmesinde yönetim kuruluna müdür atama yetkisi verildiği, ancak müdüre verilen görevlerin belirtilmediği, kooperatif müdürünün yönetim kurulu üyelerinden birisi ile birlikte müştereken kooperatifi temsil ve ilzama yetkili olduğu, TTK'nın 336/son maddesinin atıfta bulunduğu aynı Yasa’nın 319. maddesine göre, yönetim kurulu üyeleri arasında bir ... bölümü bulunmadığı takdirde yönetim kurulu üyelerinin müteselsil olarak sorumlu oldukları, kooperatif müdürünün münferiden sorumlu olduğuna ilişkin anasözleşmede ve yönetim kurulu kararında özel bir düzenleme ve açıklama bulunmadığı, tek başına kooperatif müdürüne yöneltilen sorumluluk davasının reddi gerektiği belirtilerek, davanın reddine karar verilmiştir. Kararı, davacı vekili temyiz etmiştir. ...-Dava, kooperatifin yönetim kurulunca atanan müdürü davalının, usulsüz veya yasaya aykırı işlemleriyle kooperatifi zarara uğrattığı iddiasına dayalı olarak kooperatif zararının tazmini için açılan sorumluluk davasıdır. 1163 sayılı Kooperatifler Kanunu'nun 98. maddesi yollaması nedeniyle kooperatiflere de uygulanması gereken TTK'nın 319/.... maddesi, “Anasözleşme ile temsil yetkisinin ve yönetim işlerinin hepsi veya bazıları yönetim kurulu üyesi olan murahhaslara veya pay sahibi olmaları zorunlu olmayan müdürlere bırakabilmek için genel kurula veya yönetim kuruluna yetki verilebilir” hükmünü içermektedir. TTK'nın 342. maddesi yukarıda anılan 319/.... maddesi ile birlikte değerlendirildiğinde, şirkete müdür olarak atanan kişinin atanma yönteminin anasözleşmede öngörülmüş ve öngörülen şekilde genel kurula veya yönetim kuruluna bırakılmış olması ve tevdii edilen görevin de kooperatifin temsil ve idari mali işlerinin önemli bir kısmını içermesi gerekir. Esasen 1163 sayılı Kanun'un 58. maddesi de aynı ilkelere göre düzenlenmiştir. Anasözleşmede müdür atanması konusunda bir hüküm sevk edilmemişse, yönetimde TTK'nın 317. maddesi uyarınca sadece yönetim kurulu yetkilidir. Davacı kooperatif anasözleşmesinin 51. maddesi, “yönetim kurulu kooperatifin mali ve idari işlerini yürütmek üzere kendi arasından veya hariçten bir müdür ile kooperatif işlerinin gerekli kıldığı diğer personeli istihdam edebilir. Bunlar kendi kusurlarından ileri gelen zararlardan sorumludur” hükmünü içerdiği halde Mahkemenin aksi yöndeki gerekçesi dosya kapsamına uygun değildir. Öte yandan, davalı müdürün, davacı kooperatif yönetim kurulunun kararı ile atandığı ve yönetim kurulu üyelerinden birisi ile müştereken davacı kooperatifi temsile yetkili olduğu yerel mahkemece tespit edilmiştir. Bu yetkilendirmenin, anılan 319/.... maddesinde aranan koşulları içerdiğinin kabulü gerekir. Aksi yöndeki gerekçe isabetsizdir. Bu durumda, anasözleşme ve yönetim kurulu kararında özel düzenleme ve açıklama bulunmadığı, diğer anlatımla, TTK'nın 319/... ve 336/son maddesi uyarınca davalının sorumlu olduğu işler belirlenip ayrılmadığı anlaşıldığından, davalı müdürün, TTK’nın 319/..., 336/... ve 336/son madde hükümleri uyarınca, yönetim kurulu üyeleriyle birlikte kooperatife verilen zarardan müteselsilen sorumlu olduğunun kabulü gerekir. BK’nın 142/.... maddesinin, “alacaklı müteselsil borçluların cümlesinden veya birinden borcun tamamen veya kısmen edasını istemekte muhayyerdir” hükmü nazara alındığında, davacı kooperatifçe diğer müteselsil sorumlular olan yönetim kurulu üyeleri aleyhine dava açılmamış olması, kooperatif müdürü aleyhine açılan işbu davanın karara bağlanmasına engel teşkil etmemektedir. İcrai müdürlerin sorumlulukları, anılan 342. maddesi uyarınca 336. madde hükmüne tabidir. Kural olarak, yönetim kurulu üyeleri şirket adına yaptıkları işlemlerden dolayı kişisel olarak sorumlu tutulmazlar, ancak, öğretideki baskın görüşe göre, TTK'nın 336. maddesinde belirtilen hallerde ortaklığa ve ortaklık alacaklılarına karşı kusursuz olduklarını ispat etmedikçe müteselsilen sorumlu olurlar. Yani yönetim kurulu üyelerinin görevlerini ifaları sırasında bir zarar oluşmuşsa, bu zararın üyelerin kusurlu eylemi sonucu meydana geldiğinin kabulü gerekmektedir. Başka bir deyişle, Türk Ticaret Kanunu yönetim kurulu üyeleri için kusur esasına dayanan bir sorumluluk öngörmüş ve yönetim kurulu üyeleri aleyhine kusur karinesi kabul etmiştir. TTK'nın 338. maddesi uyarınca kusurlarının bulunmadığını ispat etmedikçe, sorumluluktan kurtulamazlar. Mahkemenin tek başına kooperatif müdürüne yöneltilen sorumluluk davasının reddine karar verilmesi gerektiğine ilişkin istisnayı kural yapan gerekçesinde isabet bulunmamaktadır. Zira, kural müteselsil sorumluluk olup, tek başına sorumluluk için bunun ayrıca karar altına alınmış olması gerekir. Bu durumda, mahkemece, ....05.1995 tarihli yönetim kurulu kararı uyarınca müştereken kooperatifi temsile yetkili kılınan davalı müdürün zarardan ilke olarak müteselsilen sorumlu olduğunun kabulü ile uyuşmazlığın yukarıda açıklanan açıklamalar çerçevesinde esasının incelenmesi, tarafların delillerinin değerlendirilmesi ve sonucuna göre bir karar verilmesi gerekirken, yanılgılı değerlendirme ile yazılı şekilde karar verilmesi doğru olmamıştır. ...- Davacı vekilinin esasa ilişkin temyiz itirazlarının şimdilik incelenmesine gerek görülmemiştir. SONUÇ: Yukarıda (...) no'lu bentte açıklanan nedenlerle, davacı vekilinin temyiz itirazlarının kabulü ile hükmün davacı yararına BOZULMASINA, (...) no'lu bentte açıklanan nedenlerle, diğer temyiz itirazlarının şimdilik incelenmesine yer olmadığına, peşin alınan harcın istek halinde iadesine, kararın tebliğinden itibaren ... gün içerisinde karar düzeltme yolu açık olmak üzere, ....07.2013 tarihinde oybirliğiyle karar verildi.
10. Hukuk Dairesi, 2020/8831 E., 2021/3641 K.
orta eşleşmeKarar metninde maddeye atıf varİş Mahkemesi
tam metni aç
Türk Ticaret Kanunu'nun 317. maddesi uyarınca;
10. Hukuk Dairesi         2020/8831 E.  ,  2021/3641 K. "İçtihat Metni" Mahkemesi :İş Mahkemesi ... Davacı, davalı Kurumca düzenlenen ödeme emrinin iptaline, borçlu olmadığının tespitine karar verilmesini istemiştir. Mahkemece, (kapatılan) 21. Hukuk Dairesinin bozma kararına uyularak ilâmında belirtildiği şekilde davanın kabulüne karar verilmiştir. Hükmün davalı Kurum vekili tarafından temyiz edilmesi üzerine temyiz isteğinin süresinde olduğu anlaşıldıktan ve Tetkik Hakimi ... tarafından düzenlenen raporla dosyadaki kağıtlar okunduktan sonra işin gereği düşünüldü ve aşağıdaki karar tespit edildi. Tüzel kişi işverenlerin ortak ve yetkililerinin kamu alacaklarından sorumluluğu, 6183 sayılı Kanunun 35, mükerrer 35, mülga 506 sayılı Kanunun 80. ve 5510 sayılı Kanunun 88. maddesinde düzenlenmiş olup, sigorta primlerinin tahakkuk ve ödenmesi gereken zamanda yürürlükte olan mevzuat uygulanır. 506 sayılı Kanunun 80'inci maddesinin birinci fıkrasında; “İşveren, bir ay içinde çalıştırdığı sigortalıların primlerine esas tutulacak kazançlar toplamı üzerinden bu Kanun gereğince hesaplanacak prim tutarlarını ücretlerinden kesmeye ve kendisine ait prim tutarlarını da bu miktara ekleyerek en geç ertesi ayin sonuna kadar Kuruma ödemeye mecburdur. “Aynı maddenin 12. fıkrası ise; “Sigorta primlerini haklı sebepleri olmaksızın, birinci fıkrada belirtilen süre içerisinde tahakkuk ve tediye etmeyen kamu kurum ve kuruluşların tahakkuk ve tediye ile görevli kamu görevlileri mesul muhasip, sayman ile tüzel kişiliği haiz diğer işverenlerin üst düzeydeki yönetici veya yetkilileri kuruma karşı, işverenleri ile birlikte müştereken ve müteselsilen sorumludur. “ 6183 sayılı Kanunun mükerrer 35. maddesinde ise; “Limited şirket ortakları, şirketten tamamen veya kısmen tahsil edilemeyen veya tahsil edilemeyeceği anlaşılan amme alacağından sermaye hisseleri oranında doğrudan doğruya sorumlu olurlar ve bu Kanun hükümleri gereğince takibe tabi tutulurlar.” Primlerin ödenmesi gereken son gün itibariyle de olsa, kişiler davaya konu olduğu gibi prim borçlusu tüzel kişi yöneticisi oldukları dönemlerde ödenmesi gereken ve tahakkuk eden primlerden sorumlu tutulmalıdırlar. Türk Ticaret Kanunu'nun 317. maddesi uyarınca; bir anonim şirketin idare ve yönetimi aynı zamanda karar organı olarak, yetkili idare meclisince yerine getirilmektedir. Her iki hükmün birlikte değerlendirilmesi durumunda; anonim şirket yönünden primlerin ödenmesinde, sorumlu üst düzey yöneticiden söz edebilmek için bu kimsenin yönetim kurulunda başkan veya başkan yardımcısı gibi ünvan taşıması veya imza yetkisine sahip üye olması veya şirketin yönetiminde parasal konularda yetkili genel müdür, finansman veya muhasebe müdürü gibi üst düzeyde sorumluluk taşıyan görevli olması gerekir. Bunun dışında kalan ve şirketin idare veya işilerin işveren ile birlikte müştereken ve müteselsilen sorumluluğu düşünülemez. Şirkette görevli bir kimsenin belli konularda imza sahibi olması da bu zorunluluğu ortadan kaldırmaz. 506 sayılı Kanun, 80. maddesi , “Kurumun sigorta primleri ve diğer alacakları haklı bir sebep olmaksızın bu Kanunda belirtilen sürelerde ödenmez ise kamu idarelerinin tahakkuk ve tediye ile görevli kamu görevlileri, tüzel kişiliği haiz diğer işverenlerin şirket yönetim kurulu üyeleri de dahil olmak üzere üst düzeydeki yönetici veya yetkilileri ile kanuni temsilcileri Kuruma karşı işverenleri ile birlikte müştereken ve müteselsilen sorumludur” şeklinde düzenlenme getirilmiştir. Yapılan bu düzenleme ile şirket yönetim kurulu üyelerinin primlerin ödenmesinden işveren ile birlikte müştereken ve müteselsilen sorumlu oldukları açıkça belirtilmiştir. Öte yandan, 506 sayılı Kanununun 80. maddesi primlerin zamanında ve düzenli olarak tahsilini sağlamaya yönelik olup, anılan maddenin 1. fıkrası hükmüne göre, işveren, bir ay içinde çalıştırdığı sigortalıların primlerine esas tutulacak kazançlar toplamı üzerinden bu Kanun gereğince hesaplanacak prim tutarlarını ücretlerinden kesmeye ve kendisine ait prim tutarlarını da bu miktara ekleyerek en geç ertesi ayın sonuna kadar Kuruma ödemeye mecburdur. Açıklanan yasal düzenlemeler çerçevesinde eldeki dosyada, ticarî sicil kayıtlarına göre 22/05/2005-20/04/2011 tarihleri arasında Kurum borçlusu olan dava dışı limited şirkette “Müdür” olarak kaydı bulunan davacının ihtilaf konusu 2009/10.-2010/02. ay dönemine ilişkin prim borçlarının tamamından 506 sayılı Kanunun 80. maddesi uyarınca sorumlu olduğu anlaşılmaktadır. Mahkemece bu maddi ve hukuki olgu göz önünde bulundurularak davanın reddine karar verilmesi gerekirken yazılı şekilde kurulan hüküm, usul ve yasaya aykırı olup bozma nedenidir. O halde, davalı Kurum vekilinin bu yönleri amaçlayan temyiz itirazları kabul edilmeli ve hüküm bozulmalıdır. SONUÇ: Açıklanan nedenlerle temyiz edilen hükmün BOZULMASINA, 18/03/2021 gününde oybirliğiyle karar verildi.
10. Hukuk Dairesi, 2019/1269 E., 2020/4276 K.
orta eşleşmeKarar metninde maddeye atıf varİş Mahkemesi
tam metni aç
Türk Ticaret Kanununun 317. maddesi uyarınca;
10. Hukuk Dairesi         2019/1269 E.  ,  2020/4276 K. "İçtihat Metni" Mahkemesi :İş Mahkemesi Dava, borçlu olunmadığının tespiti istemine ilişkindir. Mahkemece, bozma ilamına uyularak yapılan yargılama neticesinde davanın reddine karar verilmiştir. Hükmün, davacı avukatı tarafından temyiz edilmesi üzerine, temyiz isteğinin süresinde olduğu anlaşıldıktan ve Tetkik Hâkimi ... tarafından düzenlenen raporla dosyadaki kâğıtlar okunduktan sonra işin gereği düşünüldü ve aşağıdaki karar tespit edildi. Dava dışı ... Holding A.Ş. yetkilisi ... hakkında (2000/5-2001/12) dönemine ilişkin prim borcu nedeniyle 2007/350 takip no’lu dosyadan icra takibine girişilip, ilgili ödeme emiri tebliğ edilmeksizin, davacının aracının üzerine haciz konulmuştur. 6183 sayılı Yasanın 55. maddesi kapsamında davacı adına düzenlenmiş ve anılan yasanın 58. maddesi uyarınca tebliğ edilmiş bir ödeme emrinin ya da başlatılmış bir icra takibinin bulunmadığı, Mahkemece, bozmaya uyularak menfi tespit olarak bakılan davada, prim borcuna konu dönemde dava dışı ... Holding A.Ş. yönetim kurulu başkanı olduğu ve prim borcundan sorumlu olduğu gerekçesiyle davanın reddine karar verildiği anlaşılmaktadır. 01.10.2008 tarihinden önce tahakkuk eden prim borçları nedeniyle davanın yasal dayanağını oluşturan 506 sayılı Kanunun 80/11. maddesinde; “Sigorta primlerini haklı sebepleri olmaksızın, birinci fıkrada belirtilen süre içerisinde tahakkuk ve tediye etmeyen kamu kurum ve kuruluşların tahakkuk ve tediye ile görevli kamu görevlileri mesul muhasip, sayman ile tüzelkişiliği haiz diğer işverenlerin üst düzeydeki yönetici veya yetkilileri kuruma karşı, işverenleri ile birlikte müştereken ve müteselsilen sorumludurlar.” hükmü öngörülmüştür. Anılan madde hükmüne göre, tüzel kişiliği haiz bir özel kuruluşta görev yapan bir kişinin primlerin ödenmesinden işverenle birlikte müştereken ve müteselsilen sorumlu olabilmesi için; primlerin tahakkuk ve ödenmesinde yetkili, üst düzey yöneticisi olması zorunludur. Türk Ticaret Kanununun 317. maddesi uyarınca; bir A.Ş.'in idare ve yönetimi aynı zamanda karar organı olarak, yetkili idare meclisince yerine getirilmektedir. Her iki hükmün birlikte değerlendirilmesi durumunda; bir A.Ş. yönünden primlerin ödenmesinde, sorumlu üst düzey yöneticiden söz edebilmek için bu kimsenin yönetim kurulunda başkan veya başkan yardımcısı gibi unvan taşıması veya imza yetkisine sahip üye olması veya şirketin yönetiminde parasal konularda yetkili genel müdür, finansman veya muhasebe müdürü gibi üst düzeyde sorumluluk taşıyan görevli olması gerekir. Bunun dışında kalan ve şirketin idare veya mali işlerinde doğrudan söz sahibi veya yetkili olmayan, karar organında yer almayan kişilerin işverenle müşterek sorumluluğu düşünülemez. Şirkette görevli bir kimsenin belli konularda imza sahibi olması da bu zorunluluğu ortadan kaldırmaz. Somut olayda, ticaret sicil kayıtlarına göre davacının dava dışı ... Holding A.Ş. ortağı ve yönetim kurulu üyeliğinin 20.08.1998 tarihinde tescil edildiği, Konya 9. noterliği onaylı imza sirkülerine göre 14.10.1999 tarihinden itibaren 3 yıllığına şirketi münferiden temsil yetkisine haiz yönetim kurulu başkan yardımcısı olarak görevli olduğu, davacının 05.02.2001 tarihinde dava dışı ... Holding A.Ş. verdiği dilekçesi ile yönetim kurulundan istifa ettiğinin bildirdiği noter onaylı karar defterinde 04.07.2001 tarihli ve 13 nolu yönetim kurulu kararıyla istifanın kabul edildiği bu kararın ticaret sicilinde tescil edilmediği ancak davacının 04.07.2001 tarihi itibariyle yönetim kurulu başkanlığı ve temsil yetkisinin sonaerdiği anlaşılmakta olup, Mahkemece, istifanın kabul tarihinden önceki dönem yönünden sorumluluğuna karar verilmesi isabetli ise de istifanın kabul tarihi olan 04.07.2001 tarihinden sonra davacının prim borçlarından sorumluğuna karar verilmesi hatalı olup bozma nedenidir. O hâlde, davacı vekilinin bu yönleri amaçlayan temyiz itirazları kabul edilmeli, hüküm bozulmalıdır. SONUÇ: Açıklanan nedenlerle temyiz edilen hükmün BOZULMASINA, temyiz harcının istek halinde davacıya iadesine, 02/07/2020 gününde oybirliğiyle karar verildi.
10. Hukuk Dairesi, 2019/3105 E., 2020/2343 K.
orta eşleşmeKarar metninde maddeye atıf varİstanbul Bölge Adliye Mahkemesi 33. Hukuk Dairesi
tam metni aç
Türk Ticaret Kanunu'nun 317. maddesine göre anonim şirketlerde şirketi yönetmek ve temsil etmek yönetim kuruluna aittir.
10. Hukuk Dairesi         2019/3105 E.  ,  2020/2343 K. "İçtihat Metni" Mahkemesi : İstanbul Bölge Adliye Mahkemesi 33. Hukuk Dairesi Dava, ödeme emrinin iptali istemine ilişkindir. İlk Derece Mahkemesince, hükümde belirtilen gerekçelerle davanın reddine dair verilen karara karşı davacı vekili tarafından istinaf yoluna başvurulması üzerine, İstanbul Bölge Adliye Mahkemesi 33. Hukuk Dairesince istinaf başvurusunun kabulü ile ilk derece mahkemesi kararının kaldırılmasına ve davanın kabulüne karar verilmiştir. İstanbul Bölge Adliye Mahkemesi 33. Hukuk Dairesince verilen kararın, davalı Kurum vekili tarafından temyiz edilmesi üzerine, temyiz isteğinin süresinde olduğu anlaşıldıktan ve Tetkik Hâkimi ... tarafından düzenlenen raporla dosyadaki kağıtlar okunduktan sonra işin gereği düşünüldü ve aşağıdaki karar tespit edildi. I-İSTEM: Davacı vekili dava dilekçesinde özetle, müvekkili hakkında ... Elektronik Güvenlik Sistemleri İnşaat San. ve Tic. A.Ş'nin SGK prim borcu olduğu gerekçesi ile ödeme emri düzenlendiğini, müvekkilinin Elektronik Güvenlik Sistemleri İnşaat San. ve Tic. A.Ş'de yönetim kurulu üyesi olmadığını, sadece dışarıdan müdür olarak atandığını, tek başına temsil ilzam yetkisinin bulunmadığını, yönetim kurulu başkanı ile 28.03.2013-17.08.2015 tarihleri arasında müştereken imza yetkisi olduğunu belirterek müvekkilinin borcunun olmadığının tespiti ile ödeme emrinin iptalini talep etmiştir. II-CEVAP: Davalı Kurum vekili cevap dilekçesinde özetle, davanın usul ve görev yönünden incelenmesini, kurum tarafından yapılan işlemlerde herhangi bir usulsüzlük bulunmadığını belirterek, davanın reddine, davalı aleyhine %10 haksız çıkma tazminatına hükmedilmesini talep etmiştir. III-MAHKEME KARARI: A-İLK DERECE MAHKEMESİ KARARI İlk derece Mahkemesi tarafından, “1-Açılan davanın reddine, 6183 Sayılı Yasa gereğince ödeme emirlerindeki asıl alacağın %10 nu oranında tazminatın davacıdan alınıp davalıya verilmesine,” şeklinde karar verilmiştir. B-BÖLGE ADLİYE MAHKEMESİ KARARI: Bölge Adliye Mahkemesi tarafından, ödeme emrine konu borcun ilişkin olduğu dönemlerde davacının tek başına münferit imzası ile şirketi temsil ve ilzam yetkisinin bulunmadığı, bu yetkinin yönetim kurulu başkanına verilmiş olduğu, bu nedenle davacının davalı şirkette tek başına temsil ve ilzama yetkili üst düzey yönetici olmaması nedeniyle davanın kabulüne karar verilmesi gerektiği gerekçesiyle, davacının istinaf başvurusunun kabulü ile İstanbul Anadolu 19. İş Mahkemesinin 2016/113 Esas, 2017/288 Karar sayılı 22.06.2017 tarihli kararı kaldırılarak, davanın kabulüne, davacı hakkında düzenlenen 2016/058615 takip numaralı 01.02.2016 düzenleme tarihli ödeme emrinin iptaline karar verilmiştir. IV-TEMYİZ KANUN YOLUNA BAŞVURU VE NEDENLERİ: Davalı Kurum vekili temyiz dilekçesinde özetle, İstinaf Mahkemesi kararının usul ve yasaya aykırı olduğunu belirterek, kararın bozulmasını talep etmiştir. V-İLGİLİ HUKUK KURALLARI VE İNCELEME: Dava, ödeme emrinin iptali istemine ilişkindir. Tüzel kişi işverenlerin ortak ve yetkililerinin kamu alacaklarından sorumluluğu, 5510 sayılı Kanunun 88. maddesinde düzenlenmiştir. Davanın yasal dayanaklarından olan 5510 sayılı Kanunun 88/20. fıkrası ile, “Kurumun sigorta primleri ve diğer alacakları haklı bir sebep olmaksızın bu Kanunda belirtilen sürelerde ödenmez ise kamu idarelerinin tahakkuk ve tediye ile görevli kamu görevlileri, tüzel kişiliği haiz diğer işverenlerin şirket yönetim kurulu üyeleri de dâhil olmak üzere üst düzeydeki yönetici veya yetkilileri ile kanuni temsilcileri Kuruma karşı işverenleri ile birlikte müştereken ve müteselsilen sorumludur” şeklinde düzenlenme getirilmiştir. Yapılan bu düzenleme ile tüzel kişiliği haiz bir özel kuruluşta görev yapan yönetim kurulu üyelerinin primlerin ödenmesinden işveren ile birlikte müştereken ve müteselsilen sorumlu oldukları açıkça belirtilmiştir. Yerleşmiş Yargıtay uygulamaları ile öğretide kabul edildiği üzere "üst düzeydeki yönetici" kavramından anlaşılan şirketin mali ve idari konularında tek başına emir ve tasarruf yetkisine sahip özel şekilde kendisine yetki verilen kişidir. Türk Ticaret Kanunu'nun 317. maddesine göre anonim şirketlerde şirketi yönetmek ve temsil etmek yönetim kuruluna aittir. Anonim şirkette primlerin ödenmesinde müteselsilen sorumlu üst yönetici ve yetkiliden söz edebilmek için primlerin tahakkuk ve ödenmesinde yetkili üst düzey yönetici olması, yönetim kurulu başkanı, başkan yardımcısı gibi unvan taşıması veya temsil ve ilzam yetkisine sahip yönetim kurulu üyesi olması gerekir. Bunun dışında kalan ve şirketin idare veya mali işlerinde doğrudan söz sahibi veya yetkili olmayan kişilerin işveren ile birlikte müşterek sorumluluğu düşünülemez. Müteselsil borçlulukta alacaklı, alacağının tamamını veya bir kısmını karşısındaki borçlulardan dilediği birinden isteyebilmek imkânına sahip bulunduğu gibi, borçlular da alacaklıya karşı borç sona erinceye kadar hep birlikte sorumlu olmakta devam ederler. Borçlulardan birinin borç ödemeden aciz haline düşmesinin veya iflas etmesinin alacaklı için her hangi bir tehlikesi yoktur; zira diğer borçlulardan her biri borcun tamamını ifa etmek yükümlülüğü altında bulunmaktadır. Müteselsil borçluluk alacaklıya, borçluların içinden ödeme gücü en yüksek olanı seçerek edimin tamamını ondan isteyebilme yetkisini tanır. Ayrıca belirtilmelidir ki, 6183 sayılı Kanunun mükerrer 35. maddesinde ise, asıl borçlu hakkında yapılan yasal takip ve araştırmalar sonucu kamu alacağının tahsil edilemeyeceğinin anlaşılması halinde, yasal temsilcisine ödeme emri çıkarabileceği bildirilmiş ise de; sorumluluk bakımından, 6183 sayılı Kanunun, 5510 sayılı Kanuna göre genel Kanun niteliği dikkate alınmalı ve özel kanun niteliğinde olan 5510 sayılı Kanunun 88. maddedeki şartlar bakımından davacı hakkında öncelikle değerlendirme yapılması gerektiği açıktır. Somut olayda; ... Elektronik Güvenlik Sistemleri İnşaat San. ve Tic. A.Ş 'nin, 2014/5-2015/9 arası prim ve gecikme zammı borcundan dolayı, davacıya 19.02.2016 tarihinde ödeme emri tebliğ edildiği, davacı tarafından 7 günlük hak düşürücü süre içinde açıldığı, Ticaret Sicil kayıtlarına göre, davacının 08.02.2013 tarihli Yönetim Kurulu Kararının 2. maddesi ile ... Elektronik Güvenlik Sistemleri İnşaat San. ve Tic. A.Ş'ne dışarıdan şirket müdürü olarak atandığı ve şirket yönetim kurulu başkanı ... ile birlikte atacağı müşterek imzası ile şirketi temsil ve ilzam etmesine karar verildiği, 3. maddesi ile de şirket yönetim kurulu başkanı ...'ın şirketi tek başına her konuda münferiden temsil ve ilzam etme yetkisinin devam etmesine karar verildiği; 21.02.2016 tarihli Yönetim Kurulu Kararının 2. maddesi ile de davacının bu müşterek imza ile temsil ve ilzam yetkisinin sona erdirilmesine karar verildiği anlaşılmaktadır. Bölge Adliye Mahkemesince, davacının borca ilişkin dönemlerde tek başına münferit imzası ile şirketi temsil ve ilzam yetkisinin bulunmadığı, bu yetkinin yönetim kurulu başkanına verilmiş olduğu, buna göre davacının davalı şirkette tek başına temsil ve ilzama yetkili üst düzey yönetici olmadığı gerekçesiyle ilk derece mahkemesinin kararının kaldırılarak davanın kabulüne karar verildiği anlaşılmakla, yapılan değerlendirme ve sonucunda kurulan hüküm isabetsizdir. Davacı şirket müdürü, yukarıda belirtilen tarihler arasında müşterek imza ile de olsa şirketi temsil ve ilzama yetkilidir; ancak üst düzey yöneticiler arasında işbölümü yapılıp yapılmadığı, davacının yetkisinin müşterek imza ile da olsa prim borçlarını ödemeyi de kapsayıp kapsamadığı hususları araştırılarak, buna göre yapılacak değerlendirme sonucuna göre karar verilmelidir. Bu maddi ve hukuki olgular göz önünde bulundurulmaksızın, eksik inceleme ve hatalı değerlendirme sonucu, yazılı şekilde hüküm kurulması, usul ve yasaya aykırı olup, bozma nedenidir. O hâlde, davalı Kurum vekilinin bu yönleri amaçlayan temyiz itirazları kabul edilmeli ve İstanbul Bölge Adliye Mahkemesi 33. Hukuk Dairesinin istinaf başvurusunun kabulü ile davanın kabulüne ilişkin kararı bozulmalıdır. SONUÇ: İstanbul Bölge Adliye Mahkemesi 33. Hukuk Dairesi kararının HMK’nın 373/2 maddesi gereği BOZULMASINA, dosyanın kararı veren Bölge Adliye Mahkemesine gönderilmesine, 11.03.2020 gününde oybirliğiyle karar verildi.

Eşleştirme iki kanıta dayanır: kararın kendi metnindeki madde atfı ve şerh kitaplarının o kararı hangi maddenin altında bastığı. Otomatik üretilmiştir, hukuki tavsiye değildir; kararın güncelliğini ve sonraki içtihat değişikliklerini ayrıca denetleyin.