6102 sayılı Türk Ticaret Kanunu Madde 319

Türk Ticaret Kanunu 319. maddesi, Hukuksal Eğitim mevzuat kütüphanesinde tam metin olarak yayımlanmıştır. Aşağıda maddenin tam metni, maddeyle eşleşen yüksek mahkeme kararları ve bu maddeden çıkmış sınav soruları yer alır. Ham metin için adresin sonuna /raw ekleyin.

Madde Metni

MADDE 319- (1) Bir komanditerin sorumluluğu koyduğu veya taahhüt ettiği sermaye miktarını aşamaz. II - İstisnalar 1. Adı şirketin unvanında bulunan komanditer

Bu Maddeyle İlgili Yüksek Mahkeme Kararları

27 karar eşleşti
23. Hukuk Dairesi, 2013/3750 E., 2013/4866 K.
yüksek eşleşmeKarar metninde maddeye atıf varTicaret Mahkemesi
maddesinin yollaması ile uygulanması gereken TTK'nın 319. maddesinde, anasözleşme ile temsil yetkisinin ve idare işleminin hepsinin veya bazılarının yönetim kurulu üyesi veya pay sahibi olmaları zorunlu olmayan müdürlere bırakılabilmesi için genel kurula veya yönetim kuruluna yetki verilebileceğinin düzenle
23. Hukuk Dairesi         2013/3750 E.  ,  2013/4866 K. "İçtihat Metni" MAHKEMESİ :Ticaret Mahkemesi Taraflar arasındaki alacak davasının yapılan yargılaması sonunda ilamda yazılı nedenlerden dolayı davanın reddine yönelik olarak verilen hükmün süresi içinde davacı vekilince temyiz edilmesi üzerine dosya incelendi, gereği konuşulup düşünüldü. -K A R A R- Davacı vekili, müvekkilinin 07...1995 ila 08.07.2001 tarihleri arasında müdürlüğünü yapan davalının, aynı zamanda dava dışı ... İnşaat Ltd. Şti.’nin de temsilcisi olduğunu, davacı ile dava dışı arsa sahipleri arasında arsa payı karşılığı inşaat sözleşmesi bulunduğunu, bu sözleşme gereği yapılacak inşaatın dava dışı olan ve davalının temsilcisi olduğu ... İnşaat Ltd. Şti. tarafından yapılması konusunda eser sözleşmesi yapıldığını, davalının anılan şirkete aylık hak edişe göre ödeme yapması gerekirken, hak ediş olmaksızın ödeme yaptığını, arsa sahiplerine teslim edilecek kısmın zamanında imal edilmemesi nedeniyle arsa sahiplerine ödeme yapmak zorunda kaldıklarını, zamanında temsilcisi olduğu şirketi ikaz etmeyen davalının bu zarardan sorumlu olduğunu, davacı kooperatif ile dava dışı anılan şirket arasındaki sözleşme gereğince ödenmesi gereken vergi ve sigorta prim borçlarının ödenmemesi nedeniyle gecikme cezası ödenmesi zorunda kalındığını, davalının imalat yapılmamasına rağmen ... İnşaat Ltd. Şti.’ne ödeme yaptığını ileri sürerek, şimdilik 200.000,00 TL’nin davalıdan tahsiline karar verilmesini istemiştir. Davalı vekili, davanın reddini istemiştir. Mahkemece, iddia, savunma, benimsenen bilirkişi raporu ve dosya kapsamına göre, davacı kooperatifin ....05.1995 tarihli yönetim kurulu kararı ile davalının kooperatif müdürü olarak atandığı ve yönetim kurulu üyelerinden herhangi birisinin müşterek imzaları ile kooperatifi temsil ve ilzama yetkili olduğu, davalının davacı kooperatif ile kat karşılığı inşaat sözleşmesi imzalayan ... İnşaat Ltd. Şti’nin temsilcisi olduğu konularında uyuşmazlık bulunmadığı, davalının kooperatif müdürü olarak atandığı genel kurulda, kooperatif müdürüne verilen görevlerin belirtilmediği, kooperatifin işleyişine ilişkin temel ve idari işlerin tamamı veya bir kısmını üstlenecek biçimde atanmadığı, davacı kooperatif ile dava dışı ... İnşaat Ltd. Şti. arasındaki eser sözleşmesinin geçersiz olduğunun, ... Asliye .... Ticaret Mahkemesinin 2002/865 E, 2009/66 K sayılı ilamı ile sabit olduğu, davacı geçersiz sözleşmeye dayalı da olsa yüklenicinin inşaatı geç teslim etmesi nedeniyle arsa sahipleri ile düzenlenen sözleşmeye dayalı olarak arsa sahiplerine tazminat ödediğini belirttiği, arsa sahipleri ile davacı kooperatif arasındaki ... .... Asliye Hukuk Mahkemesinin 2003/730 E. sayılı davanın, 03.07.2003 tarihli anlaşma nedeniyle feragatle sonuçlandığı, sigorta primi ve vergi ödemesinin gecikmesi nedeniyle ödenen gecikme cezasının ....767,62 TL olduğu, bu meblağın ise davacı kooperatifin davalının da içerisinde olduğu yöneticiler aleyhine açtığı tazminat davasının feragat nedeniyle reddedildiği ....01.2003 tarihinden önce ödendiği, davanın davacı kooperatifin müdürü olan davalıya yönelik kooperatife zarar verildiği iddiası ile açılan tazminat istemine ilişkin olmasına göre, kooperatifin uğradığı zarar ile davalının kooperatif müdürü sıfatı ile yaptığı işlemler arasında illiyet bağının belirlenmesi gerektiği, geç teslim nedeniyle arsa sahiplerine ödenen 220.000,00 TL’nin davacı kooperatif ile dava dışı arsa sahipleri arasındaki sözleşmeye dayalı olduğu, 1163 sayılı Kooperatifler Kanunu’nun 98. maddesinin yollaması ile uygulanması gereken TTK'nın 319. maddesinde, anasözleşme ile temsil yetkisinin ve idare işleminin hepsinin veya bazılarının yönetim kurulu üyesi veya pay sahibi olmaları zorunlu olmayan müdürlere bırakılabilmesi için genel kurula veya yönetim kuruluna yetki verilebileceğinin düzenlendiği, TTK’nın 342. maddesi değerlendirildiğinde, kooperatife müdür olarak atanan kişinin atanma usulünü anasözleşmede öngörülen şekilde genel kurula veya yönetim kuruluna bırakılmış olması, verilen görevin de kooperatifin temsil ve idare mali işlerinin önemli bir kısmını içermesi gerektiği, davacı kooperatifin anasözleşmesinde müdür atanması konusunda özel bir düzenleme bulunmadığı, bu durumda yönetimde TTK'nın 317. maddesi uyarınca yalnız yönetim kurulunun yetkili olduğu, davacı kooperatif anasözleşmesinde yönetim kuruluna müdür atama yetkisi verildiği, ancak müdüre verilen görevlerin belirtilmediği, kooperatif müdürünün yönetim kurulu üyelerinden birisi ile birlikte müştereken kooperatifi temsil ve ilzama yetkili olduğu, TTK'nın 336/son maddesinin atıfta bulunduğu aynı Yasa’nın 319. maddesine göre, yönetim kurulu üyeleri arasında bir ... bölümü bulunmadığı takdirde yönetim kurulu üyelerinin müteselsil olarak sorumlu oldukları, kooperatif müdürünün münferiden sorumlu olduğuna ilişkin anasözleşmede ve yönetim kurulu kararında özel bir düzenleme ve açıklama bulunmadığı, tek başına kooperatif müdürüne yöneltilen sorumluluk davasının reddi gerektiği belirtilerek, davanın reddine karar verilmiştir. Kararı, davacı vekili temyiz etmiştir. ...-Dava, kooperatifin yönetim kurulunca atanan müdürü davalının, usulsüz veya yasaya aykırı işlemleriyle kooperatifi zarara uğrattığı iddiasına dayalı olarak kooperatif zararının tazmini için açılan sorumluluk davasıdır. 1163 sayılı Kooperatifler Kanunu'nun 98. maddesi yollaması nedeniyle kooperatiflere de uygulanması gereken TTK'nın 319/.... maddesi, “Anasözleşme ile temsil yetkisinin ve yönetim işlerinin hepsi veya bazıları yönetim kurulu üyesi olan murahhaslara veya pay sahibi olmaları zorunlu olmayan müdürlere bırakabilmek için genel kurula veya yönetim kuruluna yetki verilebilir” hükmünü içermektedir. TTK'nın 342. maddesi yukarıda anılan 319/.... maddesi ile birlikte değerlendirildiğinde, şirkete müdür olarak atanan kişinin atanma yönteminin anasözleşmede öngörülmüş ve öngörülen şekilde genel kurula veya yönetim kuruluna bırakılmış olması ve tevdii edilen görevin de kooperatifin temsil ve idari mali işlerinin önemli bir kısmını içermesi gerekir. Esasen 1163 sayılı Kanun'un 58. maddesi de aynı ilkelere göre düzenlenmiştir. Anasözleşmede müdür atanması konusunda bir hüküm sevk edilmemişse, yönetimde TTK'nın 317. maddesi uyarınca sadece yönetim kurulu yetkilidir. Davacı kooperatif anasözleşmesinin 51. maddesi, “yönetim kurulu kooperatifin mali ve idari işlerini yürütmek üzere kendi arasından veya hariçten bir müdür ile kooperatif işlerinin gerekli kıldığı diğer personeli istihdam edebilir. Bunlar kendi kusurlarından ileri gelen zararlardan sorumludur” hükmünü içerdiği halde Mahkemenin aksi yöndeki gerekçesi dosya kapsamına uygun değildir. Öte yandan, davalı müdürün, davacı kooperatif yönetim kurulunun kararı ile atandığı ve yönetim kurulu üyelerinden birisi ile müştereken davacı kooperatifi temsile yetkili olduğu yerel mahkemece tespit edilmiştir. Bu yetkilendirmenin, anılan 319/.... maddesinde aranan koşulları içerdiğinin kabulü gerekir. Aksi yöndeki gerekçe isabetsizdir. Bu durumda, anasözleşme ve yönetim kurulu kararında özel düzenleme ve açıklama bulunmadığı, diğer anlatımla, TTK'nın 319/... ve 336/son maddesi uyarınca davalının sorumlu olduğu işler belirlenip ayrılmadığı anlaşıldığından, davalı müdürün, TTK’nın 319/..., 336/... ve 336/son madde hükümleri uyarınca, yönetim kurulu üyeleriyle birlikte kooperatife verilen zarardan müteselsilen sorumlu olduğunun kabulü gerekir. BK’nın 142/.... maddesinin, “alacaklı müteselsil borçluların cümlesinden veya birinden borcun tamamen veya kısmen edasını istemekte muhayyerdir” hükmü nazara alındığında, davacı kooperatifçe diğer müteselsil sorumlular olan yönetim kurulu üyeleri aleyhine dava açılmamış olması, kooperatif müdürü aleyhine açılan işbu davanın karara bağlanmasına engel teşkil etmemektedir. İcrai müdürlerin sorumlulukları, anılan 342. maddesi uyarınca 336. madde hükmüne tabidir. Kural olarak, yönetim kurulu üyeleri şirket adına yaptıkları işlemlerden dolayı kişisel olarak sorumlu tutulmazlar, ancak, öğretideki baskın görüşe göre, TTK'nın 336. maddesinde belirtilen hallerde ortaklığa ve ortaklık alacaklılarına karşı kusursuz olduklarını ispat etmedikçe müteselsilen sorumlu olurlar. Yani yönetim kurulu üyelerinin görevlerini ifaları sırasında bir zarar oluşmuşsa, bu zararın üyelerin kusurlu eylemi sonucu meydana geldiğinin kabulü gerekmektedir. Başka bir deyişle, Türk Ticaret Kanunu yönetim kurulu üyeleri için kusur esasına dayanan bir sorumluluk öngörmüş ve yönetim kurulu üyeleri aleyhine kusur karinesi kabul etmiştir. TTK'nın 338. maddesi uyarınca kusurlarının bulunmadığını ispat etmedikçe, sorumluluktan kurtulamazlar. Mahkemenin tek başına kooperatif müdürüne yöneltilen sorumluluk davasının reddine karar verilmesi gerektiğine ilişkin istisnayı kural yapan gerekçesinde isabet bulunmamaktadır. Zira, kural müteselsil sorumluluk olup, tek başına sorumluluk için bunun ayrıca karar altına alınmış olması gerekir. Bu durumda, mahkemece, ....05.1995 tarihli yönetim kurulu kararı uyarınca müştereken kooperatifi temsile yetkili kılınan davalı müdürün zarardan ilke olarak müteselsilen sorumlu olduğunun kabulü ile uyuşmazlığın yukarıda açıklanan açıklamalar çerçevesinde esasının incelenmesi, tarafların delillerinin değerlendirilmesi ve sonucuna göre bir karar verilmesi gerekirken, yanılgılı değerlendirme ile yazılı şekilde karar verilmesi doğru olmamıştır. ...- Davacı vekilinin esasa ilişkin temyiz itirazlarının şimdilik incelenmesine gerek görülmemiştir. SONUÇ: Yukarıda (...) no'lu bentte açıklanan nedenlerle, davacı vekilinin temyiz itirazlarının kabulü ile hükmün davacı yararına BOZULMASINA, (...) no'lu bentte açıklanan nedenlerle, diğer temyiz itirazlarının şimdilik incelenmesine yer olmadığına, peşin alınan harcın istek halinde iadesine, kararın tebliğinden itibaren ... gün içerisinde karar düzeltme yolu açık olmak üzere, ....07.2013 tarihinde oybirliğiyle karar verildi.

Diğer kararlar (4)

23. Hukuk Dairesi, 2014/4132 E., 2015/5333 K.
yüksek eşleşmeKarar metninde maddeye atıf varAsliye Hukuk Mahkemesi
tam metni aç
maddesi yollaması nedeniyle kooperatiflerde de uygulanması gereken dava tarihi itibariyle yürürlükte bulunan TTK'nın 319/2. maddesi, "Anasözleşme ile temsil yetkisinin ve idare işlerinin hepsini veya bazılarını idare meclisi üyesi olan murahhaslara veya pay sahibi olmaları zorunlu olmayan müdürlere bırakabilmek için genel kurula veya yönetim kuruluna yetki verilebilir"
23. Hukuk Dairesi         2014/4132 E.  ,  2015/5333 K. "İçtihat Metni" MAHKEMESİ :Asliye Hukuk Mahkemesi Taraflar arasındaki tazminata ilişkin asıl, muvazaalı satış işleminin iptali ve tapu iptali, tescile ilişkin birleşen davanın yapılan yargılaması sonunda ilamda yazılı nedenlerden dolayı asıl davanın kısmen kabulüne, birleşen davanın reddine yönelik olarak verilen hükmün süresi içinde asıl ve birleşen davada davacı ile asıl davada davalı vekillerince temyiz edilmesi üzerine dosya incelendi, gereği konuşulup düşünüldü. - K A R A R - Asıl davada davacı vekili, davalı ...'ün kooperatifte müdür olarak görev yaptığı sırada usulsüz işlemler yaparak zimmetine para geçirdiğinin yapılan idari soruşturma neticesinde anlaşıldığını, hakkında açılan ceza davasının devam ettiğini ileri sürerek, idari soruşturmada kurum müfettişi tarafından tespit edilen 12.036,79 TL kurum zararının yasal faiziyle birlikte davalıdan tahsilini talep ve dava etmiştir. Asıl davada davalı, davanın reddini istemiştir. Birleşen 2001/488 Esas sayılı davada davacı vekili, davalılardan ... aleyhine açılan ceza ve tazminat davasının derdest olduğunu, davalı ...'ün alacaklılardan mal kaçırmak kastıyla konutunu eşinin kardeşi olan diğer davalıya muvazaalı şekilde satıldığını, mezkur işlemin davalı ...'ün kooperatiften el çektirilmesinden hemen sonra gerçekleştiğini, davalının gelir seviyesi itibariyle konutunun satışını gerektirecek bir durum olmadığını ileri sürerek, muvazaalı satış işleminin iptali ile satışa konu konutun kooperatif adına tapuya tescilini talep ve dava etmiştir. Birleşen davada davalılar vekili, İİK'nın 277. maddesince açılan tasarrufun iptali davasının şartlarının bulunmadığını, ayrıca, müvekkili ...'ün zimmet suçundan açılan ceza davasının sonuçlanmadığını, davalının açığa alınmadan önce ...'ya tayini çıkması nedeniyle evini satıp ...'dan yeni taşınmaz almak istediğini, planları gerçekleşmeden iş aktinin feshedildiğini, davalının eşi ... ile diğer davalı ...'nin kardeş olmadıklarını, davalı Mehmet'in ekonomik açıdan davaya konu taşınmazı satın alabilecek durumda olduğunu, davalılar arasındaki satışın muvazaalı olmadığını savunarak, davanın reddini istemiştir. Mahkemece, iddia, savunma, benimsenen bilirkişi raporu, dosya kapsamı, Ağır Ceza Mahkemesi'nin kesinleşmiş dosyası ve ceza dosyasında alınan bilirkişi raporlarına göre; davalılardan ...'ün davacı kooperatif müdürü olarak görev yaptığı tarihlerde hakkında nitelikli zimmet ve özel belgede sahtecilik suçlarından dolayı ... Ağır Ceza Mahkemesi'nin 2001/8 E. sayılı ceza davasının açıldığı, ceza dosyasındaki, kooperatife ait kayıt ve belgeler doğrultusunda bilirkişilerin 11.09.2003 tarihli raporlarına göre, davalı ...'ün destekleme bedelleri tutarları 755,82 TL, sahte senet tutarları olan 3.667,12 TL olmak üzere toplam 4.422,94 TL'yi zimmetine geçirdiği, aynı bilirkişilerin 13.12.2005 tarihli ikinci ek raporlarında davalının 351,23 TL'yi kooperatife yatırmadığının tespit edildiği, ayrıca davalının 26.02.1997, 12.03.1997, 11.07.1997, 30.09.1997, 16.08.1999 tarihlerinde çalışmadığı halde 79,40 TL tatil yevmiye parası aldığı, yine dava dışı kooperatif ortağı İbrahim Eğilmez'in borçlandırılmasına ilişkin 10.10.1996 tarih ve 1753 sayılı senet tutarı 24,37 TL'yi zimmetine geçirdiği, böylelikle davalının toplam 4.877,96 TL'yi değişik zamanlarda zimmetine geçirdiği tespit edilerek verilen mahkumiyet kararının Yargıtay'ca onanarak kesinleşmesi nedeniyle ceza yargılamasındaki hesaplamalara ve bilirkişi raporlarına itibar edileceği, birleşen davada TBK'nın 18. ve 19. maddelerinin uygulanma olanağının bulunmadığı, son oturumda tefhim edilen kısa kararda, birleşen dava hakkında hüküm kurulmamış ise de, birleşen dava hakkında hüküm kurulup taraflara tefhim edilmemesine rağmen tarafların kararı temyiz süresinin tebliğ tarihinden başlayacağı, bu yönden tarafların hak kaybına uğramayacağı gerekçesiyle, asıl davanın kısmen kabulü ile 4.877,96 TL'nin 01.01.2001 tarihinden itibaren yasal faiziyle davalıdan tahsiline, birleşen davanın reddine karar verilmiştir. Kararı asıl ve birleşen davada davacı vekili ile asıl davada davalı vekili temyiz etmiştir. 1-Birleşen dava, muvazaa nedeniyle satış işleminin iptali istemine ilişkindir. Tarafların tüm delilleri toplanıp, incelendikten ve son sözleri dinlenip duruşmanın bittiği bildirildikten sonra hakimin, HMK'nın 298/3. (HUMK'nın 388.) maddesi uyarınca kararı, gerekçesi ile birlikte yazması ve hüküm sonucunu HMK'nın 294/3. (HUMK'nın 389.) maddesinde öngörülen biçimde tefhim etmesi asıldır. Ne var ki, uygulamada HMK'nın 294/4. (HUMK'nın 381/son) maddesi hükmüne dayanılarak zorunlu nedenlerle sadece hüküm sonucu tutanağa geçirilip, tefhim edilmekte, gerekçeli karar daha sonra yazılmaktadır. İşte bu gibi hallerde, HMK'nın 294/3. (HUMK'nın 389.) maddesine uygun olarak tarafların hak ve yükümlülüklerini açıkça gösteren tefhim ile aleniyet ve hukuki varlık kazanan kısa karara uygun olarak gerekçeli kararın yazılması zorunludur. Esasen, kısa kararı yazıp, tefhim etmekle davadan el çekmiş olan hakimin artık bu kararını değiştirmesine yasal olanak bulunmamaktadır. HMK'nın 298/2. maddesi uyarınca, gerekçeli karar tefhim edilen hüküm sonucuna aykırı olamaz. Öte yandan, kısa kararla gerekçeli kararın çelişkili ya da farklı olması, yargılamanın aleniyetine, kararların alenen tefhim edilmesine ilişkin Anayasa'nın 141. maddesi ile HMK'nın ve HUMK'nın yukarıda değinilen buyurucu nitelikteki maddelerine de aykırı bir durum yaratır. Anılan husus kamu düzeni ile ilgili olup, gözetilmesi yasa ile hakime yükletilmiş bir ödevdir. Aksi düşünce ve uygulama yargının, yargıcın ve kararlarının her türlü düşünceden uzak, saygın ve güvenilir olması ilkesi ile bağdaşmaz. Kısa ve gerekçeli karar arasında farklılık ve çelişki yaratılması halinde, 10.04.1992 gün ve 1991/7 Esas, 1992/4 Karar sayılı Yargıtay İçtihatları Birleştirme kararı çerçevesinde, mahkemece, kısa karar ile bağlı kalınmadan, yeni bir kısa ve buna uygun gerekçeli karar verilmelidir. Somut olayda, kısa kararda "Davanın kısmen kabulüne” karar verilmesine ve birleşen dava hakkında bir karar verilmemesine rağmen, gerekçeli kararda "Birleşen davanın reddine” karar verilmiş olup, kısa ve gerekçeli karar arasında farklılık ve çelişki yaratılmıştır. Bu durumda, mahkemece, kısa karar ile bağlı kalınmadan, yeni bir kısa ve buna uygun gerekçeli karar verilmek üzere hükmün bozulması gerekmiştir. 2-Asıl dava, davacı kooperatifin önceki müdürünün sorumluluğuna dayalı, tazminatın tahsili istemine ilişkindir. Dava dosyasına ekli ve fotokopileri sunulan ceza dosyası kapsamından, Tarım Kredi Kooperatifleri ... Bölge Birliği Müdürlüğü'nün 13.01.1992 tarih ve 11/19-73 sayılı yazıları ile, asıl ve birleşen davada davalı ...'ün davacı kooperatife muhasebeci ünvanıyla atandığı, bu yazıya istinaden davacı kooperatif yönetim kurulunun 01.02.1992 tarih ve 12 sayılı kararı ile müdür vekili olarak göreve başlatılmasına karar verildiği, anlaşılmıştır. 1163 sayılı Kooperatifler Kanunu'nun 98. maddesi yollaması nedeniyle kooperatiflerde de uygulanması gereken dava tarihi itibariyle yürürlükte bulunan TTK'nın 319/2. maddesi, "Anasözleşme ile temsil yetkisinin ve idare işlerinin hepsini veya bazılarını idare meclisi üyesi olan murahhaslara veya pay sahibi olmaları zorunlu olmayan müdürlere bırakabilmek için genel kurula veya yönetim kuruluna yetki verilebilir" hükmünü içermektedir. TTK'nın 342. maddesi yukarıda anılan 319/2. maddesi ile birlikte ele alındığında, şirkete müdür olarak atanan kişinin atanma yönteminin anasözleşmede öngörülmüş ve öngörülen şekilde genel kurula veya yönetim kuruluna bırakılmış olması ve tevdi edilen görevin de kooperatifin temsil ve idari, mali işlerinin önemli bir kısmını içermesi gerekir. Esasen, 1163 sayılı Kanun'un 58. maddesi de aynı ilkelere göre düzenlenmiştir. Anasözleşmede müdür atanması konusunda bir hüküm sevkedilmemişse, yönetimde TTK'nın 317. maddesi uyarınca sadece yönetim kurulu yetkilidir. Davalı, 1581 sayılı Tarım Kredi Kooperatifleri ve Birlikleri Kanunu'nun 4., 5., 20. ve 1163 sayılı Kooperatifler Kanunu'nun 98. maddesinin yollamasıyla TTK'nın 342. maddesinde düzenlenen icrai işlerden sorumlu müdür ise, bu dava 341. maddesinde yazılı usule tabidir. Mahkemece, öncelikle davalı ...'ün sıfatı araştırılmalıdır. Bu nedenle davacı ...'nin müdürü olan davalı ...'ün atanmasına ilişkin olarak anasözleşmede genel kurul veya yönetim kuruluna yetki verilip verilmediği araştırılmalı, yetki verilmiş ise, ... Merkez Birliğinden genel kurul ya da yönetim kurulu kararları ve ilgili genelgeler getirtilip, kooperatifin yönetimine ilişkin yetki ve görevleri, TTK'nın 319/2. maddesinde öngörülen şekilde temsil ve idari işlemlerin tamamı veya bir kısmını üstlenecek biçimde atanıp atanmadığı, başka bir deyişle TTK'nın 342. maddesi anlamında icrai müdür olup olmadığı, aynı Kanun'un 341. maddesi uyarınca sorumluluk davası açılması için genel kurulca karar alınması gerekip gerekmediği sorulmalıdır. Mahkemece, yukarıdaki araştırmanın sonucunda davalının özellikle TTK'nın 319/2. maddesinde öngörülen, temsil ve idari işlerinin tamamı veya bir kısmını üstlenecek bir biçimde atandığı, bir başka anlatımla anılan 342. madde kapsamında atanmış bir müdür olduğu sonucuna varılması halinde davalı hakkında açılan işbu sorumluluk davasında TTK'nın 341. maddesinde aranan usuli koşulların gerçekleşip gerçekleşmediği değerlendirilmelidir. 1163 sayılı Kooperatifler Kanunu'nun 62. maddesi ve yine aynı Kanun'un 98. maddesi yollaması ile TTK'nın 336. maddesi uyarınca, yönetim kurulu üyeleri ya da 342. madde hükmüne tabi şirket müdürleri yasa ve anasözleşmenin kendilerine yüklediği görevleri kasden veya ihmal ile yerine getirmedikleri takdirde oluşacak zararlardan kooperatife karşı da sorumludurlar. Dava tarihi itibariyle yürürlükte olan yasal düzenlemelere göre Kooperatif tarafından yöneticilere ya da 342. madde hükmüne tabi şirket müdürlerine karşı açılan bir sorumluluk davasının görülebilmesi, TTK'nın 341. maddesi gereğince, genel kurulun bu yönde karar alması ve davanın tüm denetçiler tarafından açılmasına bağlıdır. Ancak anılan usuli eksiklikler dava şartı olmayıp, sonradan da tamamlanabilir. Somut olayda, asıl davada davalı ... aleyhine sorumluluk davası açılması yönünde genel kurulca alınmış bir karar bulunmadığı gibi dava, denetçiler ya da vekili tarafından da açılmamıştır. Bu durumda, mahkemece, davanın gelindiği aşamada görevde olan tüm denetçilerin belirlenmesinden sonra davacı tarafa HMK'nın 52, 53 ve 54. ( HUMK'nın 39. ve 40.) maddeleri uyarınca uygun bir kesin süre verilerek davalı hakkında eylemin kişi, konu ve kapsamını somutlaştıran bir sorumluluk davası açılmasına ya da işbu davaya muvafakat verilmesine ilişkin genel kurul kararının ibrazına ve davanın gelindiği aşamada görevde olan tüm denetçilerin belirlenip, davayı açan vekile denetçi sıfatıyla vekaletname vermelerine ya da asıl olarak davayı takip etmelerine olanak tanınması, bundan sonra esasa girilerek, taraf delilleri toplanıp değerlendirilerek, sonucuna göre bir karar verilmesi, verilen süre içerisinde vekaletname vermezler ya da asıl olarak takip edeceklerini bildirmezler ise ya da anılan şekilde alınmış bir genel kurul kararı ibraz edilmezse davanın açıklanan usul yönünden reddedilmesi gerekirken, anılan eksiklik giderilmeden yargılamaya devamla davanın esası hakkında karar verilmesi doğru görülmemiştir. 3. Bozma nedenine göre; asıl ve birleşen davada davacı vekili ile, asıl davada davalı vekilinin temyiz itirazlarının şimdilik incelenmesine gerek görülmemiştir. SONUÇ: Yukarıda (1) no'lu bentte açıklanan nedenlerle, birleşen dava yönünden, (2) no'lu bentte açıklanan nedenlerle asıl dava yönünden hükmün re'sen BOZULMASINA, (3) nolu bentte açıklanan nedenlerle, asıl ve birleşen davada davacı kooperatif vekili ile asıl davada davalı ...'ün temyiz itirazlarının şimdilik incelenmesine yer olmadığına, peşin alınan harçların istek halinde temyiz edenlere iadesine, asıl ve birleşen davada davacı yönünden kararın tebliğinden itibaren 15 gün içerisinde karar düzeltme yolu açık, asıl ve birleşen davada davalı ... yönünden karar düzeltme yolu kapalı olmak üzere 07.07.2015 tarihinde oybirliğiyle karar verildi.
23. Hukuk Dairesi, 2014/63 E., 2014/3981 K.
yüksek eşleşmeKarar metninde maddeye atıf varTercan Asliye Hukuk Mahkemesi
tam metni aç
maddesi yollaması nedeniyle kooperatiflerde de uygulanması gereken dava tarihi itibariyle yürürlükte bulunan TTK'nın 319/2. maddesi, "Anasözleşme ile temsil yetkisinin ve idare işlerinin hepsini veya bazılarını idare meclisi üyesi olan murahhaslara veya pay sahibi olmaları zorunlu olmayan müdürlere bırakabilmek için genel kurula veya yönetim kuruluna yetki verilebilir"
23. Hukuk Dairesi         2014/63 E.  ,  2014/3981 K. "İçtihat Metni" MAHKEMESİ : Tercan Asliye Hukuk Mahkemesi TARİHİ : 13/06/2013 NUMARASI : 2004/288-2013/53 -KARAR- 1)Dosyada bulunan iddianame ve mahkemece alınan bilirkişi raporlarında davalının davacı kooperatifin önceki müdürü olduğu belirtilmektedir. Mahkemece öncelikle davalının sıfatı araştırılmalıdır. Davalının davacı kooperatifin müdürü olduğunun belirlenmesi halinde, 1163 Sayılı Kooperatifler Kanunu'nun 98. maddesi yollaması nedeniyle kooperatiflerde de uygulanması gereken dava tarihi itibariyle yürürlükte bulunan TTK'nın 319/2. maddesi, "Anasözleşme ile temsil yetkisinin ve idare işlerinin hepsini veya bazılarını idare meclisi üyesi olan murahhaslara veya pay sahibi olmaları zorunlu olmayan müdürlere bırakabilmek için genel kurula veya yönetim kuruluna yetki verilebilir" hükmünü içermektedir. TTK'nın 342. maddesi yukarıda anılan 319/2. maddesi ile birlikte ele alındığında, şirkete müdür olarak atanan kişinin atanma yönteminin anasözleşmede öngörülmüş ve öngörülen şekilde genel kurula veya yönetim kuruluna bırakılmış olması ve tevdi edilen görevin de kooperatifin temsil ve idari, mali işlerinin önemli bir kısmını içermesi gerekir. Esasen, 1163 sayılı Kanun'un 58. maddesi de aynı ilkelere göre düzenlenmiştir. Anasözleşmede müdür atanması konusunda bir hüküm sevkedilmemişse, yönetimde TTK'nın 317. maddesi uyarınca sadece yönetim kurulu yetkilidir. Davalı, 1581 sayılı Tarım Kredi Kooperatifleri ve Birlikleri Kanunu'nun 4., 5. 20. ve 1163 sayılı Kooperatifler Kanunu'nun 98. maddesinin yollamasıyla TTK'nın 342. maddesinde düzenlenen icrai işlerden sorumlu müdür ise, bu dava 341. maddesinde yazılı usule tabidir. Mahkemece, davalı müdürün atanmasına ilişkin anasözleşmede genel kurul veya yönetim kuruluna yetki verilip verilmediği, yetki verilmiş ise genel kurul ya da yönetim kurulu kararları getirtilerek davalının anasözleşmeyle öngörülen ve özellikle TTK'nın 319/2. maddesinde öngörülen temel ve idari işlerinin tamamı veya bir kısmını üstlenecek bir biçimde atanıp atanmadığı belirlendikten sonra, davalının anılan 342. madde kapsamında atanmış bir müdür olduğu sonucuna varılması halinde davalı hakkında açılan işbu sorumluluk davasında TTK'nın 341. maddesinde aranan usuli koşulların gerçekleşip gerçekleşmediği değerlendirilmelidir. 1163 sayılı Kooperatifler Kanunu'nun 62. maddesi ve yine aynı Kanun'un 98. maddesi yollaması ile TTK'nın 336. maddesi uyarınca, yönetim kurulu üyeleri ya da 342. madde hükmüne tabi şirket müdürleri yasa ve anasözleşmenin kendilerine yüklediği görevleri kasden veya ihmal ile yerine getirmedikleri takdirde oluşacak zararlardan kooperatife karşı da sorumludurlar. Kooperatif tarafından yöneticilere ya da 342. madde hükmüne tabi şirket müdürlerine karşı açılan bir sorumluluk davasının görülebilmesi, TTK'nın 341. maddesi gereğince, genel kurulun bu yönde karar alması ve davanın tüm denetçiler tarafından açılmasına bağlıdır. Ancak anılan usuli eksiklikler dava şartı olmayıp, sonradan da tamamlanabilir. Öncelikle Türkiye Tarım Kredi Kooperatifleri Merkez Birliğinden davacı A...Tarım Kredi Kooperatifi'nin müdürü olan davalı Y.. B..'in atanmasına ilişkin anasözleşmede genel kurul veya yönetim kuruluna yetki verilip verilmediği, yetki verilmiş ise genel kurul ya da yönetim kurulu kararları ve ilgili genelgeler getirtilip, kooperatifin yönetimine ilişkin yetki ve görevleri, TTK'nın 319/2. maddesinde öngörülen şekilde temsil ve idari işlemlerin tamamı veya bir kısmını üstlenecek biçimde atanıp atanmadığı, başka bir deyişle TTK'nın 342. maddesi anlamında icrai müdür olup olmadığı, aynı Kanun'un 341. maddesi uyarınca sorumluluk davası açılması için genel kurulca karar alınması gerekip gerekmediği sorulduktan sonra icrai müdür olduğunun tesbiti halinde genel kurulca alınmış bir sorumluluk kararı var ise davacı kooperatiften temini ile onaylı örneğinin dosyasına eklenmesi, 2)İlgili Ticaret Sicil Memurluğundan davacı kooperatifin tüm denetim kurulu üyelerini gösterir son sicil kaydı getirtilip, isimleri bildirilecek denetçilerin tümü tarafından davacı kooperatifin denetçisi sıfatıyla davacı vekili Av. H.. H..'ye verilmiş vekaletnameler var ise dosyaya sunulmasının temini, İçin dosyanın yerel mahkemesine geri çevirilmesi gerekmiştir. SONUÇ: Yukarıda açıklanan nedenlerle, dosyanın yerel mahkemesine GERİ ÇEVRİLMESİNE, 22.05.2014 tarihinde oybirliğiyle karar verildi.
12. Hukuk Dairesi, 2013/17167 E., 2013/24427 K.
orta eşleşmeKarar metninde maddeye atıf var
tam metni aç
2-Anonim şirketlerde TTK.'nun 319/2. maddesine göre, şirket ortağı olmayan kimselerden müdür seçilip kendisine şirketi temsil yetkisi verilebileceği gibi ( organ müdür ), bunun dışında T.T.K.'nun 342.
12. Hukuk Dairesi         2013/17167 E.  ,  2013/24427 K. "İçtihat Metni" ESAS NO : 2013/17167 Yukarıda tarih ve numarası yazılı mahkeme kararının müddeti içinde temyizen tetkiki alacaklı tarafından istenmesi üzerine bu işle ilgili dosya mahallinden daireye gönderilmiş olup, dava dosyası için Tetkik Hakimi  tarafından düzenlenen rapor dinlendikten ve dosya içerisindeki tüm belgeler okunup incelendikten sonra işin gereği görüşülüp düşünüldü: 1-İşin niteliği bakımından temyiz tetkikatının duruşmalı olarak yapılmasına, HUMK.nun 438. ve İİK.'nun 366. maddeleri hükümleri müsait bulunmadığından  bu yoldaki isteğin reddi oybirliğiyle kararlaştırıldıktan sonra işin esası incelendi: 2-Anonim şirketlerde TTK.'nun 319/2. maddesine göre, şirket ortağı olmayan kimselerden müdür seçilip kendisine şirketi temsil yetkisi verilebileceği gibi ( organ müdür ), bunun dışında T.T.K.'nun 342. maddesinde sayılan ve aynı kanunun 343.maddesi gereğince hizmet sözleşmesi ile şirkete bağlı kimseler arasından da yönetim kurulunca müdür seçilebilir ve bu müdürlere dahi yönetim kurulu kararı ile ( ana sözleşmede aksine hüküm bulunmadıkça ) şirketi temsil yetkisi verilebilir. Bu şekilde, yani gerek TTK,'nun 319/2. maddesinde belirtilen anlamda ( organ müdür ) olsun, gerekse TTK.'nun 342, 343. maddelerine göre seçilen ve şirketi temsil yetkisi verilip bu yetkileri tescil ve ilan edilmiş müdürler olsun, şirketin bir ( ticari mümessil )gibi temsil yetkileri mevcut bulunmaktadır. (B.K. 449-456 ) Bu şekilde seçilen müdürlerin dahi temsil yetkilerinin sınırlandırılması ancak Ticaret Kanununda öngörülen hallerde mümkündür. Bunun dışındaki sınırlamalar tescil ve ilan edilmiş olsa bile hüsnüniyetli 3. kişilerin hukukunu etkileyemez. Anonim Şirket müdürlerinin temsil yetkilerinin sınırlandırılmalarında ise TTK.nun 321/2. maddesi hükmü ve bu kişilerin aynı zamanda şirketi temsilde ( ticari mümessil-ticari vekil ) gibi hareket ettiklerinden B.K.'nun 451. maddelerin gözönünde tutulması gerekir. Bu itibarla şirket temsil yetkisinin ( merkez veya şubelere hasrı ) ile ( birlikte temsil sınırlamaları dışındaki diğer sınırlamalar geçersizdir ve geçersiz olan bu sınırlamalar şirket tarafından her nasılsa tescil ve ilan edilmiş olsa bile hüsnüniyetli 3. kişilere karşı ileri sürülmesi mümkün değildir. Bu tür sınırlandırmalar ancak iç ilişkide geçerli olup müdürlerin şirkete karşı sorumluluğunda nazara alınmaları mümkündür. Bu hususlar doktrinde de bu şekilde kabul edilip yorumlanmaktadır. (  .................... Ortaklık Yönetim Kurulu Üyelerinin Hukuki Sorumluluğu ..................... Anonim şirketler İ...............Anonim Şirketler, 1968.167) Somut olayda 22.05.2009 tarihli Ticaret Sicil Gazetesinde yayınlanan 06.04.2009 tarihli yönetim kurulu karar  tutanağının (1) numaralı paragrafının (b) bölümünde A. A  grubu imza yetkilisi olduğu, aynı tutanağın (2) numaralı paragrafının (b) bölümünde de B grubu imza yetkilisininde münferiden atacağı imza ile borçlu şirketi temsile yetkili olduğunun belirtilmektedir.  Takip dayanağı bono 18.11.2011 tanzim tarihli olup bu tarih A. A. temsile yetkili olduğu  süre içinde kalmaktadır. Yukarıdaki açıklamalar karşısında bononun tanzim tarihinden önce yönetim kurulu kararı ile borçlu şirketin temsili konusunda 300.000,00TL miktarla sınırlı olarak A ve B grubu temsilcilerin müşterek imzasını taşıması koşulu getirilmiş ve bu sınırlama 22.5.2009 tarihli ticaret sicil gazetesinde  yayımlanmış olsa da 3.kişilere karşı ileri sürülemeyeceğinden yetkili Abat Abat'ın imzasını taşıyan bono nedeniyle borçlu şirket sorumludur. O halde mahkemece, borca itirazın reddine karar verilmesi gerekirken yazılı şekilde hüküm tesisi isabetsizdir. Öte yandan, kabule göre de; borçlunun icra mahkemesi'ne başvurusu İİK'nun 169. maddesi kapsamında borca itiraz niteliğinde olup, borca itiraz konusunda aynı yasanın 169/a maddesi uyarınca bir karar verilmesi gerekirken, İİK.nun 170/a maddesi uyarınca takibin iptaline karar verilmesi de doğru değildir. SONUÇ  :Alacaklının temyiz itirazlarının kabulü ile mahkeme kararının yukarıda (2).maddede yazılı nedenlerle İİK'nun 366 ve HUMK'nun 428. maddeleri uyarınca (BOZULMASINA), ilamın tebliğinden itibaren 10 gün içinde karar düzeltme yolu açık olmak üzere, 01.07.2013 gününde oybirliğiyle karar verildi.
23. Hukuk Dairesi, 2013/3539 E., 2013/4205 K.
orta eşleşmeKarar metninde maddeye atıf varAsliye Hukuk Mahkemesi
tam metni aç
maddesi yollaması nedeniyle kooperatiflerde de uygulanması gereken TTK'nın 319/.... maddesi, "Anasözleşme ile temsil yetkisinin ve idare işlerinin hepsini veya bazılarını idare meclisi üyesi olan murahhaslara veya pay sahibi olmaları zorunlu olmayan müdürlere bırakabilmek için genel kurula veya yönetim kuruluna yetki verilebilir"
23. Hukuk Dairesi         2013/3539 E.  ,  2013/4205 K. "İçtihat Metni" MAHKEMESİ :Asliye Hukuk Mahkemesi Taraflar arasındaki itirazın iptali davasının yapılan yargılaması sonunda ilamda yazılı nedenlerden dolayı davanın kabulüne yönelik olarak verilen hükmün süresi içinde davalı vekilince temyiz edilmesi üzerine dosya incelendi, gereği konuşulup düşünüldü. -K A R A R- Davacı vekili, davalı aleyhine 190.244,94 TL asıl,59.986,61 TL işlemiş faiz olmak üzere toplam 247.686,95 TL alacağın tahsili için başlatılan ... takibine davalının haksız olarak itiraz ettiğini ileri sürerek, itirazın iptali ile %40 ... inkar tazminatının tahsilini talep ve dava etmiştir. Davalı ,davaya cevap vermemiştir. Mahkemece, iddia, savunma, dosya kapsamı ve benimsenen bilirkişi raporuna göre; davalının takip miktarı kadar sorumlu olduğu, takip tarihinde likit olan alacak dolayısıyla yapılan takibe haksız olarak itiraz ettiği, yapılan idari soruşturmada alacağı sözlü ve yazılı beyanları ile ikrar ettiği gerekçesiyle, davanın kabulü ile itirazın iptaline,asıl alacağın %...'si oranında tazminatın tahsiline karar verilmiştir. Kararı, davalı vekili temyiz etmiştir. ...- Dava, itirazın iptali istemine ilişkindir. 6100 sayılı HMK'nın 148.maddesi “ Mahkemeler, resmî çalışma gün ve saatlerinde görev yaparlar. Ancak, zorunluluk veya gecikmesinde zarar olan hâllerde, keşif, delillerin tespiti ve günlük duruşma listesinde yazılı işler gibi işlemlerin, resmî tatil günlerinde veya çalışma saatlerinin dışında da yapılmasına karar verilebilir.” hükmünü düzenlemiştir. Mahkemece, hüküm, resmi tatil olan ........2012 günü saat ...:...'da başlayan oturumda verilmiş olup, duruşma yapılmasına neden olacak bir zorunluluk ya da gecikmesinde zarar olan hallerden herhangi birisinin bulunduğu yolunda bir gerekçeye de dayanılmadığından anılan hükme aykırı olarak duruşma yapılarak hüküm kurulması doğru olmamıştır. ...- Bozma nedenine göre, davalı vekilinin diğer temyiz itirazlarının şimdilik incelenmesine gerek görülmemiştir. ...- Kabule göre de;dosyada bulunan iddianamede ve mahkemece alınan bilirkişi raporunda davalının kooperatifin önceki dönem müdürü olduğu belirtilmektedir. Mahkemece, öncelikle davalının sıfatı araştırılmalıdır. Davalının kooperatif müdürü olduğunun belirlenmesi halinde 1163 sayılı Kooperatifler Kanunu'nun 98. maddesi yollaması nedeniyle kooperatiflerde de uygulanması gereken TTK'nın 319/.... maddesi, "Anasözleşme ile temsil yetkisinin ve idare işlerinin hepsini veya bazılarını idare meclisi üyesi olan murahhaslara veya pay sahibi olmaları zorunlu olmayan müdürlere bırakabilmek için genel kurula veya yönetim kuruluna yetki verilebilir" hükmünü içermektedir. TTK'nın 342. maddesi yukarıda anılan 319/.... maddesi ile birlikte ele alındığında, şirkete müdür olarak atanan kişinin atanma yönteminin anasözleşmede öngörülmüş ve öngörülen şekilde genel kurula veya yönetim kuruluna bırakılmış olması ve tevdi edilen görevin de kooperatifin temsil ve idari, mali işlerinin önemli bir kısmını içermesi gerekir. Esasen,1163 sayılı Kanun'un 58. maddesi de aynı ilkelere göre düzenlenmiştir. Anasözleşmede müdür atanması konusunda bir hüküm sevkedilmemişse, yönetimde TTK'nın 317. maddesi uyarınca sadece yönetim kurulu yetkilidir. Mahkemece, davalı müdürün atanmasına ilişkin anasözleşmede genel kurul veya yönetim kuruluna yetki verilip verilmediği, yetki verilmiş ise genel kurul ya da yönetim kurulu kararları getirtilerek davalının anasözleşmeyle öngörülen ve özellikle TTK'nın 319/.... maddesinde öngörülen temel ve idari işlerinin tamamı veya bir kısmını üstlenecek bir biçimde atanıp atanmadığı belirlendikten sonra, davalının anılan 342. madde kapsamında atanmış bir müdür olduğu sonucuna varılması halinde davalı hakkında açılan işbu sorumluluk davasında TTK'nın 341. maddede aranan usuli koşulların gerçekleşip gerçekleşmediği değerlendirilmelidir. 1163 sayılı Kooperatifler Kanunu’nun 62. maddesi ve yine aynı Kanun'un 98. maddesi yollaması ile TTK’nın 336. maddesi uyarınca, yönetim kurulu üyeleri ya da 342. madde hükmüne tabi şirket müdürleri yasa ve anasözleşmenin kendilerine yüklediği görevleri kasden veya ihmal ile yerine getirmedikleri takdirde oluşacak zararlardan kooperatife karşı da sorumludurlar. Kooperatif tarafından yöneticilere ya da 342. madde hükmüne tabi şirket müdürlerine karşı açılan bir sorumluluk davasının görülebilmesi, TTK'nın 341. maddesi gereğince, genel kurulun bu yönde karar alması ve davanın tüm denetçiler tarafından açılmasına bağlıdır. Ancak, anılan usuli eksiklikler dava şartı olmayıp, sonradan da tamamlanabileceğinden anılan yönteme uyulmaması davanın hemen reddini gerektirmez. Esasen bu hususlar üzerinde mahkemece de re'sen durulması zorunludur. Somut olayda, davalı aleyhine sorumluluk davası açılması yönünde genel kurulca alınmış bir karar bulunmadığı gibi dava, denetçiler tarafından da açılmamıştır. O halde, mahkemece, davalı anılan 342. madde hükmüne tabi müdür olduğu taktirde davacı tarafa, 6100 sayılı HMK'nın 52,53 ve 54. (HUMK'nın 39. ve 40.) maddeleri uyarınca davalı hakkında sorumluluk davası açılmasına ya da açılan işbu davaya muvafakat verilmesine ilişkin genel kurul kararının ibrazına ve davanın gelindiği aşamada görevde olan tüm denetçilerin belirlenip, davayı açan vekile vekaletname vermesine ya da asıl olarak davayı takip etmelerine olanak tanınması, verilen süre içerisinde vekaletname vermezler ya da davayı asıl olarak takip edeceklerini bildirmezler ise, davanın açıklanan usul yönünden reddedilmesi gerekir. Bu durumda, mahkemece, davalının TTK'nın 342. madde hükmüne göre seçilmiş, ... işleriyle ilgili müdür olup olmadığı, dolayısıyla 341. madde hükmünde aranan usuli koşullara tabi olup olmadığı araştırılmadan, davanın esasıyla ilgili karar verilmesi de doğru olmamıştır. SONUÇ: Yukarıda (...) no'lu bentte açıklanan nedenlerle, davalı vekilinin temyiz itirazlarının kabulü ile hükmün, davalı yararına BOZULMASINA, (...) no'lu bentte açıklanan nedenlerle, diğer temyiz itirazlarının şimdilik incelenmesine yer olmadığına, peşin alınan harcın istek halinde iadesine, kararın tebliğinden itibaren ... gün içerisinde karar düzeltme yolu açık olmak üzere ....06.2013 tarihinde oybirliğiyle karar verildi.

Eşleştirme iki kanıta dayanır: kararın kendi metnindeki madde atfı ve şerh kitaplarının o kararı hangi maddenin altında bastığı. Otomatik üretilmiştir, hukuki tavsiye değildir; kararın güncelliğini ve sonraki içtihat değişikliklerini ayrıca denetleyin.

Bu Maddeyle İlgili Sınav Sorusu

Ticaret Hukuku

Bir komandit şirketin komanditer ortağı (K), şirkete 200.000 TL sermaye koymayı taahhüt etmiş, ancak bu tutarın sadece 150.000 TL'lik kısmını ifa etmiştir. Şirketin mali durumunun bozulması üzerine, şirket alacaklısı (A), 100.000 TL tutarındaki alacağı için şirkete karşı başlattığı icra takibinin semeresiz kalması üzerine, komanditer ortak (K)'ye başvurarak alacağının ödenmesini talep etmiştir. Bu durumda, 6102 sayılı Türk Ticaret Kanunu'na göre komanditer ortak (K)'nin sorumluluğuna ilişkin aşağıdaki ifadelerden hangisi doğrudur?

A) Komanditer ortak (K), taahhüt ettiği sermaye borcunun henüz ödemediği tutarı olan 50.000 TL'ye kadar şirket alacaklısı (A)'ya karşı sorumludur.
B) Komandite ortak ile birlikte şirket borcunun tamamından şahsi malvarlığı ile müteselsilen ve sınırsız olarak sorumludur.
C) Şirket iflas etmediği sürece, şirket alacaklılarının komanditer ortağa başvurma hakkı bulunmadığından, alacaklı (A) komanditer ortak (K)'den herhangi bir talepte bulunamaz.
D) Komanditer ortak (K)'nin, sermaye taahhüdünden doğan vadesi gelmiş borcunu ifa etmemesi, TTK m. 358 uyarınca şirkete borçlanma yasağı kapsamında değerlendirileceğinden, alacaklı (A)'ya karşı sorumluluğu taahhüt ettiği sermaye ile sınırlı değildir.
E) Komanditer ortak (K), şirkete koymayı taahhüt ettiği sermayeyi aşan bir tutarla sorumluluğu üzerine aldığını yazılı olarak bildirmemiş veya ilan etmemişse, üçüncü kişilere karşı herhangi bir sorumluluğu bulunmaz.