Türk Ticaret Kanunu 36. maddesi, Hukuksal Eğitim mevzuat kütüphanesinde tam metin olarak yayımlanmıştır. Aşağıda maddenin tam metni, maddeyle eşleşen yüksek mahkeme kararları ve bu maddeden çıkmış sınav soruları yer alır. Ham metin için adresin sonuna /raw ekleyin.
Madde Metni
MADDE 36- (1) Ticaret sicili kayıtları nerede bulunurlarsa bulunsunlar, üçüncü kişiler hakkında, tescilin Türkiye Ticaret Sicili Gazetesinde ilan edildiği; ilanın tamamı aynı nüshada yayımlanmamış ise, son kısmının yayımlandığı günü izleyen iş gününden itibaren hukuki sonuçlarını doğurur. Bu günler, tescilin ilanı tarihinden itibaren işlemeye başlayacak olan sürelere de başlangıç olur.
(2) Bir hususun tescil ile beraber derhâl üçüncü kişiler hakkında sonuç doğuracağına veya sürelerin derhâl işleyeceğine ilişkin özel hükümler saklıdır.
(3) Üçüncü kişilerin, kendilerine karşı sonuç doğurmaya başlayan sicil kayıtlarını bilmediklerine ilişkin iddiaları dinlenmez.
(4) Tescili zorunlu olduğu hâlde tescil edilmemiş veya tescil edilip de ilanı zorunlu iken ilan olunmamış bir husus, ancak bunu bildikleri veya bilmeleri gerektiği ispat edildiği takdirde, üçüncü kişilere karşı ileri sürülebilir.
2. Görünüşe güven
Bu Maddeyle İlgili Yüksek Mahkeme Kararları
12 karar eşleşti
10. Hukuk Dairesi, 2021/2108 E., 2021/13193 K.
orta eşleşmeKarar metninde maddeye atıf var... Bölge Adliye Mahkemesi 33. Hukuk Dairesi
maddesinde (6102 sayılı Kanunu madde 36) sicil kayıtlarının etkisinin üçüncü şahıslar açısından başlangıcı düzenlenmiş ve ticaret sicili kayıtlarının, üçüncü kişiler hakkında kaydın ilan edildiği günü takip eden iş gününde hüküm ifade edeceği belirtilmiştir.
10. Hukuk Dairesi 2021/2108 E. , 2021/13193 K.
"İçtihat Metni"
Bölge Adliye
Mahkemesi : ... Bölge Adliye Mahkemesi 33. Hukuk Dairesi
No : 2019/805-2020/1497
İlk Derece
Mahkemesi : ... 17. İş Mahkemesi
Dava, davacının 1479 sayılı Kanun kapsamında sigortalılığının sona erdiği tarihin tespiti ile bu tarihten sonrasına dair prim borcunun iptali istemine ilişkindir.
İlk Derece Mahkemesince, hükümde belirtilen gerekçelerle davanın kabulüne dair verilen karara karşı davalı Kurum vekili tarafından istinaf yoluna başvurulması üzerine, ... Bölge Adliye Mahkemesi 33. Hukuk Dairesince istinaf başvurusunun esastan reddine karar verilmiştir.
... Bölge Adliye Mahkemesi 33. Hukuk Dairesince verilen kararın, davalı Kurum vekili tarafından temyiz edilmesi üzerine, temyiz isteklerinin süresinde olduğu anlaşıldıktan ve Tetkik Hâkimi ... tarafından düzenlenen raporla dosyadaki kâğıtlar okunduktan sonra işin gereği düşünüldü ve aşağıdaki karar tespit edildi.
I-İSTEM
Davacı, Erpa Gıda Paz. Tic. Ltd. Şti.’nde ortak iken 19.02.2016 tarihinde hissesini devrederek ticari faaliyetine son verdiğini, Kurumun güncel olmayan ticaret sicil kayıtlarını esas alarak kendisini borçlandırdığını belirterek, Bağ-Kur prim borcunun iptalini istemiştir.
II-CEVAP
Davalı Kurum vekili, Erpa Gıda ve Pazarlama Tic. Ltd. Şti. ortaklığının ticaret sicil kayıtlarında 01.08.1994 tarihinden itibaren halen devam ettiği görüldüğü için limited şirket ortaklığı sebebiyle Bağ-Kur sigortalılığının 4/a kapsamındaki çalışmaları dışında devam ettiğinin kabul edildiğini ve bu nedenle davacıya emeklilik müracaat tarihinde prim borcu bulunduğunun bildirildiğini belirterek davanın reddini savunmuştur.
III-MAHKEME KARARI
A-İLK DERECE MAHKEME KARARI
İlk Derece Mahkemesince, “davacının her ne kadar hisse devri ticaret sicil kayıtlarına işlenmemiş olsa dahi 19.02.2016 tarihli hisse devir sözleşmesinin noter tasdikli olduğu ve 02.06.2017 tarihinde ortaklar kurulu kararı ile davacıya ait hisselerin devrine ilişkin karar alındığı bu şekilde davacının hissenin devredildiği ve artık şirketin hissedarı olmadığı gibi şirkette müdür seviyesinde bir görevinin de bulunmadığı dikkate alındığında 5510 sayılı Yasanın hükümleri çerçevesinde Bağ-Kur sigortalılık durumunun söz konusu olamayacağı, zorunlu Bağ-Kur sigortalılığının bulunmaması sebebiyle de davacının yukarıda belirtildiği gibi kurum tarafından 03.05.2016 tarihinden sonra zorunlu sigortalı sayılıp adına prim borcu tahakkuku işleminin yerinde bulunmadığı” gerekçesi ile davanın kabulü ile Kurum tarafından davacı adına 03.05.2016 tarihinden sonrası için tahakkuk ettirilen prim borçlarının iptaline karar verilmiştir.
B-BÖLGE ADLİYE MAHKEMESİ KARARI :
Bölge Adliye Mahkemesince, ilk derece mahkemesince davalı Kurum tarafından davacı adına 03/05/2016 tarihinden sonrası için tahakkuk ettirilen prim borçlarının iptaline karar verilmesinde usul ve yasaya aykırı herhangi bir yön görülmediği belirtilerek, davalı Kurum vekilinin istinaf isteminin reddine karar verilmiştir.
IV-TEMYİZ KANUN YOLUNA BAŞVURU VE NEDENLERİ:
Davalı Kurum vekili, dava konusu işlemde davacı tarafça şirket hisse devrinin 19.02.2016 tarihinde yapıldığını, devir işleminin 02.06.2016 tarihinde karar altına alındığını, ancak devrin ticaret odasına bildirilmediğini, ilan yapılmadığını, müvekkili kurumun devirden haberinin olmadığını, bu nedenle davacıya tahakkuk ettirilen primlerde Yasaya aykırı bir durum bulunmadığını belirterek kararı temyiz etmiştir.
V-İLGİLİ HUKUK KURALLARI VE İNCELEME:
Davacının 12.05.1998 tarihinde Kuruma intikal eden Bağ-Kur giriş bildirgesi ile 19.12.1994 tarihinden itibaren limited şirket ortaklığına istinaden 1479 sayılı Yasa kapsamında tescil edildiği, ... Ticaret Sicil Müdürlüğünce, davacının 19.12.1994 tarihinde tescil edilen... Gıda ve Paz. Ltd. Şti. şirketinde kurucu ortak olduğu,şirketin son tescilini 29.12.2006 tarihinde yaptırdığı ve bu tarih itibariyle davacının ortaklığının devam ettiğinin bildirildiği, 08.01.2007 tarihli Ticaret Sicil Gazetesinde şirket ortağı olduğunun görüldüğü, davalı Kurumun davacının şirket ortaklığının başlangıç tarihi olan 19.12.1994 tarihinde Bağ-Kur açılışı yapıldığı, emeklilik müracaatına istinaden Bağ-Kur dosyası incelenirken 01.08.1994-31.12.1994 arası kuruma bildirmediği vergi dairesi kaydı tespit edildiği için başlangıcının 01.08.1994 tarihine çekildiği, ayrıca şirket ortaklığı, ticaret odası sitesinde 19.12.1994 tarihinden itibaren halen açık göründüğü için 01.04.2012 tarihindeki 4/a girişine istinaden 31.03.2012 tarihinde Bağ-Kur terki işlendiği, 01.12.2014-13.01.2015 arası 4/a boşluğuna istinaden tekrardan 4/b Bağ-Kur süresi girildiği, 02.06.2016 tarihindeki 4/a çıkışından bir gün sonrasında 03.05.2016 da 4/b Bağ-Kur açılışı yapıldığı, emeklilik müracaat tarihi olan 09.03.2017 tarihinde Bağ-Kur kapanışı yapıldığı ve Bağ-Kur prim borcu bulunduğu için bu tarihteki Bağ-Kur terki de kaldırılmış olup borcunu yatırdığı gün Bağ-Kur terki verileceğinin müzekkere cevabında bildirildiği, ... 4.Noterliğince düzenlenen 19.02.2016 tarihli Limited Şirket Pay Devri Sözleşmesi ile davacı Tüncer Usta’nın şirketteki hissesini...’ya devrettiği, ... 4. Noterliğince onaylı 02.06.2017 tarihli ortaklar Kurulu Kararı ile, davacının şirkette mevcut hissesinin tamamını...’ya devrettiği, devrin ortaklar kurulunca kabulüne ve pay defterine işlenmesine karar verildiğinin kayıtlandığı anlaşılmaktadır.
6762 sayılı Türk Ticaret Kanunu'nun 38. maddesinde (6102 sayılı Kanunu madde 36) sicil kayıtlarının etkisinin üçüncü şahıslar açısından başlangıcı düzenlenmiş ve ticaret sicili kayıtlarının, üçüncü kişiler hakkında kaydın ilan edildiği günü takip eden iş gününde hüküm ifade edeceği belirtilmiştir.
Ticaret sicilinin dış etkileri ise, aynı Kanunun 39.maddesinde “Üçüncü şahısların, yukarı ki madde gereğince kendilerine karşı hüküm ifade etmeye başlayan kayıtları bilmediklerine müteallik iddiaları dinlenmez. ( 6102 sayılı kanun madde 36/3)
Tescili lazım geldiği halde tescil edilmemiş veya tescil edilip de ilanı gerekirken ilan edilmemiş olan bir husus ancak bunu bildikleri ispat edilmek şartıyla, üçüncü şahıslara karşı dermeyan edilebilir.” şeklinde açıklanmıştır.
6762 sayılı Kanunun “Devir” başlıklı 520. maddesinde ;
“Bir payın devri, şirket hakkında ancak şirkete bildirilmek ve pay defterine kaydedilmek şartiyle hüküm ifade eder.
Devir hususunun pay defterine kaydedilebilmesi için, ortaklardan en az dörtte üçünün devre muvafakat etmesi ve bunların esas sermayesinin en az dörtte üçüne sahip olması şarttır.
Ortağın koymayı taahhüt ettiği sermaye ayın ise, payını şirketin kuruluşunu takip eden üç yıl içinde başkasına devredemez.
Şirket mukavelesi payların devrini yasak edebileceği gibi yukarıdaki fıkralarda derpiş edilenlerden daha ağır şartlara da bağlı tutabilir.
Payın devri veya devir vaadi hakkındaki mukavele yazılı şekilde yapılmış ve imzası noterce tasdik ettirilmiş olmadıkça ilgililer arasında dahi, hüküm ifade etmez.” düzenlemesi yer almaktadır.
Bu düzenlemeye göre limited şirket pay devrinin geçerli olabilmesi için, limited şirket pay devrinin yazılı şekilde yapılması ve imzaların noterce tasdik edilmesinden sonra, pay devrinin limited şirkete bildirilerek, ana sözleşmede aksine hüküm yoksa ortakların en az dörtte üçünün devre muvafakat etmesi ve bunların esas sermayenin dörtte üçüne sahip olması, ayrıca devrin pay defterine kaydedilmesi gerekir. Bu devrin ticaret siciline tescili ise, pay devrinin gerçekleşmesi için zorunlu bir şekil şartı değildir.
6762 sayılı Kanunun “Tescil ve ilan” başlıklı 515.maddesinde ise:
“...Mukavelede yapılan her değişiklik, ilk mukavelede olduğu gibi tescil ve ilan edilir. Mukavelenin değiştirilmesi hakkındaki kararlar üçüncü şahıslar hakkında, tescil tarihinden itibaren hüküm ifade eder.” denilmiştir.
Buna göre, limited şirket ortağı veya müdür değişikliğinin ilan edilmemesi halinde, bu kişilerin şirket adına işlem yapmaları durumunda, değişikliği ilan etmeyen şirket iyiniyetli üçüncü kişilere karşı sorumlu olur. Ancak, şirket temsilcisi veya ortağının kamu alacaklarına karşı sorumluluğu ilan edilmemenin sonuçlarına bağlanamaz, zira kamu kurumu 6762 sayılı Kanunun 38 ve 39.maddeleri anlamında üçüncü kişi olmadığı gibi, tescil edilmemeye dayanılabilmesi için yetkisiz temsilcinin şirket adına işlem yapması zorunluluğu bulunmaktadır.
Somut uyuşmazlıkta, davacının, dava dışı şirketteki hissesinin tamamını ... 4.Noterliğinin 19.02.2016 tarihli hisse devir senedi ile devrettiği, limited şirketin 02.06.2017 tarihli Ortaklar Kurulu Kararı ile “hisse devir sözleşmesinde bahsi geçen devrin kabulüne ve devir hususunun şirket pay defterine işlenmesine” karar verildiği hususlarında uyuşmazlık bulunmamakta olup, davacının dava dışı şirketteki ortaklık sıfatının sona ermesi ve bu durumun sicil gazetesinde ilanının, işlemin hukuken varlık kazanmasına değil, bu hususun üçüncü kişilere açıklanması amacına yönelik olduğu, dolayısıyla inşai değil bildirici bir işlem olduğu sabit olmakla, mahkemenin bu yöndeki tespiti yerinde ise de, 6762 sayılı Kanunun 520. maddesi uyarınca limited şirkette hisse devrinin geçerli olabilmesi için noterde yapılan devir sözleşmesi yeterli olmayıp, bu devre ortaklar kurulu kararı ile onay verilmesi gerekmektedir.
Dolayısıyla, davacının limited şirket ortaklığı 02.06.2017 tarihli Ortaklar Kurulu Kararı ile sona ermiştir. Mahkemece davacının şirket ortaklığının noter devir sözleşmesine istinaden 19.02.2016 tarihinde sona erdiğinin kabulü isabetli olmayıp, davacının ortak olduğu 02.06.2017 tarihine kadar davalı Kurum tarafından tahakkuk ettirilen prim borçlarından sorumlu olduğu, öte yandan 5510 sayılı Kanunun geçici 63. ve geçici 76. maddeleri dikkate alınarak sigortalılık süresinin durdurulabileceği ve prim borcunun buna göre değerlendirilebileceği gözetilmeksizin yazılı şekilde hüküm tesisi usul ve yasaya aykırı olup bozma nedenidir.
O hâlde, davalı Kurum vekilinin bu yönleri amaçlayan temyiz itirazları kabul edilmeli ve ... Bölge Adliye Mahkemesi 33. Hukuk Dairesinin istinaf başvurusunun esastan reddine ilişkin kararının kaldırılarak İlk Derece Mahkemesince verilen hüküm bozulmalıdır.
SONUÇ: ... Bölge Adliye Mahkemesi 33. Hukuk Dairesi kararının HMK'nın 373/1 maddesi gereğince kaldırılarak temyiz edilen ilk derece mahkemesi hükmünün yukarıda açıklanan nedenlerle BOZULMASINA, dosyanın kararı veren İlk Derece Mahkemesine, kararın bir örneğinin Bölge Adliye Mahkemesine gönderilmesine, 01/11/2021 gününde oybirliğiyle karar verildi.
Diğer kararlar (4)
11. Hukuk Dairesi, 2018/5284 E., 2020/3551 K.
orta eşleşmeKarar metninde maddeye atıf varBÖLGE ADLİYE MAHKEMESİ
tam metni aç
TTK’nın 36.maddesi uyarınca, ticaret sicili kayıtları nerede bulunurlarsa bulunsunlar, üçüncü kişiler hakkında, tescilin Türkiye Ticaret Sicili Gazetesinde ilan edildiği;
11. Hukuk Dairesi 2018/5284 E. , 2020/3551 K.
"İçtihat Metni"
MAHKEMESİ : BÖLGE ADLİYE MAHKEMESİ
Taraflar arasında görülen davada Gümüşhacıköy Asliye Hukuk Mahkemesi'nce verilen 06.06.2018 tarih ve 2014/118 E- 2018/184 K. sayılı kararın davacı vekili tarafından istinaf edilmesi üzerine, istinaf isteminin esastan reddine dair Samsun Bölge Adliye Mahkemesi 3. Hukuk Dairesi'nce verilen 14.09.2018 tarih ve 2018/1132 E- 2018/1122 K. sayılı kararın Yargıtay'ca incelenmesi davacı vekili tarafından istenmiş ve temyiz dilekçesinin süresi içinde verildiği anlaşılmış olmakla, dava dosyası için Tetkik Hakimi ... tarafından düzenlenen rapor dinlendikten ve yine dosya içerisindeki dilekçe, layihalar, duruşma tutanakları ve tüm belgeler okunup, incelendikten sonra işin gereği görüşülüp, düşünüldü:
Davacı vekili, davalının davacı şirket müdürü iken şirket adına kayıtlı fabrikanın bulunduğu taşınmazı, fabrikadaki makineleri ve arabaları kendi adına sattığını, herhangi bir bedel ödemeden ve şirket ortaklarının izni olmadan yapılan satışının iptali gerektiğini ileri sürerek, taşınmaz, makine ve araç satışlarının iptalini aksi halde satılan malların değerinin faiziyle davalıdan tahsilini talep ve dava etmiştir.
Davalı vekili, müvekkilinin davacı şirket tarafından alınan karar doğrultusunda işlem yapmış olup, herhngi bir usulsüzlüğün söz konusu olmadığını savunarak, davanın reddini istemiştir.
İlk derece Mahkemesince iddia, savunma ve tüm dosya kapsamına göre, davacı şirketin 31.03.2013 tarihli kararı ile davalıya şirketin bankalarla olan bütün işlemlerini, şirket adına menkul veya gayrimenkulü kendi üzerine veya bir başka gerçek ve tüzel kişi üzerine almaya satmaya devretmeye, ipotek ve rehin vermeye yetki verildiği, müdür olan davalının 13.06.2013 tarihinde taşınmazı kendi adına satın aldığı, 6102 sayılı TTK'da limited şirket müdürleri için şirketle işlem yapma yasağı düzenlenmemiş olup, davalının şirket müdürü olarak kendi adına taşınmaz satmasına engel bir düzenleme bulunmadığı, zaten 31.03.2013 tarihli kararı ile de davalıya şirket adına olan taşınır ve taşınmaz malları kendi adına satın alma yetkisi verildiğinden yapılan işlemde herhangi bir hukuka aykırılık bulunmadığı ayrıca, davacı tarafça satılan malların bedeli de talep edilmiş ise de, davalı ile davacı şirketin şu anki müdürü ...'ın baba oğul olup, şirketin aile şirketi olduğu, ailenin bu şirketten başka İstanbul Sultanbeyli'de şirketlerinin bulunduğu, bu şirketlerdeki hissselerin davalının çocukları arasında devrinin sağlandığı, davalının ise aile şirketi olan davacı şirket ile hukuki olarak herhangi bir görev ve bağlantısı bulunmadığı halde şirketteki müdürlük görevinin sona ermesinden sonra şirketin borçlarını ödemeye devam ettiği, davalının şirketle işlem yapma sırasında şirkete sadakat yükümlülüğüne aykırı davrandığı veya kötüniyetle taşınmaz devraldığına ilişkin herhangi bir delilin mevcut olmadığı aksine davalının iyiniyetle müdürlük görevinin sona erdiği tarihten sonra da aile şirketin borçlarını ödemeye çalıştığı bu nedenle davalının sorumluluğuna gidilemeyeceği gerekçesiyle, davanın reddine karar verilmiştir.
Karara karşı, davacı vekilince istinaf isteminde bulunulmuştur.
İstinaf Mahkemesince iddia, savunma ve tüm dosya kapsamına göre, davalının şirket müdürü olduğu zamanda 31.03.2013 tarihinde genel kurul tarafından şirket adına menkul veya gayri menkulü kendi üzerine veya bir başka gerçek veya tüzel kişiliğe alma satma devir etme yetkisinin verildiği, bu yetki kapsamında davalının davaya konu gayrimenkul araç ve makinelerin satışını yaptığı, bu işlemi yapma yetkisinin genel kurul tarafından davalıya verildiği, davacı şirketin satış işleminin iptali hususunda açmış olduğu davanın reddine ilişkin kararın usul ve yasaya uygun olduğu, davacı şirketin yapılan işlemden dolayı şirketin zarara uğradığı iddiası var ise bu durumda davalı aleyhine sorumluluk davası açılabileceği gerekçesiyle, istinaf başvurusunun esastan reddine karar verilmiştir.
Kararı, davacı vekili temyiz etmiştir.
Yapılan yargılama ve saptanan somut uyuşmazlık bakımından uygulanması gereken hukuk kuralları gözetildiğinde İlk Derece Mahkemesince verilen kararda bir isabetsizlik olmadığının anlaşılmasına ve özellikle davacı şirket ortaklar kurulunun 31.03.2013 tarihli kararını uygulayan davalı müdürün müdürlük görevinden azledildiğine ilişkin 08.06.2013 tarihli kararın davalı müdüre tebliğ edilmediğinin anlaşılmasına, bu durumda müdürlük görevinin tebliğe kadar sürecek bulunmasına zira, limited şirket müdürlerinin şirket ile olan ilişkilerinde TBK’nın 514. maddesinde düzenlenen vekalet hükümlerinin kıyasen uygulanmasına, anılan yasa maddesinde, vekilin sözleşmenin sona erdiğini öğrenmeden önce yaptığı işlerden, vekâlet veren ya da mirasçılarının sözleşme devam ediyormuş gibi sorumlu olduğunun düzenlenmiş bulunmasına (Poroy/Tekinalp/Çamoğlu/ Ortaklıklar Hukuku II, 13. Bası, Sayfa 500), davalı müdürün müdürlük görevinin sona erdirilmesine ilişkin olduğu ileri sürülen 08/06/2013 tarihli kararın, ortakların tamamının toplantıya çağrılmamış olması, kararı alan iki ortağın paylarının yeterli nisabı oluşturmaması, işbu kararın 19.06.2013 tarihinde noter tasdikinin yapılıp, 26.07.2013 tarihinde tescil edilip, 05.08.2013 tarihinde de Ticaret Sicil Gazatesi'nde ilan edilmiş olmasına göre, yapılan istinaf başvurusunun HMK'nın 353/b-1 maddesi uyarınca Bölge Adliye Mahkemesince esastan reddine ilişkin kararın usul ve yasaya uygun olduğu kanısına varıldığından Bölge Adliye Mahkemesi kararının onanmasına karar vermek gerekmiştir.
SONUÇ: Yukarda açıklanan nedenlerle, davacı vekilinin temyiz itirazlarının reddi ile Bölge Adliye Mahkemesince verilen kararın HMK'nın 370/1. maddesi uyarınca ONANMASINA, HMK'nın 372. maddesi uyarınca işlem yapılmak üzere dava dosyasının İlk Derece Mahkemesine, kararın bir örneğininde Bölge Adliye Mahkemesine gönderilmesine, aşağıda yazılı bakiye 18,50 TL temyiz ilam harcının temyiz eden davacıdan alınmasına, 23.09.2020 tarihinde kesin olarak oyçokluğuyla karar verildi.
(M)
(M)
KARŞI OY
Dava, şirket müdürünün izinsiz olarak yaptığı taşınmaz, makine ve araç satışlarının iptali, bu mümkün olmazsa satılan malların bedelinin tahsili istemlerine ilişkindir.
Davacı şirkette, ..., Yılmaz Akay, Fethiye Akay, Kadir Akay, Özge Akay ve Aygün Akay hep birlikte ortak ve davalı ... da dışarıdan müdür iken, 31.03.2013 tarihli ortaklar kurulunda şirket müdürü davalıya şirkete ait menkul ve gayrimenkulü üçüncü kişiye satmak veya kendi üzerine almak üzere yetki verildiği, 19.06.2013 tarihli ortaklar kurulu kararıyla davalı ...’ın müdürlükten azledilerek yerine ...’ın atandığı, Bekir ve Ömer’in baba oğul, diğer ortakların da kardeş, davalının eş ve çocukları oldukları, davalı ...’in şirket müdürlüğünden azlinden sonra 13.06.2013 tarihli satışla, içerisinde fabrika binasının da bulunduğu şirkete ait iki adet gayrimenkulü 582.000 + 4.500 TL bedelle kendi üzerine devir aldığı, keza fabrika demirbaşı makine ve teçhizatın da 01.07.2013 tarihli 4 ayrı kapalı fatura ile davalı tarafından 21.000 TL bedel üzerinden kendi üzerine devir alındığı, şirkete ait 05 KH 173 plakalı kamyonun ise 35.245 TL bedelle davalın kendi üzerine devir aldığı, bilirkişi raporuna göre, fabrika binasında bulunan makine ve teçhizatın gerçek değerinin toplam 276.910 TL, arazi üzerindeki meyve ağaçlarının bedelinin ise 38.568.000 TL olduğu, davalının azline ait ortaklar kurulu kararının ise 05.08.2013 tarihinde, yani satıştan sonra ticaret sicilinde yayınlandığı anlaşılmaktadır.
Davacı taraf, davalının müdürlük görevi sona erdikten sonra davalı ...’in kendisine yaptığı devrin geçersiz olduğunu, davalının şirketin içini boşalttığını ve Bekir’in fabrika binasına girmesini engellediğini ileri sürerek satışın iptaline ve ayrıca fabrika içerisinde bulunan makine ve ekipman ile şirkete ait araçların da şirkete iadesine karar verilmesini talep etmiştir. Davalı ise, fabrika binasının içerisinde her hangi bir makine bulunmadığını, araçların daha önceden de kendisi ve başka şirketler adına kayıtlı olduğunu, şirket adına kayıtlı sadece 05 KH 173 plakalı aracın devrini üzerine yaptığını, gerek taşınmaz, gerekse araç devrinin ortaklar kurulu kararına dayandığını savunarak davanın reddini talep etmektedir.
İlkderece mahkemesince, 31.03.2013 tarihli karar uyarınca şirkete ait malvarlığını üzerine almaya yetkili kılındığı, davalının şirkete sadakat yükümlülüğüne uymadığı ve kötü niyetli olduğu hususunun ispat edilemediği gerekçesiyle davanın reddine karar vermiş, Bölge Adliye Mahkemesi ise istinaf isteminin reddine karar vermiştir.
TTK 623. maddesi uyarınca, limitet şirketlerde şirketin yönetimi ve temsili şirket sözleşmesi ile düzenlenir. Şirket sözleşmesi ile yönetim ve temsil, müdür sıfatını taşıyan ortaklara ya da üçüncü kişilere verilebilir. Müdürler, kanunla veya şirket sözleşmesi ile genel kurula bırakılmamış bulunan yönetime ilişkin tüm konularda karar almaya ve bu kararları yürütmeye yetkilidirler.
TTK 630. maddesi uyarınca, şirket genel kurulunun, müdürü görevden alma, yönetim hakkı ve temsil yetkisini sınırlama yetkisi bulunmaktadır.
TTK’nın 36.maddesi uyarınca, ticaret sicili kayıtları nerede bulunurlarsa bulunsunlar, üçüncü kişiler hakkında, tescilin Türkiye Ticaret Sicili Gazetesinde ilan edildiği; ilanın tamamı aynı nüshada yayımlanmamış ise, son kısmının yayımlandığı günü izleyen iş gününden itibaren hukuki sonuçlarını doğurur. Üçüncü kişilerin, kendilerine karşı sonuç doğurmaya başlayan sicil kayıtlarını bilmediklerine ilişkin iddiaları dinlenmez. Tescili zorunlu olduğu halde tescil edilmemiş veya tescil edilip de ilanı zorunlu iken ilan olunmamış bir husus, ancak bunu bildikleri veya bilmeleri gerektiği ispat edildiği takdirde, üçüncü kişilere karşı ileri sürülebilir.
Somut olayda, davalı şirket müdürü her ne kadar 2008 yılında şirketi temsil etmek üzere 20 yıl süreyle görevlendirilmiş ve 31.03.2013 tarihli kararla, şirkete ait taşınır ve taşınmaz malvarlıklarını devretme yetkisi verilmiş ise de, bu tarihten sonra şirket hisselerinin önemli ölçüde el değiştirdiği ve 07.05.2013 tarihli satışla şirketin hakim hissedarının ... olduğu, hakim hissedarın şirket genel kurulunu, hisse devrinden 1 ay sonra toplayarak 08.06.2013 tarihli kararla, aynı zamanda babası olan ...’ın müdürlük görevinden azline ve yerine ...’ın 20 yıl süreyle müdür atanmasına karar verildiği, anılan kararın yenilik doğurucu karar niteliğinde olduğu ve şirketin vekili konumunda bulunan davalı ... yönünden derhal sonuç doğurucu nitelikte olmasına rağmen, davalı ...’in genel kurul kararından 5 gün sonra, şirkete ait taşınmazları 08.06.2013 tarihinde, şirkete ait kamyonu 13.06.2013 tarihinde, makine ve teçhizatı ise 23 gün sonra 01.07.2013 tarihinde kendi üzerine devraldığı, davalının azil kararının ticaret sicilinde 05.08.2013 tarihinde yayınlandığı, azil kararının davlının şirket ortakları ile baba-oğul olması nedeniyle alınan kararlardan haberinin olmamasının hayatın olağan akışına aykırı olduğu gibi, hiçbir devir bedelinin şirket muhasebesine intikal ettirilmemiş olması nedeniyle kötü niyetinin de açık olduğu, limitet şirket müdürlerinin azil ve seçimlerinin ticaret sicilinde yayınlanması zorunlu olmakla birlikte, davalının üçüncü kişilerle değil, kendisiyle işlem yaptığı ve taşınır-taşınmaz malvarlığını kendi üzerine devir aldığı dikkate alındığında, TTK’nın 36.maddesi uyarınca, azilin sicilde yayınlanmadığı gerekçesiyle satışın geçersizliğinin kendisine karşı ileri sürülemeyeceğini iddia edemeyeceği, kaldı ki bir an için davalı üçüncü kişi sayılsa bile, davalının şirket ortakları ile baba-oğul yakınlığı nedeniyle şirket genel kurulunda alınan azil kararını bilmemesinin hayatın olağan akışına aykırı olduğu, ayrıca resmi devir bedellerinin düşük tutulması ve devir bedellerinin şirket muhasebesine intikal ettirilmemiş olması nedeniyle kötü niyetli de olduğu dikkate alınarak yapılan devirlerin iptaline karar verilmesi gerekirken hatalı gerekçeyle davanın reddine ilişkin mahkeme kararının bozulması gerekirken onanmasına karar veren Dairemiz çoğunluk görüşüne katılmıyoruz.
2. Hukuk Dairesi, 2023/1061 E., 2023/2206 K.
orta eşleşmeKarar metninde maddeye atıf varİzmir Bölge Adliye Mahkemesi 2. Hukuk Dairesi
tam metni aç
A.Ş.'ndeki davacı hisselerinin de Çiğli Su Teknolojileri A.Ş.'ne satıldığı, davalı tarafın dosyaya sunduğu delillerden davacının şirket hisselerinin satışı için davalıya vekâletname verdiği, yazılı deliller, 6102 sayılı Türk Ticaret Kanunu (6102 sayılı Kanun) 36 ncı maddesi uyarınca aleni olan ve yayımlanan sicil kayıtlarının bilinmediği iddia edilemeyen Türk Ticaret Sicili Gazetesi (TTSG) kayıtla
2. Hukuk Dairesi 2023/1061 E. , 2023/2206 K.
"İçtihat Metni"
MAHKEMESİ : İzmir Bölge Adliye Mahkemesi 2. Hukuk Dairesi
SAYISI : 2022/1396 E., 2022/2053 K.
KARAR : Esastan ret
İLK DERECE MAHKEMESİ : Foça Asliye Hukuk (Aile) Mahkemesi
SAYISI : 2021/18 E., 2022/76 K.
Taraflar arasındaki mal rejiminin tasfiyesinden kaynaklanan alacak davasından dolayı yapılan yargılama sonunda İlk Derece Mahkemesince davanın reddine karar verilmiştir.
Kararın davacı kadın vekili tarafından istinaf edilmesi üzerine, Bölge Adliye Mahkemesince başvurunun esastan reddine karar verilmiştir.
Bölge Adliye Mahkemesi kararı davacı kaıdn vekili tarafından duruşma istemli temyiz edilmekle; kesinlik, süre, temyiz şartı ve diğer usul eksiklikleri yönünden yapılan ön inceleme sonucunda, 03.05.2023 tarihinde duruşma yapılmasına ve duruşma gününün taraflara davetiye ile bildirilmesine karar verilmiştir.
Belli edilen günde duruşmalı temyiz eden davacı asıl ... ve karşı taraf davalı ... vekili Av. ... geldiler. Gelenlerin sözlü açıklamaları dinlenildikten sonra işin incelenerek karara bağlanması için Tetkik Hâkimi tarafından hazırlanan rapor dinlenerek dosyadaki belgeler incelenip gereği düşünüldü:
I. DAVA
Davacı kadın vekili dava dilekçesinde; davalının Çiğli Su Teknolojileri A.Ş.'nin % 40'ına sahip olduğunu, tarafların evlilik birliği devam ederken davalının bu şirketten pay alarak şirketin ortaklarından biri olduğunu, davalının şirketteki ortaklığının ilk olarak 24.11.2017 tarihinde tescil edildiğini ve 29.11.2017 tarihli, 9462 sayılı Türkiye Ticaret Sicil Gazetesinde ilan edildiğini, Çiğli Su Teknolojileri A.Ş ise, ... Makina San. ve Tic. A.Ş.'nin tek pay sahibi olduğunu, ... Makina San. ve Tic. A.Ş. yine tarafların evlilik birliği içinde, 03.10.2007 tarihli Türkiye Ticaret Sicili Gazetesinde ilan edilerek kurulduğunu, ... Makina San. ve Tic. A.Ş.'nin de ... Makina Montaj ve Pazarlama A.Ş.'nin tek pay sahibi olduğunu, bahse konu bu 3 şirketin de doğrudan ve dolaylı olarak sahiplerinden birinin davalı olduğunu, davalı adına alınan tüm hisselerin evlilik birliği içinde taraflarca birlikte edinildiğinden edinilmiş mal olduğunu, müvekkilinin ortağı olduğu Çiğli Su Teknolojileri A.Ş. ve onun da sahibi olduğu ... Makina San. ve Tic. A.Ş.'deki hisselerin tamamının 108 Milyon Dolar karşılığında ''EBARA'' adlı Japon firmaya satılacağını, anlaşmanın imzalandığı ancak devir için Rekabetin Korunması Hakkında Kanun'un 10 uncu maddesi gereğince Rekabet Kurumu kararının beklendiğinin haricen öğrenildiğini, ... Makina San. ve Tic. A.Ş'nin Facebook'taki kendi duyurusu ve internetteki haber sitelerinin de bu durumu doğruladığını, dava sırasında Rekabet Kurulunun devri onaylaması halinde davalının şirketlerini devretmesinin ardından yurt dışına kaçacağını ve mal kaçırma hazırlığında olduğunu, müvekkili ile davalının 22.08.1997 tarihinde evlendiklerini ve 03.10.2018 tarihli anlaşmalı boşanma protokolünü imzaladıklarını, Foça Asliye Hukuk Mahkemesinin 2018/277 Esas, 2018/248 Karar sayılı dosyasıyla boşanmalarına karar verildiğini ve kararın 25.10.2018 tarihinde kesinleştiğini, tarafların evlilik birliği içinde edinilmiş mallar ve sair değerler bakımından gerekli düzenlemeyi kendi aralarında yaptıklarını, tarafların anlaşmalı boşanma davasındaki iradesinin ve isteminin anlaşarak boşanma ile boşanmanın fer'ilerine ilişkin olduğunu, anlaşmalı boşanma protokolünün 6 ncı maddesinde ’tarafların evlilik birliği içinde edinilmiş mallar ve sair değerler bakımından gerekli düzenlemeyi kendi aralarında yapacakları' hususunun açıkça yer aldığını, taraflar arasında 04.10.2018 tarihli bir protokol daha imzalandığını, bu protokolün konusunun 'katkı payına ilişkin hükümlerinin düzenlenmesi' olduğunu, ne var ki davalının bu protokoldeki hilesinin müvekkili tarafından henüz öğrenildiğini, davalının hilesi nedeniyle müvekkilinin 04.10.2018 tarihli protokolle bağlı olmadığını, davalının haricen yapılan 04.10.2018 tarihli protokolün 4 No'lu maddesinde de 'İzmir Ticaret Sicil Müdürlüğünün 134487 numaralı sicilinde kayıtlı ... Makina San. ve Tic. A.Ş.'de bulunan hisselerinin tamamı veya bir kısmının üçüncü kişilere satılması halinde, satış bedelinin belli oranını müvekkile ödeyeceğini, belli bir oranını ise taraflarca açılacak ortak hesapta çift imza yetkili olarak değerlendirileceğini' müvekkiline yazılı olarak taahhüt ettiğini, müvekkilinin ... Mak. San. ve Tic. A.Ş.'nin Japon firmaya satılacağını, devir izni için Rekabet Kurumu kararının beklendiği haberini ilk öğrendiğinde 04.10.2018 tarihli Protokolün 4 üncü maddesindeki geciktirici koşulun gerçekleşmek üzere olduğunu, alacağının muaccel hale geldiğini düşünerek sevindiğini, ancak ticaret sicil kayıtları incelendiğinde, davalının 04.10.2018 tarihli protokolü imzaladığı esnada protokolde adı geçen ... Makina San. ve Tic. AŞ.'de hissedarı olmadığını, davalının -evlilik birliği içinde edinilen- bu şirketteki hisselerinin tamamını sözleşmeden yaklaşık 1 yıl önce üçüncü bir kişiye devrettiğinin görülebileceğini, yani davalının bu şirketteki hisselerinin tamamını daha önce devrettiği halde, gerçeğe aykırı beyanda ve taahhütlerde bulunmak suretiyle müvekkilinin aldattığını, müvekkilinin iradesinin davalının hilesi nedeniyle sakatlandığından 6098 sayılı Türk Borçlar Kanunu'nun (6098 sayılı Kanun) 36 ncı maddesinin birinci fıkrası uyarınca işbu protokolün geçersiz olduğunu, protokol hile nedeniyle geçersiz hale geldiğinden, taraflar arasındaki mal rejiminin artık protokol hükümlerine göre değil, 4721 sayılı Türk Medeni Kanunu'ndaki (4721 sayılı Kanun) eşler arasındaki mal rejimi kurallarına göre tasfiyesi gerektiğini, bu nedenle katılma alacağı ve mal rejiminin tasfiyesine ilişkin talepleri olduğunu, diş hekimi olan olan müvekkilinin şirketin büyümesi için kendi işini bırakarak 01.07.2010 tarihinden davalıyla boşandığı tarihe kadar ... Mak. San. ve Tic. A.Ş.'de canla başla, gece gündüz demeden çalıştığını, şirkette satın alma ile imalat alanlarında çok ... yıllar fiilen görev yaptığını, gerek ... Mak. San. ve Tic. A.Ş.'nin gerekse de ... Makina Montaj ve Pazarlama A.Ş.'nin yıllar içinde bu kadar büyüyüp Türkiye'nin en büyük pompa üreticisi haline gelmesinde müvekkilinin katkısı ve emeğinin çok büyük olduğunu, fakat bu hisse devirleri döneminde tarafların halen evli olması ve şirketteki yönetim işleriyle davalının ilgilenmesi, müvekkilinin yönetim işlerinden hiç anlamaması, ilgisinin de olmaması gibi nedenlerle müvekkilinin bu karışık pay devri ilişkisinden yeni haberdar olduğunu, davalının şirket hisselerinin evlilik birliği içinde ve taraflarca birlikte edinildiğinden edinilmiş mal olduğunu, evlilik birliği içinde edinilen bahse konu şirketin hisselerinin tasfiye tarihindeki değerinin belirlenmesi için öncelikle üç şirketin de tasfiye tarihindeki rayiç değerinin (tüm malvarlıkları, demirbaşlarıyla birlikte) tespiti ile müvekkilinin katılma alacağının buna göre hesaplanması gerektiğini, 6100 sayılı Hukuk Usulü Kanunu'nun (6100 sayılı Kanun) 107 nci maddesi uyarınca belirsiz alacak davası olarak açtıkları davada sembolik bir değer belirttiklerini, alacağın miktarı veya değerinin uzmanların incelemesi sonucunda tam ve kesin olarak belirli hale geldiğinde, kesin rakam belirlendiğinde eksik harcı ödeyeceklerini ileri sürerek fazlaya ilişkin hakları saklı kalmak kaydıyla 4721 sayılı Kanunu’nun 218 ila 241 ... maddelerine göre taraflar arasındaki mal rejiminin tasfiyesine, katılma alacağının kabulüne (6100 sayılı Kanun'un 107 nci maddesi uyarınca, kesin rakam belirlendiğinde eksik harcını ödemek ve talep sonucumuzu buna göre değiştirmek kaydıyla) şimdilik 250.000,00 TL'lik kısmının tasfiyenin sona ermesinden başlayarak yasal faiziyle davalıdan tahsiline karar verilmesini talep etmiş; davacı kadın vekili 15.02.2022 tarihli dilekçesinde, bedel artırımı hakları saklı kalmak kaydıyla dava değerini 2.000.000,00 TL olarak ıslah ettiklerini beyan etmiştir.
II. CEVAP
Davalı erkek vekili cevap dilekçesinde; davanın yetkili mahkemede açılmadığını, zamanaşımı süresi işledikten sonra davanın açıldığını, ... Makina San. ve Tic. A.Ş.'nin davacı dahil tüm paydaşlarının paylarını Çiğli Su Teknolojileri A.Ş.'ne sattıklarını, davacının payları için alım bedeli olan 19.000,00 TL alıcı Çiğli Su Teknolojileri A.Ş. tarafından davacıya iki aşamada ve davacının banka hesabına yatırılarak ödendiğini, davalının davacıyı hileli davranışları ile kandırdığı iddiasının ... olmadığını, ... Makina San. ve Tic. A.Ş.'nin davalı dahil tüm paydaşlarının paylarının tamamını Çiğli Su Teknolojileri A.Ş.'ne sattığının ilanda açıkça ifade edildiğini, ticaret sicilinde tescil ve Türk Ticaret Sicil Gazetesinde ilan edildiğinin davacı tarafça ikrar edildiğini, davacının davalının paylarının tamamını Ekim 2017 tarihinde Çiğli Su Teknolojileri A.Ş.'ne sattığını bilmesinin hayat deneyimleri ile sabit olduğunu, boşanma davasının ise Ekim 2018 tarihinde açıldığını, satış işleminin boşanmadan bir yıl önce yapıldığını, belirtilen tarih aralarında tarafların aynı evde ikamet ettiklerini ve aynı işte çalıştıklarını, aynı evde yaşayan ve aynı işte çalışan tarafların bir diğerinin bu gibi işlemleri bilmediklerinin düşünülemeyeceğini, taraflar arasındaki mal rejiminin tasfiyesinin mahkeme içi ikrar ve feragat sonucunda gerçekleştiğini, tarafların iradeleri ve mahkeme huzurundaki ikrarları ile aralarındaki edinilmiş mallar rejiminin 03.10.2018 tarihli protokol hükümlerine göre sona erdirildiğini, tarafların birbirlerine karşı muvazaayı ancak yazılı belge ile ispatlayabileceklerini, 04.10.2018 tarihli belgenin geçersiz bir belge olduğunu ve geçersiz belge olması nedeniyle başka herhangi bir hukuksal tartışmanın konusu olamayacağını ileri sürerek davanın reddini savunmuştur.
III. İLK DERECE MAHKEMESİ KARARI
İlk Derece Mahkemesinin yukarıda tarih ve sayısı belirtilen kararı ile, tarafların anlaşmalı olarak boşandıklarını, boşanma protokolünün 6 ıncı maddesinde evlilik birliği içinde yapılacak mallarla ilgili düzenlemeyi kendi aralarında yapacaklarından bu haklarından feragat ettiklerinin düzenlendiği, boşanmaya karar verilen 05.10.2018 tarihli celsede de katkı payı gibi herhangi bir talepleri olmadığını beyan ettikleri, her ne kadar protokolde katkı payı alacağından feragat edildiği belirtilmiş ise de, tarafların beyanında 'katkı payı gibi değerler' ve protokolde ise 'edinilmiş mallarla ilgili düzenlemeyi kendi aralarında yapacağından' ifadesinin geçtiği, tarafların Mahkemeye sundukları protokolde açık bir şekilde edinilmiş mallarla ilgili düzenlemeyi kendi aralarında yapacaklarının kararlaştırıldığı, bu nedenlerle Mahkeme nezdinde ileri sürmekten feragat edilen hususların geniş olarak katkı payı, katılma alacağı ve değer artış payı gibi edinilmiş mallara katılma rejiminden kaynaklanan tüm alacak kalemlerini kapsadığı, davacı tarafın mal rejiminden kaynaklanan alacak kalemlerini gerek Mahkeme nezdinde vermiş olduğu beyanla ikrar etmesi, gerekse Mahkemeye sunulan anlaşmalı boşanma protokolünde belirtmesi nedeniyle reddine karar verildiği; Mahkemeye sunulmayan taraflar arasında harici olarak düzenlenen 04.10.2018 tarihli protokolün davalı tarafın hilesi sonucu düzenlendiği iddiasının değerlendirilmesinde ise, aldatma müessesesinin 6098 sayılı Kanun'un 36 ncı maddesinde düzenlendiği, aldatmanın söz konusu olabilmesi için, bir aldatma fiilinin, aldatma kastının ve illiyet bağının olması gerektiği, ispat yükünün aldatılan tarafa olduğu, somut olayda, davacı 04.10.2018 tarihli harici protokolün davalı tarafın hilesi ile yapıldığını, o tarihte ... Şİrketi'nin hisselerinin olmadığını bilseydi sözleşmeyi yapmayacağını iddia etmiş, bu hususu tanık beyanları ile ispatlamaya çalışmıştır. Her ne kadar hile haksız bir fiil niteliğinde olsa ve tanık beyanlarıyla ispatlanabilse de TTSG kayıtlarından davacının da şirketin kuruluşundan itibaren ... Makina San. ve Tic. A.Ş.'nde hisse sahibi olduğu, daha sonra ... Makina San. ve Tic. A.Ş.'ndeki davacı hisselerinin de Çiğli Su Teknolojileri A.Ş.'ne satıldığı, davalı tarafın dosyaya sunduğu delillerden davacının şirket hisselerinin satışı için davalıya vekâletname verdiği, yazılı deliller, 6102 sayılı Türk Ticaret Kanunu (6102 sayılı Kanun) 36 ncı maddesi uyarınca aleni olan ve yayımlanan sicil kayıtlarının bilinmediği iddia edilemeyen Türk Ticaret Sicili Gazetesi (TTSG) kayıtları ve davacının kendisinin de hissedar olduğu şirketteki satış işlemini bilmemesinin hayatın olağan akışına aykırı olduğu hususları dikkate alınarak yazılı deliller, TTSG kayıtları karşısında tanık beyanlarına itibar edilmeyeceği, hile ile ilgili olarak ispat yükü kendisinde olan davacı tarafın iddiasını ispatlayamadığı gerekçesiyle davanın reddine karar verilmiştir.
IV. İSTİNAF
A. İstinaf Yoluna Başvuranlar
İlk Derece Mahkemesinin yukarıda belirtilen kararına karşı süresi içinde davacı kadın vekili istinaf başvurusunda bulunmuştur.
B. İstinaf Sebepleri
Davacı kadın vekili istinaf dilekçesinde özetle; müvekkilinin protokolündeki feragat beyanının protokoldeki koşulların gerçekleşmesine bağlı olması sebebiyle hakkın özünden bir feragatin söz konusu olmadığını, feragatin koşula bağlanamayacağını, davalının protokol tarihinde hissedarı olmadığını bilmesine rağmen şirketin satılması halinde ödeme yapmayı taahhüt ederek davacıyı aldattığını, iradesinin sakatlandığını, katılma alacağı yönünden feragatin söz konusu olmadığını, bunun da dinlenen tanıkların beyanları ve protokoller ile ispat edildiğini, hile sebebiyle protokolde yer alan feragat beyanının sakatlandığını, protokolün infaz kabiliyetinin olmadığını, davalının dürüstlük kuralına aykırı davarndığını, hukuki dayanaktan yoksun, eksik, şekli ve görünüşte gerekçeyle hukuka aykırı karar verildiğini, hile dışındaki iddiaları hakkında Mahkemece bir değerlendirme yapılmadığı, delillerin değerlendirilmediğini, geçersiz protokole dayalı işlemlerin de geçersiz olduğunu, dosyanın bilirkişiye gönderilmeden karar verildiğni, dosyanın geldiği aşama itibariyle verilen kararın sürpriz karar vermeme yasağına aykırılık oluşturduğunu, kaldı ki feragatin geçerli olduğunun kabul edilmesi halinde kesin hüküm söz konusu olacağından davanın esastan değil usulden reddi gerektiğini, bu halde de nispi değil maktu vekâlet ücretine hükmedilmemiş olmasının da hatalı olduğunu, protokolün infaz kabiliyeti olmadığından mal rejimin tasfiye edilmesi gerektiğini, koşula bağlanan feragatin de geçersiz olduğunu, davalının hilesinin sabit olduğunu, keza feragatin geçerliliği düşünülecek ise protokol hükümleri ve beyanlara göre 'katkı payı ve katkı alacağından' feragat edildiği, 'katılma alacağından' feragatin söz konusu olmadığını, davalının savunmasının hakkın kötüye kullanımı niteliğinde ve dürüstlük kurallarına aykırı olduğunu, hiç kimsenin hak talep edemeyeceği sözleşmeyi imzalamayacağını belirterek istinaf yoluna başvurmuştur.
C. Gerekçe ve Sonuç
Bölge Adliye Mahkemesinin yukarıda tarih ve sayısı belirtilen kararı ile, hile iddiasını ispat yükünün davacı da olduğu, her ne kadar şirket yönetimi ile ilgili konuların davalı eşe bırakıldığı, tarafların ... Makine San. Tic. A.Ş.'deki hisselerinin davalı tarafından satışından haberdar olunmadığı ileri sürülmüş, korkutulması, aldatılması, iradesinin fesada uğratılması dışında "...hiç kimsenin aleyhine olan bir sözleşmeyi bilerek imzalamayacağı, bu durumun hayatın olağan akışına aykırı olacağı..." belirtilerek hilenin ispatı için tanık beyanlarına ve 04.10.2018 tarihli protokole dayanıldığı belirtilmiş ve tanıkları davacının satıştan haberdar olmadığını beyan etmiş iseler de; sembolik nitelikte de olsa davacının da şirkette hisse sahibi olması, bu hisselerin satışı için davalıya vekâletname vermesi, hisse devir bedeli adı altında davacının banka hesabına bir miktar paranın (11.000,00 TL) gönderildiğinin anlaşılması, ticaret sicil gazetesinin niteliği ve yayınlanan hususlar gözetildiğinde tanık beyanlarına üstünlük tanınması mümkün olmadığı, kaldı ki 04.10.2018 tarihli protokolün kim tarafından düzenlendiği konusunda da tarafların farklı iddialarının olduğu, bir kabul olmadığı, boşanma dava dilekçesinin davacının avukatının imzasını içermesine göre daha önce düzenlenen söz konusu protokolün de en azından davacı vekilinin bilgisi dahilinde düzenlenmiş olmasının hayatın olağan akışına uygun olduğu, aksi yönde soyut iddia dışında somut bir delil de bulunmadığı, Mahkemece "hile iddiasının ispat edilemediği" yönündeki değerlendirmesinde bir isabetsizlik olmadığı; somut olayda, 04.10.2018 tarihli boşanma protokolünden sonra düzenlenen boşanma dava dilekçesinde geçen "...evlilik birliğinin kurulmasından sonra edinilmiş mal ve değerler bakımından taraflar arasında gerekli düzenlemeyi yapmış olduklarından birbirlerinden karşılıklı olarak katkı payı talepleri de bulunmamaktadır..." şeklindeki açıklamaları, tarafların duruşmadaki "...katkı payı, katkı alacağı, ziynet bedeli gibi herhangi bir talebim yoktur..." şeklindeki beyanları, hüküm fıkrasındaki "Tarafların ev eşyaları ve şahsi eşyalar, katkı payı, katılma alacağı ve mal rejimi konusunda anlaştığı görülmekle bu hususta karar verilmesine yer olmadığına," şeklindeki hükmün taraflarca istinaf edilmeksizin kesinleştiğinin anlaşılmasına göre, davacının "katkı payı alacağı" ve (genel olarak katkı payı alacağı ile değer artış payı alacağını ifade eder şekilde kullanılan) "katkı alacağı" haklarından feragatinin koşula bağlı olduğunun kabulü olanaklı olmadığı gibi 04.10.2018 tarihli protokolün başlığı ve 3 no'lu bendi gözetildiğinde davacının katkı payı ve değer artış payı alacağından koşulsuz olarak feragat ettiği kabul edilmesi gerektiği; davacının feragat beyanında açıkça katılma alacağından söz edilmemekte ise de 04.10.2018 tarihli boşanma protokolünde "...evlilik birliğinin kurulmasından sonra edinilmiş mal ve değerler bakımından taraflar arasında gerekli düzenlemeyi yapmış olduklarından birbirlerinden karşılıklı olarak katkı payı talepleri de bulunmamaktadır...", duruşmadaki beyanlarında geçen "...maddî ve manevî tazminat, katkı payı, katkı alacağı, ziynet bedeli gibi herhangi bir talebim yoktur..." şeklindeki açıklama ve ifadeler ile özellikle boşanma kararındaki "...Tarafların ev eşyaları ve şahsi eşyalar, katkı payı, katılma alacağı ve mal rejimi konusunda anlaştığı görülmekle bu hususta karar verilmesine yer olmadığına..." şeklindeki hükmün taraflarca istinaf edilmeksizin kesinleşmiş olmasına göre davacının feragatinin katılma alacağını da kapsadığının kabulü gerektiği; davacı taraf dilekçelerinde hile iddiasına dayanmış olup 04.10.2018 tarihli protokolün bu sebeple hükümsüz olduğunu ileri sürerek katılma alacağı talebinde bulunduğu, dilekçelerinde söz konusu protokolün ifa imkansızlığı (infaz kabiliyeti yokluğu) sebebiyle hükümsüz olduğu yönünde bir iddiaya yer verilmediği, 31.01.2022 tarihli davaya ilişkin uzman görüşünün sunulması konulu dilekçede bu bu iddiaya yer verildiği, davalı tarafın iddianın genişletilmesine açık muvafakati bulunmadığı, talep iddianın genişletilmesi niteliğinde olduğu, davacı tarafından bu konuda usulünce yapılmış bir ıslah işlemi de bulunmadığı; Mahkemece, dava hile iddiasının sabit olmaması sebebine dayalı olarak davanın reddine karar verildiği, Avukatlık Asgari Ücret Tarifesi (AAÜT) 13 üncü maddesinin birinci fıkrasına uyarınca nispi vekâlet ücretine hükmedildiği, davacının dayandığı hukuki sebep ve bu sebebin sabit olmamasına göre yerinde vekâlet ücretinin ... olduğu belirtilerek; davacının istinaf başvurusunun esastan reddine karar verilmiştir.
V. TEMYİZ
A. Temyiz Yoluna Başvuranlar
İlk Derece Mahkemesinin yukarıda belirtilen kararına karşı süresi içinde davacı kadın vekili temyiz isteminde bulunmuştur.
B. Temyiz Sebepleri
Davacı kadın vekili temyiz dilekçesinde özetle; delillerin değerlendirilmeden ve tartışılmadan karar verildiğini, 04.10.2018 tarihli protokolün ifa imkansızlığı nedeniyle geçersiz olduğunu, infaz kabiliyetinin olmadığını, kesin hükümsüz olduğunun resen gözetilmesi gerektiğini, 04.10.2018 tarihli protokolün tasfiye sözleşmesi niteliğinde olduğunu, somut olayda hakkın özünden vazgeçme niteliğinde bir feragat olmadığını, bu haklara ilişkin aralarında düzenleme yapılacağının taraflarca bayan edildiğinin, bu haklardan feragat olmadığını, anlaşmalı boşanma davasının işbu dava için kesin hüküm olamayacağı, keza feragatin geçerliliği düşünülecek ise protokol hükümleri ve beyanlara göre 'katkı payı ve katkı alacağından' feragat edildiği, 'katılma alacağından' feragatin söz konusu olmadığını, davalının kendi hilesinin altına 04.10.2018 tarihli protokole imza attığını, müvekkilinin iradesinin 04.10.2018 tarihli protokoldeki davalının hilesi nedeniyle sakatlandığı, hilenin yazılı delille de sabit olduğunu, tanık beyanlarıyla da ispatlandığını, davalının savunmasının hakkın kötüye kullanılması niteliğinde olduğunu, verilen kararın sürpriz karar vermeme yasağına aykırılık oluşturduğunu, davanın esastan değil usulden reddi gerektiğini, bu halde de nispi değil maktu vekâlet ücretine hükmedilmemiş olmasının da hatalı olduğunu, protokolün iptali hakkında açılan davanın sonucunun beklenmesi gerektiğini belirterek hükmün bozulması talep edilmiştir.
C. Gerekçe
1. Uyuşmazlık ve Hukuki Nitelendirme
Uyuşmazlık, mal rejimine yönelik sözleşmenin irade sakatlığı nedeniyle geçerli olup olmadığı, hilenin bulunup bulunmadığı, anlaşmalı boşanma davasında mal rejiminin tasfiyesinden kaynaklanan haklardan feragat edilip edilmediği ve davanın esastan reddi nedeniyle vekâlet ücretinin maktu mu nispi mi hesaplanması gerektiği noktasında toplanmaktadır. Dava, mal rejiminin tasfiyesinden kaynaklanan alacak istemine ilişkindir.
2. İlgili Hukuk
6100 sayılı Kanun'un 190 ıncı maddesi, 203 üncü maddesi, 307 ve devamı maddeleri, 323 üncü maddesinin birinci fıkrasının (g) bendi, 326 ncı maddesi, 369 uncu maddesinin birinci fıkrası ile 370 ve 371 ... maddeleri, 4721 sayılı Kanun'un 6 ncı maddesi, 219 uncu maddesi, 220 nci maddesi, 222 nci maddesi, 225 ... maddesinin ikinci fıkrası, 227 nci maddesi, 229 uncu maddesi, 230 uncu maddesi, 231 ... maddesi, 232 nci maddesi, 235 ... maddesinin birinci fıkrası, 236 ıncı maddesinin birinci ve ikinci fıkrası, 6098 sayılı Kanun'un 36 ve devamı maddeleri; 1136 sayılı Avukatlık Kanunu’nun (1136 sayılı Kanun) 164 üncü maddesi, 168 ... maddesi, Avukatlık Asgari Ücret Tarifesi'nin (AAÜT) 13 üncü maddesi; Hukuk Genel Kurulunun 20.10.2010 tarih ve 2010/1-502 Esas, 2010/536 Karar ile 08.07.2020 tarih ve 2017/1-1831 Esas, 2020/549 Karar sayılı kararları.
3. Değerlendirme
1. 6098 sayılı Kanun'un 36 ncı maddesinin birinci fıkrasında "Aldatma" başlığıyla "Taraflardan biri, diğerinin aldatması sonucu bir sözleşme yapmışsa, yanılması esaslı olmasa bile, sözleşmeyle bağlı değildir." şeklinde düzenlenmiştir.
2. Kanunda hilenin tanımına doğrudan yer verilmemiş ise de aldatma (hile); genel olarak, bir kimseyi irade beyanında bulunmaya, özellikle sözleşme yapmaya sevk etmek için onda kasten hatalı bir kanı uyandırmak veya esasen var olan hatalı bir kanıyı korumak yahut devamını sağlamak şeklinde tanımlanır.
3. Hatada yanılma, hilede ise kasıtlı olarak yanıltma söz konusudur. Hilede irade sakatlığı iradenin beyanında değil, iradenin oluşumunda meydana gelmektedir. İradenin oluşumundaki sakatlık ise kişinin kendisi dışında başka birinin kasıtlı bir aldatma fiiliyle gerçekleşmektedir. Nitekim, Hukuk Genel Kurulunun 20.10.2010 tarih ve 2010/1-502 Esas, 2010/536 Karar; 08.07.2020 tarih ve 2017/1-1831 Esas, 2020/549 Karar sayılı kararlarında da hilenin, gerçek durumu bilmesi hâlinde bir kimsenin kabul etmeyecek olduğu bir şeyi kabul etmesine diğer bir kimse tarafından yol açılması olduğu vurgulanmıştır.
4. Hilenin varlığının kabulü için bazı şartların gerçekleşmesi gerekir. Birinci şart, aldatma fiili dir. Aldatan şahıs diğerini yanıltmış (hataya düşürmüş) olmalıdır. Fakat karşı tarafın düştüğü bu yanılmanın esaslı olması da gerekmez (6100 sayılı Kanun md. 36/1). Çünkü aldatan hiçbir surette korunmaya layık değildir. Aldatan, sözleşmenin yapılması ve özellikle görüşmeler sırasında, belirli konu ve hususlarda ... olmayan bilgiler vermekte veya bazı hususları dürüstlük kuralına göre açıklaması gerekirken kasten gizlemektedir. İkinci şart, aldatma kastı'dır. Aldatan, karşı tarafı sözleşme yapmaya ikna etmek için ona bilerek ve isteyerek (kasten) gerçek dışı beyanda bulunmuş olmalıdır. Başka bir deyişle, yalan söyleyende karşı tarafı aldatmak ve onun gerçeği bilmesi hâlinde yapmayacak olduğu bir sözleşmeyi yapmaya sevk etmek niyeti bulunmalıdır. Eğer bir kimse, bilmemesi ağır bir kusur teşkil etmesine rağmen, durumu bilmeden bir beyanda bulunmuş ise aldatma kastı yoktur. Üçüncü şart ise, illiyet bağı'dır. Sözleşme aldatma sonucu, onun etkisi ile yapılmalıdır. Aldatılan yapmış olduğu sözleşmeyi, aldatma olmasıydı ya hiç yapmayacak ya da daha ... şartlarda yapacak idiyse, illiyet bağı gerçekleşmiş olur. Aldatma fiili, sözleşmenin kurulmasının asli şartı olmalı, aldatma ile sözleşmenin kurulması arasında tabi bir illiyet bağı bulunmalıdır (..., F.: Borçlar Hukuku Genel Hükümler, s. 414 vd., Hukuk Genel Kurulunun 20.10.2010 tarihli ve 2010/1-502 Esas, 2010/536 Karar; 08.07.2020 tarih ve 2017/1-1831 Esas, 2020/549 Karar sayılı kararları).
5. Aldatmayı (hileyi) ispat yükü, aldatılan tarafa yani davacı kadına aittir. Hata, hile ve ikrah iddialarının senede bağlanması mümkün olmadığından senetle ispat edilmesinde maddî imkânsızlık vardır. Bu nedenle hukuki işlemlerdeki irade bozukluğu iddiaları, 6100 sayılı Kanun’un 203 üncü maddesinin birinci fıkrasının (ç) bendinde senede karşı senetle ispat zorunluluğunun istisnaları arasında sayılmış olup, hile olgusunun tanık dâhil her türlü delille ispatı mümkündür.
6. Somut olayda, tarafların Foça Asliye Hukuk (Aile) Mahkemesinin 2018/277 Esas, 2018/248 Karar sayılı dava dosyası ile anlaşmalı olarak boşanmalarına karar verildiği, Mahkemeye sunulan 03.10.2018 tarihli protokolün (6) nolu maddesinde "Katkı Payı Hükümleri" başlığında "Taraflar evlilik birliği içinde edinilmiş mallar ve sair değerler bakımından gerekli düzenlemeyi kendi aralarında yapacak olmaları nedeniyle birbirlerinden katkı payı talepleri bulunmadığını, bu haklarından karşılıklı olarak feragat ettiklerini kabul ve beyan ederler." şeklinde düzenleme yapıldığı; taraflar arasında 04.10.2018 tarihli "Taraflar arasındaki katkı payına ilişkin hükümlerin düzenlemesi" konulu harici bir sözleşme yapıldığı, işbu sözleşmenin Mahkemeye sunulmadığı; 05.10.2018 tarihinde boşanma davasının açıldığı, dava dilekçesinde (5) nolu maddesinde "...Evlilik birliğinin kurumasından sonra edinilmiş mal ve değerler bakımından taraflar arasında gerekli düzenlemeyi yapmış olduklarından birbirlerinden karşılıklı olarak katkı payı talepleri bulunmamaktadır..." şeklinde açıklama yapıldığı; 09.10.2018 tarihli boşanma duruşmasında ise davacı kadının "...davalı ile birlikte tanzim ettiğimiz 03.10.2018 tarihli protokol gereğince anlaşmalı olarak boşanmamıza karar verilsin, ... Bunun dışında maddî manevî tazminat, katkı payı, katkı alacağı, ziynet bedeli gibi herhangi bir talebim yoktur..." şeklinde beyanda bulunduğu; boşanma hükmünde "...9- Taraflarca birlikte tanzim olunan 03.10.2018 tarihli protokolün aynen onaylanmasına ve kararın eki sayılmasına..." ve "...13-Tarafların ev eşyaları ve şahsi eşyalar, katkı payı, katılma alacağı ve mal rejimi konusunda anlaştığı görülmekle, bu hususta karar verilmesine yer olmadığına..." karar verilmiş, karar istinaf edilmeksizin kesinleşmiştir.
6. Dosya kapsamında dinlenen davacı tanıklarının beyanları, ticaret sicili kayıtları, boşanma dava dosyasının içeriği bir bütün halinde değerlendirildiğinde; taraflar arasında harici olarak yapılan 04.10.2018 tarihli sözleşmenin içeriğindeki düzenlemeye konu olan davalının şirket hissesinin sözleşmenin yapıldığı tarihten önce 22.11.2017 tarihinde devredildiği, davalı erkeğin, davacı kadını sözleşme yapmayası için gerçek dışı beyanda bulunduğu ve sözleşme tarihinden önce şirket hissesinin devredildiği bilinseydi davacı kadının yapmış olduğu sözleşmeyi ya hiç yapmayacak ya da daha ... şartlarda yapacağı anlaşılmaktadır. O halde, 04.10.2018 tarihli harici sözleşme aldatma (hile) nedeniyle geçersizdir.
7. Diğer yandan, 6100 sayılı Kanun'un 309 uncu maddesinin dördüncü fıkrasına göre, feragat beyanının açık, kayıtsız ve şartsız olması zorunlu olup, dosya kapsamındaki bilgi ve belgelerden davacı kadının mal rejiminin tasfiyesinden kaynaklı haklarından usulüne uygun feragati olduğundan da söz edilmez.
8. O halde, Mahkemece, iddia ve savunma kapsamında tüm deliller toplanarak davacının mal rejiminin tasfiyesine yönelik işin esası hakkında karar verilmesi gerekirken yazılı gerekçe ile davanın reddine karar verilmesi hatalı olmuş, bozmayı gerektirmiştir.
VI. KARAR
1. Temyiz olunan, İlk Derece Mahkemesi kararına karşı istinaf başvurusunun esastan reddine ilişkin Bölge Adliye Mahkemesi kararının ORTADAN KALDIRILMASINA,
2. İlk Derece Mahkemesi kararının BOZULMASINA, bozma sebebine göre davacı kadın vekilinin diğer temyiz itirazlarının şimdilik incelenmesine yer olmadığına,
Peşin alınan temyiz karar harcının istek hâlinde yatırana iadesine,
Dosyanın kararı veren İlk Derece Mahkemesine, bozma kararının bir örneğinin kararı veren Bölge Adliye Mahkemesine gönderilmesine,
04.05.2023 tarihinde oy birliğiyle karar verildi.
11. Hukuk Dairesi, 2021/428 E., 2022/2613 K.
orta eşleşmeKarar metninde maddeye atıf varBÖLGE ADLİYE MAHKEMESİ 11.HUKUK DAİRESİ
tam metni aç
Öncelikle Sicil Müdürlüğü tescili gereken bir hususun sicile tescil edilmemesi halinde ilgili kişiler, TTK’nın 33. ve Ticaret Sicil Yönetmeliği'nin 36. maddeleri uyarınca tescile davet edilir.
11. Hukuk Dairesi 2021/428 E. , 2022/2613 K.
"İçtihat Metni"
MAHKEMESİ : BÖLGE ADLİYE MAHKEMESİ 11.HUKUK DAİRESİ
Taraflar arasında görülen davada Gaziantep Bölge Adliye Mahkemesi 11. Hukuk Dairesi'nce bozmaya uyularak davanın kabulüne dair verilen 21.10.2020 tarih ve 2020/954 E- 2020/956 K. sayılı kararın Yargıtay'ca incelenmesi davacı temsilcisi tarafından istenmiş ve temyiz dilekçesinin süresi içinde verildiği anlaşılmış olmakla, dava dosyası için Tetkik Hakimi ... tarafından düzenlenen rapor dinlendikten ve yine dosya içerisindeki dilekçeler, duruşma tutanakları ve tüm belgeler okunup, incelendikten sonra işin gereği görüşülüp, düşünüldü:
Davacı, davalı şirketin ortaklarından ...'ın hissesini ...'a devrettiğini, devir alan ...'ın şirkete devrin tesciline dair başvurmasına rağmen şirketin genel kurul kararı alıp tescili gerçekleştirmediğini, dilekçe ve ekli satış sözleşmesinin Ticaret Sicili Müdürlüklerine bildirildiğini, Müdürlüğün şirket yetkililerini ve ortağını tescile davet ettiğini, ancak davet gereğinin yerine getirilmediğini ileri sürerek 6102 sayılı Türk Ticaret Kanunu'nun 33'ncü maddesi 3'üncü fıkrası gereğince şirket ortağı ...'ın DHA Tarım Hayvancılık İnşaat Dış Ticaret Turizm Sanayi ve Ticaret Limited Şirketi'ndeki hisselerinin tamamı 15.09.2017 tarihinde ...'a noterden devir ettiğinin tesbitine karar verilmesini talep etmiştir.
Davalı vekili, müvekkili şirketin ortaklık yapısının %50-%50 hisse şeklinde oluşmasının getirmiş olduğu temel özellik şirket ortaklarının şirketin idaresi, menfaatleri, alınacak tüm karar ve yapılacak hamlelerde mutlak bir uyum içinde olması zaruretini doğurmakta olduğunu, davaya konu devir hadisesi meydana gelmeden bir süre öncesine kadar bu uyum sürerken tamamen şirketin iki ortağı arasındaki şahsi sebeplerden kaynaklı olarak intikam güdüsü ile yapılan bir hisse devri söz konusu olduğunu, ... tarafından devir yapılan ...'ın müvekkil şirket müdürüne devirden hemen sonra yöneltilen tehditler, mafyatik tavırlı mesajlardan şirket ortağı ...'ın ...'a yapmış olduğu pay devrinin ticari değil, hukuk dışı ve şahsi gayeler taşıdığının anlaşıldığını, devir keyfiyetinin şirket ortaklarına bildirilmesi akabinde Kahramanmaraş 8. Noterliği'nin 06.112017 tarih ve 29819 yevmiye numaralı ihtarnamesi ile devre muvafakat edilmediğinin devralan ...’a bildirildiğini, müvekkili şirketin ortaklık yapısı gözönüne alındığında pay devrinin onayına ilişkin genel kuruldan salt çoğunlukla karar alınmasının imkansız olduğunu, yine ortaklık yapısı gereği oybirliği oluşmayan konularda genel kurul kararı oluşmasının
da mümkün olmadığını, bu durumda TTK 595. maddesinin 7. fıkrasında öngörülen 3 ay içerisinde genel kurulca reddetme imkanının şirketin eşit paylı ve iki ortaklı yapısı nedeniyle mümkün olmadığını, bu hususta bir kanun boşluğu olduğunu, hakkın kötüye kullanılmasının korunamayacağını, müvekkili şirket ortağının devre muvafakat etmemesi nedeniyle devrin geçersiz olduğunu ileri sürerek davanın reddine karar verilmesini istemiştir.
Mahkemece, Türk Ticaret Kanunu ve Ticaret Sicili Yönetmeliği hükümlerine göre, 15.09.2017 tarihli pay devrinin şirkete tebliğ edildiği tarihten itibaren üç ay içinde reddine ya da kabulüne ilişkin alınan genel kurul kararının otuz gün içinde tescili için Ticaret Sicil Müdürlüğüne başvurulması ya da tescili gerektiren sebeplerin bulunmadığını ispat etmeleri gerektiği, şirket yetkililerinin gerek genel kurul kararı, gerekse tescili gerektiren sebeplerin bulunmadığını ispat etmedikleri, sadece önce sicil müdürlüğüne tescil talebinin reddedilmesi yönünde ihtarname gönderdikleri, noterden hisse devri yapılmış olmasına rağmen, şirket yetkililerinin ortakların genel kurul kararı alıp Ticaret Sicili Müdürlüğünden tescil ve ilan talebinde bulunmadıkları ve tescili gerektiren sebeplerin bulunmadığını ispat etmedikleri gerekçesiyle davanın kabulüne ve şirket ortağı ...'ın DHA Tar. Hay. İnş. Dış. Tic. Tur. San. ve Tic. Ltd. Şti.'deki hisselerinin tamamını Karamürsel Noterliğinin 15.09.2017 tarihli limited şirket pay devri sözleşmesi ile devir ettiğinin tespitine karar verilmiş, karara karşı davalı şirket vekili istinaf kanun yoluna başvurmuştur.
İstinaf mahkemesince, Türk Ticaret Kanunu'nun 595. maddesi gereğince pay devrinin geçerli olması için şirket sözleşmesinde aksi öngörülmemişse, esas sermaye payının devri için, ortaklar genel kurulunun onayının şart olduğu, devirin bu onayla geçerli olduğu, Ticaret Sicili Müdürlüğü kayıtlarına göre DHA Tarım Hayvancılık İnşaat Dış Ticaret Turizm Sanayi ve Ticaret Limited Şirketi'nin %50 payının ...'a, %50 payının ...'ye ait olduğu, davalı şirket temsilcisi ve şirketin %50 payının sahibi olan ..., şirket ortağı ...'ın ...' a yapmış olduğu pay devrine muvafakat verilmediğini Kahramanmaraş 8. Noterliği 06.11.2017 tarih ve 29819 yevmiye nolu ihtarnamesi ile devre muvafakat edilmediğini devralan ...’a bildirdiği, pay devrinin ortaklar genel kurulu kararıyla onaylanması şartı gerçekleşmediği gerekçesiyle mahkemece ortaklar genel kurulunca onaylanmaması nedeniyle pay devrinin geçerli olmadığı, geçerli olmayan pay devrinin de tescilinin mümkün olmadığı değerlendilerek pay devrinin tesciline gerek bulunmadığının tespitine karar verilmesi gerekirken yanılgılı değerlendirme ile yazılı şekilde karar verilmesi doğru görülmemiş davacı vekilinin istinaf başvurusunun HMK'nın 353/1-b-2 maddesi gereğince kabulüne yeniden hüküm kurularak davanın reddine karar verilmiş, kararı davacı vekili temyiz etmiştir.
Dava, Sicil Müdürlüğü'nün davetine rağmen, davalı şirketin dava dışı ortağa ait şirket hisselerinin devri hususunun tescil edilmemesi nedeniyle mahkemece karar verilmesi istemine ilişkindir. Bölge Adliye Mahkemesince, yukarıda yazılı gerekçeyle davanın reddine karar verilmiştir.
Öncelikle Sicil Müdürlüğü tescili gereken bir hususun sicile tescil edilmemesi halinde ilgili kişiler, TTK’nın 33. ve Ticaret Sicil Yönetmeliği'nin 36. maddeleri uyarınca tescile davet edilir. Sicil Müdürlüğü tarafından tescile davet edilmesine rağmen süresi içinde tescil için başvuru yapılmaması veya tescilden kaçınma sebeplerinin bildirilmesi halinde, işbu durumda karar verilmek üzere Ticaret Sicil Müdürlüğü tarafından Asliye Ticaret Mahkemesine bildirilir. Mahkemece durumun sicile tescili gerektiğine kanaat getirirse, sicile tescil emrini içeren bir karar verir.
Limited ortaklıkta payın devri TTK m 595’de düzenlenmiştir. Bu düzenlemeye göre, pay devri, sözleşmesinin yazılı ve imzası noterden tasdikli şekilde yapılması, payın devrinin ortaklığa bildirimi ve genel kurulun onayı ile gerçekleşir. Genel kurulun devre onayı açık ve örtülü şekilde olabilir. Açık onay genel kurulun toplanarak, açıkça devri onaylaması suretiyle olur. Buna karşın TTK 595/VII’de kanun koyucu örtülü olarak onay anlamına gelen bir faraziyeye işaret etmiştir. Buna göre, başvurudan itibaren üç ay içerisinde genel kurul reddetmediği takdirde, onay vermiş sayılır. Böylece 3 aylık sürenin geçmesiyle, bu sürenin sonu itibarıyla pay da devralana geçmiş olur ve ortaklık hak ve yükümlülükleri de devralan tarafından ihtisap edilir. Ayrıca devre onay genel kurulun devredilemez yetkileri arasında yer almaktadır(TTK m 616/1-9).
Bu açıklamalardan sonra somut olaya gelindiğinde, pay devir sözleşmesinin yazılı ve imzası noterden onaylı şekilde yapıldığı, devrin ortaklığa bildirildiği, ortaklığın %50 payına sahip dava dışı ortak ... Şekerli’nin devre onayının olmadığını, devreden ortağa bildirdiği anlaşılmaktadır. Tüm bu hususlar göz önüne alındığında, ortaklık genel kurulunun toplanarak onay konusunda 3 ay içinde karar almadığı anlaşılmaktadır. Dava dışı ortağın devre onayının olmadığını bildirmesi de tek başına sonuç doğurmaz. Çünkü onay TTK m. 616/1-9 uyarınca genel kurulun devredilemez yetkileri arasındadır. Böylece 3 aylık sürenin geçmesiyle zımmen onay verilmiş ve paylar devralana geçmiş sayılır. Davalı tarafın artık tescilden kaçınmakta haklı olmadığı anlaşılmakla, mahkemece tescili emreder nitelikte karar vermesi gerekirken hatalı değerlendirmeye dayalı olarak yazılı şekilde karar verilmesi isabetli olmamış bu nedenle Bölge Adliye Mahkemesi kararının bozulması gerekmiştir.
SONUÇ: Yukarda açıklanan nedenlerle, davacı temsilcisinin temyiz isteminin kabulü ile Bölge Adliye Mahkemesi kararının BOZULMASINA, HMK'nın 373/2. maddesi uyarınca dava dosyasının Bölge Adliye Mahkemesi'ne gönderilmesine, ödediği peşin temyiz harcının isteği halinde temyiz eden davacı temsilcisine iadesine,30.03.2022 tarihinde oybirliğiyle karar verildi.
9. Hukuk Dairesi, 2022/4262 E., 2022/6906 K.
orta eşleşmeKarar metninde maddeye atıf var... 9. Hukuk Dairesi
tam metni aç
işyerini kapatma kararını 12.09.2019 tarihinde tescil ettirdiğinin ve bu kararın 18.09.2019 tarihli Ticaret Sicil Gazetesinde yayımlandığının görüleceğini, 6102 sayılı Türk Ticaret Kanunu’nun (6102 sayılı Kanun) "tescil ve ilanın üçüncü kişilere etkisi" başlıklı 36 ncı maddesinin birinci fıkrasının "Ticaret sicili kayıtları nerede bulunurlarsa bulunsunlar, üçüncü kişiler hakkında, tescilin Türkiye
9. Hukuk Dairesi 2022/4262 E. , 2022/6906 K.
"İçtihat Metni"
BÖLGE ADLİYE
MAHKEMESİ : ... 9. Hukuk Dairesi
DAVA TÜRÜ : OLUMSUZ YETKİ TESPİTİNE İTİRAZ
İLK DERECE
MAHKEMESİ : ... 2. İş Mahkemesi
Taraflar arasındaki olumsuz yetki tespitine itiraz davasından dolayı yapılan yargılama sonunda İlk Derece Mahkemesince davanın reddine karar verilmiştir.
Kararın davacı tarafından istinaf edilmesi üzerine, Bölge Adliye Mahkemesince başvurunun esastan reddine karar verilmiştir.
Bölge Adliye Mahkemesi kararı davacı vekili tarafından temyiz edilmekle; kesinlik, süre, temyiz şartı ve diğer usul eksiklikleri yönünden yapılan ön inceleme sonucunda temyiz dilekçesinin kabulüne karar verildikten sonra, dosyadaki belgeler incelenip gereği düşünüldü:
I. DAVA
Davacı vekili dava dilekçesinde; Türk Metal Sendikasının ...Sendikaları Konfederasyonu Türk-İş'e bağlı metal işkolunda faaliyet gösteren bir işçi sendikası olduğunu, Sendikanın üye sayısı bağlamında Türkiye'nin en büyük işçi sendikalarından biri olduğunu, Sendikanın hedeflerinden birinin bütün metal işçilerinin sendika çatısı altında örgütlenmesi olduğunu, bu kapsamda Sendikanın kendi işkolunda örgütlenme hakkından yararlanamayan, henüz sendikalı olmamış işçilerin sendika çatısı altında toplanarak ve toplu iş sözleşmesi ile daha güvenceli bir çalışma ilişkisinden yararlandırmak amacına sahip olduğunu, Sendikanın ... Endüstri Sanayi ve Ticaret A.Ş. bünyesinde çalışan işçiler arasında hukuka uygun bir şekilde sendikal örgütlenmeyi gerçekleştirdiğini ve 6356 sayılı Sendikalar ve Toplu İş Sözleşmesi Kanunu'nun (6356 sayılı Kanun) 41 ve 42 nci maddelerinde öngörüldüğü üzere işletme yetki tespiti başvurusu için gerekli olan % 40 çoğunluğu sağladığını, Sendikanın Şirkete ait olan ... ve ...'da bulunan iki işyerine ilişkin işletme yetki tespiti başvurusunu 04.09.2019 T.C. Aile, Çalışma ve Sosyal Hizmetler Bakanlığı Çalışma Genel Müdürlüğüne gerçekleştirdiğini, Bakanlığın 11.09.2019 tarihli cevabi yazısıyla Sendika tarafından gerçekleştirilen mezkûr yetki tespiti başvurusunu reddettiğini, söz konusu ret yazısının Sendika tarafından 16.09.2019 tarihinde tebliğ alındığını, toplam çalışan sayısının 276 olduğu iki işyerinde işletme yetki tespiti için gerekli olan çoğunluğu sağlamak amacıyla 100 sendikalı işçinin mevcudiyetinin yeterli olduğunu, nitekim sendikalı işçi sayısı 125 olup belirtilen rakamın aşıldığını, gerekli çoğunluğun epey üzerinde olmasına rağmen Bakanlığın Sendika tarafından yapılan yetki tespiti başvurusunu hukuka aykırı bir şekilde reddettiğini, Sendika tarafından ... işyerindeki sendikal örgütlenmenin Ağustos 2019'un ilk günlerinde başladığını, Şirket bünyesindeki çalışanların sendikaya üye olduklarını öğrenmeye başladıktan sonra çalışanların sendikal haklarını gasp eder ve engeller nitelikteki faaliyetlerini artırdığını, Şirket bünyesinde belirsiz süreli iş sözleşmesiyle 20.10.2015 tarihinde çalışmaya başlayan Sendika üyesi E.C. adlı işçiyi 08.08.2019 tarihi itibarıyla sendikal sebeplerle işten çıkardığını, E.C. tarafından sendikal tazminat ve işe iade talebi ile ... 2. İş Mahkemesinin 2019/608 Esasına kayıtlı dava açıldığını, Şirket yetkililerinin sendikal faaliyetleri engellemek için korkunç derecede cebir ve tehdit uyguladığını, sendikalı işçiler ve Sendika tarafından ... C. Başsavcılığına suç duyuruları yapıldığını, bu konuda 2019/14923 Soruşturma ve 2019/15012 Soruşturma sayılı dosyalarının bulunduğunu iddia ederek Sendika tarafından yapılan yetki başvurusunun reddine ilişkin 11.09.2019 düzenleme ve 16.09.2019 tebellüğ tarihli Bakanlık yazısına ilişkin itirazın kabulüne, 6356 sayılı Kanun'un 41 ve 42 inci maddelerinde öngörüldüğü üzere Sendika tarafından gerekli çoğunluk sağlandığı için Sendikanın toplu iş sözleşmesi yapmaya yetkili olduğunun tespitine karar verilmesini istemiştir.
II. CEVAP
1.Davalı T.C. Çalışma ve Sosyal Hizmetler Bakanlığı vekili cevap dilekçesinde; davacı vekilinin iddialarına katılmanın mümkün olmadığını, yetki tespit başvuruları değerlendirilirken işverenler tarafından Sosyal Güvenlik Kurumu'na (SGK) yapılan işyerlerine ilişkin tescil ve işçi bildirimlerinin esas alındığını, buna göre davacı Sendikanın 20.09.2019 tarihi itibariyle Bakanlığa yaptığı yetki tespit başvurusu üzerine ... Endüstri San. Tic. A.Ş. ile ilgili Bakanlık ve e-devlet kayıtları üzerinden yapılan incelemede; işverene ait işyerinde çalışan toplam işçi sayısının 273, Türk Metal Sendikasının başvuru tarihi (04/09/2019) itibariyle üye kayıt sayısının ise 127 olduğu tespit edilmiş olup resmi kayıtlara göre işyerinde toplu iş sözleşmesi için Kanun'un aradığı üye çoğunluğunu sağlayamayan Türk Metal Sendikasına 11/09/2019 tarih 2235003 sayılı kararla olumsuz yetki tespiti kararı verildiğini ve taraflara tebliğ edildiğini, yetki tespit başvuruları değerlendirilirken işverenler tarafından SGK’ya yapılan işyerlerine ilişkin tescil ve işçi bildirimleri esas alınmakta olup buna göre SGK kayıtlarında Ekinlik Endüstri San. Tic. A.Ş. işvererenine ait... sicil numaralı ...'daki işyerinin 31.08.2019 tarihinde kapatılmış olduğunun görüldüğünü, işverene ait tek bir işyeri olduğundan da işyeri düzeyinde değerlendirme yapıldığını, kapanış işleminin Ticaret Siciline 12.09.2019 tarihinde bildirilmesinin bu durumu değiştirmediğini, bu sebeple işverenliğin adı geçen işyeri ile ilgili kapanış dilekçesi, işten çıkış bildirgeleri gibi kapanış işlemlerine ilişkin evrakların SGK'dan talep edilmesi gerektiğini, ayrıca işyeri kapanışının muvazaalı olduğunu ve işçilerin sendikal sebeplerle işten çıkarılmış olduğunu da iddia eden davacı vekilinin bunu ispatlayabilecek bir belge sunmadığını, devam eden soruşturma ve davalarla ilgili olarak da kesinleşmiş bir mahkeme kararı olmadığı sürece bu davayı etkilemeyeceğini, usulüne uygun olarak verilmiş olumsuz yetki tespit kararının kaldırılmasının mümkün görünmediğini savunarak davanın reddine karar verilmesini talep etmiştir.
2.Dahili davalı ... Endüstri A.Ş. vekili dilekçesi ile olumsuz yetki tespitine itiraz olarak açılan işbu davada zorunlu dava arkadaşlığından bahsetmenin mümkün olmadığını, 6100 sayılı Hukuk Muhakemeleri Kanunu'nun (6100 sayılı Kanun) 59 uncu maddesinde mecburi dava arkadaşlığının "Maddi hukuka göre, bir hakkın birden fazla kimse tarafından birlikte kullanılması veya birden fazla kimseye karşı birlikte ileri sürülmesi ve tamamı hakkında tek hüküm verilmesi gereken hallerde, mecburi dava arkadaşlığı vardır." şeklinde tanımlandığını ancak işbu davaya konu itirazın ileri sürülmesindeki amaç Bakanlığın olumsuz yetki tespitini düzeltmek ve yetki işlemlerine devam etmek olduğu için, yapılacak itirazda davalı tarafın T.C. ... olduğunu, davalı Bakanlık ile müvekkili Şirket arasında mecburi dava arkadaşlığının bulunmadığını, kabul anlamına gelmemek şartıyla davada davalı sıfatını haiz oldukları düşünülse dahi işbu davanın reddine karar verilmesi gerektiğini, davanın açılması ve ardından taraflarına ihbar edilmesi neticesinde, ihbar edilen sıfatı ile davanın esası hakkında beyanlarını içerir dilekçenin 04.09.2020 tarihinde dosyaya sunulduğunu, Sendikanın yetki tespit talebi öncesinde... sicil numaralı ...'daki işyerinin kapandığını, müvekkili işverene ait tek bir işyeri olmasından dolayı Sendikanın yetki istemi kapsamında göz önüne alınacak oranın % 50 olduğunu, müvekkili Şirket bünyesinde çalışan toplam işçi sayısı 273 iken Sendikanın 04.09.2019 tarihli başvurusunda üyelerinin sayısının 127 olması sebebiyle söz konusu çoğunluğu sağlayamadığını, müvekkili işveren tarafından, işçilerin iş sözleşmelerinin bir kısmının (ekonomik nedenle) geçerli nedenle feshedildiğini, müvekkili Şirket tarafından sendikal faaliyetleri engellemek adına herhangi bir eylem veya söylemde bulunulmadığını, müvekkili Şirketin davacı Sendikanın işkolu sınıfında yer almadığını, netice itibarıyla davalı Bakanlık ile müvekkili Şirket arasında mecburi dava arkadaşlığı olmadığının sabit olduğunu, bu hâlde ek bir dilekçe ile dava dışı müvekkilinin davalı sıfatı ile davaya dahil edilmesinin hukuken mümkün olmadığını savunarak davacının müvekkilinin davaya dahil edilmesi isteminin reddini talep etmiştir.
III. İLK DERECE MAHKEMESİ KARARI
İlk Derece Mahkemesinin yukarıda tarih ve sayısı belirtilen kararı ile davanın reddine karar verilmiştir.
IV. İSTİNAF
A. İstinaf Yoluna Başvuranlar
İlk Derece Mahkemesinin yukarıda belirtilen kararına karşı süresi içinde davacı vekili istinaf başvurusunda bulunmuştur.
B. İstinaf Sebepleri
Davacı vekili istinaf dilekçesinde; kararın usul ve kanuna aykırı olduğunu, yetki tespitinin işletme düzeyinde yapılması gerektiğini, müvekkilinin ... bünyesinde çalışan işçiler arasında hukuka uygun bir şekilde sendikal örgütlenmeyi gerçekleştirdiğini ve 6356 sayılı Kanun'un 41 ve 42 nci maddeleri gereğince işletme yetki tespiti başvurusu için gerekli olan yüzde kırk (% 40) çoğunluğu sağladığını, Sendikanın davalı Şirkete ait olan ve MOSB 3. Kısım ..... (... İşyeri) ve ...... (... İşyeri) adreslerinde bulunan iki (2) işyerine ilişkin işletme yetki tespiti başvurusunun 04.09.2019 tarihinde yapıldığını, Bakanlığın 11.09.2019 tarihli cevabi yazısıyla Sendika tarafından gerçekleştirilen mezkûr yetki tespiti başvurusunu reddettiğini, ret yazısının Sendika tarafından 16.09.2019 tarihinde tebliğ alındığını, Ticaret Sicil Gazetesi incelendiğinde davalı Şirketin ... işyerini kapatma kararını 12.09.2019 tarihinde tescil ettirdiğinin ve bu kararın 18.09.2019 tarihli Ticaret Sicil Gazetesinde yayımlandığının görüleceğini, 6102 sayılı Türk Ticaret Kanunu’nun (6102 sayılı Kanun) "tescil ve ilanın üçüncü kişilere etkisi" başlıklı 36 ncı maddesinin birinci fıkrasının "Ticaret sicili kayıtları nerede bulunurlarsa bulunsunlar, üçüncü kişiler hakkında, tescilin Türkiye Ticaret Sicili Gazetesinde ilan edildiği; ilanın tamamı aynı nüshada yayımlanmamış ise, son kısmının yayımlandığı günü izleyen iş gününden itibaren hukuki sonuçlarını doğurur. Bu günler, tescilin ilanı tarihinden itibaren işlemeye başlayacak olan sürelere de başlangıç olur." şeklinde olduğunu, ayrıca 6102 sayılı Kanun'un 40 ıncı maddesi ve 354 üncü maddesi uyarınca bir şubenin terkini için Ticaret Sicil Gazetesi'nde ilan etmenin bir zorunluluk ve kurucu unsur olduğunu, diğer bir deyişle yetki başvurusu tarihi olan 04.09.2019 itibariyle ... işyerinin faal olduğunu, Bakanlık tarafından işletme yetki başvurusu kapsamında ... işyerinin mevcudiyetinin dikkate alınmak zorunda olduğunu, davalı Şirketin yetki başvurusu tarihinden önce ... işyerini kapattığı iddiasının muvazaalı olup hukuki geçerliliğinin bulunmadığını, zira yetki başvurusunun 04.09.2021 tarihinde gerçekleştirildiğini, davalı Şirketin ...'daki işyerine ait kapatma kararını ise başvuru tarihinden sonra 12.09.2019 tarihinde tescil ettirdiğini, işbu kararın 18.09.2019 tarihli Ticaret Sicil Gazetesinde yayımlandığını, davalı Şirketin geriye dönük olarak 31.08.2019 tarihli yönetim kurulu kararı düzenleyebileceği ve aynı şekilde SGK'ya 10 (on) gün geriye dönük olarak bildirimde bulunulabileceğinin de sabit olduğunu, kaldı ki işyerinin faal olduğunun dinlenen tanığın anlatımından da anlaşıldığını, Şirketin 31.08.2019 tarihinde yönetim kurulu kararı ile ...'daki işyerini kapattıkları hususunun muvazaalı olduğunun kapatma kararının 12.09.2019 tarihinde tescil ettirilmiş olmasından belli olduğunu, yetki başvurusu tarihi olan 04.09.2019 tarihinde ...'daki işyeri faal durumda olup tanık S.A.'nın: "... Ben davalı işverenin ... fabrikasında çalıştım, burada kablo üretimi yapılıyordu, ancak ...'daki işyerini de buraya sevk irsaliyesi kestiğim için biliyorum, ancak ben ...'da hiç çalışma yapmadım, ben 04/09/2019 da çalışmaya başladım ve 5 hafta çalıştım...." şeklinde beyanına rağmen Mahkemece ...'daki işyerinde çalışmadıkları gerekçesiyle tanık beyanlarının dikkate alınmamasının hatalı olduğunu, zira tanık S.A.'nın yetki başvurusunun yapıldığı 04.09.2019 olan tarihinde, ... fabrikasında çalışmaya başladığını ve ...'daki işyerine sevk irsaliyesi kestiğini beyan ettiğini, tanığın mevcut ve faal olmayan işyerine sevk irsaliyesi kesemeyeceği aşikâr olduğu gibi ...'daki işyerinin faal olduğunu bilmesi için bu işyerinde çalışması gerekmediğini, 04.09.2019 tarihinde ...'daki fabrikada çalışmaya başladığını ve ...'daki işyerine sevk irsaliyesi kestiğini söyleyen tanığın beyanlarının dikkate alınması gerektiğini, yetki başvuru dilekçesi incelendiğinde Sendikanın Şirkete ait iki (2) işyeri için başvuru yaptığının açık olduğunu, bu iki (2) işyerinin aynı tüzel kişiliğe ait olduğu ve her iki (2) işyerinin de metal işkolunda olduğu dikkate alındığında, Kanun tarafından öngörülen işletme yetki başvurusu tanımının gerçekleştiğinin aşikâr olduğunu, buna rağmen Bakanlığın yazısında Şirkete ait ... adresli işyerine hiç değinmediğini ve ... merkezli işyerini yok saydığını, diğer bir deyişle Bakanlığın, Sendika tarafından işletme yetki başvurusu için sağlanmış olan yüzde kırk (% 40) çoğunluğu dikkate almamak için Sendikanın gösterdiği ... merkezli işyerini yok saydığını, böylece yetki başvurusunu tek işyerine indirgemek suretiyle yüzde elli (% 50) çoğunluğun mevcudiyetini aradığını, bu sebeple de Sendikanın başvurusunu reddettiğini, hâlbuki Sendikanın iki (2) işyerinin varlığı ışığında işletme yetki tespiti başvurusu yaptığını, Sendika tarafından yetki başvurusu yapıldığı tarih olan 04.09.2019 itibariyle ... işyerinde 125 adedi sendikalı olmak üzere 271 adet çalışan ... işyerinde ise 5 adet çalışan bulunduğunu, bu minvalde toplam çalışan sayısının 276 olduğu iki (2) işyerinde işletme yetki tespiti için gerekli olan çoğunluğu sağlamak amacıyla 110 sendikalı işçinin mevcudiyetinin yeterli olduğunu, nitekim sendikalı işçi sayısının 125 olup bu rakamın üzerinde olduğunu, gerekli çoğunluğun epey üzerinde olmasına rağmen Bakanlığın, Sendika tarafından yapılan yetki tespiti başvurusunu hukuka aykırı bir şekilde reddettiğini, ... işyerinin yetki başvurusu tarihi (04.09.2019) itibarıyla faal olduğunu, Bakanlık ile yapılan şifahi görüşmelerde Bakanlık yetkililerinin Şirketin ... işyerini 04.09.2019 tarihinden çok kısa süre önce kapattığını ifade ettiğini, bu sebeple Sendika tarafından yapılan işletme yetki başvurusununun işyeri yetki başvurusu olarak değerlendirildiğini söylediğini, oysa Şirketin ... işyerini kapatma kararını 12.09.2019 tarihinde, yetki tespiti başvurusu olan 04.11.019 tarihinden sonra kötü niyetli ve muvazaalı olarak tescil ettirdiğini, kararın 18.09.2019 tarihli Ticaret Sicil Gazetesinde yayımlandığının açıkça görüleceğini, Sendika tarafından ... işyerinde sendikal örgütlenmenin, Ağustos 2019'un ilk günlerinde başladığını, sendikal faaliyetlerden hoşnut olmayan şirket yetkililerinin Sendikanın yetki başvurusunu gerçekleştirme sürecinde ve belirli çalışanların Sendikaya üye olduklarını öğrenmeye başladıktan sonra çalışanların sendikal haklarını gasp eder ve engeller nitelikteki faaliyetlerini arttırdığını, bu doğrultuda Şirketin işyerinde belirsiz süreli iş sözleşmesi ile 20.10.2015 tarihinde çalışmaya başlayan sendika üyesi E.C.'yi 08.08.2019 tarihi itibarıyla sendikal sebeplerle işten çıkardığını, E.C. tarafından sendikal tazminat ve işe iade talebi ile ... 2. İş Mahkemesinin 2019/608 Esasına kayıtlı dava açıldığını, Şirketin belirsiz süreli iş sözleşmesi ile çalışan sendika üyesi Ş.M., E.Ö. ve K.U. Adlı işçilerin iş sözleşmesini de 03.09.2019 tarihi itibarıyla (yani yetki başvurusundan önce) sendikal sebeplerle feshettiğini, sendikalı olup işten çıkartılanların sayısının kırkı (40) geçtiğini, çıkarılanların tamamı sendikalı olup Sendikadan istifa eden veya Sendikaya üye olmayan işçilerin herhangi bir surette çıkarılmadığını, ilgili kurumlardan kayıtların celbi sağlandıktan sonra bu hakikâtin ortaya çıkacağını, Şirket yetkililerinin sendikal faaliyetleri engellemek için korkunç derecede cebir ve tehdit uyguladıklarını, sendikalı işçiler ile Sendika tarafından ... Cumhuriyet Başsavcılığına suç duyurusunda bulunulduğunu, bu konuda 2019/14923 soruşturma ve 2019/15012 soruşturma numaralı dosyalar bulunduğunu, Sendika tarafından gerçekleştirilen suç duyurusuna ilişkin 2019/15012 soruşturma numaralı dosyada belirtildiği üzere şirket yetkilisi / şüpheli B.S.'nin, A.B. adlı sendika üyesi işçiyi çağırıp "panik yapmayın sakin olun, sendikalı işçilerin isim listesini aldık, bizde kim çıkacak kim kalacak hepsini biliyoruz, sendikaya üye işçileri işten çıkaracağız” dediğini, Şirket yetkililerinin sendikalı çalışanların listesini hukuka aykırı bir şekilde elde ettiklerini ve Sendikanın örgütlenmesinin önüne geçmek için her türlü hukuka aykırı, vicdansız ve muvazaalı işlemi gerçekleştirmeye devam ettiklerini, Şirketin yalnızca işçilere şiddet ve cebir göstermekle kalmadığını; ayrıca Sendikanın hukuka uygun bir şekilde örgütlenmesi ve çoğunluğu sağlaması için her türlü hukuka aykırı, vicdansız ve muvazaalı işlemi gerçekleştirdiğini, Sendika tarafından yetki başvurusu yapıldığı tarih olan 04.09.2019 itibariyle ... işyerinde 125 adedi sendikalı olmak üzere 271 adet çalışan, ... işyerinde ise 5 adet çalışan bulunduğunu, işbu sayıya ... 2. İş Mahkemesinin kararında da yer alan işe iade davaları kesinleşen işçiler eklendiğinde Sendikanın işletme yetki tespiti için gerekli olan çoğunluğu sağladığının da aşikar olduğunu ileri sürerek İlk Derece Mahkemesi kararının kaldırılmasını talep etmiştir.
C. Gerekçe ve Sonuç
Bölge Adliye Mahkemesinin yukarıda tarih ve sayısı belirtilen kararı ile;
"...
Her ne kadar davacı tarafından ...'daki iş yerinin kapatılmasının muvazaalı olduğu iddia edilmişse de dinlenen tanıklardan Sibel'in ...'daki iş yerinin kapatılıp kapatılmadığını bilmediğini beyan ettiği, diğer tanık ...n sendika başvurusundan sonra bu iş yerinin kapatıldığını, halen çalışıp çalışmadığını bilmediğini beyan ettiği anlaşılmıştır. Ancak tanık ...n iş yerinin sendika başvurusundan sonra kapatıldığı şekilindeki soyut beyanı dışında işlemin muvazaalı olarak gerçekleşip gerçekleşmediği konusunda somut bir görgüsü veya duyumunun olmaması, tanığın iş yerinin halen başka bir şekilde faaliyet gösterip göstermediğini beyan etmesi, tanığın bu iş yerinde hiç çalışmamış olması, tanığın beyanını destekler nitelikte muvazaa olgusunu ispat eder başkaca delil bulunmaması nazara alınarak muvazaa iddiasının ispat edilemediği anlaşılmıştır. Tüm bu sebeplerle iş yerinde iş yeri düzeyinde yeterli çoğunluk aranarak işlem tesis edilmesinde hukuka aykırı bir durum söz konusu değildir.
Diğer bir itiraz konusu işe iade davası sebebiyle iş akdi askıda olan ve iş yerindeki toplam ve sendikalı işçi sayısına dahil edilmesi gereken işçilerin bulunup bulunmadığıdır. Bu sebeple başvuru tarihi olan 04.09.2019 tarihi öncesinde iş akdi sonlandırılıp işe iade davası açan ve halen davası devam eden yahut işe iade talebinin kabulü yönündeki mahkeme kararı başvuru tarihinden sonra kesinleşenlerden süresi içerisinde işe iade talebinde bulunan işçilerin bulunup bulunmadığı yönünde inceleme yapılmıştır. Bu hususta davacı sendikaya ve davalı işverene bu şartlardaki işçilerin bildirilmesi için süre verilmiş ve ayrıca bu hususta Mahkemece de işe iade davası açan işçiler tespit edilmiştir. Buna göre, kesinleşen işe iade davaları değerlendirildiğinde işe iade kararı kesinleşen işçiler toplamı 10 kişinin başvuru tarihi olan 04.09.2019'daki toplam işçi sayısı olan 273'e eklenmesi durumunda 283 toplam işçi, sendikalı işçi sayısı olan 127'ye eklenmesi halinde ise 137 sendikalı işçi bulunmaktadır. Mahkemenin 2017/448 ve 2007/638 E. ile ... 1. İş Mahkemesi'nin 2017/869 ve 2013/491 E. sayılı dosyalarında işe iadesine karar verilen işçilerin yetki tespiti tarihinde iş yerinde davacı sendikaya üye olarak çalıştıkları düşünülse dahi iş yerinde toplam işçi sayısının 287, sendikalı işçi sayısının ise 141 olacağı anlaşıldığından, davacı Sendikanın, başvuru tarihi itibariyle toplu iş sözleşmesi yapmak için toplam işçi sayısının yarısından fazla üyeye sahip olmadığı anlaşıldığından olumsuz yetki tespitine dair Bakanlığın kararının hukuka uygun olduğu gerekçesiyle ispatlanamayan davanın reddine karar verilmesi isabetli olup davacı vekilinin tüm bu yönleri amaçlayan istinaf itirazları yerinde görülmemiştir.
..." gerekçesi ile davacı vekilinin istinaf başvurusunun esastan reddine karar verilmiştir.
V. TEMYİZ
A. Temyiz Yoluna Başvuranlar
Bölge Adliye Mahkemesinin yukarıda belirtilen kararına karşı süresi içinde davacı vekili temyiz isteminde bulunmuştur.
B. Temyiz Sebepleri
Davalı vekilince, istinaf dilekçesinde ileri sürülen itirazlar ve resen dikkate alınacak nedenlerle Bölge Adliye Mahkemesi kararının bozulması talep edilmiştir.
C. Gerekçe
1. Uyuşmazlık ve Hukuki Nitelendirme
Uyuşmazlık, olumsuz yetki tespitine itiraza ilişkindir.
2. İlgili Hukuk
6356 sayılı Kanun'un "Yetki İtirazı" başlıklı 43 üncü maddesi şöyledir:
"(1) Kendilerine 42 nci madde uyarınca gönderilen tespit yazısını alan işçi veya işveren sendikaları veya sendika üyesi olmayan işveren; taraflardan birinin veya her ikisinin yetki şartlarına sahip olmadığı veya kendisinin bu şartları taşıdığı yolundaki itirazını, nedenlerini de göstererek yazının kendilerine tebliğ edildiği tarihten itibaren altı iş günü içinde mahkemeye yapabilir.
(2) İtiraz dilekçesi görevli makama kayıt ettirildikten sonra mahkemeye verilir. Kurulu
bulunduğu işkolunda çalışan işçilerin yüzde birinden daha az üyesi bulunan işçi sendikası, yetki itirazında bulunamaz.
(3) İtiraz dilekçesinde veya ekinde somut delillerin yer almaması hâlinde itiraz incelenmeksizin reddedilir. İşçi ve üye sayılarının tespitinde maddi hata ve süreye ilişkin itirazları mahkeme altı iş günü içinde duruşma yapmaksızın kesin olarak karara bağlar. (Değişik cümle: 12/10/2017-7036/34 md.) Bunların dışındaki itirazlar için mahkeme, duruşma yaparak karar verir ve bu karar hakkında istinaf yoluna başvurulması hâlinde bölge adliye mahkemesi bir ay içinde kararını verir. (Ek cümle: 12/10/2017-7036/34 md.) Bu karara karşı temyiz yoluna başvurulması hâlinde Yargıtay bir ay içinde kesin olarak karar verir.
(4) 42 nci maddenin üçüncü fıkrası uyarınca kendisine yetki şartlarına sahip olmadığı bildirilen işçi sendikası, altı iş günü içinde yetkili olup olmadığının tespiti için dava açabilir.
Mahkeme açılan davayı o işkolunda çalışan işçilerin en az yüzde birini üye kaydeden işçi sendikaları ile işveren sendikası veya sendika üyesi olmayan işverene de bildirir. Mahkeme davayı iki ay içinde sonuçlandırır.
(5) İtiraz, karar kesinleşinceye kadar yetki işlemlerini durdurur."
3. Değerlendirme
1.Uyuşmazlık olumsuz yetki tespitine itiraza ilişkin olup davanın esasına yönelik değerlendirmenin, ilgili hukuk başlığında altında belirtilen 6356 sayılı Kanun'un yetki itirazına ilişkin hükümleri çerçevesinde yapılması gerekmektedir.
2. Somut uyuşmazlıkta, davacı Sendika vekili dava dilekçesinde sadece T.C. Çalışma ve Sosyal Güvenlik Bakanlığını davalı olarak göstererek dava açmıştır. İlk Derece Mahkemesince davalı işveren davaya dahil edilerek yargılamanın sürdürülmesi isabetli ise de 6356 sayılı Kanun'un 42 inci maddesinin amir hükmü karşısında taraf teşkilindeki usuli eksikliğin tam olarak giderilmediği anlaşılmaktadır.
3.Olumsuz yetki tespitine itiraz neticesinde davanın sonucundan etkileneceği açık olan, davada hukuki menfaati bulunan aynı işkolunda yer alan ve o işkolunda çalışan işçilerin en az yüzde birini üye kaydeden diğer sendikalar da davalı olarak yargılamada yer almalıdır.
4.Bu açıklamalar ışığında, Kanun'da belirtilen şartları taşıyan ilgili sendikalar davaya dahil edilerek taraf teşkili sağlandıktan sonra yargılama yapılması gerekirken usuli işlemler tamamlanmadan yargılamanın sonuçlandırılması doğru olmamıştır.
5.Ayrıca, dosya içeriğine göre yetki başvuru tarihinden önce kapatıldığı kabul edilen işyerinde çalışan işçilerin işten çıkış bildirimlerinin Kuruma ne zaman yapıldığı hususu açıklığa kavuşturulmadan ve bu noktada bir gerekçe oluşturulmadan sonuca gidilmesi de usul ve kanuna aykırı bulunmuştur.
6. Sonuç olarak İlk Derece Mahkemesi tarafından taraf teşkili sağlanmadan ve yeterli gerekçe oluşturulmadan karar verilmesi, Bölge Adliye Mahkemesince davacının istinaf başvurusunun esastan reddine karar verilmesi hatalı olup kararın bu sebeple bozulması gerekmiştir.
VI. KARAR
Açıklanan sebeplerle;
Temyiz olunan, İlk Derece Mahkemesi kararına karşı istinaf başvurusunun esastan reddine ilişkin Bölge Adliye Mahkemesi kararının ORTADAN KALDIRILMASINA,
İlk Derece Mahkemesi kararının BOZULMASINA,
Peşin alınan temyiz karar harcının istek hâlinde ilgiliye iadesine,
Dosyanın kararı veren İlk Derece Mahkemesine, bozma kararının bir örneğinin kararı veren Bölge Adliye Mahkemesine gönderilmesine,
01.06.2022 tarihinde oy birliğiyle karar verildi.
Eşleştirme iki kanıta dayanır: kararın kendi metnindeki madde atfı ve şerh kitaplarının o kararı hangi maddenin altında bastığı. Otomatik üretilmiştir, hukuki tavsiye değildir; kararın güncelliğini ve sonraki içtihat değişikliklerini ayrıca denetleyin.
Bu Maddeyle İlgili Sınav Sorusu
Ticaret Hukuku
Tacir (A), (B)’yi ticari temsilci olarak atamış ancak bu durumu ticaret siciline tescil ettirmemiştir. Bir süre sonra (A), (B)’yi azletmiş fakat azil durumunu da tescil ve ilan ettirmemiştir. (B), azilden sonra (Ü) ile tacir adına bir sözleşme yapmıştır. Bu olayla ilgili aşağıdakilerden hangisi doğrudur?
A) Atama tescil edilmediği için azlin tescili gerekmez, (A) sorumlu değildir.
B) (B)’nin yetkisi hiç doğmamıştır, işlem geçersizdir.
C) Atama tescil edilmese dahi, azlin tescil ve ilanı zorunludur; (A), (Ü)’nün kötü niyetini ispatlayamazsa işlemle bağlıdır.
D) Azil her zaman hüküm ifade eder, üçüncü kişinin iyiniyeti korunmaz.
E) Ticari temsilcilik ilişkisi sadece noter onayı ile sona erer.
Bu maddeyle ilgili 4 soru daha var!
Soruların tamamını çözmek, açıklamalı cevapları görmek ve Hukuksal Eğitim yapay zeka asistanı ile çalışmak için platforma katılın.