6102 sayılı Türk Ticaret Kanunu Madde 37

Türk Ticaret Kanunu 37. maddesi, Hukuksal Eğitim mevzuat kütüphanesinde tam metin olarak yayımlanmıştır. Aşağıda maddenin tam metni, maddeyle eşleşen yüksek mahkeme kararları ve bu maddeden çıkmış sınav soruları yer alır. Ham metin için adresin sonuna /raw ekleyin.

Madde Metni

MADDE 37- (1) Tescil kaydı ile ilan edilen durum arasında aykırılık bulunması hâlinde, tescil edilmiş olan gerçek durumu bildikleri ispat edilmediği sürece, üçüncü kişilerin ilan edilen duruma güvenleri korunur. 3. Sorumluluk

Bu Maddeyle İlgili Yüksek Mahkeme Kararları

7 karar eşleşti
11. Hukuk Dairesi, 2018/3242 E., 2019/4516 K.
orta eşleşmeKarar metninde maddeye atıf varİSTANBUL BÖLGE ADLİYE MAHKEMESİ 12.HUKUK DAİRESİ
maddesinde "Şirkete ait ilanların TTK'nın 37. maddesi hükmü saklı kalmak şartı ile şirket merkezinin bulunduğu yerde en az bir gazete ile asgari yedi gün evvel yapılır." hükmünün bulunduğu, buna göre şirkete ait ilanların (E.TTK 37) TTK'nın 35.
11. Hukuk Dairesi         2018/3242 E.  ,  2019/4516 K. "İçtihat Metni" MAHKEMESİ: İSTANBUL BÖLGE ADLİYE MAHKEMESİ 12.HUKUK DAİRESİ TÜRK MİLLETİ ADINA Taraflar arasında görülen davada Bakırköy 4. Asliye Ticaret Mahkemesince verilen 15/02/2017 tarih ve 2016/278 E- 2017/155K. sayılı kararın davalı vekili tarafından istinaf edilmesi üzerine, istinaf isteminin esastan reddine dair İstanbul Bölge Adliye Mahkemesi 12. Hukuk Dairesi’nce verilen 05/04/2018 tarih ve 2017/675-2018/357 sayılı kararın Yargıtayca incelenmesi davalı vekili tarafından istenmiş ve temyiz dilekçesinin süresi içinde verildiği anlaşılmış olmakla, dava dosyası için Tetkik Hakimi ... tarafından düzenlenen rapor dinlendikten ve yine dosya içerisindeki dilekçe, layihalar, duruşma tutanakları ve tüm belgeler okunup, incelendikten sonra işin gereği görüşülüp, düşünüldü: Davacılar vekili asıl dava yönünden, müvekkillerin murisi müteveffa ...'ın davalı şirketin %50 ortağı iken 03/06/2015 tarihinde vefat etmesi üzerine, müvekkillerinin mirasçı sıfatıyla davalı şirket ortağı olduğunu, müteveffanın ölümü ile şirket tek müdürlü hale geldiğinden bu durumun TTK 623. maddesine aykırı olduğunu ve yapılan işlemlerin tartışmalı hale geldiğini, bu hukuksuzluğun giderilmesi için şirketin diğer ortağı ve şirket müdürü ile yapılan temasların sonuçsuz kaldığını öne sürerek davalı şirkete yetkili müdür atanana dek tedbiren kayyım atanmasına karar verilmesini; birleşen dava yönünden ise davalı şirketin genel kurul toplantısının yapıldığını sonradan öğrendiklerini, davacılara toplantı davetinin usule uygun yapılmadığı 28/09/2016 tarihli davalı şirket genel kurul toplantısının hükümsüzlüğüne ve davacıların hukuki ehliyetlerinin bulunmadığını, temsilleri için kendilerine kayyım atanmasına karar verilmesini talep ve dava etmiştir. Davalı vekili, şirketin müdürünün bulunduğunu, TTK.'nın 623. maddesindeki hükmün müdürün görevinin sona ermesini gerektirmediğini, şirket ortaklar kurulunun şirket ortaklarından birini müdür olarak atayabileceğini, davacıların bir ortağın müdür olarak atanması için ortaklar kurulunun toplanmasını talep edebileceklerini, kayyım atanması şartlarının bulunmadığını savunarak davanın reddine karar verilmesini talep etmiştir.Mahkemece, iddia, savunma, toplanan deliller ve tüm dosya kapsamına göre; yönetim ve temsil yetkisi verilen ortağın ölümü nedeniyle TTK.'nın 623. maddesine aykırılık bulunduğu, fakat kayyım atanmasını gerektiren koşulların varlığının iddia ve ispat edilemediği, TMK'nın 427. maddesine göre kayyım atanabilmesi için organ boşluğu bulunması ve bu boşluğun başka bir yoldan giderilememiş olması gerektiği, somut olayda şirketin tüm ortaklarının mevcut olup, yapacakları bir ortaklar toplantısı ile TTK'nın 623. maddesi gereğince müdür atayabilecekleri, dava sırasında şirket genel kurulunun toplantıya çağrılmış bulunduğu, dava konusu genel kurul kararının alındığı toplantıya davacıların katılmadığı, toplantıya %50 pay sahibi ortak ...'ın katıldığı ve kendini müdür tayin ettiği dava konusu toplantıya ilişkin çağrının ana sözleşmeye uygun olarak yapılmadığı, ana sözleşmenin 7. maddesinde "Şirkete ait ilanların TTK'nın 37. maddesi hükmü saklı kalmak şartı ile şirket merkezinin bulunduğu yerde en az bir gazete ile asgari yedi gün evvel yapılır." hükmünün bulunduğu, buna göre şirkete ait ilanların (E.TTK 37) TTK'nın 35. maddesi gereğince Türkiye Sicil Gazetesi yanında şirket merkezinin bulunduğu yerde en az bir gazete ile de ilanının gerektiği, davacılara gönderilen tebligatlarda ana sözleşmeye göre çağrıda usulsüzlük bulunduğu, ancak bunun hiç çağrı yapılmamış anlamına gelmediği, çağrıda yapılan eksikliklerin genel kurul kararının sırf bu nedenle hükümsüzlüğünü gerektirmeyeceği, dava konusu toplantıya açıklandığı gibi %50 pay sahibi tek ortağın katılıp kendisini müdür olarak seçtiği, toplantıda karar nisabının olmadığı, bu nedenle alınan kararın hükümsüz olduğu gerekçesiyle asıl dava yönünden davanın reddine, birleşen genel kurul kararının iptali davası yönünden davanın kabulü ile davalı şirketin 28/09/2016 tarihli şirket müdürü atanmasına ilişkin genel kurul kararının hükümsüz olduğunun tespitine karar verilmiştir. Bölge Adliye Mahkemesince davalı vekilinin istinaf başvurusunun esastan reddine karar verilmiştir. Kararı, davalı vekili temyiz etmiştir. Yapılan yargılama ve saptanan somut uyuşmazlık bakımından uygulanması gereken hukuk kuralları gözetildiğinde, İlk Derece Mahkemesince verilen kararda bir isabetsizlik olmadığının anlaşılmasına, 6102 sayılı TTK'nın 446/1-b maddesi uyarınca davacılara usulüne uygun çağrı yapılmadığı ve bu usulsüzlüğün genel kurul kararının alınmasında etkili olduğunun anlaşılması nedeniyle genel kurulda alınan kararların iptalinde bir usulsüzlük bulunmamasına göre yapılan istinaf başvurusunun HMK'nın 353/b-1 maddesi uyarınca Bölge Adliye Mahkemesince esastan reddine ilişkin kararın usul ve yasaya uygun olduğu kanısına varıldığından Bölge Adliye Mahkemesi kararının onanmasına karar vermek gerekmiştir. SONUÇ: Yukarıda açıklanan nedenlerle, davalı vekilinin temyiz isteminin reddi ile Bölge Adliye Mahkemesince verilen kararın HMK'nın 370/1. maddesi uyarınca ONANMASINA, HMK'nın 372. maddesi uyarınca işlem yapılmak üzere dava dosyasının Bölge Adliye Mahkemesine gönderilmesine, aşağıda yazılı bakiye 8,50 TL temyiz ilam harcının temyiz eden davalıdan alınmasına, 17/06/2019 tarihinde oybirliğiyle kesin olarak karar verildi.

Diğer kararlar (4)

11. Hukuk Dairesi, 2021/7163 E., 2022/7900 K.
orta eşleşmeKarar metninde maddeye atıf varASLİYE HUKUK MAHKEMESİ
tam metni aç
maddesi uyarınca dava açma hakkının düşüp düşmediğinin de değerlendirilmesi gerektiği, 6762 sayılı ETTK'nın 37, 38 ve 39. maddelerine göre kimse ticaret sicil kayıtlarını ve gazetede yayınlanan hususları bilmediğini ileri süremeyeceği, bu nedenle davacının yoklukla geçersizliğini talep ettiği 2004, 2005, 2006, 2007 ve 2008 yıllarına ait genel kurul kararlarını dava açmad
11. Hukuk Dairesi         2021/7163 E.  ,  2022/7900 K. "İçtihat Metni" MAHKEMESİ :ASLİYE HUKUK MAHKEMESİ Taraflar arasında görülen davada Sarıkaya Asliye Hukuk Mahkemesi’nce bozmaya uyularak verilen 24.06.2021 tarih ve 2021/79 E. - 2021/156 K. sayılı kararın Yargıtayca incelenmesi davalı vekili tarafından istenmiş ve temyiz dilekçesinin süresi içinde verildiği anlaşılmış olmakla, dava dosyası için Tetkik Hakimi ... tarafından düzenlenen rapor dinlendikten ve yine dosya içerisindeki dilekçeler, duruşma tutanakları ve tüm belgeler okunup, incelendikten sonra işin gereği görüşülüp, düşünüldü: Davacı vekili, müvekkilinin davalı Yiğitler Makine Nakliye İnşaat Taah. Tar. Ürünleri Ltd. Şirketi'nin ortağı olduğunu, şirket ile alakalı kardeşleri ..., ... ve ... 'ten bilgi almak istediğini, ancak kendisine bilgi verilmediğini, diğer şirket ortakları olan kardeşleri ..., ... ve ... 'in anneleri ... 'in komada olduğu dönemlerde ve ölümünden sonra da şirket toplantılarına katılmış gibi gösterip sermaye artırımına gidilerek müvekkilinin hissesinin düşürüldüğünü, Sarıkaya Asliye Hukuk Mahkemesi'nin 2011/41 Esas sayılı dosyasında verilen bilirkişi raporu ile toplantılarda alınan kararların usulsüz olduğunun belirtildiğini, müvekkilinin hiçbir toplantıya çağrılmadığını ileri sürerek alınan kararların hükümsüz olduklarının tespiti ile iptaline ve müvekkilinin hissesinin tespitine karar verilmesini talep ve dava etmiştir. Davalı vekili, açılan davanın mevcut şirket ortakları ile bir ilgisinin olmadığını, muris ... 'in idare ettiği ve iptali istenen genel kurul kararının alındığı toplantıda 4 kişinin ismi ve 3 kişinin imzasıyla (... , ... ve ...) karar alındığını, hissesi arttırılanın da ... olduğunu, ... 'in hisselerinin mirasen mirasçılarına intikal ettiğini, davacının da bu sermaye artırımından yararlandığını, bugüne kadar bu konu ile ilgili ne murisin sağlığında ne de sonrasında herhangi bir itirazda bulunmadığını, ... ve ... 'in şirket ortağı yapılmasında davacının zararına olabilecek herhangi bir durumun bulunmadığını, şirketin mali müşavir ve mühendis unvanına sahip en az iki ortağın bulunması gerektiğini, devirlerin bu nedenle yapıldığını savunarak davanın reddine karar verilmesini istemiştir. İlk Derece Mahkemesince, alınan genel kurul kararlarında ETTK 368 ve 370. maddelerinde gösterilen usule uyulmamış olması, murisin ölümüne rağmen toplantılara katılmış gibi gösterilmiş olması, oybirliği olmamasına rağmen kararların oybirliği ile alınmış gibi gösterilmiş olması alınan genel kurul kararlarını yoklukla malul kıldığı, yoklukla malul olan işlemlerin her zaman geçersiz olduğu yönünde dava açılabileceği kabul edilse de, bu işlemlerin geçersizliğinin hakkın kötüye kullanılacak şekilde süresiz olarak dava açılabileceği yönünde değerlendirme yapılmaması gerektiği, Dairemizin 2016/12761 Esas 2018/1791 Karar sayılı ilamında da belirtildiği üzere genel kurul kararının yokluğunun tespiti hususunda dürüstlük kurallarına aykırı düşmedikçe dava açılması gerektiği, yokluk gerektiren hususun öğrenilmesinden sonra uzun süre sessiz kalıp dava açmayan ilgililer yönünden TMK'nın 2. maddesi uyarınca dava açma hakkının düşüp düşmediğinin de değerlendirilmesi gerektiği, 6762 sayılı ETTK'nın 37, 38 ve 39. maddelerine göre kimse ticaret sicil kayıtlarını ve gazetede yayınlanan hususları bilmediğini ileri süremeyeceği, bu nedenle davacının yoklukla geçersizliğini talep ettiği 2004, 2005, 2006, 2007 ve 2008 yıllarına ait genel kurul kararlarını dava açmadan önce bilmediği hususunun dikkate alınamayacağı dava tarihi ile geçersizliği talep edilen genel kurul kararlarının tarihleri ile aradan geçen uzun süre dikkate alındığında davacının TMK'nın 2. maddesi uyarınca dava açma hakkı bulunmadığı gerekçesiyle davanın reddine dair verilen kararın davacı vekili tarafından istinaf edilmesi üzerine Ankara Bölge Adliye Mahkemesince, davacı vekilinin istinaf talebinin esastan reddine karar verilmiştir. Bu kararın davacı vekili tarafından temyizi üzerine, Bölge Adliye Mahkemesince kurulan karar Dairemizin 2020/1573 E. – 2021/1009 K. sayılı ve 09/02/2021 tarihli ilamıyla bozulmuştur. İlk Derece Mahkemesince bozma ilamına uyularak yapılan yargılamada, mahkemece benimsenen bilirkişi raporu ile, murisin 2004 yılında ölmüş olmasına rağmen 2005 yılı ve sonraki tarihlerdeki genel kurul toplantılarında asaleten imzalarının atıldığı, 05/07/2004 tarihli kararın oybirliği ile alındığı belirtilmesine rağmen davacının imzasının bulunmadığı, 22/12/2005, 05/05/2006, 08/05/2006 tarihli kararlarda da davacının imzası bulunmadığı gibi müteveffa ... 'in ölü olmasına rağmen toplantıya katılmış gibi gösterildiği, 07/06/2007 tarihli kararda davacı ve ... 'in toplantıya katılmış gibi gösterilmesine rağmen imzalarının bulunmadığı, 07/06/2007 ve 23/08/2008 tarihli kararlarda davacının imzasının bulunmadığının tespit edildiği, ETTK'nın 368 ve 370. maddelerindeki toplantı şartının gerçekleşmemiş olduğu, ETTK’nın 370. maddesine göre genel kurul toplantılarının bütün pay sahiplerinin huzuru ile yapılmasının öngörülmesine rağmen somut olayda genel kurul toplantısına ilan ve çağrının yapılmadığı, ayrıca ölmüş şirket ortağının toplantıda hazır bulunmuş gibi gösterildiği ve bu hususta asliye ceza mahkemesince özel belgede sahtecilik suçundan davalı şirket ortağı ... hakkında cezaya hükmolunduğu, kararların oybirliği ile alınmamasına rağmen oybirliği ile alınmış gibi gösterildiği davaya konu tüm genel kurul toplantılarının ETTK’nın 370. maddesine aykırı olarak yapıldığı anlaşıldığından kararların yoklukla malul olduğu gerekçesiyle davanın kabulüne, davalı şirketin 05/07/2004 tarih 2004/5 sayılı, 22/12/2005 tarih 2005/06 sayılı, 05/05/2006 tarih 2006/07 sayılı, 08/05/2006 tarih 2006/08 sayılı, 08/05/2006 tarih 2006/09 sayılı, 08/05/2006 tarih 2006/10 sayılı, 07/06/2007 tarih 12 sayılı, 07/06/2007 tarih 2007/14 sayılı, 07/06/2007 tarih 2007/15 sayılı, 23/08/2008 tarih 2008/17 sayılı genel kurul kararlarının yoklukla malul olduklarının tespitine, davacının davalı şirkette 9,906/40 pay oranında hissesi olduğunun tespitine karar verilmiştir. Kararı, davalı vekili temyiz etmiştir. Dosyadaki yazılara, mahkemece uyulan bozma kararı gereğince hüküm verilmiş olmasına ve delillerin takdirinde bir isabetsizlik bulunmamasına göre, davalı vekilinin bütün temyiz itirazları yerinde değildir. SONUÇ: Yukarıda açıklanan nedenlerden dolayı, davalı vekilinin bütün temyiz itirazlarının reddiyle usul ve kanuna uygun bulunan hükmün ONANMASINA, aşağıda yazılı bakiye 21,40 TL temyiz ilam harcının temyiz eden davalıdan alınmasına, 08/11/2022 tarihinde oybirliğiyle karar verildi.
11. Hukuk Dairesi, 2015/13645 E., 2017/1451 K.
orta eşleşmeKarar metninde maddeye atıf varTİCARET MAHKEMESİ
tam metni aç
mesi halinde sonuç doğurup ancak tebliğ ile birlikte müdürlük görevinin son bulacak olmasına, görev son bulmadan sicile tescil edilemeyecek olmasına, dış ilişkide ise istifanın ticaret siciline tescil ve ilan edilmesiyle sonuç doğurmasına (TTK 37. madde) şirketi temsile yetkili olan kişileri tescil edilmek üzere ticaret siciline bildirmekle yükümlü olan yönetimin (müdür veya müdürler) istifa neden
11. Hukuk Dairesi         2015/13645 E.  ,  2017/1451 K. "İçtihat Metni" MAHKEMESİ :TİCARET MAHKEMESİ Taraflar arasında görülen davada ... 15. Asliye Ticaret Mahkemesi’nce verilen 07/05/2015 tarih ve 2014/1160-2015/300 sayılı kararın Yargıtayca incelenmesi davacı vekili tarafından istenmiş ve temyiz dilekçesinin süresi içinde verildiği anlaşılmış olmakla, dava dosyası için Tetkik Hakimi ... tarafından düzenlenen rapor dinlendikten ve yine dosya içerisindeki dilekçe, layihalar, duruşma tutanakları ve tüm belgeler okunup, incelendikten sonra işin gereği görüşülüp, düşünüldü: Davacı vekili, müvekkili ile ...'in dava dışı ... Paz. Ltd. Şti.'ni ilk 10 yıl için müdür olarak ayrı ayrı temsile yetkili kılındıklarını, müvekkilinin şirketteki hisselerini 31/10/2007 tarihinde ...'e devrettiğini, bu devir işleminin Türkiye Ticaret Sicil Gazetesi'nin 09/11/2007 tarihli ve 6933 sayılı nüshasında ilan edildiğini, müvekkilinin buna rağmen müdürlüğünün devam ettiğini vergi ceza ihbarnamelerinden öğrendiğini, şirket yetkililerine müdürlükten istifasını sunamayan müvekkilinin istifa ettiğini ...'ne dilekçe ile bildirdiğini, ...'nün görevden istifa ettiğine dair yazının şirketin müseccel adresine gönderilip şirkete ulaştığına dair tebliğ şerhini içeren noter marifetince düzenlenmiş istifaname aslının veya onaylı suretinin müdürlüğe gönderilmesi halinde gerekli işlemlerin yapılacağını bildirdiğini, bunun üzerine ... 29. Noterliği'nin 30/01/2014 tarih ve 2933 yevmiye numaralı istifanamesini şirketin adresine gönderdiğini, tebligatın Tebligat Kanunu m. 21’e göre yapıldığını, davalının istifanamenin şirkete ulaşmadığı gerekçesiyle re'sen tescil işlemi yapılamayacağını bildirdiğini ileri sürerek müvekkilinin şirket müdürlüğünden istifasının reddi ile ilgili kararın iptalini, müdürlükten istifanın kabulü ile tescil ve ilanını talep ve dava etmiştir. Davalı vekili, davanın reddini talep etmiştir. Mahkemece, iddia, savunma ve dosya kapsamına göre, davalının yaptığı işlemlerde hukuka aykırılık olmadığı, davacının şirket müdürlüğünden istifası konusunda dava dışı şirkete çıkartılan tebligatın usulüne uygun olarak yapılmamış olduğu, davacının şirket müdürlüğünden istifası konusunda şirketçe ortaklar kurulu kararı alınması ve buna göre ticaret siciline müracaat edilip tescil ve ilan edilmesi gerekirken bu lüzuma uyulmadığı, davalıdan şekil şartlarına uymayan tescil ve ilan işlemini gerçekleştirmesinin istenemeyeceği gerekçesiyle davanın reddine karar verilmiştir. Kararı, davacı vekili temyiz etmiştir. Dava dosyası içerisindeki bilgi ve belgelere, mahkeme kararının gerekçesinde dayanılan delillerin tartışılıp, değerlendirilmesinde usul ve yasaya aykırı bir yön bulunmamasına, istifanın muhatabının kabulüne bağlı olmaması nedeniyle mahkemenin bu yöndeki gerekçesi doğru değil ise de tek taraflı bozucu yenilik doğuran hak niteliğinde olan istifanın, iç ilişkide bu yöndeki beyanın şirkete ulaşmasıyla hukuki sonuç doğuracak olmasına ve bu nedenle şirket müdürlüğünden istifanın şirkete tebliğ edilmesi halinde sonuç doğurup ancak tebliğ ile birlikte müdürlük görevinin son bulacak olmasına, görev son bulmadan sicile tescil edilemeyecek olmasına, dış ilişkide ise istifanın ticaret siciline tescil ve ilan edilmesiyle sonuç doğurmasına (TTK 37. madde) şirketi temsile yetkili olan kişileri tescil edilmek üzere ticaret siciline bildirmekle yükümlü olan yönetimin (müdür veya müdürler) istifa nedeniyle temsil yetkisi kalkan müdürün istifasını da sicile bildirmekle yükümlü olmasına, somut olayda dava dışı şirketin münferiden şirketi temsile yetkili iki müdürünün bulunması nedeniyle davacının istifasının muhatabının da diğer müdür olmasına ve bu nedenle de 6102 sayılı TTK'nın 28. mad. ve Ticaret Sicil Yönetmeliği'nin 22. maddesi gereğince de bu müdürün sicile başvurabilecek olmasına göre, davacı vekilinin tüm temyiz itirazları yerinde değildir. SONUÇ: Yukarıda açıklanan nedenlerden dolayı, davacı vekilinin bütün temyiz itirazlarının reddiyle usul ve kanuna uygun bulunan hükmün ONANMASINA, aşağıda yazılı bakiye 3,70 TL temyiz ilam harcının temyiz eden davacıdan alınmasına, 13/03/2017 tarihinde oyçokluğuyla karar verildi. (M) (M) KARŞI OY Somut uyuşmazlıkta, Dava dışı ... Pazarlama Ltd. Şti'deki ortaklık payını 31/10/2007 tarihinde ...'e devrettikten sonra şirkette hissesi kalmayan, ancak esas sözleşme gereğince diğer ortak ile birlikte müdürlük görevi devam eden davacı 10/01/2013 günlü dilekçesi ile müdürlük görevinden istifa ettiğini, keyfiyetin sicil kayıtlarına işlenmesini ...'den talep etmiştir. Müdürlükçe 20/01/2014 günlü cevabi yazısı ile istifa keyfiyetinin şirkete tebliği ile tebliğ şerhini içerir noterce düzenlenmiş istifanamenin ibrazı halinde işlem yapılabileceği bildirilmiştir. Bunun üzerine davacı ... 29. Noterliği'nin 30/01/2014 gün ve 2933 Y. nolu istifanamesi ile istifasını müdürü olduğu şirkete bildirmiş, ancak istifaname şirkete tebliğ edilememiştir. Davacının 20/02/2014 günlü Ticaret Sicil Müdürlüğü'ne başvurusunda 28/02/2014 günlü cevabi yazı ile istifanamenin şirkete ulaşmaması nedeniyle tescil işleminin yapılamayacağı bu hususta mahkeme kararının ibrazı gerektiği gerekçesi ile geri çevrilmiş, bunun üzerine eldeki dava açılmıştır. Bilindiği üzere Limited Şirketlerde, müdür veya müdürlerin istifası suretiyle görevlerinin sona ermesi 6102 sayılı Türk Ticaret Kanunu'nda düzenlenmemiştir. 6098 sayılı Türk Borçlar Kanunu'nun 547 vd. maddelerinde Ticari Temsilci düzenlenmiş olup Limited Şirket müdürünün Ticari Temsilci olduğu açıktır. Ticari Temsilci hakkında, 6102 sayılı TTK'da aksine bir hüküm bulunmadığı durumda, 6098 sayılı TTK 547-550 maddesi hükümlerinin uygulanması mümkündür. Birer ticari temsilci olan müdürler istifa hakkına sahip olup, istifa hakkının iş sözleşmesindeki hükümlere uygun olarak yapılması gerekmektedir. Aksi halde müdürün şirkete karşı sorumluluğu sözkonusudur. Ticari Temsili (müdür), her zaman sözleşmeyi yani müdürlük görevini tek taraflı olarak sona erdirebilir (6098 sayılı TBK 512 md.). Zira limited şirkette müdürlük zorunlu bir görev değildir. Müdürlerin istifaları, tek taraflı olarak görevden ayrılmayı ifade ettiği içindir ki istifanın kabulü için herhangi bir makamın, örneğin ortaklar kurulunun onay ve kabulü aranmaz. İstifa keyfiyetinin şirkete bildirilmesi ve ortaklar kurulunca bu konuda karar alınması, müdürün şirkete karşı sorumluluğu yönünden önem arz etmekte olup, bu lazimenin yerine getirilmemesi, tek taraflı irade beyanı ile sonuç doğuran istifanın, geçerliliğine etkili değildir Açıklanan nedenle davacının temyiz isteminin kabulü ile davanın kabulüne karar verilmek üzere yerel mahkeme kararının bozulmasına karar verilmesi gerekirken yazılı şekilde temyiz isteminin reddi ile yerel mahkeme kararının onanmasına ilişkin sayın çoğunluk görüşüne karşıyım.
11. Hukuk Dairesi, 2014/8160 E., 2014/19269 K.
orta eşleşmeKarar metninde maddeye atıf varTİCARET MAHKEMESİ
tam metni aç
Mahkemece, iddia, savunma ve tüm dosya kapsamı uyarınca taraflar arasında akdedilen hizmet sözleşmesinin TTK 334 (Yeni TTK 395. mad.) maddesindeki genel kurul izin şartı yerine getirilmediğinden batıl olduğu, bununla birlikte bu sözleşmenin 37. maddesi dışındaki hükümlerinin geçersizliğini ileri sürmenin MK'nın 2.
11. Hukuk Dairesi         2014/8160 E.  ,  2014/19269 K. "İçtihat Metni" MAHKEMESİ :TİCARET MAHKEMESİ Taraflar arasında görülen davada ...Asliye Ticaret Mahkemesi’nce verilen 24/12/2013 tarih ve 2012/263-2013/346 sayılı kararın Yargıtayca incelenmesi asıl ve birleşen davada davalı vekili tarafından istenmiş ve temyiz dilekçesinin süresi içinde verildiği anlaşılmış olmakla, dava dosyası için Tetkik Hakimi ... tarafından düzenlenen rapor dinlendikten ve yine dosya içerisindeki dilekçe, layihalar, duruşma tutanakları ve tüm belgeler okunup, incelendikten sonra işin gereği görüşülüp, düşünüldü: Davacılar vekili, davalının davacı şirket yönetim kurulu üyesi bulunduğunu, "Tam Gün Statüde Hekim Sözleşmesi” başlıklı sözleşme ve “Mesul Müdür Yardımcısı Sözleşmesi” başlıklı sözleşmelerin davalı tarafça yönetim kurulu üyesi olduğu şirketin imza tarihindeki yetkilileri ile karşılıklı olarak imzalandığını, oysa davalı yönetim kurulu üyesinin şirketle sözleşme yapmasının genel kurul iznine tabi bulunduğu gerekçesiyle usulüne uygun imzalanmayan sözleşmelerin yok hükmünde sayılmasına karar verilmesini talep ve dava etmiştir. Davalı vekili, davacının hak düşürücü süre içinde davayı açmadığını, sözleşmenin geçersizliğinin ileri sürülmesinin hakkın kötüye kullanımı olduğunu savunarak davanın reddini istemiştir. Mahkemece, iddia, savunma ve tüm dosya kapsamı uyarınca taraflar arasında akdedilen hizmet sözleşmesinin TTK 334 (Yeni TTK 395. mad.) maddesindeki genel kurul izin şartı yerine getirilmediğinden batıl olduğu, bununla birlikte bu sözleşmenin 37. maddesi dışındaki hükümlerinin geçersizliğini ileri sürmenin MK'nın 2. maddesine aykırılık oluşturacağı, bu haliyle bir bütün halinde hekim sözleşmesinin iptalinden bahsedilmesinin yerinde olmayacağı, yok hükmünde sayılması istenen "Mesul Müdür Yardımcılığı Sözleşmesinin" TTK'nın 334. maddesi kapsamında genel kuruldan izin alınması gereken sözleşmelerden olmadığı gerekçesiyle davacının davasının kısmen kabulü ile "Tam gün statüde hekim sözleşmesinin" 37. maddesinin MK'nın 2. maddesi uyarınca hakkın kötüye kullanımı niteliğinde olduğunun kabulü ile bu madde bakımından sözleşmenin kısmen butlanına, sair taleplerin reddine karar verilmiştir. Kararı, asıl ve birleşen davada davalı vekili temyiz etmiştir. Dava dosyası içerisindeki bilgi ve belgelere, mahkeme kararının gerekçesinde dayanılan delillerin tartışılıp, değerlendirilmesinde usul ve yasaya aykırı bir yön bulunmamasına göre, asıl ve birleşen davada davalı vekilinin tüm temyiz itirazları yerinde değildir. SONUÇ: Yukarıda açıklanan nedenlerden dolayı, asıl ve birleşen davada davalı vekilinin bütün temyiz itirazlarının reddiyle usul ve kanuna uygun bulunan hükmün ONANMASINA, aşağıda yazılı bakiye 25,20 TL temyiz ilam harcının temyiz eden asıl ve birleşen davada davalıdan alınmasına, 08/12/2014 tarihinde oybirliğiyle karar verildi.
11. Hukuk Dairesi, 2014/2628 E., 2014/11053 K.
orta eşleşmeKarar metninde maddeye atıf varKARAMAN 1. ASLİYE HUKUK MAHKEMESİ
tam metni aç
maddesinde şirkete ait ilanların TTK'nın 37. maddesi hükmü saklı kalmak kaydıyla şirket merkezinin bulunduğu yerde en az bir gazete ile 7 gün evvel yapılabileceği düzenlenmiştir.
11. Hukuk Dairesi         2014/2628 E.  ,  2014/11053 K. "İçtihat Metni" MAHKEMESİ : KARAMAN 1. ASLİYE HUKUK MAHKEMESİ TARİHİ : 12/04/2012 NUMARASI : 2010/385-2012/255 Taraflar arasında görülen davada Karaman 1. Asliye Hukuk Mahkemesi’nce verilen 12/04/2012 tarih ve 2010/385-2012/255 sayılı kararın duruşmalı olarak incelenmesi davacı vekili tarafından istenmiş olup, bazı noksanlıkların ikmali için dosya mahalline gönderilmişti. Bu noksanlıkların giderilerek dosyanın gönderildiği anlaşılmakla, duruşma için belirlenen 10.06.2014 günü tebligata rağmen gelen olmadığı yoklama ile anlaşıldı, duruşmalı işlerin yoğunluğu ve süre darlığından ötürü işin incelenerek karara bağlanması ileriye bırakıldı. Tetkik Hakimi tarafından düzenlenen rapor dinlenildikten ve yine dosya içerisindeki dilekçe, layihalar, duruşma tutanakları ve tüm belgeler okunup incelendikten sonra işin gereği görüşülüp, düşünüldü: Davacı vekili, müvekkilinin davalı şirkette pay sahibi olduğunu, şirket müdürünün değiştirilmesi ve yeniden müdürler atanmasına karar verildiğini öğrendiğini, anılan bu kararın çağrıda belirlenen usullere riayet edilmeden alındığını, müvekkiline ve başka ortağa haber verilmediğini, TTK'nın 370 ve 538. maddelerinin ihlal edildiğini, yönetime seçilen A. Ö.'in pay sahibi olmadığını, diğer yöneticinin ticari hayatında başarısızlığının sabit bulunduğunu ileri sürerek, 01.06.2010 tarih ve 1 numaralı kararın iptaline karar verilmesini talep ve dava etmiştir. Davalı vekili, ana sözleşmenin 12. maddesi uyarınca ana sermayenin yarısından fazlasını temsil eden ortakların kararıyla müdürlerin değiştirilebileceğini, kararın yerinde olduğunu, öteden beri ortakların sözlü olarak toplanarak karar verdiğini, alınan kararın yerinde bulunduğunu, esasen şekle aykırılığın tek başına iptal için yeterli olmadığını, kararın, kanun, anasözleşme ve iyiniyet kurallarına da aykırı bulunması gerektiğini, müdürlerin şahsına yönelik iddiaların da gerçeği yansıtmadığını savunarak, davanın reddini istemiştir. Mahkemece, iddia, savunma, toplanan kanıtlar ve benimsenen bilirkişi raporuna göre, uyuşmazlığa konu kararın alınması öncesinde davalının anasözleşmesi ve kanunda belirlenen şekilde ortaklara çağrı yapılmadığı, çağrıda usulsüzlük bulunduğu, ancak bu durumun kararın iptali için tek başına neden olmayacağı, toplantı ve karar nisabına uyulduğu, anasözleşme hükmüne göre müdürlerin atandığı ve temsil yetkilerinin belirlendiği, müdürlerin birinin ortak olmamasının sonuca etkili bulunmadığı, limited şirkete dışarından da ortak atanabileceği, diğer müdürün kişiliğine ilişkin iddiaların kanıtlanmadığı, esasen bu durumun azil sebebi olamayacağı gerekçesiyle davanın reddine karar verilmiştir. Kararı, davacı vekili temyiz etmiştir. Dava, davalı limited şirketin ortaklar kurulu kararının iptali istemine ilişkindir. Davacının, davalının ortağı olduğu hususu uyuşmazlık konusu değildir. Davacı, davalının 01.06.2010 tarih ve 1 sayılı mevcut müdür yetkisinin sonlandırılması ve yerine yeni müdürler tayin edilmesine ilişkin ortaklar kurulu kararının usulüne uygun şekilde alınmadığını, kendisine ve başka ortaklara çağrı yapılmadığını, ayrıca seçilen müdürlerin müdürlük şartlarını taşımadıklarını ileri sürerek iptaline karar verilmesini istemiştir. Somut olaya uygulanacak mülga 6762 sayılı TTK'nın 538. maddesinde limited şirketin toplantıya çağrılması hususu açıkça hükme bağlanmıştır. Anılan düzenleme uyarınca toplantıya ve yazılı olarak oy vermeye davetin, şirketin ana sözleşmesinde gösterilen şekilde ve eğer ana sözleşmede bu yönde bir düzenleme yoksa taahhütlü mektupla ve toplantıdan en az beş gün önce ve gündem bildirilmek suretiyle yapılacaktır. Anılan Kanun hükmünün son bendinde bütün ortakların aralarında biri itirazda bulunmadığı takdirde, toplantıya çağırma hakkındaki merasime riayet etmeksizin de genel kurul halinde toplanabileceği düzenlemiş bulunmaktadır. Böyle bir ortamda ortaklar kurulu, yetkisine dahil tüm konularda karar alabilmesi mümkündür. Ancak, bunun geçerli olabilmesi için, tüm ortakların bizzat veya temsilcilerinin ortaklar kurulunda bulunmaları ve bunlardan herhangi birinin itirazının olmaması gerekmektedir. Öte yandan, çağrıda usulsüzlük, tek başına alınan kararların iptali için yeterli olmayıp, kararın aynı zamanda kanuna, ana sözleşmeye ve iyiniyet kurallarına da aykırı olması zorunludur. Çağrıda usulsüzlük olup olmadığının değerlendirilmesi için, öncesinde mutlaka ortaklara bir çağrı yapılması gerekir. Hiçbir şekilde çağrı yapılmadan karar alınması, çağrıda usulsüzlük olarak nitelendirilemez. Dava konusu olay bakımından değerlendirme yapıldığında davalı şirketin ana sözleşmesinin 7. maddesinde şirkete ait ilanların TTK'nın 37. maddesi hükmü saklı kalmak kaydıyla şirket merkezinin bulunduğu yerde en az bir gazete ile 7 gün evvel yapılabileceği düzenlenmiştir. Dosya kapsamından karar öncesi böyle bir ilan yapıldığı veya taahhütlü mektupla veyahut başka bir kanalla ortaklara toplantının yapılacağının bildirildiği kanıtlanmamış, aksine toplantının yapılacağının sözlü olarak ortaklara bildirildiği, davacıya da bu şekilde bildirim yapıldığı savunulmuştur. Ancak, davalı, davacı ve diğer ortaklara karar öncesi toplantı yapılacağı yönünde bir çağrı yapıldığını kanıtlayamamıştır. Dava konusu kararın da davacı ve başka ortaklar katılmadan 6762 sayılı Kanunun 536/2. maddesine uygun şekilde bazı ortakların katılımı ile alındığı anlaşılmaktadır. Bu durum karşısında, davalının, kanuna ve ana sözleşmeye uygun şekilde çağrı yapıldığını kanıtlayamadığı, başka bir ifade ile çağrısız şekilde toplantı yaptığı, bu toplantının mülga TTK'nın 538/son maddesi kapsamında gerçekleştirilerek uyuşmazlığa konu kararın alındığı, ancak anılan toplantıya tüm ortakların veya temsilcilerinin katılmadığı, emredici hükme uyulmadığı, bu nedenle kararın yok hükmünde olduğu dikkate alınarak sonucuna bir karar verilmesi gerekirken, yazılı şekilde hüküm kurulması doğru görülmemiş, kararın bozulması gerekmiştir. SONUÇ:Yukarıda açıklanan nedenlerle davacı vekilinin temyiz itirazlarının kabulü ile kararın davacı yararına BOZULMASINA, ödediği temyiz peşin harcın isteği halinde temyiz edene iadesine, 10.06.2014 tarihinde oybirliğiyle karar verildi.

Eşleştirme iki kanıta dayanır: kararın kendi metnindeki madde atfı ve şerh kitaplarının o kararı hangi maddenin altında bastığı. Otomatik üretilmiştir, hukuki tavsiye değildir; kararın güncelliğini ve sonraki içtihat değişikliklerini ayrıca denetleyin.

Bu Maddeyle İlgili Sınav Sorusu

Genel

Türk Medeni Kanunu, belirli hukuki durumların ve hakların aleniyetini sağlamak ve bu kayıtlara güvenen iyiniyetli üçüncü kişileri korumak amacıyla çeşitli resmî sicillerin tutulmasını öngörmüştür. Bu siciller, kanunda aksi belirtilmedikçe, belgeledikleri olguların doğruluğuna bir karine teşkil ederler. Aşağıdakilerden hangisi, bu amaç ve fonksiyon doğrultusunda doğrudan doğruya Türk Medeni Kanunu sistematiği içerisinde düzenlenmiş bir resmî sicil olarak nitelendirilemez?

A) Kişisel durum sicili
B) Tapu sicili
C) Hayvanları koruma sicili
D) Mülkiyeti saklı tutma sicili
E) Ticaret sicili

Bu maddeyle ilgili 1 soru daha var!

Soruların tamamını çözmek, açıklamalı cevapları görmek ve Hukuksal Eğitim yapay zeka asistanı ile çalışmak için platforma katılın.

Hukuksal Eğitim Platformu'na Üye Ol