6102 sayılı Türk Ticaret Kanunu Madde 368

Türk Ticaret Kanunu 368. maddesi, Hukuksal Eğitim mevzuat kütüphanesinde tam metin olarak yayımlanmıştır. Aşağıda maddenin tam metni, maddeyle eşleşen yüksek mahkeme kararları ve bu maddeden çıkmış sınav soruları yer alır. Ham metin için adresin sonuna /raw ekleyin.

Madde Metni

MADDE 368- (1) Yönetim kurulu, ticari mümessil ve ticari vekiller atayabilir. 5. Özen ve bağlılık yükümlülüğü

Bu Maddeyle İlgili Yüksek Mahkeme Kararları

19 karar eşleşti
11. Hukuk Dairesi, 2012/3004 E., 2013/9515 K.
yüksek eşleşmeKarar metninde maddeye atıf varASLİYE HUKUK MAHKEMESİ
Davacı vekili, müvekkilinin davalı şirketin ortağı olup, davalı şirketin 17.10.2007 tarihli genel kurul toplantısı öncesinde TTK'nın 368. maddesine uygun şekilde genel kurula davete ilişkin işlemleri yerine getirmediğini, bu nedenle söz konusu genel kurulda alınan kararların geçersiz olduğunu, davalı şirketin yönetim kurulunun üç kişiden oluşup, ikisinin devlet memuru olarak çalıştıkl
11. Hukuk Dairesi         2012/3004 E.  ,  2013/9515 K. "İçtihat Metni" MAHKEMESİ :ASLİYE HUKUK MAHKEMESİ Taraflar arasında görülen davada Isparta 1. Asliye Hukuk Mahkemesi’nce verilen 29.12.2011 tarih ve 2010/114-2011/372 sayılı kararın duruşmalı olarak incelenmesi davalı vekili tarafından istenmiş olup, duruşma için belirlenen 07.05.2013 günü hazır bulunan davacı vekili Av. ... ... ile davalı vekilleri Av. ... dinlenildikten sonra duruşmalı işlerin yoğunluğu ve süre darlığından ötürü işin incelenerek karara bağlanması ileriye bırakıldı. Tetkik Hakimi ... tarafından düzenlenen rapor dinlenildikten ve yine dosya içerisindeki dilekçe, layihalar, duruşma tutanakları ve tüm belgeler okunup incelendikten sonra işin gereği görüşülüp, düşünüldü: Davacı vekili, müvekkilinin davalı şirketin ortağı olup, davalı şirketin 17.10.2007 tarihli genel kurul toplantısı öncesinde TTK'nın 368. maddesine uygun şekilde genel kurula davete ilişkin işlemleri yerine getirmediğini, bu nedenle söz konusu genel kurulda alınan kararların geçersiz olduğunu, davalı şirketin yönetim kurulunun üç kişiden oluşup, ikisinin devlet memuru olarak çalıştıklarını, kanuna aykırı bu durum nedeniyle yönetim kurulunun yok hükmünde olduğunu, bu yönetim kurulu tarafından esas sözleşmeye aykırı olarak yapılan hisse devirlerinin kabul edilerek pay defterine kaydına ilişkin olarak verilen kararların da yok hükmünde olduğunu ileri sürerek, şirketin yönetiminin kayyuma teslimine ihtiyati tedbir ile karar verilmesine, kanunun emredici hükümlerine ve esas sözleşme hükümlerine aykırı toplanan 17.10.2007 tarihli genel kurulun ve aldığı kararların yokluğunun tespit edilmesine, bu genel kurulda alınan sermaye artırım kararının iptaline ve dava dilekçesinde belirtilen usulsüz hisse devirlerini onaylayan yönetim kurulu kararının yok hükmünde olduğunun tespiti ile yapılan satışların pay defterinden silinmesine karar verilmesini talep ve dava etmiştir. Davalı vekili, davacının iddialarının hiçbirisinin yerinde olmadığını, davaya konu genel kurul toplantısının hukuka uygun olarak yapıldığını ve kararların alındığını, beş yıl içinde gerçekleşen hise devirlerinin hiçbir itiraza uğramadığını, davanın hakkın kötüye kullanımı niteliğinde olduğunu, davada taraf olmayan kişiler hakkında hüküm kurulmasının mümkün olmadığını, kayyum atanmasına ilişkin isteğin şirket yönetimini kilitleme amacına yönelik olduğunu savunarak, davanın reddini istemiştir. Mahkemece iddia, savunma, bilirkişi raporları ve tüm dosya kapsamına göre, davalı şirkette nama yazılı pay sahibi bulunan davacı ortağın toplantıya TTK'nın 368 maddesinde belirtilen emredici hükme aykırı olarak davet edilmediği ve davacının genel kurul toplantısına katılmadığı, bu nedenle 17.10.2007 tarihli genel kurul toplantısının yokluğunun tespitine karar vermek gerektiği, davacının esas sözleşmeye aykırı olarak yapılan pay devirlerini onaylayan yönetim kurulu kararlarının yokluğunun tespitine karar verilmesi istemine gelince; şirket esas sözleşmesinin 6. maddesinde hisselerini devretmek isteyen hissedarların öncelikle diğer hisse sahiplerine yazılı bildirimde bulunarak, hisselerini satmayı teklif etmek zorunda oldukları, diğer hissedarların alıcı olması halinde hisseler aralarında taksim edileceği, hissedarların bu bildirimi aldıkları tarihten itibaren 30 günlük bir sürede teklif edilen hisselerin bedelini ödeyip alımı tamamlamaz ise satıcının hisselerini bir üçüncü şahıs alıcıya ve diğer hissedarlara teklif edilen bedelden aşağı olmayacak bir fiyattan satabileceğinin düzenlendiği, bu hükmün şirket ortaklarına satışa çıkartılan hisseleri satın alma konusunda müktesep bir hak tanıdığı, kanun veya esas sözleşme ile oluşturulmuş müktesep hakları ihlal eden yönetim kurulu kararlarının batıl olduğu, somut olayda yönetim kurulunun şirket esas sözleşmesinin 6. maddesinde belirtilen emredici hükme aykırı olarak esas sözleşmede belirtilen yükümlülükler yerine getirilmeden yapılan pay devirlerini esas sözleşme hükümlerine aykırı olarak onadığı, yönetim kurulunun esas sözleşme hükümlerine aykırı olarak pay devirlerini onamasının ortakların müktesep haklarının ihlali niteliğinde bulunduğu, bu nedenle batıl olup, hükümsüzlüğün tespitine karar vermek gerektiği sonucuna varılarak, davanın kısmen kabulü ile davalı şirketin 17.10.2007 tarihli olağan genel kurul toplantısında alınan kararların yokluğunun tespitine, şirket yönetim kurulunun 15/11/2005, 25/11/2005, 03/01/2006, 26/02/2006, 14/11/2006 tarihli ... tarafından yapılan, 14/11/2006 tarihli Hakan Kaya tarafından yapılan, 28/09/2007, 15/11/2007, 13/07/2009, 15/02/2010 tarihli ... tarafından yapılan, 15/02/2010 tarihli ... tarafından yapılan, 15/02/2010 tarihli ... tarafından yapılan, 15/02/2010 tarihli Zeliha Sevim tarafından yapılan, 17/02/2010 tarihli ... tarafından yapılan, 17/02/2010 tarihli ... tarafından yapılan hisse satışlarının onayına ilişkin Yönetim Kurulu kararının batıl ( hükümsüz ) olduğunun ve satış sonrası paylara sahip olan kişilerin bu pay devirlerini davalı şirkete karşı ileri sürmelerinin mümkün bulunmadığının tespitine, davacı vekilinin diğer taleplerinin reddine, davalı şirkete denetçi kayyumu atanmasına ilişkin ihtiyati tedbir kararının kaldırılmasına, denetçi kayyumların görevinin sona erdirilmesine karar verilmiştir. Kararı, davalı vekili temyiz etmiştir. 1- Dava, davalı şirketin 17.10.2007 tarihli genel kurul toplantısı öncesinde mülga TTK'nın 368. maddesine uygun şekilde genel kurula davete ilişkin işlemlerin yerine getirilmediği, bu nedenle söz konusu genel kurulda alınan kararların geçersiz olduğu iddiasıyla genel kurulda alınan kararların yokluğunun tespiti ile usulsüz olarak yapılan hisse devirlerini onaylayan yönetim kurulu kararının yok hükmünde olduğunun tespit edilerek, yapılan satışların pay defterinden silinmesi istemlerine ilişkindir. Davaya konu genel kurul toplantısının 17.10.2007 tarihinde yapıldığı, toplantı öncesinde TTK'nın 368. maddesine uygun şekilde toplantıya davetin yerine getirildiği, toplantının Bakanlık komiserinin gözetiminde yapılıp, şirket sermayesini temsil eden 1.000 adet hisseden asaleten ve vekaleten olmak üzere toplam 883 adet hissenin toplantıda temsil edildiği ve kararların gerekli çoğunlukla alındığı anlaşılmıştır.Genel Kurul kararlarının iptalini düzenleyen aynı Kanunun 381. maddesinde, toplantıya davetin usulü dairesinde yapılmadığını veyahut gündemin gereği gibi ilan veya tebliğ edilmediğini iddia eden pay sahiplerinin kanun veya esas mukavele hükümlerine ve bilhassa afaki iyi niyet esaslarına aykırı olan umumi heyet kararları aleyhine tarihlerinden itibaren üç ay içinde iptal davası açabilecekleri düzenlenmiştir. Dairemizin uzun yıllardır uyguladığı ve bu konuda artık istikrar kazanan yerleşik içtihadına göre, aynı Kanunun 368. maddesi emredici nitelikte ise de aynı Kanunun 381. maddesinde çağrıda usulsüzlük halinin genel kurula bu nedenle katılamayan ortaklara bu toplantıda alınan kararların iptali davası açma hakkını verdiği açıkça düzenlendiğine göre, bu husus kanun koyucunun da bu hükme aykırılığın müeyyidesini yokluk olarak kabul etmediğini açıkça göstermektedir.Bu durumda, tek başına toplantıya çağrıdaki usulsüzlük bir yokluk nedeni olmayıp, anılan madde uyarınca çağrılmayan ortağa iptal davası açma hakkı tanımaktadır.Bu açıklamalar doğrultusunda somut olaya gelindiğinde, davacının toplantıya çağrılmaması toplantı ve karar nisaplarını etkilemediği gibi başkaca bir nedene dayalı olarak ileri sürülen yokluk ve geçersiz iddiası da bulunmayıp, esasen davaya konu genel kurulun yok hükmünde veya geçersiz sayılmasını gerektirecek bir aykırılık da mevcut değildir.Bu itibarla, davacının davaya konu genel kurulda alınan kararlara karşı ancak iptal davası açma hakkı bulunup, bu hakkın da toplantı tarihinden itibaren 3 aylık hak düşürücü süre içinde kullanılması gerekmekte olup, genel kurulun 17.10.2007 tarihinde toplandığı, davanın ise 3 aylık hak düşürücü süre geçirildikten sonra 03.05.2010 tarihinde açıldığı anlaşıldığından süresinde açılmayan iptal davasının reddi gerekirken, yazılı şekilde Dairemizin uzun yıllardır uyguladığı son içtihatlarına aykırı gerekçeyle davaya konu genel kurul toplantısının yokluğunun tespitine karar verilmesi doğru görülmemiş, kararın bu nedenle bozulması gerekmiştir. 2- Davacı açtığı işbu davada yönetim kurulu tarafından esas sözleşmeye aykırı olarak yapılan pay devirlerinin kabul edilerek pay defterine kaydına ilişkin olarak verilen kararların da yok hükmünde olduğunu ileri sürerek, usulsüz hisse devirlerini onaylayan yönetim kurulu kararının yok hükmünde olduğunun tespiti ile yapılan satışların pay defterinden silinmesine karar verilmesini de istemiştir.Davalı şirket, 03.10.2005 tarihinde ticaret siciline tescil edilerek kurulmuş olup, tescil edilen kuruluş anasözleşmesine göre şirket ortakları ...'dan oluşmaktadır.Anasözleşmenin 6. maddesinde payların devrine ilişkin düzenleme mevcut olup, buna göre hisselerini devretmek isteyen hissedarların öncelikle diğer hisse sahiplerine yazılı bildirimde bulunarak hisselerini satmayı teklif etmek zorunda oldukları, hissedarların bu bildirimi aldıkları tarihten itibaren 30 günlük bir sürede teklif edilen hisselerin bedelini ödeyip, alımı tamamlamaz ise satıcının hisselerini bir üçüncü şahıs alıcıya ve diğer hissedarlara teklif edilen bedelden aşağı olmayacak bir fiyattan satabilecekleri, pay senetlerinin devrinin yönetim kurulunun onayına bağlı olduğu hususları düzenlenmiştir. Bu madde ile pay devirlerinde bağlam hükmü getirilmiş olup, buna uyulmaması hali devir sözleşmesinin feshini isteme hakkını verirse de her hakkın olduğu gibi önalım ve fesih hakkının kullanımı da MK'nın 2. maddesi ile sınırlıdır.Somut olayda, pay devirlerinde anasözleşmenin 6. maddesinde düzenlenen bağlam hükmünün uygulanmadığı, anılan maddedeki koşullar uygulanmadan yapılan pay devirlerinin kabul edilerek pay defterine kayıt edildiği, davalı şirketin üç büyük hissedarından biri ve aynı zamanda davacının eşi olan ...'nun davalı şirketin yönetim kurulu üyesi olup, ...'nun kendisi tarafından da anılan bağlam hükmüne uyulmadan pay devirlerinin yapıldığı anlaşılmıştır.Bu durumda, şirket ortağı olmasının dışında davalı şirketin eski büyük hissedarlarından birisi ve yönetim kurulu üyesi ...'nun eşi de olan davacının gerek eşi tarafından uzun yıllardır yapılan işlemlerden gerekse davaya konu pay devirlerinden haberdar olmaması hayatın olağan akışına aykırı bulunduğundan davacının uzun yıllar hiçbir itiraza uğramadan yapılan pay devirlerine yönelik işlemlerin anasözleşmeye aykırılığını ileri sürerek yok hükmünde sayılmasını istemesi, somut olayın özellikleri dikkate alındığında MK'nın 2. maddesinde düzenlenen hakkın kötüye kullanılması yasağına aykırılık teşkil ettiğinden davacının bu yöndeki isteminin de reddine karar verilmesi gerekirken bu yönler değerlendirilmeden yazılı şekilde pay devirlerinin geçersiz sayılması doğru olmadığı gibi temyizden sonra davalı şirket vekili tarafından dosyaya sunulan ek beyanlarda anasözleşmedeki pay devirlerine ilişkin bağlam hükmünün 2007 yılında yapılan genel kurul toplantısında yapılan anasözleşme değişikliği ile kaldırıldığının da ileri sürülmüş olmasına göre, bu yöndeki anasözleşme değişikliği dahi dikkate alınmadan iddia olunan değişiklik sonrasını da kapsayan pay devirleri hakkında da yazılı şekilde karar verilmesi doğru görülmemiş, kararın bu nedenlerle pay devirlerine ilişkin olarak verilen hüküm açısından da bozulması gerekmiştir. SONUÇ:Yukarıda (1) ve (2) numaralı bentte açıklanan nedenlerle davalı vekilinin temyiz itirazlarının kabulü ile kararın davalı yararına BOZULMASINA, takdir olunan 990,00 TL duruşma vekalet ücretinin davacıdan alınarak davalıya verilmesine, ödediği temyiz peşin harcın isteği halinde temyiz edene iadesine, 09.05.2013 tarihinde oybirliğiyle karar verildi.

Diğer kararlar (4)

11. Hukuk Dairesi, 2012/6540 E., 2013/875 K.
yüksek eşleşmeKarar metninde maddeye atıf varTİCARET MAHKEMESİ
tam metni aç
uğunu, böyle bir onay ve imza bulunmadığını, davacı tarafın sözleşme hükümlerine göre ödeme belgelerini ve şirket borçlarının üstlenilmesine ilişkin bankalardan alınacak ibra belgelerini ibraz etmedikçe pay sahipliğini kazanamayacaklarını, TTK'nın 368.maddesine göre toplantıya iştirak edecek hamiline yazılı pay sahiplerinin toplantı tarihinden evvel şirkete hisselerini tevdi etmelerinin şart olduğ
11. Hukuk Dairesi         2012/6540 E.  ,  2013/875 K. "İçtihat Metni" MAHKEMESİ :TİCARET MAHKEMESİ Taraflar arasında görülen davada ... Asliye Ticaret Mahkemesi’nce verilen 08/02/2012 tarih ve 2011/521-2012/15 sayılı kararın duruşmalı olarak incelenmesi davacılar ..., ..., ... ve ... vekili tarafından istenmiş olup, duruşma için belirlenen 15/01/2013 günü hazır bulunan birleşen dava davacıları a) ... b) ... c) ... d) ... e) ... vekili Av. ... ile birleşen dava davalısı ... vekili Av. ... dinlenildikten sonra duruşmalı işlerin yoğunluğu ve süre darlığından ötürü işin incelenerek karara bağlanması ileriye bırakıldı. Tetkik Hakimi ... tarafından düzenlenen rapor dinlenildikten ve yine dosya içerisindeki dilekçe, layihalar, duruşma tutanakları ve tüm belgeler okunup incelendikten sonra işin gereği görüşülüp, düşünüldü: Asıl dava dosyasında davacı ... vekili, müvekkilinin davalı şirketin hissedarı olduğunu, şirketin 24.9.2009 tarihli ve 08.09.2010 tarihli genel kurullarının iptali için açılan davaların iptal ile sonuçlandığını, ... Asliye Ticaret Mahkemesi'nin 2011/690 esas sayılı dosyası ile 2006 yılında seçilen yönetim kurulunun görev süresi bitmiş olsa dahi genel kurulu toplantıya çağırabileceğine karar verildiği, bu karara istinaden genel kurul için yönetim kurulunca çağrı yapıldığını ve 15.09.2011 tarihli genel kurulun yapıldığını, müvekkili ve dava dışı ... genel kurula katılan ve hazirun cetvelinde adı geçen kişilerin davalı şirketin ortağı olmadığını, toplantıda bulunan pay defterinin 28.06.2011 tarihinde sahte olarak tanzim edildiğini, asıl ve orjinal pay defterinin yediemin ...'de olduğunu, sahte olarak düzenlenen pay defterine itibar edilerek genel kurul yapılmasının mümkün olmadığını,genel kurulda toplantı ve karar nisabının oluşmadığını ileri sürerek 15.09.2011 tarihli genel kurulda alınan kararların yok hükmünde olduğunun tespitine, olmadığı taktirde iptaline karar verilmesini talep ve dava etmiştir. Asıl dava dosyasında davacı yanında davaya katılanlar vekili, müvekkillerinin davalı şirket sermayesinin 23.000.000 TL’lik kısmını temsil eden 2.300 adet hamiline yazılı hisse senedine ve şirket sermayesinin % 76,66’na sahip olduğunu, bu çerçevede davalı şirketin sermayesinin 3/4'den fazlasının pay sahibi olarak müvekkillerin katılmadığı 15.09.2011 tarihli genel kurul toplantısının hukuken varlık kazanamayacağını ileri sürerek davacı yanında davaya katılmak istediklerini ileri sürerek davacının davasının kabulüne karar verilmesini istemişlerdir. Birleştirilen ... Asliye Ticaret Mahkemesi'nin 2011/1018 esas sayılı dava dosyasında davacı ... vekili, davalı şirketin 15.09.2011 tarihinde Olağanüstü genel kurul toplantısına şirkette pay sahibi olmayan ..., ..., ..., ... ve ... adlı kişilerin pay sahibi oldukları iddiası ile katıldıklarını ve toplantıya katılan pay sahibi olmayan bu kişilerin şirket yönetim kurulu ve denetçi seçimi yaptıklarını, ancak gerçek pay sahibi olmayan kişilerin katılımı ile yapılan ve müvekkili ile diğer gerçek pay sahibi kişilerin katılmadığı bu toplantıda alınan kararların hukuken varlık kazanmasının mümkün olmadığını, şirketin gerçek pay sahipleri defterinin ... Noterliği'nin 09.02.2005 tarihli ... yevmiye numarası ile tasdiklenen defter olduğunu ve bu defterde müvekkillerinin pay sahibi olarak kayıtlı olduğunu, müvekkili ile birlikte toplantıya katılmayan pay sahiplerinin hisselerinin şirket sermayesinin %96,06’lık kısmını teşkil ettiğini, devir konusu olan hisse senetlerinin arka yüzlerine devir cirosu ile ciro edilip şirket pay defteri ile birlikte yediemine teslim edildiğini, bu hisseler ve pay defterinin yedieminde olduğunu, yönetim kuruluna seçilen kişilerin şirkette pay sahibi olmadıklarını, ileri sürerek 15.09.2011 tarihli genel kurulda alınan kararların yoklukla malul olduğunun tespitine, terditli olarak TTK'nın 381. maddesi uyarınca söz konusu kararların iptaline, geçici hukuki koruma olarak davalı şirketin olağanüstü genel kurulunun toplantıya çağrılması amacı ile ve bununla sınırlı olarak tedbiren kayyım atanmasına karar verilmesini talep ve dava etmiştir. İşbu dava ile birleştirilen ... Asliye Ticaret Mahkemesi'nin 2011/854 esas sayılı dava dosyasında davacı ... vekili, ... Asliye Ticaret Mahkemesi'nin 2011/623 esas sayılı dava dosyasında davacı ... vekili, ... Asliye Ticaret Mahkemesi'nin 2011/589 esas sayılı dava dosyasında davacı ... vekili, aynı nedenlerle 15.09.2011 tarihli genel kurulda alınan kararların yoklukla malul olduğunun tespitine, terditli olarak TTK'nın 381. maddesi uyarınca söz konusu kararların iptaline, geçici hukuki koruma olarak davalı şirketin olağanüstü genel kurulunun toplantıya çağrılması amacı ile ve bununla sınırlı olarak tedbiren kayyım atanmasına karar verilmesini talep ve dava etmiştir. Davalı vekili, hisse devir anlaşması ile ...’ye ait olduğu tespit olunan % 42 oranında şirket hissesinin ...'nin onayı olmaksızın devre konu edildiğini, mahkeme sürecinden haberdar olan alıcıların iyi niyet iddiasında bulunamayacağını, ... Asliye Ticaret Mahkemesi'nin 2009/841 esas sayılı dosyasında 24.09.2009 tarihli genel kurul kararının iptali ile şirkette % 42 pay sahibi olduğunun tespitine karar verildiğini, kararın kesinleştiğini, şirket sermayesi toplam 30.000.000 TL olduğuna göre ...'nin bu sermaye içindeki payının 12.600.000 TL olduğunu ve ... payının başka bir kişi tarafından tasarruf edilmesinin mümkün olmadığını, ...'nin şirket hisselerinin 3. şahıslara devri ile ilgili görüşmelere başlandığı andan itibaren ...’ne ihtarname gönderilerek yapılacak her türlü hukuki işlemde bu işlemin taraflarının iyi niyetli olmayacağının açıkladığını, sözleşmeye konu hisselerin % 42’sine tekabül eden 12.600.000 TL’lik kısmının ...'ye ait olduğunu bile bile hisse devir sözleşmesini imzalamış olmaları nedeni ile alıcıların iyi niyetli olmadığını ve hisse devrinin bu nedenle geçersiz olduğunu, şirket anasözleşmesinin 7. maddesine göre de hisselerin devri için ...'nin imza ve onayının şart olduğunu, böyle bir onay ve imza bulunmadığını, davacı tarafın sözleşme hükümlerine göre ödeme belgelerini ve şirket borçlarının üstlenilmesine ilişkin bankalardan alınacak ibra belgelerini ibraz etmedikçe pay sahipliğini kazanamayacaklarını, TTK'nın 368.maddesine göre toplantıya iştirak edecek hamiline yazılı pay sahiplerinin toplantı tarihinden evvel şirkete hisselerini tevdi etmelerinin şart olduğunu, hisse senetlerinin yedieminde olması nedeniyle hisse senetlerinin tevdi edilmediğini, 10.08.2006 tarihinde yapılan genel kurulda 3 yıl süre ile seçilen yönetim kurulu üyelerinin genel kurulu toplantıya davet yetkisinin olduğunun ... Asliye Ticaret Mahkemesi'nde 2011/690 esas sayılı dosyasında verilen karar ile açık olduğunu, şirketin ana sözleşmesinin 10. maddesine göre gerekli toplantı nisabının sağlandığı ve karar nisabına ilişkin hükümlere uygun olarak da kararların alındığını savunarak davanın reddini talep etmiştir. Mahkemece, iddia, savunma, bilirkişi raporu ve tüm dosya kapsamına göre, birleştirilen ... Asliye Ticaret Mahkemesi'nin 2011/1018 sayılı dava dosyasının birleştirme tarihi 01.11.2011 olup, asıl dava dosyasındaki davacının feragat dilekçesinin veriliş tarihinin ise 02.11.2011 olduğu, bu nedenle birleştirilen dosya yönünden yargılamaya devam olunmasında usul hükümlerine aykırı bir yön bulunmadığı, birleştirilen dosya yönünden yargılamaya devam edildiği sırada diğer dava dosyalarının duruşmanın talik edildiği 30.11.2011 tarihinden önce mahkemenin dava dosyası ile birleştirilmesine kararı verilmiş olması karşısında birleştirilen bu dosyalar yönünden de yargılamaya devam olunduğu, davacılar vekillerinin davaların ayrılması ve dosyaların mahkemelerine iade edilmesi yolundaki taleplerine itibar edilmediği, genel kurul çağrısı yapan yönetimin yetkisinin mevcut olduğu ve çağrının usulüne uygun olarak yapıldığı, 08.09.2010 tarihli Anonim şirket hisse devir sözleşmesinin tetkikinden, satıcıların ..., ..., ..., ..., ... alıcıların ise ..., ..., ..., ..., ... olduğu ve satıcıların sahibi oldukları hamiline yazılı hisseleri alıcılar olarak gösterilen davacılara sattıkları devir bedelinin ödenme şeklinin 4. maddede gösterildiği, 47.500.000 USD ödemenin belgelerinin ve ibranın yazılı olarak yediemine tesliminden sonra 6. maddede tarif edilen şekilde yediemine teslim edilen hisse senedi ve geçici ilmühaberlerin alıcılara teslim edileceğinin kararlaştırıldığı, 6. maddede sözleşme uyarınca yediemine teslim edilecek hisse senedi ve geçici ilmühaberlerin alıcılara teslim hükmünde olacağı ancak tüm bedel ödenmedikçe yediemin tarafından alıcılara teslim edilmeyeceği, 7. maddesinde satıcının noter onaylı yazılı muvafakati olmaksızın kısmen yada tamamen başkalarına devir edilemeyeceği ciro ve temlik edilemeyeceğinin kararlaştırıldığı, dosyada bulunan ... Asliye Ticaret Mahkemesi'nin kesinleşen 23.06.2011 tarih ve 2009/841 esas 2011/322 karar sayılı ilamından davacı şirket ortağı ...'nin açmış olduğu dava üzerine, davalı şirketin 24.09.2009 tarihli olağan genel kurul toplantısında alınan tüm kararların iptaline ve davacı ...'nin davalı şirketin % 42 oranında pay sahibi olduğunun tespitine karar verildiği, bu durum karşısında ...'nin % 42 hisse sahibi olduğu ancak 08.09.2010 tarihli hisse devir sözleşmesinde ...'nin yer almamış olduğu, yine, ... Asliye Ticaret Mahkemesinin kesinleşen 23.06.2011 tarih ve 2011/255 esas 2011/323 karar sayılı ilamı ile davalı şirketin 07.09.2010 tarihli olağan genel kurul toplantısında alınan tüm kararların iptaline karar verildiği, gerek hisse devir sözleşmesi, gerekse yediemin teslim tutanağından anlaşılacağı gibi şarta bağlı hisse devri sözleşmesine koşut olarak devretmeye taahhüt edenler ile alıcılar zilyetliğin havalesine ilişkin sözleşme yapıldığı, hisse senetlerinin halen yedieminde bulunduğu, tasarruf işleminin tekemmül etmediği, alıcıların pay sahibi sıfatını kazanmadığı dolayısıyla aktif dava ehliyetlerinin bulunmadığı gerekçesi ile asıl dava yönünden davacı davasından feragat ettiğinden ve müdahale talebinde bulunanlar HMK' nun 66. maddesine göre davacı yanında davacı yanında müdahale eden fer'i müdahil konumunda olduklarından gerek asıl davacının gerekse feri müdahillerin davalarının feragat nedeni ile reddine, birleşen davaların ise davacıların aktif dava ehliyeti olmadığından reddine karar verilmiştir. Kararı, davacılar ..., ..., ... ve ... vekili temyiz etmiştir. 1- Dava dosyası içerisindeki bilgi ve belgelere, mahkeme kararının gerekçesinde dayanılan delillerin tartışılıp, değerlendirilmesinde usul ve yasaya aykırı bir yön bulunmamasına göre, davacılar ..., ..., ... ve ... vekilinin aşağıdaki bent dışında kalan sair temyiz itirazlarının reddine karar vermek gerekmiştir. 2- Asıl ve birleşen davalar, davalı şirketin 15.09.2011 tarihli genel kurulunda alınan kararların yoklukla malul olduğunun tespitine, terditli olarak mülga 6267 sayılı TTK’nun 381. maddesi uyarınca söz konusu kararların iptaline karar verilmesi istemine ilişkindir. Genel kurulun yokluk nedenleri olarak da, bu toplantıda sahte pay defteri kullanılarak gerçek pay sahibi olmayan kişilerin toplantıya katıldığı, gerçek pay sahiplerinin usulüne uygun olarak davet edilmediği, şirkette pay sahibi olmayan ..., ..., ..., ... ve ... adlı kişilerin pay sahibi oldukları iddiası ile katıldıkları ve toplantıya katılan pay sahibi olmayan bu kişilerin şirket yönetim kurulu ve denetçi seçimi yaptıkları, dosyada bulunan anonim şirket hisse devir sözleşmesi çerçevesinde davacıların davalı şirketin yeni ortakları olduğu, toplantıya katılmayan pay sahiplerinin hisselerinin şirket sermayesinin %96,06’lık kısmını teşkil ettiği, devir sözleşmesi sonrası durumun davalı şirketin kuruluş aşamasında tasdik ettirilen 09.02.2005 tarihli ... yevmiye numaralı pay defterine tescil edildiği, ancak 15.09.2011 tarihli genel kurulda kullanılan ... Noterliği'nce tastik edilmiş 28.06.2011 tarih ve ... yevmiye numaralı pay defterinin sahte bir defter olduğu, hisse sahiplerinin yada temsilcilerinin katılmadığı veya toplantı nisaplarına aykırı olarak toplanan genel kurulda alınan kararların yokluk yaptırımına tabi olduğu, bu nedenle bu davayı açmakta hukuken korunmaya değer güncel bir yararlarının bulunduğu iddia edilmiştir. Davalı şirket, genel kurulun usul, yasa ve anasözleşmeye uygun yapıldığını savunarak davanın reddini istemiştir. Mahkemece genel kurulun yapıldığı tarih olan 15.09.2011 tarihi itibarı ile davacıların satın aldıkları hisse bedellerini tam olarak ödemedikleri bu nedenle hamiline yazılı hisse senetleri asıllarının halen yediemin sözleşmesine göre yedieminde bulunduğu, alıcı davacılara verilmediği, alıcı davacıların genel kurulun yapıldığı 15.09.2011 tarihi itibarı ile pay sahipliği sıfatını kazanmadığı ve TTK'nın 368 maddesine göre hamiline yazılı senetleri şirket merkezine ibraz edip adreslerini bildirmedikleri, bu nedenle toplantıya çağrılmamalarının TTK'nın 368 maddesine aykırı olmadığı, sonuç itibarı ile 08.09.2010 tarihli anonim şirket hisse devir sözleşmesi ve 14.09.2010 tarihli yediemin sözleşmesi hükümleri dikkate alındığında davacıların pay sahipliği sıfatının gerçekleşmediği gerekçesiyle asıl davanın feragat nedeniyle, birleşen davaların ise aktif dava ehliyetinin bulunmaması nedeniyle reddine karar verilmiştir. Dairemizin yerleşmiş içtihatları uyarınca böyle bir davanın, aktif husumet ehliyetinin dava tarihinde ve davanın devamı müddetince pay sahibi sıfatını muhafaza eden kişiler tarafından açılıp sonuçlandırılması gerekir. Bu durumda öncelikle incelenmesi gereken husus, dosyada bulunan 08.09.2010 tarihli anonim şirket hisse devir sözleşmesi başlığını taşıyan sözleşme ve 14.09.2010 tarihli yediemin teslim tutanağı başlığını taşıyan belge ile davacıların pay sahipliği sıfatını kazanıp kazanmadığıdır. 08.09.2010 tarihli anonim şirket hisse devir şözleşmesi uyarınca, satıcıların ..., ..., ..., ..., ..., alıcıların ise ..., ..., ..., ..., ... olduğu, satıcıların sahibi oldukları hamiline yazılı hisseleri alıcılar olarak gösterilen davacılara sattıkları devir bedelinin ödenme şeklinin 4. maddede, devir bedelinin ödenme zamanının 5. maddede gösterildiği, buna göre toplam hisse devir bedeli 47.500.000 USD ödemenin belgelerinin ve ibranın yazılı olarak yediemine tesliminden sonra 6. maddede tarif edilen şekilde yediemine teslim edilen hisse senedi ve geçici ilmuhaberlerin alıcılara teslim edileceğinin kararlaştırıldığı, 6. maddede ise sözleşme uyarınca yediemine teslim edilecek hisse senedi ve geçici ilmuhaberlerin alıcılara teslim hükmünde olacağı ancak tüm bedel ödenmedikçe yediemin tarafından alıcılara teslim edilmeyeceği, 7. maddesinde satıcının noter onaylı yazılı muvafakatı olmaksızın kısmen yada tamamen başkalarına devir edilemeyeceği, ciro ve temlik edilemeyeceğinin kararlaştırıldığı anlaşılmaktadır. Sözleşme kapsamından da anlaşılacağı üzere davacılara devir edilen payların hepsi hamiline yazılıdır. Hamiline yazılı olan hisse senetlerinin devrinin şirket ve üçüncü şahıslar hakkında ancak teslim ile hüküm ifade edeceğini düzenleyen TTK’nın 415. maddesinin, yine TTK’nın 1. maddesi gereğince ayrılmaz bir cüzü olduğu Medeni Kanun'un zilyedliğin devrine ilişkin hükümleriyle birlikte yorumlamak zorunluluğu vardır. Zira, TTK’nın 415. maddesi ancak asli zilyedliğin fiili zilyedlikle birlikte aynı kişide toplanmış olması halini öngörmüş, olayımızda olduğu gibi yediemine teslim olması halinde, bu teslimin nasıl gerçekleşeceği hususunda ayrıca bir düzenleme getirmemiştir. Mülga Medeni Kanun'un 892. ve meri Medeni Kanun'un 766. maddesi hükümleri uyarınca, bir taşınırın mülkiyetini nakleden kimse özel bir hukuki ilişkiye dayanarak o şeyin zilyetliğini korursa, mülkiyet teslimsiz geçmiş olur. Bu noktada, 08.09.2010 tarihli anonim şirket hisse devir sözleşmesinin ve 14.09.2010 tarihli yediemin teslim tutanağı başlığını taşıyan belgenin 6. maddelerinin yorumlanması gerekir. Hisse devir sözleşmesinin 6. maddesinin 2.fıkrasında aynen, “o nedenle bu sözleşme uyarınca yediemine teslim edilecek hisse senedi ve geçici ilmühaberler alıcılara teslim hükmünde olacak ancak tüm bedel ödenmedikçe yediemin tarafından alıcılara teslim edilmeyecek.” hükmünü haiz olup, tüm yukarıda yapılan açıklamalar ve dosya kapsamına göre bu ibareden, hisse senedi ve geçici ilmühaberlerin yediemine tesliminin alıcılara teslim hükmünde olduğu ancak sözleşme ile taksitli olarak ödenmesi kararlaştırılan tüm bedel ödenmedikçe yediemin tarafından alıcılara teslim edilmeyeceğinin kararlaştırıldığının kabulü gerekir. Davalı vekili, 08.09.2010 tarihli anonim şirket hisse devir sözleşmesinde düzenlenen taksit miktarlarının ödenmesinde davacıların temerrüde düştüğünü, hisse senetlerinin halen yedieminde olduğunu, bu nedenle davacıların genel kurul tarihi itibariyle ortaklık sıfatını kazanamadıklarını da savunmuştur. 818 sayılı mülga BK’nun 211/son maddesi uyarınca satılanı istirdat edilebilmesi için aynı maddede gösterilen biçimde alıcının temerrüde düşmüş olması gerekir. Diğer bir deyişle, taksitle satım nedeniyle malın geri alınabilmesi, satışın mülkiyeti muhafaza (saklı tutmak) şartı ile yapılmış olmasına bağlıdır. Aksi halde satıcı, ancak, ödenmeyen bedelin tahsilin isteyebilir. Dosya kapsamından hisse devir sözleşmesi ve yediemin teslim tutanağının 6.maddelerinde satıcılar bu haklarını yani hisse devir bedelleri ödenmez ise payların satıcılara geri dönmesini saklı tutmuşlar ise de, bir önceki cümlede “…sözleşme uyarınca yediemine teslim edilecek hisse senedi ve geçici ilmuhaberlerin alıcılara teslim hükmünde olacağı” düzenlendiğinden, anılan ibarenin hisse bedellerinin tahsilini teminen öngörülen bir husus olduğu açık olup, payların mülkiyetinin satıcılarda kaldığı şeklinde yorumlanamaz. Kaldı ki, davaya konu genel kurul tarihi itibariyle temerrüde dayalı olarak hisse devir sözleşmesinin feshedileceği hususunda davacı alıcılara çekilen bir ihtarnamenin olduğu, bilahare sözleşmenin feshedildiği iddia ve ispat edilmemiştir. Dosyada bulunan ihtarnameler genel kurul tarihinden sonrasına ait bulunmaktadır. Sonuç olarak, 15.09.2011 tarihli genel kurul tarihi itibariyle paylara dair oy hakkının paylarını devir eden (satıcılar) kişiler tarafından kullanılması mümkün olmadığından genel kurulda alınan kararlar geçerli değildir. Ancak, yukarıda da açıklandığı üzere işbu davaların niteliği itibarıyla pay sahipliği sıfatının dava tarihi ve devamı süresince devam etmesi gerekir. Buna göre, temyiz aşamasında davalı vekilinin 12.12.2012 tarihli dilekçesi ekinde sunulan ve yediemine karşı satıcılar tarafından açılan hisse senetlerinin iadesi davasının ... 29.Asliye Ticaret Mahkemesi'nin 2012/41-205 sayılı kararı ile 12.07.2012 tarihinde kabul edildiği, kararın kesinleşmediği anlaşılmakta olup, mahkemece davacıların pay sahipliği sıfatının halen devam edip etmediğinin işbu davada incelenmesi ve gerektiğinde anılan davanın neticesinin beklenilmesi ve sonucuna göre bir karar verilmesi gerekirken, yazılı şekilde eksik inceleme ile karar verilmesi doğru görülmemiştir. SONUÇ: Yukarıda (1) nolu bentte açıklanan nedenlerle davacılar ..., ..., ... ve ... vekilinin sair temyiz itirazlarının reddine, (2) nolu bentte açıklanan nedenlerle davacılar ..., ..., ... ve ... vekilinin temyiz itirazlarının kabulü ile kararın davacılar ..., ..., ... ve ... yararına BOZULMASINA, ödediği temyiz peşin harcın isteği halinde temyiz edenlere iadesine, takdir olunan 990,00 TL duruşma vekalet ücretinin davacıdan alınarak birleşen dosya davacıları'na verilmesine, 17/01/2013 tarihinde oybirliğiyle karar verildi.
11. Hukuk Dairesi, 2021/5943 E., 2022/2413 K.
orta eşleşmeKarar metninde maddeye atıf var
tam metni aç
5 tarihli Ticaret Sicil Gazetesi'nde ilan edilen genel kurul kararı ile tanınan yetkiye dayanılarak düzenlenen iç yönerge ve imza sirküleri ile davalıların B grubu imza yetkisi ile dava dışı şirketi temsil etmek üzere yetkilendirildikleri, TTK'nın 629. maddesindeki atıf dikkate alındığında davalıların TTK'nın 367-371. maddelerinde gösterilen yönetici sıfatını haiz oldukları, davacının da sorumlulu
11. Hukuk Dairesi         2021/5943 E.  ,  2022/2413 K. "İçtihat Metni" BÖLGE ADLİYE MAHKEMELERİ HUKUK DAİRELERİ’NİN KESİN NİTELİKTEKİ KARARLARI ARASINDAKİ UYUŞMAZLIĞIN GİDERİLMESİNE YÖNELİK KARAR I. BAŞVURU İstanbul 2. Asliye Ticaret Mahkemesi’nin 06/04/2021 tarih ve 2021/80 Esas sayılı başvurusu ile 5235 sayılı Adli Yargı İlk Derece Mahkemeleri İle Bölge Adliye Mahkemelerinin Kuruluş, Görev ve Yetkileri Hakkında Kanununun 35/3-4 maddesi uyarınca Bölge Adliye Mahkemeleri Hukuk Daireleri arasında " Endemol Medya Pro. Tic. Ltd. Şti. bünyesinde ana sözleşme ile şirket yönetiminin bir kısmı kendilerine verilerek ve iç yönerge hazırlanarak kendilerine B grubu yetkisi verilen, şirket müdürü tarafından atanan, 2017 yılı itibari ile iş akitleri feshedilen, halihazırda iş mahkemesinde görülmekte olan davaları bulunan davalı gerçek kişiler ...ve ...' in " Endemol Medya Pro. Tic. Ltd. Şti.'nde TTK’nın 553. maddesi hükmü kapsamında yönetici olup olmadıkları noktasında İstanbul BAM 14. Hukuk Dairesi ile İstanbul BAM 12. Hukuk Dairesi arasında ortaya çıkan" uyuşmazlığın giderilmesi için ilgili Yargıtay Hukuk Dairesi nezdinde gerekli başvurunun yapılması, bu suretle uyuşmazlığın giderilmesinin talep edilmesi üzerine, İstanbul Bölge Adliye Mahkemesi Başkanlar Kurulu 25.06.2021 tarihli kararı ile konuyla ilgili olarak verilen kesin kararlar nedeniyle oluşan çelişkinin giderilmesi bakımından Yargıtay’ın ilgili dairesinden karar alınması için başvuruda bulunulmasına karar verilmiş, konuyla ilgili olarak düzenlenen evrakı içeren dosya Dairemiz Başkanlığına gönderilmiştir. II. İSTANBUL BÖLGE ADLİYE MAHKEMESİ HUKUK DAİRELERİ BAŞKANLAR KURULU’NUN KARARI Yukarıda açıklanan konu ile ilgili olarak iki istinaf dairesi arasında çıkan görüş ayrılığı İstanbul BAM Hukuk Daireleri Başkanlar Kurulunda görüşülmüş İstanbul 14. HD'nin görüşü benimsenerek her iki istinaf dairesinin incelemesine konu uyuşmazlıklarda davalıların aynı gerçek kişiler olduğu, her iki davada davalıların aynı şirketin yöneticisi olduklarının iddia edildiği ve sorumluluk iddialarının, şirket yöneticiliği sıfatına dayandırıldığı, davalıların yönetici sıfatlarının ve sorumluluklarının bulunup bulunmadığı hususlarının esasa ilişkin konular olduğu, davalıların şirket yöneticisi ve temsilcisi oldukları dönemde zararlandırıcı eylemlerde bulundukları iddia edildiğine göre, davaların TTK'nın 553. maddesi uyarınca açılmış sorumluluk davası olduğunun kabulü gerektiği, davalı yöneticilerin temsil ve ilzam yetkilerini ve yönetim yetkilerini hukuka uygun olarak kullanıp kullanmadıklarının şirketler hukukuna ve TTK'nın yöneticinin sorumluluğunu düzenleyen hükümlerine göre belirleneceği, davalı yöneticilerin, davacı şirketlerle ayrıca hizmet sözleşmesi de imzalamış olmalarının, sorumluluk açısından yöneticinin sorumluluğu hükümlerinin uygulanmasına engel olmayacağı, uygulamada şirket genel müdürleri, yönetim kurulu başkan ve üyeleri ile temsilcisi oldukları şirket arasındaki iç ilişkide hak ve sorumlulukların belirlenmesi amacıyla hizmet sözleşmesi adı altında, sözleşmeler imzalandığı, ancak bu tür hukuki ilişkilerin nitelemesinin mahkemelerce yapılacağı, dava dilekçelerindeki iddiaların kapsamına göre uyuşmazlıkların TTK'da düzenlenen şirket yöneticisinin sorumluluğa ilişkin olmasına göre her iki davanın TTK'nın 5/1.a maddesi uyarınca mutlak ticari dava niteliğinde olduğu, İstanbul BAM Hukuk Daireleri Başkanlar Kurulunun görüşünün, bu tür uyuşmazlıklarda görevli ilk derece mahkemesinin asliye ticaret mahkemesi olduğu yönünde olup, uyuşmazlığın giderilmesi için 5235 sayılı Yasa’nın 35/3 maddesi gereğince Yargıtay 11. Hukuk Dairesi’ne başvurulmasına oy çokluğuyla karar verilmiştir. III. UYUŞMAZLIĞIN GİDERİLMESİ İSTEMİNE KONU KESİN NİTELİKTEKİ KARARLAR VE GEREKÇELERİ A- İstanbul BAM 12. HD'nin 2019/1386 E- 2019/1677 K sayılı dosyasına konu uyuşmazlıkta; davacı Endemol Medya Prodüksiyon Tic. Ltd. Şti. vekilinin, davalılar Hulusi ... ve ...'in davacı şirket nezdinde iş sözleşmeleri uyarınca genel müdür ve ticari direktör olarak çalışmakta iken kendilerine B grubu imza yetkisi verildiğini, davalıların 2013 yılından itibaren Türkiye'de mukim yegane şirket yetkilileri haline geldiklerini, davalıların paravan taşeron şirketler aracılığıyla davacı şirketin imkanlarını kişisel çıkarları için kullandıklarını, davacı şirketin borç batağına sürüklendiğini, fahiş faturalar düzenleyerek şirkete zarar verdiklerini, davacı şirketin iflasına sebebiyet verdiklerini, davalıların iş sözleşmelerinin Haziran 2017'de iptal edildiğini, davalıların yaptıkları usulsüz işlemler nedeniyle suç duyurusunda bulunulmuş olup soruşturma açıldığını, davacı şirketin iflasının mahkemeye bildirildiğini ileri sürerek, davalıların davacı şirkete verdikleri zararın tespitine ve şimdilik 1000,00 TL maddi tazminatın davalılardan müteselsilen tahsiline karar verilmesini talep ve dava ettiği, İstanbul 9. Asliye Ticaret Mahkemesinin 2018/705 E- 2019/56 K sayılı, 22.01.2019 tarihli kararıyla, taraflar arasındaki ilişkinin hizmet sözleşmesi niteliğinde olduğu gerekçesiyle davaya bakma görevinin iş mahkemelerine ait olduğu gerekçesiyle, mahkemenin görevsizliğine karar verildiği, bu kararın istinaf edilmesi üzerine İstanbul BAM 12. HD'nin 2019/1386 E- 2019/1677 K sayılı, 22.01.2019 tarihli kararıyla TTK'nın 623/1, 629/3 ve TBK'nın 547. maddelerinden bahisle, somut olayda davalılar vekili her iki davalının limited şirket müdürü olduğunu ileri sürmüş ise de şirketin organ vasfını haiz müdürleri olmadıkları, sınırlı yetkili imza yetkilisi ve şirket müdürü tarafından atanan tacir yardımcısı sıfatını haiz oldukları belirlenmekle, davacı işveren tarafından davanın, yöneticinin sorumluluğuna ilişkin tazminat davası niteliğinde olmadığı, davanın hizmet sözleşmesinden kaynaklanmakla iş mahkemesinde görülüp sonuçlandırılması gerektiği kanaatiyle HMK'nın 353/1.b.1 maddesi uyarınca istinaf başvurusunun esastan reddine karar verilmiştir. B- İstanbul BAM 14. HD'nin 2020/1699 E- 2020/1436 K sayılı dosyasına konu uyuşmazlıkta; davacılar vekilinin, ENDEMOL SHİNE OPCO HOLDİNG B.V ve ENDEMOL SHİNE IP B.V şirketlerinin, Hollanda'da kurulu şirketler olduğunu, davacı şirketlerin Endomol Medya Prodüksiyon Ticaret Ltd. Şti.'nin hissedarı olduklarını, davalılar Hulusi ... ve ...'in ise bu şirkette iş sözleşmeleri gereğince genel müdür ve ticari direktör olarak çalıştıklarını, davalıların gerçeğe aykırı ve yanıltıcı raporlar vermesi sebebiyle bu şirkete borç verildiğini, borçların davalılar tarafından yakınlarına aktarılarak kişisel menfaatlerinde kullanıldıklarını, bunun Arvares & Marsal raporuyla belirlendiğini ileri sürerek, 1.000.000,00 TL maddi tazminat ile her bir davacı için 50.000,00 TL manevi tazminatın davalılardan tahsiline karar verilmesini talep ettiği, İstanbul 2. Asliye Ticaret Mahkemesinin 2018/729 E- 2020/201 K sayılı, 25.06.2021 tarihli tarihli görevsizlik kararıyla, İstanbul BAM 12. HD'nin yukarıda anılan 2019/1386 E- 2019/1677 K sayılı, 22.01.2019 tarihli kararına da atıf yapmak suretiyle taraflar arasındaki ilişkinin hizmet sözleşmesi niteliğinde olduğu, davaya bakma görevinin iş mahkemelerine ait olduğu gerekçesiyle, mahkemenin görevsizliğine karar verildiği, bu kararın istinaf edilmesi üzerine İstanbul BAM 14. HD'nin 2020/1699 E- 2020/1436 K sayılı 17.12.2020 tarihli kararıyla, davacıların hem pay sahibi hem de alacaklı oldukları dava dışı şirkete, davalıların düzenlediği gerçeğe aykırı ve yanıltıcı raporlara dayanarak borç verilmesinden dolayı uğranılan doğrudan zararın tazmininin talep edildiği, davalıların dava dışı şirkette finansal müdür ve ticari direktör sıfatlarının bulunduğu, 07.10.2015 tarihli Ticaret Sicil Gazetesi'nde ilan edilen genel kurul kararı ile tanınan yetkiye dayanılarak düzenlenen iç yönerge ve imza sirküleri ile davalıların B grubu imza yetkisi ile dava dışı şirketi temsil etmek üzere yetkilendirildikleri, TTK'nın 629. maddesindeki atıf dikkate alındığında davalıların TTK'nın 367-371. maddelerinde gösterilen yönetici sıfatını haiz oldukları, davacının da sorumluluk iddiasını açıkça şirket yöneticisinin sorumluluğunu düzenleyen TTK maddelerine dayandırdığı, bu nedenle uyuşmazlığın TTK'nın 553. maddesi kapsamında şirket yöneticilerinin sorumluluğu iddiasına dayandığı anlaşılmakla davanın, TTK'nın 4 ve 5. maddeleri uyarınca mutlak ticari dava olduğu, bu nedenle görevli mahkemenin asliye ticaret mahkemesi olduğu gerekçesiyle HMK'nın 353/1.a.3 maddesi uyarınca, istinafa konu görevsizlik kararının kaldırılmasına ve davanın yeniden görülmesi için dosyanın kararı veren asliye ticaret mahkemesine gönderilmesine karar verilmiştir. IV. UYUŞMAZLIK Yukarıda açıklanan konu ile ilgili olarak birbirinden ayrışan İstanbul Bölge Adliye Hukuk Daireleri’nin kesin nitelikteki kararları gözetildiğinde, görevli mahkemenin iş mahkemesi mi yoksa asliye ticaret mahkemesi mi olduğu noktasında toplanmaktadır. V. UYUŞMAZLIKLA İLGİLİ YASAL DÜZENLEMELER 6102 SAYILI TTK’nın 4., 5., 367 ila 371., 553., 555., 623., 629. maddeleri 6098 SAYILI TBK’nın 547 ila 550. maddeleri 7036 sayılı İş Mahkemeleri Kanunu’nun 5. maddesi VI. GEREKÇE 6102 sayılı TTK’nın limited şirketlere ilişkin olarak Yönetim ve temsil, Müdürler başlığı altındaki 623. maddesinde, şirketin yönetimi ve temsilinin şirket sözleşmesi ile düzenleneceği, şirketin yönetimi ve temsilinin, müdür sıfatını taşıyan bir veya birden fazla ortağa veya tüm ortaklara ya da üçüncü kişilere verilebileceği, en azından bir ortağın şirketi yönetim hakkının ve temsil yetkisinin bulunması gerektiği, müdürlerin, kanunla veya şirket sözleşmesi ile genel kurula bırakılmamış bulunan yönetime ilişkin tüm konularda karar almaya ve bu kararları yürütmeye yetkili olduğu hususu düzenlenmiştir. Yine 6102 sayılı Yasa’nın, Temsil yetkisinin kapsamı, sınırlandırılması başlıklı 629. maddesinde, müdürlerin temsil yetkilerinin kapsamına, yetkinin sınırlandırılmasına, imzaya yetkili olanların belirlenmesine, imza şekli ile bunların tescil ve ilanına bu Kanunun anonim şirketlere ilişkin ilgili hükümlerinin kıyas yolu ile uygulanacağı, (Ek: 10/9/2014 - 6552/132 md.) müdürler tarafından şirkete hizmet akdi ile bağlı olanların sınırlı yetkiye sahip ticari vekil veya diğer tacir yardımcıları olarak atanması hususunda 367. madde ile 371. maddenin yedinci fıkrasının kıyasen limited şirketlere de uygulanacağı hükmüne yer verilmiştir. Buradan hareketle 6102 sayılı Yasa’nın anonim şirketlerde yönetim kurulunu düzenleyen ikinci bölümde yönetim devri başlıklı 367. maddede, yönetim kurulunun esas sözleşmeye konulacak bir hükümle, düzenleyeceği bir iç yönergeye göre, yönetimi, kısmen veya tamamen bir veya birkaç yönetim kurulu üyesine veya üçüncü kişiye devretmeye yetkili kılınabileceği, bu iç yönergenin şirketin yönetimini düzenleyeceği, bunun için gerekli olan görevleri, tanımları, yerlerini göstereceği, özellikle kimin kime bağlı ve bilgi sunmakla yükümlü olduğunu belirleyeceği hükmüne yer verilmiştir. 368. maddesinde ise yönetim kurulunun, ticari mümessil ve ticari vekil atayabileceği, 371. maddesinde ise yönetim kurulunun ticari temsilci, ticari vekil ve diğer tacir yardımcılarını atayabilmesi ve temsil ile yönetsel yetkilerinin ve sorumluluklarına ilişkin hükümlere yer verildiği görülmüştür. Ticari temsilci ve ticari vekiller bakımından TTK’da bir tanıma yer verilmemiş ise de, 6098 sayılı Türk Borçlar Kanunu’nun 547. maddesinde ticari temsilci, 551. maddesinde de ticari vekilin tanımına yer verilmiş, her ikisi bakımından da şirketin veya şirkete dahil işletmelerin yönetiminin kısmen veya tamamen bu gibi kişilere bırakılabileceği öngörülmüştür. Anonim şirketler bakımından kurucuların, yönetim kurulu üyelerinin, yöneticilerin ve tasfiye memurlarının sorumluluğu ise 6102 sayılı TTK’nın 553. maddesinde düzenlenmiş olup bu kişilerin kanundan ve esas sözleşmeden doğan yükümlülüklerini kusurlarıyla ihlal ettikleri takdirde, hem şirkete hem pay sahiplerine hem de şirket alacaklılarına karşı verdikleri zarardan sorumlu olacakları hükme bağlanmıştır. Söz konusu hükme göre, kanundan veya esas sözleşmeden doğan bir görevi veya yetkiyi, kanuna dayanarak, başkasına devreden organlar veya kişiler, bu görev ve yetkileri devralan kişilerin seçiminde makul derecede özen göstermediklerinin ispat edilmesi hâli hariç, bu kişilerin fiil ve kararlarından sorumlu olmazlar. Keza, hiç kimse kontrolü dışında kalan, kanuna veya esas sözleşmeye aykırılıklar veya yolsuzluklar sebebiyle sorumlu tutulamaz, bu sorumlu olmama durumu gözetim ve özen yükümü gerekçe gösterilerek geçersiz kılınamaz. TTK’nın 644. maddesi uyarınca, anonim şirketlere özgü olup yukarda sayılan kişilerin sorumluluğuna ilişkin 553. madde hükmünün, limited şirketler bakımından da doğrudan uygulanacağı öngörülmüştür. Bu genel açıklamalardan sonra eldeki uyuşmazlık ile doğrudan ilgili yasa maddelerinin incelenmesi gerekir. TTK’nın 4. maddesi hangi davaların ticari dava olarak kabul edildiğini göstermekte olup ticaret mahkemelerinin iş sahası ve hangi davalara bakacağı ise TTK’nın 5. maddesinde belirtilmiştir. Bu maddeye göre, aksine hüküm bulunmadıkça, dava olunan şeyin değerine veya tutarına bakılmaksızın, asliye ticaret mahkemesi tüm ticari davalar ile ticari nitelikteki çekişmesiz yargı işlerine bakmakla görevlidir. Bir yerde asliye ticaret mahkemesi varsa, asliye hukuk mahkemesinin görevi içinde bulunan ve 4. madde hükmünce ticari sayılan davalarla özel hükümler uyarınca ticaret mahkemesinde görülecek diğer işlere asliye ticaret mahkemesinde bakılır. İş mahkemelerinin görev alanına gelince; mülga 5521 Sayılı İş Mahkemeleri Kanunu’nun 1. maddesi, “İş Kanunu’na göre işçi sayılan kimselerle (o kanunun değiştirilen ikinci maddesinin Ç, D ve E fıkralarında istisna edilen işlerde çalışanlar hariç) işveren veya işveren vekilleri arasında iş akdinden veya İş Kanunu’na dayanan her türlü hak iddialarından doğan hukuk uyuşmazlıklarının çözülmesi ile görevli olarak lüzum görülen yerlerde iş mahkemeleri kurulur.” şeklinde düzenlenmişken 25.10.2017 tarihinde yürürlüğe giren 7036 Sayılı İş Mahkemeleri Kanunu’nun 5. maddesinde 5953 sayılı Kanun’a tabi gazeteciler, 854 sayılı Kanun’a tabi gemi adamları, 22/5/2003 tarihli ve 4857 sayılı İş Kanunu’na veya 11/1/2011 tarihli ve 6098 sayılı Türk Borçlar Kanunu’nun İkinci Kısmının Altıncı Bölümünde düzenlenen hizmet sözleşmelerine tabi işçiler ile işveren veya işveren vekilleri arasında, iş ilişkisi nedeniyle sözleşmeden veya kanundan doğan her türlü hukuk uyuşmazlıklarına,... diğer kanunlarda iş mahkemelerinin görevli olduğu belirtilen uyuşmazlıklara ilişkin dava ve işlere bakar... düzenlemesiyle iş mahkemelerinin görev alanını 5521 sayılı Kanun hükmüne nazaran genişletmiş, 6098 sayılı TBK’da hizmet sözleşmesine tabi işçilerin, işverenleri ile “iş ilişkisi” nedeniyle sözleşme ve kanundan doğan hukuk uyuşmazlıklarını da iş mahkemelerinin görevi kapsamına almıştır. Yapılan açıklamalar ışığında İstanbul Bölge Adliye Mahkemesi ilgili hukuk daireleri arasındaki uyuşmazlıkla ilgili yapılacak değerlendirmede, ortak sıfatı bulunmayıp şirketle arasında hizmet akdi bulunan ve şirketi temsil etmek üzere çeşitli yetkiler verilmiş olup uygulamada finansal müdür, ticari direktör, koordinatör, icracı müdür gibi adlandırılan yönetici vasfını haiz kişilerin görevlerini ifa ettikleri sırada şirkete, şirketin ortakları veya şirket alacaklılarına karşı zararlandırıcı eylemlerinden kaynaklanan davaların TTK’nın 553. maddesi uyarınca açılmış sorumluluk davası olduğunun kabulü gerekir. Bu durumda, kendisine sorumluluk davası yöneltilen kişinin, limited şirkette yönetici vasfını haiz olup olmadığının belirlenmesini müteakip yönetici vasfında olduğunun saptanması halinde, yönetim yetkilerini hukuka uygun kullanıp kullanmadıklarının, TBK’da düzenlenen hizmet akdi kurallarına göre değil TTK’nın şirketler hukuku ilkelerine ve yöneticinin sorumluluğunu düzenleyen hükümlerine göre belirlenmesi gerekecektir. Başka bir anlatımla, limited şirketler bakımından, tıpkı anonim şirketlerde olduğu gibi, şirkette hizmet sözleşmesi ile görev yapmakta ise de icra (yönetim) yetkisi ile donatılmış kişilerin sorumluluğu, yukarıda açıklandığı gibi, TTK’da düzenlenmiş olup uyuşmazlık hizmet sözleşmesinden ve İş Kanunu’ndan doğan bir uyuşmazlık olmadığından iş mahkemeleri görevli olmayıp TTK'nın 4. ve 5. maddeleri uyarınca uyuşmazlığın mutlak ticari dava niteliği gereği görevli mahkeme asliye ticaret mahkemeleridir. Dairemizin yerleşik uygulaması da bu yönde olup (05.10.2015 tarih 2015/8681 E. 2015/9883 K. sayılı, 15.04.2013 tarih 2013/4580 E. 2013/7279 K. sayılı, 29.06.2012 tarih 2012/8542 E. 2012/11562 K. sayılı, 02.05.2016 tarih 2016/4264 E. 2016/4920 K. sayılı, 16.01.2017 tarih 2016/15085 E. 2017/285 K. sayılı, 03.06.2013 tarih 2013/7700 E. 2013/11490 K. sayılı, 17.02.2014 tarih 2013/12406 E. 2014/2740 K. sayılı, 25.01.2010 tarih 2008/9631 E. 2010/660 K. sayılı ilamları) ve YHGK’nun uygulaması da (07.11.2001 tarih 2001/13-1026 E. 2001/765 K. sayılı, 05.02.2003 tarih, 2003/9-82 E. 2003/65 K. sayılı ilamı ) aşağıdaki şekilde karar verilmesi gerekmiştir. VII. SONUÇ Yukarıda açıklanan nedenlerle, ortak sıfatı bulunmayıp, şirketle arasında hizmet akdi çerçevesinde görev yapmakla birlikte şirketin iş ve işlemlerini yönetmek üzere kendisine çeşitli yetkiler verilen kişilerin görevlerini ifa ettikleri sırada şirkete, şirketin ortakları veya şirket alacaklılarına karşı zararlandırıcı eylemlerinden kaynaklanan davaların TTK’nın 553. maddesi uyarınca açılmış sorumluluk davası olmasına, TTK'nın 4. ve 5. maddeleri uyarınca bu tür uyuşmazlıklarda görevli mahkemenin asliye ticaret mahkemeleri olduğuna, İstanbul BAM 14. Hukuk Dairesi ve İstanbul BAM 12. Hukuk Dairesi arasındaki uyuşmazlığın bu şekilde giderilmesine, 25/03/2022 tarihinde 5235 sayılı Kanun’un 35/4 maddesi gereğince oybirliğiyle kesin olarak karar verildi.
11. Hukuk Dairesi, 2009/14210 E., 2011/15608 K.
orta eşleşmeKarar metninde maddeye atıf varTicaret Mahkemesi
tam metni aç
Davacılar vekili, müvekkillerinin davalı şirkette nama yazılı pay sahibi olduklarını, TTK'nun 368. ve 37. maddelerine aykırı şekilde genel kurul toplantıları gerçekleştirildiğini, müvekkillerine çağrı yapılmadığını, sermaye artırımları ile pay oranlarının düşürüldüğünü, özelikle dava dışı ortak...'ın hukuka aykırı davranışlarının olduğunu, müvekkili ...'ı
11. Hukuk Dairesi         2009/14210 E.  ,  2011/15608 K. "İçtihat Metni" MAHKEMESİ :Ticaret Mahkemesi Taraflar arasında görülen davada İzmir 3. Asliye Ticaret Mahkemesi’nce verilen 28/07/2009 tarih ve 2007/577-2009/408 sayılı kararın Yargıtayca incelenmesi duruşmalı olarak davacılar vekili tarafından istenmiş olmakla, duruşma için belirlenen 22.11.2011 gününde davetiye tebliğine rağmen taraf vekilleri duruşmaya gelmedi, temyiz dilekçesinin süresinde verildiği anlaşıldıktan duruşmalı işlerin yoğunluğu ve süre darlığından ötürü işin incelenerek karara bağlanması ileriye bırakılmıştı. Dava dosyası için Tetkik Hakimi ... tarafından düzenlenen rapor dinlenildikten ve yine dosya içerisindeki dilekçe, layihalar, duruşma tutanakları ve tüm belgeler okunup incelendikten sonra işin gereği görüşülüp, düşünüldü: Davacılar vekili, müvekkillerinin davalı şirkette nama yazılı pay sahibi olduklarını, TTK'nun 368. ve 37. maddelerine aykırı şekilde genel kurul toplantıları gerçekleştirildiğini, müvekkillerine çağrı yapılmadığını, sermaye artırımları ile pay oranlarının düşürüldüğünü, özelikle dava dışı ortak...'ın hukuka aykırı davranışlarının olduğunu, müvekkili ...'ın 23.08.2000 tarihli genel kurula katılmadığı halde katılmış gibi gösterilerek imzasının taklit edildiğini, kararlar alındığını ileri sürerek, 2000 yılından itibaren davalı şirketin yaptığı tüm genel kurulların ve alınan genel kurul kararlarının yoklukla malul olduğundan geçersizliğine, sermaye artırım kararlarının iptaline, şirketteki payların 31.12.1999 tarihindeki duruma ve oranlara dönmesine karar verilmesini talep ve dava etmiştir. Davalı vekili, genel kurullardan ve alınan kararlardan davacıların haberdar olduğunu, dava açma süresinin geçtiğini savunarak, davanın reddini istemiştir. Mahkemece, iddia, savunma, toplanan kanıtlar ve benimsenen bilirkişi raporlarına göre, 23.08.2000 tarihli genel kurul toplantısına ilişkin hazurun cetveli ve toplantı tutanağındaki imzanın davacı ...'a ait olmadığı, TTK'nun 368.maddesinde nama yazılı pay sahiplerinin genel kurula çağrılması usulünün düzenlendiği, davacılara taahhütlü mektupla çağrı yapıldığının kanıtlanmadığı, ancak bu durumun yokluk nedeni sayılmayacağı, kararların iptaline neden olabileceği 30.07.2007 tarihli genel kurul dışındaki diğer genel kurul kararları için iptal davası açma süresinin geçirildiği, 30.07.2007 tarihli genel kurulda alınan kararların da kanuna, anasözleşmeye ve iyiniyet kurallarına aykırı olmadığı, 23.08.2000 günlü genel kurul toplantısındaki imzanın sahteliğinin de tek başına iptal veya butlan nedeni olmayacağı, oy oranı ve nisabın bulunduğu, 07.08.2002 tarihli genel kurulda sermayenin 5.000.000 TL'den 50.0000.000.000 TL'ye çıkarılmasının ise, TTK'nunda yapılan yasal değişiklik gereği olduğu, pay sahilerinin zararına değişiklik kabul edilemeyeceği gerekçesiyle davanın reddine karar verilmiştir. Kararı, davacılar vekili temyiz etmiştir. 1-Dava dosyası içerisindeki bilgi ve belgelere, mahkeme kararının gerekçesinde dayanılan delillerin tartışılıp, değerlendirilmesinde usul ve yasaya aykırı bir yön bulunmamasına göre, davacılar vekilinin aşağıdaki bendin kapsamı dışında kalan ve yerinde görülmeyen diğer temyiz itirazlarının reddine karar vermek gerekmiştir. 2-Dava, davalı şirketin 2000 yılı ve sonrası yapmış olduğu genel kurullarda alınan kararların geçersizliğinin tespiti istemine ilişkindir. Davalı şirketin davacılar dahil olmak üzere, birden çok ortağının bulunduğu ve dava dışı ...’ın bu şirketin hakim ortağı olduğu, 2001 yılı genel kurulu dahil olmak üzere geçersizliği talep edilen genel kurulların yalnızca bu ortağın katılımı ile icra edildiği, 2000 yılı ve sonrasında devamlı olarak anılan ortağın yönetim kurulu asil üyeliğine seçildiği, geçersizliği talep edilen genel kurullarda bilanço-kar ve zarar hesaplarının, ibraların ayrı ayrı oylandığı, yönetim kuruluna TTK'nun 334 ve 335. maddeleri uyarınca yetki verildiği, 2002 yılı genel kurulunda yasal zorunluluk nedeniyle sermayenin artırılması kararı alındığı anlaşılmaktadır. Ayrıca, yapılan yargılama ile davacı ...’ın katılmış gibi tutanak düzenlendiği 2000 yılı genel kurulunda da imzasının taklit edildiği, bu genel kurul toplantısındaki kararların da tek başına hakim ortak tarafından alındığı ortaya çıkmıştır. Genel kurulu çağrıda usulsüzlük, kural olarak bu genel kurulda alınan kararların yokluğu sonucunu doğurmamaktadır. Ancak, usulsüz çağrı nedeniyle genel kurula katılmayan ortağa süresinde kararlara karşı oy kullanmadan ve muhalefet şerhi yazdırmaya gerek olmaksızın iptal davası açmak hakkı verir. Bu durumda da TTK'nun 381. maddesi uyarınca iptal dava açma süresi, genel kurul tarihinden itibaren üç aydır. Genel kurulda alınan kararların iptal edilebilirliği TTK’nunda açıkça düzenlenmişken, mutlak butlanı veya geçersizliği ayrıca hüküm altına alınmamıştır. Esasen, mutlak butlan mevzuatımızda tanımlanmamış, BK.nun 19 ve 20. maddelerinde sadece hangi hallerin mutlak butlana neden olacağı sayılmıştır. TTK'nun 1. ve TMK'nun 5. maddeleri uyarınca, anılan BK'nun genel hükümlerinin ticari işlere de uygulanacağı tartışmasızdır. Bu bakımdan, nitelikleri itibariyle imkansız veya emredici hukuk kurallarına aykırı olana yahut ahlak ve adaba aykırı bulunan genel kurul kararlarının da mutlak butlanla batıl olduğu ileri sürülebilecektir. Hukuki yararı olanlar, kararın mutlak butlan ile batıl veya geçersiz olduğunun tespitini talep edebilecektir. Böyle bir davanın iptal davasında olduğu gibi bir süreye tabi olmadan her zaman açılması mümkündür. Ayrıca, karara muhalefet ve karşı oy kullanma şartı da bulunmamaktadır. Uygulamada daha çok kanunun emredici hükümlerine uymamak durumu, genel kurulda alınan kararların mutlak butlanla batıl veya geçersizliği sonucunu doğurmaktadır. Özellikle toplantı ve karar nisabına uymadan kararlar alınması, en sık rastlanan geçersizlik halidir. Anonim şirket genel kurulunda alınan en önemli kararlar arasında ‘ibra kararı’ yer almaktadır. İbra, mevzuatımızda tanımlanmış değildir. Doktrine paralel olarak Dairemiz kararlarında da ibra, yönetim ve denetim kurulunun faaliyetlerinden dolayı, genel kurulun o yıla ilişkin olarak tazminat talebi hakkı bulunmadığı yönünde menfi bir borç ikrarı olarak nitelendirilmektedir. TTK'nun 374/2. maddesi uyarınca, ortalık işlerinin görülmesine herhangi bir suretle katılmış olanlar, yönetim kurulu üyelerinin ibrasına ait kararlarda oy hakkına haiz değildirler. Şayet oy kullanmaları vuku bulmuş ise, bu halde oyların sonuca etkisi dikkate alınmalıdır. Bilançonun onaylanması, aksine karar yok ise, ibra sonucunu da doğurmaktadır. Bu nedenle, bilançonun oylanması ile ibra işlemi ayrı ayrı gündeme yazılmalı ve ayrı ayrı görüşülerek karara bağlanmalıdır. Şayet, bilançonun onaylanması gündem maddesinden ayrı ibra gündem maddesi var ise, yönetim kurulu üyeleri, müdür ve denetçilerin, bilançonun onaylanmasına ilişkin gündem maddesiyle ilgili oy kullanmalarına engel bir hal bulunmamaktadır. Aksi halde, bilançonun onaylanması gündem maddesinde oy hakkından yoksunlukları söz konusu olur. Ayrıca, anonim şirketin sermayesinin değiştirilmesi kararı da bir anasözleşme değişikliği niteliğindedir. Bu tür anasözleşme değişikliğinin geçerli olabilmesi için de anasözleşmede daha yüksek bir toplantı ve karar nisabı öngörülmemiş ise, TTK'nun 388. maddesinde açıklanan toplantı ve karar nisabına uyulması gerekmektedir. Sermaye artırımı, yasal bir zorunluluktan kaynaklansa bile, o yasada ayrıca bir düzenleme yoksa, bu kararın geçerli olabilmesi için, yine sermaye artırımına ilişkin varsa anasözleşme, yoksa TTK.nun da düzenlenen toplantı ve karar nisabına uygun karar alınması gerekmektedir. Öte yandan, TTK'nun 334. maddesiyle yönetim kurulu üyelerine anonim şirketle ticari işlem yapma yasağı, 335. maddesiyle de şirketin konusuna giren işlerde rekabet yapma yasağı getirilmiştir. Bu düzenlemeler, mutlak emredici nitelikte hükümler değildir. Her iki maddede getirilen yasağın genel kurul kararı ile kaldırılması mümkündür. Genel kurul, yönetim kurulu üyelerinin tamamı veya biri veyahut bir kaçı için bu yasakların kaldırılmasına izin verebilir. Ancak, TTK'nun 334 ve 335. maddeleri çerçevesinde alınan kararlarda, hakkında izin verilen yönetim kurulu üyesi veya üyeleri oy kullanamazlar. Yukarıda yapılan açıklamalardan sonra somut olaya döndüğümüzde, mahkemece yazılı gerekçelerle davanın reddine karar verilmiştir. Ancak, hüküm doğru değerlendirmeler içermediği gibi temel alınan bilirkişi raporu da karar vermeye elverişli bulunmamaktadır. Bu durum karşısında, öncelikle davalı şirketin ticaret sicil dosyası getirtilip, anasözleşmesi hükümleri değerlendirilip, dava dışı yönetim kurulu üyesinin geçersizliğine karar verilmesi istenen genel kurulların tamamına hakim ortak olarak katıldığı, devamlı suretle yönetim kurulu üyesi seçildiği, ibra kararları alındığı, oy kullandığı, kendisine TTK'nun 334 ve 335. maddeleri uyarınca izin verildiği hususları dikkate alınıp, gerektiğinde yukarıdaki açıklamalar çerçevesinde bilirkişi kurulundan ek rapor alınması ve sonucuna göre bir karar verilmesi gerekirken yazılı şekilde hüküm kurulması doğru görülmemiş, kararın bozulması gerekmiştir. SONUÇ: Yukarıda (1) numaralı bentte açıklanan nedenlerle davacılar vekilinin diğer temyiz itirazlarının reddine, (2) numaralı bentte açıklanan nedenlerle temyiz itirazlarının kabulü ile kararın davacılar yararına BOZULMASINA, ödediği temyiz peşin harcın isteği halinde temyiz edene iadesine, 22.11.2011 tarihinde oybirliğiyle karar verildi.
orta eşleşmeKarar metninde maddeye atıf var
tam metni aç
Anonim şirketlerde genel kurulun toplantıya ne şekilde ve hangi merasime tabi olarak çağrı yapılacağı TTK'nın 368. maddesinde düzenlenmiş bulunmaktadır.
11. Hukuk Dairesi 2009/12744 E., 2011/6060 K. 11. Hukuk Dairesi 2009/12744 E., 2011/6060 K. - ANONİM ŞİRKETLERDE GENEL KURUL KARARLARININ İPTALİ - TOPLANTIYA ÇAĞRI, ÇAĞRISIZ TOPLANDI- 6762 S. TÜRK TİCARET KANUNU [ Madde 368 ] - 6762 S. TÜRK TİCARET KANUNU [ Madde 370 ] "İçtihat Metni" Taraflar arasında görülen davada (Kadıköy İkinci Asliye Ticaret Mahkemesi)'nce verilen 29.06.2009 tarih ve 2006/810-2009/549 sayılı kararın Yargıtay'ca incelenmesi davacılar vekili tarafından istenmiş ve temyiz dilekçesinin süresi içinde verildiği anlaşılmış olmakla, dava dosyası için tetkik hakimi tarafından düzenlenen rapor dinlendikten ve yine dosya içerisindeki dilekçe, layihalar, duruşma tutanakları ve tüm belgeler okunup, incelendikten sonra işin gereği görüşülüp, düşünüldü: Davacılar vekili, müvekkillerinin 5 ortaklı olan davalı şirketin büyük hissedarları olduklarını, 26.08.2005 ve 19.12.2006 tarihlerinde yapılan genel kurullara katılmadıkları halde adlarına atılan sahte imzalar ile genel kurullarda var gösterilerek kararlar alındığını, bu nedenle anılan genel kurulların yoklukla malul olduğunu ileri sürerek, 26.08.2005 tarihli ve 19.12.2006 tarihli genel kurullarda alman kararların İptalini talep ve dava etmiştir. Davalı, davaya cevap vermemiştir. Fer'i müdahil vekili, davanın reddini istemiştir. Mahkemece, iddia, savunma, bilirkişi raporu ve tüm dosya kapsamına göre, davaya konu genel kurul Haziran cetvellerinde ki imzaların davacılara ait olmadığının ispat edilmediği, davacıların hazır oldukları genel kurullarda alınan kararlara muhalefetlerini tutanaklara geçirmedikleri ve davanın 3 aylık hak düşürücü sürede açılmadığı gerekçesiyle, davanın reddine karar verilmiştir. Kararı, davacılar vekili temyiz etmiştir. 1- Dava, davalı anonim şirketin 26.08.2005 ve 16.12.2005 tarihli olağanüstü genel kurul toplantılarında alınan kararların iptali istemine İlişkindir. Anonim şirketlerde genel kurulun toplantıya ne şekilde ve hangi merasime tabi olarak çağrı yapılacağı TTK'nın 368. maddesinde düzenlenmiş bulunmaktadır. Bu madde hükmüne göre, usulüne uygun bir çağrının kabul edilebilmesi için asgari İki şartın gerçekleşmesi gerekir. Bunlar, toplantıya davetin TTK'nın 37. maddesinde anılan Türkiye Ticaret Sicili Gazetesi'nde ilan edilmesi, ayrıca bütün nama yazılı pay sahipleri ve varsa şirkete önceden hamile yazılı pay senetlerini ibraz ederek ikametgahlarını bildiren diğer ortaklara, taahhütlü mektupla bildirme koşullarıdır. Davete ilişkin hükümlerle güdülen asıl amaç, bütün pay sahiplerinin genel kurul toplantısına katılabilmesini sağlamaktır. TTK'nın 368. maddesinin İstisnası aynı Yasa'nın 370. maddesinde düzenlenmiştir. Bu düzenlemeye göre, şayet bütün pay sahipleri veya temsilcileri, aralarından biri itirazda bulunmadığı takdirde genel kurul toplantılarına dair olan diğer hükümler saklı kalmak şartıyla, çağrı hakkındaki merasime riayet etmeksizin de genel kurul olarak toplanabilir. Diğer bir anlatımla, anılan Yasa hükmünden de anlaşılacağı üzere, kanun koyucu çağrısız bir genel kurulun var sayılmasını, bütün pay sahipleri veya temsilcilerinin hazır bu-lunmaları ve pay sahiplerinin bu toplantı şekline İtiraz etmemiş bulunmaları şartlarının gerçekleşmesi durumunda kabul etmektedir. Tek bir payın sahibi veya temsilcisi hazır bulunmaz veya toplantıyı terk ederse ya da katılıp toplantı şekline itiraz ederse, bir genel kuruldan bahsedilemez. Doktrine göre de, toplantıya katılmayan veya itirazı olan pay sahibinin genel kurulun gidişini etkileyebilecek durumda olup olmaması da durumu değiştirmez (Prof. Dr. Erdoğan Moroğlu, TTK'na göre Anonim Ortaklıkta Genel Kurul Kararlarının Hükümsüzlüğü, Ankara 1993 Bası, s. 76). O halde, TTK'nın 370. maddesinde öngörülen iki şart gerçekleşmeden yapılan genel kurul hukuken yoktur ve alınan kararlar da yoklukla maluldür (Dairemizin 29.12.1998 tarih, 1998/7636 E., 1998/7820 K. sayılı, 15.02.1999 tarih, 1998/9105 E., 1999/801 K. sayılı ve 26.02.2001 tarih, 2000/10968 E., 2001/1616 K. sayılı ilamları bu yöndedir). Yukarıdaki açıklamaların ışığında'dava konusu olaya dönülecek olursa; davacılar, iptalini istediği genel kurul tarihlerinde pay sahibi olduklarını ve kendilerinin çağrılmadıkları ve katılmadıkları genel kurul toplantılarına katılmış gibi gösterilerek gerçeğe aykırı tutanak düzenlendiğini iddia etmişlerdir. Gerçekten de, iptali istenen her iki genel kurul toplantı tutanağında da toplantının TTK'nın 370. maddesine göre çağrısız yapıldığı yazılı olup, dosya içinde mevcut grafoloji uzmanı tarafından hazırlanan bilirkişi raporunda topiantı tutanağında davacı Nihal adına atılı imzanın bu kişiye ait olmadığı tespit edilmiş olup, davacı Ahmet adına atılı imzanın da ceza dosyasında alınan biiirkişi raporunda bu kişiye ait olmadığı belirlenmiştir. Bu durumda, mahkemece, davacı tarafın iddiaları üzerinde durularak, iptali istenen genel kurul toplantı tutanaklarının gerçeğe aykırı olarak tutulup tutulmadığı, buna göre TTK'nın 370. maddesinde öngörülen her iki şartın da yerine getirilip getirilmediği araştırılarak sonucuna göre karar verilmesi gerekirken, yazılı gerekçe ile davanın reddine karar verilmesi doğru olmamış, kararın bu nedenle bozulması gerekmiştir. 2- Fer'i müdahil vekilinin temyiz itirazlarına gelince, hüküm, fer'i mü-dahil vekili tarafından katılma yolu ile temyiz edilmiş ise de, temyiz dilekçesinin temyiz defterine kaydı yapılmadığı gibi, temyiz harcı da yatı-rılmamıştır. Bu durumda, usulüne uygun ve süresinde bir temyiz başvurusu bulunmadığından, HUMK'nın 432/4. maddesi uyarınca fer'i müdahil vekilinin temyiz isteminin süre yönünden reddine karar vermek gerekmiştir. Sonuç: Yukarıda 1 nolu bentte açıklanan nedenlerle davacılar vekilinin temyiz itirazlarının kabulüyle kararın, davacılar yararına (BOZULMASINA), 2 nolu bentte açıklanan nedenle, fer'i müdahil vekilinin temyiz isteminin süre yönünden reddine, ödediği temyiz peşin harcın isteği halinde temyiz edene iadesine, 17.05.2011 tarihinde oybirliğiyle karar verildi.

Eşleştirme iki kanıta dayanır: kararın kendi metnindeki madde atfı ve şerh kitaplarının o kararı hangi maddenin altında bastığı. Otomatik üretilmiştir, hukuki tavsiye değildir; kararın güncelliğini ve sonraki içtihat değişikliklerini ayrıca denetleyin.

Bu Maddeyle İlgili Sınav Sorusu

Ticaret Hukuku

Ticari temsilci atanabilmesi için aşağıdakilerden hangisi şart değildir?

A) Gerçek kişi olması
B) Ayırt etme gücüne sahip olması
C) İşletmenin ticari işletme olması
D) Atamanın noterden resen düzenlenmesi
E) Tacirin irade beyanı