6102 sayılı Türk Ticaret Kanunu Madde 369

Türk Ticaret Kanunu 369. maddesi, Hukuksal Eğitim mevzuat kütüphanesinde tam metin olarak yayımlanmıştır. Aşağıda maddenin tam metni, maddeyle eşleşen yüksek mahkeme kararları ve bu maddeden çıkmış sınav soruları yer alır. Ham metin için adresin sonuna /raw ekleyin.

Madde Metni

MADDE 369- (1) Yönetim kurulu üyeleri ve yönetimle görevli üçüncü kişiler, görevlerini tedbirli bir yöneticinin özeniyle yerine getirmek ve şirketin menfaatlerini dürüstlük kurallarına uyarak gözetmek yükümlülüğü altındadırlar. (2) 203 ilâ 205 inci madde hükümleri saklıdır. II. Temsil yetkisi 1. Genel olarak

Bu Maddeyle İlgili Yüksek Mahkeme Kararları

4 karar eşleşti
11. Hukuk Dairesi, 2021/5943 E., 2022/2413 K.
orta eşleşmeKarar metninde maddeye atıf var
5 tarihli Ticaret Sicil Gazetesi'nde ilan edilen genel kurul kararı ile tanınan yetkiye dayanılarak düzenlenen iç yönerge ve imza sirküleri ile davalıların B grubu imza yetkisi ile dava dışı şirketi temsil etmek üzere yetkilendirildikleri, TTK'nın 629. maddesindeki atıf dikkate alındığında davalıların TTK'nın 367-371. maddelerinde gösterilen yönetici sıfatını haiz oldukları, davacının da sorumlulu
11. Hukuk Dairesi         2021/5943 E.  ,  2022/2413 K. "İçtihat Metni" BÖLGE ADLİYE MAHKEMELERİ HUKUK DAİRELERİ’NİN KESİN NİTELİKTEKİ KARARLARI ARASINDAKİ UYUŞMAZLIĞIN GİDERİLMESİNE YÖNELİK KARAR I. BAŞVURU İstanbul 2. Asliye Ticaret Mahkemesi’nin 06/04/2021 tarih ve 2021/80 Esas sayılı başvurusu ile 5235 sayılı Adli Yargı İlk Derece Mahkemeleri İle Bölge Adliye Mahkemelerinin Kuruluş, Görev ve Yetkileri Hakkında Kanununun 35/3-4 maddesi uyarınca Bölge Adliye Mahkemeleri Hukuk Daireleri arasında " Endemol Medya Pro. Tic. Ltd. Şti. bünyesinde ana sözleşme ile şirket yönetiminin bir kısmı kendilerine verilerek ve iç yönerge hazırlanarak kendilerine B grubu yetkisi verilen, şirket müdürü tarafından atanan, 2017 yılı itibari ile iş akitleri feshedilen, halihazırda iş mahkemesinde görülmekte olan davaları bulunan davalı gerçek kişiler ...ve ...' in " Endemol Medya Pro. Tic. Ltd. Şti.'nde TTK’nın 553. maddesi hükmü kapsamında yönetici olup olmadıkları noktasında İstanbul BAM 14. Hukuk Dairesi ile İstanbul BAM 12. Hukuk Dairesi arasında ortaya çıkan" uyuşmazlığın giderilmesi için ilgili Yargıtay Hukuk Dairesi nezdinde gerekli başvurunun yapılması, bu suretle uyuşmazlığın giderilmesinin talep edilmesi üzerine, İstanbul Bölge Adliye Mahkemesi Başkanlar Kurulu 25.06.2021 tarihli kararı ile konuyla ilgili olarak verilen kesin kararlar nedeniyle oluşan çelişkinin giderilmesi bakımından Yargıtay’ın ilgili dairesinden karar alınması için başvuruda bulunulmasına karar verilmiş, konuyla ilgili olarak düzenlenen evrakı içeren dosya Dairemiz Başkanlığına gönderilmiştir. II. İSTANBUL BÖLGE ADLİYE MAHKEMESİ HUKUK DAİRELERİ BAŞKANLAR KURULU’NUN KARARI Yukarıda açıklanan konu ile ilgili olarak iki istinaf dairesi arasında çıkan görüş ayrılığı İstanbul BAM Hukuk Daireleri Başkanlar Kurulunda görüşülmüş İstanbul 14. HD'nin görüşü benimsenerek her iki istinaf dairesinin incelemesine konu uyuşmazlıklarda davalıların aynı gerçek kişiler olduğu, her iki davada davalıların aynı şirketin yöneticisi olduklarının iddia edildiği ve sorumluluk iddialarının, şirket yöneticiliği sıfatına dayandırıldığı, davalıların yönetici sıfatlarının ve sorumluluklarının bulunup bulunmadığı hususlarının esasa ilişkin konular olduğu, davalıların şirket yöneticisi ve temsilcisi oldukları dönemde zararlandırıcı eylemlerde bulundukları iddia edildiğine göre, davaların TTK'nın 553. maddesi uyarınca açılmış sorumluluk davası olduğunun kabulü gerektiği, davalı yöneticilerin temsil ve ilzam yetkilerini ve yönetim yetkilerini hukuka uygun olarak kullanıp kullanmadıklarının şirketler hukukuna ve TTK'nın yöneticinin sorumluluğunu düzenleyen hükümlerine göre belirleneceği, davalı yöneticilerin, davacı şirketlerle ayrıca hizmet sözleşmesi de imzalamış olmalarının, sorumluluk açısından yöneticinin sorumluluğu hükümlerinin uygulanmasına engel olmayacağı, uygulamada şirket genel müdürleri, yönetim kurulu başkan ve üyeleri ile temsilcisi oldukları şirket arasındaki iç ilişkide hak ve sorumlulukların belirlenmesi amacıyla hizmet sözleşmesi adı altında, sözleşmeler imzalandığı, ancak bu tür hukuki ilişkilerin nitelemesinin mahkemelerce yapılacağı, dava dilekçelerindeki iddiaların kapsamına göre uyuşmazlıkların TTK'da düzenlenen şirket yöneticisinin sorumluluğa ilişkin olmasına göre her iki davanın TTK'nın 5/1.a maddesi uyarınca mutlak ticari dava niteliğinde olduğu, İstanbul BAM Hukuk Daireleri Başkanlar Kurulunun görüşünün, bu tür uyuşmazlıklarda görevli ilk derece mahkemesinin asliye ticaret mahkemesi olduğu yönünde olup, uyuşmazlığın giderilmesi için 5235 sayılı Yasa’nın 35/3 maddesi gereğince Yargıtay 11. Hukuk Dairesi’ne başvurulmasına oy çokluğuyla karar verilmiştir. III. UYUŞMAZLIĞIN GİDERİLMESİ İSTEMİNE KONU KESİN NİTELİKTEKİ KARARLAR VE GEREKÇELERİ A- İstanbul BAM 12. HD'nin 2019/1386 E- 2019/1677 K sayılı dosyasına konu uyuşmazlıkta; davacı Endemol Medya Prodüksiyon Tic. Ltd. Şti. vekilinin, davalılar Hulusi ... ve ...'in davacı şirket nezdinde iş sözleşmeleri uyarınca genel müdür ve ticari direktör olarak çalışmakta iken kendilerine B grubu imza yetkisi verildiğini, davalıların 2013 yılından itibaren Türkiye'de mukim yegane şirket yetkilileri haline geldiklerini, davalıların paravan taşeron şirketler aracılığıyla davacı şirketin imkanlarını kişisel çıkarları için kullandıklarını, davacı şirketin borç batağına sürüklendiğini, fahiş faturalar düzenleyerek şirkete zarar verdiklerini, davacı şirketin iflasına sebebiyet verdiklerini, davalıların iş sözleşmelerinin Haziran 2017'de iptal edildiğini, davalıların yaptıkları usulsüz işlemler nedeniyle suç duyurusunda bulunulmuş olup soruşturma açıldığını, davacı şirketin iflasının mahkemeye bildirildiğini ileri sürerek, davalıların davacı şirkete verdikleri zararın tespitine ve şimdilik 1000,00 TL maddi tazminatın davalılardan müteselsilen tahsiline karar verilmesini talep ve dava ettiği, İstanbul 9. Asliye Ticaret Mahkemesinin 2018/705 E- 2019/56 K sayılı, 22.01.2019 tarihli kararıyla, taraflar arasındaki ilişkinin hizmet sözleşmesi niteliğinde olduğu gerekçesiyle davaya bakma görevinin iş mahkemelerine ait olduğu gerekçesiyle, mahkemenin görevsizliğine karar verildiği, bu kararın istinaf edilmesi üzerine İstanbul BAM 12. HD'nin 2019/1386 E- 2019/1677 K sayılı, 22.01.2019 tarihli kararıyla TTK'nın 623/1, 629/3 ve TBK'nın 547. maddelerinden bahisle, somut olayda davalılar vekili her iki davalının limited şirket müdürü olduğunu ileri sürmüş ise de şirketin organ vasfını haiz müdürleri olmadıkları, sınırlı yetkili imza yetkilisi ve şirket müdürü tarafından atanan tacir yardımcısı sıfatını haiz oldukları belirlenmekle, davacı işveren tarafından davanın, yöneticinin sorumluluğuna ilişkin tazminat davası niteliğinde olmadığı, davanın hizmet sözleşmesinden kaynaklanmakla iş mahkemesinde görülüp sonuçlandırılması gerektiği kanaatiyle HMK'nın 353/1.b.1 maddesi uyarınca istinaf başvurusunun esastan reddine karar verilmiştir. B- İstanbul BAM 14. HD'nin 2020/1699 E- 2020/1436 K sayılı dosyasına konu uyuşmazlıkta; davacılar vekilinin, ENDEMOL SHİNE OPCO HOLDİNG B.V ve ENDEMOL SHİNE IP B.V şirketlerinin, Hollanda'da kurulu şirketler olduğunu, davacı şirketlerin Endomol Medya Prodüksiyon Ticaret Ltd. Şti.'nin hissedarı olduklarını, davalılar Hulusi ... ve ...'in ise bu şirkette iş sözleşmeleri gereğince genel müdür ve ticari direktör olarak çalıştıklarını, davalıların gerçeğe aykırı ve yanıltıcı raporlar vermesi sebebiyle bu şirkete borç verildiğini, borçların davalılar tarafından yakınlarına aktarılarak kişisel menfaatlerinde kullanıldıklarını, bunun Arvares & Marsal raporuyla belirlendiğini ileri sürerek, 1.000.000,00 TL maddi tazminat ile her bir davacı için 50.000,00 TL manevi tazminatın davalılardan tahsiline karar verilmesini talep ettiği, İstanbul 2. Asliye Ticaret Mahkemesinin 2018/729 E- 2020/201 K sayılı, 25.06.2021 tarihli tarihli görevsizlik kararıyla, İstanbul BAM 12. HD'nin yukarıda anılan 2019/1386 E- 2019/1677 K sayılı, 22.01.2019 tarihli kararına da atıf yapmak suretiyle taraflar arasındaki ilişkinin hizmet sözleşmesi niteliğinde olduğu, davaya bakma görevinin iş mahkemelerine ait olduğu gerekçesiyle, mahkemenin görevsizliğine karar verildiği, bu kararın istinaf edilmesi üzerine İstanbul BAM 14. HD'nin 2020/1699 E- 2020/1436 K sayılı 17.12.2020 tarihli kararıyla, davacıların hem pay sahibi hem de alacaklı oldukları dava dışı şirkete, davalıların düzenlediği gerçeğe aykırı ve yanıltıcı raporlara dayanarak borç verilmesinden dolayı uğranılan doğrudan zararın tazmininin talep edildiği, davalıların dava dışı şirkette finansal müdür ve ticari direktör sıfatlarının bulunduğu, 07.10.2015 tarihli Ticaret Sicil Gazetesi'nde ilan edilen genel kurul kararı ile tanınan yetkiye dayanılarak düzenlenen iç yönerge ve imza sirküleri ile davalıların B grubu imza yetkisi ile dava dışı şirketi temsil etmek üzere yetkilendirildikleri, TTK'nın 629. maddesindeki atıf dikkate alındığında davalıların TTK'nın 367-371. maddelerinde gösterilen yönetici sıfatını haiz oldukları, davacının da sorumluluk iddiasını açıkça şirket yöneticisinin sorumluluğunu düzenleyen TTK maddelerine dayandırdığı, bu nedenle uyuşmazlığın TTK'nın 553. maddesi kapsamında şirket yöneticilerinin sorumluluğu iddiasına dayandığı anlaşılmakla davanın, TTK'nın 4 ve 5. maddeleri uyarınca mutlak ticari dava olduğu, bu nedenle görevli mahkemenin asliye ticaret mahkemesi olduğu gerekçesiyle HMK'nın 353/1.a.3 maddesi uyarınca, istinafa konu görevsizlik kararının kaldırılmasına ve davanın yeniden görülmesi için dosyanın kararı veren asliye ticaret mahkemesine gönderilmesine karar verilmiştir. IV. UYUŞMAZLIK Yukarıda açıklanan konu ile ilgili olarak birbirinden ayrışan İstanbul Bölge Adliye Hukuk Daireleri’nin kesin nitelikteki kararları gözetildiğinde, görevli mahkemenin iş mahkemesi mi yoksa asliye ticaret mahkemesi mi olduğu noktasında toplanmaktadır. V. UYUŞMAZLIKLA İLGİLİ YASAL DÜZENLEMELER 6102 SAYILI TTK’nın 4., 5., 367 ila 371., 553., 555., 623., 629. maddeleri 6098 SAYILI TBK’nın 547 ila 550. maddeleri 7036 sayılı İş Mahkemeleri Kanunu’nun 5. maddesi VI. GEREKÇE 6102 sayılı TTK’nın limited şirketlere ilişkin olarak Yönetim ve temsil, Müdürler başlığı altındaki 623. maddesinde, şirketin yönetimi ve temsilinin şirket sözleşmesi ile düzenleneceği, şirketin yönetimi ve temsilinin, müdür sıfatını taşıyan bir veya birden fazla ortağa veya tüm ortaklara ya da üçüncü kişilere verilebileceği, en azından bir ortağın şirketi yönetim hakkının ve temsil yetkisinin bulunması gerektiği, müdürlerin, kanunla veya şirket sözleşmesi ile genel kurula bırakılmamış bulunan yönetime ilişkin tüm konularda karar almaya ve bu kararları yürütmeye yetkili olduğu hususu düzenlenmiştir. Yine 6102 sayılı Yasa’nın, Temsil yetkisinin kapsamı, sınırlandırılması başlıklı 629. maddesinde, müdürlerin temsil yetkilerinin kapsamına, yetkinin sınırlandırılmasına, imzaya yetkili olanların belirlenmesine, imza şekli ile bunların tescil ve ilanına bu Kanunun anonim şirketlere ilişkin ilgili hükümlerinin kıyas yolu ile uygulanacağı, (Ek: 10/9/2014 - 6552/132 md.) müdürler tarafından şirkete hizmet akdi ile bağlı olanların sınırlı yetkiye sahip ticari vekil veya diğer tacir yardımcıları olarak atanması hususunda 367. madde ile 371. maddenin yedinci fıkrasının kıyasen limited şirketlere de uygulanacağı hükmüne yer verilmiştir. Buradan hareketle 6102 sayılı Yasa’nın anonim şirketlerde yönetim kurulunu düzenleyen ikinci bölümde yönetim devri başlıklı 367. maddede, yönetim kurulunun esas sözleşmeye konulacak bir hükümle, düzenleyeceği bir iç yönergeye göre, yönetimi, kısmen veya tamamen bir veya birkaç yönetim kurulu üyesine veya üçüncü kişiye devretmeye yetkili kılınabileceği, bu iç yönergenin şirketin yönetimini düzenleyeceği, bunun için gerekli olan görevleri, tanımları, yerlerini göstereceği, özellikle kimin kime bağlı ve bilgi sunmakla yükümlü olduğunu belirleyeceği hükmüne yer verilmiştir. 368. maddesinde ise yönetim kurulunun, ticari mümessil ve ticari vekil atayabileceği, 371. maddesinde ise yönetim kurulunun ticari temsilci, ticari vekil ve diğer tacir yardımcılarını atayabilmesi ve temsil ile yönetsel yetkilerinin ve sorumluluklarına ilişkin hükümlere yer verildiği görülmüştür. Ticari temsilci ve ticari vekiller bakımından TTK’da bir tanıma yer verilmemiş ise de, 6098 sayılı Türk Borçlar Kanunu’nun 547. maddesinde ticari temsilci, 551. maddesinde de ticari vekilin tanımına yer verilmiş, her ikisi bakımından da şirketin veya şirkete dahil işletmelerin yönetiminin kısmen veya tamamen bu gibi kişilere bırakılabileceği öngörülmüştür. Anonim şirketler bakımından kurucuların, yönetim kurulu üyelerinin, yöneticilerin ve tasfiye memurlarının sorumluluğu ise 6102 sayılı TTK’nın 553. maddesinde düzenlenmiş olup bu kişilerin kanundan ve esas sözleşmeden doğan yükümlülüklerini kusurlarıyla ihlal ettikleri takdirde, hem şirkete hem pay sahiplerine hem de şirket alacaklılarına karşı verdikleri zarardan sorumlu olacakları hükme bağlanmıştır. Söz konusu hükme göre, kanundan veya esas sözleşmeden doğan bir görevi veya yetkiyi, kanuna dayanarak, başkasına devreden organlar veya kişiler, bu görev ve yetkileri devralan kişilerin seçiminde makul derecede özen göstermediklerinin ispat edilmesi hâli hariç, bu kişilerin fiil ve kararlarından sorumlu olmazlar. Keza, hiç kimse kontrolü dışında kalan, kanuna veya esas sözleşmeye aykırılıklar veya yolsuzluklar sebebiyle sorumlu tutulamaz, bu sorumlu olmama durumu gözetim ve özen yükümü gerekçe gösterilerek geçersiz kılınamaz. TTK’nın 644. maddesi uyarınca, anonim şirketlere özgü olup yukarda sayılan kişilerin sorumluluğuna ilişkin 553. madde hükmünün, limited şirketler bakımından da doğrudan uygulanacağı öngörülmüştür. Bu genel açıklamalardan sonra eldeki uyuşmazlık ile doğrudan ilgili yasa maddelerinin incelenmesi gerekir. TTK’nın 4. maddesi hangi davaların ticari dava olarak kabul edildiğini göstermekte olup ticaret mahkemelerinin iş sahası ve hangi davalara bakacağı ise TTK’nın 5. maddesinde belirtilmiştir. Bu maddeye göre, aksine hüküm bulunmadıkça, dava olunan şeyin değerine veya tutarına bakılmaksızın, asliye ticaret mahkemesi tüm ticari davalar ile ticari nitelikteki çekişmesiz yargı işlerine bakmakla görevlidir. Bir yerde asliye ticaret mahkemesi varsa, asliye hukuk mahkemesinin görevi içinde bulunan ve 4. madde hükmünce ticari sayılan davalarla özel hükümler uyarınca ticaret mahkemesinde görülecek diğer işlere asliye ticaret mahkemesinde bakılır. İş mahkemelerinin görev alanına gelince; mülga 5521 Sayılı İş Mahkemeleri Kanunu’nun 1. maddesi, “İş Kanunu’na göre işçi sayılan kimselerle (o kanunun değiştirilen ikinci maddesinin Ç, D ve E fıkralarında istisna edilen işlerde çalışanlar hariç) işveren veya işveren vekilleri arasında iş akdinden veya İş Kanunu’na dayanan her türlü hak iddialarından doğan hukuk uyuşmazlıklarının çözülmesi ile görevli olarak lüzum görülen yerlerde iş mahkemeleri kurulur.” şeklinde düzenlenmişken 25.10.2017 tarihinde yürürlüğe giren 7036 Sayılı İş Mahkemeleri Kanunu’nun 5. maddesinde 5953 sayılı Kanun’a tabi gazeteciler, 854 sayılı Kanun’a tabi gemi adamları, 22/5/2003 tarihli ve 4857 sayılı İş Kanunu’na veya 11/1/2011 tarihli ve 6098 sayılı Türk Borçlar Kanunu’nun İkinci Kısmının Altıncı Bölümünde düzenlenen hizmet sözleşmelerine tabi işçiler ile işveren veya işveren vekilleri arasında, iş ilişkisi nedeniyle sözleşmeden veya kanundan doğan her türlü hukuk uyuşmazlıklarına,... diğer kanunlarda iş mahkemelerinin görevli olduğu belirtilen uyuşmazlıklara ilişkin dava ve işlere bakar... düzenlemesiyle iş mahkemelerinin görev alanını 5521 sayılı Kanun hükmüne nazaran genişletmiş, 6098 sayılı TBK’da hizmet sözleşmesine tabi işçilerin, işverenleri ile “iş ilişkisi” nedeniyle sözleşme ve kanundan doğan hukuk uyuşmazlıklarını da iş mahkemelerinin görevi kapsamına almıştır. Yapılan açıklamalar ışığında İstanbul Bölge Adliye Mahkemesi ilgili hukuk daireleri arasındaki uyuşmazlıkla ilgili yapılacak değerlendirmede, ortak sıfatı bulunmayıp şirketle arasında hizmet akdi bulunan ve şirketi temsil etmek üzere çeşitli yetkiler verilmiş olup uygulamada finansal müdür, ticari direktör, koordinatör, icracı müdür gibi adlandırılan yönetici vasfını haiz kişilerin görevlerini ifa ettikleri sırada şirkete, şirketin ortakları veya şirket alacaklılarına karşı zararlandırıcı eylemlerinden kaynaklanan davaların TTK’nın 553. maddesi uyarınca açılmış sorumluluk davası olduğunun kabulü gerekir. Bu durumda, kendisine sorumluluk davası yöneltilen kişinin, limited şirkette yönetici vasfını haiz olup olmadığının belirlenmesini müteakip yönetici vasfında olduğunun saptanması halinde, yönetim yetkilerini hukuka uygun kullanıp kullanmadıklarının, TBK’da düzenlenen hizmet akdi kurallarına göre değil TTK’nın şirketler hukuku ilkelerine ve yöneticinin sorumluluğunu düzenleyen hükümlerine göre belirlenmesi gerekecektir. Başka bir anlatımla, limited şirketler bakımından, tıpkı anonim şirketlerde olduğu gibi, şirkette hizmet sözleşmesi ile görev yapmakta ise de icra (yönetim) yetkisi ile donatılmış kişilerin sorumluluğu, yukarıda açıklandığı gibi, TTK’da düzenlenmiş olup uyuşmazlık hizmet sözleşmesinden ve İş Kanunu’ndan doğan bir uyuşmazlık olmadığından iş mahkemeleri görevli olmayıp TTK'nın 4. ve 5. maddeleri uyarınca uyuşmazlığın mutlak ticari dava niteliği gereği görevli mahkeme asliye ticaret mahkemeleridir. Dairemizin yerleşik uygulaması da bu yönde olup (05.10.2015 tarih 2015/8681 E. 2015/9883 K. sayılı, 15.04.2013 tarih 2013/4580 E. 2013/7279 K. sayılı, 29.06.2012 tarih 2012/8542 E. 2012/11562 K. sayılı, 02.05.2016 tarih 2016/4264 E. 2016/4920 K. sayılı, 16.01.2017 tarih 2016/15085 E. 2017/285 K. sayılı, 03.06.2013 tarih 2013/7700 E. 2013/11490 K. sayılı, 17.02.2014 tarih 2013/12406 E. 2014/2740 K. sayılı, 25.01.2010 tarih 2008/9631 E. 2010/660 K. sayılı ilamları) ve YHGK’nun uygulaması da (07.11.2001 tarih 2001/13-1026 E. 2001/765 K. sayılı, 05.02.2003 tarih, 2003/9-82 E. 2003/65 K. sayılı ilamı ) aşağıdaki şekilde karar verilmesi gerekmiştir. VII. SONUÇ Yukarıda açıklanan nedenlerle, ortak sıfatı bulunmayıp, şirketle arasında hizmet akdi çerçevesinde görev yapmakla birlikte şirketin iş ve işlemlerini yönetmek üzere kendisine çeşitli yetkiler verilen kişilerin görevlerini ifa ettikleri sırada şirkete, şirketin ortakları veya şirket alacaklılarına karşı zararlandırıcı eylemlerinden kaynaklanan davaların TTK’nın 553. maddesi uyarınca açılmış sorumluluk davası olmasına, TTK'nın 4. ve 5. maddeleri uyarınca bu tür uyuşmazlıklarda görevli mahkemenin asliye ticaret mahkemeleri olduğuna, İstanbul BAM 14. Hukuk Dairesi ve İstanbul BAM 12. Hukuk Dairesi arasındaki uyuşmazlığın bu şekilde giderilmesine, 25/03/2022 tarihinde 5235 sayılı Kanun’un 35/4 maddesi gereğince oybirliğiyle kesin olarak karar verildi.

Diğer kararlar (3)

11. Hukuk Dairesi, 2024/3230 E., 2025/1544 K.
orta eşleşmeKarar metninde maddeye atıf varİstanbul Bölge Adliye Mahkemesi 14. Hukuk Dairesi
tam metni aç
Davalı vekili cevap dilekçesinde; davacının iddialarının gerçeği yansıtmadığını, 07.03.2018 tarihli ortaklar kurulu kararı ve TTK'nın 367-371. maddeleri uyarınca iç yönerge ve yetkilendirme hazırlanarak ilan için gönderildiğini, ancak sınırlı yetkilendirmede ortakların hem münferit hem de birlikte yetkilendirilmelerinin Sicil Müdürlüğünce kabul ve ilan edilmediğini, ihtar tarihine kadar şi
11. Hukuk Dairesi         2024/3230 E.  ,  2025/1544 K. "İçtihat Metni" MAHKEMESİ : İstanbul Bölge Adliye Mahkemesi 14. Hukuk Dairesi SAYISI : 2022/320 Esas, 2024/535 Karar HÜKÜM : Esastan ret İLK DERECE MAHKEMESİ : İstanbul Anadolu 10. Asliye Ticaret Mahkemesi SAYISI : 2018/402 E., 2021/817 K. Bölge Adliye Mahkemesi kararı davalı vekili tarafından temyiz edilmekle; temyiz şartı ve diğer usul eksiklikleri yönünden yapılan ön inceleme sonucunda, temyiz dilekçesinin kabulüne karar verildikten ve Tetkik Hâkimi tarafından hazırlanan rapor dinlendikten sonra dosyadaki belgeler incelenip gereği düşünüldü: KARAR I. DAVA Davacı vekili dava dilekçesinde; davacının ... ... ve ... ile birlikte davalı şirketin ortağı olduğunu, şirketin münferit imza ile ... ... tarafından temsil edildiğini, ortaklar arasında çeşitli uyuşmazlıklar bulunduğunu, yönetici ortağın yaptığı işlemlerle şirketi ve ortakları zarara uğrattığını, ihtara rağmen “müşterek müdür atanması hakkındaki ortaklar kurulu kararı” doğrultusunda şirket müdürünce işlem yapılmadığını, ortakların iradesinin aksine şirket müdürünün halen keyfi şekilde münferit imza ile şirketi yönettiğini, şirkete ait taşınmazları satarak şirketi ve ortaklarını zarara uğrattığını, şirketin inşa ettiği ve şirket adına kayıtlı olan taşınmazlardan davacıya kâr payı verilmediğini, bu taşınmazlar ile şirkete ayni sermaye olarak konulan iki taşınmazın davacının bilgisi ve onayı dışında satışa çıkarıldığını, davacının bir çok kez şirket müdürüne başvurmasına rağmen yedek akçe ayırmadığını, kâr payı dağıtımına ilişkin karar alınmadığını, şirket inşaatının, şirket müdürünün eşine ait şirkete yaptırılarak gerçeğe aykırı hak edişler düzenlendiğini, şirket müdürünün eylemleri ile ortaklığın çekilmez hale geldiğini, şirketin kayıtlarının incelenmesine izin verilmediğini ileri sürerek 6102 sayılı Türk Ticaret Kanunu'nun (TTK) 638. maddesi gereğince müvekkilinin ortaklıktan çıkmasına ve esas sermaye payının gerçek değerinin belirlenerek şimdilik 10.000,00 TL ayrılma akçesi ve kâr akçesinin tahsiline karar verilmesini talep etmiştir. II. CEVAP Davalı vekili cevap dilekçesinde; davacının iddialarının gerçeği yansıtmadığını, 07.03.2018 tarihli ortaklar kurulu kararı ve TTK'nın 367-371. maddeleri uyarınca iç yönerge ve yetkilendirme hazırlanarak ilan için gönderildiğini, ancak sınırlı yetkilendirmede ortakların hem münferit hem de birlikte yetkilendirilmelerinin Sicil Müdürlüğünce kabul ve ilan edilmediğini, ihtar tarihine kadar şirket defter ve envanterlerinin incelenmesine ilişkin bir talebin bulunmadığını, inceleme konusunda davacının engellenmediğini, cevabi ihtarda şirket merkezinde defter kayıt ve belgelerin incelenebileceğinin bildirildiğini, 31.08.2016 tarihinde kurulan şirketin zarar etmesi nedeniyle dağıtılacak kâr payı bulunmadığı, davacının şirketin harcama ve zararlarına katılmamasına rağmen yapılan işten pay alma çabasına girdiğini, inşaat sektöründeki kriz nedeniyle şirketin nakit arayışında olduğunu da davalıya devam eden projeden 307 ada 1 parseldeki 6, 10 ve 12 numaralı bağımsız bölümlerin teminat olarak devredilmesine rağmen davacının sermaye sağlamadığını savunarak davanın reddine karar verilmesini istemiştir. III. İLK DERECE MAHKEMESİ KARARI İlk Derece Mahkemesinin yukarıda tarih ve sayısı belirtilen kararı ile davacının, davalı şirketin bir kısım işlerinin yetkilisi ... ...'ın eşi ... ... adına kayıtlı şirkete yaptırıldığı, gerçeğin çok üzerinde hak edişler düzenlenmek sureti ile şirket sermayesi ve aktiflerinin azaltıldığını iddia ettiği, söz konusu şirketin ticaret sicil kayıtları incelendiği ve davacının iddiası gibi bu şirketin yetkilisinin ortak ve yetkilisinin anılan kişi olduğu, davalı şirketin bu şirket ile ticari ilişki içerisine girdiği, davalı adına kayıtlı bazı taşınmazların davalı şirketin yetkilisinin eşi adına kayıtlı olan ... Yapı Endüstrisi San. ve Tic. Ltd. Şti.'ne satış yolu ile devredildiği davacının müdür ortakla hesap görmek için yazışmalar yaptığı, ancak kendisine cevap verilmediği, müdür ortakla görüşme taleplerinin de net bir şekilde sonuca bağlanamadığı, davacının söz konusu olayların meydana gelmesinde kusurlu olmadığı, ortaklar arasında güven ilişkisinin sarsıldığından davacının haklı sebeple ortaklıktan çıkma talebinde bulunabileceği gerekçesiyle davanın kabulü ile davacının şirket ortaklığından TTK'nın 638/2 hükmü uyarınca çıkmasına, taleple bağlı kalınarak 815.894,79 TL ayrılma akçesinin davalıdan tahsiline karar verilmiş, hüküm, davalı tarafça istinaf edilmiştir. IV. İSTİNAF Bölge Adliye Mahkemesinin yukarıda tarih ve sayısı belirtilen kararı ile Mahkemece yapılan inceleme ve araştırmanın yeterli olduğu gerekçesiyle davalı vekilinin yerinde görülmeyen tüm istinaf başvurusunun reddine karar verilmiş, hüküm, davalı tarafça temyiz edilmiştir. V. TEMYİZ A. Dava ve Hukuki Nitelendirme Dava, TTK'nın 638. maddesi uyarınca davacının limited şirket ortaklığından çıkmasına ve 641. maddesi uyarınca çıkma payı alacağının tahsili istemine ilişkindir. B. Değerlendirme ve Gerekçe Yapılan yargılama ve saptanan somut uyuşmazlık bakımından uygulanması gereken hukuk kuralları gözetildiğinde İlk Derece Mahkemesince verilen kararda bir isabetsizlik olmadığının anlaşılmasına göre yapılan istinaf başvurusunun 6100 sayılı Hukuk Muhakemeleri Kanunu'nun (HMK) 353/1-b(1) hükmü uyarınca Bölge Adliye Mahkemesince esastan reddine ilişkin kararın usul ve yasaya uygun olduğu kanısına varıldığından Bölge Adliye Mahkemesi kararının onanmasına karar vermek gerekmiştir. VI. SONUÇ: Yukarıda açıklanan nedenlerle, davalının temyiz itirazlarının reddi ile Bölge Adliye Mahkemesince verilen kararın HMK'nın 370/1 hükmü uyarınca ONANMASINA, aynı Kanun'un 372. maddesi uyarınca işlem yapılmak üzere dava dosyasının İlk Derece Mahkemesine, kararın bir örneğinin Bölge Adliye Mahkemesine gönderilmesine, aşağıda yazılı temyiz giderinin temyiz edene yükletilmesine, 05.03.2025 tarihinde kesin olarak oy birliğiyle karar verildi.
11. Hukuk Dairesi, 2020/1406 E., 2021/1065 K.
orta eşleşmeKarar metninde maddeye atıf varBÖLGE ADLİYE MAHKEMESİ 20. HUKUK DAİRESİ
tam metni aç
ile başvuru ile itiraza gerekçe markalar arasında iltibasa yol açacak düzeyde benzerlik bulunmadığı gerekçesiyle itirazın reddine karar verildiği, 6102 sayılı TTK’nın 369. maddesi uyarınca yönetim kurulu üyeleri ve yönetimle görevli üçüncü kişilerin görevlerini tedbirli bir yöneticinin özeniyle yerine getirmek ve şirketin menfaatlerini dürüstlük kurallarına uyarak gözetmek yükümlülüğü altında oldu
11. Hukuk Dairesi         2020/1406 E.  ,  2021/1065 K. "İçtihat Metni" MAHKEMESİ : BÖLGE ADLİYE MAHKEMESİ 20. HUKUK DAİRESİ Taraflar arasında görülen davada Ankara 1. Fikri ve Sınaî Haklar Hukuk Mahkemesince verilen 07.06.2018 tarih ve 2016/151 E- 2018/192 K. sayılı kararın davalılar vekilleri tarafından istinaf edilmesi üzerine, istinaf isteminin esastan reddine dair Ankara Bölge Adliye Mahkemesi 20. Hukuk Dairesi'nce verilen 30.01.2020 tarih ve 2018/1892 E- 2020/110 K. sayılı kararın Yargıtay'ca incelenmesi davalılar vekilleri tarafından istenmiş ve temyiz dilekçesinin süresi içinde verildiği anlaşılmış olmakla, 6100 sayılı Kanun'un 369. maddesi gereğince miktar veya değer söz konusu olmaksızın duruşmalı olarak incelenmesi gereken dava ve işlerin dışında bulunduğundan duruşma isteğinin reddiyle dava dosyası için Tetkik Hakimi ... tarafından düzenlenen rapor dinlendikten ve yine dosya içerisindeki dilekçe, layihalar, duruşma tutanakları ve tüm belgeler okunup, incelendikten sonra işin gereği görüşülüp, düşünüldü: Davacı vekili; müvekkili ...'nun diğer davacı şirketin %50 ortaklarından biri ve yönetim kurulu üyesi olduğunu, şirketi temsilen tek başına imza yetkisinin bulunduğunu, müvekkili şirketin ilk kez 1992 yılında tescil ettirdiği “KESKİN” ve “KESKİNOĞLU” esas unsurlu markaların sahibi olduğunu, “KESKİNOĞLU” ibaresinin müvekkili firmanın tescilli ticaret unvanının da ayırt edici unsuru bulunduğunu, etkin ve yoğun ticari faaliyetler neticesinde müvekkili markalarının tanınmış hale geldiğini, davalı gerçek kişinin müvekkili şirketin ortaklarından ...’nun oğlu olduğunu ve aynı zamanda müvekkili şirkette yönetim kurulu üyesi ve Keskinoğlu Şirketler Grubu’nun pazarlama koordinatörü görevlerinde bulunduğunu, davalının 2014/80453 sayılı "KESKİN AGRO" markasının 29. sınıfta tescili için yaptığı başvuruya müvekkillerinin itirazının davalı TPMK'nın 08.02.2016 tarih ve 2016-M-1396 nolu YİDK kararı ile nihai olarak reddedildiğini, taraf markalarının 556 sayılı KHK'nın 8/1-b maddesi uyarınca benzer olduğunu, marka başvurusu kapsamında bulunan emtiaların müvekkili markalarının tescilli ürünleri ile birebir aynı olduğunu, davalının kötüniyetli olarak başvuruda bulunduğunu, davaya konu YİDK kararının 556 sayılı KHK’nın 8/4 ve 8/5. maddesi hükmü uyarınca da iptalinin gerektiğini ileri sürerek davalı TPMK YİDK kararının iptaline ve davalı markasının hükümsüzlüğüne karar verilmesini talep ve dava etmiştir. Davalı Türk Patent ve Marka Kurumu vekili, davanın reddini istemiştir. Diğer davalı ... vekili, yayın kararına karşı yapılan itirazların geçerli olmadığını, davacı şirket adına münferiden imzaya yetkili yönetim kurulu başkanı ... tarafından TPMK’ye sunulan yazılı bildirimle yayına itiraz işlemi dilekçesinin geri çekildiğinin ve itirazdan feragat edildiğinin bildirildiğini, “KESKİN AGRO” markasında yer alan “KESKİN” ibaresinin müvekkilinin adı olduğunu, davacı yanın kötü niyet iddiasının soyut ve mesnetsiz bulunduğunu, müvekkili markası ile davacı şirket markaları arasında KHK’nın 8/1-b anlamında hiçbir benzerlik bulunmadığını, KHK’nın 8/4 maddesi hükmü gerekçe gösterilerek yapılan itirazın da hukuki dayanaktan ve ispattan yoksun olduğunu savunarak davanın reddini istemiştir. İlk derece mahkemesince, iddia, savunma, bilirkişi raporu ve dosya kapsamına göre; davacı ... yönünden itirazında dayanılan markaların diğer davacı tüzel kişi adına tescilli olması nedeniyle kendi adına bizzat yapılan itirazın geçerli olmadığı, "KESKİN AGRO" ibareli davalı marka başvurusu ile "KESKİNOĞLU" ibareli davacı şirket markaları arasında 29. sınıfta yer alan tüm mallar yönünden 556 sayılı KHK’nın 8/1-b bendi anlamında benzerlik ve karıştırma ihtimalinin bulunduğu, davacı şirketin "KESKİNOĞLU" ibareli markasının tanınmış marka olduğu ve tanınmışlığın iltibası arttırdığı, davacının "KESKİN AGRO" ibareli marka başvurusu karşısında ticaret unvanından kaynaklı üstün ve öncelikli bir hakkının bulunduğu, dava konusu başvurunun kötüniyetle yapıldığı gerekçesiyle davacı ... yönünden davanın reddine, diğer davacı şirket yönünden davanın kabulü ile TPMK YİDK'in 08.02.2016 tarih 2016-M-1396 sayılı kararının iptaline, davalı adına tescilli 2014/80453 sayılı "KESKİNAGRO" ibareli markanın tescilli olduğu 29. sınıf tüm alt gruplar yönünden hükümsüzlüğüne ve sicilden terkinine karar verilmiştir. Karara karşı davalılar vekilleri tarafından istinaf kanun yoluna başvurulmuştur. Bölge Adliye Mahkemesi'nce; halen davacı şirketin yetkili temsilcilerinden biri olan davalı ...'in, "KESKİN AGRO" ibareli marka tescil başvurusuyla davacı şirketin "KESKİNOĞLU" ibareli tescilli markaları arasında biçim, düzenleme ve tertip tarzı itibariyle görsel ve sesçil olarak, ortalama tüketicileri iltibasa düşürecek derecede bir benzerliğin bulunduğu ve taraf markaları arasında hem ibareler hem de mallar yönünden 556 sayılı KHK'nın 8/1-b maddesi anlamında iltibasın olduğu, hem davalının dava konusu başvurusunun hem de davacı şirket adına başvuruya itirazın, yine davacı şirket adına yönetim kurulu başkanı olan davalının babası ... tarafından geri çekilmesi işleminin davacı şirketi zarara uğratmak amacıyla ve kötüniyetle yapıldığı, ayrıca davacı şirket adına YİDK'e yapılan itirazın geri çekilmesi işleminin TTK.'nın 393/1. maddesi kapsamında geçerli bir işlem olmadığı, davalı ...'in marka başvurularını devraldığı Depa firması ile davacı şirket arasındaki benzer bir uyuşmazlıkta, Yargıtay 11. Hukuk Dairesi'nin davacı şirket adına (anılan davada davalı) yönetim kurulu başkanı ... tarafından temyiz aşamasında verilen davayı kabul beyanını sonuca etkili görmeyen 09.12.2019 tarih ve 2019/995 E.- 7953 K. sayılı kararının da bu yönde olduğu gerekçesiyle davalılar vekillerinin istinaf başvurularının HMK'nın 353/1-b.1 maddesi gereğince esastan reddine karar verilmiştir. Kararı, davalılar vekilleri temyiz etmiştir. Dava, davalının marka başvurusuna davacıların yaptığı itirazın reddine dair TPMK YİDK kararının iptali ile tescili halinde markanın hükümsüzlüğü talebidir. İlk Derece Mahkemesince, davalı tarafça yapılan marka başvurusunun davacı şirketin markalarına iltibasa neden olacak derecede benzer olduğu, davalının davacı şirketin yönetim kurulu başkanı olan ...’nun oğlu olduğu ve davalının da münferiden imza ile davacı şirketi temsil ve ilzama yetkili yönetim kurulu üyesi olduğu, davalının marka başvurusuna davacı şirketin yönetim kurulu başkan yardımcısı ... tarafından itiraz edildiği, bu itirazın davalının babası olan davacı şirketin yönetim kurulu başkanı ... tarafından geri çekildiği, bu şekilde davacı şirket adına birçok defa itiraz edilip itirazın geri çekilmesi için dilekçeler verildiği, davalı TPMK tarafından yöneticilerin görevlerini ifa ederken özenli ve şirket menfaatlerini gözeterek ifa etmesi gerektiğinden bahisle şirket adına itirazın bulunduğunun kabulü ile başvuru ile itiraza gerekçe markalar arasında iltibasa yol açacak düzeyde benzerlik bulunmadığı gerekçesiyle itirazın reddine karar verildiği, 6102 sayılı TTK’nın 369. maddesi uyarınca yönetim kurulu üyeleri ve yönetimle görevli üçüncü kişilerin görevlerini tedbirli bir yöneticinin özeniyle yerine getirmek ve şirketin menfaatlerini dürüstlük kurallarına uyarak gözetmek yükümlülüğü altında olduğu, iltibas gerekçeli itirazın şirketin menfaatleri doğrultusunda yapıldığı, şirket adına geçerli şekilde itiraz edildiğinin kabulü gerektiğinden bahisle davanın kabulüne karar verilmiş, davalılar vekilinin istinaf istemi üzerine Bölge Adliye Mahkemesince istinaf isteminin esastan reddine karar verilmiştir. Kararı, davalı ... vekili temyiz etmiş ise de dosyanın yapılan ilk incelemesinde, davacı şirketin yönetim kurulu başkanı ... tarafından davadan feragat edildiğine dair 27.06.2019 havale tarihli dilekçe verilmiştir. Dava dosyasındaki ticaret sicil kayıtları incelendiğinde ... ve ...'nun davacı şirketi münferiden temsil ve ilzama yetkili müdürler olduğu anlaşılmaktadır. Bununla birlikte davalı marka başvurusuna TPMK nezdinde şirket adına temsile yetkili müdürlerden ... tarafından itiraz edildiği, şirket adına temsile yetkili müdürlerden ... tarafından ise itirazların geri çekilmesine dair dilekçeler verildiği, yine istinaf aşamasında temsile yetkili müdür ... tarafından davadan, istinaf ve temyiz taleplerinden feragata dair dilekçe verildiği anlaşılmıştır. Davacı şirket adına bir müdürün iradesiyle şirketin malvarlığının korunması amacıyla TPMK nezdinde itiraz edilip, açılan davada davanın kabulüne karar verilmesi istenilmiş iken diğer müdürce TPMK nezdinde itirazın geri çekilmesine dair dilekçeler verilmiş ve davanın reddi istenilmiştir. Böylece davacı şirketi tek başına temsile yetkili müdürler arasında davanın sürdürülüp sürdürülmemesi konusunda görüş ayrılığı oluşmuş bulunmaktadır. Mahkemece, davalının, davacı şirketin yönetim kurulu başkanının oğlu olduğu ve her iki müdür arasında bu dava nedeniyle görüş ayrılığı bulunduğu ayrıca davalının da davacı şirketi münferiden imza ile temsile yetkili yönetim kurulu üyesi olduğu ve bu nedenle taraflar arasında menfaat çatışması olduğu nazara alınarak davacı şirketi münhasıran bu davada temsil etmek üzere bir temsil kayyumu atanması ve kayyumun davadan feragata dair verilen dilekçeye karşı beyanına göre bir değerlendirme ile karar verilmesi gerektiğinden hükmün bozulmasına karar vermek gerekmiştir. 2- Bozma sebep ve şekline göre davalılar vekillerinin tüm temyiz itirazlarının bu aşamada incelenmesine gerek görülmemiştir. SONUÇ: Yukarıda (1) nolu bentte açıklanan nedenlerle, re’sen İlk Derece Mahkemesince verilen karara yönelik istinaf başvurusunun esastan reddine ilişkin Bölge Adliye Mahkemesi kararının BOZULARAK KALDIRILMASINA, (2) nolu bentte açıklanan nedenlerle davalılar vekillerinin tüm temyiz itirazlarının şimdilik incelenmesine yer olmadığına, dava dosyasının Bölge Adliye Mahkemesine gönderilmesine, ödedikleri peşin temyiz harcının istekleri halinde temyiz eden davalılara iadesine, 10.02.2021 tarihinde oybirliğiyle karar verildi.
11. Hukuk Dairesi, 2016/12248 E., 2016/9043 K.
orta eşleşmeKarar metninde maddeye atıf varTİCARET MAHKEMESİ
tam metni aç
hükümlerine tabi olup, anonim şirket ile şirketi temsile yetkili müdür arasındaki ilişki 6762 sayılı ....'nın 342 ve devamı maddelerinde, 6102 sayılı ....'nın 369. maddesinde de yönetim kurulu üyeleri ile yönetimle görevli ....
11. Hukuk Dairesi         2016/12248 E.  ,  2016/9043 K. "İçtihat Metni" MAHKEMESİ :TİCARET MAHKEMESİ . Taraflar arasında görülen davada ... .... Asliye Ticaret Mahkemesi’nce verilen 28/05/2015 tarih ve 2013/134-2015/306 sayılı kararın Yargıtayca incelenmesi davacı vekili tarafından istenmiş ve temyiz dilekçesinin süresi içinde verildiği anlaşılmış olmakla, dava dosyası için Tetkik Hakimi ... tarafından düzenlenen rapor dinlendikten ve yine dosya içerisindeki dilekçe, layihalar, duruşma tutanakları ve tüm belgeler okunup, incelendikten sonra işin gereği görüşülüp, düşünüldü: Davacı vekili, müvekkili şirketin müşterilerinden birinin ........’da mukim ...... isimli firma olduğunu ve bu şirketle ticari ilişkileri bulunduğunu, davalı ...’nin müvekkili şirkette genel müdür olarak görev yaptığı tarihte dava dışı ........ firmasının yetkilisi tarafından sipariş verildiğini ve bilgi talep edildiğini, davalı ...’nin bu sipariş teklifini .../.../2012 tarihinde diğer davalı şirkete yönlendirdiğini ve bu şekilde haksız kazanç sağladığını, davalı şirket ile sipariş veren dava dışı ........ firması arasında yazışmalar yapıldığını ve davalı şirketin, müvekkilinin Balkan ülkeleri temsilcisi olduğu yönünde kanaat oluşturulduğunu ve ........ firması ile davalı şirket arasında .../.../2012 tarihinde mal alımına ilişkin sözleşme imzalandığını, davalı ...’nin de bu sözleşmede davalı şirketi temsil ettiğinin açıkça görüldüğünü, müvekkili şirkete ait ticari işleri organik bağının bulunduğu davalı şirkete yönlendirenin davalı ... olduğunu, genel müdürlük sırasında ifa ettiği bu görevi nedeniyle .../01/2013 tarihli ihtarla iş akdinin feshedildiğini, davalıların eylemlerinin ....'nın 54 vd. maddeleri uyarınca haksız rekabet oluşturduğunu ve müvekkilini zarara uğrattığını ileri sürerek, haksız rekabetin tespiti, önlenmesi, ref’i, 340.000,00 TL maddi, ....000,00 TL manevi tazminatın davalılardan müteselsilen tahsili ile hükmün ilanını talep ve dava etmiştir. Davalı ... vekili, görev itirazında bulunmuş, müvekkilinin haksız rekabet teşkil edecek bir eylemi bulunmadığını, davalı şirket ile müvekkili arasında herhangi bir organik bağ ve çıkar ilişkisi olmadığını savunarak, davanın usul ve esastan reddini istemiştir. Diğer davalı hakkındaki davanın davacı tarafça takip edilmediği bildirilmiştir. Mahkemece iddia, savunma ve tüm dosya kapsamına göre, her ne kadar dava, ....’nın 54 vd. maddelerine dayalı olarak açılmış ise de, taraflar arasında varlığı konusunda ihtilaf bulunmayan iş akdi olduğundan, davalı işçinin yaptığı eylemin davacı işveren şirkete karşı sadakat yükümlülüğünün ihlalini oluşturup oluşturmadığı hususunda yargılama yapıp, davayı sonuçlandırma görevinin İş Mahkemesi’ne ait olduğu, somut olayda iş akdinin feshinden sonra yapılan bir eylemin haksız rekabeti oluşturduğu iddiası bulunmadığı gibi, aksine akdin devamı sırasında yapılan eylem nedeniyle haksız rekabete dayalı açılan bu davada mahkemenin görevli olmadığı gerekçesiyle, davalı şirket hakkındaki dava takip edilmediğinden HMK’nın 150. m. uyarınca bu davalı hakkındaki dosyanın işlemden kaldırılmasına, yasal süresi içerisinde yenilenmediğinde davanın açılmamış sayılması yönünde ek karar yazılmasına, davalı ...'ye karşı açılan davanın görev yönünden reddine, mahkemenin görevsizliğine, karar kesinleştiğinde ve talep edildiğinde dosyanın görevli ve yetkili ... İş Mahkemesi’ne gönderilmesine karar verilmiştir. Kararı, davacı vekili temyiz etmiştir. Dava, haksız rekabetin tespiti, men'i, ref'i, maddi ve manevi tazminat ile hükmün ilanı istemlerine ilişkin olup, mahkemece yukarıda özetlendiği şekilde karar verilmiştir. Ancak, davalı ... ile davacı şirket arasında .../04/2007 tarihli iş akdinin bulunduğu ve davalının iş akdi çerçevesinde davacı şirkette genel müdür olarak çalıştığı taraflar arasında uyuşmazlık konusu değildir. Davalı genel müdür olarak çalıştığı dönem bakımından .... hükümlerine tabi olup, anonim şirket ile şirketi temsile yetkili müdür arasındaki ilişki 6762 sayılı ....'nın 342 ve devamı maddelerinde, 6102 sayılı ....'nın 369. maddesinde de yönetim kurulu üyeleri ile yönetimle görevli .... kişilerin özen ve bağlılık yükümlülüğü, 553. maddesinde de sorumluluğu düzenlenmiştir. Yine ....'nın .... maddesinde bu Kanun'dan kaynaklanan uyuşmazlıkların tarafların tacir olup olmadıklarına bakılmaksızın ticari dava olduğu belirtilmiş, aynı Yasa'nın .... maddesinde ise, aksine hüküm bulunmadıkça tüm ticari davalar ile ticari nitelikteki çekişmesiz yargı işlerinin asliye ticaret mahkemesinde görüleceği öngörülmüştür. Bu durumda, uyuşmazlığa konu genel müdürlük görevi sırasında haksız rekabette bulunulduğu yönündeki iddianın da bu kapsamda değerlendirilmesi ve davada asliye ticaret mahkemesinin görevli olduğu nazara alınarak işin esastan incelenip, sonucuna göre bir karar vermek gerekirken, davanın, davalının iş akdinin devamı sırasında yapılan eylem nedeniyle haksız rekabete dayalı olarak açıldığı gerekçesiyle yanılgılı değerlendirmeye dayalı, yazılı şekilde görevsizlik kararı verilmesi doğru olmamış, bozmayı gerektirmiştir. SONUÇ: Yukarıda açıklanan nedenlerle, davacı vekilinin temyiz itirazlarının kabulü ile kararın davacı yararına BOZULMASINA, ödediği temyiz peşin harcın isteği halinde temyiz edene iadesine, ........2016 tarihinde oybirliğiyle karar verildi. .

Eşleştirme iki kanıta dayanır: kararın kendi metnindeki madde atfı ve şerh kitaplarının o kararı hangi maddenin altında bastığı. Otomatik üretilmiştir, hukuki tavsiye değildir; kararın güncelliğini ve sonraki içtihat değişikliklerini ayrıca denetleyin.

Bu Maddeyle İlgili Sınav Sorusu

Ticaret Hukuku

Bir anonim şirketin yönetim kurulu, şirketin acil hammadde ihtiyacını karşılamak amacıyla piyasa fiyatının oldukça üzerinde bir bedelle, yönetim kurulu başkanının kayınbiraderine ait olan bir tedarikçi firmadan alım yapılmasına karar vermiştir. Karar defterine bu işlemin, 'tedarikçinin güvenilirliği ve hızlı teslimat kapasitesi' gerekçesiyle şirketin menfaatine olduğu yazılmıştır. Bu durum, 6102 sayılı Türk Ticaret Kanunu'nda düzenlenen yönetim kurulu üyelerinin özen ve bağlılık yükümlülüğü çerçevesinde değerlendirildiğinde, aşağıdaki ifadelerden hangisi doğrudur?

A) Yönetim kurulu üyeleri, aldıkları kararın ticari bir risk içermesi ve şirketin zarara uğraması halinde dahi, kararlarını makul ticari gerekçelere dayandırdıkları sürece sorumlu tutulamazlar.
B) Şirketin yönetimi ve temsili yönetim kurulunun devredilemez yetkilerinden olduğundan, bu tür ticari kararlar genel kurulun onayına sunulmadıkça geçerli sayılmaz.
C) Yönetim kurulu üyeleri, görevlerini tedbirli bir yöneticinin özeniyle yerine getirmek ve şirketin menfaatlerini kişisel ilişkilerinden bağımsız olarak dürüstlük kurallarına uygun şekilde gözetmekle yükümlüdür.
D) Bağlılık yükümlülüğünün ihlali yalnızca, yönetim kurulu üyesinin şirketle rekabet eden bir işlem yapması veya şirkete ait bir ticari fırsattan şahsen yararlanması halinde söz konusu olur.
E) Yönetim kurulu üyelerinin sorumluluğuna gidilebilmesi için, yapılan işlem neticesinde şirketin iflas etmesi veya iflas erteleme sürecine girmesi gibi ağır bir malvarlığı zararının somut olarak ispatlanması gerekir.