6102 sayılı Türk Ticaret Kanunu Madde 371

Türk Ticaret Kanunu 371. maddesi, Hukuksal Eğitim mevzuat kütüphanesinde tam metin olarak yayımlanmıştır. Aşağıda maddenin tam metni, maddeyle eşleşen yüksek mahkeme kararları ve bu maddeden çıkmış sınav soruları yer alır. Ham metin için adresin sonuna /raw ekleyin.

Madde Metni

MADDE 371- (1) Temsile yetkili olanlar şirketin amacına ve işletme konusuna giren her tür işleri ve hukuki işlemleri, şirket adına yapabilir ve bunun için şirket unvanını kullanabilirler. Kanuna ve esas sözleşmeye aykırı işlemler dolayısıyla şirketin rücû hakkı saklıdır. (2) Temsile yetkili olanların, üçüncü kişilerle, işletme konusu dışında yaptığı işlemler de şirketi bağlar; meğerki, üçüncü kişinin, işlemin işletme konusu dışında bulunduğunu bildiği veya durumun gereğinden, bilebilecek durumda bulunduğu ispat edilsin. Şirket esas sözleşmesinin ilan edilmiş olması, bu hususun ispatı açısından, tek başına yeterli delil değildir. (3) Temsil yetkisinin sınırlandırılması, iyiniyet sahibi üçüncü kişilere karşı hüküm ifade etmez; ancak, temsil yetkisinin sadece merkezin veya bir şubenin işlerine özgülendiğine veya birlikte kullanılmasına ilişkin tescil ve ilan edilen sınırlamalar geçerlidir. (4) Temsile yetkili kişiler tarafından yapılan işlemin esas sözleşmeye veya genel kurul kararına aykırı olması, iyiniyet sahibi üçüncü kişilerin o işlemden dolayı şirkete başvurmalarına engel değildir. (5) Temsile veya yönetime yetkili olanların, görevlerini yaptıkları sırada işledikleri haksız fiillerden şirket sorumludur. Şirketin rücû hakkı saklıdır. (6) Sözleşmenin yapılması sırasında, şirket tek pay sahibi tarafından ister temsil edilsin ister edilmesin, tek pay sahipli anonim şirketlerde, bu pay sahibi ile şirket arasındaki sözleşmenin geçerli olması sözleşmenin yazılı şekilde yapılmasına bağlıdır. Bu şart piyasa şartlarına göre günlük, önemsiz ve sıradan işlemlere ilişkin sözleşmelerde uygulanmaz. (7) (Ek: 10/9/2014 - 6552/131 md.) Yönetim kurulu, yukarıda belirtilen temsilciler dışında, temsile yetkili olmayan yönetim kurulu üyelerini veya şirkete hizmet akdi ile bağlı olanları sınırlı yetkiye sahip ticari vekil veya diğer tacir yardımcıları olarak atayabilir. Bu şekilde atanacak olanların görev ve yetkileri, 367 nci maddeye göre hazırlanacak iç yönergede açıkça belirlenir. Bu durumda iç yönergenin tescil ve ilanı zorunludur. İç yönerge ile ticari vekil ve diğer tacir yardımcıları atanamaz. Bu fıkra uyarınca yetkilendirilen ticari vekil veya diğer tacir yardımcıları da ticaret siciline tescil ve ilan edilir. Bu kişilerin, şirkete ve üçüncü kişilere verecekleri her tür zarardan dolayı yönetim kurulu müteselsilen sorumludur. 3. İmza şekli

Bu Maddeyle İlgili Yüksek Mahkeme Kararları

10 karar eşleşti
11. Hukuk Dairesi, 2021/6397 E., 2023/1052 K.
yüksek eşleşmeKarar metninde maddeye atıf var... Bölge Adliye Mahkemesi 12. Hukuk Dairesi
r kararlar aldığını ve bu kararların tescil ve ilan edildiğini, yönetim kurulu kararı ile hem imza yetkilisi hem de imza yetkisi verilmeyen vekillerin atandığını, 6098 sayılı Türk Borçlar Kanun'un (6098 sayılı Kanun) 551 inci maddesinde ve 6102 sayılı Kanun'un 371 inci maddesinin yedinci fıkrasında ticari vekilin, imza yetkisine sahip olmayan kişi olduğunun açıkça belirtildiğini, imza yetkisi olan
11. Hukuk Dairesi         2021/6397 E.  ,  2023/1052 K. "İçtihat Metni" MAHKEMESİ : ... Bölge Adliye Mahkemesi 12. Hukuk Dairesi HÜKÜM : Ret Taraflar arasındaki Ticaret Sicil Memuru kararına itiraz davasından dolayı yapılan yargılama sonunda İlk Derece Mahkemesince davanın kabulüne karar verilmiştir. Kararın davalı vekili tarafından istinaf edilmesi üzerine, Bölge Adliye Mahkemesince başvurunun kabulü ile İlk Derece Mahkemesi hükmü kaldırılarak yeniden esas hakkında hüküm kurulmak suretiyle davanın reddine karar verilmiştir. Bölge Adliye Mahkemesi kararı davacı vekili tarafından temyiz edilmekle; kesinlik, süre, temyiz şartı ve diğer usul eksiklikleri yönünden yapılan ön inceleme sonucunda, temyiz dilekçesinin kabulüne karar verildikten ve Tetkik Hâkimi tarafından hazırlanan rapor dinlendikten sonra dosyadaki belgeler incelenip gereği düşünüldü: I. DAVA Davacı vekili dava dilekçesinde; müvekkilinin 25.11.2019 tarihli ve 630 sayılı yönetim kurulu kararı ile şirketin 4 numaralı iç yönergesini kabul ettiğini, bu yönergede 6102 sayılı Türk Ticaret Kanunu'nun (6102 sayılı Kanun) 367 nci maddesine göre yönetim kurulunun görev devri yaptığı pozisyonların görevlerinin düzenlendiğini, bu karardan sonra 25.11.2019 tarihli ve 631 sayılı yönetim kurulu kararı alınarak bu iç yönergede imza yetkilileri ile imza yetkisi olmayıp iç yönergede görev tanımları yapılan şube müdürü vs. pozisyondaki kişilerin, yani ticari vekillerin atandığını; ancak davalının, imza yetkisi olmayan ticari vekillere ilişkin 6 ncı maddenin tescil ve ilan talebini reddettiğini, davacı şirketin daha önce de imza yetkisi vermeden yönetim devri yaptığına dair kararlar aldığını ve bu kararların tescil ve ilan edildiğini, yönetim kurulu kararı ile hem imza yetkilisi hem de imza yetkisi verilmeyen vekillerin atandığını, 6098 sayılı Türk Borçlar Kanun'un (6098 sayılı Kanun) 551 inci maddesinde ve 6102 sayılı Kanun'un 371 inci maddesinin yedinci fıkrasında ticari vekilin, imza yetkisine sahip olmayan kişi olduğunun açıkça belirtildiğini, imza yetkisi olan kişinin zaten ticari vekil değil, ticari temsilci olduğunu, sicilin kararının hukuka aykırılığının açıkça belli olduğunu belirterek Ticaret Sicil Müdürlüğünün 31.12.2019 tarihli kararının iptali ile kararın tescil ve ilanına karar verilmesini talep etmiştir. II. CEVAP Davalı davaya cevap vermemiştir. III. İLK DERECE MAHKEMESİ KARARI İlk Derece Mahkemesinin yukarıda tarih ve sayısı belirtilen kararı ile 6102 sayılı Kanun'un 371 inci maddesinin yedinci fıkrasında, yönetim kurulunun yukarıda belirtilen temsilciler dışında temsile yetkili olmayan yönetim kurulu üyelerinin veya şirkete hizmet akdi ile bağlı olanları sınırlı yetkiye sahip ticari vekil veya diğer tacir yardımcıları olarak atayabileceğinin düzenlendiği, bu şekilde atanacak olanların görev ve yetkilerinin hazırlanacak iç yönergede açıkça belirleneceği, bu fıkra uyarınca yetkilendirilen ticari vekil veya diğer tacir yardımcılarının ticaret siciline tescil ve ilan edileceğinin düzenlendiği, 6098 sayılı Kanun'un 551 inci maddesinde ticari vekilin bir ticari işletmenin sahibi tarafından işletmesini yönetmek veya işletmesinin bazı işlerini yürütmek için yetkilendirdiği kişi olarak belirtildiği, yasal düzenlemelerde, atanan ticari vekillere temsil yetkisi veya açık imza yetkisi verilmesi gerektiğine dair bir şartın bulunmadığı, İstanbul Ticaret Sicil Müdürlüğünün tescil talebinin reddine dair ret gerekçesinin ise 6102 sayılı Kanun'un 371 inci maddesinin yedinci fıkrası ve 6098 sayılı Kanun'un 551 inci madde hükümlerine göre yerinde olmadığı gerekçesiyle davanın kabulüne karar verilmiştir. IV. İSTİNAF A. İstinaf Yoluna Başvuranlar İlk Derece Mahkemesinin yukarıda belirtilen kararına karşı süresi içinde davalı vekili istinaf başvurusunda bulunmuştur. B. İstinaf Sebepleri Davalı vekili istinaf dilekçesinde özetle; davalının 6102 sayılı Kanun'un 32 nci maddesi hükmü çerçevesinde işlem yaptığını, 6102 sayılı Kanun'un 370 ve 371 inci maddeleri çerçevesinde, anonim şirketlerde temsil yetkisinin kural olarak yönetim kuruluna ait olduğunu, temsil yetkisinin de şirket adına “imza yetkisini” kapsamasının, anılan hükmün lafzı hem de temsilin doğası gereği olduğunu, anonim şirketlerde tescile tabi yetkililerin, temsil yetkisini sınırlı ya da sınırsız biçimde haiz bulunan yetkililer olduğunu, 6102 sayılı Kanun uyarınca sınırlı temsille donatılmış yetkililer dışındakilerin tescil edilemeyeceğini, 6098 sayılı Kanun uyarınca yetkilendirilmiş ve 6102 sayılı Kanun'a göre şirketi temsil yetkisi bulunmayan kişilerin tescilinin mümkün olmadığını, dava konusu olayda tescili istenen yetkililerin 6098 sayılı Kanun kapsamında ticari vekil olduğu, şirketi sınırlı da olsa temsil yetkisini haiz olmadığı için mevzuata uygun biçimde tescil edilmediğini, temsil yetkisini taşımayan, şirketin iç işleyişinde görevli kişilerin tescili hususu da mevzuatta düzenlenmediğinden dava konusu olayda tescil başvurusunun reddedilmesinin mevzuata uygun olduğunu, davanın açılmasına davalının neden olmadığını belirterek kararın kaldırılarak davanın reddine karar verilmesini istemiştir. C. Gerekçe ve Sonuç Bölge Adliye Mahkemesinin yukarıda tarih ve sayısı belirtilen kararı ile davacının tescil talebinin ticari vekil niteliğinde olduğu, imza ve şirketi temsil yetkisi bulunmayan ticari vekil atanmasına dair dava konusu yönetim kurulu kararının tescilinin red edilmesinde hukuka aykırılık bulunmadığı, davacı şirketin şube müdürü, kesimhane işletme müdürü, sorumlu yönetici, planlama ve lojistik müdürü, damızlık çiftlik müdürü gibi hem şirketin işyerlerini yöneten hem de şirketin bazı işlerini yürüten pozisyonlara yapılan atamaların tescil ve ilanının gerekmediği, şirket yönetim kurulu temsil yetkisinin devredilmeyip sadece yönetim devir edilecekse bu iç yönergenin tescil ve ilanının gerekmediği, davacı vekilinin daha evvel aynı konumdaki ticari vekillerin tescilinin yapıldığı iddasının tescil ve ilanı gerekmeyen bir hususta bir kez tescil yapılmasının devam eden zamanda da aynı hatalı işlemin sürdürülmesine gerekçe teşkil etmeyeceği nedenleriyle itirazın reddine karar verilmesi gerekirken itirazın kabulüne karar verilmesi doğru görülmediği gerekçesiyle davalı vekilinin istinaf başvurusunun kabulüne, kararın kaldırılmasın, yeniden hüküm kurularak "Ticaret Sicil Müdürlüğü kararına yönelik itirazının reddine" karar verilmiştir. V. TEMYİZ A. Temyiz Yoluna Başvuranlar Bölge Adliye Mahkemesinin yukarıda belirtilen kararına karşı süresi içinde davacı vekili temyiz isteminde bulunmuştur. B. Temyiz Sebepleri Davacı vekili temyiz dilekçesinde özetle; 6102 sayılı Kanun'un 371 nci maddesinin yedinci fıkrasında düzenlenen tescile tabi ticari vekillerden kastedilenin, sınırlı imza yetkisine sahip olan kişilerin atanması olduğunu, imza yetkisi olmayan kişilerin ticari vekil olmadığını, tescil ve ilana tabi olmadığını, gerekçede hukuki düzenlemenin yanlış yorumlandığını, davacı şirketin daha önce de imza yetkisi vermeden yönetim devri yaptığına dair kararlar aldığını ve bu kararların tescil ve ilan edildiğini, yönetim kurulu kararı ile hem imza yetkilisi hem de imza yetkisi verilmeyen vekillerin atandığını, her iki atamanın da tescil ve ilana tabi olduğunu, 6102 sayılı Kanun'un 371 inci maddesinin yedinci fıkrası uyarınca tescile tabi olduğunu, 6102 sayılı Kanun'un 371 inci maddesinin birinci fıkrasında sınırsız temsil yetkisinin, üçüncü fıkrada temsil yetkisinin sınırlandırılmasının ve ticari vekilin düzenlendiğini, yedinci fıkrada ise “yukarıda belirtilen temsilciler dışında, temsile yetkili olmayan” kişilerin ticari vekil veya diğer tacir yardımcısı olarak atanabileceğinin belirtildiğini, yedinci fıkrada açıkça yukarıdaki fıkralarda düzenlenen sınırsız temsilci ve sınırlı temsilci dışında atanabileceğinin düzenlendiğini, fıkrada açıkça “temsile yetkili olmayan kişilerin ticari vekil olarak” atanabileceği söylendiği halde, Sicilin halen daha sınırlı da olsa temsil yetkisi olan kişilerin ticari vekil olduğu yorumuna dayanak bulmasının güç olduğunu, hem 6098 sayılı Kanun'un 55 inci maddesinde hem de 6102 sayılı Kanun'un 371 inci maddesinin yedinci fıkrasında ticari vekilin, imza yetkisine sahip olmayan kişi olduğunun açıkça belirtildiğini, imza yetkisi olan kişinin zaten ticari vekil değil, ticari temsilci olduğunu ileri sürerek kararın bozulmasını istemiştir. C. Gerekçe 1. Uyuşmazlık ve Hukuki Nitelendirme Uyuşmazlık, imza yetkisi olmayan ticari vekillere ilişkin tescil ve ilanın mümkün olup olmadığı hususlarına ilişkindir. Dava, yönetim kurulu kararının tescili talebinin reddine dair karara 6102 sayılı Kanun'un 34 üncü maddesi uyarınca itiraza ilişkindir. 2. İlgili Hukuk 1. 6100 sayılı Hukuk Muhakemeleri Kanunu’nun (6100 sayılı Kanun) 369 uncu maddesinin birinci fıkrası ile 370 ve 371 inci maddeleri. 2 . 6102 sayılı Kanun'un 32, 34, 370 ve 371 inci maddeleri, Ticaret Sicil Yönetmeliği'nin 70 inci maddesi 3. Değerlendirme 1.Bölge adliye mahkemelerinin nihai kararlarının bozulması 6100 sayılı Kanun’un 371 inci maddesinde yer alan sebeplerden birinin varlığı hâlinde mümkündür. 2.Temyizen incelenen karar, tarafların karşılıklı iddia ve savunmalarına, dayandıkları belgelere, uyuşmazlığa uygulanması gereken hukuk kuralları ile hukuki ilişkinin nitelendirilmesine, dava şartlarına, yargılama ve ispat kuralları ile kararda belirtilen gerekçelere göre usul ve yasaya uygun olup davacı vekilince temyiz dilekçesinde ileri sürülen nedenler kararın bozulmasını gerektirecek nitelikte görülmemiştir. VI. KARAR Açıklanan sebeplerle; Temyiz olunan Bölge Adliye Mahkemesi kararının 6100 sayılı Kanun’un 370 inci maddesinin birinci fıkrası uyarınca ONANMASINA, Aşağıda yazılı temyiz giderinin temyiz eden davacıya yükletilmesine, Dosyanın İlk Derece Mahkemesine, kararın bir örneğinin Bölge Adliye Mahkemesine gönderilmesine, 22.02.2023 tarihinde oy birliğiyle karar verildi.

Diğer kararlar (4)

11. Hukuk Dairesi, 2021/5943 E., 2022/2413 K.
orta eşleşmeKarar metninde maddeye atıf var
tam metni aç
5 tarihli Ticaret Sicil Gazetesi'nde ilan edilen genel kurul kararı ile tanınan yetkiye dayanılarak düzenlenen iç yönerge ve imza sirküleri ile davalıların B grubu imza yetkisi ile dava dışı şirketi temsil etmek üzere yetkilendirildikleri, TTK'nın 629. maddesindeki atıf dikkate alındığında davalıların TTK'nın 367-371. maddelerinde gösterilen yönetici sıfatını haiz oldukları, davacının da sorumlulu
11. Hukuk Dairesi         2021/5943 E.  ,  2022/2413 K. "İçtihat Metni" BÖLGE ADLİYE MAHKEMELERİ HUKUK DAİRELERİ’NİN KESİN NİTELİKTEKİ KARARLARI ARASINDAKİ UYUŞMAZLIĞIN GİDERİLMESİNE YÖNELİK KARAR I. BAŞVURU İstanbul 2. Asliye Ticaret Mahkemesi’nin 06/04/2021 tarih ve 2021/80 Esas sayılı başvurusu ile 5235 sayılı Adli Yargı İlk Derece Mahkemeleri İle Bölge Adliye Mahkemelerinin Kuruluş, Görev ve Yetkileri Hakkında Kanununun 35/3-4 maddesi uyarınca Bölge Adliye Mahkemeleri Hukuk Daireleri arasında " Endemol Medya Pro. Tic. Ltd. Şti. bünyesinde ana sözleşme ile şirket yönetiminin bir kısmı kendilerine verilerek ve iç yönerge hazırlanarak kendilerine B grubu yetkisi verilen, şirket müdürü tarafından atanan, 2017 yılı itibari ile iş akitleri feshedilen, halihazırda iş mahkemesinde görülmekte olan davaları bulunan davalı gerçek kişiler ...ve ...' in " Endemol Medya Pro. Tic. Ltd. Şti.'nde TTK’nın 553. maddesi hükmü kapsamında yönetici olup olmadıkları noktasında İstanbul BAM 14. Hukuk Dairesi ile İstanbul BAM 12. Hukuk Dairesi arasında ortaya çıkan" uyuşmazlığın giderilmesi için ilgili Yargıtay Hukuk Dairesi nezdinde gerekli başvurunun yapılması, bu suretle uyuşmazlığın giderilmesinin talep edilmesi üzerine, İstanbul Bölge Adliye Mahkemesi Başkanlar Kurulu 25.06.2021 tarihli kararı ile konuyla ilgili olarak verilen kesin kararlar nedeniyle oluşan çelişkinin giderilmesi bakımından Yargıtay’ın ilgili dairesinden karar alınması için başvuruda bulunulmasına karar verilmiş, konuyla ilgili olarak düzenlenen evrakı içeren dosya Dairemiz Başkanlığına gönderilmiştir. II. İSTANBUL BÖLGE ADLİYE MAHKEMESİ HUKUK DAİRELERİ BAŞKANLAR KURULU’NUN KARARI Yukarıda açıklanan konu ile ilgili olarak iki istinaf dairesi arasında çıkan görüş ayrılığı İstanbul BAM Hukuk Daireleri Başkanlar Kurulunda görüşülmüş İstanbul 14. HD'nin görüşü benimsenerek her iki istinaf dairesinin incelemesine konu uyuşmazlıklarda davalıların aynı gerçek kişiler olduğu, her iki davada davalıların aynı şirketin yöneticisi olduklarının iddia edildiği ve sorumluluk iddialarının, şirket yöneticiliği sıfatına dayandırıldığı, davalıların yönetici sıfatlarının ve sorumluluklarının bulunup bulunmadığı hususlarının esasa ilişkin konular olduğu, davalıların şirket yöneticisi ve temsilcisi oldukları dönemde zararlandırıcı eylemlerde bulundukları iddia edildiğine göre, davaların TTK'nın 553. maddesi uyarınca açılmış sorumluluk davası olduğunun kabulü gerektiği, davalı yöneticilerin temsil ve ilzam yetkilerini ve yönetim yetkilerini hukuka uygun olarak kullanıp kullanmadıklarının şirketler hukukuna ve TTK'nın yöneticinin sorumluluğunu düzenleyen hükümlerine göre belirleneceği, davalı yöneticilerin, davacı şirketlerle ayrıca hizmet sözleşmesi de imzalamış olmalarının, sorumluluk açısından yöneticinin sorumluluğu hükümlerinin uygulanmasına engel olmayacağı, uygulamada şirket genel müdürleri, yönetim kurulu başkan ve üyeleri ile temsilcisi oldukları şirket arasındaki iç ilişkide hak ve sorumlulukların belirlenmesi amacıyla hizmet sözleşmesi adı altında, sözleşmeler imzalandığı, ancak bu tür hukuki ilişkilerin nitelemesinin mahkemelerce yapılacağı, dava dilekçelerindeki iddiaların kapsamına göre uyuşmazlıkların TTK'da düzenlenen şirket yöneticisinin sorumluluğa ilişkin olmasına göre her iki davanın TTK'nın 5/1.a maddesi uyarınca mutlak ticari dava niteliğinde olduğu, İstanbul BAM Hukuk Daireleri Başkanlar Kurulunun görüşünün, bu tür uyuşmazlıklarda görevli ilk derece mahkemesinin asliye ticaret mahkemesi olduğu yönünde olup, uyuşmazlığın giderilmesi için 5235 sayılı Yasa’nın 35/3 maddesi gereğince Yargıtay 11. Hukuk Dairesi’ne başvurulmasına oy çokluğuyla karar verilmiştir. III. UYUŞMAZLIĞIN GİDERİLMESİ İSTEMİNE KONU KESİN NİTELİKTEKİ KARARLAR VE GEREKÇELERİ A- İstanbul BAM 12. HD'nin 2019/1386 E- 2019/1677 K sayılı dosyasına konu uyuşmazlıkta; davacı Endemol Medya Prodüksiyon Tic. Ltd. Şti. vekilinin, davalılar Hulusi ... ve ...'in davacı şirket nezdinde iş sözleşmeleri uyarınca genel müdür ve ticari direktör olarak çalışmakta iken kendilerine B grubu imza yetkisi verildiğini, davalıların 2013 yılından itibaren Türkiye'de mukim yegane şirket yetkilileri haline geldiklerini, davalıların paravan taşeron şirketler aracılığıyla davacı şirketin imkanlarını kişisel çıkarları için kullandıklarını, davacı şirketin borç batağına sürüklendiğini, fahiş faturalar düzenleyerek şirkete zarar verdiklerini, davacı şirketin iflasına sebebiyet verdiklerini, davalıların iş sözleşmelerinin Haziran 2017'de iptal edildiğini, davalıların yaptıkları usulsüz işlemler nedeniyle suç duyurusunda bulunulmuş olup soruşturma açıldığını, davacı şirketin iflasının mahkemeye bildirildiğini ileri sürerek, davalıların davacı şirkete verdikleri zararın tespitine ve şimdilik 1000,00 TL maddi tazminatın davalılardan müteselsilen tahsiline karar verilmesini talep ve dava ettiği, İstanbul 9. Asliye Ticaret Mahkemesinin 2018/705 E- 2019/56 K sayılı, 22.01.2019 tarihli kararıyla, taraflar arasındaki ilişkinin hizmet sözleşmesi niteliğinde olduğu gerekçesiyle davaya bakma görevinin iş mahkemelerine ait olduğu gerekçesiyle, mahkemenin görevsizliğine karar verildiği, bu kararın istinaf edilmesi üzerine İstanbul BAM 12. HD'nin 2019/1386 E- 2019/1677 K sayılı, 22.01.2019 tarihli kararıyla TTK'nın 623/1, 629/3 ve TBK'nın 547. maddelerinden bahisle, somut olayda davalılar vekili her iki davalının limited şirket müdürü olduğunu ileri sürmüş ise de şirketin organ vasfını haiz müdürleri olmadıkları, sınırlı yetkili imza yetkilisi ve şirket müdürü tarafından atanan tacir yardımcısı sıfatını haiz oldukları belirlenmekle, davacı işveren tarafından davanın, yöneticinin sorumluluğuna ilişkin tazminat davası niteliğinde olmadığı, davanın hizmet sözleşmesinden kaynaklanmakla iş mahkemesinde görülüp sonuçlandırılması gerektiği kanaatiyle HMK'nın 353/1.b.1 maddesi uyarınca istinaf başvurusunun esastan reddine karar verilmiştir. B- İstanbul BAM 14. HD'nin 2020/1699 E- 2020/1436 K sayılı dosyasına konu uyuşmazlıkta; davacılar vekilinin, ENDEMOL SHİNE OPCO HOLDİNG B.V ve ENDEMOL SHİNE IP B.V şirketlerinin, Hollanda'da kurulu şirketler olduğunu, davacı şirketlerin Endomol Medya Prodüksiyon Ticaret Ltd. Şti.'nin hissedarı olduklarını, davalılar Hulusi ... ve ...'in ise bu şirkette iş sözleşmeleri gereğince genel müdür ve ticari direktör olarak çalıştıklarını, davalıların gerçeğe aykırı ve yanıltıcı raporlar vermesi sebebiyle bu şirkete borç verildiğini, borçların davalılar tarafından yakınlarına aktarılarak kişisel menfaatlerinde kullanıldıklarını, bunun Arvares & Marsal raporuyla belirlendiğini ileri sürerek, 1.000.000,00 TL maddi tazminat ile her bir davacı için 50.000,00 TL manevi tazminatın davalılardan tahsiline karar verilmesini talep ettiği, İstanbul 2. Asliye Ticaret Mahkemesinin 2018/729 E- 2020/201 K sayılı, 25.06.2021 tarihli tarihli görevsizlik kararıyla, İstanbul BAM 12. HD'nin yukarıda anılan 2019/1386 E- 2019/1677 K sayılı, 22.01.2019 tarihli kararına da atıf yapmak suretiyle taraflar arasındaki ilişkinin hizmet sözleşmesi niteliğinde olduğu, davaya bakma görevinin iş mahkemelerine ait olduğu gerekçesiyle, mahkemenin görevsizliğine karar verildiği, bu kararın istinaf edilmesi üzerine İstanbul BAM 14. HD'nin 2020/1699 E- 2020/1436 K sayılı 17.12.2020 tarihli kararıyla, davacıların hem pay sahibi hem de alacaklı oldukları dava dışı şirkete, davalıların düzenlediği gerçeğe aykırı ve yanıltıcı raporlara dayanarak borç verilmesinden dolayı uğranılan doğrudan zararın tazmininin talep edildiği, davalıların dava dışı şirkette finansal müdür ve ticari direktör sıfatlarının bulunduğu, 07.10.2015 tarihli Ticaret Sicil Gazetesi'nde ilan edilen genel kurul kararı ile tanınan yetkiye dayanılarak düzenlenen iç yönerge ve imza sirküleri ile davalıların B grubu imza yetkisi ile dava dışı şirketi temsil etmek üzere yetkilendirildikleri, TTK'nın 629. maddesindeki atıf dikkate alındığında davalıların TTK'nın 367-371. maddelerinde gösterilen yönetici sıfatını haiz oldukları, davacının da sorumluluk iddiasını açıkça şirket yöneticisinin sorumluluğunu düzenleyen TTK maddelerine dayandırdığı, bu nedenle uyuşmazlığın TTK'nın 553. maddesi kapsamında şirket yöneticilerinin sorumluluğu iddiasına dayandığı anlaşılmakla davanın, TTK'nın 4 ve 5. maddeleri uyarınca mutlak ticari dava olduğu, bu nedenle görevli mahkemenin asliye ticaret mahkemesi olduğu gerekçesiyle HMK'nın 353/1.a.3 maddesi uyarınca, istinafa konu görevsizlik kararının kaldırılmasına ve davanın yeniden görülmesi için dosyanın kararı veren asliye ticaret mahkemesine gönderilmesine karar verilmiştir. IV. UYUŞMAZLIK Yukarıda açıklanan konu ile ilgili olarak birbirinden ayrışan İstanbul Bölge Adliye Hukuk Daireleri’nin kesin nitelikteki kararları gözetildiğinde, görevli mahkemenin iş mahkemesi mi yoksa asliye ticaret mahkemesi mi olduğu noktasında toplanmaktadır. V. UYUŞMAZLIKLA İLGİLİ YASAL DÜZENLEMELER 6102 SAYILI TTK’nın 4., 5., 367 ila 371., 553., 555., 623., 629. maddeleri 6098 SAYILI TBK’nın 547 ila 550. maddeleri 7036 sayılı İş Mahkemeleri Kanunu’nun 5. maddesi VI. GEREKÇE 6102 sayılı TTK’nın limited şirketlere ilişkin olarak Yönetim ve temsil, Müdürler başlığı altındaki 623. maddesinde, şirketin yönetimi ve temsilinin şirket sözleşmesi ile düzenleneceği, şirketin yönetimi ve temsilinin, müdür sıfatını taşıyan bir veya birden fazla ortağa veya tüm ortaklara ya da üçüncü kişilere verilebileceği, en azından bir ortağın şirketi yönetim hakkının ve temsil yetkisinin bulunması gerektiği, müdürlerin, kanunla veya şirket sözleşmesi ile genel kurula bırakılmamış bulunan yönetime ilişkin tüm konularda karar almaya ve bu kararları yürütmeye yetkili olduğu hususu düzenlenmiştir. Yine 6102 sayılı Yasa’nın, Temsil yetkisinin kapsamı, sınırlandırılması başlıklı 629. maddesinde, müdürlerin temsil yetkilerinin kapsamına, yetkinin sınırlandırılmasına, imzaya yetkili olanların belirlenmesine, imza şekli ile bunların tescil ve ilanına bu Kanunun anonim şirketlere ilişkin ilgili hükümlerinin kıyas yolu ile uygulanacağı, (Ek: 10/9/2014 - 6552/132 md.) müdürler tarafından şirkete hizmet akdi ile bağlı olanların sınırlı yetkiye sahip ticari vekil veya diğer tacir yardımcıları olarak atanması hususunda 367. madde ile 371. maddenin yedinci fıkrasının kıyasen limited şirketlere de uygulanacağı hükmüne yer verilmiştir. Buradan hareketle 6102 sayılı Yasa’nın anonim şirketlerde yönetim kurulunu düzenleyen ikinci bölümde yönetim devri başlıklı 367. maddede, yönetim kurulunun esas sözleşmeye konulacak bir hükümle, düzenleyeceği bir iç yönergeye göre, yönetimi, kısmen veya tamamen bir veya birkaç yönetim kurulu üyesine veya üçüncü kişiye devretmeye yetkili kılınabileceği, bu iç yönergenin şirketin yönetimini düzenleyeceği, bunun için gerekli olan görevleri, tanımları, yerlerini göstereceği, özellikle kimin kime bağlı ve bilgi sunmakla yükümlü olduğunu belirleyeceği hükmüne yer verilmiştir. 368. maddesinde ise yönetim kurulunun, ticari mümessil ve ticari vekil atayabileceği, 371. maddesinde ise yönetim kurulunun ticari temsilci, ticari vekil ve diğer tacir yardımcılarını atayabilmesi ve temsil ile yönetsel yetkilerinin ve sorumluluklarına ilişkin hükümlere yer verildiği görülmüştür. Ticari temsilci ve ticari vekiller bakımından TTK’da bir tanıma yer verilmemiş ise de, 6098 sayılı Türk Borçlar Kanunu’nun 547. maddesinde ticari temsilci, 551. maddesinde de ticari vekilin tanımına yer verilmiş, her ikisi bakımından da şirketin veya şirkete dahil işletmelerin yönetiminin kısmen veya tamamen bu gibi kişilere bırakılabileceği öngörülmüştür. Anonim şirketler bakımından kurucuların, yönetim kurulu üyelerinin, yöneticilerin ve tasfiye memurlarının sorumluluğu ise 6102 sayılı TTK’nın 553. maddesinde düzenlenmiş olup bu kişilerin kanundan ve esas sözleşmeden doğan yükümlülüklerini kusurlarıyla ihlal ettikleri takdirde, hem şirkete hem pay sahiplerine hem de şirket alacaklılarına karşı verdikleri zarardan sorumlu olacakları hükme bağlanmıştır. Söz konusu hükme göre, kanundan veya esas sözleşmeden doğan bir görevi veya yetkiyi, kanuna dayanarak, başkasına devreden organlar veya kişiler, bu görev ve yetkileri devralan kişilerin seçiminde makul derecede özen göstermediklerinin ispat edilmesi hâli hariç, bu kişilerin fiil ve kararlarından sorumlu olmazlar. Keza, hiç kimse kontrolü dışında kalan, kanuna veya esas sözleşmeye aykırılıklar veya yolsuzluklar sebebiyle sorumlu tutulamaz, bu sorumlu olmama durumu gözetim ve özen yükümü gerekçe gösterilerek geçersiz kılınamaz. TTK’nın 644. maddesi uyarınca, anonim şirketlere özgü olup yukarda sayılan kişilerin sorumluluğuna ilişkin 553. madde hükmünün, limited şirketler bakımından da doğrudan uygulanacağı öngörülmüştür. Bu genel açıklamalardan sonra eldeki uyuşmazlık ile doğrudan ilgili yasa maddelerinin incelenmesi gerekir. TTK’nın 4. maddesi hangi davaların ticari dava olarak kabul edildiğini göstermekte olup ticaret mahkemelerinin iş sahası ve hangi davalara bakacağı ise TTK’nın 5. maddesinde belirtilmiştir. Bu maddeye göre, aksine hüküm bulunmadıkça, dava olunan şeyin değerine veya tutarına bakılmaksızın, asliye ticaret mahkemesi tüm ticari davalar ile ticari nitelikteki çekişmesiz yargı işlerine bakmakla görevlidir. Bir yerde asliye ticaret mahkemesi varsa, asliye hukuk mahkemesinin görevi içinde bulunan ve 4. madde hükmünce ticari sayılan davalarla özel hükümler uyarınca ticaret mahkemesinde görülecek diğer işlere asliye ticaret mahkemesinde bakılır. İş mahkemelerinin görev alanına gelince; mülga 5521 Sayılı İş Mahkemeleri Kanunu’nun 1. maddesi, “İş Kanunu’na göre işçi sayılan kimselerle (o kanunun değiştirilen ikinci maddesinin Ç, D ve E fıkralarında istisna edilen işlerde çalışanlar hariç) işveren veya işveren vekilleri arasında iş akdinden veya İş Kanunu’na dayanan her türlü hak iddialarından doğan hukuk uyuşmazlıklarının çözülmesi ile görevli olarak lüzum görülen yerlerde iş mahkemeleri kurulur.” şeklinde düzenlenmişken 25.10.2017 tarihinde yürürlüğe giren 7036 Sayılı İş Mahkemeleri Kanunu’nun 5. maddesinde 5953 sayılı Kanun’a tabi gazeteciler, 854 sayılı Kanun’a tabi gemi adamları, 22/5/2003 tarihli ve 4857 sayılı İş Kanunu’na veya 11/1/2011 tarihli ve 6098 sayılı Türk Borçlar Kanunu’nun İkinci Kısmının Altıncı Bölümünde düzenlenen hizmet sözleşmelerine tabi işçiler ile işveren veya işveren vekilleri arasında, iş ilişkisi nedeniyle sözleşmeden veya kanundan doğan her türlü hukuk uyuşmazlıklarına,... diğer kanunlarda iş mahkemelerinin görevli olduğu belirtilen uyuşmazlıklara ilişkin dava ve işlere bakar... düzenlemesiyle iş mahkemelerinin görev alanını 5521 sayılı Kanun hükmüne nazaran genişletmiş, 6098 sayılı TBK’da hizmet sözleşmesine tabi işçilerin, işverenleri ile “iş ilişkisi” nedeniyle sözleşme ve kanundan doğan hukuk uyuşmazlıklarını da iş mahkemelerinin görevi kapsamına almıştır. Yapılan açıklamalar ışığında İstanbul Bölge Adliye Mahkemesi ilgili hukuk daireleri arasındaki uyuşmazlıkla ilgili yapılacak değerlendirmede, ortak sıfatı bulunmayıp şirketle arasında hizmet akdi bulunan ve şirketi temsil etmek üzere çeşitli yetkiler verilmiş olup uygulamada finansal müdür, ticari direktör, koordinatör, icracı müdür gibi adlandırılan yönetici vasfını haiz kişilerin görevlerini ifa ettikleri sırada şirkete, şirketin ortakları veya şirket alacaklılarına karşı zararlandırıcı eylemlerinden kaynaklanan davaların TTK’nın 553. maddesi uyarınca açılmış sorumluluk davası olduğunun kabulü gerekir. Bu durumda, kendisine sorumluluk davası yöneltilen kişinin, limited şirkette yönetici vasfını haiz olup olmadığının belirlenmesini müteakip yönetici vasfında olduğunun saptanması halinde, yönetim yetkilerini hukuka uygun kullanıp kullanmadıklarının, TBK’da düzenlenen hizmet akdi kurallarına göre değil TTK’nın şirketler hukuku ilkelerine ve yöneticinin sorumluluğunu düzenleyen hükümlerine göre belirlenmesi gerekecektir. Başka bir anlatımla, limited şirketler bakımından, tıpkı anonim şirketlerde olduğu gibi, şirkette hizmet sözleşmesi ile görev yapmakta ise de icra (yönetim) yetkisi ile donatılmış kişilerin sorumluluğu, yukarıda açıklandığı gibi, TTK’da düzenlenmiş olup uyuşmazlık hizmet sözleşmesinden ve İş Kanunu’ndan doğan bir uyuşmazlık olmadığından iş mahkemeleri görevli olmayıp TTK'nın 4. ve 5. maddeleri uyarınca uyuşmazlığın mutlak ticari dava niteliği gereği görevli mahkeme asliye ticaret mahkemeleridir. Dairemizin yerleşik uygulaması da bu yönde olup (05.10.2015 tarih 2015/8681 E. 2015/9883 K. sayılı, 15.04.2013 tarih 2013/4580 E. 2013/7279 K. sayılı, 29.06.2012 tarih 2012/8542 E. 2012/11562 K. sayılı, 02.05.2016 tarih 2016/4264 E. 2016/4920 K. sayılı, 16.01.2017 tarih 2016/15085 E. 2017/285 K. sayılı, 03.06.2013 tarih 2013/7700 E. 2013/11490 K. sayılı, 17.02.2014 tarih 2013/12406 E. 2014/2740 K. sayılı, 25.01.2010 tarih 2008/9631 E. 2010/660 K. sayılı ilamları) ve YHGK’nun uygulaması da (07.11.2001 tarih 2001/13-1026 E. 2001/765 K. sayılı, 05.02.2003 tarih, 2003/9-82 E. 2003/65 K. sayılı ilamı ) aşağıdaki şekilde karar verilmesi gerekmiştir. VII. SONUÇ Yukarıda açıklanan nedenlerle, ortak sıfatı bulunmayıp, şirketle arasında hizmet akdi çerçevesinde görev yapmakla birlikte şirketin iş ve işlemlerini yönetmek üzere kendisine çeşitli yetkiler verilen kişilerin görevlerini ifa ettikleri sırada şirkete, şirketin ortakları veya şirket alacaklılarına karşı zararlandırıcı eylemlerinden kaynaklanan davaların TTK’nın 553. maddesi uyarınca açılmış sorumluluk davası olmasına, TTK'nın 4. ve 5. maddeleri uyarınca bu tür uyuşmazlıklarda görevli mahkemenin asliye ticaret mahkemeleri olduğuna, İstanbul BAM 14. Hukuk Dairesi ve İstanbul BAM 12. Hukuk Dairesi arasındaki uyuşmazlığın bu şekilde giderilmesine, 25/03/2022 tarihinde 5235 sayılı Kanun’un 35/4 maddesi gereğince oybirliğiyle kesin olarak karar verildi.
Hukuk Genel Kurulu, 2017/21 E., 2020/142 K.
orta eşleşmeKarar metninde maddeye atıf varAsliye Hukuk Mahkemesi
tam metni aç
maddesinin atfıyla uygulanması gereken 6102 sayılı TTK’nin 371. maddesinde temsil yetkisinin kapsam ve sınırları belirlenmiştir.
Hukuk Genel Kurulu         2017/21 E.  ,  2020/142 K. "İçtihat Metni" MAHKEMESİ :Asliye Hukuk Mahkemesi 1. Taraflar arasındaki “ipoteğin kaldırılması” davasından dolayı yapılan yargılama sonunda, Fethiye 2. Asliye Hukuk Mahkemesince verilen davanın feragat nedeniyle reddine ilişkin karar, davacı vekili tarafından temyiz edilmesi üzerine Yargıtay 11. Hukuk Dairesince yapılan inceleme sonunda bozulmuş, Mahkemece Özel Daire bozma kararına karşı direnilmiştir. 2. Direnme kararı davacı vekili tarafından temyiz edilmiştir. 3. Hukuk Genel Kurulunca dosyadaki belgeler incelendikten sonra gereği görüşüldü: I. YARGILAMA SÜRECİ Davacı İstemi: 4. Davacı vekili 20.06.2013 tarihli dava dilekçesinde; müvekkili şirketin Muğla İli, Fethiye İlçesi, Göcek Beldesi 148 ada 7 parsel sayılı taşınmaz üzerinde kurulu olan D blok 1, 2, 4 numaralı ve A blok 1, 2 numaralı bağımsız bölümlerin maliki olduğunu, davalının müvekkili şirkete borç vereceğinden bahisle genel kurul kararı alınmadan davalı lehine taşınmazlar üzerine ipotek tesis edildiğini, ancak davalı tarafından herhangi bir borç verilmediğini, davalının müvekkili şirketin ortağı olan AMW GmbH&Co.KG şirketinin yöneticisi ve ayrıca müvekkili şirketi temsile münferiden yetkili ...'nin babası olduğunu, şirket müdürünün muvazaası nedeniyle müvekkili şirketin taşınmazları üzerine ipotek tesis edildiğini ileri sürerek söz konusu ipoteklerin kaldırılmasına karar verilmesini talep etmiştir. Davalı Cevabı: 5. Davalı usulüne uygun tebligata rağmen davaya cevap vermemiştir. İlk Derece Mahkemesi Kararı: 6. Fethiye 2. Asliye Hukuk Mahkemesinin 27.03.2014 tarihli ve 2013/244 E., 2014/136 K. sayılı kararı ile; davacı şirketi münferiden temsil ve iltizama yetkili müdürlerden olan ...'nin 18.03.2014 tarihli dilekçesi ile davadan feragat ettiği ve feragat beyanının geçerli olduğu gerekçesiyle davanın feragat nedeniyle reddine karar verilmiştir. Özel Daire Bozma Kararı: 7. Fethiye 2. Asliye Hukuk Mahkemesinin yukarıda belirtilen kararına karşı süresi içinde davacı vekili temyiz isteminde bulunmuştur. 8. Yargıtay 11. Hukuk Dairesinin 01.06.2015 tarihli ve 2015/5707 E., 2015/7420 K. sayılı kararı ile; “…Dava, davacı şirketi temsilen münferit yetkili müdürlerden ...'nin karşılığı olmaksızın davalı şirket taşınmazları üzerine davalı adına ipotek tesis etmesi nedeniyle açılan muvazaaya dayalı ipoteğin iptali istemine ilişkindir. Mahkemece, şirketin münferit temsile yetkili müdürü olan dava dışı ... tarafından şirket adına açılan davadan feragat edildiği, şirketin temsil yetkisi kapsamında ve usulüne uygun yapılmış bir feragat bildirimi olduğu ve geçerli olduğu gerekçesiyle feragat nedeniyle davanın reddine karar verilmiştir. Gerçekten de feragat dilekçesinin ekinde yer alan 09.06.2006 tarihli Ticaret Sicil Gazetesinde yer alan şirket ana sözleşmesinde yer alan düzenlemeye göre ..., Kudret Cansunar ve ...'in şirket müdürü olarak şirketi tek başlarına temsil ve ilzama yetkili kılındığı anlaşılmaktadır. Limited şirket genel kurulu bir karar organıdır. Kanunda açıklık bulunmamakla beraber olağanüstü işlerde karar verme yetkisi genel kurula aittir. Normal ve günlük işlerde karar verme yetkisi şirket müdürlerinindir. 6102 sayılı TTK’nun 629/1. maddesi uyarınca limited ortaklık müdürlerinin haiz oldukları temsil yetkisinin kapsam ve sınırı hakkında, anonim ortaklık yönetim kuruluna dair hükümler kıyas yoluyla uygulanır. Limited ortaklık müdürleri, ortaklığın maksat ve işletme konusu içine giren ve temsil ile bağdaşan işlemleri yapabilir. Bunun dışında kalan hâllerde ancak genel kuruldan izin alınarak işlem yapılabilir. Somut olayda davalı lehine şirket taşınmazları üzerine tesis edilen ipoteklerin yolsuz olduğu iddia edilmektedir. Bir şirket müdürü iradesiyle şirket adına söz konusu ipoteklerin terkini istemiyle dava açarken, diğer bir şirket müdürü tarafından bu davadan feragat edilmiştir. Böylece, şirketi tek başına temsile yetkili müdürler arasında davanın sürdürülüp sürdürülmemesi konusunda görüş aykırılığı oluşmuş bulunmaktadır. Bu durumda, somut olayın özellikleri de dikkate alınıp davanın akıbeti yönünden ortaklar kurulu kararı bulunmadan şirket adına açılan davadan feragat edilemeyeceği kabul edilerek sonucuna göre bir karar verilmesi gerekirken yazılı şekilde hüküm kurulması doğru olmamıştır …” gerekçesi ile karar bozulmuştur. Direnme Kararı: 9. Fethiye 2. Asliye Hukuk Mahkemesinin 08.12.2015 tarihli ve 2015/306 E., 2015/418 K, sayılı kararı ile; önceki gerekçelere ek olarak, 6102 sayılı Türk Ticaret Kanunu’nda (TTK) davadan feragatin genel kurulun yetkisi içerisinde olduğuna dair bir düzenlemenin bulunmadığı gerekçesiyle direnme kararı verilmiştir. Direnme Kararının Temyizi: 10. Direnme kararı süresi içinde davacı vekili tarafından temyiz edilmiştir. II. UYUŞMAZLIK 11. Direnme yoluyla Hukuk Genel Kurulu önüne gelen uyuşmazlık; limited şirketi temsile münferiden yetkili olan birden çok müdürün bulunduğu durumlarda şirket müdürlerinden birinin açtığı davada diğer müdürün feragat beyanının geçerli olup olmadığı noktasında toplanmaktadır. III. GEREKÇE 12. Dava, şirket taşınmazı üzerine karşılığı olmaksızın tesis edildiği ileri sürülen ipoteğin kaldırılması istemine ilişkindir. 13. Uyuşmazlığın çözümü için öncelikle limited şirketlerde “yönetim” ve “temsil” kavramlarının açıklanmasında fayda bulunmaktadır. 14. Dava tarihi itibariyle somut olaya uygulanması gereken 6102 sayılı TTK ile mülga 6762 sayılı TTK döneminde benimsenen limited şirketlerde özden organ ilkesi terk edilerek şirketi yönetme ve temsil edecek kişi veya kişilerin seçim yoluyla belirlenmesi sistemi öngörülmüştür. Başka bir deyişle her şirket ortağının doğrudan doğruya şirket müdürü olduğu sistemden vazgeçilmiş, onun yerine şirketi yönetme ve temsil edecek kişi veya kişilerin seçimi sistemi benimsenmiştir. 6102 sayılı TTK ile limited şirketler hukukuna getirilen bu yeni sistem, anonim şirket yönetim kuruluna özgü işleyişin uygun olduğu ölçüde müdürler kuruluna da uygulanabilmesi imkânı vermektedir. 15. 6102 sayılı TTK’nin 623/1. maddesine göre, “Şirketin yönetimi ve temsili şirket sözleşmesi ile düzenlenir. Şirketin sözleşmesi ile yönetimi ve temsili, müdür sıfatını taşıyan bir veya birden fazla ortağa veya tüm ortaklara ya da üçüncü kişilere verilebilir. En azından bir ortağın, şirketi yönetim hakkı ve temsil yetkisinin bulunması gerekir.” Görüldüğü üzere, şirket yönetiminin ortaklardan birine bırakılması mümkün olduğu gibi, üçüncü bir kişiye de bırakılabilir. Kanun sadece, ortaklardan en azından birine yönetim yetkisinin verilmesini zorunlu tutmaktadır. 16. Limited şirketlerde zorunlu organ olarak kabul edilen müdürler, limited şirketi yönetme ve temsil etme yetkisine sahip olan kişilerdir. Başka bir deyişle müdürler limited şirketin yönetim ve temsil organıdır. 6102 sayılı TTK’nin 623/3. maddesine göre, “müdürler, kanunla veya esas sözleşme ile genel kurula bırakılmamış bulunan yönetime ilişkin tüm konularda karar almaya ve bu kararları yürütmeye yetkilidirler”. Dolayısıyla müdür veya birden fazla kişiden oluşması hâlinde müdürler kurulu, kanun ve şirket sözleşmesi gereğince genel kurulun yetkisinde bırakılmış bulunanlar dışında, şirketin işletme konusunun gerçekleştirilmesi için gerekli olan her çeşit iş ve işlemler hakkında karar almaya yetkilidir. 17. Birden fazla kişinin müdür sıfatına sahip olması hâlinde bunların bir kurul olarak çalışması gerektiği ilk defa 6102 sayılı TTK’nin 624/1. maddesi ile düzenlenmiştir. Anılan maddeye göre, “şirketin birden fazla müdürünün bulunması hâlinde, bunlardan biri, şirketin ortağı olup olmadığına bakılmaksızın, genel kurul tarafından müdürler kurulu başkanı olarak atanır.” Görüldüğü üzere, limited şirketin tek bir müdür tarafından yönetilmesi hâlinde bir kurul organ bulunmamakta, buna karşılık müdürlerin birden fazla olması durumunda ise bir kuruldan söz edilebilmektedir. Bununla birlikte Kanun’da müdürler kurulunun oluşumu ve işleyişi hakkında ayrıntılı bilgiler yer almasa da, bu kurulun oluşum ve işleyişi konusunda anonim şirketteki yönetim kuruluna benzer özelliklere sahip olduğu Kanun’un gerekçesindeki ifadelerden anlaşılmaktadır. 18. Yönetim, bir iç ilişki kavramı olup, şirketin faaliyet göstermesi için yapılması gereken iş ve işlemlerin tümünü ifade eder. Temsil ise dış ilişkide şirket adına bağlayıcı irade açıklama yetkisidir. Limited şirketlerde yönetim gibi temsil yetkisi de müdürlere aittir (TTK, m. 623/1). 19. 6102 sayılı TTK’nin 629/1. maddesine göre; “müdürlerin temsil yetkilerinin kapsamına, yetkinin sınırlandırılmasına, imzaya yetkili olanların belirlenmesine, imza şekli ile bunların tescil ve ilanına bu Kanunun anonim şirketlere ilişkin ilgili hükümleri kıyas yolu ile uygulanır.” Yapılan bu atıftan dolayı, anonim şirketlerde yönetim kurulunun temsil yetkisinin kapsamı ve sınırları, imza şekli, tescil ve ilana ilişkin öngörülen düzenlemelerin limited şirketlerde müdürlere de uygulanacaktır. 20. 6102 sayılı TTK’nin 629/1. maddesinin atfı ile limited şirketler de uygulanma alanı bulan 6102 sayılı TTK’nin 370. maddesi gereğince “esas sözleşmede aksi öngörülmemişse, temsil yetkisi çift imza ile kullanılmak üzere yönetim kuruluna aittir.” Buna göre şirket sözleşmesinde aksi öngörülmemiş veya limited şirkette tek bir müdür bulunmuyorsa, temsil yetkisi çift imza ile kullanılmak üzere müdürler kuruluna aittir. Müdürler kurulu, temsil yetkisini bir veya daha fazla müdüre veya üçüncü kişilere devredebilir (TTK, m. 370/2). Ancak müdürler kurulunda yer alan üyelerden en az birinin temsil yetkisini haiz olması şarttır. Dolayısıyla limited şirketlerde de aksi şirket sözleşmesiyle açıkça belirtilmediği takdirde, başka bir deyişle tek imza sistemi öngörülmemişse, çifte imza ilkesi geçerlidir. 21. Yine 6102 sayılı TTK’nin 629/1. maddesinin atfıyla uygulanması gereken 6102 sayılı TTK’nin 371. maddesinde temsil yetkisinin kapsam ve sınırları belirlenmiştir. Buna göre, temsile yetkili olanlar şirketin amacına ve işletme konusuna giren her tür işleri ve hukuki işlemleri, şirket adına yapabilir ve bunun için şirket unvanını kullanabilirler. Bilindiği gibi şirketlerin ehliyetinin işletme konusu ile sınırlı olması ve konu dışı işlemlerin şirketi bağlamaması kuralı (ultra vires) 6102 sayılı TTK ile terk edilmiştir. Bu nedenle temsile yetkili olanların, üçüncü kişilerle, işletme konusu dışında yaptığı işlemler de şirketi bağlar; meğerki, üçüncü kişinin, işlemin işletme konusu dışında bulunduğunu bildiği veya durumun gereğinden, bilebilecek durumda bulunduğu ispat edilsin. Şirket esas sözleşmesinin ilan edilmiş olması, bu hususun ispatı açısından, tek başına yeterli delil değildir (TTK, m. 371/2). Başka bir deyişle bu konuda ticaret sicilinin olumlu işlevi geçerli olmaz. Sadece şirket bu savunmayı üçüncü kişiye karşı onun bu olguyu fiilen bildiğini (müspet vukuf) kanıtlamak suretiyle ileri sürebilir. 22. Temsil yetkisinin sınırlandırılması hususunda uygulanması gereken 6102 sayılı TTK’nin 371/3. maddesine göre; “temsil yetkisinin sınırlandırılması iyiniyet sahibi üçüncü kişilere karşı hüküm ifade etmez; ancak temsil yetkisinin sadece merkezin veya bir şubenin işlerine özgülendiğine veya birlikte kullanılmasına ilişkin tescil ilan edilen sınırlamalar geçerlidir.” Buna göre bu iki sınırlamanın tescil ve ilan edilmesi ve bu suretle devreye giren ticaret sicilinin olumlu işlevi sonucu üçüncü kişinin iyi niyetini ortadan kaldırması sistemini benimsemiştir. Başka bir deyişle temsil yetkisinin bu iki hâl dışındaki sınırlamaları (özellikle konu ve miktarla ilgili sınırlamalar) tescil ve ilan edilseler dahi üçüncü kişilerin iyi niyetini ortadan kaldırmayacaktır. Bu tür bir düzenleme üçüncü kişiye karşı ancak bu sınırlamayı fiilen bildiği (müspet vukuf) şirket tarafından kanıtlandığı takdirde ileri sürülebilir. 23. Limited şirketlerde müdürlerin özen ve bağlılık yükümü 6102 sayılı TTK’nin 626/1 maddesinde düzenlenmiştir. Anılan maddeye göre; “müdürler ve yönetimle görevli kişiler, görevlerini tüm özeni göstererek yerine getirmek ve şirketin menfaatlerini, dürüstlük kuralı çerçevesinde, gözetmekle yükümlüdürler.” Bu madde ile “özen” ve “şirket menfaatinin gözetilmesi” kavramları birbirinden ayrılmıştır. Özen, iş ve işlemlerde gösterilmesi gereken dikkati, ciddiyeti ve bilimselliği ifade ederken şirket menfaatinin gözetilmesi ise şirketin menfaatinin kişisel menfaatlere ve başkalarının menfaatlerine feda edilmemesi, diğer menfaatlerin arkasına konulmaması anlamına gelir. Ayrıca özen ve bağlılık yükümü, müdürün kendisiyle şirketin menfaatlerinin çatıştığı durumlarda şirketin menfaatlerine öncelik vermesini ve bu tür menfaat çatışmalarının olduğu toplantılara katılmamasını zorunlu kılar. Gerçekten 6102 sayılı TTK’nin 626/1. maddesinde buna dair bir yasaklama açıkça öngörülmemiş olsa da, gerek maddenin yorumu gerekse yönetim kurulu üyelerinin müzakereye katılma yasağını düzenleyen 6102 sayılı TTK’nin 393. maddesi böyle bir sonuca varmayı gerektirir. 24. Menfaat çatışmasının hangi hâllerde bulunduğu ve bu durumlarda yönetim kurulu üyesinin nasıl davranmak zorunda olduğu 6102 sayılı TTK’nin 393. maddesinde açıkça ifade edilmiştir. Buna göre; “yönetim kurulu üyesi, kendisinin şirket dışı kişisel menfaatiyle veya alt ve üst soyundan birinin ya da eşinin yahut üçüncü derece dâhil üçüncü dereceye kadar kan ve kayın hısımlarından birinin, kişisel ve şirket dışı menfaatiyle şirketin menfaatinin çatıştığı konulara ilişkin müzakerelere katılamaz. Bu yasak, yönetim kurulu üyesinin müzakereye katılmamasının dürüstlük kuralının gereği olan durumlarda da uygulanır. Tereddüt uyandıran hâllerde, kararı yönetim kurulu verir. Bu oylamaya da ilgili üye katılamaz. Menfaat uyuşmazlığı yönetim kurulu tarafından bilinmiyor olsa bile, ilgili üye bunu açıklamak ve yasağa uymak zorundadır.” Bu durumda müzakereye katılma yasağına ilişkin bu hüküm kıyasen şirketle kendilerinin veya yakınlarının menfaatlerinin çatıştığı durumlarda müdürlere de uygulanması gerekmektedir. 25. Yapılan açıklamalar ışığında somut olay değerlendirildiğinde; davacı şirketin 01.06.2006 tarihinde tescil edildiği, şirket sözleşmesi ile..., ... ve ...’nin davacı şirkete müdür olarak tayin edildikleri, ayrıca müdürlerin üçünün de münferiden imza ile şirketi temsile yetkili kılındıkları, şirket müdürü... tarafından işbu davanın 26.06.2013 tarihinde açıldığı, diğer şirket müdürü ... tarafından ise 18.03.2014 tarihli dilekçe ile davadan feragat edildiği anlaşılmaktadır. Ayrıca davadan feragat eden şirket müdürü ... davalının oğlu olduğu hususu da dosya kapsamı ile sabittir. 26. Şirket sözleşmesi ile tayin edilen her üç müdür de limited şirketi yönetme ve temsil etme yetkisine sahip olan kişilerdir. Dolayısıyla 6102 sayılı TTK’nin 623/3. maddesi gereğince müdürler kurulu, kanun ve şirket sözleşmesi gereğince genel kurulun yetkisinde bırakılmış bulunanlar dışında, şirketin işletme konusunun gerçekleştirilmesi için gerekli olan her çeşit iş ve işlemler hakkında karar almaya yetkilidir. Bununla birlikte her üç müdür de, ayrı ayrı münferiden tek imza ile şirketi temsil ile yetkilendirildikleri için, şirketin amacına ve işletme konusuna giren her tür işleri ve hukuki işlemleri, şirket adına yapabilir ve bunun için şirket unvanını kullanabilirler. 27. Ancak 6102 sayılı TTK’nin 626/1. maddesi gereğince şirketi temsile yetkili olan müdürler de görevlerini tüm özeni göstererek yerine getirmek ve şirketin menfaatlerini, dürüstlük kuralı çerçevesinde, gözetmekle yükümlüdürler. Başka bir deyişle şirket menfaatinin söz konusu olduğu durumlarda şirket müdürü, dürüstlük kuralı çerçevesinde değerlendirme yaparak şirketin menfaatini kişisel menfaatlerinin ve başkalarının menfaatlerinin üzerinde tutması gerekmektedir. Hatta müdürün, kendisiyle şirketin menfaatlerinin çatıştığı durumlarda şirketin menfaatlerine öncelik vermesi ve bu tür menfaat çatışmalarının olduğu toplantılara katılmaması zorunluluk arz etmektedir. 28. Bu durumda davadan feragat eden şirket müdürünün davalının oğlu olması, şirket müdürü ile şirket arasında menfaat çatışması olduğunu göstermektedir. O hâlde bu husus gözetildiğinde şirket müdürünün özen ve bağlılık yükümü gereği tek başına yaptığı feragat beyanının geçerli olmadığı kabul edilmelidir. Zira bu gibi tereddüt uyandıran hâllerde, kararın ilgili müdürün oylamaya katılmadığı müdürler kurulu tarafından verilmesi hakkaniyete daha uygun olacaktır. 29. Öte yandan 6102 sayılı TTK’nin 625/2. maddesi gereğince genel kurulun görev ve yetkisine girmemekle birlikte şirket sözleşmesinde müdürün veya müdürlerin; aldıkları belirli kararları ve münferit sorunları genel kurulun onayına sunmaları gereği öngörülebilir. Bu durumda şirket sözleşmesinde öngörülmek kaydıyla menfaat çatışmasının olduğu durumlarda genel kurul onayı da aranabilmektedir. 30. O hâlde şirketle menfaat çatışması olan müdürün şirketin davacı olduğu davadan feragat beyanının dürüstlük kuralı gereğince geçersiz olduğu kabul edilerek feragate ilişkin müdürler kurulu kararı veya genel kurul onayı da bulunmadığı gözetilip sonucuna göre karar verilmesi gerekmektedir. 31. Hukuk Genel Kurulundaki görüşmeler sırasında; şirketi tek başına temsile yetkili müdürler arasında davanın sürdürülüp sürdürülmemesi konusunda görüş aykırılığı oluştuğu, bu durumda somut olayın özellikleri de dikkate alınıp davanın akıbeti hakkında genel kurul kararı bulunmadan şirket adına açılan davadan feragat edilemeyeceği, bu nedenle direnme kararının Özel Daire bozma kararında gösterilen nedenlerden dolayı bozulması gerektiği görüşü ileri sürülmüş ise de; bu görüş yukarıda açıklanan nedenlerle Kurul çoğunluğunca benimsenmemiştir. 32. Hâl böyle olunca direnme kararının Özel Daire bozma kararında ve yukarıda açıklanan genişletilmiş gerekçe ve nedenlerle bozulmasına karar verilmelidir. IV. SONUÇ: Açıklanan nedenlerle; Davacı vekilinin temyiz itirazlarının kabulü ile direnme kararının Özel Daire bozma kararında ve yukarıda açıklanan genişletilmiş gerekçe ve nedenlerden dolayı 6100 sayılı Hukuk Muhakemeleri Kanunu’nun geçici 3. maddesi atfıyla uygulanmakta olan 1086 sayılı Hukuk Usulü Muhakemeleri Kanunu’nun 429. maddesi gereğince BOZULMASINA, İstek hâlinde temyiz peşin harcının yatırana geri verilmesine, Aynı Kanun’un 440. maddesi gereğince kararın tebliğinden itibaren on beş gün içerisinde karar düzeltme yolu açık olmak üzere 13.02.2020 tarihinde oy çokluğu ile karar verildi.
11. Hukuk Dairesi, 2024/3230 E., 2025/1544 K.
orta eşleşmeKarar metninde maddeye atıf varİstanbul Bölge Adliye Mahkemesi 14. Hukuk Dairesi
tam metni aç
Davalı vekili cevap dilekçesinde; davacının iddialarının gerçeği yansıtmadığını, 07.03.2018 tarihli ortaklar kurulu kararı ve TTK'nın 367-371. maddeleri uyarınca iç yönerge ve yetkilendirme hazırlanarak ilan için gönderildiğini, ancak sınırlı yetkilendirmede ortakların hem münferit hem de birlikte yetkilendirilmelerinin Sicil Müdürlüğünce kabul ve ilan edilmediğini, ihtar tarihine kadar şi
11. Hukuk Dairesi         2024/3230 E.  ,  2025/1544 K. "İçtihat Metni" MAHKEMESİ : İstanbul Bölge Adliye Mahkemesi 14. Hukuk Dairesi SAYISI : 2022/320 Esas, 2024/535 Karar HÜKÜM : Esastan ret İLK DERECE MAHKEMESİ : İstanbul Anadolu 10. Asliye Ticaret Mahkemesi SAYISI : 2018/402 E., 2021/817 K. Bölge Adliye Mahkemesi kararı davalı vekili tarafından temyiz edilmekle; temyiz şartı ve diğer usul eksiklikleri yönünden yapılan ön inceleme sonucunda, temyiz dilekçesinin kabulüne karar verildikten ve Tetkik Hâkimi tarafından hazırlanan rapor dinlendikten sonra dosyadaki belgeler incelenip gereği düşünüldü: KARAR I. DAVA Davacı vekili dava dilekçesinde; davacının ... ... ve ... ile birlikte davalı şirketin ortağı olduğunu, şirketin münferit imza ile ... ... tarafından temsil edildiğini, ortaklar arasında çeşitli uyuşmazlıklar bulunduğunu, yönetici ortağın yaptığı işlemlerle şirketi ve ortakları zarara uğrattığını, ihtara rağmen “müşterek müdür atanması hakkındaki ortaklar kurulu kararı” doğrultusunda şirket müdürünce işlem yapılmadığını, ortakların iradesinin aksine şirket müdürünün halen keyfi şekilde münferit imza ile şirketi yönettiğini, şirkete ait taşınmazları satarak şirketi ve ortaklarını zarara uğrattığını, şirketin inşa ettiği ve şirket adına kayıtlı olan taşınmazlardan davacıya kâr payı verilmediğini, bu taşınmazlar ile şirkete ayni sermaye olarak konulan iki taşınmazın davacının bilgisi ve onayı dışında satışa çıkarıldığını, davacının bir çok kez şirket müdürüne başvurmasına rağmen yedek akçe ayırmadığını, kâr payı dağıtımına ilişkin karar alınmadığını, şirket inşaatının, şirket müdürünün eşine ait şirkete yaptırılarak gerçeğe aykırı hak edişler düzenlendiğini, şirket müdürünün eylemleri ile ortaklığın çekilmez hale geldiğini, şirketin kayıtlarının incelenmesine izin verilmediğini ileri sürerek 6102 sayılı Türk Ticaret Kanunu'nun (TTK) 638. maddesi gereğince müvekkilinin ortaklıktan çıkmasına ve esas sermaye payının gerçek değerinin belirlenerek şimdilik 10.000,00 TL ayrılma akçesi ve kâr akçesinin tahsiline karar verilmesini talep etmiştir. II. CEVAP Davalı vekili cevap dilekçesinde; davacının iddialarının gerçeği yansıtmadığını, 07.03.2018 tarihli ortaklar kurulu kararı ve TTK'nın 367-371. maddeleri uyarınca iç yönerge ve yetkilendirme hazırlanarak ilan için gönderildiğini, ancak sınırlı yetkilendirmede ortakların hem münferit hem de birlikte yetkilendirilmelerinin Sicil Müdürlüğünce kabul ve ilan edilmediğini, ihtar tarihine kadar şirket defter ve envanterlerinin incelenmesine ilişkin bir talebin bulunmadığını, inceleme konusunda davacının engellenmediğini, cevabi ihtarda şirket merkezinde defter kayıt ve belgelerin incelenebileceğinin bildirildiğini, 31.08.2016 tarihinde kurulan şirketin zarar etmesi nedeniyle dağıtılacak kâr payı bulunmadığı, davacının şirketin harcama ve zararlarına katılmamasına rağmen yapılan işten pay alma çabasına girdiğini, inşaat sektöründeki kriz nedeniyle şirketin nakit arayışında olduğunu da davalıya devam eden projeden 307 ada 1 parseldeki 6, 10 ve 12 numaralı bağımsız bölümlerin teminat olarak devredilmesine rağmen davacının sermaye sağlamadığını savunarak davanın reddine karar verilmesini istemiştir. III. İLK DERECE MAHKEMESİ KARARI İlk Derece Mahkemesinin yukarıda tarih ve sayısı belirtilen kararı ile davacının, davalı şirketin bir kısım işlerinin yetkilisi ... ...'ın eşi ... ... adına kayıtlı şirkete yaptırıldığı, gerçeğin çok üzerinde hak edişler düzenlenmek sureti ile şirket sermayesi ve aktiflerinin azaltıldığını iddia ettiği, söz konusu şirketin ticaret sicil kayıtları incelendiği ve davacının iddiası gibi bu şirketin yetkilisinin ortak ve yetkilisinin anılan kişi olduğu, davalı şirketin bu şirket ile ticari ilişki içerisine girdiği, davalı adına kayıtlı bazı taşınmazların davalı şirketin yetkilisinin eşi adına kayıtlı olan ... Yapı Endüstrisi San. ve Tic. Ltd. Şti.'ne satış yolu ile devredildiği davacının müdür ortakla hesap görmek için yazışmalar yaptığı, ancak kendisine cevap verilmediği, müdür ortakla görüşme taleplerinin de net bir şekilde sonuca bağlanamadığı, davacının söz konusu olayların meydana gelmesinde kusurlu olmadığı, ortaklar arasında güven ilişkisinin sarsıldığından davacının haklı sebeple ortaklıktan çıkma talebinde bulunabileceği gerekçesiyle davanın kabulü ile davacının şirket ortaklığından TTK'nın 638/2 hükmü uyarınca çıkmasına, taleple bağlı kalınarak 815.894,79 TL ayrılma akçesinin davalıdan tahsiline karar verilmiş, hüküm, davalı tarafça istinaf edilmiştir. IV. İSTİNAF Bölge Adliye Mahkemesinin yukarıda tarih ve sayısı belirtilen kararı ile Mahkemece yapılan inceleme ve araştırmanın yeterli olduğu gerekçesiyle davalı vekilinin yerinde görülmeyen tüm istinaf başvurusunun reddine karar verilmiş, hüküm, davalı tarafça temyiz edilmiştir. V. TEMYİZ A. Dava ve Hukuki Nitelendirme Dava, TTK'nın 638. maddesi uyarınca davacının limited şirket ortaklığından çıkmasına ve 641. maddesi uyarınca çıkma payı alacağının tahsili istemine ilişkindir. B. Değerlendirme ve Gerekçe Yapılan yargılama ve saptanan somut uyuşmazlık bakımından uygulanması gereken hukuk kuralları gözetildiğinde İlk Derece Mahkemesince verilen kararda bir isabetsizlik olmadığının anlaşılmasına göre yapılan istinaf başvurusunun 6100 sayılı Hukuk Muhakemeleri Kanunu'nun (HMK) 353/1-b(1) hükmü uyarınca Bölge Adliye Mahkemesince esastan reddine ilişkin kararın usul ve yasaya uygun olduğu kanısına varıldığından Bölge Adliye Mahkemesi kararının onanmasına karar vermek gerekmiştir. VI. SONUÇ: Yukarıda açıklanan nedenlerle, davalının temyiz itirazlarının reddi ile Bölge Adliye Mahkemesince verilen kararın HMK'nın 370/1 hükmü uyarınca ONANMASINA, aynı Kanun'un 372. maddesi uyarınca işlem yapılmak üzere dava dosyasının İlk Derece Mahkemesine, kararın bir örneğinin Bölge Adliye Mahkemesine gönderilmesine, aşağıda yazılı temyiz giderinin temyiz edene yükletilmesine, 05.03.2025 tarihinde kesin olarak oy birliğiyle karar verildi.
12. Hukuk Dairesi, 2022/12051 E., 2023/4050 K.
orta eşleşmeKarar metninde maddeye atıf var... Bölge Adliye Mahkemesi 10. Hukuk Dairesi
tam metni aç
İİK'nın 170, TTK 780 3. Değerlendirme 1.Bölge Adliye Mahkemelerinin nihai kararlarının bozulması 6100 sayılı Kanun'un 371 inci maddesinde yer alan sebeplerden birinin varlığı hâlinde mümkündür.
12. Hukuk Dairesi         2022/12051 E.  ,  2023/4050 K. "İçtihat Metni" MAHKEMESİ : ... Bölge Adliye Mahkemesi 10. Hukuk Dairesi HÜKÜM/KARAR : Esastan Ret İLK DERECE MAHKEMESİ : ... 6. İcra Hukuk Mahkemesi Taraflar arasındaki kambiyo senetlerine mahsus haciz yoluyla takipte imzaya itiraz ve şikayet uyuşmazlığından dolayı yapılan inceleme sonunda İlk Derece Mahkemesince istemin reddine karar verilmiştir. Kararın borçlu tarafından istinaf edilmesi üzerine, Bölge Adliye Mahkemesince istinaf başvurusunun esastan reddine karar verilmiştir. Bölge Adliye Mahkemesi kararı borçlu tarafından temyiz edilmekle; kesinlik, süre, temyiz şartı ve diğer usul eksiklikleri yönünden yapılan ön inceleme sonucunda, temyiz dilekçesinin kabulüne karar verildikten ve Tetkik Hâkimi ... tarafından hazırlanan rapor dinlendikten sonra dosyadaki belgeler incelenip gereği düşünüldü: I. İTİRAZ VE ŞİKAYET Borçlu İcra Mahkemesine başvurusunda; ödeme emrinde alacaklı bankanın adres ve vergi kimlik numara bilgilerinin yazılı olmadığını bu durumun ödeme emrinin iptalini gerektirdiğini, bankanın sorumlu olduğu çek tutarı düşülmeden takip açıldığını, takibe konu çekler hakkında ödeme yasağı kararı olduğunu buna dair Ticaret Mahkemesi kararının beklenilmesi gerektiğini, çek komisyonu talep edilmesinin usulsüz olduğunu, takibe konu çeklerin kambiyo vasfında olmadığını, çeklerdeki imzaların şirket yetkilisine ait olmadığını belirterek imzaya itirazlarının kabulü ile takibin durdurulmasına karar verilmesini talep etmiştir. II. CEVAP Alacaklı, takibin sürüncemede bırakılması için itiraz yoluna başvurulduğunu, ödeme emrindeki eksikliklerin her zaman giderilmesinin mümkün olduğunu, çek keşideci olan borçlunun çek komisyonundan sorumlu olduğunu, çeklerin kambiyo vasfına sahip olduğunu, imzaya itirazı kabul etmediklerini belirterek itirazın reddine ve borçlu aleyhine tazminat ve para cezasına hükmedilmesine karar verilmesini talep etmiştir. III. İLK DERECE MAHKEMESİ KARARI A. Gerekçe ve Sonuç İlk Derece Mahkemesinin yukarıda tarih ve sayısı belirtilen kararı ile; alacaklının takip talebinde adresinin ve vergi numarasının bulunmaması her zaman tamamlanabilecek bir eksiklik olduğu, bu durumun ödeme emrinin ve takibin iptali sebebi olmadığı, çeklerin yasal süre içerisinde muhatap bankaya ibraz edildiği, takibe konu çeklerin kambiyo vasfını taşıdığı, keşideci borçludan çek komisyonu talebinin usul ve yasaya uygun olduğu, işlemiş faize ve çek tazminatına açıkça itiraz edilmediği bu nedenle bu yönden inceleme yapılmadığı, mahkemece alınan18.02.2019 tarihli bilirkişi raporu hükme esas alınmak suretiyle takip konusu çeklerdeki imzaların borçluya ait olduğu belirtilerek, borçlunun imzaya ve borca itirazının reddine, alacaklının icra inkar tazminatı talebinin yasal koşulları oluşmadığından reddine, borçlunu ödeme emrinin ve takibin iptali isteminin reddine karar verilmiştir. IV. İSTİNAF A. İstinaf Yoluna Başvuranlar İlk Derece Mahkemesinin yukarıda belirtilen kararına karşı süresi içinde borçlu istinaf başvurusunda bulunmuştur. B.İstinaf Sebepleri Borçlu, itiraz dilekçesi içeriğini tekrar ederek, imzaya itiraz ile birlikte borca ve ferilerine de itiraz edildiğini, borca itirazlarının faize itirazı da kapsadığını, bu hususun mahkemece göz ardı edilerek usul ve yasaya aykırı karar verildiğini belirterek kararın kaldırılmasına karar verilmesini talep etmiştir. C. Bölge Adliye Mahkemesi Kararı C.1.Gerekçe ve Sonuç Alacaklı bankanın vergi numarasının ve adresinin yazılı olmamasının ödeme emrinin iptalini gerektirmediği, eksikliğin her zaman giderilebileceği, ayrıca TTK'nın 722. maddesi gereğince alacaklının çek bedellerinin binde 3'ünü aşmamak üzere çek komisyonu talep edebileceği, İstanbul 14. Asliye Hukuk Mahkemesinin 2016/843 E. 2016/482 K. sayılı ilamı incelendiğinde takibin alacaklısı olan davalının çeklerin kaybolduğu iddiasıyla açılan çek iptali davasında taraf olmadığı bu nedenle bu hususa yönelik istinaf sebebinin yerinde görülmediği, takibin dayanağı olan çeklerin kambiyo vasfını taşıdıkları, somut olayda, İcra Mahkemesince, davacı şirket yetkilisinin mukayeseye elverişli imza örnekleri toplandıktan sonra Grafoloji ve Sahtelik uzmanı Hüseyin Ağca'dan alınan 17.01.2017 havale tarihli raporda, çeklerdeki imzaların davacı şirket yetkilisi Mustafa EROL'a ait olduğunun belirtildiği, Adli Tıp Kurumu Fizik İhtisas Dairesinin 05.12.2018 tarihli raporunda çeklerdeki imzaların kuvvetle muhtemel Mustafa AÇI'nın eli ürünü olduğunun belirtildiği, Jandarma Kriminal Laboratuvar amirliğinden alınan ve ilk iki rapor arasındaki çelişkiyi gideren raporda çeklerdeki imzaların Mustafa Erol'un eli ürünü olduğunun belirtildiği, dava dilekçesi incelendiğinde, davacının borca itiraz etmediği, sadece muhatap bankanın sorumlu olduğu miktarlar düşülmeden fahiş talepte bulunulduğunun iddia edildiği, dolayısıyla faiz ve çek tazminatı alacakları yönünden mahkemece inceleme yapılmamasında isabetsizlik bulunmadığı gerekçesiyle istinaf başvurusunun esastan reddine karar verilmiştir. V. TEMYİZ A. Temyiz Yoluna Başvuranlar İlk Derece Mahkemesinin yukarıda belirtilen kararına karşı süresi içinde borçlu temyiz isteminde bulunmuştur. B. Temyiz Sebepleri Borçlu, istinaf dilekçesi içeriğini tekrar ederek kararın bozulmasına karar verilmesini talep etmiştir. C. Gerekçe 1. Uyuşmazlık ve Hukuki Nitelendirme Uyuşmazlık, kambiyo senetlerine mahsus haciz yoluyla takipte imzaya itiraz ve şikayete ilişkindir. 2. İlgili Hukuk İİK'nın 170, TTK 780 3. Değerlendirme 1.Bölge Adliye Mahkemelerinin nihai kararlarının bozulması 6100 sayılı Kanun'un 371 inci maddesinde yer alan sebeplerden birinin varlığı hâlinde mümkündür. 2.Temyizen incelenen karar, yasal ... kapsamında tahsil edilen tutarların ilgili çeklerin bedelinden düşülerek takip başlatıldığının anlaşılmasına, tarafların karşılıklı iddia ve savunmalarına, dayandıkları belgelere, uyuşmazlığa uygulanması gereken hukuk kuralları ile hukuki ilişkinin nitelendirilmesine, dava şartlarına, yargılama ve ispat kuralları ile kararda belirtilen gerekçelere göre usul ve kanuna uygun olup temyiz dilekçesinde ileri sürülen nedenler kararın bozulmasını gerektirecek nitelikte görülmemiştir. VI. KARAR Açıklanan sebeplerle; Temyiz olunan Bölge Adliye Mahkemesi kararının 5311 sayılı Kanunun ile değişik İİK'nın 364/2. maddesi göndermesiyle uygulanması gereken 6100 sayılı HMK'nın 370. maddeleri uyarınca ONANMASINA, Alınması gereken 179,90 TL temyiz harcından, evvelce alınan harç varsa mahsubu ile eksik harcın temyiz edenden tahsiline, Dosyanın İlk Derece Mahkemesine, kararın bir örneğinin Bölge Adliye Mahkemesine gönderilmesine, 07.06.2023 tarihinde oy birliğiyle karar verildi.

Eşleştirme iki kanıta dayanır: kararın kendi metnindeki madde atfı ve şerh kitaplarının o kararı hangi maddenin altında bastığı. Otomatik üretilmiştir, hukuki tavsiye değildir; kararın güncelliğini ve sonraki içtihat değişikliklerini ayrıca denetleyin.

Bu Maddeyle İlgili Sınav Sorusu

Genel

"Deniz Lojistik Limited Şirketi"nde üç müdür bulunmaktadır. Müdürlerden Alp, diğer müdürlerin haberi olmadan tek başına şirket adına bir bankadan 5 milyon TL kredi çekmiştir. 6102 sayılı Türk Ticaret Kanunu uyarınca bu işlemin şirketi bağlaması ile ilgili hangisi doğrudur?

A) Limited şirketlerde temsil yetkisi her müdürde tek başına bulunduğu için Alp’in yaptığı işlem her durumda şirketi bağlar.
B) Şirket sözleşmesinde aksine hüküm yoksa veya yönetim kurulu tek kişiden oluşmuyorsa temsil yetkisi "birlikte imza" ile kullanılabilir; bu durumda Alp'in tek imzası şirketi bağlamaz.
C) Alp şirket ortağı ise, imzası tescil edilmemiş olsa dahi yaptığı tüm işlemler şirketi bağlar.
D) Kredi tutarı şirket sermayesinin %50'sini aşıyorsa, temsil yetkisi sadece genel kurul onayından sonra geçerlilik kazanır.
E) Temsil yetkisinin sınırlandırılması sadece şubenin işleriyle ilgili olabilir; bunun dışındaki tüm kısıtlamalar geçersizdir.

Bu maddeyle ilgili 15 soru daha var!

Soruların tamamını çözmek, açıklamalı cevapları görmek ve Hukuksal Eğitim yapay zeka asistanı ile çalışmak için platforma katılın.

Hukuksal Eğitim Platformu'na Üye Ol