6102 sayılı Türk Ticaret Kanunu Madde 388

Türk Ticaret Kanunu 388. maddesi, Hukuksal Eğitim mevzuat kütüphanesinde tam metin olarak yayımlanmıştır. Aşağıda maddenin tam metni, maddeyle eşleşen yüksek mahkeme kararları ve bu maddeden çıkmış sınav soruları yer alır. Ham metin için adresin sonuna /raw ekleyin.

Madde Metni

MADDE 388- (1) Şirket kendi paylarını taahhüt edemez. (2) Üçüncü kişinin veya bir yavru şirketin kendi adına fakat şirket hesabına şirketin payını taahhüt etmesi, şirketin kendi payını taahhüt etmesi sayılır. (3) Birinci ve ikinci fıkralara aykırı hareket hâlinde, söz konusu payları, kuruluşta kurucular, sermaye artırımlarında yönetim kurulu üyeleri taahhüt etmiş sayılır ve bunlar pay bedellerinden sorumlu olurlar. Kanuna aykırı taahhütte herhangi bir kusurları bulunmadığını ispat eden kurucular ve sermaye artırımlarında yönetim kurulu üyeleri sorumluluktan kurtulurlar. (4) Birinci ve üçüncü fıkra hükümleri ana şirketin paylarını taahhüt eden yavru şirketlere kıyas yoluyla uygulanır. Söz konusu paylar yavru şirketin yönetim kurulu üyeleri tarafından taahhüt edilmiş kabul olunur. Üyeler pay bedellerinden sorumludur. j) Hakların kullanılması

Bu Maddeyle İlgili Yüksek Mahkeme Kararları

4 karar eşleşti
11. Hukuk Dairesi, 2009/4198 E., 2011/2837 K.
yüksek eşleşmeKarar metninde maddeye atıf varTicaret Mahkemesi
tıda, ana sözleşmenin şirketin sermayesini düzenleyen 6.maddesinin değiştirilmesinin kararlaştırılmış bulunmasına, anonim şirketlerde ana sözleşme değişikliklerinde uygulanması gereken toplantı ve karar yetersayılarına ilişkin düzenlemenin TTK’nun 388.maddesinde yer almasına, bu maddede ana sözleşmenin değiştirilmesi sırasında uygulanması gereken toplanma ve karar yetersayılarının yapılacak değişi
11. Hukuk Dairesi         2009/4198 E.  ,  2011/2837 K. "İçtihat Metni" MAHKEMESİ :Ticaret Mahkemesi Taraflar arasında görülen davada İstanbul 7. Asliye Ticaret Mahkemesi’nce verilen 02/12/2008 tarih ve 2001/953-2008/640 sayılı kararın Yargıtayca incelenmesi duruşmalı olarak davalılar vekili tarafından istenmiş olmakla, duruşma için belirlenen 15.03.2011 gününde davacı avukatı ... ile davalı avukatı ... geldi, davetiye tebliğine rağmen ..... temsilcisi Av. ... gelmedi, temyiz dilekçesinin süresinde verildiği anlaşıldıktan ve duruşmada hazır bulunan taraf avukatı dinlenildikten sonra, duruşmalı işlerin yoğunluğu ve süre darlığından ötürü işin incelenerek karara bağlanması ileriye bırakılmıştı. Dava dosyası için Tetkik Hakimi ... tarafından düzenlenen rapor dinlenildikten ve yine dosya içerisindeki dilekçe, layihalar, duruşma tutanakları ve tüm belgeler okunup incelendikten sonra işin gereği görüşülüp, düşünüldü: Davacı vekili asıl dava dilekçesinde, müvekkilerinin murisi ...'ın davalı şirketin toplam 500.000 adet hissesinin yaklaşık yarısına tekabül eden 249.875 adet hissesine sahipken 06.01.2000 tarihinde vefat ettiğini, davalı yetkililerince murisin ölümünden önce 12.01.1998 tarihinde paylarını diğer davalı gerçek kişilere devrettiği belirtilmişse de devir mukavelesi olarak gösterilen belgeler ile yine nama yazılı muvakkat ilmuhaberler altındaki imzaların murise ait olmadığını, kaldı ki murisin 05.01.1999 tarihli genel kurul toplantısına hissedar olarak asaleten katılıp 3 yıllığına yönetim kurulu üyeliğine seçildiğini bunun da sahteliği ortaya koyduğunu ileri sürerek, gerçek kişi davalılara pay devrine dair 12.01.1998 tarihli mukavele ile aynı tarihli muvakkat ilmuhaberleri iptalini, murisin davalı şirkette 249.875 adet payı bulunduğunun tespitini, murise aidiyeti anlaşılan ve vefat ile yasa gereği irsen müvekkillerine intikal eden davalı şirketteki pay karşılığı hisse senetlerinin yada yerine çıkartılacak ilmuhaberlerin taraflarına verilmesini istemiş, birleşen davasında ise, sahte senetlerle hissedar gözüken ancak gerçekte hak sahibi olmayan kişilerle yasaya ve anasözleşmeye aykırı olarak toplanan 30.07.2002 tarihli şirket genel kurulu ile buna dayalı sermaye artırımını da kapsayan ve müvekkilerinin payını küçültmeyi amaçlayan kararların iptalini, buna dayalı olarak diğer gerçek kişiler adına tescil edilen payların iptaliyle müvekkilleri adına hisseleri oranında tesciline karar verilmesini talep ve dava etmiştir. Davalılar vekili, taraflar arasında kanuna uygun devir işlerinin tamamlandığını, belgelerin sahte olmadığını, davacıların pay sahibi olmadığından genel kurulun iptalini isteyemeyeceklerini, kaldı ki iştirak halinde pay sahipliğinde tüm mirasçıların oybirliğiyle dava açmasının zorunlu olduğunu, davacıların pay sahibi olsalar dahi sermaye artışını engelleyebilecek pay oranına ve imtiyaza sahip olmadıklarını, genel kurul iptali davasının gerçek kişilere yöneltilemeyeceğini, TTK'nun 381. maddesi uyarınca dava açma süresinin geçirildiğini, sermaye artışının şirketin varlığını devam ettirebilmek ve değerini korumak için zorunlu olarak yapıldığını belirterek asıl ve birleşen davaların reddini istemiştir. Mahkemece iddia, savunma, dosyadaki kanıtlar ve bilirkişi raporlarına ve yapılan imza incelemelerine göre 12.01.1998 tarihli hisse devir mukaveleleriyle, nama yazılı hisse senetlerinin yerini tutmak üzere çıkartılmış nama yazılı muvakkat ilmuhaberlerde yer alan imzaların muris ... elinden çıkmadığının anlaşıldığı, kaldı ki murisin 05.01.1999 tarihinde yapılan genel kurul toplantısına katılıp, üç yıl için şirket yönetim kuruluna seçilmişken 12.01.1998 tarihli belgelerle hisse devrinde bulunduğu iddiasının hukuksal dayanaktan da yoksun olduğu, birleşen dava yönünden ise toplantı ve karar nisaplarına uyulmuş olmakla birlikte davacılara ait hisselerin ortak olmayan kişilerce kullanıldığı ve 30.07.2002 tarihli genel kurulun yoklukla malül olduğu gerekçesiyle asıl ve birleşen davanın kabulü ile 12.01.1998 tarihli hisse devir sözleşmeleriyle aynı tarihli Nama Yazılı Muvakkat İlmuhaberlerin iptaline, pay devirlerinin geçersiz olduğunun tespitine, murisin davalı şirkette 249.875 adet hisse ile ortak olduğunun tespitine, birleşen davanın kabulü ile davalı şirketin 30.07.2002 tarihli genel kurulunda alınan kararların iptaline, davalı ... ve ...'ya yapılan hisse devirlerinin iptaline, mezkur hisselerin davacılar adına verasetteki hisselerine göre tesciline karar verilmiştir. Karar, davalılar vekilince temyiz edilmiştir. Dava dosyası içerisindeki bilgi ve belgelere, mahkeme kararının gerekçesinde dayanılan delillerin tartışılıp, değerlendirilmesinde usul ve yasaya aykırı bir yön bulunmamasına ve birleşen davanın genel kurul toplantısında alınan kararların iptali istemine ilişkin olmasına anılan toplantıda, ana sözleşmenin şirketin sermayesini düzenleyen 6.maddesinin değiştirilmesinin kararlaştırılmış bulunmasına, anonim şirketlerde ana sözleşme değişikliklerinde uygulanması gereken toplantı ve karar yetersayılarına ilişkin düzenlemenin TTK’nun 388.maddesinde yer almasına, bu maddede ana sözleşmenin değiştirilmesi sırasında uygulanması gereken toplanma ve karar yetersayılarının yapılacak değişiklerin önemine göre farklı olarak düzenlenmiş bulunmasına, buna göre ana sözleşmede yapılacak değişikliğin niteliğine göre maddede belirtilen yetersayıların altında toplanılamayacak ve karar alınamayacak olmasına, aksi takdirde alınan kararların hukuken geçerli olmayıp, yoklukla malul olmasına, anılan maddenin başlığı ile birlikte 16.06.1989 tarihinde kabul edilip, 04.07.1989 tarihinde yayınlanan 3585 sayılı Yasa ile değiştirilerek ana sözleşme değişikliklerinde uygulanması gereken toplantı ve karar yetersayıları hususunun yeniden belirlenmiş olmasına karşın, yasa değişikliğinin ana sözleşmenin kendiliğinden değiştirilmesi sonucunu doğurmadığından ana sözleşmede düzenlenmeyen hususlarda TTK’na yollama yapıldığı takdirde bu yollamanın ana sözleşmenin tescil ve ilan edildiği tarihte yürürlükte bulunan TTK hükümlerine yapıldığının kabulü gerekmesine, somut olaya dönüldüğünde, davalı şirketin 1985 yılında kurulduğu, ana sözleşmenin 20. maddesinde "Sermayenin artırılması hakkında TTK’nun 388.maddesi hükmü saklıdır" denilmiş bulunmasına, bu durumda, davalı şirketin ana sözleşmesinin yasal değişiklikten önce tescil edildiği anlaşıldığından ana sözleşme değişikliğine ilişkin olarak aldığı kararlarda TTK’nun değişiklikten önceki hükümlerinin uygulanacak bulunmasına, buna göre TTK’nun 388.maddesinin 3585 sayılı Yasa ile değiştirilmesinden önceki hükmü uyarınca yapılan değerlendirme sonucu, davaya konu genel kurul toplantısında alınan sermaye artırımına ilişkin kararların ana sözleşmenin 6. maddesinin değiştirilmesi niteliğinde bulunup, bu kararların toplantıya katılanların üçte ikisinin (2/3) çoğunluğu ile alınmasının gerekmesine, davacıların pay oranı gözetildiğinde yasal karar yeter sayısı olan 2/3 oranının altında kalan kabul oyuna bağlı olarak yapılan ana sözleşme değişikliklerinin hukuken geçerli olmayıp, yoklukla malul olduğunun kabulü gerekmesi karşısında mahkemece 30.07.2002 tarihli genel kurulda alınan kararların iptaline karar verilmesinde bir usulsüzlük bulunmamasına göre davalılar vekilinin tüm temyiz itirazlarının reddi ile usul ve yasaya uygun olan hükmün onanmasına karar vermek gerekmiştir. SONUÇ:Yukarıda açıklanan nedenlerle davalılar vekilinin tüm temyiz itirazlarının reddi ile usul ve yasaya uygun olan hükmün ONANMASINA, takdir edilen 825,00 TL duruşma vekillik ücretinin davalılardan alınarak davacı tereke temsilcisine verilmesine, aşağıda yazılı bakiye 08,80 TL temyiz ilam harcının temyiz eden asıl ve birleşen davada davalılardan alınmasına, 17.03.2011 tarihinde oybirliğiyle karar verildi.

Diğer kararlar (3)

11. Hukuk Dairesi, 2010/778 E., 2011/8173 K.
orta eşleşmeKarar metninde maddeye atıf varTicaret Mahkemesi
tam metni aç
Şti.’ne ortaklar kurulu kararı olmaksızın ve TTK.’unun 542, 321, 443/2, 388 maddeleri hükümlerine aykırı olarak şirket ortağı ve müdürü ...
11. Hukuk Dairesi         2010/778 E.  ,  2011/8173 K. "İçtihat Metni" MAHKEMESİ :Ticaret Mahkemesi Taraflar arasında görülen davada Bursa 2. Asliye Ticaret Mahkemesi’nce verilen 19.10.2009 tarih ve 2009/431-2009/504 sayılı kararın Yargıtayca incelenmesi davacı vekili tarafından istenmiş ve temyiz dilekçesinin süresi içinde verildiği anlaşılmış olmakla, dava dosyası için Tetkik Hakimi ... tarafından düzenlenen rapor dinlendikten ve yine dosya içerisindeki dilekçe, layihalar, duruşma tutanakları ve tüm belgeler okunup, incelendikten sonra işin gereği görüşülüp, düşünüldü: Davacı vekili, müvekkilinin davalı limited şirketin %50 hissesine sahip olduğunu, davalı şirkete ait taşınmazın dava dışı Paktem Endüstriyel Yıkama Yedek Parça San. Tic. Ltd. Şti.’ne ortaklar kurulu kararı olmaksızın ve TTK.’unun 542, 321, 443/2, 388 maddeleri hükümlerine aykırı olarak şirket ortağı ve müdürü ... tarafından muvazaalı olarak satılmak suretiyle şirketin zarara uğradığını, taşınmazı satın alan şirket ortaklarının ...’ın yakın akrabası olduklarını, davalı şirketin ticari faaliyetinin devamının sağlanması, müvekkilinin zarar görmemesi ve geçmişe yönelik işlemlerin incelenmesi için davalı şirket yönetimine kayyım atanmasını talep ve dava etmiştir. Davalı vekili, müvekkili şirketin 10.06.2005 tarihli ortaklar kurulu kararı ile ...'ın şirket müdürü atanarak münferit imza ile şirketi temsil ve ilzama yetkili kılındığını, taşınmazların satışı için ortaklar kurulu kararının zorunlu olmadığını, taşınmaz satışının usulüne uygun olduğunu, şirketin seçilmiş müdürlerinin görev başında olduğunu, kayyım atanması koşullarının oluşmadığını savunarak, davanın reddini istemiştir. Mahkemece, toplanan delillere dayanılarak, MK’un 427/4. maddesi uyarınca tüzel kişiye yönetim kayyımı atanabilmesi için gerekli organlardan yoksun kalmış ve yönetimin başka yoldan sağlanamamış olması gerektiği, davalı şirkete 15.06.2006 tarihinden 10.06.2010 tarihine kadar münferiden ..., ... ve ...in müdür olarak seçildikleri, iddiaların ilgili şirket müdürünün de hasım olarak gösterildiği müdür azli davasında tartışılıp değerlendirilebileceği, müdürler görevden alınmadıkları sürece şirkete kayyım atanmasının mümkün olmadığı gerekçesiyle davanın reddine karar verilmiştir. Kararı, davacı vekili temyiz etmiştir. Dava dosyası içerisindeki bilgi ve belgelere, mahkeme kararının gerekçesinde dayanılan delillerin tartışılıp, değerlendirilmesinde usul ve yasaya aykırı bir yön bulunmamasına göre, davacı vekilinin tüm temyiz itirazları yerinde değildir. SONUÇ: Yukarıda açıklanan nedenlerden dolayı, davacı vekilinin bütün temyiz itirazlarının reddiyle usul ve kanuna uygun bulunan hükmün ONANMASINA, aşağıda yazılı bakiye 02,80 TL temyiz ilam harcının temyiz edenden alınmasına, 04.07.2011 tarihinde oybirliğiyle karar verildi.
11. Hukuk Dairesi, 2009/14210 E., 2011/15608 K.
orta eşleşmeKarar metninde maddeye atıf varTicaret Mahkemesi
tam metni aç
Bu tür anasözleşme değişikliğinin geçerli olabilmesi için de anasözleşmede daha yüksek bir toplantı ve karar nisabı öngörülmemiş ise, TTK'nun 388. maddesinde açıklanan toplantı ve karar nisabına uyulması gerekmektedir.
11. Hukuk Dairesi         2009/14210 E.  ,  2011/15608 K. "İçtihat Metni" MAHKEMESİ :Ticaret Mahkemesi Taraflar arasında görülen davada İzmir 3. Asliye Ticaret Mahkemesi’nce verilen 28/07/2009 tarih ve 2007/577-2009/408 sayılı kararın Yargıtayca incelenmesi duruşmalı olarak davacılar vekili tarafından istenmiş olmakla, duruşma için belirlenen 22.11.2011 gününde davetiye tebliğine rağmen taraf vekilleri duruşmaya gelmedi, temyiz dilekçesinin süresinde verildiği anlaşıldıktan duruşmalı işlerin yoğunluğu ve süre darlığından ötürü işin incelenerek karara bağlanması ileriye bırakılmıştı. Dava dosyası için Tetkik Hakimi ... tarafından düzenlenen rapor dinlenildikten ve yine dosya içerisindeki dilekçe, layihalar, duruşma tutanakları ve tüm belgeler okunup incelendikten sonra işin gereği görüşülüp, düşünüldü: Davacılar vekili, müvekkillerinin davalı şirkette nama yazılı pay sahibi olduklarını, TTK'nun 368. ve 37. maddelerine aykırı şekilde genel kurul toplantıları gerçekleştirildiğini, müvekkillerine çağrı yapılmadığını, sermaye artırımları ile pay oranlarının düşürüldüğünü, özelikle dava dışı ortak...'ın hukuka aykırı davranışlarının olduğunu, müvekkili ...'ın 23.08.2000 tarihli genel kurula katılmadığı halde katılmış gibi gösterilerek imzasının taklit edildiğini, kararlar alındığını ileri sürerek, 2000 yılından itibaren davalı şirketin yaptığı tüm genel kurulların ve alınan genel kurul kararlarının yoklukla malul olduğundan geçersizliğine, sermaye artırım kararlarının iptaline, şirketteki payların 31.12.1999 tarihindeki duruma ve oranlara dönmesine karar verilmesini talep ve dava etmiştir. Davalı vekili, genel kurullardan ve alınan kararlardan davacıların haberdar olduğunu, dava açma süresinin geçtiğini savunarak, davanın reddini istemiştir. Mahkemece, iddia, savunma, toplanan kanıtlar ve benimsenen bilirkişi raporlarına göre, 23.08.2000 tarihli genel kurul toplantısına ilişkin hazurun cetveli ve toplantı tutanağındaki imzanın davacı ...'a ait olmadığı, TTK'nun 368.maddesinde nama yazılı pay sahiplerinin genel kurula çağrılması usulünün düzenlendiği, davacılara taahhütlü mektupla çağrı yapıldığının kanıtlanmadığı, ancak bu durumun yokluk nedeni sayılmayacağı, kararların iptaline neden olabileceği 30.07.2007 tarihli genel kurul dışındaki diğer genel kurul kararları için iptal davası açma süresinin geçirildiği, 30.07.2007 tarihli genel kurulda alınan kararların da kanuna, anasözleşmeye ve iyiniyet kurallarına aykırı olmadığı, 23.08.2000 günlü genel kurul toplantısındaki imzanın sahteliğinin de tek başına iptal veya butlan nedeni olmayacağı, oy oranı ve nisabın bulunduğu, 07.08.2002 tarihli genel kurulda sermayenin 5.000.000 TL'den 50.0000.000.000 TL'ye çıkarılmasının ise, TTK'nunda yapılan yasal değişiklik gereği olduğu, pay sahilerinin zararına değişiklik kabul edilemeyeceği gerekçesiyle davanın reddine karar verilmiştir. Kararı, davacılar vekili temyiz etmiştir. 1-Dava dosyası içerisindeki bilgi ve belgelere, mahkeme kararının gerekçesinde dayanılan delillerin tartışılıp, değerlendirilmesinde usul ve yasaya aykırı bir yön bulunmamasına göre, davacılar vekilinin aşağıdaki bendin kapsamı dışında kalan ve yerinde görülmeyen diğer temyiz itirazlarının reddine karar vermek gerekmiştir. 2-Dava, davalı şirketin 2000 yılı ve sonrası yapmış olduğu genel kurullarda alınan kararların geçersizliğinin tespiti istemine ilişkindir. Davalı şirketin davacılar dahil olmak üzere, birden çok ortağının bulunduğu ve dava dışı ...’ın bu şirketin hakim ortağı olduğu, 2001 yılı genel kurulu dahil olmak üzere geçersizliği talep edilen genel kurulların yalnızca bu ortağın katılımı ile icra edildiği, 2000 yılı ve sonrasında devamlı olarak anılan ortağın yönetim kurulu asil üyeliğine seçildiği, geçersizliği talep edilen genel kurullarda bilanço-kar ve zarar hesaplarının, ibraların ayrı ayrı oylandığı, yönetim kuruluna TTK'nun 334 ve 335. maddeleri uyarınca yetki verildiği, 2002 yılı genel kurulunda yasal zorunluluk nedeniyle sermayenin artırılması kararı alındığı anlaşılmaktadır. Ayrıca, yapılan yargılama ile davacı ...’ın katılmış gibi tutanak düzenlendiği 2000 yılı genel kurulunda da imzasının taklit edildiği, bu genel kurul toplantısındaki kararların da tek başına hakim ortak tarafından alındığı ortaya çıkmıştır. Genel kurulu çağrıda usulsüzlük, kural olarak bu genel kurulda alınan kararların yokluğu sonucunu doğurmamaktadır. Ancak, usulsüz çağrı nedeniyle genel kurula katılmayan ortağa süresinde kararlara karşı oy kullanmadan ve muhalefet şerhi yazdırmaya gerek olmaksızın iptal davası açmak hakkı verir. Bu durumda da TTK'nun 381. maddesi uyarınca iptal dava açma süresi, genel kurul tarihinden itibaren üç aydır. Genel kurulda alınan kararların iptal edilebilirliği TTK’nunda açıkça düzenlenmişken, mutlak butlanı veya geçersizliği ayrıca hüküm altına alınmamıştır. Esasen, mutlak butlan mevzuatımızda tanımlanmamış, BK.nun 19 ve 20. maddelerinde sadece hangi hallerin mutlak butlana neden olacağı sayılmıştır. TTK'nun 1. ve TMK'nun 5. maddeleri uyarınca, anılan BK'nun genel hükümlerinin ticari işlere de uygulanacağı tartışmasızdır. Bu bakımdan, nitelikleri itibariyle imkansız veya emredici hukuk kurallarına aykırı olana yahut ahlak ve adaba aykırı bulunan genel kurul kararlarının da mutlak butlanla batıl olduğu ileri sürülebilecektir. Hukuki yararı olanlar, kararın mutlak butlan ile batıl veya geçersiz olduğunun tespitini talep edebilecektir. Böyle bir davanın iptal davasında olduğu gibi bir süreye tabi olmadan her zaman açılması mümkündür. Ayrıca, karara muhalefet ve karşı oy kullanma şartı da bulunmamaktadır. Uygulamada daha çok kanunun emredici hükümlerine uymamak durumu, genel kurulda alınan kararların mutlak butlanla batıl veya geçersizliği sonucunu doğurmaktadır. Özellikle toplantı ve karar nisabına uymadan kararlar alınması, en sık rastlanan geçersizlik halidir. Anonim şirket genel kurulunda alınan en önemli kararlar arasında ‘ibra kararı’ yer almaktadır. İbra, mevzuatımızda tanımlanmış değildir. Doktrine paralel olarak Dairemiz kararlarında da ibra, yönetim ve denetim kurulunun faaliyetlerinden dolayı, genel kurulun o yıla ilişkin olarak tazminat talebi hakkı bulunmadığı yönünde menfi bir borç ikrarı olarak nitelendirilmektedir. TTK'nun 374/2. maddesi uyarınca, ortalık işlerinin görülmesine herhangi bir suretle katılmış olanlar, yönetim kurulu üyelerinin ibrasına ait kararlarda oy hakkına haiz değildirler. Şayet oy kullanmaları vuku bulmuş ise, bu halde oyların sonuca etkisi dikkate alınmalıdır. Bilançonun onaylanması, aksine karar yok ise, ibra sonucunu da doğurmaktadır. Bu nedenle, bilançonun oylanması ile ibra işlemi ayrı ayrı gündeme yazılmalı ve ayrı ayrı görüşülerek karara bağlanmalıdır. Şayet, bilançonun onaylanması gündem maddesinden ayrı ibra gündem maddesi var ise, yönetim kurulu üyeleri, müdür ve denetçilerin, bilançonun onaylanmasına ilişkin gündem maddesiyle ilgili oy kullanmalarına engel bir hal bulunmamaktadır. Aksi halde, bilançonun onaylanması gündem maddesinde oy hakkından yoksunlukları söz konusu olur. Ayrıca, anonim şirketin sermayesinin değiştirilmesi kararı da bir anasözleşme değişikliği niteliğindedir. Bu tür anasözleşme değişikliğinin geçerli olabilmesi için de anasözleşmede daha yüksek bir toplantı ve karar nisabı öngörülmemiş ise, TTK'nun 388. maddesinde açıklanan toplantı ve karar nisabına uyulması gerekmektedir. Sermaye artırımı, yasal bir zorunluluktan kaynaklansa bile, o yasada ayrıca bir düzenleme yoksa, bu kararın geçerli olabilmesi için, yine sermaye artırımına ilişkin varsa anasözleşme, yoksa TTK.nun da düzenlenen toplantı ve karar nisabına uygun karar alınması gerekmektedir. Öte yandan, TTK'nun 334. maddesiyle yönetim kurulu üyelerine anonim şirketle ticari işlem yapma yasağı, 335. maddesiyle de şirketin konusuna giren işlerde rekabet yapma yasağı getirilmiştir. Bu düzenlemeler, mutlak emredici nitelikte hükümler değildir. Her iki maddede getirilen yasağın genel kurul kararı ile kaldırılması mümkündür. Genel kurul, yönetim kurulu üyelerinin tamamı veya biri veyahut bir kaçı için bu yasakların kaldırılmasına izin verebilir. Ancak, TTK'nun 334 ve 335. maddeleri çerçevesinde alınan kararlarda, hakkında izin verilen yönetim kurulu üyesi veya üyeleri oy kullanamazlar. Yukarıda yapılan açıklamalardan sonra somut olaya döndüğümüzde, mahkemece yazılı gerekçelerle davanın reddine karar verilmiştir. Ancak, hüküm doğru değerlendirmeler içermediği gibi temel alınan bilirkişi raporu da karar vermeye elverişli bulunmamaktadır. Bu durum karşısında, öncelikle davalı şirketin ticaret sicil dosyası getirtilip, anasözleşmesi hükümleri değerlendirilip, dava dışı yönetim kurulu üyesinin geçersizliğine karar verilmesi istenen genel kurulların tamamına hakim ortak olarak katıldığı, devamlı suretle yönetim kurulu üyesi seçildiği, ibra kararları alındığı, oy kullandığı, kendisine TTK'nun 334 ve 335. maddeleri uyarınca izin verildiği hususları dikkate alınıp, gerektiğinde yukarıdaki açıklamalar çerçevesinde bilirkişi kurulundan ek rapor alınması ve sonucuna göre bir karar verilmesi gerekirken yazılı şekilde hüküm kurulması doğru görülmemiş, kararın bozulması gerekmiştir. SONUÇ: Yukarıda (1) numaralı bentte açıklanan nedenlerle davacılar vekilinin diğer temyiz itirazlarının reddine, (2) numaralı bentte açıklanan nedenlerle temyiz itirazlarının kabulü ile kararın davacılar yararına BOZULMASINA, ödediği temyiz peşin harcın isteği halinde temyiz edene iadesine, 22.11.2011 tarihinde oybirliğiyle karar verildi.
orta eşleşmeKarar metninde maddeye atıf var
tam metni aç
Ayrıca 3585 sayılı Yasa ile değişik TTK'nun 388. maddesinde taşınmaz satımı için ağırlaştırılmış nisap öngörülmemiş olduğundan, şayet şirket anasözleşmesinde dava konusu işlem için bir ağırlaştırılmış nisap öngörülmemiş ise, işlemde bu açıdan bir usulsüzlüğün mevcut olmadığı sonucuna varılacaktır.
Hukuk Genel Kurulu         2011/4-705 E.  ,  2012/101 K. "İçtihat Metni" MAHKEMESİ : Kozan 1. Asliye Hukuk Mahkemesi TARİHİ : 04.06.2010 NOSU : 2010/186 – 2010/342 Taraflar arasındaki davadan dolayı, bozma üzerine direnme yoluyla; Kozan 1. Asliye Hukuk Mahkemesinden verilen 04.06.2010 gün ve 2010/186 E.- 2010/342 K. sayılı kararın onanmasını kapsayan ve Yargıtay Hukuk Genel Kurulu'ndan çıkan 06.04.2011 gün, 2010/4-650 Esas, 2011/67 Karar sayılı ilamın, karar düzeltme yoluyla incelenmesi davalılar vekilleri tarafından verilen dilekçe ile istenilmiş olmakla; Hukuk Genel Kurulu'nca dilekçe, düzeltilmesi istenen ilam ve dosyadaki ilgili bütün kağıtlar okunduktan sonra gereği görüşüldü: Temyiz ilamında yer alan açıklamalara göre 6217 sayılı Kanunun 30.maddesi ile 6100 sayılı Hukuk Muhakemeleri Kanunu’na eklenen “Geçici madde 3” atfıyla uygulanmakta olan 1086 sayılı Hukuk Usulü Muhakemeleri Kanunu’nun 440.maddesinde sayılan sebeplerden hiçbirisine uygun olmayan karar düzeltme isteğinin REDDİNE, aynı Kanunun 442/3. ve 4421 sayılı Kanunun 4/b-1 maddeleri gereğince takdiren 203 TL. para cezasının karar düzeltme isteyenlerden alınarak hazineye gelir kaydedilmesine ve peşin harcın mahsubuna, 29.02.2012 gününde oyçokluğu ile karar verildi. KARŞI OY Dava tapu iptal ve tescil istemine ilişkin olup, mahkemece şirkete ait tek taşınmazın 3 ortaklı bulunan şirketin ortaklar kurulu kararı olmadan müdür olan davalı Murat'ın verdiği vekaletname ile diğer davalı ortak Nevzat tarafından diğer davalıya satıldığı ve satışın muvazzalı olduğu gerekçesiyle davanın kabulüne karar verilmiş ise de, mahkemenin ortaklar kurulu kararı ile ilgili gerekçesi yerinde değildir. Zira yukarı da da belirtildiği üzere 3 ortağı bulunan şirketin satışını isteyen 2 ortağının payı %60 nispetindedir. Her ne kadar ortada ıslak imzalı bir ortaklar kurulu kararı mevcut değil ise de; satış için vekalet veren müdür ile satışı gerçekleştiren ortağın payı % 60 olduğundan, artık somut olayda ortaklar kurulu kararı mevcut değildir denemez. Ayrıca 3585 sayılı Yasa ile değişik TTK'nun 388. maddesinde taşınmaz satımı için ağırlaştırılmış nisap öngörülmemiş olduğundan, şayet şirket anasözleşmesinde dava konusu işlem için bir ağırlaştırılmış nisap öngörülmemiş ise, işlemde bu açıdan bir usulsüzlüğün mevcut olmadığı sonucuna varılacaktır. Mahkemece bu husus araştırılmadığı gibi, dosya içeriğinden de bu husus anlaşılamadığından eksik inceleme söz konusudur. Öte yandan, muvazza iddiası bakımından da mahkeme gerekçesi yerinde değildir. Zira tapuda devir bedelinin düşük gösterilmesi tek başına işlemin muvazzalı olduğu sonucunu doğurmaz. Davalı alıcı tapuda gösterilen tutardan fazla ödeme yapmış ve dinlenen tanıklar da satışın muvazzalı olduğu yolunda bir beyanda bulunmamışlardır. Ayrıca, satın alan kişi satın alınan yerde parasal bir sürü işlem yaptırmıştır. Öte yandan, taşınmaz üzerinde haciz ve ipotek mevcut olduğundan söz edilmektedir. Davalı taraf da bilirkişi raporuna itiraz etmiştir. Savunulduğu üzere taşınmaz üzerinde haciz ve ipotek varsa bunlar satış bedeline tesir edecektir. Mahkemece bu yönde de yeterli araştırma yapılmamış olduğundan, hüküm bu yönüyle de eksik incelemeye dayalıdır. Kaldı ki, şayet taşınmaz düşük bedelle satılmış ise, bu işlemi yapan şirket müdürü hakkında bir sorumluluk davasına konu olabilecektir. Açıklanan tüm bu nedenlerle davalı M. B.'in karar düzeltme itirazının kabulüyle Hukuk Genel Kurulu'nun temyiz onama ilamının ortadan kaldırılarak yerel mahkeme kararının değişik gerekçe ile bozulması görüşünde olduğundan sayın çoğunluğun kararına karşıyım.

Eşleştirme iki kanıta dayanır: kararın kendi metnindeki madde atfı ve şerh kitaplarının o kararı hangi maddenin altında bastığı. Otomatik üretilmiştir, hukuki tavsiye değildir; kararın güncelliğini ve sonraki içtihat değişikliklerini ayrıca denetleyin.