6102 sayılı Türk Ticaret Kanunu Madde 41

Türk Ticaret Kanunu 41. maddesi, Hukuksal Eğitim mevzuat kütüphanesinde tam metin olarak yayımlanmıştır. Aşağıda maddenin tam metni, maddeyle eşleşen yüksek mahkeme kararları ve bu maddeden çıkmış sınav soruları yer alır. Ham metin için adresin sonuna /raw ekleyin.

Madde Metni

MADDE 41- (1) Gerçek kişi olan tacirin ticaret unvanı 46 ncı maddeye uygun olarak yapabileceği ekler ile kısaltılmadan yazılacak adı ve soyadından oluşur. 2. Tüzel kişiler a) Kollektif ve komandit şirketler

Bu Maddeyle İlgili Yüksek Mahkeme Kararları

4 karar eşleşti
11. Hukuk Dairesi, 2023/6879 E., 2024/7980 K.
orta eşleşmeKarar metninde maddeye atıf varAnkara Bölge Adliye Mahkemesi 20. Hukuk Dairesi
Yine aynı kararda belirtildiği üzere "TTK 41. maddesi gereğince davalı tüm ticari iş ve evraklarında ticari unvanı kullanmak ve tescil olunan ticaret unvanını ticari işletmenin giriş cephesine herkes tarafından kolayca görülebilecek bir yerine yazılması zorunluluğunun olduğu, böylece davacı h
11. Hukuk Dairesi         2023/6879 E.  ,  2024/7980 K. "İçtihat Metni" MAHKEMESİ :Ankara Bölge Adliye Mahkemesi 20. Hukuk Dairesi SAYISI :2021/1296 Esas, 2023/1213 Karar HÜKÜM :Esastan ret İLK DERECE MAHKEMESİ :Ankara 3. Fikri ve Sınaî Haklar Hukuk Mahkemesi SAYISI :2020/305 E., 2021/218 K. Taraflar arasındaki markaya tecavüzün tespiti, men'i ve ref'i ile haksız rekabetin tespiti, men'i ve ref'i, davalıya ait 2015/62895 sayılı markanın hükümsüzlüğü, ticaret ünvanının terkini, davalıya ait ... alan adının iptali davasından dolayı yapılan yargılama sonunda İlk Derece Mahkemesince davanın kısmen kabulüne karar verilmiştir. Kararın taraf vekilleri tarafından istinaf edilmesi üzerine, Bölge Adliye Mahkemesince davacı vekilinin istinaf başvurusunun reddine, davalı vekilinin istinaf başvurusunun kabulü ile İlk Derece Mahkemesi hükmü kaldırılarak yeniden esas hakkında hüküm kurulmak suretiyle davanın kısmen kabulüne karar verilmiştir. Bölge Adliye Mahkemesi kararı taraf vekilleri tarafından temyiz edilmekle; kesinlik, süre, temyiz şartı ve diğer usul eksiklikleri yönünden yapılan ön inceleme sonucunda, temyiz dilekçelerinin kabulüne karar verildi. Tetkik Hâkimi tarafından hazırlanan rapor dinlendikten sonra dosyadaki belgeler incelenip, gereği düşünüldü. KARAR I. DAVA Davacı vekili dava dilekçesinde; müvekkilinin Türkiye'de 2006/45225, 2013/45142, 2014/98166, 2014/ 55963 ve 2019/91317 sayılı "...+şekil" ve "AL-..." kelime ibareli marka tescilleri bulunduğunu, ''...'' alan adının müvekkili adına tescilli olduğunu, “...” markasının Paris Sözleşmesi ve 6769 sayılı Kanun hükümleri uyarınca tanınmış marka olduğunu, davalının 29 uncu sınıfta tescilli 2015/62895 sayılı "..." markasının müvekkili markası ile aynı ve ayırt edilemeyecek düzeyde benzer olduğunu, aynı tür ve benzer malları kapsadığını, davalı yanın gerek ticaret unvanı gerek alan adı kullanımlarında "..." ibaresini kullandığını, davalı "..." markasının sahibi olsa da, www.aldurrafoods.com alan adı üzerinden faaliyet gösterdiğini, kullanımlarını da bu şekilde gerçekleştirdiğini, davalıya ait dava dışı 2015/32344 sayılı marka başvurusu müvekkilinin markası mesnet gösterilerek re'sen reddedildiğinden davacı markasından haberdar olmamasının hayatın olağan akışı ile bağdaşmayacağını, davalının ürün kataloğunda müvekkilinin marka logosuna da yer verilerek referanslar arasında belirtilmiş olduğunu, müvekkilinin ticaret unvanı da olan "..." ibaresi üzerinde öncelik hakkı bulunduğunu, davalının kullanımlarının müvekkilinin marka hakkına tecavüz teşkil ettiğini, haksız rekabet oluşturduğunu, davalının markasını tescilli olduğu şekilde değil, davacı markası ile aynı olacak şekilde kullandığını, bunun tespiti için www.aldurrafoods.com, www.ektraprivatelabel.com ve ... alan adları üzerinde bilirkişi incelemesi yapılmasının önem arz ettiğini ileri sürerek, davalının müvekkilinin marka hakkına vaki tecavüzünün tespitine, men ve ref'ine, haksız rekabetin tespiti, men ve ref'ine, davalı adına kayıtlı 2015/62895 sayılı "..." marka tescilinin hükümsüzlüğüne ve sicilden terkinine, davalının ticaret unvanının hükümsüzlüğü ile davalıya ait ... alan adının iptaline karar verilmesini talep etmiştir. II. CEVAP Davalı vekili cevap dilekçesinde; TÜRKPATENT kayıtlarında davacının tanınmış markasının bulunmadığını, davacının "Al-...+şekil" ve "...+ŞEKİL" kelime ve şekil markaları mevcut iken tanınmışlığa dayanak gösterilen belgelerdeki kullanımların farklı olduğunu, hangi marka ve sınıf için tanınmışlık iddiasında bulunulduğunun belirsiz olduğunu, müvekkili Alldurra’nın 13.01.2015 tarihinde kurulduğunu ve kurulduğu tarihten itibaren Türkiye'de üretilen gıda ürünlerini yurt dışına ihraç ettiğini, davacının ... alan adının iptaline ilişkin talebinin davalı şirketi ilgilendirmediğini, “www.aldurrafoods.com” web sitesinde davacı şirketin 32 inci sınıf mallar yönünden üretim, satış, ihraç ve marka kullanımı bulunmadığını, www.aldurrafoods.com alan adının 30.12.2014 tarihinden itibaren kullanmaya başlandığını, www.archive.org üzerinden incelendiğinde, web sitesinde ... Foods ibaresi ile kastedilen www.aldurrafoods.com alan adından hareketle ve davalı şirketin kılavuz sözcüğü olan Alldurra ibaresinin okunuşuna yer verilmesinden ibaret olduğunu, ... Foods ibaresi ile 29 ve 30. sınıf ürünlerin değil, davalı şirketin tanıtımının yapıldığını, davacının aynı sektörde yer almasına ve yurt dışında aynı alıcılara hitap etmesine rağmen 30.12.2014 tarihinde alınmış olan bu alan adının aradan geçen 5 yıldan fazla sürede terkinini talep etmemiş olması ve dava tarihine kadar sessiz kalmış olması karışışında davacının alan adı terkinine yönelik talebinin hakkın kötüye kullanılması olduğunu, davacının Türkiye'de markasını tescil ettirmesine rağmen, Türkiye'de acentesi, şubesi ve temsilcisi olmadığı gibi Türkiye'deki alıcılara yönelik fiili veya kendi internet sitesi üzerinden bir satışı da bulunmadığını, müvekkili şirketin de Türkiye’de faaliyeti olmadığını, müvekkili bakımından ancak www.aldurrafoods.com alan adında yer alan ... ibaresine ve ticaret unvanında yer alan Alldurra ibaresine yaklaştırma söz konusu olduğunu, "... foods" ibaresi ile davacı markası ve davacının sunduğu belgelerde yer alan "...+şekil" ibaresi karşılaştırıldığında, genel görünüm itibariyle benzerliğin ve karıştırılma ihtimalinin mevcut olmadığını, davalı şirketin "...+şekil" markasının 29.07.2015 tarihinden itibaren koruma altında olduğunu, 29.09.2016 tarihli kullanım davalı şirket markasının koruma tarihinden sonra olduğundan bu kullanımın tescil kapsamında, hukuka uygun kullanım kabul edilmesi gerektiğini, tescilli ... markasının La ... şeklinde kullanmasının da markanın ayırt edici özelliği bozulmadan kullanım olduğunu, davalı şirketin 2015/62985 sayılı ... markasının 29. sınıfa ait malları kapsarken, davacının 2006/45225, 2013/45142, 2014/98166 sayılı malları farklı mal ve hizmetlerle ilgili olduğundan hükümsüzlük nedeni yapılamayacağı, 2019/91317 numaralı markanın başvuru tarihi, davalı şirket markasının tescilinden sonra olduğundan hükümsüzlük değerlendirmesinde dikkate alınmasının mümkün bulunmadığını, davacının 29. sınıfta tescilli 2014/55963 sayılı "Al-...+şekil" markası ile davalının "...+şekil" markası bütünsel olarak karşılaştırması yapıldığında işaretlerin benzer olmadığını, ticaret unvanı hükümsüzlüğü için dayanılan 2014/55963 sayılı davacı markasının yayın tarihinin 12.12.2014 olduğunu, müvekkilinin kuruluş tarihinin 13.01.2015 olduğunu, taraf şirketler arasında ticari ilişki bulunmadığını, davalı şirketin ... ibaresini markasal kullanımı olmadığını savunarak, davanın reddini istemiştir. III. İLK DERECE MAHKEMESİ KARARI İlk Derece Mahkemesince, davalı markasında yer alan 29 uncu sınıftaki emtialarının davacının ... tescil numaralı markasındaki 29 uncu sınıf ile aynı tür olduğu, 30 uncu sınıftaki “Kahve, kakao; kahve veya kakao esaslı içecekler, çikolata esaslı içecekler. Makarnalar, mantılar, erişteler. Pastacılık ve fırıncılık mamulleri, tatlılar. Bal, arı sütü, propolis. Yiyecekler için çeşni/lezzet vericiler, vanilya, baharatlar, domates sosları dahil olmak üzere soslar. Mayalar, kabartma tozları. Toz şeker, kesme şeker, pudra şekeri. Çaylar, buzlu çaylar. Şekerlemeler, çikolatalar, bisküviler, krakerler, gofretler. Sakızlar. Dondurmalar, yenilebilir buzlar. Tuz. Pekmez” ürünleri ile benzer, ilişkili olduğu, davacının 2014 98166 tescil numaralı markasında yer alan 43 üncü sınıftaki ''Yiyecek ve içecek sağlanması hizmetleri''nin davalının markasındaki 29 uncu sınıf mallarla ilişkili olduğu, davalı markası ile davacının hükümsüzlüğe mesnet markası arasında bütüncül değerlendirme sonucunda marka ve işaretler arasında ilişkilendirme de dahil karıştırılma/benzerlik ihtimalinin bulunduğu, davacı markalarının tanınmışlığını ispata yönelik dosya içerisinde yeterli delile rastlanılmadığı, davacının tescilli markasından doğan hakların, ilgili tüketici nezdinde karıştırılma ihtimaline yol açması nedeniyle davalı tarafça ihlal edildiği, alan adları yönünden 29.06.2016 tarihinde “AL ...” ibareli kullanımların bulunduğu, dava açıldıktan sonra alan adına ilişkin 25.11.2020 tarihinde güncelleme olduğu ve www.aldurrafoods.com alan adı yerine http://extraprivatelabel.com adresine yönlendirildiği, site içerisine girildiğinde referanslar bölümünde davacı markasına aynen yer verildiği, ... alan adı yönünden de davacı markasına yanaştığı, davacının markasının serisi, yeni bir versiyonu gibi algılanabileceği, yine satışı yapılan zeytinyağı, konserve yaprak ürünlerinin davacının tescili kapsamında bulunan 29 uncu sınıftaki “Yenilebilir bitkisel yağlar. Kurutulmuş, konservelenmiş, dondurulmuş, pişirilmiş, tütsülenmiş, salamura edilmiş her türlü meyve ve sebzeler” emtiaları ile aynı, aynı tür, benzer olduğu, ticaret unvanı ile davacı markasının benzer olduğu ve davalı ana sözleşmesinde yer alan amaç ve konunun davacı markası kapsamında tescilli mallarla aynı, aynı tür olduğu, davacının ... tescil numaralı markasının koruma tarihinin başvuru tarihi olan 03.07.2014 olduğu, davalı ticaret unvanının tescil tarihinin ise 14.01.2015 olduğu, tarih itibariyle ticaret unvanının terkininin gerektiği, davalı tarafın “...+şekil” şeklindeki markasal kullanımlarının ve internet sitesinde davacı markasına yer vermesinin davacı adına tescilli 2014/55963 sayılı "Al-..." markası ile haksız rekabet oluşturduğu gerekçesiyle, davanın kısmen kabulüne, 2015/62895 sayılı markanın hükümsüzlüğüne ve sicilden terkinine, davalının www.aldurrafoods.com, www.extraprivatelabel.com ve ... internet sitesinin davacı markalarına yer vermesinin marka hakkından doğan haklara tecavüz ve haksız rekabet teşkil ettiğinin tespitine, men ve ref'ine, davalının ticaret ünvanının terkinine karar verilmiş, hüküm taraf vekillerince istinaf edilmiştir. IV. BÖLGE ADLİYE MAHKEMESİ KARARI Bölge Adliye Mahkemesince, 6100 sayılı Hukuk Muhakemeleri Kanunun 110 uncu maddesi uyarınca, davacının, aynı davalıya karşı birden fazla asli talebini, aynı dava dilekçesinde ileri sürmesinin mümkün olduğu (objektif dava birleşmesi), böyle hallerde her bir asli talep yönünden ayrı vekalet ücretinin değerlendirilmesi gerektiği, ne var ki somut olayda marka hakkına tecavüzün ve haksız rekabetin tespiti, men'i, ticaret unvanı terkini ve marka hükümsüzlüğüne ilişkin istemin tek bir davanın konusunu oluşturduğu, maddi ve manevi tazminat talep edilmediği, bu nedenle vekille temsil olunan davacı yararına tek vekalet ücretine hükmedilmesinin yerinde olduğu, ancak mahkemece davalının ticaret unvanının ALLDURRA olduğu, davacının “...” ve “...” esas unsurlu markaları ile bütünsel anlamda benzerlik ihtiva ettiği, davalı markasında yer alan ikinci “L” harfinin davalının markasını farklılaştırmaya yeterli olmadığı, davalının ana sözleşmesinde yer alan amaçlarının, davacının 2013 45142 tescil numaralı markasının kapsamındaki 31. sınıf emtialar ile aynı, aynı tür olduğu, yine davacının ... tescil numaralı markasında yer alan 29. ve 30. sınıftaki emtialarla davalı faaliyetlerinin aynı, aynı tür, benzer olduğu gerekçesiyle davalının ticaret unvanının terkinine karar verilmiş ise de, davalı vekilinin sessiz kalma yoluyla hak kaybına ilişkin savunması üzerinde durulmadığı, 10.01.2017 tarihli RG.'de yayımlanarak yürürlüğe giren ve iş bu davanın açıldığı 02.10.2020 tarihi itibariyle olaya uygulanması gereken 6769 sayılı Sınai Mülkiyet Kanunu'nun 7/3. maddesi "Aşağıda belirtilen durumlar, işaretin ticaret alanında kullanılması hâlinde, ikinci fıkra hükmü uyarınca yasaklanabilir" hükmünü, anılan fıkranın (e) bendi ise "İşaretin ticaret unvanı ya da işletme adı olarak kullanılması." hükmünü havi olduğu, aynı Yasa'nın 29/1-a maddesi uyarınca da marka sahibinin izni olmaksızın, markayı 7. maddede belirtilen biçimlerde kullanmak fiili, marka hakkına tecavüz sayılacağı, o halde SMK.'nın 7/3. maddesine göre tescilli bir marka hakkı sahibinin, markasının ticaret unvanı veya işletme adı olarak kullanılmasını yasaklayabilmesi ve bu durumun SMK.'nın 29/a maddesi uyarınca marka hakkına tecavüz sayılabilmesi için, bu kullanımın "ticaret alanında" gerçekleşmesi ve marka sahibinin izni olmadan, aynı Yasa'nın 7/2. maddesinde belirtilin fiillerin işlenmesinin şart olduğu, ticaret unvanının temel işlevinin bir taciri diğer tacirlerden ayırt etmek olduğu, markanın temel işlevinin ise malı ya da hizmeti ayırt etmesi, malın ya da hizmetin kaynağı ve kalitesi konusunda tüketiciye garanti vermesi olduğu, markanın işletmenin sahibini, ürünün üreticisini, hizmetin sağlayıcısını gösterme işlevi, kural olarak olmadığı, Yargıtay Hukuk Genel Kurulu’nun 12.12.2007 tarihli 2007/11-965 E.- 2007/961 K. sayılı kararında da belirtildiği üzere "Marka da ticari unvan da "ayırt edici işaretlerdir". Marka, bir teşebbüsün ürün ve hizmetlerini, rakiplerinkinden ayırmaya yönelik olup; ticari unvan ise, tacirlerin ticari işletmesine ilişkin muamelelerinde, icrasında kullanmak zorunda olduğu ismidir. Her ikisi de ayırt edici işaret olarak kullanılmaları nedeniyle "ayırt edicilik" kapasitesine sahiptir. Bu nedenle, tescil sırasında bu ibarenin serbest olması, yani üçüncü şahsın ibare üzerinde hukuken ileri sürebileceği bir hakkının bulunmaması gerekir". Yine aynı kararda belirtildiği üzere "TTK 41. maddesi gereğince davalı tüm ticari iş ve evraklarında ticari unvanı kullanmak ve tescil olunan ticaret unvanını ticari işletmenin giriş cephesine herkes tarafından kolayca görülebilecek bir yerine yazılması zorunluluğunun olduğu, böylece davacı hizmet markası davalı ise ticari unvan olarak aynı ayırt edici işareti işyerinin giriş cephesine yerleştireceklerinden tüketicinin üniversite veya okulların orijinini karıştırması kaçınılmaz olacaktır". O halde ticaret unvanının özellikle hizmet sınıfındaki ticarî faaliyetlerde kullanılması halinde, unvan sadece bir taciri diğer tacirlerden ayırmayacak, bundan başka mallar ve özellikle hizmetler için "ayırt edicilik" fonksiyonunu da yerine getireceği, buradan da anlaşılacağı üzere, ticaret unvanı ile markanın işlevleri farklı ise de bu işlev farkının kesin olmadığı, TTK.'nın 18/1 hükmüne göre her tacirin bir ticaret unvanı seçmek ve kullanmak zorunda olduğu, TTK.'nın 39/2. bendinde de unvanın işletmenin girişinde gösterilmesinin zorunlu kılındığı, ancak unvanın işletmenin görülebilecek bir yerine yazılacak olması, özellikle hizmet sunan işletmeler bakımından, ticaret unvanının marka fonksiyonlarını da ifa etmesi sonucunu ortaya çıkardığı, ticaret unvanı hizmet sunan işletmelerde marka gibi kullanılmakta, bu nedenle de tüketici gözünde unvan ve markanın fonksiyonlarının karıştırılması ihtimali ciddi şekilde artmakta, hizmet alanında faaliyet gösteren işletmeler, tüketicilerle yakın ilişki içerisinde bulunduklarından, birçok halde unvan, tüketiciler gözünde marka olarak algılanmakta, bu da kaçınılmaz bir sonuç olarak marka hakkının ihlalini ortaya çıkardığı, ticaret unvanı ve işletme adı kullanımıyla marka arasında, mal ve hizmetlerin ticari kaynağına yönelik bir ilişkilendirme veya karıştırma ihtimali varsa, marka sahibinin yasaklama yetkisini kullanabileceği, ne var ki, Yargıtay 11. Hukuk Dairesi'nin 14.06.2012 tarih, 2010/8788 Esas, 2012/10516 Karar sayılı ilamında açıklandığı üzere, marka hakkı sahibinin, hareket tarzı ile hakkın ihlaline zımnen müsaade ettiği hallerde, markayı uzunca bir süre izinsiz kullanan kişinin bu kullanımına artık karşı çıkamayacağı, hukuka aykırı davranışın önlenmesine veya hukuka aykırı duruma son verilmesine ilişkin talebin kullanılmasını çok geciktiren kimsenin MK'nun 2. maddesinde anlamını bulan dürüstlüğe aykırı davranıp davranmadığının değerlendirilmesinin zorunlu olduğu, zira, haklı başka bir gerekçe olmadığı sürece, uzun süre tecavüze sessiz kalarak üçüncü kişiler nezdinde güven yaratan kişilere dava açma hakkının tanınmaması gerektiği, somut olayda da, davalının "ALLDURRA" ibareli ticaret unvanının 14.01.2015 tarihinde tescil edildiği, davalı tarafından sunulan davacı ile yapılan ticarete ilişkin e-mail yazışmalarının aidiyeti tespit edilememiş ise de, ibraz edilen fatura içeriklerine göre 2015 yılında taraflar arasında davalının ticaret unvanı ve "..." ibaresi kullanılmak suretiyle alışveriş yapıldığı ve 2016 yılında da ticaretin devam ettiği, bu nedenle davacının davalının kullanımlarından haberdar olmasına karşın tescil tarihinden dava tarihine kadar beş yıldan uzun bir süre karşı çıkmaması nedeniyle sessiz kalma yolu ile hak kaybına uğradığının kabulü ile davacının ticaret unvanı terkini isteminin reddine karar verilmesi gerekirken, yanılgılı gerekçe ile (ticaret unvanındaki ilgili ibare yerine) ticaret unvanının tümüyle terkinine karar verilmesi usul ve yasaya uygun olmadığı gerekçesi ile davacı vekilinin tüm, davalı vekilinin diğer istinaf itirazlarının reddine, davalı vekilinin yukarıda açıklanan istinaf başvurusunun kabulü il İlk Derece Mahkemesi kararının kaldırılmasına, davanın kısmen kabulüne, 2015/62895 sayılı markanın hükümsüzlüğüne ve sicilden terkinine, davalının www.aldurrafoods.com, www.extraprivatelabel.com ve ... internet sitesinin davacı markalarına yer vermesinin marka hakkından doğan haklara tecavüz ve haksız rekabet teşkil ettiğinin tespitine, men ve ref'ine, fazlaya ilişkin istemin reddine karar verilmiş, karar taraf vekillerince temyiz edilmiştir. V. TEMYİZ İNCELEMESİ 1. Uyuşmazlık ve Hukuki Nitelendirme Dava,markaya tecavüzün tespiti, men'i ve ref'i ile haksız rekabetin tespiti, men'i ve ref'i, davalıya ait 2015/62895 sayılı markanın hükümsüzlüğü, ticaret ünvanının terkini, davalıya ait ... alan adının iptali istemine ilişkindir. 2. İlgili Hukuk 1.6100 sayılı Hukuk Muhakemeleri Kanunu’nun (6100 sayılı Kanun) 369 uncu maddesinin birinci fıkrası ile 370 ve 371 inci maddeleri. 2.6100 sayılı Hukuk Muhakemeleri Kanun'un 110 uncu maddesi. 3. Değerlendirme İlk Derece Mahkemesince verilen karara yönelik olarak yapılan istinaf başvurusu üzerine 6100 sayılı Kanun'un 355 vd. maddeleri kapsamında yöntemince yapılan inceleme sonucunda Bölge Adliye Mahkemesince esastan verilen nihai kararda, dosya kapsamına göre saptanan somut uyuşmazlık bakımından uygulanması gereken hukuk kurallarına aykırı bir yön olmadığı gibi aynı Kanun'un 369 uncu maddesinin birinci fıkrası ve 371 inci maddelerinin uygulanmasını gerektirici nedenlerin de bulunmamasına göre usul ve yasaya uygun Bölge Adliye Mahkemesi kararının onanmasına karar vermek gerekmiştir. VI.SONUÇ: Yukarda açıklanan nedenlerle, tarafların temyiz itirazlarının reddi ile Bölge Adliye Mahkemesince verilen kararın 6100 sayılı Kanun'un 370 inci maddesinin birinci fıkrası uyarınca ONANMASINA, aynı Kanun'un 372 nci maddesi uyarınca işlem yapılmak üzere dava dosyasının İlk Derece Mahkemesine, kararın bir örneğinin Bölge Adliye Mahkemesine gönderilmesine, aşağıda yazılı temyiz giderinin temyiz eden taraflara ayrı ayrı yükletilmesine, 18.11.2024 tarihinde kesin olarak oybirliğiyle karar verildi.

Diğer kararlar (3)

11. Hukuk Dairesi, 2021/1318 E., 2022/6172 K.
orta eşleşmeKarar metninde maddeye atıf varANKARA BÖLGE ADLİYE MAHKEMESİ 20. HUKUK DAİRESİ
tam metni aç
sınıftaki "enerji üretimi hizmetleri, jeneratörlerin kiralanması hizmetleri" için reddedildiği, davalının sicilde tescilli iştigal mevzuunun ise elektrik üretimi ve dağıtımı biçiminde belirlendiği, TTK'nın 41. maddesi uyarınca her tacir ve bu arada davalı ticari işletmesine müteallik muameleleri ticaret unvanı ile yapmaya ve işletmesi ile ilgili senet ve sair evrakı bu unvan altında imzalamaya mec
11. Hukuk Dairesi         2021/1318 E.  ,  2022/6172 K. "İçtihat Metni" MAHKEMESİ : ANKARA BÖLGE ADLİYE MAHKEMESİ 20. HUKUK DAİRESİ TÜRK MİLLETİ ADINA Taraflar arasında görülen davada Ankara 2. Fikri ve Sınaî Haklar Hukuk Mahkemesince verilen 21.03.2018 tarih ve 2017/283 E- 2018/131 K. sayılı kararın davacı vekili tarafından istinaf edilmesi üzerine, istinaf isteminin esastan reddine dair Ankara Bölge Adliye Mahkemesi 20. Hukuk Dairesi'nce verilen 13.11.2020 tarih ve 2019/597 E- 2020/972 K. sayılı kararın Yargıtay'ca incelenmesi davacı vekili tarafından istenmiş ve temyiz dilekçesinin süresi içinde verildiği anlaşılmış olmakla, dava dosyası için Tetkik Hakimi ... tarafından düzenlenen rapor dinlendikten ve yine dosya içerisindeki dilekçeler, duruşma tutanakları ve tüm belgeler okunup, incelendikten sonra işin gereği görüşülüp, düşünüldü: Davacı vekili, müvekkili şirketin TPMK nezdinde ‘‘KARENERJİ’’ ibareli markanın tescili için başvurada bulunduğunu, başvuruya davalılardan Kar Enerji Sistemleri Madencilik Tarım San. ve Tic. Ltd. Şti. tarafından itiraz edildiğini Markalar Dairesi Başkanlığı'nca itiraz haklı bulunmayarak reddine karar verildiğini, davalının karara karşı YDİK nezdinde itirazda bulunduğunu, itirazın kısmen kabul edildiğini, müvekkilinin ‘‘KAR’’ esas unsurlu seri markalarının TPMK nezdinde 2003 yılından bu yana tescilli olduğunu, başvuru konusu KARENERJİ markasının da seri marka niteliğinde olduğunu ileri sürerek YİDK'nın 2017-M-4926 sayılı kararının iptaline karar verilmesini talep ve dava etmiştir. Davalı kurum vekili, kurum kararının usul ve yasaya uygun olduğunu savunarak davanın reddini istemiştir. Davalı Şirket vekili, reddine karar verilen ‘‘KARENERJİ’’ ibareli marka başvurusunun müvekkilinin ticaret unvanı olan ‘‘KAR ENERJİ’’ ibaresinin aynısı olduğunu, iltibasa neden olacak marka başvurusu karşısında müvekkilinin ticaret unvanının korunması gerektiğini savunarak davanın reddini istemiştir. İlk Derece Mahkemesince yapılan yargılama ve toplanan delillere göre, davalının ticaret unvanının ayırıcı unsurunun KAR ENERJİ ibaresinden oluştuğu, davacının reddedilen markası da KARENERJİ sözcüğünden oluştuğu, her iki tanıtım işaretinin aynı olduğu, davacının marka tescil başvurusunun 39. sınıftaki "elektrik dağıtım hizmetleri" ile 40. sınıftaki "enerji üretimi hizmetleri, jeneratörlerin kiralanması hizmetleri" için reddedildiği, davalının sicilde tescilli iştigal mevzuunun ise elektrik üretimi ve dağıtımı biçiminde belirlendiği, TTK'nın 41. maddesi uyarınca her tacir ve bu arada davalı ticari işletmesine müteallik muameleleri ticaret unvanı ile yapmaya ve işletmesi ile ilgili senet ve sair evrakı bu unvan altında imzalamaya mecburdur. Tescil olunan ticaret unvanını ticari işletmesinin giriş cephesinin herkes tarafından kolaylıkla görülebilecek bir yerine okunaklı bir şekilde yazması da mecburidir. anılan hüküm uyarınca unvanının kullanımı hem ticaret unvanı, hem işletme adı ve hem de tescilsiz marka olarak kullanıma tekabül ettiği, davacının tescil ettirdiği markasının kapsamında bulunan hizmetlerin bir ticari işletme faaliyeti çerçevesinde sunulacağı, davacının KAR ENERJİ ibaresiyle anılan hizmetleri sunması hâlinde normal düzeyde bilgilendirilmiş, makûl ölçüde dikkatli, ticaret unvanı ile markayı aynı anda görüp detaylarını karşılaştıramayan, daha önce gördüğü, duyduğu ve yararlandığı davalı ticaret unvanı ile sunulan hizmetlerden istifade etmiş ortalama düzeydeki yararlanıcıların, davacı markası ile sunulan hizmetlerin varlığını öğrendiklerinde, davalı işletme ile bunları irtibatlandırmasının kaçınılmaz olduğu, bunun sonucu olarak davalı işletme ile ilgili edindikleri olumlu imaj ve çağrışımların etkisiyle davacı işletmenin anılan marka ile sunduğu hizmetlerden yararlanma yoluna gidebileceği, davalı şirketin ticaret unvanı dışında KAR ENERJİ ibaresini ayrıca tescilsiz işletme adı ve tescilsiz marka olarak uzun süreden bu yana kullanıyor olmasının haksız rekabet vakıasını güçlendirdiği, davalı şirketin tescilsiz marka ve işletme adı ile ticaret unvanı tescilinden doğan haklarına dayanarak 556 sayılı KHK'nın 8/3, 8/5 ve TTK'nın 56 ve 57. madde hükümleri uyarınca kendisi ile irtibatlandırılması kaçınılmaz olan KAR ENERJİ ibareli davacıya ait marka tesciline itiraz edebilme hakkı bulunduğu, bu nedenle davacı marka tescil başvurusunun reddine dair YİDK kararın hukuka uygun bulunduğu gerekçesiyle davanın reddine karar verilmiştir. Karara karşı, davacı vekili tarafından istinaf yoluna başvurulmuştur Bölge Adliye Mahkemesince davalının dava konusu marka tescil başvurusunun ilanına itiraz dilekçesinde hem önceye dayalı kullanım hakkına hem de ticaret unvanına dayandığı, dolayısıyla mahkemece hem 556 sayılı KHK'nın 8/3 ve hem de 8/5. maddelerine dayalı olarak davalının itirazının incelenmesinde bir isabetsizliğin olmadığı, davalının 02.02.2010 tarihinde tescil edilen ana sözleşmesine göre genel olarak "her türlü enerji kaynaklarından elektrik enerjisi üretimi, dağıtımı, satışı, ithalatı, ihracatı, mühendislik hizmetleri" iştigal alanı ile uğraştığı, davalının anılan hizmet sınıfında önceye dayalı markasal kullanımını da ispatladığı gerekçesiyle davacı vekilinin istinaf başvurunun esastan reddine karar verilmiştir. Kararı, davacı vekili temyiz etmiştir. Yapılan yargılama ve saptanan somut uyuşmazlık bakımından uygulanması gereken hukuk kuralları gözetildiğinde İlk Derece Mahkemesince verilen kararda bir isabetsizlik olmadığının anlaşılmasına göre yapılan istinaf başvurusunun HMK'nın 353/b-1 maddesi uyarınca Bölge Adliye Mahkemesince esastan reddine ilişkin kararın usul ve yasaya uygun olduğu kanısına varıldığından Bölge Adliye Mahkemesi kararının onanmasına karar vermek gerekmiştir. SONUÇ: Yukarda açıklanan nedenlerle, davacı vekilinin temyiz isteminin reddi ile Bölge Adliye Mahkemesince verilen kararın HMK'nın 370/1. maddesi uyarınca ONANMASINA, HMK'nın 372. maddesi uyarınca işlem yapılmak üzere dava dosyasının İlk Derece Mahkemesine, kararın bir örneğinin Bölge Adliye Mahkemesine gönderilmesine, aşağıda yazılı bakiye 26,30 TL temyiz ilam harcının temyiz eden davacıdan alınmasına, 22/09/2022 tarihinde kesin olarak oybirliğiyle karar verildi.
orta eşleşmeKarar metninde maddeye atıf var
tam metni aç
Tacir, ticari işletmesiyle işlemleri ticaret unvanıyla yapar; işletmesiyle ilgili senet ve diğer evrakı bu unvan altında imzalar (TTK. md.
Hukuk Genel Kurulu         2011/19-228 E.  ,  2011/328 K. "İçtihat Metni" MAHKEMESİ : İstanbul 14.Asliye Ticaret Mahkemesi TARİHİ : 08/12/2010 Taraflar arasındaki “çek istirdadı” davasından dolayı yapılan yargılama sonunda; Kadıköy 14. Asliye Ticaret Mahkemesince davanın reddine dair verilen 23.03.2009 gün ve 2007/825  esas, 2009/177 sayılı kararın incelenmesi davacı vekili tarafından istenilmesi üzerine, Yargıtay 19. Hukuk Dairesinin 01.06.2010 gün ve 2009/9341 esas, 2010/6774 karar sayılı ilamı ile; (...Davacı vekili, müvekkilinin dava dışı K... Gıda Ltd. Şti.nden aldığı 17.000.-TL. bedelli çeki kaybettiğini, bu nedenle açtığı çek iptali davasında davalı şirketin çeki dosyaya ibraz ettiğini, çekin nama yazılı olduğunu, müvekkili adına yapılan ciroda bulunan imzanın müvekkiline ait olmadığını, faktoring şirketi olan davalının fatura veya alacağın mal veya hizmet satışından doğmuş olduğunu tevsik eden belgelerle ilişkilendirilemeyen alacakları satın alamayacaklarını, müvekkilinin bir sonraki ciranta ile ticari ilişkisinin olmadığını, temlik edene karşı sahip olduğu def’ileri temellük edene karşı da ileri sürme hakkı olduğundan çekin müvekkiline teslimine karar verilmesini talep ve dava etmiştir. Davalı vekili, müvekkili şirketin davaya konu çekin yetkili hamili olduğunu, çekte bulunan ciro silsilesinin düzgün olması nedeniyle davacının iddialarının çek metninden anlaşılamadığını, müvekkilinin imzaların geçerliliğini inceleme yükümlülüğünün olmadığını, çekin dava dışı ....Taze Gıda Ltd. Şti.nden yapılan faktoring sözleşmesi gereğince alındığını, dava konusu çek olduğundan B.K.nun 167. maddesinin uygulanamayacağını TTK.nun 702 ve 704. maddeleri gereğince müvekkilinin çeki iade yükümlülüğünün olmadığını belirterek davanın reddini savunmuştur. Mahkemece yapılan yargılama sonucunda çekte bulunan davacı adına atılan ciro imzasının davacının eli ürünü olmadığının anlaşıldığı, kambiyo senetlerinde imzaların bağımsızlığı ilkesinin geçerli olduğu, davacının ciro imzasının sahte olmasının diğer ciranta imzalarının geçerliliğini etkilemeyeceği, davalı şirketin iyiniyetli hamil olduğu ve çeki kötüniyetli veya ağır kusurlu iktisap ettiğinin ispat edilememesi nedeniyle TTK.nun 704. maddesi gereğince davalının çeki geri verme yükümlülüğünün olmadığı gerekçesiyle davanın reddine karar verilmiş, hüküm davacı vekilince temyiz edilmiştir. İlk ciro imzasının davacıya ait olmadığı tespit edilmiştir. Bu durumda davacının çek nedeniyle sorumlu tutulması mümkün değildir. Davacı bu iddiasını davalıya karşı da ileri sürebileceğine göre davanın kabulüne karar verilmesi gerekirken, yazılı gerekçeyle davanın reddine karar verilmesi doğru görülmemiştir...) gerekçesiyle bozularak dosya yerine geri çevrilmekle, yeniden yapılan yargılama sonunda, mahkemece önceki kararda direnilmiştir. TEMYİZ EDEN: Davacı vekili HUKUK GENEL KURULU KARARI Hukuk Genel Kurulunca incelenerek direnme kararının süresinde temyiz edildiği anlaşıldıktan ve dosyadaki kağıtlar okunduktan sonra gereği görüşüldü: Dava, çekin istirdatı istemine ilişkindir. Yerel mahkemece, davanın reddine dair verilen karar, davacı vekilinin temyizi üzerine, Özel Dairece yukarıda başlık bölümünde yazılı gerekçeyle bozulmuş; mahkemece önceki kararda direnilmiştir. Direnme kararını, davacı vekili temyize getirmiştir. Direnme yoluyla Hukuk Genel Kurulu önüne gelen uyuşmazlık; davacı cirantanın çekteki imzanın kendisine ait olmadığı def'ini kendisinden sonra gelen cirantadan senedi faktoring sözleşmesi ile devralan davalıya karşı ileri sürüp süremeyeceği noktasında toplanmaktadır. Hukuk Genel Kurulu'nda yapılan görüşmeler sırasında öncelikle dava konusu çekin lehtar kısmında yazılı “Çam Ticaret” ibaresinin geçerli bir ticaret unvanı olup olmadığı tartışıldığından, konuya ilişkin şu açıklamaların yapılmasında yarar bulunmaktadır. Hukukumuzda kıymetli evrakı, hak sahibinin senetten tespiti şekline göre "nama", "emre" ve "hamile" yazılı kıymetli evrak olarak üçe ayırmak mümkündür. Hak sahibi, diğer bir deyişle alacaklı, senede hamil olmak keyfiyetiyle birlikte, bir temlik (alacağın temliki) işlemine de bakılarak tespit ediliyorsa, böyle bir senet "nama yazılı senet" niteliğindedir. Yani, senette mündemiç hakkın sahibi olabilmek için, senedin mülkiyetini karşı tarafa geçiren işlemin yanında, ayrıca bir de temlik muamelesinin yapılması, nama yazılı senetlerde şarttır. Nama yazılı kıymetli evrak, 6762 sayılı Türk Ticaret Kanunu (TTK)'nun 566. maddesinde, "Belli bir şahsın namına yazılı olup da, onun emrine kaydını ihtiva etmeyen ve kanunen de emre yazılı senetlerden sayılmayan kıymetli evrak, nama yazılı senet sayılır" şeklinde tanımlanmıştır. Nama yazılı senet için verilen tanımda iki husus üzerinde durulmuştur. Bir defa, "senedin belli bir şahsın namına (adına) yazılı olması" gerekir. Bu birinci şarttır (olumlu, pozitif şart). İkinci şart ise, "senedin emre kaydını ihtiva etmemesi" ve "kanunen de emre yazılı senetlerden sayılmamasıdır" (olumsuz, negatif şart). Bazı kıymetli evrak vardır ki, Kanun bunları, aksine bir kayıt taşımadıkları takdirde, emre yazılı saymıştır. Bunlar, belli bir şahıs namına yazılı olsa ve emre kaydı ihtiva etmese bile, kanun hükmü gereği emre yazılı kıymetli evrak sayılır. Böyle senetleri, ancak emre yazılı olmadıklarını "açıkça" belirtmek suretiyle nama yazılı olarak düzenlemek mümkündür. Bu belirtme, senede "menfi emre kaydı" konarak yapılır. Buna karşılık, senede hamil olma durumunun hak sahipliği sıfatını tespit yönünden yeterli olduğu senetler ise, "hamile yazılı kıymetli evraktır". Hamile yazılı kıymetli evrakta, "senedin hamili olma", alacaklılık sıfatının tespitinde yeterli olmaktadır. Hamile yazılı senetler, Türk Ticaret Kanunu'nun kıymetli evraka ilişkin kitabının üçüncü faslında hükme bağlanmıştır (TTK. md. 570-581). Hamile yazılı senetler için verilen genel tanım  şöyledir: "Senedin metin veya şeklinden, hamili kim ise, o kimsenin hak sahibi sayılacağı anlaşılan her kıymetli evrak, hamile (hamiline) yazılı senet sayılır" (TTK. md. 570/1). Görüldüğü üzere tanım, iki ana unsura dayanmaktadır: Bunlardan birincisi, hamile yazılı senetlerin kıymetli evrak olduğu; ikinci unsur ise, hamile yazılı senetlere, hamile yazılı senet niteliği kazandıran "hamile kaydı"dır. Hamile kaydı hakkında belli bir şekil öngörülmemiştir. Bazı senetlerin hamile yazılı düzenlenebileceği ise, Kanun'da açıkça belirtilmiştir: Hamile yazılı çek (TTK. md. 697), ipotekli borç ve irat senedi (TMK. md. 914), tahviller (TTK. md. 425/1), rehinli tahvilât (TMK. md. 971), intifa senetleri (TTK. md. 573), hamile yazılı havale (BK. md. 426) gibi… Öte yandan, senede hamil olma hali yanında, hak sahibinin tespiti bakımından bir "cironun yapılmış bulunması" keyfiyetinin de arandığı kıymetli evrak da vardır ki, bunlara "emre yazılı kıymetli evrak" denir. Emre yazılı senetler, kambiyo senetlerinden sonra yer alan ve "Kambiyo Senetlerine Benzeyen Senetler" başlığını taşıyan beşinci fasılda düzenlenmiştir. Kanun yapıcı, poliçe hakkındaki hükümlerin, bütün emre yazılı senetlerde de uygulanabileceğini düşünmüş; bu hükümler, özel bir hükümle farklı esaslar benimsenmediği sürece, diğer emre yazılı senetler için de uygulanabilecek genel hükümler olarak kabul edilmiştir. Emre yazılı senedin tanımı, TTK.nun 736. maddesinde yapılmıştır. Buna göre, "emre yazılı olan veya kanunen emre yazılı sayılan evrak, emre yazılı senetlerdendir" (TTK. md. 736). Tariften de anlaşılacağı üzere, emre yazılı senetler iki türlü olabilir: Ya, belli bir senet tipi kanun yapıcı tarafından "kanunen emre yazılı senetler" olarak kabul edilir; yahut da, esas itibariyle emre sayılmayan bazı senetlere "emre" kaydının konması suretiyle o senet emre yazılı senet haline getirilir (iradî olarak emre yazılı senetler). "Kanunen emre yazılı senet", belli bir tipe (gruba) dahil senetleri ifade eder. Bu tipe dahil senetlerin emre yazılı olduğu kabul edilir. Meselâ, kambiyo senetlerinin emre yazılı olması gibi. Poliçe, bono ve çek, "kambiyo senedi tipine dahil olduğu için" emre yazılı senettir. İsim ihtiva etmesine rağmen, "muayyen bir kimse lehine olarak, 'veya hamiline' kelimelerinin veya benzeri bir ibarenin ilâvesiyle keşide olunan çek, hamile yazılı çek sayılır" (TTK. md. 697/11) (F..Ö.., Kıymetli Evrak Hukuku, 11. Bası, Ankara 2005, s. 41- 51). Kıymetli evraka ilişkin bu açıklamalardan sonra, ticaret unvanı üzerinde de durulmalıdır: Ticaret unvanı, tacirin ticari işletmesine ilişkin işlemleri yaparken kullandığı isimdir. Bu yönüyle ticaret unvanı, taciri tanıtmaya ve onu diğer tacirlerden ayırt etmeye yarar. Ticaret unvanını sadece tacirler kullanabilir;  tacir olmayan kişi (esnaf) ticaret unvanı kullanamaz. TTK.nun 20/1. maddesine göre; tacir, kanun hükümlerine uygun olarak bir ticaret unvanı seçmeye ve kullanmaya mecburdur. Tacir, ticari işletmesiyle işlemleri ticaret unvanıyla yapar; işletmesiyle ilgili senet ve diğer evrakı bu unvan altında imzalar (TTK. md. 41/I). Ticaret unvanının da, ticaret siciline tescil ve ilanı gerekir (TTK. md. 42/I). Ticaret unvanı iki unsurdan oluşur. Bunlar, çekirdek ve ektir. Ticaret unvanının asli unsurunu, çekirdek oluşturur. Ek kullanılması, kural olarak zorunlu değildir. Gerçek kişi tacirlerde ticaret unvanının çekirdek kısmı, kişinin kısaltılmadan yazılacak ad ve soyadından oluşur (TTK. md. 43/I). Dolayısıyla ad ve soyadı A.. Ö..olan kişinin, ticaret unvanı da, “A.Ö..”dir. Ancak unvan, TTK.nun 43/I. maddesindeki yasaklama nedeniyle “A. Ö.” şeklinde yazılamaz (Sabih Arkan, Ticari İşletme Hukuku, 5. Baskı, Ankara 1999, s. 240- 241). TTK.nun 589. maddesi "Bir Poliçe, poliçe ile borçlanmaya ehil olmayan kimselerin imzasını, sahte imzaları, mevhum şahısların imzalarını yahut imzalayan veya namlarına imzalanmış olan şahısları herhangi bir sebep dolayısıyla ilzam etmeyen imzaları taşırsa, diğer imzaların sıhhatine bu yüzden halel gelmez" hükmünü amirdir. Bu hüküm gereğince, senetteki ciro silsilesinin düzgün olması ve senedi devralanın kötüniyeti veya iktisabında ağır kusuru bulunmaması halinde, senedi ciro ile devaralan iyiniyetli ve yetkili hamil sayılır. Hemen burada, davalı faktoring şirketinin dava konusu çeki usulüne uygun elde edip etmediği hususunun irdelenmesi gerekmektedir. Finansal Kiralama, Faktoring ve Finansman Şirketlerinin Kuruluş ve Faaliyet Esasları Hakkında Yönetmeliğin “Şirketlerin yapamayacakları iş ve işlemler” başlıklı 22. maddesine göre; “(1) Şirketler; a) Ana faaliyet konuları dışında faaliyette bulunamazlar, b) Teminat mektubu veremezler, c) 28/7/1981 tarihli ve 2499 sayılı Sermaye Piyasası Kanununa göre menkul kıymet ihracı ile uluslararası piyasalardan ödünç para alınması dışında mevduat veya her ne ad altında olursa olsun bir ivaz karşılığı para toplayamazlar. (2) Birinci fıkrada belirtilen hususlara ilave olarak faktoring şirketleri kambiyo senetlerine dayalı olsa bile, bir mal veya hizmet satışından doğmuş veya doğacak fatura veya benzeri belgelerle tevsik edilemeyen alacakları satın alamazlar veya tahsilini üstlenemezler”. Dolayısıyla faktoring şirketlerinin devir aldığı alacak, bir kambiyo senedinden kaynaklanıyor olsa bile, alacağı doğuran temel ilişkiye ait fatura veya benzeri belgelerle bunu tevsik etmeleri gerekmektedir. Bu hüküm, nitelikçe “düzenleyici amir bir hüküm” olarak kabul edilmektedir. Faktoring şirketinin müşterisinden temliken aldığı bir alacağı takip edebilmesi için; alacak bir kambiyo senedinden kaynaklansa bile faktoring sözleşmesi ile beraber, alacağı doğuran temel satım ilişkisine ait fatura ve benzeri belgeleri de ibraz etmek zorundadır. Faktoring sözleşmelerine, uygulamada “Alacağın Temliki” hükümleri uygulandığından, 818 sayılı Borçlar Kanunu’nun “Akdin Şekli” başlıklı 163. maddesi uyarınca yazılı şekilde yapılması gerekir (HGK'nun 03.11.2010 gün ve 2010/19-488-557 esas, karar sayılı ilamı). Yukarıda yapılan açıklamalara göre somut olay değerlendirildiğinde; Somut olaya gelince, davanın dayanağını oluşturan 17.000.TL meblağlı çek, dava dışı Kocabaşlar Gıda Ltd. Şti. tarafından “Ç..Ticaret” emrine düzenlenip, görünüşte “Ç..Ticaret H.. Ç..” tarafından B..Ltd. Şti.ne ciro edilmiş ve Bytaze Ltd. Şti. tarafından da faktoring şirketi olan davalı A.F.Hiz. A.Ş.’ye ciro edilmiştir. Ciro silsilesinde yer alan cirantalardan, dava dışı ByTaze Ltd. Şti. ile A..F.. A.Ş. arasında 22.05.2007 tarihli “F.. Temlik Sözleşmesi” düzenlendiği anlaşılmakta olup, çözümü gereken sorun; davalı A..F.. A.Ş.’nin davaya konu çeki, Finansal Kiralama, Faktoring ve Finansman Şirketlerinin Kuruluş ve Faaliyet Esasları Hakkında Yönetmeliğin 22/2. maddesine uygun olarak elinde bulundurup bulundurmadığıdır. Davalı faktoring şirketi, dosyaya dava dışı B.Ltd. Şti. tarafından davacı “Ç..Ticaret Haluk Ç. adına düzenlenmiş 01.08.2007 tarihli 6.615,35 TL'lik, 06.08.2007 tarihli 6.313,50 TL'lik ve 13.08.2007 tarihli 5.348,81 TL'lik üç adet fatura sunarak, davaya konu çeki bu temlik sözleşmesi gereğince, adı geçen şirketten, yönetmeliğin 22/2. maddesine uygun olarak temliken aldığını savunmuştur. Dosyaya sunulan faturaların incelenmesinde, çek bedeli ile fatura değerleri arasında bir uyum bulunduğu gibi adına fatura düzenlenen şahsın lehdar olarak ilk ciroda imzası bulunan davacı olduğu açıkça anlaşıldığından bu faturaların temel borçlandırıcı ilişkiye yeterli bir belge olduğu, ayrıca davalı ile dava dışı faturayı düzenleyen B..Ltd. Şti. arasında faktoring sözleşmesi bulunduğu da dikkate alındığında, davalı faktoring şirketinin anılan yönetmeliğin aradığı şartları yerine getirdiğinin ve davaya konu çekin, bir mal veya hizmet satışı sonucu temlik alındığının kabulü gerekmektedir. Yeri gelmişken, çekin niteliğine ilişkin tartışmaların ve buna göre varılan sonucun aktarılmasında da yarar vardır: Hukuk Genel Kurulu'nda yapılan görüşmeler sırasında öncelikle dava konusu çekin lehtar kısmında yazılı “Ç.. Ticaret” ibaresinin geçerli bir ticaret unvanı olup olmadığı tartışılmış ve sözkonusu ibarenin geçerli bir ticaret unvanı olmadığı, bu nedenle çekin hamiline yazılı çek olarak kabulü gerektiği, hamiline yazılı çekte de ciro imzasının sahte olmasının bir öneminin olmadığı, ciro silsilesinin görünüşte düzgün olmasının yeterli olduğu ve davalı faktoring şirketinin çeki ilgili yönetmeliğin hükümlerine uygun olarak elinde bulundurduğu anlaşıldığına göre yetkili hamil sayıldığından, davacının çekin istirdadı isteminde bulunamayacağı oyçokluğu ile kabul edilmiştir. Bu durumda mahkemece, dava konusu çekin geçerli bir ticaret unvanı emrine düzenlenmediğinden hamiline yazılı çek olduğu ve söz konusu çekte ciro silsilesinin görünüşte de olsa düzgün olduğu, davalı faktoring şirketinin usulüne uygun olarak çeki elinde bulundurmakla yetkili hamil olduğunun kabulü ile davacının çekin istirdadına yönelik davasının reddedilmiş olması; sonucu itibariyle usul ve yasaya uygun olup; bu nedenle karar onanmalıdır. S O N U Ç : Davacı vekilinin temyiz itirazlarının reddi ile, direnme kararının yukarıda açıklanan nedenlerle ONANMASINA, gerekli temyiz ilam harcı peşin alınmış olduğundan başkaca harç alınmasına mahal olmadığına, 18.05.2011 gününde yapılan ikinci görüşmede oyçokluğu ile karar verildi.
orta eşleşmeKarar metninde maddeye atıf var
tam metni aç
1.1.1957 tarihinde yürürlüğe giren 29.6.1956 günlü ve 6763 sayılı "Türk Ticaret Kanununun Mer'iyet ve Tatbik Şekli Hakkında Kanun'un 41.maddesi ile BK'nun 126.maddesine eklenen 4.fıkrada ise;
Hukuk Genel Kurulu         2013/19-78 E.  ,  2013/1624 K. "İçtihat Metni" ESAS NO : 2013/19-78 KARAR NO : 2013/1624 Taraflar arasındaki “ayıplı mal nedeniyle tazminat” davasından dolayı yapılan yargılama sonunda; Manavgat 1.Asliye Hukuk Mahkemesi’nce davanın  kabulüne dair verilen 08.12.2009 gün ve 2006/754 E., 2009/811 K. sayılı kararın incelenmesi davalı vekili tarafından istenilmesi üzerine, Yargıtay 19. Hukuk Dairesi'nin 10.02.2011 gün ve 2010/7911-2011/1566 sayılı ilamı ile; (... Davacı vekili, davalı tarafından kendisine teslim edilen domates fidelerinin hastalıklı olmasından dolayı meydana gelen zararının tahsilini talep ve dava etmiştir. Davalı vekili, davacıya verilen fidelerin hastalıklı olmadığını belirterek, davanın reddini savunmuştur. Mahkemece, taraflar arasındaki sözleşmeye göre davacının davalıya teslim ettiği tohumların fide haline getirildikten sonra davacıya tesliminin kararlaştırıldığı, davalının davacıya teslim ettiği domates fidelerinde hastalık olduğu, bilirkişi raporları ve bu raporlara yönelik itirazlar nedeniyle en son Ege Üniversitesi Ziraat Fakültesi öğretim üyelerinden seçilen üç kişilik akademisyen bilirkişiden alınan heyet raporuna göre davacının üretim sonrasında meydana gelen hastalığın davalının teslim ettiği domates fidelerinden kaynaklandığı, oluşan zararın davalı tarafından karşılanması gerektiği belirtilerek, 75.840.-TL’nin davalıdan tahsili suretiyle davanın kabulüne karar verilmiş, hüküm davalı vekili tarafından temyiz edilmiştir. 1-Dosyadaki yazılara kararın dayandığı delillerle gerektirici sebeplere, delillerin takdirinde bir isabetsizlik bulunmamasına göre, davalı vekilinin sair temyiz itirazlarının reddine karar vermek gerekmiştir. 2-Davacı vekili, 30.11.2006 tarihli dava dilekçesi ile fazlaya ilişkin haklarını saklı tutarak 11.110.-TL zararın tazminini istemiş olup, bu dava açısından ayıp ve zamanaşımı süreleri geçmemiştir. Davacı vekili 20.11.2009 tarihli ıslah dilekçesi ile talep sonucunu ıslah ederek istemini 75.840.-TL'ye yükseltmiş, davalı vekili ise zamanaşımı def'inde bulunmuştur. Kısmi dava açılması halinde, sadece dava açılan kısım yönünden zamanaşımının kesilmesi mümkün olup, dava açılmayan alacak miktarı yönünden zamanaşımı süresi işlemeye devam eder. Bu durumda, tarafların tacir olduğu dikkate alınarak TTK'nun 25/4 hükmüne göre, ıslah yoluyla talep edilen miktarın zamanaşımına uğradığı gözetilmeden yazılı şekilde hüküm kurulması usul ve yasaya aykırıdır...) gerekçesiyle bozularak dosya yerine geri çevrilmekle, yeniden yapılan yargılama sonunda; mahkemece önceki kararda direnilmiştir. TEMYİZ EDEN : Davalı vekili HUKUK GENEL KURULU KARARI Hukuk Genel Kurulu’nca incelenerek direnme kararının süresinde temyiz edildiği anlaşıldıktan ve dosyadaki kağıtlar okunduktan sonra gereği görüşüldü: Dava, ayıplı mal teslimi nedeniyle uğranılan zararın tazmini istemine ilişkindir. Mahkemece, davanın kabulüne dair verilen karar davalı vekilinin temyizi üzerine, Özel Daire'ce yukarıya metni aynen alınan gerekçe ile bozulmuş, mahkemece “taraflar arasındaki sözleşmenin “eser” niteliğinde olduğu, BK. m.126/b.4 göre, zamanaşımı süresinin 5 yıl olması nedeniyle ıslaha konu alacak miktarının zamanaşımına uğramadığı” gerekçesiyle önceki kararda direnilmiştir. Direnme kararını, davalı vekili temyize getirmiştir. Kısmi davada, süresi içerisinde ayıp ihbarında bulunulup, dava açılması nedeniyle bu kısma yönelik temyiz itirazları Özel Daire tarafından reddedildiğinden, uyuşmazlık dışıdır. Uyuşmazlık;taraflar arasındaki ilişkinin “satım sözleşmesi ” mi yoksa “eser sözleşmesi” mi olduğu; varılacak sonuca göre, ıslaha konu alacağın dava zamanaşımı süresinin dolup dolmadığı, noktasında toplanmaktadır. Öncelikle uyuşmazlığa ilişkin hukuki kavramların irdelenmesinde yarar vardır: Uyuşmazlığın çıktığı tarihte yürürlükte olan ve uygulanması gereken mülga 818 sayılı Borçlar Kanunu (BK)'nun 355. maddesinde eser sözleşmesi, istisna akdi olarak adlandırılmış olup, "istisna bir akittir ki onunla bir taraf (mütahhit) diğer tarafın (iş sahibi) vermeyi taahhüt ettiği bir semen mukabilinde bir şey imalini iltizam eder" şeklinde ifade edilmiş; 6098 sayılı Türk Borçlar Kanunu (TBK)'nun 470. maddesinde de, "Eser sözleşmesi, yüklenicinin bir eser meydana getirmeyi, iş sahibinin de bunun karşılığında bir bedel ödemeyi üstlendiği sözleşmedir." şeklinde tanımlanmıştır. Satım akdi ise, 818 sayılı BK'nun 182/1.maddesinde "satım bir akittir ki onunla satıcı, satılan malı alıcının iltizam ettiği semen mukabilinde alıcıya teslim ve mülkiyetini ona nakleylemek borcunu tahammül eder" şeklinde ifade edilmiş;  6098 sayılı TBK'nun 207/1. maddesinde de "...satıcının, satılanın zilyetlik ve mülkiyetini alıcıya devretme, alıcının ise buna karşılık bir bedel ödeme borcunu üstlendiği sözleşmedir." şeklinde tanımlanmıştır. Eser sözleşmesinin unsurları 818 sayılı Borçlar Kanunu'na göre bir şey imali; 6098 sayılı Türk Borçlar Kanunu'na göre bir eser meydana getirme, eser ve iş bedelidir. Satım akdinin unsurları da satılan mal, satış bedeli ve tarafların anlaşmasıdır. Eser sözleşmesinde yüklenici faaliyette bulunmak suretiyle bir sonucu gerçekleştirmektedir. Meydana getirme (imal) unsuru eser sözleşmesi ile satış sözleşmesi arasındaki en önemli farktır. Satış sözleşmesinde satıcı sözleşmenin yapıldığı sırada hazır olan bir şeyi, eser sözleşmesinde ise yüklenici iş sahibinin siparişi üzerine kendisinin meydana getirdiği şeyi bir bedel karşılığında teslim etmeyi üstlenmektedir. Nitekim, Yargıtay İçtihadı Birleştirme Büyük Genel Kurulu'nun 24.04.1978 gün ve E:3, K:4 sayılı ilâmının gerekçesinde, sözleşmede emek unsurunun değil de nesne teslimi üstün ise eser sözleşmesi değil, satış sözleşmesinin söz konusu olacağı belirtilmek suretiyle, ayırt edici unsurun imal (meydana getirme) olgusu olduğu vurgulanmıştır. Öğretide de satımı, eser sözleşmesinden ayırmada farklı ölçütler kullanılmakla birlikte ağırlıklı bir görüşe göre, malzeme unsuru ön planda ise satım sözleşmesi, emek unsuru ön planda ise eser sözleşmesi bulunduğu kabul edilmektedir (Mustafa Alper Gümüş:Borçlar Hukuku, Özel Hükümler, 2.Bası, Vedat Kitapçılık, İstanbul 2012, Sahife:8-9; Aydın Zevkliler/K.Emre Gökyayla:Borçlar Hukuku, Özel Borç İlişkileri, 13.Bası, Turhan Kitabevi, Ankara 2013, Sahife:475 vd.; Murat Aydoğdu/Nalan Kahveci:Türk Borçlar Hukuku, Özel Borç İlişkileri, 1.Baskı, İleri, İzmir 2013, Sahife:659; Kenan Tunçomağ:Borçlar Hukuku, Özel Borç İlişkileri, Cilt II, Fakülteler Matbaası, İstanbul 1974, Sahife:505 vd.; Haluk Tandoğan:Borçlar Hukuku, Özel Borç İlişkileri, Cilt:II, Vedat Kitapçılık, İstanbul 2010, Sahife:42 vd.). Somut olayda; taraflar arasında 10.07.2006 tarihli “sebze fidesi yetiştirme sözleşmesi” imzalanmıştır. Bu sözleşme ile davalı, davacının verdiği tohumları kendi seralarında ekip, dikilme aşamasına kadar fide haline getirip, fideleri teslim etmeyi, bir bedel karşılığında üstlenmiştir. Sözleşmede davalı satıcı, davacı alıcı olarak gösterilmiş ise de; bu hal sözleşmenin satım akdi olarak kabulü için yeterli değildir. Zira, 1086 sayılı HUMK'nın 76, 6100 sayılı HMK'nın 33. maddesine göre Hakim Türk Kanunları ve Hukukunu re'sen uygulayacağından maddi vakıaları ileri sürüp ispatlamak taraflara, hukuki vasıflandırma hakime aittir. Bu durumda davalı belirli bir bedel karşılığında emek ve becerisini kullanarak davacının verdiği tohumları ekip, sulamak, budamak, ilaçlamak gibi faaliyetlerde bulunarak fide haline getirip teslim etmeyi üstlendiğinden, taraflar arasındaki ilişki satım değil eser sözleşmesi olduğunun kabulü gerekir. Bu durum karşısında, eser sözleşmesinde ayıplı ifadan doğan hakların tabi olduğu zamanaşımı süresinin ne olduğuna da değinmek gerekir. BK'nun 363.maddesinin 1.fıkrasında; yapılan şeyin kusurlu olmasından dolayı iş sahibinin haiz olduğu hakların, alıcının haklarının tabi olduğu zamanaşımına bağlı olduğu açıklanmış; aynı maddenin 2. fıkrasında ise, gayrimenkul inşaatına ait kusurlardan dolayı iş sahibinin yükleniciye ve inşaata iştirak eden mimar ve mühendise karşı açacağı davanın, teslim tarihinden itibaren beş (5) yıllık zamanaşımına tabi olduğu hükme bağlanmıştır. Bu madde, eser sözleşmelerinde, yapılan şeyin kusurlu, diğer bir ifade ile ayıplı olması halinde dolayı iş sahibinin yükleniciye karşı açacağı davaların zamanaşımı süresini göstermektedir. Maddenin 2.fıkrası taşınmaz inşaatı ile ilgili olduğundan, 1.fıkranın taşınır mallarla ilgili olduğu anlaşılmaktadır. Birinci fıkranın gönderme yaptığı BK'nun 207/1.maddesinde taşınır malların satımında ayıba karşı tekeffülden dolayı açılacak her türlü davanın, teslim tarihinden itibaren bir (1) yıl geçmekle zamanaşımına uğrayacağı hükmü yer almaktadır. Aynı maddenin son fıkrasında, satıcı alıcıyı iğfal etmiş ise bir (1) yıllık zamanaşımından yararlanamayacağı açıklanmıştır. Mülga 6762 sayılı Türk Ticaret Kanunu (eTTK)'nun 25/4. maddesinde de, BK'nun 207.maddesindeki zamanaşımı süresinin tacirler arasındaki ticari satışlarda altı (6) ay olduğu hükmüne yer verilmiştir. BK'nun 126.maddesine 4.fıkra eklenmeden önce, eser sözleşmelerinde, yapılan şeyin kusurlu olmasından dolayı iş sahibinin yükleniciye karşı açacağı davaların zamanaşımı hakkında BK'nun yukarıda açıklanan 363.maddesi ve dolayısıyla BK'nun 207.maddesi ile eTTK.nun 25/4. maddesi hükümleri; eser sözleşmelerinden dolayı açılacak diğer davaların zamanaşımı süresi hakkında da, BK'nun 125.maddesi hükmü uygulanmakta idi. 1.1.1957 tarihinde yürürlüğe giren 29.6.1956 günlü ve 6763 sayılı "Türk Ticaret Kanununun Mer'iyet ve Tatbik Şekli Hakkında Kanun'un 41.maddesi ile BK'nun 126.maddesine eklenen 4.fıkrada ise; "...müteahhidin kasıt veya ağır kusuru ile akdi hiç veya gereği gibi yerine getirmemiş ve bilhassa ayıplı malzeme kullanmış veya ayıplı bir iş meydana getirmiş olması sebebiyle açılacak davalar hariç olmak üzere, istisna aktinden doğan bütün davalar" beş (5) yıllık zamanaşımı süresine bağlanmıştır. Bu fıkrada (istisna akdinden doğan bütün davalar) denildiği için, artık eBK'nun 363.maddesinin uygulanma olanağı kalmamıştır. Müteahhidin kasıt veya ağır kusuru ile akdi hiç veya gereği gibi yerine getirmemiş ve bilhassa ayıplı malzeme kullanmış yahut ayıplı bir iş meydana getirmiş olması sebebiyle açılacak davalar bu fıkra hükmünden hariç tutulmakla, bu gibi, davaların BK'nun 125.maddesindeki on (10) yıllık zamanaşımına tabi tutulması istenmiştir. Böylece eser sözleşmelerinden dolayı açılacak davalar, yüklenicinin kasıt veya ağır kusuru bulunması halinde on (10) yıl, diğer hallerde beş (5) yıllık zamanaşımına tabi tutulmuştur. BK'nun 126/4. maddesi, ayıplı işlerden dolayı açılacak davaları da kapsamına aldığından, 1.1.1957 tarihinden itibaren BK'nun 363 ve dolayısıyla BK'nun 207 ve eTTK'nun 25/4.maddelerinin uygulanması mümkün değildir. Kanun metninin, yorumu gerektirmeyecek bir şekilde açık olması halinde, yasama çalışmalarında geçen sözlere bakılarak, kanun metnine aykırı düşecek bir yoruma başvurulamaz. BK'nun 126.maddesine 4.fıkra eklenmesi TBMM. Adliye Encümeni'nde kabul edilmiştir. Adliye Encümeni raporunda; şirket, vekalet, komisyon, acentalık, tellallık ve eser sözleşmelerinden doğan davaların on yıllık uzun bir zamanaşımına tabi olmasının doğru olmadığı belirtilerek, bu gibi davaların beş yıllık zamanaşımına tabi tutulmasının doğru olacağı benimsenmiştir. TBMM. Genel Kurulu'nda da, bu madde, üzerinde müzakere açılmadan kabul edilmiştir. Adliye Encümeni raporundaki sözlere bakılarak, eser sözleşmelerindeki on yıllık zamanaşımı süresinin beş yıla indirildiği, BK'nun 363.maddesindeki bir ve beş yıllık zamanaşımı sürelerinin uygulanmasına devam edilmesi gerektiği yolundaki bir görüş, BK'nun 126/4. maddesindeki "istisna aktinden doğan bütün davalar" şeklindeki açık kanun hükmüne aykırı olduğu gibi, bu fıkradan hariç tutulan kasıt veya ağır kusurla ayıplı eser meydana getirilmesi halinde on yıllık zamanaşımı süresinin uygulanmasını öngören hüküm ile de bağdaşmaz. Nitekim, aynı ilke Hukuk Genel Kurulu'nun 03.04.1963 gün ve E:T-47, K:11; 06.01.1968 gün ve E:1966/T-1728, K:6; 31.10.1984 gün ve E:1982/15-1053, K:1984/891; 22.03.1995 gün ve E:1995/15-31, K:1995/196 sayılı ilamlarında da benimsenmiştir (Öğretideki tartışmalar ve aksi yöndeki görüşler için bakınız. Mustafa Alper Gümüş:Borçlar Hukuku, Özel Hükümler, 1.Bası, Vedat Kitapçılık, İstanbul 2010, Sahife:139 vd.;Haluk Tandoğan:Borçlar Hukuku, Özel Borç İlişkileri, Cilt:II, Vedat Kitapçılık, İstanbul 2010, Sahife:222 vd.;Kenan Tunçomağ:Borçlar Hukuku, Özel Borç İlişkileri, Cilt II, Fakülteler Matbaası, İstanbul 1974, Sahife:536 vd.;Cevdet Yavuz:Türk Borçlar Hukuku, Özel Hükümler, 4.Bası, Beta, İstanbul 1996, Sahife:481 vd.). Eldeki davada hukuki ilişki eser sözleşmesi niteliğinde olduğundan, uygulanması gereken zamanaşımı süresi de, 818 sayılı Borçlar Kanunu'nun 126/b.4 maddesine göre, beş (5) yıldır. Olayda teslim ile ayıbın tespit edilip alacağın muaccel olduğu 24.08.2006 gününden 20.11.2009 ıslah tarihine kadar beş (5) yıllık zamanaşımı süresi geçmediğinden, yerel mahkemenin zamanaşımı süresine ilişkin direnme kararı yerindedir. Ne varki, yerel mahkemece hükmedilen tazminat miktarına yönelik temyiz itirazları bozma nedenine göre Özel Daire tarafından incelenmediğinden, bu yöne ilişkin inceleme yapılmak üzere dosya Özel Daire'ye gönderilmelidir. SONUÇ:Yukarıda açıklanan nedenlerle direnme uygun bulunduğundan, davalı vekilinin yerel mahkemece hükmedilen tazminat miktarına yönelik temyiz itirazlarının incelenmesi için dosyanın 19. HUKUK DAİRESİNE GÖNDERİLMESİNE, 6217 sayılı Kanunun 30.maddesi ile 6100 sayılı Hukuk Muhakemeleri Kanunu’na eklenen “Geçici Madde 3” atfıyla uygulanmakta olan 1086 sayılı Hukuk Usulü Muhakemeleri Kanunu’nun 440/1 maddesi uyarınca kararın tebliğinden itibaren 15 gün içerisinde karar düzeltme yolu açık olmak üzere, 04.12.2013 gününde oyçokluğu ile karar verildi.

Eşleştirme iki kanıta dayanır: kararın kendi metnindeki madde atfı ve şerh kitaplarının o kararı hangi maddenin altında bastığı. Otomatik üretilmiştir, hukuki tavsiye değildir; kararın güncelliğini ve sonraki içtihat değişikliklerini ayrıca denetleyin.

Bu Maddeyle İlgili Sınav Sorusu

Ticaret Hukuku

Aşağıdakilerden hangisi "İşletme Adı" ile "Ticaret Unvanı" arasındaki temel farklardan biridir?

A) Ticaret unvanını tacirler, işletme adını esnaflar kullanır.
B) Ticaret unvanı taciri tanıtır, işletme adı işletmeyi tanıtır.
C) İşletme adı tescil edilirse korunur, ticaret unvanı tescilsiz de korunur.
D) Ticaret unvanı devredilebilir, işletme adı devredilemez.
E) Ticaret unvanı zorunlu değildir, işletme adı zorunludur.

Bu maddeyle ilgili 1 soru daha var!

Soruların tamamını çözmek, açıklamalı cevapları görmek ve Hukuksal Eğitim yapay zeka asistanı ile çalışmak için platforma katılın.

Hukuksal Eğitim Platformu'na Üye Ol